İstanbul Kilyos

İstanbul Kilyos

Şehir merkezine 45 dakika uzaklıktadır. İstanbul-Kilyos arası uzaklık 32 km. dir. Kilyos-Sarıyer arası 11 km. dir. Özel araçla gidildiğinde, Maslak-Sarıyer istikametini izleyerek, Bahçeköy orman yolundan Kilyos’a ulaşmak mümkündür. Sarıyer’e kadar sahilden gidilebilen yol, özellikle hafta sonlarında aşırı kalabalık oluyor. Ayrıca, Sarıyer’den Kilyos’a minibüs ve belediye otobüs seferleri bulunuyor. Kilyos’a giderken, orman yolu boyunca piknik alanları, kendin pişir-kendin ye kır lokantaları göze çarpıyor.

İstanbul Kilyos

Kilyos: İstanbul’un yaz sığınakları arasında kumsalları sayesinde ilk sırada yer alır. Botanik açıdan son derece zengin kumulları vardır. Bu kumullar: Karadeniz kıyılarında, bozulmadan kalabilmiş kumul alanlar arasında, en zengin bitki çeşitliliğine sahip, ikincil kumul sistemi olması nedeniyle oldukça önemlidir.

Doğal Hayatı Koruma Derneği tarafından koruma altına alınması için çalışılan Kilyos kumulları: içerdiği nadir kumul bitki örtüsündeki çeşitlilik ve ülke çapında nadir görülen en az 15 çeşit kumul bitkisi taksonuna sahiptir.

Bern Sözleşmesi Ek Liste I’de yer alan iki bitki türünün zengin popülasyonlarının bulunduğu kumullardaki botanik çalışmalarının tarihi, yüzyıllardan beri eskiye dayanıyor. En az dört bitkinin tip örneği buradan toplanmıştır.

Evet, botanik açıdan çok zengin olan kumullarının koruma altına alınması gereken beldenin resmi ismi “Kumköy” dür. Kilyos isminin Rumcada karşılığı ise “Kum” dur. Buradaki yerleşim, eski dönemlerde bir balıkçı köyü olarak başlamıştır.

İstanbul Kilyos

Kilyos: Polonezköy, Ağva ve Şile gibi İstanbul’da hafta sonu aktiviteleri için en çok tercih edilen beldelerden biridir. Kilyon denildiğinde, akla önce plaj ve deniz gelir. Kilyos plajları: İstanbul’un en büyük ve temiz sahil şeridi olup Kilyos Burnundan Gümüşdere Plajı’na kadar uzanmaktadır.

Ancak deniz çok dalgalı olduğu için boğulma oranları yüksektir. Çünkü bir-iki noktada Dip akıntısı riski vardır. Akıntı riski olan noktalarda, Belediye tarafından uyarı levhaları konulmuştur.

Plajlar, bu akıntıların bulunduğu noktaları kendi alanlarının dışında bırakmışlardır. Yine de yaz aylarında uyarı levhaları olmasına rağmen Dip akıntısı olan yerlerde denize giren insanların sayısı oldukça fazladır.

kilyos.genel.0000
İstanbul Kilyos
kilyos.genel.1
İstanbul Kilyos

Kilyos’a genellikle günübirlik denize girmek veya piknik amaçlı geliniyor. Ancak konaklama imkanları da bulunuyor. Yaz aylarında, plaj partileri ve konserlerle, gece boyunca hareketlilik sürüyor.

Bölgede iklim ve kumsalların uygunluğu nedeniyle, rüzgar sörfü gibi spor etkinlikleri düzenleniyor. Ayrıca, Kilyos ardındaki ormanlarla yürüyüş imkanı sağlayan parkurlara da sahiptir.

Kışın sert Karadeniz dalgaları sahili ve kayaları döverken, otelin sıcak lokantasında doğayı seyredebilir, sessiz, sakin yollarda ve hatta plajda uzun yürüyüşler yapabilirsiniz.

İstanbul Kilyos

Yazın ise: uzun, güzel kumsallı plajı seçerseniz, Kilyos’un içinden kuzeye doğru devam ettiğinizde, küçük ve sakin koyları görebilirsiniz.

Boğaziçi Üniversitesinin Kilyos Kampus Plajında, Kiteboard (Uçurtma) Şampiyonası düzenleniyor.  Kiteboard; windsurf benzeri olan ancak windsurfteki yelken yerine kite denen uçurtma-paraşüt benzeri bir ekipmanla rüzgara dayalı olarak yapılan son derece eğlenceli ve adrenalinli bir spor dalıdır.

Aynı zamanda olimpik spor dalları arasına da girmiştir. 2012 yılında ilk defa olmak üzere BURN Kiteboard World Tour: Türkiye’de Kilyos Gümüşdere’deki Burc Beach’de yapılmıştır.

İstanbul Kilyos

NE YENİR

Kilyos ve çevresinde, taze deniz ürünleri ve mangalda pişen et yemekleri sunan kır lokantaları damak zevkine düşkün olanlar için, yaz-kış açık. Bu şirin, küçük Karadeniz sahil yerleşimi, göz alabildiğine uzanan kumsal plajlarıyla ünlü. Sarıyer içinden veya Belgrad ormanlarından geçen yollar birleşerek Kilyos’a varıyor.

Orman yolu, su kemerleri ve bentlerin civarından geçiyor. Kilyos çarşı içinde: midye tava, tavuk şiş, mantar, balık, sucuk, börek çöp şiş yiyebilirsiniz.

İstanbul Kilyos

GEZİ

Kilyos: sırasıyla Roma, Bizans ve Ceneviz hakimiyeti altında kalmış, ardından Osmanlı döneminde Leventan nüfusu ile gelişme göstererek kozmopolit bir yerleşim yeri olmuştur. 1960 yılından sonra ise, turizm alanında tanınarak, popüler bir sayfiye yeri haline gelmiştir.

Köye ulaştığınızda ilk göze çarpan tarihi bina “Kale” dir.

kilyos.ceneviz kalesi.1
İstanbul Kilyos

Kale

Bir yanı ormanlar ve diğer yanı denize bakan bir yer olarak Kilyos kalesini görmeden buradan ayrılmayın. Tepedeki 15’nci yüzyıl Ceneviz kalesi, Kilyos’un bu kadar popüler olmasının eski tarihlere dayandığının göstergesidir. Askeri saha içinde kalan kale, Sultan II. Mahmut döneminde restore edilmiştir. Kalede antik çağlardan kalma bir sarnıç olduğu bilinmesine rağmen, askeri bölge olduğu için gezmek mümkün değildir.

Yağmur yağdığı zaman sarnıçların dolması için su toplayacak bir sistem kurulmuştur. Taş yapımı kalenin temizliğiyle dikkati çeken, kemerli, korunaklı muhafız bölümleri aynen korunmuştur. II. Dünya savaşında boğazların korunması amacıyla, Almanlar tarafından verilmiş, 19’ncu yüzyıl Krupp kamalı çelik top, kalenin burçlarındadır. Kale içinde 8 ayrı top sergileniyor.

Kale kapısı üzerinde: Sultan II. Mahmut’un tuğrası, her iki yanında iki savaş topu, karşısında kalenin ele geçirilişi şerefine o dönem dikilip günümüze ulaşan anıt çınar ağacı bulunuyor. 26 metre yüksekliğinde, 5.4 metre gövde çevresine sahip çınarın dikim tarihini gösteren tabela 1460 yılını belirtiyor. Üç yüksek noktasındaki su terazileri de kaledeki sarnıçtan su dağıtın sistemin birer parçasıdır.

Köydeki diğer tarihi yapılar: İngilizlerin İstanbul’u işgal ettiklerinde Boğaz girişini kontrol etmek için yaptırdıkları, eski tahlisiye binaları, kayıkhane, iskele, köprü ve çeşmedir. Tahlisiye binaları, halen kıyı koruma tarafından kullanılmaktadır.

Kale kapısından ayrılıp, eski köy evlerini geride bırakarak yürüyün. Tüm Kilyos manzarasına hakim bir tepeye ulaşacaksınız. Köydeki konaklama tesislerinin çoğu buradadır. Deniz tarafından çıkılan merdivenlerle veya araç yolu ile gelinen otellerin tepesi, panoramik manzarasıyla hayranlık uyandırmaktadır. 50 adımda ulaşacağınız çarşı, piknikle ilgili tüm ihtiyaçlarınızı karşıyabileceğiniz bakkal, manav, eczane gibi dükkanlar, emlak ofisleri, butikler, cıvıl cıvıldır.

Yani yerleşik nüfusu kışın 2000 civarında olan Kilyos’a giderken, ihtiyaç duyabileceğiniz şeyleri yanınızda taşımaya gerek yoktur. Jandarma Bölgesi sınırları içinde kalan bölgede, tüm kalabalığa rağmen, huzuru kaçıracak olaylara rastlanmıyor.

Geçmiş günlerinden çok fazla eserin günümüze ulaşmadığı Kilyos, zamanın çarpık yapılaşmasından fazlasıyla nasibini almıştır.

Mavi bayrak taşıyan kumsallara bakan otellerin manzarası karaya oturmuş gemilerin paslı görüntüleri yüzünden biraz bozuluyor.

Kilyos’ta 1955 yılında, Türkiye’nin ilk tatil köyü olan “Turban Tatil Köyü” açılmıştır. Günümüzde, kapalı olan işletmenin sadece plajından yararlanılıyor.

ovid kulesi.1
İstanbul Kilyos

Ovid kulesi

Ovid kulesinin bulunduğu yere Uskumruköy deniliyor.

Kilyos’ta görebileceğiniz bir diğer tarihi eser ise: eski Yunan döneminden kalan, zamanında gözetleme kulesi olarak kullanılan Ovid Kulesidir. Yani bir anlamda, erken uyarı işlevi olan bir Bizans kulesiymiş. Geceleri bu kulede meşaleler yakılırmış. Boğaz’a yaklaşan geniler, bu kulenin ışığını görünce özellikle fırtınalı havalarda çok tehlikeli olan Cyanean Kayalıklarına, yani Kilyos kayalıklarına çarpmamak için önlem alırmış.

Ancak civardaki bazı haydut çeteleri, başka yerlerde ateşler yakıp gemileri kayalara yönlendirir, sonra da kazaya uğrayan gemileri ve kazazedeleri soyarlarmış. Buna göre, kulenin alt katı 6’ncı yüzyıla, üst katı ise 11’nci yüzyıla tarihleniyor. Yani, burada 1500 yıllık bir kule görülüyor. Ovid kulesinin ismi: Romalı bir şair olan Publius Ovidius Naso’dan (MÖ 43-MS.18) geliyor.

Roma yakınlarındaki Sulmona şehrinde doğan Ovidius, Latin dilinin ve Roma’nın en büyük şairlerinden biri kabul edilir. Atina’dan Anadolu’ya çok yer gezip aşk şiirleri yazan Ovidius’un eserleri klasik mitolojinin de en önemli kaynakları arasında sayılmaktadır. Sevmek için çırpınan, en derinindeki özleme seslenen bir yüreğin şiirlerini barındıran “Ars Amatoria” yani “Aşk Sanatı” Ovidius’un baş yapıtlarından biridir. Tıpkı mitolojik kahramanların partnerlerine yazdığı hayali aşk mektuplarından oluşan “Epistulae Heroidum” gibi “Metamorphoses” gibidir.

Ancak meyve veren ağaç Roma’da da taşlanıyor. Ovidius bir gün apar topar tutuklanıp İmparator Augustus tarafından Köstence’ye sürgüne gönderiliyor. İnsanların tek bir kelime bile Latince anlamadığı topraklara, bir şair olarak gidiyor. Onun Tuna nehrinin Karadeniz’e açılan noktasındaki küçük bir şehre sürgün edilmesi, Klasik Antik Çağ’ın en büyük gizemlerinden biridir. Bazıları, şiirlerinde çok eşliliğe özendirici oluşuna yorar bu sürgün durumunu, Kimileri ise bunun bir bahane olduğunu, gerçek nedenin farklı olduğunu öne sürerler.

Şair ise, görülmemesi gereken bir şeye tanık olduğunu ve bundan ötürü İmparatorda önünü alamadığı bir kızgınlığa sebep olduğunu, ifade eder şiirlerinde. Ancak ne gördüğünü açık açık yazmaz. Bir yanlış anlamanın kurbanı olduğunu, aslında hiçbir suçu bulunmadığını düşünür. Latin dünyasının en büyük şairi sürgün yıllarında Augustus’a ve halefi Tiberius’a mektuplar yazarak affını ister. Ancak bu mümkün olmaz ve Ovidius 10 yılını sürgünde geçirdikten sonra yine burada ölür. Ancak Ovidius’un burası ile ne ilişkisi var, kulenin ismi neden Ovidius kulesi, bunu bilen yoktur. Ovidius sürgüne giderken, sadece gemiyle yakınından mı geçti, ya da bu civarda mı konakladı bilinmemektedir.

Köstence’deki zorunlu ikameti sırasında buralara gelme şansı mu buldu, bilinmiyor. Tek bilinen, tarihi kayıtlarda kulenin adının Ovid kulesi olarak geçtiğidir. Ovidius’un sürgünde öldüğü Köstence yakınlarındaki Mika Tepesinde de bir Ovid kulesi bulunuyor. Yine bunun gibi kare planlıdır. Köstenceliler, 1990 yılında Ovidius’un adına, şehirlerinde bir üniversite kurdular. Bizdeki tek izi olan Ovid kulesi ise, mezarlığın yakınındadır ve 90’lı yılların sonunda ciddi bir restorasyon gördüğü bilinmektedir.

Kilyos yukarı mezarlığının yakınlarında, Atlas Çiçeği Sokak’taki kule, bir tesisin parçası olduğu için bir zaman öncesine kadar gezilebiliyordu. Ancak günümüzde o işletme kapalı ve kulenin çevresi de çiftlerle çevrili olduğundan görmek için biraz cambazlık yapmak gerekiyor.

Evet, gezimize devam edelim. Köyün merkezinden geçilerek, uzun sahiline iniliyor.

Pek çok plaj işletmesinin bulunduğu bu uzun kumsalda, deniz oldukça sığ, dalgalı ve havası da genellikle rüzgarlıdır.

kilyos.genel.000.bu
İstanbul Kilyos

PLAJLAR

halk plajı.1
İstanbul Kilyos

Kilyos Halk Plajı

Kilyos merkezindedir. Özellikle yaz aylarında, hafta sonları tatilcilerle dolup taşmaktadır. Güzel kumsalı ve çevre tesisleriyle her türlü ihtiyacınızı karşılar. Evet burası kilometrelerle sürmekte ve oldukça geniş bir kumsala sahiptir. Günübirlik deniz ve plaj keyfi için idealdir.

Halk plajında: alt yapı ve temizlik çalışmaları tamamlanarak, tuvalet, soyunma odaları ve duş kabinleri yeni düzenlenmiştir. Ayrıca cankurtaran ve güvenlik hizmeti verilmektedir. Günübirlik giriş fiyatı 15 TL dir.

baykuş plajı.1
İstanbul Kilyos

Baykuş Plajı

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi bünyesinde ve Kilyos Gümüşdere köyü tesislerinde faaliyet göstermektedir ve gündüzleri ailece deniz ve plaj keyfi yapmak isteyenler için Kilyos’un en güzel plajlarından biridir.

Plaj kulüpleri-Beach Kulüpler

Merkezden uzaklaştıkça, plaj kulüplerinin daha iyileri bulunmaktadır. Özellikle de Kilyos yakınlarındaki Demirciköy’de girişin ücretli olduğu bu kulüplerde ödediğiniz para hafta sonları, hafta içine göre daha yüksektir. Kulüpler, futbol, basketbol, rüzgar sörfü gibi pek çok aktivite sunmaktadır. Sezon dışında, plaj kulüpler kapalı ama Demirciköydekiler restoranları ile hizmet veriyorlar.

high beach.1
İstanbul Kilyos

High Beach Kilyos

Burası eski Solar Beachdir. Yaz boyu açık restoranı ve dükkanlarıyla hizmet veriyor. Burası aynı zamanda pop konserleri ve hafta sonu festivallerinin de mekanıdır. Burası 1 kilometrelik eşsiz kumsalı, restoranları, barları, eğlence ve partileriyle tatil köyü rahatlığı yaşatıyor.

babylon beach.1
İstanbul Kilyos
babylon beach.2
İstanbul Kilyos

Babylon Beach Kilyos

Güzel bir koyda kurulmuştur. Yeşil alanları, yaz-kış açık olan ve kahvaltı menüleriyle balık çeşitleri iddialı mutfağı, plajı ve zengin aktiviteleri vardır.

burç beach.1
İstanbul Kilyos

Burç Beach Kilyos

Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği tarafından 2001 yılından beri, Boğaziçi Üniversitesi Kilyos Sarıtepe Kampüsünde faaliyet göstermektedir. 2 kilometrelik güzel kumsalı, 1400 metrekarelik güneşlenme terası, 200 kişi kapasiteli Kafe-bar, balıkçı restoranı ile toplam 2000 kişiye hizmet vermektedir. Burada: kite board, katamaran, wind surf gibi su sporları ve beach volley ve beach soccer yapılabiliyor. 650 arabalık otopark bulunmaktadır.

uzunca beach.1
İstanbul Kilyos

Uzunca Beach Kilyos

Demirciköy’deki bu mekan, güzel kumsalı ve denizi, lezzetli menüleri ve bol balık çeşitleriyle restoranı, kamping alanı ve aktiviteleriyle hafta sonu deniz ve tatil keyfi için ideal mekandır. Karavan kamping ve doğa yürüyüş imkanı ile ayrıca ilgi çekmektedir.

İstanbul Beyoğlu-Taksim

İstanbul Beyoğlu-Taksim

İstanbul Beyoğlu-Taksim; Bizans döneminde ve Osmanlının, ilk 200 yıllık süresinde: bağları, bahçeleri ve konaklarıyla ünlü Beyoğlu’nun eski adı: Pera’dır. 18’nci yüzyılın başından sonra, Galata’dan kuzeye doğru genişleyen yerleşim sonucu; Tarlabaşından Dolapdere’ye kadar genişledi. Başlangıçta: yabancı bankerlerin, tüccarların, diplomatların, Osmanlı yönetiminde görev alan azınlıkların yerleştiği, Hıristiyan ağırlıklı bir semt idi.

1870 yılındaki büyük yangından sonra yapılan kagir binalarla, çehresi büyük oranda değişti.

İstiklal caddesi ve yakın sokaklarda gezerken; özellikle alt kat vitrinler nedeniyle çok farklılaştığından, eşsiz sivil mimari örneklerini algılayabilmek için ; baş yukarıda gezmek gerekiyor.

Evet: gezimize: Taksim Alanından başlayacağız.

Bulunduğunuz yerden, bir şekilde Taksim Alanı’na ulaşmanız gerekiyor.

İstanbul Beyoğlu-Taksim

TAKSİM MEYDANI

İstanbul Beyoğlu-Taksim; Taksim Meydanının, bugünkü düzenlemesi; 1940 lı yıllardan kalmadır. Bu düzenleme, İstanbul Valisi Lütfi Kırdar’ın; Fransız Mimar Henri Prost’a; sipariş vererek tasarlattığı, ancak bugün bakımsız bir hal alan, Neoklasik bir şehircilik tasarımı.

Alanda; Kadıköy Meydanında bulunan otobüs duraklarının beşte biri büyüklüğünde, İETT durağı bulunuyor. Toplam; 35 bin metre karelik bir alana sahip. Bu büyüklük: Kadıköy ve Çağlayan meydanlarını ikiye katlıyor. Meydan ile bütünleşen, Taksim Gezi Parkının büyüklüğü ise; 23 bin metre kare.

Meydanın batı ucunda; Cumhuriyet Anıtı var.

CUMHURİYET ANITI

İstanbul Beyoğlu-Taksim; İtalyan heykeltıraş; Pietro Comamica tarafından yapılmış ve 8 Ağustos 1928 tarihinde açılmış. Anıtın kaide ve çevre düzenlemeleri ise, mimar Guilio Mongeri tarafından yapılmış. Topçu Kışlasının üzerine yerleştirilmiş. Bir 19’ncu yüzyıl yapısı olan: Taksim Topçu Kışlasının ahırlarının bulunduğu yer, taksim anıtının hemen önünden başlayarak, bizim taksim meydanı dediğimiz yerde bulunuyordu.

Taksim gezi parkı diye bildiğimiz yer: ortasında bir avlu olan kışlanın bulunduğu yerdi. Önündeki, talimhane bölgesi adından da anlaşılacağı gibi, kışlanın talimgahının bulunduğu yerdi. Kışlanın avlusu, bir dönem, taksim stadı olarak kullanılmış ve daha sonra Lütfi Kırdar tarafından yıktırılıp dümdüz edilmiştir. Bunu da şehircilik başarısı olarak sunmaları ilginç.

Evet, biz yine anıtın yapımına gelelim. 2.5 yıl süren anıtın yapımında; taş ve bronz kullanılmış. Mali kaynak için halktan bağış toplanmış. Ağırlığı: 84 tonu bulan anıt, Roma’dan İstanbul’a gemi ile getirilmiş. Dairesel bir meydanın ortasında yükselen ve bir meydan çeşmesi gibi tasarlanan anıtın; iki yüzündeki bronz figürler, geleneksel mimariden esinlenerek oluşturulmuş kemerli taş bir kaide içinde yer almakta.

11 m. yüksekliğindeki anıtın kaidesinde, pembe Trentino ve yeşil Suza bölgesi mermerleri kullanılmış. Anıtın bir yüzü: Kurtuluş Savaşını, diğer yüzü ise; Cumhuriyet Türkiye’sini simgeliyor. 1928 yılında Talimhane Caddesi ve İstiklal Caddesi-Sıraselviler aksı üzerine yerleştirilen anıtın kuzey yönünde: Mustafa Kemal, askerlerin önünde görülmekte.

Diğer yüzünde ise, sivil giysileriyle Mustafa Kemal Atatürk, yanında İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak, askerler ve halkla birlikte betimlenerek genç Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu canlandırılmaktadır. Gene anıtın bu yüzünde, Atatürk’ün ardında bulunan Ukrayna asıllı Sovyet general Mihail Frunze’nin heykeli; kurtuluş savaşı sırasında, Türkiye’ye yapılan Sovyet yardımına duyulan minnettarlığı simgeler.

Frunze; Sakarya Savaşının kazanılmasının ardından, TBMM de, bir konuşma yapmıştı. Ankara’da aynı zamanda elçi olarak görev yapmıştır. Bir başka Rus generali daha var. O da; Kliment Yefremoviç Voroşilov. Kendisi; kurtuluş savaşı sırasında, Ankara’da askeri danışmanlık yapmış. Her ikisi de anıtta yer almış. Atatürk’ün hemen arkasında, İsmet ve Kazım Paşalarla birlikte duran, iki kişi.

Anıtın ön yüzlerinde, birer asker heykeli, üstlerindeki madalyonlarda ise iki kadın portresi var. Anıtın; bu dar yüzleri altında birer ayna taşı ve önlerinde mermer yalaklar bulunuyor. Sanatçı; bu yalakları akacak su ile meydan çeşmelerini anımsatan bir proje oluşturmuş, daha sonra ise, su ögesi kullanılmış.

Alanın doğu ucunda ise; geçirdiği bir yangından sonra, 1975 yılında yeniden açılan: Atatürk Kültür Merkezi (AKM) bulunuyor.

ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ (AKM)

İstanbul Beyoğlu-Taksim; Günümüzde burası yıkıldı ve yerine yenisi yapılıyor. Ancak: tarihi geçmişi merak edenler, bir zamanlar burada bulanan Atatürk Kültür Merkezini merak edenler için bir kısım bilgi aşağıdadır. Evet Atatürk Kültür Merkezi: Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı. 1969 yılında; İstanbul Kültür Sarayı adı ile hizmete açıldı ve Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü ile Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’ne verildi. 1970 yılında çıkan büyük yangınla, tüm sahne ve seyirci bölümü, büyük hasar gördü.

1977 yılında onarılarak, Atatürk Kültür Merkezi adını alarak, İstanbullu sanatseverler için yeniden açıldı. Merkezin bünyesinde; çok aktiviteli kültür etkinliklerine ev sahipliği yapabilecek mekanlar var. Büyük salon, konser salonu, oda tiyatrosu, Aziz Nesin sahnesi, çocuk sineması, sanat galerisi içeren binada; 245 araçlık otopark, dekor depoları, prova odaları, fuayeler gibi ek kullanımlara yönelik geniş ve pek çok sayıda birim yer alıyor.

Büyük salon: 1300 kişilik. Sahne alanı ise: 570 metre kare. Konser salonu ise: 504 kişilik. Sahnesi: 110 metre kare. Oda tiyatrosu: 200 kişilik. Sahnesi: 54 metre kare. Arabayla gidenler için: otopark var. Büyük salon ve konser salonu girişleri: Taksim Meydanı üzerindeki kapıdan yapılıyor. Diğer salonlar için girişler; binanın yan tarafındaki bağımsız girişlerden yapılıyor.

Taksim parkı: 1940 lı yıllarda yıktırılan Taksim Kışlasının arsası üzerine kurulmuş. Alana; daha uzak köşede Mecidiye Kışlası (bugünkü Taşkışla) var. Dolmabahçe’ye doğru yürüdüğünüzde; Askeri Hastane (1849) ve İTÜ Binası olan Gümüşsuyu Kışlası (1861) göze çarpıyor. Saçaklı, egzotik yorumlu ; Art Nouveau stili Japon Başkonsolosluğu ile daha yukarıda bulunan Alman Başkonsolosluğu; hemen burada.

Beyoğlu’nun girişinde: türbe benzeri bina, alana adını veren su “taksim” inin yapıldığı, 1732 tarihli Taksim Maksemidir.

TAKSİM MAKSEMİ

İstanbul Beyoğlu-Taksim; İstiklal Caddesi ve Taksim Caddesinin birleştiği yerde. Sultan III. Ahmet döneminde, Boğaziçi kıyı yerleşiminin su sorununu çözmek amacıyla yaptırılmış. 1731 yılında, Taksim Suyu Tesisleriyle birlikte tamamlanmış. Buradan; su şehre dağıtılıyor. Sekiz köşeli, küfeki taşından bir gövdeye ve yine piramidal, sekiz köşeli bir çatıya sahip. Yuvarlak kemerli giriş kapısının üstünde de 1732 tarihli, üç beyitlik kitabesi bulunmakta.

Bu kapının üzerinde, yay kemerli pencere ve iki yanında, klasik Türk üslubunda kuş evleri yer almakta. Maksemin, Harbiye yönünde yüründüğünde, bir duvar var. Bu duvar Taksim Haznesidir. Yani: su deposu. Herhangi bir sebeple; Makseme gelen suyun kesilmesi halinde, depodan su sağlamak amacıyla yapılmıştır. Maskem kapısının sağında kalan cephedeki I. Mahmut çeşmesi, dönemin çeşme stilindedir. Boş bırakılmış kitabeliğin altından başlayan çeşme aynalığının üst kısmı istiridye kabuğu formuyla ve hemen bu bezemenin bittiği noktadan itibaren ise, bir sıra palmet dizisi, bir sıra da mukarnasla cephe hareketlendirilmiş.

Çeşme günümüzde kullanılmaz durumda. Maksemin Taksim Caddesine bakan tarafında, tek birim halinde, yine mermer cepheli, sivri alınlık içinde “her şeye su ile hayat verdik” anlamında ayet kitabesinin bulunduğu bir çeşme daha var. Bu çeşme de tıkanmış musluğu, betonla dolgulanmış yalağı ile kullanılamaz durumda.

Taksim Alanında; görülebilen kubbeli bina; Rum Ortodoks Aya Triada (Kutsal Üçleme) kilisesi. 1880 yılında; mimar Kampanaki tarafından yapılan kilise, daha önce kubbeli bina yapmalarına izin verilmeyen Hıristiyanların; 1839 Tanzimat Fermanı ile sağlanan haklar çerçevesinde, sahip oldukları ilk kubbeli binalardan biri.

Sıraselviler Caddesi üzerinde; Yunan asıllı Müzürüs Paşanın konağı olarak yapılan Romanya Başkonsolosluğu ile yine mimar Kampanaki eseri Belçika Başkonsolosluğu; ilginç mimari eserler. Sıraselviler Caddesi’nden sağa Meşelik Sokağa girin. Görkemli binası ile; Zapyon Rum Kız Lisesi ve içinde Surp Harutyun Kilisesi’de bulunan, 1894 tarihli Eseyan Ermeni Kız Lisesi var.

Cumhuriyetin ilk yıllarında, adı “Cadde-i Kebir” iken daha sonra değiştirilen İstiklal Caddesine çıktığınızda: sağda Fransız Başkonsolosluğu var. Burada: 1719 yılında: Vebalılar Hastanesi varmış. Sonra: yıkılıp mimarlar Bourmence ve Oliver Carre tarafından, bugünkü bina yapılmış.

Caddede; Arapça ve Latince yazıtıyla; Taxim Place’da yer alıyor. Soldan; Küçükparmakkapı Sokak’a girin. Köşede; yeni restore edilen Topbaş İşhanı; bir dönemin ilginç binalarından. Sokağın ilginç yapısı ise; Afrika Han. Burası: Küçük ve Büyükparmakkapı sokaklara açılan kapıları ile bir geçit niteliğinde.

Tel sokakta ise; ilginç pencereleri olan Beyoğlu Ticaret Lisesi göze çarpıyor.

Tekrar İstiklal Caddesine dönelim. İstiklal Caddesindeki gezimize başlamadan önce, burası hakkında genel birkaç kelime bilgi vermek istiyorum.

İSTİKLAL CADDESİ

İstanbul Beyoğlu-Taksim; Günde, buradan 4 milyon insanın geçtiği söyleniyor. Ancak özellikle son dönemde, burada gezinen yani dolaşan insanların büyük bölümünün Arapça kıyafetler giyen ve Arapça konuşan insanlar olduğu söyleniyor, bunu bende gördüm, siz de buraya giderseniz mutlaka dikkatinizi çekecektir.

Burada: büyük kare kalıp şeklinde taşlar tercih edilerek, yaya kaldırımlarına döşenmiş. Söylendiğine göre; yerlerinden sökülüp atılmaları zor olsun diye, büyük kare kalıplar tercih edilmiş. İyi edilmiş. Şehrin en bilinen ve en gidilesi yerlerinden biri olarak gösterildiğinden, her türlü insanla dolar taşar. Delisi, psikopatı çoktur. Zaman zaman yüzler değişse de, atmosfer kalıcıdır.

Ara sokakları keşke açık cevherdir adeta. Ama aynı zamanda da sakattır. Ne ile karşılaşacağınızı tahmin etmek güçtür. Özellikle, gecenin ilerleyen saatlerinde, temkinli olmakta veya hiç girmemekte yarar var. Sizlere tavsiyem: İstiklal Caddesine gitmeyi düşünüyorsanız, kesinlikle sabah erken saatlerde gidin. Çünkü: o zaman, bu caddenin güzelliğinin tadına varabilirsiniz.

Burada bir de tramvay var. Tünel-Taksim hattında çalışan tramvay; sistemi nedeniyle, dünyada yalnızca İstanbul’da bulunuyor. İstanbul için artık bir nostalji tramvayı olmuş. Peki bu tramvay ne zaman kurulmuş. 29 Aralık 1990 tarihinde, Nostaljik tramvayın fiilen hizmet vermeye başladığı tarih.

Neo-Klasik tarzda; Rumeli Han (Cite de Roumeli) burada görülebilir. Sultan Abdülhamit’in Mabeyincisi Ragıp Paşa; sahip olduğu üç hana, imparatorluğun yayıldığı, üç coğrafi ögenin adını vermiş. Afrika Han, Rumeli Han ve daha ileride göreceğiniz Anadolu Han. Rumeli Han’a bitişik olan İstiklal Caddesi’nin tek Müslüman yapısı: Hüseyin Ağa Camidir.

16’ncı yüzyılda; Galatasaray Ağası Hüseyin Ağa tarafından yaptırılan cami; 1936 yılında yeniden inşa edildiğinden, özgün halinde değil. Caminin yanındaki Sakız Ağacı Sokak’ta; baş kabartmalarıyla süslü binada; Hacı Abdullah Lokantası, daha ileride Surp Asdvadzadzin Katolik Ermeni Kilisesi var.

İstiklal Caddesinde, ayrıca Neo-Rönesans tarzındaki Emek Han var. Binanın alt katında: İnci Pastanesi, ünlü Profiterolünü sunmaya devam ediyor. Mutlaka tadın. İstiklal caddesine gidip, ne yiyelim diyenler için. Evet, İstiklal Caddesinde, İnci Pastanesinde, profiterol yemelisiniz.

Evet; gezimize devam ediyoruz. Binanın arkasındaki Emek Sineması, bir zamanların ünlü paten merkeziymiş. Caddenin solunda; karyatidli girişiyle dikkati çeken, Alkazar Sineması var.

İleride, Anadolu Pasajı , onun yanında da, Atlas Sineması var. Aynı sırada; daha ilerideki bir bina: büyük, ferforje balkon demirleriyle dikkati çekiyor. Galatasaray Lisesi yakınındaki Turnacabaşı Sokak’ta: kanatlı kabartmaları ve sütunlu girişiyle; Zoğrafyan Rum Lisesi ve sokağın dönemecinde; 1581 yılında, Sultan II. Beyazıt tarafından kurulan ; Galatasaray Hamamı

GALATASARAY HAMAMI

İstanbul Beyoğlu-Taksim; 1715 yılında, Galatasaray Lisesinin temeli olan Galatasaray Ocağı İçoğlanları Kışla Mektebinin yeniden inşası sırasında yaptırılmış. Halka açık bir çarşı hamamı özelliğindeki yapı; 1965 yılında geçirdiği büyük onarımla, mimari özgünlüğünü yitirmekle birlikte, günümüze kadar bakımlı bir şekilde korunagelmiş ve halen kullanılıyor. Kadın ve erkekler için; ayrı bölümlerde, Klasik Türk hamamı hizmeti veriyor.

Bugün; Beyoğlu Sinemasının bulunduğu: Halep Çarşısı; 1885 yılına ait. 1896 tarihli: Tokatlıyan Han, bir döneme damgasını vuran ama şimdi kişiliksiz bir iş hanına dönen, talihsiz yapılardan.

Caddede; meyhaneleriyle ünlü: Çiçek Pasajı bulunuyor.

ÇİÇEK PASAJI

İstanbul Beyoğlu-Taksim; Tanzimat Döneminde, Sultan Abdülhamit ve Sultan Abdülaziz; tiyatro seyretmek için Beyoğlu’nda, İstiklal Caddesi ile Sahne Sokağın kesiştiği köşede yer alan ünlü Naum Tiyatrosuna gelirlermiş. Burası; sahnelenen İtalyan operaları nedeniyle, İstanbul’un ve Avrupa’nın sayılı kültür merkezleri arasına girmiş. Ancak: 1870 yılındaki yangında; Naum Tiyatrosu da yanmış, yıkılmış ve yangın sonrası yeniden inşa edilen binalardan biri olmuş. Galata Bankerleri sanıyla tanınan Rum bankerlerinden Hristaki Zoğrafos Efendi, 1876 yılında, yanan Naum Tiyatrosu’nun yerini satın alır.

Bu arsa üzerine; İtalyan mimar Cleanthy Zanno’ya çizdirdiği proje ile içinde bir çarşı ve apartman bulunduran, yeni tipte bir bina yaptırır. 1876 yılında yapımı biten binanın altında, o dönemde moda olan, Paris tarzında düzenlenmiş, 24 dükkan, üstünde ise 18 lüks daire bulunuyordu. Dükkanların oluşturduğu pasaja “Hristaki Pasajı”, binaya ise “Cite de Pera “ adı verilmişti. Pasajın ilk dönemlerinde; burada; Acemyan’ın tütüncü dükkanı, Maison Parret ve Vallaury’nin pastanesi, Japon mağazası, Natürel çiçekçisi, Pandelis’in çiçekci dükkanı gibi dükkanlar vardı.

1908 yılında, bina mülkiyetinin Sadrazam Sait Paşa’ya geçmesiyle birlikte, pasaj “Sait Paşa Geçidi” olarak anılmaya başlar. 1940 Mütareke yıllarında ise, pasajdaki küçük dükkanlara, çiçekçiler yerleşmeye başlarlar. Ekim devriminden kaçan, beyaz Rus kadınları, baronesler ve düşesler de burada çiçek satarlar. Cite de Pera, bir süre çiçek mezat yeri olarak da kullanılmaya başlanınca, Beyoğlu’ndaki çiçekçiler, pasaja toplanır ve pasajın adı “Çiçekçiler pasajı” na dönüşür.

1940 lı yıllardan başlayarak açılan bira ve meyhaneler sonucu ; bir süre sonra, apartman sakinleri ve çiçekçiler yavaş yavaş başka yerlere taşınırlar ve geriye yalnızca “çiçek” adı kalır. Pasajın ilk meyhanesini açan: Yorgo efendi olmuştur. 1988 yılındaki restorasyondan sonra, meydana olarak kullanılmaya başlayan mekan; 2005 yılı Aralık ayında, yeniden büyük bir bakım ve onarım, yenileme çalışmalarına tabi tutulmuştur. Çatı ve diğer tüm görsel ögeler yeniden restore edilerek: aydınlık, ferah ve hoş bir ortam oluşturulmuştur.

Gösterişli bir cephe mimarisine sahip pasaj; İstiklal Caddesinin en güzel yapılarından biridir.

Yandaki Sokak; Balık Pazarını

BALIK PAZARI

Sultan Abdülaziz döneminden bu yana aynı yerde. Çiçek pasajının hemen yanından uzanan Sahne Sokak’ta yer alıyor. Pazarın İstiklal Caddesi girişinde, alışverişten önce, bir şeyler atıştırmak isteyenler için, midye ve kokoreç satıcıları var. Büyüklü küçüklü manav, hediyelik eşya, kuru yemiş ve baharatçılardan sonra balıkçı tezgahları başlıyor.

İngiliz Konsolosluğuna çıkan sokakta, şarküteriler arasında en eskisi; Şütte. Pazarın Nevizadeye doğru uzanan devamında ise, Degüstasyon ve Cumhuriyet Mahalleleri renk cümbüşünü tamamlıyor. Balık Pazarı’nın sokağında; sahafların bulunduğu, iki katlı Aslıhan Pasajı da bulunmakta.

Evet; gezmeye devam ediyoruz. Meyhaneler Sokağı; Nevizade ye geliyoruz. Balık Pazarının sonuna kadar gitmeden sola döndüğümüzde; Meşrutiyet Caddesine çıkıyoruz. Caddenin başlangıcında: 1871 yılında yenilenen ve 2003 yılında bombalanan İtalyan Rönesans stilindeki; İngiliz Başkonsolosluğu ve görkemli bahçesi var.

Tekrar; İstiklal Caddesine dönelim. Solda; ikinci katında heykeller bulunan; Avrupa Pasajı var.

Galatasaray Meydanına çıkıyoruz. İnsan ve aslan başları ile süslü: Beyoğlu Han ile Galatasaray Postanesi bu alana bakıyor. 1875 tarihli, eski Theodor Sıvacıyan Konağı olan postane; Beyoğlu’nun en önemli sivil mimari örneklerinden biri. Bölgeye adını veren; Galatasaray Lisesi’nin kökleri; 15’nci yüzyıla kadar iniyor. Ancak; binaların büyük kısmı; 20’nci yüzyılın başlarından kalma. Galatasaray Lisesinin arkasında kalan Cezayir Sokak; yapılan restorasyon çalışmaları sonucunda, Fransız Sokağı’na dönüştürülmüş.

Meydandan; aşağıya doğru yürüdüğünüzde: Hacopulo Pasajı (Danışman Geçidi) göze çarpıyor. Çok hoş bir avluya sahip olan bu geçitten çıktığımız Emir Nevruz Sokak’ta; 1804 yılında, özel bir izinle inşa edilen Rum Ortodoks Panayia Meryem Kilisesi var. Kilisenin bahçesinden Meşrutiyet Caddesine geçiliyor.

Aynı sırada: sağdan girilen: Olivia Han Geçidi’nden 1917 sonrasında, Beyaz Ruslarca kurulan Rejans Lokantası var. Tekrar caddeye dönelim. Gösterişli cephesi ile eklektik bir yapı olan Mısır Apartmanı görülüyor.

Biraz ileride: Pera’nın en görkemli ibadet yeri olan: Katolik Sen Antuan (St.Antony of Padua) Kilisesi görülüyor. Fransiskenlerce, önce Galatasaray’a taşınmış. Bugünkü bina, 1908 yılında, İtalyan Neo-Gotik tarzında, mimar G. Mongieri’nin eseri.

Kilisenin karşısında; 1922 yılında, mimarlar Ekrem Hakkı Ayverdi ve Kiryadis tarafından yapılan; ama bir süre önce yangın geçiren Elhamra Sineması var. Sinemadan sonra, bir zamanlar “Paris St. Germain Havalı Sokak” olarak nitelenen Kallavi Sokak yer alıyor.

Sen Antuan’dan sonra gelen Eski Çiçekçi (Linardi) Sokağı evlerin balkonlarındaki çiçekleriyle ünlüymüş. Bu sokaktan sonra gelen: Nur-u Ziya Sokak’ta, piyano yapımcısı Alexandre Commendiger’e ait evde; 1847 yılında İstanbul’a konser vermek üzere gelen Franz Liszt kalmış.

Aynı sokakta: Büyük Mason Locası bulunuyor. Daha aşağıda; Boğaz ve Marmara manzaralı eski Fransız Büyükelçiliği yer alıyor. Bu binalar; Kapütilasyon Mahkemesi ve Kilise ile birlikte, 1847 yılında tamamlanmış.

Yeniden, İstiklal Caddesi’ne; Tomtom Kaptan Sokak’tan dönelim. Solda: İtalyan Lisesi ve İtalyan Başkonsolosluğu var. Venedik Sarayı olarak da bilinen konsolosluk binasının ilk yapısı; 1695 yılında inşa edilmiş.

Karşı köşede: arma kabartmaları ve Fransızca yasa, adalet, güç sözlerinin yazılı olduğu Fransız Mahkemesi binası bulunuyor. Sokağın sonunda İspanyol Şapeli var.

İstiklal Caddesi üzerinde, şimdiki Odakule’nin yerine eskiden ünlü Karlman Mağazası bulunuyormuş. Hemen yanında, Ermeni Katolik Kutsal Üçleme, St.Trinite Kilisesi var. Deva Çıkmazı’nda ise, İtalyanların 1863 yılında kurulan yardım derneği, Societa Operia var.

İstiklal Caddesinde; Beyoğlu’nun en hoş binalarından Hollanda Konsolosluğu yer alıyor. Ayasofya’nın restorasyonunu gerçekleştiren Fossati kardeşler tarafından, 1855 yılında inşa edilen yapı, ufak bir saray yavrusu gibi.

Yapı içinde yer alan ancak girişi Postacılar Sokakta bulunan Hollanda Şapeli, güzel ön yüzü ile dikkat çekiyor. Aynı sokakta bulunan Fransızlara ait St. Louis Kilisesi; Pera’daki en eski kilise.

Postacı Sokağından sonraki köşede, Meryem Ana heykelli; Saint-Marie Draperis Kilisesi (Santa Maria) var. Bu kilise de, geçirdiği yangınlardan sonra, 1904 yılında Pera’ya taşınmış.

Kilisenin karşısında, 1908 tarihli, Suriye Pasajı, biraz ileride Şark Aynalı Çarşı (Passage Oriental) ve uzun yıllardan sonra restore yeniden hayata dönen Markiz Pastahanesi bulunuyor.

İstiklal Caddesinde, sol kolda; Rusya Federasyonu Başkonsolosluğu bulunuyor. İsviçreli Fossati Kardeşler tarafından, 1837 yılında yapılan bina, mimari olarak son derece ilgi çekici. Restorasyon gören Richmond Oteli, süslemeleriyle dikkati çeken Hidiv-yal Place ve Botter Apartmanı; aynı sırada yer alıyor.

Sağ kolda, bir zamanlar Çarlık Rusya’sının elçiliğini barındıran Narmanlı Han var. Cadde üzerindeki son elçilik binası ise; İsveç Başkonsolosluğu. 1871 yılında açılışı yapılan bina, Avusturyalı mimar Pulgher’in eseri. Yandaki, Şahkulu Sokak’ta; eski Beyoğlu Evlendirme Dairesi, bugünkü Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi var. Bu sokakta: değişik mimarisiyle, Alman Lisesi var.

Aşağıya doğru yürüyüp sola döndüğünüzde; Serdar-ı Ekrem Sokakta; Beyoğlu’nun en gösterişli yapılarından Kırım Lisesi karşınıza çıkacak. Londra Adliye Sarayı mimarı C.E. Street tarafından yapılan Neo-Gotik tarzındaki kilise, büyük orgu ile dikkati çekiyor.

Evet; Beyoğlu ve İstiklal Caddesi burada bitiyor.

İstanbul İstiklal caddesi tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için. 

İstanbul Galata Kulesi

İstanbul Galata Kulesi

Galata Kulesi, farklı bir konumda, 600 yıldır, burada” İnsanlar doğuyor, ölüyor, medeniyetler değişiyor, imparatorluklar yok oluyor, yeni devletler kuruluyor ve bu abidelerimiz; tüm bu olayların en canlı tanıkları, çünkü, yıllardır aynı yerde, uzaktan tüm olanlara şahitlik yapıyorlar. İstanbul gibi, abide bir kentin başlıca anıtlarından biri de, Galata Kulesi: İstanbul’da: gerek görünümü, İstanbul silüetine katkısı ve gerekse üstünden kanat takarak uçan insan, Hazerfen Çelebi ile öne çıkıyor.

Daracık sokaklardan, yokuş yukarı çıkarken, sizi neyin beklediğine karşı bir fikriniz olsa da; yani ilk defa çıkıyorsanız Galata’ya; çevredeki tuhaf tiplere, ister istemez bakıyorsunuz. Çünkü; Galata esnafı ilginç. Yabancı turistlerden daha yabancı. Buraya ulaşmanın birçok yolu var. Ama, ben size, Beyoğlu yolundan, İstiklal Caddesinden inerek gitmenizi önereceğim. Kulenin altındaki meydanda: birkaç bakkal dükkanı ve banklar var.

Kule girişinde ise: resepsiyona benzeyen biletçileri göreceksiniz. O kadar çok otel havasına bürünmüş ki; bilet aldıktan sonra, asansöre binerken, valizlerinizin eksikliğini hissedeceksiniz. Asansörden indikten sonra, ahşap bir merdivenle çıkışa devam edeceksiniz. İnanın; Galata Kulesi hakkında yazışmış güzel bir yazı okuyacaksınız ve oraya giderken, mutlaka bu yazının bir çıktısını yanınıza alın. Galata Kulesi nasıl gezilir, nerededir, özellikleri nelerdir, hepsi burada.

Evet, Galata Kulesi, ne zaman yapılmış?

İstanbul’un en eski ve en güzel kulelerinden biridir.

Kule; Ceneviz döneminde, kule; “Torre di Cristo” yani “İsa kulesi” olarak adlandırılmıştır. Çünkü: tepesinde, 8 metrelik bir haç varmış. Bizans döneminde ise kule “MegalosPyrgos” yani “Büyük Burç” olarak isimlendirilmiştir. 

Bizans imparatoru Justinianus zamanında, 528 yılında: ağaçtan yapılmış.

Daha sonra yıkılır ve 13’ncü yüzyılda; Cenevizliler tarafından yeniden inşa edilir.

Muhtemelen; 1348 yılında; Cenevizliler tarafından; kenti çevreleyen surların 24 tane kulesi vardı ve Galata Kulesi, baş kule olarak bu 24 kuleden günümüze ulaşan tek kuledir. 

1402 yılında: Latin İstilasında, haçlılar tarafından, tahrip edilir.

Daha sonra Cenevizliler tarafından 1348-1349 yılları arasında günümüzde görülen kule yapılır.  

Gelelim Osmanlı dönemine şehir fetih edildikten sonra

Galata kulesi: Osmanlılar döneminde: yeniçeriler tarafından; zindan ve gözlem evi olarak kullanıldı.

Ancak: 1509 yılında, İstanbul’u sarsan ve “Küçük Kıyamet” adı verilen deprem de hasar görür. Sultan II. Beyazıt’ın buyruğu ile Mimar Murat bin Hayrettin tarafından onarılır.

16’ncı yüzyılda: Kasımpaşa’daki Tersane-i Amire’de çalışan Hıristiyan esirler için, barınak ve depo olarak kullanılır.

Sultan III. Murat’ın izniyle, burada, ünlü Türk Astronomu ve müneccim Takiyıddın tarafından bir rasathane kurulur. Ancak, bu rasathane; 1579 yılında kapatılmıştır.

İstanbul Galata Kulesi

Kulenin tarihi geçmişinde, en önemli olay, yine aynı yüzyılda yaşanır. Yani; 16’ncı yüzyılda, Hezarfen Ahmet Çelebi; tasarımını kendisinin yaptığı kanatlarla; bu binanın çatısından havalanmak suretiyle, Üsküdar Doğancılar Meydanı’na inmeyi başarır.

Her ne kadar, günümüzde, bu olayın yaşanmasının mümkün olamayacağı ve sadece bir hikaye olduğu söylense de: gerek Evliya Çelebi’nin yazıları ve gerekse bir kısım o döneme ait İngiliz belgelerinde; olayı doğrulayıcı kanıtlar görülmektedir. Bu insanlık tarihinde ilk uçan insanla ilgili daha ayrıntılı bilgi vermek gerekirse, şöyle denebilir.

HAZERFEN AHMET ÇELEBİ KİMDİR


Osmanlı döneminde, 17’nci yüzyılda, İstanbul’da yaşamış ve yaptığı kanatlarla uçmayı başarmış ilk havacıdır. Ünlü tasarımcı ve ressam İtalyan Leonardo Da Vinci’nin kuşların uçuşuyla ilgili yaptığı çalışmalardan etkilendiği sanılmaktadır. Galata Kulesinden uçarak boğazı geçmiştir. Hazerfan’ın arkadaşlarından Lagari Hasan Çelebi’de; ilk uçuşunu konik tepeli, içi barut dolu bir roket ile yapar. Ahmet Çelebi’ye çok bilgili olması nedeniyle “1000 bilim” anlamına gelen, Hazerfan ismi verilmiştir.

Uçmayla ilgili ilk çalışmalarında, onuncu yüzyılda yaşamış, Türk bilim adamı İsmail Cevheri’den etkilenir. Çelebi, Cevheri’nin buluşlarını dikkatle inceleyip, birçok defa denedikten sonra, 1638 yılında; Galata Kulesi’ne tırmanıp, kartal kanatlarını iki tarafına takarak, kendini rüzgara bırakmış ve Boğazı geçerek, Anadolu yakasına, Üsküdar sırtlarında Doğancılar’a inmiştir.


Bu olay büyük sansasyon yaratır. Avrupa’da ilgi ile karşılanır. İngiltere’de, bu uçuşu gösterir gravürler yapılır. Sarayburnun’daki Sinan Paşa Köşkünden uçuşu izleyen, Sultan IV. Murat; önceleri, bu işten çok memnun olur. Evliya Çelebi’ye göre; Ahmet Çelebiyi “ bir kese altınla “ sevindirir. Ancak; bu derece bilgili ve becerikli birisinin tehlikeli olacağını da düşünmeden edemez. Özellikle; Şeyhülislam tarafından aklı çelinir.

Hazerfan; Cezayir’e sürgüne gönderilir ve orada 31 yaşında ölür. Bugün; İstanbul’da önemli hava alanlarından birine; Hazerfan ismi verilmiştir. Evet, bu büyük bilgin; sırf yaptıklarının karşılığında yaşadığı bu sürgün olayı nedeniyle, genç yaşta ölüyor. Destek olunca, düşünün lütfen, belki de ne büyük başarılara imza atabilecekti.

İstanbul Galata Kulesi

Evet; daha sonraki yüzyılda; Sultan II. Mustafa döneminde (1695-1703); Şeyhülislam Feyzullah Efendi; bir Cizvit papazı ile birlikte, burada, bir gözlem evi kurmaya çalışır. Ancak; bu çabaları; 1703 yılında öldürülünce, yarım kalır.

Kule: 1717 yılından itibaren, yangın gözetleme kulesi olarak kullanılır. Yangın; ahalinin duyabilmesi için, büyük bir “kös” vurularak halk haberdar edilir. 

Sultan III Selim döneminde, 1794 yılında kulenin üst katına bir cumba eklenir.

1830 yılında yine bir yangın ve kule yine hasar görür. Sultan II Mahmut, 1832 yılında kuleyi onarttırır, bu sırada kulenin üst kısmına: dört tarafında camlı köşkler bulunan, divanhanesi, sofası ve birkaç odası bulunan bir “Cihannüma” yaptırır. Külah biçiminde olan ünlü dam örtüsüyle kulenin tepesini kapattırır. Bunun üzerine kuleye “Sultan II Murat Kulesi” ismi verilir. Bu cihannüma kısmı, 19’ncu yüzyıl başındaki yangında yanarak yok olur. 

Kulenin; konik tepesi, 1875 yılında bir fırtınada uçar ve daha sonraki restorasyon sırasında yenilenmez.

1894 yılındaki depremde yine zarar görülür.

Bundan sonra kule; 1964 yılına kadar; yangın kontrol istasyonu olarak kullanılır.

1967 yılında ise; turistik hizmete açılama kadar, restorasyon için kapalı bulundurulur. Bu restorasyon sırasında; Osmanlı döneminde yapılan değişiklikler de göz önüne alınarak, Cenevizliler dönemindeki yapıya daha uygun olması için, konik tepe tekrar eklenir.

Kulenin bugünkü ölçülerinin: Ceneviz dönemindekilerle aynı olduğu düşünülmektedir.

Kulenin Mimari Özellikleri

Kule, yığma moloz taş kullanılarak yapılmıştır. Dış cephesi, taş örgülüdür. Kule, 3’ncü katına kadar Ceneviz ve sonraki katlarda ise Osmanlı izleri taşır. Kulenin silindirik gövdesi üzerindeki pencereler, yuvarlak kemerli ve tuğla örgülüdür. Çatının altındaki seyir balkonu katını sarmalayan, metal süslemeli bir şebeke bulunur. Alt katında ise, yuvarlak kemerler ve içinde tuğla örgü yuvarlak kemerli pencereler vardır. 

Kule; Haliç kıyısından 435 m. uzaklıktadır. Denizden ise; 35 m. yüksekliktedir. Yani: Galata Kulesinin yüksekliği: 35 m. dir. Bir tepe üzerinde kuruludur. Yerden çatısının ucuna kadar olan yüksekliği ise: 69.90 m. dir. Yapılan statik hesaplamalara göre, kulenin ağırlığı 10 bin tondur. Kulenin çapı ise 165 metredir. 

Giriş kısmı: kulenin kuzeyinde; iki taraftan kıvrılarak gelen mermerden yapılmıştır. Girişteki kitabede: Pertev tarafından, kuleyi 1832 yılında restore ettirdiği için, Sultan II. Mahmut’a yazdığı; 16 mısralık methiye vardır. O zamana kadar; ahşap olduğu düşünülen giriş merdivenleri; Sultan II. Mahmut zamanındaki restorasyonda değiştirilmiştir.

Kapının üstündeki pencere; muhtemelen askerlerin nöbetçiye bakmaları için yapılmıştır. Kulenin dışarıdan; taban çapı: 16.45 m. ve iç çapı 8.95 metredir. Duvarlarının kalındığı ise: 3.75 metredir. Derinliğinde bulunan çukurların altındaki kanalda; birçok kafatası ve kemik bulunmuştur. Orta boşluğun bodrumu; zindan olarak kullanılmıştır. Kulenin kalın gövdesi: işlenmemiş moloz taşıdır.

Yüksek giriş katından sonra; 9 kat bulunuyor. En üst katta; seyir balkonu var. Alt kattaki pencereler; küçük açıklıklar halindeyken, altıncı ve yedinci katta; daha geniştirler. Sekizinci katta: yay şeklindeki geniş pencereler, dokuzuncu katta büyük kemerli pencereler haline dönüşür.

Güneydeki geniş giriş kısmı; şu anda giriş lobisi olarak kullanılan ana hole açılıyor. Buradan; asansörler yedinci kata çıkmak mümkün. Asansörün üstünde, Muhteşem Süleyman’ın Baş Ressamı Matrakçı Nasuh tarafından, 1535 yılında yapılan Minyatür bronz rölyefi bulunmakta.

Daha önceleri, beşinci kata kadar taş merdivenler ve üst kısmında ahşap merdivenler kullanılırken; ahşap merdivenler, bugün yenilenerek Hazerfan Ahmet Çelebinin rölyefi olan, yedinci kattan yukarı çıkmak için kullanılmaktadır. Gözlem balkonu; yerden, 51.75 m. yukarıda, konik tepenin başlangıç noktası 62.59 m. ve tepe noktası 69.90 m. yüksekliktedir.

Kulenin tarihinde; bazı intihar olayları görülür. 1876 yılında, bir Avusturyalı; nöbetçilerin dalgınlığından yararlanarak, kendini, kuleden aşağıya atar. 6 Haziran 1973 günü ise, ünlü şair Ümit Yaşar Oğuzcan’ın 15 yaşındaki oğlu, Vedat, kuleden atlayarak intihar eder. Ümit Yaşar, bunun üzerine, Galata Kulesi şiirini yazmıştır.

RİVAYETLER


Söylenenlere göre: Galata kulesinin gözü tek bir şey görmektedir. Salacak açıklarında, hiçbir zaman kavuşamayacağı bir sevgilisi vardır Galata’nın. Kız kulesine sevdalıdır. İmkansız bir aşktır elbette bu. Galata’nın kendisi varamadığından mıdır Kız Kulesine bilinmez. Ama rivayetlere göre: günümüzde; “Galata Kulesine, ilk kez çıktığın kişi ile evlenirsin “ derler. Hurafe, rivayet ama ne derseniz deyin; Galata Kulesine ilk defa çıkacaksanız, beraberinizde çıktığınız kişiye aman dikkat.

BUGÜN


Boğaziçi, Haliç ve Marmara Denizine kadar seyredilebilen panoramik manzarası ile dikkat çekiyor. Günümüzde: bu manzaranın görülmesi için, kule ziyaret ediliyor. Kulede, ayrıca: restoran, kafe, bar ve gece kulübü gibi rezervasyonlu aktiviteler mevcut. Mutlaka gidin, zaman ayırın, özellikle kulenin panoramik manzarası muhteşem. Uzaktan, İstanbul silüetine bambaşka bir anlam veren, bu kuleyi görmenizi öneriyorum.