Lübnan Beyrut Baalbek

Lübnan Beyrut Baalbek

Baalbek şehri yani tapınak kompleksi: Beka vadisinin en verimli ovasının sınırında, Lübnan’ın güneybatı yamacında, Lübnan dağı eteklerinde 1150 metre yüksekliktedir ve Beyrut şehir merkezine 85 km. uzaklıktadır. Yolculuk yaklaşık 2 saat alır. Dikkat edin, antik ören yerine giriş ücretli, ancak ücret yani bilet girişte değil, çıkışta kesiliyor, para alınıyor. Bölge, 1984 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Antik dönemin en büyük Roma hazinesini görmek isterseniz, mutlaka buraya gitmelisiniz. Lübnan dağını geçince ulaşılan burada, dünyanın ikinci büyük Roma dönemi harabeleri bulunmaktadır. Arkeologlara göre, dünyada Roma şehrinden sonra, en önemli dini merkez burasıdır. Burada: Fenike inançları ile Roma dini kültürü birleştirilmiştir.

200 yıldan fazla bir süre içinde inşa edilen devasa yapılar: Roma mimarisinin doruk noktasında en güzel örneklerini sunmaktadır ve antik dünyanın en kutsal yeridir. Ancak: bunlar, yani Roma döneminde inşa edilmiş 24 plaza, 800 tondan fazla ağırlıkları ile, daha önceki Fenike dönemi kalıntıları üzerine kurulmuştur. Yani, dünya üzerinde, o dönemdeki en büyük taş blok inşaatları yapılmıştır.

Fenike döneminde: burası tanrılar için bir üçlü ibadet yeri olması yanında, bir tarım köyü olarak gündeme gelmiştir. Fenike döneminde tanrı “Baal”, Yunan döneminde tanrı “Zeus” ve Roma döneminde tanrı “Jüpiter”. Aslında, temelde aynı tanrı temsil edilmekte olup (yani en büyük tanrı, tanrıların babası) sadece isim farklıdır. MS.313 yılında, Roma imparatorluğunda, Hıristiyanlık resmi din olarak kabul edilene kadar, burası bir ibadet yeri olarak önemini muhafaza etti.

Ancak: Romalıların gelmesinden sonra, inşa edilen yapılar burayı kaplar ve antik dünyanın en önemli kutsal yerlerinden biri haline gelir. Özellikle: Augustus döneminde: bölgenin dini önemi iyice artmıştır.

İlk inşaat çalışmaları, MÖ.1’nci yüzyılda Jüpiter tapınağında olur ve tapınak, MS.60 yılında tamamlanır. Jüpiter tapınağı yapımında: Mısır-Aswan’dan getirilen 104 büyük parça granit sütun ve ilaveten 50 sütun kullanılmıştır. Tapınak, bu sütunlarla çevrilidir.

İmparator Trajan (MS.98-117) döneminde ise, çeşitli dini binalar ve sunakların yapımına devam edilmiş ve bölgede 128 muhteşem revak ile çevrili, 20 metre yükseklikteki granit sütunla inşaatlar yükselmiştir.

Bu dönemde yapılan dini kompleks, 113 x 135 metre boyutlarındadır.
Günümüzde, bunlardan yalnızca 6 tanesi kalmış gerisi depremlerde tahrip olmuş veya diğer sitelere alınmıştır. Söylenenlere göre: Justinyen, İstanbul-Ayasofya bazilikasının yapımı için, bunlardan 8 tanesini tahsis etmiştir.

634 yılında, Arap orduları Suriye’ye girince, Baalbek şehri kuşatılır ve şehir ele geçirildikten sonra, tapınak büyük bir cami haline getirilmiştir. Takip eden birkaç yüzyıl, şehir İslam hanedanları tarafından kontrol altında tutulmuştur. 1401 yılında Timur ve 1260 yılında Tatarlar bölgeyi işgal ederler. Ancak: mevcut anıtlarda: savaş, deprem, hırsızlık nedeniyle, sonraki dönemlerde birçok restorasyon yapmak gerekmiştir.

Şehrin ismine gelince: Baalbek ismi: Fenike dilinde “baal” efendi veya “tanrı” demektir. Gök tanrısına verilen isim olarak düşünülmektedir. Hatta “tanrı kenti” de denilebilir.

1700 yılına gelindiğinde, Avrupalı kaşifler kalıntıları bulurlar ve 1898 yılında bölgede Alman İmparatoru William II’nin emriyle, ilk kazı çalışmalarına başlanır ve daha sonra da ara verilmeden sürdürülür.

Günümüzde: burada, harabe halinde, üç büyük tapınak bulunuyor. Bunlar: Jüpiter, Baküs ve Venüs tapınaklarıdır. Evet: bu Fenike şehri, üçlü ibadet için yapılmış ve antik dönemde “Heliopolis” olarak biliniyormuş. Heliopolitan: Jüpiter’in kutsal hacılarını, binlerce yıl kendisine çekmiş ve Roma döneminde dinsel işlevlerini sürdürmüştür. Hacılar: Heliopolis şehrinde, bir esas Fenike kültü ( Jüpiter, Venüs, Merkür) adı altında birleşen üç tanrılarına hürmetlerini sunmak için, büyük kalabalıklar halinde, bölgeye gelirlermiş.

Evet, tüm bunların yanında: Baalbek, aynı zamanda büyük bir gizemi de muhafaza etmektedir. Şöyleki: Jüpiter’in Roma tapınağının altında, büyük temel taşları görülmektedir. Jüpiter tapınağının avlusunda ise, bir platform üzerinde: büyük bir dış duvar ve masif taş dolgu görülmektedir. Buraya “Büyük Teras” denilir.

Dış duvarın, alt içinde ise, ince hazırlanmış ve doğru şekilde konumlandırılmış bloklar görülür. Bu bloklar: 30-33 metre uzunluğunda, 14 metre yüksekliğinde ve 10 metre derinliktedir. Ağırlıkları ise, yaklaşık 450 tondur. Bu blokların, 9 tanesi batıda, 9 tanesi güneyde ve 6 tanesi kuzeyde görülür. Batı bölümde bulunan 6 blok üzerindeki taşların ağırlığı 1000 ton üzerindedir. Bu büyük taşlar: 12 metre derinliğe, 63-65 metre uzunluğa sahiptir.

Evet: bölgedeki başkaca büyük taş kütleleri de var. Bunlar: Baalbek şehrine 4 mil uzaklıktaki kireç ocağında bulunuyor. Yaklaşık 1200 ton ağırlığındaki bu taşlar, bugüne kadar, dünya üzerinde tek parçadan hazırlanmış en büyük taş işçiliği olarak önem kazanmaktadır. Şöyle ki, bunlar: 13-16 metre genişliğinde, 69 metre uzunluğundadır. Bu büyük taş blok: neredeyse hazır olarak, yani koyulacağı yere taşınacak şekilde, hazır durumda bulunmaktadır.

Gelelim işin gizemine: gerek mühendisler ve gerekse çağdaş bilim adamları ve arkeologlar: bu taş ocağı, hazırlanan taşların ulaşımı ve yerlerine hassas yerleştirme yöntemleri hakkında, modern inşaatçılık teknikleri de göz önünde bulundurularak, herhangi bir şey söyleyemiyorlar. Büyük Baalbek taşlarının, yakın ocaklardan alınarak siteye sürüklendiğini düşünüyorlar.

Hatta: işçilerin halatlar kullanarak, ahşap binlerce makaralarla bunları sürüklediklerini düşünüyorlar. Geniş hareket yolları ve düz yüzeyler gerektiren taş ulaşımı için, Baalbek şehrinde böyle bir imkan bulunmadığı gerçek, çünkü, şehir tepededir.

Düşünülenlere göre: taş blokları, bir kez siteye getirildi, kaldırıldı ve yerleştirildi. Bu yerleştirme sırasında: iskele, rampa ve uyum içinde çalışan insanlar ve hayvanlar kullanıldı. Ancak, yine aynı dönemde, Roma şehrindeki: 327 tonluk Mısır dikilitaşının: 800 erkek ve 140 at ve 40 büyük kasnak tarafından yaratılan güçle kaldırıldığını unutmamak gerekir ki, buradaki taşlar, çok daha ağırdır. Öte yandan: Mısır dikilitaşının kaldırılışı sırasında, 800 erkek ve 140 at için büyük bir açık alan gerektiği de unutulmamalıdır.

Tüm bunlar düşünülünce: Baalbek taşlarının nasıl yerine taşındığı, nasıl kaldırıldığı ve nasıl yerleştirildiği gizemini korumaktadır. Öte yandan, bu taşlara “Trilithon” taşları ismi veriliyor. Bu taşların, bu sitenin taşları olmadığı, olsa olsa gerekli bir istinat duvarının parçaları olduğu söyleniyor. Ancak, yukarıda da söz ettiğim gibi, 1200 tonu aşan ağırlıkları nedeniyle, bu taşların nasıl kaldırıldığı ve buraya yerleştirildiği meçhul.

Tapınakların inşasında harç kullanılmaması da, mimari öneme sahiptir. Bu bölüm için son bir not: hani inanıp inanmamak size kalmış, yine söylentilere göre: bu büyük taş blokları “uzay yolcularının araçlarının inişleri için” kullanılmıştır.

Lübnan Beyrut Baalbek
Lübnan Beyrut Baalbek
Lübnan Beyrut Baalbek
Lübnan Beyrut Baalbek
Lübnan Beyrut Baalbek

 

Baal/Jüpiter Tapınağı

Mevcut tapınakların en büyüğüdür. Tapınağın: Hadad, Cennet tanrısı Atargates ve Hadad’ın eşi ve Merkür için adandığı bilinmektedir.
MÖ.1’nci yüzyılda, İmparator Augustus döneminde yapımına başlanmış ve MS.60 yılında tamamlanmıştır.
Tapınak cellası, 20 metre yüksekliğindedir ve 104 granit sütunlarla çevrilidir. Terasta bulunan dev taşlar ilgi çeker.
Yapıya: büyük bir giriş kapısı ve avludan sonra, geniş bir kapıdan girilmektedir. Tapınakta 84 sütun bulunmaktadır. Ancak, günümüzde, bunlardan yalnızca 6 tanesi ayaktadır. Diğerlerinin büyük kısmı kırılmış veya başka yerlere götürülmüştür.

Bacchus Tapınağı

Diğerine göre, daha iyi korunmuş durumdadır. Hemen Jüpiter tapınağı yanındadır. Ancak, olağanüstü değildir, zengin ve bol “Baküs” rakamları ve heykelleri, anıtsal kapısı ve etkileyici boyutları ilgi çekmektedir. MÖ.2’nci yüzyıl ortasında inşa edilmiştir. Bacchus: bereket tanrısıdır. Tapınak: Merkür’e adanmıştır. Çünkü: tıpanak duvarlarında, bu tanrının çocukluk sahneleri betimlenmiştir.
Dünyanın en iyi korunmuş bu Roma tapınağı: 69 x 36 metre boyutlarında: 19 metre uzunluğunda 42 sütun ile çevrilidir.

Venüs Tapınağı

Yuvarlak bir tapınaktır. Venüs tapınağının uyumlu formlarındaki özgünlük dikkati çeker. Evet, Venüs tapınağı, MS.3’ncü yüzyılda yapılır. Tapınağın Venüs için yapıldığının kanıtı ise: deniz kabukluları, güvercinler ve bu tanrıçanın kültü ile ilişkili diğer sanatsal motiflerle yapılan süslemelerdir. Bizans döneminde, Hıristiyanlığın kabulünün ardından, tapınak, kilise olarak kullanılmış ve Aziz Barbara’ya adanmıştır. Theodosius döneminde, birçok önemli bina ve heykel tahrip edilmiş ve Jüpiter tapınağından sökülen taşlarla, bölgede bazilika inşa edilmiştir.

Merkür Tapınağı

Cheikh Abdullah tepesindedir. Yalnız, bu tapınaktan günümüze kalan tek iz: kayaya oyulmuş bir merdivendir.

Lübnan Beyrut Baalbek
Lübnan Beyrut Baalbek
Lübnan Beyrut Baalbek

 

Buraya yolunuz düşerse: Alman imparatoru II Willhelm’in burayı ziyareti anısına, Sultan II Abdülhamit tarafından yerleştirilmiş ve iki tablet göreceksiniz. Bu tabletlerde “Osmanlıca” ve “Almanca” ziyareti anlatan yazılar bulunuyor, ama “Arapça” yazılmamış olması ilginç.

Yine, bölgede küçük bir müze var. Müzede: özellikle bölgedeki mezarlardan birinde bulunan kraliçenin kemikleri bir camekanda sergileniyor ve camekanın içine atılmış, tüm dünya paralarını görebilirsiniz.

Ordu Gülyalı

Ordu Gülyalı

Deniz kenarında, yeşillikler içinde, güzel bir ilçe. Ordu ilinde, mavi bayraklı plaja sahip, nadir yerlerden biri.

ULAŞIM

Gülyalı-Ordu il merkezine: 16 km. uzaklıktadır.

TARİHİ

Tarihi süreç içinde: birçok Türkmen aşiret ve oymaklarına ait toplulukların, bu yörede egemen oldukları biliniyor. Büyük kitleler halinde, Karadeniz bölgesine yerleşen Türkmenler’in bir kısmı da, buraya yerleşmiştir. Ebülhayr Bey’e ait Türkmenlerin, Ebülhayr olarak isimlendirilen (Gülyalı) buraya yerleşmeleri, 16. yüzyıl sonlarına rastlar.

Bu tarihte, bu topraklar tamamen boştur. Ebülhayr Bey, tımar sipahiliğinden sonra, Kethüdalığa getirilir. Kethüdalık, Osmanlı devletinde: büyük devlet adamlarının işlerini gören, sorumlu kişilere verilen isimdir. Ebülhayr Bey, bulunduğu çevrenin sorumlu kişisi olarak Kethüdalık yapar.

Çevrede, bu kadar geniş bir yetkiye sahip olan Ebülhayr Kethüda’nın: kendisine yörede duyulan sevgi, saygı ve güvenden dolayı Divanbaşılığı yaptığı topraklara adı verilir ve bu topraklar, 16.yüzyıldan günümüze kadar, Ebülhayr olarak anılır.

Evet, tarihi süreç içinde, çevre nüfusunun artması, yerleşim alanlarının genişletilmesi hizmetlerinin en iyi şekilde olması amacı ile beldede, 1971 yılında, Belediye kurulması gündeme gelmiş, ancak “Abulhayır” adının Arapça olması gerekçesiyle kabul edilmemiştir. Bunun üzerine: Abulhayır adı “Kıyı” anlamına gelen “Yalı” ile “Gül” kelimelerinin birleşmesiyle oluşan “Gülyalı” olarak değiştirilmiştir.

Ordu Gülyalı

GENEL

Turizm açısından öte, ilçenin birçok sorununun bulunduğunu öğrendim. Özellikle: ilçenin başlangıcından bitişine kadar olan kara yolu boyunca: alt veya üst geçit yok. Bu da, turizmin yoğunlaştığı yaz aylarında, yayalar açısından büyük sıkıntılar oluşturuyormuş.

Fındık bahçeleri, ilçe topraklarının % 90’nı oluşturmaktadır. Kivi üretimi de yaygın olarak yapılmaya başlanmıştır.

NE YENİR

Gülyalı’da, Türk mutfağının bütün zenginliklerini görmek mümkün. Mahalli yemeklerden özellikle tatmanızı önereceklerim şunlar: Pancar çorbası, Pancar diblesi, Pancar sarması, hamsi buğulama, içli hamsi, mısır çorbası, turşu kavurması.

Bütün bu yemeklerin yanında, mısır ekmeği.

Ordu Gülyalı

GEZİLECEK YERLER

Evet, Gülyalı, Karadeniz gezisi sırasında: Karadeniz Sahil Otoyolunda üzerinden geçmeniz gereken bir ilçe. Ama: henüz turizm yönünden gelişmelerin sağlanmadığı bir ilçe. Buranın tek öne çıkan yanı: Mavi bayraklı bir plajının bulunması. Ordu ve yöresinde, bu mavi bayraklı plajın ayrı bir yeri var. Başkaca da, bir şey anlatmam mümkün değil, çünkü yok.

Ordu Gülyalı Mavi Dünya Plajı

MAVİ DÜNYA PLAJI

Burası, aynı zamanda bir çadır kamp yeridir. İlçenin tepealtı mevkiinde bulunmaktadır. Hem yazın ve hem de kışın hizmet verilmektedir. Burada: kafe, bar, balık restoran ve plaj tesisleri var. Kapasite: 600 kişilik. Kumsal uzunluğu: 1.5 km. Burada: denize girmenin yanında, restoran bölümünde: özellikle Akçaabat köftesi tatmanızı öneriyorum. Ayrıca: balık çeşitleri ve pide çeşitleri de var.

Bunların dışında: ilçeye bağlı Kestane köyündeki 2 kemerli bir köprü, bir taş çeşme ve cami: ilçenin turistik yerleri olarak değerlendirilebilir. Ancak, bu köy merkeze yaklaşık 14 km. uzaklıkta.

KESTANE KÖYÜ KÖPRÜSÜ

Kestane Köyü: Fatih Sultan Mehmet döneminde de önemli bir yerleşim sahası olarak öne çıkmaktadır. O dönemde, köyün adı: Kestane Deresi olarak geçer. Köyde: 1911 yılında yapıldığı tahmin edilen ve halen kullanılan, iki kemerli bir köprü bulunuyor. Köprü: Turizm Bakanlığı tarafından, Sit alanı olarak koruma altına alınmış.

KESTANE KÖYÜ TARİHİ KURTLU ÇEŞME

Kestane Köyü: Kurtlu Mahallesinde bulunmaktadır. Turizm Bakanlığı tarafından, Sit alanı olarak koruma altına alınmıştır. Çeşmenin: 150-200 yıllık olduğu tahmin edilmektedir. Halen faaldir.

KESTANE KÖYÜ, TAŞ CAMİSİ

Yaklaşık 100 yıllık olduğu düşünülmektedir.

Ordu Mesudiye hakkındaki gezi yazım için  Mesudiye

Ordu Perşembe Çaytepe Yason Burnu

Ordu Perşembe Çaytepe Yason Burnu
Ordu Perşembe Çaytepe Yason Burnu

Tarihte büyük yeri olan ve dünya tarafından tanınan Yason Burnu ve kilisesi, işte buradadır. Bütün dünya biliyor dedim, belki ilginizi çekmiştir, buraya temel olarak anlatılan “Arganotlar Efsanesi” genel anlamda, Yunanlı antik çağ yaşayanlarının; Akdeniz’den Karadeniz’e yaptıkları uzun deniz yolculuğunu anlatıyor ve mitoloji meraklıları tarafından, bu efsane çok iyi bilinmektedir.

Evet, Ordu ilinin, Perşembe ilçesinin sınırları içinde bulunan: Yason Burnu ve kilisesi, gerçekten görülmesi gereken bir yerdir. Bölge 2004 yılında I. Derece arkeolojik ve II. Derece doğal sit alanı olarak tescil edilmiştir. 1980’lerden sonra buranın ismi “Kiremit Burnu” olarak değiştirilmiştir.

ULAŞIM

Eski: Ordu-Samsun kara yolu üzerindedir. Ordu’ya 25 km. ve Perşembe’ye ise 15 km. uzaklıktadır. Çaytepe sınırları içindedir. Samsun-Çarşamba havaalanına uzaklık: 100 km. dir. Ordu’ya uzaklık ise: 35 km. dir. Perşembe’ye uzaklık: 20 km.dir.

Ordu Perşembe Çaytepe Yason Burnu

GENEL

Yason burnu yarımadası, küçük ama güzel bir doğal görünüme sahip bir yarımadadır. En çok turist çeken bölgelerden biridir. 2008 yılında, burayı: 90 bin yerli ve yabancı turist ziyaret etmiştir. Su sporları ve dalgıçlık için, çok sayıda turist gelmektedir. Ayrıca: define aramaya meraklı yöre halkı, burada birçok kez denemeler yapmıştır.

Burnun önü taşlık olmakla birlikte, gemiler bu bölgede durabilmektedirler. Yason adı: Argonotlar ile birlikte, burada karaya çıkan: Yason’dan kalmıştır.

Yason burnunda: 4 bin yıllık taşlar yontularak yapılmış balık havuzları bulunmaktadır. Bu havuzlardan: Roma’ya balık gittiğine dair ciddi belgeler bulunmuş. Yüzey araştırmaları: kil yatakları ve eski dönemlerde seramik imalatı ve ticaretinin yapıldığını gösterir.

Yarımadanın kıyıları, tamamen deniz kabukları ile adeta süslenmiştir. (Deniz kabukları o kadar çok ki, burada deniz kabukları ve deniz kabuklarından yapılan hediyelik eşya satanları göreceksiniz.)

Yason’da, Karadeniz’in ilk tersanesi yapılmış. Ordu Valiliği tarafından, 2004 yılında, su altında yapılan araştırmalarda, bu tersaneye ait olduğu iddia edilen, 27 ayak bulunmuş.

Bu şirin yarımadada, 320 gün, güneşin doğuş ve batışını seyretmek imkanı vardır. Güneş deniz üstünden doğup, yine deniz üstünden batar. Hatta, buradan: Ünye burnu görülebilir.

Arganotlar efsanesindeki tekne Yason Burnu’na yerleştirilmek için yapılıyormuş. Bu teknenin: kilisenin bahçesine konulması düşünülüyormuş. (Ağustos 2017 tarihinde böyle bir obje yoktu)

Ayrıca: Yason Yarımadasının, bütünüyle aydınlatılarak, gece-gündüz gezilmesinin sağlanacağı bildiriliyor.

NE YENİR

Buradaki restoranda: şansınız varsa, yani yapılmış ise “Vejeteryan çiğ köfte” deneyebilirsiniz. Çiğ köftede, et yerine fındık unu kullanıyorlar.

Ordu Perşembe Çaytepe Yason Burnu

YASON YARIMADASI

Yason yarımadası, adını Yunan mitolojisinde zenginliği ve iktidarı simgeleyen “Altın Post” u aramak için Argo adlı gemiyle Ege denizinden Karadeniz’e açılan Argonotların efsanevi lideri Iason’dan alır. Ayrıca, yine bu antik yerleşim, MS 3’ncü yüzyılda buraya gelerek “Işıklar Bayramı” adı verilen tören kutlamalarıyla bilinir.

Işıklar Bayramı

Buradaki kilisede her yıl “Işıklar Bayramı” kutlanıyordu. Ancak 1924 yılında, buradaki insanlar mübadele nedeniyle göç edip ayrılınca, kilise atıl duruma geçti ve bayram kutlamaları bitti. Kutlamalar: sabah gün doğumuyla başlar, gün batımına kadar devam ederdi. Buradaki küçük kilise, daha sonraki yıllarda küçük bir restorasyonla açıldı ama içinde fresk veya herhangi bir tarihi kalıntı bulunmuyor.

Ordu Perşembe Çaytepe Yason Burnu

 

 

 

 

 

ALTIN POSTU ARAMA HİKAYELERİ /EFSANELERİ

Bu yarımada: Aromauts’ların, İasos önderliğinde, “Altın Post” u arama hikayelerinin anlatıldığı: Argonautica Efsaneleriyle de ünlüdür. Bu efsanenin kahramanları: Troya’lı olarak kabul edilir.

Bu efsane şöyledir

Yunanistan-Teselya’da, İolkos kralı Aison: iktidar yükünden bıkıp, devlet yönetimini oğlu İason erişkinliğe yetişinceye kadar, kardeşi Pelias’a bırakır.

Pelias: kahinler tarafından, tek sandaletli bir adama karşı uyarılır.

Derken: oğul İason; erişkinliğe erişir ve tahtta hak iddia etmeye başlar. Günü geldiğinde, Iolkos’a doğru yola çıkar. Yolu üzerindeki Delphoi’ye uğrayarak Apollon’a ne yapması gerektiğini danışır.

Apollon: panter postu giymesini ve elinde bir kargı taşımasını öğütler. Yason, karşısına çıkan bir ırmağı, Tanrıça Hera’nın yardımıyla geçerken sandaletinin birini suya düşürür.

Kral Pelias, tek ayağı sandaletli, panter postlu adamı karşısında görünce uyarıları anımsar ve iktidarını korumak için bir şeyler yapması gerektiğini düşünür. Yason’u şehirden uzaklaştırmak için bir hileye başvurur ve İason’a: kral olmadan önce, uzaklardaki Kolkhis ülkesinden, ailesine ait olan efsanevi altın postu alıp getirmesini söyler.

İason, bu yolculuğa çıkmayı kabul eder. Tanrıça Athena’nın yardımıyla “Argo” adını verdiği sağlam bir gemi yaptırır. Bu gemi: 55 kürekli bir gemidir ve onu yapan ustanın ismi: Arestor’un oğlu Argos’dur.

Gemiye, aralarında: Theseus, Herakles ve Orpheus gibi kahramanların ve yarı tanrıların bulunduğu ve en güvendiği 50 arkadaşını mürettebat olarak toplar.

Gemi törenle Ege denizine açılır. Çeşitli adalara uğradıktan sonra, Truva’yı geçerek Çanakkale Boğazından Marmara’ya çıkarlar, oradan da Karadeniz’e. Ürkütücü, bilmeyeni yutan bir deniz olarak bilinen Karadeniz’de büyük tehlikeler atlatırlar. Hırçın bir ata benzeyen Karadeniz’in yelelerine sımsıkı tutuna Argonotlar, Amazonların yurduna vardıklarında aslında Ordu sınırlarına varmışlardır.

Bu dümdüz ovada dinlenirken, doğuda zincire vurulmuş Prometheus’u görürler. Bu uysal ovayla uysallaşan Karadeniz, yolculuğun devamında yine hırçınlaşır. Dağların öfkeli duruşları denizi de sertleştirmiştir sanki.

Denizle çarpışır gibi  duran dalgaların arasında birden, bir küçük yarımada çıkıverir karşılarına. Rüzgarların biriktiği bir yerdir burası. Öfkeli tepelerin soluklandığı bir küçük düzlüktür. Kayaların tehditkar uzantıları arasından geçerek kıyıya yanaşırlar.

Tanrılara kurbanlar adarlar, denizin kayalıklarla nasıl oynaştığını izlerler. Ülkelerine yüzünü dönen güneşin akşamla bir yangın doğurduğunu görürler. Burayı çok severler. Önderlerinin adını verirler buraya “Yason”. Yola devam ederler.

Bilinmeyen sularda, tehlikeli bir yolculuktan sonra: İason ve Argonotlar: Kolkhis (buranın günümüzdeki Gürcistan ülkesi olduğuna inanılmaktadır) ülkesine varırlar. Burada, kral Aietes, İason’un bir dizi kahramanlık sınavından geçerse, altın postu alabileceğini söyler.

Postu vermek için, burnundan ateş püskürten iki boğayı boyunduruğa vurma şartı ve ona yardıma koşan kralın kızı Medea, ayrı bir konudur.

İason’un altın postu bulabilmesi için, Medea, hypnos (uyku)’la işbirliği yapıp: postu koruyan ejderhanın uyumasını sağlıyor ve İason’a bir mızrak vererek, onun ejderhayı öldürmesini sağlıyor.

Daha sonra: babasının vermediği altın postu çalıyorlar. Altın post, İason, Medea ve erkek kardeşi Absyrtos. Hepsi birlikte, Argo gemisine binip kaçıyorlar. Peşlerine düşen babası (Gürcü kral) yakalayamasın diye, Medea, kardeşi Absyrtos’u parçalıyor ve etlerini Karadeniz’e atıyor. Baba: oğlunun parçalanmış bedenini denizden toplayıp, dini tören yapmak uğruna, Argo gemisini takipten vazgeçiyor.

Derken, zorlu bir deniz yolculuğundan sonra: Teselya’ya varırlar. Ancak: kral Pelias, tahtını İason’a bırakmaya razı olmaz. Bunun üzerine: Medea, kralın kızlarını bir gösteride kandırır. Yaşlı bir koçu parçalayıp, kazanda, tılsımlı otlarla kaynatarak içinden canlı bir kuzu çıkarır.

Kralın kızları, yaşlı babalarının da bu kuzu gibi gençleşeceğini düşünerek, kralı öldürürler, parçalarını kazanda bir güzel kaynatırlar ve kral yok olur. Böylece, İason krallık tahtına oturur. Medea ile evlenir ve çocukları olur. Ben burada daha fazla uzatmayıp bitirmek istiyorum. Ama biliniz ki, efsane devam etmektedir.

Günümüzde, İason ve beraberindeki Argonotlar tarafından yapılan bu yolculuğun rotası çıkarılmış ve önceki yıllarda, bu yolculuk bir kısım maceraperest (Tim Severin) tarafından tekrarlanmıştır. MÖ.470-460 yılları arasında yapıldığı tahmin edilen bir vazoda: İason altın postu alırken, Athena’nın ona baktığı betimlenmiştir. Argo gemisine ait betimlemelerde ise, geminin direk başının insan başlı olarak tasvir edilmesi, geminin konuşabildiğinin göstergesi olarak değerlendirilmiştir.

Son olarak bir şey daha söyleyip, bu konuyu kapatmak istiyorum. Şöyle ki: Arganotlar’ın Karadeniz değil, Güney Amerika’ya kadar gittikleri yönünde, söylentiler de ortaya atılmıştır. Yani: bu efsanenin temelinde, coğrafi unsurlar bulunmaktadır.

Ordu Perşembe Çaytepe Yason Burnu

GEZİLECEK YERLERİ

Eğer, seyahat güzergahınız, Samsun’dan Doğu Karadeniz’e doğruysa, Ordu ilimize 35 km. kala, Çaytepe Mevkiine geldiğinizde, sol kıyıda, Yason yarımadasını görürsünüz. Bu noktada, biraz mola vermenizi, şiddetle öneriyorum.

Restore edilmiş kiliseyi gezerken, burundaki fenere doğru küçük bir yürüyüş yapar, Karadeniz’in rüzgarını solur, İason ve Medea’nın, mola vermek için burada karaya çıktığını hatırlayarak, zihninizde antik çağlara, kısa bir yolculuk yaparsınız.

Evet, burası, antik dönemde, Argonot Efsanesinin yaşandığı yer olarak kabul ediliyor. Çalışmaların tamamlanmasının ardından, efsanenin yaşandı dönemde, altın postu bulmak için deniz yoluyla Kafkasya’ya giden Argonotlar’ı taşıyan geminin, 16 metrelik minyatürü de, kilise bahçesine monte edilerek, tarih canlandırılacakmış.

Ordu Perşembe Çaytepe Yason Burnu

HAGİOS NİKOLAOS YASON KİLİSESİ

Perşembe ilçesi, Çaytepe-Çaka sınırları içindeki Sit alanındadır. Yason fenerinin bulunduğu burunda, bir kilise yıkıntısı bulunur. Yağma ve yakıp yıkmalar sonucunda yok olan kilisenin, yıkıntıları üzerinde Rumlar tarafından yeniden bir kilise yapılır. Hagios Nikolaos adıyla da bilinen Yason kilisesi: I. Derece arkeolojik ve II. Derece doğal sit alanı olarak tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

İlk kilisenin: Arganotlar tarafından, uzun deniz yolculuğunda kıyılarda yaptıkları kiliselerden birinin bulunduğu yerdedir. Yani: 2700 yıllık bir geçmiş söz konusudur. Yason burnundaki kiliseyle ilgili ilk bilgileri veren Ortaçağ tarihçisi Panaret: 14’ncü yüzyılda, Trabzon Rum İmparatoru Alexios ile birlikte, burada İsa’nın doğumu ile ilgili bir ayine katıldığını anlatmaktadır.

Minas Bişikyan isimli gezgin ise, 1817 yılında buraya Panaya (Meryem Ana) isimli eski bir manastır veya kilise gördüğünü yazar. Bişikyan’ın söz ettiği Panaya kilisesi, 1868 yılında yıkılarak, yerine Hagios Nikolaos adında ve günümüze ulaşan kilise inşa ettirilmiştir. Bu isim önemlidir. Çünkü Ortodoks inanışında, Aziz Nikolaos yani Noel Baba, gemicileri koruyan aziz olarak bilinmektedir.

Eskisinin üzerine yeni yapılan bu kilisenin en büyük özelliği: Karadeniz bölgesinde, deniz kenarında olan tek kilisedir.

Bu kilise: 1869 yılında, yörede yaşayan Rumlar ve Gürcüler tarafından yapılmıştır. Mimarisi: özelliklidir. Üç apsisli, küçük kubbeli olup, cephesinde açık ve koyu taşlar kullanılarak hareketlilik sağlanmıştır.

Kilise, içte iki sıra sütunla, üç nefe ayrılmıştır. Güneyde ve batıda olmak üzere, iki girişi vardır. Batıda: asıl giriş üzerinde, açık pembe renkli bir taş üzerinde, alçak kabartma şeklinde, karşılıklı iki hayvan figürü tasvir edilmiştir. Kapı ve pencere pervazları, açık bej renkli taşlardan, ana duvarlar koyu gri taşlardan yapılmış olup, farklı renklerden oluşan güzel bir tezat ortaya çıkmıştır.

Üç cephesinin de deniz manzaralı olması yönüyle, kilise mimarisinin nadir örnekleri arasında yer almaktadır. Bunun dışında, yüzeyde çeşitli d önemlere ait seramik parçaları gözlemek mümkündür.

Ancak: zaman içinde, yıkılmaya yüz tutmuştur.

1991 yılı sonunda, kilisenin kubbesi ve tavanının bir kısmı çökmüştür. 6 adet taş sütundan, ikisi yıkılmıştır. Kilisenin sahil yoluna yakın olması ve ender bulunan doğal yarımadada bulunması, yerli ve yabancı ziyaretçilerin dikkatini çekmektedir.

2004 yılında restorasyon çalışmaları ile, aslına uygun olarak onarılmıştır ve mülkiyeti Maliye Hazinesine aittir.

Günümüzde, yalnızca kubbesi, Osmanlı tarzındadır. Kilisede: mitolojik kitaplar ve hediyelik şaraplar sunan bir sanat galerisi, mini konserler, mini seminerler yapılması için hazırlıklar sürdürülüyormuş. Günümüzde, burada kamp ve karavan turizmi yapılabilmektedir.

DENİZ FENERİ

Yuvarlak kule, kara yolundan da rahatlıkla görülebiliyor. Denizden pek fazla yüksek olmayan fener kulesinin ışığı 8 km uzaklığa kadar ulaşabiliyor. Gövde demirden üretilmiştir. Orta noktasında incelen beli, taban ve tavan bölümlerinde kalınlaşıyor. Bazı günlerde denizden savrulan dalgaların tuzlu suları ile yıkanıyor.

YALANCI YASON BURNU-SÜLÜ BURNU

Yarımadanın, hemen 300 metre batısındaki, “Yalancı Yason Burnu” olarak geçen yerdir. Diğer adı: Sülü burnu. Çok güzel ve oya gibi işlenmiş kıyıya sahiptir. Antik çağlara ait balık kayalara oyulmuş balık havuzlarını burada görebilirsiniz.

SONUÇ

Burada, şahsa ait: “Yason “ isimli bir açık hava restoranı var. Her türlü yeme-içme ve dinlenme hizmeti veriliyor. Ayrıca: otopark sorunu da yok. Bu çevreden geçerseniz, buraya uğramayı sakın ola ihmal etmeyin.

Ordu Perşembe hakkındaki gezi yazım için  Perşembe