Diyarbakır Kulp

Diyarbakır Kulp

Diyarbakır Kulp, Diyarbakır arası uzaklık: 135 km. Diyarbakır il merkezine en uzak ilçedir. Kulp, Muş arası uzaklık: 86 km. Kulp, Sason arası uzaklık; 64 km. Kulp, Batman arası uzaklık: 113 km.

TARİHİ

226 yılında Roma egemenliğine giren bölge, 637 yılında ise Halid bin Velid tarafından işgal edilmiştir. Bir süre Cizre’ye sonra Diyarbakır’a ve Silvan’a bağlanmış, Şeyhoğulları, Büveyhoğulları, Mervanoğulları eline geçmiş, 1515 yılında ise Osmanlılar tarafından ele geçirilmiştir. 1540 yılındaki Tahrir defterinde, Kulp, Diyarbekir eyaletine bağlı 11 ocaktan biridir.

Diyarbakır Kulp

 

GENEL

İlçenin ismi, mahalli söylentiye göre, bir zamanlar, Kafrom kalesinde oturan ve bölgede egemen olan “Kulpo” adlı bir derebeyinden gelir. İlçenin eski adı “Baş Kale” anlamına gelen “Pasur” dür. Bir rivayete göre, Pasur adı, Baya-Sar yani “Soğuk rüzgar” demektir. Kulp isminin kökeni, toprak yapısından gelir. Kulp ilçesinde kırmızı renkli “terra rosa” olarak da bilinen toprak türü ve ilçenin dağ eteğinde kurulu olması nedeniyle “Peya-Sor” yani “Kızıl Yamaç”  ismiyle anılır. Bu ismi de hemen yanındaki kızıl yamaçlı Andok dağından almıştır. İlçe merkezinin denizden yüksekliği 1132 metredir.

İlçe Silvan ilçesinin kuzeyindedir. Kış aylarında uzun süre kar altında kalır. Volkanik ve birinci derece deprem bölgesindedir. İlçe toprakları tarıma elverişli değildir, bu yüzden hayvancılık, arıcılık ve ipek böceği yetiştiriciliği önem kazanır. Ayrıca, yörede “Kulp çayı”nda balıkçılık yapılmaktadır. İlçe, volkanik ve sarp bir arazi üzerine kurulmuştur.

 

İpek böcekçiliği

Ülkemizde ipek böceği bakımından en önemli 3’ncü merkezdir. Ancak ipek böcekçiliği çok eski bir iş koludur. Geçmişte ipek böcekçiliği konusunda Ermeni ve Süryanilerin çok çalışması vardır. Bu tarihi emanet, bugün Kulp ilçesinde devam ettiriliyor. 2000 yılında 5 olan üretici sayısı, günümüzde 300’den fazladır. İlçede ipekli dokumanın geliştirilmesi için hala çalışmalar sürdürülmektedir. Hatta “İpek Puşi” sanatı yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. Son yıllarda ülkemiz genelinde yaş koza üretiminin yüzde 51.5 bölümü, Kulp bölgesinden sağlanıyor.

 

NE YENİR

Kulp yöresine yolunuz düşer ve yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz mutlaka ve mutlaka “saç tava” yemelisiniz. Saç tavanın etleri süt ile terbiyelenir ve özel işleme tabi tutulur. Yanında verilen ilave yiyeceklerle bu muhteşem lezzeti mutlaka deneyin.

KULP MESLEK YÜKSEK OKULU

Diyarbakır Dicle Üniversitesine bağlıdır.

Diyarbakır Kulp

 

GEZİLECEK YERLER

Diyarbakır Kulp Keferun Kalesi

 

KEFERUN KALESİ

İlçe merkezinin 10 km güneydoğusunda bulunan doğal kayalık üzerine Bizans döneminde güvenlik amacıyla inşa edilmiştir.

Diyarbakır Kulp Keferun Kalesi

Kulp ilçesine ismini veren, Derebeyi Kulpo’nun bu kaleyi kullandığı bilinmektedir. Eyyübiler ve Artuklu döneminde kullanılan kale, dana sonraki dönemlerde Kulp Beyliğinin merkez kalesi olmuştur. İlk başlarda Acemlerin elinde bulunan kale, daha sonra Bizanslıların eline geçmiştir. Osmanlı devrine dayanan yıllarda, Atabeyliler Bizanslılarla savaşarak bu kaleyi alırlar. Osmanlılar her tarafta adalet sağlanması içini bu kaleyi de kendilerine bağlar. Bu kale: Mirek Mir Muhammed tarafından yönetilmiştir. Kale, görünüşüyle iki parça şeklinde ayakta kalarak günümüze ulaşmıştır. Kalenin yüksekliği muhtemelen 25-30 metre civarındadır.

Diyarbakır Kulp Keferun Kalesi

Atabeyliklerden kalan, 13 tane taşın içine kazılarak yapılan ve 4 metre derinlikte kuyu hendek vardır. Bunlardan 1 tanesi cezaevi, diğer kuyular ise su için yapılmıştır. Bunlara sarnıç ismi verilir. Bu sarnıçların içine yağmur yağdığında yağmur suyu dolar. Bu suyun üzeri ise, tamamen bölgede başka yerde görülmeyen otlarla kaplanır. Bu otların tohumlarının Atabeyliler tarafından atıldığı söyleniyor. 15 cm kalınlığındaki bu otlar, suyu dış etkenlerden koruyup kurumasını önlüyormuş.

Diyarbakır Kulp İnkaya-Kanikan Mağaraları

 

İNKAYA-KANİKAN MAĞARALARI

İlçe merkezine bağlı İnkaya (Kanikan) köyündedir ve köy ilçe merkezine 25 km uzaklıktadır.

İnkaya: Yontma Taş Devrinden kalan mağaralar ve mezar evleriyle tanınır. “Kem” mezrasında bulunan bu mağaralar oldukça meşhurdur. Ormanlık bir alanda bulunan “İnkaya”, tarım, hayvancılık ve bağcılıkla geçimini sağlar. Köyün alt kısmından akan Kulp Çayı, köye ayrı bir güzellik verir. Kaniya Masiya (Balık Çeşmesi) nehirden ayrılarak, yer altından akan ve daha sonra yer üstüne çıkan çeşmeden, “laf” denen bir tür tuzakla tutulur.

Diyarbakır Kulp Geliye Goderne Vadisi

 

GELİYE GODERNE VADİSİ

İlçe merkezine 30 km uzaklıkta Sarım çayı üzerindedir.

Vadinin orijinal ismi “Geliye Gordene” dir. Zamanla halk arasında şimdiki ismi söylenir olmuş. İsminin anlamı: Geli: vadi, Gor: mezar, den: küp anlamındadır. Yani: “Küp mezarlar vadisi” anlamındadır. Yüksekliği 200 metreyi bulan boğaz, ortasından geçen Sarım çayı, su kaynaklarının yarattığı şelaleler, tarihi mağaralar, kiliseler ve kaya mezarlarıyla doludur. Vadide: Dünya Mirası sayılabilecek kadar zengin bir ekosistem, kültürel yapı ve tarihsel bir geçmiş vardır. Goderne Vadisi, biyolojik çeşitlilik ve endemik bitki türleriyle nesli tükenmek üzere olan birçok canlı türüne ev sahipliği yapıyor.

Diyarbakır Kulp Geliye Goderne Vadisi

Vadiye bakan; Hevika, Kanika ve vadinin devamında olan Kele bölgesinde ise, kaya mezarları ve anıt mezarlar bulunuyor. Farklı zamanlarda hüküm sürmüş olan Mervani hükümdarlığından kalma kale ve saray kalıntıları da vadiyle birlikte sular altında kalacaktır.

Vadide bir de tarihi taş köprü vardır. Evet, geçmişi binlerce yıl geriye giden bu vadi, Silvan ilçesinde yapımı devam eden barajın suları, göleti altında kalacaktır.

Diyarbakır Kulp Taşköprü

 

TAŞ KÖPRÜ KÖYÜ

İlçe merkezine 30 km uzaklıkta Taşköprü köyündedir. Köydeki kayalarda mağara devri izleri görülür. Ayrıca, bölgede Sarım çayı boyunca, yüksekliği 200 metreye kadar uzanan bir boğaz vardır. Aynı bölgede Sarım çayı üzerinde, bölgeye adını veren ve Kulp ilçesini Silvan ilçesine bağlayan tarihi taş köprü vardır. Kulp, Silvan ve Hazro bölgelerinin, birbirine yaklaştığı ve etkileşimlerin en yoğun yaşandığı yerde kurulan Taşköprü köyünün tarihi çok eskilere dayanır. Köyün güneyindeki tepelerde, günümüzde bile eski Ermeni yerleşim yeri kalıntıları bulunur. Kulp’u Silvan ve Hazro’ya bağlayan ve adını köyün isminden alan Taşköprü’de: köyün kuzeybatısında bulunur. Köprü: Sultan II. Abdülhamit döneminde yapılmıştır. Mimarisi ile, Batman’da bulunan Malabadi köprüsüne benzer. Köprü: köyün kuzeyindeki kayalıklardan kesilen özel biçimli taşlardan yapılmıştır.

Diyarbakır Kulp Taşköprü

 

Derik

Taşköprü köyünün kuzeyindeki kayalıklardadır. Dik bir kayanın içinin oyulmasıyla oluşturulan bu oda biçimli yerde, mezar biçimli bir gömüt bulunur. Ayrıca duvarlarında, eski yazılar ve çeşitli çizimler görülür. Köyün yerlilerinden alınan bilgiye göre: burası eskiden köyün güneyinde yaşayan Ermenilerin ibadet yeridir. İçinde mezar biçimli bir gömütün bulunması, bu söylenenleri destekler mahiyettedir.

Diyarbakır Kulp Telli Ağa Kasrı-Surp Hagop Kilisesi

 

TELLİ AĞA KASRI-SURP HAGOP KİLİSESİ

İlçenin doğusunda Hasandin dağının yamacında, ilçenin en güzel köylerinden biri olan Karabulak köyündedir.

Köşk, Telli Ağa ve kardeşi Abdül Ağa tarafından 1650-1670 yılları arasında yapılmıştır. Köşkün yapımında kullanılan taşlar, Taşköprü köyünden getirilmiştir. Köyün üst kısmında bulunan köşkün dört bir yanı bahçelerle çevrilidir. Doğusunda bir şelale ve şelalenin altında bir havuz bulunur. Köşk, 2 katlı olup, doğusunda Abdül Ağa, batısında ise Telli Ağa otururmuş. Zamanla toprak tabakasının zayıf ve kaygan olmasına bağlı olarak yer yer göçmeler neticesinde yapı harap halde günümüze ulaşmıştır. Batıya bakan kısmında, küçük bir bölüm, hala ayakta durmaktadır.

ŞEYH ALİ TÜRBESİ

İlçe merkezine 5 km uzaklıkta, Karabulak köyünün batısındadır. Şeyh Ali’nin Osmanlı-Rus savaşında savaşarak şehit düşmüş olduğu söylenir. Şeyh Ali’nin kimliği hakkında kaynaklara dayalı bir bilgi yoktur. Bununla birlikte son yıllarda Şeyh Ali’nin torunlarından olduklarını söyleyen bazı kimseler türbeye sıkça gidip gelmektedir. Türbenin bakımını ve çevre düzenlemesini yapmışlardır. Bu kişiler Şeyh Ali’nin soyunun Hz Peygamber’e dayandığını yani seyyid olduğunu söylerler. Türbede ayrıca Şeyh Ali’nin oğlu Seyyid Abdullah’ın kabri bulunmaktadır.

ŞEYH MAHMUT TÜRBESİ

İlçenin Karpuzlu köyündedir.

Türbede Şeyh Mahmut ile birlikte oğlu Şeyh Osman, annesi Meryem Hatun, torunları Şeyh Abdullah ve diğer yakınları medfündür. Hoca Ali isimli bir mimar tarafından yapılan türbenin halen 3 kubbesi onarılmıştır. Müştemilatında cami, türbe ve medrese odaları bulunur. Şeyh Mahmut’un Bağdat’tan buraya göç eden Seyyid neslinden olduğu ifade edilmektedir.

Bu ailenin seyyidliği hakkında bir rivayet anlatılır. “17’nci yüzyıl başlarında Irak Musul kentinde ikamet eden Seyyid Şeyh Hasan, Osmanlı imparatorluğunda Seyyid ailelerine gösterilen hürmet ve yapılan yardımları duymuş eşi ve oğullarıyla birlikte Musul’dan ayrılarak günümüzde Seyyidler Harabesi olarak bilinen Hazro ve Lice arasındaki yere göç etmiştir.

Daha sonra oğullarından Hakkı, Lice’ye, Sadık Kulp’un Havedan mıntıkasına, Mahmut ise Karpuzlu köyüne yerleşmiştir. Şeyh Mahmut’un Mustafa ve Osman isminde iki erkek evladı olmuştur. Osmanlı imparatorluğunda Seyyid ailelerinin geçimi devlet tarafından karşılandığından, bu imkandan yararlanmak için Seyyid olmadığı halde kendisini seyyid olarak gösterenler çoğalmıştır.

Bunun üzerine IV. Murat bir ferman çıkararak seyyid unvanı olanları İstanbul’a çağırmıştır. Şeyh Mahmut oğlu Şeyh Mustafa ile beraber İstanbul’a gitmiştir. IV. Murat, Seyyid Mahmut’un İslami bilgisinden etkilenerek kızı Zeliha Hatunu, Seyyid Mahmut’un oğlu Şeyh Mustafa ile evlendirmiş ve Şeyh Mahmut’a Lice, Hazro ve Kulp civarında 8 köy bağışlamıştır. İstanbul’dan  köyüne dönmek üzere yola çıkan Şeyh Mahmut ve oğlu Mustafa, Üsküdar civarına geldiklerinde Şeyh Mustafa ani bir rahatsızlık geçirir ve ölür.

Cenaze Üsküdar’da defnedilir. Şeyh Mahmut, gelini Zeliha Sultan’a tekrar babasının yanına dönebileceğini söylemişse de Zeliha Sultan babasının artık Şeyh Mahmut olduğunu söylemiştir. Şeyh Mahmut Karpuzlu köyüne döndükten sonra Zeliha Sultan köyde bir cami yaptırmıştır. Şeyh Mahmut’un kardeşi Osman’ın Abdullah ve Hasan isimlerinde iki oğlu olmuş, Abdullah’ın da Şeyhi adında bir erkek çocuğu olmuş ve şeyhlik, Şeyh Osman’ın oğlu Hasan’ın ise erkek çocuğu olmaması nedeniyle Şeyh Şeyhi ile son bulmuştur.

Muş tanıtımı.

Sason tanıtımı.

Diyarbakır tanıtımı.

 

Diyarbakır Kocaköy

Diyarbakır Kocaköy

Diyarbakır Kocaköy, Diyarbakır arası uzaklık: 63 km. Kocaköy, Hani arası uzaklık: 31 km.

TARİHİ

İlçenin ne zaman kurulduğu bilinmez. Ancak ilçede tarihi özellik taşıyan birçok höyük ve mağara bulunmaktadır. 1977 yılında Belediye teşkilatı kurulmuştur. 1990 yılında ise, Kocaköy adı altında ilçe hüviyetine kavuştu.

Diyarbakır Kocaköy

 

GENEL

Kocaköy, Güneydoğu Torosların Pütürge-Sason yayını oluşturan dağ silsilesinin güney eteklerinde kuruludur. İlçe toprakları Ambar çayı tarafından sulanır ve bu sularda tarım, tarıma elverişsiz yerlerde ise hayvancılık yapılır. İlçe halkının başlıca geçim kaynağı: nar bahçelerinde yetişen nar’dır. Yörede; her 30-40 yılda bir hayli yıkıcı depremler görülür. Rakım ortalama 950 metredir. En yüksek yeri, nakil baz istasyonu direğinin kurulduğu piri Mezarı Tepe’dir 978 metre yüksekliktedir. İlçede karasal iklim hakimdir ve buna bağlı olarak yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve yağışlı geer.

 

KOCAKÖY NAR

İlçede olağanüstü lezzetli narlar yetiştirilmektedir.

Diyarbakır Kocaköy

GEZİLECEK YERLER

Diyarbakır Kocaköy Ulucami

 

ULU CAMİ

İlçenin en eski camisi olan Ulu Caminin ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmez. Ancak camide bulunan kitabelerden birinde, 1355 tarihi okunmaktadır. Bu tarih, yörede Artukluların hükümran olduğu zamana denk gelir. Sonradan yapılan ilavelerle camide değişiklik olmuşsa da, mimari açıdan Artuklu ve Selçuklu izleri taşır. Cami ana mekanı, beşik tonozlu iki bölümden oluşur. Caminin kubbe ve minaresi yoktur. Caminin üstü, 5-6 kemer, 4 taş sütun ve duvarların desteğiyle örülmüştür. Avlusunda “abdest” havuzu bulunmaktadır. Camiye 2006 yılında bir minare ilave edilmiştir.

ŞEYH ŞERAFEDDİN TÜRBESİ

İlçenin Şeyh Şerafeddin Mahallesindedir.

Köy halkı ile Belediyenin birlikte yaptıkları türbe, fazla eski olmayıp kubbeli betonarme bir binadır. Şeyh Şerafeddin’in medfün kabri Şeyh Ahmed-i Karazi’nin yer tespiti ile belirlenmiş ve buraya türbe yaptırılmıştır. Aslen Mekkeli olduğu söylenen Şeyh Şerafeddin’in Diyarbakır’ın Kurşunlu Camisinde 20 yıl müderrislik yaptıktan sonra türbenin bulunduğu yerde inzivaya çekilip burada vefat ettiği ifade edilir.

KOCAKÖY HARABELERİ

İlçe merkezine bağlı Diyare Mala mevkiinde, 7000 yıllık harabe vardır. Bunun dışında, Karaz mağarası ve kaya mezarları bulunur. Bunlar dışında, birçok köyde höyükler bulunur. Yalnız, hiçbir resmi arkeolojik araştırma yapılmadığından harabelerle ilgili bilgi bulunmamaktadır.

Diyarbakır tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Diyarbakır Hazro

Diyarbakır Hazro

Diyarbakır Hazro ilçesinin en büyük özelliği, felç hastalıklarına iyi geldiği iddia edilen bir ziyaretgahtır.

ULAŞIM

Hazro, Diyarbakır arası uzaklık. 72 km. Hazro, Silvan arası uzaklık: 29 km.

Diyarbakır Hazro

 

TARİHİ

İlçe Asurlular zamanında yörede kurulan “Hataro” adlı Tercil kalesinin ismini almıştır. Tarihi süreç içinde, birçok uygarlık, burada hakimiyet kurmuştur. Cumhuriyet döneminin başlarında küçük bir bucak olan Hazro’da, 1943 yılında Belediye teşkilatı kurulmuş, ardından Haziran 1954 tarihinde ilçe Silvan’dan ayrılarak Diyarbakır iline bağlanmıştır.

Diyarbakır Hazro

 

GENEL

İlçe merkezine Zuğur denen bir boğazdan geçilerek gidilir. Bu boğazın bir tarafından Biler dağı ve diğer tarafında ise Horoz dağı vardır. İlçenin denizden yüksekliği 1030 metredir ve Uzuncaseki dağı eteklerinde kurulmuştur. Güneyi ovalık, kuzeyi ise çok dağlıktır. Yükseklik nedeniyle, çevresindeki diğer yerleşimlere göre daha fazla yağış alır ve daha serindir, kışlar daha çok kar yağışı görülür.

Diyarbakır Hazro

 

TERCİL BEYLİĞİ

Tercil, Hazro’nun 5 km güneydoğusunda bulunmaktadır. Halen harap bir durumdadır. Bugünkü Hazro Beyleri, Tercil beylerinin soyundan gelmedir.

Bu beyliğin kurucusu Zırkanlı Şeyh Hasan oğlu Seyyid Hüseyin’dir.

Seyyid Hüseyin Emir Artuk’un kızı ile evlenmiş ve kendisine Tercil ve yöresinin yönetimi verilmiştir. Seyyid Hüseyin ölünce, yerine oğlu Ömer Bey geçti. Kendisi Uzun Hasan’la çağdaştı. Onun güven ve sevgisini kazanmış bir Bey’di. Uzun Hasan, Ömer Bey’in kızı ile evlendi. Bu karısından Zeynel adlı oğlu oldu. Zeynel, gelişip büyüyünce, Mirani ve Nuşat yöreleri de Tercil’e bağlanarak yönetimi kendisine verildi. Ömer Bey’de Bitlis ilinin vali ve muhafızlığına atandı. Ömer Bey ölünce, yerine oğlu Budak Bey geçti. Uzun Hasan’dan sonra Akkoyunlu hükümdarı olan Sultan Yakub döneminde de bu görevini sürdürdü. Tercil ve buraya bağlı yerlerin yönetimi de kendisine bağlandı. Budak Bey 43 sene yaşadı. 1506 yılında ölünce yönetimi oğlu Ahmet Bey aldı. Şah İsmail, 1508 yılında Diyarbekir bölgesini istila ederken yapılan savaşlardan birinde şehit oldu. Yerine kardeşi Ali Bey, onun da ölümüyle yerine diğer kardeşi Şemsi Bey geçti. Çaldıran Savaşından sonra Safeviler’le yapılan savaşlara katıldı. Osmanlı birliğine katılmak isteyenler arasında Şemsi Bey’de vardı. Yavuz Sultan Selim, Tercil kalesinin yönetimini bir fermanla yine kendisine verdi. Ölünce, yerine oğlu Haydar Bey geçti.

Diyarbakır Hazro

 

GEZİLECEK YERLER

Diyarbakır Hazro Ulu Cami-Cami-i Kebir

 

ULU CAMİ-CAMİ-İ KEBİR

Şehirdeki en önemli tarihi eser olan Ulus Cami, ilçe merkezinde, hakim bir tepe üzerinde, Cami Mahallesi, Fevzi Çakmak caddesindedir. Büyük cami olarak da isimlendirilir.

Kitabesi bulunmadığından ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmez.

Ancak Osmanlılara bağlı Çermik Beyleri tarafından 16’ncı yüzyılda (1517) inşa edilen Çermik Şah Ali Bey camii ve Meyafarikin Beyleri tarafından 16’ncı (1561-1575) yüzyılda yapılan Silvan Kara Behlül Bey Camii ile aynı plan şemasında yapılmıştır.

Ulu cami: 1927-1930, 1947-1950 ve 1962 yıllarında çeşitli eklemeler yapılmış, yapının minaresi ilave edilen mekanların içinde kalmıştır.

Genel olarak eser, yerel ihtiyaçtan doğan zaruretten dolayı inşa edilmiş olup kullanım fonksiyonu ön plana çıkmıştır. Taş malzemeden yapılan eserin süslemeleri dikkat çekicidir.

Süslemeler kabartma tekniğinde yapılan taş süslemeler olup, geometrik ve bitkisel karakterlidir. Bunun yanında, mukarnas süslemelere yer verilmiştir. Ulu Caminin Tercil Beyliği yönetim merkezi olan Tercil’de değil de o günkü şartlarda bir köy konumunda olan Hazro’da inşa edilmesi dikkat çeker. Eser, itinalı taş işçiliği ve üzerindeki süslemelerle Tercil Beyliğinin sosyo-ekonomik, siyasi ve sanatsal gücünü göstermesi bakımından önemlidir.

Diyarbakır Hazro Ulu Cami-Cami-i Kebir

 

Mimari özellikleri

Kale planlı ve tek kubbelidir.

Sonradan, çeşitli yönlerine yapılan ilavelerle genişletilmiş ise de mimari özelliğini ve asli hüviyetini kısmen yitirmiş durumdadır.

İnşa edildiği arazinin eğiminden yararlanılarak, batı kanadı iki katlı yapılmıştır. Kuzey cephesinde yer alan girişten, helaların ve küçük mekanın bulunduğu alt kata varılmaktadır. Girişin solunda bulunan merdivenden üst kattaki revaka çıkılmakta, buradaki bir kapıdan da genişletilmiş cami harimine girilmektedir.

Günümüzdeki durumu ile cami harimi, ortada kubbe ile örtülü bir mekan, doğu ve batı tonozlarla örtülü mekanlar, kuzeyde ise doğu-batı istikametinde uzanan tonozlu bir mekandan ibarettir. Kubbeli mekanı çevreleyen bu tonozlu mekanların tamamı sonradan ilave edilmiştir. Kubbeli mekanın  dış duvarları kesme taşlarla örtülmüştür.

Taç kapı, kuzey duvarının ortasında olup iri mukarnaslardan bir çerçeve içine alınmıştır. Giriş kapısı ve mihrap nişi mukarnas ve geometrik bezemelerle görkemli bir görünüştedir. Kırık kemerli giriş aralığının dış köşelerinde iki gömme sütuncuk bulunur. Caminin minaresi, kubbeli mekanın kuzeybatı köşesindedir. Minare kaidesi üzerindeki bezemeler, taş işçiliğinin güzel bir örneğini oluşturur. Minareye basık kemerle örtülü bir kapıdan girilir.

Caminin son onarımı, 1974 yılında yapılmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

Diyarbakır Hazro Tercil Kalesi

 

TERCİL KALESİ

İlçenin 5 km kadar batısında, çok yüksek olmayan bir tepe üzerindedir.  

 Osmanlı döneminde Tercil Beyleri tarafından yaptırılmış ve aktif olarak kullanılmıştır. Daha sonra bu beylik Osmanlıya karşı isyan edince, kalede de isyan çıkmış ve isyanda kale zarar görmüştür. Kale günümüzde yıkık ve harabe halindedir.

Diyarbakır Hazro Meyrani-Mirani (Ülgen) Köyü Türbesi

 

MEYRANİ-MİRANİ (ÜLGEN) KÖYÜ TÜRBESİ

İlçeye bağlı Meyrani (Ülgen) köyünde Şeyh Osman Zerraki’nin medfün olduğu bir türbe bulunmaktadır.

Diyarbakır Hazro Meyrani-Mirani (Ülgen) Köyü Türbesi

Rivayete göre: Şeyh Hasan Zerraki, 1270 yılında Bağdat ve ardından Mardin’e geçmiş, oradan da Diyarbakır ve Hazro ilçesine kadar gelmiştir. Ancak burada Vali tarafından cezalandırılıp zindana atılır. Vali ve yakınında bulunanların zindanda olduklarını bildikleri Şeyh Hasan Zerraki, bir gün namaz vaktinde Vali ile birlikte secdeye durması üzerine vali, kendisinin zindanda olduğunu, kimin zindandan çıkardığını sorar. Zerraki, Allah’ın yardımı ile hücresine giren güneş ışığıyla dışarı çıktığını söyler. Ardından, beyin hastası olan bir kızı iyileştirmesinin ardından Zerraki, itibarına ve özgürlüğüne kavuşur. Yaşamı boyunca sürekli ibadet eden Zerraki, hayatını kaybedince Mirani (Meyrani) köyüne gömülür. Kabir ziyaretinin ardından felçli kişilerin hastalığının geçtiği yönündeki rivayetler üzerine, buraya özellikle felç geçiren hastalar yoğun olarak gelirler. Yani, Perşembe günü burayı ziyaret eden felçli hastaların iyileştikleri iddia ediliyor. Zerkaki’nin torunun torunu Abdulrezak Ok, dedesinin mezar yerini tamir ettirir, yakınlarına da cami yaptırır.

Diyarbakır Hazro Meyrani-Mirani (Ülgen) Köyü Türbesi

 

Başka bir iddia

Evet, yukarıda yazdıklarım tamam, ama Meyrani köyündeki türbede kimin gömülü olduğuna ait başkaca bir iddia da var.

Burada: Şeyh Hasan-ı Zerraki’nin 15’nci göbekten torunu olan Şeyh Seyyid Osman Zerraki’nin gömülü olduğu iddia ediliyor. Çünkü Şeyh Seyyid Hasan Zerraki’nin: Lice ilçesi Dibek köyünde, iki oğlu Seyyid Hüseyin ve Seyyid Nasır Gazi ile birlikte yan yana türbeleri bulunuyor. Şeyh Osman, 1785 yılında Lice-Atak’ta doğmuş, 1877 yılında Ülgen köyünde vefat etmiş, ancak buraya defnedilmiştir. Sonuç, yapılan en son araştırma ve incelemelere göre, burada Şeyh Osman türbesinin bulunduğu anlaşılmıştır.

Diyarbakır şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.