Bulunduğu kara yolu üzerinde, son ulaşım noktasıdır. Yani, herhangi bir yere gelip-giderken uğrayıp görebileceğiniz bir yer değil. Buranın en büyük özelliği “Sincik lalesi” buralara yolunuz düşerse, mutlaka görünüz.
Adıyaman Sincik
ULAŞIM
Sincik, bağlı bulunduğu Adıyaman il merkezine 69 km. uzaklıktadır. Sincik-Malatya arasındaki uzaklık ise 60 km. dir. Görüldüğü gibi ilçe Malatya iline daha yakın olmasına rağmen, yol itibarıyla Adıyaman’a gitmek daha uygundur.
TARİH
Tarihi süreç içinde, bu bölgede de birçok devlet egemenlik kurmuştur. Bunlar arasında: Hititler, Huriler ve Mitaniler sayılabilir. MÖ.69 ile MS. 72 yılları arasında ise, yörede: Kommagene krallığı hakimdir.
Daha sonraki dönemlerde ise, yörede: Romalılar, Bizanslılar ve ardından: Selçuklu ve Osmanlılar egemenlik kurarlar. 1954 yılına kadar, Kahta ilçesine bağlı bir köy iken, 1990 yılında, ilçe statüsü kazanarak Adıyaman il merkezine bağlanır.
Adıyaman SincikAdıyaman Sincik
GENEL
İlçenin en yüksek dağı “Türk Dağı” dır ve rakımı 1325 metredir.
Yükselti, güneyden kuzeye doğru gidildikçe artmaktadır. Yörenin coğrafi özelliklerinin temelinde: dağlık ve dağınık bir arazi yapısından söz etmek mümkündür. Yöre arazisi: Güneydoğu Toros dağlarının güney kesimindeki dağ ve tepelerden oluşmaktadır.
Yörede: bozkır iklimi egemendir. Buna bağlı olarak kışlar çok soğuk ve kar yağışlı, yazlar ise çok sıcak ve kurak geçer. Yazlar sıcak desem de, rakım yüksek olduğu için, yine de serin hava hakimdir.
Nemrut dağı, Sincik ilçesinin doğusundadır ve kuş bakışı olarak Kahta’dan daha çok Sincik ilçesine yakındır.
İlçenin adı, yörede eskiden yaşamış olduğu rivayet edilen “Sincik Aşireti” nden gelmektedir.
Adıyaman Sincik KilimiAdıyaman Sincik Kilimi
NE SATIN ALINIR
Sincik yöresine yolunuz düşerse, meşhur “Sincik balı” ve Sincik kilimleri” almanızı öneririm.
Sincik el dokuma halısı, önemli kültürel değer taşır. 200 yıllık bir geçmişe sahip olduğu söyleniyor. 2020 yılında coğrafi işaret tescili almıştır. Kendine özgü rengi, deseni ve ipliğiyle köylülerin dokuma tezgahlarında şekillenen halılar birbirinden güzel modelleriyle dikkat çekiyor. Bir halı yaklaşık 3 ayda dokunuyor ve 5-7.5 bin TL arasında satılıyor.
Adıyaman Sincik Adıyaman Lalesi-Ters Lale-Ağlayan Gelin
ADIYAMAN LALESİ
Adıyaman iline bağlı Sincik ve Gerger ilçelerinde, görülen yağış ve az da olsa sıcaklık değerlerindeki değişiklik, dağlık alanlar, sulak alanlar ovalar ve kısmen de olsa ormanlık alanlar ilin ekonomisi ve turizmi için önemli endemik bitki türlerinin ortaya çıkmasını sağlamıştır.
Bunlardan en önemlisi gerek süs bitkisi ve gerekse ilaç sanayiinde kullanılan Adıyaman Lalesidir. Adıyaman lalesi, başta ülkemiz olmak üzere Filistin, Ürdün, Suriye, Irak, İran, Afganistan ve Kuzey Hindistan’ın dağlık bölgelerinde yayılış gösterir. Bu bitkinin ülkemizdeki yayılış alanı ise: Sincik ve Gerger ilçeleri ve Hakkari ili Yüksekova ve Şemdinli ilçeleridir.
Adıyaman Lalesi, 1 metre kadar boya erişebilmekte ve her bitkide 40-45 çiçek bulunmaktadır. Çiçeklenme Mart ayının sonlarına doğru görülür ve 20-25 gün devam eder.
Adıyaman Sincik Adıyaman Lalesi-Ters Lale-Ağlayan GelinAdıyaman Sincik Adıyaman Lalesi-Ters Lale-Ağlayan Gelin
AĞLAYAN GELİN-TERS LALE
Bölgede bulunan diğer önemli endemik bitki ağlayan gelin (ters lale) olarak bilinen bitki türüdür. Bu endemik soğanlı bitki de Adıyaman lalesine benzer ekolojik isteklere sahiptir. Bu bitkinin boyu 50-55 cm kadar uzanmakta ve Mart ayı ortalarında çiçeklenmeye başlamaktadır.
Asuriler, sabah göbeğinden su yaydığı için bu çiçeğe “Ağlayan Lale” ismini vermişlerdir ve bu yüzden kutsal saydıkları ters lale, günümüzde çok değerlidir.
Adıyaman lalesi ve Ağlayan gelin olarak bilinen laleler, 1989 yılında kurulan “Doğal Çiçek Soğanları Derneği” tarafından üretimlerinin yapılması için tavsiye edilmişlerdir. Ancak, bu bitkilerin doğadan sökülerek ihracatı yasaklanmış, ihracatın yalnızca üretim kanalıyla yapılabileceğine karar verilmiştir.
Lalenin boyu: 75 cm. bulur. Her dalında 6 lalenin ters büyüdüğü doğa harikası çiçek, koruma altına alınmıştır. Genellikle sarı ve turuncu renklidir. İmperial cinslerinin boyu 1 metreyi geçebilir. Soğanlı bitki olduğu için soğanın belli bir olgunluğa ulaşmasıyla birlikte çiçeklenme görülür.
Adıyamanlı üreticilere ise, doğadan damızlık olarak soğan sökümü için izin verilmiştir. Evet yüksek rakımlı yerlerde yetişen ve yurt dışına ihraç edilen ağlayan gelin lalesinin yaygın üretimi için çalışmalar sürdürülüyormuş. Kasım ayında dikimi yapılan lale, Mayıs ayında toplanmaktadır.
Ancak en önemli özellik: Sincik yöresinin rakımı ve ikliminin üretim için uygun olmasıdır. Günümüzde ters laleler: tıp alanında ve bahçe dekorasyonlarında kullanılmaktadırlar ve bu yüzden ticari değerleri artmıştır.
GEZİLECEK YERLER:
Sincik Derik Kalesi
DERİK KALESİ:
Bu kale “Heroon Kutsal Alanının” bulunduğu yerdedir. Yani: Sincik yolu üzerindeki Datgeli köyünün yakınlarındadır. Yukarı Kaşkün Köyünde (Fatih Mahallesi) Heroon Kutsal Alanı (Derik Kalesi) ve Yel Değirmeni tepesi bulunmaktadır.
Sincik Derik kalesi
Deniz seviyesinden 1400 metre yüksektedir. Üç parça halinde bulunan kalenin, MS 70’lerde Romalılar tarafından yapıldığı bilinmektedir. Ancak Romalılar tarafından inşa edilen bu kalenin Roma döneminde uzun yıllar kullanıldığı ve hatta farklı medeniyetler tarafından da daha sonraki dönemlerde kullanıldığı düşünülür.
Günümüzde kalenin kapı kitabesi ve kemer taşları görülebilir. Muhteşem doğa manzarasını ve Kutsal Alanı görmek için kaleye çıkmanızı öneririm.
Sincik Derik Kutsal Alanı (Heroon)Sincik Derik Kutsal Alanı-Heroon
ERİK KUTSAL ALANI (HEROON)
Karakuş Tümülüsü ve Cendere köprüsünü geçtikten sonra, Sincik ilçesi kara yolu istikametinde bulunan Çatbahçe köyünü geçtikten yaklaşık 10 km sonra, sola ayrılan 3 kilometrelik stabilize yoldan devam ederek alana ulaşılır.
Derik kalesi de denen kutsal alan 1400 metre yükseklikteki iki tepe arasında bulunan düz alan üzerinde yapılmıştır. Kutsal alan, Nemrut dağını görmektedir.
Evet, burada 1965 yılında Wolfram Höpfner tarafından mimari inceleme yapılmıştır. Sonraki detaylı saha çalışması, 2008 yılında gerçekleştirilir.
Buranın Roma’ya ait olduğu bilinmekle birlikte, Kommagene Kralı I. Antiochos’un hükümdarlık kültü olarak da kullanıldığı tahmin edilmektedir. Ancak kesin bilgi yoktur.
Kalenin içinde; büyük bir mabet bulunduğu için burası kutsal alan olarak kabul edilmiş ve çevresinde yaşayan insanlarca ziyaret edilmiştir.
Büyük bir ana tapınak, kutsal temenos duvarı ile simetrik iki tane üzeri tonozlu Heroon bulunmaktadır.
Ancak yüzyıllarca kullanılan bu tapınak son yüzyıllar içinde depremlerle yıkılınca kullanımından vazgeçilmiştir.
Gelelim günümüze:
Yivli sütunlarla yapılan bu Roma tapınağı bütün parçaları ile dağılmamışken, mutlaka gidin görün. Bu arada, bu sütun yapısı, Karakuş ve diğerlerinin sütun yapılarından farklı olan yivli sütunlardır. Yani, Kommagene sütunlarından farklıdır. Böylece bölge daha büyük bir sır tabakasına bürünüyor.
Sonuç olarak: 1 metreden kalın çaplı ve yaklaşık 1 tonluk yivli sütun parçaları, hala makara gibi peş peşe devrildiği gibi durmaktadır.
Sayıları onlarca olan yivli sütunların bir zamanlar yaşanan deprem sonucu yıkıldıkları tahmin ediliyor.
Ana tapınak yakınında; birkaç daha temel kalıntısı ve Medusa kabartma figürleri bulunan arkeolojik parçalar bulunmaktadır.
Öte yandan: alanda, kutsal yapıların yanında sivil yapıların da bulunması, buranın bir kült merkezi olduğunu gösterir.
Sincik Kutsal Alan Heroon (Hemen bitişiğinde sivil yerleşim yeri)
Zaten bugün de, ören yerinin içinde ve civarında birkaç köy evi bulunuyor ve Sit alanı tarımsal olarak kullanılıyor. Kutsal alandaki evler, tarihi yapılarla iç içe bulunuyor.
Sincik Kutsal Alan Heroon
Tarihi alanda evi bulunan bir vatandaş; 500 yıldan yani 7 kuşaktan beri bu bölgede olduklarını ve tarihi alanı gönüllü olarak koruduklarını dile getirmektedir. Ancak, elbette tarihi alan Sit alanı olarak ilan edilerek koruma altına alınmıştır.
LOCATENE (KAŞKÜN)
Bazı araştırmalara göre, MÖ 69-MS 72 yıllarında bu bölgede, özellikle bugün Fatih Mahallesi sınırlarında Derik kalesinin bulunduğu yerde, Locatene adlı bir yerleşim bulunduğu düşünülmektedir. Derik kalesinin bu dönemde yapıldığı düşünülür.
Bazı kaynaklara göre, Locetene şehri Kommagene Krallığı döneminde önem kazanmış, daha sonrasında Roma ve Bizans hakimiyetlerine geçen bir yerleşimdir.
Locatene şehri, Kommagene İmparatoru I. Antiokhos (MÖ 69-36) zamanını gösteren bir haritada geçmektedir.
Sonuç: Sincik merkezi bölgesinde fazla arkeolojik kalıntılara rastlanmamaktadır. Çünkü merkezi yerleşimin eski tarihlere uzandığı düşünülüyor. Öte yandan: Lcatene şehri hakkında herhangi bir akademik araştırma bulunmamaktadır. Yani, ayrıntılı bilgi elde etmek mümkün olmaz.
BİRİMŞE ÇAYI-YARPUZLU ÇAYI
İlçe merkezine bağlı Yarpuzlu köyü sınırları içindedir.
Bölgedeki doğal güzelliklerin bir parçası olan bu çay, çevresindeki köyler ve yerleşimler için önemli bir su kaynağıdır.
Birimşe çayı üzerinde Sırımtaş HES adlı hidroelektrik santralı inşa edilmiştir. Santral 2013 yılında tamamlanmıştır.
Yerel halk tarafından, hidroelektrik santrallerinin su kullanımındaki düzensizlik nedeniyle çayda binlerce balığın öldüğü iddia edilmiştir.
Ayrıca tarım arazilerinin sulanmasında da sıkıntılar yaşandığı belirtilmiştir.
Tüm bunların yanında, çay bölgedeki doğal güzelliklerin ve doğa turizminin bir parçası olarak da tanınmaktadır.
SİNCİK PARKI:
İlçe merkezine bağlı Karaman Mahallesinde bulunan bir yeşil alan ve dinlenme mekanıdır.
Park doğal güzellikleri ve ferah atmosferiyle hem yerel halk hem de ziyaretçiler için ideal bir dinlenme yeri sunmaktadır.
Sincik parkı, çeşitli ağaçlar, çiçekler ve yürüyüş alanlarıyla donatılmıştır.
Ailelerin piknik yapabilecekleri alanlar, çocuklar için oyun parkları ve dinlenme alanları vardır.
SİNCİK TÜRK DAĞI;
Sincik ilçe merkezinin kuzeyindedir.
Güneydoğu Torosların güney kesimlerinin bir parçasıdır.
Yükseklik 1608 metredir. Türk Dağı çevresinde 15 yayla hala kullanılıyor. 4 yayla ise terk edilmiştir.
Yaylalar yaz aylarında sıcak ve kurak bölgelerden kaçanlar için cazibe merkezi, serin hava, temiz hava ve manzara sunuyor.
Özellikle Teşikan Yaylası ve Dağın etekleri arıcılık için kullanılıyor.
Sincik Cendere Köprüsü
CENDERE KÖPRÜSÜ:
Adıyaman’dan Kahta ilçesinde Nemrut dağına gidilirken, Karakuş tümülüsünden yaklaşık 20 km sonra, Sincik-Kocahisar yol ayrımında Kahta çayı üzerindedir.
Sincik ilçesiyle Kahta ilçelerini birbirine bağlayan bir konumdadır.
Roma döneminin izlerinin taşıdığı için Roma Köprüsü ve Septimus Severus Köprüsü olarak da bilinir.
Roma İmparatoru Septimus Severus’un (MS 193-211) emriyle, o tarihte Samsat’ta (Somasata) karargah kuran XVI Lejyon tarafından Cabinas (Cendere) çayı üzerine yaptırılmıştır.
Muhteşem bir kanyondan akan çayın iki tarafını birleştirdiği için; köprüye, cendere ismi verilmiştir.
Cendere köprüsü, Antik Roma mimarisinin muhteşem bir anıtsal örneğidir.
Biri ana kemer ve biri tahliye kemeri olmak üzere, iki kemerden oluşan köprü, her biri tonlarca ağırlıkta olan düzgün kesme taşlardan yapılmıştır.
7 metre genişliğinde, 30 metre yüksekliğinde ve 120 metre uzunluğunda olan köprünün en ilginç mimari özelliği, harç kullanılmadan yapılmış olmasıdır.
Köprü, her iki tarafından rampa biçiminde yükselerek orta kısımda birleşmektedir.
Bu özellik hem statik olarak dayanıklılığını arttırmakta hem de köprüye anıtsal bir görünüm kazandırmaktadır.
Cendere Köprüsünün, yapımından sonra Roma döneminde değişik zamanlarda onarım gördüğü, köprünün korkuluk kısmında bulunan yazıtlardan anlaşılır.
Evet, Roma köprüsü, 2000 yıllık geçmişiyle dünyanın en eski ve en iyi korunmuş Roma köprülerinden biridir.
Isparta Gönen: İl merkezine 25 km uzaklıktadır. Isparta-Burdur karayoluna 5 km uzaklıktadır. Deniz seviyesinden yüksekliği 1050 metredir. Tınaz tepenin hafif meyilli yamaçlarına yerleşmiştir.
Uzun yıllar “Konak” ismi ile de anılan Gönen, Konan ismini kervancıların İzmir-Aydın kervan yoluyla İç Anadolu’ya geçerken Gönen höyüğündeki fener nedeniyle, burada konaklamalarından almıştır.
Isparta Gönen
İlçede turizm önemli bir potansiyel olarak değerlendirilmekte, Güneykent beldesinde yapılan gül turizmi, son yıllarda 15 bin civarında turistin buraları ziyaret etmesine sebep olmuştur. Ayrıca Yunus Emre hakkında da türbesinin burada olmasına istinaden çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir.
Isparta Gönen
TARİHİ
Roma imparatoru Augustus’un, Pisidia bölgesinde kurduğu 4 şehirden birisidir.
Sonraki dönemde, bölgede Hamitoğlu Beyliğinin egemenliği görülür.
Hamitoğlu Hüseyin Bey, toprakların büyük bölümünü Osmanlı Sultanı I. Murat’a satmış ve Gönen’e çekilerek geri kalan topraklarını buradan idare etmiştir.
İstiklal savaşında İtalyanların Antalya’yı işgallerinden sonra, işgale Burdur ve Isparta yönünde devam edeceklerinin anlaşılması üzerine Isparta’da mahalli direniş çalışmaları başlatılmıştır.
Bu çalışmaların önderliğini yapan Hafız İbrahim teşkilatlanmayı gerçekleştirmek için, 22 Haziran 1919 tarihinde bir bildiri yayınlar.
Bu bildiriyi duyan Gönenliler bir toplantı yaparak, Gönen’den 76 gönüllüyü hemen Isparta’daki birliğe göndermişlerdir. Gönen 1990 yılında ilçe olmuştur.
ELMA
İlçede en fazla gelir getiren ürün elmadır. Toplam 8930 dekarlık alanda 16 bin ton elma hasat edilmektedir. En fazla elma varlığı Senirce köyündedir.
Isparta Gönen
GÜL
İlçede 3758 dekar alanda yağ gülü üretilmekte ve 1425 top yağ gülü çiçeği elde edilmektedir. Isparta il genelinde en fazla gül üretimi burada yapılmaktadır. Elde edilen gül yağı, özellikle Arap ülkelerine ve Avrupa ülkelerine ihraç edilmektedir.
Isparta Gönen Meslek Yüksek Okulu
GÖNEN MESLEK YÜKSEK OKULU
Süleyman Demirel Üniversitesine bağlı Meslek Yüksek Okulu; Muhasebe Programı ve Büro Yönetimi ve Sekreterlik Programları ile başlamış ve 2004 yılında Gönen’e taşınmıştır. Halen Yüksek Okul bünyesinde 7 bölüm ve 11 programla eğitim ve öğretime devam edilmektedir.
Isparta il merkezindeki Üniversite kampüsüne 17 km uzaklıktadır.
GEZİLECEK YERLER
Gönen Eski Hamam
ESKİ HAMAM
İlçe merkezinde Cami mahallesi Hamam Sokaktadır. Mülkiyeti Gönen Belediyesine, sorumluluğu ise Vakıflar Genel Müdürlüğüne aittir. 2003 yılında, I. Gurup Anıt Eser olarak tescil edilerek koruma altına alınmıştır. Hamamın önünde bulunan ve hamama sonradan eklendiği düşünülen geniş kare mekan, kiremit çatılıdır.
Metruk hamam, halk arasında Selçuklu hamamı olarak bilinmektedir. Müze kayıtlarında ise “Eski hamam” olarak geçer. Kitabesi ve vakfiyesi yoktur. Ancak 50 yıl öncesine kadar faal olduğu ve kullanıldığı söylenir.
Gönen Eski Hamam
Kare şeklindeki hamam, soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümünden oluşur. Hamamın önünde ve sonradan eklenen kare mekan, kiremit çatılıdır. Bu mekanın ilave bir hamam yapısı olduğu düşünülmektedir.
Çünkü günümüze kadar gelebilen sıvalarından bu durum anlaşılmaktadır. Orta mekanın doğusunda kare planlı pandantif geçişli kubbeli bir halvet vardır. Kubbede bir adet ortada, yedi adet çevresinde aydınlık feneri bulunur.
Bu kısımda batı ve güneyde köşeleri motifli iki kurna vardır. Mermer kurnalar özgündür. Batıda kurnanın iki köşesinde kum saati şeklinde kabartma vardır. Plan olarak Anadolu’daki birçok hamamla benzerlik göstermez.
Gönen Sinan Dede Türbesi
SİNAN DEDE TÜRBESİ
Gümüşgün (yeni adı Baladız) köyündedir. Osmanlı döneminde yapılmış ya da onarılmıştır. Net yapım tarihi bilinmiyor.
Türbenin çevresinde etkinliklerde kullanılabilecek mekanlar vardır.
Türbe sekizgen planlı, blok taş platform üzerine inşa edilmiştir.
Giriş kısmında taç kapı, sivri kemerli ve kenarlar dışbükey silmedir. Zamanla duyulan gereksinim nedeniyle kapının üzerine metal malzeme ile saçak yapılmıştır.
Dört kenarda, altta dikdörtgen üstte daha küçük aydınlık pencereler bulunur. İçten tavanı kontroplak kaplıdır.
Dıştan kırma çatılıdır. Girişi yaklaşık 150 cm yüksekliğinde demir, tek kanatlı bir kapıdan sağlanır. İçerisinde Sinan Dede’ye ait olduğu söylenen bir sanduka vardır.
Sinan Dede’nin 1180-1270 yıllarında yaşadığı hususu, Gümüşgün Köyü Kültür Derneği tarafından iddia edilmektedir. Türbenin iç kısmında üzerinde çok sayıda eşarp olan bir sanduka bulunur.
Türbenin duvarlarında Hz. Alinin resimleri ve kılıcı zülfikara ait işlenmiş motifler görülür. Ayrıca Alevi-Bektaşi geleneğine ait işlemeler de vardır.
Türbede mum yakabilmek amacıyla köşeler oluşturulmuştur.
Türbenin pencerelerinde çok sayıda mum bulunmaktadır. Türbenin içinde, türbenin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için bir bağış kutusu konmuştur.
Gönen Sinan Dede Türbesi
Peki Sinan Dede kimdir? Sinan Dede, Anadolu erenlerinden, Horasan erlerinden, hem Anadolu’yu Türkleştiren ve Müslümanlaştıran, büyük bir asker ve aynı zamanda da büyük bir evliya olarak kabul edilmektedir.
Gümüşgün Aşure Şenlikleri
Sinan Dede Türbesinin yanındaki alanda, her yıl Aşure Şenlikleri düzenleniyor.
Gümüşgün Tren İstasyonu
İzmir-Aydın hattı kapsamında İngilizler tarafından 1911 yılında yapılmıştır.
İstasyon yapısı, ambar, lojman, su deposu, gazhane ve tuvalet yapılarından oluşur. Ana istasyon binasının bir kısmı tek, bir kısmı iki katlıdır.
İki katlı bölümün üst katı misafirhane şeklinde tasarlanmıştır. Alt katta ise, bekleme salonu, gişe, büro odaları gibi hizmet birimleri bulunur. Yapının ön kısmında, üstü kiremit örtülü ahşap bir sundurma vardır.
Yapı, taş yığma tekniğiyle yapılmıştır. Dış cephede su basman kotu üzerinden itibaren taş duvar görülür. Bu taş duvar arasında dört sıra tuğla hatır yapının etrafını döner.
Ayrıca saçaklar da tuğladır. İstasyon yapısının hemen karşısında, rayların diğer tarafında ambar yapısı vardır.
Gönen Tarihi Kale ve Konane
TARİHİ KALE VE KONANE (CONANA) ANTİK KENTİ
Yeri:
Gönen ilçesinin kuzeybatısında, ilçe merkezinden yaklaşık 3 km uzaklıktadır.
1656 metre rakımlı Kaletepe adı verilen, yüksekçe bir dağın yamaçlarında kurulmuştur.
Kuzeybatı Pisidia bölgesi sınırları içinde kalır.
Kentin ilk yerleşim alanı Kale Tepe üzerinde olmasına rağmen, Roma Döneminden itibaren Akyokuş Tepee taşınmış olduğu ve zamanla da modern Gönen ilçesinde konumlandığı anlaşılmıştır.
Önemi:
Konane adının Iustinianupolis olarak değiştirilmesi, muhtemelen dönemin İmparatorunun bölgedeki icraatlarıyla ilişkili olmalıdır. 6’ncı yüzyılın ortasında gerçekleştiği bilinen deprem, Pisidia bölgesini önemli ölçüde etkilemiştir. Muhtemelen bu depremde Konane antik kenti de hasar almış olmalıdır. İmparator İustinianus döneminde görülen bu deprem sonrası kentin adı, İmparatorun kente yapmış olduğu hayırseverlik nedeniyle İustinianupolis olarak değiştirilmiş olmalıdır.
Antik dönemde Pisidia olarak adlandırılan Göller bölgesindeki Conana antik kenti, önemli yerleşimlerden birisidir.
Çünkü: ticaret yolları üzerinde yer alır.
Ayrıca Burdur Gölünün batısında kalan verimli ovalara hakim konumdadır.
Şehir: Hitit, Frig, Lydia, Hellenistik, Roma, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde yerleşim görmüştür.
Teraslar üzerine konumlandırılmış olan kent, bölgenin hem savunma hem de mimarlık tarihi açısından önemli bir yapılaşma yeridir.
Gönen Tarihi Kale ve Konane
Antik dönem yazarlarının şehir hakkındaki yazıları:
Antik kentten ilk olarak Ptolemaios söz eder.
Ancak şehrin yeri, 1874 yılında Alman tarihçi Profesör G. Hirscfeld tarafından keşfedilmiştir.
Hirscfeld, kentin ismini Sagalassos’da bir yazıt üzerinde okumuş ve kenti ilk olarak Gönen ilçesine atfetmiştir.
Arkeolojik Araştırmalar:
2009 yılından bu yana sürdürülen yüzey araştırmaları, Gönen ilçesinin 2 kilometre kadar kuzeybatısında yer alan 1656 metre yükseklikteki Kale Tepe üzerindeki yerleşmede yoğunlaşmıştır.
Kentin ilk yerleşim alanı Kale Tepe üzerinde olmasına karşın Roma döneminden itibaren Akyokuş Tepe’ye taşınmış olduğu ve zamanla da modern Gönen ilçesinde konumlandığı tespit edilmiştir.
Sur duvarları:
Kale Tepe, oldukça iyi durumda korunmuş olan sur duvarlarıyla tahkim edilmiştir.
Bu sur duvarları, 4 metre uzunluğunda ve 1 metre genişliğinde taşların harçsız bir şekilde bir araya getirilmesiyle yapılmıştır.
Su:
Kalenin ihtiyacı olan su, Yuvetça yaylasındaki pınarlardan, 35 cm çapındaki toprak künklerle getirilmiştir.
Yerleşim alanı:
Kalenin içinde, düzenli bir yol şebekesi ve geniş bir yerleşim alanı yer almaktadır.
Bu haliyle, yerleşme alanı tam donanımlı bir yerleşmenin çekirdeği olma görüntüsü vermektedir.
Kale Tepe yerleşmesi izole edilmiş, müstahkem bir kale görünümündedir.
Pisidia’da birçok noktada karşımıza çıkan, küçük ölçekli, dağ zirvelerinde veya yüksek tepeler üzerinde konumlandırılmış yerleşmelere benzerdir.
Yüksek rakımlı tepelerin üzerine yerleşmiş olan Hellenistik dönemin bu kale görünümlü yerleşmeleri Strabon’un “Pisidialılar Pamphylia Ovasını çeviren dağlık arazide oturuyorlardı” tanımlamasıyla oldukça uyum içindedir.
Nekropol Alanı-Tümülüs Mezarlar:
Conana antik kendinin en dikkat çekici mimari unsurları, şüphesiz tümülüs mezarlarıdır. Bu tümülüslerin boyut çeşitliliği, farklı sosyal statüdeki bireylerin defin geleneklerini yansıtmaktadır.
Tepenin güneydoğu kısmında, şehre girişi sağlayan yolun her iki yanında Tümülüsler ve kayaya oyulmuş mezarlardan oluşan bir nekropol alanı vardır.
Mancarlı sırtı olarak isimlendirilen bu alanda bulunan dairesel planlı Tümülüslerin çapları yaklaşık 5-9 metre arasında değişir, düzgün kesme taşlarla çevrili, üst tarafı tıraşlanmış ve ortası kaçak kazılar sonucu oyulmuştur.
Bazı tümülüsler, dromoslu tasarıma sahiptir. Dromos, antik mezar mimarisinde giriş koridoru olarak işlev gören mimari elementtir. Böylece mezara erişim sağlayan kutsal bir geçiş alanı yaratılmıştır.
Bu Tümülüs mezarların ortalarında, doğu batı yönünde uzanan, dikdörtgen planlı ve büyük düzgün blok taşlardan yapıldığı anlaşılan mezarlar görülür. Bu büyük blok taşlar, antik dönem taş işçiliğinin kalitesini ortaya koymaktadır. Bu yapım tekniği, hem estetik hem de dayanıklılık açısından dönemin mimari anlayışını yansıtmaktadır. Büyük blok taşların kullanımı, yapıların uzun süre ayakta kalmasını sağlarken, aynı zamanda mezarların kutsallığını vurgulayan monumentel bir etki yaratmaktadır.
Tümülüslerin üstünde ise, Geç Helenistik ve Erken Roma dönemlerine tarihlenen günlük mutfak kullanım eşyası seramik parçaları vardır.
Bu seramik parçalarına göre; tepe üzerinde bulunan yerleşmenin Erken Helenistik Dönemden itibaren kurulmuş olduğu ve muhtemelen Roma döneminde terk edildiği tahmin edilmektedir.
Sivil mimari kalıntıları:
Mancarlı sırtından Kaletepe zirvesine doğru çıkıldıkça, işlevi tam olarak anlaşılamayan kare planlı binaların kalıntıları ve temel seviyesindeki duvarları görülür. Antik kentin kalıntıları, Kaletepe zirvesine kadar yayılmıştır.
Kare planlı binaların temel seviyesindeki duvar kalıntıları, antik kentin sivil mimarisine dair önemli ipuçları vermektedir. Bu kalıntılar, yerleşimin sadece bir nekropol alanı olmadığını, aynı zamanda yaşayan toplumun da burada barındığını göstermektedir.
Kaledepe zirvesinde yer alan sarnıç ve işlevi tam olarak anlaşılamayan mekanlar, su yönetimi ve depolama sistemlerinin varlığını da ortaya koymaktadır.
Zirvede bulunan kalıntıların küçük kale kapısı olabileceği düşüncesi, bu alanın stratejik konumunu ve savunma mimarisindeki rolünü işaret eder.
Sikkeler:
Şehirde, MÖ 1’nci yüzyıldan itibaren sikke basıldığı bilinmektedir ve şehre ait ilk bilgilere bu sikkelerden ulaşılır.
İmparatorluk sikkelerinin basımı, İmparator Hadrianus’tan (MS 117-138), İmparator Gallienus (MS 260-268) dönemine kadar devam eder.
Piskoposluk:
MS 7-8’nci yüzyıllarda İstanbul’da derlenmiş piskoposluk listelerinde, Konane ismi görülür. Kent, Pisidia Antiokheiası Başpiskoposu altında sınıflandırılmıştır.
Kent piskoposu ya da kilise temsilcileri, ikonaların onurlandırılması hususunu görüşmek üzere MS 787 yılında İznik’te toplanan 2’nci Konsey’de görünürler.
Ayrıca, Aziz Zosimos hikayesinin anlatıldığı bir Hıristiyan metinde, kentten bahsedilir.
Günümüz:
Günümüzde kentin yapılarından çok, mezarlık alanları, mezar stelleri ve mimari parçalar yüzeyde görülebilmektedir. Ancak yapılan çoğu büyük ölçüde harap durumdadır. Kent yamaçlarında Helenistik-Erken Roma dönemi tümülüs mezarlar, dikdörtgen planlı taş mezarlar bulunmuş durumdadır. Yani sonuç olarak, burayı ziyaret ederseniz büyük anıtsal yapılar görmeyi beklemeyin, sadece kalıntı izleri görebilirsiniz.
Mimari parçalar ve bol miktardaki mezar stelleri, Isparta müzesinde sergilenmektedir.
Isparta Gönen Demirci Mehmet Efe Konağı
DEMİRCİ MEHMET EFE KONAĞI
İlçe merkezine 7 km uzaklıktaki Demirlidağı eteğinde kurulmuş İğdecik köyünde köy meydanının yaklaşık 100 metre batısındadır.
İğdecik köyü;
16’ncı yüzyılda İğdecik köyü Gönen ovasında, içinde 35 evden oluşan küçük bir yerleşimdir. 18’nci yüzyılın başında terk edilen köy, 1747 yılında Çelik Paşa himayesi altında yeniden kurulmuştur. Köy 18’nci yüzyılda yükselişe geçmiş, buna paralel olarak konut üretimi de artmıştır. Ancak konut dokusunu oluşturan sivil mimarlık örneği olan ahşap evlerin çoğu günümüze kadar yangınlar ve zamanın etkisiyle yok olmuştur. Birçoğu ise harap durumdadır.
Evet, şimdi İğdecik köyünde bulunan Demirci Mehmet Efe konağından söz edelim.
Bugün, yukarıda sözünü ettiğim nedenlerle, Demirci Efe Konağı da kullanılamaz hale gelmiştir.
Bugün köyde 120 hanede 436 nüfus yaşamaktadır.
Demirci Efe kimdir ve İğdecik Baskını:
1885 yılında Nazilli’nin Piribeyli Köyünde doğmuş, babası gibi demircilik yapmaktaydı. I Dünya savaşında bir Ermeni subayının onur kırıcı hareketine kızarak, askerden kaçmış ve dağa çıkmıştır. Yaklaşık 200 kişilik bir kuvvetle eşkıyalık yapmaya başlamıştır.
Daha sonraki süreçte dağdan inen Demirci Efe, Karargahını Nazilli’de kurar. 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’e giren Yunanlılara karşı Milli Mücadeleye katılmış, kuvvetleriyle 10 Temmuz 1919 tarihinde Umurlu’daki cephe komutanı İsmail Hakkı Beyin emrine girmiştir. 12 Haziran 1920 tarihinde ise Isparta’ya çekilmek zorunda kalmıştır.
10 Kasım 1920 tarihinde düzenli ordu kurulmasını savunan Albay Refet Bey, Demirci Efe’yi Konya’ya davet etmiştir. (Ona kuvvetlerini Kolordu olarak teşkil etmeyi ve kendisine de kolordu kumandanlığı vermeyi teklif etmiştir.)
Demirci, bu davete olumlu ya da olumsuz cevap vermez.
Bunun üzerine, 22 Kasım 1920 tarihinde, Demirci Mehmet Efendi’ye, İğdecik köyünde bir gece baskın düzenlenir ve Efe’nin kuvvetleri dağıtılır.
Efe çok az adamıyla dağa kaçmayı başarır, dağa kaçarak kendisini kurtarmasına rağmen, kuvvetleri teslim olur.
Daha sonra Ankara Hükümeti, Milli Mücadeledeki başarılarından dolayı kendisini affeder.
Demirci Mehmet Efe, 1955 yılında Nazilli’de vefat eder.
Bir dönemin tarihine tanıklık etmiş bu konak, günümüze kadar ayakta kalmayı başarmıştır.
Ayrıca, bu konak tarihi değerleri dışında, mimari anlayışı ve gösterişli süslemeleriyle de geleneksel Isparta evleri içinde önemli yer tutar.
Konağın önemi:
Demirci Mehmet Efe, Milli Mücadele yıllarında, 1920 yılında, Süleyman Efendiye ait bu büyük binayı karargah binası olarak 7 ay süreyle kullanmıştır.
Aydın cephesinden düşman baskısı altında tutunamayarak geri çekilen Demirci Mehmet Efe, tren ile yakınından geçmekte olduğu İğdecik köyünü görünce, bu köyün manzarasını çok beğenmiş ve burada oturmaya karar vermiştir.
Ardından birkaç ailenin evini boşaltmış ve bu evlere kendisi ve ailesini yerleştirmiştir.
Demirci Mehmet Efe, Milli Mücadele tarihinde “İğdecik baskını” olarak bilinen tarihi olayda bu konakta bulunuyordu.
Baskın sabahı bu konaktan kaçarak İğdecik köyünün arkasındaki dağlara sığınmıştır.
Demirci Efe daha sonra Nazilli’de ikamet etmeye başlamış ve 1959 yılında ölümüne kadar orada kalmıştır.
Konağın mimari yapısı:
Genel olarak çok önemli mekansal değişikliklere uğramadan günümüze kadar gelebilmiştir. Bölgede az sayıdaki kalan geleneksel konutlardan biridir. Yapıda günümüze kadar hiçbir kapsamlı onarım ve restorasyon çalışması yapılmamıştır. Ancak zaman içinde yapı sahipleri tarafından farklı zamanlarda lokal onarımlar, yenileme çalışmaları ve mekan eklemeleri yapılmıştır.
Yapının sağ cephesine eklenen niteliksiz derme-çatma mekanlar ise yapı algısına zarar vermektedir.
Zaman içinde yapıya zarar veren cephe ve çatıda meydana gelen su deformasyonları olmuştur.
Evet şimdi mimari özellikleri:
Konağın: 19’ncu yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Yapı bodrumlu, zemin üzeri bir katlıdır.
Bodrum kat:
Yapının bodrum katı hanay, tahıl ambarı ve iki adet depo mekanından oluşur. Güney cephesi tamamen açıktır. Taşıyıcı ahşap sütunlar işlemeli mermer ayaklara oturmaktadır.
Mekanın sütunlu güney cephesi dışında, üç tarafı da ahşap hatıllı moloz taş duvar ile çevrilidir.
Hiçbir pencere bulunmayan mekanda, bodrum kattan zemin kata çıkan merdivenin bitiş noktasında döşemeye paralel şelikde inşa edilen, ahşap kayar kapı dikkat çeker.
Bodrum katta bulunan günümüzde depo olarak kullanılan iki mekanın geçmişte ahır olarak kullanılmış olduğu düşünülür.
Bodrum katta tavanlar ahşap kirişlemedir. Mekanların doğal taş kaplamaları olan döşemeleri sökülmüş ve geriye sadece sıkıştırılmış toprak kalmıştır.
Sonuç olarak, yapının bodrum katında günümüze kadar önemli bir yapısal değişiklik olmamıştır.
Zemin kat:
Zemin katta, T formundaki sofanın iki yanına yerleştirilmiş, 4 oda ve 2 adet kiler bulunur.
Mekanların cephe duvarlarında ahşap sedir bulunur. Diğer iki odada ayrıca ocaklar bulunur. Odalar geleneksel ahşap çıtalı tavanları oldukça sade inşa edilmiştir.
Sofada dar kenarından işlemeli bir demir kapıyla sokağa ulaşılır. Sofanın doğu köşesindeki ahşap merdivenden, hem bodrum kata hem de 1’nci kata sofaya ulaşılır.
Birinci kat:
T formundaki sofanın iki tarafına yerleştirilmiş 4 oda bulunur. Bu dört odanın tamamı, baş oda denebilecek mimari detaylara sahiptir. Zemin katın aksine, tüm ahşap kapı ve dolap kapakları işlemelidir.
Giriş cephesindeki iki odada, tavanları ahşap çıtalı alçı tavan süslemelidir.
Tavanlarda özgün ahşap ve alçı işçiliği göze çarpar.
Özellikle konağın en çok dikkat çeken yönü, ana yola bakan cephede yer alan iki odanın alçı tavan süslemeleridir.
Alçı süslemeler:
Realist üslupta yapılarak kendi renklerine boyanmış olan meyvelerin tasviri, diğer evlerde görülmemektedir. Meyvelerin her biri farklı renkte boyanmıştır.
Meyve tabağı incelendiğinde; mandalina, domates, biber, bamya, incir ve limon gibi bazı yiyecekler rahatlıkla seçilebilmektedir.
Meyveler oldukça gerçekçi olarak ve kendi renkleri kullanılarak betimlenmiştir.
Meyvelerin içinde: limon ve mandalina gibi sıcak iklimlerde yetişen meyvelerin tasvir edilmesi, bunu süslemeyi yapan ustanın gezdiği yerlerden ve hayal gücünden kaynaklanabileceği gibi, Demirci Mehmet Efe’nin Ege ikliminde doğup büyümesinden ve bu meyveleri daha önce tanımasından dolayı süslemenin onun zevklerine uygun yapılmış olabileceğini de akla getirmektedir.
Öte yandan bu tür realist süslemelerin, yörede yaşayan gayrimüslim, daha doğrusu Rum ustalar tarafından yapılması muhtemel görünür.
Bu görüşü doğrulayacak bir husus o dönemlerde İğdecik köyünün yakınlarında, Gönen ilçesi civarında bir kısım Rum vatandaşın yaşamakta olduğudur.
Gelelim Günümüze:
Ancak yapı günümüzde oldukça harap durumdadır.
Mülkiyeti Gülsüm Erdoğan adına kayıtlıdır. Kapısı kilitlidir, koruma altına alınmamıştır.
KOÇTEPE İNCİRLİKAYA ODA MEZARLARI
Isparta-Burdur kara yolunun doğusunda, Koçtepe köyü İncirlikaya mevkiindedir.
Kaya mezarları doğal kaya kütlesine oda şeklinde yapılmıştır. Yol kodundan yüksekte olup maki bitki örtüsünden dolayı mezarların girişleri yoldan görünmemektedir.
6 mezar, toprak düzeyinin üstünde kayada, 1 tane dromoslu mezar tepenin güney doğusunda tarla içinde, ikinci kromoslu mezar odası güneydoğudaki tepenin ilk eteğinde, son mezar odası da bu alandadır.
Mezarların iki tanesi dromosludur. Bir mezarın içi iki odalı olup 4 adet kline ihtiva eder. Diğer bazı mezarların çatısı iki tarafa eğimlidir. Cephesi kaya yüzeyinde olanların ön kısmı tıraşlanmış ve kapı kenarlarını bantlarla çevirmişlerdir. Roma dönemi mezarlarıdır. Pisidia kaya mezarlarının diğer örnekleriyle benzerlik gösterir.
AKYOKUŞ TEPE ANTİK YERLEŞİMİ VE NEKROPOL ALANI
Gönen ilçe merkezinin yaklaşık 1 km kuzeyinde, yaylaya çıkan orman yolunun batısında, 1267 metre yüksekliğinde, doğal bir tepedir.
Tepenin yamaçlarında ve zirvesinde, farklı dönemlere ait seramikler ve büyük şekilsiz inşaat taşları görülür.
Önceki yıllarda, piknik alanı haline getirmek maksadıyla tepenin zirvesi, 1-1,5 metre tesviye edilerek tamamen düzleştirilmiş, yamaçlarda 5 farklı teras oluşturularak ağaçlandırma ve bu ağaçları sulamak için bir sistem yapılmıştır.
Tepenin yamaçlarında yer yer kaçak kazı çukurları görülür.
Gönen Güneykent Kasabası
GÜNEYKENT KASABASI
Isparta il merkezine 40 km ve Gönen ilçe merkezine 13 km uzaklıktadır. Kasabanın hemen girişinde Yunus Emre heykeli vardır.
Isparta yöresinin en güzel gülleri, burada yetiştirilir. Gül toplama döneminde, turist gurupları Güneykent kasabasına gelirler ve tarlalardan gül toplayabilirler.
Gönen Güneykent Kasabası
Tarlalarda gül toplarken, gül bahçelerinin güzel kokularını hissedebilirsiniz. Hatta, yurt dışından da, gül toplamak üzere, buraya çok sayıda turist gelmektedir. Gül toplama yanında: gül temalı figürler, heybeler, dokumalar ve iğne oyaları da satılmaktadır.
Gönen Manastır Koruluğu
Manastır Koruluğu
İlçenin en önemli ormanlığıdır. Manastır koruluğu dışında Gönen yöresinde yetişmiş orman sahası yoktur.
Burada Yunus Emre Türbesi vardır ve buraya manastır isminin verilmesinin sebebi: “mana-sır” kelimesinden gelmektedir.
Sonra mana esastır ve manastır olmuştur.
Aslında Hıristiyanlara ait en ufak bir işaret yoktur.
Burada Manastır ormanlık yer anlamındadır.
Ancak Manastır mahallesinin yeni ismi “Pazar Mahallesi” dir.
Mezarların 1963 yılına kadar tapulu vakfıyesi varken, kadastro geçince vakfın arazileri ormana verilmiştir.
Mevcut ormanların ayakta kalması bu kutsal mezarlar sayesindedir.
Yunus Emre’nin mezarı ancak böylesine kutsal bir yerde olabilir.
Gönen Yunus Emre Türbesi
Yunus Emre Türbesi
Erenler Tepesi eteğinde bulunan mezarlığın doğusunda yer almaktadır.
Bursalı İsmail Hakkı’nın verdiği bilgiler: Yunus Emre’nin Taptuk Emre’nin ve onun şeyhi Buharalı Sinan Efendi’nin mezarlarının, Keçiborlu kasabasının yakınındaki büyük su birikintisinin doğu tarafında bulunan yamaç tarafında bir köyde kubbe altında olduğunu söylemiştir.
Bursalı İsmail Hakkı’nın verdiği bilgilerden hareketle, Keçiborlu yakınlarındaki su birikintisinin Burdur gölü olduğu düşünülür. Ayrıca Gümüşgün Mahallesinde Yunus Emre’nin şeyhi, Taptuk Emre’nin hocası Buharalı Sinan Efendi’nin türbesi bulunmaktadır.
Evet bu türbe yapısı, 1993 yılında betonarme olarak yeniden inşa edilmiştir.
Türbe sekizgen planlı olup mekanı dışarıdan çepeçevre saran tretuvar bulunur.
Su basman seviyesine yükseltilmiş olan türbenin girişi batı yönündedir.
Giriş kapısının iki yanında, tabana kadar uzanan birer niş vardır.
Geri kalan yedi cephesi birbirinin aynısı olup, her bir cephenin ortasında kemerli bir pencere ve pencerenin her iki tarafında giriş cephesinde olduğu gibi birer niş bulunur.
Yapının üstü sekizgen kırma çatı ile kapatılmış ve Marsilya tipi kiremitle örtülmüştür.
Çatının en yüksek noktasında “alem” bulunur.
Gönen Yunus Emre Türbesi
Bu türbenin Yunus Emre ve hocası Taptuk Emre’ye ait olduğuna inanılır. İslam inanışına göre, büyük ve bilgili kişilerin mezarı sağda, diğerleri sol tarafta bulunur. Türbeye girince sağda bulunan ilk mezar Yunus Emre’nin, sonrakiler sırasıyla Taktuk Emre, Sinan Efendi ve Vakfıyenin kurucusu Saadettin Efendidir.
Gönen Yunus Emre Türbesi
Türbenin hemen dışında, Yunus Emre heykeli bulunuyor. Gönenliler bu türbeye özel bir ilgiyle bakmakta ve yaşamasını sağlamaktadır. Her sene duvarları yeniden sıvanmakta, üzerine örtüler örtülmektedir.
Gönen Yunus Emre Türbesi
Ancak yine de bu mezarların kimlere ait olduğu net olarak bilinmemektedir. Bu mezarların ermiş kişilere ait kutsal mezarlar olduğuna inanılır. Hatta Hacı Bektaş-i Veli’nin müritlerinden birine ait olabileceği söylenmektedir. Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre’ye Taktuk Emre’ye gitmesi için yol göstermiştir. Sonuç olarak: halk burayı kutsal bir yer olarak kabul etmiş ve her yıl binlerce insan burayı ziyaret ederek dua etmekte ve adaklar adamaktadır.
Gönen Yunus Emre Anma ve Aşure Şenlikleri
Yunus Emre’yi Anma ve Aşure Şenlikleri
İlçede: 1991 yılından bu yana, her yıl Haziran’ın son Cumartesi günü; Yunus Emre’yi anma ve Aşure Şenlikleri yapılır. Bu şenliklerde amaç: Yunus Emre’yi halka tanıtmak ve sevdirmektir.
Gönen Yunus Emre Anma ve Aşure Şenlikleri
Türbe çevresindeki etkinlik alanında davetlilerin yapılan etkinlikleri ve gösterileri izleyebilecekleri bir amfi, eğime uygun olarak düzenlenmiştir. Amfinin yanındaki yarı açık bir mekan ise yemek hazırlama bölümü olarak kullanılmaktadır. Amfinin karşısında protokol için ayrı bir yarı açık mekan oluşturulmuştur.
Gönen Kuru Fasulye Günü
Kuru Fasulye Günü
Gönen ilçesinde, ülkemizin dört bir yanından gelen Gönen Öğretmen Okulu Mezunları ve ailelerinin katılımı ile, her yıl Haziran ayının son Pazar günü, Geleneksel Kuru Fasulye Günü etkinlikleri düzenlenmekte olup, bu etkinlikler 1945 yılından bu yana sürdürülmektedir.
İstanbul tarafından gelenler: Hendek çıkışında, TEM Otoyolundan ayrılmalılar. Ankara yönünden gelenler: Düzce çıkışında, TEM Otoyolundan ayrılmalılar. Daha sonra, Gölyaka’ya ulaşacaksınız. Gölyaka’nın içinde “Güzeldere Şelalesi” takip edin.
Güzeldere Şelalesine, 10 km. kaldığını gösteren tabelayı görünce, Güzeldere’ye sapmayıp, düz devam edin. Kısa bir süre sonra, solunuzda, göl görünecektir. Yol boyunca, oldukça güzel görüntüler ve şirin köyler göreceksiniz. Düzce’ye olan toplam uzaklık, 25 km. Gölyaka ilçe merkezine uzaklığı ise 5 km dir.
Düzce Efteni Gölü
GENEL
Efteni görü, Düzce’nin güney batısında, Gölyaka sınırları içinde kalıyor.
Ana çıkış noktası: Büyük Menderes nehri.
O kadar güzel bir göl ki; adeta bir kuş cenneti. Aslında buraya göl demekten öte, bataklık demek daha doğru olabilir.
Çünkü: gölün içinde kalmış ağaçlar ve çeşit çeşit su çiçekleri, çok güzel bir manzara oluşturuyor.
Aynı zamanda: göl, kuşlar ve bitkiler için bir doğal habitat alanı. Zaten bu özellikleri nedeniyle, 1992 yılında, 1992 yılında, Orman Bakanlığı Milli Parklar Av-Yaban Hayatı Koruma Genel Müdürlüğü tarafından, “koruma” statüsüne alınmış.
Çünkü: gerek geçici ve gerekse kalıcı kuş varlığının gelecek nesillere aktarılması için, koruma şart.
Gölün bazı yerlerinde: ortalara kadar yürüyebilmenizi sağlayan patikalar göreceksiniz.
Son zamanlarda: kuruma tehlikesi baş gösterince, su kaynakları, yeniden göle yönlendirilmiş. Ancak, yine de, eski kaynağına kavuşamamış.
Bunun nedeni ise: geçmiş yıllarda, tarımsal alanlar açmak için, yoğun bir şekilde yapılan kurutma çalışmaları.
Evet: kuşlar dedim. Burası gerçekten tam bir kuş cenneti. Türkiye’nin ikinci büyük kuş cenneti denebilir.
Göçmen kuşların göç yolu üzerinde bulunan, önemli ve ender merkezlerden biri. Burada, yaklaşık 150 çeşit, su kuşu bulunduğu söyleniyor.
Düzce Efteni Gölü
Kuğu, Karabatak, Flamingo, Su Tavuğu, Boz Kaz, Yeşilbaş Ördek, Sakar Meke, Sumru, Kız Kuşu, Çulluk, Balık Kartalı, Balıkçıl, Yılan Boyun, Angıt; ilk göze çarpan kuş türleri.
Bu kuşların izlenebilmesi için, göl çevresinde “Kuş Seyir Terasları” oluşturulmuş. Ayrıca, bir de tanıtım merkezi var.
Göl’de: kuş türleri yanında, ender bitki türleri de bulunuyor.
Bunlar: Nilüfer, Süsen, Düğün Çiçeği, Kamış, Nane, Su Mercimeği. Gölün kıyılarında ise: Söğüt, Dişbudak, Kızılağaç, Çınar gibi, sucul karakterli ağaçlar, göze çarpıyor.
Yaz ayları başında buraya giderseniz; gölün çevresindeki ağaçlardan dökülen polenlerin, gölün üstünü, yer yer bembeyaz kapladığını görebilirsiniz.
Göl’de 1992 yılında koruma statüsü kazanmış, gölde avlanma yasaklanmış ve alanın doğal yaşam ortamı korunuyor.
Düzce Efteni Gölü
GÖL EFSANESİ
Günün birinde, Olympos Tanrılarının en büyüğü olan Zeus; ölümlülerin arasına karışıp, hallerini öğrenmek ister.
Yanına; Hermes’i de alır ve insan görünümüne girerler.
Olympos’dan inerek, insanların arasına karışırlar. Yer yüzünde: dolaşırken, bir eve gelirler.
Kapıyı çalarlar.
– Yolunu yitirmiş iki garip insanız, kapıyı açar mısınız. Derler. Bu şekilde, birçok kapıyı çalarlar, ancak kimse kendilerine yardımcı olmaz, kapılarını açmazlar. Kimseden konukseverlik göremezler. İnsanlar: bunlara ya kapılarını açmazlar ya da hemen geri kapatırlar.
– Bizim çulsuz dilenci takımı ile işimiz yok. Derler.
Her yerden geri çevrilen gezginler, sonunda harap bir kulübeye gelirler. Saz ve samandan yapılmış kulübenin kapısını çalarlar.
Kapıyı, ihtiyar bir kadın açar. Kadın bakar, iki zavallı yolcu, çok yol yürümüşler, yoruldukları her hallerinden belli.
Kadın:
– Kimsiniz, necisiniz. Der ve evin içine buyur eder. Konuklar evin içine girerler ve kendilerine kapıyı açan kadından başka, ihtiyar ve neredeyse iki büklüm, güler yüzlü başka bir ihtiyar adam görürler.
Ev sahipleri, konuklara: ezile-büzüle, eski-püskü ama temiz bir minder gösterirler. Kendileri de, bir kütük bulup, üstüne otururlar. Ellerinde ne varsa, misafirlerine sunarlar. Onlar yemeklerini yedikçe: ihtiyar kadın ve adam mutlu olur. İçten gelen bu konukseverlikleri, misafirlerin dikkatini çeker.
Ancak, ihtiyar, sofradaki yiyeceklerin konuklar tarafından yenilmesine rağmen, hep aynı düzeyde kaldığını ve azalmadığını görür. Konuklar: “Bizler, ulu kişileriz. Sizin o komşularınız, hak ettikleri cezalara çarptırılacaklar. Ama, size hiç kötülük gelmeyecek. Yani, bırakın evlerinizi, dağın tepesine bizimle birlikte gelin.” Derler.
İhtiyarlar, bu söz üzerine: ulu kişilerin ardından yürüyerek, dağa doğru yükselirler. Tepeye varınca, yaşadıkları bütün şehrin, sular altında kaldığını görürler. Kendileri ise, çıktıkları tepede, birer ağaca dönüşürler ve çok uzun seneler, gelen-geçen insanlar, bu ağaçların dallarına çelenk asar.
Evet, Efteni gölünün oluşumu efsanesi bu.
Zaten: gölün altında bir şehir olduğu da söylenmekte. Bu şehir, sellerle, suya gömülmüş. Gölün, hemen yanında bulunan: Hacıyakup Köyü’ne, geçmişte, Sel alt (Saralt) Köyü denilmesinin de, bu nedenle olduğunu düşünmemek elde değil.
SONUÇ
Gözlem evi, sazlıkları ve gölün üzerinde uzanıp giden tahta köprüsü ile Efteni gölü; görülmeye değer bir yer. Arabanızı yol kenarında bırakıp, gölün her iki yanında uzanıp giden yeşilliklerde yürümenizi öneriyorum. Ayrıca, eğer varsa, yanınıza mutlaka bir dürbün alın. Elbette fotoğraf makinanızı unutmayın.