Afyonkarahisar Çobanlar: Küçük bir yer, tarihi ve turistik özellikleri pek ön plana çıkarılmamıştır,
ULAŞIM
İl merkezine 25 km uzaklıktadır. İlçe Konya karayoluna 6 k m ve Çobanlar Tren istasyonuna ise 4 km uzaklıktadır.
Afyonkarahisar Çobanlar
GENEL
İlçe düz ve geniş bir arazi üzerinde konuşlanmıştır. Orta dereceli yüksek dağlar arasında kalır. Deniz seviyesinden yükseklik 990 metredir. İlçe merkezinde tipik Osmanlı yapısını andıran avlulu evler bulunmaktadır.
Ancak eski yapı bu kerpiç evler, 2002 tarihindeki depremde ağır hasar görmüş, oturulamaz hale geldiklerinden daha sonra yıkılmışlardır.
İlçede İç Anadolu ve Ege bölgesi iklimleri görülür. Türkiye’nin en iyi domatesi burada yetiştirilir ve yetiştirilen domateslerin büyük bölümü yurt dışına ihraç edilir.
TARİHİ
Akarçay kenarındaki höyük, bu bölgede eski Tunç çağından başlayan bir yerleşim bulunduğunu gösterir.
Bir söylentiye göre: Danişmentlileri oluşturan Avşar boylarından Süleymanlı koluna mensup bir gurubun bu bölgeye yerleştiği, Çobanlar, Işıklar ve Sülümenli beldelerinin bu oymak tarafından kurulduğu, hatta kurucuların kardeş olduklarıdır.
Danişmentlilerin dağılmasıyla onlara bağlı birçok oymak ve boy, baştan başa özellikle batı Anadolu başta olmak üzere Anadolu’nun birçok yerine dağılmışlardır.
Çobanlar halkının kökenini bu aşirete mensup olduğu, hatta birkaç kitapta Çobanların 1151 yılında fetih edildiği yazılıdır.
Kanuni Sultan Süleyman zamanında vergi kayıtlarında Çobanlar isminin Çobanlar-ı Kebir (Büyük Çobanlar) olarak adlandırıldığı görülür.
İlçe 1926 yılında nahiye yapılmış ve 1955 yılında belediye olmuş ve 1990 yılında ilçe olmuştur.
GEZİLECEK YERLER
Çobanlar Termal Kaplıca
ÇOBANLAR TERMAL KAPLICA
Termal kent Mahallesindedir.
Termal kaplıca 5000 metre kare kapalı alana sahiptir. Kaplıca Çobanlar Belediyesi tarafından bir özel firmaya 29 yıllığına kiralanmıştır ve 1.5 yıllık tadilat ve altyapı çalışmalarının ardından, 2.7.2025 tarihinde kaplıca hizmete alınmıştır.
Bayanlar ve erkekler olmak üzere 2 bölümdür.
Çobanlar Termal Kaplıcaları
Her bölümde ayrı ayrı olmak üzere zemin katta 123 metre karelik termal havuz, termal havuz içinde jakuzi, 4 tane şelaleler ve havuz kenarında şezlonglar vardır.
Çobanlar Termal Kaplıca
Ayrıca havuz kenarında bir adet Şok havuzu vardır.
Türk hamamı kısmındı ise göbek taşı, kese odası ve banyo için kurnalar, sauna, buhar odası vardır.
Termal havuz bölümünde buharlaşma oluşmaz çünkü tesiste iklimlendirme sistemi vardır. Kaplıca suyunun özellikle romatizmal hastalıklara iyi geldiği söyleniyor.
Tesisin önünde: mangal alanı ve çocuk bahçesi bulunuyor.
Çobanlar Göynük Beldesi
GÖYNÜK BELDESİ
İlçe merkezine 15 km uzaklıkta, il merkezine ise 39 km uzaklıktadır.
Göynük kelimesinin anlamı: güneşte yanmış, acısı olan, elemli, üzüntüden ağlar duruma gelmiş, kızarmış, hicran, ızdırap, keder ve hararet gibi anlamlara gelmektedir.
Göynük beldesi civarında, önemli Frig şehirlerinin kurulduğu tahmin edilmektedir.
Tarihi kaynaklar ve bu bölgede bulunup, günümüzde Afyonkarahisar Müzesinde sergilenen bazı buluntular, bu fikri doğrulamaktadır.
Tekke
Köyde bulunan tekke, Yargeldi Sultan (köydeki inanışa göre Akşemsettin) tarafından kurulmuştur.
Yargeldi Sultan; çağdaşları Karaca Ahmet Sultan, Seyyid Hasan Basri ve Hayran Balı Sultan ile birlikte Hacı Bektaş Dergahında eğitim almıştır. Rivayetlere göre, Afyonkarahisar’ın fethine katılmış ve daha sonra Göynük köyüne yerleşerek burada tekkesini kurmuştur.
14’ncü asırda yaşadığı düşünülmektedir.
Yargeldi Sultan’ın türbesi de buradadır. Türbenin halk hekimi olarak bir takım rahatsızlıkları tedavi ettiğine inanılır. Çevre halkı tarafından ziyaret edilen türbenin: bayılma ve benzeri hastalıklar için şifa bulunacağına inanılıyor.
Kara kuyu
Rivayete göre:
Fatih Sultan Mehmet’in hocası Akşemsettin, Hicaz’a gitmek üzere 1458 yılında yola çıkmış, bugünkü Göynük köyünün bulunduğu yere geldiğinde yanındakiler iyice susadıklarını belirtmek için “Göynüdük” demişlerdir.
Akşemsettin elindeki asayı yere üç defa vurmuş, oradan temiz, sol, soğuk su fışkırmıştır.
Susayanlar kana kana içmişlerdir.
O suyun başında konaklamışlar, ancak o sırada Akşemsettin hastalanıp ölmüştür.
Vasiyeti üzerine oraya gömmüşlerdir. Kara kuyu hala bol ve temiz suyu ile köylülerin susuzluğunu giderir.
Özellikle Ramazan ayında her aile oruçlarını Kara kuyunun suyu ile açmak ister, kuyu başında kalabalık kuyruklar olur.
Çobanlar Akşemsettin Türbesi
Akşemsettin Türbesi
Göynük köyünde Fatih Sultan Mehmet’in hocası Akşemsettin’in mezarı bulunduğu söyleniyor.
Burada ben daha önce Bolu şehrinin Göynük kazasında da Akşemsettin türbesi bulunduğunu ve hatta yılın bir döneminde Akşemsettin şenlikleri düzenlendiğini biliyorum, bu yüzden burada da gerek beldenin isminin Göynük olması ve gerekse Akşemsettin türbesinin bulunması, bilmiyorum, sanırım Akşemsettin, bu iki yöre arasında paylaşılıyor, yorum yapmıyorum.
Ancak burada bulunan Akşemsettin Türbesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu tarafından “Dinsel yapı” olarak tescillenmiştir.
KOCAÖZ KASABASI
Bu kasabanın eski ismi Fekeli’dir.
Kasaba il merkezinin 36 km doğusundadır. İlçe merkezine ise 6 km uzaklıktadır. Bolvadin ilçe merkezi ise 25 km uzaklıktadır.
Yapılan çevre incelemelerinde, beldenin tarihinin Arkaik döneme kadar uzandığı bilinmektedir. Nehir kenarında bulunan mezar höyüklerinin Bronz çağından kaldığı düşünülmektedir. Antik çağda, Anabura kasabası buradaydı.
Çobanlar Anabura-Anabora
Anabura-Anabora
Şehir kalıntılarında yapılan çevre incelemesinde tarihi Arkaik devre kadar uzanmaktadır.
Frig vadisinin önemli şehirlerinden olan Anabura, Roma döneminde de gelişmiş ve bölgenin en önemli şehirlerinden birisi haline gelmiştir.
Bu şehrin harabeleri, Ilıca mevkiindedir. Akşehir’in Ulupınar köyündeki yaylada tek parça 30 cm yükseklikteki kaya üzerinde Antıocheia-Anaboyria yazılı sınır yazısı, Anabora şehrinin sınırlarının Yalvaç’a kadar uzandığını gösterir.
Çobanlar Anabura-Anabora
Şehir harabeleri, kaya mezarlar, çeşmelerdeki Grekçe kitabeler ve mimari parçalar, buranın tarihinin birer vesikasıdır.
Feleli Molla oğlu çeşmesi aynasında, Roma dönemine ait mezar steli vardır.
İstiklal Mahallesindeki İzzetlerin çeşmesindeki Grekçe kitabe, Roma dönemine ait olup, bu harabelerden gelen mimari parçalardır.
Afyonkarahisar müzesinde bulunan Artemis heykeli buradan çıkmıştır.
Ancak böyle yazmama rağmen, Afyonkarahisar arkeoloji müzesinde bu heykeli bulup göremedim, resmini çekemedim, yani Artemis heykelleri genellikle Efes yöresinden çıkar, burada Artemis heykeli, keşke görseydim veya bir resmi olsaydı, sizlerle paylaşırdım.
Evet hani üst kısımda buranın yani Anabura kentinin, Frig ve devamında Roma döneminde çok önemli bir şehir olduğunu belirttim ama inanın daha fazla bilgi, ayrıntılı bilgi yok.
Yeraltı şehri
2003 yılında çiftlik yapımı için temel kazılırken bir yeraltı şehri bulunmuştur. Yeraltı şehrinde incelemelerde bulunan Afyonkarahisar Arkeoloji Müzesi yetkilileri, MS 2 ile 4’ncü yüzyıla tarihlenen yer altı şehrinin 8 kat olduğu, ancak 2 katını gördüklerini söylemişler, gerekli temizlik çalışmalarından sonra ayrıntılı bilgi sahibi olunacağını söylemişlerdir.
Ancak aradan geçen yıllara rağmen burada herhangi bir araştırma yapılmamış ve yeraltı şehrinin girişi toprakla kapanmıştır.
Evet isterdim ki, size bu yeraltı şehri hakkında ayrıntılı bilgi vereyim ve siz de gidin burayı görün, ancak gitmeyin, görmeyin, çünkü tüm uğraşıma rağmen hiçbir bilgi bulamadım, yetkililerin mazereti sağlam, ödenek yok.
Sadece bilginiz olsun, olur da ileride burayı turizme açmaya niyetlenirlerse bir gittiğimizde umarım görürüz, veya bir gören olursa bilgi verirse seviniriz.
Tarihi olarak büyük öneme sahip: Men kutsal alanı, Psidia Antiochia antik kenti ile öne çıkan bir bölge.
Isparta Yalvaç
ULAŞIM
Yalvaç ilçesinin, Isparta il merkezine uzaklığı: 108 km. dir. Senirkent üzerinden, Eğirdir gölünün kuzeyinden ilerleyerek ulaşmak mümkün. Senirkent-Yalvaç arası uzaklık: 57 km.
Yalvaç’ın kuzeydoğusunda: Akşehir ve güneydoğusunda ise Şarkıkaraağaç ilçeleri bulunuyor. Yalvaç-Şarkikaraağaç arası uzaklık: 26 km. Yalvaç-Akşehir arası uzaklık ise: 47 km. dir. Yalvaç-Antalya arasındaki uzaklık: 230 km. Yalvaç-Konya arasındaki uzaklık: 105 km.
Isparta Yalvaç
TARİHİ
Önce çok daha eskilere gidelim. İlçenin geçmişi o kadar eski ki, erken bulgular, Tokmacık yöresinde bulunmuştur. Bunlar 8 milyon yıl önce yaşadığı düşünülen at, fil ve gergedan fosilleridir. Bunlar, Tokmacık yöresinde bulunmuştur.
Yani, Yalvaç yöresinde Ay Tanrısı Men inancı hakimdir. Ay Tanrısı Men inancının kökleri Hititlerden önceye uzanıyor. Ancak tanrının adı ve tarihi dahil tapınım; gizemler içeriyor ve Yalvaç’ta nasıl bu kadar güçlendiği henüz bilinmiyor.
Ay Tanrısı Men’e tapınılan Men Askeneos Tapınağı, antik çağın Vatikan devleti olarak nitelendirilir. Bölgenin hac merkezi olan tapınak, konumu itibarıyla, kökleri Helenistik dönem öncesine giden önemli bir dini merkezdir. Büyük ihtimalle, tapınak ve çevresindeki yerleşim, Seleukosların kolonileştirdiği kentten önce de vardı.
Çocuk İsa’yı taşıyan Meryem Ana figürü dahil günümüzde Hıristiyanlık dinini pek çok konuda etkileyen Ay Tanrısı Men inancının, yeril bir dini inanç olarak ortaya çıkmış olmasına rağmen, bulunduğu alanda Yunan inançlarının önüne çıkmayı başardığı ve hatta Hıristiyanlık döneminde diğer pagan inançları terk edilirken varlığını sürdürmesi ilginçtir. Roma’nın İmparatorluk döneminde gelirleri ve yetkileri kısıtlansa da Men Kültü etkin olarak bölgede varlığını sürdürmüştür. Hatta tapınak ve kutsal alan, İmparator Diocletianus döneminde, Hıristiyanlığa karşı paganizmin yeniden güçlenmesi için pilot bölge olarak seçilmiştir. Tapınak son pagan imparatoru Julianus öldürüldükten sonra bütün gücünü kaybetmiş, Hıristiyanlığın devletin resmi dili olmasıyla da yıkılmış ve malzemesi kilise yapımında kullanılmıştır.
Evet, Yalvaç Pisidia Antiocheia kenti, bugünkü Yalvaç ilçesinin yaklaşık 1 km kuzeyinde ve Sultan Dağlarının güney yamaçları boyunca uzanan, verimli bir alanda yer almaktadır.
Deniz seviyesinden 1236 metre yükseklikte, Sultan dağlarının bir kolu üzerinde kuzey-güney yönünde uzanan Anthios vadisine hakim bir tepe üzerinde kurulmuştur.
Şehrin; MÖ 275’de; Helenistik Krallarından I Antiokhos Seleukos tarafından kurulduğu tahmin ediliyor. Kendisi kenti tahkim etmiş ve yeni kurduğu şehre: dedesi ile kendi adı olan “Antiochos” ismini vermiştir.
MÖ 25’de, Galatya Eyaletine dahil olmuş, daha sonra ise Roma kolonisi olmuştur. İmparator Augustus döneminde (MÖ 27-MS 14) döneminde Pisidia bölgesinde 8 koloni kurulur.
Ancak konumu ve önemi nedeniyle sadece Antiochia kentine “Colonıa Caesareıa” yani “Sezar’ın Kenti” unvanı verilir. Aynı zamanda Psidia bölgesinde başkent konumuna getirilir.
Şehir en parlak dönemini Roma egemenliği sırasında yaşar. Bu dönemde yoğun imar faaliyetleri görülür.
Kent, imarı sırasında bütün Roma kentlerinde olduğu gibi, 7 tepe üzerine kurulur ve 7 mahalleye bölünür. MS 3’ncü yüzyıla kadar resmi dil Latincedir.
Kentin önemini fark eden Aziz Paulus, MS 46 ve 62 yılları arasında, kente üç kez gelir.
Hıristiyanlığın temellerini burada atar ve dünyaya yaymaya başlar. Özellikle: MS 4’ncü yüzyılın başlarında, Hıristiyanlığın serbest bırakılmasıyla, Bizans döneminde de kent dini bir merkez olarak önemini korur.
MS 713 yılında ise Arap akınlarına uğrar ve harabeye döner. Yavaş yavaş tarih sahnesinden çekilmeye başlar.
Yapılan araştırmalar sonucunda: bu yüzyılın ikinci yarısından itibaren ortadan kalktığı ve halkın bir kısmının o dönemin verimli topraklarında bulanan Yalvaç’a göçtüğü, diğer bir kısmının ise başka eyaletlere taşındığı ve böylece de Antiocheia’nın tarihten silindiği belirlenmiştir.
1176 yılında Selçuklu Sultanı II Kılıç Arslan, Yalvaç yakınlarında yapılan Myriakephalon savaşından sonra, Türkler bölgeye yerleşirler.
İsparta Yalvaç
GENEL
Akdeniz bölgesinde bulunan Yalvaç, Isparta il merkezinin kuzeydoğusunda, Sultan Dağlarının güney eteklerinde ve denizden 1096 metre yüksekliktedir.
Isparta ilinin en büyük ilçesidir.
İlçe: sahip olduğu geçmiş kültürel özellikleri nedeniyle, zengin turizm potansiyeline sahip. Antiocheia in Psidia, Anadolu’da kurulan antik kentler arasında, oynadığı önemli roller ve eşsiz yapıları ile ayrı bir önem taşıyor.
İlçede bulunan, Yalvaç Meslek Yüksek Okulu, 3500 öğrenci barındırıyor ve bu miktar: İlçenin ekonomik ve sosyal yaşamında önemli bir oran.
CITTASLOW
Yalvaç ülkemizde Cıttaslow olarak seçilen 15 yerden biridir. Cıttaslow felsefesi: yaşamın, yaşamaktan zevk alınacak bir hızda yaşanmasını savunmaktadır.
İnsanların birbirleriyle iletişim kurabilecekleri, sosyalleşebilecekleri, kendine yeten, sürdürülebilir, el sanatlarına, doğasına, gelenek ve göreneklerine sahip çıkan ama aynı zamanda alt yapı sorunları olmayan, yenilenebilir enerji kaynakları kullanan, teknolojinin kolaylıklarından yararlanan kentlerin gerçekçi bir alternatif olacağı hedefiyle yola çıkmıştır.
Isparta Yalvaç Yemekleri
NE YENİR
Günümüzde Yalvaç mutfağında, buğday başta olmak üzere tahıl yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Tahılın yanı sıra, yöredeki hayvancılık faaliyetlerinden kaynaklandığı düşünülen et, süt ve ürünleri (yöreye has pastırma, kaymak ve kaymaktan elde edilmiş yağ başta olmak üzere) kullanımı da sıklıkla görülür. Yalvaç’ta mutlaka, buraya has “güllaç” yemelisiniz.
Yemek olarak ise: kurutulmuş malzemeden yapılan ve iki farklı yöntemle hazırlanan (etli ve bulgurlu olarak) dolma denemelisiniz. Bunun yanında, buraya özgü yemekler olarak öne çıkanlar: Fasulye Boranısı, keşkek, yufka katmeridir.
Keşkek: yörenin en bilinen mahalli yemeği olup kaburgadan yapılan yerli pastırma ve önceden ıslatılmış keşkeğin, toprak çömleğe konarak ateşi sönmüş mahalle fırınlarında yaklaşık 12 saat pişirilmesiyle yapılır.
Boranı ise, fasulye ya da ıspanaktan yapılır. Başta belirttiğim gibi, güllaç asla unutulmamalı.
Isparta Yalvaç
NE SATIN ALINIR
Eski bir Selçuklu ve Osmanlı yerleşimi olan Yalvaç’ta pek çok geleneksel el sanatı yaşatılmaktadır. Geleneksel el sanatlarının bulunduğu Rampalı Çarşıya uğrarsanız, mutlaka ilginizi çekebilecek bir şeyler bulup, satın alabilirsiniz.
Geleneksel el sanatları olarak öne çıkanlar: dericilik, keçecilik, halıcılıktır. Tabakhane bölgesinde doğal malzemelerle üretilen deriler, çeşitli turistik el sanatı ürünlerine dönüştürülüyor ve yine sıcak demircilerin yaptıkları çapa, kürek, tahra gibi ürünler satın alabilirsiniz. Keçecilik, saraçlık ve semercilik te tercih ediliyor.
Isparta Yalvaç Pazarları
YALVAÇ PAZARLARI
Yalvaç’ta haftada bir gün, Pazartesi günleri pazar kuruluyor. Bu pazarda, çevre köylerden gelen ve yöresel kıyafetler giymiş halkın da katılımıyla, çok renkli ve zengin bir görünüm ortaya çıkıyor. Pazartesi günleri, pazarın açılışı belediye hoparlöründen okunan “Pazar duası” ile yapılıyor.
3 farklı bölgede 3 farklı pazar kuruluyor. Sebze pazarı, yoğurt pazarı ve buğday pazarı. Sebze pazarında organik ürünler, yoğurt pazarında kaymak ve süzme yoğurt, buğday pazarında nohut, mercimek, fasulye gibi ürünler, ambalajlanmadan doğrudan üreticisinden satın alınabiliyor.
FESTİVALLER
İlçenin Körküler Kasabasında, her yıl, Temmuz ayının ilk haftasında, 3 gün süreli, Yalvaç Körküler Kardeşlik ve Sevgi Festivali düzenleniyor. Ayrıca: Mayıs ayı içinde, 3 gün süreli, Antiokheia Kültür ve Sanat Festivali düzenleniyor.
Bunların yanında: Ağustos ayı içinde, 2 gün süreli, Sücüllü Yardımlaşma ve Dayanışma Festivali düzenleniyor
GEZİLECEK YERLER
Isparta Yalvaç Müzesi
YALVAÇ MÜZESİ
Hükümet Caddesindedir. 1947 yılında yöreden toplanan arkeolojik ve Etnografik eserlerin depolanmasıyla başlayan çalışmalar, 1963 yılında yapımına başlanan binanın müze olarak 1966 yılında tamamlanmasıyla hizmete girmiştir.
Müze koleksiyonunda: 2599 arkeolojik eser ve 14715 sikke bulunmaktadır.
Yalvaç Müzesi
Prehistorik Eserler Salonu
1.Vitrin: Tokmacık kasabası yakınlarında yapılan çalışmalarda ortaya çıkarılan: muhtelif memeli hayvan fosilleri sergileniyor. Bunların: 7-8 milyon yıl öncesinden kaldığı düşünülürse, değerleri ortaya çıkıyor. Mutlaka görmelisiniz.
2.Vitrin: Burada: Yalvaç’a 19 km. uzaklıkta bulunan Çamharman Höyüğünde bulunan, Eski Tunç çağına ait pişmiş toprak eserler sergileniyor. Bu eserlerin: MÖ.3000-2000 yıllarından günümüze kaldığı sanılıyor.
4.Vitrin: Bu vitrinde, eski Tunç Çağına ait kaplar sergileniyor. Bu kaplar: dinsel hayatı ortaya koyuyor.
7.Vitrin: Pişmiş topraktan yapılmış tanrıçalar ile pişmiş toprak ve mermer idoller sergileniyor. Bu bölümün en gözde eserleri: pişmiş toprak hayvan figürleri ve çocuk oyuncakları.
Isparta Yalvaç Müzesi Klasik Eserler Salonu
Klasik Eserler Salonu
Bu salonda: Pisidia Antiocheia ve Men Kutsal Alanında yapılan kazılarda elde edilen eserler sergileniyor.
9.Vitrin: Bu sergide: Antiocheia heykeltıraşlık okulunun özgün mermer yapıtları var. Bunlar arasında: tanrı ve tanrıça heykelleri, Tyke, Nike ile imparatorluk dönemine ait portreler geniş yer tutuyor. Ayrıca: Roma dönemine ait mermer küpler bulunuyor.
11.Vitrin: Men Kutsal Alanından gelen pişmiş toprak ve mermer eserler sergileniyor. Çağının en çok ziyaret edilen tapınağı, aynı zamanda bir kehanet merkezi. Baş tanrı Men olmak üzere, bu tanrıya adanmış adak stelleri, ilgi çeken eserler olarak öne çıkıyor.
12.Vitrin: Roma çağına ait mermer tanrı ve tanrıça heykelleri sergileniyor. Bunlar arasında: Ana tanrıça Kybele, Zeus, Aphrodite, Tyke, Eroslar ve kadın heykelcikleri var.
Bu vitrinin hemen yanında: MS.1.yüzyıla tarihlenen, Zeus heykeli var. Antiocheia heykeltıraşlık okulunun önde gelen heykeltıraşlarından olan Menandros tarafından yapılmış, bu ihtişamlı heykel. Kaidesindeki yazıtta yapanın ismi yazılı.
Isparta Yalvaç Müzesi
Klasik Eserler Salonunun doğu tarafı, tanrı ve tanrıça heykellerine ayrılmış.
Antiocheia heykeltıraşlığının tüm özellik ve güzelliklerini gözler önüne seren bu yapıtlar, görenleri hayretler içinde bırakıyor. Tanrıça Athena, Nike ve Mousalar, bu bölümde sergilenen başlıca eserler.
Ayrıca, burada önemle üstünde durmak istediğim bir eser daha var. Roma İmparatoru Augustus’un, hayatta iken yaptığı işleri anlatan Latince metinler, panolar halinde burada sergileniyor.
Bunun yanı sıra, aynı metinin, Apollonia’da bulunan ve Yunanca yazılı bazı parçaları da burada sergileniyor.
Mutlaka görmelisiniz. Ankaralılar için bir hatırlatma. Aynı metinlerin bir benzeri: Ankara şehir merkezinde, Hacı Bayram Camisi yanındaki Augustus Tapınağında bulunuyor.
Isparta Yalvaç Müzesi
14.Vitrin: Roma döneminin küçük buluntuları, bronz ve cam süs eşyaları, burada sergileniyor. Buradaki bir kupa ya özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum.
Düzenlenen bir av yarışması sonunda verildiği anlaşılan, çift kulplu bu kupanın, bir yüzünde gladyatörler, diğer yüzünde ise sürüngen bir hayvan olan semender tasviri var.
15.Vitrin: Salonun bu son duvar vitrininde, Bizans dönemi pişmiş toprak ve madeni eserleri sergileniyor. Bunlar arasında: İsa’nın çarmıha gerilmiş heykelcikleri, haçlar, özellikle Hıristiyanlıkla ilgili kabartmalar, kandiller dikkatinizi çekecektir.
Ancak, bunların içinde en önemli eser: MS.4.yüzyıla tarihleniyor. Midye kabuğu üzerine işlenmiş. İsa’nın bir masa üzerinde. Ortada: Meryem Ana, başı örtülü, yüzü görünüyor. Her iki yanında iki melek duruyor.
Bu kabartma, dünyada tek olma özelliğini korumaktadır. Kompozisyon: İsa’nın mezara indiriliş sahnesi olarak betimlenmiş, bu hüzünlü an çok iyi betimlenmiş.
Salonun ortasında bulunan iki vitrinde: balıkçı başı ve nadide köpek heykelcikleri var.
Isparta Yalvaç Müzesi Etnografik Eserler Salonu
Etnoğrafik Eserler Salonu
Bu salonda Yalvaç ve çevresinden gelen eserler ve muhtelif yollarla gelen eserler sergileniyor.
25.Vitrin: Salonun ortasında bulunan iki yatay vitrinde: Osmanlı dönemine ait altın, gümüş ve bakırdan yapılmış zengin sikke koleksiyonu var.
Etnografya Salonunun dar kenarında: 19.yüzyıla ait bir evin malzemeleri ile aslına uygun olarak düzenlenen “Eski Yalvaç Evi” müzeye gelen ziyaretçilere, önceki kuşakların sahip oldukları ihtişam hakkında bir fikir veriyor.
Isparta Yalvaç Devlethan Camisi-Eski Cami
DEVLETHAN CAMİSİ-ESKİ CAMİ
İlçe merkezindedir. Kesin yapılış tarihi bilinmemektedir. Ancak, 14’ncü yüzyılda, Anadolu Selçuklu Sultanı I. Mesut’un oğlu tarafından devlet adına yaptırıldığı ve hatta kız kardeşi olan Devlet Hatun tarafından yaptırıldığı düşünülmektedir. Ancak caminin mimarı bilinmemektedir.
Devşirme malzeme ile yaptırılmıştır. Antiochia ören yerinden getirilen, önceki dönemlere ait mimari yapı elemanları (mermer işlemeli bloklar ve yazıt parçaları) duvar örgüsünde kullanılmıştır. Dış yüzü sıvasızdır. Bu yüzden, Antiochiadan gelen hayvan figürü kabartmalı ve işlemeli taşlar görülür.
Caminin tek minaresi, yapının kuzeydoğu köşesindedir. Mihrabı ve minberi, düz sadedir. Caminin muhtelif dönemlerde onarımlardan geçtiği ve bu yüzden 15-16. yüzyıla ait yapının, günümüzde orijinalliğini yansıtmadığı düşünülmektedir.
Kubbe dışında kalan tavan ahşaptır. Kubbe içleri, çeşitli renklerle yapılmış (sarı, mavi, kırmızı, yeşil) kalem işi stilize edilmiş bitkisel motiflerle süslenmiştir.
Mihrap kabartma süslemelidir.
Mihrabın hemen üstünde açılmış, yuvarlak formlu, çeşitli renklerden oluşturulmuş vitray pencere dikkat çeker. Sabah güneş doğuşunda, caminin içerisi buradan gelen ışıkla rengarenk görünür.
Isparta Yalvaç Osmanlı Hamamı
OSMANLI HAMAMI
Kaş mahallesindedir. Osmanlı dönemine ait ayakta kalan tek hamam Yalvaç’ta bulunuyor. Bölgesel Osmanlı geleneklerini ihtiva eder. Soyunmalık, soğukluk, sıcaklık, su deposu ve külhan gibi bölümleri vardır.
Taş ve tuğla kullanılarak inşa edilmiş yapının iki ayrı girişi bulunur. İçten su geçirmez sıva ile kaplanmıştır. 1940’lı yıllardan beri kullanılmayan hamamda, şu an restorasyon çalışmaları sürdürülmektedir, restorasyon bitirildiğinde Hamam Müzesi olarak ziyarete açılacaktır.
Isparta Yalvaç Çınaraltı
ÇINARALTI
Bu muhteşem doğal anıt ağacın, 1200 yıllarında dikildiği tahmin ediliyor. Yani: 800 yaşında. Boyu ise: 16 metre. Gövde çevresi: 10.25 metre. Çapı: 3.26 metre. Dal uzunlukları: 7.50 ile 15.80 metre arasında değişiyor.
Yalvaç Çınaraltı
Türklerin gelip yerleştiğinde merkezde bulunan Çınaraltı, tam ilçenin merkezinde bulunuyor. Çevresinde toplanmış kahvehanelerden oluşur. Ağacın çevresinde oluşturulan tarihsel meydan, gerçekten mutlaka mola vermenizi önereceğim güzel bir ortam.
Yalvaç Hacı Ali Rıza Efendi Halk Kütüphanesi
YALVAÇ HACI ALİ RIZA EFENDİ HALK KÜTÜPHANESİ
Önce bir kaç cümle ile Hacı Ali Rıza Efendi: 1830 yılında Yalvaç Salur Mahallesinde doğmuştur. 1853 yılında, dördüncü dereceden naiblik yani hakimlik ehliyetnamesi aldı ve hakimlik görevine başladı.
Ülkenin çeşitli yerlerinde 48 yıl hakimlik yaptı. Gelelim kütüphaneye, kütüphanenin kuruluşu 108 yıl öncesine dayanır. 1970 yılından itibaren, kütüphane, kendi binasında faaliyetini sürdürmekte olup, çeşitli konularda 30 bini aşkın eser ile, önemli bir kültür hazinesidir.
Yalvaç Belediye Kültür Evi-Tıraşzade Konağı
BELEDİYE KÜLTÜR EVİ (TIRAŞZADE KONAĞI)
Geleneksel Yalvaç evlerine örnek olan Tıraşzade Konağı, burada yapılan ilk restorasyon çalışmalarından biridir. Konak restorasyonun ardından içi tamamı orijinal malzemelerle tefriş edilerek bir Etnografya müzesi olarak hizmete açılmıştır.
Konak, kerpiç ve ahşap malzeme kullanılarak inşa edilmiştir.
Yalvaç Belediye Kültür Evi-Tıraşzade Konağı
İlk kısmının 1840 yılında ve son halinin 1911 yılında tamamlandığı biliniyor. Giriş: batıdaki çift kanatlı ahşap kapıdan. Kapıdan girilince: hayat bölümü açılıyor.
Yapı, iç kısımda “L” şeklinde düzenlenmiş. Kuzeydeki blok 2 katlı ve batıdaki blok ise 3 katlı.
Bunların arasında bahçe var. Evet, bu Osmanlı mimari özelliklerini gösteren yapı, yakın süre öncesine kadar yıkılmak üzere iken, Belediye tarafından onarılarak, ziyarete açılmıştır.
Yalvaç Anlatan Meydanı
ANLATAN MEYDANI
Belediye Binasının hemen karşısındaki meydan: İlçenin zengin geçmişini gelen ziyaretçilere gösteren bir rehber niteliğinde hazırlanmış. Tam bir Açık hava müzesi niteliğinde. Kuzeyde bulunan, üzeri kapalı ve sütunlu bir bölümden meydana giriliyor.
Üstü açık koridorun her iki yanındaki dikmeler üzerinde, bilgi panoları var. İlk pano: Tokmacık fosilleri bölgesini anlatıyor.
Daha sonraki panoda: Men Kutsal Alanı ve takip edenlerde: Antiokheia kenti, Roma dönemi, Bizans dönemi ve böylece devam ediyor. Meydanın merkezinde ise, 25 metre çapında bir tören alanı ve Atatürk Anıtı bulunuyor.
Meydan; İlçe hakkında, burayı ziyaret eden insanlar için hazırlanmış. Bu meydanı ziyaret eden bir ziyaretçi, meydan bitiminde, İlçe hakkında birçok bilgi sahibi olmuş oluyor.
İlginç, buna benzen bir yapıyı, ülkemizde başka bir yerde görmedim, ama iyi düşünülmüş. Çünkü: Yalvaç gerçekten, tarihi özellikleriyle öne çıkan bir yer.
İlçeye ilk gelen ziyaretçilerin, antik yerleri gezmeden önce, bu meydanda küçük bir tur atmalarında, İlçeyi tanımaları açısından büyük yarar var.
Isparta Yalvaç Metin Sözen Keçe Evi
METİN SÖZEN KEÇE EVİ
Görgü mahallesindedir. Keçeyi turistik ürün haline dönüştürecek tasarımların yapıldığı bir merkezdir. Eski bir Yalvaç evinin restore edilmesiyle oluşturulan evde, keçe işleme makineleri, keçe yapım aşamaları ve üretilen keçeler sergileniyor.
Ayrıca, burada çalışanların ürettikleri çanta, başlık, şapka, duvar resmi ve benzeri keçe ürünleri satılıyor.
Isparta Yalvaç Mustafa Bilgin Sanat Evi
MUSTAFA BİLGİN SANAT EVİ
Görgü mahallesindedir. Bir öğretmene ait olan eski evin restore edilmesiyle meydana getirilen Mustafa Bilgin Kadınlar Sanat Evi’nde, hanımlara yönelik olarak cam, seramik, resim gibi çeşitli kursların verildiği atölyeler, çay ve kahve içilebilen odalar, kitap okunabilen kütüphane bölümü bulunuyor.
Isparta Yalvaç Geleneksel Yemek EVİ
GELENEKSEL YEMEK EVİ
Kaş Mahallesinde, Tıraşzade Konağının karşısındaki bu mekanda, geleneksel yemek kültürüne ait pek çok lezzet burada konuklara servis ediliyor.
Eski bir Yalvaç evinin restore edilmesiyle oluşturulan bu mekanda, bir lokanta ortamı değil daha yöresel bir ortam oluşturulmuştur.
Bu mekanda ve bir aşçının değil mahalleli kadınların yaptığı yemekler ikram ediliyor.
Isparta Yalvaç Eski Deri Fabrikası ve Deri Sanayi Açık Hava Müzesi
ESKİ DERİ FABRİKASI VE DERİ SANAYİ AÇIK HAVA MÜZESİ
Cumhuriyetin ilk yıllarında, Atatürk’ün emriyle kurulan 125 Anonim şirket arasındadır. Alman mimarisi ve makineleri kullanılarak, modern tarzda çok ortaklı olarak kurulan deri şirketi ve fabrikası, Cumhuriyetin ilk dönemlerinden itibaren kalkınma hedefinde olan ülkemizde örnek gösterilecek yatırımlardan biridir.
Günümüzde kullanılmayan binası, otel olarak restore edilmekte, makineleri ön kısmında Açık hava müzesinde sergilenmektedir.
İLÇE DIŞINDA GEZİLECEK YERLER
Isparta Yalvaç Tokmacık Fosil Yatakları
TOKMACIK FOSİL YATAKLARI
Tokmacık kasabasında 1994 yılında yapılan kazılarda, 9 milyon yıl öncesine ait bir gergedan fosili bulunmuştur. Süleyman Demirel Üniversitesinden Prof Fuzuli Yağmurlu başkanlığında devam eden kazılarda çeşitli hayvanlara ait fosillerde ele geçirilmiştir.
Bunlar: değişik türden memeli hayvanlara ait: diş, çene, ayak, kaburga ve omur kemikleridir.
Bulunan kalıntılar: gergedan, mamut, vahşi at, etoburlar ve geyikgillere ait fosilleşmiş ve kısmen iyi korunmuş kemik parçalarıdır.
Hayvanlara ait kalıntıların tümü: yaklaşık 9 milyon yıl öncesine aittir. Dolayısı ile, 9 milyon yıl önce, yörede yayılan bol miktarda hayvan topluluğunun varlığı ortaya çıkıyor.
Fosil yatağında bulunan kalıntılar fazla parçalanmamış olduğundan, iyi korunmuştur. Bunlar: yakın sayılabilecek mesafeden taşınıp depolanmışlardır.
Bu fosiller, günümüzde Yalvaç Müzesinde sergilenmektedir.
Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti
PİSİDİA ANTİOCHEİA ANTİK KENTİ
İlçenin yaklaşık 1 km. kuzeyinde, Sultan Dağının güney yamacındaki vadi üzerindedir. En yüksek noktası: 1176 metreye kadar yükselen bir tepenin üzerinde kurulmuştur. Kentin kuzeyinde: güneybatı yönünde, Anthius nehri akmaktadır.
Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti
1833 yılında, İzmir’de rahiplik yapan, V. Arundell tarafından bulunmuştur. Daha sonra ise, birçok gezgin ve araştırmacı tarafından, araştırılmıştır. 1920 yılında yapılan kazılar sonucunda: Roma kolonisinin büyük kısmı ortaya çıkarılmıştır.
Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti
Kentin önemi, Hıristiyanlık dininin yayılmasında siyasi kişiliği ile çok önemli bir rol oynamış olan Hz İsa’nın 12 havarisinden St Paul’un buraya gelmesi, burada 2 yıl kıl çadır dokuyarak hayatını kazanması ve farklı dinlere inanan insanlara hitap ederek, onlara Hıristiyanlığı anlatması, vaazlar vermesi, bu bölgenin Hıristiyanlığın beşiği olmasına neden olmuştur.
Daha sonra kilise yapımı serbest bırakılınca, Antiocheia halkı, St Paul’un anısına dünyanın ilk ve en büyük kilisesini 325 yılında Aziz’in ilk resmi vaazını verdiği Sinegog üzerine yapmıştır.
Kent yakınında, Karakuyu Tepesinde: Men kutsal alanı var. Burada: yazıtlar bulunmuş.
Şehrin
Suriye kralı Seleukos I (MÖ.312-280) tarafından kurulduğu düşünülüyor. Kentte: kolonistlerin yaşadığı düşünülüyor. Kent, bu durumunu, MÖ.39 yılına kadar sürdürmüş.
MÖ.25 yılında, İmparator Augustus zamanında, kent, Roma kolonisine dönüştürülmüştür. Bu dönemde ismi de; Colonia Caesarea olur. Bu statü, yaklaşık 200 yıl sürdürülür.
Bu dönemde, serbest şehir statüsü verilen şehir, 7 küçük tepe üzerine oturan, bölgelere bölünmüştür. Koloninin resmi dili: Latincedir. Kent merkezindeki nüfus ise, tahminen: 10 bin kişi civarındadır. Bu nüfusun: yaklaşık 3 bin kişilik bölümü ise, Roma askeridir.
Kolonide yaşayan pek çok insan: imparatorluk idaresinde görev alır. Kent, daha sonraki dönemlerde: Pisidia Eyaletinin metropolisi olur. Bu önemini; Bizans döneminde de sürdürür.
Ekonomik durum; MS. 3.yüzyılda en üst düzeyine çıkar. MS. 713 yılında, kent, Arap istilasına uğrar, yakılıp, yıkılır.
Kent: yaklaşık 3 km. uzunluğunda, oval bir surla çevrilidir.
Surlar
Helenistik dönemde inşa edilmiş, Roma ve Bizans dönemlerinde ise genişletilmiştir. Sur içinde kalan alan, düz değil. Bu nedenle, kent ızgara planlı olarak inşa edilmiş. Güneyden kuzeye uzanan ana caddeler, şehir planının özünü oluşturuyor. Diğer planlama, bu caddelere göre yapılmış.
Kente giriş, 3 kapıdan yapılıyor. Güneyde ve kuzeybatı köşede, tek geçitli 2 kapı var. Üçüncü kapı, şehrin en görkemli kapısı. Bu kapı, batıda bulunuyor. 3 tonozlu olan kapı üzerinde: karşılıklı diz çökmüş, flama ve standart taşıyan iki nike (Zafer Tanrıçası) kabartmaları var.
Kent dışına bakan kısımda: bronzdan kabartma harflerle “Gaius Julius Asper Con 212” yazıtı bulunuyor.
Yazıtın üstü: zırh ve çeşitli silah kabartmaları ile ve bitkisel bezemelerle süslenmiş. Evet, bu anıtsal kapının yapılış tarihi ise, MS. 212 yılı. Ancak, günümüzde, bu 3 kapı da yıkılmış olup, ancak temel seviyesinde görülebilmektedir.
Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti
ANTİK KENTTE GEZİ
Bu antik kentte, bugün neler görebilirsiniz? Sütunlu cadde, Augustus Tapınağı, Tiberius Alanı, Anıtsal Giriş, Roma Hamamı, Çeşme, Toplantı Binası, Tiyatro ve Kilise kalıntıları var.
Yani: arkeolojik kalıntı yönünden, oldukça zengin bir yer. Mutlaka uğranması, gezilmesi gereken bir yer. Büyük keyif alacağınıza inanıyorum, mutlaka zaman ayırın ve gidin.
Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti Augustus Tapınağı
Augustus Tapınağı
Kentin en yüksek yerindeki kutsal alan içinde yapılmıştır. Kentin en etkileyici ve en anıtsal kapı kompleksidir.
Kentin en yüksek noktasında, büyük bir azimle oyulan kayalardan oluşturulan düzlükte kurulmuştur. Roma özelliği taşıyan özenli cephe mimarisi: ziyaretçileri hayrete düşürecek ölçüde zenginliğe sahip olarak inşa edilmiştir.
İmparator Augustus’un ölümünden sonra, onun adına izafeten yapılmıştır. Temeli: doğal kayanın kesilmesiyle oluşturulmuş bir podyum üzerinde bulunuyor. Podyum kayanın oyulması ile, mahzene dönüştürülmüş.
Yapı: yanlarda ikişer, önde 4 sütun olmak üzerine, 8 sütunludur. Ön cepheye: 12 basamaklı merdivenle çıkılıyor. Tapınağın arkasındaki kayada: oyularak oluşturulmuş, alt katta dor, üst katta İon tarzında sütunlarla taşınan, iki katlı galeri var.
Tapınağın önünde: 63 x 85 metre boyutlarında, Augustus alanı bulunuyor. Tapınak ve sütunlu galeriler yıkılmış olup, günümüze temel seviyesinde ulaşmıştır.
Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti Tiberius Alanı
Tiberius Alanı
Sütunlu caddenin doğu bitimindedir. Merkezi kilisenin yanındadır. Yaklaşık kare planlı olan alanın, iki yanındaki sütunlu galerilerin içinde, sonraki dönemlerde dükkanların yapıldığı anlaşılmaktadır. Tiberius alanının muhtemel yapım döneminin, MS.1. yüzyıl olduğu düşünülmektedir.
Günümüzde, meydanın her iki yanındaki dolgunun çok az bir kısmı kazılmıştır. İleride, yeterli arkeolojik çalışmalar yapıldığında, mutlaka değişik antik kalıntılar çıkacaktır.
Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti Propylon-Anıtsal Giriş
Propylon (Anıtsal giriş)
Augustus alanı ve Tiberius alanının kesiştiği yerdedir. Zafer takı biçiminde yapılan anıtsal giriş: İmparator Augustusun onuruna dikilmiş ve onun deniz ile karada kazandığı zaferlerini sembolize eden heykel ve kabartmalarla süslenmiştir.
Üç kemerli girişin, yan kemerleri: 3.5 metre, merkez giriş ise 4.5 metre genişliğindedir.
Anıtsal giriş kapısına: Tiberius alanından, 12 basamaklı bir merdivenle çıkılıyor. Geçit tonozunun ortadaki alanı: 4 adet ayak ve korinth başlıklı, 4 sütun üzerinde durmaktadır.
Ortadaki kemerin üzerinde: diz çökmüş ve kolları arkadan bağlanmış, biri giyimli, diğeri çıplak iki esir ve önlerinde meşale ve çelenk var. Yanlardaki kemerlerin üzerinde ise, girland taşıyan kanatlı Eros ve Nike kabartmaları var.
Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti
Arşitrav kısmında, bronzdan kabartma harflerle “İmp Caes Avgvsto Pontfex Max Tribunıca Potestate XII Con” yazıtı bulunuyor.
Kemerlerin üzerinde devam e den firizde: tritonlar savaş gemileri, kalkanlar, çeşitli hayvan kabartmaları var. En üstte: Poseidon (Deniz Tanrısı) ve Demeter (Bereket Tanrıçası) tasvirleri var. Bu heykeller: Yalvaç Müzesinde sergileniyor.
İmparator Augustus un ölümünden önce yazdığı vasiyetinin Latince kopyası da, bu yapıda bulunuyor. Kazılar sırasında, bunların dışında, birçok kitabe parçası da ele geçirilmiş. Evet, MS.1.yüzyıla tarihlenen anıtsal giriş, bugün tamamen yıkılmış ve temel seviyesindedir.
Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti Roma Hamamı ve Palaestra
Roma Hamamı ve Palaestra
Kentin kuzeybatı köşesindedir. Kazılarda 7 mekanı açılmış, 70 x 55 metre ebatlarındaki yapının önemli bir kısmı hala toprak altındadır. Bu yüzden planı tam olarak anlaşılamamıştır. Hamam olup olmadığı bile tartışılmaktadır.
Örneğin: güneş ve rüzgar faktörleri düşünülerek, tüm hamamların girişleri ve ocakları güney ve doğu yönlerinde yapılmıştır.
Ama bu durum, bu şehirde, hamam olarak tanımlanan yapıda farklıdır. Su ve ısıtma sistemine ait de çok fazla iz bulunmamaktadır.
Yapı: çeşme binasına 150 metre yakınlıktadır. Hamamın dış duvarlarının, şehir surlarının bir parçası olarak kullanılmış olduğu düşünülüyor.
Hamamın doğusundaki alanda kurulu olan ve hamamla organik bir bağı olan beden eğitimi alanı, yaklaşık olarak 38 x 29 metre ebatlarında ve sütunlu bir galeri ile çevrilidir.
Ancak doğu kısmındaki kazı çalışmaları henüz tamamlanmamıştır.
Bu yüzden, buranın da plan özellikleri tam olarak bilinmemektedir.
Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti
Açılan bölümlerinde: tabandan ısıtmayı sağlayan sisteme ait ızgara ve künkler ortaya çıkmıştır. Soğukluk, sıcaklık ve ılıklık bölümlerinin yanında, servis mekanları da ortaya çıkarılmıştır. Ancak, henüz külhan ve havuzlara ulaşılmamıştır.
Oldukça iri ve sağlam yapısı ile, 80 x 55 metre ebatlarındaki hamam yapısı, benzerleri içinde büyüklüğünü ortaya çıkarmaktadır. MS.1.yüzyılın ilk yarısında yapıldığı düşünülmektedir.
Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti TiyatroIsparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti Tiyatro
Tiyatro
Kent merkezine yakın bir tepenin yamacında inşa edilmiştir. Şehre hakim bir noktadadır. Oturma kısmının kuzey bölümü, tepenin yamacına, güney kısımları ise tonoz kemerler üzerine oturtulmuştur.
Tiyatronun cephe genişliğinin yaklaşık 100 metreye ulaştığı anlaşılmaktadır. Bu durumda tiyatro: 15 bin kişilik, Aspendos tiyatrosu ile karşılaştırılabilir. Zaten, çevredeki antik kentlerin tiyatrolarından da büyüktür.
Roma döneminde genişletilmiş ve ana cadde, tiyatro altında kalmıştır. Kentin: doğu-batı yönündeki ana caddesi: tonozlu bir tünelle, tiyatronun altından geçmiştir. Bu ilginç tünelin uzunluğu; 56 metre, genişliği ise 8 metredir.
Bu tünelin: MS.311-313 yılları arasında yapıldığı, bulunan yazıtlardan anlaşılmıştır.
Tiyatro: yaklaşık 5 bin kişi kapasitelidir. Sahne kısmı, tamamen yok olmuştur. Günümüze kalan, mevcut kalıntıları ise: muhtemelen MS.4.yüzyıla tarihlenmektedir.
Stadium
Sultan Dağlarının eteklerinde, akropolün batısındadır. Yapı: 190 x 30 metre ölçülerinde ve at nalı şeklindedir. Helenistik dönemde, MS.2 yüzyılda inşa edilmiştir.
Antik çağda, çeşitli atletizm, güreş ve boks gibi bedensel sporlar ile, MS. 3 ve 4.yüzyıllarda, gladyatör ve vahşi hayvan oyunları, bu yapıda düzenlenmiştir.
Günümüzde, burada herhangi bir kazı yapılmamıştır.
Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti Nympheum ve su kemerleriIsparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti Nympheum ve su kemerleri
Nympheum (çeşme) ve su kemerleri
Kent mimarisinin en önemli yapılarındandır. Nympheum yapısı, geniş bir U şeklinde planlanmış ve su kemerlerinden akıtılan suyu depolayıp düzenleyerek, kentin önemli bir bölümüne dağıtmak için planlanmıştır.
Yapı: 27 x 3 metre boyutlarında, suyu toplayan bir rezervuar, 9 metre yüksekliğinde süslü bir cephe ve önündeki 27 x 7 metre boyutlarında, 1.5 metre derinliğindeki havuz kısımlarından oluşuyor.
Hemen arkasında: yaklaşık 11 km. uzaktan, Sultan Dağlarındaki “Suçıktı” kaynağından aldığı suyu, kente getiren su iletim sisteminin, sifon bölümünü oluşturan, 800 metrelik su kemerlerinin kalıntıları var. Yalvaç kasabasının su ihtiyacı, bugün yine aynı kaynaktan karşılanıyor.
Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti su kemerleri
Deniz seviyesinden 1465 metre yükseklikte olan Suçıktı kaynağından alınan su: bazen açılan kanallar, bazen ise tüneller içinden, bazen de tek yada iki katlı kemerler üzerinden, pişmiş toprak ve taş künklerle, biraz önce söylediğim gibi, 11 km. boyunca, arazinin eğimine ve karşılaşılan engellere veya dere yataklarına göre bulunan çözümlerle, 1178 metre yüksekliğindeki Nympheum’un rezervuarına taşınmış.
Aradaki 287 metrelik kod farkı: mesafe ile oranlandığında % 2.5’lik bir ortalama eğim ortaya çıkıyor. Bu eğimdeki suyun, müthiş bir basınç uygulayacağından, aşamalı olarak yavaşlatılan basıncı, sistemin sonundaki su kemerlerinden oluşan sifon bölümüne geldiğinde, tamamen kontrol altına alınmış oluyor.
Uzun yılların deneyimiyle elde edilen, bu kusursuz mühendislik deneyimi sayesinde, günlük ortalama 3000 metreküp su, düzenli ve sorunsuz olarak, kente dağıtılmış.
Çeşme binasının da, bu hesaplamaya göre, kentin yüksek kısımlarına su iletebilmek için, en az 9 metre yüksekliğinde olması gerektiği, yapılan hesaplamalar sonucu ortaya çıkarılmış.
Günümüzde: su kemerlerinin 200 metreye yakın bir bölümü ayakta kalmıştır. Bu kemerlerin yükseklikleri: 5 ile 7 metre arasında değişir.
Harçsız blok örgüyle yapılmışlardır. Ortalama 4 metrekare taban alanı ve 4 metre yükseklikleri var.
Gerek kilit taşlarında ve gerekse silmelerde süslemeler yok. Çünkü, görünümden çok işlevselliğe önem verilmiş. İki ayak arası açıklık, arazinin yapısına bağlı olarak 3.80-4.70 metre arasında değişiyor.
Yüzlerce yıl boyunca, birçok depreme rağmen yapının önemli bir kısmının ayakta kalması, kemer mimarisindeki kusursuzluğun en büyük göstergesidir.
Üst yapı tamamen tahrip olmuş. Ama kemerlerin üstünde, suyu taşıyan, ortalarında, ortalama 25 cm. çapında akaç delikleri bulunan kanalların izleri görülüyor.
Isparta Yalvaç St Paul Kilisesi
St Paul kilisesi
Kentin ilk ve en büyük kilisesidir. Şehir suruna bitişik ve Roma hamamının yaklaşık 200 metre güneyindedir. Yapının boyutları: 70 x 26 metredir. Apsis kısmı doğudadır.
Kilisenin batısında, enine yerleştirilmiş giriş bölümü bulunmaktadır. Arkeolog Ramsay tarafından: 1927 yılında yapılan kazılarda: demir bir madalyon üzerinde, bir yüzde Diocletianus dönemi azizlerinden Neon, Nikon ve Heliodorus ve diğer yüzünde ise, Antiochia’llı Bassus’un isimleri yazılıdır.
Bu kilisenin bulunduğu yer ilginçtir. Burada: ilk evrede büyük boyutlarda bir sinagog, ikinci evrede, MS.3.yüzyıl başlarında küçük bir kilise, üçüncü evrede, MS.4.yüzyıl başlarında ise, şu anda görülen kilise yapısı yapılmıştır.
Isparta Yalvaç St Paul Kilisesi
Kilisenin tabanı: renkli ve çeşitli mozaiklerle kaplıdır. Bu mozaik tabanda: 4 adet kitabe bulunmakta olup, bu kitabelerde, mozaiği yaptıran ve görevli papazların isimleri yazılıdır. Evet, bu kilise, Hıristiyanlık için önem arz ediyor.
Çünkü: özellikle, bu kilisenin altında, ilk evrede yapılan Sinegogda: MS.46 yılında, Hz. İsa’nın havarilerinden St. Paulus’un, Barnabasla birlikte ilk vaazlarını verdikleri düşünülüyor. Bu nedenle, St. Paulus’a adanan kilise, büyük önem arz ediyor.
Sonuç
Yalvaç’ın Hıristiyan alemi açısından önemli bir haç merkezi olabileceği değerlendirilmektedir. Yalvaç ilçesinin bu büyük potansiyeli, İncil’de yer almaktadır.
İncil’in 280’nci sayfasında bulunan “Elçilerin İşleri” başlığı altındaki bölümde: Yalvaç ilçesinde bulunan Pisidia Antiocheia antik kentinden söz edilmektedir.
İncil’de yazılanlara göre: İsa çarmıha gerildikten sonra İsa’nın havarileri Kıbrıs’a gitmiş ve daha sonra da Yuhanna isimli havari, diğer havariler ile birlikte Kudüs’e gitmiştir.
Paulus isimli havari ise tekrar Anadolu’ya dönerek, önce Pamfilya bölgesine gelmiş daha sonra ise Perge ve en son olarak Yalvaç ilçesinde bulunan Pisidia Antiocheia antik kentine yerleşmiştir.
Pisidia Antiocheia antik kentine Paulus isimli bu havari yerleştikten sonra bugün St Paulus kilisesi altında bulunan Sinagog’da Yahudilere vaazlar vermiştir.
Hıristiyanlığın yaygınlaşması üzerine, MS 325 yılında buraya büyük kilise inşa edilmiştir. Görüldüğü gibi Yalvaç ilçesinin Hıristiyanlık alemi açısından öneminin İncil’de vurgulanıyor olması Yalvaç ilçesinin önemini ortaya koymaktadır.
Yalvaç ilçesi bu durumu iyi kullandığı takdirde Hıristiyanlık aleminin dikkatini bu yöreye çekebilecektir. Tabii ki bu iyi kullanım deyimi, tamamen tanıtımdan geçiyor.
Ben de kendi çapımda bu tanıtıma katkıda bulunuyorum, sonuçta siz de bu satırları okuduğunuzda, Yalvaç ilçesinin inanç turizmi açısından önemini anlıyorsunuz.
Isparta Yalvaç Ay Tanrısı Men Kutsal Alanı
AY TANRISI MEN KUTSAL ALANI
Antiokheia antik kendinin, yaklaşık 5 km. güneydoğusundadır. Yaklaşık 1600 metre yükseklikte kurulmuştur. Anadolu’nun mistik tanrılarından Men adına yapılmıştır.
Kökleri 3 binli yıllarda Mezopotamya’ya dayanan ve ayın gizemli gücüyle insanlara şifa dağıttığına inanılan tanrı Men’in tarihte bilinen tek kentleşmiş merkezi Yalvaç’tadır.
Evet, çevresindeki yapılarla birlikte, kutsal bir alan oluşturmaktadır.
Sinoplu coğrafyacı Strabon, Geographika kitabında da adı geçen Men Kutsal Alanı, kentin tüm çevresine hakim bir konumdadır.
Alanda: temenos içinde, alanın en etkileyici yapısı olan Men tapınağı, daha küçük ikinci bir tapınak, stadion, tören salonu, kült yemeklerin yendiği bir andron ve ev benzeri 20 kadar, niteliği tam olarak anlaşılamayan yapıdan oluşan bir kutsal alan ve daha sonraki yüzyıllarda inşa edilmiş kilise kalıntıları vardır.
Isparta Yalvaç Karakuyu Tepesi Kutsal Alanı
KARAKUYU TEPESİ KUTSAL ALANI
Burası: Antiokheia’nın baş tanrısı Patrios Theos’un kutsal ağacı: çamlarla kaplıdır. Karakuyu ismi: kutsal alan içinde yapılmış Bizans kilisesi yakınlarında, kurumuş su kaynağından gelmektedir.
MEN TAPINAĞI
Araştırmalarda, burada: bir tapınak, daha küçük başka bir tapınak, stadion, tören salonu, kült yemeklerin yenildiği bir andron ve ev, 20 kadar niteliği tam olarak anlaşılamayan yapılar bulunmuştur.
Bu kalıntıların: MÖ.4 ve MS.4.yüzyıllar arasındaki uzun tarihi süreçte yapıldığı ve dolayısı ile, kökleri olan güçlü bir külte ait olduğunu kanıtlamaktadır.
Tapınak: 11 x 6 sütunludur. Podyum tabanında: 31×17.4 metre, podyum üstünde 25×12.5 metre boyutlarındadır. Güneybatı ve kuzeybatı yönünde: 10’ar basamak, güneydoğu ve kuzeydoğu yönlerinde ise 6’şar basamaklı podyum üzerinde yükseliyor.
ADAK YAZITI
Temenos duvarları üzerinde: Tanrı Men’den: yardım, şifa, koruma dileyen, rüyalarını anlatan, teşekkürlerini sunan, kısaca tüm yaşamlarını paylaşan insanlar tarafından adanmış yazılı steller bulunuyor. Ancak: bunlar, daha sonraki dini kültler tarafından, sistemli olarak yok edilmişler.
MEN (MENSIS)
Men tanrısı: Anadolu’nun özellikle iç-batı bölgelerinde yoğun tapınım görmüştür. Yoksul, güçsüz, hasta insanların koruyucusu olmuştur. Sembolü: ay’ın gizemli gücü ile, insanlara iyilik ve şifa dağıtmıştır. Kökleri: MÖ.4000 yıllarına, Mezopotamya’ya kadar iner.
Tanrı: genellikle, omuzlarının üzerinde, iki yana açılmış gizemli semboller olan, boynuz biçiminde ayça (ayın ince hilal hali) ile betimlenmiştir.
Anadolu’nun batısında giyilen ve Frig külahı olarak bilinen, keçeden, kulakları da örten bir külah, beli kemerli, genç bir erkek olarak tasvir edilmektedir.
Tanrı Men’in kutsal hayvanları: boğa ve aslandır. Boğa-Aslan-keçe külahlı kahraman üçlüsü, birçok betimlemelerde birlikte olurlar. Men: tanrı-delikanlı olarak karşımıza çıkar.
KUTSAL ALANDA GEZİ
Kutsal Alan ziyarete açıktır. Ancak: Hıristiyanlığın yükselmesiyle, MS.4.yüzyılda burada yaşanan yıkımın izleri, bugün de görülmektedir. Tüm yapılar tamamen yıkık ve dağınık yapılarıyla, ormanlık alan içinde görülmektedirler.
Kutsal alana uzanan 5.5 km. lik yolun ıslah çalışmaları sürdürülmekte. Ancak: kazı ve temizlik çalışmaları yapılması ve en önemlisi koruma sağlanması şart. Çünkü: özellikle yaz sezonu dışında, burada görevli kalmıyor ve kaçak kazılara bolca sahne olunuyormuş.
Isparta Yalvaç Hoyran Gölü
HOYRAN GÖLÜ
Eğirdir gölünün Yalvaç sınırları içinde kalan kuzey yarısı, Hoyran gölü olarak adlandırılır. Hoyran gölünde plaj ve göl çevresinde de konaklama imkanı sunan kamp alanları vardır. Ayrıca iskelesi, cankurtaranı, deniz bisikletleri ve pek çok donanımı olan bir de plaj bulunur.
Isparta Yalvaç Hoyran Kaya MezarlarıIsparta Yalvaç Hoyran Kaya Mezarları
HOYRAN KAYA MEZARLARI
İlçe merkezinin batısında, 25 km. uzaklıktadır. Hoyran gölüne doğrudan dik inen kayalıklar üzerindedir. 3 mezar var. Soylulara özgü oldukları belirlenmiş. Ancak, bir tanesi daha özel. 30 metre yukarıda, göle ve günbatımına doğru bakıyor, yalın olarak diğer ikisinden hemen ayırt ediliyor.
İşçiliği, değişik biçimdeki geometrik desenlerden oluşan alınlığı ile, mutlaka önemli bir kişiye ait mezar olduğu kesin. Yüksekliği: 5.5 metre. İçinde, eni: 3.5 metre. Tavan yüksekliği: 3 metre. Yapı itibarı ile, Frigyalılar döneminde yapıldıkları düşünülüyor.
Bu mezar yapılarının: Antiocheia şehrinin kuruluşundan önceki bir zamanda yapılmış olduğu tahmin ediliyor. Uzaktan görebiliyorsunuz. Mezarlar, Bizans döneminde kilise olarak da kullanılmıştır.
Bu kullanım şekli, Frigya’dan gelir. Buna yönelik olarak, anıtın mezar yapısı, içte ve dışta değişikliğe uğramıştır. Özellikle doğu duvarı, bu dinsel amaçla apsis olarak sonradan oyulmuştur ve oda duvarlarına, onca bozulmaya karşın hala etkileyebilen İncil’den alınma öyküler resmedilmiştir.
Apsisteki nitelikli resim: haleli, sakalsız ve beyaz giysileriyle ve az büyüklüğüyle farklı olan önemli bir kişide odaklanır.
Bizans kiliseleri apsisindeki betimlemelerin genellikle İsa ve Meryem Ana’ya ayrıldığı bilinir ve bu olgu, önemi, çevresindeki mavi, yeşil ve kırmızı giysili azizlerin ortasındaki konumuyla vurgulanan bu özel kişinin olabileceğini düşündürür.
Zor seçilebilir olmasına karşın, tavanda da başı haleli, elinde kalkan ve mızrak taşıyan, beyaz ata binmiş bir aziz betimlenmiştir. Başının her iki yanında ki harflerde, Kapadokya’da özellikle saygı gören İkonion (Konya) Piskoposu Aziz Kornoutos’un adı okunur.
Ancak buradaki asker kişiliği onun bilinen resimlerine yabancıdır, genellikle beyaz sakallı, halesi ve piskoposluk belirteçleriyle birlikte tanınır.
Yörede benzersiz olan ve Anadolu’daki benzerleri arasında da önemli bir yeri olan bu kaya mezarları ve kaya kilisenin, duvar resimleriyle birlikte restore edilerek turizme kazandırılmasının önemini umarım yetkililer en kısa zamanda anlarlar.
Isparta Yalvaç Limenia Adası
LİMENİA ADASI
Hoyran gölü içindedir. İlçe merkezine, 25 km. uzaklıktadır. Adanın çevresi: surlarla çevrilidir. Kayalık yamaçlarında ise: kaya mezarları bulunuyor. Adanın içinde bulunan bir başka tarihi mekan ise: Meryem Ana’ya adanmış bir manastırdır.
Gazipaşa: özellikle Adana-Mersin-Anamur üzerinden gelip de, Alanya-Manavgat-Antalya istikametine ilerleyen yol üzerinde bir yer olması nedeniyle, birçok gezgin tarafından görülen bir yer. Ancak: asla zaman ayrılıp ta gezilemeyen bir yer olarak da öne çıkıyor.
Çünkü: çevresindeki turizmde öne çıkmış yörelerin gölgesinde kalmış. İlçe merkezinin deniz kıyısında olmaması, Mersin yönünden ulaşımın çok kötü olması ve Antalya yönünden ulaşımda ise, özellikle Alanya gibi turizm potansiyeli muhteşem büyük bir yörenin bulunması, insanların burayı tercih etmelerini yıllarca engellemiştir. Tam bir sessizlik cennetidir. Diğer özelliği: cam kaplı (seralar nedeniyle) bir yöre.
Ben de, birçok kez buradan geçtim ama iki kez, burada kaldım. Özellikle: deniz kıyısında, belediye tarafından işletilen ve büyük yüzme havuzları bulunan tesiste, güzel birkaç gün geçirdim.
Yakın zaman öncesinde, Bakanlar Kurulu Kararıyla, Gazipaşa yöresi “Turizm Bölgesi” olarak ilan edildi. Bunun sonucunda ise, buraya hava alanı ve yat limanı yapılmaya başladı. Bunlar tamamlandığında, yörenin turistik etkinliklerinin artacağı kesin. Sizler de, buradan geçerken, tarihi kalıntılara meraklı iseniz, mutlaka zaman ayırın, çünkü ilgi çekici tarihi kalıntılar görmek mümkün.
Antalya Gazipaşa
ULAŞIM
Gazipaşa, bağlı bulunduğu Antalya il merkezine, 180 km. uzaklıktadır. Gazipaşa-Alanya arasındaki uzaklık; 40 km. Gazipaşa-Mersin arasındaki uzaklık: 360 km. Gazipaşa-Ankara arasındaki uzaklık: 650 km. Gazipaşa-Anamur arasındaki uzaklık: 81 km. ( ama, maalesef bu yol, zor bir yol, bunu sakın unutmayın ve bu yolu tercih ederseniz, muhteşem dikkatli araç kullanmanız şart, yol 2 saat sürüyor.)
Bu arada: Gazipaşa ilçesinde, Temmuz 2009 tarihinde: hava alanı açıldı. Her ne kadar, buraya büyük uçakların inmesi mümkün olmasa da, Ankara-İstanbul gibi metropol illerden ve hatta yurt dışından, hava yolu ile buraya gelmenin mümkün olması, ilçenin turizm potansiyelini elbette olumlu yönde etkileyecektir.
Yani: 20 yıllık inşa süresi ve yapıldıktan sonra büyük uçakların inemeyecek olmasının ve hatta pisti de uzatma imkanının bulunmamasının öğrenilmesi, bu hava alanının ilginç özellikleri olarak, mutlaka gündeme gelecektir.
TARİHİ
Yapılan araştırmalarda, bölgedeki ilk yerleşimcilerin, Hititlerin bir kolu olan “Luviler” zamanında gerçekleştirildiği bilinmektedir. Çünkü: Karatepe civarındaki kalıntılar içinde, Luvilerin simgesi olan aslan figürlerine rastlanmıştır.
Günümüzdeki Gazipaşa yerleşiminin bulunduğu yerde ise, MÖ.629 yılında bir liman kenti görülür. Bu liman kenti: Kıbrıs, Mısır ve Akdeniz’in diğer yöreleriyle yapılan deniz ticaretinde, önemli bir işlev görmüştür. Bu bölge: MÖ.7’nci yüzyıl ortalarından, 4’ncü yüzyıla kadar Pers işgali altında kalır.
MÖ.333 yılından sonra ise, Pers hakimiyetine son veren, İskender, bölgede etkin olur. Daha sonra Selevkos egemenliği ve bir ara: Adıyaman merkezli Komagene krallığının hakimiyeti görülür. Çünkü: Nohutyeri bölgesi, Komagene kralı 4’ncü Antikos için adanmıştır.
MÖ.197 yılında, bu kez Romalılar görülür. 1.yüzyılda, doğu yönünde sefere çıkan Roma imparatoru Trajanus: hastalanır ve burada ölür. Anısına bir mezar yaptırılır. Hatta, Selinus kenti, bir süre “Trajanapolis” adıyla da anılır.
Bu yıllarda, korsanlar tarafından sık sık işgal edilen bölge: MÖ.65 yılında, Pompeius isimli bir Romalı komutan tarafından korsanlardan temizlenir. Buradaki Roma dönemi, 6. yüzyıla kadar devam eder. Bizans döneminde, Hıristiyanlığın etkin olduğu yıllarda, bölge, piskoposluk merkezi olur.
1221 yılında, bu kez, Anadolu’da gittikçe güçlenen Selçuklular bölgedeki egemenliği ele geçirirler. Sultan I. Alaaddin Keykubat, yöreyi ele geçirir. Bu dönemde, yörenin ismi: Selenti olur. Bu ismin verilmesindeki temel düşüncenin: Toroslar’dan çıkarak, şehir merkezinden geçen ve denize karışan 5 büyük ırmağın, zaman zaman aşırı yağışlar sonucu sel baskını yaratması olduğu düşünülmektedir.
Selçuklular sonrası dönemde: Selenti yani Gazipaşa yöresi, Konya merkezli Karamanoğulları Beyliği egemenliğine girer. 1471 yılına gelindiğinde, Osmanlı deniz güçleri, Selenti’yi ele geçirirler.
1922 yılına gelindiğinde, Selenti, Gazipaşa ismini alarak, ilçe statüsüne kavuşur. Gazipaşa isminin verilmesindeki temel sebebin: yöre halkının İstiklal Savaşındaki yararlılıklarının neden olduğu ve bu yüzden ödüllendirmek adına, buraya bu ismin verildiği bilinmektedir.
Antalya Gazipaşa
GENEL
İlçe, Akdeniz kıyısında, Gazipaşa ovasında kurulmuştur. Batıdan doğuya doğru uzanan, Toros dağlarıyla çevrilmiştir.
İlçe merkezi, deniz kıyısından 3 km. içeridedir. İlçe merkezi ve deniz kıyısı arasında, alçak tepeler mevcuttur. Yeni yerleşimler, sahile yani deniz kıyısına kadar ulaşmıştır.
Kıyı şeridinin uzunluğu: 50 km. civarındadır. Bu mesafenin, yarısı kumluk ve diğer yarısı kayalıktır. Bu nedenle, denize girmek için uygun yerler bulunmaktadır.
İklim: doğal olarak yörede Akdeniz iklimi hakim olup, buna bağlı olarak kışları serin ve yağmurlu, yazları ise sıcak ve kurak geçmektedir.
Ekonomik etkinlikler: yörede tarımsal etkinliklerin başında, kıyıda: sebze, narenciye ve muz üretimi, iç kesimlerde ise, tahıl üretimi gelmektedir. Tarımla uğraşanların, % 80’i seracılık yapmaktadırlar. Dağlık kesimlerde ise, hayvancılık yapılır.
Caretta caretta kaplumbağaları, Akdeniz yöresinde 17 merkeze yumurta bırakmaktadırlar. Bunlardan biri de, Gazipaşa sahilleridir.
NE YENİR NE İÇİLİR
Gazipaşa yöresine yolunuz düşer ve yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz: öne çıkan ve çok bilinen bir yemek türü yok. Ancak: “ülübünü piyazı” deneyebilirsiniz. Bir de, özellikle patlıcan ağırlıklı yapılan “Bişme” yemeği düşünebilirsiniz.
NE SATIN ALINIR
Uygun mevsimde burada bulunursanız veya buradan geçerseniz yol üzerinde: muz ve çilek satıldığını göreceksiniz. Muz satın alırken, özellikle uzun zaman muhafaza etmeyi düşünürseniz, elbette henüz yeşil olanlarını tercih etmenizde yarar var. Ama, bu muhteşem tatları mutlaka denemelisiniz.
KONAKLAMA
Gazipaşa Öğretmenevi Cumhuriyet Mah. Yıldız Sok. 242-5726018
Antalya Gazipaşa Belediye Dinlenme Tesisleri
Gazipaşa Belediye Dinlenme Tesisleri 242-5721630
(Ben burada bir süre kaldım. Gayet güzel bir yer. Deniz kıyısında kurulu 32 bungalov var. Bunların içinde: 3 kişi kalınabiliyor. Ayrıca: mutfak, buzdolabı ve ocak bulunuyor. Bunların hemen önünde ise: 2 yüzme havuzu bulunuyor.
Ayrıca: açık-kapalı restoranlar ve bar var. Tesis, bütün yıl boyunca hizmet veriyor. Denize girmek isteyenler için, uygun kumsal da var. Hemen karşıda ise, muhteşem ve haşmetli görüntüsüyle, Kızılin kayalıkları görülüyor.
GEZİLECEK YERLER
KORU PLAJI
İlçe merkezine bağlı Koru mahallesindedir. Burada bulunan plajda: deniz, kendi kendini filtre ederek temizleyen bir özelliğe sahiptir. Plajda: 3 doğal havuz var. Bunlarından iki tanesi, sığ olması nedeniyle, yüzmeyi yeni öğrenenler için idealdir. Denize girmek isterseniz, burayı tercih edebilirsiniz.
KIZILİN
Selinus plajının bitiminde, denize dik inen kızıl kayalar görülüyor. Burada, güneye bakan kayalar, güneşte ısınıyor ve buraya çarpan hava, ısınarak denize iniyor. Yani, kış aylarında, soğuk günlerde bile, buradan rahatlıkla denize girmek mümkün.
Kızılin kayalıklarının hemen devamında: Aşk mağarası var. Mağara: denizden 40 metre kadar içeriye giriyor ve iki bölümlü. Daha sonra daralarak, 300 metre daha içeriye girdiği söyleniyor. Buranın özellikleri: yalnızca denizden girilebiliyor alması ve mağaranın dip tarafında, tatlı su bulunması.
Bu tatlı suyun, ilginç özellikleri bulunduğu söyleniyor. Yanınızda, şişe bulundurmanız ve içtiğiniz dışında, yedek almanız öneriliyor. Sanırım, bir zamanlar, burası korsanlar tarafından sığınma amacıyla kullanılmış.
Antalya Gazipaşa Selinus antik kenti
Antalya Gazipaşa Selinus antik kenti
SELİNUS ANTİK ŞEHRİ
İlçe içindedir. Hacı Musa çayı ve yat limanının güney batısında, denize uzanan bir tepenin üzerinde ve yamacında kurulmuştur. Girişin ücretsiz olduğu tepeye, yaklaşık 1 saatlik bir yürüyüş ile çıkabilirsiniz.
Akropol: tam tepede görülüyor. Zirve, Akdeniz’e hakim muhteşem bir manzaraya sahiptir. Akropolde: günümüze kadar gelen ve görebileceğiniz: kilise ve sarnıç kalıntısı var. Sarnıç kalıntısı: tam zirvede görülüyor.
Tepe üzerinde: ayrıca, Orta çağ döneminden kaldığı düşünülen bir kale kalıntısı var. Bu kalenin sur kalıntıları içinde: biraz önce söylediğim gibi, apsisli bir kilise kalıntısı var. Kilise: Aziz Thekla’ya adanmış.
Bunların dışında: bölgede, hamamlar, agoralar, Selçuklu döneminde yapılmış bir köşk, su kemeri ve nekropol alanı kalıntıları görebilirsiniz. Deniz kıyısındaki agora yıkılmış olsa da, burada granit sütunlar görülebilmektedir.
Selçuklu döneminde yapılmış köşk ise: 13’ncü yüzyıldan kalmadır ve kırmızı zikzak motifli süsleriyle dikkat çekmektedir. Su kemerleri: selinus çayı çevresindedir.
Şehrin tiyatrosu yani odeon yıkılmıştır. Ama, nasıl yıkıldığını söylesem sanırım sinirleneceksiniz. Şöyle ki, bir zamanlar sağlam olan tiyatro yapısı, yakın geçmişte, muz ekim alanı açılması için dinamit patlatılarak yıkılmış.
Günümüzde, burada Akdeniz Üniversitesi tarafından kurtarma kazıları yapılıyor ve tiyatronun kayaya oyulmuş bir kısım oturma sıraları ortaya çıkarılmıştır.
Ama, biraz önce sözünü ettiğim tarım ekimi, burada hala sürdürülmektedir. Sanırım bir süre sonra kamulaştırılır veya nasılsa bizde taş çok mantığı, devam. İki hamamdan biri ise, kayalık yamacın denize indiği bölümdedir.
Nekropol alanında: Roma imparatoru Trajan’ın anıtsal mezarı var ki, mutlaka görmelisiniz.
Roma imparatoru Trajanus, Doğu Akdeniz’de Part seferinden dönerken, hastalanmış ve burada, 9 Ağustos 117 tarihinde ölmüştür. Kendisinden sonra imparator olan Hadrianus, buraya gelmiş ve ölen imparatorun küllerini, Roma’ya göndermiştir.
Bu nedenle, kent bir süre “Trajanapolis” ismiyle anılmıştır. Nekropol alanındaki mezarların hepsi, birer anıtsal yapı gibi, Klikya bölgesindeki ölü gömme geleneklerinin en güzel örneklerini yansıtmaktadırlar.
Antalya Gazipaşa Antıocheıa Ad Gragum-Nohut Yeri
ANTIOCHEIA AD GRAGUM-NOHUT YERİ
İlçe merkezine, 19 km. uzaklıkta, Güney köyündedir. İlçe merkezinden, Anamur istikametine giderken: sağda görülen tabeladan Güney köyü istikametine ayrılan yoldan ilerliyorsunuz ve bir yükseltiyi çıktıktan sonra, geniş bir alana yayılmış antik kent kalıntılarını görmeye başlıyorsunuz.
Antıocheıa ismi: Adıyaman merkezli Kommagene krallığının kralı 4’ncü Antıoche’den gelmektedir. Bu nedenle: bu yerleşim yerinin, Kommagene krallığı zamanında kurulduğu anlaşılmaktadır. Daha sonraları ise, Roma ve Bizans dönemlerinde de, burada yerleşim olmuştur.
Yöre halkı tarafından, Nohutyeri olarak da bilinir. Buradaki yerleşim yeri yani şehir: denize dik olarak inen bir dağlık arazi üzerindedir. Bu yüzden, deniz seviyesinden 300 metre yüksekte kurulmuştur.
Günümüzde burada görebilecekleriniz: nekrapol alanı, kilise, hamam, sütunlu cadde, agora, anıtsal bir kapı ve kale surlarıdır. Antik kentin hemen kıyısında, deniz kenarındaki tepelikte: Güney kalesi var. Kalenin doğusunda kral koyu uzanıyor. Batısında ise, deniz kıyısında bir koy var. Balıkçı tekneleri bu koya, ilginç bir coğrafi özellik gösteren bir kapıdan geçerek girebiliyorlar.
Zaten bu nedenle, buraya: Delikli Deniz ismi verilmiş. Koy: geniş bir havuz görünümünde. Koy bölgesinde: çevre tamamen muz bahçeleriyle kaplı. Bu bahçelerin arasından yürüyerek bu koya inmek mümkün. Küçük bir patika yol var. Ayrıca, bir de tatlı su çeşmesi yapılmış.
Günübirlik tekne turlarına katılanlar ve burayı bilenler, sessiz ve sakin bir ortamda denize girmek için burayı yoğun olarak tercih ediyorlar. Siz de mutlaka buraya gitmelisiniz. Her ne kadar yürüyüş yolu biraz zahmetli olsa da mutlaka gitmelisiniz. Buranın hemen yamacında: Nohut yeri olarak isimlendirilen yerde: muz ve badem yetiştiriliyor.
Ancak, yamaçlarda bulunan bu muz bahçelerine, gerek gübre taşınması ve gerekse olgunlaşan muzların toplanması için: özel motorlu teleferik düzenleri kurulmuş. Ayrıca: yörede bol miktarda, Frenk inciri olarak bilinen, üzeri dikenli bir tür tropikal meyve de bulunuyor. Bunun da tadına bakmayı sakın ihmal etmeyin.
Antalya Gazipaşa Lamus-danda antik kenti
LAMUS-ADANDA ANTİK KENTİ
İlçe merkezine 15 km. uzaklıkta, kuzeydoğuda, Adanda köyünün 2 km. kuzeyindedir. Giriş ücretsizdir.
Antik kent: yüksek ve sarp bir dağın tam zirvesinde kurulmuştur. Çevresi surlarla çevrilidir ve giriş kapısı: güneydeki büyük bir kulenin bulunduğu yerdendir. Yani, kent kapısı, büyük bir kule ile koruma altına alınmıştır. Surların içi kısmında, başka bir sur kalıntısı daha görülüyor. Bu da, iç kalenin varlığının işareti.
Roma döneminde: buranın, bölgedeki yerleşimlerin başkenti konumunda olduğu ve isminin “Lamotis” olduğu tahmin ediliyor.
Burada: iki tepe arasındaki düzlük alanda görebilecekleriniz: kayalara oyulmuş çeşme, iki tapınak ve agora bölümü. Bu tapınaklardan biri: Roma imparatoru Vespasianus ve diğeri Titus adına yaptırılmıştır.
Akropol bölümünde: blok taşların oyulması ile yapılmış, yekpare yani tek parça lahitler de görülebiliyor ki, bunlar da muhteşem güzel. Bu özellikleriyle: dağlık Kilikya bölgesi kültür ve sanatının üst düzeyi yansıtılmaktadır.
Antalya Gazipaşa Nephelis-Muzkent antik kenti
Antalya Gazipaşa Nephelis-Muzkent antik kenti
NEPHELİS-MUZKENT ANTİK KENTİ
Gazipaşa-Mersin kara yolunun 15. km. de, güneye dönen yoldan sapıldığında, Muzkent köyünün içinden geçilerek, 5 km. sonra buraya ulaşılmaktadır. Hemen denizin dibindedir. Dik bir yamaçtan denize doğru indiğinizde, adı Zeytincik (Elaiossa) olan küçük bir ada var.
Kent: Arkhelais tarafından: MÖ.20 ile MS.18 yılları arasında kurulmuştur. Tipik bir dağlık Klikya şehridir. Ancak, dağlık Klikya bölgesinin en doğudaki şehri olarak önem kazanmaktadır.
Diğer öne çıkan özelliği: bu kentte, para basılmış olmasıdır. Kentin bastığı sikkeler: Kommagene kralı 4’ncü Antiokhos ve karısı İotepe dönemine rastlamaktadır. Ancak, bu sikke basma konusu: Roma döneminde de sürdürülmüştür. Ancak ,Roma döneminde, bölgenin resmi adının “İuliosebaste” olduğu biliniyor.
Bu antik kent: 3 bölüme ayrılmaktadır
Bunlardan birinci bölüm: düzlükte bulunan ve “Ala kilise” olarak isimlendirilen yapı kalıntısı. Bu yapı: dikdörtgen planlı ve çok mekanlı olarak görülmektedir.
İkinci bölüm: Akropol ve yamaçları. Burası: küçük bir tepenin üzerinde ve yamaçlarındadır. Sur duvarları nispeten sağlam olarak günümüze ulaşmıştır. Ayrıca: tapınak olduğu düşünülen bir yapı kalıntısı görülmektedir. Bu tapınak kalıntısı: alınlık seviyesine kadar korunmuş olarak günümüze ulaşmıştır.
Üçüncü bölüm: Kuzey kısım. Burada: tamamen tahrip olmuş bir yapı kalıntısı bulunmaktadır. Ayrıca, şehrin geniş akropolu ve kireçtaşı yatakları burada görülmektedir.
Antalya Gazipaşa Hasdere köyü
Antalya Gazipaşa Hasdere köyü
HASDERE KÖYÜ
İlçe merkezine 6 km. uzaklıktadır.
Burası: Gazipaşa ilçesinin ilk yerleşim yeridir. Köyün ilk ismi: Naycar. Burada: icar toplandığı için, bu isim kullanılmıştır. Hasdere ismi ise, köyün içinden geçen çaydan gelmektedir.
Köyün tarihi geçmişinin, 1300 yıllarına kadar indiği bilinmektedir. O dönemlerde, köydeki yerleşim yerinde, derebeylerinin bulunduğu biliniyor. Silifke-Antalya arasındaki en önemli yerleşim yeridir. Osmanlı döneminde de bir merkez olarak kullanılmıştır.
Günümüzde, buradaki köyde: kime ait olduğu bilinmeyen bir türbe vardır. Türbe: kare planlı ve üstü kubbe ile örtülüdür. Herhangi bir süslemesi bulunmamaktadır. Ayrıca, köyde eski dönemlere ait sivil mimari örnekleri görülebilmektedir. Bunlar: çeşme, medrese ve bir kısım ev.
Ancak, bu tarihi evlerin birçoğu, günümüze kadar, sağlam olarak gelmiştir. Bu yönü ile, köy görülmeye değerdir. Köy hakkında anlatılan bir gelenek var. Şöyle ki: eskiden, köyde suç işleyenlerin cezası, Köy Konağında, köyün ileri gelenleri tarafından verilirmiş.
Ancak bu ceza biçimi: suçluya tokat atma, suçluyu aşağılama şeklinde olurmuş ve daha sonra suçlu, jandarmaya teslim edilirmiş. Bu uygulamanın, 1960’lı yıllara kadar, köyde devam ettirildiği söyleniyor. Yani, bir anlamda “Köy Konağının Adaleti”.
Antalya Gazipaşa Halil Limanı
HALİL LİMANI
Alanya-Gazipaşa ilçelerinin sınırındadır. Bu iki ilçe sınırlarını, bu liman belirliyor.
Liman bölgesi: günümüzde denize girilebilen güzel bir yer. Denize uzanan küçük bir burun ve bunun iki yanında, iki güzel plaj var.
Plajın hemen üzerinde yükselen burundaki yapı kalıntısının ise, ilk bakışta bir kaleyi andırsa da, aslında bir kilise kalıntısıdır. 31 metre uzunluğunda ve apsis kısmı sağlam olarak günümüze ulaşmış bir bazilika kalıntısı görülüyor.
Apsisin iç kısmında mozaikte yazılmış yazı izleri var. Bazilikanın dışında ise, mezarlar ve kuzeyde ise deniz kenarında evlerin kalıntıları görülüyor. Aslında, bölgedeki “İotape” kentinin asıl kalıntıları, yolun kara tarafında görülüyor.
BIÇKICI MANASTIRI
İlçenin hemen girişinde, levhaları takip ederek ulaşabilirsiniz. Yaklaşık 2 km. uzaklıkta. Gazipaşa’nın dış mahallelerinden geçtikten sonra, Orman Kampı görülüyor. Orman kampı girişinde aracınızı bırakıp, yürümeniz gerekiyor.
Çam ağaçları ile çevrili orman içindeki patikadan, yaklaşık 400 metre kadar yürüdükten sonra, Manastırın kalıntılarının yayılı bulunduğu alana ulaşılıyor.
Aslında, burada yalnızca manastır kalıntısı yok. Başkaca kalıntılar da var. Bunların yani yapıların çoğu, yerel moloz taşlarla yapılmıştır. Tüm yapıların merkezinde; bir bazilika var. Ama, bu bazilika yapısının da, yalnızca kuzey duvarı günümüze sağlam olarak ulaşmıştır.
Manastırın batı yönünde: sahil düzlüğünde, 2 katlı moloz taştan yapılmış bir duvar örgülü yapı var. Bu yapı: kare planlıdır. İki katlıdır. Yapı, bir Ortaçağ kulesi görünümüz sunuyor.