Gaziantep

Gaziantep

Öncelikle bir konuyu belirtmekte yarar var. Gaziantep il merkezi, 1987 yılında çıkarılan bir kanunla “Büyükşehir Belediyesi” olarak düzenlenmiş, il merkezinde “Şahinbey” ve “Şehitkamil” adı ile iki ilçe kurulmuştur. Ben, tanıtım yazımda şehir merkezini ilçe ilçe ayrı ayrı değil, hep bir arada anlatacağım. 

Gaziantep hava alanı: 1993 yılında hizmete girmiştir. Metropol illerden, hava yolu ile ulaşmak mümkündü. Hava alanı; şehir merkezine:19.6 km. uzaklıktadır. Ancak elbette hava alanına şehrin hangi noktasından gittiğiniz önemli yani bu mesafe uzayabiliyor.

Muhtemel ulaşım zamanını 35-40 dakika olarak planlayabilirsiniz. Hava alanı gayet küçük, körük yok, uçaklara biniş ve iniş için yürümek gerekiyor. Küçük bir hava alanı, hatta pistinin bile kısa olduğu söyleniyor, benim oraya ulaşımımda pilot gayet sert bir iniş yapmıştı, sebebini araştırdığımda pistin kısa olduğunu söylediler.

Gaziantep de kara yolu ulaşımında: Tarsus-Adana-Gaziantep (TAG) otoyolu kullanılmaktadır. Gaziantep-Adana arası uzaklık: 206 km., Gaziantep-Ankara arası uzaklık: 673 km. Gaziantep-Kahramanmaraş arası uzaklık: 80 km. Gaziantep-Adıyaman arası uzaklık: 149 km. Gaziantep-Şanlıurfa arası uzaklık: 137 km. dir.

genel.2
Gaziantep

GENEL

Gaziantep; Güneydoğu Anadolu Bölgesinin en eski kültür merkezlerinden biridir. Günümüz Türkiye’sinin altıncı büyük ilidir. MÖ. 4000 yıllarına kadar uzanan ve ilk uygarlıkların doğduğu, Mezopotamya ve Akdeniz arasında, tarihi ipek yolu üzerinde konuşlanmış, ülkemizin güzel şehirlerinden biri. UNESCO kayıtlarına göre: dünyanın en yaşlı şehri. (5600 yaşında)

Antik ulaşım ve ticaret yollarının burada kesişmesiyle savunma ve saldırıya elverişli bir yer olması nedeniyle, tarihin bütün dönemlerinde, birçok medeniyetin göz dikmesine neden olmuştur. Ayrıca: “Kommagene krallığı” sınırları içinde kalan Toros dağlarında, antik dönemde kullanıldığı bilinen, bazı maden yatakları da bulunmaktaymış. Bu yörede: demir madenlerinin işletildiği ve dönem tekniğiyle çelik elde edildiği, kitabelerde ifade edilmektedir.

Gaziantep’te: Paleotik, Neolikit, Kalkeotik, Tunç Çağlarına, Hitit, Med, Asur, Pers, İskender, Selefkoslar, Roma, Bizans, Abbasiler ve Selçuklulara ait eserler bulunmaktadır. Hitit döneminden itibaren, önemli bir dini merkez olmuştur. Hitit baş tanrısı Teşup’un, kutsal şehri olarak bilinen “Dolichenos” (Gaziantep) aynı özelliğini: Helen ve Roma dönemlerinde de korumuştur.

Evet; Gaziantep kültürel tüm bu zenginlikleri yanında, doğal güzellikleriyle, coğrafyası, zengin mutfağı ve alışveriş imkanları ile de tam bir turizm cennetidir. Burada; kendinizi, Anadolu’nun büyük metropollerinden birinde olduğunuzu hissedeceksiniz. Çağdaş, gelişmiş, düzenli bir şehir. Ekonomi ve sanayi alanında da, yapılan yatırımlar ile, belli bir düzeye ulaşmış.

IMG_9779
Gaziantep

 

IMG_9858
Gaziantep

TARİHİ

Bölgenin ilk uygarlıklarının doğduğu, Mezopotamya ve Akdeniz arasında bulunuşu; güneyden ve Akdeniz’den, doğuya, kuzeye ve batıya giden yolların kavşağında oluşu, uygarlık tarihine ve günümüze yön vermiştir. Bu nedenle, şehir, tarih öncesi çağlardan beri, insan topluluklarına yerleşme sahası ve uğrak yeri olmuştur.

“Ayıntap” olarak bilinen eski kent, günümüzdeki Gaziantep’in 12 km. kuzeybatısında, Dülük Köyü ile Karahöyük Köyü arasındadır. Yapılan arkeolojik araştırmalarda: taş, kalkolitik ve bakır dönemlerine ait kalıntılara rastlanmış olması, yörenin Anadolu’nun ilk yerleşim alanlarından birisi olduğuna işaret ediyor.

Bir süre, Babil imparatorluğunun egemenliği altında kalan şehir, MÖ. 1700 yıllarında, Hitit Devletinin bir kenti olur. Dülük şehri ise, Hititlerin önemli bir dini merkezi olduğundan, ayrı bir önem taşır.

Gaziantep ve çevresi; MÖ. 700-546 yılları arasında: Asur, Med ve Pers imparatorluklarının yönetimine girer. Büyük İskender’in, Pers Devletini yıkmasından sonra, Romalıların, MS. 636 yılına kadar da Bizanslıların egemenliği altında kalır.

Hz. Ömer zamanında, İslamiyet’in Arap yarımadası dışına yayılması için sürdürülen mücadeleler sırasında, İslam ordusu, Gaziantep yöresi ile Hatay’ı Bizanslılardan alır. Böylece: 639 yılında, yöre halkı Müslümanlığı kabul eder. Hemen ardından; kansız ve savaşsız olarak Suriye ve Antakya yöresi de İslam kuvvetlerinin eline geçerek, vergiye bağlanır. İşte, Gaziantep’in ünlü Ömeriye Camisi, o dönemde fethin sembolü olarak yaptırılmış.

1071 Malazgirt Savaşından sonra, bölgede, Selçuklu İmparatorluğuna bağlı bir Türk Devleti kurulur. 1270 yılında, Moğolların istilası ile kent yakılıp yıkılır. Daha sonra Dulkadiroğullarının ve Memlüklerin eline geçer. 1516 yılında; Yavuz Sultan Selim tarafından, Memlüklere karşı yapılan Mercidabık Meydan Savaşından (Kilis yakınlarında) sonra, Gaziantep ve yöresi, Osmanlı imparatorluğu yönetimine girer.

Osmanlı döneminde, çok sayıda cami, medrese, han ve hamam yapılır, kent aynı zamanda üretim, ticaret ve el sanatları yönünden de ilerler. 1641 ve 1671 yıllarında yöreyi iki kez ziyaret eden Evliya Çelebi, burada 22 mahalle, 8 bin ev, 100 kadar cami, medrese, han, hamam ve üstü kapalı çarşı bulunduğunu anlatır.

Birinci Dünya Savaşı sonunda, Gaziantep, önce İngilizler ve daha sonra da Fransızlar tarafından işgal edilir. Gaziantep savunması, Ulusal Kurtuluş Savaşı tarihimizde yiğitlik, kahramanlık ve fedakarlığın ulaşılmaz abidesi olmuştur. Bu savunma; eşsiz kahramanlığı ile hem kendini hem de Güneydoğu Anadolu’yu düşman işgalinden kurtaran bir halk hareketi, milli birliğin ve benliğin bir şahlanışı olarak tarihteki yerini almıştır. Dışarıdan yardım almadan, açlık ve sefalet içinde 10 aylık bir direniş.

Antep savunması, yürekleri vatan sevgisiyle dolu Anteplilerin imkansızı gerçekleştirmelerinin destanıydı. 10 ay 9 gün boyunca, her türlü sıkıntıya göğüs geren Anteplilerin bu onurlu mücadelesinin sonucunda, TBMM, 8 Şubat 1921 tarih ve 93 sayılı kanunla kente “Gazi” unvanı vermiştir. “Gazi” unvanı alan ilk ve tek kent olan Gaziantep, 2008 yılında çıkarılan bir kanunla ise, 87 yıl sonra İstiklal Madalyasına kavuştu ve Türkiye’deki İstiklal Madalyalı üç kentten biri olma şerefine nail oldu.

 

ŞAHİN BEY

1877 yılında Antep’te doğan Şahin Bey’in asıl adı Mehmet Sait’tir. 1899 yılında Yemen’e asker olarak giden Şahin Bey, Trablusgarp’te Mustafa Kemal’le birlikte savaştı, Balkan ve Çanakkale savaşlarında görev aldı. Teğmenliğe yükselmesinin ardından, 1918 yılında Sina’da İngiliz kuvvetlerine esir düştü.

Ateşkesten sonra serbest kalan Şahin Bey, Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının başlattığı bağımsızlık hareketine katıldı. Şahin Bey, Kilis yolunda düşman nakliyatını kesmek üzere görev aldığında Heyeti Merkeziye’ye şu sözü vermiştir “Düşman arabaları cesedimi çiğnemeden Antep’e giremez”. Şahin Bey komutasındaki kuvvetler, Antep’e girmeye çalışan Fransızları iki kez geri püskürttü.

28 Mart 1920 sabahı Fransız kuvvetleri yeniden Antep’e doğru harekete geçtiğinde, tank, top ve makineli tüfeklerle saldıran Fransızlara karşı, tek silahları mermileri bitmek üzere olan tüfekleri ve süngüleri olan Şahin Bey ve askerleri geri çekilmedi. Mermisi biten Şahin Bey, tek başına kalana kadar mücadele verdi. Düşman askerlerinin ateşiyle şehit olan Şahin Bey’in Antep Savunmasında gösterdiği direnç ve kahramanlık Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktalarından biri oldu.

 

ŞEHİT KAMİL

Antep, Fransızlar tarafından işgal edildiğinde, çarşıdan geçmekte olan ve yanında çocuğu olan bir kadın, sarhoş Fransız askerleri tarafından peçesini indirmesi için zorlanır.

Bunun üzerine, kadının çocuğu yerden aldığı taş ile Fransız askerlerine saldırır ve hemen orada askerler tarafından süngülenerek öldürülür. Fransız işgal kuvvetleri, çocuğun babasına 200 altın vermek isterler, ancak baba, bu isteği geri çevirir ve küçük Kamil, Antep savunmasında düşmana ilk karşı gelen kişi olarak tarihe geçer.

fıstık.1
YEŞİL ELMAS. ANTEP FISTIĞI

Yüksek kalorili Antep fıstığı; yörede “Yeşil Elmas” ya da “Yeşil Altın” olarak da adlandırılıyor. Ortadoğu kökenli olan bu bitki: tüm Akdeniz kuşağında, Suriye, Irak, İran, Hindistan ve Türkiye’de yetişiyor. Yüksek ısıya, kuraklığa dayanabilen, kurak toprakların kanaatkar bitkisi Antep fıstığı, ağaç başına, yaklaşık 10 kg. meyve veriyor.

Ülkemizde; Güneydoğu Anadolu bölgesinde bolca yetişiyor. Ağacın aynı adlı meyvesi (antepfıstığı/şamfıstık): çoğunlukla, kabuklu durumda ve kavrularak tüketiliyor. Kavrulan fıstığın, kabuğu çatlıyor ve ikiye ayrılıyor.

Fıstık içi: şekercilikte, pastacılıkta, helvacılıkta, çeşitli tatlılarda ya da çerez olarak tüketiliyor. Çok besleyici olan Antep fıstığı: yüzde 3.7 su, yüzde 59.4 yağ, yüzde 21.8 protein, yüzde 9.8 azot ve yüzde 2.9 ham lif içeriyor. Antepfıstığı yağında: palmitik asit, oleik asit ve linoleik asit bulunuyor.

Dünya antepfıstığı üretiminde, Türkiye, İran’dan sonra ikinci sırada yer alıyor. Antep fıstığının yoğun olarak üretildiği bir diğer yer ise: Siirt. Antep fıstığı daha dolgun olmasına rağmen, Siirt fıstığı daha ince. Siirt fıstığı; kavurma atölyeleri Antep’te olduğundan, kavrulmak üzere Antep’e gönderiliyor. Aralarındaki başlıca fark, biraz önce de söylediğim gibi: Siirt fıstığı, Antep fıstığına nazaran daha küçük ve ince.

Evet, bu şehri ziyaret ettiğinizde zaten Antep fıstığını veya bununla üretilen tatlı ürünleri birçok yerde göreceksiniz. Hatta bir çok ziyaretçi hediyelik olarak, yakınlarına buradan Antep fıstığı almaktadırlar.

IMG_9686
Gaziantep Geleneksel Antep Evleri

GELENEKSEL ANTEP EVLERİ

Gaziantep’in geçmişten günümüze, tarih içindeki oluşumuna bakıldığında, köklü ve zengin bir mimarisi olduğu görülür. Bu kagir yapıların fonksiyonlarının oluşumunda: yörenin iklimi, Topografik özellikleri, bitki örtüsü ve sosyal yaşantıları etkili olmuştur. Yazları: çok sıcak geçmesi nedeniyle, mimaride avlu anlayışı hakimdir. Zamanın büyük bir bölümünün avluda geçmesi nedeniyle, buraya “hayat” denilir.
Sokaklar: dar ve gölgelidir. Bazı yerlerde, kabaltı denen altı yol ve üstü konut olan mekanlar vardır. Günümüzde: Kabaltı yapılardan yalnızca 6 tane kalmış. Sokakları: dik olarak kesen, çıkmaz sokaklara da “dehliz” deniliyor.

Antep evleri: yüksek duvarlar arasında, dış mekanlardan mümkün olduğunca soyutlanmış yapılardır. Evlerin; ikinci katında sokağa bakan konsol çıkıntısı vardır ve buna “köşk” denir. Dışı metalle kaplanan bu tür yapılar; köşklü ev diye adlandırılır. Genellikle: iki katlı ve avluya dönük yapılardır.
Sıcak yaz günlerinde; gölgeli mekanlardır. Sofaya açılan odalar; çok işlevli özelliğe sahiptir. Odada: yatakların konulduğu döşeklik, yemek kapları için kübbiye denilen dolap nişleri vardır. Bunlar; nacar denilen çok güzel ahşap işçiliğe sahiptir.

kilim.1

ANTEP KİLİMCİLİĞİ

Antep kilimlerinin bilinen çeşitleri: baklava dilimleri, habbap ayağı, kuş kanadı, zincir göbek, dirsek göbek, pençe göbek, çarkı felek, parmak göbek, atom göbek. Kilimlerin ham maddesi: öküz, deve ve at tüyü, koyun yünü ve keçi kıllarıdır. Kilimlerde kullanılan ilkel boyalar ise: Siyah, felhani, mavi yeşil boya, cehre sarısı, ceviz kabuğu, cevizi boz, soğan kabuğu, sumak yaprağıdır.

Genelde: 69 cm. eninde ve 260 cm. boyunda dokunurlar. Motif olarak: çizgi, nokta ve daireden ibaret motifler ve bitki motifleri kullanılır. Kilim, yalnızca el tezgahlarında imal edilir ve bu iş kolunun çok canlı olduğu dönemlerde, Gaziantep’te; 7000 civarında el tezgahı bulunduğu söylenir. 1960’lı yıllarda, tezgah sayısı: 100-150 civarına düşer.

Günümüzde ise: motorlu dokuma tezgahlarının yaşama girmesiyle, Antep kilimlerine olan talep azalmış ve el tezgahları yavaş yavaş ortadan kalkmıştır. Günümüzde: genel olarak köylerde, kendi ihtiyaçlarını gidermek amacıyla kadınlar tarafından dokunmaktadır.

kutnu üretimi.1
Gaziantep Kutnu Kumaşı
IMG_9623
Gaziantep Kutnu Kumaşı

 

KUTNUCULUK

Kutnu bezi dokumacılığının: tarihi bir değeri vardır. Türkiye’de yalnızca Antep’te dokunan: ipekli bir dokuma türüdür. Ham maddesi: floş (suni ipek) ve pamuk ipliğidir. Tamamen el tezgahlarında dokunur. Geçmişi çok eskilere dayanan kutnuculuk; dünyada, basma sanatı yokken, çeşitli boyalara defalarca batırılarak, kendisine has renk ve motifler verilerek yapılan bir dokumadır. Kumaşlar, tezgahın boyutuna göre eni ince veya kalın olabiliyor.

Kutnu kumaşı; önceleri Halep, Hama ve Humus’ta üretilin, Anadolu pazarını sunulurmuş. Daha sonra, bu ipekli dokumalar, Gaziantep il merkezi ve ilçe köylerinde de üretilmeye başlanır. Kutnu kumaşı; yöresel bir kıyafet olarak kullanıldığı gibi, çeşitli aksesuar, turistik giysi, çanta, terlik, perdelik kumaş ve milli kıyafet olarak da kullanılmaktadır. Kumaşlara çözgü sayısına göre: Kutnu, Alaca ve Meydaniye gibi değişik adlar verilir. Kutnu’nun çözgü sayısı: 4000, Alaca’nın 3000 ve Meydaniye’nin ise 2000 teldir.

Eskiden Gaziantep’te çok yapılan kutnu kumaşı dokumacılığı; son yıllarda yok denecek kadar azalmıştır. İpekli kutnu dokumacılığı el sanatı: gittikçe az ilgi gören bir sanat dalı haline gelmiştir. Binlerce yıldır işlenen kutnunun desen ve renkleri: Türk köylüsünün asırlık renk ve desen kültürünü belirten bir hatıra ve turistlerin ilgisini çeken orijinal bir sanat eseri haline gelmiştir.

Antep şehrini ziyaret edenler, kutnu kumaşından yapılmış birçok ürünün satıldığı yerleri göreceklerdir. Erkeklere yönelik olarak gıravat (35 TL) ve bayanlara yönelik olarak birçok kutnu kumaşı ürün (örneğin şallar, 20-25 TL) bulunmaktadır.

Ayrıca, yine kutnu kumaşı, bir çok tekstil ürününde kullanılmaktadır. Kutnu kumaşı ürünlerden satın almak isterseniz, bence Beyazhan içindeki satıcıyı tercih edebilirsiniz, çünkü fiyatları makul.

kutnu üretimi.2
Gaziantep Aba Dokumacılığı

ABA DOKUMACILIĞI

Aba: deve, öküz ve at tüyünden, keçi kılından ve koyun yününden dokunan, özel bir kumaştan yapılan bir erkek giysisidir. Abanın üst rafından, başın; yan tarafından kolların geçmesi için birer delik olup kolları yoktur. Eskiden kumaşın dokunmasında kullanılan tüy, kıl ve yünler: toprak, mor boya, ceviz kabuğu, ceviz kökü, heylangoz yaprağı, sumak yaprağı, meyve, kızılcık otu gibi kök boya denilen boyalarla boyanırmış.

Günümüzde ise: suni boyalarla renklendirilmiş polyester iplikler kullanılıyor. Geçmişte kullanım alanı oldukça geniş olan abanın; Suriye ve Arabistan’da giyileni, geniş ve kısa bir şekilde olup, dizden biraz aşağıya inermiş. Abanın dokunuşuna, üzerinde yapılan motiflerin durumunu ve bu motiflerde kullanılan iplerin özelliklerine göre giyenin ekonomik durumu belli olurmuş.

Halkın giydiği abalar, daha az motifli ve kaba olarak dokunurmuş. Zenginler ise, çuhadan veya ipekten dokunmuş abalar giyerlermiş. Abalar dokunduğu ipin ve kumaşın rengine, boyuna ve giyildiği yörenin ismine göre isimlendirilirlermiş. Humus Abası, Yerli Aba, Sırmalı Aba, Kıl Aba, Maraş Abası.

zurnacılık.1
Gaziantep Zurnacılık

ZURNACILIK

Üflemeli halk çalgılarımızın başında gelen zurna, kalın zerdali ağacından yapılır ve davulun yanında çalınan üflemeli bir çalgı aletidir. Zurnanın tarihi: Orta Asya’ya dayanır. Çok eski zamanlardan beri, bir çalgı aleti olarak bilinir ve yapılır. Zurna: 3 kısımdan oluşur. Baş kısmı: şimşir ağacından yapılır.

Ağız kısmı: geniştir. Orta kısmı ise dardır. Zurnanın: 15 deliği vardır. 8 tanesi büyük, 7 tanesi küçüktür. Zurna yapıldıktan sonra; şimşir ağacından yapılan mezik kısmının ucuna, metem denilen uç, zurna çalan kimseler tarafından kamıştan yapılır. Gaziantep’te zurna, sipariş üzerine yapılmaktadır. Bir usta, günde ancak 1-2 tane zurna yapabilir.

bakırcılık.1

BAKIRCILIK

Gaziantep bakır işlemeciliğinin tarihi çok eskilere dayanır. Bakır eşya: bakırdan ve pirinç diye tabir edilen, bakır ve çinkonun karışımından elde edilen maddeden işlenerek yapılır. Antep bakır işlemesinin özelliği: tek parça olarak imal edilmesidir. Yani: lehim ya da benzeri bir yolla birleştirme yapılmaz. Ev mutfak ve süs eşyası olarak kullanılan el işlemesi bakır mamullerin işlenmesinde; çakma ve çizme diye bilinen basit yöntemler kullanılın.

Ayrıca: yalnızca burada yapılan bir yöntem daha vardır. Bir çekiç ve çelik kalemle, işleme yapılır. Ancak, bu işlemede, bir tek parçanın işlenmesi, haftalarca hatta aylarca sürer. Gaziantep’te imal edilen işleme bakır mamulleri, tamamen el emeği, göz nuru ile yapılmakta, çekiçle kalem dışında hiçbir alet kullanılmamaktadır.

Karagöz mahallesinde bakırcılar çarşısında, halen tezgahlarda bakır ürünler işleyen bakır ustalarını görebilirsiniz.

sedefçilik.1

SEDEFÇİLİK

Bazı deniz hayvanlarının kabuklarında bulunan ve sedefçilikte kullanılan sert beyaz ve gökkuşağı pırıltılı, fosforik özelliği olan maddeye “sedef” bu maddeyi işleyen kişiye de “sedefkar” denir. Asırlardan beri bilinen sedef, zamanın tekniği ve milletlerin sanat anlayışına göre şekil almıştır. Ham maddesi: midye kabuğu, çeşitli teller ve ceviz ağacı olan Sedef ve Sedefkarlık sanatı: Ortadoğu ülkelerinde doğmuş ve 15’nci yüzyıldan sonra Osmanlılara geçmiştir.

Sedef kakmacılığı: Gaziantep’te 1963 yılında başlamıştır. Bugün, şehirde, 50 sedef atölyesi bulunmaktadır. Bu atölyelerde, daha çok turistik eşyaya yönelik çalışmalar yapılır. Genellikle, Ortadoğu’ya satış yapılır. Gaziantep’te işlenen sedefin %90’ı, dövizle satılmakta ve ülke ekonomisine döviz kazandırılmaktadır.

Antep ziyaretinizde, Karagöz mahallesindeki bazı çarşılarda sedef kakma yapan ve satan ustaları görebilirsiniz. Muhteşem eserler, özellikle mücevher koyma kutuları, aynalar, her çeşit kutular, tavla, süs eşyaları bulunabiliyor, meraklısı mutlaka bakmalıdır.

gümüş işlemesi.1

GÜMÜŞ İŞLEMECİLİĞİ

Gümüş, insanların takı olarak eskiden beri kullandığı kıymetli bir madendir. Gümüş işçiliğinin şehirde gelişmesinin: Türkmenistan’dan göçüp gelen ustaların payı büyüktür. Gümüş işçiliği: 1980’lerden sonra Türkiye’nin dışa açılması, turizm hareketlerinin başlaması ve teknolojinin yardımıyla hızla gelişmiştir.

Günümüzde, şehirde 40’ın üzerinde gümüş atölyesi bulunmaktadır. Bu atölyelerde: yılda ortalama 1.5-2 ton gümüş işlenmekte ve başta İstanbul olmak üzere birçok yere gönderilmektedir.

 

KUYUMCULUK

1918 yılında, Medine’den gelen ve aslen Türkistanlı bir usta olan Sait Türkistanlının gayretleriyle, kuyumculuk mesleği, şehirde canlanmaya başlar. Zamanla yetişen Gaziantepli kuyumcular; halka, renkli taşlı, yakut, zümrüt, firuze ve benzeri, renkli taşlı yüzük, çöp, telkari, yılanlı, burmalı, çakma ve benzeri bilezik, kemer ve daha birçok çeşit altın takı imal ederler. Buna rağmen: 1950’li yıllara kadar, altın takılar genel olarak dışarıda imal ettirilip, Gaziantep’te satılırmış.

Kuyumculuğun merkezi sayılan İstanbul ve diğer büyük illerde altından üretilen süs ve takılar, 18 ve daha düşük ayarlı altından takılar üretilip satılırken, Gaziantep’te kuyumcuların ürettiği takılar 22 ayar altından üretilmektedir. Özellikle: son yıllarda Gaziantepli imalatçılar, ürettikleri mamullere TSE belgeli olduğunu gösteren, kendi damgalarını vurmaktadırlar. Bu işlem, hem esnaf, hem de tüketici tarafından güven içerisinde, altının alınıp satılmasını sağlamıştır. Bugün Gaziantep’te, 400 civarında vitrin kuyumcusu, 60 civarında imalatçı bulunmaktadır.

 

YEMENİCİLİK

Yemeni; üstü kırmızı yada siyah deriden; tabanı ise köseleden dikilen, topuksuz ve çok sıhhatli olan ayakkabılara denir. Gaziantep’te yemeniciliğe “Köşkercilik” ve yemenicilere ise “köşker”, yemeni ustalarına “köşker ustası” denir. Köşker kelimesi, Farsçadan “ayakkabı yapan” anlamına gelir. Yemeni, ilk defa Yemende, Yemen-i Ekber isimli bir kimse tarafından yapılmış ve kendi ismini vermiştir. Daha sonraları, Yemeni, Yemen’den Halep’e, Halep’ten de Güneydoğu Anadolu’ya intikal etmiştir.
Yemeni imalatında kesinlikle plastik kullanılmaz.

Tüm dikişler elle yapılır. Ökçesiz olup, tersinden dikilir. Düz tarafı çevrilir ve asıl giyilecek durumunu alır. Ayaktaki mantar ve nasıl oluşumunu, ayak parmakları arasındaki pişikleri önler. Yemeninin üst tabanı ile alt tabanı arasındaki kil; insan vücudundaki elektriği toprağa verir ve insan vücudunu rahatlatır.

Ayakta koku yapmaz. Çünkü gözenekli deriden yapıldığından teri dışarı verir. Yemeniler renklerine, büyüklüklerine ve şekillerine göre ad alırlar. Antep sokaklarında gezerken, çok miktarda yemeni görebilirsiniz.

GAZİANTEP YEMEKLERİ

Gaziantep’te çeşitli kültürlerin buluşması nedeniyle oluşan zengin mutfakta, yaklaşık 252 çeşit yemek türü var. Akla ilk gelen yemekler arasında: kebap çeşitleri bulunuyor. Bilinen türler dışında yapılan diğer kebaplar ise: yeni dünya (bu kebap yalnızca Nisan ve Mayıs aylarında bulunabiliyor) , sebzeli, ayva, elma, firenk, simit, patlıcan, kazak, kabak, Kilis, ekşili, mantar, yoğurtlu ve tas kebapları olmak üzere, 32 tür kebap yapılıyor.

Ayrıca: 26 çeşit köfte, 27 çeşit pilav, 15 çeşit dolma, 26 çeşit etli yemek, 15 çeşit turşu ve 22 çeşit helva varmış. Yoğurt yemeklerinin de, hatırı sayılır bir yeri olduğu söyleniyor. Yoğurt yemeklerinden ilk akla gelenler ise: çağla aşı, orman, sahte yuvarlama, bakla, çiğdem aşı, bezelye, elma aşı, fasulye, kabak, keme köfte, mantar, patates, soğan ve yuvarlama.

Gaziantep mutfağının en önemli özelliklerin den biri: yemeklerde et olarak koyun etinin kullanılmasıdır. Etin, belli bölgeleri; yapılacak yemekte iyi sonuç verir. Örneğin: budun iç kısımlarından yapılan köfte: daha iyi tutar. Küşlemesi yapılan kebap, çok yumuşak olur. Kasaplar, koyunun hangi bölgesinin etinin, hangi yemekte daha iyi sonuç vereceğini bildikleri için, bundan 25-30 sene önce et almaya gelenlere, hangi yemeği yapacağını sorar ve ona göre et verirlermiş.

Ekşili Daralık Tavası, Et Paçası, Kelle Paça, Tavuk Paçası, İncik Haşlaması, Paşa Köftesi, Sebzeli Tavuk Kızartması, Beyran, Fırında Tavuk ve diğerleri. Özellikle “Beyran” bir çeşit çorba olarak çok tercih ediliyor. İçinde kuzu eti ağırlıklı, çok  doyurucu ve aşırı sıcak olarak sabah saatlerinde içiliyor. Beyran çorbasının ardından ise, yine sokak aralarında seyyarlar tarafından satılan meyan şerbeti içiliyor.

 

Gaziantep’te yapılan yoğurtlu yemekler, üzerine yoğurt dökülerek yapılan yemekler değildir. Bu yemeklerin özelliği: yoğurtlarının ayrıca pişirilerek yemeğe katılmasıdır. Bu şekilde yapılan yoğurtlu yemekler: Çağala Aşı, Orman, Sahte Yuvarlama, Sarımsak Aşı, Şiveydiz, Yoğurtlu Bakla, Yoğurtlu Bezelye, Yoğurtlu Çiğdem Aşı, Yoğurtlu Elma Aşı, Yoğurtlu Fasulye ve diğerleri.

Bölgeye has serinletici içecekler: Meyan şerbeti, Tah şerbeti, Urmu Dut Şerbeti, Gül şurubu, Limonata, Üzüm suyu, Pekmez Şerbeti, Koruk Şerbeti, Karbanbaç, Haytalı.

Tatlılar, bu şehirde başlı başına bir sektör olmuş. Tatlılarda genellikle Antep fıstığı kullanılıyor, ama gayet bol miktarda kullanıldığından muhteşem lezzetli oluyor. Özellikle, Antep ziyaretinizde buraya özgü içinde kaymak ve Antep fıstığı bulunan “katmer” yemenizi şiddetle öneririm.

Ancak katmeri özellikle sabah saatlerinde yemek ve uygun yeri bulmak çok önemli, çünkü saçma sapan yerlerde yenilen katmer, gerçek lezzeti vermiyor. Aslında yoğun tatlı olmasına rağmen, Antep yerlileri bir oturuşta 1.5-2 porsiyon katmeri, sıcak sıcak yiyebiliyorlar, ama normal şartlarda 1 porsiyon fazlasıyla yetiyor. (fiyat, 10-20 TL arasındadır)

 

Antep şehrinde, elbette kebap öncelikli, en iyi Antep kebapları yemek için “İmam Çağdaş” denen yer tercih edilebilir. Burada, özellikle soğan kebabı yöresel özellikleri nedeniyle tercih edilebilir, yanında peynirli pide istemeyi unutmayın. Ayrıca, yine bence öne çıkan lezzetler, ciğerdir.

Burada en iyi ciğer yapılan yeri bir taksiciye sordum öğrendim ve onun önerisi üzerine gittiğim Köşk ciğercisi gerçekten muhteşem lezzetler sunuyor. Burada özellikle ve sadece ciğer şiş yemenizi öneririm. Ayrıca yine burada Ali Haydar denen bir ciğerci var, bu da çok meşhurmuş, ama gece yarısı saat 3 de açılıyor ve saat 7 de kapanıyor.

Bu saatlerde ayakta iseniz, mutlaka denemenizi öneririm. Evet: Gaziantep yemeklerinin ve tatlılarının yapılışından, sunuluşuna kadar tüm merhalelerin görülebileceği otantik ve çağdaş lokantalar şehirde mevcut.

 

Son olarak: neler yiyebileceğiniz konusunda, yine bazı öneriler: Alacak çorba, Altı Ezmeli Kebap, Arap köftesi, Beyti Kebabı, Börk Aşı, Çağla Aşı, Cağırtlak Kebabı, Doğrama, Ekşili Taraklı Kebap, Erik Tavası, Firik Plavı, Kavurma, Kuşbaşı Kebap, Küşneme, Lahmacun, Oruk Kebabı, Patlıcan Kebabı, Sarımsak Kebabı, Şiveydiz, Soğan Kebabı, Yeni Dünya Kebabı (bu kebap yenidünya çıktığında yapılıyor yani 20-25 günlük süreçte bulunuyor), Yuvarlama ve elbette sonunda tatlı olarak: baklava ve şöbiyet.

Atıştırmalıklar da çok gözde. Muska tatlısı, nar ekşisi sucuğu (bunların içinde Antep fıstığı var), buraya has Antep peyniri.

İçilmek için, yine burada çok ünlü “Zahter” tercih edilmelidir. Önce tedirgin yaklaşmama rağmen, kaldığım sürece her mekanda zahter içmeyi tercih ettim, özellikle limonlu denemenizi öneririm.

 

GAZİANTEP YEMEKLERİ VE UNESCO

Gaziantep gastronomi dalında UNESCO “Yaratıcı Şehirler Ağına” girdi. Şu ana kadar, UNESCO gastronomi listesine,  dünyanın  dört bir yanından, sadece 8 şehir kabul edildi. Kabul toplantısı için verilen resepsiyonda, Paris şehrinde, Gaziantep yöresel mutfağından dolma, sarma, börek, köfte, kebap çeşitleri, Antep baklavası ve Antep fıstığının yer aldığı ikramlar yapıldı.

 

NE SATIN ALINIR

Geleneksel el sanatlarından: sedef kakma, kutnu kumaşı, bakır işlemeleri, yemeni, Antep işleri ve Gaziantep baklavası, Antep fıstığı, tatlı sucuk ve pestil, kırmızı biber ve baharat satın alabilirsiniz. Özellikle: buraya özgü kuru baklava alıp, hediyelik olarak yakınlarınıza götürebilirsiniz.

 

GEZİLECEK YERLER

tahmis kahvesi.1
Gaziantep Tahmis Kahvesi

 

IMG_9652
Gaziantep Tahmis Kahvesi
IMG_9651
Gaziantep Tahmis Kahvesi
IMG_9649
Gaziantep Tahmis Kahvesi
IMG_9667
Gaziantep Tahmis Kahvesi

 

IMG_9660
Gaziantep Tahmis Kahvesi

TAHMİS KAHVESİ

Gaziantep’in tarihi yapıları içinde, 100 yıllık bir klasik. Kozluca Mahallesi, eski buğday arsasının kuzeyinde bulunuyor. “Tahmis” kelime anlamı olarak: kökeni Arapça. Osmanlıcaya da buradan girmiş. Kelime anlamı: “kavrulmuş ve öğütülmüş kahve satan yer” demek. Tahmis’in sonu “sin” ile biterse, ateşte kızdırıp kavurma kahve satılan yer anlamına geliyor. Eğer sonu “sat” ile biterse, “dövülmüş kahve satan yer” anlamında kullanılıyor.

Tahta sandalyeleri, asma katıyla günün yorgunluğunu atmak için bir bol köpüklü kahve içilebilecek yer.

Sabahın ilk ışıkları ile kapılarını yeni güne açan Tahmis Kahvesi: yılların eskitemediği yüzlere ev sahipliği yapıyor. Kahve içmek, nargile fokurdatmak ya da yarenlik etmek isteyenlerin mekanı. Gün görmüş masaları, asma katı ve başka hiçbir yerde soluyamayacağınız havasıyla görülmeye değer. Bol köpüklü bir menengiç kahvesi, damağınızda hoş bir tat bırakacaktır. Keyifli sohbetler yapılıyor, memleket sorunları tartışılıyor, çaylar yudumlanırken tavla, okey ve kağıt oyunları oynanıyor. Eski semt kahveleri gibi, giderek yaygınlaşan kafe kültürüne direnircesine, dimdik ayakta kalma mücadelesi veriyor.

Tahmis isminin: Kurtuluş Savaşı öncesi, Antep’i işgal eden İngilizler tarafından verildiği konusunda söylentiler var. İngilizler, işgal günlerinde burada konaklamış ve İngiltere’de ki “Thaimes Nehri” ile bağlantı kurarak, buraya kısaca “Tayms” demişler. Ancak: kahvehane müdavimlerinin anlattıklarına göre; kahvehanenin ismi ile İngilizlerin hiçbir bağlantısı yok. Burası; işgalden önceki yıllarda da “Tahmis Kahvesi” olarak anılmakta imiş.

Evet: Tahmis Kahvesi: uzun yıllar “Lokuslu Kahvehane”, “Tömbekici Kahvehanesi” olarak da anılmış. Cumhuriyetin ilan edildiği yıllarda, Halk evinden sonra bilinen en büyük salon olması nedeniyle, toplantı salonu olarak da uzun yıllar birçok olaya tanıklık etmiş.

Kahvehane: özellikle Ramazan aylarında, farklı bir havaya bürünüyormuş. Günümüzde kullanılmayan, kahvenin asma katı, yani yazlık bölümü: ramazan aylarında ve özel günlerde, musiki ve gösteri sanatına uzun yıllar ev sahipliği yapmış. Özellikle: hikayeciler ve karagöz ustaları, kahvehaneyle bütünleşmiş bir geleneğe dönüşmüşler.

Evet, Tahmis kahvesi, bir cadde üzerinde, karşılıklı biri kapalı, biri açık mekandan oluşuyor. Kapalı mekan, sürekli kalabalık, dolu, yer bulunmadığında hemen karşısındaki açık mekan tercih ediliyor. Kapalı mekan, iki katlı, girişte büyükçe bir salon, merdivenlerden çıkınca üstte bir teras var, ama sanırım sürekli olarak bir yoğunluk var, kapalı yerde boş masa bulmak çok zor. Mekanlarda, yöresel kıyafetler giymiş, 4-5 kişiden oluşan müzik gurubu, neşeli ezgiler seslendiriyorlar, ortama ayrı bir keyif veriyorlar. Burada küçük bir mola vermenizi ve menengiç kahvesi içmenizi öneririm.

arkeoloji müzesi.1
Gaziantep Arkeoloji Müzesi

GAZİANTEP ARKEOLOJİ MÜZESİ

Yazının hemen başında belirtmek istediğim bir not: şehirde, “Zeugma Müzesi” açılınca, buradaki mozaikler, yeni açılan müzeye taşındı. Bu yüzden: bu müzede mozaik yok. Ancak, elbette burası yalnızca mozaiklerden ibaret bir müze değil, yani mozaikler gitti diye, şehir ziyaretinizde, burayı gezmeyi sakın ihmal etmeyin.
Evet, girişte; uzun bir salon var.

Burada: genellikle geçici ve periyodik olarak değişen konuları yansıtan sergilemeler yapılıyor. Resim ve karikatür meraklılarını, müzeye çekmek için “arkeoloji” konulu, bir karikatür sergisi var. Ayrıca: tıp, eczacılık, kimya ve kozmetik meraklılarına hitap eden “Antik dönemde Tıp Aletleri” konulu iki vitrin bulunuyor.

Bu salondaki önemli bir bölüm de: Nostalji Vitrinleri. Burada: ülkemiz müzelerinde, ilk kez olmak üzere, 1864 yılında, bakır plaka üzerine çekilmiş ilk fotoğraflar ve 1910 yılında, ilk modellerden başlayarak günümüze kadar gelen, “Fotoğraf makinelerinin Tarihi Gelişimi” isimli, 120 parçayı aşkın fotoğraf makinesi ve aksesuarı koleksiyonu sergileniyor.

Takip eden bölümde: Kronolojik Salon var. Bu salonda: Anadolu ve Gaziantep’teki antik yerleşim yerleri ve kazı merkezleri, büyük panolardaki haritalarda tanıtılıyor ve Gaziantep bölgesinin kronolojisi veriliyor.

Birinci bölümde: Tabiat Tarihi vitrini var. İkinci bölümde ise: Akamenid, Pers, Helenistik ve Kommagene ile özellikle Roma döneminden kesitler sunan vitrinler bulunuyor.
Bu salondaki bir vitrinde: bir Mamut’un iskeletine ait kemikler ve içi doldurulmuş bir Krokodil de sergileniyor.

arkeoloji müzesi.3
Gaziantep Arkeoloji Müzesi

 

Sonra; Küçük buluntular ve Sikke Salonu var. Burada: insan ve hayvan heykelcikleri, kült eşyaları, figürinler, damga ve silindir mühürler, süs iğneleri, bilezik ve tokalar ile fibulalar, yüzük taşları ve klasik döneme ait kil mühür baskıları ile altın ve gümüş ziynet eşyaları sergileniyor. Burada, müzenin en öne çıkan objeleri: mühürler. Dünyanın en büyük mühür koleksiyonu, bu müzede bulunuyor ve ziyaretçilere sergileniyor.

Ayrıca: sikkenin basım ve devirlere göre belirlenen özellikleri ile zaman içindeki değerlerini belgeleyen bilgi panosu var. Yanındaki vitrinde de, Grek, Helenistik, Roma ve Bizans devirleri ile Türk-İslam Dönemi ve Osmanlı çağına ait altın-gümüş ve bronz sikkeler ile Osmanlı dönemi nişanları sergileniyor.

Müze Bahçesi: Müzenin ön bahçesinde: Hitit ve Geç Hitit dönemi cenaze ziyafetlerini betimleyen bazalttan kabartmalı steller var. Yan bahçesinde ise; çoğunluğu Belkıs/Zeugma kökenli, Roma dönemi erkeğini simgeleyen kartal, kadını simgeleyen yün sepeti motifli mezar taşları sıralanmış. Ayrıca: dört adet, Roma dönemi lahit de bahçede.

Evet; Gaziantep müzesi bundan ibaret. Nispeten güzel bir sergileme sunulan, bol eserli bir müze. Merakı olanlara önemle gitmelerini tavsiye ederim.

Gaziantep Planetarium Gezegen Evi

PLANETARİUM-GEZEGEN EVİ

Şehir merkezinde, 100. Yıl Parkı içindedir. Yani, güzel bir parkın içinde, dev bir cam bina ve tepesinde kocaman bir portakal gibi bir şey var. 5000 m. karelik bir alan üzerinde, 1500 m. kare yeşil alan ve 3500 m. kare kapalı alan var. Her gün, saat: 10.00-18.00 arasında ziyarete açıktır. 25 Mart 2010 tarihinde açılmıştır.  

Burada: her yaştan, birçok ziyaretçi evrenin sırlarının deneylerinin canlandırıldığı ve ayrıca kendilerinin de dahil olabileceği ışıklı, maketli oyunlarla eğleniyorlar. Bunun yanında, buranın esas fonksiyonu, özel olarak tasarlanmış bir sinema salonu denebilir. Salonun perdesi: yarım küre şeklindeki, kubbe ekrandır.

Görüntüler, karanlık salonda, 10.8 metrelik çapı olan kubbenin iç yüzeyine yansıtılarak, 77 koltuklardaki izleyicilere, uzay boşluğunda bir gezi yaptıkları hissi veriliyor. Koltuklar, gösteri sırasında, yatar şekilde tasarlanıyor. Bu uygulamayı, daha önce Amerika-Chicago şehrinde görmüştüm.

Bu sinema salonunda, özellikle NASA tarafından hazırlanan kısa filmleri izleyebilirsiniz.

Müze çıkışında: Vagon kafe görülüyor. Özel yapım bir trenin vagonlarında çay ve kahvenizi içebiliyorsunuz.

IMG_9567
Gaziantep Kendirli Gazi Kültür Merkezi
IMG_9569
Gaziantep Kendirli Gazi Kültür Merkezi
IMG_9575
Gaziantep Kendirli Gazi Kültür Merkezi
IMG_9800
Gaziantep Kendirli Gazi Kültür Merkezi

 

KENDİRLİ GAZİ KÜLTÜR MERKEZİ

Eski bir kilise, ermeni kilisesi olduğu söyleniyor. Şehrin en işlek ana caddelerinden birisinin hemen yanında, hatta iki cepheli. Kilise günümüzde kilise veya müze olarak kullanılmıyor. Binanın dıştan görünüşü zaten hemen kilise intibaı veriyor, içine girilince salon kısmında koltuklar yerleştirilmiş, hemen karşıda bir sahne var.

Görevliden aldığım bilgiye göre: her gün saat 9-11-14-16 saatlerinde, burada yarım saat süreli bir gösteri düzenleniyormuş, ana tema “Atatürk”. Hatta sahnenin arka tarafında, Atatürk bal mumu heykeli olduğu ve kendi sesinden “Nutuk” okuduğu söylendi ama orada bulunduğum saat uymadığından gösteriyi izleyemedim.

Buranın en önemli özelliklerinden birisi de, hemen yan bölümde, caddeye hakim bir balkon. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 26 Ocak 1933 tarihinde Gaziantep iline gelmiş ve bu balkondan Gazianteplilere hitap etmiştir.

İlk bakışta balkonun gayet alçakta olduğu görülüyor ve Atatürk’ün tamamen halkın içinde, halka seslendiği düşünülüyor. Çünkü o halkın içinden çıkmış ve halkla bütünleşmiş bir kahraman. Bu balkon konuşmasının orijinal resimlerini gördüğümde balkonun caddeden birazcık yüksek olduğu görülüyor. Cadde nedeniyle sanırım zemin yükselmiş.

 

IMG_9693
Gaziantep Savunması Anıtı
IMG_9692
Gaziantep Savunması Anıtı
IMG_9702
Gaziantep Savunması Anıtı
IMG_9701
Gaziantep Savunması Anıtı

 

IMG_9710
Gaziantep Savunması Anıtı
IMG_9708
Gaziantep Savunması Anıtı
IMG_9711
Gaziantep Savunması Anıtı

 

GAZİANTEP SAVUNMASI ANITI

Gaziantep’in kurtuluşu olarak 25 Aralık 1921 tarihi kabul ediliyor. Anıtın kuruluşu 25 Aralık 1935 ve yeni düzenleme tarihleri ise 25 Aralık 1998 tarihidir. Anıtın hemen taban mermerlerinin çevresinde kurtuluş sırasında şehit olanların isimleri yazılı.

Anıtın bir yanında: “Bu anıt, yurduna saldıranların tecavüzleri kırmaya yemin içer şehir halkı adına, şehitlerin semaya kaldırdığı şehadet parmağıdır” yazısı bulunuyor.

Anıtın hemen yanında “Çınarlı Cephesi” anıtı var. Çınarlı Cephesi: Antep halkının “Arıburnu” adını verdiği bu cephe, Antep savunmasında, işgal kuvvetlerinin taarruzlarına karşı çetin mücadelelerin verildiği bir cephedir. Bu cephe, Kartal Bey, İbrahim Çavuş ve nice isimsiz kahramanların eldeki kısıtlı imkanlarla destan yazdığı yerdir”

Anıtın hemen altında, şehitlerin kemiklerinin toplanıp topluca gömüldükleri bir mezarın bulunduğu yer var. Antep’i Gaziantep yapan 6317 şehidi temsil eden kahramanlar burada yatıyor. Antepliler bu harpte 6317 şehit verdi. Şehitler, kurşun yağmuru altında, kanlı elbiseleriyle, Esenbek camii arkasında açılan büyük çukurlara gömüldüler, Fatihalarını bile evlerinde, mağaralarda okudular. 1935 yılında çıkarılan şehit kemikleri yeni yapılan Şehitler Anıtının altına yani buraya nakledildi.

Burayı mutlaka ziyaret etmelisiniz. Buranın koridor duvarlarında, Antep savunmasına ait yazılar ve resimler bulunuyor.

“Antep, büyük topları, 300 makineli tüfeği, 6 tayyaresi ve 4 tank ile gelen, 20 bin kişilik Fransız tümeni ve 1500 kişilik ermeni gönüllü alayına karşı 2920 tüfekli çetesi ile 10 ay 8 gün dayandı. Düşman çemberi içinde aç kaldı. Hiçbir yerden yardım gelemedi. Acı çekirdek ekmeği, ot yedi, cephanesi tükendi, barutunu, fişeğini kendi yaptı. Her yer yandı, yıkıldı. Fransız’ı Antep’e sokmamak için 6317 şehit verdi. Harbin son günlerinde, TBMM tarafından ödüllendirildi. Antep “Gaziantep” oldu. 8 Şubat 1921”

“Fransızlar Antep’e bir günde 800 top mermisi attılar. İşte Çınarlı ve Ferhadiye camileri ve şehir. Bütün Antep’i böyle harap ettiler. “

 

MAĞARALAR

Gaziantep şehrinin altında birçok mağara bulunduğu söyleniyor. Bunlardan bir tanesi, Oyuncak Müzesinin hemen altında görülebilir. Bu mağaraların çok sayıda olduğu ve bunlarda su bulunduğu, bu yüzden Gaziantep şehrinin bir gemi gibi yüzdüğü söyleniyor.

Öte yandan, Antep savunmasında bu mağaraların büyük önemi olduğu da belirtiliyor. Bu mağaralardan birini görmek isterseniz, gayet güzel dizayn edilmiş, Oyuncak Müzesi altındaki mağarayı görebilirsiniz.

Gaziantep Bayazhan-Kent Müzesi
IMG_9683
Gaziantep Bayazhan-Kent Müzesi
IMG_9685
Gaziantep Bayazhan-Kent Müzesi
IMG_9686
Gaziantep Bayazhan-Kent Müzesi

 

IMG_9687
Gaziantep Bayazhan-Kent Müzesi
IMG_9688
Gaziantep Bayazhan-Kent Müzesi

 

BAYAZHAN-KENT MÜZESİ

Şehrin en merkezi yerinde, ana cadde üzerinde olan Bayazhan, tarihi özellikleri olan bir yer. 1904-1909 yılları arasında, Bayaz Ahmet Ağa tarafından, taş ustalarına yaptırılmıştır. I. Dünya savaşı sırasında, şehri işgal eden Fransızlar burayı karargah olarak kullanmışlardır. Ayrıca, yıllarca hapishane olarak kullanılmıştır. Şehirdeki ilk sinema filmi, yine burada gösterilmiştir. Han: 2005 yılında, Belediye bünyesine alınmıştır. 2009 yılında ise restorasyonu tamamlanarak, üst katı: Gaziantep Kent Müzesine dönüştürülmüştür. Alt katında ise, yine çeşitli tesisler bulunmaktadır.

Burada: 2 restoran, 1 kahve evi ve yöresel ürünlerin satıldığı 8 dükkan bulunmaktadır. Ayrıca: büyük bir avlu ve teras bulunuyor Ayrıca, arka tarafta otopark var. Ayrıca, sanat galerileri var. Akşamları ise, orta bölümde ateş yakılıyor. Burada, birçok konser veriliyor. Toplu eğlenceler düzenleniyor.

Örneğin: yılbaşı eğlencesi. Girerken, kapıda dedektörlü kontrolden geçiliyor, gündüz saatlerinde bile içeride yüksek sesli müzik yayını var, ama mekanlar boş oluyor. Orta bölümde, sanırım akşam saatlerinde, insanlar masalar üzerinde ayaküstü bir şeyler atıştırırken, biraz önce de sözünü ettiğim ateş yanan sobalarda ısınıyorlar. Yani, değişik bir ortam oluşturulmuş. Burada kutnu kumaşı satan bir mekan var, fiyatları makul, uğramanızı öneririm.

Kent Müzesi derseniz: 2009 yılında hizmete açılmıştır. Kent Müzesi girişi: 1 TL. Girişte bir kulaklık veriyorlar. Müzede: kentin tarihi, kültürel yapısı, yemekleri, sedef kakmadan kutnu adlı kumaşına, baklavasından fıstığına, şehrin çeşitli kültürel etkinlikleri anlatılıyor. Ayrıca, müze içindeki yapılar maketi ve kent rehberiyle, şehre gelen ziyaretçilere, şehir tanıtılıyor.

Hemen girişte ise, bir kulaklık veriliyor. Bu kulaklık ile gezerken: herhangi bir odaya girdiğinizde, oda hakkında ayrıntılı bilgiler veriliyor.

medusa.cam eserler müzesi.2
Gaziantep

MEDUSA CAM ESERLER MÜZESİ

Gaziantep kalesi altında, tarihi kır kahvesinin hemen karşısında, eski bir Antep evinin alınıp, restore edilmesiyle oluşturulmuştur.
Müze binası: 6 odadan oluşmaktadır. Roma döneminden ve İslam tarihinden kalan, tarihi camlar sergileniyor. Ayrıca, içinde üflemeli cam ocağı gösterileri yapılıyor ve antik mücevher tasarımı bulunuyor.

Gaziantep şehrinin ilk özel müzesi. Gaziantep’de yaşayan bir ev kadını; koleksiyonunda biriktirdiğin, tarihi eserlerin, evine sığmaması üzerine, satın alarak restore ettirdiği tarihi Antep evini, müze haline getirmiş. Gaziantep’de yaşayan, 2 çocuk annesi bayan; uzun yıllardan bu yana, eşiyle birlikte: cam, porselen, el işi örtüler üzerine koleksiyon oluşturmuş ve 1500’e yakın esere sahip olmuş.
Evet, müzede neler görebilirsiniz.

Cam eserler, porselenler, el işi örtüler var. Bir bölümü ise: kuyumcu dükkanı. İstanbul Kapalı Çarşıdan gelen bir kuyumcu ustası, Mardin Midyat’tan gelen bir telkari ustası var. Ustanın: kiremit işleme, masa üstünde alevle cam boncuk çalışması, mücevher tasarımı, müzeyi ziyaret edenlerin ilgisini çekiyor. Müzede; kafeterya ve tarihi eserlerin sergilendiği 5 ayrı bölüm var.

Müzede sergilenen 1500 civarındaki cam eser: gömülerden elde edilmiş Roma, İslam dönemi eserleri.
Son olarak: müzede, camın işleme tekniğini gösteren gösteriler yapılıyor. Dönemler halinde, cam üfleme, masa üstü cam boncuğu, nazar boncuğu konusunda kurslar açılıyor.

kale.1
Gaziantep Kalesi

GAZİANTEP KALESİ

Şehir merkezinde bulunuyor. Türkiye’de ayakta kalabilen kalelerin en güzel örneklerinden birisidir. Alleben Deresinin güney kenarında, yaklaşık 25-30 metre yükseklikte, hemen herkesin dikkatini çeken bir tepe üzerindedir.
Ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı hakkında bilgi yok. Ancak; kalkolitik dönemden itibaren üzerinde yaşandığı biliniyor.

Bugünkü şekli ise: kaleler mimarı olarak anılan, Bizans imparatoru Justinyanus döneminde, MS. 6’ncı yüzyılda yapılmış.
Kale: daire planlı olup, çevre uzunluğu: 1200 metredir. Büyük taşlardan örülmüş duvarlar: 12 kule burçla desteklenmiştir. Kalenin üzerinde: cami, sarnıç ve yapı kalıntıları bulunmaktadır. Alt bölümlerde: üst yapıya destek sağlamak amacıyla: büyük odalar, galeriler ve dehlizler yapılmıştır. Ana kütle altında ise, bir su kaynağı bulunmaktadır.

Kale, bu haliyle, çapı yaklaşık 100 metre, çevresi ise 1200 metre olan, gayrı muntazam dairesel bir şekle sahiptir. Kale bedenleri üzerinde: 12 kule vardır. Kale çevresinde: eni 30 metre ve derinliği 10 metre olan bir hendek bulunmaktadır. Kaleye geçiş, bu hendek üzerinden, köprü ile sağlanmaktadır. Köprüyü geçip, kaleye ulaşmadan önce; sol tarafınızda, halk tarafından İmam-ı Gazali Hazretlerinin Makamı olarak adlandırılan bir burç göreceksiniz.

Asıl kale kapısından girince: kalenin iç kesimlerine ve üstüne doğru açılan iki yol var. Sola açılan yoldan: kalenin üst kısmına ulaşabilirsiniz. İç kesimlerine doğru devam eden yoldan ise: galeri, dehliz ve kale odalarına ulaşabilirsiniz. Kalede: ana kütle altında ise, bir su kaynağı bulunuyormuş.

Halen kalede yürütülen kazı çalışmaları sonucu: Osmanlı dönemine ait bir hamam ile bir cami ortaya çıkarılmıştır. Hamamın: banyo, buhar odası ve buhar odasının bacaları ortaya çıkarılmıştır. Buhar odasının köşesinde bulunan kanallar vasıtasıyla, içeride buhar fazlalaşınca, dışarıya verilmektedir. Hamam: mimari olarak pek gösterişli olmasa da, teknik bakımdan üstün özellikler taşımaktadır. Cami ise, Osmanlı mimari tarzında yapılmış olup, dikdörtgen planlıdır. Caminin güney cephesinde, yarım daire şeklinde, mihrap, mihrabın sağında ve solunda ikişer adet kitap koyma bölümleri bulunur.

Evet: kaleye çıkmışken, kalenin yapılışına dair, halk arasında anlatılan bir efsaneden de söz etmek istiyorum: kaleyi zengin bir kadın yaptırıyormuş. Bu kadın: bir gün sokağa çıkmış ve yolda kalabalık insan topluluğunun bir cenaze götürüşüne rastlamış. Yanındaki uşağına dönerek “bu nedir” diye sormuş. Uşak ise “Efendim, insanlar bir gün gelir ölürler, ölülerini de böyle tabut içinde taşıyarak mezarlığa götürürler ve toprağa gömerler.

Gördüğünüz tabutun içinde, dün bizim gibi canlı olan bir insan cesedi var” der. Bunun üzerine, zengin kadın: uşağıyla beraber geri döner ve kaleyi yapan ustaları yanına çağırarak “bırakın kale yarım kalsın, ben ölümü hiç düşünmezdim” der. Gaziantep kalesinin tarihi eski çağlara kadar uzanıp gidiyor. Ancak, bu halk arasında anlatılan efsanede kesin tarih yok.

Son bir not: kale içinde “Kahramanlık Panorama Müzesini” de ziyaret edebilirsiniz.

 

HAYVANAT BAHÇESİ

Burç ormanları içinde, 1000 dönümlük bir alan: Doğal Hayatı Koruma ve Rekreasyon Alanı olarak tahsis edilmiş ve Büyükşehir Belediyesi tarafından, hayvanat bahçesi olarak tanzim edilmiştir. Günümüzde: Türkiye’de, en geniş alana sahip durumdadır.
Hayvanat bahçesi içinde: dünyanın iki büyük akvaryumundan birisi olan, 21 bölümlü akvaryum, deve-lama evi, kanguru evi, deve kuşu evi, kanatlılar için büyük kuş kafesi, küçük kuş kafesi, tavuk-sülün-kum kekliği, kum tavuğu kafesi ve yırtıcı kuşlar için kafes alanları var.

Ayrıca: aslan, kaplan vb. gibi yırtıcı hayvanlar için büyük kafesler, yaban keçileri, yaban koyunları, geyikler, ceylanlar için ayrı ayrı barınaklar yapılmıştır. Deniz ve tatlı su canlılarının bulunduğu akvaryum bölümü: 1200 metre kare alana sahip olup, 450 ton kapasitelidir. 3 adet deniz akvaryumu ve 18 adet tatlı su akvaryumu olmak üzere, toplam 21 adet akvaryum bulunmaktadır. Bunların içinde, 74 tür ve 2700 balık bulunmaktadır.

Gaziantep hayvanat bahçesi içinde: tren turları ve nostalji fayton turları düzenleniyor. Ziyaretçiler, bu turlarla Hayvanat Bahçesinin tamamını kolayca gezebiliyorlar. İlginizi çekerse, güzel zaman geçirebileceğiniz bir yer.
Toplam: 250 tür ve 4000 adet hayvan görebilirsiniz.

 

ÇEVRE GEZİLERİ

DÜLÜKBABA TURU

İl merkezine: 4 km. uzaklıkta bulunan: Orman İşletme Müdürlüğüne ait: Dülükbaba Orman İçi Dinlenme Yeri; doğa yürüyüşü yapmaya, kamp yapmaya, pikniğe elverişli ve günübirlik gidilip dinlenilecek bir yerdir.

YESEMEK TURU

İslahiye İlçesine: 24 km. uzaklıktadır. Dünyanın ilk Açıkhava heykel atölyesi olarak bilinir. Yesemek Açık Hava Müzesinin karşısında bulunan Tahta Köprü Barajının kıyısında piknik yapılabilir. (Yesemek antik bölgesine ait ayrıntılı gezi yazısını, yine bu sitede, İslahiye ilçesine ait sayfada bulabilirsiniz.)

Yesemek antik kenti tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için. 

zeugma.mozaik.3
Gaziantep Zeugma

ZEUGMA TURU

Şehre 60 km. uzaklıktadır. Nizip ilçesi sınırları içindedir. Tarihte kendi adına para bastıran Zeugma şehri harabeleri, günübirlik gezilebilir. Fırat kenarında, yeşillikler arasında piknik yapılabilir. (Zeugma bölgesine ait ayrıntılı gezi yazısını, yine bu sitede, Nizip ilçesi sayfasında bulabilirsiniz.)

Zeugma tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

dülük antik kenti.1
Gaziantep Dülük Antik Kenti

DÜLÜK ANTİK KENTİ

Gaziantep ilinin 10 km. kuzeyindedir. Gaziantep-Yavuzeli istikametinde giderken, otoyol gişelerine ulaşmadan önce, sol tarafta “Beylerbeyi Köyü” içinden geçen, yaklaşık 4 km. lik asfalt bir yolla, Dülük köyü ve Antik kentine ulaşılıyor. Köyün girişine geldiğinizde, yön levhaları size yardımcı olacaktır.

Dülük Antik kenti kutsal alanına ise: Gaziantep şehir merkezine, yaklaşık 4 km. uzaklıktaki, Gaziantep-Adana yolu üzerindeki, Dülük Ormanları içinden geçilerek ulaşılıyor. Ayrıca: Dülük ormanı içinde, halkın piknik yapabileceği alanlar da var.
Evet: Dülük antik kentinin, antik dönemdeki önemi neden?

Antik dönemde : kuzey, doğu ve batıdan gelen ticaret yollarının kesiştiği kavşak, burada. Asurlular döneminde: Mezopotamya’dan Kilikya’ya uzanan yolun: Helenistik ve Roma döneminde ise: Antakya ve Kilikya’dan Zeugmaya uzanan ipek yolunun güzergahı buradan geçiyor. Bunun sonucunda: Dülük, önemli bir ticaret ve dini merkez haline geliyor.

Buradaki ilk yerleşim: MÖ.6000 yıllarına tarihleniyor. Dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri olarak gösteriliyor. Bu durum: Keber Tepesi üzerindeki mağarada yapılan kazılarda teyit edilmiş.

Ayrıca: bölge bir dini merkez. Tarihte: “Doliche”olarak bilinen kent; Hititler’in baş tanrısı “Teşup” un din merkezi olmuştur. Aynı zamanda, yer altında tapınak kuran Mitras dini kültürü gelişmiş.

Dülük: antik kent ve kutsal alan olmak üzere: ikiye ayrılır. Antik kent: bugünkü Dülük köyünün kuzey bitişiğindeki Keber tepesi ve çevresinde; toprak altındadır. Kutsal alan ise: Dülük köyünün yaklaşık 3 km. kuzeyinde, sedir ve çam ağaçlarıyla kaplı, Dülük Baba Tepesinde bulunmaktadır.

dülük antik kenti.2
Gaziantep Dülük Antik Kenti Kutsal Alan

 

KUTSAL ALAN

Dülük: Teşup, Zeus ve Jüpiter Dolikhenos inançlarının kült merkezidir. Burada: Hitit döneminde, gök ve fırtına tanrısı Teşup’un tapınağı vardı. Teşup: sol elinde şimşek demetiyle, sağ elinde çift ağızlı baltayla, boğa üstünde durur olarak; taş üzerine kabartmalara işlenmiş ve bronz heykelleri yapılmıştır.

Helenistik ve Roma döneminde, Teşup; aynı işlevini sürdürmüş, fakat ismi: Zeus ve Jüpiter olarak değiştirilmiştir. Romalı askerler tarafından Jüpiter Dolikhenos kültü sevilip büyük saygı görmüştür. Kendilerine güç versin diye, Jüpiter Dolikhenos’un küçük heykelciklerini kolye olarak boyunlarına takan askerler, bu dini Roma’ya kadar yaymışlardır.

MİTRAS-YER ALTI TAPINAĞI İNANCI

Dülük’te “mitra” inancı da vardı. Dünyada bilinen; yer altına inşa edilmiş Mitras tapınaklarının en büyüğü: Dülük Keber tepesinde bulunmuştur. Bu tapınak: 2 salonlu olup, yer altı tapınağının mihrabı konumundaki merkez nişte; Tauroktoni adı verilen, boğa öldürme sahnesi kabartma halinde işlenmiştir.

Tanrı Mitras; gezegenleri simgeleyen yıldızlar, takım yıldızlarını simgeleyen akrep, yılan, köpek vb. gibi figürlerin de eşliğinde, bir boğayı öldürürken resmedilmiştir. Astrolojiye göre: Yunan ve roma döneminden önce, ekinos boğada idi. MÖ.4000-3000’de gerçekleşen boğa çağının sonu, boğa öldürme sahnesiyle ifade edilmiştir. Perseus takım yıldızının, tam boğa üzerindeki konumu, boğayı Perseus’un öldürdüğü kavramını yaratmıştır.

Ayinleri gizli olan bu inanışın, inananlarının çoğu: Roma ordusunun askerleriydi. Üyeleri arasında: bürokratlar, tüccarlar ve köleler de bulunuyordu. Dülük Mitras Tapınağı: Gaziantep Müzesi ve Almanya’dan Münster Üniversitesinin katılımlı kazıları sonucunda; 1997 ve 1998 yıllarında bulunmuştur. Anadolu’da bulunan Mitras yer altı tapınağının ilkidir.

KEBER TEPESİ ÜZERİNDEKİ MAĞARA

Dülük’te geçmişin kanıtı olarak en eski yerleşim: Keber Tepesinin güneyindeki mağaradır. Ayrıca: Keber tepesinin karşı sırtlarında: nekropol alanı vardır. Burada: çok sayıda, kayaya oyulmuş oda mezarları var. Bu kaya mezarlarının bazılarının ön odasına: taş basamaklarla inilerek ulaşılıyor.

Mezar içinde: lahitler bulunuyor. Bazısında: dini mitolojik konulu kabartmalar var. Bazı mezarlarda ise: bakıldığında taşa çeviren Medusa başı kabartma olarak işlenmiş. Antik dönemde de, ölüm sonrası dirilme inancı var. Bu yüzden, ölünün evi olarak kabul edilen, bu mezarlar, günlük yaşanılan ev biçiminde yapılmış.
Nekropolün doğusunda: Mar-Slemun Manastırına ait olduğu tahmin edilen, iki kaya kilisesi var.

Ayrıca: Dülük köyünün doğusunda, antik taş ocakları bulunuyor.
Evet: gezimize devam ediyoruz. Dülük’de mühür baskılarını içeren Dülük Arşivi; kaçakçılar tarafından yağmalanmış. Çok sayıda mühür baskısı, yurt dışına kaçırılmış. Mühür baskısı: yüzük taşı ve mühürlerin kil çamuruna basılmasıyla yapılıyor. Mühür baskıları üzerinde: tanrı, tanrıça, kişiler ve hayvanlar gibi çeşitli resimler bulunuyor.

Resmi ve özel mektuplarda, belgelerde, para torbalarında ve balya vb. nesnelerin mühürlenmesinde kullanılmış olup, mühürlenilen eşyanın güvenliğini sağlamış. Bu mühür baskılarından, Zeugmada bulunan büyük bir koleksiyon, Gaziantep Müzesinde sergileniyor.

Evet; burada halen Dülük Köyü var. Köy: geleneksel taştan evleri, camisi ve Musa Kazım türbesiyle, yöreye özgü geleneksel tarihi mimari özelliğiyle de, görülmeye değer yerlerin başında geliyor. Dülük Antik Kenti ise: bugün, Dülük Köyünün kuzey bitişiğindeki Keber Tepesi ve çevresinde bulunuyor.

Gaziantep Zeugma

zeugma.mozak.1
Gaziantep Zeugma

Zeugma antik kenti: Gaziantep’e bağlı Nizip İlçesine 10 km. uzaklıktadır. Antik kentin şehir merkezine uzaklığı ise; 50 km. dir. Zeugma bölgesini gezmek isteyen ziyaretçilerin; Gaziantep’te konaklamaları gerekmektedir. Zaten; Zeugma tek başına bir anlam ifade etmez, Gaziantep’te bulunan Müzenin, Zeugma bölümünü mutlaka görmeniz, gezmeniz şart.

Yazının hemen başında bir husustan söz etmek istiyorum. Zeugma antik kentinin yalnızca yüzde 2’lik bölümü kazıldı ve kalan bölüm, Birecik barajı göl suları altında kaldı. Kazılar sonucu buradan ve yörenin diğer yerlerinden ele geçirilen mozaikler: günümüzde Gaziantep Mozaik Müzesinde sergileniyor.

Ben: Mayıs 2014 tarihinde Gaziantep Mozaik Müzesine yaptığım gezi sonucu derlediğim notları: yine bu  sitede, Gaziantep Mozaik Müzesi adı altında sizlere sunuyorum.

Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazıma ulaşmak için. 

GAZİANTEP’E ULAŞIM

Gaziantep, karayolu bağlantısı ile, Osmaniye üzerinden Adana’ya ve Mersin’e; Birecik köprüsü üzerinden Şanlıurfa’ya, Narlı üzerinden Kahramanmaraş’a, Fevzipaşa üzerinden Antakya’ya, Kilis üzerinden Halep’e, Kilis’ten bir yolla, Hassa üzerinden yine Antakya ve Besni üzerinden Adıyaman’a bağlanmaktadır.
Uluslar arası Gaziantep hava alanından ise, günlük olarak tarifeli uçak seferleri yapılmaktadır.
Konaklama imkanları açısından; herhangi bir sorun yaşanmamaktadır.

zeugma.şehir yerleşimi.1
Gaziantep Zeugma Belkıs/Zeugma

BELKIS/ZEUGMA

Nizip İlçesinin 10 km. doğusunda, Fırat nehri kenarında. Zamanında; büyük bir medeniyetin yaşadığı topraklar var. Antik şehir; nehir kıyısındaki yamaçta, Akropol’den, Fırat nehrine doğru inen yamaçlarda yer alıyor.

Evet, tarih sahnesinde ilk kuruluşu; MÖ.1’nci yüzyılda: bölgede egemen olan “Komagene krallığı” zamanında olmuş. Şehir; Komagene krallığının dört büyük şehrinden birisi. Hatırlayanlarınız olabilir, Komagene krallığının dini merkezi: Nemrut.

Daha sonraki süreç hakkında, herhangi bir bilgi yok.

Ta ki, bölgeyi tümüyle ele geçiren ve daha sonra genç yaşında ölen Büyük İskender’in; ele geçirilen bölgeleri kendi aralarında paylaşan ardıllarından; General Selevkos Nikator; dönemine kadar. Daha sonra: Suriye kralı da olan Nikator; burada; MÖ.300 yılında, kendi adıyla, Fırat nehrinin adını birleştirerek; Selevkos Euphrates (Fırat’ın Silifkesi) adında bir kent kurar.

Evet; Antik kent; yaklaşık: 20 bin dönümlük bir arazi büyüklüğüne kadar gelişir. Zamanla; askeri ve ticari bakımdan çok stratejik bir bölgede bulunması nedeniyle, büyük önem taşır. Helenistik özelliklerin egemen olduğu bu dönemde; şehirde, önemli imar faaliyetleri yapılır.

Selevkos kenti: MÖ.64 yılında, Roma imparatorluğunun topraklarına katılır. İsmi ise; geçit ve köprü anlamına gelen “Zeugma” olarak değiştirilir. Bu dönemde: kent, daha da muhteşem bir şekilde büyük ve gelişir. Çünkü: Antakya’dan Çin’e uzanan “İpek Yolu” buradan geçmektedir ve bu nedenle, kentin ticari potansiyeli oldukça artar.

Ayrıca: Roma tarafından; burada, Anadolulu; yaklaşık 5000 askerlerden oluşan “4’ncü Skitia Lejyonu” adı verilen askeri birlik konuşlandırılır. Bu lejyon: Roma imparatorluğunun en önemli dört kentinden birinde konuşlandırılmış olması ve Fırat kıyılarını koruma görevini üstlenmesi nedeniyle önem taşır. Bu birlik, daha sonraları, daha bir Romalı karakter kazanarak “Dördüncü Lejyon” adı ile görev yapar ve kentte; heykeltıraşların eserlerinde, asker akımının ağırlık kazanmasına neden olur. Bu durum nekropol olanında: steller, kaya kabartmaları, heykeller ve sunaklar gibi, değişik formlarda görülmektedir.

Zaten: Zeugma’yı, Anadolu’daki birçok antik kent içinde ön plana çıkaran; burada gelişen heykeltıraşlık ekolüdür. Zeugma’da ele geçirilen: heykeller, kabartmalar ve mezar stellerinde kendini gösteren bu ekolün pek çok örneğini, günümüzde Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli müzelerinde görmek mümkün.

Evet; Roma döneminde; kentin nüfusu, kısa zamanda 80 bini aşar ve dönemin önemli kentlerinden biri haline gelir. Şehir, kendi sikkesini bastırmış, Roma kentlerinden biridir. Sikkeler üzerinde: bir tarafına “Tnyke Tapınağı”,diğer tarafına da güçlülüğü simgeleyen “Roma kartalı” motifi bulunur.

zeugma.1
Gaziantep Zeugma

 

Evet, kent; Fırat’ın geçilebilir en sığ yerinde kuruludur. Ancak yine de, MS.2’nci yüzyılda; Fırat üzerine; ağaç kütüklerden yapılmış sallar üzerinde, bir köprü yapılır. Bu köprü ile; karşı kıyıdaki Apameia şehri ile irtibat sağlanır. Sınır ticareti büyük ölçüde gelişir. Zeugma; bu ticarette; bir gümrük rolü oynar. Günümüzde: İskele üstü olarak adlandırılan tepede yapılan kazılar sonucunda; bir arşiv odası bulunmuş ve burada, “Bulla” adı verilen 100.000 adet mühür baskısı ele geçirilmiştir. (Bugün, bunlar Gaziantep Arkeoloji Müzesinde sergileniyor.)

Dünyanın en büyük mühür baskısı koleksiyonu hakkında, biraz bilgi vermek istiyorum.

mühür baskıları.1
Gaziantep Zeugma Mühür Baskıları (Bullalar)

ZEUGMA MÜHÜR BASKILARI (BULLALAR)

Zeugma mühür baskıları: Geç Helenistik ve Erken Roma İmparatorluk dönemi mühürcülük sanatının (Gliptik) en büyük koleksiyonudur. Dönemin: siyasi, ekonomik, kültürel, etnografya, fauna ve florası hakkında bilgiler vermektedir.

Belkıs köylülerinin: Zeugma İskele üstü mevkiinde, yağan yağmurdan sonra kırmızı taşlar (mühür baskısı-bulla) bulduklarını söylemeleri üzerine: burada yapılan yüzey araştırmasında, birkaç adet mühür baskısı bulunmuş. Daha sonra: baraj gölünün suları altında kalacak olması nedeniyle, burada; kurtarma kazısı başlatılmış. Bu çalışmalar sonucu: arşiv odasının doğu bitişiğindeki odada bulunanlarla birlikte: toplam 100.000 mühür baskısı bulunmuş.

Bu sayı: bugüne kadar ele geçmiş olan en büyük rakam. Yani: Gaziantep Müzesinde, dünyanın en büyük mühür baskısı koleksiyonunu görebileceksiniz. Mühür baskılarını: toprak içinde görmek ve bulmak çok zor olduğundan: çalışma alanının toprağı, kalın ve ince gözenekli eleklerden geçirilir.

Duvar üst seviyesinden, tabana kadar olan 3.60 metre derinliğindeki oda içinde, kül ve toprağa karışmış olan moloz taşlar ve kireç harçlı sıva parçaları arasından ayıklanır.

Mühür baskıları; diğer antik kentlerde; tapınaklarda, agoralarda, özel evlerde, evlerin kilerlerinde ve lahit içinde bulunmuştur. Ancak, Zeugma’da: arşiv odasının doğusunda ve kuzeydoğusunda; taş döşeli yola açılan dükkanlar bulunmuştur.

Bunun sonucunda: mühür baskılarının; agora içindeki arşiv odasında korunduğu saptanır. Yani: agoradaki dükkanlar; günlük olarak mühürleniyormuş. Çoğu zaman ise, parmak iziyle mühürleniyorlarmış.

MÜHÜR BASKILARININ İŞLEVİ

Antik dönemde; mühür baskıları: papirüs, tahta tablet ve balmumu tablet, para torbası, paket gibi posta gönderilerini, yiyecek-içecek kaplarını, ahşap kutuları, değerli malların bulunduğu odaların kapılarını, gümrük mallarını, veraset ve feragat belgelerini mühürlemede kullanılırmış. Böylece: belgenin güvenliği sağlanırmış. Ayrıca: belgeler ve objelerin birbirine karışması önlenirmiş.

Helenistik ve Roma dönemlerinde: krallık ve imparatorluk posta servisleri tarafından; posta belgelerini mühürlemek için: kil çamuru, mum ve az sayıda kurşun mühür kullanılmış. Kil çamuru ile mühürlenin belgelerde; mühür baskısını açmadan, o belgeyi sahibinden bir başkasının okuyabilmesi mümkün değilmiş. Oysa; mum mühürleri açmak ve aynı mührü tekrar yapmak mümkündü.

Örneğin: sahte peygamber Alexander ve yardımcısı: sıcak bir iğne ile Oracle Mektuplarındaki mum mührü gevşetip, mektupları açıp okurlar. Sonra da, istedikleri gibi yeni bir mektup yazarlar. Değiştirdikleri mektuplara, söktükleri mum mührü tekrar takıp mühürlerler ve sanki hiç açılmamış gibi görünen bu mektupları, sahiplerine teslim ederler.

Postaya verilen papirüs belgelerinde ise; papirüs lifleri önce kil çamura yatırılarak belge tomarına bağlanıyordu. Kil onun üstüne bastırılarak mühürleniyor ve daha sonra lif belge tomarına sarılıyordu. Mühür baskıları, dökümanlara bağlanmalarının yanında, gönderildiği belge içinde de tarif ediliyordu. Mektup sahibi; bazen mühürlediği mektuba veya birlikte gönderdiği eşyasındaki belgeye kaydını yapardı. Bu şekilde; çalınma veya soygun şikayetlerinde, onun yüzük mührü geçerli sayılırdı.

MÜHÜR BASKILARI NASIL YAPILIYORDU

Üzerinde: isim veya işaret olan mühür ve yüzük taşlarının, kil çamuruna bastırılması neticesinde, üzerindeki betimlerin kil çamuruna çıkması sonucu, mühür baskıları oluşuyordu. Mühürlenin kil çamuruna: mühür veya yüzük taşı üzerindeki resimler çıkmaktaydı. Zeugma mühür baskılarında: tanrılar, tanrıçalar, krallar, karışık yaratıklardan oluşan mitolojik figürler, mitolojik hayvanlar, ikili-üçlü ve beşli masklar, Roma imparatorları ve imparatoriçeleri, düşünürler, özel şahıs büstleri, yazıtlar, bitkisel ve çeşitli semboller ve hayvanlar betimlenmiş.

Kil hamurları: kahverengi, siyah, kırmızı, gri ve mavimsi renktedir. Formları: üçgen, düz ve yemeni biçiminde olup, dairevi, düz ve oval damgalıdır. Mühür baskılarının hepsi fırınlanmıştır. Çünkü: posta gönderileri okunduktan sonra, yakılıp-yok edilmiş. Mühür ise; alındı ve açıldığının kanıtı olarak; arşive kaldırılmış. Önemli mekanların kapılarının ve sandık, küp, torba gibi kıymetli eşyaların mühür baskıları da: pişirildikten sonra, resmi arşiv odasına konuluyormuş.

ZEUGMA’DA MÜHÜR BASKILARININ ÖNEMİ

Zeugma’da bulunan 100.000 civarındaki mühür baskısı: kentin ticaret ve haberleşmedeki yoğunluğunu ortaya çıkarıyor. Bunun sebebi: Antakya’dan Çine uzanan, İpek Yolunun, Zeugma’dan geçmesi ve mevcut gümrük ile kent ticaretinin oldukça gelişmiş olmasıdır. Burada ele geçen mühür baskılarının çoğunun üzerinde: tanrı ve tanrıça resimleri vardır.

Bunlar: Tykhe, Fortuna ve tüccarların-yolcuların-habercilerin tanrısı Hermes’tir. Tykhe Tapınağı: Zeugma şehir sikkelerinin arka yüzünde resmedilmiş olup; heybetiyle, onlarca kilometre uzaktan görünmekte ve kervanlarıyla gelip-geçen tüccar ve yolculara güven vermektedir.

Ayrıca: 5000 askeri barındıran, IV. Lejyon kampının burada konuşlanmış olması, bu güveni daha da arttırmıştır. Sonuçta: şehir ekonomik olarak güçlenmiş ve posta iletimi çoğalmıştır. Ayrıca: burada bulunan mühür baskıları arasında; “Augustus” resimli olanların sayısının, on binin üzerinde olması; resmi dökümanların daha çok askeri amaçlı olduğunu göstermektedir.

zeugma.2
Gaziantep Zeugma
Evet, gezimize devam ediyoruz

Zeugma: doğunun batıya açılan gümrük kapısıydı. Doğudan gelen yolcu, kanatlarını açmış bir kartal gibi duran akropol tepesinin heybetinden titreyerek, Fırat nehri üstündeki köprüden, ağır adımlarla ve ürkek gözlerle, mühür baskılı gümrük balyalarını izleyerek, günümüzde Kelekağzı ve İskeleüstü mevkileri olarak bilinen yerde, Zeugma’ya yani batıya ayak basardı.

zeugma.antik şehir.1
Gaziantep Zeugma

ŞEHRİN YERLEŞİM PLANI

Fırat kıyısından başlayarak, batıya doğru, 300 metre yükselen engebeli yamaçlar: akropol eteklerine kadar, şehrin yerleşim yeridir. Bu yamaçların: güney ve batı kesimi: nekropol, doğu ve kuzeydoğu tarafları: mahalleler, kuzey kesimi ise: kentin yönetimi ve toplumsal bölümleri ile lejyon bölgesi idi.

Zeugma kentinin: ileri gelenleri, zenginleri ve yüksek rütbeli subayları gibi elit tabakanın oturduğu anlaşılan villalar bölgesi: tamamen Fırat nehri manzarasına hakim ve güney rüzgarlarına açıktır. Akropol’ün üzerinde ise: kentin adına bastırılan Zeugma sikkelerinde bolca rastlanan “Tykhe Tapınağı” bulunmaktaydı.

Bu dönemdeki Zeugma: komşusu sayılan Antakya ve Mısır’daki İskenderiye’den küçük, Atina ile aynı büyüklüktedir. Pompei’den ise, birkaç kat daha büyüktü.

YIKILIŞI VE TAKİP EDEN TARİHİ SÜREÇ 

MS.256 yılında: Sasani kralı Sapur; Zeugma’yı ele geçirir ve kenti yakıp-yıkar. Bu tarihten sonra: Zeugma kenti, bir daha kendini toparlayamaz ve Roma dönemindeki ihtişamına ulaşamaz.

Zeugma: MS.4’ncü yüzyılda: Geç Roma, MS.5 ve 6’ncı yüzyıllarda ise Erken Bizans hakimiyetine girer. MS.7’nci yüzyılda: Arap akınları sonucu, kent terk edilir. Daha sonraları: MS.10 ve 12’nci yüzyıllar arasında, bölgede, küçük bir Abbasi yerleşimi kurulur. MS.17’nci yüzyılda ise, Belkıs köyü kurulur.

zeugma.buluntular.1
Gaziantep Zeugma

GÜNÜMÜZ

Şimdiki haliyle şehir: yaklaşık 4-5 metre toprak altındadır ve bütün alan fıstık ağaçlarıyla kaplı. Toprak üzerinde ise; yalnızca birkaç yapı izi ve birkaç mimari parça görebilirsiniz.

Resmi arkeolojik kazılar: 1992 yılında başlar. İlk kazılarda: bir Roma villası ortaya çıkarılmış. Daha sonraları: iki villanın teras mozaikleri çıkarılır ve Gaziantep Müzesine taşınır. Kelekağzı bölgesinin doğusundaki tepede: ulaşılan ilk Roma villasının taban mozaiklerinin, kaçakçılar tarafından çalındığı anlaşılmıştır. Bu mozaikler: günümüzde, ABD Huston kenti müzesinde bulunmaktadır. Mozaik resminde: ölümsüz iki aşık olan: Metiox ve Partenope görülmektedir. Ancak: halen villanın tabanında, yalnızca bazı harfler kalmıştır.

Evet: Zeugma’nın asıl önemi; kazılarda, yalnızca küçük bir bölümü ortaya çıkarılabilen, Roma villaları ve bu villaların tabanlarını süsleyen mozaiklerdir. Benzerleri; Türkiye içinde yalnızca Efes antik kentinde görülen bu yamaç villaları; arkeolojik açıdan büyük önem taşır. Yalnızca; A bölgesi kazılarında, gün ışığına çıkarılan mozaiklerin alanı: 1000 metre kareyi buluyor.

Zeugma, tam anlamıyla bir mozaik kentidir. Kent o kadar büyük bir gelişme göstermiş ki; lejyondan emekli olan subaylar bile kente yerleşmişler. Güvenli ve zengin bir kent olan Zeugma’ya, dönemin en iyi sanatçıları akın etmeye başlamış. Böylelikle: sanatçılar, kentte, günümüzde olaylar yaratan mozaikler, freskler ve heykeller bırakmışlar.

1992 yılında yapılan kazılarda ortaya çıkarılan: MS.2’nci yüzyıla tarihlenen Roma villasında: Atriumlu plana sahip olan evin, baş odası ve önündeki galeride; sanat değeri çok yüksek mozaikler bulunmuştur. 7.5 x 3.75 metre boyutunda olan mozaik döşemede: üzüm ve şarap tanrısı Dionysos ve karısı Ariadne’nin düğün merasimi tasvir edilmiştir. Fırat taşlarıyla işlenmiş olan mozaiklerde: tonlarıyla birlikte 13 renk kullanılmıştır. Bu sanat değeri çok yüksek olan mozaikler, yerinde korunarak sergilenmek üzere, gerekli önlemler alınarak, ziyarete açılmıştır.

Ancak; 1998 yılı Haziran ayı içinde: bu sanat şahaseri mozaiklerin büyük bir bölümü, bazı şahıslar tarafından, yerlerinden sökülerek çalınır. Dionysos’un düğün merasiminin işlendiği, bu eşsiz mozaiğin çalınmasından sonra, kalan diğer parçalar, korunması için yerlerinden sökülerek, Gaziantep Müze Müdürlüğüne taşınmıştır.

Evet, takip eden tarihi süreçte kazılara devam edilir. Bu kazılarda: çok kaliteli bronz eşyalar ve heykelcikler (bronzdan kanatlı ayaklar), sikkeler, heykeller, mezar stelleri ve kabartmalar bulunur. Bu eserler: günümüzde, Gaziantep Müzesindeki Zeugma Salonunda sergilenmektedir.

Ayrıca: Dianyzs ve Done evlerinin üzerine çatı kaplama çalışmaları sürdürülüyor. Bu ev kalıntılarının üzeri; çatı ile kaplanınca, kalıntıların korunması sağlanacak. Burada; bir açık hava müzesi oluşturulmaya çalışılıyor.

BARAJ İNŞAATININ BAŞLAMASI

Evet; bölgede GAP kapsamında; Birecik Barajının yapımı sürdürülmekte ve baraj yapımı bitince su tutma işlemi başlayacaktır. Su tutma işleminde ise; Zeugma’nın bulunduğu bu bölgenin bir kısmı; baraj göletinin suları altında kalacaktır. Tabii elbette, bilenler hatırlayacaklardır, Mısır’daki Assuan Barajı ve barajın gölet alanında sular altında kalacağı için bulunduğu yerden taşınarak, başka bir yerde yeniden aynısı kurulan: Ebu Simbel Tapınağı.

zeugma.kazılar.1
Gaziantep Zeugma

 

Kültür Bakanlığı, 1995 yılında, Gaziantep Müze Müdürlüğü başkanlığında; Nautes Üniversitesinden bir Fransız Arkeoloji ekibinin katılımıyla, yoğun kurtarma kazısı başlatır.

Kelekağzı bölümünde: yerleşim katları ve kanalizasyon bulunur. Daha önceki yıllarda, buradaki anıtsal bir yapının; 20 x 15 metre ebadındaki resimli taban mozaiğinin; kaçakçılar tarafından, parça parça sökülerek çalındığı tespit edilmiştir. Burada yapılan bir diğer kazıda: odalardan birinde Dionisos, diğerinde ise Nehirlerin baş tanrısı Okeanos ve Tethis mozaiği gün ışığına çıkarılmıştır.
İskele üstü mevkiinde: Roma arşivi bulunur. Bu arşiv odasında, toplam 65 bin mühür baskısı ele geçer. Bu sayı: diğer antik kentlerin tamamında bulunan ve yayınlanan mühür baskılarından daha çoktur.
Hamle deresi: Bizans ve Roma evleri ve blok kesme taşlarla örülmüş kanalizasyon bulunur.
Bahçedere bölgesi: zeytinyağı atölyesi bulundu.
Nekropol; Belkıs kentini; güneydoğu, güneybatı ve kuzey doğu yönünde; yarım ay şeklinde sarar.
Mezar üstü bölgesinde: bir Roma villasının yemek odasının zemininde; Minos boğası konusu resmedilmiş olan bir mozaik bulundu. Bu mozaikte: kanat yapıp uçan insanlar olarak bilinen: Daidalos ve oğlu Evkaros resmedilmiş.

1999 yılı sonbaharında; mezar üstü mevkiinde, ilk buluntuların ortaya çıkarıldığı alan ile, Zeugma uluslar arası bir üne kavuşur. Bundan sonra ise; kurtarma çalışmalarına hız verilir. Bu kazılarda: iki Roma villası tamamen ortaya çıkarılır. MS. 256 yılında; Sasani saldırısıyla yakılıp-yıkılan ve yangın katının altında kalan bu villalar; birinci katın eriyen kerpiç duvarları, daha sonra da yukarı teraslardan akıp gelen 3 metre kalınlığında erozyon toprağı ile örtülerek; günümüze kadar korunabilmiştir.

mars heykeli.1
Gaziantep Zeugma Ares (Mars) Heykeli

Bu yüzden: oda içlerinde çok sayıda: sikke, bronz şamdan, pişmiş topraktan kandil ve çömlekler, mozaikler ve freskler bulunur. Ayrıca: sırt üstü yatar şekilde duran bir “Mars” heykeli de bulunur. Evet; bu Mars heykeli de çok önemli bir buluntu. Şöyle ki, bu konuda da biraz bilgi vermek istiyorum.

ARES (MARS) HEYKELİ

Zeugmanın en önemli buluntusu: Roma dönemine ait, 1.50 metre boyunda, bronz Mars heykelidir. Eski Yunan’da: savaş tanrısı olan “Ares”in; Romalı karşılığı “Mars”dır. Evet: Mars; Roma’da çok önemli bir tanrı. Bereketi ve gücü simgeliyor. Savaşçı bir tanrı ve bu karakteriyle, kente çok uyuyor. Şehir, Fırat kıyısında, bereketli topraklar üzerinde kurulmuş bir kent.

Bu nedenle: Mars, Zeugma için önemli. Yaklaşık:1800 yıl, toprağın altında kalan bronz heykelin üzerini, sert bir kalker tabakası kaplamış. Bunun temizlenmesi oldukça güç. Çünkü: eserin özgün bronz yapısını bozmadan ve oksitlenmeyi harekete geçirmeden, bu temizlemeyi yapmak uzmanlık işi. Titiz bir çalışma gerekmiş. Mark heykelinin üzerinde, bir de yanık izi varmış. Arkeologlar: bunun MS.252 yılında, Partların, Zeugma’yı ele geçirerek, yakıp yıkmasından kalan izler olduğunu düşünüyorlar.

Birecik Baraj Gölünde, su tutulma işleminin tamamlanmasıyla birlikte; Zeugma’nın yaklaşık beşte birlik bölümü, sular altında kalacak. Ancak; bu tamamlanana kadar, burada çok uluslu bir ekip tarafından; kazı, belgeleme ve kurtarma çalışmaları sürdürülmektedir.

zeugma.mozaik.1
Gaziantep Zeugma Mozaikler

MOZAİKLER

Bir mozaik panoda: çok değişik renklerin kullanılması gerekir. Ancak: gelişim süreci içinde, mozaik sanatında da, süsleme malzemesinin çok değiştiğini söylemek mümkün. İlkin; süsleme malzemesi olarak: siyah-beyaz çakıl taşı kullanılır. Ancak ,zaman içinde, çakıl taşları farklı renklere boyanarak kullanılır. Daha sonra taşlar tıraşlanmasına yönelik “Tesserae” tekniği kullanılmaya başlanır. Bu teknikte, taşlar önceden: kübik, dikdörtgen ve üçgen prizmalar biçiminde, önceden kesilip hazırlanır. Ardından, mozaik panosuna işlenir. Bu tekniğin keşfi: mozaiğim, resimsel tarzda yapılmasını sağlar. Antik çağın en önemli mozaikleri: çakıl ve camdan yapılmış, Tesserae’lerden üretilmiştir.
Taş ve cam dışında: mermer, kiremit parçaları, seramik ve nihayet altın ile gümüş parçaları da kullanılmıştır.

Roma mozaikleri, yapılış olarak ikiye ayrılıyordu. Birincisi: küçük küplerin yan yana konulmasından oluşan “Opustesselatum” denilen tarz. Dörtgen ve prizmatik küplerden yapılmış olan desen çalışması bittiğinde: değişik renklere boyanırdı. İkinci teknik: “Opusvermicilatum” ya da “minyatür” mozaik. Bu teknikte: taşların doğal renkleri korunuyor ve küçük mozaik parçaları, resmin gidişine göre diziliyordu. Ancak, bu dizilme nedeni ile taşlar: adeta bir solucan gibi uzayıp gidiyordu. Opusvermicilatum’da, zaten bu anlama gelmektedir.

MOZAİKLERİN ÖYKÜLERİ

Gaziantep Müzesi, Zeugma Salonunda bir çok mozaik eser bulunmaktadır. Gitmeden önce, bu eserlerin bir kısmı hakkında sizlere bilgi vermek istiyorum. Diğerleri; gördüğünüzde, zaten hemen yanlarında bilgileri var.

mozaiklerin öyküsü.triton.1
Gaziantep Zeugma Trıton

TRITON

mozaiklerin öyküsü.dionisos ve nike.1
Gaziantep Zeugma

Kaçakçılar tarafından bulunarak, Amerika’ya kaçırılan bu mozaikte; Amphytrite Posseidon’dan olan çocuğu Triton’un üzerinde resmedilmiş. Amphitrite; dünyayı çepeçevre saran deniz’in kraliçesidir. Nereidler adı verilen; Nereus ve Doris kızları gurubuna girer. Kız kardeşlerinin korosunu o yönetiyordu.

DIONYSOS VE NIKE

mozaiklerin öyküsü.poseidon,oceanos ve tethys.1
Gaziantep Zeugma Dıonysos ve Nıke

Anadolu kökenli şarap ve doğa tanrısı Dionysos ve zafer tanrıçası Nike; bu mozaikte birlikte görülüyor. Dionysos; Nike tarafından idare edilen ve iki panter tarafından çekilen bir arabanın içinde. Panterlerin önünde ise, dans ederek ilerleyen bir bakkha görülüyor. Dionysos; aynı zamanda, kendi adında bir dinin de tanrısı. Bu dine mensup olanlar, şarap içerek gizemli bir yolculuğu çıkıyorlar.

POSEIDON, OCEANOS VE TETHYS MOZAİĞİ

Havuz zemini veya yemek odası tabanı olduğu tahmin edilen bu mozaikte; denizlerin en önemli tanrıları tasvir edilmiş. En üstte: Hippocam adı verilen ve ön tarafı at, arkası balık olan yaratığın üzerinde Posseidon görülmektedir. Posseidon’un elinde: üç dişli dirgen bulunuyor. Mozaiğin alt kısmında ise, yine bir deniz tanrısı Oceanos ve denizlerde dişiliği sembolize eden Tethys resmedilmiş.

mozaiklerin öyküsü.çingene.1
Gaziantep Zeugma Çingene Mozaiği (Gaia)

 

ÇİNGENE MOZAİĞİ (GAİA)

zeugma.mozaik.3
Gaziantep Zeugma

Zeugma kızlarının kamuoyunun henüz gündemine girmediği, 1992 yılında çıkarılan bu mozaikte: kadın figürü, gizemli bakışları ile Zeugma’nın simgesi haline gelmiş. İlk çıktığı yıllarda; kimliği konusunda kesin bir tanımlama yapılamayan bu mozaiğe, figüründeki kadın resminin çingene kızlarını andırması nedeniyle “çingene” adı verilmiş.
Bazı kaynaklarda ise, bunun yer tanrısı Gaia olduğu iddia edilmektedir.

SONUÇ

Evet; Zeugma işte bu. Şehir; ilk kazı çalışmaları yapıldığında: A, B ve C olmak üzere üç bölüme ayrılmış. A ve B bölümleri; Birecik Barajının göl suları altında kalacak olması nedeniyle, acil olarak kazılmış. C bölümü henüz tam olarak kazılmamış. Bu bölüm de kazıldığında, bölgenin bir açık hava müzesi olarak değerlendirilmesi düşünülüyor. Ayrıca: Zeugma Mozaiklerinin bulunduğu, Gaziantep Müzesinin de, genişletme çalışmaları sürdürülüyor. Çünkü: Mozaiklerin sergilenebileceği uygun alan bulmak mümkün değil. Dünyanın en büyük mozaik koleksiyonu, günümüzde Tunus’ta bulunmakta. Daha sonra ise; ülkemizde. Ülkemizdeki: gerek Zeugma ve gerekse Hatay Müzesindeki mozaikler; gerçekten çok etkileyici ve muhteşem. Bunların üzerine, mozaik olduğunu (Tunus hariç) sanmıyorum. Bu güzellikleri, mutlaka görün. Yoksa; gerçekten, büyük bir şansı kaçırmış sayılırsınız.

Nizip tanıtımı.

Gaziantep tanıtımı.

Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi

Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi

 

 Müzeyi ve müzede sergilenen eserleri anlayabilmek için: mutlaka gerek Zeugma şehrinin yeri ve önemi, gerekse şehirdeki yapılaşma, mozaik sanatı, sanatın önemi hakkında mutlaka öncelikli bilgi sahibi olmanızda yarar var, bu durumda müzede gördüğünüz eserleri daha bilinçli ve anlamlı izleyebileceksiniz ki, bu aşağıda sizlere anlatacaklarımın guruplarda, sizlere anlatıldığını veya anlatılacağını düşünmüyorum.

ZEUGMA ŞEHRİ-KISA KRONOLOJİK TARİHİ

Evet; müzedeki eserlere geçmeden önce, bu bölümde, kısaca Zeugma şehrinin öneminin anlaşılması açısından: kronolojik tarihi bilgiler vermek istiyorum.

Çünkü: mozaiklerin anlaşılabilmesi için, bunların yaratıldığı Zeugma şehrini tanımak gerekir. Şehri tanırken, özellikle şehrin bulunduğu mevkii iyi bellemek gerekir.

Zeugma: Fırat nehri üzerinde, nehrin iki yakası arasındaki bağlantıyı yani geçişi sağlayan bir konumdadır ve bu yüzden, her iki yaka arasında yapılacak ulaşımda: bu durum çok önemlidir, çünkü Fırat nehri 1-2 yerden karşıdan karşıya geçiş imkanı sağlamaktadır.

Zeugma, bunların başındadır ve Zeugma şehri karşısında nehrin ortasında adacıklar bulunur ve bunlar arasına büyük olasılıkla ahşap tekneler yerleştirilerek gerek tüccarların ve gerekse orduların karşıdan karşıya geçiş sağlanmaktadır ki, bu Zeugma’nın öneminin artmasının başlıca sebebidir.

Şehir tarihinde en büyük etkiler: Roma, İran, Bizans ve İslam dönemlerinde ve özellikle Roma döneminde IV. Lejyonun yani paralı askeri birliklerin buraya ve civara yerleşmesiyle yaratılmıştır.

Edinilen bilgiler ve değerlendirmeler: buluntular ve kilise kayıtlarından derlenmiştir. Roma döneminden önce ise: buralarda yani Fırat vadisinde, buzul çağından itibaren insan yaşamı tahmin edilmektedir.

İki kıyıda oturan insanlar, yüzyıllar boyunca: birbirleriyle avlanma ve ticaret alanında ilişkide bulunmuşlardır.

Yine de, yazılı kayıtlarda burada ilk yerleşim olarak: MÖ.229 yılında: Büyük İskender’in ölümünün ardından, generallerinden Suriye’de hüküm süren ve Seleukoslar Devletinin kurucusu I. Seleukos Nikator’un: Fırat nehri üzerinde buradaki geçidi korumak amacıyla, burada bir şehir imar ettirdiğidir.

Bu şehre “Seleukeia ad Euphretes” ismi verilmiştir. Bunun kelime anlamı Fırat Seleukeiasıdır ve sonradan Zeugma olarak değiştirilmiştir.

Zeugma, eski Yunanca bir isimdir ve “geçit yeri-köprü geçidi-kavşak yeri” gibi anlamlar taşımaktadır. (Zeugma ismi MÖ.31 yılından sonra görülmeye başlanmıştır)

Aynı general: yeni şehrin hemen karşısına, nehrin karşı kıyısına, Pers asıllı karısı Apama’nın adını verdiği ayrıca bir şehir daha kurdurmuştur. Bu şehrin adı da “Apemeia” dır.

Helenistik dönemde önem kazanmaya başlayan Zeugma şehri: devletin düzenlediği yol güzergahları, resmi, ticari ve idari tercihler nedeniyle özellikle ticaret alanında hızla gelişmeye başlamıştır.

Helenistik kader tanrıçası Tykhe’nin tapınağı: özellikle tüccarların uzaktan da olsa görebileceği ve dua edebileceği kadar yükseğe, yani Akropol tepe noktasına yapılarak bir cazibe yaratılmıştır.

Akropol tepesi ve Kader tanrıçasının tapınağının oluşturduğu silüet: o kadar etkiliydi ki, Zeugma şehrini ziyaret edenlerin hafızasında, bu görüntü kalıyor ve şehir bununla hatırlanıyordu.

Hatta: Roma dönemi sikkelerinde de bu görüntü kullanılmıştır.

MÖ.61 yılında; Amisos (Samsun) şehrinde yapılan hükümdarlar toplantısında: Doğudan sorumlu Roma konsülü Pompeius tarafından: Kommagene kralı I. Antiochos’a aynı zamanda Zeugma şehri de verildi.

Bunun üzerine: Kral I. Antiochos: Zeugma şehri akropolüne, propaganda amacıyla, kendisini kuvvet tanrısı Herakles (Herkül) ile tokalaşırken gösteren bir kabartma taş diktirdi. (Bu kabartma taşı, hemen müzenin girişinde göreceksiniz)

Bu taşı diktirmenin amacı: halkına, Herakles ile aynı güçte ve mevkide olduğu mesajını vermekti. Zaten, bu kral ülkesinin birçok yerine, kendisini diğer tanrılarla tokalaşırken gösteren bu tür kabartmalı taşlar diktirmiştir.

MÖ.54 yılında: Roma konsülü Crassus: imparatorluğun doğusunda İran’daki Park krallığına sefer açtı ve büyük bir ordu ile gelerek, Zeugma’da Fırat geçidinden geçerek, İran seferine çıktı.

MÖ.51 yılında Part kralı Pakoros ve Osakes emrindeki İran ordusu: Zeugma geçitlerini aşarak, Fırat nehrini geçtiler ve batıya doğru istilaya başladılar, Suriye ve Kilikya (Çukurova) bölgelerini ele geçirdiler.

MÖ.38 yılında: Kommagene Kralı I. Antiochos; Gindaros’da yapılan savaşta ölen Park Kralı Pakoros’un geriye çekilen askerlerini Zeugma şehrine kabul etti.

Bunun üzerine, Roma imparatorluğunun doğusundan sorumlu olan Marcus Antonius; Kommagene krallığına savaş açtılar.

Roma ordusu Kommagene krallığının başkenti olan Samosata (Samsat) şehrini kuşattı, ancak başarılı bir şekilde savunma yapan kral I. Antiochos: uygun barış koşulları kabul ederek kuşatmanın kaldırılmasını sağladı.

MÖ.31 yılında: Zeugma, MÖ.65-64 yıllarında hakimiyetine girdiği Kommagene krallığından 33 yıl sonra kesin olarak ayrıldı ve Roma imparatorluğunun Suriye Eyaletine dahil edildi.

MS.18 yılında: Roma imparatorluğunun X. Lejyonunun ordugahı: Kilis yakınlarındaki Kyrrhos bölgesinden kaldırılıp, Part krallığına doğrudan sınır olan Fırat nehri kıyısındaki Zeugma yakınlarına yerleştirildi.

MS.64: Bu tarihin özel bir önemi vardır. Çünkü: Zeugma’da bulunmuş birçok mezar taşında tarih yazılı olmamasına karşın, bu mezar taşları içinde belirlenen en erken tarih: MS.64 yılıdır.

MS.69: Zeugma’da bulunan X. Lejyon karargahı ile IV. Scythica (İskit) Lejyonu yer değiştirdi. Bölgeye yeni gelen IV. Scythica Lejyonu: Zeugma şehrinin 15 km kuzeyindeki Arulis’te bulunan taş ocağını işletmeye başladı ki, Zeugma şehrinde bulunan: askeri, resmi ve bazı sivil yapıların bütün malzemeleri buradan elde edilmiştir.

Sonraları Roma ordu düzenine göre, bu lejyon: IV. Lejyon (Legion III) adıyla yeniden düzenlenmiştir.

Askerlerin şehre getirdikleri canlılık inkar edilemez boyutlardaydı. Bunların hepsi paralı askerdi ve maaşları önemli bir yekun teşkil ediyordu.

Şehirdeki zenginlik açısından şöyle bir örnek verilebilir. Lejyona aylık ortalama 100 bin denarius dağıtıldığı varsayılırsa: bunu günümüzdeki satın alım gücü ile orantılayabiliriz. 

MS.1.yüzyıl ortalarında 16 litre şarap: 1 denaruis idi. Günümüzde 1 litre en ucuz şarap 10-20 TL. diye düşünülürse: 16 litre en ucuz şarabın 160-320 TL. olduğu varsayılır.

Yani: 1 denarius’un satın alma gücü günümüz değerleriyle 70 TL. dir. Yani: buna göre, Zeugma şehrine, ayda ortalama yanlıca asker maaşı olarak 6-7 milyon TL. gibi bir sıcak para meblağı giriyordu.

MS.98-211 yılları arasında: İmparator Traianus ve Septimus arasındaki zamanda, parlak bir dönem geçirmiştir. Şehir, bu dönemde, eski Helenistik döneme göre bir hayli büyümüştür.

Yine aynı dönemde: Roma imparatorluğu tarafından doğuya gerek Parklara ve gerekse Ermenistan üzerine yapılan seferler, hep Zeugma’dan başlamıştır.

Yine bu dönemde önemli bir gelişme; Zeugma’da, IV. Scythica Lejyonunda bir subay olarak görevli Septimus Severus’un sonradan Roma İmparatoru olmasıdır.

MS.197-199 yılları arasında ise: İranlılar, kendi ülkelerine yapılan tüm seferlerin Zeugma üzerinden başladığını düşünerek, batıya yaptıkları ilk büyük sefere, Zeugma üzerinden başlamışlar, şehri yakıp yıkarak adeta intikam almışlardır.

Sonraki dönemde şehir yeniden imar edilmiş ve MS.216-218 yılları arasında Roma imparatoru yardımcısı Marcrinus: emrindeki ordu ile çıkacağı Part seferi öncesi yine Zeugma başlangıç noktası olarak kullanılmıştır.

Bu dönemde: şehirde: İmparator Caracalla portresi ve unvanları bulunan gümüş sikkelerden bolca bulunmuştur. Çünkü: doğu seferinde askerlerin maaşları bu sikkelerle karşılanıyordu.

MS.256 yılı: İran’da yeni bir hanedan başlamadan “Sasaniler”: kral I. Şapor emrindeki orduları ile Suriye ve Kilikya seferi öncesinde, Fırat nehrini Zeugma geçitlerinden geçerler ve bu sırada Zeugma şehrini yakıp yıkarak İran seferlerinin intikamını alırlar.

Bu saldırıda çok büyük yıkıma uğrayan Zeugma şehri: bir daha eski zenginlik ve ihtişamına kavuşamayacak şekilde tahrip edilmiştir.

1048 yılında, Zeugma şehri hakkındaki tarihi bilgiler sona ermektedir. 11. yüzyılda şehrin sahip olduğu Fırat geçitleri ve ticaret merkezi olma gibi önemli özellikleri: doğusundaki Birecik’e taşınmıştır.

Haçlı seferleri sırasında önemli rol oynayan Birecik kalesi: 1098 yılında haçlıların eline geçmiş ve 50 yıl süreyle, Urfa Haçlı Kontluğu hakimiyetine girmiştir.

Takip eden dönemlerde: Zeugma şehrinin sahip olduğu Fırat nehri üzerindeki geçitlerin tamamen unutulmadığı, acil durumlarda tali güzergah olarak ara sıra kullanıldığı görülmüştür.

Tarihi süreçle ilgili son bir not: 16-17. yüzyıllarda bu bölgeye yerleştirilen Türk boyları: ilk kez karşılaştıkları antik mimari eserleri gördüklerinde, burayı: dini hikayelerde anlatılan “Saba Melike”si Belkıs’ın ülkesine benzettikleri için, buraya “Belkıs Harabeleri” ismini vermişlerdir.

Daha sonra buranın yakınına kurulan köye de, Belkıs köyü ismi verilmiştir. Ancak, daha önce söz ettiğim gibi, 2000 yılında Birecik barajında su tutulmaya başlanınca, bu Belkıs Köyü de 300 yıllık geçmişiyle birlikte suların altında kalmıştır.

 

 

ZEUGMA MOZAİKLERİ

Evet, tarihi süreç incelendiğinde, MÖ.300 yıllarında Seleukeia ad Euphrates adıyla yeniden kurulmuş olan şehir, Roma imparatorluğu döneminde Zeugma adıyla anılırken, stratejik konumu dolayısıyla özel bir önem verilmiş, bundan dolayı da giderek Romalı karakter kazanmıştır.

Roma kültüründe: zenginlik ve önemli kişilerin şehrin yükseklerinde, gösterişli villalarda oturmaları bir gelenekti. Zeugma’da: Akropolü oluşturan Belkıs Tepesinin Fırat nehrine bakan yamaçları da bu iş için adeta biçilmiş kaftandı.

Geç Helenistik dönemden beri, biraz da topoğrafyanın mecbur etmesiyle başlayan, rüzgara açık yamaç yerleşmeleri, zenginliğin bir hayli arttığı MS.1-3.yüzyıllarda, kendini göstermek isteyen hemen her Zeugmalı zenginin sahip olmak için çırpındığı villa yaptırma yarışına sahne olmuştur.

Bu villalar hakkında özellikle Posseidon evinin yemek odasında bulunan “Pisaphae-Daidalos” mozaiğinde görsel bilgiler verilmektedir.

Bu mozaikte, 3 katlı bir evin kapı ve pencereleri, dış duvarları, yatay ahşap hatıllar ve kırmızı kiremit kaplı üst örtü açık-seçik görülmektedir.

Peristilli evler (peristil sütunlu ev demektir): tüccar, doktor veya komutanlardan oluşan Zeugmalı zenginlere aitti.

Bunun yanında: Zeugma’da birkaç odadan oluşan fakir evleri veya orta sınıf kişilerin yaptırdığı, avlulu ve aşırı süslü olmayan evler de vardı.

Evin gösterişi ve sütü: evin sahibinin zenginliğini vurguluyordu. Özellikle: zenginliğin göstergesi olarak tabanların mozaiklerle döşeli olması, şehirdeki en büyük statü göstergesiydi.

Antakya ve Efes bölgesindeki yamaç evleriyle benzerlik gösteren bu peristilli evler: yamaçlarda yapılan teraslara inşa edilmiş ve Fırat Nehri manzaralılardı. Tepelerin eteğine inşa edilmeleri nedeniyle, önce düzgün yapılaşma için, bu alanlara birbirlerini kesen, kalın istinat duvarları olan teraslar inşa edilmiştir.

Daha sonra ise, alt yapı sistemi ve teraslar arasında geliş-gidişi sağlayan taş basamaklı merdivenler yapılmıştır.

Her terasta: terasın büyüklüğüyle orantılı olarak, bitişik nizamda çok sayıda ev inşa edilmiştir. Bazen: buralara yapılan iki evi, dar bir sokak ayırıyordu.

Prestilli Zeugma evleri: 15-25 odalı olup, yaklaşık 700 metre karelik bir alanı kaplıyordu. Evlerde inşaat malzemesi olarak: taş temel üzerine kerpiç ve çamur harcı, tonozlarda ise kireç harcı ve kırma taş kullanılıyordu.

Peristilin çevresindeki odaların duvar örgülerinde ise, yaklaşık 2 metre yüksekliğe kadar kesme blok taş, daha sonra ise kerpiç kullanılıyordu.

Evlerin zemin katında: sütunlu avlu çevresinde: yemek, dinlenme, oturma gibi odalar bulunuyordu. Odalar: yumuşak kalker kayanın düzleştirilmesi veya oyulmasıyla yapılmıştır.

Odalarda: kline (yastıklı divan) ve çeşitli mobilyalar (tabure, sehpa gibi) kullanılıyordu. Oda içlerini: tanrı Hermes, Serapis, Apollon, Eros, Herakles ve tanrıçalar Athena, Artemis ve Aphroride heykelcikleri süslüyordu.

Yapılar iki katlı olarak hazırlanıyor ve genellikle üst katta: yatak odaları bulunuyordu. Bu durum: zemindeki odalar üzerine düşen, üst katların taban mozaiklerinden ve merdiven podyumlarından anlaşılmaktadır. Yine üst katta: köle ve hizmetçilerin odaları bulunuyordu.

Peristilin köşesinde ise: sarnıç, mutfak ve tuvaletler vardı. Avlu çevresinde dizilen odaların: ışık ve temiz hava alması için tek veya çift kanatlı kapılar ve geniş pencereler ile peristilli bölüme bağlanıyordu.

Demir korkuluklu pencereler, düz camla kaplanmıştı. Eve gelen konuk: koridora açılan küçük bir ön mekanda bekletiliyordu ve daha sonra doğrudan yemek odasına veya koridordan evin merkezi avlusuna alınıyordu.

Ev içinde: odaların, sığ havuzların ve çeşme teknelerinin tabanlarına mozaik döşeniyordu. Bu mozaikler: gerçek anlamda bir ustalık eseri ve ev sahibinin ince zevkini yansıtıyordu.

Zeugma evlerinin su ihtiyacı ise: Fırat Nehrinin yanı başında olmasına rağmen, tepelerin yamacında kurulduğundan, Fırat Nehrinden sağlanamıyor ve ancak 5-7 km kuzey batı bölgesindeki dağlardaki pınarlardan toplanan sulardan şehre getiriliyor ve ana kayaya oyulan kanallardan yapılan su şebekesiyle evlere dağıtılıyordu.

Künk borular ve kalker ana kayaya oyulan kanallarla evlerde sürekli akar su sağlanıyor ve bunun için avlu ve iç avlulara, sığ havuzlar ve çeşmeler yaptırılıyordu.

Bu sığ havuzlara ayrıca fıskiyeler yapılıyor, gerek çeşmelerden akan ve gerekse fıskiyelerden fışkıran su: yemek odası, dinlenme odası veya balkonda oturan zengin Zeugmalılar için büyük keyf kaynağı oluyordu.

Akşamları, odaları aydınlatmak için pişmiş topraktan ve bronzdan yapılan kandiller kullanılıyordu. Bu kandillerin “zeytin yağı” konulur ve fitili tutuşturularak karanlık aydınlatılırdı.

Odaların duvarları ise: freskler ve stucco kaplanmıştı. Bu duvar resimleri: aynı zamanda Fırat vadisinin hava ile temasında çatlayıp parçalanan kalker yapı taşlarını da korumaktaydı. Zamanla: çizilme ve kirlenme nedeniyle eskiyen duvar resimleri yenileniyordu.

Yenilenen duvar resimleri: harcının duvara yapışması için eski duvar resimlerinin üstü çentikleniyordu. Zeugma evlerinde: 2-4 kat arasında duvar resimlerine rastlanmıştır.

MS. 2’nci yüzyılda: duvar resimlerinde kalitenin sürekli olarak düşmeye başladığı ve yine aynı dönemde taban mozaiklerine ilginin arttığı görülür.

İşte, bu yüzden, villalar çağı olarak da değerlendirilen bu dönem: mozaik sanatına olan rağbetin had safhaya çıktığı dönemdir. Çünkü: mozaiksiz bir villa düşünmek mümkün değildir. Bunda: iklimin de payı vardır.

Çünkü: Fırat vadisinin sıcak yazlarında, villalarda oda tabanlarını ıslatarak serinletmek en geçerli yoldu.

Fakat: bölgede, döşeme için kullanacakları ne sert kalker, ne de mermer gibi döşeme taşları bulunmuyordu. Tek çare olarak: çakıl taşlarını zemine döşeyip sert ve çamurlaşmayacak bir yüzey elde etmekti. Bunun sistematiği ise, mozaik yapımından geçiyordu.

Önceleri: çay-derelerde; en çok bulunan beyaz ve gri renkteki taşlar: düz veya rastgele desenli tabanlar olarak döşendi. Fakat: MS.1.yüzyılda ve ardından: Romalı düşünce tarzını yansıtan modalar nedeniyle, antik teknoloji ürünü mozaikler döşenmeye başladı.

Şehre akın etmeye başlayan mozaik sanatçılarıyla birlikte: daha karmaşık geometrik düzenlemeler ve nihayet figürlü sahneler ortaya çıkmaya başladı.

Mozaiklere olan bu rağbetin bir sebebi de: heykel, resim, halı, kilim, keramik, madeni eserler gibi sanatsal ifade araçlarının ayrı ayrı yansıtıldığı estetik ve dini duyguların hepsini birden kapsayabilmesiydi.

Buna: imal edildiği ana madde olan taşın: çok ucuz ve bolca bulunabilmesi, kullanımındaki kolaylık ve onarabilme pratikliği de eklemek gerekir.

Sipariş veren ev sahibi tarafından tercih edilen mitolojik sahnelerdeki: tanrı, tanrıça veya kahraman figürleri içinde, yaptıran ve ailesiyle de özdeşleştirme düşüncesinin belirdiği görülmektedir.

Kim bilir kaç villa sahibi: belki de evinin kaç odasının mozaikli süslü olduğunu, hangi mitolojik sahneleri resmettirdiğini, hatta hangi ustaya yaptırdığını söyleyerek övünüyordu.

Sınır ve ülkeler ötesi ticaretiyle zenginleşen Zeugma şehrindeki bu villa ve mozaik furyası: yukarıda da söz ettiğim gibi MS.256 yılında, Sasani saldırısıyla son bulmuş, zenginliğine set vurulmuş Zeugma’da bu tarihten sonra villa yaptırılmadığı gibi sanatı da gerileyerek bir süre sonra ortadan kalkmış, mozaik sanatçıları başka şehirlere göç etmişlerdir.

 

GAZİANTEP MÜZE MÜDÜRLÜĞÜ

Gaziantep Müze Müdürlüğü, 1944 yılında kurulduğundan itibaren, Belkıs Harabeleri yani Zeugma ören yeri ile ilgilenmiştir. Başlangıç döneminde tesadüfen görülen kaçak kazı çukurları, daha sonra bulduklarını bölüşemeyen kaçakçıların birbirlerini ihbar etmeleriyle ortaya çıkan buluntular ile artmıştır.

Fakat, yine de uzun süre: Belkıs Harabelerinde bulunan buluntuların nitelik ve nicelikleri hakkında ayrıntılı bilgiler edinilememiştir. Çünkü: Kaçakçılar, Belkıs’tan çıkardıkları eserlerin nasıl eserler olduğunun bilinmesini istemiyorlardı. Hatta: Belkıs Harabelerinin kökeninin nereye dayandığı bile bilinmiyordu.

Sonuçta, 1976 yılında tamamlanan bir doktora tezinin ardından, Belkıs Harabelerinin, ünlü “Zeugma” antik şehri olduğu kesinleştir. Ardından: taşlar yerine oturmaya başladı ve yurt dışında çeşitli müzelerde bulunan “Zeugma” kökenli eserlerin, Belkıs ören yerinden çıkarılarak kaçırıldığı anlaşıldı.

Bunun üzerine, Gaziantep Müze Müdürlüğü tarafından “Zeugma” yani Belkıs Harabelerinde ayrıntılı kazı çalışmaları başladı, 1987 yılında mezar odaları, 1992 yılında Roma villaları ve mozaikleri bulundu.

Bu tarihten başlayarak yürütülen çalışmalarda 13 villa bulundu. Bunların bir kısmı tamamen kazılarak planları elde edildi, bir kısmı kaçak kazı yapanların başlattığı yerlerde kurtarma kazısı şeklinde yürütüldü.

Buluntuların yerinde ziyarete açılması düşünülürken, birden ören yerinin üzerine kara bulut gibi çöken “Birecik Barajı” projesi gündeme geldi. Çünkü: Birecik Barajında su tutulmaya başlaması ile, Zeugma antik şehri, baraj gölünün sularının altında kalacaktı.

Bunun üzerine: yapılan uluslar arası çağrılar sonucu gelen ekiplerle birlikte, hızla, Zeugma antik kentinde kurtarma kazısı çalışmalarına başlandı. 1996-2000 yılları arasındaki bu çalışmalardaki buluntuların büyük bölümü, villalar içindeki mozaik döşemelerdi.

Ancak: villaların hepsi; yamaçlara yapıldığı için eğimden dolayı bazen zemin kayasının oyulmasıyla elde edilmiş oda ve mahzenlere, hatta ara katlara sahiptiler.

Zeugma’nın yakın çevresinde: sert taşlar olmadığı için, uzaktan getirilenler ancak sütunlarda ve binaların köşelerinde kullanılmış, duvarlar kerpiçten yapılmıştı. Sıcak iklim için, kerpiç iyi bir yalıtım malzemesiydi ve bölgede bin yıldır kullanılıyordu.

Her kerpiçin üzerini örtmek hem de killi-kireçtaşı yapıdaki ana kaya yüzeylerini çatlamadan korumak için kalın sıvaların yapıldığı görülmektedir.

Öyle ki, bunların birkaç kat yapılmaları halinde 6-8 cm kalınlığa ulaştıkları görülmüştür. Tabii ki, sıvalı duvarların da malum Roma gelenekleri gereğince boyanmaları ve resimlendirilmeleri gerekiyordu.

Zeugma villalarında böylece fresko tekniğinde yapılmış zenginlik alameti, birçoğu figürlü duvar resimleri de mozaikler ile birlikte yerini almış oldu.

Önceleri: bulunan villalar, burayı kazan arkeologların isimleriyle anıldı. 1992 yılında bulunan villaya “Ergeç villası” ismi verildi. 1993 yılında bulunan villa da, kazı ortağı Avustralyalı arkeoloji ekibi başkanının adıyla yani “Kennedy villası” olarak anıldı.

Fakat giderek artan villa sayısı nedeniyle, isim bulmaya dahi zaman kalmadığı için, villalar artık, daha pratik bir uygulama ile, en gösterişli mozaik panodaki mitolojik kişinin adı ile anılmaya başlandı.

Müzeye taşınan mozaikler: günümüzden 1800 yıl önce: Zeugma’da mozaik sanatı, şehir halkının buna verdiği önem ve büyük olasılıkla burada bir mozaik okulu ve birden çok mozaik atölyesi olabileceğini gündeme getirdi.

EVLERDE MOZAİK KULLANILAN BÖLÜMLER

Sığ Havuz-Impluvium

Sığ havuzlar genellikle: 20-30 santim derinliktedir ve tabanı mozaik döşelidir. Çünkü: bu sığ havuzlardan: hem görsel, hem de serinleme, dinlenme ve yağmur sularının toplanmasında yararlanılırdı.

Bu havuzların taban mozaik süslemelerinde ise: genellikle: balık, ahtapot ve benzeri gibi su canlıları ile birlikte Denizler Tanrısı Poseidon, Okyanusa adını veren tanrı Okeanos ve eşit Tethis, Eros, Nereid vb. gibi mitolojik figürler resmedilmişti.

Mozaik döşeli havuzun merkezinde bazen fıskiye bulunurdu.

Çeşme

Sığ havuzun kenarında, tekneli çeşmeler bulunuyordu. Çeşmenin teknesi: mermer veya mermer görünümlü duvar resimleriyle süslenirdi. Eve getirilen su: çeşmelerde bronz aslan başı lülelerden akarak, tekneyi doldururdu. Bu çeşmelerden en iyi örnek: Poseidon evinde bulunmuştur.

Triclinium-Yemek Odası

Evlerde avludan sonra en büyük alan, yemek odasıdır. Oda: geniş kapıları ve pencereleri açılınca, sütunlu avludan ışık ve temiz hava alırdı. Yemek odalarının tabanında bulunan mozaik panolar ise “T+U” şeklinde düzenlenmiştir.

Odaların: konuk üzerinde etki bırakması için: tabana yapılan dikdörtgen biçimdeki pano: odaya giren kişiye dönük olarak yapılmıştır.

Zeugma şehrinde, bu tür örnekler: Euphrates ve Poseidon evlerinin yemek odalarındaki mozaiklerde görülmektedir.


Zeugma mozaiklerinde: kişilerin yemek odalarındaki oturma düzenleri de görülmektedir. Çingene kızı (Mainad) evindeki Akratos-Ephrosyne mozaiğinde: figürler, yataklı divana yan uzanarak şaraplarını içerken, Dionysos villasındaki “Dionysos ve Ariadne’nin düğünü” mozaiğinde: figürler divana oturur ve şarap içerken betimlenmişlerdir.

Bunlar düşünülerek, Zeugma evlerinin yemek odalarında: hem yan yatılan yataklı divan ve hem de oturulan divanlar kullanıldığı öğrenilmiştir.

Dinlenme Odası-Cubiculum Diurnum

Burası: ev sahibinin dinlendiği ve günün yorgunluğunu attığı yerdir ve Zeugma evlerinin en gözde yeridir. Ancak, yemek odası kadar büyük değildir.

Bu odaların tabanlarına: Dionysos, Eros ,Aphrodite gibi daha çok aşk, sevgi ve eğlence ile ilgili mozaikler yapılmıştır. Bu odaların duvarları da resimlerle süslenmiştir.

Odanın camlı ve demir parmaklıklı geniş pencereleri ise: impluvium ve peristil bölümlerine açılır ve buradan yansıyan su sesi ve temiz hava, odayı doldurur.

 

MÜZE GEZİSİ

Evet, Zeugma şehri, Zeugma şehri tarihsel süreci, Zeugma mozaikleri, Gaziantep Müzesi hakkında açıklayıcı bilgiler verdikten sonra, Gaziantep Mozaik Müzesi ve müzede bulunan eserlerle ilgili bilgiler vermeye sıra geldi.

Genel bilgiler

Müze gerçekten Türkiye’de gördüğüm en güzel müzelerden birisidir. Müze: 9 Eylül 2011 tarihinde açılmış, toplam kapalı alanı 32.764 metre kare ile, dünyanın en büyük mozaik müzesidir. Bunun ardından Tunus-Bardo müzesi ve daha sonra ise Hatay Müzesi gelmektedir. Müzede aynı anda 800 ziyaretçi bulunabiliyor.

Müzede: 1450 metre kare mozaik, 140 metre kare duvar resmi, 4 Roma dönemi çeşmesi, 20 sütun, 4 kireç taşı heykel, bronz Mars heykeli, mezar stelleri ve lahitler sergilenmektedir.

Müze: şehir merkezinde, Şehitkamil ilçesinde, Sani Konukoğlu bulvarında, Gaziantep Üniversitesi yolu üzerindedir. Yolun hemen ortasındaki refüjde: deve heykelleriyle bir ticaret kervanı görüntüsü, yaratılması gerçekten ilginçtir.

Müzeye giriş ücreti: …..   dir, ayrıca müze kartı geçerlidir. Müzeye girişte: bir broşür istedim, ancak görevliler olmadığını söylediler, bunu kabullenmek mümkün değildir. Lütfen müze ve mozaikler ile ilgili her ne kadar kulaklıklı olarak bilgi veren sistem kurulu ise de, yazılı bilgiler sunan broşürler bulundurun.

Hemen girişte, bence yazılı ve görsel uyarı bulundurulması gereken bir olay daha var. İçeride lütfen her kim olursa olsun flaşlı resim çekilmemeli, çünkü bu panoların üzerindeki boyaların flash ışığına karşı hassas olduğu kesin. Bu konuda gerekli uyarılar güvenlik görevlilerince yapılıyor ama bence müze girişinde, bu konu yazılı ve görsel olarak panolar ile yapılmalıdır.

Müzenin içinde gezi güzergahı: oklarla belirlenmiş ki, bu gayet olumlu, çünkü ziyaretçi tüm eserleri bir sıra dahilinde görebiliyor.

Güvenlik: içeriye girişte, kapıda: metal dedektör kapısından giriliyor ki, bu gayet olumlu bir durum. Bütün yurt dışı önemli müzelerinde, bu tür güvenlik önlemleri, üst düzeyde alınıyor.

Ayrıca: içeride güvenlik personeli sayısı bayağı çoktu ve bunu da olumlu karşılıyorum, çünkü: bu eserlere insanların ulaşımı herhangi bir şekilde kısıtlanmamış yani üstlerine cam bir pano konulmamış. Bu nedenle: çok sayıda güvenlik elemanının bulunmasını olumlu karşıladım.

Özellikle: Çingene kızı sergilenen yerde: sırf bu eser için sürekli bir güvenlik elemanı bulunması, eserin hemen önünde, esere uzanmayı, dokunmayı engelleyici alarm sisteminin de bulunması olumlu ancak: bence buraya Avrupa’daki benzerler gibi ön bölüme bir cam pano ilavesi gerekir.

Çünkü: esere yapılabilecek boyalı bir saldırıyı engellemek mümkün değil, saldırı olduktan sonra da saldıranı en ağır şekilde cezalandırsanız ne çare, lütfen bunun önüne bir cam pano yerleştirerek eseri tam koruma altına alalım.

Hemen girişte: sol bölümde: bir sinevizyon bölümü var, burada Zeugma hakkında 15 dakikalık bir film gösterisi düzenleniyor. Gösteride 3 boyutlu film gösteriliyor ve gözlük almanız (5 TL karşılığında) gerekiyor. Bence, bu gösteriyi mutlaka izleyin.

Müzede: tuvaletler, her katta bulunuyor ve gayet temiz.

Müze: 2 katlıdır ama bir de bodrum katı var. (ben ziyaret ettiğimde bodrum katı kapalı idi, yine de yukarıdan bodrum kattaki eserler görülebiliyor, ama yine de neden kapalı olduğunu anlamak mümkün değil) Katlar arasında bir asansör düzeni de yapılmış, engelli ziyaretçiler için muhteşem bir incelik.

Müzenin çıkışında: iki adet hediyelik eşya satış yeri var ve buralarda içecek servisi de yapılıyor. Servis ötesinde, buralarda oturacak masa ve sandalyelerin bulunması da yorulan ziyaretçilerin biraz nefeslenmesi, dinlenmesi için çok iyi düşünülmüş uygulama.

Ama: bu satış yerlerinde, Zeugma veya Müze ile ilgili buzdolabı yapışkanı yani stikır bulamadım, tek bir çeşit vardı kapak açacağı olarak da kullanılabilir bu çeşit ise 12 TL. yani bayağı pahalı idi, ilgililere duyurulur, bu satış mağazalarına çeşitli stikırlar getirilmelidir.

Öte yandan: müzede, hemen girişte bir memnuniyet veya anket defteri bulundurulması rica olunur. İnanın, ziyaretçilerin en az yüzde 90’lık bölümü bu deftere memnuniyetlerini yazacaklardır, diğer tenkit yazanlar ise, sizin gözünüzden kaçan hususları değerlendirmeniz için nazik uyarılar şeklinde olacaktır.

Müzeye girişte, hemen karşımıza bu anıt çıkıyor

 

Kral I. Antiokhos yazıtı

Zeugma antik şehrinde: Helenistik Agora’nın kuzeyinde 2000 yılında yapılan kurtarma kazılarında: ön yüzünde ” Kral I. Antiokhos Theos ile tanrı Apollon-Mithras-Hellos” el sıkışır sahnesinin görüldüğü, bazalttan bir stel ortaya çıkarılmıştır.

2002 yılında, baraj gölünün sularının çekilmesiyle, aynı kutsal alana ait bir diğer stel bulunmuştur. Bu stel üzerinde ise: Kommagene Kralı I. Antiokhos; Herakles ile el sıkışır pozisyonda gösterilmiştir.

Her iki stelin arkasında bulunan nomos (kanun) yazıtları: Antiokhos’un yönettiği topraklar üzerindeki Yunanlı ve Persli tanrıları birleştirme politikaları için yazılmıştır. Yazıtlar: kutsal alanlarda uyulması gereken kuralları antalatn bir kanun metni niteliği taşımaktadır.

Kral I. Antiokhos ile tanrı Herakles’in tokalaşmasının betimlendiği stelin arkasında kazınan yazıtta: Antiokhos şöyle söylemektedir; “ …. Ve inanıyorum ki, onlar tanrılara ait olduğu onuru bahşederek güzeli örnek alacaklar ve aynı şekilde, benim için olması gerektiği gibi tanımlamalar ve süslü sözcükleri onların çiçekler açan yıllarının bilgeliğinde dile getireceklerdir.

Böyle davrananlar için: hem Pers ve Makedonya ülkelerinin tanrılarına hem de anavatan Kommagene’nin tanrılarına, onlara saygılı davranışlarından ötürü bağışlayıcı olmaları için dua ediyorum.

Ve her kim ki: bu egemenliği gelecekte uzun zamanlar için elinde bulunduracaksa, o bu yasayı ve bizim saygılı davranışımızı sürdürerek, tüm tanrı ve tanrıçaların bağışlayıcılığına, benim yakarışlarım sayesinde mazhar olacaktır.

Tanrısal buyruklarla, bu yazıtı benim dindarlığımın bir dışa vurumu olarak kutsal harflerle, kısık sesle tanrıların yüce anlam taşıyan buyruklarını vatandaşlarıma ve bu yazıtı okuyan yabancılara ilan ediyorum”

 

Dionysos Mozaiği

MS.2-3.yüzyıl.
Bu eser: Okeanos villasına ait bir odanın taban mozaiğidir. Dionysos büstü ve “Dionysos’un Ariadne ile buluşması” olarak adlandırılan mozaik, kazılar sırasında Zeugma antik şehrinden çıkarılan ilk eserlerden birisidir.

Mozaik 3 ayrı panodan oluşmaktadır. Kısmen tahrip olmasına rağmen, bu eserin sol tarafında: Tanrı Dionysos’un büstü görülür. Dionysos’un çevresinde bulunan siyah ve beyaz üçgenler ile sanal bir perspektif yaratılarak bakışlar figüre odaklanmıştır.

Mozaik panonun ortasında bulunan ve “Dionysos’un Ariadne ile buluşması” olarak adlandırılan sahnede: kahraman Teseus tarafından Raksos adasında terk edilen Minos kralının kızı Ariadne’nin Dionysos tarafından bulunarak onunla evlenmesi tasvir edilmiştir.

Panoda bir ağaç altında Dionysos, Ariadne, Dionysos öğretisinde yer alan Silen ve Çoban Tanrısı Pan görülür.

En sağda bulunan panoda ise: çeşitli hayvan ve bitkilerden oluşan betimlemeler görülür. Bu 3 farklı konuyu: dalga ve örgü motifleriyle yer aldığı bir bordür birleştirir.
Panoların büyük kısmı tahrip olmuştur.

 

 

Okeanos ve Tthys Mozaiği

MS.2-3 yüzyıl.
Bu mozaik: Okeanos villasının sığ havuzunun taban mozaiğidir.
Erken Roma imparatorluk dönemine ait olan bu mozaikte: hayatın kaynağı olan ırmak tanrısı Okeanos ve eşi Tethys konu edilir.

Geometrik üçlü örgü bordür ile çerçevelenmiş mozaikte ortada Okeanos ve eşi Tethys görülür. Çevrelerinde ise denizin verimliliğine işaret eden, çeşitli balık türleri ve yunuslara binmiş Eroslar görülür. Okeanos’un en sık tasvir ed ilen atribüleri, yani simgeleri yılan ve balıklardır.

Mozaikte: Okeanos, başında yengeç kıskaçlarıyla görülür. Bu kıskaçlar: onun en belirgin özelliğidir. Karısı Tethys: Okeanos’un hemen yanında ve alnında kanatlarla tasvir edilmiştir.

Ortalarında: mitolojik bir deniz yaratığı olan yılan gövdeli, Ketos adı verilen ejder görülür. Bu iki ana figür dışında, mozaiğin sağ üst kısmında, bir kayanın üzerine oturmuş balık avlayan ve çobanların koruyucu tanrısı Pan olabileceği düşünülen, genç bir erkek figürü görülür.

Kenar figürleri olan Eroslar ve Pan’ın dışa dönük olarak resmedilmesi, havuzun çevresinde dolaşılacak şekilde olduğunu gösterir.

Mitolojide: Okeanos’un okyanus olmayıp dünyayı saran ırmak olarak ifade edilmesi, güneşin sıcaklığıyla buharlaşarak yağmur olup doğaya hayat veren suyun doğa tarafından kullanıldıktan sonra ırmaklar kanalı ile tekrar denize kavuşturulması anlatılmaktadır.

Bu döngü ile su, ne olduğunun ve ne işe yaradığının farkına varmaktadır. Bu olay mozaik panoda Okeonos’un Tethys ile birleşerek çeşitlenmesi ve doğurgunlaşması olarak gösterilmiştir.

 

Akratos ve Euprosyne Mozaiği

MS.2-3 yüzyıl.
Akratos ve Euprosyne Mozaiği: “Menad” Villasının bir odasına ait taban mozaiğidir. Gaziantep Müzesinin 1998 yılında yaptığı kurtarma kazısında Çingene Kızı olarak tanımlanan mozaiğin yan odasından çıkarılmıştır.

Mozaikte: adı “yönetici-aktarıcı” anlamına gelen Akratos ile “neşe ve sevinç veren” anlamına gelen su perisi Euprosyne görülmektedir.

Kompozisyonda: Akratos’un ilahi kaynaktan alınan altın krater içindeki kutsal şarabı, bereket boynuzu ile Euprosyne’ye sunması tasvir edilmektedir.

Sağ tarafta Euprosyne, bir ağacın altında uzanır vaziyette resmedilmiştir.

İçkinin verdiği rahatlık, her iki figürün duruşunda ve yüz ifadelerinde sezilir.

Kompozisyonun sol tarafında yer alan çan karakterinin, figürlere oranla büyük ve onların üzerine resmedilmesi, önem noktasını bu kutlamaya ve şaraba çekmekle birlikte kutsallığına da çağrışım yapmaktadır.

Gezimize devam ettiğimizde

 

Euphrates villasında bulunan duvar resimli oda görülür. Burası: MS.2-3 yüzyıla tarihlenir.

 

Ardından: Oturan kadın heykeli ve oyun taşı bulunuyor. Bunlarda, Zeugma antik kentinde bulunmuş, Roma dönemine ait, kalker yontulardır.

 

Yine, Zeugma antik kentinde bulunan MS.2-3 yüzyıla tarihlenen duvar resimli bir oda ve daha sonra Poseidon ve Euphrates villasında bulunan, MS.2-3 yüzyıla tarihlenen “Geometrik Oda” görülür.

Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi çocuklu kadın heykeli

Daha sonra: Euphrates villasında bulunan, MS.2-3 yüzyıla tarihlenen “Dionysos ve Ariadne Mozaiği” ve daha sonra şehirde bulunan, Roma dönemine ait, kalker, “Çocuklu kadın heykeli” görülür.

 

Euphrates villasında bulunan, MS.2-3 yüzyıla tarihlenen “Geometrik Havuz Mozaiği” ve ardından yine aynı villada bulunan “Euphrates (nehir tanrıları) mozaiği görülür.

 

Poseidon villasında bulunan “Akhilleus mozaiği”;
Bu mozaik: Poseidon villasında, kare planlı 10-15 cm derinliğinde, fıskiyeli sığ havuz (impluvium) taban mozaiğidir.

Havuzun tabanı figürlü ve geometrik desenli mozaikle süslüdür. Siyah çizgilerle çevrili ve 1.70 x 1.70 metre ebatlarındaki panoda: Roma dönenimde mozaiklerde yaygın olarak kullanılan Akhilleus’un Skyros Adasının kralı Lykomedes’in sarayında Odyseus tarafından bulunması konutu betimlenmiştir.

Panoda 9 figür bulunur. Merkezdeki Akhilleus bulunur ve sağ elinde mızrak, sol elinde kalkan görülür. Kendisinin sağında: sevgilisi kralın kızı Deadameia ve kral Lykomedes, solunda ise Odyseus ve borazan çalan miğferli, ayakta bir asker görülmektedir.

Arka planda ise, Lykomedes’in ayrıntılı olarak betimlenmiş sarayı bulunur. Mozaikte: dışa doğru düz ve ters bitiştirilmiş çanlarla: dalgalı hat oluşturan kuşak deseni görülür.

Mozaik sanatçısı: Akhilleus’un sağ ayağından; ayakkabısı çıkmış olarak tasvir etmiştir. Çünkü: ölümlü yanının sadece topuğu olduğunu belirtmek istemiştir.

Çünkü: mitolojiye göre: annesi Thetis: ölümsüz yapmak için bebek Akhilleus’u topuğundan tutarak Styks ırmağına: tan yeri ağarırken daldırmıştır. Bu yüzden: Akhilleus’un suya dalan gövdesi: ölümsüz olurken, annesinin tuttuğu topuğu ise ölümlü kalmıştır.

 

Posseidon villasında bulunan “Poseidon mozaiği”;
Dikdörtgen planlı ve 10-20 cm derinliğindeki sığ havuz (impluvium) çevresinde, yüksekliği 4.37 metreye kadar uzanan sütunlar bulunmaktadır.

Havuzun tabanı mozaik döşelidir. Bu mozaikte: dikdörtgen panoda: gövdesinin üstü at, arkası balık olan Hippokampos’un çektiği altın renkli arabada, denizler tanrısı Posseidon görülmektedir.

Gövdesi sağa, başı sola dönük tanrının sağ elinde üç dişli zıpkın bulunur. Araba ile aynı hizada: yüzleri birbirine zıt yönde betimlenmiş, ön planda ırmaklar tanrısı Okeanos ve eşi Tethis büstü görülür. Omuzlarında ise, yılan biçimli iki ırmak canavarı tasvir edilmiştir.

Tanrı ve tanrıçaların tasvirlerinin çevresinde deniz canlıları görülür. Panonun köşelerinde: dört yunus balığı ile birlikte, karides, ıstakoz, ahtapot, deniz minaresi, deniz yılanı ve çeşitli balıklardan oluşan 29 deniz canlısı tasvir edilmiştir.

Poseidon tasviri, yaygın olarak diğer birçok antik şehirde de kullanılmıştır. Bu da, Zeugma’daki mozaik atölyelerinde, benzer figürlerin şablon halinde çeşitli yerlerde kullanıldıklarını kanıtlamaktadır.

Posseidon villasında bulunan “Pasiphae ve Daidalos mozaiği”;
Daidalos’un yaptığı işlerin betimlendiği bu mozaik: Posseidon villasının yemek odasının taban mozaiğidir. Mozaikte altı figür görülür.

Soldan sağa: oturan Pasiphane, ayakta duran kızı Ariadne, Daidalos’la sohbet eden Tropos, ahşap yontan İkaros görülür. Sağ alt köşede ise, Minos boğasının kesik başına ok tutan Eros, sağ üst köşede ise Labyrinthos sarayı görülür ki, 3 katlı yapının kapı ve pencereleri, dış duvarları, yatay ahşap hatıllar ve kırmızı kiremit kaplı üst örtü açık-seçik görülmektedir. Bu görüntü dönemin evleri-konutları hakkında bilgi vermesi açısından önemlidir.

 

Poseidon villasında bulunan “Perseus ve Andromeda mozaiği”;
Dedesi Akrisios’un zulmünden kaçan Perseus ve annesi Danae: Seriphos kralı Polydektes’in yanına sığınırlar. Perseus: genç ve kudretlidir ve kısa zamanda kralın öz oğlu gibi olurken, annesi Danae de kralın aklını başından almıştır ve kral, onunla evlenmek istemektedir.

Ancak, bu evlenme durumunda, kral Perseus’un gençliğinin verdiği heyecanla bir aksilik yapacağını düşünür ve onun ortadan kaldırılmasına karar verir.
Bu arada: kral ülkenin en güzel kızlarından Hippodameia ile evleneceği haberini yayar. Ve şenlikler sırasında herkes krala hediye vermek için sıra beklerken, Perseus: krala hediye olarak ne istediğini sorar. Kral: atlardan hoşlandığını söyler ve Perseus: krala şerefli bir hediye sunmak istediğini ve Medusa’nın başına getirebileceğini söyler.

Kral buna bir yanıt vermez, bunun üzerine Perseus, krala bir at hediye eder, ancak kral bu hediyeyi kabul etmez ve söz verdiği üzere Medusa’nın başını getirmesini ister.

Kralın amacı: Perseus’u bu imkansız göreve göndererek, annesini metresi yapmak isteğidir. Çünkü: Medusa yenilmez ve korkunç bir yaratıktır.
Perseus: Hermes ve zeka tanrıçası Athenanın yardımlarıyla Medusa’yı yener ve kapasını koparır ve heybesine koyar. Perseus: memleketine dönerken: uğradığı ülkede Kephesus adlı bir kral hüküm sürmektedir. Kephesus: karısı Kassieperia’nın gurura kapılarak kendisinin Nereidlerden daha güzel olduğunu söylemesi üzerine, kızlarının küçüksenmesine kızan Tanrı Posseidon tarafından ülkeye musallat edilen deniz canavarı ile uğraşmaktadır.

Tanrılara danışan kral Kephesus: bu canavardan kurtulmak için güzel kızı Andromede’yi kurban etmesi gerektiğini öğrenir.
Perseus: ülkeye geldiği zaman, güzel Andromedei’yı koca bir kayaya bağlı olarak bulur ve kıza aşık olur. Tam o sırada korkunç deniz canavarı ortaya çıkar ve uzun uğraşlardan sonra Andromede’yi kurtarır ve kral baba Kephesus’un onayı ile evlenirler.

Daha sonra her ikisi de ülkelerine doğru yola çıkarlar. Annesi, Seriphos kralı Polydektes’in sahip olmak istemesi üzerine mabede sığınmıştır. Kralın huzuruna çıkan Perseus: Mesuda başı heykelini heybesinden çıkararak krala uzatır ve kral Medusa’nın kesik başını görünce, tahtında taş kesilir.
Medusa başı: mitolojide sık olarak kullanılan ve görenin taş kesileceği belirtilen bir simgedir. Hatta: Roma kılıçlarının kabzalarında Medusa başı kullanılırmış. Mitolojide, Medusa göründüğünde, çıplak gözle ona bakmamak gerektiği belirtilir.

 

Posseidon villasında bulunan “Satyros ve Antiope mozaiği”;
Antıope: ırmak tanrısı Asopos’un kızlarından biridir. Zeus: olağanüstü güzellikteki bu kıza aşık olur ve Satyros kılığına girerek onunla birleşir. Bunun sonucunda: Antiope: Zeus’tan Zethos ve Amphion isimli ikizleri doğurur. Ancak, çocukların doğumundan öcne, Antiope, babasının öfkesinden korkarak evden kaçar ve Siklon kralı Epopeus’un yanına sığınır.

 

Posseidon villasında bulunan “Venüs’un doğuşu mozaiği”: görülür.
Poseidon villasında: 5.50×4.50 metre boyutlarındaki dinlenme odasına koridordan girilir. Kuzeydoğu köşesinde: koridora açılan büyük bir giriş kapısı vardır. Duvar resimleriyle kaplı diğer odaların aksine, bu odanın duvarları stucco ile kaplanmıştır. Güney duvarında, yerden 2.20 metre yükseklikte Ion kymation kuşağı görülür. Bunun altında 55 cm. lik panoda:

kıvrık dallı bitkisel görüntü hakimdir. Bunun altında ise, yatay, üç silmeli kuşak vardır. Doğu duvarında 4 pano mevcuttur. Panoların merkezinde, ip şeklinde kabartmalar görülür.
Odanın tabanı mozaik döşelidir. 1.75 x 1.30 metre ebatlarındaki merkez panoda: Aphrodite’in taçlandırılması betimlenmiştir. Bu mozaik MS.3.yüzyıla tarihlenmektedir.

Aphrodite: doğadaki coşkunun sevgi yönünü temsil etmektedir. Bu sevgi: soyut varlıklar (arzu, göze hoş gelen şeyler, doğadaki tanrısal uyum vs. gibi) ve kuşlardan: kuğu, güvercin ve serçe, çiçeklerden ise gül ve mersin; tanrıçaya adanmıştır.

Bu mozaikte: çıplak Aphrodite: doğal yaşamı simgeleye çerçeve içinde, sola dönük olarak istiridye üzerinde oturmaktadır. Yanlarında iki eğitici usta görülmektedir. Başı: yangında tahrip olmuştur. Üstte: sırt üstü uçan iki Eros, çelenkle Aphrotide’i taçlandırmaktadırlar. Ancak çelenkler tahrip olmuştur. Bu konu da, antik dönem mozaiklerinde sıkça görülmektedir.

Betimlenmek istenen konu: “bu yaşam şartları içinde ömrünüzü boşa geçirmeyin, sevgiyi yakalayın”
Aphrodite’nin yüzü: 256 yılındaki savaş sırasında ait olduğu mimarinin yıkılması ile tahrip olmuştur. Mozaik Samsatlı ünlü sanatçı Zosimos tarafından yapılmıştır. Çünkü: panonun en büyük özelliği: panonun üzerinde bulunan Yunanca harfler kullanılmış yazıttır. Bu yazıtta: mozaiğin Samosata (yani Samsat) lı usta Zosimos tarafından yapıldığı belirtilmektedir. Zosimos evinde, yine bu ustanın “Kahvaltıdaki Kadınlar” mozaiği bulunmuş ve müzeye getirilmiştir.

 

Metiokhos ve Parthenope mozaiği”:
Metiokhos: aslan Phrygia’lıdır ve kendisi gibi Phrygia’lı olan Parthenope ile olan ölümsüz aşkları mitoloji de çok ünlüdür. Parthenope: bakire kalmaya yemin etmiş ancak kendisine aşık olan Metiokhos gibi, o da ona aşıktır. Ancak: yeminini bozmak istemiyordu. Saçlarını kestirdi ve kendisini tapınaktan sürgün ettirdi.

Campania (günümüzdeki İtalya-Napoli şehridir) denilen yere gitti ve orada şarap tanrısı Dionysos için kendini adadı. Ancak: Aphrodite kendisini affetmedi ve onu: kuş vücutlu kadın başlı deniz canlısı olan Siren’e çevirdi.
Mezarının Napoli şehrinde olduğu söyleniyor. Çünkü: kendisini denize attığında dalgaların cesedini Napoli sahillerine sürüklediği söylenir. Günümüzde Napoli sahillerinde onun için bir anıt dikilmiştir.

 

Kointos villasında bulunan, MS.2-3 yüzyıla tarihlenen “Theonoe mozaiği”;
Bu mozaik: Zeugma antik şehrindeki “Kointos Villası” olarak adlandırılan yapının taban mozaiklerindendir.
71.57 m kare boyutu ile Zeugma koleksiyonunun en büyük mozaiğidir.
Mozaiğin ana panosunda: Theonoe ve rahip kılığındaki kız kardeşi olan Theonoe, bir gün kumsalda oynarken görülür.
Hikayeye göre: kahin Kalkhas’ın kız kardeşi olan Theonoe: bir gün kumsalda oynarken korsanlar tarafından kaçırılır ve Karia kralına satılır. Babası Thestor: onu aramaya çıkar ama gemisi batar ve Karia kıyılarına çıkar ve kralın sarayına köle olur.
Ne kız kardeşinden ne de babasından haber alamayan Leukippe: onları aramak için saçlarını kesip genç bir rahip kılığına girer ve yola çıkar. Karia’ya geldiğinde, onu tanımayan Theonoe: rahip kılığındaki kız kardeşine aşık olur ve ona teklifte bulunur.
Leukippe: bu teklife yanaşmayınca Thestor’U onu öldürmekle görevlendirir.
Hikayenin sonunda, iki kız kardeş ve baba: birbirlerini tanırlar. Karia kralı da onlara armağanlar sunarak yurtlarına geri gönderir.

Kompozisyonda yer alan sunağın üzerine mozaik sanatçısının “Kointos Kalpurnios, bunu en iyi şekilde yaptı” yazısı dikkati çekmektedir. Diğer sahnede: Akhilleus’un Troya Savaşına götürülmesi tasvir edilmiştir.

Mozaik, Zeugma’da kazısı yapılmamış bir alanda, dalgaların yüzeydeki toprağı eritmesi sonucunda, suların altında ortaya çıkmıştır. Mozaiğin bir bölümü: uzun süre yaklaşık 2 metre derinlikteki suyun altında görülebilmiştir. 2002 yılında barajda meydana gelen teknik bir sorun nedeniyle su seviyesinin zorunlu olarak düşürülmesi sonucu kurtarılmıştır.

 

Okeanos villasında bulunan ve MS.3.yüzyıla tarihlenen “Hamam mozaiği
MS.3.yüzyıla ait olan bu mozaik 1996 yılında bölgeye yapılan Birecik Barajının su havzasındaki tarım toprağının kaldırılması çalışmalarında mimariye rastlanması üzerine, Gaziantep Müzesi tarafından yapılan kurtarma çalışmalarıyla müzeye kazandırılmıştır.

Mozaik, baraj altında kalacak alandan ilk kurtarılan eserlerden biridir.
Okeanos Villasının hamam ve spor kompleksinde yer alan bir odanın tabanına ait olduğundan “Hamam Mozaiği” olarak adlandırılmıştır.

Mozaiğin ortasındaki kare pano, üç ayrı tonda simetrik olarak yerleştirilmiş dikdörtgen prizmalarla bezelidir. Farklı renklerdeki bu formlar, sanal bir perspektif algısı yaratmakta, bakış yönüne göre bir illüzyonla izleyeni takip ediyor hisse vermektedir.

 

Dionysos villasında bulunan ve MS.2-3 yüzyıla tarihlenen “Geometrik mozaik”;

 

Okeanos villasında bulunan ve MS.2-3 yüzyıla tarihlenen “Geometrik mozaik”;
Zeugma antik şehrinde “Okeanos Villası” olarak adlandırılan yapının taban mozaiğidir.

MS.2-3. yüzyıllara tarihlenen kırmızı ve siyah renkteki kareler ile sarı ve beyaz renkli eşkenar dörtgenlerin sanal perspektif yöntemine göre dizilmesiyle oluşturulan pano, ilüzyon etkisi yaratmaktadır.

 

Dionsyos villasında bulunan ve MS.2.yüzyıla tarihlenen “Dionysos ve Ariadne’nün düğünü mozaiği”;
Bu dünyanın en özel mozaiklerinden birisidir. Ancak, müzenin değerli eserlerinden biri olan bu mozaik te hırsızlığa maruz kalmıştır. Mozaiğin bir bölümü 1997 yılında çalınmıştır. Çalınan bölümlerin yeri bilinmemektedir. Bu yüzden, mozaiğin eksik bölümünün fotoğrafı, eserin üzerine yansıtılmaktadır. Böylece, belki biri tanır ve ihbar eder diye düşünülüyor. Evet, dediğim gibi mozaiğin çalınan bölümlerinin fotoğrafı, lazer sistemiyle mozaik üzerine yansıtalarak bütünlük sağlanıyor.

Sahnede: Dionysos ve Ariadne: divanda oturmaktadırlar. Çevrelerinde: 3 adet Menad, müzisyen, düğün tanrısı ve iki siren vardır.
Mozaik: kullanılan renk zenginliği, ışık-gölge oyunları ile bir tablo etkisi vermektedir.
Kompozisyonda çok fazla figür bulunması, figürlerin resim kalitesinin çok yüksek olması mozaiğe ayrı bir özellik katmaktadır.
Dionysos Villası: 1992 yılında kaçakçıların kazı çalışmaları yaptıkları ihbarı üzerine Müze Müdürlüğü tarafından koruma altına alınarak kurtarma kazıları yapılan villadır.

Kazılar sonrasında: villanın içerisinde birkaç geometrik mozaik ile birlikte bu görülen mozaik ortaya çıkarılmıştır.
Figürlerin anatomilerindeki doğruluk, kullanılan perspektif ve renk zenginliği açısından dünyadaki önemli ve değerli mozaiklerden biridir.

Müze Müdürlüğü: eseri olduğu yerde, doğal bir biçimde tespit etmek için çalışmalar yapmıştır. Ancak 1998 yılında, eski eser kaçakçıları tarafından mozaiğin 3/2’lik gibi büyük bir kısmı tespit edildiği yerden çalınmıştır ve bu parçalar günümüze kadar bulunamamıştır. Eserin çalınmasından sonra kalan bölümleri yerinden kaldırılarak Gaziantep Müzesine taşınmış ve restore edilerek teşhire konulmuştur.
Mozaiğin çalınan bölümlerine ait yer ise boş bırakılmıştır. Parçaların bulunabilmesi için Interpol aracılığı ile araştırmalar sürdürülmektedir.

Dionysos villasında bulunan ve MS.2-3 yüzyıla tarihlenen “Mask mozaiği”;
Geometrik motiflerle süslenmiş bu mozaiğin merkezini: küçük panolar halinde masklar çevrelediği için “Mask Mozaiği” olarak adlandırılmıştır.
Mask: tiyatro sanatında yüze takılarak verilmek istenen kimliği güçlendirici bir araçtır.
Mozaiğin bir kısmı düzleştirilmiş ana kaya üzerine, bir kısmı ise dolgu zemin üzerine döşenen mozaik zaman içinde oluşan doğal tahribata bağlı olarak dolgu zeminle birlikte eğimi yönünde akmış ve orijinal konumunda akış yönüne doğru serpilerek dağılmıştır.
Mozaik, araziden kaldırılıp müzeye getirilmiş ve dağılan parçaları, Gaziantep Müzesi mozaik laboratuvarında çok uzun uğraşlar sonucu bütünleştirilmiş ve restorasyon yapılarak teşhire sunulmuştur.
Mozaiğe yapılan uygulama restorasyonu, bu hususun ulaştığı seviyeyi göstermesi açısından önemlidir.

 

MS.3.yüzyıla tarihlenen, Gymnasion kompleksi, “Roma hamamı” tasviri:
Birecik Barajının gövde duvarının temel kazısı sırasında mozaik parçalarına rastlanması üzerine: Gaziantep Müzesi tarafından 1996 yılında kurtarma kazısı başlatılmıştır.

Yapılan kazıda: Hipokaust sistemle yapılmış hamam yapısı ortaya çıkarılmıştır.
Yapıda: 3 adet calidarium (sıcaklık odası), 3 adet tepidarium, 3 adet havuz, 2 adet apoditerium (soyunma odası), 2 adet frigidaium ile latrina (tuvalet) ve külhan açığa çıkarılmıştır.
Hamamın odaları geometrik motifli mozaiklerle süslenmiştir. Bu mozaikler ve hamama ait taşınabilir yapılar kaldırılarak Gaziantep Müzesi’ne getirilmiş ve restorasyonu yapılarak teşhire sunulmuştur.

Yapı M.3 yüzyıla aittir.

HAMAM-A: Roma hamamının sıcaklık odasının taban mozaiğidir.
HAMAM-B : Roma hamamının ılıklık bölümünün taban mozaiğidir.
HAMAM-C : Roma hamamında apsisli odanın taban mozaiğidir.

 

MS.3.yüzyıla tarihlenen “Telete” yani “Mevsimler mozaiği”;
Mozaik, 1994 yılında tarihi eser tacirleri kaçırmak üzereyken Gaziantep Müzesinin yaptığı kurtarma kazıları sonucu çıkarılmıştır.
Zeupma tepelerinin batıya bakan yamacındaki bir villa terasında taban mozaiği olarak bulunmuştur.

Pano: 9 bölüme ayrılmıştır.

Orta panoda: mitolojik betimlerden oluşan başı çelenkli Eros ve Dionysos’un kızı Tebete, yan yana bir divanda oturmaktadır. Bu tasvir: aşkı henüz tatmaya, olgunlaşmaya aday olan genç bir kızın buna hazırlanmasını konu edinmektedir.
Köşelerdeki kare bölümlerde, mevsim tanrılarının büstleri görülür.
Sol alt köşedeki Bahar Tanrıçası Earl’ın çelenkli başı, hafifçe sağa dönüktür. Boynuna çiçekli bir gerdanlık takılmıştır. Sağ omuzu çıplak olup, sol omzunda pelerinin kıvrımları görülmektedir.
Panonun sağ üst köşesinde ise: nehir tanrısının büstü bulunmaktadır.
Alt kısımdaki dikdörtgen panoda, çimenlerin üzerine yatmış bir oğlak ve kova resmedilmiştir.
Bunun kenarındaki dikdörtgen panoda ise, bir av sepetine girip çıkan 4 adet balık figürü işlenmiştir.
Sağ dikdörtgen panoda: bir tavşan figürü görülür.
Bu mozaikte: mitolojik yaşam ile doğa iç içe işlenmiştir.

 

MS.2-3 yüzyıla tarihlenen “Europe’nin kaçırılışı mozaiği”:
Günümüzdeki Avrupa kıtasının isminin temelinde bu öykü yatmaktadır ve bu öyküyü betimleyen :”bir boğa üstünde dünya küresi bulunan heykel” günümüzde, Belçika-Brüksel şehrinde Avrupa Birliği Merkezinde bulunmaktadır.
Gelelim: bu mozaiğin öyküsüne:

Bu mozaik: Zeugma antik şehrinde, “B Bölgesi” olarak adlandırılan alanda yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır.
Kompozisyonda: Tanrı Zeus’un boğa kılığına girerek Suriyeli kız Europe’yi kaçırışı tasvir edilmiştir.
Mitolojide: Olympos’un hakimi, tanrıların tanrısı Zeus: aşklarıyla ünlüdür.
Mitolojiye göre: Fenike kralı’nın kızı Europhe’nin güzelliğine aşık olan Zeus, bir boğa kılığına girerek deniz kenarında eğlenen kızın yanına gelir. Europe: bu uysal görünümlü hayvanı okşar ve üzerine binerek boynuzlarını çiçeklerle süsler. O sırada boğa, büyük bir hızla koşmaya başlar.

Europe ise düşmemek için bir eliyle boğanın boynuna sarılır, bir eliyle de elbisesinin eteğini, ıslanmaması için tutar.
Mozaik, B Bölgesinde yapılan kazılar sırasında, Birecik Barajı Gölü sularının mozaiği yutmasından bir gün önce kaldırılarak Gaziantep Müzesi’ne getirilmiştir. Mozaiğin kaldırılması sırasında suların zeminden yükselmesi nedeniyle Europe figürünün yüzü sulardan zarar görerek tahribata uğramıştır. Restorasyon sırasında eldeki verilere dayanılarak orjinale uygun yeniden dizilmiştir.

Üst kata çıkmadan önce: bodrum katta bulunan bir sütun üzerine yerleştirilmiş “Mars heykeli” ni mutlaka inceleyin. Bu heykel ilk anda dikkati çekmiyor, ama gerçekten muhteşem bir heykel olarak önem arz ediyor.

 

Mars heykeli

Müzenin kıymetlilerinden biri olan bu heykel: 2000 yılı kazılarında Posseidon villasının kalıntılarında bulunmuştur. MS.256 yılında Sasani saldırısı sırasında villanın içine gizlendiği tahmin ediliyor. Çünkü: normalde bir meydan heykeli olduğu hemen göze çarpıyor.

Çarpma ve yoğun yangın nedeniyle: hasar görmüş olarak toprak altında bulunmuştur. Heykelin gövdesinde, sağ göğsünde ve kasığında hafif çökükler ve ezikler görülmüştür. Sol ayağı ise, diz altından kırılarak yamulmuştur. Bunun üzerine, heykel: Gaziantep Müze Müdürlüğü tarafından, İtalyan CCA denilen bir restorasyon ekibine verilmiş ve heykel yine bu ekip tarafından restore edilerek müzede sergilenmeye başlamıştır.
Heykel miğferlidir, yukarı kalkık sağ elinde büyük olasılıkla bir mızrak veya kama tuttuğu varsayılıyor ve çatık kaşları da değerlendirilince, heykelin: savaş tanrısı Mark (yani Ares) e ait olduğuna karar verilmiştir.

Çıplak Mark heykeli: 1.50 metre yüksekliğinde, bronzdan yapılmış ve ayakta durmaktadır. Cidarı 2.4 mm kalınlıktadır. Sağ ayağı, vicut ağırlığını taşır. Dizden bükük ve hafif geri çekilen sol ayağı ise, ayak parmakları ile yere basmaktadır. Sağ eli yukarı kalkıktır. Sol elinde kıvrık dal tutar. Sol kolu: omuzdan kırık olup restorasyon sırasında omuza monte edilmiştir. Yüzünde öfke ve kızgınlık ifadesi vardır. Baş: sert şekilde hafifçe sağa dönüktür.

Titizlikle yapılan temizleme çalışmaları sonunda, göz akının gümüş olduğu ve göz bebeğinin üstünde, daire şeklinde altın bir kakma yapıldığı görülmüştür. Gözleri iri badem şeklindedir ve sabit bir noktaya bakmaktadır. İnce ve uzun burunludur.
Heykelin ayak ucunda: 30 cm yükseklikte, bronz ve dikdörtgen heykel kaidesi kırılmış ve yamulmuş olarak bulunmuştur.

Heykelin 6.60 metrelik bir sütun üzerinde ve 30 cm. lik bazalt bir kaide üzerine yerleştirildiği düşünülüyor.
Evet, bu heykelde: doğanın yeniden doğuşu ve insandaki karşı koyma güçleri birlikte simgelenmiştir.

Daha sonra 1.kata çıkıyoruz
Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi Çingene Kızı Mozaiği

 

Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi Çingene Kızı Mozaiği
Çingene kızı

Evet bu bölümde: yani: 1.katta: müzenin ve hatta dünyanın en ünlü mozaik panosu ile karşılaşacaksınız. Bu ünlü eserin ihtişamına örnek olarak: karanlık bir koridora giriyorsunuz ve 4-5 metre sonra sola döndüğünüzde, yine karanlık bir odaya ulaşıyorsunuz ki, hemen karşınızda, üzerine yansıtılmış bir ışık ile muhteşem bir pano, mozaik eser karşınızda duruyor. Fonda ise, mistik bir müzik çalıyor ve ortam gerçekten mükemmel yaratılmış.

Oda yeteri kadar büyük, çünkü insanlar burada fazla kalmıyorlar, ama ben şahsen bu odayı müzede kaldığım süre içinde 2 kez gezdim, bu muhteşem eseri hani derler ya doya-doya seyrettim. Eserin hemen önünde: esere ellenmesini engellemek için bir alarm sistemi bulunuyor ve aynı zamanda bir güvenlik görevlisi müze açık bulunduğunda sürekli olarak burada bulunuyor.

Ama: bence Avrupa’daki benzerleri gibi, bu eserin önüne de bir cam pano yapılmalı, çünkü delinin biri, bu eserin üzerine boya atmaya kalkarsa, eser zarar görür ve boya atanı 40 yıl hapse tıksanız ne çare, eser zarar gördükten sonra. Lütfen bu eserin önüne bir cam pano koyulsun.

Evet, şimdi gelelim: eserle ilgili bilgiler vermeye. MS.2-3 yüzyıla tarihlenen bu eser: Zeugma antik şehrinde, Gaziantep Müzesi Müdürlüğünce yapılan kazılarda “Menad Evi” olarak adlandırılan mekanda: 300 m.karelik yemek odasının taban kısmında ortala çıkarılmıştır. Yapılan kazılarda mekanda bulunan mozaiklerin hemen hemen tamamının eski eser kaçakçıları tarafından kaçırıldığı anlaşılmıştır.

“Çingene Kızı” olarak adlandırılan figür yapılan kaçak kazı yapanların, kaçak kazı sırasında attıkları toprağın altında kaldığından, şans eseri kaçakçıların gözünden kaçmış ve müzeye kazandırılmıştır. İlk bulunduğunda: deprem nedeniyle üstüne düşmüş sütunlar olduğu görülmüş ve bu sütunlar temizlendiğinde eser ortaya çıkarılmıştır. Eser: halen Gaziantep Üniversitesi Arkeoloji Bölüm Başkanı tarafından bulunmuştur.

Ancak: bunu, Hatay yöresinde bulunan ve Hatay Mozaik Müzesinde sergilenen ve hatta: Hatay yöresindeki bir kısım objede simge olarak kullanılan benzer portre mozaik ile karıştırmamak gerekir. Hatay yöresine gidenler bilirler, orada da buna benzer bir kadın başı portresi, birçok yerde simge olarak kullanılmaktadır.

Evet: biz yine Çingene kızına gelelim. Çene kısmı ve aşağısı tahrip olmuş, kaybolmuştur.
Şeffaf başlığı altındaki dağınık saçları, çıkık elmacık kemiği ve dolgun yüzü, kulağındaki küpeleriyle ortaya çıkarıldığında kazı ortamı şakası olarak; bir arkeolog tarafından, ilk anda; Çingene Kızına benzetilmiş olup, sonraki süreçte bu isim ile anılagelmiştir. Öte yandan: burun yapısından dolayı ilk anda erkek olduğu ve hatta saçlarının ortadan ikiye ayrılması nedeniyle Büyük İskender olduğu da düşünülmüştür. Öte yandan: bunun yer tanrısı ve tanrıların anası “Gaia” olduğu da düşünülmektedir.

Ancak, takip eden dönemde yapılan araştırmalar sonucunda, kesin olmamakla birlikte, başının yanındaki asma filizlerinden dolayı: Şarap tanrısı Dionysos’un: şenliklerinde yer alan, tanrının kadın müritlerinden biri yani Menadlardan biri olduğuna karar verilmiştir.

Menadlar: içtiği şarabın verdiği tatlı sarhoşlukla, Dionyzos şenliklerine neşe katan, çılgınca dans eden, şarabın-müziğin ve dansın etkisiyle kendinden geçen, kontrolden çıkan birileridir.

Mozaiği bu kadar gizemli kılan özelliği gözleridir. Mozaikte Çingene Kızının bakışlarını etkin kılmak için özel bir teknik kullanılmıştır. Gözleri: kendisine bakanı her yönden takip etmektedir. Çünkü: gözler 180 derece dönmektedir. Hatta: tabanda olmuş olsaydı 360 derece döneceği biliniyor.


Dikkatle bakarsanız, gözlerde, göz bebeğinde siyah nokta yanında beyaz bir nokta görülmektedir. O beyaz nokta: kurşun kalemle siyaha boyanınca, bütün büyü bozuluyor, üç boyutluluk bozuluyor. Yani, o beyaz küçücük taş, oraya milimetrik hesaplarla koyulmuştur. Bu özellik: Helenistik dönemde resim sanatında kullanılan “üç-çeyrek bakış” olarak ifade edilen teknikle yapılmıştır.

Bu teknik: daha sonraki yüzlerce yıl süresince de resim sanatının büyük ustaları tarafından kullanılmıştır. Bunların başında ise, Leonardo da Vinci gelmektedir ki, dünyaca ünlü eseri “Mona Lisa” bu teknikle yapılmıştır ve her gün Paris-Louvre müzesinde binlerce kişi tarafından: her yönden kendilerini izleyen bu tablo ziyaret edilmektedir.

Ancak, arada küçük bir fark var, Leonardo o tabloyu, Çingene kızından yüzlerce yıl sonra yapmıştır. (arada 1300 yıl vardır ve biri boyalarla, diğeri ise minik taş parçaları ile aynı havayı yaratmayı başarmıştır)

Yüzündeki sevinç ve hüznü aynı anda yansıtması da portre sanatında ulaşılan noktayı göstermektedir. Özellikle: portrede hüzün hakimdir ve bunun nedeninin: ya mozaiği yapan sanatçının o anda hüzünlü olduğu ya da mozaiği yaptıran şahsın o anda hüzünlü olduğu düşüncesidir.
Evet, Çingene kızı: gözlerindeki bu özellik ve hüzünlü bakış ifadesiyle, Zeugma ve Gaziantep ilinin simgesi haline gelmiştir.

Zosimos villasında bulunan ve MS.2-3 yüzyıla tarihlenen “Kahvaltıdaki kadınlar mozaiği”;

Kahvaltıdaki Kadınlar Mozaiği: Zeugma antik kentinin teras villarından Zosimos villası’nın bir odasının taban mozaiğidir. Zosimos villası olarak adlandırılan alanda yapılan kazıda ortaya çıkan mozaiklerden en zengin içerikli olan “Kahvaltıdaki Kadınlar” konulu mozaik, kazı ekiplerinde yerinden kaldırılarak müzeye nakledilmiştir.
Alanda bulunmuş olan diğer mozaikler o dönemde koruma çalışmaları yapan ekibin koruma anlayışı doğrultusunda üzerleri kapatılarak sular altında bırakılmıştır. Ancak dalgaların sahildeki etkileri ile ilgili gözlemler sonucunda bu mozaiklerin dalgalar nedeniyle yok olduğu gözlemlenmiştir. Mozaiğin bulunduğu villanın mimari kalıntıları, günümüzde baraj gölü kıyısında suyun altında rahatlıkla görülebilmektedir.
Antik dünyanın inanç sisteminin bir kısmını tiyatro oyunları oluşturmaktaydı. Her antik şehrin en az 2000 kişilik olmak üzere tiyatrosu bulunmakta ve bu tiyatrolarda mitolojik konular, tanrıların davranışları, siyasi olaylar ve halk inanışları vb konular sahnelenmekteydi. Bu panoda: Antik dönemin (MÖ.4 yüzyıl) ünlü yazarlarından Menandros’un kahvaltı sofrası adlı komedi oyunundan bir sahne resmedilmiştir. Pano, bizlere o günün yaşam tarzını anlatmaktadır.
Bu yapıt, müzede Samsatlı Zosimos’un imzasını taşıyan ikinci mozaiktir. Usta sanatçı Zosimos’un şehri olan Samsat, Zeugma’ya bir günlük mesafede olan Kommagene Krallığının merkezi olan bir şehirdir. Günümüzde bu antik şehir, Atatürk Baraj Gölünün suları altında kalmıştır.

Daha önce söylediğim gibi, müzede bulunan tüm mozaikler, yalnızca Zeugma ören yerinden değil, bölgenin farklı yerlerinden bulunup buraya getirilmiş ve daha yeni dönemlere aittir. Bunlar: 1.katta: yan binada bulunuyorlar ve ziyaretçilerin bir kısmı burayı unutup geçebiliyorlar, gezinizde, burayı da mutlak görmenizi öneririm. Hıristiyanlığın kabulü ile , mozaiklerde mitolojik tanrılar, tanrıçalar ve figürler terk edilmiş: özellikle kilise ve dini yapıların tabanlarında kullanılan mozaiklerde geometrik desenler, hayvan figürleri kullanılmaya başlanmıştır.

Çörten mozaiği”

MS.3-4 yüzyıla tarihlenmektedir.
Bölgede bulunan ve MS.4.yüzyıla tarihlenen mozaikte: inanç değişikliğinin bir sonucu olarak resimli tasvirin yerini geometrik figürler alıyor. Roma Döneminde sivil mimaride kullanılan mozaik sanatı, bu dönemle birlikte dini yapılarda da kullanılmaya başlanır. 6’ncı yüzyıl ile birlikte geometrik simgeler anlatım anlayışına tekrar dönülür.

Çörten mozaiği: Kilis ilinin Çörten köyü sınırları içinde yer alan Sinnep Höyüğünün batısına konumlandırılmış üç nefli bir kilisenin taban mozaiğidir. Alanda gözlemlenen illegal faaliyetler nedeniyle 2010 yılında Gaziantep Müze Müdürlüğünce yapılan kazı sonrasında eser müzeye getirilmiş: restorasyonu yapılarak teşhire sunulmuştur.

Mozaiklere kaçakçılar tarafından iki farklı yolla tahribat yapılmaktadır. Birincisi eski eser kaçakçılarının mozaikleri çalması, ikincisi ise define avcılarının eserleri tahrip etmesidir. Define avcıları: özellikle kuş ve bazı hayvan motiflerinin altında define olduğu inancıyla mozaikleri parçalamaktadırlar. Bu mozaikteki bazı bölümlerde define avcılarının acımasız tahribatı görülmektedir.

 

Salkım mozaiği

MS.5.yüzyıla tarihlenmektedir.
Gaziantep ili Nizip ilçesi, Salkım köyünde Gaziantep Müzesi Müdürlüğünce 1986 yılında yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Mozaiğin çıktığı mimari üç nefli, yüksek apsisli bir kilise kalıntısı olduğu anlaşılmıştır. Mozaikler MS.5.yüzyıl sonuna tarihlenmektedir.
Mozaiği: dışta iki silmeli basit bir kenar bordürü sınırlamaktadır. Figürler krem renk zemin üzerine tüm alanı kapsayan çiçek motifleri arasına beyaz, sarı, krem, bej, gri, kahve, kırmızı ve siyah renk doğal taşlardan oluşturulan tesseralar şekillendirilmiştir.

Figürler doğal ölçüleriyle değil alandaki boşlukları dolduracak büyüklükte figürler oluşturulmuştur.
Figürler, hareket halinde olup aslan, geyik, turna kuşu gibi dinsel literatürde anılan semboller yanında sırtlan, köpek, tavşan, leylek gibi hayvanlar da yer almaktadır. Mozaikteki tahribat ağaç dikimi, sürüme dayalı tarım faaliyetleri yanında alanın yakın çağda mezarlık olarak kullanılmasından kaynaklanmaktadır.

Sulu mağara mozaiği”

MS.5.yüzyıla tarihlenmektedir.
Gaziantep ili İslahiye ilçesi, Altınüzüm Beldesinde yer alan Sulumağara Mozaiği, üç nefli, yüksek apsisli ve orta nefte ilahi korosunun yer aldığı antik dönem kilisesinin sol hücresinin taban mozaiğidir. 5.01 x 5.63 metre ebatlarındadır. Eser MS.5.yüzyılın 2 yarısına tarihlenir.

Mozaikte: kahverengi dalga kuşağının çevrelediği kare panoda 32 hayvan tasviri bulunur. Panoda: önde ve ortada kutsal emanetlerin konulduğu sandık, bu sandığın iki yanında devasa boyutlu aslan ve boğa figürleri yer almaktadır. Bu figürler: apotropeik (koruyucu) amaçlı kullanılmıştır. Bu hayvanlar aynı zamanda eski dini inancın sembollerindendir. Boğa ve aslanın üstündeki ikinci kademede, iki dağ keçisi kovalayan bir leopar tasvir edilmiştir. Üçüncü kademede; solda dağ keçisi, sağda ayı figürü karşı karşıya tasvir edilmiştir. Panonun tepe noktasında, dördüncü kademede ise baklava dilimi biçiminde eşkenar dörtgen deseninin her iki yanında bakışımlı tavus kuşları betimlenmiştir.

Panoda, iri ebatlı hayvanların arasında, küçük hayvanlar da tasvir edilmiştir. Bunlar: ördek, karga, leylek, keklik kovalayan av köpeği, tilki, kuş, kaplumbağa, horoz ve kertenkeledir.
Panonun kuzey bitişiğindeki küçük ebatlı dikdörtgen panoda, boynunda tasma olan bir av köpeğinin ceylanı kovalama sahnesi tasvir edilmiştir.

Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi Çanakçı Mozaiği
Çanakçı mozaiği”

MS.4.yüzyıla tarihlenmektedir.
Gaziantep ili Nizip ilçesi Çanakçı köyü sınırları içinde yer alan, doğu batı akslı tek mekanlı bir dağ kilisesine aittir. MS.4.yüzyıl sonlarına tarihlenir.
Mozaik 2002 yılında tespit edildiğinde üzerinde yer alan kuş figürü ve bazı geometrik figürler, takip eden süreçte eski eser kaçakçıları ve define avcıları tarafından tahrip edilmiştir. Yerinde korumanın mümkün olmadığının görülmesi üzerine Gaziantep Müze Müdürlüğünün girişimi ile kazısı yapılarak müzeye getirilmiş, 2010 yılında yapılan restorasyon çalışması sonrasında teşhire sunulmuştur.

Mozaik ortada ana pano ve ana panoyu çevreleyen kalın geometrik bordürden oluşmaktadır.
Ana panoda: içinde dönem kültüründe sevilerek kullanılan kalın örgü kuşağı ile çevrili farklı tipte geometrik şekiller ile bu şekiller içinde rozetler, güneş sembolü ve yonca yaprağı figürleri yer alır.
Mozaiğin kuzey doğu köşesinde giriş kapısı önünde, sekiz satırlık Grekçe yazıt bulunmaktadır. Yazıtta: kilisenin yapımına katkıda bulunan kişi anılmaktadır.

Nizip tanıtımı.

Gaziantep tanıtımı.

Zeugma antik şehri tanıtımı.