Antalya Gazipaşa

Antalya Gazipaşa

Gazipaşa: özellikle Adana-Mersin-Anamur üzerinden gelip de, Alanya-Manavgat-Antalya istikametine ilerleyen yol üzerinde bir yer olması nedeniyle, birçok gezgin tarafından görülen bir yer. Ancak: asla zaman ayrılıp ta gezilemeyen bir yer olarak da öne çıkıyor.

Çünkü: çevresindeki turizmde öne çıkmış yörelerin gölgesinde kalmış. İlçe merkezinin deniz  kıyısında olmaması, Mersin yönünden ulaşımın çok kötü olması ve Antalya yönünden ulaşımda ise, özellikle Alanya gibi turizm potansiyeli muhteşem büyük bir yörenin bulunması, insanların burayı tercih etmelerini yıllarca engellemiştir. Tam bir sessizlik cennetidir. Diğer özelliği: cam kaplı (seralar nedeniyle) bir yöre.

Ben de, birçok kez buradan geçtim ama iki kez, burada kaldım. Özellikle: deniz kıyısında, belediye tarafından işletilen ve büyük yüzme havuzları bulunan tesiste, güzel birkaç gün geçirdim.

Yakın zaman öncesinde, Bakanlar Kurulu Kararıyla, Gazipaşa yöresi “Turizm Bölgesi” olarak ilan edildi. Bunun sonucunda ise, buraya hava alanı ve yat limanı yapılmaya başladı. Bunlar tamamlandığında, yörenin turistik etkinliklerinin artacağı kesin. Sizler de, buradan geçerken, tarihi kalıntılara meraklı iseniz, mutlaka zaman ayırın, çünkü ilgi çekici tarihi kalıntılar görmek mümkün.

Antalya Gazipaşa

ULAŞIM

Gazipaşa, bağlı bulunduğu Antalya il merkezine, 180 km. uzaklıktadır. Gazipaşa-Alanya arasındaki uzaklık; 40 km. Gazipaşa-Mersin arasındaki uzaklık: 360 km. Gazipaşa-Ankara arasındaki uzaklık: 650 km. Gazipaşa-Anamur arasındaki uzaklık: 81 km. ( ama, maalesef bu yol, zor bir yol, bunu sakın unutmayın ve bu yolu tercih ederseniz, muhteşem dikkatli araç kullanmanız şart, yol 2 saat sürüyor.)

Bu arada: Gazipaşa ilçesinde, Temmuz 2009 tarihinde: hava alanı açıldı. Her ne kadar, buraya büyük uçakların inmesi mümkün olmasa da, Ankara-İstanbul gibi metropol illerden ve hatta yurt dışından, hava yolu ile buraya gelmenin mümkün olması, ilçenin turizm potansiyelini elbette olumlu yönde etkileyecektir.

Yani: 20 yıllık inşa süresi ve yapıldıktan sonra büyük uçakların inemeyecek olmasının ve hatta  pisti de uzatma imkanının bulunmamasının öğrenilmesi, bu hava alanının ilginç özellikleri olarak, mutlaka gündeme gelecektir.

TARİHİ

Yapılan araştırmalarda, bölgedeki ilk yerleşimcilerin, Hititlerin bir kolu olan “Luviler” zamanında gerçekleştirildiği bilinmektedir. Çünkü: Karatepe civarındaki kalıntılar içinde, Luvilerin simgesi olan aslan figürlerine rastlanmıştır.

Günümüzdeki Gazipaşa yerleşiminin bulunduğu yerde ise, MÖ.629 yılında bir liman kenti görülür. Bu liman kenti: Kıbrıs, Mısır ve Akdeniz’in diğer yöreleriyle yapılan deniz ticaretinde, önemli bir işlev görmüştür. Bu bölge: MÖ.7’nci yüzyıl ortalarından, 4’ncü yüzyıla kadar Pers işgali altında kalır.

MÖ.333 yılından sonra ise, Pers hakimiyetine son veren, İskender, bölgede etkin olur. Daha sonra Selevkos egemenliği ve bir ara: Adıyaman merkezli Komagene krallığının hakimiyeti görülür. Çünkü: Nohutyeri bölgesi, Komagene kralı 4’ncü Antikos için adanmıştır.

MÖ.197 yılında, bu kez Romalılar görülür. 1.yüzyılda, doğu yönünde sefere çıkan Roma imparatoru Trajanus: hastalanır ve burada ölür. Anısına bir mezar yaptırılır. Hatta, Selinus kenti, bir süre “Trajanapolis” adıyla da anılır.

Bu yıllarda, korsanlar tarafından sık sık işgal edilen bölge: MÖ.65 yılında, Pompeius isimli bir Romalı komutan tarafından korsanlardan temizlenir. Buradaki Roma dönemi, 6. yüzyıla kadar devam eder. Bizans döneminde, Hıristiyanlığın etkin olduğu yıllarda, bölge, piskoposluk merkezi olur.

1221 yılında, bu kez, Anadolu’da gittikçe güçlenen Selçuklular bölgedeki egemenliği ele geçirirler. Sultan I. Alaaddin Keykubat, yöreyi ele geçirir. Bu  dönemde, yörenin ismi: Selenti olur. Bu ismin verilmesindeki temel düşüncenin: Toroslar’dan çıkarak, şehir merkezinden geçen ve denize karışan 5 büyük ırmağın, zaman zaman aşırı yağışlar sonucu sel baskını yaratması olduğu  düşünülmektedir.

Selçuklular  sonrası dönemde: Selenti yani Gazipaşa yöresi, Konya merkezli Karamanoğulları Beyliği egemenliğine girer. 1471 yılına gelindiğinde, Osmanlı deniz güçleri, Selenti’yi ele geçirirler.

1922 yılına gelindiğinde, Selenti, Gazipaşa ismini alarak, ilçe statüsüne kavuşur. Gazipaşa isminin verilmesindeki temel sebebin: yöre halkının İstiklal Savaşındaki yararlılıklarının neden olduğu ve bu yüzden ödüllendirmek adına, buraya bu ismin verildiği bilinmektedir.

Antalya Gazipaşa

GENEL

İlçe, Akdeniz kıyısında, Gazipaşa ovasında kurulmuştur. Batıdan doğuya doğru uzanan, Toros dağlarıyla çevrilmiştir.

İlçe merkezi, deniz kıyısından 3 km. içeridedir. İlçe merkezi ve deniz kıyısı arasında, alçak tepeler mevcuttur. Yeni yerleşimler, sahile yani deniz kıyısına kadar ulaşmıştır.

Kıyı şeridinin uzunluğu: 50 km. civarındadır. Bu mesafenin, yarısı kumluk ve diğer yarısı kayalıktır. Bu nedenle, denize girmek için uygun yerler bulunmaktadır.

İklim: doğal olarak yörede Akdeniz iklimi hakim olup, buna bağlı olarak kışları serin ve yağmurlu, yazları ise sıcak ve kurak geçmektedir.

Ekonomik etkinlikler: yörede tarımsal etkinliklerin başında, kıyıda: sebze, narenciye ve muz üretimi, iç kesimlerde ise, tahıl üretimi gelmektedir. Tarımla uğraşanların, % 80’i seracılık yapmaktadırlar. Dağlık kesimlerde ise, hayvancılık yapılır.

Caretta caretta kaplumbağaları, Akdeniz yöresinde 17 merkeze yumurta bırakmaktadırlar. Bunlardan biri de, Gazipaşa sahilleridir.

NE YENİR NE İÇİLİR

Gazipaşa yöresine yolunuz düşer ve yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz: öne çıkan ve çok bilinen bir yemek  türü yok. Ancak: “ülübünü piyazı” deneyebilirsiniz. Bir  de, özellikle patlıcan ağırlıklı yapılan “Bişme” yemeği düşünebilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Uygun mevsimde burada bulunursanız veya buradan geçerseniz yol üzerinde: muz ve çilek satıldığını göreceksiniz. Muz satın alırken, özellikle uzun zaman muhafaza etmeyi düşünürseniz, elbette henüz yeşil olanlarını tercih etmenizde yarar var. Ama, bu muhteşem tatları mutlaka denemelisiniz.

KONAKLAMA

Gazipaşa Öğretmenevi                    Cumhuriyet Mah. Yıldız Sok.            242-5726018

Antalya Gazipaşa Belediye Dinlenme Tesisleri

Gazipaşa Belediye Dinlenme Tesisleri                                                         242-5721630

(Ben burada bir  süre kaldım. Gayet güzel bir yer. Deniz kıyısında kurulu 32 bungalov var. Bunların içinde: 3 kişi kalınabiliyor. Ayrıca: mutfak, buzdolabı ve ocak bulunuyor. Bunların hemen önünde ise: 2 yüzme havuzu bulunuyor.

Ayrıca: açık-kapalı restoranlar ve bar var. Tesis, bütün yıl boyunca hizmet veriyor. Denize girmek isteyenler için, uygun kumsal da var. Hemen karşıda ise, muhteşem ve haşmetli görüntüsüyle, Kızılin kayalıkları görülüyor.

 

GEZİLECEK YERLER

Gazipaşa Koru Plajı

KORU PLAJI

İlçe merkezine bağlı Koru mahallesindedir. Bölgenin en ünlü sahillerindendir. Tüm plajların kumluk olduğu bölgede, yaklaşık 2 km uzunluğundaki plaj yaklaşık 150 metrelik bir genişliğe sahiptir.

Koru plajındaki deniz, kendi kendini filtre eden tek deniz olma özelliğiyle öne çıkar. Toplamda 3 doğal havuza sahip olan plajda, iki doğal havuz özellikle yeni yüzme öğrenenler için çok ideal bir fırsat sunar. Yörede “yalı taşı” denilen ilginç kayalar, akarsuların getirdiği doğal çimento maddesiyle taşın birleşip donmasından oluşuyor. Tabakalar halinde sert kayalar biçimindeki bu taşlar, yakın zamana kadar değirmentaşı yapımında kullanılıyordu. Doğal arıtma tesisi işlevi de gören çukurlarda deniz suyu birikiyor, dalga olmadığı zamanlarda denizle bağı geçici olarak kopan küçük havuzcukların suyu iyice ısınıyor ve çocuklar için eğlenceli oyun havuzuna dönüşüyor.

Koydaki havuzlar çok sığ görünse de yüzdükçe derinliği hızlı bir şekilde artar. Özellikle sabah saatlerinde berraklığıyla göz doldurur, kendinizi bir akvaryumda gibi hissedersiniz.

Evet, Koru plajına girişler ücretsizdir. Çevresinde hizmet veren restoran ve kafelerde yiyecek içecek ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz. Şezlong, şemsiye, duş ve tuvalet mevcuttur.

 

Gazipaşa Kızılin mevkii ve Kızılin Plajı

 

KIZILİN MEVKİİ VE KIZILİN PLAJI

Kızılin Plajı, Selinus sahil şeridinin sonunda, yaklaşık 2 kilometrelik doğu uzantısında yer alır. Gazipaşa’nın en ünlü plajlarından olan Kızılin Plajı, şehir merkezine sadece 3 km uzaklıktadır. İlçenin kuzey sahilinde bulunan plaja Uğur Mumcu caddesinden sahil yoluna inerek, buradan kuzey istikametinde yaklaşık 2 km devam ederek gidilebilir.

Kızılin, ismini burada yer alan mağaradan ve çevresindeki koyu kırmızı renkli kayalıklardan alıyor. Kayalık burnun üstünde tarihi kalıntılar yer alırken, mağara ise özel bir tesisin bahçesi içinde bulunuyor.

Selinus Plajının kuzey-batı bitiminde dik bir kayalığın altında kocaman ağızlı bir mağara var. Bu mağara “Aşk mağarası” olarak da biliniyor.  Mağara denizden 40 m kadar içeriye giriyor ve iki bölümlüdür. Daha sonra daralarak 300 m daha içeriye girdiği söyleniyor. Mağaraya sadece denizden girilebiliyor. Mağaranın dip tarafında tatlı su varmış. Bu tatlı suyun ilginç özellikleri bulunduğu söyleniyor. Yanınızda şişe bulundurmanız önerilir. Bu mağara bir zamanlar korsanlar tarafından sığınma amacıyla kullanılmış olmalıdır.

Evet, fazla derinliği olmayan bu büyük mağara oluşumuna yöre halkı arasında “Isınma Kayası” da deniliyor. Mağaranın bulunduğu kızıl renkli dik kaya gündoğumundan batışına kadar sürekli güneş alıyor.

Kızılin Plajı denizi, Kaputaş Plajını andırır, denizi çok temiz olup serin sulara sahiptir. Plaj ortalama 500 m uzunluğa sahiptir. Denize girilen alan küçük çakıl taşlarla kaplıdır, ilerisi ise incecik kumlardan oluşur. Genel olarak dalgalı bir denizi vardır.

Plajın sonunda bulunan Kızılin Beach Restoranda, soyunma kabini, şezlong, şemsiye, araç parkı, tuvalet ve manzara seyir alanı imkanları vardır.

 

 

Antalya Gazipaşa Selinus antik kenti
Antalya Gazipaşa Selinus antik kenti

SELİNUS  

Gazipaşa ilçesi sınırları içerisinde, yat limanının ve Hacı Musa çayının güneybatısındaki denize dirsek gibi uzanan bir tepenin üzerinde ve yamacındadır. İlçe merkezine 3 km uzaklıktadır.

 

Tarihi:

Selinus antik kentinin tarih sahnesinde yer almasının, MÖ 628’E kadar uzandığı bilinmektedir.

Antik dönemde Dağlık Klikya’nın önemli ticaret limanlarından biri olan kent, tarih sahnesine Prindu Krallığının batı sınırı olarak geçmiş, eski yazıtlarda “Sallune” olarak adlandırılmıştır.

MÖ 197’de, Yunan yönetiminden Antiokhos aracılığıyla Roma hakimiyetine geçen kente, MS 1 yüzyılda Roma İmparatoru Traianus hastalanarak Selinus limanına gelmiş ve burada hayatını kaybetmiştir.

Kendisi MS 53 yılında İspanya’nın güneyinde İtalica kentinde doğmuştur. MS 98-117 yılları arasında Roma İmparatoru olarak hüküm sürdü ve “Beş iyi İmparator” un ikincisi olarak tarihe geçmiştir.

MS 117 yılı başlarında Traianus hastalandı ve İtalya’ya dönmek üzere yola çıktı. Sağlığı 117 ilkbaharı ve yazı boyunca giderek bozuldu.

Evet, Traianus ciddi şekilde hastalanınca Roma’ya dönmek üzere gemiye binmiş, Hadrianus ise Suriye’de Doğu Roma ordusunun fiili komutanı olarak kalmıştır. Traianus ancak Kilikya’daki kıyı kenti Selinus’a kadar ulaşabilmiş, orada bir tüccarın evine konuk olmuş ve 8 Ağustos 117 tarihinde orada hayatını kaybetmiştir. Antik kaynaklar ölüm nedeninin inme (felç) olduğunu aktarmaktadır. Uzun ve yorucu Doğu seferinin ileri yaşın ve muhtemelen kronik sağlık sorunlarının bu sona zemin hazırladığı düşünülmektedir.

Yerine tahta geçecek olan Hadrianus cenazeyi Roma’ya götürmüş ve anısına burada bir mezar yaptırmıştır.

Tarihi geleneğe göre, Traianus’un külleri, Traianus Sütununun tabanındaki küçük odaya defnedilmiştir. (Bedeni Selinus’ta yakılmış, külleri Roma’ya gönderilmiştir.)

Bu olayın ardından kent sikkelerinde şehrin ismi “Traiano Selino” olarak değiştirilmiştir.

MÖ 6 yüzyıldan sonra Helenistik, Roma İmparatorluk, Bizans ve Selçuklu dönemlerinde yoğun biçimde iskan edilmiştir.

Hıristiyanlık döneminde Selinus, Seleukeia-Silifke Başpiskoposluğına bağlı bir Piskoposluk merkezi olarak bilinmektedir.

Piskoposluk statüsü, kentin Bizans döneminde de güçlü bir idari ve dini konuma sahip olduğunu kanıtlamaktadır.

Gazipaşa Selinus

Günümüze kalan Kalıntılar:

Selinus antik kentine, yaklaşık yarım saatlik bir tırmanıştan sonra ulaşılır. Giriş ücretsizdir. Kalıntılar çevrili değildir ve bekçi yoktur.

Bugün görülecek yapılar arasında: Akropol, Agora, büyük ve küçük hamamlar, anıtsal mezarların yer aldığı Nekropol, Odeon, Su kemerleri, Kilise ve Şekerhane Köşkü vardır.

Akropolden Gazipaşa Gold Marina ve Akdeniz’in muhteşem manzarası görülebilir.

Nekropoldeki anıtsal mezar, özellikle önem taşımakta olup, Alanya Lisesindeki lahitlerin büyük çoğunluğunun Selinus Nekropolünden getirildiği bilinmektedir. Bu durum kentte bir atölyenin varlığına işaret eder.

 

NEKROPOL:

Nekropol, Şekerhane köşkünün doğusunda yer almaktadır. Kent içindeki diğer yapılarla birlikte sahil şeridine yakın, düzlük alanda konumlanmıştır.

Heroon ya da hereon tipi mezarlar, antik dönemde kahraman ya da yarı tanrı statüsündeki sayılan kişiler için inşa edilmiş anıtsal yapılardır. Bu mezar tipinin Selinus nekropolünde bulunması, kentin önemli ve soylu bireyler yetiştirdiğini ya da burada bu statüde birinin yaşadığının göstergesidir. Söz konusu yapı, büyük ihtimalle Roma döneminin önde gelen bir yöneticisine ya da kentin kurucusu sayılan bir kişiye adanmış olabilir.

Gelelim günümüze:

Nekropol alanı büyük ölçüde toprak altında kalmış ya da tahrip olmuş olsa da anıtsal mezar kalıntıları ve ostotek atölyesine ait izler hala bu alanda görülebilmektedir.

 

Ostotek Atölyesi:

Alanya Müzesindeki ostoteklerin çoğunluğu Selinus Nekropolünden getirilmiş olup, burada bir ostotek atölyesinin varlığını sürdürdüğü düşünülmektedir.

Ostotek: Yunanca “kemik kutusu” demektir. İnsan kemiklerinin yakma ya da gömme işleminin ardından saklandığı küçük mermer ya da taş kutulardır. Roma ve Bizans dönemlerinde Anadolu’da yaygın olarak kullanılmıştır.

Selinus’ta bir ostotek atölyesinin var olması son derce önemlidir. Çünkü bu durum kentin sadece kendi ihtiyacını karşılamakla kalmadığını, aynı zamanda çevre kentlere de ostotek ihraç ettiğini göstermektedir. Bu da Selinus’un bölgenin zanaatkarlık ve ticaret merkezi olduğuna işaret eden somut bir kanıttır.

 

AKROPOL:

Taş yolun sonunda yer alan tepede, Ortaçağ kalesine çıkılan merdivenler bulunmaktadır. Akropole ulaşmak için yaklaşık 15-20 dakikalık bir merdiven tırmanışı gerekir ve tepe yaklaşık 725 m yüksekliktedir.

Kentin Akropolü tepeye kurulmuştur. Bu tepe üzerinde aynı zamanda Ortaçağ Kalesi de vardır.

Akropol alanı yarımadanın tepesindedir ve bu tepeden Akdeniz’e hakim muhteşem bir manzara seyredilebilir.

 

Akropoldeki yapılar:

Akropol içinde günümüze kadar ulaşabilen en önemli yapılar kilise ve sarnıçtır. Yamaçtaki surların içinde bir kilise kalıntısı bulunmaktadır. Zirvedeki sarnıç ise Akdeniz’e hakim bir konumdadır. Tepe üzerindeki Ortaçağ Kalesinin sur duvarları ve kuleleri oldukça iyi korunmuş durumdadır.

 

Ortaçağ Kalesi:

Kentin tarihi yolculuğu içinde önemli bir yere sahip olan kalenin o dönemde ada konumunda bulunduğu bilinmektedir. Buradan başta Mısır ve Kıbrıs olmak üzere dönemin ticaret merkezleriyle deniz ticareti yapılmaktaydı.

Kale gece ve gündüz görülmeye değer tarihi bir mekandır. Kale içinden izlenen gün batımı, ziyaretçilere harika bir panoramik manzara sunar.

 

AGORA:

Bugün Agora alanı büyük ölçüde yıkılmış olsa da granit sütunlar günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. Bu sütunlar, agoranın çevresini çevreleyen portik (sütunlu revak) düzeninin bugün ayakta kalan en çarpıcı izleridir. Bugün: Agora kalıntıları büyük ölçüde toprak altında kalmış ya da tahrip olmuştur. Bununla birlikte dikili granit sütunlar ve döşeme izleri kısmen görülebilmektedir.

1997’den bu yana sürdürülen kazı çalışmalarında her yıl yeni bulgular ortaya çıkmaktadır.

 

BÜYÜK VE KÜÇÜK HAMAMLAR:

Antik kente girişte yolun düz kesiminde, Büyük ve Küçük Hamam görülür. Yani her iki hamam da Akropol eteklerinde, kentin sahil kesimine yakın düzlükte yer almaktadır. Selinus’un su kemeri, hamamlara düzenli su sağlamak amacıyla yaklaşık 1.5 km uzaktaki kaynaktan nehrin üzerinden su taşımaktaydı. Bu altyapı sistemi sayesinde hem büyük hem de küçük hamam kesintisiz su temin edebiliyordu.

 

Büyük Hamam:

Büyük Hamam, kentin önde gelen kamu yapılarından biri olarak Selinus’un önemli bir liman ve ticaret merkezi olduğu Roma İmparatorluğu döneminde inşa edilmiştir. Boyutu ve kapasitesiyle kentteki tüm halk ile liman çalışanlarına ve tüccarlara hizmet verdiği düşünülmektedir.

 

Küçük Hamam:

Büyük Hamama yakın konumda yer alan Küçük Hamam, daha sınırlı bir kapasiteye sahiptir.

 

Günümüzdeki durum:

Her iki hamam da, büyük ölçüde tahrip olmuş olmakla birlikte, duvar kalıntıları ve temel izleri hala görülebilmektedir.

 

APSİSLİ KİLİSE:

Akropol içerisinde kilise ve sarnıç günümüze kadar ulaşmıştır. Kilise, Akropol yamaçlarında, sur duvarlarının içinde yer almaktadır. Yamaçtaki surların içinde bir kilise kalıntısı bulunmaktadır.

Apsis, kiliselerin doğu ucunda bulunan yarım daire ya da at nalı biçiminde kapalı bölümdür.

Apsisi içinde sunak ve din adamlarının yeri bulunur. Selinus kilisesi, bu mimari geleneğe uygun bazilikal planda inşa edilmiştir.

Günümüzde yapının büyük bölümü yıkılmış olmakla birlikte, apsise ait duvar izleri ve temel kalıntıları hala yerinde izlenebilmektedir. Kilise kalıntısının varlığı, birçok önemli sonucu beraberinde getirmektedir. Kentin Roma’dan Bizans’a kesintisiz iskan gördüğünü, Hıristiyanlığın bölgede erken dönemde kök saldığını ve Selinus’un sadece ticari değil aynı zamanda güçlü bir dini merkez olduğunu ortaya koymaktadır.

Nitekim Trajanopolis adını bırakan kentin piskoposları sonraki dönemde de Selinus Piskoposları olarak anılmaya devam etmiştir.

 

Gazipaşa Su Kemerleri

SU KEMERİ:

MS 2 yüzyılda Roma döneminde Selinus antik kendinin su ihtiyacını karşılamak amacıyla inşa edilmiş su yolu kemerleridir. Kentin bugün gözlemlenebilen yapıları arasındadır.

Selinus şehrinin su ihtiyacı, su kemerleri yoluyla Ilıcak kaynağından karşılanmıştır. Su kemeri Gazipaşa ilçesinin merkezinden başlayıp ovayı ve Bıçkıcı çayını boydan boya geçerek denize kadar uzanmaktadır. Selinus’un su kemeri, hamamlara düzenli su sağlamak amacıyla yaklaşık 1.5 km uzaktaki kaynaktan nehrin üzerinden geçerek su taşımaktaydı.

Su kemerleri, Şekerhane köşkünün batı köşesinden bir dirsek yaparak kiliseye doğru yaklaşık 5 m kadar yaklaşır, daha sonra düz bir şekilde Agora yönünde ilerlemektedir.

Su kemerinde 3 farklı taş türü kullanılmıştır. Kemerin ayaklarında küçük kireç taşları, kemer tonozlarında mikalı taş, üst kısımlardaki su yollarında ise kum taşı tercih edilmiştir. Bu üç farklı malzemenin her birinin farklı bir işlev için seçilmiş olması, Roma mühendisliğinin ne denli gelişmiş ve hesaplı bir anlayışa sah ip olduğunu gösterir.

Kireç taşı taşıyıcı ayaklar için sağlamlık, mikalı taş kemer tonozları için esneklik ve dayanıklılık, kum taşı ise su kanalı için geçirimsizlik amacıyla kullanılmıştır.

1987 yılında Korunması Gereken Taşınmaz Kültür Varlığı ilan edilen Selinus Su Kemeri, 2019 yılında yapılan restorasyon çalışmalarıyla yeniden ayağa kaldırılmış ve kültürel miras olarak korunmaya devam edilmektedir.

Günümüzde kilise yakınındaki kemerler, ova üzerinde ve yol kenarlarındaki kemer gibi günümüze sağlam gelmiştir.

Restorasyon çalışmalarının ardından, su kemerleri Gazipaşa’nın en belirgin tarihi simgelerinden biri haline gelmiş, hem tarih bilincine katkı sağlamakta hem de bölge turizmine önemli bir değer katmaktadır.

Gazipaşa Şekerhane Köşkü

ŞEKERHANE KÖŞKÜ:

Selinus’un en ilginç ve en iyi korunmuş anıtı olan Şekerhane Köşkü, tepenin eteklerindeki düz bir alanda, batısında agora, hamam ve odeon, doğusunda ise nekropol bulunan konumuyla öne çıkan, büyük dikdörtgen planlı bir yapıdır.

Adını, Türkçe “şeker” kelimesinden değil, Arapça “şikar” (av) kelimesinden gelmektedir. Dolayısıyla şekerhane ya da şikarhane, av köşkü veya av pavyonu anlamı taşımaktadır.

MS 117 yılında Roma İmparatoru Traianus, Doğu’dan İtalya’ya dönerken Selinus’ta hayatını kaybeder.

Roma Senatosu tarafından “Optimus Princeps” (en iyi hükümdar) unvanıyla onurlandırılan bir İmparator olarak tarihe geçmiştir.

Onun Selinus’ta ölümü, kentin geçici olarak Trajanopolis adını almasına yol açmıştır.

Ayrıca kent “İus Italicum” statüsü kazanarak İtalyan toprağı sayılma ayrıcalığına kavuşmuştur. Bu durum İtalyan olmayan bir topluluk için son derece nadir görülen bir ayrıcalıktı.

 

Mimari Yapısı:

İmparatorluk anıtı, 4 ön sütun ve 2 yan sütundan oluşan tetrastyle prostylos düzeninde, Korint düzeninde sütunlarla çevrilmiş, yüksek bir podyum üzerinde inşa edilmiş bir tapınak yapısıdır.

Tüm dört yanı, portiklerle çevrili geniş bir temanos alanına sahiptir. Yapının 2 katı bulunmaktadır. Üst kat küçük bir tapınak işlevi görürken, alt kat boş bir mezar olarak tasarlanmıştır. Bugün görülen yapı, yaklaşık 5 metre yüksekliğinde olup, iç kısmı iki ardışık beşik tonozlu mekandan oluşur.

Dış duvarlar Selçuklu dönemine aittir, Roma dönemine ait podyumun iç yapısı ise büyük ölçüde korunmuş durumdadır.

 

Araştırmalar:

Yapı ilk kez 1812 yılında Beaufort ve Charles Cokkerel tarafından kayıt altına alınmıştır.

Beaufort, yapının Traianus için inşa edilmiş bir anıt mezar olduğunu öne sürmüştür.

2005-2007 yılları arasında Alman Arkeoloji Enstitüsü ile Alanya Arkeoloji Müzesi işbirliğiyle yürütülen araştırmalar, Şekerhane Köşkünün gerçekten Traianus için bir kenotaf (sembolik mezar) olduğunu ortaya koymuştur.

2009 yılında yapı çevresinde jeolojik bir araştırma da tamamlanmıştır.

Çevrede 400’den fazla mermer mimari elaman ve parça bulunmuştur. Bunlar yakındaki Alanya müzesi depolarına taşınmıştır.

Traianus’un kenotafı, 13 yüzyıl başlarında Selçuklular tarafından antik yapı malzemeleri kullanılarak yeniden düzenlenmiş ve yapının görünümü önemli ölçüde değiştirilmiştir.

Selçuklular bu yapıyı av köşkü olarak kullanmış ve Şekerhane Köşkü adını vermiştir.

 

 

Antalya Gazipaşa Antıocheıa Ad Gragum-Nohut Yeri

ANTIOCHEIA AD GRAGUM-NOHUT YERİ

İlçe merkezine, 19 km. uzaklıkta, Güney köyündedir. İlçe merkezinden, Anamur istikametine giderken: sağda görülen tabeladan Güney köyü istikametine ayrılan yoldan ilerliyorsunuz ve bir yükseltiyi çıktıktan sonra, geniş bir alana yayılmış antik kent kalıntılarını görmeye başlıyorsunuz.

Antıocheıa ismi: Adıyaman merkezli Kommagene krallığının kralı 4’ncü Antıoche’den gelmektedir. Bu nedenle: bu yerleşim yerinin, Kommagene krallığı zamanında kurulduğu anlaşılmaktadır. Daha sonraları ise, Roma ve Bizans dönemlerinde de, burada yerleşim olmuştur.

Yöre halkı tarafından, Nohutyeri olarak da bilinir. Buradaki yerleşim yeri yani şehir: denize dik olarak inen bir dağlık arazi üzerindedir. Bu yüzden, deniz seviyesinden 300 metre yüksekte kurulmuştur.

Günümüzde burada görebilecekleriniz: nekrapol alanı, kilise, hamam, sütunlu cadde, agora, anıtsal bir kapı ve kale surlarıdır. Antik kentin hemen kıyısında, deniz kenarındaki tepelikte: Güney kalesi var. Kalenin doğusunda kral koyu uzanıyor. Batısında ise, deniz kıyısında bir koy var. Balıkçı tekneleri bu koya, ilginç bir coğrafi özellik gösteren bir kapıdan geçerek girebiliyorlar.

Zaten bu nedenle, buraya: Delikli Deniz ismi verilmiş. Koy: geniş bir havuz görünümünde. Koy bölgesinde: çevre tamamen muz bahçeleriyle kaplı. Bu bahçelerin arasından yürüyerek bu koya inmek mümkün. Küçük bir patika yol var. Ayrıca, bir de tatlı su çeşmesi yapılmış.

Günübirlik tekne turlarına katılanlar ve burayı bilenler, sessiz ve sakin bir ortamda denize girmek için burayı yoğun olarak tercih ediyorlar. Siz de mutlaka buraya gitmelisiniz. Her ne kadar yürüyüş yolu biraz zahmetli olsa da mutlaka gitmelisiniz. Buranın hemen yamacında: Nohut yeri olarak isimlendirilen yerde: muz ve badem yetiştiriliyor.

Ancak, yamaçlarda bulunan bu muz bahçelerine, gerek gübre taşınması ve gerekse olgunlaşan muzların toplanması için: özel motorlu teleferik düzenleri kurulmuş. Ayrıca: yörede bol miktarda, Frenk inciri olarak bilinen, üzeri dikenli bir tür tropikal meyve de bulunuyor. Bunun da tadına bakmayı sakın ihmal etmeyin.

Antalya Gazipaşa Lamus-Adanda antik kenti

LAMOS-LAMUS-ADANDA  

Lamos (Lamus) Roma ve Bizans dönemlerinde yerleşim görmüş, antik Klikya ve daha sonra İsaurya’da önemli bir kenttir.

Bugün antik kent, İlçe merkezine bağlı Adanda köyünün yaklaşık 2 km kuzeyindedir. Kent deniz seviyesinden yaklaşık 600 metre yükseklikte, iki sarp tepenin üzerinde kurulmuştur. İlçe merkezine yaklaşık 15 km uzaklıktadır.

 

Ulaşım:

Gazipaşa-Alanya ana yolunun, şehir sınırından 1 km doğuda bir köprüden kuzeye dönerek Hasdere köyünün geçilmesi, ardından Adanda yönünde 7 km ilerlemesiyle buraya ulaşılabilir. Adanda’dan sonra yola devam ederek Lamos’a çıkan taş yol sadece jeep veya yüksek araçlarla aşılabilir. Yürüyüşle çıkmak ise yaklaşık 1 saat sürmektedir.

Gazipaşa Lamos

Önemi:

Kentin giriş kapısında, öküz başı üzerinde duran bir kartal kabartması var. Bu görüntü tesadüf değildir. Bir tepenin üstünde Vespasianus tapınağı, öbür tepenin üstünde Titus tapınağı, kapıda Gallienus’a adanmış bir yazıt, surların her taşında askeri bir hesap.

Yani bu küçük dağ kenti, MS 3 yüzyılda Roma İmparatorluğunun en bunalımlı döneminde bile hem iki imparatoru tanrılaştırmış hem yeni bir imparatora bağlılık yemini etmiş hem de tüm bunları taşa işleyerek geleceğe bırakmıştır.

Asıl amaç 600 metre yükseklikte, sarp bir dağın tepesinde, ulaşılması son derece güç bir coğrafyada kurulmuş bu kent, tüm bu anıtsal simgeleri neden inşa etmiştir. Bir dağ kalesi için hayatta kalmak yeterliydi, surlar, kule, su yeterdi. Ama Lamos bunların ötesine geçerek tapınak yapmış, kabartma işlemiş, imparatorlara yazıt dikmiştir. Bu, salt bir savunma kenti değil, Roma medeniyetinin dağın tepesine taşınmış minyatür bir yansıması olduğunu gösterir.

Bu nedenle, Lamos gerçekten benzersizdir.

 

Tarihçesi:

Kentin adı, Hititçe “Lamija” sözcüğünden gelmekte olup, erken bir yerleşim anlamı taşımaktadır. Yani Lamos adının kendisi binlerce yıl öncesi Hitit diline dayanmaktadır. MÖ 1500’lü yıllarda Ermenek ve çevresinde (dolayısıyla Lamos’u kapsayan bu Kilikya dağ kuşağında) Hitit devletinin egemen olduğu tarihçiler tarafından belirtilmektedir. Bu dönemde bölge, Hitit İmparatorluğunun güney sınır toprakları içinde yer alıyordu.

Helenistik dönemden itibaren var olan kent, asıl altın çağını Roma İmparatoru Gallienus döneminde (MS 253-268) yaşamıştır.

Kentte Vespasian, Titus ve Domitian adına inşa edilmiş bir tapınak bulunmaktaydı. Ancak asıl ibadet Zeus’a ve yerel nehir tanrısına yapılırdı. Lamos, hem şehrin, hem nehrin, hem de tanrının adıdır. Bunların hepsi birbirine bağlıdır.

Bizanslıların Araplarla 965 yılında burada barış yaptığı tahmin edilmektedir. 12 yüzyılda Ermeni egemenliğine giren kent, 13 yüzyıla kadar bir piskoposluk merkezi olarak bilinmekteydi.

 

KALINTILAR VE MİMARİ:

Lamos, keşfedilmemiş doğasıyla ve tarihi kalıntılarıyla Gazipaşa’nın az bilinen ama büyüleyici antik kentlerinden biridir. Zirveye çıktığınızda, sizi Toros dağları ve vadilerin panoramik manzarası karşılar.

Şimdi, kentin kalıntılarından söz edeceğim.

Kent surlarla çevrilidir.

Giriş kapısının güneyinde büyük bir kule bulunmakta olup diğer kalıntılar arasında doğal kayaya oyulmuş çeşme ve iki adet tapınak yer almaktadır.

Batıdaki küçük tepede Akropolis ve bir kale ile doğu yönde iki kuzey-güney duvarının kalıntıları yer almaktadır.

Dış duvarlar 10-20 metre yüksekliğe ulaşmakta olup iki kare kule ile güney uçta dikdörtgen bir kule bulunmaktadır.

Batıdaki tepenin MS 3 yüzyıl ortalarında Gallienus döneminde surlarla çevrildiği, kentin giriş kapısındaki yazıttan anlaşılmaktadır.

Gazipaşa Lamos Kale
KALE SURLARI:

Batıdaki tepenin MS 3 yüzyıl ortalarında Gallienus döneminde surlarla çevrildiği, kentin giriş kapısındaki yazıttan anlaşılmaktadır.

Yani surlar, MS 259-268 yıllarında İmparator Gallienus tarafından yaptırılmıştır. Bu Roma İmparatorluğunun en çalkantılı dönemlerinden biri olan “Otuz Tiran” çağına denk gelir.

Kent kapısı büyük bir kule ile korumaya alınmıştır.

Surun iç kısmında ikinci bir sur kalıntısı vardır, bu da kentte iç kalenin varlığını gösterir.

Ana sur duvarları, kenti tamamen kuşatan dış çevre duvarıdır. Blok taş işçiliğiyle inşa edilmiş olup yer yer bugün de ayakta durmaktadır.

Giriş kulesi: Doğuya bakan kentin giriş kapısının güneyinde, büyük bir kule bulunmaktadır. Bu kule, kapıyı flankeden (yandan koruyan) klasik Roma dönemi kule mimarisinin güzel bir örneğidir.

Gelelim günümüze, kent surla çevrili, hiç işlem yapılmamıştır. Surun içerisi gayet düzgündür. Ancak Lamos antik kenti, sorumsuz ziyaretçilerin ve define avcılarının uğrak mekanı haline gelmiştir. Resmi bir arkeolojik kazı ya da restorasyon çalışması henüz başlatılmamış olup, surların uzun vadede korunması açısından bu durum ciddi risk oluşturmaktadır.

 

KULE:

Doğuya bakan kentin giriş kapısının güneyinde büyük bir kule bulunmaktadır.

Kule, kapının güney yanına yerleştirilerek hem kapıyı flankeden (yandan koruyan), hem de doğu cephesini denetim altına tutan stratejik bir noktaya inşa edilmiştir. Dış sur düşse bile, kule, savunucuların tutunabileceği son direnç noktası olarak kullanılırdı. Kule, sur sistemiyle birlikte MS 253-268 yılları arasında Roma İmparatorluğunu önce babası Valerian ile birlikte, ardından tek başına yöneten İmparator Gallienus döneminde inşa edilmiştir.

Gelelim günümüze: surlarda olduğu gibi kulede de herhangi bir koruma ve restorasyon çalışması yoktur. Üst katları büyük ölçüde tahrip olmuş veya çökmüştür. Ayakta kalan duvar kalıntıları ise kule planını ve inşaat tekniğini kısmen okunabilir kılmaktadır.

Gazipaşa Öküz başı kabartması

 

Kartal-Öküz Başı Kabartmalı Kapı:

İmparator Gallienus’a (MS 253-268 yılları arasında imparator) adanmış bir yazıtla süslenmiş olan bu kapının üzerinde, bir öküz başının üzerinde duran kartal kabartması yer almaktadır.

Bu kabartma, Doğu Akdeniz kültüründe derin sembolik anlamlar taşır.

Kartal: İmparatorluk otoritesinin, tanrısal gücünü ve güneşin simgesidir.

Öküz-Boğa Başı: Antik dönemlerde kurban sunusunu, bereket ve güç ritüellerini temsil eden yaygın bir mimari süsleme motifidir. İkisinin birlikte tasvirlenişi: Gücün hem ilahi hem de dünyevi boyutunu bir arada simgeler. Aynı zamanda kentin kapısını koruyan apotrapaik (kötülüğü uzaklaştırıcı) bir işlev üstlenir.

Evet, bu kapı, hem yazıt hem de kabartma açısından 3 yüzyıl Roma döneminin önemli bir eseridir.

 

KAYAYA OYULMUŞ ÇEŞME:

Lamos çeşmesini diğer antik çeşmelerden ayıran en önemli özellik, inşaat yöntemidir.

Çeşme, tam olarak düz alanda, yani agora yakınındadır.

Dağın sarp ve sert kayalık yapısı göz önüne alındığında büyük olasılıkla kaya yalağı tipine uygun bir yapıdadır. Bu yüksek dağ kentlerinde inşaat malzemesi taşımak zor olduğundan, doğal kayanın bizzat çeşme gövdesi olarak kullanılması tercih edilmiştir.

Günümüz: Lamos çeşmesine ilişkin sistematik bir arkeolojik belgeleme ya da yayın henüz mevcut değildir. Sistematik bir kazı başlatılmadan çeşmenin tam boyutları, su kaynağı ve muhtemel süslemeleri bilinmemektedir.

 

FLAVİUS HANEDANI TAPINAĞI:

Flavius hanedanı, MS 69-96 yılları arasında hüküm sürmüş olup Roma’nın Julio-Claudius hanedanından sonraki ikinci imparatorluk sülalesidir. Hanedan: Vespasianus ve onun iki oğlu Titus ile Domitianus’un saltanatlarını kapsamaktadır.

Doğu tepesinde Vespasianus ve Titus adına inşa edilmiş, küçük bir tapınak bulunmaktadır.

Ancak büyük ölçüde yıkılmış durumdadır.

Daha yukarıda ise çok sayıda inşa edilmiş mezar yer almakta olup bir kısmı başlangıçta oldukça görkemli görünmekteydi.

 

VESPASİANUS VE TİTUS TAPINAKLARI:

Lamos’da biri Roma İmparatorlarından Vespasianus, öteki Titus adına yapılmış tapınak bulunmaktadır.

İmparator Valerianus, Lamos’ta bulunan iki tepeden birine MS 68 yılında Roma İmparatoru olan Vespasianus adına ve diğer tepe üzerine de oğlu İmparator Titus adına tapınak yaptırmıştır.

Bu tapınaklar zirveye yakın bir noktada yer almaktadır.

Yani iki tapınak, kentin iki ayrı tepesine birer birer yerleştirilmiştir. Bu, hem mimari hem de dini açıdan son derece anlamlı bir tercihtir. Her bir tepe ve üzerindeki tapınak, ayrı bir İmparatoru temsil eder.

Burada dikkat çeken önemli bir tarihsel ayrıntı vardır.

Valerian döneminde (MS 253-260) yaptırıldığı öne sürülen bu tapınaklar, aslında Vespasianus (Ölümü MS 79) ve Titus’un (ölümü MS 81) ölümlerinden yaklaşık 200 yıl sonraya denk gelir. Bu durum şu şekilde açıklanabilir. Roma İmparatorluk döneminde pek çok eyalet kenti tanrılaştırılmış eski imparatorlara geç tarihlerde tapınak inşa etmeye devam etmiştir. Valerianus ya da Gallienus döneminde Lamos’ta bu tapınakların yapılmış olması, kentin bu imparatorlara duyduğu özel saygının ya da bölgesel siyasi bir tercihin ifadesi olabilir.

Günümüz: Tapınakların kalıntıları üzerine sistematik bir arkeolojik belgeleme henüz yapılmamıştır. Arkeolojik kazı çalışmaları yapılmadığından tapınakların plan tipi, sütun düzeni, boyutları ve süslemeleri bilinmemektedir.

 

 

Antalya Gazipaşa Nephelis-Muzkent antik kenti
Antalya Gazipaşa Nephelis-Muzkent antik kenti

NEPHELİS

Nephelis kelime anlamı olarak “çok bulutlu” anlamına gelmektedir. Gazipaşa-Mersin karayolunun 1.5 km güneyinde, Muzkent köyü sınırları içinde, denize doğru uzanan yüksek bir tepenin zirvesindedir. Antik kente ulaşım, Gazipaşa-Anamur yolunun 12 km den sonra Muzkent köyünün içinden geçerek güneye sapan yaklaşık 5 km stabilize bir yol ile sağlanır.

 

TARİHİ:

Roma ve Bizans dönemi egemenliğinin ağırlıkta olduğu söylenebilir.

Özellikle Roma dönemine ait kalıntılar günlük Roma yaşantısı ve Roma sosyal aktiviteleri hakkında pek çok bilgiye ulaşmaya olanak tanımıştır. Kentin tarihinin Roma öncesine, Likya egemenliğine kadar uzandığı düşünülüyor.

 

KENTİN MİMARİSİ

Kent 3 ana bölümden oluşmaktadır.

Ala Kilise, Akropol ve yamaçlar ile kuzey kısmı. İlk bölümde dikdörtgen ve çok planlı mekanlar bulunur. Akropol, kuzeydeki küçük tepenin üzerinde ve yamaçlarında yer alır.

Sur duvarlarının kısmen sağlam olduğu ve bir tapınak niteliğindeki yapının da burada bulunduğu bilinmektedir.

 

GÜNÜMÜZE ULAŞAN KALINTILAR:

Nephelis antik kentinin ayakta kalan en önemli kalıntıları, Orta çağ kalesi, tapınak/odeon, sulama sistemi, nekropol alanları ve yazıtlardır.

Ancak Nephelis antik kenti, Akdeniz kıyılarındaki pek çok antik kent gibi, henüz yeterince araştırılmamış ve kaynaklara tam anlamıyla girmemiştir. Definecilerin talanı, bölgedeki pek çok antik kent gibi Nephelis’i de etkilemiştir.

 

SUR DUVARLARI:

Sur duvarları genel olarak iyi durumdadır. Surlar hem antik kentin özgün savunma hattını hem de Orta Çağda üzerine eklenen ya da yeniden kullanılan Bizans dönem takviyelerini barındırmaktadır.

 

AKROPOL:

Akropol, kuzeydeki küçük tepenin üzerinde ve yamaçlarında yer alır.

Sur duvarları kısmen sağlamdır, burada tapınak niteliği taşıyan bir yapı kalıntısı mevcuttur. (aşağıda anlatacağım)

Akropol surlarının tepenin en dik ve savunulabilir kesimine yerleştirilmiş olması, tipik Dağlık Klikya askeri mimarisinin bir yansımasıdır. Bölgenin sarp kayalıklara ve keskin sütun halinde dağlık araziye sahip olması, kentin inşa edildiği dönemde birçok engelle karşılaşıldığını düşündürmektedir. Fakat yerli halk bu sorunun üstesinden gelmeyi başarmıştır.

Sur sistemi, kenti üç temel bölge boyunca çevrelemiştir. Birinci bölümdeki yapı dikdörtgen planlı çok mekânlıdır. İkinci bölümdeki akropol kuzeyindeki küçük tepenin üzerinde ve yamaçlarında yer alır. Üçüncü bölüm ise tahrip olmuş tek bir yapının bulunduğu yerdir.

 

İkinci Katman-Orta çağ kale surları:

Nephelis’in sur sistemi, tek dönemden değil birden fazla tarihsel katmandan oluşmaktadır. Nephelis antik kentinin günümüze kadar ayakta kalmayı başarabilen kalıntıları Roma ve Bizans dönemlerinden kalmadır.

İlk surlar Klikya ya da erken Roma döneminde yükselmiş, Bizans döneminde onarılmış ve güçlendirilmiştir. Orta çağda ise üzerlerine yeni bir kale eklenmiştir. Nephelis’teki surlar, tek bir sur değil, birbiri üzerine inşa edilmiş üç ayrı savunma anlayışının bütünüdür.

 

Doğal savunma ile surların uyumu:

Nephelis antik kentinin güney kısmı deniz ve sarp kayalıklardan oluşmaktadır. Bu jeolojik gerçek, mimarları büyük ölçüde kurtarmıştır. Güney cephe zaten doğal bir sur gibiydi. Dik kayalıklar ve deniz, herhangi bir duvar inşasına gerek bırakmıyordu. Asıl sur duvarları büyük olasılıkla kuzey ve batı cephelerde, yani erişimi daha kolay olan yamaç geçitlerini kapatan noktalarda yoğunlaşmıştı.

 

Malzeme ve Mimari Karakter:

Sur duvarlarının kaba moloz taş değil, özenle yontulmuş kesme taşlarla inşa edilmiştir. Dağlık Kilikyanın yerel kireç taşı, bu işçiliğe son derece elverişlidir.

 

Surların günümüzdeki durumu:

Nephelis’ten geriye kalanlar talihsizlik zincirinin bir parçasıdır. Definecilerin talanı, bölgedeki pek çok antik kent gibi Nephelis’i de etkilemiştir. Sur duvarları kısmen ayakta olsa da sistematik bir arkeolojik belgeleme yapılmadığından, duvarların tam güzergahı, kalınlığı, yüksekliği ve kule düzeni tam olarak bilinmemektedir.

 

ROMA TAPINAĞI:

Kentin akropolünde iyi kalite kesme taşlardan yapılmış, muhtemelen bir Roma tapınağı olan eser mevcuttur.

Roma dönemine ait tapınak, alınlık seviyesine kadar korunmuş bir şekilde günümüze ulaşmıştır.

Bu son derece önemli bir ayrıntıdır. Alınlık seviyesine kadar korunmuş ifadesi, tapınağın duvarlarının, sütun gövdelerinin ve büyük olasılıkla cella (iç kutsal alan) yapısının hala yerinde durduğu anlamına gelir. Yani çatı ve üçgen alınlık kısmı yıkılmış olsa da yapının ana gövdesi ayakta kalmaktadır. Bu, Dağlık Klikyanın daha az bilinen antik kentleri arasında oldukça iyi bir koruma durumu temsil eder.

 

Malzemesi:

İyi kaliteli kesme taşlardan inşa edilmiştir. Bölgenin yerel kireç taşının bu işçiliğe son derece elverişli olduğu bilinmektedir. Nephelis’teki kireç taşı ocakları, kentin ekonomik faaliyetlerinin bir parçasıydı. Kireç taşından yapılan heykeller tanrılara veya soyla kişilere ithaf edilirdi. Tapınağın yapı taşlarının da büyük ihtimalle bu yerel ocaklardan temin edildiği düşünülmektedir.

 

Akropol üzerindeki konumu:

Akropol kuzeyindeki küçük tepenin üzerinde ve yamaçlarında yer alır.

Sur duvarları kısmen sağlamdır. Tapınağın kentin en yüksek noktasında, akropol üzerinde konumlandırılmış olması Roma tapınak geleneğiyle tam örtüşmektedir.

 

Roma Tapınak Mimarisi Bağlamı:

Roma tapınaklarında yüksek bir podyum ve ön cephe vurgusu görülmektedir. Roma tapınaklarında naos-cella tek birim veya üç birimli olabilir. Roma tapınaklarını Yunan tapınaklarından ayıran temel özellikler arasında yüksek bir platform üzerine oturtulmuş olmaları ve sütun dizisinin sadece ön cephede yer alması sayılabilir.

 

Tapınağın adanmış olabileceği tanrı:

Kaynaklar tapınağın hangi tanrıya adandığını açıkça belirtmez. Ancak Dağlık Klikya bölgesindeki akropol tapınakları genel olarak şu tanrılara adanırdı. Zeus, Athena ya da yerel imparator kültüne hizmet eden bir yapı olarak. Bu bağlamda tapınak da kentin tipik Roma dönemi dini yaşamının merkezini oluşturmuş olmalıdır.

 

Tapınak ile Odeon arasındaki ilişki.

Kaynaklarda “Tapınak Odeon” şeklinde birleşik bir ifade kullanılmaktadır.

Kentin ayakta kalabilmiş yapıları arasında Orta Çağ Kalesi, Tapınak-Odeon, sulama sistemi ve Nekropol alanları sayılabilmektedir.

Bu ifade iki farklı şekilde yorumlanabilir. Ya tapınak ile odeon birbirine çok yakın iki ayrı yapıdır ya da mevcut kalıntının tapınak mı, odeon mu olduğu henüz net biçimde bilinmemektedir.

 

ALA KİLİSE-GÖK KİLİSE:

Halk arasında Gök kilise ve Ala kilise olarak adlandırılan, denize yakın bir yerde bir yapı kalıntısı bulunmaktadır.

Yapının denize yakın düzlük bir alanda yer alması, işlevsel açıdan son derece anlamlıdır. Akropoldeki tapınak dini ve siyasi otoriteyi temsil ederken, düzlükteki kilise toplumun geniş kesimlerine hizmet vermiş olmalıdır. Denize yakınlık ise ticaret yolları üzerindeki işlevini ve kolay erişilebilirliğini göstermektedir.

Bu halk isimlendirmesi son derece anlamlıdır. Pek çok antik tapınak, Hıristiyanlığın yayılmasıyla birlikte kiliseye dönüştürülmüştür. Gök kilise ya da Ala kilise olarak bilinen yapı, büyük olasılıkla önce bir Roma tapınağı olarak inşa edilmiş, ardından Bizans döneminde kiliseye çevrilmiş ya da üzerine kilise yapılmıştır. Bu dönüşüm süreci bölgedeki inanç katmanlarını somut biçimde yansıtmaktadır.

Evet ala kelimesi Türkçe de benekli, alacalı, çok renkli anlamına gelir. Bu isim, yapının duvarlarındaki farklı renklerdeki taş katmanlarından ya da yüzyıllar içinde biriken yosun ve bitki örtüsünün oluşturduğu renk çeşitliliğinden kaynaklanıyor olabilir.

 

Mimari özelliği:

Yapı dikdörtgen planlı ve çok mekânlıdır. Bu tanım, Erken Bizans kiliselerinin tipik bazilikal planıyla örtüşmektedir. Doğu yönünde apsis, batı yönünde narteks ve ortada iki yana uzanan neflerden oluşan bir bazilika düzeni bulunmaktadır.

 

ZENON YAZITI-EN ÖNEMLİ BULGU

Yazıtta adı geçen Zenon (MS 425-491) Doğu Roma-Bizans İmparatorluğunun önemli hükümdarlarından biridir. Zenon’un Klikya (bugünkü Gazipaşa ve çevresi) ile ayrı bir bağı vardır. Kendisi aslen İsaurialı (Toros dağlık bölgesinden) bir komutandı ve bölge halkıyla kişisel bağları bulunmaktaydı. Bu durum, onun Nephelis gibi bölgedeki küçük kentlere destek sağlamasını anlamlı kılmaktadır.

Nephelis antik kentinde bulunan yazıtlar arasında, Bizans İmparatoru Zenon dönemine ait övgülerin ve Zenon’un kente yapmış olduğu yardımların yer aldığı yazıtlar bulunmaktadır.

Bu yazıtla halen Alanya Müzesinde sergilenmektedir.

Bu yazıt, Nephelis’in 5 yüzyılda Bizans yönetimi altında hala önemli bir yerleşim merkezi olduğunu kanıtlamaktadır. Bizans İmparatoru Zenon’un (474-491) kente bizzat yardım etmiş olması, kentin bölgesel önemini açıkça ortaya koyar.

 

KİREÇ TAŞI OCAKLARI:

Nephelis’teki kireç taşı ocakları, buranın ekonomik faaliyetlerinin bir parçasıydı.

Kireç taşından yapılan heykeller tanrılara veya soylu kişilere ithaf edilirdi. Bu durum kentin salt bir yerleşim yeri değil, zanaatkarlar ve ekonomik üretim açısından da aktif bir merkez olduğunu göstermektedir.

Gelelim günümüze:

Günümüzde bu ocaklar, trajik bir şekilde antik heykellerin yok oluşuna tanık olmaktadır. Bazı işletme sahipleri, buldukları heykelleri kirece dönüştürmek için ocaklara atmış, bu muhteşem sanat eserlerini sonsuza dek yok etmişlerdir. Günümüzde bu bölgede kireç taşı ocaklarına sahip olan bazı işletme sahiplerinin, buldukları pek çok heykeli kirece çevirmek için ocağın içine atmalarına ve eriyip gitmelerine sebep olmaları söz konusudur.

Antalya Gazipaşa Hasdere köyü
Antalya Gazipaşa Hasdere köyü

HASDERE KÖYÜ

İlçe merkezine 8 km. uzaklıktadır.

Hasdere, Gazipaşa ilçesine bağlı bir mahalledir. Mahallenin eski adı “İncekarı” dır. Bu isim, mahallenin kızlarının güzelliğinden dolayı verilmiştir. Dah asonra bu isim halk ağzında İnceağrı ve İncarı olarak değişmiştir. 1960’larda ise mahalle Hasdere adını almıştır.

Hasdere adını, köyün ortasından geçen Hasdere Çayından almıştır.

Köyün bilinen en eski adı Naycar’dır. Tarihi kaynaklara göre bu isim, bölgede icar (vergi) toplanmadığı için verilmiştir. Silifke ve Antalya arasındaki en önemli yerleşim yeri olarak bilinen Naycar, Osmanlı döneminde önemli  bir merkez olarak kullanılmıştır.

Hasdere köyünün tarihi 1300’lü yıllara kadar uzanır. Köy ilk dönemlerde derebeylikler tarafından, daha sonra ise Anamur’a bağlı nahiyelik sistemiyle yönetilmiştir.

Gazipaşa Hasdere Köyü

Eğimli arazide konumlanan köy, çeşme, ahır, cami, tahıl ambarları, serenler, kümes, mezarlıklar ve sokakları ile özgün bir kırsal mimari dokusunu barındırır.

Günümüzde köyde kime ait olduğu bilinmeyen bir türbe var. Türbe kare planlı ve üstü kubbe ile örtülüdür. Herhangi bir süsleme yoktur.

Köydeki tarihi çeşmeler, medrese kalıntıları ve taş evler günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. Özellikle tarihi evlerin birçoğu hala sağlam ve ayaktadır. Her yıl yerli ve yabancı turistler bu kültürel mirası yakından görmek için Hasdere’yi ziyaret etmektedirler.

Köy hakkında anlatılan ilginç bir gelenek var. Eskiden köyde suç işleyenlerin ilk yargılanması, köyün ileri gelen kişilerinin bulunduğu köy konağında yapılırdı. Suçlulara, işledikleri suça göre tokat atılır ya da aşağılayıcı sözler söylenir, ardından suçlular jandarmaya teslim edilerek adliyeye sevk edilirdi. Bu sistem 1960’lı yıllara kadar köyde uygulanmıştır.

 

 

Antalya Gazipaşa Halil Limanı

HALİL LİMANI

Alanya-Gazipaşa ilçelerinin sınırındadır. Bu iki ilçe sınırlarını, bu liman belirliyor.

Liman bölgesi: günümüzde denize girilebilen güzel bir yer. Denize uzanan küçük bir burun ve bunun iki yanında, iki güzel plaj var.

Antik liman kalıntılarının bulunduğu küçük koy, özellikle yaz aylarında Alanya’dan hareket eden guletlerin uğrak yeridir. Antik kentin güneyinde denize girilebilecek bir kumsal da bulunmaktadır. Denize uzanan burnun Gazipaşa tarafında kumsallı bir plaj bulunuyor, burasının yöredeki adı Halil Limanıdır. Gazipaşa’nın sahil şeridinde 3 km Halil Limanı-Bıçkıcı Çayı arası plaj olarak değerlendirilen alan, ilçenin en uzun kumsal şeridini oluşturmaktadır.

Denizin temizliği, kumsalların uzunluğu ve süküneti, Halil Limanında hemen dikkati çekmektedir. Denize uzanan küçük burunun her iki yanında konumlanan iki ayrı plaj, ziyaretçilere hem yüzme hem de tarihi atmosferi soluma imkanı sunmaktadır.

 

Halil Limanındaki Kilise Kalıntısı:

Halil Limanı diye bilinen kumsallı plajın üzerinde yükselen burundaki yapı kalıntısı ilk bakışta kaleyi andırıyor. Ancak bu aslında bir kilise kalıntısıdır. İotape kentinin asıl kalıntıları ise yolun kara tarafında kalmaktadır. Bu burundan Gazipaşa sahilinin büyük bir ölümünü görmek mümkün oluyor.

Halil Limanı Belen Mevkii Bizans Bazilikası: Alanya-Gazipaşa Sahil Yolu üzerinde, İotape-Selinus güzergahı üzerine Doğu Roma (Bizans) döneminde inşa edilmiş bazilikal planlı bir kilisedir. İotape Antik kentine 2 km uzaklıkta olması nedeniyle kilisenin, Erken Hıristiyanlık döneminde İotape halkınca kullanıldığı düşünülmektedir.

Kilise, doğusu içte ve dışta yarım daire biçimli apsisli, bazilikal planlıdır. Yapının doğu ve kuzey duvarları günümüze ulaşmıştır. Apsisin örtüye geçiş seviyesinde kısmen zarar görmüş bir yazıt yer almaktadır. Kilisenin güneyinde, karayolunun alt yanında ise tonozlu bir mezar yapısı bulunmaktadır.

Kilise duvarları sıva ile kaplanmış olup sıva üzerinde Bizans duvar işçiliğine özgü mala izleri görülmektedir. Halil Limanı Belen Mevkii Bizans Bazilikası, 1989 yılında Korunma Gerekli Taşınmaz Kültür Varlığı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Gazipaşa Bıçkıcı Manastırı

BIÇKICI MANASTIRI

Gazipaşa’nın Kahyalılar Mahallesi sınırları içinde bulunan Bıçkıcı Manastırı, ilçe merkezine yaklaşık 5 km uzaklıktadır. İlçenin hemen girişinde, levhaları  takip ederek ulaşabilirsiniz. Yaklaşık 2 km. uzaklıkta. Gazipaşa’nın dış mahallelerinden geçtikten sonra, Orman Kampı görülüyor. Orman kampı girişinde aracınızı bırakıp, yürümeniz gerekiyor. Çam ağaçları ile çevrili orman içindeki patikadan, yaklaşık 400 metre kadar yürüdükten sonra, Manastırın kalıntılarının yayılı bulunduğu alana ulaşılıyor.

Selinus antik kentinin 3 km kuzeybatısında yer alan manastır, erken Bizans döneminde inşa edilmiştir.

Sarp kayalıklar üzerine inşa edilmiş Bıçkıcı Manastırı, Gazipaşa çevresindeki en ilginç yapılardan biridir. Manastır, hem korumu hem de manzarasıyla dikkat çeker.

Tüm yapılar, yerel moloz taşlardan bol harçlı olarak yapılmış olup tüm yapıların merkezinde sayılabilecek üç motifli dairevi apsisli bir bazilika vardır. Sadece kuzey duvarı ayakta kalmıştır. Kilisede en az 2, belki de 3 yapı evresi görülür. Daha sonra sarnıca dönüştürülmüştür.

Manastırın batı tarafındaki sahil düzlüğünde yer alan 2 katlı moloz taş duvar örgülü yapı kareye yakın planlıdır. İki katlıdır. Beşik tonozla örtülüdür. Alt katta batı ve doğu duvarları yıkılmıştır.

 

ALTIKAPI HAN

Gazipaşa’ya bağlı Yakacık köyü sınırlarında yer alan han, bölgenin tarihi değerleri arasındadır. Han, ilçe merkezine yaklaşık 37 km uzaklıktadır.

Han (Kervansaray) büyük ihtimalle Selçuklu döneminde yani 13 yüzyılda yapılmıştır. Adını yapıda bulunan 6 giriş açıklığından almaktadır.

Dikdörtgen planlı, moloz taşı ve harç ile inşa edilmiş olan yapının revak kısmında birbirine paralel olarak sıralanmış 6 mekan bulunmaktadır. Bu 6 kemerli girişten bazıları günümüze sağlam ulaşmıştır. İç bölümde: birbirine kemerli geçişlerle bağlanan uzun odalar vardır. Bu odalar genellikle konaklama ve depo amacıyla kullanılmıştır.

Gelelim günümüze: Yapının bazı bölümleri hala ayakta olsa da kısmen yıkılmış ve bakımsız durumdadır. Turistik olarak bilinse de yol ve yönlendirme levha eksikliği nedeniyle ulaşımı biraz zordur. Sonuç olarak, Altıkapı Han, bölgenin ticari geçmişini ve Selçuklu mimarisini anlamak açısından değer taşır.

 

Gazipaşa Yalandünya Mağarası

YALAN DÜNYA MAĞARASI

İlçe merkezine 10 km uzaklıktadır. Toros dağlarının eteklerinde, dağlık bir bölgede yer alır. Son kısmı toprak yol ve patikadır. Rehbersiz gitmek zor ve riskli olabilir. Öncelikle şunu belirtmem gerek, mağarada resmi turistik düzenleme yok, tek başına girilmesi tavsiye edilmez, profesyonel ekipman gerekir.

Ortalama 5 milyon yıl önce oluşmaya başladığı bilinmektedir. İçerisinde bulunan tünellerden farklı odalara bağlanabilen mağara yaklaşık 4 km uzunluğundadır. Gezilebilen kısmı 450 m ile sınırlandırılan bu yapı, sarkıt ve dikitleriyle dikkat çekmektedir. Ayrıca yer yer büyük salonlar ve yer altı su birikintileri vardır.

Türkiye’nin en uzun mağaralarından biri olduğu düşünülür. Mağaranın ismiyle ilgili farklı rivayetler vardır. İçerideki karanlık ve sessiz ortamın, dış dünyadan tamamen kopuk bir his vermesi, gerçek dünyadan uzak, geçici bir yer anlamında  halk arasında bu isimle anılmaktadır.

 

 

MACAR TEPESİ SEYİR TERASI

Gazipaşa ilçe merkezine yakın, yüksek bir tepe üzerindedir. Özel araçla çıkmak mümkündür. Son kısımlarda yer yer dar ve virajlı yollar vardır. Giriş ücretsizdir. Herhangi bir resmi tesis veya büyük işletme yoktur.

Gazipaşa’nın saklı cennetlerinden biri olan Macar Tepesi Seyir Terası, ziyaretçilerine büyüleyici manzaralar sunar. Buradan Akdeniz’in masmavi sularını ve Gazipaşa’nın yemyeşil doğasını kuşbakışı izleme fırsatı bulabilirsiniz. Güneşin batışını izlemek için ideal bir noktadır.

Son olarak, neden Macar Tepesi ismi verilmiştir. Kesin bir bilgi yok, ancak yaygın anlatımlara göre: geçmişte bu bölgede Macar kökenli bir kişi ya da küçük bir gurup yaşamış olabilir. Yine bazı yerel anlatımlara göre, Osmanlı döneminde ya da daha sonraki yıllarda bölgede görev yapan yabancı kökenli (Macar olduğu düşünülen) bir asker veya görevli kişi ile ilişkilendirilir. Tepe, stratejik konumu nedeniyle gözetleme noktası olarak kullanılmış olabilir.

Gazipaşa Günnercik Yaylası

GÜNNERCİK YAYLASI

Gazipaşa merkezine 50 km uzaklıkta 1800 m rakımdadır. Yaylada yaklaşık 170-180 hane bulunur. Dört bir yanı dağlarla çevrilidir. Gazipaşa’nın en büyük düz yayla ovası olarak bilinir.

Yaz aylarında sıcaktan kaçmak isteyenler için ferah ve yeşil bir alternatif sunar.

 

Atatürk Silüeti;

Yaylanın en bilinen özelliklerinden biri, gün batımına yakın saatlerde dağların gölgesinin yayla düzlüğüne Atatürk’ün Silüeti şeklinde yansımasıdır. Bu olay özellikle belirli mevsimlerde ve saatlerde gözlenebilir.

Meşhur Geçici Göl:

İlkbaharda eriyen kar suları ile oluşur. Yaklaşık 10 bin metre kare büyüklüğündedir. Nisan ayında oluşur, yaz ortasına doğru kurur. Kuruduktan sonra yerini yemyeşil çayırlar alır.

Gazipaşa İotape Aytap

İOTAPE (AYTAP)

İotape antik kenti, Alanya-Gazipaşa sahil yolunun 33 km de, Uğrak Mahallesi Aydap mevkiindedir.

Gazipaşa ilçe merkezine uzaklık, 10 km dir. İatape (Aytap) kenti ören yerine ücretsiz girilir ve yaklaşık 2 saatte gezilebilir. Antik liman kalıntılarının bulunduğu küçük koy, özellikle yaz aylarında Alanya’dan hareket eden guletlerin uğrak yeridir. Antik kentin güneyinde denize girilebilecek bir de kumsal bulunmaktadır.

İotape Antik kenti 1989 yılında I ve II derece arkeolojik sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Gazipaşa İotape Aytap

Tarihi ve önemi:

Roma döneminde kurulmuş bir liman kentidir.

Kentin ismi: MS 38-72 yılları arasında yaşamış Kommagene Kralı IV Antiochus’un karısı İotape’den gelmektedir. Roma İmparatoru Trajan’dan Valerian’a kadar antik çağda kent adına sikke bastırmıştır. Daha sonra İsaurya’ya bağlanmış ve burada bir piskoposluk merkezi olmuştur.

Günümüzde yerleşik bir piskoposluk merkezi olmasa da İsaurya’daki Iotapa adıyla Roma Katolik Kilisesinin titüler piskoposluklarından biri olmaya devam etmektedir.

Gazipaşa İotape Aytap

GÜNÜMÜZE ULAŞAN KALINTILAR:

 

AKROPOL VE SURLAR:

Aytap sahilinde denize doğru uzanan Kömürlük Burnu, kentin akropolü durumundadır. Bu burun, kentin hem savunma hem de gözetleme açısından en stratejik noktasını oluşturmaktadır.

Yüksek bir burun üzerine kurulmuş olan akropol, denize doğru uzanır ve kente hakim bir noktada bulunur. İotape Koyunun bir ucunda hamam, diğer ucunda da akropol vardır.

Akropol çevresi surlarla çevrilidir. Burada bulunan yapılar günümüzde tahrip olmuş durumdadır ve kalıntılar Roma ile Bizans dönemi özelliklerini taşır.

Burada yer alan surlar kentin kalesi görünümü verir.

Akrapolü karaya bağlayan küçük vadide, doğu-batı yönünde uzanan liman caddesi yer almaktadır. Liman caddesinin büyük bir bölümü günümüzde Alanya-Gazipaşa sahil yolunun altında kalmıştır.

Akropolün üstünde eski yazıların yazılmış olduğu, mezarı anımsatan sütunlar ve heykeller bulunmaktadır.

Yolun üst kısmında daha çok nekropol alanındaki mezar yapılarından, evlerden ve bir bölümü izlenebilen surlardan oluşan bir takım yapı kalıntıları olsa da kente ait en büyük yapılar deniz kenarında kalan kesimde kalmıştır. Bu haliyle dağınık bir yerleşim göstermektedir.

Antik kentte yukarı çıkmak fazlasıyla zordur, çünkü çalılıklar bütün akropolü sarmış durumdadır.

Evet sonuç olarak günümüzde büyük ölçüde tahrip olsa da, Kömürlük Burnundan Akdeniz’e açılan manzara hala büyüleyici olmaya devam etmektedir.

 

LİMAN CADDESİ:

Akropolün karaya bağlandığı küçük vadide, doğu-batı yönünde uzanan liman caddesi vardır.  Bu yönelim, caddenin limanı akropole bağladığını ve kentin ana omurgasını oluşturduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Liman caddesinin büyük bir bölümü günümüze Alanya-Gazipaşa sahil yolunun altında kalmıştır.

Liman caddesinin en dikkat çekici mimari unsuru, iki yanındaki krepis basamaklarıdır. Caddenin her iki yanında üç basamaktan oluşan krepis bulunduğu ve yer yer bunların arasında heykellerin durduğu kaidelerinden anlaşılmaktadır.

Caddenin iki yapında bulunan üç basamaklı krepis ve heykel kaidelerinden, antik dönemde bu bölgenin ne kadar önemli bir ticaret merkezi ve sosyal alan olduğunu gösterir.

Liman caddesi boyunca dikilen heykeller ve üzerlerindeki yazıtlar, kentin sosyal dokusunu anlamaya yardımcı olan son derece önemli belgelerdir.

Yazıtlı kaideler kentin başarılı ve hayırsever vatandaşları hakkında bilgiler içermektedir.

Yani, bu kaideler sadece taş bloklar değil, antik dönem toplumunun değer yargılarını, spor kültürünü ve hayırsever anlayışını yansıtan birer belge niteliğindedir.

Gelelim günümüze: her ne kadar büyük bölümünü görmesek de, caddenin her iki yanında bulunan üç basamaklı krepis ve heykel kaidelerinden antik dönemde bu bölgenin ne kadar önemli bir ticaret merkezi ve sosyal alan olduğunu anlamak mümkündür.

Gazipaşa İotape Aytap
Kral koyu ve antik liman:

Denize uzanan burnun Gazipaşa tarafında kumsallı bir plaj bulunuyor. Buranın yöredeki adı “Halil Limanı” dır. Antik çağda da buranın liman olarak kullanıldığı bilinmekte, günümüzde ise plaj olarak kullanılmaktadır. Deniz suyunun masmavi olduğu bu koy, aslında antik kentin limanıdır. Kıyıdaki devasa kayaların üzerinde hala antik rıhtım duvarlarını ve bağlama deliklerini görebilirsiniz. Kayaların arasından denize girmek, antik bir limanda yüzme hissi verir.

Gazipaşa İotape Aytap

TRAİANUS TAPINAĞI:

Antik kentindeniz tarafında kalan kalıntıları arasında, yakınındaki bir yazıttan ötürü İmparator Trajan’a adanmış bir tapınak bulunmaktadır.

Günümüzde antik kentin ortasından geçen Antalya-Mersin karayolunun güneyinde 8 metreye 12.5 metre boyutunda bir tapınak kalıntısı vardır.

Düz düzenli bir tapınak olan Traianus Tapınağı, 1.10 m yüksekliğinde bir podyum üzerine oturmaktadır.

Podyuma 1.85 m genişliğinde ilave edilen dar bir merdiven ile yapıya ulaşılmaktadır.

Podyumun üzerinde yine Dor tapınaklarında görülen üç basamaklı bir krepis vardır ve üzerinde 11.5 w 7.45 m ölçülerinde stylobate yer alır.

Stylobate, sütunların hemen altındaki platform anlamına gelir.

Dor düzeninde sütunların tabanı olmadığından, bu platform özellikle ihtiyaç duyulur.

Tapınağın üst yapısına ait çok sayıda mimari blok yapı çevresine dağılmış durumdadır.

Söz konusu malzemeler arasında 3 fascialı architrav blokları, ortasında bir kalkan kabartması bulunan bir alınlığa ait parçalar ve çatıya ait çok sayıda pişmiş toprak çatı kiremidi parçaları bulunmakta, çatının beşik çatılı olduğu düşünülmektedir.

 

Adak Yazıtı ve Kimin tarafından yaptırıldığı:

Tapınağın içinde bulunan adak yazıtı, yapının tarihi ve kime adandığı konusunda son derece aydınlatıcıdır.

Tapınağın içerisinde, yapının inşa tarihi ve kültü hakkında oldukça aydınlatıcı bilgiler sunan bir adak yazıtı bulunmuştur. Söz konusu yazıtta Iotape kentinin halkından ve İmparator Traiianus’tan bahsedilmektedir. “ İmparator Nerva Traianus Caesar Germanicus Dacius Parthicus’a ve Iotapeites’lillerin şehrine vatansever Toues, İmparatorların üçüncü kez rahipliğini, ikinci kez halk işlerini ve ikizci kez daima olarak gymnasium başkanlığını ve bütün diğer hizmetleri yaparken tapınağı ve onun içindeki heykeli kendi parasıyla yaptırdı.”

Bu yazıt, tapınağı bizzat kendi parasıyla yaptıran kişinin Toules adlı varlıklı ve vatansever bir yurttaş olduğunu, aynı zamanda kentte hem dini hem de siyasi açıdan etkin bir rol üstlendiğini ortaya koymaktadır.

Trajan’a adanmış tapınağın varlığı, imparator kültünün Anadolu’nun bu uzak köşesinde bile ne kadar etkili olduğunu kanıtlar. Iotape Antik Kenti, Trajan adıyla bilinen Roma’nın beş iyi imparatorlarından biri olan ve onun döneminde imparatorluğun en geniş sınırlarına ulaştığı İmparator Ulpius Nerva Traianus ile Valerian’a kadar kent adına sikke bastırmıştır.

Gelelim günümüze:

Trajan Tapınağı günümüze sadece stylobat yani temel düzeyinde ulaşmıştır. Yani tapınağın sütunları ve üst yapısı tamamen yok olmuş, sadece zemin platformu kısmen ayakta kalabilmiştir. Çevreye dağılmış architrav blokları ve kiremit parçaları ise bir zamanlar burada görkemli bir yapının var olduğunu sessizce kanıtlamaya devam etmektedir.

Gazipaşa İotape Aytap

HAMAM:

Hamam antik limanın hemen kuzeyinde, vadinin denizle birleştiği stratejik bir noktada yer alır. Hamam, eski sahil yolunun hemen kenarında, deniz tarafındaki düzlüktedir.

Kentin ayakta kalabilen en belirgin yapısı hamamdır. Hamama ait kanalizasyon sistemi günümüze kadar korunmuştur.

Hamam Roma hamam mimarisinin tipik bir örneğidir. Bölgedeki diğer Dağlık Klikya hamamlarıyla benzerlik gösterir ve birbirine paralel uzanan, apsisli üç ana odadan oluşur. Bu üç oda oluşur. Yapının inşasında yerel kireçtaşı ve moloz taş kullanılmıştır. Bazı bölümlerde harçla örülmüş duvarlar ve kemerli geçişler hala görülebilmektedir.

Hamamın en dikkat çekici özelliği, kanalizasyon sisteminin günümüze kadar büyük ölçüde korunmuş olmasıdır. Kirli sular, vadiden denize doğru uzanan ana bir kanal ve buna bağlanan yan kanallar aracılığıyla tahliye ediliyordu. Bu sistem, kentin o dönemdeki gelişmiş altyapı mühendisliğini göstermesi açısından oldukça değerlidir.

Yapı bölgedeki birçok antik kentteki hamama kıyasla daha belirgin hatlara sahiptir. Ancak doğal etkenler ve bakımsızlık nedeniyle bazı bölümleri tahrip olmuştur. Hamamın iç kısımları ve kanalları, çalılıklarla kaplı olsa da yürüyerek keşfedebilirsiniz.

 

BAZİLİKA VE KİLİSE:

Akropol Kilisesi-Küçük Kilise:

Limana ve denize hakim bir noktada olduğu için stratejik ve sembolik bir öneme sahiptir.

Kentin deniz tarafındaki yüksek kayalığı (Akropol) üzerinde bulunan küçük kilise, kentin en çok bilinen dini yapılarından biridir.

Tek nefli, küçük boyutlu bir şapel veya kilise yapısıdır. Bu yapıyı özel kılan en önemli detay, içerisindeki fresk (duvar resmi) kalıntılarıdır. Duvarların bazı bölümlerinde yer yer dökülmüş olsa da Hz İsa, Meryem Ana veya Aziz figürlerini temsil eden renkli boya izleri hala görülebilmektedir.

Sonuç olarak, yüksek kayalığın en tepesine çıkmak biraz efor istese de kesinlikle buna değer. Çünkü buradaki küçük kilisenin duvarlarında, yüzyıllara direnen freskleri çok yakından görebilirsin.

 

Bazilika Kalıntıları:

Hamamın ve liman caddesinin bulunduğu vadi tabanının yamaçlarında, daha geniş kapasiteli bir bazilika kalıntısı mevcuttur.

Roma dönemi bazilikalarından evrilen, genellikle üç nefli (üç koridorlu) bir yapı planına sahiptir. Doğu ucunda dışa taşkın bir apsis bölümü vardır. Kentin nüfusunun yoğun olduğu  dönemlerde ana ibadet merkezi olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir. Yapı, Bizans döneminde kentin bir piskoposluk merkezi veya önemli bir dini durak olduğunu göstermektedir. İnşasında bölgedeki diğer yapılar gibi moloz taş ve kireç harcı kullanılmıştır. Günümüzde bu yapı büyük oranda yıkılmış durumda olsa da temel seviyesinde ve apsis kısmında mimari hatlar izlenebilmektedir.

Günümüz: eğer bu yapıları yerinde görmek isterseniz, akropol üzerindeki küçük kiliseye çıkmak biraz tırmanış gerekirse de hem fresk izlerini görmek hem de liman manzarasını seyretmek için en ideal noktadır. Bazilika kalıntıları ise ana vadi tabanından yamaçlara doğru yüründüğünde görülebilir.

 

NEKROPOL:

Nekropol, kentin en geniş alanına yapılan ve günümüze en sağlam ulaşan bölümlerden biridir. Bu alan, sadece bir mezarlık değil, aynı zamanda kentin sosyal yapısı ve ölü gömme gelenekleri hakkında eşsiz bilgiler sunan bir arkeoloji hazinesidir.

Nekropol alanı, kenti çevreleyen tepelerin yamaçlarında ve vadinin giriş noktasında yer alır. Özellikle limana inen vadinin her iki yanında ve modern yolun üst kısmında yoğunlaşmıştır. Bu yerleşim, antik dünyadaki ölüler şehriyle yaşayanlar şehri arasındaki keskin ayırımı yansıtır.

Nekropol alanında üç ana mezar tipi görülür. Bunlar, Tonozlu oda mezarlar, anıt mezarlar ve basit lahitlerdir.

Nekropolde bulunan bazı mezar yazıtları, antik kentin sosyal hayatına ışık tutar. Bu yazıtlarda sadece ölen kişinin adı değil, bazen kente yaptığı hizmetler veya kazandığı atletik başarılar da belirtiler. İotape’de sporculara ve kente hayırseverlik yapan kişilere ait anıt mezarların varlığı, kentin kültürel seviyesini göstermesi açısından önemlidir.

Nekropol alanı bugün büyük ölçüde doğal bitki örtüsü ve çalılıklar altındadır. Ancak Gazipaşa-Alanya yolundan vadiye doğru bakıldığında, yamaçlardaki tonozlu mezar yapıları kolayca seçilebilir. Maalesef birçok mezar odası geçmiş yıllarda define avcıları tarafından tahrip edilmiştir. Buna rağmen, yapıların mimari formları hala etkileyicidir ve bölgenin en zengin nekropol alanlarından biri olarak kabul edilir.

Eğer Nekropolü ziyaret ederseniz, mezarların arasından geçerek tepeye doğru yürüdüğünüzde hem bu antik sessiz şehri yakından görebilir hem de kentin limanına yukarıdan bakan muazzam bir manzarayı izleyebilirsiniz.

 

 

 

 

Antalya şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için. 

Adıyaman Besni

Adıyaman Besni

Güzel bir yer. Burayı tarif etmenin en kolay yolu, ünlü gezgin Evliya Çelebinin, yazıtlarında burası hakkında yazdığı nottur “Hayran kaldığım yer”

Ancak, bu hayran kalınan yer: Atatürk Baraj göletinin altında kalacak olması nedeniyle terk edilmiş ve günümüzdeki yerleşim yerine yeni Besni kurulmuştur.

Özellikle: üzüm üretimi ile önem kazanmaktadır.

Adıyaman Besni

ULAŞIM

Konum olarak, Adıyaman iline oldukça yakındır. Besni, bağlı bulunduğu Adıyaman il merkezine 44 km. uzaklıktadır. Besni-Gaziantep arasındaki uzaklık: 95 km.

Besni-Araban arasındaki uzaklık: 42 km. Besni-Yavuzeli arasındaki uzaklık: 68 km. Besni-Gölbaşı arasındaki uzaklık: 26 km.

Adıyaman Besni

TARİH

Besni’nin kaderini ve tarihini Kommagene bölgesi belirlemiştir. Besni Güneydoğu Anadolu bölgesinde antik Kommagene ismiyle bilinen bölgenin sınırları içindedir.

Kommagene, Fırat nehrinin suladığı tarım için elverişli, verimli topraklarıyla komşu ülkelerin sürekli olarak ilgisini çekmiştir. Bölge bu bakımdan tarihin her döneminde önemli rol oynamıştır.

Yöre, MÖ. 5000’li yıllara kadar uzanan eski bir yerleşim yeri olarak önem kazanmaktadır. Malazgirt savaşının ardından, Anadolu’ya giren Türkler, bölgeye gelerek yöreyi ele geçirmişlerdir. Halife Ömer zamanında Halid Bin Velid’in komutanlarından Rebiatül Bahali, yöreyi ele geçirmiştir.

Bizans ve Abbasiler arasında sürekli el değiştiren yöre, 1149 yılında Maraş senyörlüğünün egemenliğine girmiştir. Devam eden süreçte: Moğol istilasına ve Timur’un saldırılarına kahramanca karşı koyan yöre halkı: Osmanlı Sultanı Yıldırım Beyazıt’ın takdirini kazanmıştır.

Ünlü gezgin Evliya Çelebi, yazıtlarında, Besni hakkında: “Hayran kaldığım yer” demektedir. 1395 yılında, Sultan I. Beyazıt tarafından, yöre Osmanlı topraklarına katılır.

Osmanlı döneminde, Besni, Anadolu’nun her yöresinden gelen tüccarların uğradığı, kervanların konakladığı bir yer olarak önem kazanır.

Kurtuluş savaşında ise, Besni yöresinden Hüveydi aşiret reislerinden Hasan ve Yusuf Beylerin kurup organize ettikleri Kuva-i Milliye Teşkilatının, Kahramanmaraş ve Gaziantep savunmalarında oynadıkları önemli rol unutulmamıştır. İstiklal savaşı döneminde ilk mebus Reşit Bey, Sivas kongresinde Atatürk’ün en yakın çalışma arkadaşı olmuş, maddi ve manevi destek vermiştir.

Yörede: bulunan muntazam ve savunmaya elverişli kale; Halep ticaret yolunun buradan geçmesi, bölgenin tarihi süreç içinde daima önem kazanmasına neden olmuştur.

Ayrıca: sulak ve ormanlık arazi yapısı, yine tarihi süreç içinde buranın “cennete eş” olarak değerlendirilmesine ve buna istinaden “Bethesna, Bihicti, Bisni” gibi isimlerle anılmasına neden olmuştur.

Bazı kaynaklarda ise, yörenin isminin Farsçada “eşsiz” ve “cennet” anlamında kullanılan “Hesna” sözcüğünden türediği söylenmektedir.

Evet, Cumhuriyet dönemine gelindiğinde, Besni yöresinin Malatya sancağına bağlı bir kaza olduğunu görüyoruz. 1954 yılında ise, Adıyaman’ın il olmasıyla, Besni Adıyaman iline bağlanır.

Adıyaman Besni

 

GENEL

Yörenin batısı: Güneydoğu Toroslar ile çevrelenmiştir. Kuzeydoğu ve Güneybatı yönlerinde de uzanan bu dağlar, yörenin batı kesimlerinde alçalır ve plato özelliği gösterirler. Güneydoğu bölümünde Fırat nehri bulunmaktadır. İlçenin yüz ölçümü 1330 km. karedir.

Deniz seviyesinden yükseklik ise, 940 metredir. Besni yöresinde yaşayanların en büyük etkinliği: üzüm üretimidir. Bunun yanında: Besni insanı ticarete yatkındır ve gerek ülkemizin ve gerekse dünyanın birçok yerinde, Besnili iş adamlarının yatırımlarını görmek mümkündür.

Hatta: Besni içinde, Japonlar tarafından yaptırılmış bir okul göreceksiniz. Ama sonuçta, insanlarının büyük bölümünün Besni dışına göç ettiğini de söylemek gerekir.

BESNİ ÜZÜMÜ

Besni üzümü ve Peygamber üzümü birbirinden farklıdır. Üzümün dalından koparıldığında salkım haline Peygamber üzümü denir. Üzüm tam olgunlaşınca toplanıp bir bez üzerinde kurumaya bırakılır. 15-20 gün kuruduktan sonra toplanıp zeytinyağı ile terbiyelendikten sonra yemeye hazır hale gelir.

Özellikle kış mevsiminde bolca tüketilir, akciğer dostu olarak bilinir. Bu kurutulmuş üzüme ise Besni üzümü deniliyor. Bu tür üzüm, aroması şaraba uygun değil. Kahverengi ve siyah taneleri var.

Adıyaman Besni Mimarlık Fakültesi

MİMARLIK FAKÜLTESİ

İlçede Adıyaman Üniversitesine bağlı Mimarlık Fakültesi bulunuyor. 2018-2019 eğitim öğretim yılında Tekstil mühendisliği ve işletme lisans programları açılmıştır.

Adıyaman Besni

NE YENİR

Adıyaman Besni tavası önerebilirim. Kuzu eti, patlıcan, domates, biber, soğan ve sarımsakla yapılan bu yöresel tat, sebzeler eşliğinde büyük tava ya da tepsilerde sunulur. Taş fırınlarda odun ateşinde pişirilir. Besni yöresinde tüm fırın yakınlarında bulabilirsiniz.

Ama pişerken yaklaşık 2-3 saat beklemek gerekir. Tırnaklı ekmekle bu muhteşem lezzeti mutlaka tadın. Bir diğer yöresel lezzet Bastıktır. Bu yiyecek türü, kayısının ve dutun meyvelerinin sıkılmasıyla yani şıralarından yapılır.

Adıyaman Besni Eğitim Bayramı

EĞİTİM BAYRAMI

Besni’de eğitim festivali kutlamaları yapılıyor. Genellikle üzüm, karpuz, kiraz gibi festivaller yapılırken, burada eğitim festivali yapılması gerçekten güzel bir düşünce.

Eğitim bayramında, kutlamalar ilçe merkezinde kortej yürüyüşü ile başlıyor ve Besnililer ellerinde Türk bayraklarıyla bu korteje katılıyorlar.

Kortej sonunda, Culfa Parkı önünde açılış töreni düzenleniyor. Eğitim Bayramı etkinlikleri kapsamında düzenlenen Besni Üzümü, kuru üzümü, ceviz ve Antep fıstığı yetiştiriciliğinde dereceye giren üreticilere ödül veriliyor. Fıstık, uzum ve biberden oluşan stantlar düzenleniyor.

Adıyaman Besni kilimi

NE SATIN ALINIR

Besni’de yer alan Şire pazarından, ünlü Besni üzümü, pestil ve muska satın almalısınız. Ayrıca kilim satın alabilirsiniz.

GEZİLECEK YERLER

Adıyaman Besni eski besni ören yeri

ESKİ BESNİ ÖREN YERİ

Besni ilçesinin yaklaşık 1-2 km güneyinde, Besni deresinin açtığı derin kanyonun kenarındadır. Burada birçok tarihi eser bulunmaktadır.

Adıyaman il merkezine 46 km uzaklıkta bulunan ören yerinin, denizden yüksekliği 1050 metredir. Ortaç dönemine ait kalıntıların kısmen korunduğu Eski Besni Ören Yerindeki mevcut kalıntılar, yüksek bir tepe üzerinde yer alan küçük bir kale ve çevresinde gelişmektedir.

Adıyaman Besni kalesi

 

Besni kalesi

İl merkezine 50 km ve ilçe merkezine 2 km uzaklıktadır. Eski Besni ören yeri içindedir.

Roma döneminde Samsat ve Zeugma, Romalıların bölgedeki Legion merkezleridir. Bu iki merkez arasında yardımcı askeri birliklerin yerleştiği karakol kaleleri kurulmuştur.

Yazılı belgelerde bölgedeki Roma karakol kaleleri arasında Octacuscum’un (Besni) ve Nisus/Cesum’un (Keysun) isimleri de geçer. Bu kalelerden bir tanesi de bugünkü ören yerinde bulunan tarihi Besni Kalesidir.

Besni şehri, tarihi Besni Kalesinin çevresindeki derelerin kenarında ve tepelerin eteklerinde kurulu idi. Şehrin eski ticaret kenti oluşu, savunmaya elverişli kalesi, sulak alanları ve orman varlığı birçok medeniyeti bu sahaya çekmiştir.

Önemli bir kültürel mirasa sahip 50 dekarlık ören yerinde 5 köprü, 4 cami, 3 çeşme, 2 hamam ve 1 adet kale bulunur. Bu yapılar büyük ölçüde tahribata maruz kaldığı için, çok az bir kısmı kalıntıları ile günümüze kadar gelebilmiştir.

Bunun sebebi, eski Besni yerleşiminde 1950’li yıllardan 1960’lı yıllara kadar yaşanan çeşitli olumsuzluklardan (yerleşim yerinin topoğrafik özellikleri, sel, heyelan olayları, aşırı yaz dönemi sıcakları, bazı öldürme olayları, yerleşimin eşkıya tarafından basılması, hırsızlık vb.) dolayı, Besni halkının eski Besni’deki evlerini yıkarak şimdiki Besni’ye yerleşmeleridir.

Besni halkı kuzeydeki yeni yerleşime bahsedilen süreçte geçerken, yıktıkları evlerdeki malzemeleri de beraberlerinde götürerek yeni binalarının yapımında kullanırlar.

Evet, Kale, eski kentin ortasında, yüksek bir tepe üzerinde bulunmaktadır. Hititler döneminde Hitit krallığının kurucusu İsena tarafından yapılmıştır. Bugün kale üzerindeki kalıntılar, İslami döneme aittir. Surlar, burçlar ve kale içindeki çarşı, cami gibi sosyal yapıların kalıntılarını görmek mümkündür.

Ayakta kalan bir burç üzerinde yer alan yazıttan, kalenin Memlük sultanı Melik el Aşraf tarafından yapıldığını gösterir. 13’ncü yüzyılın sonlarında, Besni’de hüküm süren Memlük hükümdarı Malik’al-aşraf bin Kalavun zamanında kalenin ve şehrin onarıldığı kaynaklarda belirtilmektedir.

Güneyde bulunan burç üzerinde madalyon şeklinde kabartmalar ve kitabe yer alır.

Kalede bugün görülen: cami, hamam, köprü kalıntıları, Osmanlı döneminden kalmadır. Ayrıca kalenin ortasında bir kuyu vardır. Batı kesiminde, bir anıtı andıran, karşı karşıya yapılmış iki büyük mancınık vardır.

Halk arasında “Çifte Mancınık” adı verilen bu iki mancınık arasında esirlerin asılarak düşmana gösterildiği ve gözdağı verildiği söylenir. Mancınıklar üzerindeki Arapça yazılmış kitabelere bakılırsa, bunların İslami dönem yapısı olduğu anlaşılır. Bugün kaleye çıkmak için güneyden dik bir yamaç kullanılır.

Adıyaman Besni Kızılcaoba camii

 

Kızılcaoba Camisi

Eski Besni ören yeri içindedir.

Kale tepesinin kuzey batısında, Toktamış tepesinin güney batısında, Kızılcaoba mevkiinde yer alır. Caminin mimari ve yapım yılı ile ilgili kesin bilgi yoktur.

Ancak mimari özellikleri bakımından camii Dulkadirli Oymağı olan Kızılcaoba Beyleri tarafından 15’nci yüzyılın sonlarında yapıldığı anlaşılmaktadır.

Caminin doğu ve kuzey duvar kısmı ile minaresi yarı yüksekliğe kadar ayakta kalmıştır. Minarenin kaidesi kare kesitli olup gövde silindirik formludur.

Adıyaman Besni kurşunlu (Külhanönü/Hacı Zeyrek Ağa) camii

Kurşunlu (Külhanönü/Hacı Zeyrek Ağa) Camii

Eski Besni ören yeri girişinde, yolun hemen sağında Aşağı Oba mahallesindedir.

Caminin ne zaman ve kim tarafından yapıldığı bilinmiyor. Fakat eserde kullanılmış olan yapı malzemesi ve mimari yapı itibarıyla 18’nci yüzyılda yapıldığı anlaşılmıştır. Diğer camilerde olduğu gibi muntazam bir plana sahip değildir. “L” harfi şeklinde bir plana sahiptir.

Daha çok Arap mimari tarzını yansıtır. Tamamen düzgün kesme taştan yapılmıştır. Kare planlı mekanın önceden tek kubbe ile örtülü olduğu tahmin edilmektedir. Ancak sonradan yan duvarlardaki payandalara dayandırılmış yatay iki sivri kemerle kıble duvarına paralel üç nefli bir plana dönüştürülmüştür.

İki kemerli bir son cemaat yeri bulunur. Caminin kuzeybatı köşesinde bulunan minaresi, kare kaide üzerinde çokgen gövdeli ve tek şerefelidir. Cami ibadete açıktır. 1934-1935 yıllarında Besni’nin yer değiştirmesinden sonra cami kendi kaderine bırakılmıştır.

Ancak daha sonra 2005-2006 yıllarında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarım ve restorasyonu yapılmıştır. Yapının mevcut yapılaşmaya uzak olması nedeniyle müze olarak kullanılması düşünülmektedir. Ancak bölgede çok sayıda caminin restorasyona ihtiyacı vardır.

Adıyaman Besni Külhanönü (Meydan) Hamamı

KÜLHANÖNÜ (MEYDAN) HAMAMI

Eski Besni Ören yerinin kuzeyinde, kale tepesinin kuzey-kuzeydoğusunda genişleyen Meydan Mahallesinde Kurşunlu camisinin doğu tarafındadır. Yapının bir yazıtı yoktur.

Ancak yapı olarak, 17 veya 18’nci yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Evliya Çelebi’nin Besni’deki eserlerden bahsederken hamamlar arasında Meydan Hamamını zikretmesi yapının 17’nci yüzyılın ortalarından önce yapılmış olabileceği düşünülmektedir.

Meydan hamamı, bugün oldukça harap durumdadır. Yapının beden duvarları düzgün kesme taşlarla ve tuğlalarla inşa edilmiştir. Taş ve tuğla örgü sistemi kullanılmıştır. Dikdörtgen bir plana sahip olan hamam: soğukluk, ılıklık, sıcaklık ve külhan bölümlerinden oluşmaktadır.

Osmanlı Türk hamam sistemine göre mimarisi “Ortası kubbeli, enine sıcaklıklı ve çifte halvetli tip” sistemindedir.

Ali Paşa (Tahta Oba) Camisi

Eski Besni Ören yeri girişinde, Kurşunlu camisinin doğusunda, Kahta mahallesinin Tahtaoba mevkiinde, Besni deresi yatağının hemen yanındadır. Cami tamamen yıkılmış durumdadır. Sadece minaresi vardır. Kitabesi ve tarihçesi belli değildir. Mevcut minaresi, kare kaideli ve silindirik gövdelidir.

Resimlere bakıldığında “L” planlı gibi görünen, ancak iç mekan oluşumu itibarıyla dikdörtgen bir plana sahip, güneyden kuzeye doğru, harim, son cemaat yeri ve ayrıca burada L çıkıntısının olduğu, doğuya bakan kısımda yer alan mecnun odası denilen kısımlardan oluşmaktadır.

Üzerinin düz damla örtülü olduğu tahmin edilmektedir. Minare üzerinde herhangi bir kitabe yoktur. Burada bir de çeşme var. Tahtaoba çeşmesi, Tahtaoba camisinin doğu duvarına gömülü olarak yapılmıştır. Ancak camiden günümüze kalan minarenin mimari özelliklerine dayanarak çeşmenin cami ile aynı dönemde yapıldığı söylenir.

Çeşmeden günümüzde su akmaktadır. Ancak çeşme üzerine yazılan yazılar, çeşmenin tarihi orijinalliğini bozmaktadır.

Adıyaman Besni Ulu Camii

Besni ulu camii

Eski Besni ören yerinde Aşağı Oba mevkiindedir.

Cuma mescidi niteliğindedir. Sadece minaresi ayaktadır. Yerinde yapılan incelemelerde, caminin minaresinin güney yüzeyinde batıya doğru temel izleri devam etmektedir. Cami yıkılmadan önce 1492 tarihli bir onarım kitabesi görülmektedir.

Camiye ait eski bir fotoğrafta yer alan kitabesinden caminin 15’nci yüzyıl sonlarında Dulkadirli veya Memlüklular tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Minaresi kare kaideli ve silindirik gövdelidir.

Minaredeki kitabeye göre 1565 yılında mimar Numan el-Osmani tarafından yapılmıştır.

Cami, zaman, tabiat şartları, terk edilmişlik, kontrolsüzlük ve koruma bilincinin olmaması nedeniyle büyük bir  tahribat yaşamıştır.

Bekir Bey hamamı

Eski Besni ören yerindedir.

Kale tepesinin kuzey-kuzeydoğusunda yer alan külliyenin bir bölümünü oluşturan hamamın adı, bir Memlük komutanı olana Bekir Bey’den gelmektedir ancak yapının bir kitabesi yoktur. Ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmez.

Hamam ulu caminin bitişiğindedir. Ancak Bekir Bey isimli bir sultanın camii, medrese ve hamamdan oluşan bir külliye yaptırdığı ve sonra bu yapıları yaşatmak için, vakıf tesis ettiği bilinmektedir.

16’ncı yüzyıl vakıf kayıtlarında da “Medrese-i Bekir Bey” adıyla bir vakfa rastlanmaktadır. Bekir Bey tarafından yaptırılan medresenin, Besni’nin Memlüklar devrinde önemli bir eğitim ve öğretim merkezi olduğundan hareketle 16’ncı yüzyıldan önce yanındaki hamamla birlikte inşa edildiği düşünülmektedir. Hamam günümüzde oldukça harap durumdadır.

Düzgün kesme taşlarla inşa edilmiş yapının kuzey cephesi toprak altında olduğundan, sağlam olarak kalabilmiştir. Kubbeleri ve tonozları üstten, cephe duvarlarının bir kısmı da yanlardan çökerek mekanların içini doldurmuştur.

Osmanlı Türk hamamlarının sıcaklık bölümlerinde uygulanan plan şemaları dikkate alınarak yapılan sınıflandırmada, altı farklı tip ayırt edilmiştir.

Bekir bey Hamamı, “haçvari dört eyvanlı ve köşe hücreli tip” sınıfına girer. Hamamı oluşturan mekanlar (giriş, soğukluk, ılıklık, sıcaklık, halvet, su deposu, külhan ve yakacak deposu) tespit edilerek bunların oluşumuna ait izler araştırılmıştır.

Adıyaman Besni Celladın Köprüsü

Celladın köprüsü

Eski Besni ören yerindedir. Köprü Besni Deresinin iki yakasını birbirine bağlar. Tek kemerlidir ve kaba yontu taş malzemeden yapılmıştır. Kemer ayakları doğrudan iki yakada da ana kayaya oturtulmuştur.

Tahta oba köprüsü

Eski Besni ören yerindedir. Köprü Besni Deresi üstündedir. Sivri kemerli olan köprü tek gözlü olarak yapılmıştır. Kemer kısımları düzgün kesme taş malzeme ile diğer kısımlar ise kaba yontu taş malzeme ile yapılmıştır.

Hemen yakınında Tahta Oba Camii minaresi ve Tabakhane köprüsü yer alır. Günümüzde üst kısmı asfalt malzeme ile kaplanmıştır ve kullanılmaktadır.

Adıyaman Besni Sofraz Anıtları

SOFRAZ ANITLARI

İl merkezine 60 km, Besni ilçe merkezine 15 km uzaklıkta, Üçgöz (Sofraz) beldesinin 2 km doğusundadır. Köy ve çevresinde eskiden Kül şehri adında bir şehir bulunduğu ve o zamanlar Besni’nin bu şehre bağlı olduğu bilinmektedir.

Eski yapı olarak Anıt mezarlar, Hasan Paşa camii, Mustafa Paşa camii ve Öksüz minare sayılabilir.

Anıt mezar, MS 2’nci yüzyılda Roma döneminde yapılmıştır. Bölgede 2 adet Tümülüs şeklinde anıt mezar vardır. Şehir harabelerinde bulunan şişelerin içindeki çeşitli renklerde toprağın sırrı hala çözülememiştir.

Bazı kaynaklarda, bu şişelerin Gölbaşı Yukarınasırlı’da ve Gerger Morfa’daki harabelerde kullanıldığı belirtilmektedir.

Hasan Paşa Camii

Minaresi orijinal olup üzerindeki kitabeye göre 1718 yılında yapılmıştır. Cami sonradan yenilenmiştir. Caminin haziresinde iki adet tarihi mezar taşı vardır. Bunlar 1686 yılı tarihlidir.

Minare, kare kaide üzerinde yükselen on iki gen gövdeli, tek şerefeli ve silindir şekilli petekten ibaret olup, şerefe altındaki iç bükey madalyonlar içerisinde çini süslemeler vardır, ancak büyük kısmı dökülmüş durumdadır.

 

Mustafa Paşa Camii

Cami yenilenmiştir ancak minaresi eskidir. Kare kaideli, silindirik gövdeli bir yapıdır. Caminin batı tarafındaki haziresinde mezar taşları mevcuttur. Bunlardan birisinin üzerinde 1640 tarihi yazılıdır. Buradan hareketle cami ve minarenin 17’nci yüzyıl ortalarından önce yapılmış olabileceği değerlendirilir.

Adıyaman Besni Sofraz Büyük Tümülüsü (Sofraz Anıt Mezarı)

Sofraz Büyük Tümülüsü (Sofraz Anıt Mezarı)

Tümülüs, Besni çayına nazır bir konumdadır.

Tümülüse güney kısımdan açılan bir girişten girilir. Ancak kapının üstündeki kemer, kaçak kazı yapanlar tarafından tahrip edilmiştir.

Tümülüse ana kapıdan girilmek için, çevresi kalker taşlardan oluşan dikdörtgen bir kuyudan aşağıya 90 derecelik bir açıyla ahşap bir merdiven yardımıyla inilir.

Sonra kesme taştan oldukça düzgün yapılmış kısa bir koridordan geçildikten sonra dörtgen ve üzeri tonozla örtülmüş ana odaya yani mezar odasına geçilir ki burada iki lahit mezar vardır.

Kaçak kazı yapanlar tarafından, her iki lahit de, baş kısmından kırılarak soyulmuştur. Evet, bunca soygundan sonra günümüzde burayı korumak için bir bekçi görevlendirilmiştir.

Adıyaman Besni Sofraz Küçük Tümülüsü (Sofraz Anıt Mezarı)

Sofraz Küçük Tümülüsü (Sofraz Anıt Mezarı)

Üçgöz (Sofraz) beldesinin 2 km doğusunda, Büyük Tümülüs’ün güneyindedir. Tümülüs, Besni çayının menderes çizdiği vadinin yamacındadır.

Tümülüs’te, toprak kalınlığının az olduğu bir yerden girildikten sonra, uzun rampalı bir girişten sonra mezara girilir. Merdivenin her iki tarafında da yine ana kayaya oyulmuş üçer mezar bulunur.

Ana kayaya oyularak yapılmış alçak tonozlu mezar ön odasının sağında ve solunda birer mezar odası ve içinde lahitler bulunur. Ön odanın devamında ise, düzgün kesme taştan yapımlı tonozlu bir oda ve içinde bir lahit bulunmaktadır.

Sonuç, küçük Tümülüs, kuzeydeki büyük Tümülüs’e nazaran daha bakımsızdır. İçerisinde, kuşların ve yarasaların kullanmasından kaynaklanan ağır bir koku ve nem vardır. Ayrıca kuşların ve yarasaların bıraktığı dışkıların asidik özelliği yapıya zarar vermektedir.

Tümülüs çeşitli dönemlerde soyulduğu için, araştırmalarda burada fazlaca bir buluntu ele geçmemiştir. Bulanan buluntular değerlendirildiğinde, buranın Roma dönemine ait bir mezar olduğu anlaşılmıştır.

Üçgöz kaya mezarları

Üçgöz (Sofraz) beldesindedir. Belde yerleşiminin batı yönünde bulunur. Ana kayaya oyulmuş hipoje biçiminde mezardır. Eğimli bir arazi üzerinde yer alan mezar odasında ikisi yan yana olmak üzere dört lahit bulunur.

Adıyaman Besni Öksüz Minare

Besni öksüz minare

Üçgöz (Sofraz) beldesindedir. Belde yerleşiminin biraz uzağında ve doğusunda bulunur. Giriş kapısı üzerindeki kitabe yosunlarla kaplanmış durumda olduğu için okunamamıştır. Dolayısıyla yapım tarihi kesin olarak bilinmiyor. Ancak beldenin en eski camisi olduğu tahmin ediliyor.

Cami kısmı tamamen yıkılmış olup sadece minaresi ayaktadır. Minare, kare bir kaide üzerinde oturan silindirik bir yapıya sahiptir. Minarenin külah kısmına yakın yerde, alt kısmı mukarnaslı bir şerefesi vardır. Minare düzgün kesme taş malzeme kullanılarak yapılmıştır.

VAKKAS EMİROĞLU KONAĞI

Kargalı köyündedir.

Köyün ileri gelenlerinin söylediklerine göre, konak yaklaşık 100 yıl önce yapılmıştır. Yapı 2 katlıdır. Alt kat ahır ve depo, üst kat ise konuttur.

Yapının alt kat duvar cephelerinde, ikişer adet ve üst katta dörder adet pencere vardır. Tek sütunlu ve iki kemerli eyvanı bulunur.

Bir avlu ve buna bağlı dört odadan oluşmakta olup, duvarlarda dolap nişleri bulunur. Tamamen düzgün kesme taş malzemeyle inşa edilmiş olan yapının alt kat duvarları destek payandalarıyla desteklenmiştir. Üst kata, arkadan yapılmış kesme taş merdivenlerle çıkılır.

Burada bir de çeşme bulunuyor. Vakkas Emiroğlu Çeşmesi, Kargalı konağı ile birlikte yaklaşık 100 yıl önce yaptırılmıştır.

Çeşme düzgün kesme taştan yapılmış olup tek kemerli, yalaklı ve tonozludur. Çeşmenin üst kısmında, dışa çıkıntı yapan ve çeşmeye estetik görünüm kazandıran bir silme vardır.

Adıyaman Besni Çörmük İçmesi
Adıyaman Besni Çörmük İçmesi

BESNİ (ÇÖRMÜK) İÇMESİ

İl merkezine 48 km ve ilçe merkezine 6 km uzaklıktadır.

Adıyaman-Besni yol güzergahı üstündedir. Yazın kuruyan, kışın akışa geçen Akdere çayının batı yamacında çıkan suyun bir havuzda biriktirilmesiyle, yaz mevsiminde hem şifa arayanlar hem de piknik yapmak için gelenler tarafından kullanılır.

İçme suyunun: böbrek taşlarına, kronik kabızlık, bağırsak ve mide iltihaplarına iyi geldiği söylenir.

Özellikle yaz aylarında sudan bir koku yayılır. Sudan bu kokunun çıktığı zamanlar, suyun şifalı olduğu kabul edilir. (Temmuz-Ağustos aylarında kokar) Günde aç karnına 0.2 litre içilmesi tavsiye edilir.

Adıyaman Besni Kızılin (Göksu) Su gözü mesire alanı

 

KIZILİN (GÖKSU)-SU GÖZÜ MESİRE ALANI

İlçe merkezinden tarihi Kızılin köprüsüne giderken, Fırat nehri kıyısındaki Kızılin köyü sınırları içindedir.

Geçmiş dönemlerde uygun iklim koşulları altında gelişen doğal meşe topluluklarından geride kalmış lekeler halindedir. Bu alan ortalama 550-600 metre yükseklikte olup, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bulunan en alçaktaki meşe örtüsüdür.

Besni merkezden başlayarak Sofraz köyündeki tarihi camiler ve Tümülüsler gezildikten sonra Göksu nehri üzerindeki Roma köprüsüne (Kızılin köprüsü) gidilirken sözü edilen meşelik alan görülebilir.

Adıyaman Besni Kızılin köprüsü

 

Kızılin Köprüsü

Göksu nehri üzerindedir. Merkez ilçeye bağlı Gümüşkaya köyü ile Kızılin köyü arasındadır. Köprüye, Adıyaman-Şanlıurfa kara yolu üzerinde bulunan, merkez ilçeye 67 km uzaklıktaki Gümüşkaya köyü üzerinden veya Besni ilçesinin 48 km güneyinde bulunan Kızılin köyü üzerinden gidilir.

Göksu vadisinin daraldığı bir noktada, ana kaya üzerine oturtulan Göksu köprüsü, Roma dönemine aittir. Roma imparatoru Vespasian zamanında yapıldığı tahmin edilmektedir. Yani köprünün 1800 yıllık olduğu tahmin ediliyor.

Orta kemeri çökmüştür diğer kısımları sağlam durumdadır. Peki orta kemeri neden çökmüştür, bunun hikayesi ilginç; 19’ncu yüzyıl sonlarında, Göksu’nun iki yakasındaki köylüler arasından anlaşmazlık çıkar.

Besni tarafındaki köylüler, saldırılardan kurtulmak için güvercin gübresinden yaptıkları bir patlayıcı madde (güherçile) ile köprünün orta yerini patlatarak çökertirler.

Düzgün kesme taştan yapılmış olan köprü, bir ana kemer ve ikisi tahliye kemeri olmak üzere toplam üç kemerden oluşur. Orta kemerin iki ayağı arasındaki açıklık yaklaşık 23-30 metre kadardır.

Köprünün yerden yüksekliği 31 metre, uzunluğu 150 metre ve genişliği 7.5 metredir. Antik dönemde Besni (Ostacuscum) ile Samsat’ın (Samosata) geçişini sağlayan köprüdür.

Mimari yapısı, Kahta’daki Cendere köprüsüne de benzeyen köprüye, diğer köprülerde olmayan özellik, doksan derecelik rampalı bir girişe sahip olmasıdır.

Savaş döneminde geçişin engellenmesi için orta kemer yıkılmıştır. Ortaçağ dönemindeki bazı Arap yazarlar, köprüyü dünyanın harikalarından birisi olarak tanımlar.

Son bir not, köprünün aslına uygun olarak yeniden yapılması için 2 yıldır faaliyet sürdürülmektedir, köylüler tarafından yıkılan köprü yeniden hizmete açılacakmış.

Adıyaman Besni Göksu Kanyonu

GÖKSU KANYONU

İlçe merkezine 48 km uzaklıktaki Kızılin köyüne yakın bir yerde bulunmaktadır. Kızılin köprüsünün bulunduğu vadi, Fırat nehrine yaklaştıkça derinleşerek kanyon özelliği gösterir.

Kızılin Köprüsünden Fırat nehrine kadar kanyon vadisin uzunluğu yaklaşık 2 ile 3 km kadar devam eder.

Vadinin yamaçlarındaki doğal ve beşeri özellikteki mağaralar hem depo hem de barınma ve konaklama amaçlı olarak kullanılmıştır.

Köprü başlangıcından itibaren Atatürk Barajına kadar yapılacak tekne turları, vadinin daha iyi görünmesinde etkili olacaktır. Göksu kanyonu tarihi Roma köprüsünün, vadinin ve yerleşme noktalarının görülmesinde etkilidir.

Adıyaman Besni Göksu mağaraları

GÖKSU MAĞARALARI

Göksu ırmağı boyunca yer alan 40-50 m yükseklikteki sarp kayalar üzerinde bulunmaktadır. Besni tarafındaki Kızılin ve Sarıkaya köyleri ile Adıyaman tarafında Gümüşyaka ve Mal Pınarı köyleri civarında yoğunlaşmıştır. Bu mağaralar doğal çekiciliği yanında yerleşme yerleri olarak da kullanılmıştır.

Adıyaman Besni Oyratlı Mozaikli Yapı
Adıyaman Besni Oyratlı Mozaikli Yapı

OYRATLI MOZAİKLİ YAPI

Oyratlı köyünde bulunan Roma dönemine ait bir kalıntıdır.

Besni-Gölbaşı yol güzergahına 1 kilometre mesafededir. Yaklaşık 5 metre uzunluğunda ve 3 metre genişliğinde bir yapının 70 x 100 cm ölçülerinde, duvarları günümüze kadar kalmıştır.

Moloz duvarlı yerleşim yerinin zemini mozaikle kaplıdır. Mozaik 45 metre kare büyüklüktedir. Mozaiğin bulunduğu alanın kilise olduğu tahmin ediliyor.

Evet bu mozaik kaçak kazıda bulunmuş, çevredeki köylülerin ihbarı ile resmi makamlarca gün yüzüne çıkarılarak koruma altına alınmış ve Adıyaman Müze Müdürlüğüne götürülmüştür.

Adıyaman Besni Levzin Höyük

LEVZİN HÖYÜK

İlçenin 25 km güneyindedir.

Yapılan araştırmalarda, höyükte çanak çömleksiz (MÖ 9500-8800) ve çanak çömlekli Neolitik dönem (MÖ 7000-6900) tabakalar tespit edilmiştir.

Buluntular içinde en fazla olanlar: cilalı el baltaları ve çakmaktaşı aletlerdir. Ayrıca öğütme taşları, havan ve havan elleri, taş kap parçaları bulunmuştur.

Çok miktarda hayvan kemiği ve boynuz da ele geçirilmiştir. Ortaçağ’a ait kandil ve birkaç tane bronz haç, Geç Roma dönemine ait çift kulplu testi ve bronz sikkeler, Demir çağına ait bronz iğne, fibula, ok ucu ve pişmiş topraktan hayvan figürü ele geçmiştir.

Tüm bu çıkarılan buluntular Adıyaman Müzesinde sergilenmektedir.

Adıyaman Besni Dikilitaş-Sesönk Tümülüsü

 

DİKİLİTAŞ-SESÖNK TÜMÜLÜSÜ

İlçe merkezine bağlı Zormağara ve Hozgişin köyleri arasında kayalık alanda ve yüksek bir tepe üzerindedir. İlçe merkezine uzaklık 33 km. dir.

Tümülüsün üstü şekilsiz ve irili ufaklı kayaçlarla örtülmüştür. Mezar girişi basit rampa şeklinde ve basamaklıdır. Dromos denilen mezar girişi ve kareye yakın dörtgen planlı bir mezar odası planına sahiptir.

Tümülüsün güney, kuzeybatı ve güneydoğusunda, tamburlardan oluşan ikili sütunlar bulunur.

Her biri yaklaşık 10 metre uzunluğundaki üç çift sütun vardır. Buradaki kazı buluntularından, sütunlar üzerinde kartal, kral ve kraliçeye ait heykeller olduğu anlaşılmaktadır.

Ancak heykeller günümüzde yoktur sadece sütunların üzerinde kadın, erkek ve aslan kabartmaları vardır.

Buradaki kalıntılar tümülüsün Kommagene kralı II. Mithridatese ait olduğunu göstermektedir.

DİKİLİTAŞ NEKROPOLÜ

Dikilitaş köyündedir.

Mezarlar ana kayaya oyulmuş, hipoje biçiminde mezarlardır. Mezarlar, kayalık bir tepe üzerinde düz bir alana yapılmış mezarlardan oluşmaktadır. Geniş bir alana yapılmış olan kaya mezarları, ana kayaya oyularak yapılmıştır.

Tonozlu ve merdivenli girişlere sahip mezarların yanında dolmen mezar denen blok taşların çatılmasıyla oluşan megalitik tarz mezarlar vardır.

Adıyaman Besni Kargalı Dolmen Mezarları

KARGALI DOLMEN MEZARLARI

İlçe merkezine bağlı Kargalı köyü sınırları içindedir. Önce “Dolmen” ne demektir? Toprakta yan yana aralıklı olarak dizilmiş, birkaç büyük yassı taşla, bunların üstüne yatay olarak yerleştirilmiş yine büyük yassı taşlardan oluşan mezarlara dolmen denir.

Kayaların uzunluğu 2 ile 4 metre arasında değişir. Köy yerleşiminin kuzey batı tarafında, geniş bir alanda, dağınık biçimde yer alır. Dolmen mezarlar, büyük doğal blok taşların birbirine çatılmasıyla oluşturulmuştur.

En üst kısım bir blok taş ile kapatılmaktadır. Anadolu’da tarih öncesi ölü gömme geleneğini göstermesi açısından önemlidir. Bronz çağına tarihlenir. Yani yaklaşık 3 bin yıllıktır.

Adıyaman Besni Gümüşkaya (Palaş) Mağaraları

GÜMÜŞKAYA (PALAŞ) MAĞARALARI

Göksu nehri kıyısında, aynı adla anılan köyün batısında, kayalardan oyma tünel biçiminde, birbirine bağlı çok sayıda mağara bulunur. Bu mağaralar il merkezine 40 km uzaklıktadır.

Bu mağaraların MÖ 150 yılında yapıldığı sanılmaktadır. Mağaralar barınak olarak kullanılmıştır. Kuyulara, balkonlara ve bölgeli odalara sahip olan mağaralara bir kişinin geçebileceği kadar dar bir yolla ulaşılmaktadır.

Adıyaman Besni Tatarin Nekropolü

TATARİN NEKROPOLÜ

İlçe merkezine bağlı Yukarı Söğütlü ve Yaylacık köyleri arasındadır.

Ana kaya oyularak hipoje tipi mezarlar yapılmıştır. Bazı mezarlarda, kabartma figürler görülür.

Bölgede şimdiye kadar, önemli bir arkeolojik araştırma yapılmamıştır.

1983 yılında yapılan kurtarma kazısında, taban mozaikleri kalıntıları bulunmuştur.