Titus Kemeri: Roma şehrinde : Roma’nın ana tören caddesi olarak hizmet veren Via Sacra (Kutsal Yol) üzerinde, en yüksek noktası olan Summa Sacra Via’da, Roma Forumunun hemen güneydoğusundadır.
Bir general, büyük bir zafer kazandığında, Roma’da bir geçit töreni yapma hakkı kazanırdı. General, tüm ihtişamıyla ve askerleri eşliğinde kente girerdi. Tutsaklar zorla yürütülür ve ganimetler herkesin görmesi için sergilenirdi. Triumphus adı verilen bu zafer töreni anısına, çoğunlukla anıtsal bir kemer yapılırdı.
Kemerlerin ilki, MÖ 196’da yapılmıştı, ama günümüze ulaşmamıştır. Geriye kalanlardan ikisi özellikle ilgi çekicidir. Bunlar: Titus Takı ve Constantinus Kemeri.
Roma Titus Takı
TİTUS TAKI
Titus takı, taştan, tek bir müstakil anıtsal kemer olup, eğri kemer düz hatlı bir biçimin içine yerleştirilmiştir.
Kemerin ölçüleri: yüksekliği 15.4 metre, genişliği 13.5 metre ve derinliği 4.75 metredir. İç kemer yüksekliği 8.3 metre ve genişliği 5.36 metredir.
MS 81’den sonra İmparator Domitianus tarafından, ölen ağabeyi Titus’u onurlandırmak için yaptırılan kemer, MS 70 yılında Filistin’deki bir Yahudi isyanın Vespasianus ve oğlu Titus tarafından bastırılmasını anar.
Roma Titus Takı Çatı katı yazıtı
Çatı katı yazıtı
Günümüze ulaşan antik çatı katı yazıtı (yukarıda), anıtın Titus’a ithaf edildiğini belirtir. Titus’un tanrılaştırıldığı belirtildiğine göre, anıtın tamamlanmasının ancak Titus öldükten sonra yani MS 81 yılının Eylül ayından sonra gerçekleştiği varsayılır.
Çatı katındaki yazıt şöyledir: (Türkçesi)
Senato ve Roma halkı bunu tanrılaştırmış Vespasian’ın oğlu, tanrılaştırılmış Titus Vespasian Augustus’a ithaf ediyor.
Bu adanma, İmparator Domitianus’un kurnazca güç siyasetinin bir örneğidir. Babası ve kardeşinin sahip olduğu askeri zaferlerden pay almak için çok gençti. Belki de kendisi iktidara geçerken, onların sahip olduğu genel kamuoyunun olumlu görüşlerinden yararlanmak istemişti.
Roma Titus Takı Kubbenin ortası
Kubbenin ortasında
Burada Titus’un tanrılaştırılması kabartması da görülür.
Epotheosis tasvir edilmiştir. Titus, imparatorun ihtişamını sonsuza dek ölümsüzleştirerek tanrılar diyarına bir kartal üzerinde girerken görülür.
Bu imge, Dominus et Deus, yani Efendi ve tanrı unvanını alan Domitian’ın kamuoyundaki algısı açısından çok önemliydi.
Bir imparatoru böylesine ilahi bir şekilde tasvir etmek, yeni unvanının meşruiyetini daha da sağlamlaştırdı.
Bezemeler arasında öne çıkanlar:
Kemerli geçidin içinde: göz hizasının hemen üzerine yerleştirilmiş iki rölyef heykelli paneldir. Bu panellerin yüksekliği 2.04 metre ve uzunluğu 3.85 metredir.
Bu iki sahne, savaş yerine zaferden sonra Roma’da yapılan törenlerden iki anı gösterir.
İki sahnede de: figürler batıya, Roma dininin yüce merkezi Capitolium’daki Jüpiter Tapınağına doğru yürüyüştedir.
Roma Titus Takı Rölyef Paneli
1’nci rölyef panel:
Bir yandan bu geçidin önemli noktalarından birini, muzaffer generali dört atın çektiği arabasında, çevresinde mızraklı askerlerle görürüz.
Bu kurgusal eserde, Titus bir quadriga veya dört atlı savaş arabası sürerken tasvir edilmiştir. Ona, Roma halkının ve senatosunun kişileştirilmiş hali olan cinlerle birlikte tanrıça Victoria ve Roma eşlik etmektedir. Ölümlülerin ve ilahı olanın bu şekilde tasvir edilmesi Roma sanatında eşi benzeri görülmemiş bir şeydi.
Roma Titus Takı
Titus’un arabasının Roma kentinin dişi kişileştirilmesi olan Roma tarafından yönlendirilmesi ve kanatlı tanrıça Venüs’ün Titus’a zafer tacı giydirmesiyle ilahi olan ölümüyle bir araya gelir.
Figürlerin hepsi, ayakta duran veya belli belirsiz yürüyenler de dahil, farklı bir hareket içindedirler.
Panelin üst yarısı, çizgileri çarpıcı desenler meydana getiren mızraklar haricinde boştur.
Sahnenin görsel gücü, rölyefin güçlü gölgelere imkan tanıyan derin yontmalarıyla da vurgulanmıştır.
Roma Titus Takı
2’nci rölyef Panel
Soldaki panelde, Romalı askerler tarafından zafer alayında taşınan savaş ganimetleri tasvir edilmiştir. Bu ganimetler arasında MS 70’de Celile’de yağmalanan ve yok edilen Kudüs Tapınağının menorasının yanı sıra Yahudi halkına kutsal olan birçok değerli eser de vardır.
MS 70’de Yahudi isyanını acımasızca bastırmak olarak anılan bu çatışma, milyonlarca Yahudi’nin hayatına mal olmuş ve Yahudi tarihinin en büyük felaketlerinden biri olarak Kudüs’teki İkinci Tapınak’ın yıkılmasıyla sonuçlanmıştır.
Roma Titus Takı
Bunlar Menora adı verilen yedi kollu dev şamdan; ritüel eşyalarıyla altın masa (Ahit sandığının masası) ve uzun ince tören borularıdır. (gümüş trompetler)
Bu ganimetler muhtemelen altın rengindeydi ve arka plan maviydi. Çünkü 2012 yılında yapılan araştırmada, menorah kabartmasında sarı aşı boyası kalıntıları tespit edilmiştir.
Roma Yahudileri bu kemerin altından geçmeyi her zaman reddederlerdi. Ancak İsrail Devletinin kuruluşundan sonra bu kemeri geçtiler, ancak bu sefer zafer alayının yönünün tersine geçtiler.
Bu Menora, İsrail devletinin amblemi olarak kullanılan memora için bir model kabul edildi.
Bu iki kapsayıcı sahnede, imparatorluk zafer töreni ve çok sayıdaki tabi halktan birinin ezici şekilde yenilgiye uğratılışının özünü buluruz.
Roma Titus Takı
1821 yılında Giuseppe Valadier, alanın kapsamlı bir restorasyonunu üstlendi. Bu süreçte kemer tamamen sökülüp mevcut haline getirildi, restore edilen kısımları belirtmek için orijinal mermer yerine, traverten kullanıldı ve yeni bir yazıt eklendi.
Roma Tirauanus Sütunu
TRAİANUS SÜTUNU-COLONNA Dİ TRAİANO
Via dei fori İmperiali caddesindedir.
Sütun günümüze kadar bozulmadan kalmış bir tarihtir. Hiçbir anıt, zamanın tahribatına Trajan sütunu kadar dayanıklı olmamıştır.
Trianus sütunu, bir mesajı iletmek için uzun ve sürekli bir sarmal halinde dizilmiş resimlerden yararlanmıştır.
Roma ve Konstantinopolis’te dikilen ve şerit halinde öykülerin anlatıldığı sütunlardan ilki olan bu anıt, Traianus’u hem MS 113’de Dacia’daki (bugünkü Romanya) muzaffer seferlerinin heykel tasvirleriyle, hem de tepede imparatorun tunç heykeliyle anar.
Sütunun kaidesi imparator ve eşi Plotina’nın küllerini barındırmak için tasarlanmıştı.
İmparatorun külleri kaidenin içindeki bir altın vazoda saklanıyordu. (imparator 8 Ağustos 117’de ölmüştür.)
Roma Tirauanus Sütunu
Carrara ocaklarından gelen Luna mermerlerinden yapılan sütunun yüksekliği 29 metre, dibinde çapı 4 metre, tepede çapı 3.66 metredir.
5.37 metre yüksekliğinde, dikdörtgen bir blok üzerinde durur.
17 aşamasının içinde 185 basamaklı bir merdiven vardır.
Merdiven kaidenin içinde, düz kısımlar halinde yükselirken esas sütunun içinde sarmallaşır.
Sütun gövdesinde açılmış 43 yarık pencere, merdivenlere ışık ve hava sağlar.
Bugün Traianus Forumunun diğer öğeleri olan iki yandaki kütüphaneler, Ulpia Bazilikası ve yakınlarındaki ilahi Traianus Tapınağının sadece temelleri kalmış ve Trianus’un yaldızlı bronz heykeli, 1588 yılında Papa Sixtus V tarafından Aziz Petrus heykeliyle değiştirilmiştir.
Ama Roma sanatının başlıca anıtlarından biri olan rölyef sahneler hala yerlerindedir.
Roma Tiraianus Sütunu
Rölyefler:
Rölyeflerde: Traianus’un 101-102 ve 105-106’daki iki Dacia seferi gösterilir.
Anlatı, en alttan başlayan ve bir sarmal halinde tepeye kadar çıkan, toplam 200 metrelik bir sürekli şerit biçiminde düzenlenmiştir.
Savaşlar, hazırlıklar, yürüyüş, nakliye, ırmaklar, tepeler, kamplar gibi 155 sahnede 2.500’den fazla figürle heykeller bir askeri seferin antik sanatta benzeri olmayan bir görsel kaydını sunar. Bu figürlerden 59 tanesi İmparator Trajan’a aittir.
Kaynak olarak, antik yazarların dediği gibi seferlere katılan ressamlar tarafından paneller ve rulolar üzerine yapılan resimler kullanılmış olabilir.
Heykellerin görülmesi için bazı tavizler verilmiştir.
Örneğin: şerit sütun yükseldikçe genişleyerek altta 0.89 metre iken tepede 1.25 metreye ulaşır olmasına rağmen, bu resimlerin iki kütüphaneye tırmanmaktan yüksünmeyen ve göz sağlıkları mükemmel seyirciler tarafından bile seçilmesi zor olmalı.
Anıt muhtemelen, yanından geçenleri bilgilendirmek kabiliyetinden daha çok sanatsal tasarımı açısından saygı uyandırmıştı.
Roma Tiarianus Forumu
TRAİANUS FORUMU–FORUM TRAİANİ:
Traianus’un gözdesi olan mimar ve mühendis Şamlı Apollodorus tarafından tasarlanmış ve 113’te adanmıştı.
Hükümet işleri, özellikle de bazı hukuk mahkemeleri ve arşivlere ev sahipliği yapıyordu.
Birkaç kısımdan meydana geliyordu.
Augustus Forumuna bilinçli gönderme olarak güney ve kuzeyinde ekoylumlar bulunan, revaklı bir meydan, bir bazilika, ortalarında Traianus Sütunu olan iki kütüphane ve arkada tanrılaştırılmış Traianus’a adanmış bir tapınak.
Kuzeydeki Traianus çarşısı, Quirinalis Tepesinin kısmen düzlenmesiyle forumun bir parçası gibi inşa edilmiştir.
Roma Tiraianus Forumu
Meydana, bir zafer kemerini andıran üç açıklığı bulunan bir kapıdan girilirdi.
İlk halinde kapının tepesinde İmparatoru Dacia’daki başarılı seferlerinden sonra, 6 atın çektiği bir arabada gösteren bir heykel gurubu vardı.
Meydanın ortasında Traianus’un at üzerindeki bir heykeli duruyordu.
Meydanın ardında, tipik bazilika planının aksine, girişleri kısa yerine uzun yanlarda olacak şekilde enine yerleştirilmiş Ulpia Bazilikası vardı.
Bu bazilikanın içinde, beklendiği gibi, nef ile iki yan koridor bulunuyordu.
Ancak, her iki kısa uçta apsislerin kullanımı sıra dışıydı.
Kuzey apsiste bir özgürlük heykeli dururdu.
Köleler burada azat edilirdi.
Güney apsis imparatorluk kültüne adanmış olabilir.
Bunun ötesinde biri Latince, diğeri Yunanca eserlere adanmış iki kütüphane vardı.
Bunların ortasındaysa olağanüstü Traianus Sütunu ve onun ötesinde de İlahi Traianus Tapınağı bulunuyordu.
Roma Tiraianus Çarşısı
TRİANUS ÇARŞISI-MERCATİ TRAİANİ:
Kaidesindeki yazıta göre: “Traianus Sütununun yüksekliği, Forum ile yanındaki Trianus çarşısı için Quirinalis Tepesinden çıkarılan toprağın derinliğine eşitmiş.”
En azından 6 katlı olan bu büyük ticaret kompleksi, tepenin oyulan bölgesinin en derin kısmında, forum meydanındaki kuzey ekoylumun hemen kuzeyinde ve ondan fiziksel olarak ayrı konumdaydı.
170’ten fazla odası ve holünün, geleneksel olarak gıda ticareti ve hükümet faaliyetlerine ayrılmış dükkan ve ofisler olduğu kabul edilmiştir.
Roma Tiraianus Çarşısı
Satılan gıdalar arasında biber (üçüncü kat boyunca dolanan sokağın adı da buradan gelir, Via Biberatica) ve balık (balık tankları bulunmuştur) da vardır.
Via Biberatica’dan girilen geniş bazilika tipi hol, Roma mimari devriminin önemli eserlerinden biri kabul edilir.
Roma Tiraianus Çarşısı
Betondan yapılmış bu bina, asma pencereleri uzun nef ile bunu kesen ve sütunlar üzerinde duran 7 tonoz (çapraz tonoz) gibi imparatorluğun ileri dönemlerindeki dev hamam yapılarında tekrar ortaya çıkacak öğelere sahiptir.
Roma Tiarianus Çarşısı
Nefin her iki yanında iki kat dükkan vardı.
Karmaşık, asimetrik, çok katlı planıyla çarşı holü, hatta bütün kompleks Traianus Forumunun çağdaş ama tutucu şekilde Augustusçu tasarımıyla tezat oluşturur.
Her iki yaklaşım da başkentteki imparatorluk mimarisinde kendi değerine sahipti.
Roma Tiarianus Hamamı
TRAİANUS HAMAMI-THERMA TRAİANİ:
Halk hamamları bir Roma kentinin vazgeçilmez unsurlarındandı.
Büyük nüfusa sahip başkentte hamamlara sıkça rastlanırdı.
Betonun özellikleri sayesinde tonozlarla dev alanların kaplanması yoluyla çok büyük olabiliyorlardı.
Roma Tiarianus Hamamı
Cömertliklerini kanıtlamak isteyen geç imparatorluk dönemi imparatorları, genellikle hem bir kamusal hizmet sunmak, hem de imparatorluğun ihtişamını sergilemek için hamam komplekslerini tercih etmişlerdir.
Traianus hamamı, hamam komplekslerinin anıtsallaşması yönünde önemli bir adımdır.
Halk hamamlarının farklı ısıda odalar ve bir soğuk su havuzu gibi ilkeleri zaten Cumhuriyet’te belirlenmişti.
İmparatorluk başkentlerindeki daha eski hamamların, özellikle de Titus’unkilerin tasarımına uymakla beraber, Trianus’un hamam binası Titus’unkinin 3 katı boyutlarındaydı ve yıkanma tesislerine ek olarak ders odaları, kütüphaneler, toplantı odaları ve bahçeler gibi çeşitli toplumsal ve dinlence amaçlı odalar içeriyordu.
Bu plan daha iyi korunmuş durumda olan Caracalla (211-216) ve Diocletianus (298-306) hamamları gibi bundan sonraki birkaç yüzyıl boyunca yapılan hamam komplekslerine örnek oluşturacaktı.
Oppius Tepesinde, Domus Aurea’nın kalıntılarının üzerine yapılan bir terasta inşa edilen hamamlar, Damascuslu Apollodorus’un eseriydi.
Hamam binası 250 x 210 metrelik geniş bir platformun ortasında yer alır.
Platformun doğu ve batı yanlarında küçük odalar dizilidir.
Aralarında ana binayı üç yandan kuşatan bahçeler vardır.
Kuzeyden girilen ana odalar bir kuzey-güney ekseninde, ikincil odalar da her iki yanda simetrik olarak dizilidir.
Girişten sonra, önce üç yanı kolonadlarla çevrili yüzme havuzuna ulaşılır.
Güneyinde iki ekoylum vardır.
Havuzun her iki yanında aynı boyda küçük odalar ve bir ihtimal frigidariumlar olabilecek nişli iki rotond bulunur.
Havuzu geçerek devam edildiğinde, bir merkezi hole (doğu ve batıda palaestralar yani spor yapılan dikdörtgen ve buna ekli bir yarım daireden oluşan avlular) daha sonra yıkanma odalarına ve son olarak da güneşten yararlanmak için en güneye yerleştirilmiş olan, dikdörtgen nişleri ve yarım daire apsisleri olan 3 tonozlu odadan oluşan caldarium’a ulaşılır.
Roma Constantinus Takı
KONSTANTİNUS KEMERİ-CONSTANTİNUS ZAFER TAKI-ARCH OF CONSTANTİNE
Roma şehrinde Collesseum ile Palatino Tepesi arasında, Via Triumphalis (zafer yürüyüş yolu) üzerinde yer alır.
Ortaçağ tarzının önemli bir imparatorluk anıtı üzerindeki en eski örneklerinden olan frizi nedeniyle, Constantinus Kemerine modern sanat tarihçilerince “ortaçağlara açılan kapı” nitelemesi yapılmıştır.
312-315 arasında Constantinus’un Maxentius karşısındaki zaferini ve Licinius ile ortak yönetimini kutlamak için yapılan kemerde, ortadaki en büyükleri olmak üzere üç kemerli açıklık vardır.
Roma Senatosu tarafından armağan olarak inşa edilmiş olup, zafer geçidi niteliğini taşır.
Yüksekliği 21 metre, genişliği 25.9 metre ve derinlik 7.4 metredir.
Kemer, heykelli süslemelerinin eklektik karışımıyla öne çıkar.
Panaller ikinci yüzyıl anıtlarından, diskler Hadrianus döneminden, dikdörtgen levhalar Marcus Aurelius döneminden alınarak, kemerin saçaklığına iliştirilmiştir.
Taş heykellerin ve mimari öğelerin böyle tekrar kullanımına spolia adı verilir.
Ortaçağlarda, harap veya bakımsız Yunan ve Roma yapıları yeni inşaatlar için mükemmel yapıl malzemesi kaynaklarıydı.
Spolia bazen süsleme amaçlı olarak kullanılırdı.
Ancak yan kemerlerin hemen üzerindeki frizler, Constantinus Kemeri ile çağdaştır.
Roma Constantinus Kemeri
Frizde, anıtın dört yanındaki iki panelde, Constantinus’un seferi, Milano’dan ayrılışından Verona kuşatmasına Milvius köprüsü savaşına ve Forum Romanum’da Roma halkına seslenişi ve para dağıtışına kadar anlatılmıştır.
İkinci yüzyıl heykelleri, hareket halindeki insan bedeninin görsel açıdan gerçekçi tasvirleriyle katıksız klasik tarzda iken, ortaya imparatoru yerleştiren friz, katı ve resmi bir düzene sahiptir.
Ayrıca, tıknaz beden tipleri kullanılmış ve insanlar bireyler yerine tipler olarak gösterilmiştir.
Rönesans’tan bu yana gözlemcilere, bir imparatorun (Batı Avrupa’da Rönesans’tan beri el üzerinde tutulan) klasik tarzı reddetmesi ve yerine daha geri bir ortaçağ tarzını tercih etmesi şaşırtıcı gelmiştir.
Çünkü gerçekten de bu ortaçağ tarzıdır ve yukarının onayı olmadan yapılmadığına da kuşku yoktur.
Neden?
Klasik tarzın çöküşü ve ortaçağ tarzının benimsenmesi Avrupa sanat tarihinde önemli bir andır.
Açıklama bariz değildir, ama dev imparatorluk içinde işlemekte olan pek çok etmene bağlı olmalıdır.
Bu değişim ani değildi, tam tersine Yunan-Roma sanatı ortaçağlar boyunca değişen derecelerde nüfuslu olmaya devam etmişti.
Anlaşıldığı kadarıyla sanat, imparatorun sağlam şekilde tepede olduğu, diğerlerinin kendi rütbe ve mesleklerinde sahip oldukları yeni bir hiyerarşik toplum görüşünü yansıtacak şekilde değiştiriyordu.
Bu frizler toplumsal gurupların statülerini görsel olarak açıklama görevini yerine getirir, görsel gerçekçilik artık aranan bir özellik değildir.
Evet devam eden süreçten söz etmek istiyorum. Orta çağda bu yapı, Frangipane ailesinin kalesine dahil edilmiştir. 1597 yılında Papa VIII Klement, tak üzerindeki mermer sütunlardan birini St John Lateran kilisesi için almıştır. 2024 yılında şiddetli bir fırtına sonucu, tak yıldırım düşmesi sonucu hasar görmüştür, yapıdan bazı taş parçaları kopmuş, müdahale edilmiştir.
İtalya’da Napoli ve Pompei şehirlerinin altındadır. Salerno ve Amasfi sahilinin hemen güneyindedir. Salerno’nun yaklaşık 40 km güneyinde Campania’dadır.
1998 yılında, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.
Romalılar, Paestum olarak bilirlerdi.
İyi korunmuş 4 anıt sayesinde İtalyan yarımadasındaki Yunan kentlerinin en iyi bilinenidir.
Bunlar: MÖ 6 ve 5’nci yüzyıllardan 3 tapınak ve Dalgıcın Mezarındaki figüratif resimler.
Poseidonia, Yunanlı göçmenler tarafından kurulan bir Yunan kolonisidir.
İsmini Yunan deniz tanrısından alır.
Yaklaşık MÖ 600’de, Günay İtalya’da, modern kıyı çizgisinin hemen içindeki alçak bir sırt üzerinde, daha önceki sakinlerin fazla iz bırakmadığı bir yerde kurulmuştur.
Göçmenleri buraya çeken: tatlı su ve tarıma elverişli topraklardı.
Doğal bir liman bulunmaması nedeniyle, gemiler kumsala çekiliyordu.
200 yıl boyunca kent Yunan kaldı.
Agora da bulunan bouleuterion dan da anlaşılacağı gibi, burada demokrasi gelişmişti.
MÖ 400’de, iç bölgede yaşayan İtalik halklardan Lucanianlar kenti ele geçirdi.
Piris savaşından sonra Romalılar MÖ 273’te, kasabayı kendilerine kattılar ve adını Paestum olarak değiştirdiler ve burada bir Latin kolonisi kurdular.
Kısa süre sonra kent düşüşe geçti.
MÖ 133’de inşa edilen önemli bir kuzey-güney yolu olan Via Popilia, Paestum’u es geçti ve Napoli körfezindeki ( 60 km kadar kuzeyde) kentler; deniz ticaretinin zengin merkezleri haline geldi.
Yöredeki akarsuların biriktirdiği sitler, sellere neden oldu ve sıtma yayan bataklıklar oluştu.
İmparatorluğun son dönemlerinde, nüfus azalmış ve MS 7 ile 9’ncu yüzyıllar arasında yerleşim tümüyle içerideki daha sağlıklı tepelere kaymıştı.
Orijinali Yunan olan ve kenti kuşatan 4.8 km uzunluğundaki tahkimat duvarlarında, kabaca pusulanın yönlerine göre yerleştirilmiş 4 ana kapı vardır.
Poseidonia’nın MÖ 6’ncı yüzyıldaki planı bilinmemektedir.
Ancak kentin benzer şekilde bir ızgara plana göre düzenlenmiş olduğu varsayılır.
TAPINAKLAR:
Yunan Poseidonia’nın planı Rome kentlerindekinden farklı olmalı, çünkü kuzey ve güneydeki kent kapıları ile Roma öncesinden kalma 3 büyük tapınak, Roma kent planındaki ızgaraya aykırı bir hat meydana getirmektedir.
Bu 3 tapınak: Batı Yunanistan da tercih edilen Dor düzeninde inşa ediliştir.
Yunan dünyasındaki en iyi korunmuş örneklerdir.
Yunan mimarisinin standart ilkelerine genel de uyulmuş olmakla beraber, tümü de yöresel Batı Yunan uygulamaları olarak nitelenebilecek yapım ve tasarım özellikleri gösterirler.
Tapınakların tümü de doğuya bakar.
Kentin ortasında kuzey-güney hattına dizilidir.
Bu bölgede mermer bulunmadığı için, yapılar yerel traverten (yöresel bir kireçtaşı) ve kumtaşından yapılmıştır.
HERA TAPINAĞI-I
İçlerinde en eskisidir ve MÖ 6’ncı yüzyıl ortalarına tarihlenir.
Bazı unsurları beklenenden farklıdır.
Yaklaşık: 54 x 24.5 metre boyutlarında ve dolayısıyla normalden geniş olan bu tapınağın kolonadları kısa yanlarda 9’ar, uzun yanlarda 18’er sütundan meydana gelir.
Ayrıca, Batı Yunan tarzında, zemini sundurmadan daha yüksek olan cella’nın ortasında, bilerek veya şans eseri, Sisam’daki daha eski Hera Tapınağını çağrıştırır şekilde, merkezi bir sütun sırası vardır.
Bu sütun sırası: kutsal alanı bir ihtimal bir tarafta Hera diğerinde Zeus olmak üzere, iki kült için ikiye ayırmış olabilir.
Sütunlar Yunanlıların favori mimari rötüşlarından birine sahiptir.
Dikey çizginin dışarı doğru şişirilmesi, burada neredeyse dışarı fırlaması, yani entasis.
Sütun başlığının alt yarısı, echinus, son derece alçak ve geniş profiliyle yassılmış bir mantarı andırır.
ATHENA TAPINAĞI:
İkinci büyük tapınaktır.
MÖ 500’de inşa edilmiştir.
Athena olarak teşhis edilen adak sunularına göre, Athena’ya adanmıştır.
Yaklaşık: 33 x 14.5 metrelik bu tapınağın kolonadının normal şekilde, kısa yanlarda 6’şar, uzun yarlarda 13’er sütunu, bir ön sundurması (promaos) vardır.
Kolonadın üzeride sıra dışı bir saçaklama bulunmaktadır.
Alttan yukarı doğru, alışıldık tarzda bir arşitrav, fazladan bir kumtaşı sırası, heykelsiz bir triglif ve metoplu friz ve en altında, yatay bir korniş bulunmayan, ama tepesinde vurgulanmış dışarı çıkıntı yapan eğimli kornişlere sahip bir alınlık alanı vardır.
Tapınağa girildiğinde, dış kolonadın ardına yerleştirilmiş derin sundurmanın 8 İon sütunuyla çevrelenmiş olduğu görülür.
Ön cephede, 4 ve her iki yanda 2’şer (bunların ikincileri girişlerin köşelerinde olmak üzere) sütun vardır.
Aynı binada bu şekilde Dor ve İon sütunlarının kullanılması, Atina Akropolisinden 50 yıl sonra, bu kadar çarpıcı biçimde geliştirilmiş bir bileşimin rastlanılan ilk örneğidir.
Yine, Batı Yunanistan’da yaygın olduğu şekilde sundurma sütunları ve cella’nın duvarları dış kolonadın sütunlarıyla bire bir değlidir.
Hera Tapınağı-I’den farklı olarak cella’nın içinde sütun yoktur, ama kapının iki yanındaki iki şık merdivenden belki cella ve kült heykeline tepeden bakan bir üst odaya geçiliyordu.
HERA TAPINAĞI-II
Bu tapınakların en büyüğü ve en iyi durumda olanıdır ve yaklaşık MÖ 470-460 yılları arasında inşa edilmiştir.
Kime adandığı yine sunulardan anlaşılır.
Boyutları, yaklaşık 60 x 24 metredir.
Kısa yanlarda 6’şar, uzun yanlarda 14’er olarak dizilmiş dış sütunları, yine Batı Yunanistan’a özgü bir uygulama ile taştaki kusurları örtmek ve mermeri andırmasını sağlamak adına, orijinal olarak yalancı mermerle kaplıydı.
Sundurma ve opsithodomos mevcuttur ve her birinde 2’şer sütun vardır.
Cella’daki iki sıra iç sütun, bir nef ile iki koridor yaratır.
Sütunlar tavan ve çatıyı doğrudan taşır.
Ama anlaşılan koridorların üzerindeki galeriyi taşımaz.
Dış cephe, standart Dor düzenindedir.
Metoplar veya alınlıklarda heykel yoktu.
Mimari rötuşlar arasında stilobatın kıvrımı, sütunların hafifçe yatık olması ve entasis sayılabilir ki, sonuncusu dışında bunların tümüne Batı Yunanistan’da nadiren rastlanırdı.
Ama tümü de Parthenon’da mevcut olacaktı.
MEZARLIKLAR-DALGICIN MEZARI:
Mezarlıklar Yunan dünyasında hep olduğu gibi kentin dışındaydı.
Bunların arasında özellikle çarpıcı olan yaklaşık MÖ 480’den kalma ve 1968’de Mario Napoli tarafından, kentin 1.5 km güneyindeki keşifler sırasında bulunan “Dalgıcın Mezarı” dır.
Az sayıda mezar eşyasına sahip olan bu adamın, basit gömüsü erken klasik dönemden kalma panel resimleri arasında önemli bir yere sahip olan eni iyi durumdaki figüratif resimleri olmasaydı; bu kadar dikkat çekmezdi.
Mezar, dört yan ve bir kapak olmak üzere, tümü de resimli 5 traverten levhanın, kayadaki dikdörtgen biçimli yarıklara oturtularak resimsiz bir zemine yerleştirilmesiyle yapılmıştır.
Kapağın alt yüzündeki mezara adın veren sahnede, bir platformdan bir havuza dalan genç erkek resmedilmiştir.
Dört yanda ise, bir şölende, tipik bir şölende, tipik şekilde 2’şerli halde sofalara uzanmış erkekler ile bunlara eşlik eden hizmetçi ve müzisyenler tasvir edilmiştir.
İki çift romantik açıdan meşgulken, diğerleri onları seyreder.
Kottabos (birinin bir hedefe kadehinden şarap tortuları fırlattığı bir oyun) oynamakta veya flüt ve lir çalmaktadırlar.
Sahneler gündelik yaşamın sade tasvirleri gibi görünmektedir.
Ancak cenaze bağlamı nedeniyle cenaze kutlamaları veya öbür dünyada yapıldığı tasavvur edilen faaliyetler gibi diğer anlamları da olabileceği düşünülür.
Kompozisyon ve teknik açısından, resim, derinlik sağlama çabasına girişilmeden bir zemin çizgisi üzerine oturtulması ve dış hatların içinin tek renge boyanması (gölgeleme veya ek iç ayrıntılar olmaksızın) gibi arkaik Yunan sanatında görmeyi beklenen özelliklere sahiptir.
Sicilya adasının güneydoğu bölümünde, turistik özellik taşıyan yerleşimler şunlardır:
a. Ragusa
b. Syracuse
c. Noto
Sicilya Güneydoğu bölgesi Ragusa
RAGUSA-RAUSA
Şehir: MÖ.2000 yıllarında ilk yerleşimi görmüşken, 1693 depreminden sonra: Barok mimari stil kullanılarak yapılan yeni binalarla yeniden inşa edilmiştir. Bunun ardından ise, çevresindeki 7 belde ile birlikte, 2002 yılında, UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi” ne dahil edilerek, koruma altına alınmıştır. Evet: burayı ziyaret ederseniz söylediğim gibi, UNESCO tarafından koruma altına alınmış, muhteşem mimari yapıları görebilirsiniz.
Evet: ilginç bir şehirdir. Çünkü: dağların yamaçlarına, yüksek tepelere kurulmuştur. Dolambaçlı sokaklardan, merdivenlerden, dar yollardan ilerleyerek şehir gezilebilir ve söylediğim gibi bu geziniz sırasında, Ortaçağ döneminden kalma, Barok, Gotik ve Rönesans dönemi izlerini taşıyan mimari yapılar görebilirsiniz.
Bunun dışında, buraya giderseniz, muhteşem bir manzara da sizi bekliyor. Ama yürümeyi sevmiyorum diyorsanız, Ragusa şehrinde, turistik bir tren var. Bu tren: Ragusa Ibla çevresini dolaşıyor. Şehir girişindeki otoparkta başlayan tur, şehir merkezindeki birçok tarihi-turistik yeri gezerek dolaşır. Yürümeyi sevmeyenler için uygun olabilir.
Sicilya Güneydoğu bölgesi Ragusa
Şehir
adanın güneyinde “Monti İblei” dağlarının güney eteklerinde iki derin vadi arasında bulunan bir geniş tepe üzerinde yerleşmiştir ve 2 kısımdan oluşmaktadır.
1. Ragusa Superiore-Yukarı Ragusa
2. Ragusa İbla.
Şehrin rakımı ise: 385-635 metre arasında değişmektedir. Bu yüzden, İtalya ülkesinde, en yüksek rakımlı beşinci şehirdir. Denizden uzaklık ise, 20 km. dir. Şehirde, tarım ve turizm yanında, sanayi de bulunur. Bu yüzden, Ragusa, Sicilya adasının diğer şehirlerine nazaran daha zengindir. Sanayi yanında, Akdeniz’in en güzel mavisini burada bulmak mümkündür. Zaten: Ragusalılar, deniz kıyısını yasalarla koruma altına almışlar ve deniz kıyısında konut yapımına izin vermemişlerdir.
Şehrin diğer bir coğrafi özelliği: Avrupa kıtasının burada bittiği ve Afrika kıtasının başladığı nokta olmasıdır.
Sicilya Güneydoğu bölgesi Ragusa Battista Katedrali
Battista Katedrali
Bu bölgenin en muhteşem anıtıdır. Buradaki ilk kilise: Ortaçağ kale duvarları altında, batı kesimde yapılmıştır. Ancak, 1693 depreminde yıkılınca, 1718-1778 yılları arasında bu yapı inşa edilmiştir. Yapının cephesi: üç portalı, oymaları ve tipik cephesiyle, Sicilya Barok tarzını simgelemektedir. Yapının kubbesi: 1783 yılında yapılmıştır ve 20’nci yüzyıla kadar bakır levhalar ile kaplıdır. Yan şapel ise, 19’ncu yüzyıl yapısıdır.
Sicilya Güneydoğu bölgesi Ragusa İbla
Sicilya Güneydoğu bölgesi Ragusa İbla
RAGUSA İBLA
Burası: diğer bölgeye nazaran daha yüksek bir tepe üzerinde, eski Ortaçağ döneminden kalma plana göre restore edilmiş, eski “Patro” mahallesi bölgesinde, 18’nci yüzyılda yeniden kurulmuş bir bölgedir.
Burada: Barok mimari stilin etkin olduğu, birkaç saray ve kilise bulunmaktadır.
Sicilya Güneydoğu bölgesi
Ragusa Superiore ve Ragusa Ibla arasında: bunları birbirine bağlayan dar bir sokakta bulunan “Santa Maria” kilisesi ilgi çekmektedir. Bu kilisenin orijinal Gotik şeklindeki yarısı: 1693 yılındaki depremde zarar görür ve bunun üzerine zarar gören bölüm, Barok tarzında yeniden yapılır. Yani, kilise yapısının bir kısmı Barok, diğer kısmı Gotik mimari özellik taşımaktadır. Kilisenin şapelinde ise Rönesans etkisi görülür ve içinde ise, 18’nci yüzyıl Sicilyalı ressamların resimleri görülür.
Sicilya Güneydoğu bölgesi Syracusa
SYRACUSE-SİRACUSA
Sicilya adasında bulunan tarihi şehir, Siraküza eyaletinin başkentidir. Sicilya’nın güneydoğu köşesinde, İyon denizi kıyısında, Sirakuza körfezi yanındadır. Kıyıdan hemen açıkta, 2000 metre derinliğe sahip, dik bir yükseltide yer almaktadır.
Sikacusa şehri, 2005 yılında, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.
Antik Yunan-Roma döneminde, Siracusa, Sicilya adasının en önemli kentiydi.
MÖ 8’nci yüzyılda Korinthoslularca kurulan kent, küçük ama savunmaya elverişli ve iki yanında doğal limanlar bulunan Ortygia (Keklik) Adasından dışarı anakaraya doğru genişlemiştir.
MÖ 6’ncı yüzyıl ortalarında, ada ile anakara yapay bir yolla birbirine bağlanmıştır.
Kent, Yunan dünyasının en büyüklerinden biri haline gelmiştir.
Klasik dönemde, 250.000 gibi sadece Atina’nınki ile karşılaştırılabilen bir nüfusa sahipti.
Siracusa’nın zenginliği tarım, kireçtaşı ocakları ve limanlardan geliyordu.
Ama kentin siyasi tarihi çalkantılıydı.
Sicilya’daki tipik olduğu üzere, ağırlık olarak yönetim şekli demokrasi yerine tiranlık olarak kaldı.
Yine başka yerlerde olduğu gibi, hükümdarın sanatsal ve mimari eserler yaratılmasında önemli bir rolü vardı.
Ancak, üç tiranı kısaca incelerken, Siracusa’nın tüm yöneticilerinin kendilerini sanat ve mimari ile yüceltme ihtiyacını hissetmedikleri görülür.
GELON:
MÖ 480’de, Himera’nın (Kuzey Sicilya) tahtından indirilmiş tiranı; Kartacalılardan yardım istedi.
Buna karşılık, Gela ve Siracusa’nın tiranı Gelon, koalisyon kuvvetlerinin başında sefere çıktı ve büyük bir zafer kazandı.
Himera’da Yunanlı olmayan Kartacalılara karşı kazanılan zafer, Yunanlıların Persleri yendiği Salamis Savaşının batıdaki karşılığı haline geldi, öyle ki, Herodotos ikisinin aynı gün gerçekleştiğini yazacaktı.
Diodoros Sikeliotes’e göre: Kartacalılar hafif ateşkes şartları sağlamayı başarmıştı.
Lehlerine mücadelesine şükranlarını sunmak için, Gelon’un karısı Damarete’ye 100 talent ağırlığında bir taç sundular.
Zaferin anısına, bu altından 10 Atrika drahmisi değerinde, olağanüstü büyük bir para birimi olan bir “dekadrahmi” sikke bastırmıştı.
Bunu onun adına “Damareteion” adı verilmiştir.
Bu sikke günümüze gelmemiştir.
Ama anma amacı, bize ulaşan çok güzel bir gümüş dekadrahmi de görülebilir.
Sikkenin turasında: dört atın çektiği bir araba, bir sürücü, yazı tarafında ise: kentin sembolü olan yöresel su perisi Arethusa’nın başı yunus balıklarıyla çevrili olarak tasvir edilmiştir.
Uzun zaman bunun da Himera’daki zaferin anısına olduğunu düşünen nümizmatlar, artık bu sikkeyi daha sonraya tarihlendirirken, kimi uzmanlar bunu MÖ 466’da titanların kovulmasıyla bağdaştırır.
Gelon’un kendisi, zaferi Dor düzeninde iki büyük tapınak ısmarlayarak kutlamıştı.
Biri Himera’da, diğeri Siracusa’da Ortygia’da.
Athena’ya adanmış olan ikincisinin boyutları: 52 x 22 metre olup, kısa yanlarında 6’şar, uzun yanlarında 14’er sütun vardı.
Yapımında yerel kireçtaşı kullanılmış, ayrıntılar mermerden yapılmıştı.
Zenginlik ifadesi ayrıntılar (günümüzde kayıptırlar) arasında altın ve fildişinden kapılar vardı.
Ayrıca, dışarıda alınlıklardan birinin zirvesine yerleştirilen Athena heykelinin, parlaması denizde uzak mesafelerden görünen, altından bir kalkanı vardı.
MS 7’nci yüzyılda tapınak; bir Hıristiyan kilisesine dönüştürülmüş ve başta sütunlar olmak üzere pek çok öğesi tasarıma dahil edilmişti.
MÖ 415-413’te Atinalılar o dönemde Sparta’nın müttefiği olan Siracusa’yı ele geçirmeye kalkıştı.
Korkunç bir felaketle sonuçlanan bu sefer Peloponnesos Savaşının sonunda Sparta’nın Atina’yı yenmesinin önünü açtı.
Kısa süre sonra, Kartacalılar Sicilya’yı işgal ettiler ve başarısız oldular.
I.DİONYSİOS:
MÖ 405’e gelindiğinde, önemli tiran I. Dionysios iktidara gelmişti.
Kentte acımasız, dışarıda saldırgan olan bu tiran; Kartaca, Etrüksler ve Yunan kentlerine karşı savaşarak bir noktada; adanın yarısına egemen oldu ve MÖ 367’ye kadar iktidarda kaldı.
Namını heykel veya resim olsun görsel imgelerle yaymayı veya büyük dini anıtlar yaratmayı tercih etmedi. Onun yerine, şair ve yazarlara hamilik etti. Kendisi de tragedyalar yazdı.
Hatırlandığı mimari proje; askeri nitelikteydi. Siracusa’yı koruyan yeni bir tahkimatlar sistemi yaptırdı. Ortygia’nın savunmasını güçlendirdi.
Epipolac Yaylası’nı kuşatan yeni bir duvar yapıldı ve daha önce surlarla çevrili alanın; 8 katı bir alan kuşatıldı.
Uzak köşede, savunma açısından çok önemli olan Euryalus tepesi yer aldı.
Dionyssios’un burada yaptırdığı kale hakkında fazla bilgi yok, ama MÖ 4 ve 3’ncü yüzyıllardaki güçlendirmeler iyi korunmuş durumdadır.
Bu tahkimatlar arasında kuleler, anakayaya oyulmuş kuru hendekler ve askerlerin duvarlara ve düşmanların içine doldurduğu molozları temizlemek için kuru hendeklere kolayca ulaşmalarını sağlayan; yeraltı geçitlerinden oluşan gelişmiş bir kompleks de sayılabilir.
II.HİERON:
MÖ 3’ncü yüzyılda tiren II. Hieron (MÖ 271-216) egemen olmuştur.
Gerçek bir Helenistik çağ hükümdarı olduğunu kanıtlamıştır.
Helenistik doğudaki krallardan etkilenerek eşi Philistis ile birlikte kendilerini kentin sikkelerinde tasvir ettiren ilk Siracusa yöneticileri oldular.
İnşaat projeleri tam da başarılı bir hükümdardan bekleneceği gibi büyük kamusal anıtlar, bir tiyatronun baştan düzenlenmesi ile anıtsal bir sunaktan oluştu.
Tiyatro, tasarımda Yunan’dan Roma’ya geçişi sergiler, 15.000 kişi alacak şekilde genişletilen tiyatro, bir tepenin yamacı oyularak yapılmıştı ve yarım daire biçiminde oturma yerleri ile mimari açıdan karmaşık bir arka plana sahip, yakınlaştırılmış bir sahne yapısından meydana geliyordu.
Oturma yerinin ve sahne yapısının birleştirilmesi Roma tiyatrosunun ayırt edici özelliği olacak ve Romalılar tepe yamaçlarının yanı sıra düz zemin üzerine de tonozlarla inşaat yapabilme becerilerini Yunanlıları geride bırakacaklardı.
II.Hieron, tiyatronun yakınlarına yıllık Zeus Eleutherios festivalinde gerçekleştirilen 450 öküzün kurban edilme töreni için anıtsal bir sunak yaptırdı.
Bu tapınakla bağlantılı olmayıp müstakil olması açısından Pergamon’daki Zeus Sunağını hatırlatan bu sunak, devasa boyutlarıyla (198 x 23 metre) dikkat çeker.
II.Hieron, Roma ile yakın ve dostane bir ilişki geliştirmişti.
Ölümünden sonra bu ilişki bozuldu ve iki yıl süren acılı bir kuşatmadan sonra MÖ 212’de Romalılar kenti ele geçirip yağmaladılar.
Kurbanlardan biri de, dahi matematikçi ve mucit Arkhimedes’ti. (Arşimet) Aslında Arşimet, kendisine zarar verilmemesi yönündeki emirlere rağmen bir Roma askeri tarafından öldürülmüştür. Çiçero Arşimet’in mezarını ziyaret ettiğini ve mezarın üzerinde Arşimet’in en değerli matematiksel keşfini temsil etmek üzere bir küre ve bir silindir bulunduğunu anlatır.
Bu zaferle, Romalıların Güney İtalya ve Sicilya fetihlerini tamamlamış oldular ve dikkatlerini Orta Akdeniz’deki ezeli rakipleri Kartaca’ya yönettiler.
İşte Siracusa şehrinin tarihi geçmişi böyle.
Günümüzde burası küçük bir şehirdir. Şehirde, her döneme ve kültüre ait tarihi eserlere rastlanır. Yunanlı Cicero burayı “Yunan şehirlerinin en güzel yerlerinden biri olarak” nitelendirir. Ancak ada, Roma ve Bizans imparatorluklarının eline geçince, şehrin önemi yavaş yavaş azalır ve Palermo şehri, Sicilya Krallığının en önemli şehri haline gelir.
Şehirdeki “Pantalica Nekropolü”; UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.
Pantalica
Pantalica: Syracuse’nin 33 km. kuzeydoğusundadır.
Nekropol
Necropol, Pantalica nehri vadilerindedir ve Sicilya’ya MÖ.5000 yıllarında gelenler tarafından yapılmıştır. Nekropol: kanyonlarla çevrili bir plato üzerindedir. Anapo vadisi boyunca uzanan antik yol boyunca, 10 km. lik mesafe geçmek gerekir.
Pantalica nekropol bölgesinde, taş ocaklarında kayaya oyulmuş 5000 den fazla mezar bulunmuştur. Bu mezarların çoğu: Bizans dönemine aittir ve MÖ.7 ile MS.13’ncü yüzyıllar arasındaki döneme aittir. Nekropol: kazılmış ve çıkarılan nesneler Syracuse Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir. Bunlar arasında: iskelet kalıntıları, seramik ve Bizans dönemine ait metal ve altından oluşan bir hazine bulunmaktadır.
Tapınak
Burası, Bizans döneminde bir kilise, Arap döneminde ise cami olarak kullanılmış dini bir yapıdır.
Acradina
Burası, bir zamanlar Syracusa şehrinin merkezi olarak kullanılmıştır.
Günümüzde modern bir görünüme sahip bu bölgede çeşitli tarihi kalıntılar bulunmaktadır. Ancak, tarihi eserlerin birçoğu apartmanların altında kalmıştır. Kazılarda bulunan binlerce parça eser ise, üç bölüm halinde “Arkeoloji Müzesinde” sergilenmektedir.
Bugün, burada merkez otobüs terminali bulunmaktadır. Ayrıca: “Piazza Marconi” denilen bir meydan vardır ve şehirlilerin buluşma yeridir. Piazza Marconi meydanının sağındaki demiryolu hattı geçildikten sonra ise, batıya doğru yürürseniz, bu kez “Romano” olarak bilinen bölgedeki MÖ.1’nci yüzyıla ait Roma sitesine ulaşırsınız. Burada: dikmeli sütunlarla çevrili küçük bir tiyatro bulunur. Oditoryumun büyük bölümü de sahne arkasında, yüksek bir kaide üzerinde bir sunak olarak kalmıştır.
Epipolai
Burası, Syracuse antik kendinin kuzeyindeki en büyük ilçe olmasına rağmen, günümüzde tamamen ıssızdır ve kalker bir plato üzerinde, üçgen şeklindedir. Bu plato üzerinden ikmal yolu geçtiğinden, MÖ.400 yılında, Dionysos I tarafından, burası tahkim edilmiş ve 6 km. lik bir sur duvarı yaptırılmıştır. Kayıtlara göre, duvarın yapımında 60.000 kişi çalışmıştır.
Eurialo kalesi
1.5 hektarlık alana yayılan kale, Yunanlılar zamanından kalan en büyük tahkimat olarak dikkati çeker. Kalenin duvarları, MÖ.402-397 yılları arasında, Dionysios döneminde yapılmıştır. Daha sonraki yıllarda, kale, MÖ.3’ncü yüzyıla kadar, askeri gereksinimleri karşılamak için yenilenmiştir. MÖ.213-212 yıllarında, Siracusa şehri Romalılar tarafından kuşatıldığında, dev aynanın güneşi yansıtarak düşman filosunun yelkenlerini ateşe vermesi için Arşimet burada çalışmalar yapmıştır.
Antiquarium
Kalenin girişinde, batı bölümünde: kayalara kazılmış üç mezar bulunuyor. Onların arkasında ise, beş büyük kule tarafından korunan ana kale bulunur. Doğu kesimindeki Bizans duvarlarının arkasında ise, birkaç su kuyusu görülür. Ayrıca: birliklerin düşman tarafından tespit edilmeden geçebilmeleri için yer altı geçitleri vardır.
Buradan: Syracusa ve Porto Grande Limanlarının muhteşem görüntüsünü izlemek mümkündür.
Megara Iblea
Burası: antik “Megara Hyblaea” şehridir ve günümüzde Syracuse şehrinde Mgara-Giannalena istasyonunun 10 km. kuzeyinde, Siracusa’nın ise 21 km. kuzeyindedir.
Megara: Sicilya adasının en eski Dorian kolonilerinden birisidir. Atina yakınlarındaki Megara bölgesinden gelen göçmenler tarafından kurulmuştur. MÖ.350 yılında buraya yerleşim başlamıştır. MÖ.214 yılında, Romalı Marcellus’un bölgeyi ele geçirmesinin ardından, yerleşim sona ermiştir.
Antik şehir: 1872-1889 yıllarında Fransız arkeologlar tarafından kazılmıştır. Buradaki kazılarda elde edilen objeler: Antiqurium’da sergilenmektedir. Bunların başlıcası: iki bebek emziren bereket tanrıçası heykelidir.
Günümüzde burada: bir çevre duvarı, iki antik tapınak, rıhtım tesisatı ve iki Nekropol bulunur.
Sicilya Güneydoğu bölgesi Syracusa Old Town
OLD TOWN
Şehrin bu eski bölümünde: çekici balkonlar, dar ve dolambaçlı sokaklar ve eski evler, saraylar bulunur.
Piazza Pancali
Ponte Nuovo geçişi, buraya ulaşmayı sağlar.
Sicilya Güneydoğu bölgesi Syracusa Temple of Apollon
Temple of Apollon
Burası: 1938-1943 yılları arasında kazılmıştır. Tapınak: MÖ.570 yılında yapılmış, eski Dorik stilindedir. Oluşturucunun belirttiğine göre: Apollona ithaf edilmiştir. Daha sonraki yıllarda ise, Bizans kilisesi, İslam camisi, Norman Kilisesi ve İspanyol kışlası olarak kullanılmıştır.
İlk yapıldığı dönemden ise: yalnızca cella duvarının bazı kısımları ve bazı sütunlar kalmıştır.
Piazza Archimede
Meydanın güneyinde: 18’nci yüzyılda yapılan Palazzo Gargallo, 15’nci yüzyılda yapılan Palazzo dell’Orologio, 15’nci yüzyıldan kalma Palazzo Lanza-Bucceri ve 1928 yılında yapılan Palazzo del Banco di Sicilia bulunmaktadır. Montana Via’nın kuzeyindeki saray ise, 1398 yılından kalmadır.
Dom Santa Maria dele Colonne
Burada bulunan binalar, 17 ve 18’nci yüzyıllardan kalmadır. Bunlar arasında dikkati çekenler: 1618-1751 yılları arasında yapılan Piskoposluk sarayı, 1695-1703 yılları arasında yapılan Santa Lucai alla Badia kilisesi, 1788 yılında restore edilen Palazzo Beneventano del Bosco ve 1633 yılında yapılan Palazzo del Senato bulunmaktadır.
Sicilya Güneydoğu bölgesi Syracusa Katedrali
Syracuse Katedrali
MÖ.9’ncu yüzyılda yapılan katedral: eski tarihli bir “Siculi Tapınağı” ve MÖ.480 yılında yapılan “Athena Tapınağı” üzerine MS.640 yılında Bizanslılar tarafından inşa edilmiştir. 480 yılındaki tapınak, Kartacalılara karşı yapılan savaşta kazanılan zafer anısına yapılmıştır. MS.7’nci yüzyılda, Bakire Athena için yapılan bu tapınak, Meryem Ana’ya adanmış bir kilise haline getirilir. Böylece orta nef kaldırılır ve bütün bina tersine edilir. Eski doğu girişi kapatılır, batı tarafından giriş yapılır.
Arap döneminde cami, Norman döneminde kilise olmuş, sonra yenilenmiş ve eklemeler ile günümüze kadar gelmiştir. 1693 yılındaki depremden sonra, canlı bir Barok cephe ve mükemmel açık sütunlu bir revak inşa edilir. 1927 yılındaki restorasyonda ise, yeni eklemeler yapılır. Ancak: bu restorasyonda: 1517 yılında yapılan ahşap tavan, 12’nci yüzyıl Norman dönemi yapımı yedi küçük bronz aslan tarafından desteklenen yazı, 1659 yılı yapımı yüksek sunak ve 1653 yılı yapımı kutsal şapel muhafaza edilir.
Katedralin sağındaki şapel: St. Lucia’ya adanmıştır. Burada bulunan ve 1204 yılında Venedik’ten getirilen kutsal emanetler, yakın zaman öncesinde Venedik-San Geremia kilisesine geri götürülmüştür.
Fonte Arethusa
Syracuse Katedral meydanında, papirus sazlarla çevrili ve denize yakın bir gölet bulunmaktadır. Evet, Syracuse şehri ve çevresinde, Mısır’a özgü bir bitki türü olarak bilinen “papirüs” yetiştirilmektedir. Avrupa’nın en büyük papirüs alanı, şehirdeki bu bölgede Cianne nehri çevresindedir. Bu bitki, bir zamanlar, Mısır Firavunu Prolemy II tarafından buraya gönderilmiş ve kağıt yapımında kullanılmıştır. Günümüzde de şehirde bir “Papirüs Müzesi” bulunmaktadır.
Sicilya Güneydoğu bölgesi Syracusa Castello Maniace
Castello Maniace
Adanın en uç noktasında, güney uçtadır.
Kale: 1239 yılında yapılmış ve daha sonraki süreçte ise yenilenmiş ve değiştirilmiştir. Kalenin bulunduğu alanda, daha önce, tanrıça Hera için yapılan bir tapınak, onun üzerinde ise, özel bir konutun ve daha sonra ise Bizanslıların yaptığı duvarların bulunduğu söylenir.
Kalenin bulunduğu bölgedeki ara sokaklardan, adanın diğer sahiline çıkmak mümkündür. Sahilde uzanan cadde üzerinde yürürseniz, Porto Piccolo denilen limana ulaşırsınız. Kalenin mermer giriş kapısı civarındaki iki antik bronz koç kaybolmuş olup, bunların bir benzeri Palermo Arkeoloji Müzesindedir.
Foro İtalico
Burası ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yeridir ve ağaçların altında piknik yapılabilmektedir. Burada, şehir surlarının kalıntıları görülebilir.
Porta Marina
Syracuse şehrinin kuzeyindedir ve 15’nci yüzyılda yapılmıştır. Burada, bir de 1501 yılı yapımı, Santa Maria dei Miracoli kilisesi bulunuyor.
Palazzo Bellomo
Capodieci Via boyunca yürüdüğünüzde, buraya ulaşmak mümkündür. Burada, önemli bir bina bulunur ve zemindeki orijinal bina, 1250 yılı yapımıdır. Üst katta: 15’nci yüzyıl Katalan etkileri görülen, ince sütunlar ile üçlü pencereler bulunur. İç avlu, açık bir salon düzeni, açık bir merdiven bulunur.
Galleria Regionale
Palazzo Bellmo meydanındaki bu galeride: heykeller, resim ve el sanatları ile antik eserler sergilenmektedir. Zemin katta: 16’ncı yüzyıldan kalan heykeller görülür. Üst katta ise, 18’nci yüzyıldan gelen önemli eserler bulunur.
PİAZZA SANTA LUCİA
Burası; ağaçlar ve yeşilliklerle çevrili bir meydandır. Söylenenlere göre: St Lucia, hasta annesi ile beraber 17’nci yüzyılda, Syracuse koruyucu azizinin türbesine ziyarete gider ve annesinin iyileşmesi için dua eder. Bu ziyaret yeri olan sekizgen türbe, 17’nci yüzyılda yapılmıştır. Onun kuzey ucunda, aynı adı taşıyan kilise görülür. Günümüzde, türbe ziyaret edilebilmektedir ve hatta her yıl 13 ARALIK günü kutlamalar yapılır.
Sicilya Güneydoğu bölgesi Piazza Santa Lucai
Santa Lucia
Burası, 12’nci yüzyılda inşa edilmiş bir bazilikadır. 6’ncı yüzyılda St Lucia burada öldürülmüş ve bunun anısına buraya bir kilise inşa edilmiştir, ancak bazilika, bu kilisenin üzerine yapılmıştır. Eski kiliseden günümüze, batı uçtaki gotik bina kalıntıları kalmıştır.
Piazza Vittoria
Piazza Santa Lucia kuzeybatısında, geniş arkeolojik kazı alanı ve Piazza Vittoria bulunmaktadır. Burada, yani arkeolojik kazı alanında çıkarılan, Demeter adak hediyeleri, günümüzde, Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
Sicilya Güneydoğu bölgesi Piazza Santa Lusia Santuario della Madonna dele Lacrime
Santuario della Madonna dele Lacrime
Arkeoloji Müzesinin kuzeyindedir. 76 metre yükseklikte olması amaçlanmıştır. 1953 yılında dikilen bu alçıdan heykel, Enrico Castiglioni tarafından yapılmıştır. Alçı heykelin, birkaç kez ağladığı söyleniyor.
Cyane-Zeus Tapınağı
Sicilya Güneydoğu bölgesi
Cyane
Şehir merkezinin 7 km güneybatısındadır ve tekneyle veya araçla gidilebilir. Burada: her yıl, eski Syracusans Persephone ve Cyane onuruna, bahar şenlikleri düzenlenir. Çünkü: efsaneye göre: Bahar perisi Cyane: Demeterin kızı Persophonenin, Hades tarafından kaçırılmasına engel olur ve yer altı Tanrısı tarafından bir yay haline getirilir.
Evet, burası aynı zamanda “Ciane” nehrinin kaynağıdır. Burada, vahşi papirüs yatakları bulunur.
Sicilya Güneydoğu bölgesi Zeus Tapınağı
Zeus Tapınağı
Zeus Tapınağı: Ciane nehrinin hemen güneyindedir.
Buradaki Zeus Tapınağı: MÖ.560 yılında inşa edilmiştir. Syracuse şehrindeki Apollon Tapınağına benzer. Tapınak: MÖ.480 yılında, Kartacalılar üzerinde kazanılan zaferin anısına, Olympieion Zeus için, bir şükran hediyesi olarak yaptırılmıştır.
Villa Landolina
Syracuse şehrinde kıyıda bulunmaktadır. Park alanı: MÖ.735 yılında, şehirdeki korunaklı liman alanında Yunanlılar tarafından kurulmuştur.
Bu park alanı içinde bulunanlar:
Museo Archeologico Regionale Paolo Orsi
Müze: Villa Teocrito parkı içindedir. Giriş ücretlidir, yetişkin 4 Euro.
Palermo şehrindekinden sonra adada bulunan ikinci en önemli arkeoloji müzesidir. Müzenin koleksiyonlarında: erken Hıristiyanlık ve Bizans dönemi eserleri bulunur. Müzenin üst katında: Yunan, Roma ve Erken Hıristiyanlık dönemi objeleri sergileniyor. Buranın en önemli eserleri: Augustus ve Adelphia lahitleridir.
Müze binası: Franco Minnisi tarafından tasarlanmış olup, tuğla ve cam yapıdır. 1988 yılında ziyarete açılmıştır.
İngiliz Mezarlığı
Çevre duvarının arkasında, müze girişinin önündeki patika çıkıldığında, mezarlık görülür.
Burada: Napolyon’a karşı yapılan savaşta ölen İngiliz denizci askerleri bulunmaktadır. Ayrıca: yine burada, 1835 yılında Kont Landolina’nın konuğu iken ölen August Von Platen adını taşıyan bir Alman şairin mezarı ve bir büstü bulunmaktadır.
Sicilya Güneydoğu bölgesi Arethusa kaynağı
Arethusa kaynağı
Parkın güneyinde, yarımada üzerinde tatlı su kaynağıdır. Zaten, bölgenin ilk yerleşimcilerinin burayı tercih etmesinin en büyük sebebinin, bu tatlı su kaynağı olduğu söylenir. Su kaynağının çevresinde, vahşi Papirus bitkileri görülür.
Arkeoloji Alanı
Bu arkeoloji alanı: parkın hemen yakınında, MÖ.360-315 yılları arasında inşa edilmiştir.
Catacombe San Giovanni Evangelista
Burası: Roma döneminde ilk Hıristiyanların gömüldüğü, yer altı galerileriyle birbirine bağlanmış, yüzlerce odadan oluşan bir mezar alanıdır. Bunlar: Acradina kenar boşlukları boyunca, Neopolis içine yerleştirilmişlerdir.
Santuario Madonna dele Lacrime
Parkın hemen karşısında, şehrin her yerinden görülen konumda bulunan bu kilise: koni şeklinde ilginç bir tasarıma sahiptir. 1953 yılında Meryem Ananın Heykelinin gözünden aktığı söylenen yaşların anısına; 1966-1994 yılları arasında burada inşa edilmiştir.
Sicilya Güneydoğu bölgesi Roma Gymnasium
Roma Gymnasium
Muhtemelen MS.1’nci yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmiştir. Bu anıtsal kompleks, çeşitli yapılardan oluşur. Sunak önünde tapınak kalıntıları ve bir tiyatro görülür.
NEOPOLİS BÖLGESİ
Burası da önemli tarihi eserlerle doludur. Burada: tarihi eserleri sit alanı içine almak için bir park oluşturulmuştur.
Parco Archeologica della Neopolis
1955 yılında oluşturulan park alanına ulaşmak için, hafif meyilli olan “Viale Paradiso” caddesini takip etmeniz gerekir. Parka girince, bilet gişesinden sonra: iki yolla karşılaşıyorsunuz. Aşağıya giden yolu takip ettiğinizde: bir bölgeye ulaşıyorsunuz.
Latomie del Paradiso
Burada: taş ocakları bulunuyor. Bu bölgedeki taş ocaklarından çıkarılan taşlar, yüzyıllar boyunca şehirdeki tarihi eserlerin yapımında kullanılmıştır. Ayrıca: yine bu bölgede bulunan karanlık ve nemli mağaralar, bazı tarihi dönemlerde hapishane olarak kullanılmışlardır.
Sicilya Güneydoğu bölgesi Orecchio di Dioniso
Orecchio di Dioniso
Bu mağara: en ilgi çekici mağaradır. Mağaranın girişi, 66 metre uzunluğunda, 23 metre yüksekliğinde, bir kulak şeklindedir. Söylenenlere göre: Şarap tanrısı Dionysos: mağaranın muhteşem akustiği sayesinde, mahkumların tüm konuşmalarını duymuş ve ona göre hareket etmiştir. Evet, burası şehirdeki binalar için taş sağlanan bir taş ocağı olarak uzun yıllar kullanılmıştır.
Sicilya Güneydoğu bölgesi Teatro Greco
Teatro Greco
Park alanı içinde, gişenin bulunduğu yere geri dönüp, yukarı giden yolu izlerseniz, buraya ulaşırsınız. Burası, Yunan tiyatro sanatının en önemli örneklerinden birisidir. Sicilya’da en büyük tiyatro binasıdır. 15.000 seyirci kapasitelidir.
MÖ.5’nci yüzyılda yapılmıştır. Romalılar döneminde, burada gladyatör dövüşleri düzenlenmiştir. Günümüzde ise, yaz akşamlarında burada klasik müzik konserleri düzenlenmektedir. Tiyatronun üst tarafındaki terasta ise: mağara içinde küçük bir şelale ve onun sularının biriktiği bir havuz görülür. Terasın diğer yanı ise mezar alanıdır.
Sicilya Güneydoğu bölgesi Amfiteatro Romano
Anfiteatro Romano
Burası park alanı dışındadır. Kendi türünün en büyük örneklerinden birisidir. MS.3’ncü yüzyılda yapılmıştır. Taş işçiliğinin önemli eserlerinden olan bu tiyatro, Romalılar tarafından yapılmış ve gladyatör dövüşlerinde kullanılmıştır. Tiyatronun hemen yan tarafında ise: yine ünlü muhteşem bir yer vardır.
Hieron II
Burası: tiyatronun yan tarafında 400-450 boğanın aynı anda kurban edilebildiği bir altar yani sunaktır. MÖ.225 yılında inşa edilmiştir.
NECROPOLİS GROTTİCELLE
Neopolis Arkeoloji Parkının kuzeyindeki bölgedir.
Archimede Mezarı kalıntıları
Bu mezarın, ünlü bilim adamı “Archimed” e ait olup olmadığı kesin değildir. Ancak: mezarın, onun ölümünden 200 yıl sonra Romalılar tarafından yapıldığı söylenir. Çünkü: Archimet: Syracuse şehrinde doğmuş, burada yaşamış ve suyun kaldırma kuvvetini bulan bilim adamı olarak tarihe geçmiştir.
Roma kuşatması sırasında yaptığı mekanik düzenekle, Romalıları güç durumda bırakmış ve söylenenlere göre, aynaları kullanarak, Roma donanmasını yakmıştır. Ancak, Archimet: MÖ.212 yılında, şehrin Romalılar tarafından teslim alınması sırasında, bir Romalı asker tarafından öldürülmüştür. Ünlü bilim adamının anısına, şehrin çeşitli yerlerine onun adı verilmiş ve adı yaşatılmaya çalışılmıştır.
Castello Maniace
Burun tarafındaki kale: 1232-1240 yılları arasında İmparator Frederick II döneminde inşa edilmiştir. Günümüzde, kale halka açıktır ve turistler tarafından yoğun olarak ziyaret edilmektedir.
ORTGİA ADASI
Şehrin en güzel bölgesi ve tarih yüklü küçük bir adadır.
Şehrin iki limanı olan “Porto Piccolo” ve “Porto Grande” yi birbirinden ayırır. Bu iki liman, bir kanalla birbirine bağlanır. Ada, anakaraya ise, köprülerle bağlanır.
Adada, birçok tarihi eser bulunur ve bir anlamda, açık hava müzesi gibidir. Köprülerden geçince, karşınıza çıkacak ilk yer “Piazza Pancali” meydanıdır.
Meydan: kuşlar, köprüler, kayıklar ve tarihi binalarla doludur.
Meydanı geçtikten sonra ise: bu kez “Tempio di Apollo” yani “Apollo Tapınağı” kalıntılarını göreceksiniz. Tapınak: MÖ.6’ncı yüzyılda yapılmış ve Avrupa kıtasının en eski Dor tapınağıdır. Zaman içinde çeşitli değişimler geçirmiş olmasına rağmen, tarihi süreç içinde, bazilika, cami, kilise ve askeri depo olarak kullanılmıştır.
Tapınağın önündeki “Corso Matteotti Caddesi”nden yürürseniz, Piazza Archimede meydanına ulaşırsınız. Bu meydan ve çevresi, çok sayıda tarihi yapı barındırmaktadır. Bunlar arasında öne çıkanlar şunlardır: Palazzo Montalto, Palazzo Lanza, Chiesa del Collegia dei Gesuiti.
Meydanın ortasında ise: Tanrıça Diana Heykeli ile süslenmiş bir havuz bulunmaktadır ki, bunun adı “Fontana di Artemide” dir.
Sicilya Güneydoğu bölgesi Piazza dei Duomo
Piazza dei Duomo
Havuzun sağ tarafındaki sokaklara girip, biraz yürürseniz, bu meydana ulaşırsınız. Burası, adanın en güzel yerlerinden birisidir. Meydan: eski bir “Acropol” üzerine inşa edilmiştir. Meydanda, başka katedral olmak üzere, barok kiliseler ve saraylar görülür. Bunlar arasında, halen şehir Meclisi olarak kullanılan “Palazzo Vermexio” ilgi çeker. Bu güzel meydanda: kafe veya restoranlardan birinde güzel bir mola vermenizi öneririm. Ancak, meydanın en ilgi çeken yapısı katedraldir.
ŞEHİRDE GEZİLECEK DİGER YERLER
San Giovanni
Bu kilise: başlangıçta erken Hıristiyanlık döneminde inşa edilmiş, 12’nci yüzyılda Normanlar tarafından restore edilmiş, 1693 depreminden sonra ise harabe olarak kalmıştır. Kilisenin ayakta olan bölümü, 14’ncü yüzyıla ait portal duvarıdır.
San Marziano Crypt
İlk Hıristiyan toplumunda, ilk şehit olan San Marziano adına yaptırılmıştır. Başlangıçta burası bir Roma mezar tonozu idi. İon sütun kaidesi hala görülmektedir. Daha sonraki dönemde ise, eski bir kilise oldu. Crypt’nun doğu kesiminde: efsaneye göre, Havari Pavlus yani St Marcian’a ait dua sunağı bulunmaktadır.
San Giovanni Catacombs
Burası Crypt bitişiğinde, 6’ncı yüzyıldan kalma geniş bir yer altı mezarlığıdır. Bu alanlardan birinde, arkeologlar, MS. 340 yılından kalma bir lahit bulurlar ve lahit halen Syracuse Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
Papirüs Müzesi
Syracuse Papirüs Müzesi: 1989 yılında ziyarete açılmıştır. Müzenin üç odasında: papirüs ve papirüsten yapılmış tekne gibi orijinal malzemeler, fotoğraflar, faks ve video filmleri, eski zamanlarda günlük makaleler için kullanılan papirüsler ve yazı malzemesinin nasıl sağlandığı gösterilmektedir. Burada, papirüs üzerine yapılan boyalı resimler satışa sunulmaktadır.
Sicilya Güneydoğu bölgesi Noto Nutu
NOTO-NOTU
Burası, Syracuse şehrine bağlı bir kasabadır. Syracuse şehrinin, 32 km. güneybatısındadır. Kasabanın erken yerleşimcilerinin izlerinin bir kısmı, kayaya oyulmuş üç mağarada bulunmuş olup, kalan izlerin şehrin altında bulunduğu düşünülmektedir.
Şehir: 1693 yılındaki depremde büyük hasar görmüş ve eski merkezin yaklaşık 10 km. uzağında yeniden inşa edilmiştir. Yapılarda ana yapı malzemesi olarak sıkıştırılmış kireçtaşı kullanılmıştır. Kireçtaşı: güneş ışınlarını emer ve yumuşak altın sarısı bir renge dönüşür. Bu durum, özellikle günbatımında, muhteşem güzel görüntüler ortaya çıkarır. Tüm binalarda, Barok tarzı hakimdir ve her biri büyüleyici tasarımı ile benzersizdir. Mimarlar, neredeyse kendi özgünlüğünü ziyaretçiye sunmaktadırlar.
Kasabanın muhteşem güzel Barok mimari tarzdaki binaları zamanla hafifçe çökmektedir. Bu güzel binalar: UNESCO tarafından: 2010 yılında Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Evet, şehrin en güzel yapıları, 18’nci yüzyıl Sicilya Barok tarzını yansıtırlar.
Evet, şehrin ana caddesi “Corso Vittorio Emanuele”dir. Ayrıca: üç tane meydan bulunur. Bu şehri ziyaret ederseniz, muhteşem güzel mimari harikaları ve katedral yapısını görebilirsiniz. UNESCO tarafından koruma altına alınmış bu yapıların: ilginç oldukları kesin.
Sicilya Güneydoğu bölgesi Cattedrale di Noto
Cattedrale di Noto-Noto Katedrali
UNESCO tarafından koruma altına alınmıştır.
Katedral: Corso Vittorio Emmanuele üzerindedir. Yapı: 18’nci yüzyıl başlarında yapılmaya başlanmış ve 1776 yılında tamamlanmıştır.
Kubbesi, 1990 depremi sonrasında düzeltilmeyen bir yapısal hata nedeniyle, 13 Mart 1996 yılında çökmüştür ve daha sonra yeniden restore edilmiş ve 2007 yılında ziyarete açılmıştır. Dış yüzey: sarı kireçtaşından, Sicilya Barok tarzında yapılmıştır. Katedralin önündeki sütunlar üzerinde, dört aziz heykeli bulunur. Sol yanda bulunan kulenin üzerinde, çan bulunur. Sağ yandaki kule üzerinde ise, saat bulunur. Daha önceki çökme nedeniyle, iç dekorasyon, yalnızca beyaz boyanarak yapılmıştır. Temel özellikleri ve mobilyaları ise, 2011 yılında takdis edilmiştir.