Adıyaman

Adıyaman

Ülkemizde, birçok insan “Nemrut dağı” ve buradaki heykelleri, güneşin batışının güzelliğini biliyor ve tanıyor ama, bu güzellikleri bağrında barındıran Adıyaman şehrini bilen-gören ve buraya zaman ayıran olmaması, büyük eksiklik.

Bence, bu yöreye gittiğinizde, mutlaka Adıyaman şehir merkezi için de, kısacık ta olsa zaman ayırın ve şehrin güzelliklerini keşfedin.

ULAŞIM

Adıyaman-Ankara arasındaki uzaklık: 757 km. Adıyaman-Malatya arasındaki uzaklık: 185 km. Adıyaman-Elazığ arasındaki uzaklık: 283 km. Adıyaman-Şanlıurfa arasındaki uzaklık: 109 km. Adıyaman-Kahramanmaraş arasındaki uzaklık: 164 km. Adıyaman-Gaziantep arasındaki uzaklık: 150 km.

Adıyaman’da hava alanı var ve hava yolu ile şehre ulaşım mümkün.

TARİHİ

MÖ 3000-1000 yılları arasında bölge Hititler ve Mitanniler arasında el değiştirmiş ve Hitit devletinin yıkılmasıyla (MÖ 1200) karanlık bir döneme girilmiştir.

Ancak Hititlerden sonra bölgede Geç Hitit şehir devletlerinden biri olan Kummuh devleti hüküm sürmüş, ardından ise Asur etkisinin görüldüğü tahmin edilir. Sonra Persler ve ardından MÖ 334 yılında Makedonyalı Büyük İskender, ardından Selevkoslar, sonra Kral Mithradetes ve Kommagene krallığı gelir.

MÖ 69 yılında bölgeye hakim olan Kommagene krallığının başkenti Samsat’dır ve bunlar MS 72 yılına kadar bölgede egemen olmuşlardır. Bu tarihte bölge Romalıların eline geçmiş, Adıyaman, Roma İmparatorluğunun Syria Eyaletine 6’ncı Lejyon olarak bağlanmıştır.

643 yılında bölgeye İslam akınları başlar. 758-926 yılları arasında, burada Abbasi hakimiyeti görülür. 958 yılında bölgeyi Bizanslılar ele geçirir. 1114-1181 yılları arasında Selçuklular ve 1516 yılında Osmanlılar gelir.1954 yılına kadar kaza olarak Malatya iline bağlı Adıyaman, 1 Aralık 1954 tarihinde müstakil il olur.

Bunun yanında, yörede anlatılan bir efsane daha var. “bir zamanlar, burada bir putperest baba ve 7 oğlu yaşamakta imiş. Oğullar, bir gün putperest babalarına olan inancı kaybederler ve putperestlikten çıkarlar. Bunu öğrenen baba, 7 çocuğunu da öldürür.

Bu nedenle, Adıyaman yöresinin isminin “Yedi Yaman” olduğu ve cümlenin zamanla değişerek, günümüze “Adıyaman” olduğu söylenmektedir. Günümüzde, bu yedi gencin mezarı, şehrin güneyindedir.

Adıyaman

GENEL

Adıyaman il merkezi, Orta Fırat bölgesi içindedir.

Kuzeyde bulunan Çelikhan ve Gerger ilçelerinin bir kısmı Doğu Anadolu bölgesine, Batıda bulunan Gölbaşı ve Besni ilçelerinin bir kısmı ise Akdeniz bölgesine dahildir. Şehrin rakımı 669 metredir. Arazi yapısı engebeli olarak kuzeyden güneye doğru alçalır.

Türkiye’nin en önemli akarsularından olan Fırat nehri il topraklarından geçer. Fırat ile sınır oluşturan büyük bölümü dünyanın sayılı barajlarından Atatürk Barajı suları altında kalmıştır. Nüfusun büyük bölümü tarımla uğraşır. Ayrıca, kuyulardan petrol elde edilir.

Potansiyeli hak ettiği ölçüde gün yüzüne çıkarılamayan Adıyaman için “Saklı kent” deyimi kullanılır. Çünkü, tarihin derinliklerine iz bırakan şehir, insanlığa yön vermiş peygamberlerden Hz Üzeyir, Anadolu’da kabri kesin olarak bilinen Hz Safvan Bin Muattal ve birçok veli ve ermişin türbeleri de burada bulunuyor.

Mor Petrus ve Mor Paulus kiliseleri gibi mabetlerin de burada bulunması, kentin farklı inanç ve kültürlere gösterdiği saygıyı da ortaya koyuyor.

Verimli Hilal

Eski coğrafyacılara göre: Güneyde Arap Yarımadasından, Kuzeyde Toros sıradağlarına doğru uzanan Arap çöllerinin, sona erdiği yerde: Toros sıra dağlarının eteklerinde, verimli topraklar bulunur.

Arap çöllerini kuzeyden bir ay gibi saran bu topraklara, binlerce yıldır “Verimli Ay/Hilal” adı verilir. Ortadoğu ülkelerinin merkezinde bulunan Verimli Ay topraklarında: Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarından gelen ana kara yolları birbirini keser. Tarih boyunca, verimli ay bölgesi ana ticaret yollarının kavşak noktalarında, büyük ticaret ve sanayi şehirleri doğmuş, büyümüş, yıkılmış ve yerlerine yenileri kurulmuştur.

Verimli Ay bölgesinin bir parçası sayılan Orta Fırat Bölümünün illerinden olan Adıyaman şehri, Cerimli Ay bölgesinin en üst sınırını oluşturur.

Adıyaman Üniversitesi

ADIYAMAN ÜNİVERSİTESİ

1 Mart 2006 tarihinde kurulmuştur. Üniversitenin 4 tane yerleşkesi vardır, bunlar: Merkez, Besni, Gölbaşı ve Kahta yerleşkeleridir.

Merkez yerleşkesinde; Rektörlük, Eğitim Fakültesi, Fen Edebiyat Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Mühendislik Fakültesi bulunmaktadır.

NE YENİR

Kayısı hoşafı, Kuruluk dolması, Kavurmalı mıkla, yarpuz salatası yenir. Yarpuz salatası, yörede yarpız diye bilinen kokulu bir bitkiden yapılır. Adıyaman yemek kültüründe önemli bir yer tutan bu bitki: birçok yemek çeşidinin ana maddesidir. Köfte, pilav gibi kuru yemeklerin yanında, yeşillik olarak servis edilir.

Bir diğer seçenek “Meyir çorbası”: su ile yoğurt birleşir, nohut, pilavlık bulgur, yeşilbiber, patlıcan ve tereyağı eklenerek yapılır. Adıyaman Tavası: koyun eti kuşbaşı şeklinde hazırlanır, kuyruk yağı ile harmanlanır ve patlıcan, domates, biber, sarımsak eklenerek kiremitte pişirilir.

NE SATIN ALINIR

Buralara yolunuz düşerse: yörede dokunan halı, kilim, heybe ve Nemrut heykelleri satın alabilirsiniz.

Adıyaman

GEZİLECEK YERLER

Adıyaman Müzesi

ADIYAMAN MÜZESİ

İl merkezinde Atatürk Bulvarı üzerindeki müze 1982 yılında buradaki yeni binasında hizmet vermeye başlamıştır. Ancak ilk olarak 1978 yılında çıkarılan eserlerin depolanmasıyla faaliyete başlamıştır. Günümüzdeki bina, bahçe içinde, bodrum ve üzerinde tek katlıdır.

Müzede Nemrut dağını doğu ve batı yakasındaki heykelleri dahil, Tümülüsü ile birlikte yapılmış küçük bir de maketi bulunuyor.

Günümüzde müzede yaklaşık 25 bin eser vardır ve bunların 2 bin tanesi sergileniyor.

Adıyaman Müzesi

  

Arkeolojik eserler bölümünde, çeşitle medeniyetlere ait eserler sergileniyor. Gritille höyük, Hayaz höyük, Şehremuz, Levzin höyük, Ancoz, Horiskale ve Samsat höyük ile birlikte, özellikle Fırat nehri civarında yapılan kazılar neticesinde ortaya çıkan buluntuların birçoğu burada sergileniyor.

Müzede özellikle: Paleolitik döneme ait el baltaları, avlanmak için kullanılan kesici ve delici aletlerin yanı sıra, kalkolitik döneme ait pişmiş toprak kaplar, tunç çağına ait süs eşyaları, Roma ve İslam dönemlerine ait seramik kaplar sergilenen eserler arasındadır.

Adıyaman Müzesi

Etnografya salonunda ise, yörede derlenen halı, kilim ve cicim gibi el dokumaları, kadın ve erkek giysileri, gümüş takılar ve bakır eşyalar teşhir ediliyor.

Müzenin en değerli eseri: 1970 yılında Kahta ilçesine bağlı Çıralık köyü Kilise Mezrasında bulunan kült heykelinin Şanlıurfa Göbekli Tepedeki heykellere benzerliği dikkat çekmektedir.

Adıyaman Hısn-ı Mansur Kalesi

ADIYAMAN (HISN-I MANSUR) KALESİ

İl merkezinde bulunan bu kale, yaklaşık 25 metre yükseklikte, yığma bir höyük üzerine kurulmuştur.

Adıyaman şehrinin “Hısn-ı Mansur” olarak anılmasının sebebi bu kaledir.

Efsaneye göre: Adıyaman kalesinin ortasında, mil üzerinde dönen bir köşk bulunuyor. Köşkte savaşı seyreden Arap komutanın kızı, kaleyi kuşatan Türk kumandanına aşık oluyor. Türk kumandanına haber gönderen Arap kızı, kendisini almayı kabul ettiği takdirde, kale anahtarını vereceğini söylüyor.

Bir gece gizlice Türklerin tarafına kaçan Arap kızı, Türk komutanla görüşüyor. Elbiselerini çıkardığında kuru bir yaprağın vücudunu tahriş ettiği görülüyor. Bu duruma sinirlenen Türk komutan “Baban seni kuru bir yapraktan dahi sakınır yetiştirdiği halde, kendisine ihanet ettin. Kim bilir bana ne türlü ihanetler yaparsın” diyerek kızı öldürüyor. Kale ve şehri yaptığı hücumlarla ele geçiriyor.

Komutanın Emevi komutanlarından Mansur Bin Cavene olduğu, o dönemde şehir merkezindeki kaleye “Mansur’un kalesi” anlamına gelen Hısn-ı Mansur adı verilmiştir.

Adıyaman Hısn-ı Mansur Kalesi

Evet, kale 7’nci yüzyıl ortalarında Bizans saldırılarına karşı koymak amacıyla Emevi komutanı Mansur İbn-i Cavana tarafından yaptırılmıştır.

Şehrin kaleden isim bulduğu ve 1926 yılına kadar Hısn-ı Mansur’un Adıyaman şehrinin resmi adı olarak kayıtlara geçtiği biliniyor.

Adıyaman ismi Cumhuriyetten sonra verilmiş olup menşei hakkında bir kayıt yoktur.

Evet, Adıyaman kalesi son restorasyon çalışmalarının ardından, sahip olduğu tesisler ile özellikle Adıyamanlıların yoğun ilgisini çekiyor, siz de şehri ziyaret ettiğinizde kaleye çıkıp çay kahve içebilirsiniz.

Adıyaman Kab (Hoca Ali) Camii

KAB (HOCA ALİ) CAMİİ

İl merkezinde Kab mahallesinde, 9 Eylül caddesi ve 1016 sokağın kesiştiği yerdedir. Güneye doğru meyilli bir arazi üzerinde yapılmıştır. “Kab” kelimesi Arapçadır ve “uzaklık, mesafe, küp” anlamına gelir. Bölgede: iki sokağı birbirine bağlayan, üzerin tonoz örtülü geçitler için “Kab, Kabaltı, Tetirbe, Kantarma, Sabat veya Abbara” gibi kelimeler kullanılır.

Kab, güneydoğu Anadolu’da aynı zamanda tonoz olarak bilinen örtü sistemine de verilen bir isimdir. Bunlar genellikle tonoz örtülü olduğu için, kabaltı dendiğinde tonoz altındaki geçit belirtilir. Caminin asıl ismi “Hoca Ali” iken, sonradan “Kab camisi” olarak değiştirilmiştir. Caminin “Kab” ismini almasının sebebi: cami ile hamam arasında bulunan “kabaltı” nedeniyledir.

Peki cami ne zaman yapılmıştır? Yayınlarda ve cami üzerindeki tabelada yapım yılı olarak 1768 yazılı olsa da, cami minaresi girişindeki 1673 tarihi belirten kitabede yazılı tarih, caminin daha önce inşa edildiği, ancak 17’nci yüzyılda yenilendiğini gösterir. Bu kitabe, üzeri sıva ile kapatıldığı için son onarım öncesinde bilinmez, taş üzerine hafif kabartılarak işlenmiş bu kitabe, kartuş içerisindedir.

Günümüzde tam olarak temizlenemediği için bazı kısımları okunamaz. Minaredeki kitabeden başka camide 3 kitabe daha vardır. Yazlık mekanın mihrabında bulunan kitabede 1833 yılı belirtilir. Sülüs hatlı bu kitabe 2 satırdır. Üst satır, tahribat nedeniyle okunamaz. Caminin beden duvarında bulunan kitabede ise 1923 yazılıdır. Tarihlerin birbirinden farklı olmasının sebebi, caminin geçirdiği onarım ve yenileme faaliyetleri tarihleridir.

Ancak, caminin ilk hali ve banisi hakkında hiçbir bilgi yoktur. 1673 yılında yenilemeyi yaptıranın ismi de, kitabede okunamamıştır. Ancak 1699 tarihli belgede, caminin ismi Hoca Ali olarak geçtiğinden dolayı, caminin kurucusu veya onarımı yapan kişinin Hoca Ali olduğu düşünülüyor. Caminin yazlık mekanı, kitabesine göre 1833 yılında Muhammed Ağa oğlu Yusuf Ağa tarafından yaptırılmıştır.

Son olarak, günümüzde görülen kubbeli cami, 1923 yılında inşa edilmiştir. Bu tarihten önce, muhtemelen caminin harap olmasının sebebi: 1893 yılında Malatya merkezli ve 9 şiddetindeki depremdir. 1934 yılında caminin minaresine yıldırım düşmüş, yıkılmış ve sonrasında onarılmıştır.

Mimari özellikleri

Bir bütün halinde, yan yana sıralı bir şekilde yapılar: cami, yazlık mekan ve kabaltı yapıları şeklindedir. Hayli meyilli bir arazi üzerine kurulmuş caminin planı tek kubbelidir. Bu plan tipi Osmanlı mimarisinde sık uygulanmıştır. Kubbe mekanın tamamını örtmektedir.

Ancak günümüzdeki caminin en dikkat çeken yeri, ahşaptan yapılmış olan kubbesidir. Ahşap kubbe geleneği, Türklerde Orta Asya’ya kadar uzanır. Anadolu’daki camilerin kubbelerinde genellikle hafif olması nedeniyle, tuğla tercih edilmez.

Nadir de olsa Anadolu’da birkaç cami kubbesi latalar üzerine oturtulmuştur. Ahşap kubbenin üstü, bağdadi sıvalıdır. Caminin minberi ceviz ağacındandır.

Caminin avlusu yoktur.

Caminin batısında 18 x 9.70 metre ölçülerinde, yazlık mekan bulunur. Yazlık mekanın kuzeydoğu köşesinde mezar taşı görülür. Yazlık mekanın altında, camiye gelir getirmesi için yapılan sıralı üç dükkan bulunur. Dükkanlar sokağa bakar. Batıda bulunan kabaltı: ana caddeyi arkadaki sokağa bağlar. Kısmen işlevini sürdüren yapı, günümüzde umumi tuvalet olarak kullanılmaktadır.

Minare: yazlık mekanın kuzeybatı kenarındadır. Minare, caminin 1673 yılında yenilendiği dönemden kalmadır. Girişin üzerinde kitabe vardır. Silindirik sade gövde iki parçadır. İki parça olmasının sebebi, 1934 yılında minareye düşen yıldırımdan sonra külah kısmının eklenmiş olması nedeniyle iki parçadır.

Caminin minaresinde görülen lacivert çini, Güneydoğu Anadolu minarelerinde görülen bir uygulamadır. Minarelerin şerefe altlarında yer alan tabak biçimindeki çinilere, yörede “baçini” denir. Çiniler, yüzeye oyuk açılıp çini ile mıhlanarak tutturulur.

Kab camisinin minaresinde lacivert baçiniler kullanılmış, Adıyaman çarşı camisinin minaresinde yeşil renkli baçiniler kullanılmıştır.

PAŞA HAMAMI

Kap camisinin bitişiğindedir. Cami ile birlikte yapıldığı tahmin edilmektedir. Ancak hamamın yapı olarak daha eski özellikleri görülür. Hamamın soğukluk kısmı trompalar oturan bir kubbe ile örtülüdür. Soğukluğun batısında yer alan soyunmalık kısmının üzeri çapraz ve beşik tonozla örtülüdür.

Buradan sıcaklığa geçilir. Sıcaklığın orta kısmı, kubbeli ve dört eyvanlı olup ayrıca halvet hücreleri yer almaktadır. Külhan kısmı güneydedir. Düzgün kesme taştan yapılmış kemerli giriş kapısının iki yanında aslan figürü ve ortada rozetler vardır.

Adıyaman Ulu Cami

 

ULU CAMİ

Adıyaman çarşısı içinde bulunan bu cami, ilin en büyük camisidir. Bazı belgelerde caminin ismi “Alaüddevle Camisi” veya “Hısn-ı Mansur Camisi” olarak geçer.

Kim tarafından ve ne zaman yapıldığı net olarak bilinmiyor. Ancak, 1506-1615 yılları arasında, Dulkadirli Beyi Durak Bey tarafından yaptırıldığı tahmin ediliyor. Bazı kaynaklar ise, caminin Dulkadirli Hükümdarı Alaüddevle Bozkurt Bey tarafından (1479-1515) yaptırıldığını ifade ederler.

Camide 1832-1902 yılları arasında yazılmış 8 kitabe bulunur. Yani, bu tarihlerden öncesine ait kitabe yoktur ve caminin ilk olarak kim tarafından yaptırıldığına dair bilgi yoktur. Bu durumda, eski Osmanlı arşiv belgelerine bakmak uygundur. Bu eski Osmanlı belgelerinde ise, camiden söz edilirken “Alaüddevle ve onun zevcesi Şems Hatun” isimleri geçer.

Bu belgeler esas alınırsa caminin “Alaüddevle Bozkurd Bey” tarafından inşa ettirildiği söylenebilir. Zaten hükümdarlar dışında, o dönemlerde veliahtlar tarafından mimari eser yaptırmak pek sık rastlanan bir uygulama değildir. Sonuç olarak, caminin Alaüddevle’nin ölümüne kadar yani 1515 yılına kadar bitirilmiş olduğu düşünülmektedir.

Cami girişi üzerindeki 1 Nolu kitabeye göre: 1832 yılında onarım görmüştür. 2 ve 3 Nolu kitabeye göre ise, 1860 yılında harap olan minaresi Hacı Molla tarafından 1862 yılında yeniden yapılmıştır. 1890-1891 yıllarında şiddetli bir deprem olur ve bu depremde cami ve minaresi tamamen yıkılır.

Caminin tamiri için, halktan yeteri kadar para toplanamamıştır. 4 Nolu kitabeye göre, bu tamiratı Kolağası Mustafa Ağa üstlenmiş ve 1895 yılında caminin onarımı yapılmıştır.

Evet, orijinal caminin, 1832 yılındaki mi yoksa 1895 yılındaki onarım sonucunda mı tamamen ortadan kaldırıldığı bilinmiyor. Yaygın görüş, 1832 yılındaki onarımda eski cami tamamen yıkılmış, yerine yeni cami yapılmıştır.

8 Nolu kitabeye göre, 1900-1902 yılları arasında Hacı Mustafa Ağa tarafından, caminin son cemaat yerinin inşa edildiği anlaşılır.

1986 yılındaki iki deprem sonucunda, caminin minaresinin külahı tahrip olur. 1987 yılında Vakıflar Müdürlüğü tarafından minarenin bozulan kısmı aslına uygun olarak onarılır. Caminin eskiyen taşları yenileriyle değiştirilir. Üst örtüsü kurşunla değiştirilir.

Caminin minaresi, harimin kuzeydoğu köşesindedir. Kare kaideli, sekizgen ve silindirik gövdeli, tek şerefeli ve konik külahlıdır. Yüksekliği 30.60 metredir. Kaidenin doğu cephesinde, lentolu bir girişi vardır. Nişin içinde iki kitabe vardır. Kitabelerin arasında, rölyef sekiz kollu yıldız dikkat çeker.

Evet, günümüzde görülen cami: Türk-İslam sanatında, Karahanlılardan beri görülen merkezi kubbeli plan tipindedir. Tuğladan yapılmış olan camide, merkezi kubbenin yanındaki alanlar, Adıyaman Kab Camiinde olduğu gibi tonozlarla örtülmüştür.

Adıyaman Çarşı Camii

ÇARŞI CAMİİ

İl merkezinde Oturakçı Pazarı içindedir.

Cami, Hacı Abdulgani tarafından 1550 yılında yaptırılmıştır. Cami 1640 yılında Hacı Mehmet B. Seyfeddin Rızaullah tarafından onarılmıştır. Eskiden düz ahşap örtülü iken, mevcut yapı dört payenin taşıdığı ahşap merkezli kubbe ile onun çevresinde düz ahşap tavanla kapatılmıştır.

Dikdörtgen planlı caminin payandalarla desteklenen duvarları kesme taştan yapılmıştır. Caminin en büyük özelliği minaresinin olmamasıdır.

Adıyaman Eskisaray Camii

ESKİSARAY CAMİİ

İl merkezinde bulunan cami, şehrin önemli kalıntılarından biridir.

1638 yılında İbrahim Paşa tarafından yaptırılmıştır. Saray ismi verilen camiye, daha sonra bulunduğu mahallenin ismi verilmiştir.

Mevcut yapıda sadece doğu cephenin bir kısmı ve güney cephe ilk yapıya ait olup diğer bölümler yapılan onarımlarla değiştirilmiştir. Orijinal camiden kalan mihrap, oldukça gösterişli olup mukarnaslarla sonlanmaktadır.

Cami birçok defa onarım görmüş olup son onarımda camii kuzeye doğru genişletilmiştir.

Evet bu cami, şehrin en dikkat çekici ibadet yerlerindendir. Özellikle mihrabı görülmeye değerdir. Cami 1977 yılında tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

Ayrıca caminin avlusunda, yaklaşık 200 yıllık olduğu bilinen bir çınar ağacı var, ağaç 2017 yılında “anıt ağaç” olarak tescillenerek koruma altına alındı.

Adıyaman

 

ST PETROS VE ST PAUL (MOR PETRUS MOR PAULUS) KİLİSESİ

İl merkezinde Mara mahallesindedir.

Kilisenin MS 4 veya 5’nci yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Giriş kapısı üzerinde ve içeride bulunan Süryanice kitabelere göre, 1888 ve 1905 yıllarında onarım görmüştür. Kilise: doğu-batı yönünde uzanır, üç nefli bazilika tipindedir. Apsis içinde bulunan ahşap sunak, 1890 yılında, Urfalı Süryani ustalar tarafından yapılmıştır.

Batıda bulunan narteksin üst katı, içeriye açılır. Bina, 2010 yılında Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından aslına uygun olarak restore edilmiştir ve günümüzde Süryani cemaati tarafından aktif olarak kullanılmaktadır.

Adıyaman Oturakçı Pazarı

OTURAKÇI PAZARI

İl merkezinde Adıyaman kalesine yakın bir yerdedir. Burası özellikle şehri ziyaret edenler tarafından yoğun olarak tercih edilir. Çünkü, burada el işi nemrut heykelleri, halı, kilim, heybe, cicim, çanta gibi birçok yöresel eşyalar satılır. Renkli tezgahlarla bezenmiş sokaklarda yürürken, mistik havanın büyüsü sayesinde, zamanda yolculuk yapmış gibi hissedeceksiniz.

Çevre kahvesi

Oturakçı pazarı içindedir. Düzgün kesme taşla yapılan yapının üst örtüsü, yivli tonoz biçimindedir. Duvarda kemerli nişler bulunur. Günümüzde çayevi olarak kullanılmaktadır. Oturakçı pazarında gezerken görebilirsiniz.

Tuz hanı

Oturakça pazarı içindedir. Han 19’ncu yüzyılda yapılmıştır.  Ortada büyük bir avlu çevresine dizilmiş mekanlardan oluşmaktadır. Düzgün kesme taş ve sivri kemerlerden oluşan revakların arkasında atların barındığı ahırlar ve misafirlerin konakladığı odalar ve depolar bulunmaktadır.

Bazı kısımlar ise 2 katlıdır. Tuzhanı’na batı yönünde bulunan bir kabaltıdan girilir. Tuzhanı etrafında tonozlu dükkanlar bulunur. Batıda yer alan dükkanların üzerinde ise Adıyaman’ın en eski oteli bulunur. Otel 2 katlıdır, kısmen yıkık olan hanın restorasyon projeleri hazırlanmıştır.

GAZHANE ÇEŞMESİ

Musalla mahallesinde köy garajı içindedir.

Çeşme düzgün kesme taş malzeme ve moloz taş kullanılarak yapılmıştır. Kuzey-güney doğrultusunda yapılmış olan çeşme, dikdörtgen plana sahiptir. Çeşmenin girişi, doğu yönde olup yuvarlak kemerli iki eyvan şeklindeki bölümden sağlanmaktadır.

Üst örtüsü içten beşik tonoz ve çapraz tonoz karışımlıdır. Yapı üzerinde iki tane kitabe bulunur. Kitabelerden birinde, 1168 yılında Ahmet Ağa tarafından yapıldığı yazılıdır. Çeşmeye, güney yönde yer alan bir taş merdivenle çıkılır. Çeşme yakın zamanda restore edilmiştir.

Adıyaman

ADIYAMAN İLİ YAKIN ÇEVRESİNDE GEZİLECEK YERLER

İNDERE (ZEY) KÖYÜ CAMİİ

İl merkezine bağlı İndere (Zey) köyündedir.

Şeyh Abdurrahman Erzincani adına yaptırılan cami, düzgün kesme taş kullanılarak yapılmıştır. Bu camide, en ilginç olan husus, caminin güney cephesinin altında bir su kaynağı bulunmasıdır. Burada büyük kemerli bir dehlizle suyun kaynağına kadar ulaşılır. Suyun iki kenarında, sekiler mevcut olup yaz günlerinde halk burada oturarak serinler.

Yatay dikdörtgen şekilli aminin iç mekanında 4 tanesi serbest, 2 tanesi duvara bitişik, silindir şekille, altışar sütunun taşıdığı beşer sivri kemerli, iki dizi ile üç paralel nefli bir düzenleme oluşturulmuştur.

Eskiden düz toprak damla örtülü olan cami, günümüzde dıştan kiremitli meyilli çatı, içten düz ahşap tavanla kapatılmıştır. Caminin minaresi, yapıdan yaklaşık 7 metre uzaklıkta, avlunun kuzeybatı köşesindedir. Minare silindirik gövdeli olup tek şerefelidir. Minare 1948 yılında ilave edilmiş ve ayrıca cami tamir görmüştür.

Adıyaman Mahmud-ı Ensari Türbesi

MAHMUD-I ENSARİ TÜRBESİ

Türbe İl merkezinin 5 km doğusunda Elifli (İpek) köyünün yanında bulunan yüksek ve sivri Ali dağının yüksek bir tepesindedir.

Mahmud Ensari, Medineli ve sahabeden olduğu söylenir. Hz Ömer tarafından, iaşe amiri olarak İslamiyeti yaymak amacıyla Anadolu’ya gelmiş ve burada Piryün ve Simsat kralları ile yaptığı savaşta şehit düştüğü rivayet edilir. Mezarının bulunduğu yerde başka şehitler bulunduğu da söyleniyor.

Mahmud Ensari, Abuzer Gaffiri ile birlikte bu şehitlere komutanlık etmiştir. Kitabesi 1126 yılını gösterir. Sultan 4’ncü Murat’ın emri ile Bağdat seferi dönüşünde, Sahabeden Mahmud-İ Ensari adına yaptırılmıştır.

1966 yılında restore edilmiştir. Miroğlu, Karacaviran ve Karaca Ali köylerinin arazileri bu türbenin vakfı imiş. Türbenin bulunduğu yer, şehir merkezinden bakıldığında uzaktan görülüyor.

Adıyaman Pirin Ören Yeri-Perre Antik Kenti

PİRİN ÖREN YERİ-PERRE ANTİK KENTİ

İl merkezine 5 km uzaklıkta, Örenli (Pirin) mahallesindedir. Yani il merkezine oldukça yakındır, zaten il merkezinden buraya dolmuşlar gidiyor.

Perre şehri, Kommagene ülkesinin 5 büyük şehrinden biridir. Eski kaynaklarda “Me’arath Gazze Pörön” ve Mezopotamya’da ise “Pirin” ve “Perin” olarak tanınır. Başkent Samosata (Samsat) ile Melitene (Malatya) arasında yer alan bir uğrak yeridir ve bu yüzden jeopolitik anlamda önemli bir konumdadır.

Perre şehrinin Nekropol alanı, 2001-2009 yılları arasında ortaya çıkarılmış olup Pirin mağaraları olarak isimlendiriliyor.

 

Adıyaman Pirin Ören Yeri-Perre Antik Kenti

Şehir Hierapolis yani Kutsal Şehir olarak tanınır ve MS 325 yılında, Niceaia (İznik)’da toplanan İncil Konsiline Piskopos İoannes Perdos yönetimindeki Persidas eyaletinin bir şehri olarak katılınır.

Nikea ve Kalkedon konsillerine de katılmıştır. MS 451 yılında, Kalkedon konsillerinde Piskopos Anestesyos, yolsuzluk yaptığı gerekçesiyle yerine Sabastianos getirilmiştir.

MS 433 yılında Samosata’lı Andreas’ın Alexander’e yazdığı mektupda: Perre’de bulunan bazı önemli piskoposlardan bahsedilmesi, kentin dinsel açıdan da önemli bir yer yani Hierapolis olduğunu gösterir.

Şehrin terk edilmesi:

Bizans döneminde kent önemini kaybetmiş ve eski parlak dönemini bir daha yakalayamamıştır.

İslam akınları ve Bizans ile Sasani arasındaki savaşlar nedeniyle Perre zamanla önemini kaybetmeye başladı.

İnsanlar daha güvenli olan kalelere veya yüksek yerlere çekildikçe, bu görkemli şehir sessizliğe büründü.

Günümüzde “Pirin” olarak bilinen bu antik kentten geriye; Helenistik dönem ile birlikte erken Roma dönemine ait bazı kalıntılar kalmıştır.

Antik kentte, sur duvarları, bir çeşme ve 200’e yakın kaya mezarının bulunduğu nekropol görülür. Bu mezarların ortak özelliği, kayalara oyularak yapılmış olmalarıdır. Ölümden sonra hayata olan inançlarından dolayı, ölülerini eşyaları ile birlikte gömen Perreliler, mezarları sosyal statülerine göre dizayn etmişlerdir. Yapılan kazılarda ortaya çıkarılan kaya mezarlar, aile mezarlığını çağrıştırmaktadır.

Ölülerin mezarlıklarda gömülme şekline bakıldığında, herhangi bir yön tayini olmadığı görülür. Mezarların doğu-batı ve kuzey-güney yönlü olarak yapıldığı görülür. Kayalara oyulan mezarların bir kısmının üst örtüleri dışındaki diğer bölümleri oldukça sağlam durumdadır.

Şehirde: Helenistik dönem ile birlikte erken Roma dönemine ait birçok tarihi eser bulunur. Ancak Bizans döneminden sonra, şehir önemini yitirir ve bir daha eski parlak günlerine ulaşamaz.

Ancak yaklaşık 1500 dönüm arazi üzerine kurulmuş mezar alanında mevcut mezarların sadece çok az bir kısmı yeryüzüne çıkarılmış, büyük kısmı ise hala toprak altındadır. Şehrin günümüzde yüzde 90 bölümü toprak altındadır. Bugün nekropolde 208 adet kaya mezar açıktadır.

Son dönemde yapılan kazılarda ortaya çıkarılan 150 metre karelik mozaik te üzerine yapılan koruma eviyle birlikte muhafaza ediliyor ve ziyaretçilere sergileniyor. Ayrıca yine kazılarda bir kıza ait bronz, cam bilezik, kandil ve mezar buluntuları ortaya çıkarılmıştır. Kazılar nekropol yani ölülerin gömüldüğü alanda yürütülmektedir. Çünkü halk, bugünkü köyün bulunduğu alanda yaşamaya devam ediyor.

2013 yılında yapılan düzenlemelerle ziyaretçilerin burayı rahatça gezebilmesi için çeşitli düzenlemeler yapılmış, bilet gişesi, kafeterya ve terası, tuvaletler, bekçi ve güvenlik ile sinevizyon odaları yapılmıştır.

 

Perre Roma Çeşmesi

Roma çeşmesi

Perre’nin en büyük şöhreti, bugün hala akan Roma Çeşmesinden geliyor.

Bölgeden geçen devasa ordular ve ticaret kervanları, Perre’nin suyunu içmeden ve burada dinlenmeden yola devam etmezlerdi. Bu su sayesinde şehir, bir vaha gibi görülmüş ve kısa sürede zenginleşmiştir.

Evet çeşme devasa blok taşların (kesme taş) üst üste yığılmasıyla, harç kullanılmadan oluşturulmuş, kemerli bir yapıya sahiptir. Taşları, Cendere Köprüsünde kullanılan taşlarla aynıdır. Suyun çıktığı alanın üzerine inşa edilen büyük kemer, hem yapıyı korur hem de anıtsal bir görünüm kazandırır.

Perre Roma Çeşmesi

Suyun çıktığı noktada küçük bir toplama havuzu bulunur. Buradan taşan su, antik dönemde kentin diğer bölgelerine (hamamlara, evlere ve tarım arazilerine) kanallarla iletilirdi. Su kentin arkasındaki kalker kayalıkların doğal filtreleme sisteminden geçerek gelir, bu yüzden antik kaynaklarda suyun saflığı ve serinliği sıkça övülürdü.

Perre Roma Çeşmesi

Son yapılan 2025 kazılarında, çeşmenin aslında 3 farklı kanaldan beslendiği ortaya çıkmış ve restorasyonla antik görünümüne kavuşturulmuştur. Bu kanallar temizlenerek suyun debisi yani akış hızı arttırılmıştır. Çeşmenin hemen önünde, kentin ana caddesine bağlanan orijinal Roma taş döşemesi gün yüzüne çıkarılmıştır. Bu, çeşmenin kentin en işlek meydanında olduğunu kanıtlıyor. Çeşme çevresindeki bazı taş bloklarda: suyun kullanım hakları veya hayırsever bağışçılarla ilgili olduğu düşünülen, silik Roma yazıtları bulunmaktadır.

 

Adıyaman Pirin Ören Yeri-Perre Antik Kenti Kaya Mezarları

Kaya mezarları ve Nekropol

Antik şehrin en dikkat çekici kısmıdır. Burayı özel kılan, devasa bir kalker kayalığın adeta bir dantel gibi işlenerek binlerce mezara ev sahipliği yapmasıdır. Kayaların içine oyulmuş yüzlerce mezar odası, lahitler ve kabartmalar vardır. Bu mezarların iç yapısı, dönemin ölü gömme geleneklerini yansıtır.

Perre Nekropol

Perre antik kentinde, Kasım 2020 tarihinde yapılan kazılarda, kemikleri çürümemiş bir iskelet bulunan mezar ortaya çıkarılmıştır. Basına da yansıyan görüntülere göre, iskelet yaklaşık 15 metre derinlikte normal bir mezarda bulunmuştur. Kemiklerin 15 bin yıllık olduğu ve bozulmadan günümüze kadar ulaşmasının arkeoloji açısından son derece önemli olduğu bildirilmiştir. Çünkü, aynı döneme ait, lahitlerin içindeki kemikler toz olmuştur. Kemiklerin bozulmadan günümüze ulaşmasının başlıca sebebinin, mezarın normal mezar olması, oldukça derine gömülmesi ve toprağın yapısından kaynaklandığı düşünülmektedir.

Burada tek tip mezar yoktur. Sosyal statüye ve döneme göre farklılık gösteren 3 ana yapı görülür.

Perre Nekropol
Kaya mezarları-Oda mezarlar:

Kayaların içine oyulmuş küçük odalardır. Genellikle bir giriş kapısı (dromos) ve içeride ölülerin yatırıldığı üç adet sekiden (akkosolium) oluşur. Bazı aile mezarlarında yan yana birden fazla oda bulunur.

Perre Nekropol
Lahit mezarlar:

Doğrudan kayanın üzerine oyulmuş veya blok taşlardan yapılmış, tek kişilik teknelerdir. Bunların kapakları genellikle üçgen çatılı veya tonozludur.

Perre Nekropol
Basit Mezarlar:

Daha alt tabakadan insanların gömüldüğü, zemine oyulmuş, dikdörtgen çukurlardır.

 

Süslemeler:

Bazı mezarların girişlerinde aileyi simgeleyen figürler, bitkisel motifler veya koruyucu olduğu düşünülen hayvan figürleri (aslan) gibi vardır.

Mezarın başına dikilen, üzerinde ölen kişinin kimliğini veya mesleğini belirten yazı ve figürlerin olduğu dikili taşlar vardır.

Nekropolün giriş kısmına yakın bölgelerde bulunan taban mozaikleri, buranın sadece bir mezarlık değil, aynı zamanda dini törenlerin yapıldığı kutsal bir alan olduğunu kanıtlar.

Perre Nekropol
Mezarların girişleri veya iç kısımlarında görülen figürler:
Aslan figürleri:

Gücü ve koruyuculuğu temsil eder. Mezarın girişine yapılan bir aslan, ölüyü kötü ruhlardan koruması ve mezarın dokunulmazlığını vurgulaması içindir.

 

Çelenk ve girlandlar:

Genellikle mezar kapılarının üstünde görülür. Bu, ölünün yaşamı boyunca kazandığı zaferleri veya erdemli bir hayat sürdüğünü simgeler.

 

Boğa başı-Bucranium

Kurban ritüellerini temsil eder. Tanrılara sunulan bir adak simgesidir ve mezarın kutsandığını gösterir.

 

Üzüm salkımları ve asma dalları:

Özellikle bölgedeki mozaiklerde sıkça görülür. Bu şarap tanrısı Dionysos ile ilişkilidir ve ebedi yaşam ya da cennet bahçesi umudu simgeler.

 

Gözyaşı Şişeleri:

Kazılarda mezarların içinde küçük cam veya pişmiş toprak şişeler bulunmuştur. İnanışa göre, cenaze töreninde yas tutanlar gözyaşlarını bu şişelere doldurur ve ölünün yanına bırakırdı. Ne kadar çok gözyaşı şişesi varsa, ölen kişinin o kadar çok sevildiği anlaşılırdı.

 

Charon un Parası-Ağız Parası:

Ölen kişinin ağzına veya gözlerinin üzerine bazen bir gümüş ya da bronz sikke konulurdu. Bu para, mitolojide sandalcı Charon’a, ruhu yeraltı dünyasındaki Styx Nehrinden karşıya geçirmesi için verilen geçiş ücretidir.

 

Libasyon-Sıva Adağı:

Bazı mezarların üzerinde küçük delikler veya kanallar görülür. Aileler belirli günlerde mezarı ziyaret eder, bu deliklerden aşağıya şarap, bal veya su dökerek ölünün ruhunu beslediklerine inanılırdı.

 

Ölü Yemeği:

Mezar odalarının önündeki düzlüklerde aileler toplanır ve yemek yerlerdi. Bu ölüye olan bağı koparmamak ve toplumsal dayanışmayı sürdürmek için yapılan bir ritüeldi.

Perre Nekropol
ZİYARET İÇİN Nekropol alanında düzenleme:

2025-2026 kazılarında, mezarların arasındaki antik sokaklar ve merdivenli geçitler temizlenmiştir.

Bazı mezarların içinde Roma dönemine ait bronz paralar ve gözyaşı şişeleri bulunmuştur. Bunlar, o dönemdeki yas ritüelleri hakkında bilgi vermesi açısından önemlidir.

Burada: ana kaya oyularak oda şeklinde yapılan mekanlar bulunur. Ayrıca yine kayalar oyularak yapılan ve ölülerin içine konulduğu lahitler vardır. Bu lahit mezarlar, aile bireylerinin sayısına göre yapılmıştır.

Perre Cennet Mozaiği

Cennet Mozaiği:

2009 yılı kazılarında bulunmuştur. Nekropolün hemen girişindedir.

MS 5 yüzyıla tarihlenir.

Bu dönemde Perre, artık Pagan inanışlardan Hıristiyanlığa geçiş yapmış önemli bir piskoposluk merkeziydi.

Mozaiğin bu geçiş döneminin izleri taşıması onu eşsiz kılar.

Perre Cennet Mozaiği

Bu mozaik sadece bir süsleme değil, o dönem insanının ideal dünyasını anlatan bir tablodur.

Yaklaşık 155 m karelik devasa bir alanı kaplar. Ancak 30 metre karelik bölümü tahrip olmuş ve günümüze 125 metre karelik bölümü ulaşmıştır.

Adıyaman da tek parça halinde ortaya çıkmış en büyük mozaikli alandır.

Bu büyüklük, mozaiğin bulunduğu yapının muhtemelen çok önemli bir dini merkez veya bir bazilika olduğunu gösterir.

Küçük renkli taşların (tessera) yan yana getirilmesiyle oluşturulmuştur.

Renk paleti oldukça zengindir, doğal taş renkleri (kiremit kırmızısı, siyah, beyaz, krem ve yeşil tonları) kullanılmıştır.

Perre Cennet Mozaiği

Peki neden Cennet Mozaiği deniliyor.

Arkeologlar, mozaiğin üzerindeki sahneleri huzur dolu, savaşsız ve bereketli bir dünyayı (yani idealize edilmiş cennet tasvirini) yansıtmasından dolayı bu ismi vermişlerdir.

Hayvanların bir arada, barış içinde ve meyvelerle dolu bir bahçede tasvir edilmesi, antik dönemde ölümden sonra gidilecek yerin böyle güzel bir bahçe olduğu inancını pekiştirir.

 

Perre Cennet Mozaiği
Üzerindeki figürler ve sembolizm

Orta sahnede: asma dalları içinde otlayan yaban keçisi ve tavuk bulunmaktadır.

Sahnenin sağında ve solunda ise ördek ve boynunda kırmızı kurdele olan güvercin betimi yer alıyor.

 

Dağ keçileri ve geyikler:

Doğanın saflığını ve özgürlüğünü temsil eder. Özellikle asma dalları arasından fırlayan keçi figürü çok canlıdır.

 

Kuş figürleri:

Cennetin habercileri olarak tasvir edilirler. Keklik ve sülün gibi bölgeye özgü kuşların yanı sıra egzotik kuş figürlerine de rastlanır.

 

Asma dalları ve Üzüm salkımları:

Mozaiğin ana çerçevesini oluşturur. Hayat ağacı veya bolluk/bereket sembolüdür. Hıristiyanlık öncesinde Dionysos kültüyle, Hıristiyanlık döneminde ise “İsa nın asma dalı olması” inancıyla ilişkilendirilir.

 

Geometrik Motifler:

Kenar kuşaklarında kullanılan “Meandros” (Menderes) ve geçme motifleri, sonsuzluğu ve evrenin düzenini simgeler.

 

Mozaiği ziyaret:

Mozaik bulunduğu yerden sökülmemiş, üzerine modern bir koruma çatısı yapılarak, iklim şartlarından koruyama alınmıştır. 2025 yılında üstten izlenebilecek özel cam yürüyüş yolları ve platform yapılmıştır. Mozaik üzerindeki toz ve tortular temizlendiği için, figürlerin ayrıntıları ve renklerin parlaklığı en net halindedir.

Perre Sonsuzluk Merdiveni

SONSUZLUK MERDİVENİ:

Nekropol alanının kuzeyinde, sarp bir kayalığın üzerine oyulmuştur.

Kentin sadece fiziksel bir yerleşim değil, aynı zamanda gökyüzü ile yeryüzünü bağlayan kutsal bir alan olduğunun en somut kanıtıdır. Kayaya oyulmuş, oldukça dik ve dar basamaklardan oluşur. Yaklaşık 450-500 basamaklı bir hattı takip eder.

Merdivenler o kadar hassas bir açıyla oyulmuştur ki, binlerce yıl geçmesine ve erozyona rağmen hala formu seçilebilmektedir.

Bu merdivenin günlük kullanım için değil, dini ritüeller için yapıldığına inanılır.

Çünkü: antik inanışlarda yüksek yerler tanrılara en yakın noktalardır. Bu merdivenlerin, dini bayramlarda rahiplerin ve halkın adak sunmak üzere en zirvedeki kutsal alana çıkmak için kullanıldığı düşünülüyor.

 

Tepe Noktası:

Merdivenlerin bittiği tepe noktasında, kayaya oyulmuş adak çukurları ve sunaklar vardır. Buradan tüm Perre şehri ve Mezopotamya ovası ayaklar altına serilir. Bu manzara ritüelin görkemini arttırmak için seçilmiştir.

Net bir yazıt olmasa da, Kommagene geleneğine göre bu tür yüksek yerler genellikle Zeus-Oromasdes veya kentin koruyucusu tanrısına adanırdı.

Kayaya oyulmuş dairesel çukurlar görülür. Antik dönemde bunlara sıvı adaklar (şarap, bal, süt) dökülür ya da kurban edilen hayvanların kanı akıtılarak tanrıların rızası alınırdı.

Bu alanın konumu, güneşin doğuşunu ve batışını en iyi görecek şekilde ayarlanmıştır.

Kommagene kültüründe Güneş kutsal olduğu için, zirvedeki törenlerin güneşin ilk ışıklarıyla başladığı tahmin ediliyor.

 

Peki niye Sonsuzluk Merdiveni ismi verilmiştir.

Merdivenlerden aşağıya bakıldığında gökyüzüne doğru hiç bitmeyecek gibi görünmesidir.

Ayrıca, ölümden sonra ruhun bu basamakları tırmanarak tanrılara ulaştığına dair mitolojik anlatılarla da bağdaştırılır. Sonsuzluk merdivenine tırmanan kişi: her adımda aşağıdaki şehirden (maddi dünyadan) uzaklaşıp, yukarıdaki sessizliğe ve manzaraya (ruhani dünyaya) ulaştığını belirtir. Zirveye vardığında rüzgar sesi ve sonsuz ova manzarası, insanda gerçekten de zamanın durduğu hissini uyandırır.

2025 kazılarında bu bölgede kutsal alan düzenlemeleri ve teras izleri daha belirgin hale gelmiştir.

Evet, merdiven hattı boyunca, ritüel sırasında mola vermek veya dua etmek için yapılmış küçük düzlükler gün yüzüne çıkarılmıştır.

Merdivenlerin yan duvarlarında, gece yapılan törenlerde yolu aydınlatmak için kullanılan kandillerin konulacağı küçük nişler-oyuklar tespit edilmiştir. Bu, gece törenlerinin varlığını kanıtlar. Bazı basamaklarda kök boya ile yapılmış çok hafif renk izlerine rastlanmıştır. Bu da merdivenlerin antik çağda boyanmış veya süslenmiş olabileceğini gösterir.

 

Ziyaret:

Basamaklar yer yer aşınmış olduğundan çıkış biraz yorucu olabilir. Ancak zirveye ulaştığında karşılaştığın manzara, yorgunluğunu giderecektir.

 

ROMA HAMAMI

Roma çeşmesinin meşhur suyu, antik dönemde kentin sosyal yaşamının merkezi olan Roma Hamamını beslemek için de kullanılıyordu. Perre deki bu sistem, Roma mühendisliğinin ne kadar ileri olduğunu kanıtlayan bir su yolu hikayesidir.

Roma çeşmesinden gelen suyun bir kısmı, kentin aşağısında yer alan hamam kompleksine aktarılırdı. Perre hamamında Roma nın meşhur alttan ısıtma sistemini görebilirsiniz. Yerden yükseltilmiş tuğla sütunlar üzerinden geçen sıcak hava, hem zemini hem de duvarları ısıtırdı.

Perre bir konaklama noktası olduğu için, uzun yoldan gelen kervan yolcuları önce bu hamamda yıkanır, tozdan arınır ve sonra şehre kabul edilirdi. Yani hamam bir nevi antik dönemin hijyen kontrol noktasıydı.

 

ANTİK YOLLAR

 

Cardo Maximus;

Kentin kuzey-güney aksındaki ana caddedir. 2025 kazılarında bu yolun büyük kısmı temizlenmiştir. Yolun kenarlarında dükkan kalıntıları ve yağmur sularını tahliye eden kanalizasyon kanalları (künkler) hala seçilebilir.

 

Tekerlek İzleri:

Bazı taşların üzerinde, binlerce yıl önce buradan geçen Roma at arabalarının (biga) bıraktığı aşınma izleri görülebilir. Bu izler, kentin ne kadar yoğun bir trafiğe sahip olduğunun sessiz tanıklarıdır.

 

 

Adıyaman Palanlı/Keçiler Mağarası

 

PALANLI/KEÇİLER MAĞARASI

İl merkezinin 10 km kuzeyinde Adıyaman-Çelikhan kara yolunun 10’ncu kilometresinde, yolun sol tarafından bulunan mağara, MÖ 4000’li yıllardan kalmadır.

Buraya “Keçiler Mağarası” da denilmektedir. Mağara yol üstünde bulunan Perre antik kentine, 3 km uzaklıktadır. Mağaradaki resimler ilk olarak 1968 yılında yöreye Pirun kaya sığınaklarındaki resimleri görmek için giden Anati tarafından tespit edilmiştir. Daha sonra, mağaradaki resimler 1970 yılında araştırılmıştır. Anati, Keçiler mağarasında kazıma tekniğiyle yapılmış en az 45 figür bulunduğunu belirtmektedir.

Bu resimler, mağaranın iç kısmında, doğu duvarında bulunur. Tüm resimleri inceleyen Anati, bu resimlerin dört yapım safhasında çizildiklerini iddia eder. Birinci ve en eski safhada, resimler derin oyuklar çizilerek çizilmiştir. Bunlar çok güzel betimlenmiş, bazıları 60-80 cm yüksekliğinde olan keçi resimleridir. Ayrıca iki şematik insan figürü vardır.

Anati bu evreyi üst Paleolitik çağ’a tarihler. Yine Anati, birinci safhada çizilen resimlerin, İtalya Romanelli, Levanzo ve Addaura mağaralarındaki resimlerle, Ürdün Negev çölü ve Kilwa kaya resimleriyle benzerlik gösterdiğini ileri sürer. İkinci ve üçüncü safhalarda yapılan resimlerin Kumbucağı kaya sığınağı resimlerine benzer ve Neolitik çağ’a konumlandırır.

Dördüncü safhada, çok ince çizgilerle yapılmış ve daha alttaki resimlerin üzerine çizilerek oluşturulmuş resimler bulunur.

Mağaranın önünde veya içinde herhangi bir alet veya artığı bulunmamıştır.

Palanlı mağarası, insanların henüz avcılık ve toplayıcılık yaparak yaşamlarını sürdürdükleri dönem olan Paleolitik dönem (MÖ 4000) insanları tarafından kullanılmıştır. O dönemlerde yazı olmadığından insanlar mağaraların duvarlarına şekiller yaparak haberleşiyorlardı.

Özellikle avlanmalarda, bir keçi yakaladım, üç keçi yakaladım gibi mesajları, kendilerinden sonra gelecek olan insanlara vermek amacıyla duvarlara çiziyorlardı. Burada özellikle üç tane yaban keçisi figürü bulunduğu görülüyor.

Mağaranın isli duvarları üzerine, kazıma tekniğiyle yalın kontur çizgilerle yapılmış dağ keçisi figürleri, insanlık tarihinin günümüze ulaşmış az sayıdaki somut örneklerindendir. Bu nedenle mağara her iki girişine de demir korkuluk takılarak koruma altına alınmıştır. Yani gidip gezmeniz, görmeniz mümkün değildir.

Adıyaman Taşgedik-Haydaran Kaya Anıtı

  

TAŞGEDİK-HAYDARAN KAYA ANITI

İl merkezinin 17 km kuzeyinde, Taşgedik köyündedir.

Burada, dağlık bir alan içinde, Kommagene krallığı dönemine ait antik yürüyüş yolu ve kutsal alan bulunuyor. Coğrafi olarak kayaların arasında uzanan yol kısmen düzeltilerek bir yürüme güzergahı yapılmıştır. Kesilmemiş ağaçlar ve basitçe çevresi çevrilen alanların, Kommagene döneminden başlayarak günümüze kadar kullanıldığını göstermektedir.

Köy yerleşiminin yaklaşık 1 km güneyinde yer alan dağlık bir alan içinde, bir kaya üzerinde yer alır. Kaya kabartması Kommagene Krallığı dönemine ait olup dikdörtgen bir çerçeve içinde yapılmıştır. Karşılıklı olarak ayakta duran iki figür şeklinde tasvir edilmiştir. Güneş Tanrısı Helios ve Kommagene Kralı Mithridates Kallinikos tokalaşır vaziyettedir.

Adıyaman Malpınar Kaya Anıtı

  

MALPINAR KAYA ANITI

İl merkezine bağlı 35 km uzaklıkta bulunan Durak köyü Malpınar mezrasının kuzeybatısındadır. Göksu ırmağının kıyısındadır.

Göksu çayı kıyısında Malpınar su kaynağını 150 metre kadar kuzeyinde kaya üzerinde; çukurlaştırılmış bir yüzeye, Luvi hiyeroglifi ile yazılmış, 9 satırdan oluşan rölyefli bir yazıt yani kitabedir. Geç Hitit (Kummuh) dönemine tarihlenir. Yazıt hiyeroglif kitabe olup, Geç Hitit dönemine aittir. Doğal kaya üzerine kazınarak yazılmıştır.

Dokuz satırdan oluşur. Yazıtın sağ kenarında bulunan ve nispeten aşınmış durumda, ayakta duran insan figürü: uzun saçı ve sakallı Asur etkisi göstermektedir. Sol tarafta, açılmış biri büyük, diğeri daha ufak olan iki oyuk, yazıtın bazı satırlarına zarar vermiştir.

Yazıtın yazarı, Sarita ve Sukita şehirlerinin “Nehir-Efendisi” Alayaza’dır. Ayrıca Alayaza, Hattuşili’yi kendi efendisi ve kral olarak takdim eder. Yazıtın sağında ayakta durur biçimde, uzun giysili bir figür yer alır. Ancak bu bölgeye yapılan bir baraj nedeniyle, 2010 yılında su altında kalan yazıt, 1.8 metre uzunluğunda ve 85 cm yüksekliğindedir.

Adıyaman Yeni Kale

ADIYAMAN YENİ KALE

İl merkezine 60 km uzaklıkta Kocahisar köyü yakınlarındadır, ulaşım kolaydır.  Cendere köprüsünden Arsameia kalıntılarına giderken yolun sol yanında kalır. Buraya Eski Kahta Kalesi de deniliyor.

Öncelikle şunu belirtmekte yarar var buraya neden “Yeni” kale kelimesi kullanılır. Çünkü, 13’ncü yüzyılda yapılan bu kaleyi, MÖ 3’ncü yüzyıla kadar geçmişi uzanan Arsameia kalıntıları olan Eski kaleden ayırmak istenilmiştir.

Kommagene krallığı zamanında inşa edilmiştir. Tek bir kaya parçası üzerine kurulmuş olma özelliği ile dünyada adından söz ettiriyor. Yükseklik yaklaşık 350 metredir. 3 katlı olduğu tahmin edilen kalenin 100-150 yıl önce yandığı ve tahrip edildiği bilinmektedir.

Bir zamanlar, kalenin bulunduğu sarp tepede, Kommagene krallığının yöneticilerinin sarayı vardı. Ancak bu saraydan herhangi bir iz bulunamadı, sarayın varlığı sadece Arsameia kazılarında bulunan bir yazıtta geçmektedir. Saray olmasa da, Arsameia akropolünden açık açık görülen bu kasvetli kale inşa edildi. Kalenin üzerinde doğu burcunda, sarayın girişinde çok sayıda kitabe bulunuyor.

Adıyaman Yeni Kale

  

Kale bugünkü şeklini 13’ncü yüzyılda Memlükler zamanında aldı. Kalenin inşaatı üç Memlük Sultanı hükümdarlığı sırasında yenilendi ve bu duruma ait kalede yazıtlar vardır.

Kalenin giriş kapısında Memluk Sultanı Kalaun’un mescitte yazıtı bulunuyor. Aynı zamanda Melik Eşref Selahattin Halil ile sarayın giriş kısmında Melik Nasır’ın isimleri yer alıyor.

Kalenin içinde birçok kalıntı vardır.

Cami, çarşı, zindan, güvercinlik ve su yolları ile kalenin mimari bazı parçaları günümüze gelmiştir.

Kalenin tepesinde, kuşlar için 32 niş içeren “Güvercin kalesi” adlı bir oda vardır. Buraya yerleşen Memlükler, 1281 yılında Homs Muharebesi öncesinde düşmanın hareketlerini takip ederken bu iletişim aracını kullandılar.

Bu savaşta Sultan Sayf ad Din liderliğindeki Memlükler, Moğolları yendiler. Ancak bu savaş sırasında Ermeni Kilikya krallığı ve diğer Hıristiyan birlikleri Moğolları destekledi.

Kaleye su, günümüzde Kahta çayı olarak bilinen yakındaki bir dereden getiriliyor ve kuşatma durumunda bir sarnıçta saklanıyordu.

Kaleden Nymphois’e inen su yolu, bir tünelle Arsemia antik kentine kadar ulaşır. 80 metreyi bulan bu yolla halen suya ulaşmak mümkündür.

Adıyaman il tarihine ışık tutan Yeni kale, günümüze kadar sağlan bir şekilde gelmiştir. En son 2016 yılında restorasyon çalışmaları yapıldı, yıkılan duvarlar ve tavanlar temizlendi, daha önce içi toprakla dolu olan ve görülmeyen 3 yeni oda ortaya çıkarıldı ve bu odaların içleri temizlendi.

Nemrut

Nemrut

Bu ülkede yaşayan ve tarihi yerlere ilgi duyan herkesin mutlaka görmesini önereceğim bir hazinedir.

Evet, ulaşım zor, gerçekten zor, ama unutmayın ki, bu tarih hazinesi doğanın tahribatına daha fazla dayanamayıp, günden güne ortadan kalkmakta ve güzellikler aşınmakta. Belki de, bir süre sonra, yok olacaktır.

Mutlaka gidip, bu güzellikleri görmek gerek, unutmayın oraya gittiğinizde, yerli gezginden çok, yabancı turist göreceksiniz, diğer tüm ören yerlerimizde olduğu gibi, o insanlar dünyanın birçok farklı bölgesinden bu güzellikleri görmek için geliyorlar.

Ama biz zahmet edip gitmiyoruz, bir zamanlar, anne ve babamı Kapadokya’ya: peri bacalarına ve kaya kiliselerine götürmüştüm, büyük bir heyecan ile “bizi bu taşları görmek için mi buraya getirdin ” dediler, koptum.

Yine de, buraya çıkmayı göze alıp ta çıkarsanız, bunların, buradaki anıtların yalnızca taştan ibaret olmadığını, onların ayrı bir ruh taşıdıklarını, güzellikleriyle bu ruhu dışa yansıttıklarını göreceksiniz.

Aslında:

Maalesef ülkemizin muhteşem bir antik geçmişi var ve bu geçmişle orantılı olarak zengin kalıntıları. Ancak: Osmanlı padişahları da, bu taşlara önem vermemişler, Almanlar tutup, koca bir tapınağın parçalayıp, söküp, yükleyip kendi ülkelerine götürmüşler.( Bergama sunağı)

Hani diyoruz ya, çalmışlar, hırsızlık diye, unutmayın gidenlerin bir çoğu da, özel izinle, hatta padişah izinleriyle yurt dışına gitmiştir.

Nemrut

Neyse, evet gelelim Nemrut gezimize

Yüzyıllar önce, iki dünya, doğu ile batı, Nemrut Dağında buluştular. Bir dinin doğuşu, zorlu savaşlar, büyük sevinç ve hüzünler, evet bunların hepsine tanıklık eden bir dağ.

Şimdi; görkemli tarihinin anılarıyla baş başa, gökyüzünü seyrediyor. Bir Alman gezginin güncesinde yazılanları bilmek ister misiniz? “Meşe ve çınar ormanları, tepenin yamaçlarını kaplıyor. Vadilerinde: incir, zeytin ve nar yetişiyor. Mısır; dünyanın başka hiçbir yerinde, bu kadar iyi ürün veremez”.

Sanki bir yeryüzü cenneti tasvir ediliyor. Bugün, bu topraklar, anlatılan o cennete ait ipuçları vermiyor. Yamaçları kapladığı söylenen o ağaçlar artık yok ve keçi sürüleri, bitki örtüsünün son yeşilliklerini tüketmekle meşgul. Keçi. Evet belki bu sevimli görüntüsünün altında, muhteşem bir yeşil yok ediciliği var. Gelişmiş ülkelerde asla keçi göremezsiniz.

Lütfen ilgililer bu konuya da el atsınlar demek istiyorum ama nafile sanırım. Keçi; tüm Mezopotamya’nın, tüm güneydoğu Anadolu’muzun ve Anadolu’da daha birçok yöremizin yeşilliklerini; yüzyıllardır yok etmiş ve yok etmeye de devam ediyor, ormanlık alanlarda, yeni sürgünleri yiyerek ve yok ederek beslenen bu hayvanın, ülkemizdeki kültürünün artık olmaması gerektiğini düşünüyorum.

Evet, ben yine konuya devam edeceğim. Nemrut bölgesinde başlatılan sulama kanalları mucizeler yaratacak ve verilen çabalar sonunda, bölge yeniden ağaçlanacak, çünkü toprak burada çok verimli ve sayısız dağ pınarı var. Ama; keçiler hala oraya buraya koşuşturdukça, bu faaliyetler nafile olmasın?

ULAŞIM

Nemrut Milli Park alanı: Pütürge’ye: 46 km. ve Malatya’ya ise: 94 km. uzaklıktadır. Nemrut’a ulaşmak için: Adıyaman’ın Kahta ilçesine kadar; şehirlerarası otobüslerle gelebilirsiniz. Kahta’ya 15 km. uzaklıktaki Adıyaman Havaalanı da kullanılabilir. Kahta-Adıyaman arası uzaklık: 34 km.

Nemrut Dağı ve Kommagene Krallığı eserlerini görmek için: Adıyaman ve Kahta’daki otellerden rehberlik ve ulaşım hizmeti alabilirsiniz. Gerektiğinde minübüs kiralayabilirsiniz. Kahta-Nemrut arası uzaklık: 34 km.

Eğer: Nemrut’a giderken yol kısa olsun diyorsanız, mutlaka Malatya üzerinden gidin. Ancak: Karakuş Tümülüsü, Cendere Köprüsü ve Arsemia şehrini görmek istiyorsanız, bu kez, Adıyaman tarafından gitmeniz gerek.

Ancak bu yol dar ve virajlı. Yarım saat içinde, suratınız bembeyaz olabilir ve mide bulantısından yol işkence haline gelebilir.

KONAKLAMA

Kahta, Adıyaman ve Malatya’da bulunan otel ve pansiyonları konaklamak için kullanabilirsiniz. Buradan; Nemrut Dağı’na, günü birlik ulaşabilirsiniz. Yoksa: Nemrut Milli Parkında, konaklama yeri yok.

NE YENİR

Kahta’da, baraj gölünün kıyısındaki restoranlarda; barajda tutulan taze balıklardan yiyebilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Bölgede: çok fazla hediyelik eşya bulunmamaktadır. Nemrut yolu üzerindeki otel ve kafeteryalarda, yörede dokunan kilim, tanrı heykelleri ve rehber kitapları bulabilirsiniz.

TARİHİ

Evet: tarihçe kısmını biraz uzun tuttum. Çünkü: Nemrut bölgesinin önemini kavrayabilmek için; tarihi süreci biraz ayrıntılı bilmek gerekiyor. Lütfen, tarihçe sizi sıkmasın ve bölgeyi gezmeden önce, mutlaka tarihçeyi okuyun.

Kommagene ismine;

İlk kez: MÖ.850 yıllarında, bir Asur kralının kayıtlarında rastlanmış. Bu kayıtlarda: halkın, krala yıllık vergi olarak: altın, gümüş ve sedir ağacından yapılmış tahtalar verdiği yazılı.

Belli ki o günlerde: değerli sedir ağaçları, yalnızca Lübnan’da değil, Kommagene topraklarında da yetiştiriliyordu. Bu dönem: Kommagene topraklarının, Asurluların bir uydusu haline geldiği dönem. Bu yazılı belgelerde: krallığın ismi “Kummuh” olarak geçer. Kommagene isminin anlamı: Yunancada: “Genler Topluluğu” dur.

MÖ.700 yıllarında: Kommagene kralı, Asurlulara başkaldırır. Asur kralı Sargon: çıkan savaşta, Kommageneleri yenir.

Asur kralı Sargon; yenilen Kommagene kralını şu sözlerle suçlar: “ Tanrılardan korkusu olmayan, tanrısız bir adam bu. Yalnızca, kötü planlar yapan bir hilekar. Karısını, oğullarını, kızlarını, malını ve hazinelerini aldım ve son olarak halkını aldım ve onları Mezopotamya’nın güneyine (bugünkü Irak) sürdüm.”

MÖ.600 yıllarında, Babilliler, Asurluları yener.

Sonradan: Kommagene’nin başkenti olacak olan: “Samosata” da savaşırlar. Bu savaşta, Mısır ordusu Asurlulara destek verir ve birlikte Babillileri yenerek yok ederler.

Kommagene halkı:

MÖ.550 yıllarında, önce Perslerin ve daha sonra ise Büyük İskender’in ordularının istilasına uğrar. MÖ.300’lerde, Büyük İskender’in ölümünden sonra, veliahtı olan Kral Seleukos 1. Nikator; bölgede hüküm sürmeye başlar. 1. Nikator; Kommagene krallarının Yunan atalarından biridir.

Eski çağlarda:

Komagene olarak anılan bu bölgede: antik dünyanın en güçlü ülkesi olan krallık; baba tarafı Pers krallarından “Krallar kralı olarak anılan Darius ve anne tarafı ise Makedonya Hükümdarı Büyük İskender ile akraba olan bir prensin oğlu; “Mithradates Kallinikos” tarafından, MÖ. 109 yılında kurulur.

Farklı topluluklardan meydana gelen ve ayrı inanç ve kültürlere sahip Kommageneliler arasındaki birliği sağlamak konusunda büyük başarı sağlayan “Mithradates” tanrılarla olan bağını kuvvetlendireceği ve böylece ulusunu barış içerisinde yaşatacağına inandığından, ülkesinin çeşitli yerlerinde tapınaklar yaptırır.

Farklı kültürleri ve gelenekleri olan, farklı diller konuşan insanlardı onlar. Doğal olarak kendilerini birleşmiş tek bir halk olarak görmüyorlardı. Onlar için aile ve kan bağı, Kommagene krallığı altında birleşmiş olmaktan daha önemliydi. Kral Mithradates; bu tavrı değiştirmek için çok çalıştı.

Örneğin: her yıl, atalarının onuruna, Kommagene krallığında Olimpiyat Oyunları düzenledi.

Bu oyunlar: Yunanlıların Olimpiyat Oyunlarıyla karşılaştırılabilecek nitelikteydi. Hatta, gençlik yıllarında, kral Mithradates: kendisin de bu oyunlara katılmış ve Kommageneliler arasında popüler olmayı başarmıştı. Yetenekleri sayesinde, pek çok ödül alan krala, bunun bir sonucu olarak “Güzellikle zafer kazanan” anlamına gelen “Kallinikos” adı verilmiş.

Mithradates;

Laodike adında bir Seleukos prensesiyle evlendi. 3 kızları oldu, dördüncü çocukları da kız olunca; çift, bir oğul sahibi olamamanın kaygısına kapılır. Bir oğula sahip olmak, krallığın kalıcılığı açısından çok önemlidir ve erkek evladı olmayan bir kralın veliahtı yok demektir. Takip eden süreçte, oğulları oldu, tattıkları mutluluk ve rahatlık sonsuzdu ve çocuğa; kraliçenin babasının adı: “Antiochos verildi.

Dönem, Kommagene krallığının dış tehditlerle uğraştığı bir dönemdi. Kral Mithradates; yardım almak amacıyla, tanrılarla bir antlaşma yaptı. Yapılan bu antlaşma; halk üzerinde olumlu etki yaptı. Başka köklerden gelen insanların, kendilerini birbirleriyle bağlantılı hissetmeleri güçtü. Ancak; tanrılarla yapılan bu antlaşmadan etkilendiler ve kendilerini, tanrıların korumayı kabul ettiği, seçilmiş insanlar olarak görmeye başladılar.

Böylece: kral Mithradates, krallığını meydana getiren halklar arasında, bir bağ oluşturabildi. Bu sözleşmenin onuruna; ülkenin her yerinde, “Temenos” denilen, küçük tapınaklar inşa ettirdi.

Nemrut
Temenos tapınakları;

Ülkenin en göze çarpıcı noktalarında kuruldu. Bu noktalardan: tapınakların en önemlisi olan, kutsal Nemrut Dağı’nın tepesindeki tapınağı görmek mümkündü. Bu tapınakların hepsinde: tanrılardan biriyle el sıkışan kral Mithridates’in tasvir edildiği: 5 tablet bulunurdu.

Mithridates, tanrılara: Yunanca ve Persçe olan isimler verdi. Bunlar: Apollo/Mithras, Artagnes/Herakles, Zeus/Oromasdes, Hera/Taleia, Helios/Hermes.

Mithradates’in; tanrılara her iki dilde isim vermesinin sebebi: krallığı oluşturan halkları, kendilerini tanrılara yakın hissetmelerini sağlamaktı. Bu taş tabletler; stel olarak da bilinir.

Bu steller sayesinde: Kral Mithradates: tebasını yalnıza onun sayesinde koruma altında olabileceklerine inandırdı. Temenos tapınaklarının; kralın tanrılarla yaptığı antlaşmanın şahidi olduklarına, halkını inandırdı.

Loos’un onuncu günü (14 Temmuz) “Yüce Tanrıların Tezahürü” günü olarak kabul edildi. O gün, kral Mithridates’in taç giydiği gün olarak da seçilmişti.

Her yıl, o gün Kommageneliler, köylerinin veya kasabalarının yakınındaki tapınaklarda bir araya gelerek kutlamalar yaptılar. Bu kutlu günde: kral, Nemrut Dağı’nın zirvesinde: Kommagene’nin asilzadelerini ve diğer önemli şahsiyetlerini bir araya getirir ve yüzlerce yurttaşının önünde, tanrıların temsilcilerini kabul ederdi.

Bu arada: kralın oğlu Antiochos; ailesinden Yunan ve Pers kültürü karışım bir eğitim almaktadır. Annesi kraliçe Laodike Büyük İskender’in soyundandı. Babası ise Perslerin “kralların kralı” dedikleri 1’nci Darius’un soyundan geliyordu. Antiochos; çok genç yaşta, babası kral onu Seleukos prensesi olan: İsias Philostorgos ile evlendirdi. Bu evlilik; tamamen politik bir amaç uğruna planlanmıştı ve aşkla pek ilgisi yoktu.

Derken;

Kral Mithradates, tahtını oğlu Antiochos’a bıraktı. Ama; yine birlikte hareket ettiler. Nemrut Dağı’ndaki tapınağı birlikte tasarladılar. Tapınak Mihridates’in temellerini attığı tanrılarla yapılan sözleşmenin; merkezi olacaktı.

Ama; Mitradates’e göre: tapınak öylesine etkileyici bir anıt olmalıydı ki, tebaası, sözleşmenin önemini anlamalıydı. Nemrut Dağı’nın bölgeye hakim konumu, tapınağın ülkenin her yerinden kolayca görülmesini sağlayacaktı. Oğlu Antiochos ise idealistti.

Ona göre: sözleşme, yeni bir dine beşik hazırlayacak ve Nemrut Dağı ise, bu yeni dinin merkezi olacaktı. Bu yeni din: Nemrut’tan, tüm medeni dünyaya yansıyacaktı.

Bir din yaratmanın verdiği güvenle olsa gerek; Antiochos, taç giyişinin hemen ardından, kendisine “Theos (tanrı)” adını verdi. Ve kendince bir efsane oldu.

Antiochos;

Babasına çok derin bir saygı duyar, ancak annesi Laodike’yi her şeyin üstünde severdi. Birçok yazıtta: kendisini “annesini seven kişi” olarak kaydettirmişti. Annesine, tanrıça anlamına gelen “Thea” ismini verdi.

Nemrut dağı tanrılarının heykelleri arasında; annesini, kendisiyle birlikte ölümsüzleştirdi. Tanrı Zeus’un soluna Kommagene kralı, Theos olarak kendisini, Zeus’un sağına ise Kommagene’nin anası, Thea, olarak annesi Laodike’yi yaptırdı.

Antiochos:

hayaline ulaşmak için; elinden gelen her şeyi yapar. Nemrut Dağı’nın: 2150 metre yükseklikteki zirvesinde yapımına başlattığı görkemli kutsal alan ve mezar anıtı; ne yazık ki ölümünden önce bitirilemedi.

Oğlu Kral, I. Antiochos’da bu yapıya devam etmedi ve mezar anıtı yarım kaldı. Kutsal alanın: doğu ve batı yamaçlarında, teraslar üzerinde yaptırdığı heykeller ise, Nemrut’un sert hava koşullarıyla boğuşarak yüzyıllarca ayakta kalmayı başardı.

Antiochos’un ölümünden sonra: fikirleri de unutuldu. Yaratmayı düşündüğü din, kendisiyle birlikte öldü. Ama yine de yaptırdığı heykellerle, kendisinden yüzyıllar boyunca söz ettirdi.

Antiochos:

bu kutsal alanı; teraslar halinde tasarlamıştı. Kutsal kabul edilen teraslarda yer alan heykellerin sırası; hep aynıydı. Bu tanrılardan her biri; hem Doğu ve hem de Batı tanrılarını temsil ediyor ve bu yüzden iki ayrı isimle anılıyordu.

Yani: her heykelin hem doğulu ve hem de batılı isimleri vardı.

Yüzleri: doğuya ve batıya çevrili: Pers ve Yunan tanrıları, Kral Antiochos’un bu iki kültürü birleştirme amacını da simgeliyordu.

Antiochos: yaptırdığı heykellerin arka yüzüne: 200 satırdan oluşan vasiyetini yazdırdı.

Yazıtta: kendisinden sonra gelecek kralların, tapınağı güzelleştirmek için görevlendirdi. İbadet için gelenleri övdüğü gibi, kötü niyetle gelenlere beddua ediyordu. Antiochos; kutsal alanı ziyarete gelenlerin en iyi şekilde ağırlanmasını istedi.

Bu amaçla: rahiplere, gelen ziyaretçiler için en iyi şarapları sunmalarını istedi. Hatta; törenlerin çok renkli geçmesi için, müzisyenleri bile görevlendirdi. Ama: Antiochos’un, bütün bu titizliğine rağmen, vasiyette yazılanlar yerine getirilmedi.

Tarih; bölgede birçok krallığı ele geçirerek buraya ilerleyen Romalıların sahneye çıkmasıyla, yeniden şekillenmeye başladı.

MÖ.69 yılında: Kommagene’nin başkenti “Samosata” kuşatıldı. Ancak; hiç umulmadık bir şey oldu ve Roma savaş makinesi durdu. Romalı askerler, daha önce görmedikleri bir şeyle bombalanıyorlardı. Romalı tarihçi Plinius: “ onun vurduğu asker; silahıyla beraber yanıyordu” yazar.

Anlaşılan; Kommagene dışında bilinmeyen bu silahın sebep olduğu korku çok büyük olmuştu. (Bir an aklıma geldi, bu silah belki de, bölgede topraktan çıkan petrol ile yapılan bir silah olmasın?) Samosato düşmedi.

Roma konsülü Lucullus ile kral Antiochos; özel bir görüşme için bir araya geldiler. Bu görüşmenin sonucunda, Roma ordusu geri çekildi.

Ancak; takip eden dönemde, Kommagene için tehlike yine süregeldi. Bir yanlarında sömürgeci ve savaş tutkunu Romalılar, diğer yanlarında ise güçlü Part ülkesi vardı. Ancak: Kral Antiochos; Partlarla ilişkisini güçlendirmek için, kızı Laodike’yi Park kralına eş olarak verir.

Böylece: Partların düşmanlığı engellenir. Romalılarla bu dönemde sürekli yapılan savaşlarda, Romalılar başarılı olamazlar ve geri çekilirler.

Bu olaylardan kısa bir süre sonra: Antiochos ölür ve Nemrut Dağına, tahminen, babasının yanına gömülür.

Antiochos’tan sonra tahta: oğlu 2. Mithridates geçer. Ama: bu dönemde, Kommagene’nin Roma imparatorluğuna karşı olan gücü azalmaya başlar.

Kral 2.Mithridates döneminde: Kommagene Suriye’nin bir eyaleti haline gelir. Part kralının yerine, oğullarından biri geçer ve bu acımasız hükümdar, tahtını tehlikeye atacağına inandığı, Laodike ve onun çocuklarını öldürür.

Kral 2. Mithridates;

Kız kardeşi Laodike’yi: Kommagene topraklarındaki “Karakuş Mezar Tepesi” ne gömer. Laodike’nin mezarının üzerine “ o tüm kadınların en güzeliydi” yazan, çok güzel bir taş yazıt koydurur.

Annesi İsias, diğer kız kardeşi Antiochis ve onun kızı Aka’da orada yatmaktadır. Kral; Karakuş’u; Kahta Çayının kıyısında yaptırmıştır.

Yazlık malikanesinin terasından, derin çaya inen baş döndürücü vadiyi ve Karakuş’u seyrederken, böylelikle ölümlerinden sonra da sevdiklerini yanında hissedebiliyordu.

Bu dönemde, Roma’da sürgündü yaşayan, kıskanç kardeş 2. Antiochos, Kral 2. Mithradates’i tahttan indirmek istemektedir. Bu nedenle; Roma Senatosu; 2. Antiochos’u ölüm cezasına çarptırır. MÖ. 29 yılında, kardeş 2. Antiochos, Roma’da idam edilir.

Evet: tarihi süreç devam eder ve kral 4. Antiochos döneminde, MS. 71 yılında, Kommagene ordusu, Roma ordusuna yenilir ve bağımsızlık biter.

Gelecekte çıkabilecek isyanlara önlem olarak Kommagene krallığının yüceliğini hatırlatan binalar ve heykeller, Romalılar tarafından yıkılır.

Kutsal Nemrud Dağı’ndaki tapınakta yıkılır.

Kommagene devrinin kapanışıyla, Nemrut, yalnızca dağ rüzgarlarının ve yolunu kaybeden çobanların ziyaretiyle irkileceği, uzun uykusuna dalar.

Nemrut

GENEL

KOMMAGENE KRALLIĞINDA SANAT

Kommagene’nin tamamen kendine özgü bir sanat geleneği vardı. Bu gelenek: Yunan ve Pers sanatlarının eşsiz bir senteziydi. Antiochos; sanata destek verdi. Meclisinde; sanatçıları ve bilginleri toplardı. Bunlara “kralın arkadaşları” anlamına gelen “phioi” denirdi.

Kral Mithridates zamanında: sanatta doğu etkisi ağır basarken, Kral Antiochos dönemi sanatında: daha doğacı ve daha az geleneğe uygun bir üslup öne çıktı. Antiochos: Yunun kültürünü tercih etmiş ve kendisine “Yunanlıların ve Romalıların dostu” adını vermişti. Dağın zirvesindeki heykeller: Kommagene sanatının ihtişamını belgeler.

Orada: doğu ve batı, tam bir uyum içinde kaynaşır. Batı terasındaki: Antiochos; başında formu bozabilecek tüm ayrıntılardan arındırılmış, çok güzel bir örnektir.

Heykelde: süslü bir sakal, takı ya da başka bezemeler yoktur. Sade ve dinamik bu eser, bugün bile, ebedi güzelliğiyle, görenleri heyecanlandırıyor.

NEMRUT DAĞININ BULUNUŞU

Genç yaşta ülkesini terk ederek, Anadolu’da yol yapımı için güzergah belirleyen bir İngiliz grubun aşçılığını yapan “Karl Sester”.

Sester: Nemrut Dağındaki harabelerle ilgili söylentiler duymuş ve merakını yenemeyerek dağa çıkmaya karar vermiş. Dağa çıktığında ise, gördükleri karşısında adeta dili tutulan Sester; yalnızca bir merak sonucu başlayan bu keşif hikayesinde: Nemrut Dağı’nın gizli tarihinin ortaya çıkmasına yardımcı oldu.

ZENGİNLİK

Kommagene: kömür, demir, altın ve petrol gibi mineral ve madenleriyle ünlü ve çok verimli bir bölgeydi. Bu zenginliklerin bir kısmı; bugün yeniden keşfedilmiş durumda. Örneğin: 1960’lı yıllarda; arkeologlar, Fırat nehrinden altın çıkarmayı başarmışlar.

Diğer bir keşif de, petrolde yaşanmış. Son birkaç yıldır, bölgede yaygın olarak ham petrol sondajları yapılıyor. Her yerde, TPO’nun, kara altın çıkaran petrol çıkarma şantiyelerini göreceksiniz.

NEMRUT DAĞI MİLLİ PARKI

Kommagene krallığının, bir antik kentini barındıran milli park ve ören yeridir. Milli parkın ana özelliğini: Nemrut Dağı ve Kommagene Kralı Antiochos’a ait Tümülüs ve kutsal alan oluşturur. Milli park alanı içinde: Antiochos’un tümülüsü ve dev heykelleri: Arsameia (Eskikale), Yenikale, Karakuş Tepe ve Cendere Köprüsü var. Nemrut dağı doruğundaki kalıntılar; yerleşme yeri değildir. Burada: yalnızca, Antiochos’un tümülüsü ve kutsal alanlar var.

kartal kafası heykeli.2
Nemrut Kartal-Aslan Heykelleri

KARTAL-ASLAN HEYKELLERİ

Antiochos: Nemrut Dağının terasları üzerine yaptırdığı heykel dizilerinin sağ ve sol başlarına: kraliyetin cennet ve asaletin sembolleri olan kartal ve aslan heykelleri diktirdi.

DÜNYANIN SEKİZİNCİ HARİKASI

Nemrut Dağındaki kutsal alanda: heykellerin dışında, birçok kabartma da bulunuyor.
Batı terasında: burada bulunanlardan ilginç olan biri de “aslan” kabartmasıdır. Gezegenlerin dizilişi incelendiğinde; bunun, Kommagene’nin I. kralı Mithradates’in taç giydiği geceye; MÖ.109 yılının Temmuz akşamına denk geldiği ortaya çıkıyor.

UNESCO-DÜNYA KÜLTÜR MİRASI

Dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçilerin; görmek için geldiği Nemrut Dağı; 1987 yılında, UNESCO’nun kültür mirası listesine alınmış. Çünkü: Platform oluşturmak için, dağın tepesinden 200.000 metreküplük kütle, elle yontulmuş.

Bu platform üzerinde: 150 metre çapında, matematiksel bir koni inşa edilmiş. Uzak bir vadiden çıkartılan ve her biri 6 ton ağırlığındaki taş bloklar; dağın tepesine taşınmış ve her biri 10 metre yüksekliğinde, 10 anıt yontulmuş. Dünyanın en büyük horoskopu buradadır.

Bu Horostop: Ay’ın, üç gezegenin ve Leon’un 19 yıldızının 2100 yıl önceki konumlarının betimlendiği 2 x 2.5 metre büyüklüğündeki taş bir plakaya oyulmuş, dünyanın en eski horoskopu olan “Aslanlı Horoskop” tur.

Kral 1. Antiochos’un mezarının Tutankhamon’un mezarı kadar zengin olduğu sanılmaktadır.

500 metreden daha uzun yazıtlarda, bir krallığın öyküsü anlatılmaktadır. Eşsiz, sanat üslubu, eski Yunan ve Pers etkilerini yansıtıyor. Evet; varlığı bilinmekle beraber, mezar henüz keşfedilememiş. Ama: buranın UNESCO tarafından, Dünya Kültür Mirası Listesine alınması için, gerçekten yukarıda saydığım gibi, birçok sebep var.

Dünyanın sekizinci harikası olarak nitelendirilen Nemrut Dağı; yeryüzünde, güneşin doğuş ve batışının gözlendiği, en güzel yerlerin başında.

Yüzyılı aşkın bir süredir, ayakta kalmak için çabalayan devasa heykellerin bazıları, artık zamana yenik düşmüş. Şu sıralarda; dağda bir faaliyet var. Bu güzel eserlerin, daha fazla tahrip olmasını önlemek ve kopan parçaları yerine koymak için, çalışmalar yapılıyor. 2002 yılında başlayan bu çalışmalar ile, tonlarca ağırlıktaki heykellerin konservasyonu ve korunması amaçlanmış.

Nemrut Bölgenin gezilmesi

BÖLGENİN GEZİLMESİ

NEMRUT DAĞININ GEZİLMESİ

Evet, Nemrut bölgesindeki gezimize başlıyoruz. Nemrut Dağı: 2206 metre yüksekliğinde. Bölgeye tamamen hakim bir konumda. Hangi yönden bakarsanız bakın, dağın zirvesini görebiliyorsunuz.

Ancak: yalnızca yaz aylarında ulaşıma açık ve yılın geri kalan bölümünde; kar ve buzla kaplı. Yani: burayı ziyaret etmek isteyen ziyaretçilerin; iklim şartlarına mutlaka uymaları ve yalnızca temmuz ve ağustos aylarında burayı ziyaret etmeleri öneriliyor.

Kommagene krallığı:

MS.72 yılında Romalılar tarafından yıkılınca; Nemrut Tapınağı da terk edildi. Takip eden 2000 yıl boyunca, burada yatmakta olan kralları, yalnızca rüzgarların uğultusu rahatsız etti.

Sonradan; bölgeye yerleşen Hıristiyan ahali; tapınağın başlangıcı hakkında tamamen bilgisizdiler.

Onun; kutsal Ahit’te adı geçen efsanevi Nimrod’un eseri olduğuna inandılar. Bu nedenle, ona, dünyanın ilk büyük hükümdarı olan “Nemrut” adını verdiler.

Nemrut Dağı: 19’ncu yüzyılda: Alman bilgin “Karl Sester” tarafından keşfedildi. Sester’in bu muhteşem tapınak karşısında duyduğu şaşkınlık, tapınağın o güne dek çizilen hiçbir Küçük Asya haritasında gösterilmemiş olmasından duyduğu şaşkınlıktan daha az olmuştu.

Keşfi takiben: Türk arkeolog Osman Hamdi Bey: dağdaki ilk kazıyı başlatır.

Şimdi: dağdaki geziye başlayalım. Evet: dağda 3 teras var.

Doğu, batı ve kuzey teraslarıdır. Bu terasların yeterince geniş olabilmesi için, Kommagene inşaatçıları, dağın tepesini, neredeyse tamamen kesmişler.

O kadar ki, yalnızca Doğu Terası için, 1500 metre küp masif kaya tıraşlanmış. Batı terasındaki: zirvenin solunda bulunan 10 metre yüksekliğindeki yontulmuş kaya yapıları, işin büyüklüğü hakkında size bilgi verebilir.

nemrut dağı.teraslar.5 kralın bulunduğu teras.3
Nemrut Doğu Terası

DOĞU TERASI

Evet, Kommagene ülkesinde, güneşin doğuşunu ilk gören yer burası. Sert kayalara oyulmuş ve yıpranmış bir merdiven: sizi Doğu Terasına ulaştırır.

Burası: tanrılar galerisi, atalar galerisi ve sunaktan oluşuyor. Meydana vardığınızda göreceğiniz ilk tablo; yüksekte kurulmuş tahtlarında, yan yana oturan, 5 devasa heykel ve hemen önlerinde yatan: kopmuş başları olacaktır.

Devasa tanrı heykelleri, anıt mezara sırtını dönmüş biçimde sıralanmış.

Grek ve Pers isimleriyle tanrılar, soldan sağa şu şekilde sıralanmıştır:

Apollon/Mithras/Helios/Hermes- Tanrıça Kommagene- Zeus/Oramasdes- Tanrı/Kral Antiochos1 – Artagnes/Herakles/Ares –

Tanrıların: alışılmışın dışında, ayakta değil de, tahtlarında oturur halde anıtlaştırılmasının sebebi: Nemrut Dağının, tanrıların evi olarak görülmesi olsa gerek. Kral Antiochos; “Burada: göksel tahtlar kuruludur” demektedir.

Heykel boylarının, başlangıçta: 8-10 metre olduğu sanılıyordu.

Şimdi; donuklaşmış ve yıpranmış kireçtaşından bu dev cüsseli heykellerin, güneş altında, düz ve kaygan gövdelerinin çok uzaklardan etkileyici bir şekilde görüldüklerini hayal etmek zor değil.

Heykeller: kayadan kesilerek oluşturulmuş iki platform üzerinde yükseliyor. Altta: dördünde kralın tanrıları buyur ettiği, ötekinde bir horoskopun tasvir edildiği, beş adet stel bulunuyor.

Bu steller; günümüzde: oldukça kötü durumdalar. Ancak: Batı Terasındaki stellerin iyi korunmuş olduğunu göreceksiniz.

Meydan başlangıçta beyaz taş levhalarla döşenmişti. Bu levhalardan birkaçı kazılar sırasında bulunarak, Batı Terasındaki Aslanlı Horoskop’un önüne yerleştirilmiştir.

Meydanın diğer tarafında: dev heykellerin karşısındaki alanda; basamaklı bir platform vardır ve bu restore edilmiş bir ateş sunağıdır.

nemrut dağı.teraslar.5 kralınbulunduğu teras.2
Nemrut Zeus Heykelinin Arkası

Heykelleri arkanıza alarak durduğunuzda; solunuzda ve sağınızda stellerden geriye kalanların oluşturduğu uzun bir kaide sırası göreceksiniz. Stellerin her birinde, Antiochos’un atalarından biri tasvir edilmiş. Soldaki sırada: krallar kralı Darius 1’in lideri olduğu Pers atalara, sağda ise, Büyük İskender’in hükmettiği Yunan atalara yer verilmiş.

Zeus heykelinin arkasında:

Nomos, yani kral Antiochos’un kutsal kanunları var. Nemrut’un kült yazıtı: Antiochos’un vasiyeti olarak görülüyor.

Antiochos: insanları yönlendirmek amacıyla, Nomos’u başlatmıştır. Antiochos; eğitiminin bir parçası olarak, gençliğinde atalarından Büyük İskender’in, İndus ırmağı kıyısında kurduğu “Buchepala ve Alexandra” gibi bazı şehirlere uzun yolculuklar yapmıştı.

Bu geziler sırasında: Buda felsefesini tanımış ve onun kutsal kanunlarından esinlenerek, kendi kült yazısını (Nomos) yazdığı ve geliştirdiği düşünülüyor.

Ancak: sebebi ne olursa olsun, tüm Kommagene tapınaklarında, Nomos’lar kazınmıştı. Nemrut Dağında da Nomoslar, dev heykellerin arkasına yazılmıştı.

Antiochos;

Nomoslarda, halkına nasıl ve ne zaman tanrıların onuruna sahip olduklarını söyler. “Bu Nomos, benim tarafımdan ilan edildi, ancak kanunları yapan tanrıların gücüdür” demektedir.

Kommageneliler ve yabancılar, krallar, hükümdarlar, özgür insanlar, köleler ve insanlığı oluşturan tüm insanlar; yalnızca doğumları ya da kaderleriyle farklılaşırlar” derken, yaptığı kanunların amacını belli etmiştir.

nemrut dağı.teraslar.5 kralınbulunduğu teras.1
Nemrut Heykeller

Antiochos; herkesin bu kanunlara göre davranmasının ve gelecek nesillerin de, bunu devam ettirmeleri gerektiğini “sonsuz zamanlarda bu toprakların sahibi olacak gelecek nesiller de bu kutsal kanunlara uysunlar” sözleriyle belirtmiştir.

Antiochos’un gelecek nesillere seslenmesi dikkate değerdir.

Çünkü, o kendinden ve halkından sonra, aynı topraklarda başka insanların yaşayacağının bilincindeydi. Ne kadar mütevazi ve ne kadar bilgece.

Nemrut’daki Nomosta:

Yaşamın sonu için hazırladığı vasiyetnameyi okuyabilirsiniz. “ Saf ve adil olmanın, yalnızca en hakiki mülkümüz olmakla kalmayıp, aynı zamanda duyabileceğimiz en derin sevinç olduğu kanaatine vardım.

Bu kanaat benim başarı kazanmamı ve onu hayırlı yönde kullanmamı sağladı.

Yaşamım boyunca, beni tebaamın önünde, tanrılara olan saygısı en güçlü silahı olan bir insan kıldı.

İşte bu sayede, beklentilerin tersine ve tüm tehlikelere rağmen, tahmin edilemeyeni başardım ve nice senelerimi mutluluk içinde geçirdim.”

Tarihsel gerçekler de Antiochos’un sözlerini doğrular. Kommagene batıda Roma ve doğuda Part tehlikesine açık bir bölgede kurulmuş, küçük bir krallıktı. Antiochos’un hükümdarlığı altında, Kommagene bu iki gücün amansız saldırılarına rağmen, yıllarca bağımsızlığını koruduğu gibi, en bayındır dönemini de ulaşmayı başarmıştı.

genel.2
Nemrut Kuzey Terası

KUZEY TERASI

Nemrut dağındaki tapınağı ziyarete gelen hacılar: dağın eteğindeki vadilerde toplandıkları zaman, rahibin hizmetkarları onlara su ve yiyecek getirirlerdi.

Dağın eteğinden tapınağa çıkan: iki alay merdiveni vardı. Her iki merdivenin sonlarına doğru; tapınağa yakın bir yere yerleştirilmiş stellerde, Antiochos hacılara, kutsal toprağa ayak basmakta olduklarını hatırlatır ve davranışlarına dikkat etmelerini söyler.

teraslar. en güzel resim.
Nemrut Kuzey Terası

Güneydeki alay yolu: Kommagene soyluları içindi ve Batı Terasında son bulurdu. Kuzeydeki patika, halk içindi ve kuzey terasına ulaşırdı.

Kuzey terasında: tapınağın önündeki meydanda, halk, tanrıların huzuruna çıkmadan önceki son hazırlıklarını yaparlardı. Dikkatli bakarsanız, güçlükle de olsa, hacıların Kuzey Terasına giriş yaptıkları bu yıpranmış yokuşu bulabilirsiniz.

Ziyaretçiler, Batı Terasındaki tapınaktan ayrılan 85 metre uzunluğundaki steller dizisi boyunca, kortej halinde ilerleyerek, Doğu Terasına ulaşırlar. Bu stellerde, yazıt yoktur, zira Antiochos, onları varisleri için hazırlatmıştır.

genel.3
Nemrut Batı Terası

BATI TERASI

Tümülüs’ün çevresinde ilerlemeye devam edin, Nemrut dağının en kutsal yeri kabul edilen Batı Terasına ulaşacaksınız. Bu terastan, medeniyetimizin beşiği Mezopotamya ovasını, göz alabildiğine seyredebilirsiniz. Güneş, Ay ve Zodyak’ın tüm yıldızları, solunuzdan doğup, tam karşınızda zirveye varacak ve sağınızdan batacaklardır.

Evet; Batı Terası halka açık değildi. Soyluları; bu terasa ulaştıran kortej yolu, terasın kuzeyindeki açık alanda son bulurdu. Burası: terasın girişiydi.

Girişi: 3 başlı, dev bir aslan heykeli gözlerdi. Aşağı doğru yürüdüğünüzde, onu, şimdi yüzü toprağa gömülü yatar vaziyette görürsünüz.

Batı Terasındaki heykeller:

Doğu Terasındakiler ile aynı karakterleri temsil ederler. Ancak, işçilikleri çok daha güzeldir. Konum olarak: Doğu Terasında, insanlara tepeden bakıyormuş izlenimi veren yüksek kaidedeki heykellere göre daha alçaktırlar.

kartal kafası heykeli.1
Nemrut Batı Terası

Heykellerin kopmuş başları; gövdelerinin önüne bırakılmıştır. Antiochos ve tanrı Apollon/Mithras başları arasındaki benzerlik dikkat çekicidir. Apollon/Mithras; kral Antiochos’un rahibine, ayinlerini yapmasına izin verdiği tek tanrıydı. Peki, bu tanrıyı, bu kadar özel kılan neydi?

Apollon/Mithras;

Yunan güneş tanrısı Apollon ile Pers tanrısı Mithras’ın bir birleşimiydi. Tanrı Mithras; adına ilk kez MÖ.1400 yıllarına ait bir Hitit antlaşmasında rastlanılıyor. Daha sonra Hint Vedas’ında, insanların bir dostu olarak nitelendiriliyor.

O; insanlarla tanrılar arasında bir aracıydı. Vedas’da: “Mithras. Ölümlü. Bu onurlu ve dost Mithras, bilge bir hükümdar olarak doğmuştu” yazar.

Evet: her bir tanrı, Kommagenelilere, başka bir nimet sunardı. Bugün, bögede çıkarılan petrolün de, Mithras’ın hediyelerinden biri olduğuna inanılır.

Romalı askerler, Mithras’dan o denli etkilenmişlerdir ki; onu, en gözde tanrı olarak kabul etmişlerdi. Bu hayranlıklarını gittikleri her yere taşımışlardı. Hatta: İngiltere’de bile, bazı yer altı tapınaklarında Mithras’a tapınanlar olmuştur.

kartal kafası heykeli.4
Nemrut Kartal Heykeli

Heykellerin karşısında:

Üzerinde Antiochos’un Yunan atalarının stellerinin durduğu, uzun bir sıra kaide göreceksiniz. Bu sıranın sağ köşesinden başlayarak, bir başka sırada ise, Pers atalarının tasvir edildiği steller var.

Stellerden: Darius ve Xerxes’e ait olanlar iyi durumda. Her stelin önünde; küçük bir sunak var. Bu sunaklardan ikisinde yazıt bulunuyor. Daha erken dönemlere ait bu yazılar, büyük ölçüde yıpranmış durumdalar.

antiochos ve arka planda ünlü aslanlı horoskop.1
Nemrut

Evet: aynı atalar, aynı sıra ile Doğu Terasında da tasvir edilmişlerdi. Kabartmalarda kullanılan kumtaşı, dağın eteklerindeki taş ocağından taşınmış.

Kabartmalar

Devasa kompleksin tamamıyla zıtlık oluşturmaktalar. Ne yazık ki, yumuşak kumtaşı Antiochos’un yazıtlarda dediği gibi, “yok olmaz” olmanın çok dışındaydı. Bu malzeme: belki Samosata şehri için uygun olabilirdi, ancak dağın tepesinde hüküm süren sert mevsimlere karşı asla.

tanrı heykelleri. zeus-oromasdes. batı tarafından.1
Nemrut

Heykellerin yanında, beş adet büyük stel var. Bunlar: Doğu Terasındaki aşağı kaidelerle aynıdır. Kabartmaların dördünde, kral Mithridates 1. Kallinikos; tanrıları buyur ediyor. Soldan sağa: Kommagene tanrıçası, Apollon, Zeus ve Herakles. Tanrıların isimleri, kabartmaların arkasına yazılmış. Arkeologlar, bu isimlerin eski bir metnin üzerine kazındığını ortaya çıkarmışlar.

Selamladığı tanrıları onore etmek için;

Kral, o tanrıya adanmış bitkinin stilize edilmiş yapraklarını, tiarasına takmış olarak tasvir edilmiş.

Kommagene Tanrıçası için: nar, Apollon için: defne, Zeus için: çınar ve Heraklas için: asma yaprakları takmıştır. Herakles kabartmasının yanındaki beşinci stel; Aslanlı Horoskop olarak bilinir.

Aynı Antiochos’un beş tanrı heykelinde olduğu gibi, Mithridates’in de beş steli dizisinin her iki ucuna: bir kartal ve bir aslan heykeli yerleştirilmiş.

aslanlı horoskop.2
Nemrut Aslanlı Horoskop

ASLANLI HOROSKOP (Horoskop: yıldız haritası)

Batı terasındadır. Nemrut Dağının, 2150 metrelik zirvesindeki “aslanlı horoskop” ; bilinen en eski horoskoptur.

1.75 x 2.40 metre boyunda ve 0.47 metre kalınlığında, bir taş kabartmadır. Sağa doğru yürümekte olan bir aslanı betimler. Aslanın gövdesinde: 16 ışın ve 3 yıldız var.

Bu yıldızlar: Mars, Merkür ve Jüpiter gezegenlerini temsil ediyor. Üstlerine bunların Yunanca isimleri kazınmış. Her yıldız: sivri uçlu, sekiz ışından oluşuyor.

Bu yıldızlar; Eratostenes’in Ephemeris’inde tasvir ettiği “Aslan Konstelasyonu”nu temsil ediyor.

Aslanın boynunda: yeni Ay’ın sembolü: hilal var. Hilal’in hemen üstünde: Regulus (kral) yıldızı parlıyor. İnsanlık tarihi boyunca: Regulus yıldızı, krallarla özdeştirilmiş. Kopernik “Rex”e ithafen, bu yıldıza “Regulus” adını vermiş.

Bu Ptolemeus’un; “Basileos”u ile aynıdır. Aynı yıldız, antik Akad’da, Amil-gal-ur (Gökkubbenin kralı); Babil’de Shau (kral) ve antik Pers’te dört kraliyet yıldızının lideri kabul edilmiş ve “Miyan” merkez adını almıştır.

aslanlı horoskop.1
Nemrut Aslanlı Horoskop

Aslanlı horoskop:

Adı geçen gök cisimlerinin bir anlık konumlarını tasvir ediyor. Peki ama hangi addır bu? Jüpiter’in yörüngesini tamamlaması için 12, Mars’ın ve Merkür’ün bir yıla ihtiyacı olduğunu, Ay’ın ise: yörüngesini bir ayda tamamladığını bildiğimize göre: horoskoptaki yavaş gezegenlerin, yani Jüpiter ve Mars’ın yılı; Merkür’ün ayı ve Ay’ın da günü gösterdiği ortaya çıkıyor.

Seçimde, ilk olarak Jüpiter’in Aslan Konstelasyonu’nda yer aldığı yıllar belirlenmiş ve bunlar arasında, Mars’ın da yörüngenin aynı tarafına doğru ilerlediği yıllar seçilmiş. Aynı hesaplar, Merkür için de yapılmış. Kullanılan ikinci kriter: gezegenlerin Aslanlı Horoskop’a göre: Mars-Merkür-Jüpiter şeklinde dizilmiş olmalarıdır.

Sonuç olarak: MÖ.109 yılının 14 Temmuz günü, konstelasyon seçilmiştir.

Normal şartlar altında: Merkür’ün, dünyadan çıplak gözle görülmesi mümkün değildir. Ancak, bu özel günde, Merkür güneşten en uzak konumuna alıştığı için, yeryüzünden kolaylıkla seçilebiliyordu. Güneşin doğuşu ile, Ay’ın batışı arasındaki zaman farkı: yaklaşık 17 dakikaydı.

Eğer; Ay-Kral Yıldızı buluşması, dağın tepesinden görülebildiyse, bu ancak çok kısa bir süre için, Ay’ın gerçek yerel saatle; 19.37’de batmasından hemen önce olmalıydı. Yani; yıldız ve gezegenlerin, Aslanlı Horoskop’da betimlenmiş konumlarını almalarından, yalnızca birkaç dakika önce.

Bu özel ve istisnai fenomen; yalnızca konstelasyonun oluştuğu tarihi değil, aynı zamanda kesin saati de (19.37) hesaplama imkanı veriyor ki, bu müthiş şaşırtıcıdır.

Evet, özetlemek gerekirse:

Aslanlı horoskop: gök cisimlerinin bir anlık konumunu gösteriyor. Önümüzdeki: 25.000 yıl içerisinde, bir daha yaşanmayacak bir ana tanıklık edilir. Güneşin; etkisi azalan ışığının altında çıkan yeni ayın ve onun hemen üzerinde, “kral yıldızı” olarak bilinen “Regulus” yıldızının güçlü pırıltısı, yüzleri aydınlatır.

Önceki gecelerde, Jüpiter, Merkür ve Mars; gökyüzünde adeta krallara layık bir geçiş töreni sergilerler. Tüm bu seramoni bittikten sonra; Kommagene halkı, tanrılarının yeni krallarını ziyarete geldiklerine inanarak, evlerine dönerler.

selamlaşma kabartmaları.1
Nemrut Selamlaşma Kabartmaları

SELAMLAŞMA KABARTMALARI

Kum taşından yapılmışlardır. I. Antiochos’un: Herakleş, Zeus, Kommagene ve Apollon ile selamlaşmasını sembolize eder. Tanrıların isimleri: kabartmaların arkasına yazılmıştır.

tümülüs en güzel resmi.1
Nemrut Üç Kral Mezarı

ÜÇ KRAL MEZARI-ANTİOCHOS TÜMÜLÜSÜ

Küçük kırma taşların yığılması ile oluşturulmuş olan tümülüs, 2150 metre yüksekliktedir. Kendi yüksekliği ise 50 metre ve çapı: 150 metredir. Yapılışı: MÖ.1’nci yüzyıla tarihleniyor. Antik tören yolu; tümülüsün çevresinden dolanıyor.

Nemrut Tümülüsü’nün altında: gizli bir mezar odası bulunduğu bilinmektedir. Mezar odasını bulmak için: Romalılardan günümüze kadar, defalarca Tümülüste tüneller açılmış, ancak bugüne kadar, hiçbir girişim Kommagene krallarının mezarının bulunmasını sağlayamamıştır.

Bunun sebebi: mezar odasının, Tümülüsün içinde değil, Tümülüsün altında kalan masif kayanın içine oyulmuş olmasıdır.

Kralın kemiklerinin ya da küllerinin, ana kayaya oyulmuş olan bir odaya konulduğu ve düşünülüyor.

Yani: kralın mezarı tam olarak ortaya çıkarılmış değil. Yani. Efsanevi Kommagene kralı I. Antiochos’un mezarı kayıp.

Bir söylentiye göre:

Birkaç basamakla başlayan ve dağın içine doğru bir eğimle devam eden kayaya oyulmuş bir tünel, mezar odasına açılmaktadır.

Mezar hücresinde, yan yana üç mermer lahit vardır. Bir yanında babası Mithridates, diğer yanında başka bir kral olmak üzere, ortadaki mezarda kral Antiochos yatmaktadır.

Naaşların iyi durumda oldukları sanılmaktadır. Mezar odası: ölçüleri: 5×9 metre ve yüksekliği ise: 2.4 metredir.

Yazıtlara göre; mezar odasına girenleri, büyük tehlikeler beklemektedir. “Bir şeytanın sureti burayı bekler, buraya giren ne onu yenebilir ne de ondan kaçabilir.”

Tümülüs’ün girişi kuzeydedir. Çevresinde ise; Kral I. Antiochos’un şerefine düzenlenen törenlere mahsus; üç teras vardır.

YÜCE TANRILARIN GÖRÜNMESİ

Kommagene’de, her yıl, iki önemli kutlama yapılırdı. 16 Aralık/Ocak tarihinde kral Antiochos’un doğum günü ve 14 Temmuz tarihinde ise kral Antiochos’un taç giyme töreni ve aynı zamanda “Yüce Tanrıların Görünmesi” günü olarak kutlanırmış.

Kutlamalar süresince: iki gün, Kommagene’de hayat durur, halk Nemrut Dağındaki ya da kral Mithridates 1’in bölgede yaptırdığı diğer tapınaklardaki şölenlere katılırlarmış.

Şenlikler, kral Antiochos’un Doğu ve Batı Teraslarında yaptırdığı Nomos’ta ayrıntılı olarak kaydedilmişti.

“Vakit gece yarısına geliyordu.

Kommageneliler, ellerinde meşaleleriyle dağa tırmanmaktaydılar. Işıktan bir kurdela dağa dolanmakta. Yüzlercesi, Kuzey Terasında toplanmışlar.

Ve sıra halinde, Doğu Terasına yürüyorlar. Alanın, iki yanında yerlerini alıyorlar.

Meydanı: dolunayın yumuşak ışığı aydınlatıyor. Ay usul usul Tümülüs ardında kaybolurken, tanrılar, yüksek tahtlarından insanlara bakmakta.

Üçayak sehpalara oturtulmuş, büyük metal çanaklarda ateş yakılmış. Tanrılar ve insanların bedenlerinde, gölgeler titreşiyor.

Tam sessizlik. Kral, ateş sunağında, ayakta tanrıları bekliyor. Rüzgar saati işlemekte. Heyecan artıyor. Aniden, açık ve güçlü bir trompet sesi. Dağ titriyor. Sanki tanrılar tahtlarından kalkmış da kütlesel bedenleri yıldızları gölgeliyor.

Birkaç saat sonra, güneş her yeri, altınla kalaylıyor. Tören bitiyor. Kommageneliler, evlerine dönüyorlar. Mutlular. Tanrıların korunmasına layık olduklarına bir kez daha tanık oldular.

KRAL MİTHRADATES’İN TAÇ GİYMESİ

Yazıtlardan öğrendiğimize göre: 14 Temmuz, Kommagene’de, Kral Mithradates’in taç giydiği gün olarak kutlanmıştı. Bu özel tarih, çok önceden belirlenmiş ve taç giyme töreni için uygun bulunmuştu.

Kral ve meclisi; Nemrut Dağının tepesinde toplanırlar. Mithradates ve babası, Kral Samos II.; Batı Terasında güneşin batışını izlerler. Güneşin hızla kaybolan ışığında; yeni ayın gümüşi zarif hilalini ve onun hemen üzerinde de; Kral Yıldızının güçlü pırıltısı görülür.

Kral Yıldızı (Regulus) hilalin yeni Kommagene ülkesinin üzerinde parıldamaktadır. Bundan daha güzel bir sembol olabilir mi?

Önceki gecelerde, Kommagene halkının ilerleyişlerini ve Regulus’un üzerinden geçişlerini izledikleri Jüpiter, Merkür ve Mars’ta görülmekte. Kommageneliler; tanrıların yeni krallarını ziyarete geldiğine inanmaktadırlar.

Ve; güneşin son ışıkları da kaybolur.

Sıra; Ay’ın yükselişine gelmiştir. Ay; peşindeki kral yıldızı ile birlikte, Torosların arkasında kaybolur. Samos’un oğluna, diademi teslim edişine yalnızca gökteki tanrılar şahit olurlar o gün. Tören biter.

Artık Kommagene’nin kralı, Mithradates 1 Kallinikos’dur. O tanrıların çocuğu ve halkı için bir nimettir.

Mithradates, taç giydiği günün anısına, Aslanlı Horoskop’u ve tanrıları selamlamasını betimleyen kabartmayı yaptırır. Bu beş kabartmanın her iki yanında, bir kartal ve bir aslan heykeli nöbet tutar.

Kral Mithradates’in oğlu Antiochos, babasının yaptırdığı kabartmadaki tanrıların tıpatıp heykellerini yaptırır. Bunlar: Apollon, Kommagene Tanrıçası, Zeus ve Herakles’dir. Ve yine, bu dev heykeller, sırasının iki ucunda bir kartal ve bir aslan heykeli yer alır.

Antiochos’un yaptırdığı heykeller, babasınınkinden çok daha büyüktür.

“Atalarımın yaptırttığı tapınaklardan daha büyük ve daha güzellerini, arkamda bırakmakta kararlıyım” diyen Antiochos’un sözünü tuttuğunu görüyoruz.

NEMRUT MİLLİ PARKI İÇİNDE, DAĞ BÖLGESİ DIŞININ GEZİLMESİ

Karakuş Tümülüsü; gezimizin ilk durağıdır.

kadınlar için yaptırılmış anıt mezar.1
Nemrut Karakuş Tepe Tümülüsü

KARAKUŞ TEPE TÜMÜLÜSÜ (KADINLAR ANIT MEZARI)

Milli Parkın güneybatısında, Adıyaman-Kahta girişindedir. Arsameia şehrinin 10 km. güneydoğusundadır. Tümülüsün yüksekliği: 21 metredir. Kommagene kralı II. Mithradates tarafından, annesi İsas adına yaptırılmıştır.

Burada: kral II. Mithridates’in annesi İsias, kız kardeşi Antiochis ve kız kardeşinin kızı Aka yatmaktadır.

Anıt mezar; sütun üzerindeki kartaldan dolayı, Karakuş Tümülüsü olarak anılmaktadır. Tümülüsün üzerindeki taşlar: dere yatağından toplanarak getirilmiş ve büyük bir tepe oluşturulmuş. Tümülüsün hemen önünde, bir sütun var.

Bu sütunun üzerinde bir kartal heykeli var. O yüzden, halk arasında, burası Karakuş Tümülüsü olarak anılıyor.

Doğu, batı ve güney yönlerde, dörder sütun varken, günümüzde doğuda iki, batıda ve güneyde birer sütun kalmıştır. Doğu sütun üstünde; aslan ve kartal heykeli kalıntıları, batıdaki sütun üstünde: tokalaşma steli, yerde aslan heykel parçası var.

Nemrut Dağı giriş noktası olarak belirlenen Karakuş Tümülüsü; Milli Park koruma alanı içindedir.

ARSAMEİA (NYMPHAİOS ARSAMEİA’SI) ŞEHRİ

Arsameia ören yeri: Adıyaman’a 60 km. uzaklıktadır. Kahta çayının doğusunda yer alır. Kommagene krallığının yazlık başkenti ve idare merkeziymiş.

Eski Kahta Köyü yakınlarındadır. MÖ.2’nci yüzyılın başlarında kurulmuş. Kalıntılar oldukça yıkık durumda.

Güneydeki tören yolunda: Mitras’ın kabartma steli, ayin platformu üzerinde: Antiochos-Herakles tokalaşma steli ve bunun önünde; Anadolu’nun bilinen en büyük Grekçe yazıtı var.

Yazıtın bulunduğu yerden başlayan; 158 metre derine inen bir tünel ile, yazıtın batısında, benzer bir kaya dehlizi var.

Tepe üzerindeki platformda: Mithradathes Callinichos’un mezar tapınağı ve sarayı var. Yapılan saray kazılarında; çok sayıda heykel parçası, bir kraliyet ve Antiochos başı bulunur.

Saray dendiğine bakmayın, ortada bir şey yok. İki adet mağara var. Mağaralardan birisinde Herakles ile kralın tokalaşma sahnesi var.

Mağaranın üzerinde: krallığın yasalarının yazılı olduğu büyük bir bölüm var. Anadolu’daki en büyük Grek yazıtıymış. Aşağıdaki mağara çok derinlere kadar iniyormuş.

Mağara içinde, bir süre sonra, oksijen azlığından ilerlemek mümkün değil. Bu mağaraların; karşıdaki kale ile bağlantılarının bulunduğu söyleniyor.

Burada: Mithridates’in kutsal alanı bulunmaktadır.

YENİ KALE

Adıyaman’a 60 km. uzaklıkta, Kocahisar köyü yakınlarında, sarp kayalar üzerine kurulmuştur. Kommageneler tarafından inşa edilen kale; karşıdaki Arsameia ile birlikte kullanılmıştır.

Romalılar ve ardından Memluklar tarafından restore edilen kale; en son 1970’lerde onarılmıştır.

Kale içinde; çarşı, cami, zindan, su yolları, güvercinlik kalıntıları ve kitabeler bulunmaktadır. Kale’den; Nymphois’e inen su yolu: bir tünelle Arsameia’ya bağlanmıştır. 80 metreyi bulan bu yolla; halen suya ulaşmak mümkündür.

cendere köprüsü.2
Nemrut Cendere Köprüsü

CENDERE KÖPRÜSÜ

Adıyaman’a 55 km. uzaklıkta ve Karakuş Tümülüsü’nün kuzeydoğusundadır. Kahta çayının en çok daraldığı kesimde; iki ana kaya üzerinde, 92 iri kesme taştan yapılan bir büyük kemer ve doğu tarafındaki küçük bir tali kemerden oluşur.

Dünyanın halen kullanılmakta olan, en eski köprülerinden biriymiş. Kahta ve Sincik’i birbirine bağlıyor.

Köprünün aşağısına, Cendere çayına inmek mümkün, inin ve çayın serin sularında ellerinizi yıkayabilirsiniz.

Samsat’ta karargah kuran, 16’ncı Roma Lejyonu tarafından, MS.200’ün başında inşa edilen köprünün: giriş ve çıkışlarında sütunlar bulunmaktadır.

Köprü ve yapımı hakkında bilgiler içeren kitabelerden: köprünün Roma hükümdarı Septumus Severus’a ve Romalılar tarafından askerlerin anası olarak anılan eşi Julia Donma adına yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

Arsameia şehrinin 10 km. güneydoğusundadır.

Adıyaman Gölbaşı

Adıyaman Gölbaşı

Bulunduğu konum itibarıyla, önemli yolların kavşağında bulunmaktadır ve bu yüzden, ulaşım bakımından herhangi bir sorununun bulunmaması, yörenin gelişimini olumlu yönde etkilemiştir. Evet Adıyaman ilinin en batısındaki ilçesi. Bu nedenle: Malatya gibi illeri, Gaziantep ve Kahramanmaraş gibi batıya bağlayan geçit durumundadır.

Adıyaman Gölbaşı

ULAŞIM

Gölbaşı, bağlı bulunduğu Adıyaman il merkezine 63 km. uzaklıktadır. İlçe: Doğu Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerin, Doğu Anadolu bölgesine bağlayan Gaziantep-Malatya karayolu ve Adana-Malatya demiryolu üzerinde bulunmaktadır.

Adıyaman Gölbaşı

TARİH

Gölbaşı ilçesinin en önemli tarihi yönü yol kavşağında bulunmasıdır. Bu yol Cumhuriyetin kuruluşundan sonra buradan geçen Devlet Demir yolları ve Doğu-Güneydoğu Akdeniz bağlantı yolu olan kara yolu ile pekişmiş ve özellik belirginleşmiştir. Çünkü ilk çağlarda Gölbaşı’ndan geçen transit yol “Bağdat yolu, Savaş yolu, Halep yolu, Murat yolu” gibi isimlerle anılmıştır.

Gölbaşı ilçesinin yerleşim yeri, önceleri boş bir arazi iken: 1934 yılında demir yolunun buradan geçmesi sonucunda, bir yerleşim merkezi haline gelmiştir. Çevreden buraya olan göçler, zamanla yoğunlaşmış ve 1954 yılında Besni ilçesine bağlı bir köy iken, 1958 yılında ilçe haline gelmiştir.

Hatta, öyle bir gelişim göstermiştir ki, Adıyaman ilinin en büyük ilçelerinden biri haline gelmiştir.
Ancak, yörede antik döneme ait kalıntılar yoğun değildir ve buna bağlı olarak antik dönemde burada iskan alanı bulunmadığı değerlendirilmektedir.
Yörenin tarihi geçmişindeki tek özelliği: önemli bir yol kavşağında bulunmasıdır. Şöyle ki, ilk çağlarda, buradan geçen transit yol: Bağdat yolu, Savaş yolu, Murat yolu, Halep yolu gibi isimlerle anılmıştır.
Gölbaşı, 1958 yılında Besni ilçesinden ayrılarak, Adıyaman iline bağlı ilçe haline gelmiştir. İlçe olarak ayrılmadan önce, Besni ilçesine bağlı “Karaçalık” köyü olarak bilinmektedir.

Adıyaman Gölbaşı

GENEL

Gölbaşı ilçe merkezi, önceleri boş bir arazi iken, 1934 yılında demir yolunun geçmesiyle bir yerleşim merkezi haline gelmeye başlamıştır. 1930 yılında Gölbaşı ovasından Fevzipaşa-Malatya bağlantılı demir yolu hattının geçmesi planlanmış ve ilk olarak “Gölbaşı İstasyonu” adıyla bir hizmet binası yapılmıştır. İşçe burası, Gölbaşı için yerleşmenin ilk nüvesi olmuştur.

Civar il ve ilçelerden göçler neticesinde 1954 yılında Besni ilçesine bağlı bir köy olmuş, 1958 yılında ise ilçe olmuştur. Hızlı gelişme seyri sonucu, bugün Adıyaman ilinin en büyük ilçelerinden biri haline gelmiştir. Deniz seviyesinden yükseklik 866 metredir. En yüksek dağ 2500 metre yükseklik ile Akdağ’dır. Gölbaşı’nın 7 km kuzeydoğusunda, Göksu çayı üzerinde (Kumluk köprüsü civarı) inşa edilecek Çataltepe Barajının tamamlanmasıyla Adıyaman ve Gaziantep’e içme suyu verilebileceği gibi Gölbaşı ovası ve çevresindeki arazinin sulanması imkan dahiline girecektir.

Adıyaman Gölbaşı Gölfest

GÖLFEST FESTİVALİ

Her yıl, Gölbaşı ilçesinde Tarım, Kültür, Sanat, Turizm, Eğitim, Spor ve Yardımlaşma festivali, kısa ismiyle Gölfest yapılıyor. Festivalde çeşitli yarışmalar, dans gösterileri düzenleniyor. Konser kısmı son yıllarda düzenlenmiyor.

Adıyaman Gölbaşı Meslek Yüksekokulu

ADIYAMAN ÜNİVERSİTESİ GÖLBAŞI MESLEK YÜKSEKOKULU

Yüksekokul, 2006 yılında yapılan değişiklik ile, Adıyaman Üniversitesine bağlanmıştır. Okulda “Bilgisayar Teknolojileri” başta olmak üzere birçok bölüm vardır.

NE YENİR-NE İÇİLİR

Gölbaşı yöresine yolunuz düşer ve yerel lezzetlerden tatmak isterseniz, önerim: içli köfte, çiğ köfte, keklik kömbesi, yahni, borani olabilir. Patlıcan, domates ve biberden yapılan dövmeç yemeği de, buraya has ve gerçek bir lezzettir. Son olarak: çiğdem mevsiminde toplanan çiğdemlerin meyve kısmından yapılan çiğdem sütlacını mutlaka denemelisiniz.

Adıyaman Gölbaşı

GEZİLECEK YERLER

GÖLLER BÖLGESİ

Yer yapısının kuzeydoğu ucunda Gölbaşı gölü yüzölçümü itibarı ile en büyük, güneybatı ucundaki İnekli gölü en küçük olanıdır. Bu ikisi arasında Azaplı gölü vardır. Gölbaşı gölünün fazla gelen suları bir gelegenle Azaplı gölüne, bu gölün fazla suları İnekli gölüne, İnekli gölünün ve dolayısıyla sözü edilen üç gölün fazla suları da yine bir gidegenle Aksu çayına boşaltılmaktadır.

Adıyaman Gölbaşı gölü

GÖLBAŞI GÖLÜ

İlçeye ismini veren bu göl, ilçe merkezindeki göllerin en büyüğüdür. Kuzeydoğu ve Güneybatı yönündeki çöküntü hendeğinin deniz seviyesinden yüksekliği 885 metredir. Gölbaşı gölü, büyük ölçüde akarsular tarafından beslenmektedir. Göle dökülen akarsuların rejimi ile göl seviyesi arasında bağlantı vardır. Gölü besleyen en önemli akarsular, göle güney ve kuzeydoğudan karışmaktadır. Bunlar bol yağışlı dönemlerde göle doğrudan ulaşabilmektedir.

Ancak çoğunun suyu, kendi oluşturdukları alüvyon dolgu içinden sızarak yeraltına iner ve yeraltındaki gölü beslemektedirler. Oluşum bakımından, kartik tektonik göller gurubundadır. Suyu tatlı fakat içilmeye uygun değildir. Gölün uzanışı, doğu-batı yönlü olup, güneyinde bir miktar ovalık alan, sonrasında ise platoluk alan görülür. Bazı yerlerde alüvyon saha bulunur.

Gölün yüzölçümü 3 km kareye yakındır. Gölün en derin yeri 22 metredir. Göl seviyesi ilkbaharda yükselmekte, sonbaharda ise alçalmaktadır. Batı istikametinde, kanal ile Azaplı gölüne bağlanır. Gölleri birbirine bağlayan bu kanal gelecekte su sporlarının yapılması için düşünülmektedir.

Bu özelliği nedeniyle: GAP Mesire Alanı olarak ilan edilmiştir. Gölbaşı gölünün çevresi motorlu araç trafiğine kapalı, yürüyüş ve spor amaçlı, faytonların süslediği bir kıyıya sahiptir. Gölbaşı gölünün bir özelliği daha var, birçok gölde nilüfer çiçeğinin tek rengi var iken, burada iki rengi mevcuttur.

Adıyaman Gölbaşı Azaplı gölü

AZAPLI GÖLÜ

Gölbaşı gölünün bir kanalla bağlandığı Azaplı gölü, 3 km kare büyüklüğündedir. Tektonik oluğun en çukur yerinde b ulunmaktadır. Deniz seviyesinden 850 metre yüksekliktedir. Diğer göllere oranla daha derindir. Su hacmi, Gölbaşı ve İnekli göllerinden daha fazladır. Bu özellik, Azaplı gölünün tektonik oluğun merkezi kısmında bulunması, çökmenin burada fazla olması, ayrıca göl dibine Eosen kalkerlerinin hakim olması ve böylece çözünmeye bağlı olarak gölün derinleştiği ortaya çıkmaktadır.

Kıyıları: girintili çıkıntılı değildir, sazlık ve kamışlıklarla kaplıdır. Suları tatlı fakat içmeye elverişli değildir. Oluşumu karstik bir yapıya sahiptir. Azaplı gölü 25 metre derinlik ile en derin göldür. Su hacmi diğer iki gölden daha fazladır. Diğer göllere göre dar alanlı olmasına rağmen, su hacminin fazla olmasının sebebi, daha derin olmasıdır. Sazan ve yayın balığı yetiştirmek için müsait olan gölde, yılda yaklaşık 20 ton sazan ve 25-30 ton yayın balığı üretilir.

Ayrıca göl sulama amaçlı kullanılmaktadır. Gölün doğu kenarındaki Hüyük Tepe (895 metre) eski bir adadır. Burası, göl seviyesindeki değişmelere bağlı olarak zaman zaman yine ada özelliği gösterir ve üzerindeki yığıntıdan dolayı da Hüyük ismini alır.

İNEKLİ (YEŞİLOVA) GÖLÜ

Gölbaşı’nın en batısındaki göldür. Denizden yüksekliği 863 metredir. Yüz ölçümü olarak üç gölün en küçük olanıdır. Ancak beslenme havzası açısından en büyüğüdür, çünkü İnekli gölü, büyük ölçüde Gölbaşı ve Azaplı göllerinin su rejimi etkisi altındadır. Gölbaşı ve Azaplı göllerinin suları yüzeysel olarak kısmen de yer altından İnekli gölüne doğru bir akış gösterir.

Çevresi sazlık ve kamışlıktır. Suyu tatlı ama içilmez. İnekli gölü su seviyesi, kış ayları ile Mart ve Nisan aylarında yükselir. En düşük seviyesi ise, yaz aylarında ve Eylül ayındadır. Gölün azami derinliği 13.60 metredir. Bataklık alanını kurutulması için, gölün güneybatısındaki gideğeni yönünde, Gökyar boğazına doğru 1986 yılında bir tahliye kanalı açılmıştır.

Böylece gölün fazla gelen suları, bu kanal vasıtasıyla boşaltılmış ve kıyı gerisinde Gölbaşı ve Azaplı gölü çevresini de içine alacak şekilde, nispeten geniş bir alanda zirai faaliyet yapılabilir hale gelmiştir. Gölbaşı, Azaplı ve İnekli gölleri, DSİ tarafından kanallarla birleştirilmiştir.

Adıyaman Gölbaşı Gölleri Tabiat Parkı

GÖLBAŞI GÖLLERİ TABİAT PARKI

Kahramanmaraş ile Gölbaşı üzerinden gelerek Ermenek-Malatya istikametine doğru giden kırık hattının, bu civarda çökmesi sonucu, kuzeydeki Toroslardan gelen suların kaynak oluşturarak buraya dolması ile bu üç göl meydana gelmiştir. Göllerin çevresi alçak tepelerle çevrilmiştir.

Oluşum bakımından tektonik-karstik göller gurubuna girer. Gölbaşı ilçesinde, söz konusu göllerin içinde bulunduğu 16 bin dekarlık alan, 2008 yılında Gölbaşı Gölleri Tabiat Parkı olarak ilan edilmiştir. Gölbaşı, Azaplı ve İnekli gölleri, iletim kanalları ile birbirine bağlanmıştır. İnekli gölünden Çelik köyü tren istasyonuna kadar yaklaşık 2 km yaya yürünerek yaban hayatı gözleme noktasına ulaşılabilir.

Adıyaman Gölbaşı Gölleri Tabiat Parkı
Adıyaman Gölbaşı Gölleri Tabiat Parkı

Göksu çayından pompalanarak göle akıtılan su, Gaziantep’e içme suyu olarak da verildiğinden, göller arasında 40 metre genişliğinde kanallar açılarak, 50 km yi bulan bir su yolu yapılmıştır. Yoğun yağış alan yıllarda, göllerin su seviyesi artar ve göller taşkın alanları ile geçici olarak birleşir.

Göller ıslak çayırlar ve sazlıklarla çevrilidir. Dere vadisinin kuru bölgelerinde kavak toplulukları ve tarım alanları vardır. Daha dış kısımlarda ise fıstık ve meyve bahçeleri bulunur. Alanda üreyen 11 tür su kuşu vardır. Özellikle “turna” nın dünyadaki en güney üreme alanlarından biridir.

Nesli dünya ölçeğinde tehlike altında olan kız böceği, alana özel statü kazandıran en önemli türlerden biridir. Bölgede yoğun küçükbaş ve büyükbaş hayvan yetiştiriciliği yapılır. İnekli ve Azaplı göllerinde balıkçılık yapılmakla birlikte kirlenme nedeniyle Gölbaşı Gölünde son yıllarda balıkçılık yapılamamaktadır. Buğday, mercimek ve arpa açısından en çok ekilen tarımsal ürünlerdir. Göllerin arasındaki kanal sistemi aracılığıyla bölgedeki su seviyesi kontrol edilmektedir.

Adıyaman Gölbaşı Tren İstasyonu

GÖLBAŞI TREN İSTASYONU

İlçe merkezindedir. İdari binalar ve su deposu binalarından oluşur. Bu binalardan bazıları yıkılmıştır, yıkılmayanlar ise özgün yapılardır. Binalar kesme taştan yapılmış olup yakın dönemde sıvalar yapılmıştır. Köşe taşlarında kapı etraflarında ve alt pencerelerinden dışa çıkıntılar bulunur.

Adıyaman Gölbaşı Altınlı Köprü

ALTINLI KÖPRÜ

Köprü Gölbaşı ilçesinin simgesidir. Yolbağ köyü sınırları içindedir. Köprüye, ilçe merkezinin 10 km kuzeyindeki Karagüney, Karahasan ve Miçolar köyü yol güzergahından gidilir. Göksu çayı üzerindedir. Gölbaşı ile Elbistan arasındaki ulaşımı sağlar. Köprü: Harmanlı kasabası yakınında Göksu üzerinde bulunan “Paşa köprüsü”, Yaylacık köyünde 6 km uzaklıkta, Göksu üzerinde bulunan “Vijne köprüsü” ile yaşıttır. Muhtemelen Selefkiler döneminde yapılmıştır.

Ancak bir rivayetlere göre, kralın kızı tarafından yaptırılmıştır ve yıkılma durumunda, eşdeğer köprüyü inşa edecek altın, civarda gömülüdür. Bu yüzden köprünün ismi “Altınlı köprü” olmuştur. Yine bir söylentiye göre, bu köprünün Deli Dumrulun meşhur köprüsü olduğuna inanılmaktadır. Köprünün uzunluğu 83 metredir. 4 kemer göze sahiptir. Köprü muhtemelen Anadolu Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Besni-Elbistan kervan yolu için kullanılmıştır.

Ayrıca 16’ncı yüzyılda Osmanlı Arşiv kayıtlarında bu güzergahın “Adıyaman-Behisni-Gölbaşı-Elbistan-Maraş güzergahı” ya da “Karasungur yolu” olarak kaydedilmiştir. Bu yolun önemini ve sürekliliğini göstermesi açısından bu durum dikkat çekicidir. Evet, Çetintepe Barajının yapılması nedeniyle, su tutulmaya başlandığında köprü baraj suları altında kalacaktır. Ancak köprünün gelecek nesillere sağlam olarak aktarılması düşünüldüğünden, restorasyonu yapılarak dayanıklılığının arttırıldığı söyleniyor, ama hiç sanmıyorum, baraj sularının altında kalınca büyük olasılıkla köprü elden çıkacaktır.

Mimari

Köprünün büyük bir kemeri ve kademeli olarak küçülen üç kemeri daha vardır. Ana kemer: temelde 14 taş ve yukarı çıkıldıkça kademeli olarak daralır 9 taş olur. Kemerin batı kısmında 63 ve doğu kısmında 70 sıra taş vardır. Ana kemer, azgın suya karşı korunmak için, koni şeklinde, kemerin her iki tarafına destek yapılmıştır. İkinci kemerde, tabanda 9 sıra taş ve toplam 33 taş vardır. Üçüncü kemerde: 10 sıra taş ve toplam 26 taş vardır.

Dördüncü kemerde: 9 sıra t aş ve toplam 19 sıra taş kullanılmıştır. Köprünün önden yüksekliği 20 metreye yakındır. Sağda kaya zemine oturmakta, solda taşma kemerleriyle çay yatağını aşmaktadır. Kemerler beyaz kesme taşlardan, diğer kısımlar moloz taşlardan yapılmıştır. Taşlar harç kullanılmadan, sıkıştırma (Cendere) yöntemiyle yerleştirilmiştir.

HARMANLI

Daha önce buraya “Pervari” deniyormuş. Pervari’den şu şekilde söz edilmektedir.”Bestesha (Besni) civarına gelip yerleşen bazı Türkmen Oymakları arkadan gelen göçlerin teshiriyle küçük ovaya doğru yola çıkarlar. Türkmen oymaklarından Atlı, Çakallı ve Beydilli oymakları, düşmanlarına karşı birleşirler. Oymak beyliğini ise Beydilli aşiretlerinden Muhammed Pervari yapar. Bu büyük kafile üç göl çevresine dağılır.

Atlı ve Çakallı birliği bozularak ayrılır. Muhammet Pervari ise küçük kardeşi Mahmut Pervari ile Hz. Ali’nin atının izi olduğuna inanılan Ali Kayası civarına yerleşirler. Civardaki eşkıya baskınları bu iki kardeşi yıldırır. İskan etmiş birkaç oymakla birlikte daha yukarıda bir yerde birleşirler. Ancak büyük kardeş ölür, küçüğü ise oymakla ayrılarak Cenub tarafında iskan eder. Gittiği yer Küçük Perveridir. Büyük ve Küçük Perveri diye iki yerleşim yeri olur. Kasaba böylece adını oymak beyi olan Muhammed Pervari’den almıştır.

Uzun mağara

Mağarada 3 tane gizlenme odası vardır. Girişi doğuya bakmaktadır. Büyük ihtimalle, 1245 yılında Moğol istilasında, askerlerden gizlenmek için buraya kaçanlar tarafından oyulmuştur.

Adıyaman Gölbaşı Paşa Köprüsü

Paşa köprüsü

Harmancı kasabasında Göksu ırmağı üstündedir. Tarihi ipek yolu güzergahındadır. Ancak 1954’lerde üzerinden ağır bir iş makinası geçirilmeye çalışılmış ve bunun üzerine ağır hasar görmüş ve yine bir idareci tarafından tehlikeli olmaması için dinamitlenerek yıktırılmıştır. Malum ülkede tarihi eser, tarihi değer bilinci yok, bunlara taş diye bakan zihniyet.

Adıyaman Gölbaşı Ulupınar

Ulupınar

İpekyolu güzergahında, kesme taştan yapılmıştır. Yapım tarihi ve yaptıranlar bilinmemektedir. 6 tane oluğu var, pınarın suyu kuzeye giden kanala yönlendirildiğinde Göksu nehrine akmaktadır. Batıya giden kanala yönlendirildiğinde ise, suyu Gölbaşı gölüne karışmaktadır. Daha önce bir kısmı yıktırılmış, ancak 1993 yılında Paşa köprüsünden temin edilen 23 taş ve dışarıdan getirilen taş ustaları ile tekrar yapılarak eski görünümüne kavuşturulmuştur.

Kavkutlu Höyük

Harmanlı Beldesi Kavkutlu mevkiindedir. Gölbaşı-Harmanlı yolu üzerindedir. Düz bir arazi üzerinde yer alan höyük, yaklaşık 160 metre genişliğinde ve 120 metre uzunluğundadır. Höyük yaklaşık 5 metre yüksekliktedir. Geç Tunç çağından başlayarak Helenistik, Roma ve Geç dönemlere kadar kullanıldığı bilinmektedir.

NASIRLI

Köy ilçe merkezine 29 km uzaklıktadır. Evler iki katlı ve topraktır. Köyün ilk kuruluş yeri, Mendededir. (Minik Dede) Buradan da kız kapana göç edilmiştir. Burada da aşiret kavgaları başlamış, köy ikiye ayrılarak Yukarı ve Aşağı Nasırlı köyleri olmuştur.

Aşağı ve Yukarı Nasırlı köylerinin asıl sahipleri “Cec oğulları” dır. (Besni ağaları olarak da bilinirler.) Malatya Akçadağ ilçesindeki Levent oğulları ile Harun oğulları arasında çetin kavgalar olur. Levent oğulları, Aşağı Nasırlı’ya göç ederler. Cec oğulları ile bunlar arasında da yerleşme konusunda uzun mücadeleler olur. Köy tarihi zenginliklerle doludur.

Mendene Höyüğü

Nasırlı köyünde, köyün ilk kuruluş yeri olan Mende’dedir.

Kız Kapan

Burada su sarnıçları, basamaklarla çıkılan mağaralar vardır. Çevrede, çok sayıda cam, ok demirleri, çanak ve çömlek kalıntılarına rastlanmıştır.

Gölün başı mağarası

Köyün güneyinde, 2 km uzaklıkta Çardak veya Gölün Başı Mağarası olarak isimlendirilen bir mağara vardır. Mağarada “öküz başı rölyefi” bulunmuştur. Buraya “Musa Gediği” de denilmektedir.

Kırkbayır

Köyün kuzeyinde Kırk Bayır denilen yerdeki mağaralarda, mezarlara rastlanmıştır. Köy merkezine 2 km uzaklıktaki bu mağaralarda, 5-6 cesedin konulacağı yer ile başlarının da konulacağı seki yapılmıştır.

BELÖREN

İlçenin güneyinde 23 km uzaklıktaki Belören beldesi, Gölbaşındaki tarihi yerleşim merkezleri içinde, tarihi kalıntılar bakımından en zengin olan yerlerden biridir. Beldenin eski ismi “Belviran” olup “halkın dayanışması” anlamında kullanılmıştır. 1968 yılında belediyelik olunca “Belören” ismini almıştır.

Beldedeki tarihi kalıntılar ile mevkileri şu şekildedir:

Heyik mevkii

Köyün 6 km batısında eski yerleşim yeridir. Buranın tarihi bir şehir olduğu, dükkan olması muhtemel kalıntılardan, yine buradaki mezar kalıntılarından anlaşılmıştır. Taşlar doğal halindedir.

Keykubat kalesi

Beyören’in kuzeyinde 5 km uzaklıktadır. Çevresi surlarla çevrilidir. Kale, Roma harcı ile yapılmıştır.

Kent bölgesi

Belören beldesinin güneyinde 5 km uzaklıktadır. Burada, taş mimari parçalar ile mezar kalıntıları bulunmuştur.

Peri önü

Belören beldesinin güneyinde 2 km uzaklıkta, bu höyük vardır. Buranın da eski bir yerleşim yeri olduğu bilinmektedir.

ÇELİK 

Çelik ilçe merkezinin 14 km kuzeyindedir. Köyün kesin kuruluş tarihi bilinmemekle birlikte göçer Türkmenler tarafından kurulduğu tahmin edilmektedir. Köyün içindeki çeşme “Kürt Pınarı” adını ilk olarak bu göçerlerden alır. 1968 yılında yapılan müteahhitlik çalışmasında, atılan dinamitlerden sonra, tesadüfi olarak Bizans dönemine ait binlerce altının toprağa savrulduğu bilinmektedir.

ÇATALTEPE

İlçe merkezine 7 km uzaklıktadır. Köy ismini kurulduğu yerin birkaç dağ yamacında olmasından alır. Köyün kuruluş tarihi, kesin olarak bilinmemektedir. Çevrede “Aşağı ve Yukarı Örenli” denilen iki tane eski yerleşim merkezi olduğu söylenir. Devlet bürokrasisinin çeşitli kademelerinde yetişmiş çok sayıda elemanı vardır.

Köydeki tarihi kalıntılar ve yapılar şunlardır:

Köristan-Kölisten

Burada, dağın üzerindeki kalıntının ne olduğu kesinlik kazanmamıştır. Bu kalıntıların yel değirmeni veya bir kiliseye ait olduğu söylenir.

Kara mağara

Köyün güneybatısındadır. Doğal mağaranın üzerinde 1 metre çapında ve 2 metre derinliğinde, tahıl saklama veya şarap kuyuları olduğu söylenen kalıntılarla karşılaşılmıştır. Ayrıca burada kilise ve ev kalıntıları bulunur. Bunlar da burada bir yerleşim olduğunu gösterir.

Kara mağara bölgesinde Yolbağı mezarlardan anlaşıldığına göre gayri Müslimlerin yaşadıkları yerdir. Hangi döneme ait olduğu bilinmeyen bir kale yıkıntısı vardır. Hatta buralarda, Kurtuluş savaşına kadar Ermenilerin yaşadığı, Kurtuluş savaşından sonra Halep’e göç ettikleri söylenir.

Mezgitli Yaylası

Yaylada bulunan Gümbürtü mağarası adını, yere sertçe vurulduğunda çıkan sesten almıştır. Mağaradaki yaşam izleri burada yatak şeklindeki oyuklardan anlaşılmaktadır.

Beş Tepe

Köyün batısında, Göksu ırmağını geçtikten sonra Meydan Köyü sınırlarında birbirine sıralı beş tepe vardır. Beş Tepe Mevkii denilen bu tepelerin üzerinde Roma harcına benzer harçla yapılmış kapı kalıntıları mevcuttur. Bu tepelerin birinde bulunan bir mağarada 4x 4 metre ebadında, ikon veya benzeri eşya koymaya yarayan taştan oyma raf vardır.