Bulgaristan Stara Zagora

Bulgaristan Stara Zagora

Bulgaristan Stara Zagora; Şehrin orijinal ismi “Beroe” Romalılar tarafından “Ulpia Augusta” olarak değiştirilmiştir.

Ortaçağ döneminde, Bulgarlar tarafından “Boruj” ve daha sonra “Zeleznik” olarak adlandırılmıştır.

Osmanlı döneminde ise şehrin ismi “Eski Zagra” (Eski Hisar) olmuştur.

1877-1878 Osmanlı-Rus savaşının ardından şehirde çıkan yangınlar ve yıkımlardan sonra kalan kalıntıları restore etmek için, yeniden inşaat çalışmaları başlamıştır.  

Bulgarlar bu şehirde  kendi anlattıkları ve inandıkları tarihe göre, 1978 yılında Osmanlı-Rus savaşı sırasında, Osmanlı askerleri; şehri savunan az sayıda Rus askeri ve Bulgar gönüllüsünü esir alarak şehri ele geçirirler, sonra bütün şehri yakıp yıkarlar, 14 bin civarında sivil halkı katlederler.  

Tabii bu sav, Bulgarlar tarafından ileri sürülmektedir.

Bir de Türkler tarafından ileri sürülen sav vardır. Buna göre: 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sırasında, şehirdeki Müslüman halk katliama uğramış, birçok Türk eseri tahrip edilmiş ve Müslüman halktan sağ kalanlar, şehir dışına göçe zorlanmıştır.

Yine bu dönemde, aşağıda tanıtmaya çalışacağım Hamza Bey camisi tahrip edilmiş ve minaresi yıkılmıştır.

Evet, günümüzde şehir dik açılı uzun ve düz sokaklarıyla tanınır. Çünkü yukarıda söz ettiğim durumdan sonra, şehir neredeyse tamamen yeniden inşa edilmiş ve çağdaş ızgara planı uygulanmıştır.

Şehirde nemli subtropikal Akdeniz iklimi hakimdir. Şehirde çok sayıda ıhlamur ağaçları nedeniyle mikro klima iklimi hakimdir, yani yazlar aşırı sıcak olmaz. Nadiren kar yağar.

ULAŞIM

Stara Zagora şehrine olan uzaklıklar: Sofya 209 km dir. Burgaz şehrine uzaklık ise 180 km dir. Plodvin şehri 90 km uzaklıktadır.

Bulgaristan Stara Zagora Trakia University

TRAKİA UNİVERSİTY-TRAKYA ÜNİVERSİTESİ

Şehrin batı kesimindedir. 1995 yılında kurulmuştur. Bünyesinde: Tıp Fakültesi, Veteriner Fakültesi, İktisat Fakültesi ve Ziraat Fakültesi bulunmaktadır. Halen üniversitede yaklaşık 8 bin civarında öğrenci eğitim görmektedir. Bulgaristan Üniversiteleri arasında 5’nci sıradadır. Yıllık ortalama bin öğrenci mezun olmaktadır.

Bulgaristan Stara Zagora

GEZİLECEK YERLER

ÇAR SİMEON VELİKİ CADDESİ

Şehirdeki bu ana caddenin tam orta kısmında, yaklaşık bir kilometrelik bölüm: tamamen yaya bölgesidir. Burada: kafeler, mağazalar, restoranlar ve iki park vardır. Buraya ayrıca “havuzlu meydan” da denilmektedir, çünkü fıskiyeli havuzlar bulunur.

Özellikle hafta sonlarında bu cadde oldukça canlıdır, çünkü şehir halkı burada gezinmeyi çok sevmektedirler.

Bulgaristan Stara Zagora Dzhamiya Camii-museum of Religions

DZHAMİYA CAMİİ-MUSEUM OF RELİGİONS

Çar Simeon Veliki Bulvarındadır. Adı cami ama günümüzde cami olarak kullanılmıyor.

Eski cami günümüzde ilginç bir “Dinler Müzesi” ne dönüştürülmüştür.

Yapının altında: 12 bin yıl öncesine ait kült nesnelerin kalıntıları bulunmuştur.

Aynı zamanda: MS 2-3’ncü yüzyıllardan kalma bir kutsal alan kalıntıları vardır.

Sonrasında: Ortaçağ döneminde ise, yine aynı yerde bir Hıristiyan kilisesi ve mezarlığı tespit edilmiştir.

Bulgaristan Stara Zagora Dzhamiya Camii-museum of Religions

Osmanlı döneminde ise cami olarak kullanılmıştır. Evliya Çelebi, 1652 yılında burayı ziyaret ettiğinde, Seyahat notlarına şehirde 17 cami bulunduğunu yazmıştır ve bunlardan günümüze sadece cami olarak kullanılmayan bir cami kalmıştır. Caminin cümle kapısı üzerindeki kitabesinde: yapının 1408-1409 yılları arasında, Emir Hamza Bey tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Ancak bu Emir Hamza Bey’in kim olduğu meçhuldür.

Bulgaristan Stara Zagora Dzhamiya Camii-museum of Religions

Cami: 1980’li yıllardaki Türk ve Müslüman düşmanlığının en yoğun olduğu dönemde büyük zarar görmüştür.

Günümüzde müzede: tüm bu dinlerin yerlerini temsili olarak gösteren resimler göreceksiniz.

Sonuç: evet burası şu ana kadar üç dine ev sahipliği yapan tek yer olarak kabul ediliyor. Bu dinler: Trakya atlısına adanmış bir pagan tapınağı, Ortaçağ Hıristiyan mezarlığı kilisesi ve Müslüman tapınağı bir camidir.

Bulgaristan Stara Zagora Regional Historical Museum

REGİONAL HİSTORİCAL MUSEUM-BÖLGESEL TARİH MÜZESİ

Şehir merkezinde, Ruski Bulvarındadır. Augusta Trayana-cardo maximus’un ana caddesi kalıntıları üzerine kurulmuştur.

1912 yılında şehir kütüphanesi ve müzesi için özel bir bina inşa edildi. Ardından yeni buluntular müzeye taşındı. Augusta Trayana antik kentinde, birkaç mezar, mozaik ve kale duvarının bir kısmının incelenmesi de dahil olmak üzere birçok arkeolojik kazı çalışması yapıldı.

Bulgaristan Stara Zagora Regional Historical Museum

1949 yılında müze, bölgesel bir tarih müzesine dönüştürüldü.

Müze: arkeoloji, etnografya, Rönesans, yeni tarih ve son tarih olmak üzere bölümlere ayrılmıştır.

1959 yılında müze, yeniden inşa edilen yeni bir binaya taşındı.

2007 yılında müze, bugünkü yeni binasına taşınmıştır.

Günümüzde müze, eserlerin sayısı ve önemi açısından Balkanların en zengin müzelerindendir. Mimarisi “kum saati” şeklindedir.

Neolitik sanat koleksiyonu, en büyük ve en iyi korunmuş durumdadır. Ayrıca: Roma cam koleksiyonu, Trakya savaş arabaları koleksiyonu, antik bronz sikkeler koleksiyonu ve Roma şehri Augusta Trajana objeleri koleksiyonu, müzenin Avrupa müzeleri arasında özel bir yere sahip olmasını sağlamıştır.

Günümüzde müzeyi ziyaret ederseniz, bodrum katta: yukarıda söz ettiğim gibi, Augusta Trayana-cardo maximus’un ana caddesi kalıntıları üzerinde yürüyebilirsiniz.

Bulgaristan Stara Zagora Samara Glag Monument

SAMARA FLAG MONUMENT

Şehir merkezine yaklaşık 3 km uzaklıktadır. Anıt 1977 yılında savaşın 100’ncu yılında açılmıştır.

Bulgaristan Stara Zagora Samara Glag Monument

Neden açılmıştır? 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşları sırasında ölen Rus askerleri ve Bulgar gönüllüler için yapılmıştır. Bu savaşta Osmanlı güçlerinin yenildiğini biliyorum ama Bulgarlar, kendi bakış açılarıyla: bu savaşta Rus askerleri ve Bulgar gönüllü güçlerinin teslim oldukları, ancak daha sonra Stara Zagora kentinin Osmanlı güçleri tarafından yakıldığını ve 14.500 sivil vatandaşın öldürüldüğünü söylüyorlar. Yorum yapmak istemiyorum, ama okurun takdirine bırakıyorum.  

Bulgaristan Stara Zagora Samara Glag Monument

Anıtta: 50 metre yükseklikte beton bir bayrak ve asker figürleri bulunmaktadır. Anıtın yüksekliği ise 15 metredir. Anıtta dev bir Rus subayı ve 6 Bulgar gönüllü savaşçı, şehre bakan taş sütunlara gömülmüş durumdadır.

Bulgaristan Stara Zagora Antique Forum Augusta Trayana

ANTİQUE FORUM AUGUSTA TRAYANA

Şehrin merkezindedir. Site: şehir merkezinde Adliye Sarayı inşaat faaliyetleri sırasında bulunmuştur. Arkeolojik kompleks, 7 dönümlük bir alanı kaplar.

Burası: Augusta Trayana isimli Roma şehrinin en anıtsal alanlarındandır.

Bulgaristan Stara Zagora Antique Forum Augusta Trayana

Şehrin ismi, İmparator Trajan’dan gelir. (MS 98-117) Şehir. Önceden varolan bir sitede “Beroe” isimli eski Trakya yerleşimi üzerinde kurulmuştur.

İmparator Trajan: geniş çaplı bir şehircilik faaliyeti sürdürüyordu. Ancak 114-117 yılları arasında, doğuda Part’lara karşı yürüttüğü savaş: burayı inşa etmesini engelledi.

Şehrin Trajan’ın halefi İmparator Hadrian (MS 117-138) tarafından kurulduğu söyleniyor.

Bulgaristan Stara Zagora Antique Forum Augusta Trayana

Şehrin en büyük kentsel gelişimi ise, İmparator Mark Aurelius (MS 116-180) döneminde olmuştur. Bugünkü Plovdin olan Philipopolis’ten (Trimontium) sonra Roma’nın Trakya Eyaletinde ikinci en önemli şehri oldu.

Onun yönetimi sırasında: şehirde cadde ağı, su temini, kanalizasyon ve konut inşaatları yapıldı. Ayrıca: kulelerle güçlendirilmiş, iki kale duvarı da yapıldı. Bu dönemde, şehir kendi madeni parasını basma hakkına sahip oldu ve takip eden 100 yıllık süreçte kendi bronz sikkesini bastı. (2016 yılında bu şehir sikkelerinden 874 tane bulunmuştur.)

Şehrin: Budapeşte ve Suriye vilayeti gibi uzak bölgeler ve şehirlerle ticari bağlantıları olduğu anlaşılmıştır.

Sonuç olarak: şehir, varlığının ilk on yıllarında, Roma’nın Trakya bölgesindeki önemli bir merkezi olmuştur. Bölgede: Trakya Tanrısına adanmış, 30’dan fazla Trakya Tapınağı vardı.

İmparatorluk başkentinin, MS 330 yılında Roma şehrinden, Konstantinopolis (İstanbul) şehrine taşınması, yerel halkın hızla Hıristiyanlaşmasıyla ilgilidir. 4’ncü yüzyıl sonunda Got akınları ve 5’nci yüzyıl ortalarında Hunların yıkıcı akınları ve Slavlar, Akarlar ve Eski Bulgarların akınları şehrin hızla tahrip olmasına sebep olmuştur.

4’ncü yüzyıl sonlarından itibaren, Trakya toprakları, Bizans olarak bilinen Doğu Roma İmparatorluğu sınırları içinde kaldı. Aynı zamanda, Balkanlarda en büyük Erken Hıristiyanlık merkezlerinden birisiydi.

Evet, kazılar sırasında bulunan nesnelerin çoğu: Bölgesel Tarih Müzesinde sergileniyor.

Bulgaristan Stara Zagora Antique Forum Augusta Trayana

ANTİK ROMA FORUMU

Şehirde Ulusal Operanın ve Tarih Müzesinin yanında, Mitropolit Metodiy Kusev Bulvarındadır.

Bulgaristan Stara Zagora Antique Forum Augusta Trayana

Evet, Augusta Trayana şehrinin en etkileyici yeri: şehrin batı kapısı yanında bulunan Forum Kompleksidir. MS 3’ncü yüzyılda inşa edilmiştir.

Buranın en önemli bölümü ise: kare alana bakan, amfitiyatro şeklinde düzenlenmiş tiyatrosudur. Burada 10 tane taş oturma yeri vardır. Üst kısmı, şekillendirilmiş kemerli sütun dizileriyle taçlandırılmıştır.

Bulgaristan Stara Zagora Antique Forum Augusta Trayana

Ayrıca: kare meydan taş levhalarla kaplanmış ve ortasına, heykel bulunan bir kaide yerleştirilmiştir. Bu kaidede, at sırtında İmparator heykeli bulunuyordu.

Burada: kutlamalar, toplantılar, geçit törenleri, gladyatör dövüşleri düzenlenmiştir.

Tiyatronun kuzeyinde: hamamlar bulunuyor. Hamamlar, MS 2’nci yüzyıl ortalarında inşa edilmiştir, orijinal bir ısıtma sistemi vardır.

Bulgaristan Stara Zagora Antique Forum Augusta Trayana

Bu hamam olarak kullanılan yapılar, aynı zamanda halka açık, entelektüel, spor ve eğitim kompleksi olarak kullanılmıştır. Burada bulunan bina, ondan fazla geniş salondan oluşuyordu ve MS 3’ncü yüzyılda şehirdeki en eski eğitim kurumu buradaydı. Ayrıca: Severian spor salonu vardı.

Tüm bu yapılar yani kompleks: Attila liderliğindeki Hunlar tarafından MS 5’nci yüzyıl ortalarında yıkılarak yok edildi.

Günümüzde Forum hala kullanılmaktadır. Yaz aylarında burada konserleri düzenleniyor. Mekanın yapısı nedeniyle, ses olağanüstü güzeldir.

Bulgaristan Stara Zagora Antique Forum Augusta Trayana Mozaikler

MOZAİKLER-MOSAİCS

Forumun yanında, General Stoletov Bulvarındadır.

Mozaikler, MS 4’ncü yüzyıldan kalma özel bir Roma konutunda Geç Antik döneme aittir.

60 metre karelik toplam alana sahip ve renkli taşlardan oluşmaktadır. Bu mozaikler, Roma döneminden aristokratların zengin evlerinde, ana salonda zemini süslemek için yaptırılıyordu.

Bulgaristan Stara Zagora Antique Forum Augusta Trayana Mozaikler

Mozaik panonun merkezinde: pagan tanrı görülür. Ancak Hıristiyanlığın kabulünden sonra bu pagan tanrının üstü çizilmiş/kazınmıştır. Bu yüzden pagan tanrının hangi tanrı olduğu anlaşılamamıştır.

Güzel ve nispeten iyi korunmuş antik Roma taban mozaikleri: Bölge Tarih Müzesinde sergilenmektedir.

Bulgaristan Stara Zagora Antique Forum Augusta Trayana Mozaikler
DİONYSOS ALAYI MOZAİĞİ

Mozaik zeminin bulunduğu konut binası: güney duvarına yakın, Augusta Traiana’nın ana caddelerinden birinin yanındadır.

Muhtemelen bir Roma kamu binasında, resmi bir toplantı ve yemek odasını dekore etmek için yapılmıştır. Bu mozaik: 2011 yılında Arkeologlar Kamisheva ve Dimitar Yankov tarafından keşfedilmiştir. Bölge tarih müzesinde restore edilmiş ve ziyarete açılmıştır.

Bu mozaik “Dionysus Alayı” olarak bilinir. 30 metre karelik toplam alana sahiptir. Mozaikte bulunan sahnede: bir kutlama alayı sırasında, Tanrı Dionysos’un takipçileri tasvir ediliyor. Sağda: dans eden iki kadın ve bunlara liderlik eden, tanrının öğretmeni ve yoldaşı Silenus vardır.

Yerel arkeologlar: bu işi ustaca yapılmış olarak tanımlıyorlar. Dans eden kadınların kıyafetlerinde ince renk kullanımına ve gölgelendirmenin tasvirine işaret ediyorlar. Kadınlar parmak zilleri de dahil olmak üzere müzik aletlerini tutuyorlar.

Mozaik renk aralığı açısından bir derece karmaşıklık gösterir. Giysilerin değişen mavi ve kırmızı tonları var. Gölge gösterme denemesi var. Mozaikler küçük taş küplerden yapılmıştır.

Ancak cam teseralar, figürlerin daha nice kısımları için kullanılmıştır. Örneğin: iki dans eden kadınların taç ve kuşakları gibi.

Çalışma muhtemelen MS 360’tan 363 yılına kadar hüküm süren İmparator Julian Apostate hükümdarlığı döneminden kalmadır.   

Mozaiğin bulunduğu alan muhtemelen daha sonra piskoposluk merkezine dönüştürülen, şehir valisinin ikametgahıydı.

Bulgaristan Stara Zagora Antique Forum Augusta Antik Cadde

ANTİK CADDE

Doğu-batı yönünde ilerleyen caddenin kaldırımlarında büyük taş levhalar, günümüze ulaşmıştır. Bunların yanında, arkeoloji ekibi, antik dönem camı ve henüz araştırılmamış çok sayıda bronz sikke bulunmuştur. Caddenin genişliği 6 metredir. Temelleri boyunca bir dizi ticari ve endüstriyel binalar keşfedilmiştir.

Erimiş demir izlerinin bulunmasıyla muhtemelen yakınlarda bir dökümhane atölyesi bulunuyordu.

Bulgaristan Stara Zagora Roma Lahdi

ROMA LAHDİ

Stara Zagora şehrinde bir inşaat kazısı sırasında: Roma şehri Augusta Traiana’da iki aile mezarı lahdi bulunmuştur. Arkeologlar mermer gladyatör başını bulmuşlardır. Gladyatör rölyefi bulunan yazıt çözülmeye çalışılıyor.

Evet lahitler oldukça büyük boyutludur. Mezarların üzerinde bulunan ağır taş plakalar, gazetecilerin huzurunda vinçle açılmıştır. Antik lahit, 2.2 metre uzunluğunda ve 1.5 metre enindedir. Mermer bloklardan yapılmış olup, kurşun kaplı metal braketlerle güçlendirilmiştir. Bu aile mezarlarının: Trakya ve Roma aileleri tarafından, muhtemelen defalarca kullanıldığı tahmin edilmektedir.

Mezarlar taş levhalarda kapatılmıştır. Kapak veya yan duvarlarda hiçbir yazıt yoktur. İki lahitten birinin içinde, 6 kafatası ve kalıntılar bulunmuştur. Bununla birlikte yalnızca tek bir iskelet tam olarak korunmuş görülmektedir.

Bulgaristan Stara Zagora Neolitik Konutlar Müzesi

NEOLİTİK KONUTLAR MÜZESİ

Armeyska Street adresindedir. Bölge hastanesinin hemen yanında, tarih öncesi bir höyüğün bulunduğu yerdedir. 1969 yılında inşaat çalışmaları sırasında, burada seramik parçaları bulunmuş ve inşaat durdurulmuştur.

Arkeologlar, muhtemelen bir şeyler keşfetmeyi bekliyorlardı. Çünkü bölgenin antik höyükler ve eserler açısından zengin olduğu biliniyordu. Kazıcının ilk olarak açtığı delik, günümüzde de görülebilir.

Bulgaristan Stara Zagora Neolitik Konutlar Müzesi

Şehirde, 1979 yılında kurulan “Neolitik Konutlar Müzesi”: Avrupa’nın en önemli tarih öncesi sanat sergilerinden birine ev sahipliği yapmaktadır.

1969 yılında arkeolojik kazılar sırasında bulunmuş konutların üzerine; MÖ 6 binli yıllara tarihlenen, bu iki Neolitik evin çevresine müze inşa edilmiştir. Daha doğrusu sitenin çevresine sabit bir soğuk ve sıcaklığın muhafazası için özel ve koruyucu bir bina inşa edilmiştir.

Bu Neolitik evlerin kazısı sırasında: 1826 tane obje bulunmuştur. Evler: Avrupa’da o döneme ait en iyi korunmuş iki katlı, insan yapımı evlerdir.

Bulgaristan Stara Zagora Neolitik Konutlar Müzesi

Konutlar: çubuklarla iç içe geçmiş, zemine sabitlenmiş ahşap kazıklarla yapılmıştır. Yapı: kil ve saman karışımı ile kaplanmıştır. İki katlı binalar, bölgede bulunan tarih öncesi yerleşimin orta kesiminde bulunduğu tahmin ediliyor. Ev, muhtemelen 30-40 yıl kullanılmıştır. Her yıl sakinleri zemini ve duvarları taze kille kaplamıştır.

Böylece yapı güçlenmiş ve aynı zamanda daralmış küçülmüştür. Bu organik yapı tarzı: tarih boyunca pek uzun süre kullanılmamıştır ve bu yüzden Neolitik dönemden günümüze ayakta sağlama olarak kalan ev sayısı çok çok azdır.

Bu neolitik dönem kalıntılarının, bir yangın nedeniyle günümüze kadar ayakta kaldığı düşünülür. Çünkü kil ateş tarafından yakıldığında; kilden daha uzun ömürlü olan “seramik” oluşur. Konutun duvarları bu şekilde yakılmış, seramiklere dönüşerek günümüze kadar ulaşmıştır.

Bu tarih öncesi yerleşimin, bir takım misafirler tarafından yakıldığı ve tüm sakinlerinin evlerinden hiç bir şey alamadan başka yerlere kaçtıkları düşünülüyor.

Evlerin çevresinde bir yürüyüş yapabilirsiniz.

Evlerde: mutfaklar, şömineler, el değirmenleri ve seramik kaplar bulunmuştur. Burada, insanların günümüzden 9 bin yıl önce, nasıl yaşadıklarını ve birçok çağdaş teknolojiyi bilmelerine rağmen, hayatlarının ne kadar karmaşık olduğu hakkında inanılmaz kanıtlar görmek mümkündür.

1’nci katta: iki fırın bulunur. Buna dayanarak, evde iki ailenin yaşadığı düşünülüyor. Ancak fırınlardan birinin yanında, muhtemelen ikinci kattan düşen başka bir fırının molozları görülür.

Her fırının önündeki boşluk, geleneksel olarak boş tutulur. Orada insanlar çalışır ve uyurlardı. Bu yüzden fırının önünde, sağlam mobilyalar bulundurulması doğal kabul edilmez. Yani fırınlardan birinin yanındaki katı moloz, ancak yukarıdan düşmüş olmalıdır.

Fırınların yanında: tahıl öğütmek için el değirmenleri vardır. Ayrıca gıdanın depolandığı tahıl ambarları bulunur. O dönem insanları: arpa ve baklagillerle birlikte erken dönem buğday çeşitlerini yetiştirdiler. Odaların her birinde, ayrıca çeşitli şekil ve dekorasyona sahip birçok seramik kap bulunur.

Evet, yukarıda da belirttiğim gibi, ev sakinleri fırınların önünde toplam 2-3 metre karelik bir alanda uyurlardı. Bu alan, küçüklüğü dikkate alındığında, en fazla 5 kişinin yatmasına uygun olduğu düşünülür.

Şimdi gelelim müze bölümüne

Elbette müze sadece bu iki konut kalıntısından oluşmuyor. Bölgede bulunan höyüklerde bir çok eser bulunmuştur. Bunların bazıları erken Neolitik döneme, bazıları ise daha geç dönemlere aittir. Özellikle: çok güzel hazırlanmış ve korunmuş seramik kaplar görülür.

Bu seramik kapların 8 bin yıllık olduğu düşünüldüğünde gerçek birer sanat eseri olduklarına inanmak zor olur. Çünkü metallere aşina değildiler, ayrıca çömlekçi çarkı bilinmiyordu.

Yine seramik güzellikler arasında en dikkat çeken husus: “anne kültürü” dür. Çünkü nesnelerin tamamında hamile bir kadın ve hatta doğum tasvir edilmektedir.

Bulgaristan Stara Zagora Art Gallery

ART GALLERY-SANAT GALERİSİ

Şehir merkezinde Tarih Müzesinin hemen karşısında Ruski Bulvarındadır.

Şehirdeki sanat galerisinde 4 binden fazla eser bulunmaktadır. Bu eserlerin çoğunluğu, Bulgar sanatçılara aittir.

Bulgaristan Stara Zagora Geo Milev Darama Theater

GEO MİLEV DRAMA THEATER-ŞAİR GEO MİLEV HOUSE

Mitropolit Metodi Kusev adresindedir. 5 Ekim parkının hemen yanındadır.

Geo Milov: Bulgar bir devrimci şairdir. En ünlü şiirinin ismi “Eylül” dür ve 1924 yılında yayınlanmıştır. 1’nci Dünya savaşı sırasında sağ gözünü kaybetti ve yerine camdan bir göz taktı. Sofya yakınlarındaki bir toplu mezarda bulunan cesedi, ölümünden yıllar sonra tanındı.

Müzede: eserleri sergilenmektedir. Bu eserler arasında pek çok el azması ve basılı yayınlar bulunur.

Binada: bir şeyler içmek için mola verebileceğiniz güzel bir teras vardır.

Bulgaristan Stara Zagora Brewery Museum

ZAGORKA BREWERY MUSEUM-MUSEUM OF BEER

Kuzey Sanayi Bölgesi olan Han Asparuh Street adresindedir. Giriş ücreti 8 Levadır.

Şehir, Bulgaristan ülkesindeki en popüler biralardan birini üretmektedir ve bu yüzden Bira Fabrikasını ziyaret etmek mümkündür.

Tur sırasında ziyaretçilere: ilk kurucunun kişisel eşyalarının bulunduğu müze gösteriliyor. Müzede ayrıca tüm şişelerden oluşan bir koleksiyon, ilk şişelenmiş bira görülebilmektedir.

Bu ziyaretin devamında: burada üretilen bazı biraları ve elma şarabını deneyebilirsiniz.

STARA ZAGORA STATE OPERA

Mitropolit Metodi Kusev adresinde Antik Forumun hemen yanındadır. Operanın yeni binası, 1971 yapımıdır. Opera ve tiyatro salonu, 850 seyirci kapasitelidir. Bulgaristan ülkesindeki en modern opera binası olarak kabul edilir.

Bulgaristan Stara Zagora Hilandar Manastırı

HİLANDAR MANASTIRI

Vasil Levski olarak da bilinen Vasil Ivanov Kunchev: bir Bulgar devrimcidir. Bulgaristan ülkesini Osmanlı yönetiminden kurtarmak için devrimci bir lider olarak öne çıktı.

Özgürlük Havarisi lakabıyla tanınır. Bu ulusal kahraman 1873 yılında öldü, ancak onu Bulgaristan ülkesinde hiç kimse unutmadı.

Hilandar Manastırı: bir mahzen okuludur ve bölgede türünün ilk örneğidir. Vasil Levksi, eğitimine burada başlamış ve 3 yılını geçirmiştir.

Sofya şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım.

Plovdin şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım.

Meksika Guanajuato

Meksika Guanajuato

 

Burası yerli dilinde “Kurbağalar Yatağı” anlamına gelmektedir. Yerliler bölgeye ilk geldiklerinde, bataklığa benzeyen zemini beğenmeyip “burada ancak kurbağalar yaşar” demişlerdir. Şehir başkent Mexico City şehrine otobüsle 5 saat uzaklıktadır.

1552 yılında İspanyol komutan Juan de Jaso; Guanajuato bölgesinde gümüş yataklarına rastlamıştır. 16. ve 17. yüzyıllarda İspanyollar bu kasabaya akın edince nüfus hızla artmıştır. Katolik kilisesinin gönderdiği papazlar, kasabalarda aralarında San Cayetano gibi görkemli yapıların bulunduğu 15’e yakın kilise ve manastır inşa etmişlerdir.

18. yüzyılda bölgedeki Valenciana madeni tek başına dünyanın gümüş üretiminin üçte ikisini sağlamıştır.

Daha sonra kasaba çevresinde altın, bakır, kurşun ve civa yatakları da bulununca, yerel halk bu gelişmelerden öyle memnun olmuş ki, mevcut refahları bozulmasın diye ülkelerinin bağımsızlık savaşına bile destek vermemiştir.

Meksika Guanajuato

 

Guanajuato bu bölgenin en güzel yerleşim yeridir. Kasaba, sinema yapımcılarının da dikkatini çekmiştir. 2003 yılında gösterime giren: Antonio Banderas ve Salma Hayek’li “Bir zamanlar Meksika’da” filmi burada çekilmiştir.

Birçok sokak trafiğe kapalıdır. Şehrin, biri gidiş biri geliş olmak üzere sadece iki ana caddesi vardır.

Guanajuato nehrini takip eden bu caddelerden biri yeraltındadır. Sokaklar küçük geçitlerle birbirine bağlanmıştır.

Bunların en ünlüsü yalnızca 68 cm genişliğindeki Öpücük geçididir. Zamanında iki aşık, geçidin iki yanındaki evlerinin balkonuna çıkar ve burada öpüşürlermiş.

Efsaneye göre: burada öpüşen çiftler 7 yıl mutlu olmayı garantiliyorlarmış. Guanajuato’nun rengarenk çiçeklerle dolu küçük, şirin meydanında gezinmek çok keyiflidir.

Şehir yıllık Cervantino Festivaline ev sahipliği yapmaktadır.

Şehir 1988 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Meksika Guanajuato

 

GEZİLECEK YERLER

Meksika Guanajuato San Cavetano Kilisesi

 

San Cayetano Kilisesi-Iglesia de San Cayetano

Bu dini yapı “La Valenciana” gümüş madeni girişine yakın “La Valenciana” köyündeki (bir zamanlar bu köyde 20.000 kişi yaşıyormuş) en etkileyici yapılardan birisidir.

Yapı 18. yüzyıla tarihlenmektedir. Şehir manzaralı bir tepenin üzerinde durmaktadır. Sömürge döneminde La Valenciana gümüş madeninin büyük zenginliğinin bir anıtı olarak durmaktadır.

Kilise: La Valenciana gümüş madeninin orijinal sahibi tarafından inşa ettirilmiştir. İnşaatına 1765 yılında başlanmış ve gümüş madenlerinden gelen kar ile finanse edilmiş ve 1788 yılında tamamlanmıştır.

Yapıda “cantera rosa” olarak bilinen yerel bir pembe taş kullanılmıştır. Cephe Meksika barok tarzında oyulmuş ve yan taraflar neo medejar tarzı kemerlerle süslenmiştir.

Kilise bitmiş denilse de, sağ tarafındaki ikinci çan kulesi ve saati eksiktir. Ama özellikle kilisenin içinde 18. ve 19. yüzyıla ait muhteşem güzellikler görmek mümkündür.

Günümüzde burası Guanajuato Üniversitesi Sanat Okuluna ev sahipliği yapmaktadır ve burada müzik odaklı farklı etkinlikler düzenlenmektedir.

Meksika Guanajuato Kıss Allev

 

Kıss Alley-Callejon del Beso

Eğer eşiniz veya sevgilinizle romantik bir zaman geçirmek istiyorsanız “Kiss Alley” denilen “Callejon del Beso” sokağına gitmelisiniz. Bu sokak: Alley Plaza de los Angeles yakınındadır. Burası iki genç sevgilinin dramatik bir hikayesine tanıklık etmesiyle tanınır.

Buradaki dar bir sokakta iki balkon bulunmaktadır. Bu balkonlardan birine çıkıp öpüştüğünüzde, yörenin yerlileri küçük bir ücret karşılığında fotoğrafınızı çekerler. Öte yandan bu geleneği yaparsanız, 7 yıl boyunca kötü şansın sizden uzak kalacağı söyleniyor.

Evet burası hakkında anlatılan efsaneyi de bilmelisiniz: Dona Carmen: inatçı ve öfkeli bir babanın tek kızıdır. Dona Carmen: evlerine yakın bir kilisede Don Luis ile tanışır ve birbirlerine aşık olurlar.

Ancak babası, azalan serveti nedeniyle Dona Carmen’i zengin ve soylu bir İspanyol ile evlendirmek ister. Evlenmediği takdirde kendisini kilitli bir manastırda tecrite göndermekle tehdit eder.

Dona Carmen ve arkadaşı Dona Brigida ağlarlar ve birlikte dua ederler. Daha sonra Dona Brigida: Don Luis ile arasında mesaj alıp götürmeye başlar. Dona Carmen: evindeki bir pencereden dışarı eğildiğinde karşı taraftaki duvara dokunabilmektedir.

Yani ev mümkün olduğu kadar dar bir sokaktadır. Bunun üzerine, sokağın diğer tarafındaki ev: genç sevgili fakir madenci Don Louis tarafından alınır. Böylece iki genç sevgilinin konuşmaları mümkün olacaktır.

Don Luis: o evin sahibi öğrenir ve evi satın alır. Evin balkonuna çıkıp, Dona Carmen hayalleriyle yaşamaya başlar. Dona Carmen de buna çok sevinir çünkü hayallerindeki adam çok yakındadır.

Bu iki aşığın konuşmaya başlamasının üstünden birkaç dakika geçmiştir ki, odanın arkasından Dona Carmen babasının bağırmalarını duyar. Arkadaşı Dona Brigida, babasının odaya girmesini engellemeye çalışsa da başaramaz ve babası Dona Brigida’yı iterek odaya girer ve hançeriyle tek bir darbede Dona Carmen’i öldürür.

Don Luis: sessizlik içinde şok olur. Dona Carmen’in tuttuğu eli yavaş yavaş soğur ve Don Luis: bu pürüzsüz, soluk ve cansız sevgilisine bir öpücük bırakır. Evet tam bu nokta: günümüzde “Kiss Alley” olarak bilinmektedir.

İki evin iki balkonu arasındaki mesafe, yalnızca 69 cm. dir. Don Luis: bu ayrılık sonrasında “La Valenciana” madeninde intihar etti.

Meksika Guanajuato Don Kişot Müzesi

 

Don Kişot Müzesi-Museo Iconografico del Quijote

Burası Allende Plazada Don Kişot ve onun yaratıcısı Sancho Panza’ya adanmış bir müzedir. 1987 yılının sonlarında açılan müzede 17 oda ve avlularda: Salvador Dali, Jose Guadalupe Posada gibi sanatçıların resim, baskı, heykeller ve el sanatlarını kapsayan 800 parça eser sergilenmektedir.

Öte yandan bu eşsiz koleksiyonda Don Kişot figürleri ilgi çekmektedir. Ayrıca: Honore Daumier, Pablo Picasso ve Miguel de Cervantes Savedra gibi sanatçıların eserlerine isimlerini veren kahramanların figürleri de bulunmaktadır.

Meksika Guanajuato Yer altı Sokağı

Yer altı Sokağı

Burası da şehirde kaçırılmaması gereken bir yerdir. Calle Miguel Hidalgo olarak bilinen, şehrin içinde çalışan eski bir nehir alanıdır. Günümüzde ise şehir trafiğini hafifletmek için kanal yol olarak inşa edilmiştir.

Meksika Guanajuato Plaza Mayor

Plaza Mayor-La Paz

Burası şehrin merkezinde, şehrin en güzel binalarıyla çevrili, yarı üçgen kare bir meydandır. Meydanda bulunan bronz anıt, mermer ocağı bazlı ve kurtuluş savaşının sonunu anmak için yapılmıştır. Anıt Başkan Porfirio Diaz tarafından 27 Ekim 1903 tarihinde açılmıştır.

Meksika Guanajuato Teatro Juarez

Teatro Juarez

Bu yapı 1872-1903 yılları arasında inşa edilmiş ve Meksika’nın en güzel tiyatrolarından birisidir. Tiyatro Başkan Diaz tarafından 27 Ekim 1903 tarihinde açılmıştır. Özellikle: 8 tane Roma Dor sütunları ilgi çekmektedir. Konumları arasında bir art nouveau fuaye bulunmaktadır.

Meksika Guanajuato Hidalgo Pazar

Hidalgo Pazar

Burası da Başkan Diaz tarafından 1910 yılında açılmıştır. Onun cephesi yöreye özgü pembe taştır. İnce demir kulesinin tepesinde dört yüzlü bir saat bulunur. Metal kubbede 30 pencere bulunur ve 35 metre genişliğinde ve 70 metre uzunluğundadır. Burada özellikle yöresel tatlılar ve el sanatları satın alabilirsiniz.

 

Mumya Müzesi-Museo de los Momias

Şehre gelen turistlerin ilk uğrak yerlerden birisidir.
19. yüzyılda şehirde uygulanan bir mezarlık vergisi varmış. Her mezar için yıllık vergi ödeniyormuş. Eğer ölünün yakınları bu vergiyi ödemezse, mezar yeri hakkını kaybeder ve merhumun naşı mezarından çıkarılırmış.

Sonunda, kimse bu vergiyi ödemeye yanaşmayınca gömülenlerin % 90’ının mezarları Belediye tarafından boşaltılmıştır. Bu arada 1833 yılında Guanajuato’da kolera salgını baş göstermiştir. Ölüler, salgın yayılmasın diye aceleyle gömülmüştür. Salgında ölenlerin yakınları mezarlık vergisini ödemeyince mezarlar açılmış ve bazı ölülerin bedenlerinin bozulmadan kaldığı fark edilmiştir.

Bölgenin kuru havası ve topraktaki mineraller bir nevi doğal mumyalama işlevi görmüştür. 1865 yılında Santa Paula mezarlığında yatan ilk mumyalanmış vücut ayıklanır ve yüzden fazla beden mezarlıktan alınıp sergilenmeye başlamış ve böylece 1865 yılında Mumya Müzesi resmen açılmıştır.

Ölülerin açıkça sergileniyor oluşu ürkütücülüğü bir yana, mumyaların yüzünde de korkunç ifadeler vardır. Mezarlar boşaltıldığında, mumyaların yüz ifadelerinden salgının yayılmasını engellemek isterlerken merhumların bazılarının diri diri gömüldüğü anlaşılmıştır.

Alman yönetmen Werner Herzog, bu mumya görüntülerini “Vampir Nosferatu” filminde kullanmıştır.

Ölülerin bedenlerinin bu şekilde sergilenmesinin etik olup olmadığı sorusu, yıllık bir milyona yakın ziyaretçi sayısı göz önüne alınınca boşlukta kalmıyor olabilir. Müzenin, kasabanın turizm bütçesine katkısı yadsınamaz.

Mumyalar bu müzede camlar arkasında, vitrin benzeri yerlerde sergileniyor. Kimisinin üzerinde halen yırtık pırtık elbiseleri duruyor, kimisinde ise sadece çorapları vardır.

Meksika Guanajuato Hidalgo Pazar

Müze turunun sonunda, asıl etkileyici sahneye tanık oluyorsunuz. “Dünyanın en küçük mumyası” etiketiyle sergilenen altı aylık cenin.

Sezaryan sırasında annesiyle birlikte ölmüş, bedeni şu an neon ışıklar altında sergileniyor. Yapılan araştırmalara göre kadının ölüm yaşının 40 olduğu yani 19. yüzyılda anne olmak için çok fazla yaşlı olduğu düşünülüyor.

Böyle ileri bir yaşta gebelikte gerekli besinleri alamadığı ve o nedenle kötü beslenme yüzünden öldüğü veya aynı dönemde bir kötü kadın (fahişe) olduğu düşünülüyor. Bu dünyanın en küçük mumyası, başlangıçta annesinin kollarında sergilendi, şimdi ise ayrı sergileniyor. 5 yada 6 aylık bir gebelik sürecinde olduğu düşünülüyor. Muhtemelen ölü doğmuş ya da doğum sırasında ölmüş olabilir.

Müzeye gelen bazı anne-babaların yanlarında çocuklarını da getirmeleri bence bu görüntüler nedeniyle hiç hoş olmuyor.

Meksika Guanajuato Ölüler Günü

Dia de los Muertos-Ölüler Günü

Nobel ödüllü Meksikalı yazar Octavio Paz: yurttaşlarının ölüme yaklaşımlarını şöyle değerlendirir “Meksikalılar için ölüm bilindik bir şeydir.

Ölümün şakasını yapar, onu kucaklar ve hatta onu kutlarlar. Doğrudur, onlar da herkes gibi ölümü ancak en azından ölümle yüzleşince bilirler. Ölümü bazen küçümserler”

Octavia Paz “Meksikalılar ölümü kutlar” derken aslında mecazi anlamda söylemiyor.
Meksikada 28 Ekim tarihinde “Ölüler Günü” kutlamaları, resmi tatil ilan edilen 2 Kasım’a kadar sürüyor. 2 Kasım’da: ölülerin ruhlarının ilahi izinle dünyaya indiğine inanılıyor.

Böylece merhum, arkadaş ve akrabalarını ziyaret etme, dünya zevklerini yılda bir kez de olsa tatma olanağı buluyorlar. Angelito denen küçük meleklerin, yani bebeklerin ve çocukların ruhlarıysa büyüklerden bir gün önce, 31 Ekim gecesi iniyor ve ertesi günü ailesiyle birlikte geçiriyor.

Ölüler günü öncesinde mezarlıklar çiçeklerle süsleniyor. O sabah aileler, yitirdikleri yakınlarının mezarlarını ellerinde mumlar, kadife çiçekleri, içecek ve yiyeceklerle ziyaret ediyorlar. Çocuk mezarlarına oyuncaklar, büyüklerinkine ise tekila şişeleriyle gidiliyor. Ruh mezarını bulabilsin diye ağır kokulu tütsüler yakılıyor.

Ardından mezarın yanına piknik örtüleri seriliyor ve merhumun sevdiği yiyecekleri hep birlikte yiyorlar. Ölüm yakın zamanda gerçekleşmiş ise, aileler bazen mezarlığa arkalarında müzisyenlerle birlikte geliyorlar ve yakınlarının sevdiği parçaları çaldırıyorlar.

Ruh önce mezarlığa sonra da eve geliyor. Azteklerin ölülerini hatırlamak için yetiştirdikleri sarı/turuncu renkli kadife çiçekleri, ruhun evi bulmasına yardımcı oluyor. Evde “ofrendas” denen sunaklar, yani üzeri delikli, renkli kağıt örtülerle kaplı küçük masalar ruhun gelmesini bekliyor.

Sunakların üzerinde merhumun resimleri, mumlar, tütsüler ve bu güne özel yapılan tatlımsı “pan de muertos” (ölü ekmeği) bulunuyor.

Bunların yanında, yine merhumun sevdiği yiyecekler ve şekerden yapılan, alnına merhumun isminin yazıldığı bir kurukafa var. Ruh eve gelince bu yiyeceklerin özünü ve aromasını alıyor. Ruh evi terk edince bu yiyecekler ve şekerden kurukafa, akrabalar, arkadaşlar ve komşular arasında paylaşılarak yeniliyor.

Kurukafa geleneği ise, Azteklerden geliyor. Aztekler ve diğer Mezoamerika toplumları, esirlerin kafataslarını zaferlerinin sembolü olarak saklar, törenlerinde sergilerlermiş. İnanışlara göre kurukafa ölümü ve yeniden doğuşu simgeliyor.

Yaşamın sadece bir rüya olduğuna, ancak öldükten sonra bu rüyadan uyanıldığına inanan Aztekler ölümü bir son gibi görmezlermiş.

İspanyol işgalciler bu törenleri Katolik inanışına saygısızlık diye nitelendirerek barbar dedikleri yerlileri bu geleneklerinden vazgeçirmek için çok çabalamışlardır.

Çabaları sonuçsuz kalınca da bu törenleri biraz olsun Hıristiyan dinine uygun formata sokabilmek amacıyla “Ölüler günü” tarihini kendi Azizler Günüyle çakışacak şekilde değiştirmişlerdir.

Daha önceleri Azteklerin güneş takvimine göre, Ölüler Günü Ağustos başında kutlanıyormuş.

Ölüler günü gecesinde aileler yakınlarının ruhlarıyla yine mezarlıkta buluşuyor.Ruhları dansa davet etmek için mezarlığın girişindeki çanlar çalınıyor. Azteklerin güneşe hürmet danslarının bir benzeri olan The Danza de los Viejitos’ta (Yaşlı adamın dansı) hep beraber dans ediliyor.

Daha sonra kadınlar ve çocuklar karanlıkta ellerinde mumlarla yakınlarının mezarlarını buluyorlar. Dua ve ilahiler söylemeye ölen yakınlarının sonsuz huzura kavuşması için Tanrıya yakarmaya başlıyorlar. Erkeklerse sessizce olup biteni izliyorlar.

Sosyologlar, Meksikalıların bu geleneklerine halen sıkı sıkıya bağlı kalmalarını ve ölülerine yas tutmaktansa insanoğlunun varoluşunun devamını kutlamayı yeğlemelerini Meksika’nın fırtınalı geçmişiyle açıklıyorlar.

İspanyol işgalcilerin yerli katliamları ve kanlı Meksika Devriminin yanı sıra son dönemdeki kartellerin yarattığı şiddet, ister istemez “doğal olmayan ölümlerle yüzleşmeyi gerektiriyor.

Meksikalı entelektüellerin devrim sonrasında ölüm kavramını sürekli işlemeleri, bu konunun insanların zihninde iyice yer etmesine yol açmış. Diego Rivere bir konuşmasında bu konuyla ilgili olarak şöyle söyler “Bir bakın atölyeme. Her yerde ölümü göreceksiniz. Her boyutta ve her renkte ölümü”

Meksika Guanajuato Diego Rivera

Diego Rivera-Museo Casa Diego Rivera

Mumya müzesini gezdikten sonra Diego Rivera’nın müzeye dönüştürülen evine gitmelisiniz.
Diego ve ikiz kardeşi 1886 yılında bu evde doğmuştur. Anneleri doğum sırasında komaya girince öldü sanılmış.

Neyse ki, bir hizmetli nefes aldığını fark etmiş de kadıncağız canlı canlı tabuta konmaktan kurtulmuştur. Bir sene sonra Diego ikiz kardeşini kaybetmiş ve tek çocuk olarak büyümüştür.

Daha küçük bir çocukken ilk sergisini açan Diego aldığı bursla Madrid’e gitmiş, Avrupa’nın çeşitli ülkelerini dolaştıktan sonra, 1911 yılında Paris’e yerleşmiştir. Burada Cezanne’dan çok etkilenmiş kübizme yönelmiştir.

Meksika’ya döndükten sonra duvar resimleri yapmaya başlayan Diego 1929 yılında, Frida Kahlo ile evlendiği yıl, Meksika komünist partisiyle ters düşerek partiden atılmıştır.

Komünist parti, Diego’nun devletin hizmetinde çalışmasını kabul edilemez bulmuş. Diego devletten aldığı maaşla yetinemeyince Frida’yı da alarak Amerika’ya taşınmıştır. Detroit şehrinde çalışırken Rockefeller’in daveti üzerine New York şehrine gitmiş ve yeni RCA binasında devasa bir duvar resmi yapmaya başlamıştır.

İlk yaptığı işlerden biri Moskova’daki 1 Mayıs kutlamalarını resmetmek olunca, Rockefeller bu konuda rahatsız olduğunu söylemiştir. Bunun üzerine bir de Lenin’in portresini eklemesi, Diego’nun çok geçmeden işten kovulmasına neden olmuştur. Frida ile birlikte 1934 yılında Meksika’ya dönmek zorunda kalmıştır.

Yaptığı fresklere siyasi görüşlerini yansıtan Diego halk arasında politik bir lider gibi saygınlık kazanmıştır. Meksika tarih ve geleneklerini, toprak, çiftçi ve işçileri resmettiği canlı renklere sahip eserleri, Diego’yu sadece Meksika’nın değil, dünyanın 20. yüzyıldaki en büyük sanatçılarından biri yapmıştır.

Bugün birçok Meksikalı Diego’nun Frida’dan daha büyük bir sanatçı olduğunu düşünüyor ve onun haksız bir biçimde Frida’nın gölgesinde kaldığını iddia ediyorlar.

1954 yılında Frida’yı kaybettiğinde Diego yıkılmış “Artık söylemek için çok geç ama anladım ki hayatımdaki en harika şey Frida’ya olan aşkımdı”.

Frida’nın ölümünden bir yıl sonra: kendisine kanser teşhisi konmuştur. Diego’nun 1957 yılında kalp rahatsızlığından ölmeden önce, küllerinin Frida’nınkilerle karıştırılması vasiyetinde bulunmuş, bu vasiyeti devlet tarafından yerine getirilmemiş ve başkentteki Panteon Civil de Dolores mezarlığına gömülmüştür.

Bugün bu müzede, Diego’nun kişisel eşyalarının yanı sıra kübizm dönemi eserleri ve erken dönem çalışmaları görülebilir.

Tunus Tunus şehri yakınlarında gezilecek yerler

Tunus Tunus şehri yakınlarında gezilecek yerler

SİDİ BOU SAİD

Tunus şehrinin, 20 km. kuzeyinde, ülkenin doğusundadır.

Buradaki ilk yerleşim: 13’ncü yüzyılda burada kurulan bir Arap ileri karakoludur. Tunus şehrine, yaklaşık 20 km. uzaklıktadır. Ulaşım için taksileri kullanabilirsiniz.

Şehrin adı: buraya yaşayan Müslüman bir şahsın adından gelmektedir. Bu şahsın adı: Beji oldu Ebu Said ibn Khalef ibn Yahya el Ettamini.

Tunus Tunus şehri yakınlarında gezilecek yerler

Günümüzde ise, tepe üzerinde, deniz fenerinden, kıyıya kadar olan bölümde kurulmuştur. Köydeki evler, bembeyaz renkleriyle dikkati çekerken, kapıları ve pencere güneşlikleri ise, mavi renge boyanmıştır.

Yakın geçmişte, yaklaşık 100 yıldan bu yana, ülkenin sanatçıları ve bölge sakinleri, dinlenmek üzere, bu köye gelirler. Köyün, taşlık ve dar sokaklarında, tur otobüsleri ve turistlerin oluşturduğu kalabalık hiç eksik olmuyor. Sokaklarda: el sanatları ve şeker satan satıcılar bolca var.

Tunus Tunus şehri yakınlarında gezilecek yerler

Köyde: bir müze veya başka değişle, kültür merkezi var. İsmi: Arap ve Akdeniz Müziğe Merkezi. Bu merkezin bulunduğu yapı: 1913 yılında, Rodolphe Erlanger tarafından yaptırılmıştır. Burada: müzik aletleri koleksiyonu var.

Bu köyü ziyaret ederseniz

Köyün: Cafe des Nattes isimli ünlü kafesinde, mükemmel deniz manzarası eşliğinde mutlaka küçük bir mola vermelisiniz. Veya, Cafe Sidi Chaabane de düşünebilirsiniz. Söylediğim gibi, buradan Tunus körfezinin mükemmel manzarasını izleyebilirsiniz.

TEL BÖLGESİ

Arapçada, “dağ” anlamına gelmektedir.

Buradaki Zaugan su kaynağının suları: Romalılar tarafından, MS.1.yüzyılda, su kemerleri yapılarak, Kartaca şehrine taşınmıştır.

THUBURBO MAJUS

Roma sit alanıdır. Tunus şehrinin, yaklaşık 60 km. güneyindedir. Bölge adını: eski bir Berberi yerleşim biriminden almıştır.

Geniş bir ovaya yayılmış kalıntılar arasında gezerken, yanınıza mutlaka eski sikke satıcıları ve yerel rehberler gelecektir. Bunlardan eski sikke satıcılarına itibar etmemeniz önemle belirtilir.

Kalıntılar arasında özellikle görmenizi önereceğim: MS.170-190 yılları arasında yapılmış olan, Capitolino Tapınağı kalıntılarını görmelisiniz. Tapınağın büyük sütunları var. Hatta, ilk yapıldığı dönemlerde, burada bir “Jupiter” heykeli bulunduğu söyleniyor. Heykelin başı ve ayağı, günümüzde Bardo Müzesinde görülüyor.

Tunus Tunus şehri yakınlarında gezilecek yerler

DOUGGA

Tunus şehrinin, yaklaşık 110 km. güneybatısındadır. Deniz kıyısında değil, iç bölümde kalıyor.

Burası, Afrika kıtasında, en iyi korunmuş Roma sit alanıdır. Muhteşem bir arkeoloji kentidir. Tarih ve özellikle Roma tarihi meraklılarının mutlaka görmelerini öneririm. Deniz seviyesinden: 550 metre yüksekliktedir.

Tunus iç dağlarında bulunmaktadır. Romalılar bölgeye ilk geldiklerinde: şehir, Kartaca’ya yakın olması nedeniyle stratejik öneme sahipti. Nüfusunun, o  dönemlerde, yaklaşık 10.000 kişi olduğu söyleniyor.

Vandal işgali sonrasında, şehir terkedildi ve o zamandan bu yana, tepelerin diğer tarafında, ıssız bir köy olarak  duruyor.

Tunus Tunus şehri yakınlarında gezilecek yerler

Gelelim, buradaki gezimize

Dugga şehri: MS.2.yüzyılda, Romalılar gelmeden önce, ovadan 600 metre yüksekte kurulmuş bir şehir. Ancak, esas zenginliğini Romalılar geldikten sonra yaşamıştır. Burada yapılan kazılarda elde edilen muhteşem güzel mozaikler, Bardo müzesinde sergileniyor.

Tunus Tunus şehri yakınlarında gezilecek yerler

Kalıntılar arasında: otopark bölümünde aracınızdan indikten sonra: hemen karşıdaki Roma Tiyatrosunu görebilirsiniz.

Tunus Tunus şehri yakınlarında gezilecek yerler

Tiyatro

19 katmanda, 3500 seyirci kapasitelidir. Sahne kısmı: zarif korint sütunları ile desteklenmiştir. İnşaat, bir tepeye yaslanmış olarak yapılmıştır.

Tiyatronun hemen arkasındaki yol: Capitolino Tapınağına gidiyor. Hemen ileri de ise, Rüzgargülü Meydanı var. Bu meydanda: yere işlenmiş “Rüzgargülü” ve 12 rüzgarın ismi, mutlaka görmenizi önereceğim güzellikte.

Tunus Tunus şehri yakınlarında gezilecek yerler

Capitolino bölgesinden,

Aşağı doğru inerken Licinius Hamamlarının kalıntılarını görebiliyorsunuz. MS.3. yüzyılda yapılan bu hamamlar: Licinii ailesi tarafından yaptırılmış ve kente hibe edilmiştir. Yapının iki ucunda, vadinin muhteşem manzarası görülen geniş pencereler bulunuyor.

Burada: günümüze kadar gayet iyi korunarak gelmiş olan: yüzme havuzları, salon, su kanalı şebekesi ve yer altı ısıtma sistemi var. Burada: köleler  tarafından kullanılan, uzun bir tünel var. Bunu görün.

Tunus Tunus şehri yakınlarında gezilecek yerler

Hamam yapısının hemen altında ise, dar bir yoldan (yol üzerinde, Roma arabalarının tekerlek izlerini görebilirsiniz) ilerleyerek, Yonca Evine ulaşabilirsiniz.

Burası: bir genelev. Ana avlunun hemen yanında: küçük odalar ve yonca biçimli yemek odası var. Onun hemen yanında: yarım daire şeklindeki tuvaletleri bulunan: Kyklop hamamları görülüyor.

Tunus Tunus şehri yakınlarında gezilecek yerler

Tepenin eteğinde

Dugga antik şehrinin en ilginç kalıntısı görülüyor. Bu kalıntı: Numidya prensinin anıt mezarıdır. Lybico-Pön Mausoleum olarak isimlendirilmiştir. Mimarı bilinmemektedir. Ancak: Numidian Prensi Ateban’a adanmıştır.

Tunus Tunus şehri yakınlarında gezilecek yerler

Mezar yapısı

MS.3’nci yüzyılda yapılmıştır. Tunus ülkesinde, Roma dönemi öncesine ait az sayıdaki kalıntılardan biri olarak önem kazanmaktadır.

Bu yapı: Mısırdaki piramit mezarlar ve Helenistik dönemdeki Yunan Tapınaklarının mimarisinin bir karışımını andırıyor ve küçük piramit şeklindeki Roma mezarlarına örnek oluşturduğu sanılıyor.

Antik şehri gezerken, burayı atlayabilirsiniz, kesinlikle kaçırmayın, mutlaka görün.

Bu arada: anıtın üzerindeki bir yazıt: İngiliz konsolosu tarafından çalınarak, British Museum’a götürülmüş, böyle bir not var, okuduğunuzda bu not Anadolu’daki çalıntılar nedeniyle, eminim size pek te yabancı gelmeyecektir.

Capitol

Capitol

Roma döneminden kalma, en etkileyici kalıntılardan biridir. Tüm şehir için, ana tapınak görevi üstlenmiştir. Jupiter, Juno ve Minerva isimli, üç tanrıya adanmıştır. Her üç tanrının, kendi nişi vardır. Burada bulunan, Jupiter’e ait, 6 metrelik mermer heykel, Bardo Müzesinde sergilenmektedir.

Evet, yapı: MS.166 yılında yapılmıştır. Duvarların yüksekliği: 10 metredir. Ama, ilginç olanı, sanki yapıldığı ilk günkü gibi durmalarıdır. Bu duvarlarda, büyük taşlar, küçük taşlarla güçlendirilerek, teknik kullanılmıştır. Kemer: 6 etkileyici sütun üzerine oturtulmuştur.

Forum

Forum

Roma kenti forumu, şehrin en merkezi yerindedir. Burada: resmi törenler yapılırdı. Forum alanı: MS.2. yüzyıl sonlarında yapılmıştır. Çevresinde 35 sütun bulunduğu sanılıyor. Günümüze, bunların birkaçı gelmiştir.

Tapınaklar

Tapınaklar

Tellus Tapınağı

Romanın bereket tanrıçasına adanmış bir tapınaktır. Şehir kalıntıları arasında, günümüze ulaşan 11 tapınak görülmektedir. Cıva ve Tellus tapınakları, küçüktür.

Ancak, şehrin büyüklüğü ve Roma tanrılarının çokluğu göz önüne alındığında, daha çok sayıda tapınak bulunduğu tahmin edilmektedir. Ancak, günümüzde görülenler, Tellus ve Cıva tapınaklarıdır.

Caelestis Tapınağı

Caelestis Tapınağı

2. yüzyılın başlarında yapılmıştır. Geniş bir merdivenle, tapınağa girilmektedir. Kutsal alan: çevresi sütunlarla kaplı, dikdörtgen şeklindedir. Bu sütunların, birçoğu günümüze kadar ayakta gelmiştir. Tapınağın avlusu: yarım yuvarlak şekildedir.

Tunus Tunus şehri yakınlarında gezilecek yerler Başsız Heykel

Başsız Heykel

Şehirde bulunan mozaik ve heykellerin çoğu Bardo Müzesine taşınmış olmasına rağmen, kalıntılar içinde, Capitol bölgesine giden yolda, başsız bir heykel görülmektedir.

Minerva Tapınağı

MS.2.yüzyılda yapılmıştır. Günümüze kadar gelebilen, birkaç taş ve bazı sütunları görülmektedir.

Tunus Tunus şehri yakınlarında gezilecek yerler Satürn Tapınağı

Satürn Tapınağı

Günümüze, yapıdan yalnızca 6 sütun ulaşmış olsa da, ana platform ayaktadır. MS. 195 yılında yapılmıştır. Baal-Hammon isimli tanrıya adanmıştır. Çünkü, bu tanrının adı, aynı zamanda “Satürn” olarak da bilinmektedir.

Tunus Tunus şehri yakınlarında gezilecek yerler

Evet, Dougga kenti,

Gerçekten muhteşem bir kültür hazinesi olarak günümüze kadar ulaşmıştır. Burada yapılan arkeolojik kazılarda ele geçirilen eserlerin bazıları: günümüzde Bardo Müzesinde sergileniyor. Yani, burayı ziyaret etmeden önce veya sonra, burada gördüklerinizi Bardo Müzesinde gördükleriniz ile bütünlemelisiniz.

Özellikle: Bardo Müzesinde, Dugga buluntuları olarak: Ulysses mozaiği ( bunun özelliği, dört at tarafından Odyssey’in çekiliyor olmasıdır) ve Capitol’de bulunan “Jupiter başlığı” dır. Bunları mutlaka görmelisiniz.

Tunus Kartaca şehri gezi yazım hakkında  Kartaca