Isparta Yalvaç

Isparta Yalvaç

Tarihi olarak büyük öneme sahip: Men kutsal alanı, Psidia Antiochia antik kenti ile öne çıkan bir bölge.

Isparta Yalvaç

ULAŞIM

Yalvaç ilçesinin, Isparta il merkezine uzaklığı: 108 km. dir. Senirkent üzerinden, Eğirdir gölünün kuzeyinden ilerleyerek ulaşmak mümkün. Senirkent-Yalvaç arası uzaklık: 57 km.

Yalvaç’ın kuzeydoğusunda: Akşehir ve güneydoğusunda ise Şarkıkaraağaç ilçeleri bulunuyor. Yalvaç-Şarkikaraağaç arası uzaklık: 26 km. Yalvaç-Akşehir arası uzaklık ise: 47 km. dir. Yalvaç-Antalya arasındaki uzaklık: 230 km. Yalvaç-Konya arasındaki uzaklık: 105 km.

Isparta Yalvaç

TARİHİ

Önce çok daha eskilere gidelim. İlçenin geçmişi o kadar eski ki, erken bulgular, Tokmacık yöresinde bulunmuştur. Bunlar 8 milyon yıl önce yaşadığı düşünülen at, fil ve gergedan fosilleridir. Bunlar, Tokmacık yöresinde bulunmuştur. 

Yani, Yalvaç yöresinde Ay Tanrısı Men inancı hakimdir. Ay Tanrısı Men inancının kökleri Hititlerden önceye uzanıyor. Ancak tanrının adı ve tarihi dahil tapınım; gizemler içeriyor ve Yalvaç’ta nasıl bu kadar güçlendiği henüz bilinmiyor. 

Ay Tanrısı Men’e tapınılan Men Askeneos Tapınağı, antik çağın Vatikan devleti olarak nitelendirilir. Bölgenin hac merkezi olan tapınak, konumu itibarıyla, kökleri Helenistik dönem öncesine giden önemli bir dini merkezdir. Büyük ihtimalle, tapınak ve çevresindeki yerleşim, Seleukosların kolonileştirdiği kentten önce de vardı.  

Çocuk İsa’yı taşıyan Meryem Ana figürü dahil günümüzde Hıristiyanlık dinini pek çok konuda etkileyen Ay Tanrısı Men inancının, yeril bir dini inanç olarak ortaya çıkmış olmasına rağmen, bulunduğu alanda Yunan inançlarının önüne çıkmayı başardığı ve hatta Hıristiyanlık döneminde diğer pagan inançları terk edilirken varlığını sürdürmesi ilginçtir. Roma’nın İmparatorluk döneminde gelirleri ve yetkileri kısıtlansa da Men Kültü etkin olarak bölgede varlığını sürdürmüştür. Hatta tapınak ve kutsal alan, İmparator Diocletianus döneminde, Hıristiyanlığa karşı paganizmin yeniden güçlenmesi için pilot bölge olarak seçilmiştir. Tapınak son pagan imparatoru Julianus öldürüldükten sonra bütün gücünü kaybetmiş, Hıristiyanlığın devletin resmi dili olmasıyla da yıkılmış ve malzemesi kilise yapımında kullanılmıştır. 

Evet, Yalvaç Pisidia Antiocheia kenti, bugünkü Yalvaç ilçesinin yaklaşık 1 km kuzeyinde ve Sultan Dağlarının güney yamaçları boyunca uzanan, verimli bir alanda yer almaktadır. 

Deniz seviyesinden 1236 metre yükseklikte, Sultan dağlarının bir kolu üzerinde kuzey-güney yönünde uzanan Anthios vadisine hakim bir tepe üzerinde kurulmuştur. 

Şehrin; MÖ 275’de;  Helenistik Krallarından I Antiokhos Seleukos tarafından kurulduğu tahmin ediliyor. Kendisi kenti tahkim etmiş ve yeni kurduğu şehre: dedesi ile kendi adı olan “Antiochos” ismini vermiştir. 

MÖ 25’de, Galatya Eyaletine dahil olmuş, daha sonra ise Roma kolonisi olmuştur. İmparator Augustus döneminde (MÖ 27-MS 14) döneminde Pisidia bölgesinde 8 koloni kurulur. 

Ancak konumu ve önemi nedeniyle sadece Antiochia kentine “Colonıa Caesareıa” yani “Sezar’ın Kenti” unvanı verilir. Aynı zamanda Psidia bölgesinde başkent konumuna getirilir. 

Şehir en parlak dönemini Roma egemenliği sırasında yaşar. Bu dönemde yoğun imar faaliyetleri görülür. 

Kent, imarı sırasında bütün Roma kentlerinde olduğu gibi, 7 tepe üzerine kurulur ve 7 mahalleye bölünür. MS 3’ncü yüzyıla kadar resmi dil Latincedir.

Kentin önemini fark eden Aziz Paulus, MS 46 ve 62 yılları arasında, kente üç kez gelir. 

Hıristiyanlığın temellerini burada atar ve dünyaya yaymaya başlar. Özellikle: MS 4’ncü yüzyılın başlarında, Hıristiyanlığın serbest bırakılmasıyla, Bizans döneminde de kent dini bir merkez olarak önemini korur. 

MS 713 yılında ise Arap akınlarına uğrar ve harabeye döner. Yavaş yavaş tarih sahnesinden çekilmeye başlar. 

Yapılan araştırmalar sonucunda: bu yüzyılın ikinci yarısından itibaren ortadan kalktığı ve halkın bir kısmının o dönemin verimli topraklarında bulanan Yalvaç’a göçtüğü, diğer bir kısmının ise başka eyaletlere taşındığı ve böylece de Antiocheia’nın tarihten silindiği belirlenmiştir. 

1176 yılında Selçuklu Sultanı II Kılıç Arslan, Yalvaç yakınlarında yapılan Myriakephalon savaşından sonra, Türkler bölgeye yerleşirler. 

 

İsparta Yalvaç

 GENEL

Akdeniz bölgesinde bulunan Yalvaç, Isparta il merkezinin kuzeydoğusunda, Sultan Dağlarının güney eteklerinde ve denizden 1096 metre yüksekliktedir. 

Isparta ilinin en büyük ilçesidir. 

İlçe: sahip olduğu geçmiş kültürel özellikleri nedeniyle, zengin turizm potansiyeline sahip. Antiocheia in Psidia, Anadolu’da kurulan antik kentler arasında, oynadığı önemli roller ve eşsiz yapıları ile ayrı bir önem  taşıyor.

İlçede bulunan, Yalvaç Meslek Yüksek Okulu, 3500 öğrenci barındırıyor ve bu miktar: İlçenin ekonomik ve sosyal yaşamında önemli bir oran.

 

CITTASLOW

Yalvaç ülkemizde Cıttaslow olarak seçilen 15 yerden biridir. Cıttaslow felsefesi: yaşamın, yaşamaktan zevk alınacak bir hızda yaşanmasını savunmaktadır.

İnsanların birbirleriyle iletişim kurabilecekleri, sosyalleşebilecekleri, kendine yeten, sürdürülebilir, el sanatlarına, doğasına, gelenek ve göreneklerine sahip çıkan ama aynı zamanda alt yapı sorunları olmayan, yenilenebilir enerji kaynakları kullanan, teknolojinin kolaylıklarından yararlanan kentlerin gerçekçi bir alternatif olacağı hedefiyle yola çıkmıştır. 

Isparta Yalvaç Yemekleri

NE YENİR

Günümüzde Yalvaç mutfağında, buğday başta olmak üzere tahıl yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Tahılın yanı sıra, yöredeki hayvancılık faaliyetlerinden kaynaklandığı düşünülen et, süt ve ürünleri (yöreye has pastırma, kaymak ve kaymaktan elde edilmiş yağ başta olmak üzere) kullanımı da sıklıkla görülür. Yalvaç’ta mutlaka, buraya has “güllaç” yemelisiniz.

Yemek olarak ise: kurutulmuş malzemeden yapılan ve iki farklı yöntemle hazırlanan (etli ve bulgurlu olarak) dolma denemelisiniz. Bunun yanında, buraya özgü yemekler olarak öne çıkanlar: Fasulye Boranısı, keşkek, yufka katmeridir.

Keşkek: yörenin en bilinen mahalli yemeği olup kaburgadan yapılan yerli pastırma ve önceden ıslatılmış keşkeğin, toprak çömleğe konarak ateşi sönmüş mahalle fırınlarında yaklaşık 12 saat pişirilmesiyle yapılır.

Boranı ise, fasulye ya da ıspanaktan yapılır. Başta belirttiğim gibi, güllaç asla unutulmamalı.

Isparta Yalvaç

NE SATIN ALINIR

Eski bir Selçuklu ve Osmanlı yerleşimi olan Yalvaç’ta pek çok geleneksel el sanatı yaşatılmaktadır. Geleneksel el sanatlarının bulunduğu Rampalı Çarşıya uğrarsanız, mutlaka ilginizi çekebilecek bir şeyler bulup, satın alabilirsiniz.

Geleneksel el sanatları olarak öne çıkanlar: dericilik, keçecilik, halıcılıktır. Tabakhane bölgesinde doğal malzemelerle üretilen deriler, çeşitli turistik el sanatı ürünlerine dönüştürülüyor ve yine sıcak demircilerin yaptıkları çapa, kürek, tahra gibi ürünler satın alabilirsiniz. Keçecilik, saraçlık ve semercilik te tercih ediliyor. 

Isparta Yalvaç Pazarları

YALVAÇ PAZARLARI

Yalvaç’ta haftada bir gün, Pazartesi günleri pazar kuruluyor. Bu pazarda, çevre köylerden gelen ve yöresel kıyafetler giymiş halkın da katılımıyla, çok renkli ve zengin bir görünüm ortaya çıkıyor. Pazartesi günleri, pazarın açılışı belediye hoparlöründen okunan “Pazar duası” ile yapılıyor.

3 farklı bölgede 3 farklı pazar kuruluyor. Sebze pazarı, yoğurt pazarı ve buğday pazarı. Sebze pazarında organik ürünler, yoğurt pazarında kaymak ve süzme yoğurt, buğday pazarında nohut, mercimek, fasulye gibi ürünler, ambalajlanmadan doğrudan üreticisinden satın alınabiliyor. 

FESTİVALLER

İlçenin Körküler Kasabasında, her yıl, Temmuz ayının ilk haftasında, 3 gün süreli, Yalvaç Körküler Kardeşlik ve Sevgi Festivali düzenleniyor. Ayrıca: Mayıs ayı içinde, 3 gün süreli, Antiokheia Kültür ve Sanat Festivali düzenleniyor.

Bunların yanında: Ağustos ayı içinde, 2 gün süreli, Sücüllü Yardımlaşma ve Dayanışma Festivali düzenleniyor

GEZİLECEK YERLER

Isparta Yalvaç Müzesi

YALVAÇ MÜZESİ

Hükümet Caddesindedir. 1947 yılında yöreden toplanan arkeolojik ve Etnografik eserlerin depolanmasıyla başlayan çalışmalar, 1963 yılında yapımına başlanan binanın müze olarak 1966 yılında tamamlanmasıyla hizmete girmiştir.

Müze koleksiyonunda: 2599 arkeolojik eser ve 14715 sikke bulunmaktadır. 

Yalvaç Müzesi
Prehistorik Eserler Salonu

1.Vitrin: Tokmacık kasabası yakınlarında yapılan çalışmalarda ortaya çıkarılan: muhtelif memeli hayvan fosilleri sergileniyor. Bunların: 7-8 milyon yıl öncesinden kaldığı düşünülürse, değerleri ortaya çıkıyor. Mutlaka görmelisiniz.

2.Vitrin: Burada: Yalvaç’a 19 km. uzaklıkta bulunan Çamharman Höyüğünde bulunan, Eski Tunç çağına ait pişmiş toprak eserler sergileniyor. Bu eserlerin: MÖ.3000-2000 yıllarından günümüze kaldığı sanılıyor.

4.Vitrin: Bu vitrinde, eski Tunç Çağına ait kaplar sergileniyor. Bu kaplar: dinsel hayatı ortaya koyuyor.

7.Vitrin: Pişmiş topraktan yapılmış tanrıçalar ile pişmiş toprak ve mermer idoller sergileniyor. Bu bölümün en gözde eserleri: pişmiş toprak hayvan figürleri ve çocuk oyuncakları.

Isparta Yalvaç Müzesi Klasik Eserler Salonu
Klasik Eserler Salonu

Bu salonda: Pisidia Antiocheia ve Men Kutsal Alanında yapılan kazılarda elde edilen eserler sergileniyor.

9.Vitrin: Bu sergide: Antiocheia heykeltıraşlık okulunun özgün mermer yapıtları var. Bunlar arasında: tanrı ve tanrıça heykelleri, Tyke, Nike ile imparatorluk dönemine ait portreler geniş yer tutuyor. Ayrıca: Roma dönemine ait mermer küpler bulunuyor.

11.Vitrin: Men Kutsal Alanından gelen pişmiş toprak ve mermer eserler sergileniyor. Çağının en çok ziyaret edilen tapınağı, aynı zamanda bir kehanet merkezi. Baş tanrı Men olmak üzere, bu tanrıya adanmış adak stelleri, ilgi çeken eserler olarak öne çıkıyor.

12.Vitrin: Roma çağına ait mermer tanrı ve tanrıça heykelleri sergileniyor. Bunlar arasında: Ana tanrıça Kybele, Zeus, Aphrodite, Tyke, Eroslar ve kadın heykelcikleri var.

Bu vitrinin hemen yanında: MS.1.yüzyıla tarihlenen, Zeus heykeli var. Antiocheia heykeltıraşlık okulunun önde gelen heykeltıraşlarından olan Menandros tarafından yapılmış, bu ihtişamlı heykel. Kaidesindeki yazıtta yapanın ismi yazılı.

Isparta Yalvaç Müzesi
Klasik Eserler Salonunun doğu tarafı, tanrı ve tanrıça heykellerine ayrılmış.

Antiocheia heykeltıraşlığının tüm özellik ve güzelliklerini gözler önüne seren bu yapıtlar, görenleri hayretler içinde bırakıyor. Tanrıça Athena, Nike ve Mousalar, bu bölümde sergilenen başlıca eserler.

Ayrıca, burada önemle üstünde durmak istediğim bir eser daha var. Roma İmparatoru Augustus’un, hayatta iken yaptığı işleri anlatan Latince metinler, panolar halinde burada sergileniyor.

Bunun yanı sıra, aynı metinin, Apollonia’da bulunan ve Yunanca yazılı bazı parçaları da burada sergileniyor.

Mutlaka görmelisiniz. Ankaralılar için bir hatırlatma. Aynı metinlerin bir benzeri: Ankara şehir merkezinde, Hacı Bayram Camisi yanındaki Augustus Tapınağında bulunuyor.

Isparta Yalvaç Müzesi

 

14.Vitrin: Roma döneminin küçük buluntuları, bronz ve cam süs eşyaları, burada sergileniyor. Buradaki bir kupa ya özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum.

Düzenlenen bir av yarışması sonunda verildiği anlaşılan, çift kulplu bu kupanın, bir yüzünde gladyatörler, diğer yüzünde ise sürüngen bir hayvan olan semender tasviri var.

15.Vitrin: Salonun bu son duvar vitrininde, Bizans dönemi pişmiş toprak ve madeni eserleri sergileniyor. Bunlar arasında: İsa’nın çarmıha gerilmiş heykelcikleri, haçlar, özellikle Hıristiyanlıkla ilgili kabartmalar, kandiller dikkatinizi çekecektir.

Ancak, bunların içinde en önemli eser: MS.4.yüzyıla tarihleniyor. Midye kabuğu üzerine işlenmiş. İsa’nın bir masa üzerinde. Ortada: Meryem Ana, başı örtülü, yüzü görünüyor. Her iki yanında iki melek duruyor.

Bu kabartma, dünyada tek olma özelliğini korumaktadır. Kompozisyon: İsa’nın mezara indiriliş sahnesi olarak betimlenmiş, bu hüzünlü an çok iyi betimlenmiş.

Salonun ortasında bulunan iki vitrinde: balıkçı başı ve nadide köpek heykelcikleri var.

Isparta Yalvaç Müzesi Etnografik Eserler Salonu
Etnoğrafik Eserler Salonu

Bu salonda Yalvaç ve çevresinden gelen eserler ve muhtelif yollarla gelen eserler sergileniyor.

25.Vitrin: Salonun ortasında bulunan iki yatay vitrinde: Osmanlı dönemine ait altın, gümüş ve bakırdan yapılmış zengin sikke koleksiyonu var.

Etnografya Salonunun dar kenarında: 19.yüzyıla ait bir evin malzemeleri ile aslına uygun olarak düzenlenen “Eski Yalvaç Evi” müzeye gelen ziyaretçilere, önceki kuşakların sahip oldukları ihtişam hakkında bir fikir veriyor.

Isparta Yalvaç Devlethan Camisi-Eski Cami

DEVLETHAN CAMİSİ-ESKİ CAMİ

İlçe merkezindedir. Kesin yapılış tarihi bilinmemektedir. Ancak, 14’ncü yüzyılda, Anadolu Selçuklu Sultanı I. Mesut’un oğlu tarafından devlet adına yaptırıldığı ve hatta kız kardeşi olan Devlet Hatun tarafından yaptırıldığı düşünülmektedir. Ancak caminin mimarı bilinmemektedir. 

Devşirme malzeme ile yaptırılmıştır. Antiochia ören yerinden getirilen, önceki dönemlere ait mimari yapı elemanları (mermer işlemeli bloklar ve yazıt parçaları) duvar örgüsünde kullanılmıştır. Dış yüzü sıvasızdır. Bu yüzden, Antiochiadan gelen hayvan figürü kabartmalı ve işlemeli taşlar görülür. 

Caminin tek minaresi, yapının kuzeydoğu köşesindedir. Mihrabı ve minberi, düz sadedir. Caminin muhtelif dönemlerde onarımlardan geçtiği ve bu yüzden 15-16. yüzyıla ait yapının, günümüzde orijinalliğini yansıtmadığı düşünülmektedir.

Kubbe dışında kalan tavan ahşaptır. Kubbe içleri, çeşitli renklerle yapılmış (sarı, mavi, kırmızı, yeşil) kalem işi stilize edilmiş bitkisel motiflerle süslenmiştir.

Mihrap kabartma süslemelidir.

Mihrabın hemen üstünde açılmış, yuvarlak formlu, çeşitli renklerden oluşturulmuş vitray pencere dikkat çeker. Sabah güneş doğuşunda, caminin içerisi buradan gelen ışıkla rengarenk görünür. 

Isparta Yalvaç Osmanlı Hamamı

OSMANLI HAMAMI

Kaş mahallesindedir. Osmanlı dönemine ait ayakta kalan tek hamam Yalvaç’ta bulunuyor. Bölgesel Osmanlı geleneklerini ihtiva eder. Soyunmalık, soğukluk, sıcaklık, su deposu ve külhan gibi bölümleri vardır.

Taş ve tuğla kullanılarak inşa edilmiş yapının iki ayrı girişi bulunur. İçten su geçirmez sıva ile kaplanmıştır. 1940’lı yıllardan beri kullanılmayan hamamda, şu an restorasyon çalışmaları sürdürülmektedir, restorasyon bitirildiğinde Hamam Müzesi olarak ziyarete açılacaktır. 

Isparta Yalvaç Çınaraltı

ÇINARALTI

Bu muhteşem doğal anıt ağacın, 1200 yıllarında dikildiği tahmin ediliyor. Yani: 800 yaşında. Boyu ise: 16 metre. Gövde çevresi: 10.25 metre. Çapı: 3.26 metre. Dal uzunlukları: 7.50 ile 15.80 metre arasında değişiyor. 

Yalvaç Çınaraltı

Türklerin gelip yerleştiğinde merkezde bulunan Çınaraltı, tam ilçenin merkezinde bulunuyor. Çevresinde toplanmış kahvehanelerden oluşur. Ağacın çevresinde oluşturulan tarihsel meydan, gerçekten mutlaka mola vermenizi önereceğim güzel bir ortam.

Yalvaç Hacı Ali Rıza Efendi Halk Kütüphanesi

YALVAÇ HACI ALİ RIZA EFENDİ HALK KÜTÜPHANESİ

Önce bir kaç cümle ile Hacı Ali Rıza Efendi: 1830 yılında Yalvaç Salur Mahallesinde doğmuştur. 1853 yılında, dördüncü dereceden naiblik yani hakimlik ehliyetnamesi aldı ve hakimlik görevine başladı.

Ülkenin çeşitli yerlerinde 48 yıl hakimlik yaptı. Gelelim kütüphaneye, kütüphanenin kuruluşu 108 yıl öncesine dayanır. 1970 yılından itibaren, kütüphane, kendi binasında faaliyetini sürdürmekte olup, çeşitli konularda 30 bini aşkın eser ile, önemli bir kültür hazinesidir.

Yalvaç Belediye Kültür Evi-Tıraşzade Konağı

BELEDİYE KÜLTÜR EVİ (TIRAŞZADE KONAĞI)

Geleneksel Yalvaç evlerine örnek olan Tıraşzade Konağı, burada yapılan ilk restorasyon çalışmalarından biridir. Konak restorasyonun ardından içi tamamı orijinal malzemelerle tefriş edilerek bir Etnografya müzesi olarak hizmete açılmıştır.

Konak, kerpiç ve ahşap malzeme kullanılarak inşa edilmiştir.

Yalvaç Belediye Kültür Evi-Tıraşzade Konağı

İlk kısmının 1840 yılında ve son halinin 1911 yılında tamamlandığı biliniyor. Giriş: batıdaki çift kanatlı ahşap kapıdan. Kapıdan girilince: hayat bölümü açılıyor.

Yapı, iç kısımda “L” şeklinde düzenlenmiş. Kuzeydeki blok 2 katlı ve batıdaki blok ise 3 katlı.

Bunların arasında bahçe var. Evet, bu Osmanlı mimari özelliklerini gösteren yapı, yakın süre öncesine kadar yıkılmak üzere iken, Belediye tarafından onarılarak, ziyarete açılmıştır.

Yalvaç Anlatan Meydanı

ANLATAN MEYDANI

Belediye Binasının hemen karşısındaki meydan: İlçenin zengin geçmişini gelen ziyaretçilere gösteren bir rehber niteliğinde hazırlanmış. Tam bir Açık hava müzesi niteliğinde. Kuzeyde bulunan, üzeri kapalı ve sütunlu bir bölümden meydana giriliyor.

Üstü açık koridorun her iki yanındaki dikmeler üzerinde, bilgi panoları var. İlk pano: Tokmacık fosilleri bölgesini anlatıyor.

Daha sonraki panoda: Men Kutsal Alanı ve takip edenlerde: Antiokheia kenti, Roma dönemi, Bizans dönemi ve böylece devam ediyor. Meydanın merkezinde ise, 25 metre çapında bir tören alanı ve Atatürk Anıtı bulunuyor. 

Meydan; İlçe hakkında, burayı ziyaret eden insanlar için hazırlanmış. Bu meydanı ziyaret eden bir ziyaretçi, meydan bitiminde, İlçe hakkında birçok bilgi sahibi olmuş oluyor.

İlginç, buna benzen bir yapıyı, ülkemizde başka bir yerde görmedim, ama iyi düşünülmüş. Çünkü: Yalvaç gerçekten, tarihi özellikleriyle öne çıkan bir yer.

İlçeye ilk gelen ziyaretçilerin, antik yerleri gezmeden önce, bu meydanda küçük bir tur atmalarında, İlçeyi tanımaları açısından büyük yarar var.

Isparta Yalvaç Metin Sözen Keçe Evi   

METİN SÖZEN KEÇE EVİ

Görgü mahallesindedir. Keçeyi turistik ürün haline dönüştürecek tasarımların yapıldığı bir merkezdir. Eski bir Yalvaç evinin restore edilmesiyle oluşturulan evde, keçe işleme makineleri, keçe yapım aşamaları ve üretilen keçeler sergileniyor.

Ayrıca, burada çalışanların ürettikleri çanta, başlık, şapka, duvar resmi ve benzeri keçe ürünleri satılıyor. 

Isparta Yalvaç Mustafa Bilgin Sanat Evi

MUSTAFA BİLGİN SANAT EVİ

Görgü mahallesindedir. Bir öğretmene ait olan eski evin restore edilmesiyle meydana getirilen Mustafa Bilgin Kadınlar Sanat Evi’nde, hanımlara yönelik olarak cam, seramik, resim gibi çeşitli kursların verildiği atölyeler, çay ve kahve içilebilen odalar, kitap okunabilen kütüphane bölümü bulunuyor. 

Isparta Yalvaç Geleneksel Yemek EVİ

GELENEKSEL YEMEK EVİ

Kaş Mahallesinde, Tıraşzade Konağının karşısındaki bu mekanda, geleneksel yemek kültürüne ait pek çok lezzet burada konuklara servis ediliyor.

Eski bir Yalvaç evinin restore edilmesiyle oluşturulan bu mekanda, bir lokanta ortamı değil daha yöresel bir ortam oluşturulmuştur.

Bu mekanda ve bir aşçının değil mahalleli kadınların yaptığı yemekler ikram ediliyor. 

Isparta Yalvaç Eski Deri Fabrikası ve Deri Sanayi Açık Hava Müzesi

ESKİ DERİ FABRİKASI VE DERİ SANAYİ AÇIK HAVA MÜZESİ

Cumhuriyetin ilk yıllarında, Atatürk’ün emriyle kurulan 125 Anonim şirket arasındadır. Alman mimarisi ve makineleri kullanılarak, modern tarzda çok ortaklı olarak kurulan deri şirketi ve fabrikası, Cumhuriyetin ilk dönemlerinden itibaren kalkınma hedefinde olan ülkemizde örnek gösterilecek yatırımlardan biridir.

Günümüzde kullanılmayan binası, otel olarak restore edilmekte, makineleri ön kısmında Açık hava müzesinde sergilenmektedir. 

İLÇE DIŞINDA GEZİLECEK YERLER

Isparta Yalvaç Tokmacık Fosil Yatakları

TOKMACIK FOSİL YATAKLARI

Tokmacık kasabasında 1994 yılında yapılan kazılarda, 9 milyon yıl öncesine ait bir gergedan fosili bulunmuştur. Süleyman Demirel Üniversitesinden Prof Fuzuli Yağmurlu başkanlığında devam eden kazılarda çeşitli hayvanlara ait fosillerde ele geçirilmiştir.

Bunlar: değişik türden memeli hayvanlara ait: diş, çene, ayak, kaburga ve omur kemikleridir.

Bulunan kalıntılar: gergedan, mamut, vahşi at, etoburlar ve geyikgillere ait fosilleşmiş ve kısmen iyi korunmuş kemik parçalarıdır.

Hayvanlara ait kalıntıların tümü: yaklaşık 9 milyon yıl öncesine aittir. Dolayısı ile, 9 milyon yıl önce, yörede yayılan bol miktarda hayvan topluluğunun varlığı ortaya çıkıyor.

Fosil yatağında bulunan kalıntılar fazla parçalanmamış olduğundan, iyi korunmuştur. Bunlar: yakın sayılabilecek mesafeden taşınıp depolanmışlardır.

Bu fosiller, günümüzde Yalvaç Müzesinde sergilenmektedir.

Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti

PİSİDİA ANTİOCHEİA  

İlçenin yaklaşık 1 km. kuzeyinde, Sultan Dağının güney yamacındaki vadi üzerindedir. En yüksek noktası: 1176 metreye kadar yükselen bir tepenin üzerinde kurulmuştur. Kentin kuzeyinde: güneybatı yönünde, Anthius nehri akmaktadır.

Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti

 

1833 yılında, İzmir’de rahiplik yapan, V. Arundell tarafından bulunmuştur. Daha sonra ise, birçok gezgin ve araştırmacı tarafından, araştırılmıştır. 1920 yılında yapılan kazılar sonucunda: Roma kolonisinin büyük kısmı ortaya çıkarılmıştır.

Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti

 

Kentin önemi, Hıristiyanlık dininin yayılmasında siyasi kişiliği ile çok önemli bir rol oynamış olan Hz İsa’nın 12 havarisinden St Paul’un buraya gelmesi, burada 2 yıl kıl çadır dokuyarak hayatını kazanması ve farklı dinlere inanan insanlara hitap ederek, onlara Hıristiyanlığı anlatması, vaazlar vermesi, bu bölgenin Hıristiyanlığın beşiği olmasına neden olmuştur.

Daha sonra kilise yapımı serbest bırakılınca, Antiocheia halkı, St Paul’un anısına dünyanın ilk ve en büyük kilisesini 325 yılında Aziz’in ilk resmi vaazını verdiği Sinegog üzerine yapmıştır.

Kent yakınında, Karakuyu Tepesinde: Men kutsal alanı var. Burada: yazıtlar bulunmuş.

Şehrin

Suriye kralı Seleukos I (MÖ.312-280) tarafından kurulduğu düşünülüyor. Kentte: kolonistlerin yaşadığı düşünülüyor. Kent, bu durumunu, MÖ.39 yılına kadar sürdürmüş.

MÖ.25 yılında, İmparator Augustus zamanında, kent, Roma kolonisine dönüştürülmüştür. Bu dönemde ismi de; Colonia Caesarea olur. Bu statü, yaklaşık 200 yıl sürdürülür.

Bu dönemde, serbest şehir statüsü verilen şehir, 7 küçük tepe üzerine oturan, bölgelere bölünmüştür. Koloninin resmi dili: Latincedir. Kent merkezindeki nüfus ise, tahminen: 10 bin kişi civarındadır. Bu nüfusun: yaklaşık 3 bin kişilik bölümü ise, Roma askeridir.

Kolonide yaşayan pek çok insan: imparatorluk idaresinde görev alır. Kent, daha sonraki dönemlerde: Pisidia Eyaletinin metropolisi olur. Bu önemini; Bizans döneminde de sürdürür.

Ekonomik durum; MS. 3.yüzyılda en üst düzeyine çıkar. MS. 713 yılında, kent, Arap istilasına uğrar, yakılıp, yıkılır.

Kent: yaklaşık 3 km. uzunluğunda, oval bir surla çevrilidir.

Surlar

Helenistik dönemde inşa edilmiş, Roma ve Bizans dönemlerinde ise genişletilmiştir. Sur içinde kalan alan, düz değil. Bu nedenle, kent ızgara planlı olarak inşa edilmiş. Güneyden kuzeye uzanan ana caddeler, şehir planının özünü oluşturuyor. Diğer planlama, bu caddelere göre yapılmış.

Kente giriş, 3 kapıdan yapılıyor. Güneyde ve kuzeybatı köşede, tek geçitli 2 kapı var. Üçüncü kapı, şehrin en görkemli kapısı. Bu kapı, batıda bulunuyor. 3 tonozlu olan kapı üzerinde: karşılıklı  diz çökmüş, flama ve standart  taşıyan iki nike (Zafer Tanrıçası) kabartmaları var.

Kent dışına bakan kısımda: bronzdan kabartma harflerle “Gaius Julius Asper Con 212” yazıtı bulunuyor.

Yazıtın üstü: zırh ve çeşitli silah kabartmaları ile ve bitkisel bezemelerle süslenmiş. Evet, bu anıtsal kapının yapılış tarihi ise, MS. 212 yılı. Ancak, günümüzde, bu 3 kapı da yıkılmış olup, ancak temel seviyesinde görülebilmektedir.

Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti

ANTİK KENTTE GEZİ

Bu antik kentte, bugün neler görebilirsiniz?  Sütunlu cadde, Augustus Tapınağı, Tiberius Alanı, Anıtsal Giriş, Roma Hamamı, Çeşme, Toplantı Binası, Tiyatro ve Kilise kalıntıları var.

Yani: arkeolojik kalıntı yönünden, oldukça zengin bir yer. Mutlaka uğranması, gezilmesi gereken bir yer. Büyük keyif alacağınıza inanıyorum, mutlaka zaman ayırın ve gidin.

Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti Augustus Tapınağı

Augustus Tapınağı

Kentin en yüksek yerindeki kutsal alan içinde yapılmıştır. Kentin en etkileyici ve en anıtsal kapı kompleksidir.

Kentin en yüksek noktasında, büyük bir azimle oyulan kayalardan oluşturulan düzlükte kurulmuştur. Roma özelliği taşıyan özenli cephe mimarisi: ziyaretçileri hayrete düşürecek ölçüde zenginliğe sahip olarak inşa edilmiştir.

İmparator Augustus’un ölümünden sonra, onun adına izafeten yapılmıştır. Temeli: doğal kayanın kesilmesiyle oluşturulmuş bir podyum üzerinde bulunuyor. Podyum kayanın oyulması ile, mahzene dönüştürülmüş.

Yapı: yanlarda ikişer, önde 4 sütun olmak üzerine, 8 sütunludur. Ön cepheye: 12 basamaklı merdivenle çıkılıyor. Tapınağın arkasındaki kayada: oyularak oluşturulmuş, alt katta dor, üst katta İon tarzında sütunlarla taşınan, iki katlı galeri var.

Tapınağın önünde: 63 x 85 metre boyutlarında, Augustus alanı bulunuyor. Tapınak ve sütunlu galeriler yıkılmış olup, günümüze temel seviyesinde ulaşmıştır.

Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti Tiberius Alanı

Tiberius Alanı

Sütunlu caddenin doğu bitimindedir. Merkezi kilisenin yanındadır. Yaklaşık kare planlı olan alanın, iki yanındaki sütunlu galerilerin içinde, sonraki dönemlerde dükkanların yapıldığı anlaşılmaktadır. Tiberius alanının muhtemel yapım döneminin, MS.1. yüzyıl olduğu düşünülmektedir.

Günümüzde, meydanın her iki yanındaki dolgunun çok az bir kısmı kazılmıştır. İleride, yeterli arkeolojik çalışmalar yapıldığında, mutlaka değişik antik kalıntılar çıkacaktır.

Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti Propylon-Anıtsal Giriş

Propylon (Anıtsal giriş)

Augustus alanı ve Tiberius alanının kesiştiği yerdedir. Zafer takı biçiminde yapılan anıtsal giriş: İmparator Augustusun onuruna dikilmiş ve onun deniz ile karada kazandığı zaferlerini sembolize eden heykel ve kabartmalarla süslenmiştir.

Üç kemerli girişin, yan kemerleri: 3.5 metre, merkez giriş ise 4.5 metre genişliğindedir.

Anıtsal giriş kapısına: Tiberius alanından, 12 basamaklı bir merdivenle çıkılıyor. Geçit tonozunun ortadaki alanı: 4 adet ayak ve korinth başlıklı, 4 sütun üzerinde durmaktadır.

Ortadaki kemerin üzerinde: diz çökmüş ve kolları arkadan bağlanmış, biri giyimli, diğeri çıplak iki esir ve önlerinde meşale ve çelenk var. Yanlardaki kemerlerin üzerinde ise, girland taşıyan kanatlı Eros ve Nike kabartmaları var.

Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti

 

Arşitrav kısmında, bronzdan kabartma harflerle “İmp Caes Avgvsto Pontfex Max Tribunıca Potestate XII Con” yazıtı bulunuyor.

Kemerlerin üzerinde devam e den firizde: tritonlar savaş gemileri, kalkanlar, çeşitli hayvan kabartmaları var. En üstte: Poseidon (Deniz Tanrısı) ve Demeter (Bereket Tanrıçası) tasvirleri var. Bu heykeller: Yalvaç Müzesinde sergileniyor.

İmparator Augustus un ölümünden önce yazdığı vasiyetinin Latince kopyası da, bu yapıda bulunuyor. Kazılar sırasında, bunların dışında, birçok kitabe parçası da ele geçirilmiş. Evet, MS.1.yüzyıla tarihlenen anıtsal giriş, bugün tamamen yıkılmış ve temel seviyesindedir.

Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti Roma Hamamı ve Palaestra

Roma Hamamı ve Palaestra

Kentin kuzeybatı köşesindedir. Kazılarda 7 mekanı açılmış, 70 x 55 metre ebatlarındaki yapının önemli bir kısmı hala toprak altındadır. Bu yüzden planı tam olarak anlaşılamamıştır. Hamam olup olmadığı bile tartışılmaktadır.

Örneğin: güneş ve rüzgar faktörleri düşünülerek, tüm hamamların girişleri ve ocakları güney ve doğu yönlerinde yapılmıştır.

Ama bu durum, bu şehirde, hamam olarak tanımlanan yapıda farklıdır. Su ve ısıtma sistemine ait de çok fazla iz bulunmamaktadır.

Yapı: çeşme binasına 150 metre yakınlıktadır. Hamamın dış duvarlarının, şehir surlarının bir parçası olarak kullanılmış olduğu düşünülüyor.

Hamamın doğusundaki alanda kurulu olan ve hamamla organik bir bağı olan beden eğitimi alanı, yaklaşık olarak 38 x 29 metre ebatlarında ve sütunlu bir galeri ile çevrilidir.

Ancak doğu kısmındaki kazı çalışmaları henüz tamamlanmamıştır.

Bu yüzden, buranın da plan özellikleri tam olarak bilinmemektedir.

Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti

 

Açılan bölümlerinde: tabandan ısıtmayı sağlayan sisteme ait ızgara ve künkler ortaya çıkmıştır. Soğukluk, sıcaklık ve ılıklık bölümlerinin yanında, servis mekanları da ortaya çıkarılmıştır. Ancak, henüz külhan ve havuzlara ulaşılmamıştır.

Oldukça iri ve sağlam yapısı ile, 80 x 55 metre ebatlarındaki hamam yapısı, benzerleri içinde büyüklüğünü ortaya çıkarmaktadır. MS.1.yüzyılın ilk yarısında yapıldığı düşünülmektedir.

Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti Tiyatro
Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti Tiyatro

Tiyatro

Kent merkezine yakın bir tepenin yamacında inşa edilmiştir. Şehre hakim bir noktadadır. Oturma kısmının kuzey bölümü, tepenin yamacına, güney kısımları ise tonoz kemerler üzerine oturtulmuştur.

Tiyatronun cephe genişliğinin yaklaşık 100 metreye ulaştığı anlaşılmaktadır. Bu durumda tiyatro: 15 bin kişilik, Aspendos tiyatrosu ile karşılaştırılabilir. Zaten, çevredeki antik kentlerin tiyatrolarından da büyüktür.

Roma döneminde genişletilmiş ve ana cadde, tiyatro altında kalmıştır. Kentin: doğu-batı yönündeki ana caddesi: tonozlu bir tünelle, tiyatronun altından geçmiştir. Bu ilginç tünelin uzunluğu; 56 metre, genişliği ise 8 metredir.

Bu tünelin: MS.311-313 yılları arasında yapıldığı, bulunan yazıtlardan anlaşılmıştır.

Tiyatro: yaklaşık 5 bin kişi kapasitelidir. Sahne kısmı, tamamen yok olmuştur. Günümüze kalan, mevcut kalıntıları ise: muhtemelen MS.4.yüzyıla tarihlenmektedir.

Stadium

Sultan Dağlarının eteklerinde, akropolün batısındadır. Yapı: 190 x 30 metre ölçülerinde ve at nalı şeklindedir. Helenistik dönemde, MS.2 yüzyılda inşa edilmiştir.

Antik çağda, çeşitli atletizm, güreş ve boks gibi bedensel sporlar ile, MS. 3 ve 4.yüzyıllarda, gladyatör ve vahşi hayvan oyunları, bu yapıda düzenlenmiştir.

Günümüzde, burada herhangi bir kazı yapılmamıştır.

Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti Nympheum ve su kemerleri
Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti Nympheum ve su kemerleri

 

Nympheum (çeşme) ve su kemerleri

Kent mimarisinin en önemli yapılarındandır. Nympheum yapısı, geniş bir U şeklinde planlanmış ve su kemerlerinden akıtılan suyu depolayıp düzenleyerek, kentin önemli bir bölümüne dağıtmak için planlanmıştır.

Yapı: 27 x 3 metre boyutlarında, suyu toplayan bir rezervuar, 9 metre yüksekliğinde süslü bir cephe ve önündeki  27 x 7 metre boyutlarında, 1.5 metre derinliğindeki havuz kısımlarından oluşuyor.

Hemen arkasında: yaklaşık 11 km. uzaktan, Sultan Dağlarındaki “Suçıktı” kaynağından aldığı suyu, kente getiren su iletim sisteminin, sifon bölümünü oluşturan, 800 metrelik su kemerlerinin kalıntıları var. Yalvaç kasabasının su ihtiyacı, bugün yine aynı kaynaktan karşılanıyor.

Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti su kemerleri

Deniz seviyesinden 1465 metre yükseklikte olan Suçıktı kaynağından alınan su: bazen açılan kanallar, bazen ise tüneller içinden, bazen de tek yada iki katlı kemerler üzerinden, pişmiş toprak ve taş künklerle, biraz önce söylediğim gibi, 11 km. boyunca, arazinin eğimine ve karşılaşılan engellere veya dere yataklarına göre bulunan çözümlerle, 1178 metre yüksekliğindeki Nympheum’un rezervuarına taşınmış.

Aradaki 287 metrelik kod farkı: mesafe ile oranlandığında % 2.5’lik bir ortalama eğim ortaya çıkıyor. Bu eğimdeki suyun, müthiş bir basınç uygulayacağından, aşamalı olarak yavaşlatılan basıncı, sistemin sonundaki su kemerlerinden oluşan sifon bölümüne geldiğinde, tamamen kontrol altına alınmış oluyor.

Uzun yılların deneyimiyle elde edilen, bu kusursuz mühendislik deneyimi sayesinde, günlük ortalama 3000 metreküp su, düzenli ve sorunsuz olarak, kente dağıtılmış.

Çeşme binasının da, bu hesaplamaya göre, kentin yüksek kısımlarına su iletebilmek için, en az 9 metre yüksekliğinde olması gerektiği, yapılan hesaplamalar sonucu ortaya çıkarılmış.

Günümüzde: su kemerlerinin 200 metreye yakın bir bölümü ayakta kalmıştır. Bu kemerlerin yükseklikleri: 5 ile 7 metre arasında değişir.

Harçsız blok örgüyle yapılmışlardır. Ortalama 4 metrekare taban alanı ve 4 metre yükseklikleri var.

Gerek kilit taşlarında ve gerekse silmelerde süslemeler yok. Çünkü, görünümden çok işlevselliğe önem verilmiş. İki ayak arası açıklık, arazinin yapısına bağlı olarak 3.80-4.70 metre arasında değişiyor.

Yüzlerce yıl boyunca, birçok depreme rağmen yapının önemli bir kısmının ayakta kalması, kemer mimarisindeki kusursuzluğun en büyük göstergesidir.

Üst yapı tamamen tahrip olmuş. Ama kemerlerin üstünde, suyu taşıyan, ortalarında, ortalama 25 cm. çapında akaç delikleri bulunan kanalların izleri görülüyor.

Isparta Yalvaç  St Paul Kilisesi

St Paul kilisesi

Kentin ilk ve en büyük kilisesidir. Şehir suruna bitişik ve Roma hamamının yaklaşık 200 metre güneyindedir. Yapının boyutları: 70 x 26 metredir. Apsis kısmı doğudadır.

Kilisenin batısında, enine yerleştirilmiş giriş bölümü bulunmaktadır. Arkeolog Ramsay tarafından: 1927 yılında yapılan kazılarda: demir bir madalyon üzerinde, bir yüzde Diocletianus dönemi azizlerinden Neon, Nikon ve Heliodorus ve diğer yüzünde ise, Antiochia’llı Bassus’un isimleri yazılıdır.

Bu kilisenin bulunduğu yer ilginçtir. Burada: ilk evrede büyük boyutlarda bir sinagog, ikinci evrede, MS.3.yüzyıl başlarında küçük bir kilise, üçüncü evrede, MS.4.yüzyıl başlarında ise, şu anda görülen kilise yapısı yapılmıştır.

Isparta Yalvaç  St Paul Kilisesi

 

Kilisenin tabanı: renkli ve çeşitli mozaiklerle kaplıdır. Bu mozaik tabanda: 4 adet kitabe bulunmakta olup, bu kitabelerde, mozaiği yaptıran ve görevli papazların isimleri yazılıdır. Evet, bu kilise, Hıristiyanlık için önem arz ediyor.

Çünkü: özellikle, bu kilisenin altında, ilk evrede yapılan Sinegogda: MS.46 yılında, Hz. İsa’nın havarilerinden St. Paulus’un, Barnabasla birlikte ilk vaazlarını verdikleri düşünülüyor. Bu nedenle, St. Paulus’a adanan kilise, büyük önem arz ediyor.

Sonuç

Yalvaç’ın Hıristiyan alemi açısından önemli bir haç merkezi olabileceği değerlendirilmektedir. Yalvaç ilçesinin bu büyük potansiyeli, İncil’de yer almaktadır.

İncil’in 280’nci sayfasında bulunan “Elçilerin İşleri” başlığı altındaki bölümde: Yalvaç ilçesinde bulunan Pisidia Antiocheia antik kentinden söz edilmektedir.

İncil’de yazılanlara göre: İsa çarmıha gerildikten sonra İsa’nın havarileri Kıbrıs’a gitmiş ve daha sonra da Yuhanna isimli havari, diğer havariler ile birlikte Kudüs’e gitmiştir.

Paulus isimli havari ise tekrar Anadolu’ya dönerek, önce Pamfilya bölgesine gelmiş daha sonra ise Perge ve en son olarak Yalvaç ilçesinde bulunan Pisidia Antiocheia antik kentine yerleşmiştir.

Pisidia Antiocheia antik kentine Paulus isimli bu havari yerleştikten sonra bugün St Paulus kilisesi altında bulunan Sinagog’da Yahudilere vaazlar vermiştir.

Hıristiyanlığın yaygınlaşması üzerine, MS 325 yılında buraya büyük kilise inşa edilmiştir. Görüldüğü gibi Yalvaç ilçesinin Hıristiyanlık alemi açısından öneminin İncil’de vurgulanıyor olması Yalvaç ilçesinin önemini ortaya koymaktadır.

Yalvaç ilçesi bu  durumu iyi kullandığı takdirde Hıristiyanlık aleminin dikkatini bu yöreye çekebilecektir. Tabii ki bu iyi kullanım deyimi, tamamen tanıtımdan geçiyor.

Ben de kendi çapımda bu tanıtıma katkıda bulunuyorum, sonuçta siz de bu satırları okuduğunuzda, Yalvaç ilçesinin inanç turizmi açısından önemini anlıyorsunuz. 

Isparta Yalvaç  Ay Tanrısı Men Kutsal Alanı

AY TANRISI MEN KUTSAL ALANI

Antiokheia antik kendinin, yaklaşık 5 km. güneydoğusundadır. Yaklaşık 1600 metre yükseklikte kurulmuştur. Anadolu’nun mistik tanrılarından Men adına yapılmıştır.

Kökleri 3 binli yıllarda Mezopotamya’ya dayanan ve ayın gizemli gücüyle insanlara şifa dağıttığına inanılan tanrı Men’in tarihte bilinen tek kentleşmiş merkezi Yalvaç’tadır.

Evet, çevresindeki yapılarla birlikte, kutsal bir alan oluşturmaktadır.

Sinoplu coğrafyacı Strabon, Geographika kitabında da adı geçen Men Kutsal Alanı, kentin tüm çevresine hakim bir konumdadır.

Alanda: temenos içinde, alanın en etkileyici yapısı olan Men tapınağı, daha küçük ikinci bir tapınak, stadion, tören salonu, kült yemeklerin yendiği bir andron ve ev benzeri 20 kadar, niteliği tam olarak anlaşılamayan yapıdan oluşan bir kutsal alan ve daha sonraki yüzyıllarda inşa edilmiş kilise kalıntıları vardır. 

Isparta Yalvaç  Karakuyu Tepesi Kutsal Alanı

KARAKUYU TEPESİ KUTSAL ALANI

Burası: Antiokheia’nın baş tanrısı Patrios Theos’un kutsal ağacı: çamlarla kaplıdır. Karakuyu ismi: kutsal alan içinde yapılmış Bizans kilisesi yakınlarında, kurumuş su kaynağından gelmektedir.

MEN TAPINAĞI

Araştırmalarda, burada: bir tapınak, daha küçük başka bir tapınak, stadion, tören salonu, kült yemeklerin yenildiği bir andron ve ev, 20 kadar niteliği tam olarak anlaşılamayan yapılar bulunmuştur.

Bu kalıntıların: MÖ.4 ve MS.4.yüzyıllar arasındaki uzun tarihi süreçte yapıldığı ve dolayısı ile, kökleri olan güçlü bir külte ait olduğunu kanıtlamaktadır.

Tapınak: 11 x 6 sütunludur. Podyum tabanında: 31×17.4 metre, podyum üstünde 25×12.5 metre boyutlarındadır. Güneybatı ve kuzeybatı yönünde: 10’ar basamak, güneydoğu ve kuzeydoğu yönlerinde ise 6’şar basamaklı podyum üzerinde yükseliyor.

ADAK YAZITI

Temenos duvarları üzerinde: Tanrı Men’den: yardım, şifa, koruma dileyen, rüyalarını anlatan, teşekkürlerini sunan, kısaca tüm yaşamlarını paylaşan insanlar tarafından adanmış yazılı steller bulunuyor. Ancak: bunlar, daha sonraki dini kültler tarafından, sistemli olarak yok edilmişler.

MEN (MENSIS)

Men tanrısı: Anadolu’nun özellikle iç-batı bölgelerinde yoğun tapınım görmüştür. Yoksul, güçsüz, hasta insanların koruyucusu olmuştur. Sembolü: ay’ın gizemli gücü ile, insanlara iyilik ve şifa dağıtmıştır. Kökleri: MÖ.4000 yıllarına, Mezopotamya’ya kadar iner.

Tanrı: genellikle, omuzlarının üzerinde, iki yana açılmış gizemli semboller olan, boynuz biçiminde ayça (ayın ince hilal hali) ile betimlenmiştir.

Anadolu’nun batısında giyilen ve Frig külahı olarak bilinen, keçeden, kulakları da örten bir külah, beli kemerli, genç bir erkek olarak tasvir edilmektedir.

Tanrı Men’in kutsal hayvanları: boğa ve aslandır. Boğa-Aslan-keçe külahlı kahraman üçlüsü, birçok betimlemelerde birlikte olurlar. Men: tanrı-delikanlı olarak karşımıza çıkar.

KUTSAL ALANDA GEZİ

Kutsal Alan ziyarete açıktır. Ancak: Hıristiyanlığın yükselmesiyle, MS.4.yüzyılda burada yaşanan yıkımın izleri, bugün de görülmektedir. Tüm yapılar tamamen yıkık ve dağınık yapılarıyla, ormanlık alan içinde görülmektedirler.

Kutsal alana uzanan 5.5 km. lik yolun ıslah çalışmaları sürdürülmekte. Ancak: kazı ve temizlik çalışmaları yapılması ve en önemlisi koruma sağlanması şart. Çünkü: özellikle yaz sezonu dışında, burada görevli kalmıyor ve kaçak kazılara bolca sahne olunuyormuş.

Isparta Yalvaç  Hoyran Gölü

HOYRAN GÖLÜ

Eğirdir gölünün Yalvaç sınırları içinde kalan kuzey yarısı, Hoyran gölü olarak adlandırılır. Hoyran gölünde plaj ve göl çevresinde de konaklama imkanı sunan kamp alanları vardır. Ayrıca iskelesi, cankurtaranı, deniz bisikletleri ve pek çok donanımı olan bir de plaj bulunur. 

Isparta Yalvaç  Hoyran Kaya Mezarları
Isparta Yalvaç  Hoyran Kaya Mezarları

 

HOYRAN KAYA MEZARLARI

İlçe merkezinin batısında, 25 km. uzaklıktadır. Hoyran gölüne doğrudan dik inen kayalıklar üzerindedir. 3 mezar var. Soylulara özgü oldukları belirlenmiş. Ancak, bir tanesi daha özel. 30 metre yukarıda, göle ve günbatımına doğru bakıyor, yalın olarak diğer ikisinden hemen ayırt ediliyor.

İşçiliği, değişik biçimdeki geometrik desenlerden oluşan alınlığı ile, mutlaka önemli bir kişiye ait mezar olduğu kesin. Yüksekliği: 5.5 metre. İçinde, eni: 3.5 metre. Tavan yüksekliği: 3 metre. Yapı itibarı ile, Frigyalılar döneminde yapıldıkları düşünülüyor.

Bu mezar yapılarının: Antiocheia şehrinin kuruluşundan önceki bir zamanda yapılmış olduğu tahmin ediliyor. Uzaktan görebiliyorsunuz. Mezarlar, Bizans döneminde kilise olarak da kullanılmıştır.

Bu kullanım şekli, Frigya’dan gelir. Buna yönelik olarak, anıtın mezar yapısı, içte ve dışta değişikliğe uğramıştır. Özellikle doğu duvarı, bu dinsel amaçla apsis olarak sonradan oyulmuştur ve oda duvarlarına, onca bozulmaya karşın hala etkileyebilen İncil’den alınma öyküler resmedilmiştir.

Apsisteki nitelikli resim: haleli, sakalsız ve beyaz giysileriyle ve az büyüklüğüyle farklı olan önemli bir kişide odaklanır.

Bizans kiliseleri apsisindeki betimlemelerin genellikle İsa ve Meryem Ana’ya ayrıldığı bilinir ve bu olgu, önemi, çevresindeki mavi, yeşil ve kırmızı giysili azizlerin ortasındaki konumuyla vurgulanan bu özel kişinin olabileceğini düşündürür.

Zor seçilebilir olmasına karşın, tavanda da başı haleli, elinde kalkan ve mızrak taşıyan, beyaz ata binmiş bir aziz betimlenmiştir. Başının her iki yanında ki harflerde, Kapadokya’da özellikle saygı gören İkonion (Konya) Piskoposu Aziz Kornoutos’un adı okunur.

Ancak buradaki asker kişiliği onun bilinen resimlerine yabancıdır, genellikle beyaz sakallı, halesi ve piskoposluk belirteçleriyle birlikte tanınır.

Yörede benzersiz olan ve Anadolu’daki benzerleri arasında da önemli bir yeri olan bu kaya mezarları ve kaya kilisenin, duvar resimleriyle birlikte restore edilerek turizme kazandırılmasının önemini umarım yetkililer en kısa zamanda anlarlar. 

Isparta Yalvaç Limenia Adası

LİMENİA ADASI

Hoyran gölü içindedir. İlçe merkezine, 25 km. uzaklıktadır. Adanın çevresi: surlarla çevrilidir. Kayalık yamaçlarında ise: kaya mezarları bulunuyor. Adanın içinde bulunan bir başka tarihi mekan ise: Meryem Ana’ya adanmış bir manastırdır. 

 

Antalya Gazipaşa

Antalya Gazipaşa

Gazipaşa: özellikle Adana-Mersin-Anamur üzerinden gelip de, Alanya-Manavgat-Antalya istikametine ilerleyen yol üzerinde bir yer olması nedeniyle, birçok gezgin tarafından görülen bir yer. Ancak: asla zaman ayrılıp ta gezilemeyen bir yer olarak da öne çıkıyor.

Çünkü: çevresindeki turizmde öne çıkmış yörelerin gölgesinde kalmış. İlçe merkezinin deniz  kıyısında olmaması, Mersin yönünden ulaşımın çok kötü olması ve Antalya yönünden ulaşımda ise, özellikle Alanya gibi turizm potansiyeli muhteşem büyük bir yörenin bulunması, insanların burayı tercih etmelerini yıllarca engellemiştir. Tam bir sessizlik cennetidir. Diğer özelliği: cam kaplı (seralar nedeniyle) bir yöre.

Ben de, birçok kez buradan geçtim ama iki kez, burada kaldım. Özellikle: deniz kıyısında, belediye tarafından işletilen ve büyük yüzme havuzları bulunan tesiste, güzel birkaç gün geçirdim.

Yakın zaman öncesinde, Bakanlar Kurulu Kararıyla, Gazipaşa yöresi “Turizm Bölgesi” olarak ilan edildi. Bunun sonucunda ise, buraya hava alanı ve yat limanı yapılmaya başladı. Bunlar tamamlandığında, yörenin turistik etkinliklerinin artacağı kesin. Sizler de, buradan geçerken, tarihi kalıntılara meraklı iseniz, mutlaka zaman ayırın, çünkü ilgi çekici tarihi kalıntılar görmek mümkün.

Antalya Gazipaşa

ULAŞIM

Gazipaşa, bağlı bulunduğu Antalya il merkezine, 180 km. uzaklıktadır. Gazipaşa-Alanya arasındaki uzaklık; 40 km. Gazipaşa-Mersin arasındaki uzaklık: 360 km. Gazipaşa-Ankara arasındaki uzaklık: 650 km. Gazipaşa-Anamur arasındaki uzaklık: 81 km. ( ama, maalesef bu yol, zor bir yol, bunu sakın unutmayın ve bu yolu tercih ederseniz, muhteşem dikkatli araç kullanmanız şart, yol 2 saat sürüyor.)

Bu arada: Gazipaşa ilçesinde, Temmuz 2009 tarihinde: hava alanı açıldı. Her ne kadar, buraya büyük uçakların inmesi mümkün olmasa da, Ankara-İstanbul gibi metropol illerden ve hatta yurt dışından, hava yolu ile buraya gelmenin mümkün olması, ilçenin turizm potansiyelini elbette olumlu yönde etkileyecektir.

Yani: 20 yıllık inşa süresi ve yapıldıktan sonra büyük uçakların inemeyecek olmasının ve hatta  pisti de uzatma imkanının bulunmamasının öğrenilmesi, bu hava alanının ilginç özellikleri olarak, mutlaka gündeme gelecektir.

TARİHİ

Yapılan araştırmalarda, bölgedeki ilk yerleşimcilerin, Hititlerin bir kolu olan “Luviler” zamanında gerçekleştirildiği bilinmektedir. Çünkü: Karatepe civarındaki kalıntılar içinde, Luvilerin simgesi olan aslan figürlerine rastlanmıştır.

Günümüzdeki Gazipaşa yerleşiminin bulunduğu yerde ise, MÖ.629 yılında bir liman kenti görülür. Bu liman kenti: Kıbrıs, Mısır ve Akdeniz’in diğer yöreleriyle yapılan deniz ticaretinde, önemli bir işlev görmüştür. Bu bölge: MÖ.7’nci yüzyıl ortalarından, 4’ncü yüzyıla kadar Pers işgali altında kalır.

MÖ.333 yılından sonra ise, Pers hakimiyetine son veren, İskender, bölgede etkin olur. Daha sonra Selevkos egemenliği ve bir ara: Adıyaman merkezli Komagene krallığının hakimiyeti görülür. Çünkü: Nohutyeri bölgesi, Komagene kralı 4’ncü Antikos için adanmıştır.

MÖ.197 yılında, bu kez Romalılar görülür. 1.yüzyılda, doğu yönünde sefere çıkan Roma imparatoru Trajanus: hastalanır ve burada ölür. Anısına bir mezar yaptırılır. Hatta, Selinus kenti, bir süre “Trajanapolis” adıyla da anılır.

Bu yıllarda, korsanlar tarafından sık sık işgal edilen bölge: MÖ.65 yılında, Pompeius isimli bir Romalı komutan tarafından korsanlardan temizlenir. Buradaki Roma dönemi, 6. yüzyıla kadar devam eder. Bizans döneminde, Hıristiyanlığın etkin olduğu yıllarda, bölge, piskoposluk merkezi olur.

1221 yılında, bu kez, Anadolu’da gittikçe güçlenen Selçuklular bölgedeki egemenliği ele geçirirler. Sultan I. Alaaddin Keykubat, yöreyi ele geçirir. Bu  dönemde, yörenin ismi: Selenti olur. Bu ismin verilmesindeki temel düşüncenin: Toroslar’dan çıkarak, şehir merkezinden geçen ve denize karışan 5 büyük ırmağın, zaman zaman aşırı yağışlar sonucu sel baskını yaratması olduğu  düşünülmektedir.

Selçuklular  sonrası dönemde: Selenti yani Gazipaşa yöresi, Konya merkezli Karamanoğulları Beyliği egemenliğine girer. 1471 yılına gelindiğinde, Osmanlı deniz güçleri, Selenti’yi ele geçirirler.

1922 yılına gelindiğinde, Selenti, Gazipaşa ismini alarak, ilçe statüsüne kavuşur. Gazipaşa isminin verilmesindeki temel sebebin: yöre halkının İstiklal Savaşındaki yararlılıklarının neden olduğu ve bu yüzden ödüllendirmek adına, buraya bu ismin verildiği bilinmektedir.

Antalya Gazipaşa

GENEL

İlçe, Akdeniz kıyısında, Gazipaşa ovasında kurulmuştur. Batıdan doğuya doğru uzanan, Toros dağlarıyla çevrilmiştir.

İlçe merkezi, deniz kıyısından 3 km. içeridedir. İlçe merkezi ve deniz kıyısı arasında, alçak tepeler mevcuttur. Yeni yerleşimler, sahile yani deniz kıyısına kadar ulaşmıştır.

Kıyı şeridinin uzunluğu: 50 km. civarındadır. Bu mesafenin, yarısı kumluk ve diğer yarısı kayalıktır. Bu nedenle, denize girmek için uygun yerler bulunmaktadır.

İklim: doğal olarak yörede Akdeniz iklimi hakim olup, buna bağlı olarak kışları serin ve yağmurlu, yazları ise sıcak ve kurak geçmektedir.

Ekonomik etkinlikler: yörede tarımsal etkinliklerin başında, kıyıda: sebze, narenciye ve muz üretimi, iç kesimlerde ise, tahıl üretimi gelmektedir. Tarımla uğraşanların, % 80’i seracılık yapmaktadırlar. Dağlık kesimlerde ise, hayvancılık yapılır.

Caretta caretta kaplumbağaları, Akdeniz yöresinde 17 merkeze yumurta bırakmaktadırlar. Bunlardan biri de, Gazipaşa sahilleridir.

NE YENİR NE İÇİLİR

Gazipaşa yöresine yolunuz düşer ve yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz: öne çıkan ve çok bilinen bir yemek  türü yok. Ancak: “ülübünü piyazı” deneyebilirsiniz. Bir  de, özellikle patlıcan ağırlıklı yapılan “Bişme” yemeği düşünebilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Uygun mevsimde burada bulunursanız veya buradan geçerseniz yol üzerinde: muz ve çilek satıldığını göreceksiniz. Muz satın alırken, özellikle uzun zaman muhafaza etmeyi düşünürseniz, elbette henüz yeşil olanlarını tercih etmenizde yarar var. Ama, bu muhteşem tatları mutlaka denemelisiniz.

KONAKLAMA

Gazipaşa Öğretmenevi                    Cumhuriyet Mah. Yıldız Sok.            242-5726018

Antalya Gazipaşa Belediye Dinlenme Tesisleri

Gazipaşa Belediye Dinlenme Tesisleri                                                         242-5721630

(Ben burada bir  süre kaldım. Gayet güzel bir yer. Deniz kıyısında kurulu 32 bungalov var. Bunların içinde: 3 kişi kalınabiliyor. Ayrıca: mutfak, buzdolabı ve ocak bulunuyor. Bunların hemen önünde ise: 2 yüzme havuzu bulunuyor.

Ayrıca: açık-kapalı restoranlar ve bar var. Tesis, bütün yıl boyunca hizmet veriyor. Denize girmek isteyenler için, uygun kumsal da var. Hemen karşıda ise, muhteşem ve haşmetli görüntüsüyle, Kızılin kayalıkları görülüyor.

 

GEZİLECEK YERLER

Gazipaşa Koru Plajı

KORU PLAJI

İlçe merkezine bağlı Koru mahallesindedir. Bölgenin en ünlü sahillerindendir. Tüm plajların kumluk olduğu bölgede, yaklaşık 2 km uzunluğundaki plaj yaklaşık 150 metrelik bir genişliğe sahiptir.

Koru plajındaki deniz, kendi kendini filtre eden tek deniz olma özelliğiyle öne çıkar. Toplamda 3 doğal havuza sahip olan plajda, iki doğal havuz özellikle yeni yüzme öğrenenler için çok ideal bir fırsat sunar. Yörede “yalı taşı” denilen ilginç kayalar, akarsuların getirdiği doğal çimento maddesiyle taşın birleşip donmasından oluşuyor. Tabakalar halinde sert kayalar biçimindeki bu taşlar, yakın zamana kadar değirmentaşı yapımında kullanılıyordu. Doğal arıtma tesisi işlevi de gören çukurlarda deniz suyu birikiyor, dalga olmadığı zamanlarda denizle bağı geçici olarak kopan küçük havuzcukların suyu iyice ısınıyor ve çocuklar için eğlenceli oyun havuzuna dönüşüyor.

Koydaki havuzlar çok sığ görünse de yüzdükçe derinliği hızlı bir şekilde artar. Özellikle sabah saatlerinde berraklığıyla göz doldurur, kendinizi bir akvaryumda gibi hissedersiniz.

Evet, Koru plajına girişler ücretsizdir. Çevresinde hizmet veren restoran ve kafelerde yiyecek içecek ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz. Şezlong, şemsiye, duş ve tuvalet mevcuttur.

 

Gazipaşa Kızılin mevkii ve Kızılin Plajı

 

KIZILİN MEVKİİ VE KIZILİN PLAJI

Kızılin Plajı, Selinus sahil şeridinin sonunda, yaklaşık 2 kilometrelik doğu uzantısında yer alır. Gazipaşa’nın en ünlü plajlarından olan Kızılin Plajı, şehir merkezine sadece 3 km uzaklıktadır. İlçenin kuzey sahilinde bulunan plaja Uğur Mumcu caddesinden sahil yoluna inerek, buradan kuzey istikametinde yaklaşık 2 km devam ederek gidilebilir.

Kızılin, ismini burada yer alan mağaradan ve çevresindeki koyu kırmızı renkli kayalıklardan alıyor. Kayalık burnun üstünde tarihi kalıntılar yer alırken, mağara ise özel bir tesisin bahçesi içinde bulunuyor.

Selinus Plajının kuzey-batı bitiminde dik bir kayalığın altında kocaman ağızlı bir mağara var. Bu mağara “Aşk mağarası” olarak da biliniyor.  Mağara denizden 40 m kadar içeriye giriyor ve iki bölümlüdür. Daha sonra daralarak 300 m daha içeriye girdiği söyleniyor. Mağaraya sadece denizden girilebiliyor. Mağaranın dip tarafında tatlı su varmış. Bu tatlı suyun ilginç özellikleri bulunduğu söyleniyor. Yanınızda şişe bulundurmanız önerilir. Bu mağara bir zamanlar korsanlar tarafından sığınma amacıyla kullanılmış olmalıdır.

Evet, fazla derinliği olmayan bu büyük mağara oluşumuna yöre halkı arasında “Isınma Kayası” da deniliyor. Mağaranın bulunduğu kızıl renkli dik kaya gündoğumundan batışına kadar sürekli güneş alıyor.

Kızılin Plajı denizi, Kaputaş Plajını andırır, denizi çok temiz olup serin sulara sahiptir. Plaj ortalama 500 m uzunluğa sahiptir. Denize girilen alan küçük çakıl taşlarla kaplıdır, ilerisi ise incecik kumlardan oluşur. Genel olarak dalgalı bir denizi vardır.

Plajın sonunda bulunan Kızılin Beach Restoranda, soyunma kabini, şezlong, şemsiye, araç parkı, tuvalet ve manzara seyir alanı imkanları vardır.

 

 

Antalya Gazipaşa Selinus antik kenti

Antalya Gazipaşa Selinus antik kenti

SELİNUS  

Gazipaşa ilçesi sınırları içerisinde, yat limanının ve Hacı Musa çayının güneybatısındaki denize dirsek gibi uzanan bir tepenin üzerinde ve yamacındadır. İlçe merkezine 3 km uzaklıktadır.

 

Tarihi:

Selinus antik kentinin tarih sahnesinde yer almasının, MÖ 628’E kadar uzandığı bilinmektedir.

Antik dönemde Dağlık Klikya’nın önemli ticaret limanlarından biri olan kent, tarih sahnesine Prindu Krallığının batı sınırı olarak geçmiş, eski yazıtlarda “Sallune” olarak adlandırılmıştır.

MÖ 197’de, Yunan yönetiminden Antiokhos aracılığıyla Roma hakimiyetine geçen kente, MS 1 yüzyılda Roma İmparatoru Traianus hastalanarak Selinus limanına gelmiş ve burada hayatını kaybetmiştir.

Kendisi MS 53 yılında İspanya’nın güneyinde İtalica kentinde doğmuştur. MS 98-117 yılları arasında Roma İmparatoru olarak hüküm sürdü ve “Beş iyi İmparator” un ikincisi olarak tarihe geçmiştir.

MS 117 yılı başlarında Traianus hastalandı ve İtalya’ya dönmek üzere yola çıktı. Sağlığı 117 ilkbaharı ve yazı boyunca giderek bozuldu.

Evet, Traianus ciddi şekilde hastalanınca Roma’ya dönmek üzere gemiye binmiş, Hadrianus ise Suriye’de Doğu Roma ordusunun fiili komutanı olarak kalmıştır. Traianus ancak Kilikya’daki kıyı kenti Selinus’a kadar ulaşabilmiş, orada bir tüccarın evine konuk olmuş ve 8 Ağustos 117 tarihinde orada hayatını kaybetmiştir. Antik kaynaklar ölüm nedeninin inme (felç) olduğunu aktarmaktadır. Uzun ve yorucu Doğu seferinin ileri yaşın ve muhtemelen kronik sağlık sorunlarının bu sona zemin hazırladığı düşünülmektedir.

Yerine tahta geçecek olan Hadrianus cenazeyi Roma’ya götürmüş ve anısına burada bir mezar yaptırmıştır.

Tarihi geleneğe göre, Traianus’un külleri, Traianus Sütununun tabanındaki küçük odaya defnedilmiştir. (Bedeni Selinus’ta yakılmış, külleri Roma’ya gönderilmiştir.)

Bu olayın ardından kent sikkelerinde şehrin ismi “Traiano Selino” olarak değiştirilmiştir.

MÖ 6 yüzyıldan sonra Helenistik, Roma İmparatorluk, Bizans ve Selçuklu dönemlerinde yoğun biçimde iskan edilmiştir.

Hıristiyanlık döneminde Selinus, Seleukeia-Silifke Başpiskoposluğına bağlı bir Piskoposluk merkezi olarak bilinmektedir.

Piskoposluk statüsü, kentin Bizans döneminde de güçlü bir idari ve dini konuma sahip olduğunu kanıtlamaktadır.

Gazipaşa Selinus

Günümüze kalan Kalıntılar:

Selinus antik kentine, yaklaşık yarım saatlik bir tırmanıştan sonra ulaşılır. Giriş ücretsizdir. Kalıntılar çevrili değildir ve bekçi yoktur.

Bugün görülecek yapılar arasında: Akropol, Agora, büyük ve küçük hamamlar, anıtsal mezarların yer aldığı Nekropol, Odeon, Su kemerleri, Kilise ve Şekerhane Köşkü vardır.

Akropolden Gazipaşa Gold Marina ve Akdeniz’in muhteşem manzarası görülebilir.

Nekropoldeki anıtsal mezar, özellikle önem taşımakta olup, Alanya Lisesindeki lahitlerin büyük çoğunluğunun Selinus Nekropolünden getirildiği bilinmektedir. Bu durum kentte bir atölyenin varlığına işaret eder.

 

NEKROPOL:

Nekropol, Şekerhane köşkünün doğusunda yer almaktadır. Kent içindeki diğer yapılarla birlikte sahil şeridine yakın, düzlük alanda konumlanmıştır.

Heroon ya da hereon tipi mezarlar, antik dönemde kahraman ya da yarı tanrı statüsündeki sayılan kişiler için inşa edilmiş anıtsal yapılardır. Bu mezar tipinin Selinus nekropolünde bulunması, kentin önemli ve soylu bireyler yetiştirdiğini ya da burada bu statüde birinin yaşadığının göstergesidir. Söz konusu yapı, büyük ihtimalle Roma döneminin önde gelen bir yöneticisine ya da kentin kurucusu sayılan bir kişiye adanmış olabilir.

Gelelim günümüze:

Nekropol alanı büyük ölçüde toprak altında kalmış ya da tahrip olmuş olsa da anıtsal mezar kalıntıları ve ostotek atölyesine ait izler hala bu alanda görülebilmektedir.

 

Ostotek Atölyesi:

Alanya Müzesindeki ostoteklerin çoğunluğu Selinus Nekropolünden getirilmiş olup, burada bir ostotek atölyesinin varlığını sürdürdüğü düşünülmektedir.

Ostotek: Yunanca “kemik kutusu” demektir. İnsan kemiklerinin yakma ya da gömme işleminin ardından saklandığı küçük mermer ya da taş kutulardır. Roma ve Bizans dönemlerinde Anadolu’da yaygın olarak kullanılmıştır.

Selinus’ta bir ostotek atölyesinin var olması son derce önemlidir. Çünkü bu durum kentin sadece kendi ihtiyacını karşılamakla kalmadığını, aynı zamanda çevre kentlere de ostotek ihraç ettiğini göstermektedir. Bu da Selinus’un bölgenin zanaatkarlık ve ticaret merkezi olduğuna işaret eden somut bir kanıttır.

 

AKROPOL:

Taş yolun sonunda yer alan tepede, Ortaçağ kalesine çıkılan merdivenler bulunmaktadır. Akropole ulaşmak için yaklaşık 15-20 dakikalık bir merdiven tırmanışı gerekir ve tepe yaklaşık 725 m yüksekliktedir.

Kentin Akropolü tepeye kurulmuştur. Bu tepe üzerinde aynı zamanda Ortaçağ Kalesi de vardır.

Akropol alanı yarımadanın tepesindedir ve bu tepeden Akdeniz’e hakim muhteşem bir manzara seyredilebilir.

 

Akropoldeki yapılar:

Akropol içinde günümüze kadar ulaşabilen en önemli yapılar kilise ve sarnıçtır. Yamaçtaki surların içinde bir kilise kalıntısı bulunmaktadır. Zirvedeki sarnıç ise Akdeniz’e hakim bir konumdadır. Tepe üzerindeki Ortaçağ Kalesinin sur duvarları ve kuleleri oldukça iyi korunmuş durumdadır.

 

Ortaçağ Kalesi:

Kentin tarihi yolculuğu içinde önemli bir yere sahip olan kalenin o dönemde ada konumunda bulunduğu bilinmektedir. Buradan başta Mısır ve Kıbrıs olmak üzere dönemin ticaret merkezleriyle deniz ticareti yapılmaktaydı.

Kale gece ve gündüz görülmeye değer tarihi bir mekandır. Kale içinden izlenen gün batımı, ziyaretçilere harika bir panoramik manzara sunar.

 

AGORA:

Bugün Agora alanı büyük ölçüde yıkılmış olsa da granit sütunlar günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. Bu sütunlar, agoranın çevresini çevreleyen portik (sütunlu revak) düzeninin bugün ayakta kalan en çarpıcı izleridir. Bugün: Agora kalıntıları büyük ölçüde toprak altında kalmış ya da tahrip olmuştur. Bununla birlikte dikili granit sütunlar ve döşeme izleri kısmen görülebilmektedir.

1997’den bu yana sürdürülen kazı çalışmalarında her yıl yeni bulgular ortaya çıkmaktadır.

 

BÜYÜK VE KÜÇÜK HAMAMLAR:

Antik kente girişte yolun düz kesiminde, Büyük ve Küçük Hamam görülür. Yani her iki hamam da Akropol eteklerinde, kentin sahil kesimine yakın düzlükte yer almaktadır. Selinus’un su kemeri, hamamlara düzenli su sağlamak amacıyla yaklaşık 1.5 km uzaktaki kaynaktan nehrin üzerinden su taşımaktaydı. Bu altyapı sistemi sayesinde hem büyük hem de küçük hamam kesintisiz su temin edebiliyordu.

 

Büyük Hamam:

Büyük Hamam, kentin önde gelen kamu yapılarından biri olarak Selinus’un önemli bir liman ve ticaret merkezi olduğu Roma İmparatorluğu döneminde inşa edilmiştir. Boyutu ve kapasitesiyle kentteki tüm halk ile liman çalışanlarına ve tüccarlara hizmet verdiği düşünülmektedir.

 

Küçük Hamam:

Büyük Hamama yakın konumda yer alan Küçük Hamam, daha sınırlı bir kapasiteye sahiptir.

 

Günümüzdeki durum:

Her iki hamam da, büyük ölçüde tahrip olmuş olmakla birlikte, duvar kalıntıları ve temel izleri hala görülebilmektedir.

 

APSİSLİ KİLİSE:

Akropol içerisinde kilise ve sarnıç günümüze kadar ulaşmıştır. Kilise, Akropol yamaçlarında, sur duvarlarının içinde yer almaktadır. Yamaçtaki surların içinde bir kilise kalıntısı bulunmaktadır.

Apsis, kiliselerin doğu ucunda bulunan yarım daire ya da at nalı biçiminde kapalı bölümdür.

Apsisi içinde sunak ve din adamlarının yeri bulunur. Selinus kilisesi, bu mimari geleneğe uygun bazilikal planda inşa edilmiştir.

Günümüzde yapının büyük bölümü yıkılmış olmakla birlikte, apsise ait duvar izleri ve temel kalıntıları hala yerinde izlenebilmektedir. Kilise kalıntısının varlığı, birçok önemli sonucu beraberinde getirmektedir. Kentin Roma’dan Bizans’a kesintisiz iskan gördüğünü, Hıristiyanlığın bölgede erken dönemde kök saldığını ve Selinus’un sadece ticari değil aynı zamanda güçlü bir dini merkez olduğunu ortaya koymaktadır.

Nitekim Trajanopolis adını bırakan kentin piskoposları sonraki dönemde de Selinus Piskoposları olarak anılmaya devam etmiştir.

 

Gazipaşa Su Kemerleri

SU KEMERİ:

MS 2 yüzyılda Roma döneminde Selinus antik kendinin su ihtiyacını karşılamak amacıyla inşa edilmiş su yolu kemerleridir. Kentin bugün gözlemlenebilen yapıları arasındadır.

Selinus şehrinin su ihtiyacı, su kemerleri yoluyla Ilıcak kaynağından karşılanmıştır. Su kemeri Gazipaşa ilçesinin merkezinden başlayıp ovayı ve Bıçkıcı çayını boydan boya geçerek denize kadar uzanmaktadır. Selinus’un su kemeri, hamamlara düzenli su sağlamak amacıyla yaklaşık 1.5 km uzaktaki kaynaktan nehrin üzerinden geçerek su taşımaktaydı.

Su kemerleri, Şekerhane köşkünün batı köşesinden bir dirsek yaparak kiliseye doğru yaklaşık 5 m kadar yaklaşır, daha sonra düz bir şekilde Agora yönünde ilerlemektedir.

Su kemerinde 3 farklı taş türü kullanılmıştır. Kemerin ayaklarında küçük kireç taşları, kemer tonozlarında mikalı taş, üst kısımlardaki su yollarında ise kum taşı tercih edilmiştir. Bu üç farklı malzemenin her birinin farklı bir işlev için seçilmiş olması, Roma mühendisliğinin ne denli gelişmiş ve hesaplı bir anlayışa sah ip olduğunu gösterir.

Kireç taşı taşıyıcı ayaklar için sağlamlık, mikalı taş kemer tonozları için esneklik ve dayanıklılık, kum taşı ise su kanalı için geçirimsizlik amacıyla kullanılmıştır.

1987 yılında Korunması Gereken Taşınmaz Kültür Varlığı ilan edilen Selinus Su Kemeri, 2019 yılında yapılan restorasyon çalışmalarıyla yeniden ayağa kaldırılmış ve kültürel miras olarak korunmaya devam edilmektedir.

Günümüzde kilise yakınındaki kemerler, ova üzerinde ve yol kenarlarındaki kemer gibi günümüze sağlam gelmiştir.

Restorasyon çalışmalarının ardından, su kemerleri Gazipaşa’nın en belirgin tarihi simgelerinden biri haline gelmiş, hem tarih bilincine katkı sağlamakta hem de bölge turizmine önemli bir değer katmaktadır.

Gazipaşa Şekerhane Köşkü

ŞEKERHANE KÖŞKÜ:

Selinus’un en ilginç ve en iyi korunmuş anıtı olan Şekerhane Köşkü, tepenin eteklerindeki düz bir alanda, batısında agora, hamam ve odeon, doğusunda ise nekropol bulunan konumuyla öne çıkan, büyük dikdörtgen planlı bir yapıdır.

Adını, Türkçe “şeker” kelimesinden değil, Arapça “şikar” (av) kelimesinden gelmektedir. Dolayısıyla şekerhane ya da şikarhane, av köşkü veya av pavyonu anlamı taşımaktadır.

MS 117 yılında Roma İmparatoru Traianus, Doğu’dan İtalya’ya dönerken Selinus’ta hayatını kaybeder.

Roma Senatosu tarafından “Optimus Princeps” (en iyi hükümdar) unvanıyla onurlandırılan bir İmparator olarak tarihe geçmiştir.

Onun Selinus’ta ölümü, kentin geçici olarak Trajanopolis adını almasına yol açmıştır.

Ayrıca kent “İus Italicum” statüsü kazanarak İtalyan toprağı sayılma ayrıcalığına kavuşmuştur. Bu durum İtalyan olmayan bir topluluk için son derece nadir görülen bir ayrıcalıktı.

 

Mimari Yapısı:

İmparatorluk anıtı, 4 ön sütun ve 2 yan sütundan oluşan tetrastyle prostylos düzeninde, Korint düzeninde sütunlarla çevrilmiş, yüksek bir podyum üzerinde inşa edilmiş bir tapınak yapısıdır.

Tüm dört yanı, portiklerle çevrili geniş bir temanos alanına sahiptir. Yapının 2 katı bulunmaktadır. Üst kat küçük bir tapınak işlevi görürken, alt kat boş bir mezar olarak tasarlanmıştır. Bugün görülen yapı, yaklaşık 5 metre yüksekliğinde olup, iç kısmı iki ardışık beşik tonozlu mekandan oluşur.

Dış duvarlar Selçuklu dönemine aittir, Roma dönemine ait podyumun iç yapısı ise büyük ölçüde korunmuş durumdadır.

 

Araştırmalar:

Yapı ilk kez 1812 yılında Beaufort ve Charles Cokkerel tarafından kayıt altına alınmıştır.

Beaufort, yapının Traianus için inşa edilmiş bir anıt mezar olduğunu öne sürmüştür.

2005-2007 yılları arasında Alman Arkeoloji Enstitüsü ile Alanya Arkeoloji Müzesi işbirliğiyle yürütülen araştırmalar, Şekerhane Köşkünün gerçekten Traianus için bir kenotaf (sembolik mezar) olduğunu ortaya koymuştur.

2009 yılında yapı çevresinde jeolojik bir araştırma da tamamlanmıştır.

Çevrede 400’den fazla mermer mimari elaman ve parça bulunmuştur. Bunlar yakındaki Alanya müzesi depolarına taşınmıştır.

Traianus’un kenotafı, 13 yüzyıl başlarında Selçuklular tarafından antik yapı malzemeleri kullanılarak yeniden düzenlenmiş ve yapının görünümü önemli ölçüde değiştirilmiştir.

Selçuklular bu yapıyı av köşkü olarak kullanmış ve Şekerhane Köşkü adını vermiştir.

 

 

Antalya Gazipaşa Antıocheıa Ad Gragum-Nohut Yeri

ANTIOCHEIA AD GRAGUM-NOHUT YERİ

İlçe merkezine, 19 km. uzaklıkta, Güney köyündedir. İlçe merkezinden, Anamur istikametine giderken: sağda görülen tabeladan Güney köyü istikametine ayrılan yoldan ilerliyorsunuz ve bir yükseltiyi çıktıktan sonra, geniş bir alana yayılmış antik kent kalıntılarını görmeye başlıyorsunuz.

Antıocheıa ismi: Adıyaman merkezli Kommagene krallığının kralı 4’ncü Antıoche’den gelmektedir. Bu nedenle: bu yerleşim yerinin, Kommagene krallığı zamanında kurulduğu anlaşılmaktadır. Daha sonraları ise, Roma ve Bizans dönemlerinde de, burada yerleşim olmuştur.

Yöre halkı tarafından, Nohutyeri olarak da bilinir. Buradaki yerleşim yeri yani şehir: denize dik olarak inen bir dağlık arazi üzerindedir. Bu yüzden, deniz seviyesinden 300 metre yüksekte kurulmuştur.

Günümüzde burada görebilecekleriniz: nekrapol alanı, kilise, hamam, sütunlu cadde, agora, anıtsal bir kapı ve kale surlarıdır. Antik kentin hemen kıyısında, deniz kenarındaki tepelikte: Güney kalesi var. Kalenin doğusunda kral koyu uzanıyor. Batısında ise, deniz kıyısında bir koy var. Balıkçı tekneleri bu koya, ilginç bir coğrafi özellik gösteren bir kapıdan geçerek girebiliyorlar.

Zaten bu nedenle, buraya: Delikli Deniz ismi verilmiş. Koy: geniş bir havuz görünümünde. Koy bölgesinde: çevre tamamen muz bahçeleriyle kaplı. Bu bahçelerin arasından yürüyerek bu koya inmek mümkün. Küçük bir patika yol var. Ayrıca, bir de tatlı su çeşmesi yapılmış.

Günübirlik tekne turlarına katılanlar ve burayı bilenler, sessiz ve sakin bir ortamda denize girmek için burayı yoğun olarak tercih ediyorlar. Siz de mutlaka buraya gitmelisiniz. Her ne kadar yürüyüş yolu biraz zahmetli olsa da mutlaka gitmelisiniz. Buranın hemen yamacında: Nohut yeri olarak isimlendirilen yerde: muz ve badem yetiştiriliyor.

Ancak, yamaçlarda bulunan bu muz bahçelerine, gerek gübre taşınması ve gerekse olgunlaşan muzların toplanması için: özel motorlu teleferik düzenleri kurulmuş. Ayrıca: yörede bol miktarda, Frenk inciri olarak bilinen, üzeri dikenli bir tür tropikal meyve de bulunuyor. Bunun da tadına bakmayı sakın ihmal etmeyin.

Antalya Gazipaşa Lamus-Adanda antik kenti

LAMOS-LAMUS-ADANDA  

Lamos (Lamus) Roma ve Bizans dönemlerinde yerleşim görmüş, antik Klikya ve daha sonra İsaurya’da önemli bir kenttir.

Bugün antik kent, İlçe merkezine bağlı Adanda köyünün yaklaşık 2 km kuzeyindedir. Kent deniz seviyesinden yaklaşık 600 metre yükseklikte, iki sarp tepenin üzerinde kurulmuştur. İlçe merkezine yaklaşık 15 km uzaklıktadır.

 

Ulaşım:

Gazipaşa-Alanya ana yolunun, şehir sınırından 1 km doğuda bir köprüden kuzeye dönerek Hasdere köyünün geçilmesi, ardından Adanda yönünde 7 km ilerlemesiyle buraya ulaşılabilir. Adanda’dan sonra yola devam ederek Lamos’a çıkan taş yol sadece jeep veya yüksek araçlarla aşılabilir. Yürüyüşle çıkmak ise yaklaşık 1 saat sürmektedir.

Gazipaşa Lamos

Önemi:

Kentin giriş kapısında, öküz başı üzerinde duran bir kartal kabartması var. Bu görüntü tesadüf değildir. Bir tepenin üstünde Vespasianus tapınağı, öbür tepenin üstünde Titus tapınağı, kapıda Gallienus’a adanmış bir yazıt, surların her taşında askeri bir hesap.

Yani bu küçük dağ kenti, MS 3 yüzyılda Roma İmparatorluğunun en bunalımlı döneminde bile hem iki imparatoru tanrılaştırmış hem yeni bir imparatora bağlılık yemini etmiş hem de tüm bunları taşa işleyerek geleceğe bırakmıştır.

Asıl amaç 600 metre yükseklikte, sarp bir dağın tepesinde, ulaşılması son derece güç bir coğrafyada kurulmuş bu kent, tüm bu anıtsal simgeleri neden inşa etmiştir. Bir dağ kalesi için hayatta kalmak yeterliydi, surlar, kule, su yeterdi. Ama Lamos bunların ötesine geçerek tapınak yapmış, kabartma işlemiş, imparatorlara yazıt dikmiştir. Bu, salt bir savunma kenti değil, Roma medeniyetinin dağın tepesine taşınmış minyatür bir yansıması olduğunu gösterir.

Bu nedenle, Lamos gerçekten benzersizdir.

 

Tarihçesi:

Kentin adı, Hititçe “Lamija” sözcüğünden gelmekte olup, erken bir yerleşim anlamı taşımaktadır. Yani Lamos adının kendisi binlerce yıl öncesi Hitit diline dayanmaktadır. MÖ 1500’lü yıllarda Ermenek ve çevresinde (dolayısıyla Lamos’u kapsayan bu Kilikya dağ kuşağında) Hitit devletinin egemen olduğu tarihçiler tarafından belirtilmektedir. Bu dönemde bölge, Hitit İmparatorluğunun güney sınır toprakları içinde yer alıyordu.

Helenistik dönemden itibaren var olan kent, asıl altın çağını Roma İmparatoru Gallienus döneminde (MS 253-268) yaşamıştır.

Kentte Vespasian, Titus ve Domitian adına inşa edilmiş bir tapınak bulunmaktaydı. Ancak asıl ibadet Zeus’a ve yerel nehir tanrısına yapılırdı. Lamos, hem şehrin, hem nehrin, hem de tanrının adıdır. Bunların hepsi birbirine bağlıdır.

Bizanslıların Araplarla 965 yılında burada barış yaptığı tahmin edilmektedir. 12 yüzyılda Ermeni egemenliğine giren kent, 13 yüzyıla kadar bir piskoposluk merkezi olarak bilinmekteydi.

 

KALINTILAR VE MİMARİ:

Lamos, keşfedilmemiş doğasıyla ve tarihi kalıntılarıyla Gazipaşa’nın az bilinen ama büyüleyici antik kentlerinden biridir. Zirveye çıktığınızda, sizi Toros dağları ve vadilerin panoramik manzarası karşılar.

Şimdi, kentin kalıntılarından söz edeceğim.

Kent surlarla çevrilidir.

Giriş kapısının güneyinde büyük bir kule bulunmakta olup diğer kalıntılar arasında doğal kayaya oyulmuş çeşme ve iki adet tapınak yer almaktadır.

Batıdaki küçük tepede Akropolis ve bir kale ile doğu yönde iki kuzey-güney duvarının kalıntıları yer almaktadır.

Dış duvarlar 10-20 metre yüksekliğe ulaşmakta olup iki kare kule ile güney uçta dikdörtgen bir kule bulunmaktadır.

Batıdaki tepenin MS 3 yüzyıl ortalarında Gallienus döneminde surlarla çevrildiği, kentin giriş kapısındaki yazıttan anlaşılmaktadır.

Gazipaşa Lamos Kale

KALE SURLARI:

Batıdaki tepenin MS 3 yüzyıl ortalarında Gallienus döneminde surlarla çevrildiği, kentin giriş kapısındaki yazıttan anlaşılmaktadır.

Yani surlar, MS 259-268 yıllarında İmparator Gallienus tarafından yaptırılmıştır. Bu Roma İmparatorluğunun en çalkantılı dönemlerinden biri olan “Otuz Tiran” çağına denk gelir.

Kent kapısı büyük bir kule ile korumaya alınmıştır.

Surun iç kısmında ikinci bir sur kalıntısı vardır, bu da kentte iç kalenin varlığını gösterir.

Ana sur duvarları, kenti tamamen kuşatan dış çevre duvarıdır. Blok taş işçiliğiyle inşa edilmiş olup yer yer bugün de ayakta durmaktadır.

Giriş kulesi: Doğuya bakan kentin giriş kapısının güneyinde, büyük bir kule bulunmaktadır. Bu kule, kapıyı flankeden (yandan koruyan) klasik Roma dönemi kule mimarisinin güzel bir örneğidir.

Gelelim günümüze, kent surla çevrili, hiç işlem yapılmamıştır. Surun içerisi gayet düzgündür. Ancak Lamos antik kenti, sorumsuz ziyaretçilerin ve define avcılarının uğrak mekanı haline gelmiştir. Resmi bir arkeolojik kazı ya da restorasyon çalışması henüz başlatılmamış olup, surların uzun vadede korunması açısından bu durum ciddi risk oluşturmaktadır.

 

KULE:

Doğuya bakan kentin giriş kapısının güneyinde büyük bir kule bulunmaktadır.

Kule, kapının güney yanına yerleştirilerek hem kapıyı flankeden (yandan koruyan), hem de doğu cephesini denetim altına tutan stratejik bir noktaya inşa edilmiştir. Dış sur düşse bile, kule, savunucuların tutunabileceği son direnç noktası olarak kullanılırdı. Kule, sur sistemiyle birlikte MS 253-268 yılları arasında Roma İmparatorluğunu önce babası Valerian ile birlikte, ardından tek başına yöneten İmparator Gallienus döneminde inşa edilmiştir.

Gelelim günümüze: surlarda olduğu gibi kulede de herhangi bir koruma ve restorasyon çalışması yoktur. Üst katları büyük ölçüde tahrip olmuş veya çökmüştür. Ayakta kalan duvar kalıntıları ise kule planını ve inşaat tekniğini kısmen okunabilir kılmaktadır.

Gazipaşa Öküz başı kabartması

 

Kartal-Öküz Başı Kabartmalı Kapı:

İmparator Gallienus’a (MS 253-268 yılları arasında imparator) adanmış bir yazıtla süslenmiş olan bu kapının üzerinde, bir öküz başının üzerinde duran kartal kabartması yer almaktadır.

Bu kabartma, Doğu Akdeniz kültüründe derin sembolik anlamlar taşır.

Kartal: İmparatorluk otoritesinin, tanrısal gücünü ve güneşin simgesidir.

Öküz-Boğa Başı: Antik dönemlerde kurban sunusunu, bereket ve güç ritüellerini temsil eden yaygın bir mimari süsleme motifidir. İkisinin birlikte tasvirlenişi: Gücün hem ilahi hem de dünyevi boyutunu bir arada simgeler. Aynı zamanda kentin kapısını koruyan apotrapaik (kötülüğü uzaklaştırıcı) bir işlev üstlenir.

Evet, bu kapı, hem yazıt hem de kabartma açısından 3 yüzyıl Roma döneminin önemli bir eseridir.

 

KAYAYA OYULMUŞ ÇEŞME:

Lamos çeşmesini diğer antik çeşmelerden ayıran en önemli özellik, inşaat yöntemidir.

Çeşme, tam olarak düz alanda, yani agora yakınındadır.

Dağın sarp ve sert kayalık yapısı göz önüne alındığında büyük olasılıkla kaya yalağı tipine uygun bir yapıdadır. Bu yüksek dağ kentlerinde inşaat malzemesi taşımak zor olduğundan, doğal kayanın bizzat çeşme gövdesi olarak kullanılması tercih edilmiştir.

Günümüz: Lamos çeşmesine ilişkin sistematik bir arkeolojik belgeleme ya da yayın henüz mevcut değildir. Sistematik bir kazı başlatılmadan çeşmenin tam boyutları, su kaynağı ve muhtemel süslemeleri bilinmemektedir.

 

FLAVİUS HANEDANI TAPINAĞI:

Flavius hanedanı, MS 69-96 yılları arasında hüküm sürmüş olup Roma’nın Julio-Claudius hanedanından sonraki ikinci imparatorluk sülalesidir. Hanedan: Vespasianus ve onun iki oğlu Titus ile Domitianus’un saltanatlarını kapsamaktadır.

Doğu tepesinde Vespasianus ve Titus adına inşa edilmiş, küçük bir tapınak bulunmaktadır.

Ancak büyük ölçüde yıkılmış durumdadır.

Daha yukarıda ise çok sayıda inşa edilmiş mezar yer almakta olup bir kısmı başlangıçta oldukça görkemli görünmekteydi.

 

VESPASİANUS VE TİTUS TAPINAKLARI:

Lamos’da biri Roma İmparatorlarından Vespasianus, öteki Titus adına yapılmış tapınak bulunmaktadır.

İmparator Valerianus, Lamos’ta bulunan iki tepeden birine MS 68 yılında Roma İmparatoru olan Vespasianus adına ve diğer tepe üzerine de oğlu İmparator Titus adına tapınak yaptırmıştır.

Bu tapınaklar zirveye yakın bir noktada yer almaktadır.

Yani iki tapınak, kentin iki ayrı tepesine birer birer yerleştirilmiştir. Bu, hem mimari hem de dini açıdan son derece anlamlı bir tercihtir. Her bir tepe ve üzerindeki tapınak, ayrı bir İmparatoru temsil eder.

Burada dikkat çeken önemli bir tarihsel ayrıntı vardır.

Valerian döneminde (MS 253-260) yaptırıldığı öne sürülen bu tapınaklar, aslında Vespasianus (Ölümü MS 79) ve Titus’un (ölümü MS 81) ölümlerinden yaklaşık 200 yıl sonraya denk gelir. Bu durum şu şekilde açıklanabilir. Roma İmparatorluk döneminde pek çok eyalet kenti tanrılaştırılmış eski imparatorlara geç tarihlerde tapınak inşa etmeye devam etmiştir. Valerianus ya da Gallienus döneminde Lamos’ta bu tapınakların yapılmış olması, kentin bu imparatorlara duyduğu özel saygının ya da bölgesel siyasi bir tercihin ifadesi olabilir.

Günümüz: Tapınakların kalıntıları üzerine sistematik bir arkeolojik belgeleme henüz yapılmamıştır. Arkeolojik kazı çalışmaları yapılmadığından tapınakların plan tipi, sütun düzeni, boyutları ve süslemeleri bilinmemektedir.

 

 

Antalya Gazipaşa Nephelis-Muzkent antik kenti

Antalya Gazipaşa Nephelis-Muzkent antik kenti

NEPHELİS

Nephelis kelime anlamı olarak “çok bulutlu” anlamına gelmektedir. Gazipaşa-Mersin karayolunun 1.5 km güneyinde, Muzkent köyü sınırları içinde, denize doğru uzanan yüksek bir tepenin zirvesindedir. Antik kente ulaşım, Gazipaşa-Anamur yolunun 12 km den sonra Muzkent köyünün içinden geçerek güneye sapan yaklaşık 5 km stabilize bir yol ile sağlanır.

 

TARİHİ:

Roma ve Bizans dönemi egemenliğinin ağırlıkta olduğu söylenebilir.

Özellikle Roma dönemine ait kalıntılar günlük Roma yaşantısı ve Roma sosyal aktiviteleri hakkında pek çok bilgiye ulaşmaya olanak tanımıştır. Kentin tarihinin Roma öncesine, Likya egemenliğine kadar uzandığı düşünülüyor.

 

KENTİN MİMARİSİ

Kent 3 ana bölümden oluşmaktadır.

Ala Kilise, Akropol ve yamaçlar ile kuzey kısmı. İlk bölümde dikdörtgen ve çok planlı mekanlar bulunur. Akropol, kuzeydeki küçük tepenin üzerinde ve yamaçlarında yer alır.

Sur duvarlarının kısmen sağlam olduğu ve bir tapınak niteliğindeki yapının da burada bulunduğu bilinmektedir.

 

GÜNÜMÜZE ULAŞAN KALINTILAR:

Nephelis antik kentinin ayakta kalan en önemli kalıntıları, Orta çağ kalesi, tapınak/odeon, sulama sistemi, nekropol alanları ve yazıtlardır.

Ancak Nephelis antik kenti, Akdeniz kıyılarındaki pek çok antik kent gibi, henüz yeterince araştırılmamış ve kaynaklara tam anlamıyla girmemiştir. Definecilerin talanı, bölgedeki pek çok antik kent gibi Nephelis’i de etkilemiştir.

 

SUR DUVARLARI:

Sur duvarları genel olarak iyi durumdadır. Surlar hem antik kentin özgün savunma hattını hem de Orta Çağda üzerine eklenen ya da yeniden kullanılan Bizans dönem takviyelerini barındırmaktadır.

 

AKROPOL:

Akropol, kuzeydeki küçük tepenin üzerinde ve yamaçlarında yer alır.

Sur duvarları kısmen sağlamdır, burada tapınak niteliği taşıyan bir yapı kalıntısı mevcuttur. (aşağıda anlatacağım)

Akropol surlarının tepenin en dik ve savunulabilir kesimine yerleştirilmiş olması, tipik Dağlık Klikya askeri mimarisinin bir yansımasıdır. Bölgenin sarp kayalıklara ve keskin sütun halinde dağlık araziye sahip olması, kentin inşa edildiği dönemde birçok engelle karşılaşıldığını düşündürmektedir. Fakat yerli halk bu sorunun üstesinden gelmeyi başarmıştır.

Sur sistemi, kenti üç temel bölge boyunca çevrelemiştir. Birinci bölümdeki yapı dikdörtgen planlı çok mekânlıdır. İkinci bölümdeki akropol kuzeyindeki küçük tepenin üzerinde ve yamaçlarında yer alır. Üçüncü bölüm ise tahrip olmuş tek bir yapının bulunduğu yerdir.

 

İkinci Katman-Orta çağ kale surları:

Nephelis’in sur sistemi, tek dönemden değil birden fazla tarihsel katmandan oluşmaktadır. Nephelis antik kentinin günümüze kadar ayakta kalmayı başarabilen kalıntıları Roma ve Bizans dönemlerinden kalmadır.

İlk surlar Klikya ya da erken Roma döneminde yükselmiş, Bizans döneminde onarılmış ve güçlendirilmiştir. Orta çağda ise üzerlerine yeni bir kale eklenmiştir. Nephelis’teki surlar, tek bir sur değil, birbiri üzerine inşa edilmiş üç ayrı savunma anlayışının bütünüdür.

 

Doğal savunma ile surların uyumu:

Nephelis antik kentinin güney kısmı deniz ve sarp kayalıklardan oluşmaktadır. Bu jeolojik gerçek, mimarları büyük ölçüde kurtarmıştır. Güney cephe zaten doğal bir sur gibiydi. Dik kayalıklar ve deniz, herhangi bir duvar inşasına gerek bırakmıyordu. Asıl sur duvarları büyük olasılıkla kuzey ve batı cephelerde, yani erişimi daha kolay olan yamaç geçitlerini kapatan noktalarda yoğunlaşmıştı.

 

Malzeme ve Mimari Karakter:

Sur duvarlarının kaba moloz taş değil, özenle yontulmuş kesme taşlarla inşa edilmiştir. Dağlık Kilikyanın yerel kireç taşı, bu işçiliğe son derece elverişlidir.

 

Surların günümüzdeki durumu:

Nephelis’ten geriye kalanlar talihsizlik zincirinin bir parçasıdır. Definecilerin talanı, bölgedeki pek çok antik kent gibi Nephelis’i de etkilemiştir. Sur duvarları kısmen ayakta olsa da sistematik bir arkeolojik belgeleme yapılmadığından, duvarların tam güzergahı, kalınlığı, yüksekliği ve kule düzeni tam olarak bilinmemektedir.

 

ROMA TAPINAĞI:

Kentin akropolünde iyi kalite kesme taşlardan yapılmış, muhtemelen bir Roma tapınağı olan eser mevcuttur.

Roma dönemine ait tapınak, alınlık seviyesine kadar korunmuş bir şekilde günümüze ulaşmıştır.

Bu son derece önemli bir ayrıntıdır. Alınlık seviyesine kadar korunmuş ifadesi, tapınağın duvarlarının, sütun gövdelerinin ve büyük olasılıkla cella (iç kutsal alan) yapısının hala yerinde durduğu anlamına gelir. Yani çatı ve üçgen alınlık kısmı yıkılmış olsa da yapının ana gövdesi ayakta kalmaktadır. Bu, Dağlık Klikyanın daha az bilinen antik kentleri arasında oldukça iyi bir koruma durumu temsil eder.

 

Malzemesi:

İyi kaliteli kesme taşlardan inşa edilmiştir. Bölgenin yerel kireç taşının bu işçiliğe son derece elverişli olduğu bilinmektedir. Nephelis’teki kireç taşı ocakları, kentin ekonomik faaliyetlerinin bir parçasıydı. Kireç taşından yapılan heykeller tanrılara veya soyla kişilere ithaf edilirdi. Tapınağın yapı taşlarının da büyük ihtimalle bu yerel ocaklardan temin edildiği düşünülmektedir.

 

Akropol üzerindeki konumu:

Akropol kuzeyindeki küçük tepenin üzerinde ve yamaçlarında yer alır.

Sur duvarları kısmen sağlamdır. Tapınağın kentin en yüksek noktasında, akropol üzerinde konumlandırılmış olması Roma tapınak geleneğiyle tam örtüşmektedir.

 

Roma Tapınak Mimarisi Bağlamı:

Roma tapınaklarında yüksek bir podyum ve ön cephe vurgusu görülmektedir. Roma tapınaklarında naos-cella tek birim veya üç birimli olabilir. Roma tapınaklarını Yunan tapınaklarından ayıran temel özellikler arasında yüksek bir platform üzerine oturtulmuş olmaları ve sütun dizisinin sadece ön cephede yer alması sayılabilir.

 

Tapınağın adanmış olabileceği tanrı:

Kaynaklar tapınağın hangi tanrıya adandığını açıkça belirtmez. Ancak Dağlık Klikya bölgesindeki akropol tapınakları genel olarak şu tanrılara adanırdı. Zeus, Athena ya da yerel imparator kültüne hizmet eden bir yapı olarak. Bu bağlamda tapınak da kentin tipik Roma dönemi dini yaşamının merkezini oluşturmuş olmalıdır.

 

Tapınak ile Odeon arasındaki ilişki.

Kaynaklarda “Tapınak Odeon” şeklinde birleşik bir ifade kullanılmaktadır.

Kentin ayakta kalabilmiş yapıları arasında Orta Çağ Kalesi, Tapınak-Odeon, sulama sistemi ve Nekropol alanları sayılabilmektedir.

Bu ifade iki farklı şekilde yorumlanabilir. Ya tapınak ile odeon birbirine çok yakın iki ayrı yapıdır ya da mevcut kalıntının tapınak mı, odeon mu olduğu henüz net biçimde bilinmemektedir.

 

ALA KİLİSE-GÖK KİLİSE:

Halk arasında Gök kilise ve Ala kilise olarak adlandırılan, denize yakın bir yerde bir yapı kalıntısı bulunmaktadır.

Yapının denize yakın düzlük bir alanda yer alması, işlevsel açıdan son derece anlamlıdır. Akropoldeki tapınak dini ve siyasi otoriteyi temsil ederken, düzlükteki kilise toplumun geniş kesimlerine hizmet vermiş olmalıdır. Denize yakınlık ise ticaret yolları üzerindeki işlevini ve kolay erişilebilirliğini göstermektedir.

Bu halk isimlendirmesi son derece anlamlıdır. Pek çok antik tapınak, Hıristiyanlığın yayılmasıyla birlikte kiliseye dönüştürülmüştür. Gök kilise ya da Ala kilise olarak bilinen yapı, büyük olasılıkla önce bir Roma tapınağı olarak inşa edilmiş, ardından Bizans döneminde kiliseye çevrilmiş ya da üzerine kilise yapılmıştır. Bu dönüşüm süreci bölgedeki inanç katmanlarını somut biçimde yansıtmaktadır.

Evet ala kelimesi Türkçe de benekli, alacalı, çok renkli anlamına gelir. Bu isim, yapının duvarlarındaki farklı renklerdeki taş katmanlarından ya da yüzyıllar içinde biriken yosun ve bitki örtüsünün oluşturduğu renk çeşitliliğinden kaynaklanıyor olabilir.

 

Mimari özelliği:

Yapı dikdörtgen planlı ve çok mekânlıdır. Bu tanım, Erken Bizans kiliselerinin tipik bazilikal planıyla örtüşmektedir. Doğu yönünde apsis, batı yönünde narteks ve ortada iki yana uzanan neflerden oluşan bir bazilika düzeni bulunmaktadır.

 

ZENON YAZITI-EN ÖNEMLİ BULGU

Yazıtta adı geçen Zenon (MS 425-491) Doğu Roma-Bizans İmparatorluğunun önemli hükümdarlarından biridir. Zenon’un Klikya (bugünkü Gazipaşa ve çevresi) ile ayrı bir bağı vardır. Kendisi aslen İsaurialı (Toros dağlık bölgesinden) bir komutandı ve bölge halkıyla kişisel bağları bulunmaktaydı. Bu durum, onun Nephelis gibi bölgedeki küçük kentlere destek sağlamasını anlamlı kılmaktadır.

Nephelis antik kentinde bulunan yazıtlar arasında, Bizans İmparatoru Zenon dönemine ait övgülerin ve Zenon’un kente yapmış olduğu yardımların yer aldığı yazıtlar bulunmaktadır.

Bu yazıtla halen Alanya Müzesinde sergilenmektedir.

Bu yazıt, Nephelis’in 5 yüzyılda Bizans yönetimi altında hala önemli bir yerleşim merkezi olduğunu kanıtlamaktadır. Bizans İmparatoru Zenon’un (474-491) kente bizzat yardım etmiş olması, kentin bölgesel önemini açıkça ortaya koyar.

 

KİREÇ TAŞI OCAKLARI:

Nephelis’teki kireç taşı ocakları, buranın ekonomik faaliyetlerinin bir parçasıydı.

Kireç taşından yapılan heykeller tanrılara veya soylu kişilere ithaf edilirdi. Bu durum kentin salt bir yerleşim yeri değil, zanaatkarlar ve ekonomik üretim açısından da aktif bir merkez olduğunu göstermektedir.

Gelelim günümüze:

Günümüzde bu ocaklar, trajik bir şekilde antik heykellerin yok oluşuna tanık olmaktadır. Bazı işletme sahipleri, buldukları heykelleri kirece dönüştürmek için ocaklara atmış, bu muhteşem sanat eserlerini sonsuza dek yok etmişlerdir. Günümüzde bu bölgede kireç taşı ocaklarına sahip olan bazı işletme sahiplerinin, buldukları pek çok heykeli kirece çevirmek için ocağın içine atmalarına ve eriyip gitmelerine sebep olmaları söz konusudur.

Antalya Gazipaşa Hasdere köyü

Antalya Gazipaşa Hasdere köyü

HASDERE KÖYÜ

İlçe merkezine 8 km. uzaklıktadır.

Hasdere, Gazipaşa ilçesine bağlı bir mahalledir. Mahallenin eski adı “İncekarı” dır. Bu isim, mahallenin kızlarının güzelliğinden dolayı verilmiştir. Dah asonra bu isim halk ağzında İnceağrı ve İncarı olarak değişmiştir. 1960’larda ise mahalle Hasdere adını almıştır.

Hasdere adını, köyün ortasından geçen Hasdere Çayından almıştır.

Köyün bilinen en eski adı Naycar’dır. Tarihi kaynaklara göre bu isim, bölgede icar (vergi) toplanmadığı için verilmiştir. Silifke ve Antalya arasındaki en önemli yerleşim yeri olarak bilinen Naycar, Osmanlı döneminde önemli  bir merkez olarak kullanılmıştır.

Hasdere köyünün tarihi 1300’lü yıllara kadar uzanır. Köy ilk dönemlerde derebeylikler tarafından, daha sonra ise Anamur’a bağlı nahiyelik sistemiyle yönetilmiştir.

Gazipaşa Hasdere Köyü

Eğimli arazide konumlanan köy, çeşme, ahır, cami, tahıl ambarları, serenler, kümes, mezarlıklar ve sokakları ile özgün bir kırsal mimari dokusunu barındırır.

Günümüzde köyde kime ait olduğu bilinmeyen bir türbe var. Türbe kare planlı ve üstü kubbe ile örtülüdür. Herhangi bir süsleme yoktur.

Köydeki tarihi çeşmeler, medrese kalıntıları ve taş evler günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. Özellikle tarihi evlerin birçoğu hala sağlam ve ayaktadır. Her yıl yerli ve yabancı turistler bu kültürel mirası yakından görmek için Hasdere’yi ziyaret etmektedirler.

Köy hakkında anlatılan ilginç bir gelenek var. Eskiden köyde suç işleyenlerin ilk yargılanması, köyün ileri gelen kişilerinin bulunduğu köy konağında yapılırdı. Suçlulara, işledikleri suça göre tokat atılır ya da aşağılayıcı sözler söylenir, ardından suçlular jandarmaya teslim edilerek adliyeye sevk edilirdi. Bu sistem 1960’lı yıllara kadar köyde uygulanmıştır.

 

 

Antalya Gazipaşa Halil Limanı

HALİL LİMANI

Alanya-Gazipaşa ilçelerinin sınırındadır. Bu iki ilçe sınırlarını, bu liman belirliyor.

Liman bölgesi: günümüzde denize girilebilen güzel bir yer. Denize uzanan küçük bir burun ve bunun iki yanında, iki güzel plaj var.

Antik liman kalıntılarının bulunduğu küçük koy, özellikle yaz aylarında Alanya’dan hareket eden guletlerin uğrak yeridir. Antik kentin güneyinde denize girilebilecek bir kumsal da bulunmaktadır. Denize uzanan burnun Gazipaşa tarafında kumsallı bir plaj bulunuyor, burasının yöredeki adı Halil Limanıdır. Gazipaşa’nın sahil şeridinde 3 km Halil Limanı-Bıçkıcı Çayı arası plaj olarak değerlendirilen alan, ilçenin en uzun kumsal şeridini oluşturmaktadır.

Denizin temizliği, kumsalların uzunluğu ve süküneti, Halil Limanında hemen dikkati çekmektedir. Denize uzanan küçük burunun her iki yanında konumlanan iki ayrı plaj, ziyaretçilere hem yüzme hem de tarihi atmosferi soluma imkanı sunmaktadır.

 

Halil Limanındaki Kilise Kalıntısı:

Halil Limanı diye bilinen kumsallı plajın üzerinde yükselen burundaki yapı kalıntısı ilk bakışta kaleyi andırıyor. Ancak bu aslında bir kilise kalıntısıdır. İotape kentinin asıl kalıntıları ise yolun kara tarafında kalmaktadır. Bu burundan Gazipaşa sahilinin büyük bir ölümünü görmek mümkün oluyor.

Halil Limanı Belen Mevkii Bizans Bazilikası: Alanya-Gazipaşa Sahil Yolu üzerinde, İotape-Selinus güzergahı üzerine Doğu Roma (Bizans) döneminde inşa edilmiş bazilikal planlı bir kilisedir. İotape Antik kentine 2 km uzaklıkta olması nedeniyle kilisenin, Erken Hıristiyanlık döneminde İotape halkınca kullanıldığı düşünülmektedir.

Kilise, doğusu içte ve dışta yarım daire biçimli apsisli, bazilikal planlıdır. Yapının doğu ve kuzey duvarları günümüze ulaşmıştır. Apsisin örtüye geçiş seviyesinde kısmen zarar görmüş bir yazıt yer almaktadır. Kilisenin güneyinde, karayolunun alt yanında ise tonozlu bir mezar yapısı bulunmaktadır.

Kilise duvarları sıva ile kaplanmış olup sıva üzerinde Bizans duvar işçiliğine özgü mala izleri görülmektedir. Halil Limanı Belen Mevkii Bizans Bazilikası, 1989 yılında Korunma Gerekli Taşınmaz Kültür Varlığı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Gazipaşa Bıçkıcı Manastırı

BIÇKICI MANASTIRI

Gazipaşa’nın Kahyalılar Mahallesi sınırları içinde bulunan Bıçkıcı Manastırı, ilçe merkezine yaklaşık 5 km uzaklıktadır. İlçenin hemen girişinde, levhaları  takip ederek ulaşabilirsiniz. Yaklaşık 2 km. uzaklıkta. Gazipaşa’nın dış mahallelerinden geçtikten sonra, Orman Kampı görülüyor. Orman kampı girişinde aracınızı bırakıp, yürümeniz gerekiyor. Çam ağaçları ile çevrili orman içindeki patikadan, yaklaşık 400 metre kadar yürüdükten sonra, Manastırın kalıntılarının yayılı bulunduğu alana ulaşılıyor.

Selinus antik kentinin 3 km kuzeybatısında yer alan manastır, erken Bizans döneminde inşa edilmiştir.

Sarp kayalıklar üzerine inşa edilmiş Bıçkıcı Manastırı, Gazipaşa çevresindeki en ilginç yapılardan biridir. Manastır, hem korumu hem de manzarasıyla dikkat çeker.

Tüm yapılar, yerel moloz taşlardan bol harçlı olarak yapılmış olup tüm yapıların merkezinde sayılabilecek üç motifli dairevi apsisli bir bazilika vardır. Sadece kuzey duvarı ayakta kalmıştır. Kilisede en az 2, belki de 3 yapı evresi görülür. Daha sonra sarnıca dönüştürülmüştür.

Manastırın batı tarafındaki sahil düzlüğünde yer alan 2 katlı moloz taş duvar örgülü yapı kareye yakın planlıdır. İki katlıdır. Beşik tonozla örtülüdür. Alt katta batı ve doğu duvarları yıkılmıştır.

 

ALTIKAPI HAN

Gazipaşa’ya bağlı Yakacık köyü sınırlarında yer alan han, bölgenin tarihi değerleri arasındadır. Han, ilçe merkezine yaklaşık 37 km uzaklıktadır.

Han (Kervansaray) büyük ihtimalle Selçuklu döneminde yani 13 yüzyılda yapılmıştır. Adını yapıda bulunan 6 giriş açıklığından almaktadır.

Dikdörtgen planlı, moloz taşı ve harç ile inşa edilmiş olan yapının revak kısmında birbirine paralel olarak sıralanmış 6 mekan bulunmaktadır. Bu 6 kemerli girişten bazıları günümüze sağlam ulaşmıştır. İç bölümde: birbirine kemerli geçişlerle bağlanan uzun odalar vardır. Bu odalar genellikle konaklama ve depo amacıyla kullanılmıştır.

Gelelim günümüze: Yapının bazı bölümleri hala ayakta olsa da kısmen yıkılmış ve bakımsız durumdadır. Turistik olarak bilinse de yol ve yönlendirme levha eksikliği nedeniyle ulaşımı biraz zordur. Sonuç olarak, Altıkapı Han, bölgenin ticari geçmişini ve Selçuklu mimarisini anlamak açısından değer taşır.

 

Gazipaşa Yalandünya Mağarası

YALAN DÜNYA MAĞARASI

İlçe merkezine 10 km uzaklıktadır. Toros dağlarının eteklerinde, dağlık bir bölgede yer alır. Son kısmı toprak yol ve patikadır. Rehbersiz gitmek zor ve riskli olabilir. Öncelikle şunu belirtmem gerek, mağarada resmi turistik düzenleme yok, tek başına girilmesi tavsiye edilmez, profesyonel ekipman gerekir.

Ortalama 5 milyon yıl önce oluşmaya başladığı bilinmektedir. İçerisinde bulunan tünellerden farklı odalara bağlanabilen mağara yaklaşık 4 km uzunluğundadır. Gezilebilen kısmı 450 m ile sınırlandırılan bu yapı, sarkıt ve dikitleriyle dikkat çekmektedir. Ayrıca yer yer büyük salonlar ve yer altı su birikintileri vardır.

Türkiye’nin en uzun mağaralarından biri olduğu düşünülür. Mağaranın ismiyle ilgili farklı rivayetler vardır. İçerideki karanlık ve sessiz ortamın, dış dünyadan tamamen kopuk bir his vermesi, gerçek dünyadan uzak, geçici bir yer anlamında  halk arasında bu isimle anılmaktadır.

 

 

MACAR TEPESİ SEYİR TERASI

Gazipaşa ilçe merkezine yakın, yüksek bir tepe üzerindedir. Özel araçla çıkmak mümkündür. Son kısımlarda yer yer dar ve virajlı yollar vardır. Giriş ücretsizdir. Herhangi bir resmi tesis veya büyük işletme yoktur.

Gazipaşa’nın saklı cennetlerinden biri olan Macar Tepesi Seyir Terası, ziyaretçilerine büyüleyici manzaralar sunar. Buradan Akdeniz’in masmavi sularını ve Gazipaşa’nın yemyeşil doğasını kuşbakışı izleme fırsatı bulabilirsiniz. Güneşin batışını izlemek için ideal bir noktadır.

Son olarak, neden Macar Tepesi ismi verilmiştir. Kesin bir bilgi yok, ancak yaygın anlatımlara göre: geçmişte bu bölgede Macar kökenli bir kişi ya da küçük bir gurup yaşamış olabilir. Yine bazı yerel anlatımlara göre, Osmanlı döneminde ya da daha sonraki yıllarda bölgede görev yapan yabancı kökenli (Macar olduğu düşünülen) bir asker veya görevli kişi ile ilişkilendirilir. Tepe, stratejik konumu nedeniyle gözetleme noktası olarak kullanılmış olabilir.

Gazipaşa Günnercik Yaylası

GÜNNERCİK YAYLASI

Gazipaşa merkezine 50 km uzaklıkta 1800 m rakımdadır. Yaylada yaklaşık 170-180 hane bulunur. Dört bir yanı dağlarla çevrilidir. Gazipaşa’nın en büyük düz yayla ovası olarak bilinir.

Yaz aylarında sıcaktan kaçmak isteyenler için ferah ve yeşil bir alternatif sunar.

 

Atatürk Silüeti;

Yaylanın en bilinen özelliklerinden biri, gün batımına yakın saatlerde dağların gölgesinin yayla düzlüğüne Atatürk’ün Silüeti şeklinde yansımasıdır. Bu olay özellikle belirli mevsimlerde ve saatlerde gözlenebilir.

Meşhur Geçici Göl:

İlkbaharda eriyen kar suları ile oluşur. Yaklaşık 10 bin metre kare büyüklüğündedir. Nisan ayında oluşur, yaz ortasına doğru kurur. Kuruduktan sonra yerini yemyeşil çayırlar alır.

Gazipaşa İotape Aytap

İOTAPE (AYTAP)

İotape antik kenti, Alanya-Gazipaşa sahil yolunun 33 km de, Uğrak Mahallesi Aydap mevkiindedir.

Gazipaşa ilçe merkezine uzaklık, 10 km dir. İatape (Aytap) kenti ören yerine ücretsiz girilir ve yaklaşık 2 saatte gezilebilir. Antik liman kalıntılarının bulunduğu küçük koy, özellikle yaz aylarında Alanya’dan hareket eden guletlerin uğrak yeridir. Antik kentin güneyinde denize girilebilecek bir de kumsal bulunmaktadır.

İotape Antik kenti 1989 yılında I ve II derece arkeolojik sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Gazipaşa İotape Aytap

Tarihi ve önemi:

Roma döneminde kurulmuş bir liman kentidir.

Kentin ismi: MS 38-72 yılları arasında yaşamış Kommagene Kralı IV Antiochus’un karısı İotape’den gelmektedir. Roma İmparatoru Trajan’dan Valerian’a kadar antik çağda kent adına sikke bastırmıştır. Daha sonra İsaurya’ya bağlanmış ve burada bir piskoposluk merkezi olmuştur.

Günümüzde yerleşik bir piskoposluk merkezi olmasa da İsaurya’daki Iotapa adıyla Roma Katolik Kilisesinin titüler piskoposluklarından biri olmaya devam etmektedir.

Gazipaşa İotape Aytap

GÜNÜMÜZE ULAŞAN KALINTILAR:

 

AKROPOL VE SURLAR:

Aytap sahilinde denize doğru uzanan Kömürlük Burnu, kentin akropolü durumundadır. Bu burun, kentin hem savunma hem de gözetleme açısından en stratejik noktasını oluşturmaktadır.

Yüksek bir burun üzerine kurulmuş olan akropol, denize doğru uzanır ve kente hakim bir noktada bulunur. İotape Koyunun bir ucunda hamam, diğer ucunda da akropol vardır.

Akropol çevresi surlarla çevrilidir. Burada bulunan yapılar günümüzde tahrip olmuş durumdadır ve kalıntılar Roma ile Bizans dönemi özelliklerini taşır.

Burada yer alan surlar kentin kalesi görünümü verir.

Akrapolü karaya bağlayan küçük vadide, doğu-batı yönünde uzanan liman caddesi yer almaktadır. Liman caddesinin büyük bir bölümü günümüzde Alanya-Gazipaşa sahil yolunun altında kalmıştır.

Akropolün üstünde eski yazıların yazılmış olduğu, mezarı anımsatan sütunlar ve heykeller bulunmaktadır.

Yolun üst kısmında daha çok nekropol alanındaki mezar yapılarından, evlerden ve bir bölümü izlenebilen surlardan oluşan bir takım yapı kalıntıları olsa da kente ait en büyük yapılar deniz kenarında kalan kesimde kalmıştır. Bu haliyle dağınık bir yerleşim göstermektedir.

Antik kentte yukarı çıkmak fazlasıyla zordur, çünkü çalılıklar bütün akropolü sarmış durumdadır.

Evet sonuç olarak günümüzde büyük ölçüde tahrip olsa da, Kömürlük Burnundan Akdeniz’e açılan manzara hala büyüleyici olmaya devam etmektedir.

 

LİMAN CADDESİ:

Akropolün karaya bağlandığı küçük vadide, doğu-batı yönünde uzanan liman caddesi vardır.  Bu yönelim, caddenin limanı akropole bağladığını ve kentin ana omurgasını oluşturduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Liman caddesinin büyük bir bölümü günümüze Alanya-Gazipaşa sahil yolunun altında kalmıştır.

Liman caddesinin en dikkat çekici mimari unsuru, iki yanındaki krepis basamaklarıdır. Caddenin her iki yanında üç basamaktan oluşan krepis bulunduğu ve yer yer bunların arasında heykellerin durduğu kaidelerinden anlaşılmaktadır.

Caddenin iki yapında bulunan üç basamaklı krepis ve heykel kaidelerinden, antik dönemde bu bölgenin ne kadar önemli bir ticaret merkezi ve sosyal alan olduğunu gösterir.

Liman caddesi boyunca dikilen heykeller ve üzerlerindeki yazıtlar, kentin sosyal dokusunu anlamaya yardımcı olan son derece önemli belgelerdir.

Yazıtlı kaideler kentin başarılı ve hayırsever vatandaşları hakkında bilgiler içermektedir.

Yani, bu kaideler sadece taş bloklar değil, antik dönem toplumunun değer yargılarını, spor kültürünü ve hayırsever anlayışını yansıtan birer belge niteliğindedir.

Gelelim günümüze: her ne kadar büyük bölümünü görmesek de, caddenin her iki yanında bulunan üç basamaklı krepis ve heykel kaidelerinden antik dönemde bu bölgenin ne kadar önemli bir ticaret merkezi ve sosyal alan olduğunu anlamak mümkündür.

Gazipaşa İotape Aytap

Kral koyu ve antik liman:

Denize uzanan burnun Gazipaşa tarafında kumsallı bir plaj bulunuyor. Buranın yöredeki adı “Halil Limanı” dır. Antik çağda da buranın liman olarak kullanıldığı bilinmekte, günümüzde ise plaj olarak kullanılmaktadır. Deniz suyunun masmavi olduğu bu koy, aslında antik kentin limanıdır. Kıyıdaki devasa kayaların üzerinde hala antik rıhtım duvarlarını ve bağlama deliklerini görebilirsiniz. Kayaların arasından denize girmek, antik bir limanda yüzme hissi verir.

Gazipaşa İotape Aytap

TRAİANUS TAPINAĞI:

Antik kentindeniz tarafında kalan kalıntıları arasında, yakınındaki bir yazıttan ötürü İmparator Trajan’a adanmış bir tapınak bulunmaktadır.

Günümüzde antik kentin ortasından geçen Antalya-Mersin karayolunun güneyinde 8 metreye 12.5 metre boyutunda bir tapınak kalıntısı vardır.

Düz düzenli bir tapınak olan Traianus Tapınağı, 1.10 m yüksekliğinde bir podyum üzerine oturmaktadır.

Podyuma 1.85 m genişliğinde ilave edilen dar bir merdiven ile yapıya ulaşılmaktadır.

Podyumun üzerinde yine Dor tapınaklarında görülen üç basamaklı bir krepis vardır ve üzerinde 11.5 w 7.45 m ölçülerinde stylobate yer alır.

Stylobate, sütunların hemen altındaki platform anlamına gelir.

Dor düzeninde sütunların tabanı olmadığından, bu platform özellikle ihtiyaç duyulur.

Tapınağın üst yapısına ait çok sayıda mimari blok yapı çevresine dağılmış durumdadır.

Söz konusu malzemeler arasında 3 fascialı architrav blokları, ortasında bir kalkan kabartması bulunan bir alınlığa ait parçalar ve çatıya ait çok sayıda pişmiş toprak çatı kiremidi parçaları bulunmakta, çatının beşik çatılı olduğu düşünülmektedir.

 

Adak Yazıtı ve Kimin tarafından yaptırıldığı:

Tapınağın içinde bulunan adak yazıtı, yapının tarihi ve kime adandığı konusunda son derece aydınlatıcıdır.

Tapınağın içerisinde, yapının inşa tarihi ve kültü hakkında oldukça aydınlatıcı bilgiler sunan bir adak yazıtı bulunmuştur. Söz konusu yazıtta Iotape kentinin halkından ve İmparator Traiianus’tan bahsedilmektedir. “ İmparator Nerva Traianus Caesar Germanicus Dacius Parthicus’a ve Iotapeites’lillerin şehrine vatansever Toues, İmparatorların üçüncü kez rahipliğini, ikinci kez halk işlerini ve ikizci kez daima olarak gymnasium başkanlığını ve bütün diğer hizmetleri yaparken tapınağı ve onun içindeki heykeli kendi parasıyla yaptırdı.”

Bu yazıt, tapınağı bizzat kendi parasıyla yaptıran kişinin Toules adlı varlıklı ve vatansever bir yurttaş olduğunu, aynı zamanda kentte hem dini hem de siyasi açıdan etkin bir rol üstlendiğini ortaya koymaktadır.

Trajan’a adanmış tapınağın varlığı, imparator kültünün Anadolu’nun bu uzak köşesinde bile ne kadar etkili olduğunu kanıtlar. Iotape Antik Kenti, Trajan adıyla bilinen Roma’nın beş iyi imparatorlarından biri olan ve onun döneminde imparatorluğun en geniş sınırlarına ulaştığı İmparator Ulpius Nerva Traianus ile Valerian’a kadar kent adına sikke bastırmıştır.

Gelelim günümüze:

Trajan Tapınağı günümüze sadece stylobat yani temel düzeyinde ulaşmıştır. Yani tapınağın sütunları ve üst yapısı tamamen yok olmuş, sadece zemin platformu kısmen ayakta kalabilmiştir. Çevreye dağılmış architrav blokları ve kiremit parçaları ise bir zamanlar burada görkemli bir yapının var olduğunu sessizce kanıtlamaya devam etmektedir.

Gazipaşa İotape Aytap

HAMAM:

Hamam antik limanın hemen kuzeyinde, vadinin denizle birleştiği stratejik bir noktada yer alır. Hamam, eski sahil yolunun hemen kenarında, deniz tarafındaki düzlüktedir.

Kentin ayakta kalabilen en belirgin yapısı hamamdır. Hamama ait kanalizasyon sistemi günümüze kadar korunmuştur.

Hamam Roma hamam mimarisinin tipik bir örneğidir. Bölgedeki diğer Dağlık Klikya hamamlarıyla benzerlik gösterir ve birbirine paralel uzanan, apsisli üç ana odadan oluşur. Bu üç oda oluşur. Yapının inşasında yerel kireçtaşı ve moloz taş kullanılmıştır. Bazı bölümlerde harçla örülmüş duvarlar ve kemerli geçişler hala görülebilmektedir.

Hamamın en dikkat çekici özelliği, kanalizasyon sisteminin günümüze kadar büyük ölçüde korunmuş olmasıdır. Kirli sular, vadiden denize doğru uzanan ana bir kanal ve buna bağlanan yan kanallar aracılığıyla tahliye ediliyordu. Bu sistem, kentin o dönemdeki gelişmiş altyapı mühendisliğini göstermesi açısından oldukça değerlidir.

Yapı bölgedeki birçok antik kentteki hamama kıyasla daha belirgin hatlara sahiptir. Ancak doğal etkenler ve bakımsızlık nedeniyle bazı bölümleri tahrip olmuştur. Hamamın iç kısımları ve kanalları, çalılıklarla kaplı olsa da yürüyerek keşfedebilirsiniz.

 

BAZİLİKA VE KİLİSE:

Akropol Kilisesi-Küçük Kilise:

Limana ve denize hakim bir noktada olduğu için stratejik ve sembolik bir öneme sahiptir.

Kentin deniz tarafındaki yüksek kayalığı (Akropol) üzerinde bulunan küçük kilise, kentin en çok bilinen dini yapılarından biridir.

Tek nefli, küçük boyutlu bir şapel veya kilise yapısıdır. Bu yapıyı özel kılan en önemli detay, içerisindeki fresk (duvar resmi) kalıntılarıdır. Duvarların bazı bölümlerinde yer yer dökülmüş olsa da Hz İsa, Meryem Ana veya Aziz figürlerini temsil eden renkli boya izleri hala görülebilmektedir.

Sonuç olarak, yüksek kayalığın en tepesine çıkmak biraz efor istese de kesinlikle buna değer. Çünkü buradaki küçük kilisenin duvarlarında, yüzyıllara direnen freskleri çok yakından görebilirsin.

 

Bazilika Kalıntıları:

Hamamın ve liman caddesinin bulunduğu vadi tabanının yamaçlarında, daha geniş kapasiteli bir bazilika kalıntısı mevcuttur.

Roma dönemi bazilikalarından evrilen, genellikle üç nefli (üç koridorlu) bir yapı planına sahiptir. Doğu ucunda dışa taşkın bir apsis bölümü vardır. Kentin nüfusunun yoğun olduğu  dönemlerde ana ibadet merkezi olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir. Yapı, Bizans döneminde kentin bir piskoposluk merkezi veya önemli bir dini durak olduğunu göstermektedir. İnşasında bölgedeki diğer yapılar gibi moloz taş ve kireç harcı kullanılmıştır. Günümüzde bu yapı büyük oranda yıkılmış durumda olsa da temel seviyesinde ve apsis kısmında mimari hatlar izlenebilmektedir.

Günümüz: eğer bu yapıları yerinde görmek isterseniz, akropol üzerindeki küçük kiliseye çıkmak biraz tırmanış gerekirse de hem fresk izlerini görmek hem de liman manzarasını seyretmek için en ideal noktadır. Bazilika kalıntıları ise ana vadi tabanından yamaçlara doğru yüründüğünde görülebilir.

 

NEKROPOL:

Nekropol, kentin en geniş alanına yapılan ve günümüze en sağlam ulaşan bölümlerden biridir. Bu alan, sadece bir mezarlık değil, aynı zamanda kentin sosyal yapısı ve ölü gömme gelenekleri hakkında eşsiz bilgiler sunan bir arkeoloji hazinesidir.

Nekropol alanı, kenti çevreleyen tepelerin yamaçlarında ve vadinin giriş noktasında yer alır. Özellikle limana inen vadinin her iki yanında ve modern yolun üst kısmında yoğunlaşmıştır. Bu yerleşim, antik dünyadaki ölüler şehriyle yaşayanlar şehri arasındaki keskin ayırımı yansıtır.

Nekropol alanında üç ana mezar tipi görülür. Bunlar, Tonozlu oda mezarlar, anıt mezarlar ve basit lahitlerdir.

Nekropolde bulunan bazı mezar yazıtları, antik kentin sosyal hayatına ışık tutar. Bu yazıtlarda sadece ölen kişinin adı değil, bazen kente yaptığı hizmetler veya kazandığı atletik başarılar da belirtiler. İotape’de sporculara ve kente hayırseverlik yapan kişilere ait anıt mezarların varlığı, kentin kültürel seviyesini göstermesi açısından önemlidir.

Nekropol alanı bugün büyük ölçüde doğal bitki örtüsü ve çalılıklar altındadır. Ancak Gazipaşa-Alanya yolundan vadiye doğru bakıldığında, yamaçlardaki tonozlu mezar yapıları kolayca seçilebilir. Maalesef birçok mezar odası geçmiş yıllarda define avcıları tarafından tahrip edilmiştir. Buna rağmen, yapıların mimari formları hala etkileyicidir ve bölgenin en zengin nekropol alanlarından biri olarak kabul edilir.

Eğer Nekropolü ziyaret ederseniz, mezarların arasından geçerek tepeye doğru yürüdüğünüzde hem bu antik sessiz şehri yakından görebilir hem de kentin limanına yukarıdan bakan muazzam bir manzarayı izleyebilirsiniz.

 

 

 

 

Antalya şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için. 

Afyonkarahisar Çobanlar

Afyonkarahisar Çobanlar
 

Afyonkarahisar Çobanlar: Küçük bir yer, tarihi ve turistik özellikleri pek ön plana çıkarılmamıştır,  

 

ULAŞIM

İl merkezine 25 km uzaklıktadır. İlçe Konya karayoluna 6 k m ve Çobanlar Tren istasyonuna ise 4 km uzaklıktadır.

Afyonkarahisar Çobanlar
 

 

GENEL

İlçe düz ve geniş bir arazi üzerinde konuşlanmıştır. Orta dereceli yüksek dağlar arasında kalır. Deniz seviyesinden yükseklik 990 metredir. İlçe merkezinde tipik Osmanlı yapısını andıran avlulu evler bulunmaktadır.

Ancak eski yapı bu kerpiç evler, 2002 tarihindeki depremde ağır hasar görmüş, oturulamaz hale geldiklerinden daha sonra yıkılmışlardır.

İlçede İç Anadolu ve Ege bölgesi iklimleri görülür. Türkiye’nin en iyi domatesi burada yetiştirilir ve yetiştirilen domateslerin büyük bölümü yurt dışına ihraç edilir.

 

TARİHİ

Akarçay kenarındaki höyük, bu bölgede eski Tunç çağından başlayan bir yerleşim bulunduğunu gösterir.

Bir söylentiye göre: Danişmentlileri oluşturan Avşar boylarından Süleymanlı koluna mensup bir gurubun bu bölgeye yerleştiği, Çobanlar, Işıklar ve Sülümenli beldelerinin bu oymak tarafından kurulduğu, hatta kurucuların kardeş olduklarıdır.

Danişmentlilerin dağılmasıyla onlara bağlı birçok oymak ve boy, baştan başa özellikle batı Anadolu başta olmak üzere Anadolu’nun birçok yerine dağılmışlardır.

Çobanlar halkının kökenini bu aşirete mensup olduğu, hatta birkaç kitapta Çobanların 1151 yılında fetih edildiği yazılıdır.

Kanuni Sultan Süleyman zamanında vergi kayıtlarında Çobanlar isminin Çobanlar-ı Kebir (Büyük Çobanlar) olarak adlandırıldığı görülür.

İlçe 1926 yılında nahiye yapılmış ve 1955 yılında belediye olmuş ve 1990 yılında ilçe olmuştur.

 

GEZİLECEK YERLER

Çobanlar Termal Kaplıca
 

 

ÇOBANLAR TERMAL KAPLICA

Termal kent Mahallesindedir.  

Termal kaplıca 5000 metre kare kapalı alana sahiptir. Kaplıca Çobanlar Belediyesi tarafından bir özel firmaya 29 yıllığına kiralanmıştır ve 1.5 yıllık tadilat ve altyapı çalışmalarının ardından, 2.7.2025 tarihinde kaplıca hizmete alınmıştır. 

Bayanlar ve erkekler olmak üzere 2 bölümdür.

Çobanlar Termal Kaplıcaları

Her bölümde ayrı ayrı olmak üzere zemin katta 123 metre karelik termal havuz, termal havuz içinde jakuzi, 4 tane şelaleler ve havuz kenarında şezlonglar vardır.

Çobanlar Termal Kaplıca
 

Ayrıca havuz kenarında bir adet Şok havuzu vardır. 

Türk hamamı kısmındı ise göbek taşı, kese odası ve banyo için kurnalar, sauna, buhar odası vardır.

Termal havuz bölümünde buharlaşma oluşmaz çünkü tesiste iklimlendirme sistemi vardır. Kaplıca suyunun özellikle romatizmal hastalıklara iyi geldiği söyleniyor.

Tesisin önünde: mangal alanı ve çocuk bahçesi bulunuyor. 

Çobanlar Göynük Beldesi
 

 

GÖYNÜK BELDESİ

İlçe merkezine 15 km uzaklıkta, il merkezine ise 39 km uzaklıktadır.

Göynük kelimesinin anlamı: güneşte yanmış, acısı olan, elemli, üzüntüden ağlar duruma gelmiş, kızarmış, hicran, ızdırap, keder ve hararet gibi anlamlara gelmektedir.

Göynük beldesi civarında, önemli Frig şehirlerinin kurulduğu tahmin edilmektedir.

Tarihi kaynaklar ve bu bölgede bulunup, günümüzde Afyonkarahisar Müzesinde sergilenen bazı buluntular, bu fikri doğrulamaktadır.

 

Tekke

Köyde bulunan tekke, Yargeldi Sultan (köydeki inanışa göre Akşemsettin) tarafından kurulmuştur.

Yargeldi Sultan; çağdaşları Karaca Ahmet Sultan, Seyyid Hasan Basri ve Hayran Balı Sultan ile birlikte Hacı Bektaş Dergahında eğitim almıştır. Rivayetlere göre, Afyonkarahisar’ın fethine katılmış ve daha sonra Göynük köyüne yerleşerek burada tekkesini kurmuştur. 

14’ncü asırda yaşadığı düşünülmektedir. 

Yargeldi Sultan’ın türbesi de buradadır. Türbenin halk hekimi olarak bir takım rahatsızlıkları tedavi ettiğine inanılır. Çevre halkı tarafından ziyaret edilen türbenin: bayılma ve benzeri hastalıklar için şifa bulunacağına inanılıyor. 

 

Kara kuyu

Rivayete göre:

Fatih Sultan Mehmet’in hocası Akşemsettin, Hicaz’a gitmek üzere 1458 yılında yola çıkmış, bugünkü Göynük köyünün bulunduğu yere geldiğinde yanındakiler iyice susadıklarını belirtmek için “Göynüdük” demişlerdir.

Akşemsettin elindeki asayı yere üç defa vurmuş, oradan temiz, sol, soğuk su fışkırmıştır.

Susayanlar kana kana içmişlerdir.

O suyun başında konaklamışlar, ancak o sırada Akşemsettin hastalanıp ölmüştür.

Vasiyeti üzerine oraya gömmüşlerdir. Kara kuyu hala bol ve temiz suyu ile köylülerin susuzluğunu giderir.

Özellikle Ramazan ayında her aile oruçlarını Kara kuyunun suyu ile açmak ister, kuyu başında kalabalık kuyruklar olur.

Çobanlar Akşemsettin Türbesi

Akşemsettin Türbesi

Göynük köyünde Fatih Sultan Mehmet’in hocası Akşemsettin’in mezarı bulunduğu söyleniyor.

Burada ben daha önce Bolu şehrinin Göynük kazasında da Akşemsettin türbesi bulunduğunu ve hatta yılın bir döneminde Akşemsettin şenlikleri düzenlendiğini biliyorum, bu yüzden burada da gerek beldenin isminin Göynük olması ve gerekse Akşemsettin türbesinin bulunması, bilmiyorum, sanırım Akşemsettin, bu iki yöre arasında paylaşılıyor, yorum yapmıyorum.

Ancak burada bulunan Akşemsettin Türbesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu tarafından “Dinsel yapı” olarak tescillenmiştir.

 

KOCAÖZ KASABASI

Bu kasabanın eski ismi Fekeli’dir.

Kasaba il merkezinin 36 km doğusundadır. İlçe merkezine ise 6 km uzaklıktadır. Bolvadin ilçe merkezi ise 25 km uzaklıktadır.

Yapılan çevre incelemelerinde, beldenin tarihinin Arkaik döneme kadar uzandığı bilinmektedir. Nehir kenarında bulunan mezar höyüklerinin Bronz çağından kaldığı düşünülmektedir. Antik çağda, Anabura kasabası buradaydı.

Çobanlar Anabura-Anabora
 

 

Anabura-Anabora

Şehir kalıntılarında yapılan çevre incelemesinde tarihi Arkaik devre kadar uzanmaktadır.

Frig vadisinin önemli şehirlerinden olan Anabura, Roma döneminde de gelişmiş ve bölgenin en önemli şehirlerinden birisi haline gelmiştir.

Bu şehrin harabeleri, Ilıca mevkiindedir. Akşehir’in Ulupınar köyündeki yaylada tek parça 30 cm yükseklikteki kaya üzerinde Antıocheia-Anaboyria yazılı sınır yazısı, Anabora şehrinin sınırlarının Yalvaç’a kadar uzandığını gösterir.

Çobanlar Anabura-Anabora
 

Şehir harabeleri, kaya mezarlar, çeşmelerdeki Grekçe kitabeler ve mimari parçalar, buranın tarihinin birer vesikasıdır.

Feleli Molla oğlu çeşmesi aynasında, Roma dönemine ait mezar steli vardır.

İstiklal Mahallesindeki İzzetlerin çeşmesindeki Grekçe kitabe, Roma dönemine ait olup, bu harabelerden gelen mimari parçalardır.

Afyonkarahisar müzesinde bulunan Artemis heykeli buradan çıkmıştır.

Ancak böyle yazmama rağmen, Afyonkarahisar arkeoloji müzesinde bu heykeli bulup göremedim, resmini çekemedim, yani Artemis heykelleri genellikle Efes yöresinden çıkar, burada Artemis heykeli, keşke görseydim veya bir resmi olsaydı, sizlerle paylaşırdım.

Evet hani üst kısımda buranın yani Anabura kentinin, Frig ve devamında Roma döneminde çok önemli bir şehir olduğunu belirttim ama inanın daha fazla bilgi, ayrıntılı bilgi yok.

 

Yeraltı şehri

2003 yılında çiftlik yapımı için temel kazılırken bir yeraltı şehri bulunmuştur. Yeraltı şehrinde incelemelerde bulunan Afyonkarahisar Arkeoloji Müzesi yetkilileri, MS 2 ile 4’ncü yüzyıla tarihlenen yer altı şehrinin 8 kat olduğu, ancak 2 katını gördüklerini söylemişler, gerekli temizlik çalışmalarından sonra ayrıntılı bilgi sahibi olunacağını söylemişlerdir.

Ancak aradan geçen yıllara rağmen burada herhangi bir araştırma yapılmamış ve yeraltı şehrinin girişi toprakla kapanmıştır.

Evet isterdim ki, size bu yeraltı şehri hakkında ayrıntılı bilgi vereyim ve siz de gidin burayı görün, ancak gitmeyin, görmeyin, çünkü tüm uğraşıma rağmen hiçbir bilgi bulamadım, yetkililerin mazereti sağlam, ödenek yok.

Sadece bilginiz olsun, olur da ileride burayı turizme açmaya niyetlenirlerse bir gittiğimizde umarım görürüz, veya bir gören olursa bilgi verirse seviniriz.

 

 

Afyonkarahisar şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.