İskoçya Edinburgh Genel

İskoçya Edinburgh Genel

Şehir: İskoçya’nın başkentidir. İskoçya’nın ikinci en kalabalık ve İngiltere’nin yedinci en kalabalık şehridir. Kasvetli ve sisli havası ile, ortaçağdan kalma şato ve kuleleriyle tarihi bir masal şehridir.

Şehir nüfusu normalde 450.000 olmasına rağmen, yazın Ağustos ayında bu rakam 1 milyona ulaşır, çünkü festival zamanında şehir yoğun ziyaretçi akınına uğramaktadır. Yani: siz de bu şehri ziyaret etmek isterseniz, bu festival zamanında yani Ağustos ayında gitmeli ve etkinlikleri yaşamalısınız.

Şehir: İngiltere’ye kıyasla gayet ucuzdur. Şehir aslında deniz kıyısında kurulmasına rağmen, zamanla kale çevresinde yerleşim yoğunlaşmıştır.
İskoçya: Birleşik Krallığın bir parçası olmasına rağmen, Edinburgh şehrinde bulunan İskoç Parlamentosu bulunmaktadır.

Edinburgh şehri: İskoçya’nın gerek yurt dışı kaynaklı ve gerekse İngiltere kaynaklı ziyaretçiler tarafından en çok ziyaret edilen yerdir. İskoçya’nın en çok ziyaret edilen yeri ise: hiçbir zaman ele geçirilememiş Edinburgh kalesidir.

Ülkemizde de gösterilen “Cesur Yürek” filminde, İngilizlere karşı İskoç ayaklanmasını başlatan William Wallece bir halk kahramanı olarak bilinmektedir.

İskoç erkekleri: bir tür etek giymektedirler. Bu “kilt” denilen etekleri: 1720’li yıllarda giymeye başladıkları söyleniyor.

Şehri keşfetmenin bir yolu: üstü açık turist otobüslerini kullanmaktır. Bu otobüsler: Wavely Tren İstasyonunun önünden, 16 paund ücret ödeyerek bu otobüslere binebilir ve yarım günde şehrin belli başlı yerlerini görebilirsiniz.

İskoçya Edinburgh Tarihi

TARİHİ

Yazılı İskoç tarihi: MS.80 yılında: bu toprakları işgal eden Romalılar ile başlamıştır.
MS.1.yüzyılda Romalılar: Lothian bölgesine gelmişlerdir ve burada Votadini isimli yerli kabile ile karşılaşmışlardır.

Romalılar: MS.365-368 yılları arasında buradan çekilmişlerdir. MS.6.yüzyılda: Scotti denilen İrlandalılar: bölgenin batı kısımlarını işgal ederler.

Takip eden süreçte: Castle Rock üzerine: MS.7.yüzyılda kalenin yapıldığı düşünülüyor. MS. 638 yılında kale: Kral Oswald güçleri tarafından kuşatıldı ve kontrol bunlara geçti.
Bunların etkisi: MS.950 yılına kadar, 300 yıl boyunca devam etti.

12.yüzyıla gelindiğinde ise: Kral David I tarafından “Royal Burgh” kuruldu. 14. yüzyılın sonunda: James III tarafından, şehir İskoçya’nın başkenti olarak ilan edilmiştir.

15.yüzyılda: bir İngiliz saldırısı sonucu şehir yıkılır. 1544 yılına gelindiğinde, şehrin yavaş yavaş iyileştiği görülür.

17.yüzyıla gelindiğinde: Edinburgh şehrinin sınırları hala şehir duvarlarının içindedir, ama genişleyen nüfusu barındırmak için evlerin yükseklikleri arttırılmaya başlanmıştır. Şehirde yapılan 11 katlı evler: günümüz gökdelenlerinin atası olarak hatırlanır. Bu eski yapıların çoğu: daha sonra ağırlıklı olarak Victoria dönemi binalarla değiştirilmiştir ki, bugün bunlar Old Town bölgesinde görülmektedir.

Bölgedeki İngiliz egemenliği: ilk olarak: İskoç farklı topluluklarının aralarındaki taht mücadelesinde anlaşamamaları üzerine, İngiliz kralı I. Edward’dan hakemlik yapmasını istemeleri ve bu durumun uzun yıllar sürmesidir.

1706-1707 yılları arasında: “Union Act” anlaşması imzalanması ile, iki krallığın birleştirilmesi, İngiltere ve İskoçya Parlamentolarında kabul edilmiş ve ortak parlamentonun adı “Büyük Britanya Parlamentosu” olmuştur.

18.yüzyılın ilk yarısında: bankacılık merkezi olarak popüler olan Edinburgh şehri: Avrupa’nın en yoğun nüfuslu, kalabalık ve sağlıksız şehirlerinden birisi olarak bilinmektedir.

1821 yılına gelindiğinde, Glasgow şehrinin, Edinburgh şehrini geçtiği görülür. 1840 yılında demiryollarının bölgeye gelmesiyle yeniden gelişme başlar. 1960-1970 lerde: şehirdeki gecekondular yıkılır ve yeniden yapılanma başlar.

ULAŞIM

Edinburgh uluslar arası havaalanı, şehir merkezine 12 km. yani araba ile 20 dakika uzaklıktadır. Havaalanı ile şehir merkezi arasında taksi ve sık sık hareket eden havaalanı otobüsleri bulunmaktadır.

Havaalanında bir otobüs servisi bulunuyor. Otobüs ile havaalanı ile şehir merkezi arasındaki yolculuk yaklaşık 40 dakika sürüyor ve bilet ücreti 1.5 paund. Mavi renkli Expres otobüsleri tercih ederseniz, bu kez 30 dakikalık yolculuk için 3.5 paund ödemeniz gerekir.

Havaalanı ile şehir merkezi arasındaki ulaşım için taksi tercih ederseniz, muhtemelen 15-20 paund ödemeniz gerekir ve yolculuk yaklaşık 15-20 dakika sürüyor. Ücretin fazla olması düşündürücü, yani bence otobüs tercih edilmelidir.

Şehre ulaşmak için tren tercih ederseniz: Edinburgh şehrinin İngiltere genelinde mükemmel demiryolu bağlantıları bulunduğu söylenmektedir. Başta Londra olmak üzere, şehrin, diğer birçok şehirle demiryolu bağlantısı bulunmaktadır ve yaklaşık 2 saatlik yolculuk gerekir.

Edinburgh şehir merkezindeki tren istasyonunun adı “Edinburgh Waverley Station” dur. Burası şehir merkezindedir, Royal Mile buraya 5 dakika yürüme mesafesindedir.
Edinburgh-Glaskow arasındaki yolculuk ise, yalnızca 45 dakika sürmektedir.

Londra’dan Edinburgh şehrine gitmek isterseniz: uçakla gitmeniz önerilir. Çünkü: karayolu bayağı uzun oluyor, otobüs 10 saat, kiralık araba ile 7 saatte ulaşabilirsiniz ki, son bir alternatif tren olabilir ki, o da 6 saat sürüyor.

İKLİM

Şehir de genellikle sürekli esen bir rüzgar görebilirsiniz. Özellikle: deniz kıyısına gittiğinizde, yanınızda mutlaka atkı bulundurmanız gerekir. Ama genel anlamda, şehrin ılıman iklime sahip olduğu söylenebilir.

Şehir: genellikle soğuktur, özellikle “Kale” ye çıktığınızda mutlaka tedbirli olmanızı ve yanınıza kalın giysiler bulundurmanızı öneririm, yoksa kesinlikle üşürsünüz. Ancak: İngiltere’nin diğer birçok şehrinde olduğu gibi: biz ve bizim gibi yurt dışından gelenler, burada üşürken: şehirliler kısa etek ve tişörtlerle geziyorlar ve asla üşümek gibi bir alışkanlıkları yok, inanılmaz bir durum.

Fırtınalı günlerde, şehirde düzenlenen sokak partileri iptal edilir. Gelelim yağışlara: şehirde sağanak yağış pek görülmez. Yağmur genellikle kışın, karla karışık yağmur şeklinde görülür.

Sonuç olarak: bu şehrin iklimini şöyle özetlemek gerekir: İlkbahar ve Sonbahar mevsimlerinde: aynı gün içinde, dört farklı mevsim yaşamak mümkündür. Bu şehri ziyaret etmek isterseniz, bence Temmuz ayında gidin, ama Temmuz ayında dahi, sıcaklık 22 derece civarında olduğunu ve özellikle akşam saatlerinde mutlaka üzerinize bir şeyler almanız gerektiğini unutmayın.

İNSANLAR

Edinburglular: işçi sınıfı değildir, gayet yardımsever ve güler yüzlüdürler. Yani, İngilizlere nazaran daha sıcak kanlıdırlar. Ancak: yine İngilizlere nazaran daha kabadırlar.
Hatta: şehirdeki publara gittiğinizde, bu insanların: İngiltere milli takımının maçlarını izlerken: rakip takımı tuttuklarını ve İngilizlere nasıl küfrettiklerini duyabilirsiniz.

Öte yandan: İskoç erkeklerinin en büyük özelliği, dünya çapında bilinen özellikleri: giydikleri ekose eteklerdir. Bu ekose eteklere “kilt” ismi veriliyor ve gerçekten şehirde gezerken, bunlardan bolca görebilirsiniz.

MEDENİYET ÖNCESİ-CADILIK-CADILAR

Aslında aşağıda söz edeceğim hususlar: yalnızca Edinburgh şehrine ait değil, elbette: ortaçağ döneminde Avrupa’nın yani gününüzün en yüksek medeniyet seviyesine ulaşmış toplumunun geçmişinde yaşadıklarıyla ilgilidir. Belki: Cadılık konusu, yalnızca bu yöreye yani Edinburgh şehri ve çevresine ait olduğu söylenebilir. Diğerlerini tüm Avrupa için söylemek mümkündür.

17’nci yüzyılda şehirde büyük bir veba salgını olmuş ve şehir nüfusunun yarısı olan 2500 kişi ölmüş. Çünkü: veba gittiği veya girdiği her yerde: oradaki insan nüfusunun tam yarısını, hatta kadın ve erkek sayılarında da tam yarı olmak üzere bir denge ile insanları öldürmüştür. Ancak, unutmamak gerekir ki, günümüzde medeniyetin en yüksek olduğu söylenen bu ve benzeri şehirlerde: insanlar o d önemlerde: dışkılarını lazımlıklara yapıyorlar ve pencereden dışarıya sokaklara döküyorlarmış. Veba salgınının sebebinin bu olduğu kesin.

Ayrıca: yine 17’nci yüzyılda: Tıp Fakültelerinde, öğrenciler tarafından kullanılan kadavralar gayet iyi para getiriyormuş, çünkü öğrenciler bunları para vererek satın alıyorlarmış. Bunu bilenler ise: mezarlıklardan gizlice kadavra çalıp öğrencilere satmayı bir meslek haline getirmişlerdir.

Hatta: Hare ve Burklay isimli iki İrlandalı kafadar: bu işi öyle ileri götürmüşler ki: geceleri barlardan çıkan sarhoşları tenha yerlerde öldürüp, kadavra olarak öğrencilere satıyorlarmış. Bu tür cinayetleri engellemek için yine aynı dönemde şehrin bazı yerlerine gözetleme kuleleri yerleştirilmiştir. Bu adara: Hare ve Burklay isimli İrlandalılar bir süre sonra yakalanıp idam edilmişlerdir.

Son olarak ,cadılık ve cadı avı konusundan söz etmek istiyorum. İskoçya’nın diğer birçok bölgesindeki gibi: burada da “cadı” efsaneleri çoktur. Hatta: şehirde anlatılanlara göre: cadı avı sırasında: cadı olarak şüphelendiklerini yakaladıklarında, önce: Princess Street’de bulunan bir su birikintisine atarlarmış.

Ölürse: cadı olmadığına kanaat getirip ayrılırlarmış. Ama, ölmese: sudan çıkarıp yakarlarmış. Yani: yakalananın asla kurtuluşu yok.

Bu arada, insanların cadı olarak suçlanmasının tek göstergesi: portakal rengi, kızıla kaçan saç renkleriymiş. İyi de, burada yaşayanların büyük çoğunluğunun saçı kızıla kaçmaktadır. Bunun sonucunda: 15 ile 18’nci yüzyıllar arasında bu şehirde yaklaşık 4000 kadın ve erkek, cadılık şüphesiyle öldürülmüşlerdir. Bu öldürülenlerin büyük çoğunluğu kadındır.

DİL

Resmi dil İngilizcedir. Ancak şehrin ismi: İskoçya’nın milli içeceği olan “İrn-bru” gibi yani “Edinbıru” şeklinde telaffuz edilir. Ancak: İskoçların aksanı, kişiden kişiye değişir. Kimini anlamak kolay iken, kimini anlamak imkansızdır.

Yani: İngilizce öğrenmeyi düşünenlerin buraya gelmemesi gerekir diye düşünüyorum. Çünkü: gerçekten konuştukları İngilizcenin aksanı bayağı farklıdır. Bunun dışında, şehirde yabancı öğrencilere tarafından: Çince ve hemen her yerde Almanca konuşulduğu da görülür.

ŞEHİR İÇİ ULAŞIMI

Edinburgh şehir içinde: Old Town ve New Town denilen yerler: şehir merkezindedir ve yürüyerek veya bisiklet ile buraları rahatlıkla gezebilirsiniz. Ancak: uzun yolculuklar için otobüs ve tren hizmeti kullanmanız önerilir. Şehirde metro yoktur.

Trenler

Şehirde iki ana tren hattı bulunmaktadır ki, bunlar: Waverley ve Haymarket hatlarıdır. Ana istasyon: şehir merkezinde bulunan “Waverley” istasyonudur.
Eğer İskoçya içinde seyahat edecekseniz: ScotRail denilen tren destinasyonlarını kullanmanız gerekir ki, Glaskow şehrine gitmeyi düşünenler bunu değerlendirirler. Ancak: Londra ve Aberdeen gibi yerlere gitmek isteyenler ”East Coast” denilen tren hattını kullanmalıdırlar.

Tramvay

Şehirdeki tramvay hattı: Edinburgh Airport ile York Palace arasında uzanmaktadır. Şehirdeki tramvay hatları, 65 yıldır çalışmaktadır. 27 tramvaylı filo, saatte 20 bin yolcu kapasitelidir. Her tramvay 250 yolcu kapasitelidir. Tramvaylarda, otobüslerde kullanılan biletler kullanılabilir.

Otobüs

Şehirde “Lothian” olarak isimlendirilen otobüsler: kestane renginde ve çift katlıdır. Havaalanında çalışan otobüsler “Airlink” olarak isimlendirilir. Gerek otobüsler ve gerekse tramvaylarda kullanılan biletler: tek binişlik bilet: yetişkinler için 1.5 paund ve çocuklar için 70 p. dir. Gün boyunca ücretsiz otobüs ve tramvaya binmek isterseniz, yetişkinler için 3.5 ve çocuklar için 2 paund ödemeniz gerekir. Yalnız otobüslerde para üstü verilmiyor, bu konuda herhangi bir uyarı yok, yani tam ücreti ödemeyi düşünün.

NE YENİR-NE İÇİLİR

İskoçya’nın genelinde olduğu gibi, Edinburgh şehrinde de: çorba-yemek karışımı, ülkemizdeki “munbar” a benzeyen bir yerel yemekleri var, bunu tadabilirsiniz. Bunun dışında tüm adada olduğu gibi, burada da “fish and chips” başlıca yerel yemektir denilebilir. Ayrıca: steak pie ve bol baharatlı Hint yemekleri de düşünebilirsiniz. Evet: “Angus” inekleri ki, son yıllarda yurdumuzda da bunların isimlerini duyduk: et yemekleri burada pek te yaygın değildir.

Ne içilir denince: şehirde bolca viski dükkanı var, bu dükkanlara girip viski tadabilirsiniz, hatta muhteşem lezzetli ev yapımı viskiler bile bulabilirsiniz. Şehirde viskiye “Hayat suyu” diyorlar ve yapımında: suyun kalitesinin önemini ortaya koyuyorlar. Öte yandan: şehirde çeşmelerden akan suyun içilebildiğini söylemek istiyorum. Viski denilince: öncelikle, şehirde satılan viskilerin Atatürk Havaalanı duty-free shoplarından daha pahalı olduğunu bilmenizi isterim. Zaten burada: genelde tercih edilen dışında: “Malt” viskiler tercih ediliyor.

Ama bence, bu şehri ziyaret ederseniz: Rowling tarafından “Harry Potter” serisi romanları yazdığı: “The Elephant House” denilen kafeyi ziyaret etmelisiniz. Ünlü yazar: eşinden boşandıktan sonra, parasızlıktan evindeki kaloriferleri yakmıyormuş ve bu kafeye gelerek yazmaya başlamıştır. Yazar Harry Potter dizilerinin patlaması sonucu zengin olmuş, ama günümüzde bu kafe de, yoğun ziyaretçi akınına uğramaktadır.

NE SATIN ALINIR-ALIŞVERİŞ

Şehirdeki çoğu mağaza: Cumartesi ve Pazartesi arasındaki günlerde: 09.00-17.00 veya 17.30 a kadar açık kalırlar. Bazı dükkanlar, süpermarketler ve benzin istasyonları ise, akşam geç saatlere kadar açık kalabilirler.
Şehirde alınabilecek başlıca obje: belki “İskoçların ünlü ekose eteği” olabilir. Ama şunu unutmayın bunların ücretleri çok pahalı, yani şehir rahatça alışveriş yapılabilecek bir yer değildir.

EDİNBURG MİLİTARY TATTO-BANDO

Bu bando: 1950 yılında kurulmuştur. Üyeleri: emekli askerler ve ailelerinden oluşmaktadır. Bandonun en büyük özelliği: gayda ve davul ritimleri, süvarilerin geçişleri, sahte savaş sahnelerinin şov halinde sunulduğu gösteriler ve geçit törenidir. Her yıl Ağustos ayında, 3 hafta boyunca: Castle Esplanade bölgesinde, İskoç 40. Alayına ait bu bando: askeri müzikler çalarak: büyük bir hayran kitlesine, canlı program sunmaktadır.
Böyle bir törene rast gelirseniz, mutlaka izlemenizi öneririm.

ÜNİVERSİTELER

Edinburgh şehrinde: 4 tane üniversite ve bunların 100.000 öğrencisi bulunuyor. Bunların en eskisi ise: Edinburgh Üniversitesidir.

Edinburgh Üniversitesi

1583 yılında kurulan Edingburgh Akademik yapısının Üniversitesi içinde, 22 okul bulunmaktadır. Üniversite binalarının çoğu: George Meydanı çevresinde veya yakınlarında, şehir merkezinde bulunmaktadır.
Fen ve Mühendislik Fakülteleri ise, Kings Hall olarak isimlendirilen yerde bulunur.
Little France New Royal bölümünde: Tıbbi araştırma Enstitüsü bulunur. Pollock Halls denilen yerde ise: öğrenci konaklama tesisleri vardır. Moray House denilen yerde: Eğitim Fakültesi ve Paskalya Bush denilen binada ise: Veteriner araştırmaları enstitüsü bulunur.
2010 yılında bu üniversite dünyanın en iyi 9. üniversitesi seçilmiştir.

Herriot-Watt Üniversitesi

Buraya üniversite statüsü: 1966 yılında kurulmuştur.

Edinburg Napier Üniversitesi

1992 yılında buraya Üniversite statüsü verilmiştir.

Queen Margaret Üniversitesi

2007 yılında Üniversite statüsü kazanmıştır.

EDİNBURGH FESTİVALİ-FRİNGE FESTİVALİ

Bu festival: 1947 yılından bu yana düzenlenmektedir ve bu festivale: dünyanın her köşesinden, seçkin: bale, opera, tiyatro ve müzik toplulukları katılmaktadırlar.
Her yıl Ağustos ayında düzenlenen bu festival nedeniyle, şehrin nüfusu 450.000 kişiden, 1 milyon kişiye yükselmektedir.
Hani, olur da bu festivale katılamayanlar/gelemeyenler için ise, şehirde: “Fringe Festivali” düzenleniyor. Fringe kelimesinin anlamı “kenar” demektir. Yani, bu festival: daha çok ünlü değil, keşfedilmeyi düşünen ve bekleyen sanatçıların katıldığı, her yerde, her köşe başında farklı etkinliklerin sunulduğu bir festival olarak önem kazanmaktadır.

GEZİLECEK YERLER

Edinburg: dünyaca ünlü; 4500’den fazla bina ile, zengin mimari mirasa sahiptir. Bu tarihi şehir, aralarından tren yolu geçen iki bölüme ayrılmaktadır. Bu bölümlerde: neoklasik teraslar ve ortaçağ mimarisi: şehre apayrı bir karakter vermektedir.

Bu iki bölüm: UNESCO tarafından 1995 yılında Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Evet: şehri tanıtmaya, koruma altına alınan bu bölgeden başlamak istiyorum.

Bu bölgede iki bölüm bulunur. Bunlar:

  1. Old Town
  2. New Town

İspanya Madrid Alışveriş

İspanya Madrid Alışveriş

 

Öncelikle şunu söylemekte yarar var. Pazar günleri, bu tür ülkelerde, süpermarketler bile kapanıyor.

Ancak, çok turistik mağazalar açık kalıyor veya belli tatillerde, örneğin Noel öncesi pazar gününe rastlıyorsa, dükkanlar ve mağazalar açılıyor.

İspanyada, biraz böyle, bunlar Latin ülkeleri, sıcak ta fazla çalışmıyorlar. Hele güneye indikçe, bu tembellik daha da artıyor.

Sonuçta, yavaş insanlar. Yani, bu memlekette biraz sabırlı olmanız şart. Özellikle, restoranlarda, gelip hizmet eden garsonlar özellikle yavaşlar.

Bu onların kendi tarzları. Mümkün olduğunca yavaş hizmet ediyorlar, restoranlardaki servis sürenizi ona göre ayarlamalısınız. Yani, uzun süre beklemeye tahammül etmeniz şart.

Diğer yandan, daha önce söz ettiğim gibi: Temmuz ve Ağustos aylarında bu şehre giderseniz, mevcut dükkan ve mağazaların, en az yarısının kapalı bulunduğunu göreceksiniz.

Çünkü, bu dükkan ve mağaza sahipleri, bu aylarda hava çok sıcak olduğu için, kendilerini sahil kesimlerine atıyorlar ve uzun süre dükkan ve mağazalarını açmıyorlar. 

Alışveriş olanaklarına gelince:

İspanya Madrid Alışveriş: Elbette, Euro’nun durumu nedeniyle, Madrid şehrinde alışveriş pek keyifli değil. Bütün fiyatları, 9 ve hatta günümüzde 9.5 ile çarpmanız gerekiyor ve ortaya büyük rakamlar çıkıyor.

Bunun sonucunda: elbette, şehirde, yoğun alışveriş yapmak mümkün değil. Ancak, elbette, turistik alanlardan  değil de, nispeten ara sokaklardan ve şehir merkezi dışındaki yerlerden alışveriş yapmak daha hesaplı.

Örneğin: ben gezerken, şehir merkezi dışında: bir Nepalli tarafından işletilen güzel bir dükkan gördüm ve oradan bazı şeyleri, gayet uygun fiyatla satın aldım.

Nepalli  deyince, bu şehirdeki birçok dükkanın Çinliler tarafından işletildiğini bilmeniz gerek.

Sanırım Çinliler, Çin mallar gibi, şehri kendileri de istila etmişler. Birçok mağaza ve dükkanda Çinliler göreceksiniz.

Genel tüketim maddeleri alışverişi için: marketleri tercih edebilirsiniz.

Çünkü: marketlerdeki fiyatlar ve hatta ara sokaklara girildikçe, dükkanlardaki fiyatlar ( su, diğer içecekler, bisküvi, meyve gibi) daha indirimli oluyor.

Bunun dışında: İspanyol markaları olan: Zara ve Mango ürünlerini ucuza bulup satın alabilirsiniz.

Ama dediğim gibi, sonuçta etiketlerin 2.5 ile çarpılması, yine de fiyatları yükseltiyor.

Şehirde yaklaşık 50 bin civarında mağaza ve dükkan bulunduğu söyleniyor.

İspanya Madrid Alışveriş: Bu dükkanların açık olanlarında, her yıl, Ocak-Şubat ve Temmuz aylarında, büyük indirimler söz konusu oluyormuş. Ama, ben Ağustos ayında gittiğimde böyle bir şey görmedim.

Daha öncede söylediğim gibi: ara sokaklara girin ve almak istediğiniz ürünün, daha ucuza geldiğini göreceksiniz. Son bir not: bu şehirde, özellikle küçük çaplı dükkanlarda mutlaka pazarlık yapın. Pazarlık yapmak, sıkıntı yaratmıyor. Büyük mağazalar elbette değil, ama küçük dükkanlarda alışveriş yaparken, mutlaka pazarlık yapın.

Dükkanların açık bulunduğu saatlere gelince: Daha öncede söylediğim gibi, Madridli dükkan sahipleri, her gün siesta yapıyorlar. Bu siesta süresince yani, saat: 13.30 ile 16.00 arasında birçok dükkanın kapalı bulunduğunu göreceksiniz.

Bu yüzden: bu siesta saatlerinde büyük alışveriş merkezlerini gezecek şekilde kendinizi ayarlamalısınız.

Aksi halde, bu saatler arasında, inanın, mevcut dükkanların, en az % 90’ı kapalı. Yalnızca, büyük-katlı alışveriş merkezleri açık kalıyor. Akşam derseniz: bütün dükkanlar, saat: 20.00 gibi kapanıyor. Şehir merkezinde, belli başlı yerlerde, bazen bu saat: 22.00 ye kadar uzanıyor.

Pazar günleri derseniz: bütün şehir, her büyüklükteki dükkan, mağaza ve alışveriş merkezi kapalı. Pazar günleri: Madrid, tam anlamıyla ölü bir şehir.

 

ŞEHİRDEKİ BELLİ BAŞLI ALIŞVERİŞ MERKEZLERİ

Madrid şehrindeki alışveriş mekanları: genellikle Gran Via ve Puerta de Sol ve Callao meydanları ve çevresindeki bölgelerde yoğunlaşıyor. Bunun dışında: Salamanca bölgesi, üst düzey ve pahalı alışveriş için ideal.

Aslına bakarsanız: şehirde, zaten gezdikçe alışveriş mekanlarını göreceksiniz ve hatta, küçük-dar bir ara sokakta bile, sizin ilginizi çekecek ürünlerin satıldığı, dükkanlar bulabileceksiniz.

Yani: alışveriş meraklılarını yönlendirmek pek uygun değil. Çünkü: şehirde gerçekten birçok alışveriş mekanı var.

Son bir not

El Corte İngles denilen büyük ve çok katlı mağazalar zinciri var. Burada da, aynı çatı altında birçok farklı ürün bulup satın alabilirsiniz.

Ama, ucuz değil. Daha önce söz ettiğim: El Rastro, her ne kadar bit pazarı olsa da: değişik ürünleri bulabileceğiniz ve nispeten fiyatların uygun olduğu bir yer.  Pazar günü, Madrid şehrinde iseniz, mutlaka bu pazar yerine uğramanızı öneririm.

 

NE SATIN ALINABİLİR

Madrid şehrinden ne satın alınabilir? Şehirde: zaten hediyelik eşyaların satıldığı bol sayıda dükkan var. Bunlar: Real Madrid ve Barselona futbol takımlarının formaları olabilir. Madrid amblemi ve yazısı bulunan: tişörtler, kupalar, fincanlar, buzdolabı süsleri ve diğer çeşitli süsler olabilir.

Real Madrid futbol takımı amblemi ve yıldız futbolcuların isimleri ve resimleri bulunan: posterler, kalemlikler, termoslar gibi aklınıza ne gelirse birçok ürün var.

Bunların dışında: İspanya, ülke genelinde son yıllarda moda tasarımında belli bir ün kazanmıştır. Ayrıca, bu tasarım ürünlerinin fiyatları, Amerika ve Avrupa’nın diğer ülkelerine göre daha uygundur.

Ama, yine de inanın fiyatlar çok yüksek kalıyor. Bu yüzden ilginizi çekerse, moda tasarım ürünleri satın alabilirsiniz. Bir yandan da, buranın en büyük markaları olan Zara ve Mango’nun ülkemizde de mağazalarının bulunduğunu unutmamalısınız.

Çünkü, bu mağazalarda, duyduğuma göre, fiyatlar Madrid fiyatlarından daha uygunmuş.

Ayakkabı. Evet: İspanyada ayakkabı sektörü üst düzeyde. Özellikle: deri ayakkabı, çizme ve Espadril satın alabilirsiniz.

Özellikle: rengareng ve çeşit çeşit Espadriller’in, fiyatlarının uygun olduğunu gördüm ve birkaç çift Espadril satın aldık. Ancak, daha önce de söylediğim gibi, nispeten merkeze uzak yerlerden satın alırsanız, daha uygun fiyat bulacağınız kesin.

Sonuç olarak: İspanyada kaldığım süre içinde, öyle bol bol alışveriş yapma, ucuz alışveriş yapma imkanı diye bir şey yok.

Burası, sonuçta Euro bölgesi olduğu için, bütün etiketlerin Euro ile çarpılması sonucu, bizim paramızla, ortaya büyük rakamlar çıkıyor.

Kendiniz ve çocuklarınız için: Real Madrid veya Barselona forması veya bu futbol takımlarının armaları ve isimleri bulunan yüzlerce hediyelik eşyalarından satın alabilirsiniz.

Yine, buraya has yapılan, bir tür “Espadril” olabilir. Ayrıca: klasik hediyelik-hatıra eşyalarından: üzerinde Madrid yazısı bulunan şapkalar, kupalar, fincanlar, buzdolabı süsleri vs. gibi ufak-tefek eşyalar satın alabilirsiniz.

İçki düşünenler için, buraya has bir tür şarap benzeri içki var, onu satın alabilirsiniz. Bunun dışında, illaki şunu alın-bunu alın diye bir şey  söylemek mümkün değil.

 

İspanya Toledo

İspanya Toledo

Toledo, tarihi ve turistik anlamda, İspanyanın en önemli şehirlerinin başında gelmektedir.

Dünyanın en büyük ortaçağ şehirlerinden olduğu için, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Don Kişot’un yaratıcısı ünlü yazar Servantes: Toledo şehrinde doğmuştur.

Aynı zamanda, şehir, üç büyük dinin bir arada ve barışçıl bir şekilde yaşadığı bir yer. Büyük İspanyol krallığına uzun süre başkentlik yapmıştır. Ortaçağdaki hali, günümüzde olduğu gibi duruyor.

El Greco gibi muhteşem bir sanatçı, Saraydan davet alınca buraya geliyor ve beğenerek, ömrünün kalan kısmını, yani son 37 yılını burada geçiriyor.

Araplar, buraya gelirken, yanlarından birçok şey getirmişlerdir. Bunlar arasında: sulama sistemi, dut, narenciye, Şam fıstığı sayılabilir.

Aynı zamanda, burada, o dönemlerde, yani 13’ncü yüzyılda, bir tercüme okulu kurulmuştur. Bu okulda: İslam bilginlerinin eserleri tercüme edilmiştir. Çünkü: aynı dönemde, Avrupa karanlık çağda yaşamakta olmasına rağmen, Endülüs’te muhteşem bir medeniyet egemendir.

Burada: yani Toledo’daki eğitim kurumlarında öğrenci olabilmek için, Avrupa’nın birçok  bölgesinden öğrenciler akın etmektedirler. Okulda: Arapça, İbranice, İspanyolca ve Latince çeviriler yapılıyormuş.

GENEL ÖZELLİKLERİ

Toledo şehri, coğrafi olarak bir tepe üzerinde kurulmuştur. Bu tepenin çevresinde, at nalı şeklinde kıvrım yaparak dolaşan, Tako nehri akıyor.

Tako nehri: İber yarımadasının en büyük nehridir. İspanya içinden doğar, aşağı yukarı, dörtte üçü İspanya topraklarında akar. Sonra,45 km. lik İspanya-Portekiz sınırını oluşturur ve Portekiz içinde  devam ederek,  Lizbon şehrinin hemen ağzında büyük bir denize dönüşür ve şehri ikiye ayırdıktan sonra, Atlas Okyanusu’na dökülür. Günümüzde, şehir her ne kadar koruma altında olsa da, 28 bin kişinin yaşadığı bir yer.

İspanya Toledo

ULAŞIM

İspanya Toledo; Madrid-Toledo arası uzaklık:70 km. dir. Madrid şehrinin güneyindedir. Yol: otobandır. Otobüsler ile, şehre 1 saatte ulaşılmaktadır.

Eğer, Toledo’ya: tur organizasyonları dışında ( ki ben size öneririm, çünkü tur organizasyonları, tam bir koşuşturmaca ile geçiyor, verilen zamanlar çok kısıtlı, kendiniz trenle giderseniz, gerek maddi açıdan daha az ödemek durumunda kalıyorsunuz ve gerekse Toledo şehrinde daha çok zaman geçirebiliyorsunuz. Trenle gitmenin tek dezavantajı, rehber bulunmaması, hayır, buyurun size rehber, çıkarın bu yazının bir çıktısını, alın yanınıza, Toledo’da muhteşem ve detaylı bir gezi sizi bekliyor) gitmek isterseniz, tren önerebilirim. Tren: Atocha tren istasyonundan hareket ediyor.

Tren ile Toledo’ya gidip dönüş, 16 Euro. Toledo’daki tüm müzelere giriş ücreti ise, kişi başına: 8 Euro. Yani: güzel bir Toledo gezisi, bir kişi için: 24 Euro olabiliyor. Tur organizasyonları ise, 50 Euro. Rehberiniz: işte bu notlar. Tercih sizin. Toledo’ya trenle giderseniz: Tren istasyonunun, bir zamanlar kral Alfonso’nun burayı ziyareti için yapılmış güzel bir bina olduğunu görebilirsiniz. 1920’li yıllarda ise, Toledo şehrinde yaşayan bir kısım akşamcı sanatçı (Salvador Dali, Luis Bunuel gibi) burada toplanırlarmış.

Son bir not: tur organizasyonu ile yapılan gezilerde, şehirdeki birçok yeri göremiyorsunuz. Yalnızca: katedral ve Santo Tome Kilisesi. Ama, elbette şehir bunlardan ibaret değil. Ancak, sizi gezdirmek için tutulan otobüsün zamanı elbette çok değerli, tam bir koşuşturmaca.

İspanya Toledo Çelik

TOLEDO ÇELİK

İspanya Toledo, metal işleme endüstrisinin çok yoğun yapıldığı bir yer olarak öne çıkıyor. Roma döneminden bu yana, kılıç yapım endüstrisi, bir sektör haline gelmiştir ve özellikle: Vizigotlar ve Araplar döneminde, en yüksek noktasına ulaşmıştır.

Tarihi süreçte, Toledo şehri, başkentliği Madrid’e kaptırınca, bayağı fakirleşiyor ve bunun üzerine: Kral III. Carlos tarafından, 18’nci yüzyılda, burada büyük bir kılıç atölyesi kuruluyor.

Toledo şehrinde, çelik çok önemlidir. Bu çelik ürünlerinin günümüzdeki en büyük müşterisi: Amerikan Sinema Endüstrisi: Holywood. Bunlar: tarihi filmlerdeki bütün kılıç ve tarihi kıyafetleri burada yaptırıyorlar.

Tarihi süreç içinde ise: Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman gibi padişahların, kılıçlarının Toledo’da yaptırıldığı söylenir. Özellikle: şehri çevreleyen ırmağın suyunun, çeliğin kaliteli olmasında büyük etken olduğu söyleniyor.

Şehirdeki en büyük hediyelik eşya endüstrisi de, zaten çeşitli boyutlardaki çelik objeler üzerine yoğunlaşmıştır. Yani, burada gezerken, damaskino dedikleri, kılıç yapımında ve metal işlemede kullanılan zanaat türü çok önem kazanıyor.

Ama, damaskino’ya, aynı zamanda “Şam işi” diyenler de var. Yani: damaskinolar çok meşhur. Günümüzde: damaskino işi, kolyeler, küpeler, bilezikler yapılıyor ve ziyaretçilerin beğenisine sunuluyor. Aslında: bunları daha önce söz ettiğim gibi, tur organizasyonunun sonunda topluca götürdükleri kılıç atölyesinde görmek mümkün ama, siz yine de,  Toledo’nun ara sokaklarında bunlara merakınız varsa, inceleyin, bence daha ucuza alma şansınız olabilir.

Özellikle: damaskino işi, küçük ve değişik boyutlarda hediyelik eşya bulup satın alabilirsiniz, özellikle küçük kılıçlar ilginizi çekebilir.

İspanya Toledo Ne Satın Alınır

İspanya Toledo Ne Satın Alınır

NE SATIN ALINIR

İspanya Toledo; yazı da belirttiğim gibi: çelik ve çelik ürünleriyle ünlü bir yer. Elbette: ziyaretçiler için, çelik olduğu söylenen, minik ürünler revaçta, özellikle minik kılıçlar var. Bunun yanında, buzdolabı süsleri olabiliyor.

Tur organizasyonu ile giderseniz: şehir içinde alışveriş yapmamanız ve gezi sonunda, bir çelik imalathanesine götürüleceğiniz söyleniyor. Bu çelik imalathanesi: ilginç bir yer. İçeride, reyonlar var. Reyonlarda: söylenenlere göre, ustaların ve öğrencilerin yaptıkları eserler, ayrı reyonlarda sergileniyor.

Elbette, ustaların yaptığı söylenen eserler, daha pahalı. Bilmiyorum ama ben burada, satın alacak bir şeyler bulamadım veya şöyle söylemekte yarar var, sunulan objeler çok pahalı. Her ne kadar, organizasyon sorumluları, belli yüzdelerle indirim yapılacağını söylemelerine rağmen, klasik organizasyon  durumu, yani turu getir, indirim yapalım, ama önce bindirim, sonra indirim misali.

Bence: alışveriş yapmayı düşünenler, Toledo şehir içindeki ara sokaklardaki küçük dükkanları tercih etmelidirler, onlar da beğendiğiniz  bir obje konusunda, indirime hazırlar.

Evet,  Toledo şehrinden: küçük metal hediyelik eşyalar satın alabilirsiniz. Ayrıca: badem ezmesi de olabilir.

İspanya Toledo Tarihi Süreç

TARİHİ SÜREÇ

Fenikeliler: doğu Akdeniz kıyılarında günümüzdeki Lübnan ülkesi sınırları içinde kalan topraklarda yaşamaktadırlar ve denizcilikle geçinmektedirler. Buna bağlı olarak, zamanlarının büyük bölümünü, kendi topraklarından uzak, denizlerde ticaret yapmak üzere koloniler kurmakla geçirmektedirler.

Bu dönemde: İsrailoğulları, Fenikelilerin komşusudurlar. Fenikeliler, İsrailoğullarına, şöyle derler: “Biz topraklarımızda yokken, sizler, bizim topraklarımıza, mal-mülkümüze göz dikmeyin, saldırmayın ki, biz de sizi, gittiğimiz yerlere götürelim, zenginlikleri paylaşalım”.

İsrailoğulları bunu kabul eder ve muhteşem denizci bir ırk olan Fenikeliler, gittikleri bütün yerlere, yanlarında İsrailoğullarının temsilcilerini de götürürler. Yani, İspanya topraklarına ilk ayak basanlar: Fenikelilerdir. Bunların denizcilik renkleri: kırmızı-beyazdır ve İspanya topraklarının bazı yerlerinde, bu kırmızı-beyaz simgesel olarak görülmektedir. Avrupa’nın en eski kurulmuş olan şehri de: Cadiz şehridir.

Cadiz şehri,

MÖ.1100 yıllarında, Fenikeliler tarafından  kurulmuştur. 1800’lü yıllarda, Cadiz bölgesinde, ünlü şair ve büyük araştırmacı Domingo tarafından yapılan araştırmalarda: Roma dönemine ait olduğu sanılan, bir takım çanak-çömlek bulunmuştur.

Bu çanak-çömlek üzerinde: sanki yılan gibi kıvrılan kadınlar görülmektedir. Bunlar, sanki doğu sarayından gelmiş gibi kıvrıla kıvrıla raks etmektedirler. Altında ise, Cadizli kadınlar yazmaktadır. İşte: İspanyanın milli dansı olan “Flemenko” nun kökeninin buraya dayandığı tahmin edilmektedir. Yani, çok eski dönemlere  dayanmaktadır. Bu çanak-çömlek üzerinde resmedilen ve Cadizli kadınlar olarak isimlendirilen kadınlar: aslında, Roma öncesinden, Cadiz şehrini kuran, Fenikeliler döneminden kalmadırlar.

Ancak,

Fenikeliler, gittikleri yerlerde: denizden elde ettikleri ürünler bitince, başka yerlere göçmektedirler. İsrailoğulları ise, denizci bir ırk olmadıklarından, beğendikleri yerde konaklamakta, hatta yeni yerleşim yerleri kurmakta ve uzun yıllar oralarda yaşamaktadırlar.

İşte, Toledo da, İsrailoğulları yani Yahudiler tarafından kurulmuş bir yerleşim yeridir. Kelime anlamı: “Toletum” yani ibranice “jenerasyon” demektir. Yahudiler, şehri hala Toletum olarak söylerler.

Daha sonra: İspanya tarihine baktığımızda: bu kez, karşımıza Romalılar çıkıyor. MÖ.2’nci yüzyılda, İspanya, Roma imparatorluğu topraklarına katılır. Romalılar, Akdeniz’de büyük bir süper güç olduklarında, karşılarındaki en büyük rakip ise: Fenikelilerin devamı olan Kartacalılardır. Bunun sonucu olarak: MÖ.2’nci yüzyılın sonlarında, Romalılar ile Kartacalılar arasında, Pön savaşları olur. Bu savaşlar sonucunda: Romalılar, Kartacalıları yenilgiye uğratır ve böylelikle, MÖ.2’nci yüzyılda, İspanya toprakları, Romalılar tarafından ele geçirilir.

İspanya Toledo

Romalılar:

Her ne kadar, İspanya topraklarını ele geçirseler de, bu topraklar üzerinde, yoğun bir kültürel iz bırakmazlar. Halbuki: özellikle Anadolu toprakları üzerinde, büyük bir Bergama krallığı ve İyon medeniyetlerinin kültürel mirasına konmalarına ve bunları küçük ayrıntılarla pekiştirmelerine rağmen, burada böyle bir miras söz konusu değildir. Bunun sonucunda, günümüzde de, İspanya toprakları üzerinde, yoğun bir Roma kültür ve medeniyet izleri görülmez. Bu arada, Romalılar, Toledo şehrine de önem vermezler.

Toledo şehrinin önemi

Roma imparatorluğunun yıkılması ve Vizigotların burayı ele geçirmeleriyle artar. Romalıların çökmesine yakın dönemlerde, kuzeyden gelen Germenik kavimler, Roma imparatorluğunun etkisi altındaki ülkeleri ve bu arada İspanyayı yağmalamaya başlarlar. 400’lü yılların başında, önce Gotlar, daha sonra ise Ostragotlar bölgeye gelirler. 562 yılına gelindiğinde ise, bu kez Vizigotlar bölgeyi ele geçirirler. Toledo şehrini başkent ilan ederler.

Toledo şehrine, korunma amaçlı, sur sistemi yaparlar. Aslında, günümüzde,  şehirde iki sur sistemi bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi, Vizigotlar döneminde yapılan daha küçük  sur sistemi ve ikincisi ise, Araplar  döneminde yapılan ve şehir büyüdüğü için daha büyük sur sistemidir.

Vizigotlar döneminde,

Bunlar Hıristiyan olduklarından, ilk dini yapılar yani kiliseler yapılmaya başlanır. Yani: daha sonra, Araplar döneminde yapılan  tüm cami yapılarının altında, Vizigotlar döneminde yapılan bu kiliseler bulunmaktadır. Burada hassas bir nokta var. Bizler, Müslüman olarak burayı ziyaret ettiğimizde, elbette, kiliseleri ve dini yapıları görünce, bunların daha önce cami olduğunu bilmenin verdiği, siniri yaşıyoruz. Ancak, unutmamak gerekir ki, Müslümanlar burayı ele geçirdiklerinde, yaptıkları bütün camilerin altında veya camiye çevirdikleri  tüm yapıların eski Vizigotlar döneminden kalma kilise olduğunu unutmamak gerek.

Evet, Vizigotlar her ne kadar Hıristiyan da olsalar, o dönemde, Hıristiyanlar arasında, birçok mezhep bulunuyor. Vizigotlar da, Aryanizm denen bir mezhebe üyeler. Ancak: doğu ve batı Hıristiyanları arasındaki bitmek bilmeyen çekişmeler: Toledo da toplanan ilk konsül toplantısı ile giderilmeye çalışılıyor. 589 yılında: İspanya toprakları üzerinde toplanan ilk konsül sonucunda ( tarihte ilk konsül toplantısı, İznik şehrimizde yapılmıştır) Toledo başpiskoposu Rekavido, halkın önünde, Katolik mezhebini seçiyor. Elbette, Vizigot kralı da, Katolikliği kabul etmiştir. Böylece, bu tarihten sonra, İspanyada Katoliklik başı çekmiştir.

681 yılına gelindiğinde ise, İspanya topraklarında yeni bir konsül toplanır ve Toledo’daki kilisenin, yani bugünkü katedralin, İspanyol şehirlerindeki dini yapıların en kutsalı olduğu kabul edilir. Bu çok önemli. Çünkü: Toledo’nun dini önemi: Vizigotlar döneminden, yani yüzyıllar öncesinden gelmektedir.

Evet, tarihi süreç incelendiğinde, Toledo’nun, Araplar tarafından ele geçirilmesiyle ilgili anlatılan ilginç bir hikaye görülüyor. Bu: Filorinda isimli bir kızın hikayesidir. 711 yılı, Vizigotlar dönemidir. Aynı yıl: İspanya’nın kuzey Afrika’dan devşirdiği iki şehir var. Bunlar: Seuta ve Medinya şehirleridir.

Seuta şehri: tam Cebelitarık boğazına hakim, kilit bir noktadadır. Şehrin valisi, o zamanlar ki soyluluk geleneğine göre, başkent Toledo’da ki Vizigot sarayına, saray gelenek ve göreneklerini öğrensin diye kızı Filorinda’yı gönderir.

Filorinda:

Sapsarı saçları, güzel mi güzel bir kız. Bir gün: Toledo şehrini çevreleyen Tako ırmağında yıkanırken, Vizigot kralı onu görür ve kendisine sahip olamayarak, kıza oracıkta sahip olur. Durum, hemen Seuta valisi babaya iletilir. Baba çıldırır, kızını oraya nedime olarak gönderdiğini ve intikam alacağını söyler.

Bu sırada, Seuta şehrinin kapılarına, başka bir güç dayanmıştır. Bunlar: günümüzdeki Suriye-Şam evlerinden çıkmış, Emeviler’dir. Seuta valisi, intikam duygusu ile, şehrin kapılarını, Emeviler’e açar ve böylece, yanında ordusu ile birlikte İspanya  topraklarına çıkan ve geriye dönüşü engellemek için geldikleri gemileri yakan Tarım Bin Ziyad: bütün İspanyol topraklarını, İslam medeniyetine katar.

Emeviler: 732 yılına gelindiğinde; Pirene dağlarını aşıp, Fransa’daki Polte şehrine kadar ilerlerler. Ancak, burada durdurulurlar ve daha sonraki süreçte kuzeyden-güneye doğru gerilemeye başlarlar. Yani: bir anlamda: gerek Müslümanlar ve gerekse Hıristiyanlar açısından, 732 yılı büyük önem taşımaktadır. Çünkü: durdurulduktan sonra, İspanyanın kuzey, doğu ve batı kesimlerinde alınan topraklar, Hıristiyanlara geri verilmeye başlanıyor. Hıristiyanlar, bu olaya, yani Müslümanlardan toprakların geri alınmasına: Rekondista diyorlar. Bunun  kelime anlamı: Fetih.

Bu fetih hareketi: 700’lü yıllarda başlıyor ve tamamlandığı tarih ise: 2 Ocak 1492. Yani: bu  tarihte, bütün İspanya toprakları, tekrar Hıristiyanlaştırılmıştır. Zaten: Hıristiyanlar, bunu çağ atlatan bir tarih olarak kabul ederler. Ortaçağın bitişi: bizim tarihimizde “İstanbul’un fethi” olarak bilinirken, Hıristiyan tarihinde “bu fetih olayı” olarak bilinir. Yani: İstanbul’un fethini, bizden başka, çağ atlatan bir olay olarak tanıyan ülke yok. Hiristiyanlar, bu tarihi çok önem vermektedirler. Çünkü: bu tarihte Hıristiyanlaşmanın tamamlanması, yani fethin tamamlanması ile, Amerika’nın keşfi gerçekleşmiştir. Fetih tarihi uzasa idi, Amerika’nın keşfi de uzayacaktı.

Evet

2 Ocak 1492 tarihi, İspanya toprakları üzerindeki son Müslüman kalesi şehir olan Granada şehrinin düştüğü tarihtir. Böylece, İspanya toprakları üzerindeki 800 yıllık İslam medeniyeti bitmiştir.

Bu tarihin bir diğer önemli yanı: aynı dönemde Hıristiyanlık dini uygulamaları içinde, engizisyonun öne çıktığı dönem olmasıdır. Halk içinde dini açıklama törenleri, ilk olarak, 1481 yılında, Sevilla şehrinde başlamıştır. Onun öncesinde ise, özellikle fetih dönemi tamamlanana kadar: genel anlamda, Hiristiyanlar-müslümanlar ve Yahudiler, birçok yerde ve özellikle  Toledo şehrinde barış içinde yaşamaktadırlar. Özellikle, Toledo şehrinde, çok sayıda Yahudi bulunmaktadır. Çünkü, yazının başında belirttiğim gibi, Toledo şehri Yahudiler tarafından kurulmuştur. Ama, 1492 yılına gelindiğinde, yani fetih  tamamlandığında, Toledo başta olmak üzere, İspanya ülkesinde, bir tek Yahudi kalmaz ve hepsi ülke dışına sürgün edilirler. Hatta, bunların büyük kısmı, Osmanlı topraklarına yani Anadolu’ya gelerek, Osmanlı içinde: gerek tabiplik ve gerekse ticaret gibi alanlarda üstün başarı göstermişlerdir.

1085 yılına gelindiğinde, Toledo şehri: Kral VI. Alfonso ( günümüzde Toledo şehrinin hemen girişinde, büyük bir heykeli görülüyor) tarafından, ele geçirilir. Bu dönemde, şehir Hıristiyanlaşır. İslam yöneticileri, şehrin anahtarını teslim ederken, şehirdeki  dini yapılara dokunulmayacağı konusunda anlaşılır ve gerçekten dini yapılara dokunulmaz. Hıristiyanlar kiliselere, Yahudiler Sinegoglara gitmeye devam ederler.

İspanya Toledo

Toledo’nun tarihinde,

İspanya Toledo; Madrid şehrinin büyük önemi bulunmaktadır. Bu yüzden: burada, biraz Madrid şehrinden söz etmek gerekmektedir.

Maiyrit şehrinin kelime anlamı, Arapçada “pınarlar mekanı” dır. Şehir: Araplar tarafından kurulmuştur. Kurulmasındaki en büyük etken ise: Toledo şehrini, kuzeyden gelebilecek saldırılara karşı korumaktır. Yani: ilk defans noktasıdır. Çünkü: Müslümanlar İber yarımadasını ele geçirdiklerinde, yalnızca kuzeydeki birkaç şehri hükümranlıkları altına alamamışlardır.

Ancak: gel zaman, git zaman, bu görev tersine dönmüştür ve bu kez, Hıristiyanların Toledo şehrine  yürümelerinde ve Toledo’yu ele geçirmelerinde, Madrid  şehri, bir ön şehir işlevini sürdürmeye başlamıştır. Yani, Toledo şehrini ele geçirmede kullanılmıştır.

İspanya Toledo

1561 yılına gelindiğinde, dönemin, dünya üzerindeki en büyük imparatorlarından olan I. Carlos ( germenler, V. Carl ve Osmanlılar Şarlken demektedirler) un oğlu, II. Felibe döneminde: başkent Granada, bir Arap şehri olması nedeniyle değiştirilmiş ve Madrid, yeni başkent olarak seçilmiştir.

İspanya Toledo

GEZİ PLANI-ROTASI

İspanya Toledo; şehrine, tur organizasyonu ile giderseniz: herhangi bir tercih şansınız yok. Organizasyonun götürdükleri ve gösterdikleri ile yetinmek zorundasınız. Yani: yaklaşık 4-5 saat süren bir koşuşturmaca, keyif almak pek mümkün değil.

Ama kendi imkanlarınız ile giderseniz (tren öneririm) gerek maddi olarak ve gerekse Toledo da geçireceğiniz zaman açısından, çok daha keyif alacağınız kesin. Kendi başınıza gittiğinizde, tek eksik,  Toledo hakkında sizlere bilgi verebilecek bir rehberin yanınızda olmaması. Ama: işte bu  yazı, sizler için, bu eksikliği doldurmak için, inanın bu  yazıyı okuduktan sonra, hiçbir şeye ihtiyacınız kalmayacak ve Toledo şehrini, muhteşem ve eksiksiz olarak gezebileceksiniz.

Evet: gezi rotamıza gelince: Toledo şehrine girip, otobüsten indiğinizde veya trenden indikten sonra, Arap dönemi surlarındaki kapıdan girince: yürüyen merdiven ile, Alkazar’ın bulunduğu Sokodaver meydanına doğru ilerleyin. Evet, yürüyen merdiven dedim, Toledo’lular, turistler için gerçekten muhteşem bir güzellik yapmışlar ve surların bir bölümüne yürüyen merdiven yerleştirerek, ziyaretçilerin daha gezinin başlangıcında yorulmasını engellemişler.

Daha önce de söz ettiğim gibi,

Şehirde iki sıra sur var. Bunlar yani ilk gördüğünüz dış surlar, Araplar döneminde yapılmış surlardır. Bunlara dış surlar diyoruz. Bunların içinde, biraz daha şehir merkezine yakın surlar var, onlar da Vizigotlar döneminden kalma surlardır. Daha sonraki dönemlerde, Hıristiyanlar, Araplar döneminden kalma surlar üzerine: melek ve aziz heykelleri koyarak, bunları yer yer Hıristiyanlaştırmaya çalışmışlardır. Vizigot surlarının üzerinde ise: bir kapı üzerinde, bir üçgen görülüyor. Bu üçgen üzerinde, bir ay ve bir güneş tasvir edilmiştir. Yani, bu kapıya güneş kapısı deniliyor.

Bu surlar içinde bir takım kapılar var, bu kapılardan girilerek surların içine giriliyor. Biraz önce girdiğiniz kapı, bunlardan biridir.

Yürüyen merdivenli kapıdan girdiğimizde, hemen yan tarafta bir kilise yapısı görülüyor. Ancak, özellikle sağ yandaki kapısına bakmalısınız. İslami stilde yapılmış, arkada apsis bölümünde, sanki Romaneks tarz görülüyor, yani Romaneks ve İslami stil bir arada kullanılmış.

Evet, Sokodaver meydanına geliyoruz. Arkazar’ın hemen karşısındadır. Sokodaver kelimesinin anlamı “dar yol” dur.

Ama aynı zamanda, dar yolda kurulan pazar anlamına geliyor. Soko: pazar ve dover: büyükbaş hayvan anlamına geliyor. Sonuç olarak, burada eskiden büyükbaş hayvan pazarı kuruluyormuş.

Aslında, şehirde daha da dar yollar var. Hatta: yalnızca bir insanın geçebileceği darlıkta yollar olduğunu duydum.

Sağ tarafta Alkazar ve orada da uzun kuleleri olan katedral görülüyor. Önce Sododaver meydanı, sonra katedral ve sonra Santomedo kilisesi. Meydanın en büyük özelliği: gayet sakin olması ve çevresinde, birkaç dükkan, restoran ve kafeterya bulunması. Tuvalet ihtiyacı için, şehirde genel tuvalet yok. Ancak, buradaki kafelere girip, küçük bir şeyler içerek, tuvalet ihtiyacınızı karşılayabileceğiniz söylenmesine rağmen, benim önerim, dünyaca meşhur bir hamburger firmasının tesisine girin ve herhangi bir sıkıntıya düşmeden, temiz tuvaleti kullanın. Meydanda, bunu bulabilirsiniz.

İspanya Toledo

Meydanın bir diğer özelliği:

Bir zamanlar, yerel hükümete karşı yapılacak protestoların burada yapılıyor olmasıymış. Bu meydana açılan sokaklardan birinde, ünlü biri yetişmiştir. Bu kişi: bir bisikletçi. İspanyolların, 1959 yılında yapılan ulusal bisiklet yarışını ilk kazanan kişi, bu sokakta yaşayan birisidir. Bu kişi, aynı zamanda, Toledo şehrinin sütçüsüdür, bisikletiyle süt dağıtırken, Toledo şehrinin inişli-çıkışlı sokaklarında tam bir bisiklet cambazı oluyor ve bisiklet konusunda İspanyanın en büyük ödülünü, tam 5 kez kazanıyor, aynı zamanda “dağlar kralı” lakabını da kazanıyor.

Meydandan sonra: şehrin en geniş sokağından ilerleyerek katedrale doğru gidiyoruz. Bu geniş sokak: her iki tarafından alışveriş mekanları bulunan bir yer.

Katedralde gezdikten sonra, yürüyerek şehrin sokaklarını keşfedebilirsiniz. Ben her zaman olduğu gibi, şehirde gezmeniz ve görmenizi önereceğim yerleri, ayrıntıları ile aşağıda anlatacağım. Sizler, müstakil olarak gittiğinizde, bir şehir haritası edinin ve haritada, aşağıda yazdıklarımdan ilginizi çeken yerleri işaret ederek, tek tek gezin. Tur organizasyonu ile gittiğinizde, maalesef böyle bir şansınız yok.

Son olarak: San Martin köprüsü üzerinden geçmeyi ve gezdiğiniz, gördüğünüz yerleri mutlaka ve mutlaka fotoğraflamayı unutmayın.

ALCAZAR

Şehirde, çok güzel bir alcazar var.

Alcazar bölümünde bugün görülen yapı: İmparator Şarlken döneminde inşa edilmiştir. Toledo şehrinin en yüksek yerindedir. Burası, daha sonra askeri bir akademiye çevrilmiştir. Hatta: 1936-1939 yılları arasındaki, İspanyol iç savaşı sırasında: ( bu savaş bir ideoloji savaşı olduğu için, İspanyadaki bütün her hane halkında bir kişi bu savaşta ölmüştür) Alkazar, o zamanki milliyetçilerin kalesiymiş. 1936 yılında, burada, Cumhuriyetçiler  tarafından, milliyetçiler sıkıştırılır.

Hatta: cumhuriyetçiler, kale kumandanının oğlunu esir alırlar. Kale kumandanına: “kaleyi hemen teslim et, yoksa oğlunu öldüreceğiz” derler. Bunun üzerine, kale kumandanı, oğluna hitaben “oğlum,  ruhunu tanrıya öv ve aslanlar gibi, kral İsa için şehit ol” diye seslenir. Sonra: çocuk öldürülür.

Tarihi süreç içinde ,yakın zamanda Topçu Okulu olarak kullanılmış ve günümüzde ise, Silah Müzesi olarak ziyarete açıktır. Sağ tarafta, dört kulesi olan bir şato görüntüsü veriyor. Arapça da, Alcazar kelimesi anlamı: “Alkasır”dan gelmektedir. Buradaki bir takım kelimeler Arapça kökenlidir. 4000 kadar kelime, günümüz İspanyolcasına, Arapçadan girmiştir. Bunlardan biri de, kasır kelimesidir. Kale anlamına gelir.

Buradaki ilk yapılaşma:

3’ncü yüzyılda, buraya bir Vizigot sarayı yapılarak başlamıştır. Takip eden dönemde ise, 11’nci yüzyılda, Müslüman mağribi döneminde, El Cid tarafından, bir Müslüman yapısı yapılmıştır. Daha sonra ise, Kastilya döneminde, bu kez Kral V. Carlos tarafından, burada, kraliyet sarayı yapıldığı görülüyor.

Ancak: Alcazar yapısı, tarihi süreç içinde, birçok kez yangınlar geçirir ve tahrip olur. Yukarıda söz ettiğim gibi, günümüzde “Silah Müzesi” ve “Kütüphane” olarak kullanılıyor. Ancak, İspanyanın en büyük kütüphanesidir.

İspanya Toledo Katedral

KATEDRAL

ÖNEMİ

Diğer Katolik şehirlerinde olduğu gibi, bir yerin şehir olabilmesi için, katedrali bulunması gerekmektedir ki, Toledo şehrinin bu katedrali, İspanya’daki diğer bütün katedrallerden daha üstündür. Kiliseler: Papa tarafından vaftiz edildikten sonra katedral olarak adlandırılırlar. İspanya’nın Kardinali, başkent Madrid şehrinde değil, burada yaşamaktadır. Toledo katedrali, hiyerarşik olarak, ülkedeki diğer  bütün dini yapılardan üstündür.

Bir diğer öne çıkan özellik: Avrupa’da bulunan gotik mevcut yapılar içinde, büyüklük bakımından ilk sıradadır.

İspanya Toledo Katedral

DIŞ BÖLÜMÜ

Katedralin ana cephesi: düzensiz bir meydana bakıyor. Ama, bu ana cephenin görüntüsü muhteşem.

Meydanda, katedralin hemen yanındaki bina: Kardinalin sarayı, yani burada başpiskopos yaşıyor. Katedral ile saray arasında ise, bir köprü bulunuyor.

Meydanın diğer yapısı ise; 16’ncı yüzyılda, büyük sanatçı El Grekonun oğlu Horse Manuel tarafından yapılmış, Belediye Binasıdır. Buradaki kule, özellikle görülmeye değerdir.

Bu arada: meydanda, bol miktarda satıcı var. Özellikle: gerek Madrid ve gerekse Toledo şehrini ve katedrali anlatan ve “Türkçe” yazılı broşürlerin satışını yapan satıcılar ilgi çekiyor. Bu broşürlerin Türkçe basılı olması ilginç ama aynı zamanda güzel bir görüntü.

Katedrale gelince: sol tarafa baktığınızda: asimetrik bir kule görülüyor. Bu kule: gotik dönem özelliklerini yansıtmaktadır. Kulenin yüksekliği: 90 metredir ve şehrin hemen hemen her yerinden görülmektedir. Kulenin içinde: 1753 yılında dökülen ve 17 ton ağırlığında olduğu söylenen, büyük bir çan var. Bu çan “Çapmana Gorda” ismiyle biliniyor. Yapının güneyinde başka bir kule var. Ancak, bu kulenin yapımı, yarım bırakılmıştır.

İspanya Toledo Katedral

Yapının ön cephesinde:

3 kapı görülüyor. Bunlardan: ortada bulunan kapı: bağışlanma kapısıdır. Bu kapıdan giren ve bağışlanmayı dileyen insanlar: doğruca, günah çıkarma kabinlerine yönelirler. Diğer kapılardan: sol taraftaki kapı: kıyamet kapısı olarak bilinir. Sağ taraftaki kapı ise: İsa’nın son yargısı kapısı olarak bilinir. Çünkü: İsa göğe yükselirken, çarmıha geriliyor, 3 gün canlı kaldıktan sonra göğe yükseliyor.

40 gün sonra tekrar geri geliyor, son yargısını veriyor ve bu son yargıda, iyiler cennete, kötüler cehenneme gidiyorlar ve böylelikle; aynı zamanda, İsa gelmeden önce, Arafta kalmış olan iyi ruhlar da kurtarılmış oluyorlar. İşte: bu kapının üzerinde, bu olay betimleniyor.

Orta kapının, yani bağışlanma kapısının üzerinde: Meryem görülüyor. Meryem: 7’nci yüzyılda, Vizigotlar döneminde, Toledo’nun  başpiskoposu olan İldefonso’ya: tören giysisi veriyor. Bu sahne, birçok yerde görülüyor, Meryem ananın göklerden inip, Aziz İldefonso’ya tören kıyafeti vermesi, katedral içinde de tasvir edilmiştir.

İspanya Toledo  Katedral

İÇ BÖLÜMÜ GENEL BİLGİLER

Katedrale giriş ücretli. Kapıdan bilet almak gerekiyor. Daha da önemlisi: katedral içinde, asla fotoğraf ve video çekimi yapmamanızı öneririm. Çünkü, gördüklerinde, çocuk gibi azarlıyorlar. Lütfen buna dikkat edelim. İçeriye adım attıktan sonra, gerek fotoğraf makinaları ve gerekse video kameraları ve cep telefonları ile çekim yapmaya uğraşmayalım.

Önce, kısa bilgi. Katedral kelimesi anlamı: “Katedra” kelimesinden geliyor. “Başpiskoposun mekanı, oturduğu yer “ olarak anlamlandırılmaktadır. Katolik inanca göre, her şehrin, bir katedrali vardır. Ancak, bu yapı, diğer bütün dini yapılardan üstündür.

Yapının tarihi süreç içindeki yerine gelince: Vizigotlar, kan dökülmeden şehri ele geçirirler. Ancak, bu sırada şehirde yaşayan Müslümanlar, şart olarak, şehirdeki dini yapıların yıkılmamasını isterler. Burayı ele geçiren Kral 6. Alfonso, bunu kabul eder ve dini yapılara dokunulmaz.

Bir gün: Kral, şehir dışına gittiğinde, kraliçe ve başpiskopos; aynı yerde bulunan caminin içine girerler ve bir Altar koyarlar ve minaresine de çan takarlar.

Kral şehre döndüğünde, bunu görünce çok sinirlenir ve başta kraliçe olmak üzere, bunu yapanları yani başpiskoposun katledilmesini emreder.

Bu sırada: şehirdeki Müslümanların lideri, Ebu Velit: “yapmayın, bıraktık kilise olarak kullanılsın” deyince, büyük bir katliam önlenir. Kilise içine: bir “ulema taşı” konur ve o taş, buranın aynı zamanda bir Müslüman mekanı olduğunu ifade eder.

1223 yılına gelindiğinde ise,

Günümüzdeki yapının temeli atılır. Yani: o zamana kadarki yapı, cami haliyle kilise olarak kullanılmıştır.

Günümüzde görülen yapının, yani katedralin yapımına: 1223 yılında başlanır ve 1496 yılında tamamlanır. Dolayısı ile, baktığımız zaman, çok uzun bir süreç. Daha sonraki tarihlerde ise eklemeler yapılır. Ne zaman? İspanyollar ne zaman ki, Meksika, Peru, Maya, Aztek, İnka medeniyetlerine ulaşıyorlar, 1500’lü yılların ilk yarısında. Oralardan gelen altın ve gümüş miktarı, o zamana kadar Avrupa’da bulunmuş olan altın ve gümüş miktarının yüz mislidir. Bunlar yani zenginlikler ülkeye geldikçe, katedral yapısına da eklemeler yapılıyor. Çünkü: bütün zenginlikler kiliseler, dini yapılar için harcanıyor. Bu nedenle, buradaki sanat eserleri, inanılmaz değerlidir.

Evet, 16’ncı yüzyılda, çok önemli siparişler verilmiş ve bu siparişlerin parası, yeni keşfedilen kıtalardan gelen zenginliklerle ödenmiştir.

Yapıda: en son olarak: apsisin arkasında görülen transperan isimli bölüm, barok üslupla eklenmiştir. Ancak: kökeni Fransa’ya  dayanan gotik süslemelerde görülür. Bunlar, daha çok: bir sürü sivrileri ve oymaları olan süslemelerdir. Daha sonra ise, Rönesans’ın gelmesiyle, özellikle El Greko’nun oğlu tarafından yapılan Rönesans eklemeleri görülür. En son ise, biraz önce söylediğim gibi: apsisi arka bölümünde görülen aydınlık açıklık, barok üslupla yapılmıştır. Yani, yapı kendi içinde daha çok gotik üslupla yapılmış olmasına rağmen, eklemeler gotik üslupla yapılmıştır.

Gotik üslupla yapılan kiliselerin ana yapısına baktığımız zaman: bunların transepti olan kiliseler olduğu görülür. Yani: Latin haçı şeklindedir. Latin haçı şekline baktığımız zaman ise, bir kolun uzun, diğer kolun kısa olduğu görülür. Kısa olan kola: transept denir. Transepti yani kısa kolu olmayan kiliselere ise: bazilika  denir. Yani: bazilika ile kilise arasındaki fark budur. Yani, bazilikalar, daha dikdörtgen planlı kiliselerdir.

Buraya baktığımızda:

Arka tarafta bulunan “koro” bölümü: Latin haçı şeklindeki yapının tam ortasında bulunmaktadır. Koro mahallinin hemen arkasında, ana şapel, yani büyük şapel görülüyor. Şapeller: büyük dua odalarıdır. İki yanda, onlarca şapel bulunmaktadır. Bunlar: ortaçağ döneminde, özel olarak insanların gelip dua ettikleri ve kilisenin güzelleştirilmesi ve zenginleşmesi için bağış yaptıkları bölümlerdir. Daha sonraki tarihlerde ise, küçük dua odaları olarak adlandırılmışlardır.

Dolayısı ile, buradaki bütün bölümler, “Nef” olarak isimlendirilirler. Katedralde, ana Nef çok yüksektir. Taşıyıcı kolonlar var, bu kolonların sayısı 88. Bu  taşıyıcı kolonlar arasında tonozlar var. Bütün bu çapraz tonozlar ve taşıyıcı kolonlar: gotik mimarinin özellikleridir. İki yana doğru baktığınızda, ana Nefi destekleyen, daha kısa yan Nefler görülüyor.

Sonuç olarak: yapının120 metre gibi bir inanılmaz uzunluğu var.

KATEDRAL İÇİ BÖLÜMLERİN GEZİLMESİ

ŞAPEL

Katolik inancına göre, her yerleşim yerinin bir koruyucu azizi vardır.  Toledo şehrinin koruyucu azizi, İldefonsodur. İnanışa göre: Meryem ana, gökten iner, elinde çok süslü bir tören giysisi bulunmaktadır ve bu çok süslü tören giysisini, İldefonsoya giydirir.

Meryem ananın gökten yere indiğinde, ayak bastığına inanılan taş burada bulunuyor. Hıristiyan inancına göre, bu taşa el sürmek kutsal bir olay. Önemli olan niyet, siz de el sürebilirsiniz.

HAZİNE BÖLÜMÜ

Katolik inancına göre, Kortis Krispi ayinlerinde kullanılan bir kupa var. Kortis Krispi ayini nedir? İsa, son akşam yemeğinde, havarilerini çevresinde toplar ve ekmek uzatır ve şöyle der “yiyin, bu benim bedenim” ve şarap uzatır şöyle der “için, bu benim kanım”

Bütün İncillerde, bu olay tasvir edilmiştir. Daha sonra, İsa’nın göğe yükselişi, ay takvimine göre hesaplanır ve 21 Mart tarihinden itibaren, dolunayın ilk görüldüğü Perşembe başlar ve üç gün devam eder, bundan 50 günlük süre sonra: Mayıs sonu ve Haziran ayı başlarında ise “Kortis Krispi” ayini kutlanır.

Kırmızı halılar döşenir, yukarılara brandalar serilir, palmiye dalları ile her taraf süslenerek, geçiş törenleri yapılır ve bu ayin, en güzel şekilde, burada yani Toledo şehrinde kutlanır.

İşte, bu tören geçişlerinde: Hazine bölümünde görülen, yaklaşık200 kg. lık kupa: büyük bir platform üzerine konur ve insanlar, bu platformun altına çökerek, omuzları üstünde bunu taşırlar.

Bu muhteşem kupa: Hazine bölümünün en değerli eseridir. Kardinal Kisneron tarafından yaptırılmıştır. Bu kardinal: tarihi süreçte yeri olan biridir. O dönemde, Şarlken olarak bilinen krala mektup yazarak “gel İspanyanın varisi kalmadı, tahta çık” diyen önemli bir kişiliktir.

5000 parçalık değerli taşlardan oluşmaktadır. Yani, gümüş ve altının haddi hesabı yok. Bu değerli taşların, birbirine bağlanması için, 12.500 çivi kullanılmıştır. Kupanın orta yerinde: İsa’nın bedenini simgeleyen Kominyon ekmeğinin: törenlerde konulduğu bir cam bölüm var.

Kupanın altı da, muhteşem işçilik gösterir.

Altının bu süslemelerini görebilmeniz için, alt tarafa bir ayna yerleştirilmiştir. Buradan, kupanın altındaki barok tarzı yapılmış oturtmalık görülüyor.

Hazine bölümüne girdiğinizde, sağ tarafta: Fransa kralı 10.Lui’nin (aziz mertebesine ulaşmıştır) göndermiş olduğu, el yazması incil’ler görülüyor. Diğer yanda: aşağıda bir kılıç var. Kılıç: General Franko tarafından, o dönemdeki kardinale hediye olarak gönderilmiştir.

Bir de, İtalyan diktatör Mussolini tarafından, general Frankoya hediye edilen bir haç var. Sol tarafta bulunan bu haç, dönemin büyük Rönesans ustası Anjelico tarafından yapılmıştır. Tahta üzerine yağlı boya olarak dizayn edilen haçın üzerinde: bir yanda, İsa canlı olarak betimlenmiş, diğer yanda ise, ruhunu teslim etmiş ve göğe yükselmiş olarak betimlenmiştir. Haçın, süslemeli olan arka bölümünü görmek için, burada yine ayna kullanılmıştır.

KORO BÖLÜMÜ

Ana şapelin hemen altında, katedral yapısının tam ortasındadır. Koro başkanı, koroyu buradan yönetmektedir. Hemen önünde, ilahi kitabını koyduğu bölüm var. Bunun altında “kartal” görülüyor. Kartal, Aziz Yuhanna’nın kartalıdır. Aziz Yuhanna denince, kendisinin, ülkemizde, Selçuk ilçesi girişindeki Aya Sulluk Tepesinde gömülü olduğunu belirtmek isterim.

Burada bulunan demir parmaklıkların bile, sanatsal önemi var. Korodakiler, ayakta iken, bu demir parmaklıklara dayanırlar. Ama oturma yerlerinde ise, asıl önemli olan sırtlıklar ortaya çıkar. Ceviz ağacından yapılmış bu ahşap sırtlıklara baktığınızda: burada işlenen tasvirlerin, Granada şehrinin alınışını yani fethini betimlediği görülür. Özellikle, en sonunda, Granada kalesinin anahtarları, Katolik krallara teslim ediliyor ve böylelikle Hıristiyan Rekondistası ( yani İspanyanın tamamen Hıristiyanlaşması, Müslümanlardan arındırılması) tamamlanmış sayılıyor.

Korodakilerin oturma yerleri ise yine ahşaptan yapılmış ve oturulmadığında, alt bölümleri izleyenlere bakıyor. Bu alt bölümlerde de: eski ahitte önemli olan yani Hıristiyanlık için önemli olan bir takım sahneler ve tasvirler işlenmiştir.

Yine bu bölümde, yukarı kata  baktığınızda ise, akik taşından yapılmış kolonlar görülüyor. Bu akik taşından kolonlar, 52  tanedir. Bunların, eski camide kullanılmış akik taşı kolonlar olduğu söyleniyor. Zaten, ortaçağda, bu tür devşirme malzemeler, yeni yapılan yapılarda sıkça kullanılmıştır.

Yukarıda, ayrıca kaymak taşından yapılmış süslemeler var. Bunun aşağısında ise, eski ahitten peygamber ve önemli dini kişilerin tasvirleri işlenmiş, görülüyor. Tasvirler, en sağda , koro mahallinin sağ tarafından, Meryem ana ve çocuk İsa tasvirleri ile son buluyor. Bu tasvirlerin başlangıcı ise, Adem-Havva’ya kadar uzanıyor.

ANA ŞAPEL BÖLÜMÜ

Yan şapeller, ufak dua odaları olarak bilinir. Ana şapel ise, kardinalin duayı yönettiği yerdir.

Burada: bir tane Altar var. Yani, bizdeki mihraba denk geliyor. Önceleri: kardinal, Altarın önüne geçer, yüzü tanrıya, sırtı insanlara dönük olarak vaaz verirmiş. Daha sonraki dönemlerde ise, yüzü insanlara dönek olarak vaaz vermeye başlamışlar. Dolayısı ile, burada vaaz kürsüsü bulunuyor. Ama ilk dönem kiliselerinde, bu vaaz kürsüsü, apsisin daha da içinde bulunuyormuş.

Arka bölümde: fon dekor oluşturması için, bir Kekablo bulunuyor. Bu bölüm: 16’ncı yüzyılda yapılmıştır. Daha önce sözünü ettiğim gibi, ülke dışından gelen zenginlikler hep buraya ve dini yapılara akmış ve yeni eklentiler yapılmış. Yeni yerler keşfedildikçe, oralardan gelen bir takım zenginlikler bu tür yapılarda vücut bulmuş. Dolayısı ile, buradaki Altar arkalığına ve biraz önce gezdiğiniz koro mahalline baktığınızda, bunların ceviz ağacından yapıldığı yani ahşap muhteşem sanat eserleri olduğu görülür.

Bu bölümdeki süslemelerde, varak boyalar kullanılmıştır. Tabii, yine İncil’den sahneler betimlenmiştir. Bu sahnelerin hepsini anlatmaktan öte, birkaç tanesi hakkında bilgi vermek istiyorum. Çünkü, hepsini anlatmak, sayfalar alabilir.

Örneğin:

En üst sahneye bakın. Burada: İsa’nın çarmıha gerilişi gösteriliyor. Ama, bu çarmıha gerilişte, İsa’nın bir yanında Meryem öte yanında ise Vaftizci Yahya var. Biraz daha yanlarda ise, iki kişi daha görülüyor. Çünkü: İsa, 2 adi suçlu ile birlikte çarmıha gerilmiştir. Hatta, 4 kişilerdir. Dönemin Romalı valisine  derler ki “bir tanesini affet, hatta özellikle İsa’yı affet, çünkü bu adam vaaz veriyor, insanlara kötü bir şey yapmamış”

Ancak: İsa, o dönemlerde, bütün Yahudilere “Şeriat değişti, Yahudi şeriatı artık aynı şeriat değil, on emre uyulmuyor, hani çalmayacaktın, hani öldürmeyecektin, hani komşun aç iken sen tok yatmayacaktın” demektedir. Tabii bu durum, bir takım insanların çıkarlarına ters düşmekte ve İsa sevilmeyen bir konuma getirilmektedir. Özellikle “İsa’yı affetmeyeceksin” şeklinde, dönemin Roma valisi Pontus Platus’a büyük baskılar olur.

Bunun sonucunda, vali, 4 kişi arasından, azılı bir katili affeder ve İsa, yanındaki iki adi suçlu ile birlikte, çarmıha gerilir. Hatta, çok ilginç bir hikaye de söz konusudur. Diğer adi suçlulardan biri der ki “hani sen mucizeler yaratıyordun, hani tanrının oğluydun, hadi kurtarsana bizi” Tam o sırada bir karga gelir ve bunu söyleyen suçlunun gözünü oyar.

Evet, yukarıdaki ilk sahnede, çarmıha geriliş betimlenmiştir. Burada, İsa’nın bedeni griye çalmış bir renktedir.

Hemen onun altında “doğum sahnesi” görülmektedir.

Burada, Meryem ve melekler var. Meryem ve meleklerin aşağı tarafından doğum görülüyor. Doğumda da, arkada hayvan figürleri görülüyor. Yanda ise, Yusuf görülüyor. Yusuf; Meryem’in nişanlısıdır. Cebrail, Meryem’e görünür ve “temiz bir şekilde hamile kalacaksın” diye müjde verilir. Ama, Meryem’in hamileliği ortaya çıkınca, Yusuf buna kızar. Bunun üzerine: Cebrail, Yusuf’a da görünür ve “Ey Yusuf, yavuklun, temiz bir şekilde tanrının oğluna hamile kalmıştır, bırak ondan şüphe etmeyi” der. Bunun üzerine, Yusuf: gerek Meryem’in ve gerekse İsa’nın hamisi olmuştur.

Dolayısı ile, eserde, Yusuf ve Meryem görülüyor, yerde yatan ise, bebek İsa.

Hayvan betimlemelerine gelince, onunda şöyle bir hikayesi var. Bu doğum olayı: bugün Filistin topraklarında bulunan “Beytüllahim” denilen yerde olmuştur. Bu yörede: insanlar, yeraltında ve yarı mağara evlerde yaşamaktadırlar. Doğum olayı sırasında ise, Meryem, Augustus döneminde yapılan ilk nüfus sayımına gitmektedirler, yani seferidirler. Bu bölgeden yani Beytüllahim’den geçerken, misafir olurlar ve kendilerine konaklamaları için, diğer tüm misafirlere olduğu gibi, ahır verilir. Dolayısı ile, doğum sırasında arkada hayvanlar görülüyor. Bir takım inciller’de, bu hayvanların “hohlayarak” İsayı ısıttıkları söylenir.

Yine, sol tarafta: İsa’nın, Goldoda tepesine doğru, haçını sırtında taşıması betimlenmiştir. O zamanlar, Roma adına kutsal toprakları, bir vali yönetiyordu. Resimde: bir direğe bağlanmış ve kırbaçlanan İsa, betimleniyor.

Doğum sahnesinin hemen sol tarafından, sünnet sahnesi görülüyor. Bu da ilginçtir. Çoğu zaman unutulur. İsa, Yahudi doğmuştur ve Yahudilerde, doğumun 8’nci gününde, sünnet olunmaktadır.

Doğum sahnesinin diğer yanında: “masumların katli” sahnesi görülüyor. İncillerde yazdığına göre: İsa’nın doğumundan hemen sonra, doğudan, 3 müneccim kral, yöreye gelir. Bu krallar, aslında kahindirler ve o dönemdeki bölge yöneticisi Herot ( Romalı valinin bir alt konumdadır) ile konuşurlar. Derler ki “biz Yahudilerin yeni doğmuş kralının yıldızını gördük ve ona tapınmaya geldik, yerini bize söyler misiniz?”

Herot, bunun üzerine: “kral benim, kim bu yeni doğmuş kral, hemen 2 yaşın altındaki bütün çocukları öldürün” emrini verir.

Dolayısı ile, ellerinde kılıçları olan kişiler yani askerler, bu betimlemede, çocukları katletmektedirler.

GİYSİ BÖLÜMÜ

Kardinaller, ayine başlamadan önce, tören giysilerini burada giymektedirler. Ancak, burası da katedralin en değerli odalarından biridir. Çünkü: burada, inanılmaz güzel tablolar bulunmaktadır.

Aynı zamanda, odanın tavan freski de muhteşem güzelliğiyle  dikkat çekmektedir. Freskin yapılış tarihi olarak 17’nci yüzyıl söyleniyor. Luka Jordana isimli sanatçının yaptığı freskte: barok resim stili kullanılmıştır. Sanatçı: İspanyol ve Napolilidir. Freskin en büyük özelliği: ortasına baktığınızda, İbranice “Allah” yazılı olmasıdır. Buradan, tanrısal bir ışık süzülüyor, o ışık doğruca Meryem anayı aydınlatıyor.

Burada, yine daha önce benzerleri görülen bir sahne betimlenmiştir. Meryem ana ve elinde tören kıyafeti, Aziz İldefonso’ya, tören kıyafetini veriyor.

Diğer tarafta ise, Toledo manzarası ve bir köprü görülüyor. Bu köprü: günümüzde de görülen, San Martin köprüsüdür.

Odanın iki yanında ise: yukarıda sözünü ettiğim, değerli tablolar bulunuyor. Bunlar, daha çok ünlü sanatçı El Greko tarafından yapılmıştır. Hemen karşıda görülen tablo ise: İsa’nın soyulması tablosudur. Burada, İsa’nın üzerinde, kan kırmızısı bir tunik var. Çarmıha gerilmeden önce, Romalı askerler tarafından, bu  tunik çıkarılıyor ve çıplak olarak çarmıha geriliyor. Yani: çarmıha gerilmeden hemen önceki hali görülüyor. Fakat: ilginç olan şu: resimdeki konstras çok önemli. Çevresindeki insanlar, inanılmaz haşin ve vahşi bir şekilde tasvir edilirken, İsa’nın yüzünde inanılmaz asil bir ifade resmedilmiştir. Diğer ilginç bir nokta: İsa’nın eli ve parmaklarının durumudur. İsa, elini tunik dışına çıkarmış ve El Greko’nun bütün eserlerinde görülen bir işaret yapmaktadır. Bunun anlamı net olarak bilinmiyor olsa da, o zamanlarda, gerçek Hıristiyanların, birbirlerine kendilerini tanıtmak için kullandıkları bir el işareti olduğu sanılıyor.

Burada, bir de yine ünlü ressam Goya’nın bir tasviri görülüyor.

Goya: genellikle saray ressamı olarak çalışmış, portre yapmış olup, yaptığı başlıca dini içerikli resim budur.

Bir de, hemen karşıda Carravaggio’nun bir resmi var. İtalyan barok döneminin en iyi ressamlarındandır. Dünyada ışık ve gölge kontrasını en iyi veren, en realist ressamlardan biridir.

Burada, son olarak, bir takım kardinallerin kıyafetleri ve sancaklar sergileniyor. Bu sancaklar arasında, Müslüman sancakları da var. Üzerinde hilal bulunan bu sancaklar, yapılan savaşlar sonucunda ele geçirilerek, buraya konulmuşlar.

TOPLANTI ODASI

Katedral içinde, gezilecek son yer burasıdır. Burada: kardinaller ve rahipler, din adamları toplantı yapıyorlar. Bu odanın özelliği: gelmiş-geçmiş tüm kardinallerin, burada resimlerinin sergileniyor olmasıdır. Vizigot kardinallerinden başlanarak, yani 690 yılından günümüze kadar olan bütün kardinal resimleri var. En son olarak, 2009 yılında ölmüş olan kardinalin resmi görülüyor.

Bu resimlerin üstünde ise, sağ ve solda, Meryem’in hayatıyla ilgili tasvirler var. Bunlar arasında: Meryem’e müjdeden tutun da, daha sonra oğlunun yani İsa’nın çarmıha gerilişi tasvirleri görülüyor.

İGLESİA  DE SANTO TOME KİLİSESİ

Kiliseyi: Toledo şehrinde yaşayan: gerek dindarlığı ve gerekse fakirlerin, işçilerin ve çalışanların koruyucusu olan “Kont Orgaz”: 12’nci yüzyılda yaptırmıştır. Hatta: Kont, öldükten sonra, bütün servetini hayır kurumlarına bağışlamıştır.

Kilisenin süslemeleri: yine burada yerleşik “El Greko” isimli sanatçı tarafından yapılmıştır. El Greko: aslında “Girit” doğumla, yani “Yunan” kökenlidir. Fakat: 1541-1614 yılları arasında yaşayan bu sanatçı doğduğunda, Girit; Venedik Cumhuriyetinin toprağıydı. El Greko: Girit’ten çıkıyor ve şansını Venedik’de  deniyor. Ünlü ressam Tiziano’nun atölyesinde çalışıyor. Daha sonra ise; İspanya’ya geliyor ve Toledo şehrini gördükten sonra, çok beğeniyor, ömrünün son 37 yılını burada geçiriyor. Zaten, asıl adı farklı olmasına rağmen, El Greko ismi, kendisine İspanyollar tarafından verilen bir isimdir.

Kilisenin rahibi: El Greko’dan: 1312 yılında ölmüş olan Orgaz Kontunun cenaze töreninin resmedilmesini ister. Efsaneye göre: kont, tabuta konulduğunda, iki tane aziz görülür. Bu azizler: kontun naşını, kendi elleriyle mezara yerleştirirler. Tablo da, bu efsanenin resmedilmesi istenir.

Bunun üzerine: El Greko tarafından, günümüzde, hemen Orgaz Kontunun mezarının kenarında bulunan, bu muhteşem yağlıboya tablo yapılır. Eserin adı: “Kont Orgaz’ın Gömülmesi”

Bu eser: El Grekonun, artık stilinin tamamen oturmuş olduğu bir dönem eseridir.

Resme baktığınızda: Orgaz Kontunun üzerinde bir zırh var, bu zırh ve iki taraftaki azizlerin tören giysileri, inanılmaz bir kontras içindedir.

Resmin diğer bir özelliği: inanılmaz net biçimde, ikiye ayrılmış olmasıdır. Aşağı bölüme bakıldığında; soylular var. Soyluların hepsi siyah giyinmiş, bunların yüzleri, kompozisyonu, net biçimde iki bölüme ayırıyor.

Aşağıda: yaşayan insanların dünyası betimlenmiştir. Yukarı bölümde ise: ruhani ve cennetvari bir dünya betimlenmiştir. Yukarıda, ayrıca mistik bir doğum sahnesi var. Bu doğum sahnesi, bulutlar şeklindedir. Tam ortada bir melek var, bu melek elinde bir bebek tutuyor. Bu bebek: Orgaz kontunun yeniden dünyaya geliş halinin betimlenmesidir. Bunun üstündeki kompozisyonda ise: bir üçlü betimleme var. Burada: İsa, Meryem ve vaftizci Yahya görülüyor. Bu üçlü betimleme: batı kiliselerinde görülmez, daha çok doğu kiliselerinde görülür, yani Bizans sanatını yansıdır. Çünkü, resmi yapan sanatçı El Greko’nun, Giritli yani Bizans sanatının etkisinde olduğunu düşünmek gerek.

Bu tasvirde: İsa ortada görülür, bir yanında Meryem, diğer yanında ise Vaftizci Yahya görülüyor. İyi insanların ruhlarının cennete ulaşması için, şefaat dilemektedir.

Resmin aşağı bölümüne baktığınızda: görülen asillerin, tamamen İspanyanın Katolik, yani dine dayalı, kasıp kavuran tutuculuğu çok net biçimde hissedilmektedir.

Resmin bir diğer özelliği: yüzlerin, ellerin ve vücutların uzayarak tasvir edilmesidir. Çünkü: eserin yapıldığı, 1586 yıllarında, bu akım ressamlar tarafından yoğun olarak kullanılmıştır.

Resimde: bize doğru bakan tek bir kişi görülüyor.

Evet, bu sanatçı El Greko’nun kendisidir. Ayrıca, sol tarafta görülen çocuk: El Greko’nun çocuğunun resmidir. Çocuğun elinde bir mendil var, mendilin üzerinde: sanatçının imzası bulunuyor ve ayrıca: 1578 yazılıdır. Aslında resim: 1586 yılında yapılmış olmasına rağmen, sanatçı buraya, çocuğunun doğum yılı olan 1578 yazmıştır. Yani, resim yapıldığında, çocuk 8 yaşında görülmektedir.

Evet, yukarıda söylediğim gibi: resmin hemen altında, Kont Orgaz’ın mezarı var. Buraya mutlaka girmeli ve bu muhteşem resmi: görmelisiniz ve hatta: birkaç dakika zaman ayırarak, bu muhteşem eseri, ayrıntılı olarak izlemelisiniz.

SİNEGOGLAR

İspanyada yalnızca 3 Sinegog bulunuyor. Bunlardan, 2 tanesi, Toledo şehrindedir. Şehrin güneybatı yamacındaki bu 2 Sinegog: 14’ncü yüzyılda inşa edilmiştir. İsimleri: Sinigoga El Transito ve Sinegoga De Santa MariaLa Blanca.

Her iki yapı da, mimari stil açısından, güçlü magribi özellikler göstermektedir.

Sinagoga De Santa Maria La Blanca

1203 yılında inşa edilmiştir. Mimaride, İslam etkisi görülüyor. Yapı, 15’nci  yüzyılda, kiliseye dönüştürülmüş ve daha sonraki yıllarda ise, marangoz atölyesi, mağaza, kışla ve dönemin fahişelerinin sığınma evi olarak kullanılmıştır.

Sinagoga El Transito

Toledo şehrinin büyük çoğunluğu Yahudi iken: 1357 yılında inşa edilmiştir. Burada, özellikle İspanyol Yahudi sanatı, doruk noktalarına ulaşmaktadır. İbranice sıva yazıtları muhteşem. Çan kulesi: 1492 yılında, Yahudiler, İspanyadan sürülünce, Hıristiyanlar tarafından, yapıya eklenmiştir.

Yapı, dıştan bakıldığında, çok sade bir görünüm sunmaktadır. Sokağa bakan, yalnızca 7 penceresi var. Napolyon’a karşı yapılan savaşlarda, burası askeri kışla olarak da kullanılmıştır. 1977 yılında ise, ulusal bir anıt ilan edilerek, koruma altına alınmıştır.

MEZQUİTA DEL CRİSTO DE LA LUZ CAMİSİ

Puerta dela Bisagrakapısının üstündedir. İsminin kelime anlamı: “Işık ve Mesih Camisi”dir.

Burası: 10’ncu yüzyılda, cami olarak yapılmış, ancak daha sonradan kiliseye çevrilmiştir. Bu nedenle, cami yapısının hemen üstünde, haç görülüyor.

Günümüze ulaşan en eski ve tek camidir. Yani, İspanyadaki en eski Magribi eserlerinden biridir. Caminin boyutları: 8.60×7.74 metredir. Sütunlar ve at nalı kemerli, dokuz küçük bölgesi bulunmaktadır. Halen, müze olarak ziyarete açık tutulmaktadır.

Burayı ziyaret ederseniz, görebilecekleriniz: yapının cephesinde, Arapça yazılı bir kitabe var. Bu kitabede: yapının: “999 yılında, Musa Ali tarafından inşa edildiği” yazılıdır. Şehirdeki en önemli, Müslüman dönemi yapısıdır.

JUAN DE LOS REVES SAN

İspanya Toledo; Burası: kral Ferdinant ve kraliçe İsabella tarafından, bir zafer anısına, mimar Gues Juan’a yaptırılmıştır.

Aziz John adına adanmıştır. Yapının inşaatına 1476 yılında başlanılmış ve 1504 yılında, görkemli dehlizleriyle birlikte tamamlanmıştır.

1835 yılında, Napolyon işgali sırasında  zarar gören yapı, daha sonra restore edilerek, günümüze ulaşmıştır.

ROMAN SAN KİLİSESİ-MUSEO DE SANTA CRUZ

İspanya Toledo; Burası, günümüzde müze olarak kullanılan bir kilisedir. Büyüleyici yapı: 13’ncü yüzyılda yapılmıştır. Kilisenin çan kuleleri: camilerde olduğu gibi, yanının dışında durmaktadır.

Toledo şehrinin bu en ilginç kilisesinin içinde, Magribi ve Hıristiyan unsurların mimari özellikleri olan at nalı kemerler ve Rönesans üslubu kubbe görülmektedir.

Bütün iç duvarlarda ise, çeşitli ressamlar tarafından yapılan başpiskopos portreleri ve kıyamet günü tasvir edilmiş Romaneks resimler görülmektedir.

Evet, burası, günümüzde müze olarak ziyarete açıktır. Müzede sergilenen eserleri yapan sanatçılar : El Greko, Ribera, Goya. Bunun dışında çeşitli heykeller, el yazmaları, altın ve gümüş objeler de sergileniyor.