Düzce Gölyaka

Düzce Gölyaka

Düzce il merkezine 20 km uzaklıktadır. İlin en batı ucunda, İstanbul’a 200 km. Ankara’ya 250 km uzaklıktadır.

Kuzeyde ve güneyde bulunan Bolu ve Köroğlu dağlarının uzantısı olan sıra dağlar arasında kalır.

Gölyaka: yemyeşil doğası, yaylaları, şelaleleri, gölleri, ormanları ve yerel yaşam tarzı ile hafızalarda iz bırakacak bir bölgedir.

Öne çıkan turizm potansiyelleri: Güzeldere şelalesi Tabiat Parkı, Efteni gölü, Kardüz yaylası Turizm Koruma ve Gelişim bölgesi, Yanık, Unluk ve Kızık yaylaları, Kültür Park, Toptepe ve Muhap Dede Türbesidir.

Tabii tüm bunların yanında bölgenin en büyük özelliği: Kuzeydoğu Anadolu aktif fayı üzerinde bulunması ve 1’nci derece deprem bölgesi olmasıdır. 

 

TARİHİ GEÇMİŞİ:

Gölyaka ve çevresindeki toprakların ilk sahipleri Hititlerdir. MÖ 5000 yıllarında Anadolu Trakyası olarak bahsedilen bu topraklarda birçok medeniyet yerleşmiştir. Bitinya olarak adlandırılan Bursa, İzmit ve Bolu toprakları arasında kalan bölge, Hititler tarafından MÖ 1800-2000 yılları arasında iskan edilmiştir. 

1877-1878 Türk-Rus savaşının ardından Bolu ve civarına, özellikle Kafkasya’dan, Doğu Karadeniz Bölgesinden, Balkanlardan ve Akdeniz Bölgelerinden, Kuzey Irak’tan 5 ana gurupta büyük göçler gelmiştir. 

İlçe “İmamlar köyü” iken, 1955 yılında Düzce’ye bağlı nahiye olmuş ve 1962 yılında, yakınında bulunan gölden dolayı adı “Gölyaka” olarak değiştirilmiştir. 1999 yılında Gölyaka ilçesi Bolu’dan ayrılarak Düzce iline bağlanmıştır.

1999 depreminden sonra, şehirde yeniden yapılanma çalışmalar yapılmış, modern altyapı hizmetleri getirilmiştir. 

 

 

NE YENİR:

Buralara yolunuz düşerse özellikle önereceğim yerel lezzetler: Melen böreği (bir tür saç böreğidir), Kaldirik kavurması (Karadeniz’e özgü bir bitki olan kaldirik ile yapılır) ve Çerkez Tavuğu’dur.

Gölyaka Meslek Yüksek Okulu

GÖLYAKA MESLEK YÜKSEK OKULU

Düzce üniversitesine bağlıdır. 2008 yılında eğitim-öğretim hayatına başlamış olup, 4 bölüm ve 5 program ile örgün öğretim devam etmektedir. Bölümler: Bilgisayar Teknolojileri bünyesinde Bilgisayar programcılığı, Otel, Lokanta ve İkram hizmetleri bölümü bünyesinde Turizm işletmeciliği, Pazarlama ve Reklamcılık bölümü bünyesinde Halkla ilişkiler ve Tanıtım ile E-Ticaret ve Pazarlama, Tasarım bölümü, Grafik Tasarım uygulamaları bulunmaktadır. 

Öğrenciler, Düzce merkezde bulunan KYK yurtlarından yararlanıyorlar. Her 30 dakikada bir Düzce Merkez ile Gölyaka arasında araç kalkmaktadır. 

 

GEZİLECEK YERLER:

Gölyaka Kültür Parkı

GÖLYAKA KÜLTÜR PARKI

İlçe merkezinde, Kültür Mahallesi Cumhuriyet Caddesindedir.

Kültürpark, 2007 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile Turizm merkezi ilan edilmiştir. Bölge havacılık sporları yanında, piknik ve mesire yeri olarak da kullanılmakta olup, doğa yürüyüşü, çadır ve karavan kampı, bisiklet ve foto safari ve benzeri gibi etkinlikler için oldukça uygundur. 

Gölyaka Kültür Park

Alanın her yeri düz ve iç açan bir manzarası vardır. Banklar ve mangal yerleri bulunuyor. Doğa ile iç içe vakit geçirmek isteyenler çok uygundur.  

Gölyaka Kültür Parkı Belediye Sosyal Tesisi

İçeride Belediyeye ait bir kafeterya vardır. Tuvalet, su ve birkaç noktada elektrik mevcuttur. Sosyal tesisin içinde çocuk parkı var. Girişte ücret alınıyor ancak özellikle tatil günlerinda aşırı kalabalık olduğunu unutmamak gerer. 

Gölyaka Toptepe Seyir Terası

TOPTEPE SEYİR TERASI

İlçe merkezine bağlı Hamamüstü Köpündedir. 

Güzeldere Şelalesini görmek için gidenler, yol üzerindeki bu mekana da uğramalarını öneririm. 

Gölyaka Toptepe Seyir Terası

Evet, buraya giden yol biraz sıkıntılı, dar ama düzgün. Ancak bazı bölümlerde, iki arabanın aynı anda geçmesi zor, bu yüzden bazı bölümlerde araçların birbirini beklemesi gerekiyor. Yolun hemen kıyısı ise, uçsuz bucaksız uçurum. Yani, buraya gelecek olanların bunu göze alarak gelmelerinde fayda var. 

Gölyaka Toptepe Seyir Terası

Evet, burada otopark sıkıntısı yok, arabanızı park ettikten sonra merdivenlerden yürüyerek seyir terasına ulaşıyorsunuz. Burada birkaç işletme var. 

Gölyaka Toptepe Seyir Terası

Mekanda harika bir manzara var. İhlamur kokuları içinde kahvaltınızı ya da yemeğinizi yiyebilirsiniz. Özellikle sunulan yöresel lezzetleri tercih edin. Fiyatlar uygun. İlaveten burada konaklama şansı da var. 

Gölyaka Değirmentepe Mesire Alanı

DEĞİRMENTEPE MESİRE ALANI

İlçe merkezine bağlı ve 5 km uzaklıktaki Değirmentepe Köyündedir.

Aksu deresinin kıyısında bulunan mesire alanında, kavlan ağaçlarının gölgesinde keyifli vakit geçirmek mümkündür. Bölgede doğal kaynak suyundan beslenen çeşme, piknik alanı, çocuk oyun parkı ve tuvalet bulunmaktadır. 

 

Gölyaka Yayakbaşı Göletleri

YAYAKBAŞI GÖLETLERİ:

İlçe merkezine bağlı 12 km uzaklıktaki Yayakbaşı köyü yolundadır.

Göle giriş çıkış yolları oldukça kötü. Giriş ücreti yok. Tuvalet yok, sosyal tesis yok. Araç girişi molozlarla kapatılmış. 

Oturma alanı yok, kendi masa-sandalyenizi götürmelisiniz. Bölgenin bir kısmı göl, bir kısmı ağaçlıktır. Fazlasıyla serin ve esintilidir. Piknik yapmak için ideal bir ortam var, balık tutmak da mümkündür. 

 

 

Düzce Gölyaka

BAKACAK ŞELALESİ PİKNİK VE MESİRE ALANI:

Gölyaka ilçesi Bakacak köyü Değirmendere mevkiinde bulunan Bakacak şelaleleri ard arda sıralı 6 şelaleden oluşmaktadır.

Gölyaka Bakacak Şelalesi Piknik ve Mesire Alanı

Gölyaka ilçe merkezine 6 km uzaklıkta bulunan şelalelerden ilki çevresinde Gölyaka Bakacak Şelalesi Peyzaj Projesi ile çevre düzenlemesi çalışması yapılmıştır. 

Şelale çevresi doğa yürüyüşü için uygundur.

Gölyaka Eftani gölü ve kuş cenneti

EFLANİ GÖLÜ VE KUŞ CENNETİ;

Efteni gölü, Elmacık dağı silsilesinin eteğinde, Düzce ovasına ait akarsu ağının birleştiği ve Büyük Melen kanalıyla Karadeniz’e döküldüğü ekolojik bir ağın düğüm noktasındadır.

Gölyaka ilçesinde bulunan Efteni gölü, ilçe merkezine 5 km ve il merkezine 25 km uzaklıktadır. D-100 karayoluna 15 km, TEM otobanına ise, 10 km uzaklıktadır.

Efteni gölü ve çevresi, sahip olduğu zengin bitki örtüsü ve su kaynakları nedeniyle, hayvan yaşamı için uygun bir ortam yaratır.

Koruma sahası içindeki sazlık alanlar, açık su yüzeyleri, bataklıklar ve çamur düzlükleri gibi farklı ekolojik nitelikteki habitatlar, başta su kuşları olmak üzere değişik türden çok zengin bir hayvan hayatının barınmasını sağlamaktadır.

Efteni gölü ve çevresinde en önemli fauna elemanlarını su kuşları oluşturur.

Efteni gölü, 35’i kalıcı olmak üzere 150 tür kuşa ev sahipliği yapmaktadır.

Kuzeybatı-güney rotasındaki (Trakya-Boğaziçi-İç Anadolu) göç yolu üzerinde bulunan alan, Türkiye’de ender görülen ya da nesli tükenmekte olan kuş türlerini barındırmaktadır.

Kuşların göç yolları üzerinde önemli bir konaklama ve beslenme sahası olan Eftani gölü, özellikle kışları Avrupa’da yaşayan ancak daha güneye inemeyen bazı göçmen kuşların kışlama ve bazı kuş türlerinin kuluçka alanıdır.

Bu nedenle, göç mevsiminde değişik türden çok sayıda kuş gözlenebilir. Efteni gölü koruma sahasında bulunan diğer kuş türleri ise: nesli tükenme tehlikesi altında olan kuğu, turna, mezgeldek, toy, Sibirya kazı, küçük karabatak, boz ördek, çıkrıkçın, kaşıkçın, potansiyel tehdit altında olanlar: yeşilbaş, fiyu, bekri, kılkuyruk, mazar, pasbaş, elmebaş’tır.

Gölyaka Eftani Gölü

Çevredeki kuş türlerinin izlenebilmesi için 1 adet seyir terası vardır.

Leylekler, yaban ördekleri, tepeli beyaz balıkçıllar, angut, sakarmeke, kuğular, gölün gediklilerinden olup, kolay görünenler arasında yer alırlar.

1992 yılında Orman Bakanlığı Milli Parklar Av-Yaban Hayatı Koruma Genel Müdürlüğü tarafından, av ve yaban hayvanlarının muhafazası, göçmen türlerinin göç yollarının güvence altına alınması, yaşama ortamlarının korunması, geliştirilmesi, iyileştirici tedbirlerin alınması, barınma, beslenme ve uygun yaşama koşulları sağlanması amacı ile koruma statüsüne alınmış ve avlanma yasaklanmıştır.

Av yasağı dışında, olta balıkçılığı yapılabilen Eftene gölünde, karabalık, sazan, turna, tahta balığı, kızılkanat, karakanat, dikenlibalık, kadıncık, yılanbalığı, akbalık ve Tatlısu hamsisi yaşamaktadır.

Eftene gölü kuş türlerinin yanı sıra bünyesinde ender bitki türlerini barındırmaktadır.

Nilüfer, süsen, düğün çiçekleri, kamış, nane, su mercimeği bitkilerinin yanı sıra, söğüt, dişbudak, kızılağaç, çınar gibi sucul karakterli ağaçlar da göçe ilk çarpan bitkilerdir.

Efteni gölü, trekking, olta balıkçılığı, bitki ve kuş gözlemciliği ve foto-safari aktiviteleri için oldukça uygundur.

 

Gölyaka Kardüz Yaylası
Gölyaka Kardüz Yaylası

KARDÜZ YAYLASI:

Kardüz yaylası, Gölyaka ilçe merkezine 28 km ve Düzce il merkezine 48 km uzaklıktadır. D-100 karayoluna 38 km ve en yakın yerleşim yerine 19 km uzaklıktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği 1830 metre olan yaylanın alanı ise 180 hektardır.

Düzce’nin en yüksek noktalarından biri olan Kardüz Yaylası, kış turizmine adaydır.

Bolu Kartalkaya Kayak Merkezine uygun özellikte olan Kardüz Yaylasında kışın kış sporları yapmanın yanı sıra meraklıları için, jip safari, foto safari, dağ bisikleti, trekking, at binme ve kampçılık aktiviteleri yapılıyor.

Kardüz yaylasının, kış turizmi, spor turizmi, kongre-seminer ve yayla turizmine kazandırılması için Düzce Valiliği ve ilgili kurumlarla alanda yapılabilecek turizm ve sportif faaliyetlerin belirlenmesi, alt yapının hazır duruma getirilmesi ve hali hazırda vatandaşın kullanımında olan alanlara dair çözüm önerilerinin geliştirilmesi için çeşitli çalışmalar yapılmış,

Gölyaka Kardüz Yaylası

Bakanlar Kurulunun 06.10.2013 Tarih ve 28787 Sayılı Resmi Gazetede yayınlanan kararı ile, Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi olarak tespit ve ilan olunmuştur.

Kardüz Yaylası, Düzce’nin önemli yürüyüş parkurlarından birine sahiptir. Aksu deresi-Kardüz yaylası arasındaki 24 km lik parkurun, endemik bitki örtüsü ve yaban hayatı dikkat çekmektedir. Bu parkur, iyi kondisyona sahip olup uzun yürüyüş tecrübesi ve yol bulma yeteneği olanların yürümesine uygun bir alandır. 

Evet, her yıl Temmuz ayında, geleneksel Kardüz Yayla Şenlikleri düzenleniyor.

Halkoyunlarının oynandığı, güreş ve yürüyüşlerin yapıldığı şenliklere, Türkiye’nin dört bir yanından yoğun bir katılım gerçekleştiriliyor.

Düzce Gölyaka

GÜZELDERE ŞELALESİ VE TABİAT PARKI:

Güzeldere Şelalesi ve Tabiat Parkı, 22.76 hektarlık alanı kaplar.

İl merkezine 18 km, Gölyaka ilçe merkezine 11 km uzaklıkta, Güzeldere köyündedir.

Rakım 630 metredir. Mesire yeri olarak 1993 yılında, Tabiat Parkı olarak ise 2011 yılında tescil edilmiştir.

Gölyaka Güzeldere Şelalesi

Güzeldere köyünden geçen Bıçkı deresi üzerinde bulunan şelale: 120 metre yükseklikten dökülen suyun doğal coşkusunu dev kayın ve gürgen ağaçlarıyla bütünleştirerek muazzam bir görüntü sağlar.

Kışın beyaz yorganını örten, ilkbaharda ise ormangülleriyle canlanan Güzeldere’nin en görkemli zamanı ilkbahar ve güz mevsimidir.

İlkbaharın ve sonbaharın renk cümbüşüne dönüşen tonları bir tabloya benzetiliyor.

Güzeldere şelalesi, doğal peyzaj bitki örtüsü, piknik alanları, düzenlenmiş orman içi dinlenme yerleri ve yürüyüş parkurları ile bölgenin önemli doğal değeridir.

Gölyaka Pürenli Yaylası

PÜRENLİ YAYLASI:

Düzce il merkezine 28 km uzaklıktadır. Rakımı 1400 metredir.

Düzce, Efteni gölü veya Güzeldere şelalesi yolundan ulaşılan Pürenli yaylası, doğanın coşkusunun renk cümbüşü ile kaynaştığı, su seslerinin kuş seslerine karıştığı bir yaylalar bütünüdür.

Gölyaka Pürenli Yaylası

Mudurnu ile sınır olan yayladan Abant’a, Odayeri yaylasına, Samandere şelalesine ve Kardüz yaylasına ulaşmak mümkündür.

Yayla: çadır kampı, doğa yürüyüşü ve fotoğraf meraklılarının uğrak yeridir.  

  

Düzce Gölyaka

MUHAP DEDE TÜRBESİ

Muhapdede köyü sınırları içindedir. Köy merkezi ile Kadife kale arasında kalan yol güzergahı üzerindedir. Köye 3 km uzaklıktadır.

 

 

Akçakoca gezi yazım için  Akçakoca

Ankara Nallıhan

Ankara Nallıhan


Birçok kez gittim, çünkü abim, Çayırhan Termik Santralında çalışıyordu. Özellikle, yakın geçmişte, burası gibi Ankara’nın bir ilçesi olan “Beypazarı” turizmde büyük bir hamle yapmış ve bir turizm beldesi olmuş olmasına rağmen, Nallıhan sahip olduğu güzellikler ile turizmden bence, beklenen payı alamamıştır.

Elbette, bunun en büyük sebebi tanıtım. Yoksa, Nallıhan sınırları içinde, Avrupa Birliği tarafından koruma altına alınması öngörülen bir “Kuş Cenneti” nin bulunduğunu kaç kişi biliyor veya bu satırları okuyan siz, Nallıhan’da, muhteşem güzel bir kuş cenneti bulunduğunu daha önce biliyor muydunuz?

Büyük ihtimalle, bu soruya “hayır” diye cevap veriyorsunuz. Peki bunun nedeni? Tanıtım, kimse bilmediği bir güzelliği merak etmez, gidip görmeyi istemez.
Neyse, Nallıhan güzel bir yer, uygun bir zaman ayarladığınızda, buraya gidip, aşağıda sözünü edeceğim güzelliklerini görüp, güzel bir gün geçirebilirsiniz.

ULAŞIM


Ankara şehir merkezine 161 km uzaklıktadır. Nallıhan-İstanbul arasındaki uzaklık: 300 km. Nallıhan-Bolu arasındaki uzaklık: 100 km. Nallıhan-Eskişehir arasındaki uzaklık: 130 km. dir.

Ankara Nallıhan

TARİHİ

İlçe merkezi, 1599 yılında Vezir Nasuhpaşa tarafından buraya yaptırılan bir han ile oluşturulmuştur. Zaten, ilçe, adını da bu han’dan almıştır. Sultan I. Ahmet’in veziri; 1594 yılında, Halep-İstanbul arasındaki yolculuğu sırasında Nallıhan yöresinden geçer ve ilçenin bugün bulunduğu yerde: 1 han, 1 hamam ve 1 cami yaptırır. Bu yapıları, vakfeder. Takip eden dönemde yöre hızla gelişerek büyür.

Nallıhan: 16’ncı yüzyılda Bursa sancağına bağlı iken, 19’ncu yüzyılda Ankara sancağına bağlanmıştır. Yöreye “Nallıhan” ismini verilmesi konusunda benim ilgimi çeken bir söylenti var. Söylenenlere göre: “Halk kahramanı Köroğlu, bir gün buradan geçerken handa konaklar. Ertesi gün ayrıldığında ise, atının bir nalının, bahçede düştüğü görülür ve nal, hanın kapısına asılır ve böylece han: Nallıhan olarak anılmaya başlanır.

1864 yılında, Nallıhan yöresinin ilçe olduğu görülür.

Ankara Nallıhan

GENEL


İlçe, Ankara’nın batısındadır. Dört bir tarafı, dağ ve tepelerle çevrilidir. Dağlar, çam ormanları ve meşeliklerle kaplıdır. Özellikle, kuzey ve batı bölümlerinde orman örtüsü yoğunlaşır. Doğu ve güneydeki dağ ve tepeler ise çıplaktır.

İlçe genelinde, 150-1000 yaş aralığında, 80 civarında anıt ağacın bulunduğu söyleniyor. Bunlar arasında: 650 yaşında bir Ardıç ağacı, 550 yaşında bir Fındık ağacı, 1000 yaşında bir karaçam ve 400 yaşında Mor Dut ağacı görülebilmektedir.

Yörenin deniz seviyesinden yükseklik, 625 metredir.

Nallıhan çayı, ilçenin hemen yakınından geçmektedir. Bölgenin bütün dere ve çayları, Sakarya nehrine dökülmektedir. Özellikle dere boyları, sulu tarım için kullanılmaktadır.

Bölgede, Batı Karadeniz ve İç Anadolu bölgelerinin iklim özellikleri egemendir ve buna bağlı olarak, yaz ayları sıcak ve kurak, kış ayları ise yağışlı geçer. Kış ayları, pek soğuk olmaz. Sakarya nehri vadisinde, deniz seviyesinden yükseklik 200-250 metreye kadar düştüğünden, iklim daha ılıman özellikler gösterir.

Bölge: önemli bir hayvancılık ve meyvecilik deposu özelliği taşımaktadır. Ayrıca, bölgenin mikro klima özellikli havası nedeniyle, muhteşem lezzetli “pirinç” yetiştirilmektedir.

ULUSLAR ARASI NALLIHAN TAPDUK EMRE VE İĞNE OYALARI KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİ


Her yıl, Haziran ayının son haftasında yapılmaktadır. Bu törenlerde: Taptuk Emre ve öğrencisi Yunus Emre anılmaktadır.

NE YENİR-NE İÇİLİR


Yörenin yöresel lezzetleri olarak şunlar sayılabilir: Nallıhan kapama pilavı, Nallıhan Gorçan kebabı, yaprak dolması, gözleme, höşmerim, kabak tatlısı.
Özellikle, Döğmeci köyünde yapılan kabak tatlısı mutlaka tadılmalıdır. İçine pekmez konulan ve saatlerce fırın ateşinde pişirilen kabak tatlısı, gerçekten muhteşem bir lezzet sunmaktadır.  Höşmerim de, tamamen koyun peynirinden yapılır ve büyük bir emek gerektirir.

Ankara Nallıhan

NE SATIN ALINIR


Bölgede üretilen Nallıhan oyaları, gerçekten ülke çapında ünlüdür. Bunlar, genellikle ipekten yapılır. Çünkü: bölge, İpek yolu üzerindedir. Küçük iğnelerle, düğümlenmek şeklinde ortaya çıkarılan oyalar, düğümleri sıklaştıkça örgü gözleri de küçülmektedir.

Beydilli ve Çamalan köyü el dokuma ürünleri ile Döğmeci köyü bölgesinde, çam ağacından yapılan “su fıçıları” yöreyi ziyaret edenler tarafından tercih edilerek satın alınmaktadır. Su fıçıları: kendine has görüntüsü ve yapım özellikleri nedeniyle, başka herhangi bir yerde görülmemektedir.

Ahşap olan ve çam ağacından yapılan bu su fıçılarının en önemli özelliği: ana gövdeye eklenen alt ek parçanın, çivi kullanılmadan birleştirilmesidir. Tabanından su sızdırmaması ise, yapan ustanın ustalığının işaretidir. Bölgede hayvancılığın gelişmiş olması nedeniyle, el dokuma ürünleri de gelişmiştir. Kadınlar tarafından, tek kişilik, küçük el tezgahlarında dokunan kilimler ve alaca dokumalar ilgi çekmektedir.

Ankara Nallıhan

GEZİLECEK YERLER

Ankara Nallıhan Evleri

NALLIHAN EVLERİ


Günümüzde, ilçede, tarihi süreç içinde, bir hayli gerilere kadar uzanan yapım tarihleriyle ilgi çeken evler var. Bu evler: ziyaretçilerin ilgisini çekiyor, sizler de bu evleri görmelisiniz.

Ankara Nallıhan Kocahan

KOCAHAN


Kocahan: Osmanlı veziri Nasuh Paşa tarafından, Osmanlı-İran antlaşmasının ardından, dönüş yolunda, 1599 yılında, buraya uğradığında yaptırılmıştır. Dış duvarları moloz taş, kireç harç ve kagirdir. Kapı: dairevi şekilde geniş ve uzun tonoz şeklindedir.

Kapı kemerinin dışarıya bakan yüzünde, 0.20 x 0.23 lük ve 18 delikli bir “nal” görülmüştür. Yapının içinde: 46 oda ve 46 baca yeri bulunmaktadır. Yapının kitabesi: 1944 yılındaki depremde, bulunduğu yerden düşmüş ve parçalanmıştır.

İlçe merkezinin ismini aldığı bu han, günümüzde çatısı yıkık olarak bulunmaktadır. Nallıhan için simgesel değeri olan bu “Kocahan” ın: özgün yapısı ne yazık ki günümüze kadar korunamamıştır. Biraz önce söz ettiğim gibi, günümüzde, girişindeki kemer dışında, halen duvarları mevcuttur. Pazartesi günleri, burada sebze pazarı kuruluyor.

Ankara Nallıhan Nasuh Paşa Camii

NASUH PAŞA CAMİSİ


Yine, aynı bölgede, Vezir Nasuhpaşa tarafından yaptırılan cami de, 20’nci yüzyılın başında yanmış ve 1911 yılında, yerine yenisi yapılmıştır. Cami, dikdörtgen planlı ve ahşap çatılıdır. Yapının, 9 adet sivri kemerli penceresi bulunmaktadır.

Batı duvarına bitişik minaresi: kesme taştan yapılmıştır. Külah, saç kaplıdır. Cami avlusunda, bir türbe görülüyor ve türbenin içinde, 4 kabir var ama bunların kime ait olduğu belli değil.

Tarihi hamamın kalıntıları ise, Ankara çevre yolu yapımı sırasında yok olup gitmiştir.
Evet, yazının tarih bölümünde söz ettiğim, bu 3 eserden, günümüze çok az kalıntı kalmıştır ki bu da tarihi eserlere olan ilgimizin en büyük kanıtı olarak burada görülmektedir.

Ankara Nallıhan Uluhan Camisi

ULUHAN CAMİSİ


İlçe merkezine bağlı, Uluhan köyünde, 17’nci yüzyılda: Vezir Nasuh paşa tarafından yapılmıştır. Günümüze, sadece minaresi kalmıştır. Çünkü, yapı deprem bölgesi üzerindedir ve yapılışından sonra, birkaç deprem sonucu yıkıldığı düşünülmektedir. Günümüze kalan minare ise, harap durumdadır. Minarenin kaide kısmında kesme taş kullanılmış olup, taşlar arasında tuğlalar görülmektedir.

Ankara Nallıhan Kuş Cenneti-Davutoğlan Kuş Cenneti

NALLIHAN KUŞ CENNETİ-DAVUTOĞLAN KUŞ CENNETİ

Ankara’da yaşayanlar, hafta sonu günübirlik veya çadırlı kamp kurmak üzere, bir yerlere gitmeyi düşünenler, işte burası tam bir cennet, Ankara’ya yakın, bence burayı kesinlikle ziyaret edin.

Ankara şehir merkezinden yaklaşık 130 km uzaklıktadır. Ankara-Ayaş-Beypazarı-Çayırhan yolu takip edilerek buraya ulaşılıyor. Beypazarı ve Nallıhan ilçelerine olan uzaklık 30 km dir. Çayırhan Termik Santralini geçtikten sonra buraya ulaşılıyor. Çayırhan ile kuş cenneti arası 5 km dir.

Ne zaman gitmek uygundur

Eğer kuş cennetini ziyaret etmek istiyorsanız, öncelikle gitme zamanının iyi belirlemeniz gerekir. Şöyle ki, suların çekiliyor olması durumunda burada pek fazla kuş hatta çok çok az kuş kalıyor. Kuşlar, suların kenarındaki sazlıkların arasında yaşadıkları için sular çekildiğinde kuşlar da gidiyorlar.

Bu yüzden, burayı ziyaret etmek istiyorsanız ilkbahar ve sonbahar aylarını tercih etmenizi öneririm. Özellikle Nisan ayı veya Eylül sonu Ekim ayı olabilir. Yoksa boş bir araziyi veya arkadaki renkli dağları izleyip dönebilirsiniz. Kuş sesi bile duymak mümkün olmuyor.

Genel

Önce isminden söz etmek gerekir. Burası daha önce “Nallıhan Kuş Cenneti” olarak isimlendirilmesine rağmen, daha sonra ve günümüzde “Davutoğlan Milli Parkı” diye geçer. Çünkü kuş cennetinin bulunduğu yerin yakınında Davutoğlan köyü bulunmaktadır.

Kuş cenneti, 1959 yılında hizmete giren Sarıyar barajıyla Aladağ çayının birleştiği yerde oluşmuş, yapay bir sulak alandır.

Burası 1994 yılında koruma altına alınmış ve avcılık yasaklanmıştır.

Burada: bugüne kadar 191 kuş türü gözlenmiştir. Özellikle İlkbahar ve sonbahar dönemlerinde, su havzasının dolu olması nedeniyle, burası göçmen kuşlar için iyi bir barınak alanı olarak kullanılıyor.

Ana yolun kıyısındaki kuş cennetinde, kuşların oto sesi ve korna sesinden etkilenmemesi için dağ yamacına 2 tane tünel açılıyor, yani karayolu buradan uzaklaştırılmaya çalışılıyor. İyi bir uygulama, çünkü bu karayolu oldukça kalabalık yani sürekli araba sesi var, ara sıra korna çalan düşüncesizler de var.

Ana yolun kıyısında, bazı araçlar duruyor ve kuş cennetinin bulunduğu vadinin ve karşıdaki dağların resimlerini çekiyor ve sonra yollarına devam ediyorlar. Bu boşluk alanın hemen sağında, kuş cennetinin giriş kapısı var. Giriş ücretsiz.

Giriş kapısından girerek, aracınızı hemen 100 metre aşağıdaki otoparka park edebiliyorsunuz. Zaten gezineceğiniz yer de orada.

Ankara Nallıhan Kuş Cenneti-Davutoğlan Kuş Cenneti Merkezi Gözlem Tesisi

Merkezi gözlem tesisi

Burada bir tesis var. Hemen otoparkın önünde, yaklaşık 5 metre uzaklıktadır. Bu iki katlı binanın giriş katında, çok küçük bir alanda çeşitli kuş heykelleri ve fotoğrafları sergileniyor. Heykel denince, bunlar içi doldurulmuş kuşlar, ama bunların içinin doldurulması için öldürülmediği, sadece ölen kuşların içinin doldurularak burada sergilendiği söyleniyor.

Ayrıca bir sazlık kedisi ve Anadolu koyunu da sergileniyor, bunlar da öldükten sonra içleri doldurulmuştur.

Evet giriş katında hemen solda tuvalet var, oldukça kirli ve pis tuvaletler, umarım ilgili birileri okur da, bu tuvaletler için tedbir alır.

Neyse, devam edelim, zaten zemin katta, hemen sağ yanda bir defter var, buraya da düşüncelerinizi yazabilirsiniz. Burada ön kısımda, masa ve sandalyeler var, sanırım guruplar geldiğinde burada toplu anlatım yapılıyor. Bu büyükçe salonunun hemen önünde ise teras kısmı var, buraya çıkıp kuş cennetinin bulunduğu alanın panoramik seyredebilirsiniz. Arkadaki renkli dağlar da oldukça değişik.

Binanın üst katına çıktığınızda ise, bu katta yapılan bir yarışma sonunda dereceye giren fotoğrafçıların çektikleri kuş fotoğrafları sergileniyor. Burada başkaca bir şey yok, unutmadan buranın pencerelerinin aşırı pis yani kirli olduğunu da yazmak gerek, sanırım ilgilenen yok. Çok yazık.

Ankara Nallıhan Kuş Cenneti-Davutoğlan Kuş Cenneti

Evet buradan çıkıyoruz, binanın terasından da görülen ön kısımdaki ahşap köprüye gidiyoruz. Yaklaşık 15-20 metre uzaklıkta yürüyerek köprüye gidin, bu köprüyü eğer mevsimi dışında giderseniz, kuru bir arazide öylece  dururken göreceksiniz.

Aslında arazide sular biriktiğinde veya barajdan su salındığında, bu köprü ve çevresi tamamen suların üstünde yükseliyor.

Hatta köprünün hemen yanında, burada suya girmek kesinlikle yasaktır yazısı göreceksiniz, kurak mevsimde giderseniz anlamsız gibi gelen bu yazı, normal sezonda yani sular yükseldiğinde oldukça anlam kazanıyor.

Buradan ayrılıp yine sağ yönü yürüdüğünüzde “Çadırlı kamp alanı” tabelası göreceksiniz. Sezon dışında elbette çadır yok, ama sanırım sezonda insanlar buraya çadır kuruyor, kuş gözlemi yapıyorlar, sabah uyandığınızda kuş sesleri duymak ilginç olsa gerek.

Neyse buradan ileride yine ahşap bir kuş gözlem yeri var. Oraya gitmek istiyoruz ama ne mümkün kocaman bir tabela “Dikkat köpek var”, siz bu tabelayı okuyunca ne anlarsınız, “buraya gelme, buraya girme, köpek var, ısırır”

Aslında komedi gibi, insanlar burayı ziyaret etsin, bu güzelliği görsün diye ben ve benim gibi insanlar uğraşı verirken, buranın görevlileri kocaman bir “Köpek Var” tabelası asarak insanların buraya yaklaşmasını istemiyorlar.

Evet, bu tabelaya aldırmadım, yürümeye devam ettim, amacım o ahşap yüksek kuş gözlem yerine çıkmak, merdivenleri tırmanırken, oldukça büyük bir köpek, bir kayanın oyuğuna yatmış miskin miskin duruyor. Neyse ki, köpek var yazınca tehlikeli bir köpek bekledim ama dediğim gibi oldukça uyuşuk bir köpek çıktı, yine de köpektir, dikkatli olmanızı öneririm.

Tamamen ahşaptan yapılmış kuş gözlem yerine merdivenlerden tırmandım, çevre yine oldukça güzel bir manzara izlemek mümkün, bu arada, kuş cennetinde burada ön kısımda, tahtalardan yapılmış, kutu gibi birkaç kuş gözlem yeri daha gördüm, sanırım meraklıları buraya girip kuş gözlemliyorlar ve kuş resimleri çekiyorlar.

Yörede çok sayıda, kuşları tanıtan ve kuşların özelliklerinin yazılı bulunduğu tabelalar var, ilginç gördüklerimden birinin resmini paylaşıyorum.

Ankara Nallıhan Kuş Cenneti-Davutoğlan Kuş Cenneti

Sonuç: kuş cenneti güzel bir yer sadece mevsiminde gidin. Son bir not: gerek ziyaretçiler ve gerekse çadırda kalanlar için ateş yapmak yasak, yani yanınızda içecek ve yiyecek olarak tedbirli gidin piknik düşünmeyin, piknik yapmak yasaktır.

Ankara Nallıhan Kuş Cenneti-Davutoğlan Kuş Cenneti Dağlar

 Dağlar

Buranın bir diğer özelliği de, arka bölümde bulunan dağların renkleridir. Bu dağların jeolojik etkiler sonucu oluşan kahverengi, sarı ve kırmızı renkleriyle ilgi çekiyor. Söylenenlere göre, burası binlerce yıl önce bir iç denizmiş ve deniz çekilirken doğal erozyon sonucu bu renkler oluşmuş, her renk tabakası bir çağı gösteriyormuş.

Hemen karşıdaki sağ bölümde kalan renk damarları yükselen tepeye “kız tepesi” deniyor. İlginç, gerçekten gördüğünüzde şaşıracaksınız, dağlar şerit şerit ve ayrı renklerle dolu.

Ankara Nallıhan Ilıca-Uyuzsuyu Şelalesi

ILICA-UYUZSUYU ŞELALESİ


İlçe merkezine 30 km uzaklıktaki şelalenin bulunduğu yere gitmek için: Uluhan’a giderken, Karacasu bölgesinden saparak ulaşabilirsiniz.

Karacasu köyünde: Nallıhan Belediyesi tarafından öğrencisi olmadığı için kapalı bulunan bir okul binası: yöreyi ziyaret edenlere lokanta ve konaklama hizmeti vermek üzere düzenlenmiştir. Önceden Belediyeyi arayarak rezervasyon yaptırırsanız, bu odalarda konaklayabilirsiniz.

Sarıçalı dağı zirvesinin kuzeybatı tarafındaki çayırlıkta, deniz seviyesinden 1200 metre yükseklikte, yerin altından 36 derece sıcaklıkta çıkan su: çayırlığı geçer ve gittikçe soğuyarak, 50-60 metre yükseklikten, dereye düşer.

Çayırlığın ortasında, muhteşem güzel çam ağaçları var. Burası, piknik yapmak için çok elverişlidir. Yerin altından çıkan sıcak su: özellikle cilt rahatsızlıklarına ve özellikle uyuza iyi geliyormuş. Belki de, bu yüzden “Uyuzsuyu” şelalesi ismi de kullanılıyor olabilir.

Son bir not: bu su, yani şelalenin aktığı su: her yıl, Eylül ayı sonunda kuruyor ve 21 Mart günü, yeniden akmaya başlıyormuş. Hatta, bir kısım kaynaklar: bu tarihlerin, aynen bir saat gibi işlediğini söylüyorlar.

Ankara Nallıhan Anıt Ağaç

ANIT AĞAÇ


İlçe merkezine bağlı, Hacılar köyü Esenler bölgesindeki bu anıt Ardıç ağacı : yaklaşık 750 yıllıktır. Ağacın boyu: 20 metre ve çapı: 2.8 metredir.
Bölgenin bu tabiat harikası anıtını, merak edenlerin görmesini öneririm.

Ankara Nallıhan Kuzuculak Köyü Kanyonu

KUZUCULAK KÖYÜ KANYONU


İlçe merkezine bağlı, 60 km. uzaklıktaki, Kuzucular köyünün hemen yakınındadır.
Kanyon bölgesindeki tepeler ve kayalıklar: ilginç görünümler sunmaktadır. Bu görünümler: adeta, bir yer altı şehrini anımsatmaktadır. İlginizi çekecektir diye düşünüyorum.

ÇAYIRHAN TERMİK SANTRALI


Bölgede bulunan Çayırhan kömür işletmesinin büyük rezervleri, Çayırhan termik santralında enerji üretiminde kullanılmaktadır.

1978 yılında hizmete açılan santral, ülkemizin en verimli santrallerinden biridir. Nallıhan ilçe merkezine, 37 km. ve Ankara’ya 120 km uzaklıktadır. Santral, 1996 yılında özel şirkete devredilerek özelleştirilmiş ve ülkemizde özelleştirilen ilk santral olma özelliğini kazanmıştır. Özellikle: santral yapısının uzaktan görüntüsü, sosyal tesisleri ve lojmanları ilgi çekicidir.

Santral tesislerinde çalışan yüzlerce görevli, yörede etkinlik yaratmaktadırlar. Bunların yanında, her ne kadar bacalarda filtre sistemi kullanılıyor olsa da, bu çevredeki doğal bitki örtüsünün tamamen yok olduğu görülmektedir. Bu bacalardan çıkan beyaz duman: görüldüğünde, korku ve tedirginlik yaratmaktadır. Yani, başka bir yerde; bir bacadan çıkabilecek daha yoğun bir duman göremezsiniz. Bunun sonucunda, Çayırhan bölgesinin ülkemizde erozyon riski en yüksek bölge olduğu söylenir.

Ankara Nallıhan Sarıyar Hasan Polatkan Barajı
Ankara Nallıhan Sarıyar Hasan Polatkan Barajı

 

SARIYAR HASAN POLATKAN BARAJI


Sarıyar barajı: 1956 yılında hizmete girmiştir. Elektrik üretimi amaçlıdır. Gövdesi beton ağırlıklıdır ve göl alanı, yaklaşık 83 km. karedir.

Sarıyar barajı bölgesinde: özellikle yöre insanının yoğun rağbet ettiği bir yüzme havuzu bulunuyor. Sarıyar Barajı, Ankara il merkezine oldukça yakındır. Baraj kıyısında piknik yapabilir, balık tutabilirsiniz. Burası zaten Ankara’nın denizi diye lanse ediliyor. Ankara’ya uzaklığı 130 km. dir.

Tekne gezileri

Sarıyar barajı üzerinde, uygun havalarda düzenleniyor. Kuşların doğal ortamdaki yaşamlarını görebilirsiniz. Nallıhan Çayırhan da iki tane iskele var. Tekne gezileri Fehmi Çakıraslan isimli bir kişi tarafından düzenleniyor. Bu geziler yolcuların isteğine göre 2 ile 4 saat arasında sürüyor. 4 saatlik turda, baraj gölünün bir çok yeri görülebiliyor, hatta sular altında kalan Güllüce köyü ve tarihi kalıntıların bir kısmını da görmek mümkündür.

Ankara Nallıhan Taptuk Emre Türbesi

TAPTUK EMRE TÜRBESİ


Yunus Emre’nin hocası olması ile önem kazanmaktadır.
Türbe: Emre sultan Köyünün 200 metre batısında, küçük bir tepe üzerinde, köy mezarlığının üstündedir.

Kare planlı, kubbeli, kagir büyük bir yapıdır. Yapımında, moloz t aş, tuğla ve devşirme taşlar kullanılmıştır. Güney cepheden, küçük dikdörtgen basık kemerli bir kapı ile girilen türbenin içi, beyaz sıva kaplıdır. Kubbeye tromplarla geçilmiştir.

Türbede bulunan;  6 adet sanduka, Tabduk Emre ve yakınlarına aittir. Türbenin yanında, dikdörtgen planlı, çatılı, kagir bir türbe daha vardır. Kırma çatısı alaturka kiremit kaplı, geniş saçaklı yapı moloz taşlardan yapılmıştır. Ahşap tavanlı yapıda 3 adet mezar bulunur. Okunamayan kitabesine göre, türbe 13’ncü yüzyılda yaşayan Tabtuk Emre için yapılmıştır.

Türbe. 1991 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilmiş ve restorasyon yapılarak günümüzdeki görünümüne kavuşmuştur. Türbenin orijinal ahşap kapıları, türbeden çıkarılarak Ankara Etnografya Müzesine gönderilmiştir.
Özellikle: yakın çevre insanı, türbeyi yoğun ziyaret etmektedirler.

Ankara Nallıhan Bacım Sultan Türbesi

BACIM SULTAN TÜRBESİ


Yunus Emre’nin hocası Taptuk Emre’nin kızı Bacım Sultana aittir. İlçe merkezine bağlı, 14 km. uzaklıktaki, Tekke köyündedir.
Türbenin bulunduğu tepenin hemen aşağısında bir kuyu bulunuyor. Bu kuyudan, kova ile su çekmek mümkün ancak çekilen kuyu suyu “tuzlu” dur.

Bu durum ilgi çekmektedir. Durumun izahı hakkındaki söylentiler ise şöyledir: “ Bacım Sultan, bir gün hamur yoğururken “Baban geliyor” denilmesi üzerine, sevinçle fırlayıp, tarlalara doğru koşar.

Ancak, bu sırada elinin hamurlu olduğunu unutur ve babasına saygısızlık olacağını düşünerek, birden, toprağa diz çöker ve Allah’a yalvarır ve bunun üzerine, bulunduğu yerden “su” çıkar ve Bacım Sultan ellerini yıkayarak temizlenir”

Buranın bir diğer özelliği: yakın çevreden buraya getirilen hastaların, türbede bırakılması ve su kuyusundan su içirilmeleri ve bu su ile banyo yaptırılmalarıdır. Bu uygulamalar sonucu, hastaların birçoğunun iyileştiği söylenmektedir.

CAFER SADIK TÜRBESİ


Cafer Sadık’da, Taptuk Emre’nin öğrencilerinden birisidir. Türbe: Nallıkozlu köyünde iken, köy, Gökçekaya barajı suları altında kalmadan önce, yine aynı köyün yaylasına nakledilir.
Cafer Sadık: yaşamında çok sert mizaçlı imiş.

Düğünde davul çalınmasından rahatsız olmuş ve davulu tuttuğu gibi, Sakarya nehrinin öbür yakasına atar. Bunun üzerine, yöredeki köylerde, düğünlerde günümüzde de davul çalınmaz. Ayrıca, yine Cafer Sadık’ın türbesinin çevresinden çalı-çırpı alınmaz, odun kesilmez.

Juliopolis

JULİOPOLİS ANTİK KENTİ

Yeri

Ankara’nın yaklaşık 122 km kuzeybatısında, Nallıhan ilçesi, Çayırhan Beldesi, Gülşehir mekiindedir. Antik kentin Skopos nehri (Aladağ çayı) nın geçtiği eski Sarılar köyü civarında olduğu ve bu köyün de 1950 li yıllarda inşa edilen Sarıyar Baraj gölünün suları altında kaldığı bilinmektedir. 

Ancak sular çekildiğinde veya kıyı şeridinde kalıntıları görmek mümkündür. Antik şehir, Sarıyar Baraj gölündeki bir yarımada ya da burun üzerindedir. 

Juliopolis

Şehrin Tarihi geçmişi:

Şehir, antik Bithynia Bölgesi ve Galatia Bölgesi sınırında, Bithynia’nın en doğudaki sınır şehridir. 

Juliopolis, Frig döneminden beri iskan görmüş bir köy durumundayken, Friglerin kurucu kralı Gordios’tan dolayı Gordioukome (Gordios’un köyü) olarak da isimlendirilmekteydi. Eğer bu öngörü doğruysa, MÖ 8 yüzyıldan itibaren Gordiokome köyünün varlığından bahsetmek mümkün olacaktır. 

Şehir, Helenistik dönemde küçük bir kasaba olarak varlığını sürdürmüştür. 

Ünlü gezgin Strabon “Coğrafya” adlı eserinde: “Kentin MÖ 1 yüzyılda, Olympos dağlarında korunaklı bir kale de (Kllydion) yaşayan Kleon isimli güçlü bir haydut lideri tarafından genişletilerek, bir kent haline getirildiğinden söz eder. 

Kleon: II Triumvirlik Döneminde (MÖ 43-33) önceleri Marcus Antonius ile birlikte hareket ederken, daha sonraları muhtemelen Actium Savaşının sonucunu da tahmin ederek, Octavianus (Augustus) ile hareket etme kararı alır. 

MÖ 27 yılında İmparatorluğunu ilan eden Augustus ile ilişki kuran Kleon, şehrin adını Julius Caesar adına ve Augustus ile başlayan Julio-Claudian’lar sülalesine atfen, Juliopolis (Julius’un şehri) olarak değiştirir. 

Böylece kent İmparator Augustus’tan itibaren Bithnia Bölgesinin önemli şehirleri arasına girer. Bu iyi ilişkiler, Kleon’a Mysia ve Pontus bölgelerinde de topraklar kazandırır ve Kleon adeta haydutluktan hükümdarlık seviyesine yükselmiştir. 

Kleon’un Zeus Abrettenos kültünün başrahibi sıfatını taşıdığı bilinmekle birlikte, ölümünden hemen önce Augustus’un kendisine Pontus Komana’nının da (Tokat-Gümenek) baş rahipliği görevini verdiği bilinmektedir. 

İmparator Trianus tarafından Bitynia Valiliğine getirilen Genç Plinus (MS 103) İmparatora yazdığı mektuplarda Juliopolis’den “İçinden geçenlerin çok, trafiğinin yoğun olduğu bir sınır kasabası” olarak bahseder. 

MS 1, 2 ve 3 yüzyıllar boyunca, Roma İmparatorluğu sınırları içinde yaşanan barış döneminde, İmparatorlukla beraber kent te zenginleşerek gelişmiştir.  Bu zenginlikle birlikte kentte Hıristiyanlık ta hızla yayılır. Ancak, kent en büyük önemini Erken Bizans döneminde yaşar. Çünkü bu dönemde, Konstantinopolis’den Nikaiya ve oradan da Ankyra üzerinde Judea (Kudüs) şehrine giden Hacıyolu buradan geçmektedir.

Roma imparatorlarından Traianus, Hadrianus, Caracalla ve Jovianus’un orduları bu yolu takip ederek Juliopolis şehrinde konaklamışlardır. Hatta İmparator Jovianus, Roma’ya dönüşünde MS 363 kışında, şehrin batısındaki Dadastana kentinde (günümüzde İslamalan köyü) ölmüştür. Daha sonra imparator Arcadius ve Honorius da, Doğu seferinde bu yolu kullanmışlardır.

Bu sayede, şehir MS 4 ile 9’ncu yüzyıllar arasında, bölgenin önemli bir ticaret merkezi olur. Kentin piskoposlarının isim ve imzaları, düzenli olarak Bizans Sinot yani Ruhani Meclisine gönderilir. Şehir, 9’ncu yüzyılda, İmparator I. Basil’e (MS 867-886) atfen isim değiştirir ve “Basilium” ismini alır. Bu isim 11’nci yüzyıla kadar kalır. Bu tarihten sonra kentin ismi, herhangi bir belgede veya eserde geçmez, muhtemelen kent önemini kaybetmiştir.

MS 11 yüzyılda, tarihin tozlu sayfalarına gömülen şehir, 1861 yılında bölgeyi ziyaret eden Fransız araştırmacı Perrot ve arkadaşları tarafından tekrar açığa çıkarılmıştır. Harita üzerinde kentin yerini işaretlemişlerdir. 

Juliopolis

SULAR ALTINDAKİ ŞEHİR

1950 lerde Sarıyar Barajı nın yapılmasıyla şehrin sivil yerleşim alanlarının (çarşı, forum, konutlar) büyük bir kısmı sular altında kalmıştır.

Baraj suları çekildiğinde sur duvarlarını ve bazı temel yapıları görmek mümkündür.

Juliopolis şehri, baraj gölü kıyısında olduğu için erozyon ve defineci tehdidi altındaydı.

Bu nedenle 2009 yılında başlatılan kurtarma kazılarıyla bu eserler güvenceye alındı.

Anadolu Medeniyetleri Müzesinin Ankara çevresi kazıları ve Roma dönemi seksiyonunda bu taçlar ve takılar sergilenmektedir.

 

Surları:

Surlar, antik kenti Sakarya nehri istikametinden gelecek saldırılara karşı koruyacak şekilde nehir kıyısı boyunca ve tepe yamaçlarına doğru uzanıyordu.

Savunma hattı boyunca belirli aralıklarla yerleştirilmiş gözetleme ve savunma kulelerinin temelleri su altındaki kalıntılar arasından tespit edilmiştir.

Juliopolis bir Roma ve Bizans kenti olduğu için savunmaya büyük önem veriliyordu.

Surlar genellikle devasa blok taşlar ve moloz taş dolgu tekniğiyle yapılmıştır.

Bazı kısımlarda Roma dönemine özgü tuğla kuşaklar görülür.

Surların bir kısmının nehirle bağlantılı bir iç limana veya rıhtıma açıldığı düşünülmektedir.

Bu da Juliopolis in sadece kara yolu değil, nehir taşımacılığı için de bir durak olduğunu kanıtlar.

Juliopolis Sikkeleri

Juliopolis Darphanesi;

2009 yılından bu yana, Nekropol de yapılan kazılar sonucu ele geçirilen Juliopolis darphanesinde basılmış çok sayıda sikke sayesinde, bu bölgenin Juliopolis kentinin Nekropolü olduğu kesinleşmiştir.

Evet Nekropolis bölgesindeki mezarlarda bulunan ölü hediyeleri içinde en önemli buluntular sikkelerdir. Roma İmparatorluk dönemine ait gümüş ve bronz sikkelerden, özellikle Juliopolis kentinin kendi adıyla darp etmiş olduğu sikkeler öne çıkmaktadır.

Şehir sikkeleri, şehirdeki mimari yapıları ve hangi inanışların olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Sağlık Tanrısı Asklepios sikkelerde en çok görülen figürdür. Kazılarda 354 gümüş ve bronz sikke bulunmuştur. 

Juliopolis Nekropolis

NEKROPOLİS:

Şehir: Anadolu’nun en büyük kazılmış nekropollerinden birine sahiptir. 

Nekropol alanı, antik şehrin bulunduğu alana 3-4 km uzaklıkta, baraj gölünün kuzey kıyısında, kalker kayalıklar üzerindedir. Nekropolün bulunduğu alan Aladağ Çayı tarafından ikiye bölünmüştür. 

Juliopolis Nekropolis

Nekropol alanı, MS 1 ile 3 yüzyıllar arasında bir düzen olmadan, karışık olarak kullanılmıştır. 

Arkeolojik kazılar sonucunda 434 mezar açığa çıkarılmıştır. Bu mezarlardan 70  tanesi oda biçimli kaya oygu mezar, 7 tanesi kırma çatılı sanduka mezar, 263 tanesi sanduka biçimli kaya oygu mezar, 84 tanesi basit toprak mezar, 7 tanesi lahit mezar, 1 tanesi urne mezar ve 2 tanesi tamamlanmamış mezardır. 

Juliopolis Nekropolis

Evet, burada kaya mezarları, lahitler ve oda mezarlar bir aradadır. 

Ancak bu 434 mezardan 37 tanesi antik dönem soyguncuları tarafından, 34 tanesi günümüz kaçakçıları tarafından soyulmuş ve tahrip edilmiştir. 

Juliopolis Nekropolis

363 mezar ise, Anadolu Medeniyetleri Müzesi görevlileri tarafından tespit edilerek kazısı tamamlanmıştır. 

Juliopolis Mezar Buluntuları

MEZARLARDA BULUNANLAR:

Altın Taçlar (diademler):

Bu kentin Roma döneminde zenginliğini ve sosyal tabakalaşmasını gösteren en görkemli buluntulardır. Roma geleneğinde toplumun üst tabakasını (soylular, yüksek rütbeli memurlar veya zengin tüccarlar) mensup kişiler, öldüğünde, başlarına altından yapılmış ince yapraklı taçlar yerleştirilirdi.

Bu taçlar genellikle çok ince altın levhalardan (folyo gibi) kesilerek yapılmış defne, zeytin veya meşe yaprağı motiflerinden oluşuyordu. Bu taçlar, hem kişinin dünyadaki statüsünü simgeler hem de öteki dünyada onurlandırılmasını amaçlardı. 

Sikkeler:

Ölen kişinin dilinin altına veya yanına, mitolojideki “Ölüler Sandalcısı Kharon a ödeme yapması için yerleştirilen” Kharon sikkeleri bulunmuştur.  

 

 

TIP ALETLERİ

Sanduka bir mezarda: toplu olarak çok sayıda tıp aleti bulunmuştur. Bunlar dönemin tıp aletlerinin çeşitliliğini göstermesi bakımından önemlidir. Bu sanduka mezar, kentte yaşamış olan bir hekime ait olmalıdır. Bu tıp aletleri arasında: kulak kaşıkları, ilaç kutuları, iğneler, büstiriler, keskiler, kaşıklar, çengeller, karıştırıcı çubuklar, bir makas ve bir ilaç karıştırma tablası vardır.

Juliopolis Mezar Buluntuları
DİĞER BUluntular:

Altın küpeler, üzerinde mitolojik figürler kazınmış yüzük taşları (gemmalar) ve boncuk kolyelerdir. Roma döneminde cenaze töreninde kullanılan cam ve seramik koku şişeleri bulunmuştur. Ayrıca: pişmiş toprak kaplar, kandiller, kemik tıp aletleri de bulunmuştur. 

Buluntular arasında dikkat çekenler, MS 219 yılında İmparator Elagabalos ve karısı Julia Paula’nın karşılıklı portrelerinin bulunduğu taşlı altın kolye ucudur.

Ayrıca, İmparatoriçe II Faustina betimli taşlı altın yüzük ve İmparatoriçe Julia Paula betimli altın kolye sarkıcı da dikkat çekicidir.

Küpeler içinde en dikkat çekici örnek, çelenk tasvirli ve üzerinde tokalaşma tasviri olan değişik taşlardan yapılmış altın küpelerdir.

Ayrıca altın levhalara yazılmış muskalar (antik dönemdeki ismi lamella) bulunmuştur. Bunlar antik dönemde, insanların genellikle korunma, iyileşme gibi dileklerinin yerine gelmesi için üzerlerinde taşıdıkları muskalardır.

Bu muskalar, rulo halde sarılarak vücudun değişik yerlerinde taşınıyordu. Bu muskaların mezara konulması sebebi ise, ölen kişinin ruhunun öldükten sonra bir takım kötülüklerden korunma ihtiyacıdır.

Nekropolde bulunan aynalar, yatay kulplara sahip disk şeklindedir, bronz ve gümüşten yapılmıştır.

 

İskeletler:

Nekropoldeki en uzun süre kullanımda olduğu anlaşılan, en kalabalık oda mezar üzerinde yapılan incelemede, her iki cinsten de ve tüm yaş guruplarından olmak üzere, en az 57 bireye ait kemik ve diş kalıntıları bulunmuştur.

Evet, kazılarda bulunan iskeletler de incelenmiştir. Bu incelemeler sayesinde, Juliopolis halkının ne yediği, hangi hastalıklardan öldüğü ve ortalama yaşam süreleri gibi verilere ulaşılmıştır

 

BULUNTULAR NEREDE SERGİLENİYOR:

Sonuç olarak, Nekropolden çıkarılan 800 parça eser, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde “Juliopolis Kenti Eserleri” adı altında sergileniyor. 

Çayırhan Belediyesi Sarıyar Baraj gölü gezi teknesi

ZİYARET

Eğer Çayırhan a gidersen, göl kıyısındaki Gülşehir Mevkiine uğramak gerekir.

Suların az olduğu dönemde gidilirse, kıyıdan içeri doğru uzanan taş dizilerini fark edeceksiniz. İşte onlar Juliopolis in binlerce yıllık savunma hattının kalıntılarıdır.

Surların hemen arkasındaki yamaçlarda ise su seviyesinden etkilenmeyen o meşhur Nekropol (Mezarlık) alanı başlar.

Yani şehir sular altında, mezarlık ise suyun hemen kıyısındaki yamaçtadır.

Ayrıca Çayırhan Belediyesi tarafından işletilen ve sahilden kalkan teknelere binebilirsiniz. Bu tekneler sular altındaki eski yerleşim bölgelerini de geziyor.

 

 

DADASTANA

Dadastana antik kenti, Ankara Nallıhan ilçesindedir. Nallıhan-Ankara karayolunda Cendere köyü sapağını takip ederek buraya ulaşabilirsiniz.

İlçe merkezine bağlı Cendere ve Karahisar köyleri yakınlarındadır.

Kentin nekropol ve yerleşim kalıntıları, bu civarda tepeliklerde ve köylerin çevresinde yayılmıştır.

 

 

ÖNEMİ:

Antik Bitinya bölgesinin bir parçası olan bu kent, özellikle Geç Roma ve Bizans dönemlerinde “Hacı Yolu” (Pilgrim’s Road) üzerinde bulunan önemli bir merkez olarak bilinir.

Antik kaynaklarda (özellikle Tabula Peutingeriana adlı Roma yol haritasında) Dadastana, Niceea (İznik) ile Juliopolis (Çayırhan yakınlarında) arasındaki ana yol üzerinde gösterilir.

Şehir, Roma İmparatoru Jovianus’un MS 364 yılı kışında kentte konakladığı bir gece 32 yaşında öldüğü yer olarak tarihi kaynaklarda geçmektedir.

Evet tarih 17 Şubat 364. Pers seferinden dönen imparator, Başkent Konstantinopolis’e giderken, kış şartları nedeniyle, Dadastana da mola verir. Tarihçi Ammianus Marcellinus, imparatorun gece uyurken odasındaki kömür mangalından sızan gazdan zehirlendiğini veya yeni boyanmış/sıvanmış odanın neminden dolayı öldüğünü kaydeder. Bazı söylentiler ise mantar zehirlenmesine işaret eder. İmparatorun mezarı burada değildir, naaşı İstanbul a götürülmüştür. Jovianus un mezarı, günümüzde İstanbul daki Havariyum Kilisesi (bugünkü Fatih Camiinin bulunduğu yerde eski büyük kilise) bahçesindeki İmparatorluk mozolesine defnedilmiştir. Mezarı yok ama muhtemelen ona atfedilmiş bir anıt yapı bulunması ihtimali yüksektir.

Ayrıca bölge, Bitinya ve Galatya sınırlarının kesiştiği bir piskoposluk merkezidir.

Evet, Roma döneminde her 30-40 km de bir “Mansio” denilen, İmparatorluk postacıları ve önemli yolcuların konakladığı, at değiştirdiği istasyonlar bulunurdu. Dadastana tam olarak böyle bir istasyon şehridir. Bu yüzden şehir, devasa tapınaklardan ziyade konaklama yapıları ve askeri karakollar üzerine kuruludur.

 

 

GÜNÜMÜZ-KALINTILAR:

Bölgede profesyonel kazılar yapılmamıştır, sadece yüzey araştırmaları yapılmıştır.

 

Nekropol-Mezarlık Alanı:

Karahisar ve İslamalan civarındaki kayalık yamaçlarda çok sayıda kaya mezarı ve nişler bulunmaktadır. Bu mezarların çoğu Roma ve Erken Bizans dönemine tarihlendirilir.

 

Hacı Yolu-Pilgrim’s Road:

Kudüs e giden Hıristiyan hacıların kullandığı rota üzerinde olduğu için, kentte piskoposluk düzeyinde dini yapılar ve konaklama tesisleri bulunduğu bilinmektedir.

Son bir not: Eğer burayı ziyaret etmeyi düşünürseniz, özellikle Karahisar köyü yakınlarındaki kayalık yamaçlardaki mezar yapılarını görebilirsiniz.

 

 

 

Ankara Beypazarı tanıtımı ve gezi yazısı için.

 

Balıkesir Manyas gölü Kuş Cenneti

Balıkesir Manyas gölü Kuş Cenneti


Ülkemizin en küçük milli parklarından biri. Ancak: küçük olmasına rağmen, en çok ziyaretçi çeken parklarının başında. 1930’lu yıllarda bulunan, ancak tarihi süreç incelendiğinde, binlerce yıldır burada bulunduğu tespit edilen bu kuş cennetine sahip olmanın en güzel yolu; burayı ziyaret etmek, görmek ve insanların buraya ilgilerinin bulunduğunu, dünyaya hissettirmektir.

Balıkesir Manyas gölü Kuş Cenneti

Yolunuz; buralardan geçerse veya yakınlarından geçerseniz, küçük bir değişiklik yaparak,, yarım gününüzü buraya ayırın, mutlaka keyif alacağınız bir değişiklik olacak, buna inanın. Gidin ve bu cenneti görün.

ULAŞIM

Manyas kuş gölü: Bandırma ve Erdek körfezinin güney kıyılarından: 15 km. içeride bulunmaktadır. Manyas ilçe merkezine: 10 km. uzaklıktadır. Bandırma’ya 18 km. uzaklıktadır. Parka: Balıkesir-Bandırma kara yolunun 15’nci km. den güneye sapan 3 km. lik bir yolla ulaşılır.

Balıkesir Manyas gölü Kuş Cenneti

GÖLÜN GENEL ÖZELLİKLERİ

Manyas gölü: Kuş gölü olarak da anılıyor. İdari olarak, Balıkesir İlinin Bandırma ilçesi sınırları içinde bulunuyor. Ülkemizin altıncı, Marmara bölgesinin ikinci büyük gölüdür.

Doğu ve batı doğrultusunda uzanan gölün uzunluğu: 20 km. ve genişliği ise 14 km. dir. Yüz ölçümü ise: 192 km. karedir.

Göl: ekolojik yönden eutrophic (bol gıdalı) ve limnolojik bakımdan ise argilotrophic (killi) bir sulak alandır. Suyu devamlı bulanıktır. Suları tatlı olan gölün, en derin yeri: kuzeyde olup, 4 metre civarındadır. Ortalama derinliği: 1-2 metredir.

Göl seviyesi: mevsimlere göre değişir. İlkbahar da, göl suları yükselerek kıyıları kaplamakta, yaz aylarında ise geri çekilmektedir. Bu ritmik olay; her yıl düzenli olarak tekrarlanmaktadır.
Göl suları: kışın da taşar ve çevresinde geniş bataklıklar oluşturur. Gölün normal su seviyesindeki alanı: 16 hektar civarındadır.

Balıkesir Manyas gölü Kuş Cenneti

Gölün kıyıları: yer yer sazlık, kamışlık ve yer yer çayırlıktır. Kocaçay ve Sığırcı Derelerinin göle karıştığı yerlerde; söğüt toplulukları ile sazlıklar bulunmaktadır.

Gölün bitki örtüsü ve hayvan varlığı yönünden en zengin olduğu yer: Sığırcı Deresinin oluşturduğu deltadır. Deltada: binlerce kuşun gübresiyle zenginleşen topraklar, yazın suların çekilmesiyle gür ve yüksek otlarla kaplanarak, sayısız küçük canlının üreyip gelişmesine olanak sağlar. İlkbaharda, göl sularının tekrar yükselmesiyle birlikte, bu canlılar göl suyuna karışırlar.

Bu nedenle: Kuş cenneti kuşları için olduğu kadar, balıkların beslenmeleri ve üremeleri için de ideal bir ortam oluşturmaktadır. Zamanında, doğal yaşamı oldukça zengin olan ve değişik 20 çeşit balığı barındıran gölde, başlıca: sazan, yayın, turna, tatlı su kefali, çakmak, kavine, acıbalık, kızılkanat türlerinin yanı sıra, bol miktarda bulunan kerevitin, bugün birçok balık olmuş durumdadır.

Balıkesir Manyas gölü Kuş Cenneti

Bandırma kuş cenneti milli parkının geniş kitlelere tanıtımının yapılabilmesi ve çevre kirliliği nedeniyle karşı karşıya kaldığı tehlikelere karşı kamuoyunun dikkatini çekebilmek amacıyla, 1987 yılından bu yana her yıl “Uluslar arası Bandırma Kuş Cenneti Kültür ve Turizm Festivali” adıyla bir festival düzenlemektedir.

Kuş cenneti milli parkını, her yıl ortalama 67 ülkeden 80 bin kişi ziyaret etmektedir.

Balıkesir Manyas gölü Kuş Cenneti

KUŞ CENNETİ MİLLİ PARKININ GENEL ÖZELLİKLERİ

Milli park, gölün kuzeydoğusunda yer almaktadır.

Kuş cennetinin eski adı: Aphmitis Limne’dir. Bu bölgede: Daskyleion denilen bir antik bölgenin bulunması için yapılan çalışmalar sonucunda: bölgenin, Kuş gölünün (eski adı: Daskylitis gölü) güneydoğusunda, Ergili Köyünün batısında yer alan: “Hisartepe” düşünülmüştür.

Balıkesir Manyas gölü Kuş Cenneti Hisartepe

1952 yılında, Alman arkeolog Kurt Bittel, adı geçen yerde araştırmalar yapmış ve ele geçen arkeolojik buluntuları değerlendirmiş ve Hisartepe üzerinde, Heredot’un bahsettiği: Satraplık merkezinin yer alması gerektiğini söylemiştir. Hisartepe’de, 1954 yılında sürdürülen kazılarda: buranın Daskyleion olduğuna dair, başka buluntular ele geçirilmiştir.

Evet: Bandırma’nın 30 km. güneyinde, Aksakal Beldesinin 8 km. ve Ergili Köyünün 2 km. batısında bulunan Hisartepe; Kuşgölünün, güneydoğusunda, doğal bir kayalık üzerinde yükselmektedir. Göl’ün fazla suyunu boşaltan Karadere, Hisartepenin batı ve güney eteklerine eşlik eder.

Balıkesir Manyas gölü Kuş Cenneti Hisartepe

Göl kıyısı, baharda yaklaşık 400 metre, yaz aylarında ise 200 metre uzaklıkta olmasına karşın, yağışlı aylarda, seviyesinden 25 metre yükselir ve yüz ölçümü 27 dönüme ulaşır. Bu büyüklükte bir tepe üzerinde, antik dönem yerleşiminin tümü değil, fakat yalnızca Satrap Sarayı bulunur. Yerleşim ise, Hisartepe’nin doğusunda, geniş bir alana yayılmaktadır.

Yani: MÖ.546 yılında, Anadolu’yu yöneten Akhamenid Satrapları, burada yaşıyordu ve bölge: antik dünyanın: Paradeisos diye anılan en eski, resmi parklarından biriydi. Satraplar: bu parkın bakımını üstlenmişlerdir. Park içinde, gezinti yolları oluşturmuşlar; değerli ağaç ve çiçekler üretmişler, aynı zamanda da, parkın bir bölümünü: aslan, yaban domuzu ve geyik gibi yabani hayvanların avında, av alanı olarak kullanmışlardır.

Soylu yöneticilerin katıldıkları yaban avları, onların yaşamlarından sahneler içeren mezar stelleri üzerinde tasvir edilmiştir. Antik yazarlar: ayrıca, Paradeisos’da, beyaz ve gri balıkçıl, kaşıkçı, pelikan, yaban ördeği gibi kuşların barındığını, gölde ve derelerde büyük yayın balıklarının ve midyelerin bulunduğunu da belirtmektedirler. Bu görkemli devlet parkından, günümüze yalnızca 640 dekar sulak alana gelen, 240 çeşit göçmen kuş kalmıştır.

Daskyleion kazısı: antik dönem omitolojisine ve zoolojisine ışık tutacak, özel bir koleksiyona sahiptir. Bu koleksiyonda: üzerinde kuş resimleri olan gümüş ve altın sikkeler, bazı antik yol kalıntıları da sayılabilir. Paradeisos; o gün için yalnız avlanma ve gezinti alanı değildi. Bu alanda yer alan Tümülüsler, parkın aynı zamanda soyluların gömüldükleri bir nekropol alanı olarak da kullanıldığını göstermektedir.

Balıkesir Manyas gölü Kuş Cenneti


Evet, kuş cennetinin burada yerleşimi; gördüğünüz gibi, antik çağlara kadar uzanmaktadır. Tarihi süreç içinde, takip eden dönemde: 1939 yılında, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesinde görev yapan, Alman Prof.Curt Kosswig ve eşi Leona Kosswig, bölgeyi ziyaret ederler. 1952 yılında ise, burada bir biyoloji istasyonu kurarlar ve istasyon bekçisine yöreyi koruma görevi verirler. Yani: bu sahanın korunması, 1959 yılına kadar, Kurt Kosswig ve eşinin çabaları ile sürer. Bu etkili koruma: kuşların sayısını arttırır.

Daha sonra: Manyas Gölü kıyısındaki göçmen kuşları ve kuşların konak yerlerini korumak, zengin kuş çeşitlerini ve güzel manzarayı meraklıların ve ziyaretçilerin hizmetine sunmak amacıyla, Manyas Kuşgölü’nün kuzeydoğu sahilinde, 52 hektarlık alan, 1959 tarihinde Milli Park ilan edilir ve 1975 yılında Milli Park alanı: 64 hektara çıkartılır. Yine de, Türkiye’nin alan olarak en küçük milli parkı. Küçüklüğüne rağmen, Kuş cenneti, en çok ziyaretçi çeken milli parklarımızdan biridir.

64 hektarlık çok küçük bir sahada, 266 değişik türden, 2-3 milyon kuş türü, bir arada yaşamaktadır. Bu kuş türlerinden: 66’sı her yıl düzenli olarak burada kuluçka yapar, 22 türü bazı yıllar kuluçka topluluğuna katılır, geri kalan 178 türü ise, göç esnasında Milli Parka uğramaktadır.

Bu benzersiz güzellikteki tabiat, Kuş cennetinin yaşayan ve çok iyi korunan bir doğa mirası olduğu gerçeğini, Avrupa ve dünyaya kabul ettirmiştir. 1976 yılında, Avrupa Konseyi tarafından, tabiatın en iyi korunduğu yerlere verilen “A” sınıfı Avrupa Diploması, buraya verilir. Beş yıl süreli olan bu diploma: her yıl kontrol edilir ve yeniden verilir. 2001 yılında, çevre kirliliği nedeniyle askıya alınan diploma, 2005 yılında, gerekli önlemlerin alınması ile, yenilendi.

Ancak: günümüzde, göl ve kuş cenneti, sanayi atıkları ile kirlenmeye devam etmekte. Devlet Su İşlerinin, göl kıyısında yaptığı setler ile, eko sistem bozulmuş. Göçmen kuş türlerinde azalmalar olmakta, balıklar gölde yaşayamaz duruma gelmektedirler. Çevre Bakanlığının; Milli Park, birinci derece doğal ve arkeolojik SİT ve bir dünya mirası olan bu yöre için, ivedilikle ciddi koruma önlemleri alması gerekmektedir.

Balıkesir Manyas gölü Kuş Cenneti

Mart ayında, gölün kuzeydoğu ucunda kuluçkaya yatan kuşlar; ağaçların gövdelerini saran sular nedeniyle, yüksek dallarda kendilerini güvende hissederek yavrular. Mayıs ayında, yumurtadan çıkan yavrular: Temmuz’da uçmaya başlar.

Burada kuluçkaya yatmış kuşlar, bir başka sulak alan olan “Uluabat Gölü”nde beslenirler. Uluabat Gölü: göçmen kuşların, Manyas Kuş Cennetine gitmeden önce, mola verip dinlenme amaçlı olarak da kullandıkları bir yerdir. Yani: Manyas Kuş Cennetinin devamlılığının sağlanması için, Uluabat Gölünün de korunması şarttır.

Gölün sahilinde, özel bir şahsa ait, Kuş Çiftliği bulunmaktadır. Burada:: bir çok kuşu canlı olarak görmek mümkündür. Turistik tesislere verilmek üzere, tavuskuşu yetiştirme çiftliği olarak da ünlenen kuş cenneti, turistlerin de gözde mekanları arasındadır.

Balıkesir Manyas gölü Kuş Cenneti

KUŞ GÖZLEME

Mart-Temmuz, Eylül-Ekim dönemleri, kuş gözlemek için ideal dönemlerdir. O dönemlerde, 200’ü aşkın kuş türünü izlemek mümkündür. Kuş Gözetleme Kulesinden: ilkbaharda: karabatak, beyaz pelikan, kaşıkçı kuşları, saz bülbülleri, çulha kuşu, bakır kargası gözlenebilir. Kış aylarında ise: en çok ördekler izlenebilir. Bu gözlemler: çeşitli bölgelere yerleştirilmiş 5 ayrı kamera ile veya dürbünler ile yapılabilmektedir. Ayrıca: kuş gözetleme kulesi de bulunmaktadır.

NE ZAMAN GİDİLMELİ

Gölde: tombul pelikanlar, boz martılar, eşlerine yuva yapan kılıbık çulha kuşları, prenses edalı beyaz balıkçılar, mevsimin ilk göçmen kuşlarından sayılırlar. Balıkçıl ve kaşıkçı kuşları, çeltikçi, saz bülbülleri, yaz boyu sürecek konserlerine, bu gölde devam ederken, seramoniye Mayıs ayında yavrular da katılır ve Manyas inanılmaz bir kuş korosuna sahne oluyor.

Sonbaharda, güneye göç eden leylekler, gölün batı kıyılarında soluklanırken, tercihi kış olan pelikanlar, yaban kazları, tahtalı güvercinler ve kuğular, ancak uzaktan görülebiliyorlar. Son kafile olarak turnalar da geçip giderken, cennet artık su tavukları ve sakar mekelerine kalıyor. Gün batımında da, bulutlar halinde ördek sürüleri, geceleri ise cüce baykuşun kısık sesi, ıslıkları duyuluyor.

BURADA NE YAPABİLİRSİNİZ

Gitmeden önce: yanınıza mutlaka bir dürbün ve fotoğraf makinenizi almayı sakın unutmayın.

Park alanı içinde piknik yapılması ve hizmet araçları dışında araç girişi yasaktır. Ziyaretçi araçları için: Park Girişi önünde otopark bulunmaktadır.

Konaklama ve yiyecek hizmetleri yok. Ancak: bazı ihtiyaçlarınızı karşılamak için parkta bir büfe var. Konaklamak için: 1 km. uzaklıktaki: Sığırcıatik köyündeki pansiyonları kullanabilirsiniz. Milli Parkta, kuş yaşamının ilgi çekici dönemlerini izleme imkanı: Mart-Temmuz ve Eylül-Ekim ayları arasındadır. Gözetleme kulesinden, geniş bir çevre gözetlenebilir. Müze var, burayı gezebilirsiniz. Müze ve idare merkezinde, kuşlar hakkında geniş bilgi verilmektedir.

Milli parkta, bilimsel araştırmalar yapmak, park yönetiminin iznine bağlıdır. Gölde tekne kiralayarak, belli mesafelere kadar gezebilirsiniz. Gölün güney kıyılarında, derelerin oluşturduğu deltalarda, sizlerin keşfetmesini bekleyen, görülmeye değer birçok yer var.

Hediyelik eşyaların satıldığı bir satış yeri var. Oradan alışveriş yapabilirsiniz, üzerinde kuş resimleri bulunan birçok obje var.

Kuş türlerinin ve yörenin faunasını oluşturan canlılar sergilendiği, Kuş Müzesini gezebilirsiniz.

Tabiat ve doğa ile ve bunun kanatlı sahipleriyle geçireceğiniz bir gün, onların sesini dinlemek, onları uzaktan görebilmek, güzelliklerini hissedebilmek, inanın güzel bir gün geçirmenizi sağlayacak, mutlaka zaman ayırın.

Manyas tanıtımı hakkındaki yazım için.

Balıkesir tanıtımı hakkındaki yazım için