İspanya San Sebastian

 

 

İspanya San Sebastian

 

ŞEHİRDEKİ ÇAĞDAŞ YAPILAR

KURSAAL CONGRESS CENTRE AND AUDİTORİUM

Denize bakan burası: günümüzde kongre ve kültür faaliyetlerinin yürütülmesi için tasarlanmış ve yapılmış bir modern projedir. Yapı mimar Rafael Moneo tarafından tasarlanmış ve 1999 yılında hizmete açılmıştır.

Tasarım: doğal ve yapay uyumu vurgulamaktadır. Saydam cam küpler: iki karadaki kayalar olarak tasarlanmıştır. Kavramsal, estetik, teknik ve yapıcı yenilik özellikleri gösteren proje: Avrupa’da verilen en önemli çağdaş mimarlık ödülü “Mies van der Rohe” ye layık görülmüştür.

Burada: yılda 300’den fazla etkinlik düzenlenmekte ve bunlara 600.000’den fazla kişi katılmaktadır. Oditoryum 1800 kişi kapasitelidir. Kongre merkezi ise, 10575 kişi kapasitelidir. İspanya’nın en büyük film festivali, burada düzenlenmektedir.

Evet: Avrupa’nın en önemli kavramsal, estetik, teknik ve yapıcı yenilik özellikleri taşıyan bu yapısını mutlaka görmenizi öneririm.

İspanya San Sebastian İesu Kilisesi

 

İESU KİLİSESİ

Kilise: çağdaş İspanyol mimarisinin en seçkin temsilcilerinden biri olarak kabul edilen mimar Rafael Moneo tarafından tasarlanmıştır.
Kilisenin yanında: Bellek parkı ilgi çeker.

BELLEK PARK-MEMORY PARK

Burası: canlı şiddet, terör ve savaşın tüm kurbanları anısına yapılmış ve 2010 yılında açılmıştır. Park alanında: meditasyon ve insan hakları barış ve özgürlük anlamını yansıtmak için beyaz çiçekler bulunan bir alan vardır.

 

BASQUE CULİNARY CENTRE

Basque Culinary Center: 2009 yılında tasarlanmış ve 2011 yılında tamamlanmıştır ve bir tepenin üzerinde “Miramon Teknoloji Parkı” alanında bulunmaktadır. Kelime olarak, aynı zamanda üst düzey bilgi ve nitelikli profesyonellerin eğitimi anlamına gelmektedir.

Gelecekte: yerel mutfağın sürekliliğini güvence altına almak için bir merkez olarak kurulmuştur. Doğrudan ve d olaylı olarak, gastronomi ile ilgili profesyoneller arasında araştırma ve bilgi transferi ve mutfağın geliştirilmesi amaçlanmıştır.

Vaumm stüdyosu tarafından tasarlanan bina: derslik, laboratuvarlar ve restoranlar bulundurur. İç mekanın düzenlemesi, tepe yamacında çevreyle uyumlu olarak yapılmıştır. Yapıya: kuzeydoğu yönünden yaklaşırsanız, plakalar üst üste yığılmış gibi görünür. Bunlar, halk arasında “salata kaseleri” diye betimlenir.

 

JUNTAS GENERALES DE GIPUZKOA

Miramon Teknoloji Parkındaki bu mekan: 3 katlı küp şeklindedir ve 3600 metre karelik alanı kaplar. Yapıda: şeffaf ve buzlu çörten çelik ve cam parçaları ilgi çeker. Açık olan iç mekan, açıklık duygusu vermesi yanında, çift cam cephe ve metal kafes ile korunmaktadır.

Bask bölgesindeki parlamento ve yasama organları toplantıları, bir zamanlar burada düzenlenmiştir. İlk dönem yani 1400-1870 yılları arasındaki toplantılar San Salvador de Guetaria kilisesinde düzenlenmiştir. 1979 yılından sonra ise, burada düzenlenmiştir.

 

MUSİKENE-PROJE

Burası “Bask” ülkesinin müzik yüksek okuludur. 2001-2002 öğretim yılında, Bask hükümeti tarafından, üst düzey müzik eğitimi verilmesi için açılmıştır. Öğrencilerden para alınmamakta, okulun giderleri genellikle Bask hükümeti ve diğer bazı firmalar tarafından finanse edilmektedir.

Okul: Eylül 2001 tarihinde kurulduğundan bu yana “Donostia-San Sebastian Miramar Sarayı” denilen yerde faaliyetlerini sürdürmektedir. Ancak: yakında, San Sebastian UPV-EHU Üniversitesinin karşısında, Plaza Europa denilen yerdeki kendi binasına taşınacaktır.

İspanya San Sebastian Bella Epoque Bölgesi

BELLE EPOQUE BÖLGESİ

Burası: mükemmel gastronomi merkezidir. Ayrıca: “San Sebastian Uluslar arası Film Festivali” ve “Caz Festivali” gibi etkinlikler, şehrin bu bölümünde düzenlenir. Yani, burada şehrin önemli kültürel mimari yapıları bulunur.

Özellikle bu bölgedeki Miramar Sarayı ilgi çeker. Miramar Sarayı: 19. Yüzyıl sonlarında, kraliçe Maria Cristina tarafından yazlık saray olarak yaptırılmıştır ve halen burada Müzik Okulu bulunur.

Tabii kraliçenin bulunduğu dönemlerde, buraya birçok ünlü gelmiş ve 1887 yılında San Sebastian Casinosu yapılmıştır. Daha sonra ise, birçok oteller, saraylar ve villalar inşa edilmiştir. 1914 yılı civarında: Mata Hari, Troçki, Maurice Ravel, Romanones ve Pastora Imperio gibi ziyaretçiler burayı ziyaret edince, şehir, Avrupa’nın kozmopolit şehirlerinden biri haline gelmiştir.

Evet, bu bölgedeki binalar şunlardır: “Diputacion Foral de Guipuzcoa” ve “Area Romantica” nehir boyundaki alanda, bölgenin en dikkat çeken yapılarıdır. Area Romantica: açıkça, Paris Opera binasından esinlenilerek yapılmıştır.

Ayrıca: “Catedral del Buen Pastor”, postane, kültür merkezi “Koldo Mitxelena” ve eski Casino bulunmaktadır. Ayrıca: müze binası “San Telmo” ilgi çeker. “Santa Mariai” ve “Parroquia de San Vicente” kiliseleri görülebilir.

Nehir ağzında “Victoria Eugenia” tiyatrosu ve “Otel Maria Cristina” bulunur. Bunlar: her yıl film festivali konuklarını ağırlarlar. Nehrin kuzey tarafında, Fransız tarzı villalar bulunur. Buradaki “Puenta de Maria Cristina” köprüsü popülerdir.

Körfezin sonunda: “Playa de Ondarreta” plajı ve hemen yanında sanatçı Eduardo Chillida tarafından yapılan heykellerle dolu “Peine del Viento” bulunur. Bunun batı tarafında, kraliyet sarayı “Palacio de Miramar” bulunur.

Saray ve bahçeleri, günümüzde halkın ziyaretine açıktır. Buradan körfezin manzarası muhteşem izlenir. Son olarak: Monte Igueldo dağında bulunan eğlence parkı da gezilebilir.

 

PLAJLAR

Şehirdeki “Concha” körfezi, Avrupa’nın en iyi plajlarına sahiptir.

Playa de la Concha

San Sebastian şehrinin en iyi bilinen ve en şık plajıdır. Burada, bölgenin sembolik yapılarından bazıları bulunur. Özellikle, sağlık tesisi “La Perla”, eski kraliyet hamamı “Casa Real de Banos” ve Kraliyet Denizcilik Kulubü “Real Club Nautico” görülebilir. Hemen yakınındaki “Miramar Sarayı” plaja özel bir ambiyans vermektedir.

Evet, burası şehirde en çok ziyaret edilen ve en çok fotoğraf çekilen yerdir. Onun manzarası ve ince kumları mükemmeldir. Keyifli şehir manzarası eşliğinde, plaj bölümü yaklaşık 1 km boyunca uzanmaktadır.

 

Ondarreta Plajı

Miramar Sarayı ve Monte Igueldo arasında yer almaktadır. Şehrin üç plajından en küçük olan burası, ayrıca mesire yeri olarak kullanılan bahçeleri kapsamaktadır. Plaj bölgesinde, özellikle voleybol, plaj tenisi ve plaj futbolu karşılaşmaları yapılır.

Rüzgarlı günlerde, sörf yapanlar da burayı tercih ederler. Evet, bu 500 metre uzunluğunda ve 100 metre genişliğindeki plajın hemen önündeki adada “Santa Clara” plajı bulunur.

Beach Adası-Isla Cristina

“Isla Santa Clara” adası, San Sebastian şehrinin dördüncü plajına ev sahipliği yapmaktadır. Bu küçük plajda 30 metreye kadar ulaşan gel-git yaşanmaktadır. Bu yüzden, her ne kadar tekneyle ulaşmak mümkün ise de, gel-git zamanlarını takip etmek ve buna göre adayı ziyaret etmek şarttır.

 

Zurriola Plajı

Burası denize açıktır. Bu nedenle, burada güçlü dalgalar vardır. Zaten burası sörfçüler tarafından kullanılmaktadır. Burada çok sayıda sörf dersi veren yerler ve yine plaj sporları etkinlikleri vardır.

 

AREA ROMANTİCA-ZONA ROMANTICA

Şehrin bu büyüleyici bölümü: şehir merkezinin güney bölgesindedir. Alan Romantica olarak bilinen özel Loyola Sokak; aynı zamanda mimarisi ve sokak lambaları ile ünlüdür ve adı gibi burası romantik bir alandır. Öte yandan, yine burası: şehrin en iyi alışveriş yerlerinden birisidir ve moda mağazaları, Paris şehrini anımsatmaktadır. Geceleri de, burada canlı yerel eğlence barları görülebilir.

İspanya San Sebastian Palacio Miramar

 

PALACİO MİRAMAR

Burası 1887 yılında kraliyet ailesinin yazları geçirmesi için bir konak olarak yapılmıştır. Bina: doğrudan ve etkileyici “Santa Clara Island” manzarasına sahiptir. Yapı İngiliz mimar Seldon Wornum tarafından 1888 yılında tasarlanmış ve tuğla ve kumtaşı ile inşa edilmiştir.

Yapı: bir bodrum ve üç katlıdır. Ön süslemelerde, Tudor dönemi kemer ilgi çeker. Yapının içinde: White Room, Müzik odası, Petit Salon, Kütüphane ve yemek bölümü bulunmaktadır. 2007 yılında binanın kulesi restore edilmiştir.

Onun bahçeleri: usta bahçıvan Pieerre Ducasse tarafından düzenlenmiştir. Günümüzde burası “Bask Yaz Kursları Üniversitesi” tarafından kullanılmaktadır. Aynı zamanda, Müzik Yüksek Okulu da buradadır. Film festivali sırasında, burada partiler düzenleniyor.

İspanya San Sebastian Santa Maria Church

 

SANTA MARİA CHURCH

Şehirde, Monte Urgull güney kanadında bulunmaktadır. Şehrin en eski kısmının tam merkezindedir. Şehrin en çok ziyaret edilen mimari yapılarının başında gelmektedir. Yapı, eski bir Roma dönemi kilisesi üzerine inşa edilmiş ve 1750 yılında yapılmıştır ve şehrin en eski kilisesi olarak bilinir.

Mimari özelliklerine gelince: yarım daire apsis ve geride kuzey kesim üzerinde yerleşmiştir. Dikdörtgen planlıdır. Kilise, iki kule ile çevrilidir. Merkezi kubbe 27 metre yüksekliktedir.

 

PARRAQUİA DE SAN VİCENTE KİLİSESİ

Bu kilise: şehrin en eski ayakta kalarak günümüze ulaşan anıtlarından birisidir. Günümüze kadar, birçok kez tahrip olmasına rağmen onarılmıştır. Kilisenin inşaatı: 15. Yüzyıl sonuna tarihlenmektedir. Gotik tarzda inşa edilmiştir.

1619 yılında yapıya barok giriş eklenmiştir. Koro bölümü 1784 ve merdiven kulesi 1856 yılı yapımıdır, büyük gül pencereler ise 1929 yılına tarihlenir. Kilise, etkileyici görünümü kurtulması için restore edilmiştir. Günümüzde, burada sık sık konserler düzenlenmektedir.

İspanya San Sebastian Ayuntamiento-San Sebastian Casino

 

AYUNTAMIENTO-SAN SEBASTİAN CASİNO

“La Concha Bay” bölgesinde “Aldrdi Eder Bahçeleri” karşısında bulunan burası: şehirdeki kumar yasağının bulunduğu 1897 ile kapatıldığı 1924 yılı arasındaki dönemde: şehrin “Gran Casino” su olarak bulunmuştur.

Yapının bu tarihteki açılışına: Avusturya kraliçesi Maria Christina katılmıştır. Buranın: rulet masaları ve dans salonunun bulunduğu “Genel Salonu”: Belle Epoque döneminde politikacılar, yazarlar ve sanatçılar için bir eğlence mekanıymış.

Ancak: 1924 yılında kumar yasaklanınca: Casino kapatılmıştır. 1928 yılında yapı: Turizm Merkezi olarak kullanılmış ve ardından Hotel Maria Christina, buraya taşınarak faaliyete başlamıştır. 1945 yılında ise, yapılan modifiye çalışmalarının ardından, şehir konseyi burada çalışmaya başlamıştır.

O tarihe kadar kullanılan Belediye Binası ise, Belediye Kütüphanesi olarak kullanılmaya başlanmıştır. 20 Ocak 1974 tarihinde: şehrin “Kent Konseyi” buraya taşındı. Yani, burası bir anlamda City Centre’dir.

İspanya San Sebastian Teatro Victoria Eugenia

 

TEATRO VICTORİA EUGENIA

Şehrin en ikonik binalarından birisi olan burası, şehrin merkezinde, 2012 yılında “100” yılını kutlayan bir yapıdır. Yani, 1912 yılında açılmıştır. Kumtaşı binanın ön cephesinde, 1912 yılında mimar Francisco de Urcola tarafından oluşturulan Rönesans formları motifleri ilgi çeker.

Ön cephede: Dor sütunları üzerinde: opera, trajedi, komedi ve dramı temsil eden heykeller bulunur. İç bölümde ise: kırmızı kadife koltuklar, balkonlar ve ayrıntılı avizelerle aydınlatılan freskler bulunan tavan ilgi çekmektedir. Burada “Uluslar arası Film Festivali” düzenlenmektedir. Yapı 2007 yılında yenilenmiş ve görsel-işitsel teknolojilerle donatılmıştır.

İspanya San Sebastian La Perla Centro Talaso Sports-SPA Merkezi

 

LA PERLA CENTRO TALASO SPORTS-SPA MERKEZİ

“La Concha Plajı” bölgesinde bulunan burası 20. Yüzyılın başında Kraliçe Maria Cristina tarafından, San Sebastian kraliyet yazlık sarayı olarak kullanılmıştır. 1912 yılında, burada aristokrat ihtiyaçlarını karşılamak için tahta bir kaplıca inşa edilmiştir.

1994 yılında bu SPA alanı yeniden tanzim edilmiş ve günümüzdeki görünümü ortala çıkmıştır. Günümüzde, burası: Avrupa’da benzersiz bir tedavi merkezidir ve tedavide deniz suyu kullanılmaktadır.

İspanya San Sebastian Hotel Maria Cristina

HOTEL MARİA CRİSTİNA

Urumea nehri kenarındaki otelin tasarımı: Madrit ve Paris şehirlerindeki “Ritz” otellerini de tasarlayan mimar Charles Mewes tarafından yapılmıştır. Deniz manzaralı otel, Belle Epoque döneminde aristokratların buluşma mekanıymış.

Aslında ilk yapıldığında “L” şeklinde olan bina, 1950’li yıllarda ekstra bir kanat eklenmesiyle bugün görülen “U” şekline kavuşmuştur.

Sivil savaş ve savaş sonrası dönemlerde: burası “Uluslar arası Film Festivali” ile gündeme gelmiştir. O zamandan beri, şehri ziyaret eden film yıldızları burada kalmışlardır.

Çünkü, burası aynı zamanda, festivalin düzenlendiği “Victoria Eugenia” tiyatrosuna da yakındır ve aradaki yola “kırmızı halı” döşenir. 2012 yılında otelin içi, ikonik cephe korunarak tamamen yenilenmiştir.

İspanya San Sebastian İdelgo Fenikilür Demiryolu İstasyonu

IDELGO FENİKÜLER DEMİRYOLU İSTASYONU

İstasyonun özellikle cephesi ilgi çeker. Yüz yıldan daha eski bir geçmişi olan füniküler demiryolu, Ondarreta Beach ile Monte Igeldo arasındaki ulaşımı 3 dakikaya indirmektedir.

İspanya San Sebastian Diputacion Foral De Gipuskoa

DIPUTACION FORAL DE GIPUZKOA

İl Meclis Binası: mimar Jose de Goicoa tarafından 1878 yılında tasarlanmıştır. Ancak, yapı aynı yıl bir yangında tamamen yok olmuştur. Ancak, bu yangında binanın cephesi kurtulmuş ve 1885 yılında inşaat tamamlanmıştır. Ateşten kurtulan bölümler ile birlikte, proje tam olarak 1890 yılında tamamlanmıştır.
Yapının cephesinde Gupuzkoa ve birkaç ünlü kişinin büstleri bulunmaktadır.

 

 

KOLDO MİTXELENA KÜTÜPHANESİ

1900 yılında açılan bu bina: okul ev olarak inşa edilmiştir. Daha sonradan Üniversite olmuş ve 1993 yılında ise, cepheler hariç tamamen yenilenerek “Koldo Mitxelena Kültür Merkezi” ne dönüştürülmüştür.

İspanya San Sebastian Maria Cristina Köprüsü

MARİA CRİSTİNA KÖPRÜSÜ

1893 yılında, ilk olarak ahşap olarak yapılan bu köprü: Estacion d el Norte tren istasyonu, arena ve voledrum yanından şehir merkezine doğrudan erişimi sağlamak için inşa edilmiştir.

Günümüzde görülen köprü ise, San Sebastian gününde 20 Ocak 1905 tarihinde açılmıştır. Köprü yüksekliği 18 metredir. Üzerinde dört etkileyici dikilitaş ve iki köşede heykeller gurubu bulunur.

İspanya San Sebastian Old Quarter

OLD QUARTER-LO VİEJO-PARTE VİEJA

“Parte Vieja” olarak bilinen şehrin en eski mahallesi: “Monte Urull” dibinde durmaktadır. Şehrin en çekici parçasıdır. Burada: zengin bir mirasa sahip tarihi binaların çokluğu dikkat çeker. Bir zamanlar, burası surlarla çevriliymiş ve surlar 1863 yılında yıkılmıştır.

Ancak, şehir surlarının içinde kalan bölüm, işgalci Napolyon askerleri tarafından ve 31 Ağustos 1913 tarihinde de Portekiz askerleri tarafından imha edilmiştir.

Ardından, özellikle Franco’nun diktatörlüğünün bitişinin ardından, burası yerel halk ve turistler tarafından popüler olarak kullanılan bir alan haline gelmiştir.

Liman ve çevresindeki alanda bulunan özel dükkanlar, restoranlar, Tapas barlar ve sokak satıcıları burayı canlı hale getirmektedir. Buranın her köşesinde ve sokakta: pintxos geniş bir yelpazesi sunulmaktadır.

Ayrıca, yine bu bölgede, uygun fiyatlı konaklama tesisleri/hosteller bulunmaktadır. Özellikle: 2Mercado de la Bretxa” popüler geleneksel Pazar ve alışveriş yeridir.

Old Town bölgesinin merkezinde: bir meydan bulunmaktadır.

İspanya San Sebastian Palaza De La Constitucion

PLAZA DE LA CONSTİTUCİON

Meydan: yıkıcı 1813 yangınından sonra, mimar Ugartemendia tarafından 1817 yılında inşa edilmiştir. Meydana bakan evlerin pencerelerinde numaralar göreceksiniz. Bu rakamlar, eskiden kullanılan boğa güreşi izlemek için numaralandırılmış bölümleri belirtmektedir.

Yani, eskiden boğa güreşleri burada yapılıyormuş. Daha büyük bir arena yapılınca burası artık arena olarak kullanılmamaya başlamıştır. Ancak, yine de evlerin pencereleri üzerindeki numaralar tarihin bir parçası olarak muhafaza edilmiştir.

Günümüzde, burada bazı dükkanlar ve yanı sıra bazı teraslı barlar bulunur. Ama bu meydanın en belirgin yapısı, “San Sebastian City Hall” binasıdır.

Günümüzde bu meydanda: önemli yerel festivaller düzenlenmektedir. Bunlar arasında öne çıkanlar: 20 Ocak tarihinde düzenlenen “San Sebastian Günü” ve 21 Aralık tarihinde düzenlenen “Aziz Thomas Günü” festivalleridir.

Ayrıca, yine bu meydanın en büyük özelliği: geniş balkonlu ve çekici binaların bulunmasıdır.

İspanya San Sebastian San Sebastian Günü Kutlamaları

San Sebastian Günü Kutlamaları

Her yıl 20 Ocak tarihinde: San Sebastian gününde geçit töreni düzenlenir. Kutlamalar 19 Ocak günü gece yarısı, saat 24.00 de Palaza de la Constitucion meydanında bayrak çekimi ile başlar ve 24 saat devam eder. Kutlama, ilk olarak 1836 yılında karnavalın bir parçası olarak başlamıştır.

Şehrin sokaklarında, davul çalan tören toplulukları geçit yaparlar. Onlar: bir asker topluluğu gibi aynı üniformayı giyerler. Bu üniformalar, kurtuluş savaşmış askerlerin üniformalarına benzetilmiştir. Katılımcı sayısı arttıkça, farklı üniformalar da görülmeye başlamıştır.

Evet, bu şehri 20 Ocak günü ziyaret ederseniz: şehir sokaklarında mutlaka bir “Tamborrada” denilen bando topluluğuna rastlayacaksınız.

Ellerinde bayraklar ve su taşıyıcıları ile bu topluluk 20-50 arasında davul ve 50-100 varille geçit töreni yaparlar ve kendi ezgileri ve dansları ile şehir sokaklarını hareketlendirirler.

20 Ocak gecesi, şehir yerlilerinin duygusal gözyaşları eşliğinde bayrak indirilir ve hareketlilik, bir sonraki yıl festivaline kadar biter.

İspanya San Sebastian Aziz Thomas Günü

Aziz Thomas Günü

Bu kutlamalar, her yıl 21 Aralık tarihinde yapılır. Kutlamalarda şehir muazzam bir ülke pazarına dönüşür. Tezgahlarda çoğunlukla yerel çiftçilerin ürettiği gıda ve el sanatı mallar satılır. Bunlar arasında öne çıkanlar: peynir, bal, sosis, elma şarabı ve kek başı çekmektedir.

Kutlamaların temelindeki gelenek: çiftçilerin, arazi sahiplerine yıllık kira bedeli ödemek üzere kasaba merkezine gelmeleriyle 19. Yüzyıl ortalarında başlamıştır.

Bu şekilde merkeze gelenler, yanlarında getirdikleri ürünleri satmaya başlamışlardır. Bu pazarı kurulduğu yer, zamanla “Plaza de la Constitucion” ismini almıştır.

Evet, şehrin “Old Town” bölümünü tanımaya devam ediyoruz. Buradaki etkinliklerin bir diğer bölümü de: özellikle yerli halk ve turistler tarafından ilgi çeken, bu bölgede bulunan bar ve restoranlardır. Burada: özellikle “Txakoli şarabı” ve “pintxo” içmek popülerdir.

Txakolu Şarabı

Bu meyveli beyaz şarap: Getaria ve Zarautz kıyı kasabalarında üretilen üzümlerden yapılmaktadır. Alkol oranı: 9.5-11.5 arasındadır. Bu şarap: cam içinde, tatların serbest kalması için, buzdolabı dışında, serin bir yerde servis yapılarak içilir.

Bu şekilde içildiğinde: narenciye bitki ve çiçek aromaları hissedilir. Rengi ise, soluk sarı renklidir. Bu şarap, başlangıçta söylenenlere göre ilk olarak 16. Yüzyılda üretilmiştir.

Mükemmel olgunluk ve şeker/asit oranı için: özellikle üzümler Eylül ayı sonları ve Ekim ayı başında hasat edilir. Deniz ürünleriyle mükemmel gitmektedir. Bunu beyaz ton balığı ile denemenizi öneririm.

İspanya San Sebastian Pintxos

Pintxos

Şehrin yerel yemek kültürünün en büyük hazinelerinin başında gelir. Bunun temelinde: her türlü gıda maddesinin, baget ekmek dilimleri arasında sunulmasıdır. Bunları bir arada tutmak için bir kokteyl sopası kullanılır. Öne çıkan lezzetler: bir zeytin, biber, karidesli çeşitleridir.

İspanya San Sebastian San Vicente Kilisesi

 

SAN VİCENTE KİLİSESİ

Şehrin en eski kilisesidir. Gotik tarzda yapılan kilise, 16. Yüzyıl ilk yarısına tarihlenmektedir. Çok ince Romaneks yapısı ilgi çeker. Vitray pencereleri ve 1868 yılı yapımı Fransız org görülmelidir. Cephede ise, sanatçı Jorge Oteiza tarafından yapılan “Pieta” heykeli popülerdir.

 

SANTA MARİA BASİLİCA

Calle Mayor sonundadır. 18. yüzyıldan kalma etkileyici bir barok çalışmadır. Burası şehrin koruyucu azizine adanmıştır, özellikle barok cephesi ilgi çeker. Yapı, burada daha önce bulunan bir kilise temelleri üzerine 1743-1774 yılları arasında yapılmıştır. Özgün bir Romanesk kilisesidir.

İspanya San Sebastian Museo San Telmo

MUSEO SAN TELMO

Bask toplum ve vatandaşlık müzesi: 16. Yüzyıl yapımı bir Dominik manastır binasındadır ve burada, yerel sanat eserlerinden oluşan çok geniş bir koleksiyon sergilenmektedir. Bina 20. Yüzyılda Katalan sanatçı Jose Maria Sert tarafından restore edilerek müze haline getirilmiştir.

Burada: El Greco, Rubens, Ribera ve Goya resimleri görebilirsiniz. Bölgenin en popüler turistik yerlerinden birisidir. Yapı 2011 yılında genişletilmiştir. Giriş ücretsizdir.

DOWNTOWN BÖLGESİ

Burası şehrin ortasındadır ve alana hakim Catedral del Buen Pastor ve çevresindeki yapılar ile yoğun ve canlı bir yer olarak gündeme gelir. Parte Vieja ve Amara arasındaki alandadır. Palaza de Bilbao yakın olan birçok alanda, şehrin en iyi alışveriş caddelerinden bazıları bulunmaktadır.

İspanya San Sebastian Cathedral Del Buen Pastor

CATEDRAL DEL BUEN PASTOR

Yapı: Ensanche de Amara bölgesindedir. Basklı mimar Manuel de Echave eseridir. Kilise: 1915 metre karelik bir alanı kapsamaktadır. 1953 yılında katedral olarak ilan edilmiştir. Ama, 1897 yılında açılmıştır.

Yapının mimari özellikleri: simetrik, dikdörtgen kat planlı, üç nefli, transepti ve papaz bölümü Latin haçı şeklinde çapraz oluşumludur.

Monte İgueldo ocaklarında yapılan kumtaşından inşa edilmiştir. İçinde çok geniş crypt vardır. Juan Bautista Lazaro tarafından yapılan vitray pencereler ilgi çeker.

Bunlarda: canavarlar, pinnacles gibi unsurlar dekorasyonda kullanılmıştır. Giriş ücretsizdir. Güzel mimarisi nedeniyle görülmeye değerdir.

ŞEHİRDEKİ DİĞER MÜZELER

İspanya San Sebastian Akvaryum

AKVARYUM

Şehirdeki Akvaryum: Avrupa’nın en önemli oşinografik müzelerinden birisidir. Burada “Nemo” isimli filmin ünlü balığının numuneleri bulunmaktadır. 360 derecelik, akrilik tünelde: köpekbalıkları ve diğer büyük balıkları izleyerek yürüyüş yapmak mümkündür.

İspanya San Sebastian Eureka Müzesi

EUREKA.ZIENTZIA MUSEOA

Burası bir tür bilim müzesidir. Burada eğlenmek ve öğrenmek bir arada yürütülmektedir. Müzede, 169 üzerinde modeller bulunan daimi bir sergi vardır. Ayrıca, canlı ve beş duyu hakkında bilgiler verilir. 300 metre karelik bölümde, özellikle çocuklar için mükemmel oyun alanları bulunmaktadır. Bir de planetarium bölümü bulunuyor.

İspanya San Sebastian Cristobal Balenciaga Müzesi

CRİSTOBAL BALENCİAGA MÜZESİ

Getaria’da bir tepe üzerinde duran müze; kariyerinin ilk yıllarında Balenciaga Belçika Kraliçesi Fabiola tarafından ikametgah olarak kullanılmıştır.

İspanya San Sebastian Museo Deniz

MUSEO DENİZ

Deniz Müzesi, Bask ve San Sebastian insanları tarafından deniz sırlarını öğrenmek için düzenlenmiştir. Limanın merkezinde bulunan müze: Bask ve deniz tarihi taşımaktadır.

ŞEHİRDEKİ KONAKLAR VE KALELER

 

PALACIO DEL DUQUE DE MANDAS

Cristina Enea Park alanında bulunan bina: 1890 yılında yapılmıştır ve “Fundacion Cristina Enea” tarafından kullanılmaktadır. Yapı: Jose de Osinalde eseridir.

Zemin kat: Fundacion Cristine Enea tarafından işgal edilmiştir. Ön kapıdan girildiğinde, bir resepsiyon alanı ve büyük ahşap merdiven görülür.

İkinci katta: sergi alanı olarak kullanılan Mandas dükü ofis odaları vardır. Ayrıca: eski bir şapeli, ana binaya bağlayan bir galeri, geçici sergiler için kullanılmaktadır. Ziyaretçiler için bir dinlenme alanı da mevcuttur.

İspanya San Sebastian Palacio De Aliete

PALACIO DE AİETE

1878 yılında neo-klasik tarzda yapılan bina, Fransız mimar Adolfo Ombrecht tarafından tasarlanmıştır. Burası: uzun yıllar boyunca kraliyet ve asalet üyeleri tarafından konut olarak kullanılmıştır. Birinci katta: yatak odası ve ofisler bulunmakta olup “Barış ve İnsan Hakları Evi” olarak kullanılmaktadır. İkinci katta ve tavan üzerinde: eski memurlar ve hizmetliler tarafından kullanılan yerler vardır ve buralar “Kültür Merkezi Atölyeleri” olarak kullanılmaktadır.

İspanya San Sebastian Castillo De La Mota

CASTILLO DE LA MOTA

San Sebastian merkezinde, doğal bir alandadır ve muhteşem deniz ve şehir manzarası bulunmaktadır.
La Motta kalesi: antik yolları ve surları ile: uzun tarih boyunca acı savaşlara şahit olmuş ve eski görkemini hale korumaktadır. Kale yapısı: ilk olarak Navarre kralı zamanında inşa edilmiştir. Surların dört köşesinde: birer kule bulunur ve bunlar 1150 yılı civarında yapılmıştır.

KÖPRÜLER

İspanya San Sebastian Zurriola Köprüsü

ZURRİOLA KÖPRÜSÜ

Urumea nehrinin ağzına yakın yerdeki bu köprü 1921 yılında yapılmış, 1972 yılında yıkılarak yenisi yapılmıştır. Günümüzde “Kursaal Kongre Merkezi” köprüsü olarak da bilinir. Köprü “Artdeco” tarzında Victor Arana tarafından tasarlanmıştır. Özellikle muhteşem lambaları dikkat çeker.

İspanya San Sebastian Santa Catalina Köprüsü

SANTA CATALINA KÖPRÜSÜ

Şehirde yapılan ilk ahşap köprü olarak dikkat çeker. Stratejik konumu nedeniyle, uzun yıllar çeşitli vesilelerle yenilerek günümüze kadar gelmiştir. Juan Alday tarafından tasarlanan ve 1926 yılında yapılan köprünün bu günkü yapısında özellikle lambalar ilgi çeker.

İspanya San Sebastian Mundaiz Köprüsü

MUNDAIZ KÖPRÜSÜ

1999 yılında açılan köprü, nehir destekli olmayan şehrin ilk köprüsüdür. Yeniden kentleşme döneminde, ulusal demiryolu şirketinin katkısı ile inşa edilmiştir.

İspanya San Sebastian Lahendakari Aguirre Köprüsü

LEHENDAKARİ AGUIRRE KÖPRÜSÜ

Bu köprüde, nehir yatağında destek olmadan inşa edilmiştir. Onun son derece yenilikçi tasarımı ilgi çeker. İkiz kemerler, köprünün zemini üzerinde yükselir.

İspanya Endülüs Genel

İspanya Endülüs Genel

 

Endülüs bölgesi: İber yarımadasında, Akdeniz kıyılarından Atlantik okyanusu kıyılarına kadar uzanan bölgenin ismidir. Batıda Portekiz sınırına kadar uzanan bölge: İspanya’nın diğer bölgelerinde: Sierra Morena dağları ile ayrılır. Buna bağlı olarak, hem Akdeniz hem de Atlantik Okyanusunda kıyıları bulunmaktadır.

Akdeniz kıyısında, yani en güneyde, Fas ülkesi, bölgeye yalnızca 15 km. uzaklıktadır. Cebelitarık boğazının karşısındaki Fas ülkesinin kıyısı, bölgeye çok yakındır.

Endülüs: İspanya’nın yüzölçümünün % 17’sini oluşturur. Yani, bir anlamda, Avrupa’daki Danimarka, İrlanda veya İsviçre ülkelerinden daha büyüktür. Nüfus ise, 8 milyon civarındadır ve bu nüfus miktarı ile, İspanya’nın en kalabalık bölgelerinin başında gelir.

Endülüs kültürünü keşfetmek istiyorsanız, öncelikle UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine alınarak koruma altına alınmış yerleri gezmenizi öneririm. Bunlar arasında görebilecekleriniz:

1. Cordoba şehrinde: Büyük cami ve tarihi merkez.
2. Sevilla şehrinde: Katedral, Alcazar sarayı ve Hint Adaları Arşivi.
3. Granada şehrinde: Elhamra sarayı, Generaralife bahçesi ve Ortaçağ Albaicin mahallesi, Jaen, Übeda ve Baea anıtsal siteleri.

Ayrıca: bölgede Paskalya festivallerini yaşamalısınız. Cadiz, Huelva Rocio şehirlerinde ise haç törenleri ve Sevilla şehrinde: Nisan Fuarı ve Karnaval törenlerini mutlaka görmelisiniz.

Sen Costa del Sol, Costa del la Luz ve Almeria plajları: Jaen şehrinin geniş zeytinlikleri ilginizi çekecektir.

Daha sonra: Donana Milli Parkı, Sierra Nevada kayak tesisleri, bölgenin önem kazanan diğer tesisleridir.

Mutfak kültürü derseniz: Andalucia’da binlerce farklı tat olduğunu unutmamalısınız. Cadiz ve Montilla sherries, Cordoba, Cadiz, Malaga bölgelerinde: Pescaito friti olarak isimlendirilen taze kızarmış balık, mutlaka tatmanız gereken lezzetlerdir.

Huelva ve Cordoba bölgelerindeki yemekler zeytinyağı ağırlıklıdır. Özellikle: gaspaço ve salmorejo isimli yemekleri mutlaka tatmalısınız.

İspanya Endülüs Genel

TARİHİ SÜREÇ

İspanya Endülüs Genel; Tarihi süreç içinde, bir zamanlar, Güney İspanya’nın doğal güzellikleri, Akdeniz kıyısında yerleşik ulusların dikkatini çeker.
Bunun sonucunda ise, Avrupa’nın en eski kasabalarından biri olarak nitelenen “Cadiz”in: MÖ.1100 yıllarında Fenikeliler tarafından kurulduğu ortaya çıkmıştır.

MÖ.3’ncü yüzyılın sonlarında ise, Endülüs bölgesi, özellikle Roma imparatorluğunun önemli bir parçası haline gelmiş ve yine aynı dönemde, bölgede, MÖ.206 yılında “Sevilla” şehri kurulmuştur.

Takip eden süreçte: MS.4’ncü yüzyılda, bölge, Vizigotların istilasına uğramıştır. Hıristiyan Vizigotlar, Endülüs bölgesini ve özellikle Sevilla şehrini: bir ticaret, kültür ve eğitim merkezi haline getirirler.

MS.711 yılında ise, bu kez, bölgede Kuzey Afrikalılar görülür. Bölgede kolayca yayılan bu yeni istilacılar, bölgenin kültür ve görünüşünde büyük değişiklikler yaratırlar. Mağribi olarak adlandırılan bu yeni yerleşimciler: su teknolojisi konusunda bilgi ve tecrübelerini kullanarak, büyük bölümü adeta çöl şeklinde olan bölgenin toprak yapısını değiştirirler ve aynı zamanda, kendileri Müslüman olmalarına rağmen, gerek Hıristiyanlara ve gerekse Yahudilere din ve ticarette özgürlük tanırlar.

Mağribilerin bu kültürel etkisi, zamanla bütün İber yarımadasına yayılır. En kalıcı etkileri ise, kentsel yapı ve mimaride olmuştur. Sevilla, Granada ve Cordoba şehirlerindeki gösterişli sarayların yanında, diğer birçok yerlerde küçük ölçekli yapılar ve kaleler inşa etmişlerdir.

Bu dönemde ortaya çıkan şehirlerde, evler birbirine girer ve bazen surlar bile ayırt edilemez. Böylece: değişik sokak planları ortaya çıkar. Mimaride, en göze batan özellik ise, binaları yaparken, mevcut arkeolojik unsurların bolca kullanılmasıdır.

Örneğin: Cordoba şehrindeki Mezquita (Kutuba Camisi) da görülen, klasik at nalı kemerler, Vizigotların kilise tasarımlarında kullandıkları modelden alınmıştır.

Sonuç olarak, Mağribi mimarisi, zaman içinde büyük bir değişim ve gelişim göstermiştir. Ancak, özellikle bazı sabit öğeler göze çarpar şekilde öne çıkmıştır. Bunlar: hava, ışık, alan ve sudur. Işık: kemerli geçitlerin ve desenli bölmelerin arasından geçerek süzülmektedir.

Alan: El Hamra Sarayında görüleceği gibi, orantılı olarak kullanılır ve nadiren kısıtlanır. Akan su: havalandırma görevi görür, havayı temizleyerek iyonize eder ve meditasyona yardımcı olur.

Mağribiler

İspanya Endülüs Genel; Bu mimari özellikler dışında, Endülüs bölgesine, entelektüel alanlarda birçok şey katmışlardır. Özellikle: matematik, felsefe, hukuk ve tıp alanlarında çalışmaları görülür.

Bunlara örnek olarak: modern tıbbın babası sayılan Yahudi Filozof, hukukçu, tabip ve hahambaşı Musa İbn Meynun (1135-1203) Cordoba şehrinde yaşamıştır. Yine, aynı dönemde, Cordoba şehrinde tabip ve filozof Averroes görülür.

Ancak, devam eden süreçte: yarımadanın kuzeyinde bulunan Katolik kralları: topraklarını parça parça geri almaya başlarlar. 11’nci yüzyıldaki bu süreç ile, Kuzey Afrikalıları güneye doğru püskürtürler. Sonunda ise: Mağribi hükümdarı Muhammed: 1492 yılında, Granada şehrinden kaçmak zorunda kalır.

Bu tarih: yani 1492 tarihi, İspanyollar için bu yüzden büyük önem taşır. Hıristiyanlık yerleşik Ortodoks’luk halini alınca, Mağribiler dağlara sürülürler ve sonunda din değiştirerek yaşamak veya ülkeyi terk etmek zorunda kalırlar.

Kazananlar ise: onların İslami kültürlerini aşağılamaya ve kökten yok etmeye yönelik hamlelerde bulunurlar. Buna örnek olarak: Cordoba camisinin orta yerine yerleştirilen katedral ve El Hamra sarayının yakınlarındaki V. Charles Rönesans sarayıdır.

Evet, yarımadanın büyük bölümüne sahip olan Katolik krallıklar döneminde: Sevilla şehri, İspanyol yayılmacılığının en etkin yerlerinden birisi olur. Hatta: 16’ncı yüzyılın başlarında, Sevilla şehri, Amerika kıtası ile olan ticaretin merkezi olur.

Ancak, zamanla Amerika ile yapılan ticarette düşüş görülür ve bağımsızlık hareketleri, İspanyolların kolonilerinin tek tek düşmesine neden olur.

Bunun sonucunda ise, elbette, Endülüs ekonomisi düşüşe geçer ve bölge, İber yarımadasında, güneyde, fakir bir bölge haline gelir.

Uzunca bir süre devam eden bu düşüş ve durgunluk: İspanyollar tarafından bölgenin turizm hizmetine açılması ve İspanya’nın Avrupa Birliğine katılması ile son bulur ve bölge yeniden hareketlenir.

Evet: günümüzde bölgenin üç büyük şehri şunlardır

1. Sevilla
2. Cordoba
3. Granada.

Bölgenin diğer şehirleri ise şunlardır

1. Cadiz
2. Huelva
3. Jaen
4. Costa del Sol
5. Malaga

Evet, Endülüs özerk topluluğu içinde, 8 tane şehir bulunuyor.

FLAMENKO KÜLTÜRÜ

Flamenko’nun kökleri: 18’nci yüzyılda, İspanya ülkesine gelen Doğu Avrupa Roman halkına, yani Çingenelere dayanmaktadır. Hatta: bazı araştırmacılar, daha gerilere giderek, Flamenko’yu 15’nci yüzyılda, Arap halk müziğinin uttan-gitara geçişi olarak değerlendirirler. Hatta, kimi araştırmacılar, Flamenko’yu, Roma dönemine kadar bile götürürler.

Flamenko’nun kökeni konusundaki tüm bu farklı görüşler, bir noktada birleşmektedirler ki, Flamenko’yu dinlemek zordur. Flamenko’nun yuvası olan: 19’ncu yüzyıl Sevilla ve Jerez şehirlerinin kafeleri, barları ve kulüpleri, 20’nci yüzyılın başlarında, yerlerini, tabloa (şov) ya bırakırlar.

Bir dönemde, Granada şehrinde, dillere destan Flamenko yerleri bile, günümüzde turistik mekanlar haline gelmişlerdir.

Evet, Flamenko’nun temeli: el perküsyonu haricinde, eşlik edilmeden uygulanan ve derin şarkı (cante jonda) olarak nitelenen bir vokal türüdür. Flamenko’nun özü olan ruh (duende) burada bulunur. Bu özel partilerde karşılaşılan ve ölçülemez bir maneviyattır. Hatta: 20’nci yüzyılın en büyük erkek şarkıcısı El Camaron; 1992 yılında, 40 yaşında öldüğünde aşırı alkolik ve uyuşturucu kullanan biri olarak tanınıyordu.

Devam eden süreçte, Flamenko’nun yolu: rok ve dans müziğiyle kesişmiştir.

PASKALYA

Yılın en büyük etkinliği olan Paskalya: Şubat-Mart ayının ortasındaki “Büyük Perhiz” ile Mayıs-Haziran ortalarına denk gelen “Karnaval” ve “Hamsin Yortusu” arasındaki dönemde kutlanır.

Eğer, Endülüs bölgesinin en büyük etkinliklerinden birine katılmayı düşünürseniz, bu dönemden çok önce, rezervasyon yaptırmanız gerekir.

ENDÜLÜS BÖLGESİNDE YAPILAN KUTLAMALAR

OCAK

Fiesta de San Anton: 16-17 Ocak tarihlerinde kutlanır. Muhteşem havai fişek gösterileriyle sürdürülen kutlamalar, şenlik ateşi ve geçit töreni ile son bulur.

ŞUBAT

Karnaval: Cadiz şehrinde yapılan karnaval kutlamaları: geçit törenleri ve kostümleriyle İspanya ülkesinde yapılan en büyük karnavaldır. Toplulukların çoğu kutlamalara katılırlar.

Flamenco viene del sur gösterileri ise, Cordoba şehrinin çeşitli yerlerindeki mekanlarda, Şubat-Mayıs ayları arasında sunulur.

MART-NİSAN

Mart ayı sonundan, Nisan ayı sonuna kadar, Endülüs bölgesinin her yerinde: Semana Santa (Kutsal Hafta) şenlikleri kutlanır. Bu şenliklerde, Sevilla şehri, tören alaylarıyla öne çıkar. Granada ve Malaga şehirlerinde yapılan kutlamalar da, görülmeye değerdir.

Nisan ayının sonunda, Kutsal Haftanın hemen ardından ise, bu kez: Feria de Abril kutlamaları yapılır. Bu kutlamalar: Sevilla şehrinde, nehrin, şehir merkezinin bulunduğu bölümünün karşısındaki gösteri alanında, Flamenko giysileri giymiş göstericiler tarafından, bir hafta süreyle yapılır.

MAYIS

Mayıs ayı başında, Cordoba şehrinde “Crusez de Mayo” şenlikleri yapılır. Bu şenliklerde, eski şehir merkezinde, en iyi çiçek düzenlemesi yarışması düzenlenir.

Yine, Mayıs ayının ilk haftasında: Cordoba şehrinde, eski şehir evlerinin avlularının açıldığı, Feria de los Patios kutlamaları yapılır.

Mayıs ayının ortalarında ise: Feria del Caballo kutlamaları yapılır. Bu kutlamalarda: tüccarlar, Endülüs bölgesinin en eski kırsal etkinliğine ve en büyük hayvancılık fuarına katılırlar.

Hamsin Yortusu Haftasında ise, Endülüs bölgesindeki en ünlü dini hac etkinliği olan “Romeria el Rocio” kutlamaları yapılır. Bu kutlamalarda, yüzbinlerce hacı, Bakire ikonasını kutlamak için, El Rocio denilen küçük kasabaya inerler.

MAYIS-HAZİRAN

Zahara de la Sierra şehrinde: bir günlüğüne bütün kasaba merkezi, yemyeşil bitkilerle kaplanarak “Corpus Christi” kutlamaları yapılır.

Haziran ayı ortalarında: Virgen de la Sierra kasabasındaki mabede, büyük bir gitano haccı olan “Romeria de los Gitanos” düzenlenir.

23 Haziran tarihinde, Vejer de la Frontera kasabasında, şenlik ateşleri ve yanıcı maddelerden yapılan büyük bir öküz: bu beyaz kasabayı aydınlatır ve böylece “Candelas de San Juan” kutlamaları yapılır.

TEMMUZ

Bir ay süren ve kasabanın mağaralarında sürdürülen bu klasik ve pop müzik konserleri: birinci sınıf sanatçılar tarafından sunulur ve “Festival İnternacional de Müsica y Danza de la Cueva de Nerja” olarak isimlendirilir.

16 Temmuz tarihinde; Marbella ve kıyıdaki diğer yerlerde, “Fiesta de la Virgen del Carmen” festivali kutlanır. Kutlamalarda, bakirenin resimleri, geçit törenlerinde, süslenmiş balıkçı tekneleriyle taşınır.

AĞUSTOS

Ağustos ayının son iki haftasında, Sancular de Barrameda köyünde: “Exaltacion del Rio Guadalquivir” festivali kutlamaları yapılır. Binlerce yıllık geçmişi olduğu söylenen bu kutlamalarda: etkileyici at yarışları ve sahilde koşu yapılır. Bu kutlamalarda, deniz ürünleri önem kazanır.

AĞUSTOS-EYLÜL

Endülüs bölgesinin dört bir yanındaki kasabalarda, birbirlerini ziyaret edebilsinler diye, “Ferias” denilen fuarlar düzenlenir. Bu fuarların en ünlüleri ise, Granada ve Malaga şehirlerinde yapılır.

EYLÜL

Eylül ayının ilk haftasında, Ronda köyünde “La Goyescat” isimli sonbahar fuarı düzenlenir. Festival, boğa güreşleriyle sona erer.

EYLÜL-EKİM

Bu dönemde, Endülüs bölgesinde, şarap üretimi yapılan kasabalarda üzümler toplanır ve o yılın şarabının yapımı kutlanır ve kutlamalara “Vendimia” ismi verilir. En büyük festival, Jerez de la Frontera şehrinde yapılır.

ENDÜLÜS BÖLGESİNDE GENEL TURİZM DURUMU

Endülüs bölgesinde gezinmek ve işlerinizi halletmek için biraz sabırlı olmanız gerekir. Çünkü: yerel yaşama ayak uydurmak için, yavaşlamanız gerekecektir.

Bölgede: iyi işleyen bir ulaşım düzeni bulunmaktadır. Bu nedenle, seyahat etmek kolaydır. Eğer gezinirken kaybolursanız, yöre insanı size yol gösterir ve bunu severek yapar.

Yeni bir yere geldiğinizde, bence ilk iş olarak: bulunduğunuz yerdeki “Plaza Mayor” (Büyük Meydan) u bulmalısınız. Çünkü: bu meydan, şehirdeki gezinizde size rehberlik edecek ve yönünüzü bulmanızı kolaylaştıracaktır. Zaten “Turizm Danışma Ofisleri” de genellikle bu meydanlardadır.

İspanya Endülüs Genel

NE ZAMAN GİTMEK UYGUNDUR

Endülüs bölgesini ziyaret etmek için en uygun zaman: genelde ilkbahar ve sonbahar aylarıdır. Kış ortasında: bölgede ılık ve yumuşak bir hava görebilirsiniz. Yaz ortasında ise: genellikle kuraklık hakimdir ve beklenmedik şekilde bazen yağmur da yağabilir.

Sevilla şehrinde “Semana Santa” kutlamalarına katılmak isterseniz: önceden rezervasyonlar yaptırmanız ve diğer dönemlere göre daha fazla para harcamanız gerekecektir. Çünkü, bölgedeki oteller, bu dönem için, altı ay önceden dolarlar ve oda fiyatları, üçe-dörde katlar. Hatta, bazı yörelerde, kutlamalar 24 saate yayıldığından, uyuyamama gibi sıkıntılar da ortaya çıkabilir.

Ağustos ayında, birçok şehirli, sahil tarafındaki yerlere giderler. Bunun sonucunda, sakin şehir turları yapmak isterseniz, Ağustos ayını tercih edebilirsiniz. Ancak, yine Ağustos ayının sıcaklığına dayanmanız gerektiğini de unutmamak gerekir.

Şubat ayı, seyahat için en uygun zamandır.

Evet, sonuç olarak, Endülüs bölgesini bu denli verimli kılan yağmurlara daima hazırlıklı olmanız şarttır. İnce bir yağmurluk, buradaki gezilerinizde inanın iyi bir yardımcınız olacaktır.

İspanya Endülüs Genel

OTOBÜS YOLCULUĞU

Endülüs bölgesinin tüm büyük şehirleri ve kasabaları, birbirlerine otobüs ile bağlanırlar. Toplu taşıtlar: temiz ve güvenlidir. Şehir merkezlerinde dolaşmak için: toplu taşıtları kullanmayı, yürümeyi veya gerektiğinde taksiye binmeyi düşünmelisiniz.

BİSİKLETE BİNMEK

Endülüs bölgesinde: birçok turistik tesiste, bisiklet kiralama imkanı bulunmaktadır. Bazı şehirlerde ise “Vias Verdes” (Yeşil Yol) denilen bisiklet parkurları bulunmaktadır. Ancak, yine de Endülüs bölgesinde, bisiklet sık kullanılan bir ulaşım aracı değil, yani yeterli işaretler yok. Özellikle, ana yol girişlerinde ve anayollarda bisiklet kullanıyorsanız çok dikkatli olmanız gerekir. Zira, sürücüler, bisiklet kullanıcılarına yeterli dikkat ve özeni göstermiyorlar.

ARABA KULLANMAK

Endülüs bölgesinde, anayolları birbirine bağlayan muhteşem güzel otoyollar bulunmaktadır. Ancak, tali yollara girerseniz, kötü ve bozuk yol yapılarıyla karşılaşma riski var. Eğer araba ile geziyorsanız, özellikle park problemi olan büyük şehirlere girmemenizi öneririm.

Ayrıca, konaklamayı düşündüğünüz otelinizin otoparkı bulunmasına da dikkat etmeniz gerekir.
Küçük köylere ise, yine araba ile gitmenizi önermem. Çünkü, dar sokaklar, arabaların geçmesini engeller. Bu yüzden, köyün dışına park edip, yürüyerek gezmeniz en doğru karardır. Bu arada, arabanızı park ederken, içinde, hırsızlığa sebebiyet verecek bir şeyler bırakmamanız şarttır.

TAKSİLER

Taksiler: taksimetrelerine ve bulundurdukları bir güzergah listesindeki sabit ücretlere göre çalışırlar. Ayrıca, bagaja koyduğunuz bavul adedine göre, fazladan ücret ödemeniz gerekir. Gece geç saatlerde ve festival günlerinde ise, yüksek tarifeler uygulanır. Bu yüzden, taksiye binerken tahmini ne kadar ücret ödeyeceğinizi sormanızda yarar var.

TRENLER

Endülüs bölgesindeki her yere ulaşım sağlanamasa da: RENFE demiryolu hatta, temiz ve ucuz olması nedeniyle elverişlidir. Yol haritaları, bilet satışları ve zaman çizelgeleri, RENFE’nin internet sitesinden temin edilebilmektedir.

Hatta, bölgenin kırsal kesimini görmek isterseniz, mutlaka treni tercih etmelisiniz.
Bobadilla-Jimene de La Frontera demiryolu rotası: Avrupa’nın en iyi dağlık demiryolu seyahat rotasıdır.

İspanya Endülüs Genel

RESTORANLAR-BARLAR

İspanyollar: geç saatte yemek yerler.
Öğle yemekleri: nadiren saat: 14.00’den önce olur.
Akşam yemekleri: saat 21.00 ile gece yarısı arasındaki herhangi bir saatte yenilir.

Öğle yemeği: Genellikle büyük öğündür.

Akşam yemeği: Hafif olur. İspanyol mezeleriyle geçiştirilir.

Hesapta yazılı değilse, servis bedeli ücrete dahil edilmiştir. Hesap bedelini yuvarlayıp bir miktar ilave etmek, nezaket olarak kabul edilir. Bunun dışında, bahşiş ücret içine ilave edilmediyse, genellikle hesabın % 10’luk bir bölümü, bahşiş olarak verilebilir.

GECE HAYATI

Özellikle yaz aylarında, İspanyollar, saat geç olmadan dışarı çıkmazlar. Bunun sonucunda, çoğu kez, sabaha kadar ve hatta işe gitme zamanları gelene kadar eğlenceye devam ederler. Ama, genellikle çok az içki içerler.

Çoğu gece kulübü: gece saat ikiden sonra veya daha geç saatte açılırlar. Gözde gece kulüplerinin bir çoğuna, saat dörtten önce gidilmemelidir.

Geç saatlere kadar açık olan barların çoğu ücretsizdir. Birçok gece kulübü de, gecenin erken saatlerinde, girişte ücret almazlar. Giriş ücretleri, saatler ilerledikçe artar. Şehir merkezlerine yakın bazı gece kulüplerinde, kot pantolon ve spor ayakkabısının yasaklandığı, kıyafet zorunluluğu uygulanan durumlar bulunur.

EMNİYET GÜÇLERİ

İspanya ülkesinde emniyet güçleri, 3 bölüme ayrılmıştır.

1. Guardia Civil: Bunlar, avcı tipi yeşil askeri üniforma giyerler. Bunları: otoyollarda trafik kontrolü yaparken görebilirsiniz. Kırsal kesimlerde, bunlar tek güvenlik gücüdür.

2. Policia Nacional (PN): Denizci mavisi üniforma giyerler. Bunlar, kentlerdeki başlıca polis gücüdür. Bir şehir veya tatil beldesinde, bir suçu bunlara iletmeniz gerekir. Suçu iletmek için “Comisarias” yani “Karakol” a başvurmanız gerekir.

3. Policia Local-Municipal: Bazı kasaba ve şehirlerin, kendi emniyet ekipleri bulunmaktadır. Üniforma renkleri bölgeden bölgeye değişir. Bu ekiplerin görevleri: hatalı park edilen araçları çekmek, sarhoşlarla baş etmek gibi faaliyetlerdir. Bunlar, herhangi bir sorununuzda size yardımcı olamasa da, ne yapmanız gerektiği konusunda sizi aydınlatabilir.

KİMLİK BELGESİ

İspanya ülkesinde gerek kendi vatandaşları ve gerekse ziyaretçiler, mutlaka yanlarında birer kimlik belgesiyle dolaşmak zorundadırlar.

Herhangi bir şekilde polis tarafından durdurulduğunuzda, yanınızda kimlik belgesi yoksa: ceza ödemeniz gerekebilir ve hatta tutuklanıp hapse bile atılmak mümkündür.

Bu yüzden, yanınızda mutlaka pasaportunuzu bulundurmanızı öneririm.

İspanya Barselona Ayrıntılı Gezi Planı

İspanya Barselona Ayrıntılı Gezi Planı

İspanya Barselona Ayrıntılı Gezi Planı; Barselona şehrinde, son gidişimde, 5 gün kaldım. Sizin, burayı ziyaretinizde, kalış sürenizi bilmediğim için, ben her zaman olduğu gibi, aşağıda şehrin özellik arz eden bölgeleriyle ilgili ayrıntılı bilgiler veriyorum.

Sizler bu bilgileri okuduğunuzda, sizin için orijinal veya gezmeyi-görmeyi düşündüğünüz yerleri işaretleyin ve buna göre, kendinize güzel bir gezi planı-rotası yapabilirsiniz.

Şehir: Madrid şehrine nazaran büyük değil. Daha derli toplu ve küçük. Yani: yine, bu şehirde de yürüyerek birçok yere ulaşmak mümkün. Çok yararlı bir de metro hattı var.

Yani: şehre ilk vardığınızda, bence otel lobisinden bir şehir haritası ve metro tren gişesinden, bir metro hattı haritası alın. Benim size önerdiğim yerleri, o haritalar üzerinde işaretleyin ve şehirde kalış sürenize göre, şehri rahatça gezin.

BARSELONA ŞEHRİNDE MUTLAKA GÖRMENİZİ ÖNERECEĞİM YERLER

BARSELONA ŞEHRİNDE MUTLAKA GÖRMENİZİ ÖNERECEĞİM YERLER

  1. La SagradaFamilia(Burası, bir katedral ama şehrin en çok ilgi çeken yapısıdır.)
  2. La RamblaCaddesi(Şehrin en kalabalık, canlı ve hareketli caddesidir. Adeta şehrin kalbidir.)
  3. Casa Milla (Gaudin tarafından yapılan, her yönüyle değişik, UNESCO Listesindeki bir yapı)
  4. Parc del Gunardo (Gaudinin muhteşem sanat eserlerini görmek isterseniz, UNESCO Listesindeki bu parkı görmelisiniz.)
  5. Port Olimpic (Şehrin deniz kıyısındaki bu bölümü, mutlaka gezip-görmeniz gereken  bir yer)
  6. Sue katedrali (1298 yılında yapılıp, günümüze ulaşan ve süslemeleri 150 yıl süren bir sanat şaheseri yapı)
  7. Palau dela Musica(UNESCO tarafından, Dünyanın en değerli mirasi listesine dahil edilerek, koruma altına alınmış, muhteşem bir yapı)
  8. Montjuic Tepesi.Museum Natıonal de Art de Catalunya (Katalonya Ulusal Sanat Müzesi, ilginizi çekebilir.)
  9. Montjuic Tepesi.Fundacıo Joan Miro (Ünlü sanatçı Mironun eserleri sergileniyor)
BARSELONA ŞEHRİ:

BARSELONA ŞEHRİ:

1.GÜN GEZİ PLANI:

İspanya Barselona Ayrıntılı Gezi Planı; Bulunduğunuz yerden, metro hattına biniyorsunuz ve SAGRADA FAMİLİA istasyonunda iniyorsunuz. İlk durak, şehrin en çok ilgi çeken yapısı olan bir katedral.

LA SAGRADA FAMİLİA:

LA SAGRADA FAMİLİA:

Yapı: Barselonalı mimar Gaudinin, şehirdeki eserlerinin en ünlüsü ve muhteşemidir. Kelime anlamı: “kutsal aile”.

Barselona şehrinin simgesi olan yapıdır. Gökyüzünü delercesine uzanan kuleler, çok uzaklardan bile görülebiliyor. Ancak, bu yüksek 8 kule: henüz bitirilmemiş bir kiliseye aittir.

Zaten, kulelerin hemen yanında, aynı yükseklikte ve hatta daha da yüksekteki vinçleri göreceksiniz. Bunlar, elbette burada hala devam eden bir faaliyetin işaretçileridir.

Ama Barselonalılar, söylenenlere göre bu durumdan  pek rahatsız değiller ve burayı bitirmeye niyetleri yok, çünkü bu haliyle muhteşem paralar kazanıyorlar.

Evet: 1890 yılında, buradaki kilisenin yapımına kadar verilir ve bir mimara teslim edilir.

Ancak, net olarak bilinmeyen bir nedenle, bir yıl sonra, burası mimar Gaudi teslim edilir. Gaudi: küçüklüğünde, babasının demir atölyesinde çalışmıştır. 12 yaşına geldiğinde ise, din eğitimi almıştır.

Bu yüzden, eserlerinde dini temalar ağırlıktadır, ayrıca: doğada ne varsa kullanmaya çalışır, bazı eserlerinde kırık mozaik ve çini parçalarını gayet yoğun olarak kullanmıştır. Hatta: çiçek, böcek, yaprak gibi öğeleri de eserlerinde sıkça kullanır.

Gaudi: 1891 yılında, kilisenin inşaatını devralır. Yaşamının geri kalan kısmını, burada geçirmeye başlar ve 1926 yılına gelindiğinde, hemen kilisenin yanından geçen bir tramvayın altında kalarak, ölür.

Bugün mezarı, kilisenin içinde bulunmaktadır. Evet, Gaudi aniden ölünce, geriye bırakılmış bir proje olmadığından, kilisenin inşaatı uzun süre öylece kalır.

Ancak: bu arada, Gaudi, kilisenin ön cephesinde: büyük bir bölümü bitirmiştir. Bu sırada: mimaride, belki de hayatındaki tüm yaşadıklarını dışa vurmayı yeğleyen stil kullanmıştır. İnanılmaz çelişkilerle dolu bir yapı.

Duvarları, renkleri, kuleleri ile, ilk bakışta,  tam bir karmaşa gibi görülüyor veya öyle hissediliyor. Her yüzünde, cephesindeki mimari farklıdır. Cennet kapısı: doğadan ve iyimser çizgiler taşıyor. Cehennem kapısı: keskin ve karamsar bir havaya bürünmüştür. Hiçbir alan, boş bırakılmamıştır.

Taştan: 3 giriş var.

Bunların anlamı ise: sadakat, umut ve merhamet kapılarıdır. Ayrıca: birçok heykel görülüyor. Bunlar: melekler korusunu, müzisyenlerini, İsa’nın doğumunu, Mısıra kaçışı, Masumların katlini, Çarmıh ağacını betimliyor.

Girişlerde, dörder tane olmak üzere, toplamda 12 kule var. Bunların, dördü: havarileri, daha yüksek olan dört: İncil yazarlarını, apsis üzerindeki kule: Meryem’i, merkezdeki kule yani en yüksek olan ise: İsa’yı simgeliyor.

Gaudi’nin ölümünden  sonra: kilisenin inşaatı bir süre, onun bıraktığı gibi kalmıştır. Ancak: 1950 yılından sonra çalışmalar yeniden başlatılmıştır. Ancak, mimar Gaudi: arkasında çok az plan bıraktığından, çalışmalar yürümemiştir.

Zaten, Barselonalıların çoğu da, burayı bir katedral olarak görmüyor. Yani, kilisenin, büyük usta Gaudi’nin anısına,  tamamlanmadan böylece bırakılmasından yanalar. Yine de, Gaudi’nin yardımcılarından birinin oğlu olan mimar Armengol: kilisenin tamamlanması yönünde çalışmalar yürütüyor.

Japon-Katalan ortaklığındaki bir firma tarafından yürütülen çalışmalar sonucu, özellikle ön cephede, bir takım mimari güzellikler yaratılmıştır. Ancak, bunlar, baktığınızda hemen göreceğiniz gibi, Gaudi’nin stilinden tamamen farklıdır. En basitinden, keskin kenarlar kullanılmıştır.

Yani: Japon-Katalan firmasının bu çalışmaları, gerek Barselonalılar ve gerekse ziyaretçiler tarafından hoş karşılanmamaktadır.

Yine de, düşünülene göre: Gaudi’nin ölümünün 100 yılı olan 2026 yılında, kilisenin tamamlanmasına çalışılıyormuş. Arka cephede ise, payandalar görülüyor. Payandalar: genellikle ortaçağ döneminde ön yüzlerde veya arka taraflarda kullanılırdı.

Ama, normalde, Gaudi’nin projesinde payanda kullanımı yoktur. Japon-Katalan firmasının yapı çalışmalarında payanda kullanılmıştır. Bunlar tamamen destek amaçlı kullanılan  payandalardır.

Ön cephede görülen heykellerle betimlenenler: İsa’nın çarmıha gerildiği yer gösteriliyor. Çevrede: ağlaşan insanlar, yani İsa’ya inananlar ağlaşıyorlar. Altta da, Barselona kontluğu döneminde, kontluğun yaptığı savaşlar, başarılar ve o dönemle ilgili bazı askeri heykeller görülüyor.

Evet, burayı şehirde ilk görmeniz gereken yer olarak öneriyorum.

Ancak: buraya has bir diğer özellik, burada bol miktarda hırsızlık olmasıdır. İnsanlar, burayı gördüklerinde güzellik karşısında şaşıp kalıyor veya rehberi dinlerken, soyuluyorlar. Çantalarından bir şeylerin alındığını fark etmiyorlar. Lütfen, burayı ziyaretinizde, hırsızlık olayına denk gelmemek için özellikle  tedbir alın.

Yapının çevresinde dolaşın ve bütün cephelerinin güzelliklerini görün. Hatta: yapının içine girmek için, yüzlerce metre uzayan kuyruk sizi bıktırmaz ise, ki bence şehirdeki zamanınız uygun ise, bu kuyruğa girin ve yapının içini de görün. Hatta: asansör ile çıkılan kulelerden birine çıkın ve buradan şehrin manzarasını da izleyin.

Oradan ayrılıyoruz.

İspanya Barselona Ayrıntılı Gezi Planı; Yine metroya biniyoruz ve metro hat haritasından bulduğumuz DIAGONAL metro istasyonuna gidiyoruz ve burada metrodan iniyoruz. Paseing de Gracia caddesinden, güneye, yani denize doğru ilerliyoruz.

Bu cadde üzerinde: birçok alışveriş mağazası, restoran ve kafeler bulunuyor. Gayet keyifli bir cadde ama benim size bu cadde üzerinde görmenizi önereceğim iki yer var. Bunlar yine Gaudi’nin eserleri olan yapılardır.

CASA MİLLA:

CASA MİLLA:

Hemen cadde başında, sağ kolda bulunuyor. Gaudi tarafından Milla ailesi için yapılmış bir apartmandır.

Burası, Gaudi’nin başyapıtlarından birisidir. La Pedrara olarak da biliniyor. Çünkü: bu isim: binanın kireç taşından yapılmış ön yüzüne bir göndermedir. Muhteşem bir apartman. 1905-1910 yılları arasında inşa edilmiştir. UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek, koruma altına alınmıştır.

Ön kısmını süsleyen harika ferforje balkonları, iki cepheyi de görmektedir.

Apartmanın iç kısmı büyük hasara uğramış ve Gaudi’nin muhteşem tavan arası mühürlenmiş iken, 1990’ların ortasında yenilenerek orijinal görünümüne kavuşturulmuştur.

Tavan arası katı, şimdi Gaudi’nin eserlerinin sergilendiği, şık bir ileri teknoloji müzesi haline getirilmiştir. Tuhaf biçimler, el yapımı kapı  tokmakları ve özgün detaylarla dolu dairelerden biridir. Çoğu, Gaudi’nin tasarımı olan, o döneme özgü mobilyalarla dekore edilmiştir.

Burası, aynı zamanda, o dönemlerin ilk otoparkını da barındırıyor.

Otopark alanı, günümüzde, kültürel konferanslara ev sahipliği yapan, bir amfi tiyatroya  dönüştürülmüştür. Binanın ikinci katı ise, görkemli bir sergi salonu yapılmıştır. Yalnız, binanın en ilgi çeken bölümü, cadı korkutan olarak bilinen, bacalarıyla öne çıkan çatısıdır.

Bu bacaların da bir hikayesi var. Bu bacalar: ülkemizdeki Peri Bacalarına benzemektedir. Genelde, Katalanlar bu bacaları sevmiyorlarmış. Barselonalıların söylediklerine göre: ya Gaudi, bu  peri bacalarını gidip görmüş ya da bunların resmini görmüş ve çok etkilenerek, bacaları, peri bacası gibi yapmıştır.

Buradan, Barselona şehrinin muhteşem manzarasını izlemek mümkün. Elbette: bilet alarak ,içeriye giriliyor. Üst katı ziyaret etmek mümkündür. Değişik yüzlü bir bina göreceksiniz.

CASA BATTİO:

CASA BATTİO:

İspanya Barselona Ayrıntılı Gezi Planı; 1904-1906 yılları arasında yapılmıştır. İlk kattaki odalarıyla, büyük ilgi görmektedir. Yapıdaki dini ve ulusal sembollerin yanı sıra, kıvrımlı dış hatlar, farklı doku ve malzeme kombinasyonları, parlak renkler ve sınırsız detaylar, Gaudi’nin özgün üslubunun ipuçlarıdır.

Evet, bu yapı: Katalonya’nın koruyucu azizi, St. George anısına yapılmıştır. Ancak, yapı incelendiğinde, Gaudi’nin niyetinin ne olduğu hakkında, en ufak bir belirti hissedilmiyor. Dalgalı mavi seramikten yapılmış çatı, bir ejderin pullu derisini ve balkonlar ise onun kurbanlarının kafatası ve kemiklerine benzetiliyor.

Bazıları da, bunların Venedik karnaval maskelerine benzediklerini söylüyorlar. Sant Jordi Haçı ve mızrak sapı: ejderin sırtına saplanmış bir mızrağı çağrıştırıyor.

Binanın cephesi: kırılmış seramik ve plaka parçalarıyla süslenmiştir. Bu, Gaudi’nin, çok kullandığı süsleme tekniğidir. Gaudi, tüm binayı inşa etmemiştir. 1906 yılında, dış ve iç kısımları yeniden tasarlanmıştır.

Bilet alarak, binanın birinci katını gezebiliyorsunuz.

CASA AMATİLER:

İspanya Barselona Ayrıntılı Gezi Planı; Hemen, cadde üstünde, solda, Casa Battio binasının yanındadır.

Burası, bir çikolata üreticisi için inşa edilmiştir. Sırlanmış seramik kaplı, basamaklı çatıyı tasarlarken, flander bölgesinden esinlenmiştir.

Yürümeye devam ediyoruz. Katalunya meydanı karşımıza çıkıyor.

KATALUNYA MEYDANI:

İspanya Barselona Ayrıntılı Gezi Planı; Bu meydan da çok hareketlidir. Otobüslerin, metronun ve şehirler ve bölgeler arası trenlerin hareket noktasıdır. Meydanın kuzeyini: El Corte İngles mağazası kaplamıştır. Buraya girdim, ülkemizdeki çok katlı, büyük alışveriş merkezlerine benziyor.

Ne ararsanız var, ama fiyatlar yüksek, malum etiket fiyatlarını 2.5 ile çarpmanız gerekiyor ve sonuçta, ortaya yüksek rakamlar çıkıyor. Yine de girip kısa bir gezinti yapabilirsiniz.

Meydanı geçtikten sonra ise, şehrin en büyük, önemli ve ünlü caddesi karşınıza çıkıyor.

LA RAMBLA CADDESİ:

LA RAMBLA CADDESİ:

İspanya Barselona Ayrıntılı Gezi Planı; Burası, bir ucu Catalunya Meydanı ve diğer ucu, sahil yani iskele yani  deniz olan bir caddedir. Bu caddeyi bugün geziyorsunuz ama inanıyorum ki, şehirde kalış sürenizce, bu caddeden birçok kez geçeceksiniz. Çünkü, gerçekten hareketli, canlı ve yaşayan bir cadde.

Caddenin: her iki yanında, restoranlar, kafeteryalar ve butikler, dükkanlar ve mağazalarla doludur. Bunların hemen önünde,  yalnızca bir araç geçecek şekilde trafik var. Bunların hemen ortasında ise: yaklaşık 4-5 metre genişliğinde: bir yaya bölgesi oluşturulmuş. Yani, muhteşem bir şehir  planı.

İnsanlar: bu ortadaki bölümde: restoran ve kafeteryaların oturma guruplarında oturabiliyorlar.

Banklarda oturup kısa molalar verebiliyorlar, sokak sanatçıları-canlı mankenlerin şovlarını izliyorlar, hatta karakalem resim çizen sanatçıları görüyorlar, büfelerde her türlü şeyi (çiçek, kuş, balık, hediyelik eşya gibi) bulup satın almak mümkün.

Özellikle: akşam saatlerinde, burada insanlar omuz omuza yürüyorlar. Hatta, gecenin ilerleyen saatlerinde, ellerinde içki kutu-şişeleri olan insanları görmek te mümkün. Ama, asla şehrini  diğer tüm yörelerinde olduğu gibi, burada da güvenlik sıkıntısı yok. Barselona polisini, sık sık görmeniz mümkün.

LA RAMBLA CADDESİ:

Evet, gelelim caddeyi daha teknik detaylarıyla anlatmaya. Söze şöyle başlamakta da yarar var. Victor Hugo, buraya “Dünyanın en güzel caddesi”  demiş. Bilmiyorum ne kadar doğru, ama gerçekten benim şahsen hoşuma gitti. Barselona şehrinin en önemli bulvarı.

Burası, sanki Barselona şehrinin kalbi. Caddenin isminin Arapça kelime anlamı: kumlu, kurumuş akarsu yatağıdır. Çünkü: bir zamanlar, burada bir akarsu varmış ve zamanla kurumuş ve üstü kapatılmış.

Cadde özellikle pastaneleriyle ünlüdür.

Cadde: yaklaşık2 km. uzunluğundadır. Ancak, bu kadar uzun cadde, beş bölüme ayrılmıştır.

Rambla de Canalates:
Rambla de Canalates:

İspanya Barselona Ayrıntılı Gezi Planı; meydanından sonra, caddeye girince ilk karşımıza çıkan yerdir. Burada: bir çeşme var. Font de Canalates çeşmesi. Burası: şehrin sembolüdür. Metro ve tren istasyonları da buradadır. Özellikle: Barselona Futbol takımının fanatikleri, burada yoğunlaşırlar.

Maç kazanılmış ise, burada kutlamalar yapılır. Maç kaybedildiğinde ise, muhteşem bir hüzün ortamı kaplar. Bu fanatiklere dikkat etmek lazım, bunlar bulunduğunda, uzaktan izlemeyi tercih etmenizi öneririm. Bunun dışında, İspanyanın yayıncılık merkezi buradadır. Yabancı kitap, gazete, dergi satan tezgahlar var. Ayrıca: hediyelik eşya satan büfeler bulunuyor.

Rambla de Estudis:

Bu bölümde, birçok kuş türü satılıyor. Satıcılar, gündüz saatlerinde kuş kafeslerini büfelerin dışına diziyorlar. Kafesler kaldırıldığında bile, büfelerin içinden kuş seslerini duymak mümkün.

Rambla de Sant Joseph:

Burası, çiçek satıcılarının bulunduğu bölümdür. Özellikle, buradaki “Escriba” isimli pastaneye girmenizi öneririm. Caddenin sağında: pasta ve çikolataları çok ünlü ve güzel. Ayrıca: bu bölümde, bir de saray var. Palau de Virreina sarayı. Burası: 1778 yılında yapılmıştır. Sarayda, günümüzde çeşitli koleksiyonlar sergileniyor.

La Buqueria:

İspanya Barselona Ayrıntılı Gezi Planı; Caddenin sahile inerken, solunda kalıyor. Caddenin en ilgi çeken yerlerinden biridir. 19’ncu yüzyılda yapılmış, kapalı bir pazar yeridir. Demirlerle tutturulmuş, yüksek bir tavanı var. Pazar yeri: her gün, sabahın erken saatlerinde açılıyor ve akşam saatlerinde kapanıyor.

Tam yemek düşkünlerine göre. Taze balık, et, sosis, meyve, sebze, her türlü baharat, kurutulmuş domates, biber, reçeller, şekerlemeler bulmak mümkün. Ancak, size bir öneri: ben şahsen daha önce görmediğim bir şekerlemeden, satın almadan önce tatmak istedim.

İspanyol satıcıya “deneye bilir miyim” dediğimde, adam, asla dedi ve hatta dalga geçti. Denemek ne demek gibisinden. Düşünün ülkemizi, bizim ülkemizde, bu tür bir olay olsa: bizim satıcı insanımız, o turiste, malın yarısını yedirir.

Pla de Boqueria:

Burası, yine cadde üzerinde Liceu metro istasyonunun yakınındadır. Avrupa’nın en büyük opera sahnelerinden biri olan: Gran Teatre del Liceu buradadır. 1861 yılında açılan yapı: Katalan Rönesansı’nın abidelerinden biridir.

Katalan sosyetesinin buluşma yeridir. Bina: 1994 yılında çıkan yangında, büyük hasar görür. Fakat, tarihsel ayrıntılar korunarak ve teknolojik eklemeler yapılarak restore edilmiştir. İç mekanın genişliği, iki katına çıkarılmıştır. 1999 yılında yeniden açılmıştır.

Yürümeye devam ediyoruz. Hemen sol yanda: yine bir bina var.

Hotel Oriente:

Burası, ünlü yazar Hemingway’in, Barselona şehrinde, kalmaktan en çok hoşlandığı otel imiş.

Palau Gauel:

Otelin hemen arkasında, 1885 yılında, Gaudi tarafından yapılmış: Palau Guell malikanesi var. Muhteşem bir yapı. İçine girmelisiniz. Merkezinde, büyük bir salon var. Salonun mozaikler ile bezeli konu biçimindeki çatısı ve tuhaf biçimli bacaları, alışılmadık bir görüntü ortaya koyuyor.

Palau Gauel’in hemen karşısında, sahile inerken, sizin sağınızda, yine buraların ilginç bir mekanı var.

Place Reıal:

İspanya Barselona Ayrıntılı Gezi Planı; Burası, geniş ve şık bir meydandır. Palmiye ağaçları ve ferforje sokak lambaları görülüyor. Bir manastırın yıkılmasıyla ortaya çıkmış bir meydan. Ama burada da dikkatli olmak gerekiyor.

Küçük çaplı  hırsızlıklar çok yaygın. Sokak serserileri var. Daha önce sözünü ettiğim gibi, özellikle göçmenler var. Ama yine de, burayı gündüz saatlerinde görmelisiniz. Barları, kafeleri, restoranları ve Flemenko türü eğlence tarzı olan gece kulüpleri var.

Yine ana caddeye dönüp, denize doğru yürümeye devam ediyoruz. Bu kez karşımıza, caddenin son noktası olan bir meydan çıkıyor.

MİRADOR DE COLOM-KOLOMB MEYDANI-ANITI:

MİRADOR DE COLOM-KOLOMB MEYDANI-ANITI:

Burada,60 metre yüksekliğinde bir anıt var. Kolomb: Amerika’yı keşfettikten sonra,  dönüşünde ilk kez burada karaya ayak basmıştır.

Kolomb’un bu anıtında, parmağı ile işaret ettiği yer, Amerika’dır. Anıtın içinde küçük bir asansör var. Bunula tepeye çıkılabildiği söyleniyor. Anıtın: hemen altında, çevresinde 8 tane aslan anıtı var.

Bunlar: C. Colomb’un Amerika keşfinden döndüğünde, yanında getirdiği, kraliçe İsabel’in huzuruna çıkarılan ve daha sonra Katolik yapılan, 8 Amerikalı yerliyi temsil ediyor. Anıtın hemen karşısında, yeşil park alanları var. İnsanlar burada: çimlere yatıyor, dinleniyor, kitap okuyorlar.

Meydanın diğer yanı: liman. Limanın hemen ötesinde: Dünya Ticaret Merkezi binası görülüyor ve sanki deniz üzerinde yüzüyor gibi bir görünüm kazandırılmıştır.

RAMBLA DE MAR:

RAMBLA DE MAR:

İspanya Barselona Ayrıntılı Gezi Planı; Burası: önce tahta bir iskele ile ilerliyor ve biraz sonra, açılır-kapanır bir köprü haline geliyor. Bu tahta bölümdeki banklarda mola verebilir ve denizi ve limana yanaşmış muhteşem büyük yolcu gemilerini izleyebilirsiniz. Birçok gün, bu limana, 10 civarında yolcu gemisi yanaştığı söyleniyor.

Ufuktaki görüntüde ise, yelken şeklinde denizin içine yapılmış gibi bir izlenim veren, ünlü “W” oteli görülüyor. Yelken şeklindeki görüntüsü muhteşem.

Limanda: şehrin iki önemli tesisi daha var. Bunlar:

  1. L’Aquarium.
  2. Cine Imax.

Akvaryum: Avrupa’nın en büyük üç akvaryumundan biridir. Deniz yatağına kurulmuş cam tünel özellikle çocukların büyük ilgisini çekiyor. Ancak: giriş ücreti yüksek. Giriş: 17 Euro. Saat 21.00’e kadar açıktır.

Cine Imax sineması ise, üç boyutlu sinema filmlerinin gösterildiği bir yer. Ben buralara girmedim.

RAMBLA DE MAR:

Evet, bugünkü gezimiz, burada bitiyor. Cadde üzerindeki Drassanes metro istasyonundan metroya binerek, kaldığınız yere geri dönmeniz mümkündür.

La Ramblas caddesiyle ilgili son notlar: cadde çok uzun ama yürüyerek rahatlıkla gezebilirsiniz. Cadde üzerinde: umumi tuvalet yok. Tuvalet ihtiyacı için, restoran ve kafeleri kullanırsanız, bir şeyler yemenizi ve içmenizi istiyorlar.

Siz: cadde üzerinde bulunan ünlü Amerikan fast-foot mağazalar zincirlerinin tuvaletlerini ücretsiz kullanabilirsiniz.

Ayrıca: tapas veya değişik bir şeyler yemek istemezseniz: yine damak tadı bizim ülkemizdekilere uygun, bu fast-foot restoranlarını  deneyebilirsiniz, gerek lezzet ve gerekse maddi bakımdan uygunlar.

Bunun dışında: caddede banklar var.

Yorulduğunuzda, bu banklar üzerinde kısa molalar verebilirsiniz. Cadde üzerinde: ayrıca, ülkemizde de bulunan büyük bir süpermarketin şubesi var. Buradan,  her türlü ve de özellikle gıda ve içecek alışverişinizi uygun fiyatla yapabilirsiniz.

Ayrıca: eğer “FLAMENKO DANS GÖSTERİSİ” izlemek isterseniz, tur organizasyonlarına, 50 euro vermekten se, yine bu cadde üzerinde bulunan opera binasında, 25 Euro vererek, güzel bir Flemenko dans gösterisi izleyebilirsiniz. (Dikkat, başlangıçta, 35-30-25 Euro gibi fiyat verseler de, gösteri saatine yakın, fiyatlar düşüyor, pazarlık yapın)

Cadde daha önce de söylediğim gibi, çok hareketli ve canlı.

Hintli satıcıların, havaya fırlattıkları, renkli-ışıklı oyuncakları, Afrika kökenli zencilerin bezler üzerinde sattıkları markalı ama sahte çantaları, canlı heykellerin yarattıkları çeşitli şovları, birkaç dakika içinde resminizi çizen ressamları görebilirsiniz.

Alışveriş mi, cadde üzerindeki mağazalar pahalı. Özellikle: Hintli, yani ten rengi nispeten biraz koyu satıcı gördüğünüzde, bunların fiyatları önce yükselttiğini ve sonra indirdiğini unutmayın ve mutlaka pazarlık yapın.

BARSELONA ŞEHRİ:

BARSELONA ŞEHRİ:

2.GÜN GEZİ PLANI:

İspanya Barselona Ayrıntılı Gezi Planı; Bugünkü gezi bölgemiz: şehrin sahili. Denize girmeyi düşünenler için (denize rahatlıkla girebilirsiniz) yanınıza mayo ve havlu almayı unutmamalısınız.

Dün gezimizi sonlandırdığımız Colomb meydanından başlıyoruz. Kaldığımız yerden, bir şekilde Colomb meydanına geliyoruz. Colomb meydanında, hemen solda, bir müze var.

Museu Maritim olarak isimlendirilen, Denizcilik Müzesi: Ağustos 2011  tarihinde kapalı idi, duyduğuma göre, bu müzeyi başka bir yere taşıyorlarmış. Bu yüzden: bu müze hakkında bir şeyler söylemeye gerek olmadığını düşünüyorum.

Colomb meydanından sonra: Passeig de Colom caddesinden ilerliyoruz ve d’Antonio Lopez meydanından, denize doğru yöneliyoruz. Escola Nautica ve buradan sonra, karşımıza bir müze çıkıyor.

MUSEO HİSTORİA DE CATALUNYA-KATALONYA TARİH MÜZESİ:

Burası: bilgilendirici ve eğlenceli bir müzedir. Eğlence nasıl oluyor derseniz? Özellikle, müzenin ortaçağ bölümünde, şövalyelerin giydiği kıyafetleri ve kılıçları, sizde, yani ziyaretçiler de giyip deneyebiliyorlar.

Gerçek boyutlarında hazırlanmış şövalye atlarına binebiliyorsunuz. Şövalyelerin kullandıkları zırh, kılıç ve diğer kıyafetlerin özellikle muhteşem ağırlıkları, üzerinize giydiğinizde veya elinize aldığınızda daha güzel hissediliyor.

Müzeden çıktıktan sonra: veya girmez iseniz Barbo Conte de Barscelona caddesinde ilerliyoruz. Buralar, nispeten sakin yerler yani pek eğlenceli değil. Ama, güzel yerlere ulaşmak için, burayı geçiyoruz ve hemen karşımıza: Torre de St.Sebatsia denilen, teleferiğe binilen bir kule çıkıyor.

Bu kuleden hareket eden teleferiğe binmeyi düşünürseniz, şehrin öte yanındaki Montjuic Tepesine ulaşabilirsiniz. Yalnız teleferik ücreti biraz fazla. Teleferik ücreti: 20 Euro. Tercih sizin, aslında şehrin yüksekten manzarasını izlemek güzel olabilir ama ücreti yüksek, dediğim gibi tercih sizin. Teleferik yolculuğu, yaklaşık 20 dakika sürüyor.

Evet, şu anda, şehrin Barcelonette denilen bölgesindeyiz.

BARCELONETTE:

Burası, şehrin eski semtlerinden biridir. Buradaki ilk yerleşim, 18’nci yüzyılda başlamıştır. Ciuatadelle kalesinin yapımı sırasında evlerinden olan ailelerin yerleştirilmesi için oluşturulmuştur.

Uzun yıllar, burada işçi sınıfı yaşamıştır. Ancak, 1992 yılı öncesinde gelindiğinde, olimpiyat hazırlıkları nedeniyle, sahil şeridinde oluşturulan eğlence ve ticaret mekanlarıyla, buranın görünümü de değiştirilmiştir. Burada: güzel balık restoranları var. Özellikle deniz gören restoranlarda, fiyatlar yüksek.

Son olarak: teleferik kulesini gördükten sonra, Plaja de Sant Miquel istikametine yöneliyoruz. Yani, hedefimiz deniz kıyısı, sahil, plajlar.

BARSELONA ŞEHRİ:

Burada: hemen uçta, denizin yanında, şehirde yeni yapılan ve yarım yelken görüntüsüyle, değişik bir fon oluşturan “W” oteli görülüyor. Otelin hemen önünden, plajlar başlıyor. Plajların hemen arkasında ise, beton-asfalt bir bölüm, bunun arkasında ise, bazı yerlerde spor tesisleri ve bazı yerlerde ise, yeşil alanlar bulunuyor.

Plaj bölümünde: denize giren insanlar, kumsalda güneşlenen insanlar var.

Kumsalın hemen gerisinde ise: soyunma kabinleri, duşlar ve tuvaletler bulunuyor. Özellikle, tuvaletleri gördüğünüzde, kesinlikle şaşıracaksınız. Plastikten yapılmış, kabin şeklindeki tuvaletler, seyyar. Kapısında sıraya giriyorsunuz ve sıranız geldiğinde, tertemiz kullanılan bu tuvaletleri kullanma imkanı oluyor.

Erkekler için daha da ilginç bir tuvalet sistemi kurulmuş, yine aynı şekilde, büyük bir sert plastikten yapılmış tesisatın, yanlarında, dört yönde, açıkta, pisuvarlar var, erkekler, açık havada, herkesin ortasında, burada küçük tuvaletlerini yapıyorlar.

BARSELONA ŞEHRİ:

Evet, plaj bölümünde, kumsalın gerisindeki beton alanda: sık ahşap banklar var ve burada oturup, denizi ve çevrenizi seyrederek, kısa molalar verebilirsiniz. Ayrıca: kaykay binenler, köpeğini gezdirenler ve özellikle: müzik yapanlar, (üç-beş kişi bir araya gelmiştir.

Harika müzikler yapıyorlar) mutlaka ilginizi çekecektir. Zaten, müzik yapan çeşitli gurupların önünde, Barselonalı genç-yaşlı insanlar toplanıyor, hepsinin ellerinde, buraya özgü kırmızı teneke kutular içinde satılan kırmızı yıldızlı biralar, hareketli müziğe eşlik ediyorlar. Evet, bu insanlar, eğlenmeyi gerçekten seviyorlar.

BARSELONA ŞEHRİ:

Bu arada: kumsal derseniz, yine buraya özgü ve çok ilginç bir durumla karşılaşıyoruz. Kumsalda gezerken, küçük bir metal tabela, tabii üzerinde Katalunca yazdığı için anlamak mümkün değil, birdenbire karşınıza, kumsalda, muhtemelen 100 metre uzunluğunda bir alanda, yani normal güneşlenen ve denize girenlerin tamamen içinde “Çıplaklar bölümü” görülüyor.

Yani: bu bölümdeki kadın-erkek,  hepsi çırılçıplak. İlginç olanı, bu durum için ayrı bir bölüm tahsis edilmemesi. Yani, plajda yürürken, birdenbire karşınıza, bu görüntüler çıkıyor ve elbette şaşırıyorsunuz, hadi üstsüz neyse de, tamamen kadın-erkek çırılçıplak.

Evet, bence bu plaj-kumsal bölümünde, denize girmeyi  deneyebilirsiniz. Deniz: fazla derin değil, kumsal ince kumlu, deniz içi de, ince kumlu. Isısı ise, her ne kadar Akdeniz olsa da, bizim Antalya veya güney bölgeleri denizinden biraz daha serin, yani Bodrum denizi ısısında denilebilir.

Evet, yine aynı cadde üzerinde yürümeye devam ediyoruz ve bu kez: burada, iki gökdelen gibi yükselen binaların arasındaki: Placa dels Voluntains meydanına ulaşıyoruz.

PORT OLİMPİK:

Buralar, şehrin “Port Olimpik” olarak isimlendirilen yerleridir. 1992 Olimpiyatları, şehre çok şey katmıştır. Şehrin çehresi değiştirilmiş, yeni binalar yapılmıştır. Burada: biraz önce söylediğim gibi, birbirine paralel iki çok katlı bina var.

Bunlardan biri “Art otel” ( ülkemizden gelen, devlet erkanının, şehrin en pahalı bu otelinde kaldığı söyleniyor) ve diğer bina “sigorta” binasıdır.

Yani, bu bölümde, deniz kıyısındaki bütün binalar, 1992 Olimpiyatları öncesinde yapılmıştır. Sahilin ön tarafı: plaj, arka tarafında ise gece kulüpleri ve güzel restoranlar bulunuyor. Bu bölgede: bir de, bakırdan yapılmış, büyük bir balık heykeli görülüyor.

Hemen arka tarafta bulunan: “Villa Olimpica” bölgesi ise: Olimpiyatlar öncesinde yapılmış ve olimpiyatlarda görevli, hakem-gözlemci-görevli gibilerin kalması için tasarlanmıştır. Sonuçta, bunlar, 1.5-2 ay burada kalıyorlar. Olimpiyatlar bittikten sonra ise, bu küçük daireler birleştirilmiş, büyütülmüş ve Belediye tarafından, Barselonalılara satılmıştır.

Bu arada, Barselona şehrine gelip te, CASİNO hayatını yaşamak isteyenler olursa:

hemen burada şehrin CASİNO’su var. Kişisel oyunlara katılmak için pasaport istiyorlar. Ancak, makinalı oyunlar için pasaporta gerek yok. Bir  de lastik ayakkabı ile sokmuyorlar. İlgilenenlere duyurulur.

Evet, burayı da gezdikten sonra: geri dönüşe başlıyoruz. Yorulanlar için: hemen yakınlardaki “Citudella Villi Olimpica” metro istasyonundan, metroya binerek, kaldıkları yere ulaşmayı önerebilirim. Yorulmayanlar için ise, Colomb meydanına kadar olan, sahilin iç kesimindeki: kalabalık, yoğun ve canlı caddeyi yürüyerek geçmelerini önerebilirim.

Ronda del caddesi üzerinden ilerlediğinizde, d’Antoni Cardone meydanından sonra, Passeig de Colon caddesinde ilerleyerek, Colomb meydanına ulaşabilirsiniz. Bu cadde: çok hareketli ve keyiflidir.

Restoranlar, çeşitli hediyelik eşyaların satıldığı dükkanlar ve mağazalar var. Özellikle, ülkemiz yemeklerini düşleyenler için, burada İstanbul Restoranı da bulmak mümkündür. Evet: bu cadde üzerinde keyifli bir yürüyüş yapabilir, yorulduğunuzda banklarda kısa molalar verebilirsiniz.

Bu geri dönüş yolculuğu sırasında: Passeig de Colomb caddesi üzerinde, şehrin simgesi bir kilise var. Görmek isterseniz, caddenin hemen bir arka sokağında bulunuyor.

LA MERCE KİLİSESİ:

İhtişamlı kilisenin kubbesinin üstündeki “Meryem Ana” heykeli, çok uzaklardan bile görülebilmektedir ve bu nedenle, bölgenin en önemli kilisesi ve yörenin simgesidir.

Günümüzü, Colomb meydanında noktalıyoruz. Buradan, metro ile kaldığınız yere ulaşabilirsiniz.

BARSELONA ŞEHRİ:

BARSELONA ŞEHRİ:

3.GÜN GEZİ PLANI:

Bugünkü gezimizde: La Rambla caddenin arka bölümleri ve rıhtımın gerisini; BARRİGOTIC” bölgesini gezeceğiz. İlk olarak, bulunduğunuz yerden, metro ile “Ciutadella Villi Olimpica” metro istasyonuna gidiyorsunuz ve burada inerek, şehrin en güzel parklarından birine giriyorsunuz.

PARC DE LA CİUTADELLA:

PARC DE LA CİUTADELLA:

Şehrin, en büyük parkıdır. Parkın içinde: Parc Zoologic (Hayvanat Bahçesi) bulunuyor. Ancak: giriş ücreti bir hayli yüksek. Büyükler: 16.5 Euro, küçükler ise: 9.5 Eurodur. Ben hayvanat bahçesine girmedim. Ancak, parkın içinde, muhteşem güzel kuş sesleri duyuluyor. Bunlar, bir ara uçarken gördüm, serbestçe uçan, cennet papağanlarıdır.

Parkın kurulduğu alanda, daha önce , 1714 yılında, Ciutadella kalesi varmış ve yine bu alanda, 1888 yılında, Dünya Fuarı kurulmuş.

Dünya Fuarı için tasarlanan binalarda, günümüzde, zooloji ve jeoloji müzeleri ve Katalan Meclis binası bulunuyor. Ciutadella kalesi yıkılmış ve burada yaşayan halk: Barselonetta bölgesinde yeni yapılan evlere yerleştirilmişler.

PARC DE LA CİUTADELLA:

Parkta, bir de yapay göl var. Burada: sandal gezintisi yapmak mümkün. Yüksek ağaçların gölgesinde, kuş sesleri eşliğinde banklara oturup dinlenebilirsiniz. Hatta: çimenlerin üzerine oturmak, yatmak bile mümkün.

Park içinde, ayrıca: çeşitli heykeller görülüyor. Josep Fontere tarafından yapılmış, büyük barok la Cascada çeşmesi görülüyor. Büyük camekanları andıran, iki büyük bitki evi var. Bunlardan birinde, zaman zaman müzik konserleri düzenleniyormuş.

Parkı gezdikten sonra, parkın “Estatua A Pirim” kapısından çıkıyoruz. Burada, hemen sağ kenarda: Estacio Terme o de França tren istasyonu var. Tren istasyonunun hemen çapraz köşesinde: bizim yemek lezzetlerinin benzeri yemeklerin sunulduğu bir Yunan restoranı var.

Bunu geçip devam ettiğinizde ise, Argentera caddesi üzerinde, yemekler bölümünde sözünü ettiğim, muhteşem beğendiğim restoran bulunuyor. Eğer, İspanyol mutfağına özgü bir yemek yemek isterseniz, mutlaka ama mutlaka bu restorana uğrayın. (Ayrıntılı bilgi, yemekler bölümündedir)

Buradan sonra Barrigotıc bölgesine, yani deniz kıyısının tam tersi istikametinde, şehir merkezine giriyoruz. Burada ilk durağımız: bir kilise.

SANTA MARİA DEL MAR KİLİSESİ:

SANTA MARİA DEL MAR KİLİSESİ:

Kilise: 1329 yılında yapılmıştır.  Dış duvarlarında süsleme yok. Ön cephesinin yanlarında yükselen üç katlı, sekizgen çan kuleleri görülüyor. Girişin üzerinde ise, güzel bir pencere var. Katolik gotik tarzının en güzel örnek yapılarından biridir. Kilisenin iç mekanının boyutları ve sadeliği muhteşem.

1936 yılında, İspanya iç savaşı sırasında, burası, çok zarar görmüş. Çıkan yangınlarda, şapellerin, koro yerlerinin ve sunakların süslemeleri yanmış. Kilisenin, üç nefi,13 metre aralıklarla dikilmiş olan, sekizgen sütunlarla desteklenmiş. İç mekanda: kusursuz bir simetri hakim. Kilisenin akustiği ise, muhteşem.

Bu nedenle, kilisede, yıl boyunca, klasik müzik konserleri düzenleniyor ve yöresel düğünlerin yapılmasında, evlenen çiftler tarafından özellikle tercih ediliyor. Zaten bu yüzden, gittiğinizde, büyük olasılıkla, bir düğün töreniyle karşılaşacak olmanızdır. Ama, en kötü yanı, böyle bir tören sırasında, kilisenin ziyarete kapatılıyor olmasıdır.

MERCAT  DEL BORN:

Kilisenin hemen arka kapısından geçilen bir yerdir. Burada, ortaçağda, şövalyelerin at üzerinde mızrak dövüşü yaptıkları, dikdörtgen bir alan görülüyor. Günümüzde, burada sanat galerileri, barlar ve kulüpler var. Özellikle, gençlerin ilgisini çeken ve toplandıkları bir yer olarak öne çıkıyor.

Evet, hemen yakınlarda bir müze var.

MUSEU PİCASSO:

Picasso: 20’nci yüzyılın en önemli sanatçılarından biridir. 1881 yılında, Malaga kentinde doğmuştur. Sanat eğitimine, Barselona’da başlamış ve yenilikçi gurup üyesi olarak, 1904 yılında Paris’e yerleşmiştir ve bir daha Barselona’ya hiç geri dönmemiştir. Çünkü: İspanyadaki baskıcı Franco rejimi, dönmesine izin vermemiştir.

Yine de, çalışmalarında daima İspanyanın derin etkilerini görmek mümkündür. Picasso’nun ölümünden sonra, bugün Paris’te sergilenen kişisel koleksiyonunun büyük bölümü, yapılan bir anlaşma ile, Fransa hükümetine teslim edilmiştir.

Evet, şimdi müzeyi gezmeye başlayabiliriz. Müze, dar bir sokakta, büyük bir binanın içindedir. Müze: 1963 yılında açılmış ve Picasso’nun yaşamı boyunca yanında olan arkadaşı ve sekreteri, Jauma Sabartes tarafından bağışlanan, yağlıboya ve kara kalem çalışmaları ile seramiklerin sergilenmesinden oluşmaktadır. Yani, burada sanatçının ünlü yağlıboya tabloları yok.

Ama, müzede, Picasso’nun 3000’den fazla eserini bir arada görmek mümkün. Sergilenen eserler: Picasso’nun, çocukluk, mavi dönem, pembe  dönem, kübizm, seramikler, Valausquez uyarlamaları gibi bölümlere ayrılarak sergileniyor. Sanatçının, sergilenen en eski çalışması, 9 yaşında iken yaptığı bir kara kalem resim.

Bu müzedeki eserler; Paris’te sergilenenlerden sonra, en büyük Picasso koleksiyonudur. Ancak, biraz önce söylediğim gibi, sanatçının önemli yağlıboya tablolarını bulmayı ummayın. Sadece, mavi döneme ait: 1917 tarihli “Soytarı” ve “Nedimeler” serisi eserleri görülüyor.

PLACA SANT JUAME MEYDANI:

Bu kez, yolumuz üzerindeki bu meydanda: iki bina görüyoruz. Bunlardan birincisi: Ajuntament binasıdır. 1372 yılında yapılan bu bina, Barselona Belediye Binası olarak kullanılıyor. Diğer bina: Generalitat binasıdır. 1359 yılında yapılan bina: günümüzde, Meclis Binası olarak kullanılıyor.

Her iki yapıda, günümüzde dediğim gibi aktif olarak kullanılmaktadır. Ama, içlerine girip görmek mümkün değil. Ajuntament binasının hemen arkasında: Sants Justi Pastor isimli bir kilise var. Bu kilise: şehrin en eski kiliselerinden biridir.

Söylentiye göre, 10’ncu yüzyıldan kalan bir gelenek olarak; bu kilisenin sunağının önünde vasiyet edilen her şey: Barselona mahkemelerinde geçerli sayılırmış.

SUE KATEDRALİ:

Günümüzdeki görüntüsüne, 1298 yılında ulaşmıştır. Eski bir Vizigot kilisesinin yerine yapılmıştır. Ancak, süslemeleri ve detaylarının inşaatı, yaklaşık 150 yıl kadar sürmüştür. Şehirde, gotik mimarisinin, en güzel örneklerinden biridir.

Basit sekizgen kulelerle çelişen bir görünüm yansıtıyor. Çünkü: daha önce de söylediğim gibi, yapımı çok uzun sürmüş ve değişik mimari tarzlardan etkilenmiştir. Nefin ortasında, süslemeli kuleler var. Koro sıralarının arkasındaki frizde ise, Avrupalı kral ve prenslerin, hanedan armaları görülüyor. Katedralde, ilk ve tek toplantı, 1519 yılında yapılmıştır.

Sunağın altındaki merdivenler, şehrin iki koruyucu azizlerinden biri olan ve 4’ncü yüzyılda şehit edilen: Santa Eulalianın mezarına iniyor. Sunağın arkasındaki şapellerde bulunan, Katalan gotik altar  panolarını, mutlaka görmelisiniz.

İsa’nın göğe yükselişini simgeleyen, dokuz parçalı bir pano, 15’nci yüzyılda, Sant Salvador şapeli için, Bernat Martorell tarafından yapılmıştır.

Evet, gezimize devam ediyoruz. Adım attığınız yerlere dikkat etmelisiniz. Katedrale maddi yardımda bulunmuş olan: ayakkabıcılar, terziler ve diğer esnaf loncalarının amblemlerini görebilirsiniz.

Buradan: Cpalle de Santa Lluciye gelin. Şapelin arka duvarlarında asılı, zırhlı bir haçlı şövalyesi anıtı var. Şapelin ön kısmına çıkın, sola dönün ve fenerler, tabelalar, balkonlardan sarkan bitkileri göreceksiniz. Katedralin ve Belediye Binasının bulunduğu yüksek alanda: devasa duvarlarla çevrili, Roma kalesi kalıntılarını görebilirsiniz.

PLACA DEL REİ MEYDANI-MUSEUM HİSTORİA DE LA CİUTAT:

Katedralin yakınlarındadır. Bu meydanın bulunduğu yerde: Museum Historia de La Ciutat(Şehir Tarih Müzesi) görebilirsiniz. Müze binası: gotik tarzda yapılmış bir malikanedir.

Daha önce bulunduğu yerde yapılan kazılarda, binanın temelinde Roma duvarlarının çevrelediği dükkanları da içine alan bir Roma şehir kalıntısı ortaya çıkarılmıştır. Bunun üzerine, her taşı tek tek taşınarak, bugün bulunduğu yere getirilmiştir. Bu kalıntılar içinde, ayrıca: tekstil sanayiinde kullanılan boya fıçıları ve şarap yapımına işaret eden bulgulara da rastlanmıştır.

MUSEU FREDERIC MARES:

Hemen katedralin yan tarafındadır. Bahçesi çok güzeldir. Şehirdeki heykellerin yaratıcılarından olan Frederic Mares: özgün sanat eserlerinden oluşan koleksiyonunu, Barselona’ya miras bırakmıştır. Müzenin alt katları: İber adak heykelcikleri, limoges mineleri ve dini heykellerle doludur. Burada, ayrıca, Portekizlilerden kalma, öküz boyundurukları, demir anahtarlar, eski dikiş makinaları, bastonlar, kurmalı oyuncaklar görebiliyorsunuz.

SANTA MARİA DEL Pİ KİLİSESİ:

Placa del Pi meydanındadır. Kilise: uzun sekizgen çan kulesi ve 15’nci yüzyıldan kalma, büyük bir pencerenin süslediği ön cephesiyle, çok zarif bir yapıdır. “Pi” çam ağacı anlamına geliyor. Eskiden, belki hatırlayanlarınız olabilir; ülkemizde de beğeniyle kullanılan bir parfüm vardı, ismi “Pi” ve tamamen çam kokusunu andırıyordu.

Evet, gezimize devam ediyoruz. Pi, çam ağacı anlamına geliyor demiştim. Burada, eskiden yetişen çam türünün anısına, bugün yalnızca ön cephede, küçük bir çam ağacı yaşatılıyormuş. Kilisede, sık sık düğün törenlerinin yapıldığı söyleniyor. Kilisenin bulunduğu meydandaki binalar, 1700’lü yıllardan kalmadır.

Bu binalar, özellikle, ön cephelerindeki, renkli alçıyla desen kazıma tekniği kullanılarak bezenmiştir. Heykelle bezeme pahalı olduğundan, bir dönem, bu tür bezeme, yaygın olarak, binaların süslemelerinde tercih edilmiş ve kullanılmıştır.

Şimdi, bölgenin kuzeyine doğru yöneliyoruz. Burada, yine güzel bir mekan var ve mutlaka görmelisiniz.

PALAU DE LA MUSİCA:

1905 yılında, Katalan Orfeo korosunun konserler vermesi için planlanmış ve mimar Oscar Tuspuet tarafından yapılmıştır. 1997 yılında ise, UNESCO tarafından, Dünyanın en değerli mirasları listesine dahil edilerek, koruma altına alınmıştır.

Yapı: modernista mimarisinin şehirdeki en önemli örneklerinden birisidir. Mozaik, çini, vitray, mine, heykel ve oymalarıyla, renklerin ve formların cesurca bir birleşimidir. Çiçekli çinilerle bezeli, Magribi kemer ve sütunlarıyla süslenmiş dış kısmı, muhteşem iç kısmının yanında mütevazi kalıyor.

Burası tasarlanırken, iç kısmın, mümkün olduğunca, gün ışığı alması düşünülmüştür. Nitekim, salon aydınlık ve ferah. Yapı iskeletinin demirden olması, binanın duvarlarının camdan yapılmasına imkan vermiştir.

Öğleden sonra yapılan konserlerde, içeri sızan güneş ışığı, muhteşem bir atmosfer yaratıyormuş. Sanki, salon yanıyormuş gibi bir görüntü oluştuğu söyleniyor. Sahnenin iki tarafında, müzisyenlerin dev heykelleri bulunuyor.

Heykellerin arasında, gümişi borular var. Kavisli duvarda, müzik aletleri çalan sanat perilerinin mozaiklerini görebilirsiniz. Tavanda ise, renkli cam küre, muhteşem.

BARSELONA

BARSELONA ŞEHRİNDE GEZİLECEK DİĞER YERLER:

Montjuic Tepesi:

 

Montjuic Tepesi:

Buraya: yürüyerek ulaşım mümkün değil. Bence: Placa Espanya metro istasyonuna kadar metro ile gidin, burayı gezin ve taksi ile MNAC müzesine gidin. Ama, önce bu tepe hakkında, sizlere kısa bilgi vermek istiyorum.

Çünkü: tur organizasyonlarında: panoramik şehir gezilerinde, bu tepede, bir teras bölümüne çıkarılıyorsunuz ve başkaca bir yeri görmeden ve hatta bilgi sahibi olmadan buradan ayrılıyorsunuz.

Montjuic Tepesi:210 metre yüksekliğinde bir tepedir. Buradan: Barselona şehrinin dar sokaklarını ve sivri kulelerini görebilirsiniz. Barselona, tamamen ayaklar altında görülüyor. Tepe: müzeler ve sportif etkinliklere ayrılmıştır. Burada: bir de kale bulunuyor. Kale çok aşağıda kalıyor. Kalenin ismi: Castell de Montjuic kalesidir.

Kale: Barselona şehri için kötü anılarla doludur. 18 ve 19’ncu yüzyıllarda çıkan ayaklanmaları bastırmak için, şehir, bu kaleden top atışına tutulmuştur. Uzun süre siyasi suçluların idamları burada yapılmıştır. Kale hakkında, sizlere söyleyeceğim son sözler: günümüzde burada yalnızca toplar bulunduruluyor.

Bu topları, burada bulundurma nedenleri ise, söylenenlere göre: Katalanlar, bir gün özerklik yani devlet statüsü kazanırlarsa, 21 pare top atışlarını, bu kaleden yapacaklarmış. Bu bir söylenti.

Evet, burada, ilk göreceğimiz yer: Poble Espanlol.

POBLE ESPANYOL-İSPANYOL KÖYÜ:

Tepenin kuzeydoğusundadır. Ailelerin gezintisi için, çok uygun ve güzel bir yerdir. İlk yapıldığında, Dünya Fuarı için inşa edilmiştir. Cadde, sokak, köy meydanı, ev, kilise kulesi, çeşme, meydan, saray kopyalarını görebilirsiniz.

Ayrıca, Barselona şehrinin farklı bölgelerini temsil eden, mimari üslupları barındırıyor. Dokumacılık, çömlekçilik ve üflemecilik gibi, bölgesel el işleri sergilerini görebilirsiniz. Ayrıca, kaliteli hediyelik eşyalar satın alabilirsiniz.

Buradan sonraki gezinti güzergahımızda, bir müze var. Güneye doğru yürüyoruz.

MUSEUM NATİONAL DE ART DE CATALUNYA-KATALONYA ULUSAL SANAT MÜZESİ:

Burada, çok güzel, ortaçağ sanat koleksiyonları sergileniyor. Heykel sanatının ve Katalan ekolunun, bazı tablolarının eşsiz örneklerini burada görebilirsiniz. 20’nci yüzyılın başlarında, şehirdeki birçok kilise, manastır ve eski yapıdaki eserler toplanarak, buraya getirilmiş ve sergileniyorlar.

Müzenin tüm salonlarında: bu eserleri görmek mümkündür. Müzeyi gezmeniz bayağı zamanınızı alabilir, çünkü çok geniş bir eser koleksiyonu var. Roma döneminden kalma freskler ve ayrıca geniş bir para koleksiyonu görülüyor.

Müzeden sonra, yine bir müze gezebiliriz.

MUSEU ARQUELOGIC-KATALUNYA ARKEOLOJİ MÜZESİ:

Katalunya bölgesinde kurulmuş olan: İber, Yunan ve Roma uygarlıklarına ait buluntu eserlerin sergilendiği bir müzedir.

Müzeden sonra: bir spor salonu göreceğiz.

PALAU ESPORTS SANT JORDİ-SPOR SALONU:

Japon mimar Arata İsazaki tarafından tasarlanan, ileri teknoloji ürünü bir salon.45 metre yüksekliğinde, 17 bin seyirci kapasitelidir. Üzerinde,188 metre yüksekliğinde, bir iletişim kulesi bulunuyor. Yapıldığında, yerel halk tarafından bu kule çok yadırganmış. Ancak, günümüzde, mevcut manzara ile bütünleşmiş görünüyor, yani pek sırıtmıyor.

Bunun hemen yanında, bir stadyum var.

ANELLE OLİMPİCA-OLİMPİYAT KÖYÜ:

1992 Olimpiyatları öncesinde, buradaki eski stadyum genişletilmiştir. Ama, bu genişletme, yeni trübünler eklenerek değil, çevrenin doğal dokusunu bozmadan, stadyumun zemini kazılıp derinleştirilerek yapılmıştır. Ayrıca, çevreye yeni spor kompleksi inşa edilmiştir. Pist yarışlarının çoğu, açılış ve kapanış törenleri burada yapılmıştır.

Tepede, görmenizi önereceğim son yer, yine bir müze.

FUNDACIO JOAN MİRO-MİRO MÜZESİ:

Bu eşsiz müzede: 1983 yılında, 90 yaşında ölen, Katalan sanatçı Miro’nun yağlıboya ve kara kalem çalışmaları, duvar halıları ve heykelleri sergileniyor. 1975 yılında açılmıştır. Sergilenen eserler: Miro’nun, 1914 yılından sonraki gelişimini de ifade edecek şekilde düzenlenmiş ve en iyi biçimde görülmeleri için, doğal ışıkla aydınlatılmıştır. Bahçede ise, sanatçının pek çok heykelini görmek mümkündür.

Evet, Montjuic Tepesindeki gezimiz burada bitiyor.

Park de Guinardo:

Park de Guinardo:

Burası: Temple de La Sagrada Familla kilisesi’nin hemen kuzeyinde bir yer. Buradan, yürüyerek ulaşabilirsiniz. Veya, başka bir gün, şehir gezinizde, metro hattı ile buraya ulaşmanız mümkün. Metro hattında Guinardi istasyonunda inerseniz, biraz yürüyerek, buraya ulaşmanız mümkün.

Ünlü mimar Gaudi’nin hamisi olan kont Eusebi Guell: 1900 yılında, Barselona’da, kel tepe olarak isimlendirilen, şehre ve denize bakan bu bölgede, 6  hektarlık bir arazi satın alır. İçine, 60 tane çok özel villa yapılmasını ister.

Doğa ile iç içe bir yerleşim yeri olarak tasarlanan bu mekanda, takip eden 14 yıl boyunca, Gaudi, tüm hayal gücü ile işe koyulur. Park ve iki villa tamamlanabilir. Ancak, I. Dünya Savaşı çıkar ve proje yarım kalır.

Bölgeye giriş: iki gösterişli bina arasından yapılıyor. Soldaki: bir dükkan ve sağdaki ise, sergi salonu. Bunların önünde ise: ağaç gövdelerinin desteklediği, kertenkele biçiminde, seramikten yapılmış bir çeşme var. Parka girdiğinizde, renkli seramik parçalarıyla dekore edilmiş banklar göreceksiniz.

Bankların bulunduğu alanın aşağısında ise; Salo les Colunmes (100 sütun geçidi) var. Buranın bitiminde, Dor mimari tarzında inşa edilmiş, 86 sütun olan ve villa kompleksinin kapalı pazar yeri bulunuyor. Oyuncak bebek kafaları, şişeler, camlar ve plakalar, taban mozaikleri arasına yerleştirilmiş.

Tamamlanan iki villadan, Gaudi’nin uzun yıllar yaşadığı villa, bugün usta mimarın mobilyalarının ve hatıra eşyalarının sergilendiği bir müze konumundadır. Özellikle: parkın giriş bölümündeki, Gaudi’n heykelleri, parkın terası ve sütunlu bölüm, gerçekten görülmeye değer güzelliktedir.

Parkın içinde, ayrıca 3 km. lik bir yürüyüş parkuru var. Temiz havada, yeşillikler içinde bulunan çok güzel bir park. İçerisinde bulunan her şey suni olarak yapılmış. Ama doğal parklardan hiçbir farkı yok. UNESCO tarafından, Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.