Ağrı Taşlıçay

taşlıçay.genel.1
Ağrı Taşlıçay

Konum olarak: kolay ulaşılabilecek bir yerde. Ağrı’ya çok yakın ve İran transit karayolu üzerinde bir ilçe.

Ağrı Taşlıçay

GENEL

Ağrı il merkezine uzaklık; 32 km. dir. İlçeden geçen: Türkiye-İran transit yolu, ulaşımı kolaylaştırmaktadır.

Denizden yükseklik; 1660 metredir. Ağrının orta kesiminde bulunan ilçenin, büyük bölümü: 2000 metreden yüksek dağlarla kaplıdır. Türkiye’nin en yüksek göllerinden olan Balık Gölünün yarısı, Taşlıçay ilçesi sınırları içindedir.

Taşlıçay ve çevresinde: önemli antik kent yoktur.

 

GEZİLECEK YERLER;

Taşlıçay Üç Kilise

ÜÇ KİLİSE

İlçenin 18 km. doğusunda, Taşteker köyündedir.

Taşkeser köyü, Osmanlı döneminde “Üç Kilise köyü” olarak bilinmekteydi. 

1805 yılında Diyadin bölgesinden geçen Fransız seyyah Pierre Amedee Jaubert uzaktan bakıldığında, kaleyi andıran bir manastıra denk geldiğini kaydetmiştir. Üç kilise köyündeki bu manastırda bulunan rahipler, seyyahın ifadelerine göre her ne kadar münzevi halde iseler de eşkiyanın sebep olduğu tehlikelerden şikayetçi idiler. Keşişler, ziyaretçilerini duvar üzerinden bir ip atarak içeriye kabul ediyorlardı ve aldıkları tek sadaka olan ekmekten ve sütten ikram ediyorlardı. 

1838 yılında bölgede bulunan Erzurum İngiltere Konsolosu James Brant: kayıtlarında köydeki üç adet kiliseye yer vermiş, ancak kiliselerden ikisinin yıkık bir halde bulunduğunu eklemiştir. Brant’a göre: köydeki manastır 306 yılında inşa edilmişti. 

1850 yılında kiliselerden biri ayaktaydı. Burası Beyazıd Sancağında bulunan Ermenilerin ruhani merkeziydi. Aynı zamanda Üçkilise, düzen bozucu veya kanun dışı hareketleri olan rahipler için bir sürgün yeriydi. 

Evet şimdi de Evliya Çelebi’nin yazdıklarına bakalım. Bunların üç yüksek dağ üzerinde üç muazzam kilise/manastır olduğunu, her birinde 100-150 Ermeni din adamı bulunduğunu, kiliselerden ilkinin Enüşirvan zamanında inşa edildiğini, bu mabette zamanında 50-100 düzgün sevimli Mecusi hizmetkar oğlanların, gelen gidenlere cansiperane hizmet ettiklerini, ikinci kilisenin ise Bizans Kayseri tarafından inşa edildiğini ve üçüncü kiliseyi de Ermeni Zenan’ın bina ettiğini kaydeder. 

Kilise ile ilgili gördüklerini anlatmaya devam eden Çelebi, 500 den fazla bakire Ermeni kızın bulunduğunu, genelde alığsız bakla yediklerini, buraya yakından ve uzaktan gelen herkese ve bineklerine hizmet ve ikramda bulunulduğunu, İsa Mesih’e inanan Ermenilerin, kafiristandan buraya ziyarete geldiğini, gayet güçlü vakıfları bulunduğunu, bu vakıfların her birinde beşer-onar mihmandar ve kırkar-ellişer işbazların hizmet ettiğini, Herisesinin/Keşkeğinin de dünyaca meşhur olduğunu belirttikten sonra, başpapazın talimatıyla 200 ruhbanın, Evliya’nın içerisinde bulunduğu elçiler ve diğer zevatı ziyafete davet ederek yemekten sonra hediyeler verdiğini anlatır. 

Evliya Çelebi, Üçkilise ile ilgili bir rivayetten söz eder. “Kilisenin en büyük binası Enüşirvandır. Oraya yılda Ermenilerden kırk-ellibin kişi gelerek toplanır. Dağın tepesinde çimenlik ve düzgün bir alanda ellerindeki eski antika halıyı yere sererek, o dağlardaki ne kadar bitki ve şifa olacak ağaç varsa hepsini büyük bir kazan içine doldururlar. Halının üzerine bir saçayağı koyarak büyük bir ateş yakarlar. Ateş halıyı asla yakmaz. Sonra pişen yiyeceği aralarında pay ederek bir kısmını yerler, pek çoğu da sevap ve şifa olsun diye geldikleri memleketlere götürür. 

Çelebi bu işin sırrını papazlara sorduğunda: Vallahi bu halı üzerinde Hz İsa anasından doğmuştur. İsrail oğullarından korkusundan bir mağaraya kapanan Hz İsa oniki havarisiyle ot toplayarak bu halı üzerinde yemek pişirerek havarilerin karnını doyurmuştur. Yahudilerin Hz İsa’dan bir mucize istemeleri üzerine de ölmüş bir adamı, yine bu halı üzerinde diriltmiştir. Çelebiye göre, halı sanki ipekten yapılmış gibidir. Fakat ne pamuktur ne de yün. Bir çeşit sincap renginde büyük bir seccadedir ve çok ağırdır. Halı Kıbrıs’ta çıkan bir taştan örülmüştür. Çünkü söz konusu taşı tokmakla dövdüklerinde keten gibi olduğundan, iplik gibi eğrilerek, abdest mendilleri, donlar ve gömlekler yapıldığını ifade etmiştir. 

 

Evet bu girişten sonra, Üçkilise ye devam edelim.

Ağrı-Doğubayazıt karayolunun ve Murat nehrinin güneyinde bulunan köy, eski tarihlerde kutsallığı ile ön plana çıkmaktadır.

Birçok: tarih, gezi ve din kitaplarında: bu üç kilisenin ismi geçer.

Ermeniler ve Batılılar, üç kiliseyi: “Surp Ohannes” (Dera Fılla)  adı ile bilirler.

Nuh Peygamberin mezarının da, buralarda bulunduğu söylentileri yaygındır.

Ayrıca: mitolojik söylentilerde: burada; Urartuların “Güneş Tapınağı” (Derka Fılla) bulunduğu ve kalıntılarının halen var olduğu belirtilir.

 

Güneş Tapınağı;

Şöyleki: Miladi yılların başlangıcında: Arsaklı Türkleri, burada: “Bagavan” adlı, büyük ve ünlü bir “Güneş Tapınağı” yaparlar. (Bir başka söylentiye göre ise, köyün tepesindeki Güneş Tapınağı, Urartular tarafından yapılmıştır.)

Bagavan, kelime anlamı olarak “Tanrıların şehri” demektir. 

 

Ermeni Manastırı:

Sonradan: Ermeniler, burada bir manastır yaparlar.

Hıristiyanlık öncesi, Ermenistan’ın en önemli pagan tapınma yeriydi.

Hıristiyanlık öncesi dönemde Ermeni ülkesindeki en ünlü Zerdüşt ateş tapınağı buradaydı. Tarihçi Horenli Movses’e göre: MÖ 3 yüzyılda İran hükümdarının küçük kardeşi olup Ermenistan valisi veya kralı atanan Vağarşak tarafından inşa edilmişti. 

Pagan döneminde, bu kasabada Dikran’ın kardeşi Majan başrahibinin türbesi ile ona bağlı ateşgah ve misafirhane saygı görürdü. Burada sonsuz bir ateş sürekli yanmaktaydı. 

Navasart’ın ilk günü, büyük yortu kutlanırdı. (Navasart: Ermeni takviminin ilk ayının ilk günüdür)

Başlıca ateşgah Vanadur’a adanmıştı.

Ermenistan’ın Hıristiyanlığı kabul etmesinden sonra: Aziz Grigor tarafından yıktırılan tapınağın yerine, Surp Hovhannes Kilisesi yaptırılmıştır. Rivayetlere göre, Ermenilerin Gregoryan Hıristiyanlık mezhebini kabul edip vaftiz oldukları ilk yerdir. 

Evet, bugün, köyün üst tarafındaki dağın tepesinde: tapınak kalıntıları ve bina temelleri görülmektedir.

Evet, Surp Hovhannes Kilisesinden devam edelim.

631-639 yılları arasında yaptırılan kilise 46 metre uzunluğunda ve 27 metre genişliğinde ve 20 metre yüksekliğindeydi. Kilisenin 5 giriş kapısı ve 51 penceresi bulunuyordu. 

Sürekli yağmalara maruz kalan kilise, 1953 yılında yıktırıldı. 

Ermenilerin çok önem verdiği manastır : 1953 yıllarında sökülerek, taşları, Ağrı Merkez Camisinin yapımında kullanılmıştır.

Günümüze, bu kiliseden belirli bir iz ve kalıntı gelmemiştir.

20.000 metrekarelik bir alan üzerine kurulu olan bu kilisenin, günümüzde, sadece temelleri durmaktadır.

Kilisenin güney batısında: içme suyu ihtiyacı için, o dönemden kalan, 40 metrelik derinlikte, üç kuyu var.

Köyün güneyinde: 2000 metre yükseklikteki dağın tepesinde ise: süt deposu olarak kullanılan bir oda var.

Odanın ölçüleri: 4 x 3 metre boyutlarında ve 3 metre derinlikte.

Burada: kiliseye ait koyunların sütü sağılarak, süt deposuna boşaltılıyormuş ve buradan da, yerin altına döşenmiş 25 cm. çapındaki boralarla, köyün içindeki kiliseye aktarılıyormuş.

Kilisenin 50 metre güneyinde, Ermenilere ait mezar taşları var.

 

 

Taşlıçay Balıkgölü

BALIK GÖLÜ

Doğal güzellikleriyle bilinen göl çevresinde yürüyüş, doğa fotoğrafçılığı ve kamp gibi aktiviteler yapılabilmektedir. Yüksek rakımda yer alması sebebiyle doğa severler için huzurlu bir kaçış noktasıdır. 

Taşlıçay Murat Nehri

MURAT NEHRİ

İlçeden geçen bu önemli akarsu, hem bölge halkı için ekonomik ve besin kaynağı hem de doğal güzellik sunan bir alandır. 

Nehir kenarında yürüyüş yapmak ve piknik yapmak için uygun alanlar vardır. 

Taşlıçay Taşlıçay Höyüğü

TAŞLIÇAY HÖYÜĞÜ

Höyük Taşlıçay ilçesi Hürriyet Mahallesindedir. 

Bölgede antik yerleşim izlerine sahip bir höyük olarak öne çıkar. MÖ 1 nci bin yıllarına dayanan buluntular içerdiği belirtilmiştir. Höyük kayalık zemin üzerine kurulmuş olup, küçük bir bölümünde yerleşim izine rastlanmıştır. Günümüzde çevresi tek katlı, bir kısmı kaçak olan konutlar ile çevrilidir. 1 nci derece arkeolojik sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. 

 

 

Ağrı şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Doğubayazıt tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

 

Düzce Konuralp

Düzce Konuralp

Düzce’nin 7 km. kuzeyinde, Akçakoca yolu üzerinde bir beldedir.

Konuralp, bir belde olmasına rağmen, günümüzde Düzce ile birleşmiş gibidir. Ayrıca: Düzce Üniversitesine ait Tıp Fakültesinin de burada olması, burayı anlamlandırır. Ancak, Konuralp, özellikle Roma dönemi kalıntıları ile öne çıkmaktadır.

Tarihi, Milattan önce 3’ncü yüzyıla kadar dayanan Konuralp antik kenti, Konuralp Müzesi, Roma Köprüsü, Su kemerleri ve Antik Tiyatrosu ile Düzce ilinin tarihi ve kültürel değerlerini içinde barındırıyor. Ayrıca, yine Konulalp, günümüzde, Düzce Üniversitesine ait Tıp Fakültesinin burada bulunmasıyla önem kazanıyor. Bir de Konuralp Bey’in türbesi vardır.

Düzce Konuralp

GEZİ ROTASI

Konuralp’deki gezide: antik kalıntılar görülebilir. Bunların başlıcaları: Konuralp Müzesi, Antik Şehir, Tiyatro, Roma mermer köprüsü, mozaikler, surlar, atlı kapı görülebilir.
Zamanınız yettiği sürece, buraları gezebilirsiniz. Özellikle: tiyatro ve müzeyi görmenizi öneriyorum.

Ama önce “Prusias ad Hypium” antik şehrinden söz etmek istiyorum.

 

Düzce Konuralp

Düzce Konuralp

Konuralp Müzesi

Prusias ad Hypium antik kentinin zengin kültürel mirasını yaşatmak üzere kurulan müze: 2003 yılında ziyarete açılmıştır.

Müzede: 3 teşhir salonu, 1 laboratuvar, 2 depo, 1 konferans salonu ve idari bölümler vardır. Müzenin envanterinde: 1848 arkeolojik eser, 491 Etnoğrafik eser ve 3989 sikke olmak üzere toplam 6237 eser vardır.

Düzce Konuralp

Bahçe

Müze bahçesinde: Konuralp (Prusias ad Hypium) antik kentinden çıkan, büyük mimari parçalar, sütunlar, bomoslar (adak yazıtları), ostothekler (ölü küllerinin konulduğu küçük taş lahitler), şehir yasası yazıtları, pythoslar (büyük depolama küpleri), mezar stelleri (mezar taşları), çeşme parçaları, İslami mezar taşları sergilenmektedir.

Düzce Konuralp

Bahçedeki eserlerden en önemlisi: MS 1’nci yüzyıla ait bir girlandlı bir lahittir. Konuralp’in batısında bulunan Tepecik Nekropolde, 1937 yılında bulunmuştur. Mermerden yapılmış lahit: 1.20 metre yükseklikte, 1.22 metre genişlikte ve 2.47 metre uzunluktadır. Lahdin uzun yüzünde, kabartma olarak öküz başlarının taşıdığı çelenkler işlenmiştir.

Bunların ortasında yazıtsız bir tabulaansata görülür. Altta ise aslan, kartal, yaban domuzu ve balıkçıl kuşu tasvirleri bulunur. Lahdin alt kısmında, çeşitli hayvan resimleri resmedilmiştir.

Düzce Konuralp

Yine bahçede mermer üzerinde bir yazıt vardır. Bu yazıtta “Roma imparatoru Hadrian Prusias ad Hypium’u ziyaret etti” ve “İmparator Caracalla Nisan ayında kentten geçerek şereflendirdi” yazılıdır.

Düzce Konuralp

Müze bahçesinde, sıralı olarak sergilenen bomoslar, yaşarken itibarlı insanların ardından dikilmiş birer övgü taşlarıdır.

Düzce Konuralp

Arkeoloji Salonu

Müzenin arkeoloji bölümündeki eserlerin bazıları, Bolu Müzesinden buraya getirilmiştir. Bunlar: günlük kullanım kapları, süs eşyaları, sikkeler, figürlerdir. Bu bölümdeki eserler: Tunç çağından, Doğu Roma’ya kadar çeşitli dönemlere aittir. Bunlar: pişmiş toprak ve mermer heykelcikler, metal eserler, takılar, cam kaplar ve mezar hediyeleridir ve kronolojik olarak sergilenmektedir.

Ayrıca: Roma imparatoru Antonius Pius (MS.138-161)un, 1991 yılında, Konuralp güneyindeki bir tarlada bulunan büstü, ostotekler, mimari elemanlar, bu bölümü tamamlıyor. Müzede bulunan çeşitli dönemlere ait mezar stelleri ise, antik Konuralp hakkında bilgi vermesi açısından ilginçtir.

Düzce Konuralp

Etnoğrafya Salonu

Geleneksel kültürlere ait eserlerin sergilendiği bu salonda: el işlemeleri, yöresel kıyafetler, süs eşyaları, mutfak kapları, aydınlatma gereçleri, tartı aletleri, kişisel eşyalar, kılıçlar, tüfekler sergilenmektedir.

Düzce Konuralp

Taş Eserler Salonu

Konuralp antik kentinde bulunan birçok heykel, çok önceden il dışına götürülmüş ve gittiği müzelerde sergilenmektedir. Bunlardan en önemlisi: burada arkeoloji salonunda sergilenen ama aslı İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan “Tykhe” heykelidir. Orijinali MÖ 4’ncü yüzyıla ait olan bir eserin Roma döneminde, MS 2’nci yüzyılda yapılmış bir kopyasıdır.

Zengin bir süslemeye sahip: kader, şans ve başarı tanrıçası Tykhe’nin başının üzerinde zeytin yapraklarıyla süslü, şehir surunu temsil eden bir taç vardır. Sol kolunda, çeşitli meyvelerle dolu bir bereket boynuzu ile zenginliğin simgesi olan Plutos isminde bir çocuk taşımaktadır.

Tykhe Okeanos’un kızlarından biridir. Kader, şans, başarı tanrıçasıdır. Her kentin bir Tykhe’si vardır.  Tykhe’ler kentlerin koruyucu tanrıçaları olup, başlarında şehir suru şeklinde bir taçla gösterilirler.

Düzce Konuralp

Evet, müzenin bu bölümünde bir mozaik görülüyor. Oprpheus konulu mozaik: Roma dönemi bir taşınmaza ait zemin döşemesidir. Yaklaşık 45 metre kare olan mozaiğin tamamının konservasyonu yapılmış ve sergilenmektedir.

Mozaiğin merkezinde, Orpheus lirini çalar şeklinde, etrafında hayvanlar toplanmış, çevresinde ise dört mevsim, insan yüzü şeklinde betimlenmiştir.

Orpheus: çaldığı müzikle ağaçları ve kayaları harekete geçirdiği ve canavarları yatıştırdığına inanılan bir mitoloji kahramanıdır. Mozaiğin çevresinde aslan, kaplan, tavus kuşu gibi hayvan figürleri ve dört köşesinde, dört mevsim tasvirli kadın başı figürleri yer almaktadır.

Düzce Konuralp

Bir diğer önemli eser Roma Tanrısıdır. Bir yüzü sağa, bir yüzü sola bakan, iki yüzlü Roma tanrısı, taş eserler salonunda sergilenmektedir. Bu tanrı resmine Roma paralarında rastlanır. Janus’a ait olan yüzlerden biri kentten içeri girenlere, diğeri ise kentten çıkanlara bakar. Böylece kentin güvenlik içinde yaşamını sürdürdüğüne inanılır.

Tüm bunların yanında, Konuralp yöresinde bulunan eserlerin bir kısmı ise: İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergileniyor. Bunların başında: 1931 yılında bulunan bereket tanrıçası “Tyche” heykeli, Roma dönemine ait (MS.2’nci yüzyıl) oturan kadın heykeli, Konuralp’in Sarafiye Mevkiinde bulunan ve MS.3’ncü yüzyıla tarihlenen, mermer, çocuk heykeli geliyor.

Düzce Konuralp

Antik Şehir. Prusias Ad Hypium

Düzce’ye bağlı, Konuralp beldesinde, adı: Prusias ad Hypium olan bir de antik şehir kalıntısı var.

Bu şehir: MÖ.3’ncü yüzyıl başlarına tarihleniyor.

Doğudan batıya uzanan, Küçük Melen ve Tabak Çayları yakınında, ovada, bir tepenin üzerinde kurulmuş. Bugünkü Düzce şehrinin kuzeyinde bir yamaç üzerindedir. Güneyindeki ovaya hakim bir tepe üzerindedir.

Antik şehir, önceleri, Hypios olarak anılırken, daha sonraları, Kieros olarak anılmaya başlanmış.

Ancak: Kieros, MÖ.2’nci yüzyıl sonlarında, tarih sahnesinden çekilmiştir.

Bitinya Kralı Prusias, kenti ele geçirdikten sonra büyük bir imar faaliyetine girişmiştir. Şehrin adı: kralın adına izafeten, “Prusias” olarak anılmaya başlanmış.

Roma yapılarının ortaya çıkmasıyla birlikte kent, mimari olarak en üst düzeye ulaşır.

Prusias ad Hypium şehri: MÖ.74 yılına kadar, Bithyn hakimiyeti altında kalır. Bithy birliğini oluşturan 12 kentten biridir. Bereketli topraklarıyla bir tarım kentiydi. Karadeniz ticaretinde önemli bir etkinliği olan kent, Ege ile de irtibatını muhafaza etmiştir.

Özellikle ürettiği tarım ürünleri ve keresteyi nehirler aracılığı ile Karadeniz’e aktarıyor oradan da Ege ile bağlantılar kuruluyordu.

Kral 4. Nikomedes Philopater zamanında; şehirde, siyasi çalkantılar ortaya çıkar.

Büyük Pontus Kralı Mitridates; bölgedeki diğer Bithyn şehirleri gibi, burayı da istila eder ve Pontus hakimiyetine sokar.

Daha sonra, takip eden tarihi süreçte ise, bölgede, Romalılar görülür.

Roma dönemi boyunca: ekonomik hayat canlanır. Şehrin sembolü olan, tanrıça Tyche heykeli ve bu gün Tabak Çayı yatağında, toprakla kapanmaya yüz tutmuş Roma Köprüsü, bu dönemlerden günümüze kalan eserlerdir. Şehrin surlarından ise, günümüze herhangi bir iz kalmamıştır.

Roma devri: MS.395 yılında biter. 535 yılına doğru, Prusias şehri; Claudiopolis’den sonra, bölgenin en önemli ikinci şehirlerinden biri olur. Konuralp’te bulunan haç işaretli mezar mermerleri de, bu devre ait arkeolojik kalıntılar olarak dikkati çeker.

Evet, takip eden dönemde: Osman Gazi Beyliği sırasında, Düzce ve yöre, Türk hakimiyeti altına girer. Konuralp Bey; bu dönemde, bölgedeki çoğu yer gibi, burayı da fetiheder. Düzbazar’ı ele geçirir ve sonra Bizanslılar ile, Uzuncabel’de yapılan iki gün süren savaşı kazanır ve bölgenin tek hakimi olur.

Bunun üzerine: Osman Gazi; Düzce Pazarı (yani ovayı) ve Bizans Prusias şehrini, Konuralp Bey yönetimine verir. Bundan böyle, burası: “Konrapa” diye anılmaya başlanır.

Düzce Konuralp

Antik Tiyatro-Kırk Basamaklar:

Konuralp’in tarihi zenginliğini gösteren en önemli kalıntılardan biridir. Batı Karadeniz bölgesinde, günümüze gelebilen tek antik tiyatrodur. Halk arasında “Kırk Basamaklar” olarak da bilinir.

Helenistik dönemde MÖ 300-30 yılları arasında inşa edilen tiyatro, Roma döneminde (MÖ 30-MS 300) eklemelerle büyütülmüştür.

Düzce KonuralpMS.1’nci yüzyıla kadar, yöreye hakim olan Prusias krallığı döneminin sanatsal zenginliğini gösteren, en canlı eserlerdendir. Tepenin üst kısmına yaslanmış olarak durmaktadır. Yarı daire şeklindedir. İki ucu kesişmiş oturma kademeleri, yarı daireden daha kısa bir şekil almıştır. Güneye bakmaktadır.

Seyirci kapasitesi 10.000 kişiliktir.

Uzunluğu: 100 metre, genişliği ise 74 metredir. Beyaz, sağlam ve mahalli, güzel kalkerli taşlardan yapılmıştır.

Üst kısmındaki oturma kademelerinin yarısı, iyi korunmuş durumdadır. Aslan pençeleri ile süslenmiş olan oturma kademelerini, bölümlere ayıran 7 merdiven var.

Sahne binası, büyük dikdörtgen şeklindedir. Sağda ve solda, bir koridora açılan, kemerli geçitleri ile orkestrasının bulunduğu kesime geçilir. Kemerlerden, yalnızca en sağdaki, yarı daire şeklinde ve örtülü olanı, bugüne dek ayakta kalabilmiştir.

Sahnenin önündeki üç büyük kemerli kapıdan ise, bugün, yalnızca biri sağlam olarak ayakta kalabilmiştir. Cephede, korniş altında, büyük harflerle yazılı, Yunanca kitabeden ise, küçük bir parçası, bugüne kadar muhafaza edilebilmiştir.

Anlatılanlara göre, tiyatronun girişinde büyük bir kuyu varmış. Şimdi de gözüküyor fakat bugün restorasyon katliamı sonucu, ağzına kadar çakıl taşları ile doldurulmuş.

Eskiden, Roma döneminde, o arenada, aslanlarla ya da birbiriyle dövüştürülen köleler, özgürlüklerini elde etmek bir şansmış, o kuyu. Şöyle ki, galip gelen köleye, kuyuya girme izni veriliyormuş. Köle kuyuya inince, karşısına 3 tünel çıkıyormuş.

Tüneller, yalnızca bir insanın geçebileceği kadar darmış. Tünellerden biri akreplerle ve çıyanlarla son bulurmuş. Diğer tünel, yılanlarla dolu, çıkmaz bir yolmuş.

Üçüncü tünel ise, şehir surlarının dibinde, özgürlüğe açılıyormuş. Bu tünelin uzunluğu yaklaşık 500 metre imiş. Tünelin çıkışı halen gözüküyor.

Evet, bugün. Yaklaşık 2000 yıllık tiyatro alanı içindeki yapılar: Konuralp Belediyesi tarafından istimlak edilmiştir. Tiyatronun yüzde 85’lik bölümü ortaya çıkarılmıştır.

Tiyatro: düzenlenen çeşitli etkinlikler ile, yeniden canlandırılmış. Son yıllarda, burada, festivaller ve konserler düzenleniyormuş.

Düzce Konuralp

Roma Mermer Köprüsü

Konuralp’in batısından geçip, Efleni Gölüne dökülen, Tabak Deresi üzerindedir.

Akçakoca yolu ile Çilimli yol ayrımında bulunuyor. Bugün, yalnızca 10 metrelik bölümü ve üç kemeri görülebiliyor.
Beyaz mermer bloklardan ve hiç harç kullanılmadan yapılmış olması, köprünün en büyük özelliği olarak tanımlanıyor.

Mozaikler

İlk olarak, 1959 yılında, Konuralp şehir merkezinin güneyinde, Akçakoca yolu kenarında, eski Roma Yolu olduğu tahmin edilen kanal mevkiinde, tesadüfen, iki büyük ve önemli mozaik bulunur. Daha sonra, bu mozaiklerin bulunduğu alan, İstanbul Arkeoloji Müzesi ilgilileri tarafından kazılarak incelenir. Ancak, ödenek yokluğundan, çıkarılamazlar ve üzerleri yeniden toprakla kapatılır.

1997 yılında, Konuralp Turizm Tanıtma Derneği tarafından başlatılan girişimler sonucu: Kültür Bakanlığından izin alınarak, Bolu Müze Müdürlüğü gözetiminde, mozaikler için yeniden kazı yapılır. 1959 yılında bulunan ve üzerleri kumla örtülen mozaikler, yeniden ortaya çıkarılırlar.

İlk mozaikte: 40 metre karelik mozaik zeminde: Lir çalan Orpeus, çevresinde hayvanlar ve dört köşesinde dört mevsim tasvir edilen kadın başı figürleri ortaya çıkarılır.

Diğer mozaikte ise: Archilleus ve annesi Thetis ile ilgili sahneler resmedilmiştir. Mozaiklerin; MS.1’nci yüzyılda, Roma devrinde yaşayan zengin bir Romalının evinin salonuna, alt zemin döşemesi olarak yapıldığı sanılmaktadır.

Düzce Konuralp

Surlar

Roma dönemine ait olan kale duvarlarından, herhangi bir kalıntı görülmemektedir. Ancak: MS.253-268 yılları arasında, İmparator Gallienus zamanından kalan bir sikkede, Prusias ad Hypium şehrinin, iki kuleli şehir kapısının tasviri görülmektedir.

Bizans dönemine ait surların, 200 metrelik bir kısmı ise, hala ayaktadır. Bu surlar, Akçakoca yolu kenarında, antik mermer köprünün bulunduğu yerin tam karşısından başlar ve Hamam Sokağına kadar devam eder. Evlerin bahçelerinde kalan surların bir kısmı, bugün kimi yerde evlerin temeline, kimi yerde ise bahçe duvarını oluşturuyor.

Düzce Konuralp

Atlı Kapı

Şehir merkezinin güneyinde, Düzce’den gelen ana caddenin sağında, antik tiyatroya kadar uzanan, dar bir yol üzerindedir. Sokağa da adını veren atlı kapının, ikinci defa kullanılmış olan mahal taştan, büyük bir lentosu bulunuyor.

Üzerinde at tasviri ve Yunanca bir kitabe bulunan taşın, bir Prusias vatandaşı tarafından, annesine mezar kitabesi olarak yaptırıldığı sanılıyor.
Surlar, buradan itibaren bir süre daha güneydoğu istikametinde devam ediyor ve kare şeklinde bir kule ile son buluyor.

Su Kemerleri-Kemerkasım/Çiftepınarlar:

Kentteki su kemerleri ve agoraya ait kalıntılar, antik dönemdeki mühendislik ve sosyal yaşam hakkında önemli bilgiler sunmaktadır.

İki farklı yerde görülür. Kemerkasım köyü yakınlarında ve Çiftepınarlar Mahallesi sınırlarındadır.

Helenistik ve Roma dönemlerinden kalmadır.

Horasan harçlı, karışık kesme taş ve moloz taş kullanılmıştır.

İki katlı bir yapı olduğu düşünülüyor.

Yaklaşık 160 metre uzunluğunda ve 20 metre yüksekliğe ulaşan kısımları vardır.

Başlıca istinat ayakları (11 tane) iyi korunmuş durumdadır.

Üst yapısı büyük oranda toprak altında kaybolmuştur.

Sonuç

Evet, Konuralp, tarihi süreç içinde, bulunduğu yer itibarı ile, önemli bir yerleşim yeri olarak kullanılmış. Özellikte: amfitiyatro ilginç. Çünkü: bu bölgede, başkaca, bu tür tiyatro kalıntısı yok. Tarihi süreç içinde, büyük bir medeniyetin kurulduğu anlaşılan burada, antik kalıntılar arasında gezmek ve tarihi yaşamak mümkün.

Merakınız varsa, bu bölgeden geçerken veya zaman ayırırsanız, bir gün içinde, bu tarihi mekanları gezmeniz mümkün. Tarihi sevenlerin bu mekanları gezmekten keyif alacaklarına inanıyor ve öneriyorum.

Düzce Konuralp

KONURALP TÜRBESİ

İl merkezine bağlı Konuralp’te: 1323 yılında şehri Bizanslılardan alan Konur Alp’in türbesi bulunmaktadır. Bugün, yeni bir yapı gibi görünen türbenin içinde 3 mezardan birinin Konur Alp’in yakınlarından Ali Hamza’ya ait olduğu bilinmektedir.

Bilecik Yenipazar

Bilecik Yenipazar
 

Bilecik Yenipazar: Yenipazar, il merkezi olan Bilecik iline 74 km uzaklıktadır. Yenipazar, Gölpazarı arası 30 km, Yenipazar Eskişehir arası 66 km, Yenipazar İnhisar arası 27 km ve Yenipazar Mihalgazi arası 32 km. dir.

TARİHİ

İlçenin eski ismi “Kırka” dır. Tarih boyunca çeşitli uygarlıklar tarafından hakimiyet altına alınmıştır. 1323 yılında Osmanoğulları, bölgeyi ele geçirir. Kurtuluş savaşından sonra Söğüt ilçesine bağlanan belde, 1926 yılında bucak olarak Gölpazarı ilçesine bağlanmış, 1988 yılında ise ilçe olmuştur.

Bilecek Yenipazar
 

 

GENEL

 İlçe merkezinin çevresi dağlarla çevrilidir. İlçe topraklarının rakımı 617 metredir. Dağların tepelerinde ormanlık alanlar bulunur. Geçiş bölgesindedir ve buna bağlı olarak iklim daha çok karasal iklimin hakim olduğu şartlara sahiptir. Bu yüzden gece ve gündüz arasında yüksek sıcaklık farklılıkları vardır.

Bilecik Yenipazar
 

GEZİLECEK YERLER

Bilecik Yenipazar İnkaya Mağarası
 

İNKAYA MAĞARASI

 İlçe merkezine bağlı Karahasanlar köyünün güneyindeki dar ve derin kanyonun sağ üst yamacındadır. Yenipazar’dan Gölpazarı’na giden yolun 12’nci kilometresinde, Esenköy’den güneye ayrılan 6 kilometrelik yol ile Karahasanlar köyüne varılır. Buradan 10-15 dakikalık yürüyüş ile mağaraya varılabilir.

Mağara: 1145 metre yüksekliktedir. Mağaranın tavan yüksekliği 40 metreye kadar çıkar. Derinlik -11.5 metredir. Uzunluk 60 metredir. Mağaranın tabanı: kalın bir fosil toprak tabakasıyla kaplıdır.

Duvarlarda da küçük oyuntular ve kazıntılar göre çarpar. Mağaranın tarih öncesi dönemlerde iskan edildiği düşünülmektedir.

Bilecik Yenipazar Harmanköy Kanyonu
 

 

HARMANKÖY KANYONU TABİAT PARKI

Harmanköy kanyonu: İnhisar ilçesi ve Yenipazar arasındadır.

2013 yılında kanyon, koruma altına alınarak “Tabiat Parkı” ilan edilmiştir.

Kanyonun girişi Karahasanlar köyü çıkışı ise Harmanköy’dür. 

Kanyonun uzunluğu yaklaşık 3900 metredir ve kanyon boyunca: irili ufaklı şelaleler, mağaralar ve çevreye saçılan yalçın kayalıklarla tam bir doğa harikasıdır.

Kanyon içinde, saf beyaz mermer kayaların şekilden şekle girdiğini görürsünüz.

Bilecik Yenipazar Harmanköy Kanyonu
 

Yenipazar giriş yüksekliği: 538 metredir. Harmanköy çıkış yüksekliği ise 385 metredir. Kanyonun yüksekliği yer yer 700 metreye kadar ulaşır. Kanyonda: ip açarak iniş aletleriyle inilmesi gereken 18 ve 22 metrelik iki şelale ve pek çok 1-2 metrelik küçük şelaleler vardır.

Kanyonun yaklaşık 700’üncü metresinde, sağ tarafta bir patika vardır ve buradan çıkıp, kanyon geçişi bitirilebilir.

Çünkü bu çıkıştan sonra 18 metrelik ip inişi gerektiren bir şelale var, onu da geçtikten sonra geriye dönüş mümkün değildir.

Bilecik Yenipazar Harmanköy Kanyonu

 Burayı aştıktan sonra kanyonu bitirerek çıkmak gerekir. Kanyon: Yenipazar ilçesinden başlayıp, İnhisar ilçesi sınırlarında bulunan Harmanköy’de bitiyor.
Kanyon geçişi 6 ile 12 saat arasında sürüyor. Ancak çıkışın geceye kalmaması için, kanyona erken saatlerde girilmesi önerilir.

Kanyonda: trekking, dağcılık, çadırlı kampçılık, mağaracılık gibi aktiviteler yapılabilir. Kanyon boyunca buz gibi sularda, şelalelerden atlayıp, ip inişleriyle kayalar aşılır, dik yarlardan inilir, mağaralardan geçilir.
Ancak, burayı yani kanyonu geçmek isterseniz, mutlaka eğitim ve teknik malzeme gerekir. Yani tecrübeniz yoksa kanyon geçişini denemeyiniz.



Bilecik Yenipazar Süzmen Göleti
 

SÜZMEN GÖLETİ

Gölet, ilçe merkezinin güneydoğusunda, 2 km uzaklıkta, ormanlık alan içerisindedir. Bilecik il merkezine uzaklık 81 km dir.

1998-2008 yılları arasında sulama amaçlı yapılan gölet, Süzmen deresi tarafından beslenir. 2 kilometre karelik alanı kaplar. Büyüklüğü ve sakinliğiyle dikkat çeken göletin, en ücra köşelerinde balıkçıl kuşları bulunur. Göletin rakımı 700 metredir. Burada oltanızı alıp balık tutabilirsiniz.

Bilecik Yenipazar Suuçtu Şelalesi

SU UÇTU ŞELALESİ

Bilecik il merkezine 81 km uzaklıktadır. 

875 metre rakımda bulunan şelale, yaklaşık 30 metre yüksekten düşerek suyuyla oldukça etkileyici bir manzara oluşturmaktadır. Küçük bir havuzda toplanan bu soğuk suya girmek isteyenler girebiliyorlar ama oldukça soğuk olduğunu unutmamak gerekir. 

 

 

Bilecik Yenipazar Parmakkaya
 

PARMAKKAYA

İlçenin hemen dışında bulunan Parmakkaya, doğal olarak oluşmuş ve görülmeye değer bir güzelliktir.

 

 

 

İnhisarı tanıtım yazısı.

Gölpazarı tanıtım yazısı.

Bilecik tanıtım yazısı.