Fransa Aix-en-Provence

Fransa Aix-en-Provence

 

Çok fazla özellikleri olmayan bir yer, tek özelliği: Marsilya şehrine çok yakın olması. Marsilya ile bu şehir arasındaki uzaklık, topu topu 25 km.

Yani: Marsilya şehrinin kalabalığından, gürültüsünden kaçmak isteyenler, bu minik, çekici ve coşkulu yerleşim yerine geliyorlar.

Ama, buranın bir diğer özelliği kaplıcalarıdır. Öte yandan, yine bu şehrin en büyük özelliği: burada bulunan 4 üniversite nedeniyle, genç nüfusun yoğunluğudur.

Evet: Akdeniz ikliminin egemen olduğu, yani sıcak iklim şartlarının hüküm sürdüğü bu şehir: Galya bölgesinde, Romalılar tarafından ilk kurulan şehirdir. Romalılar, buradaki yerleşim yerini, MÖ.126 yılında “Sextiae” ismiyle kurmuşlardır.

Zamanla: iklimin elverişli olması nedeniyle, burada zeytin üretimi başlatılmış ve gelişen dönemle birlikte, bölge, Fransa’nın zeytin üretim merkezi haline gelmiştir. Burada: sofra zeytini yanında, zeytinyağı yapımında kullanılan zeytinler üretilir ve muhteşem lezzetli zeytin ezmeleri yapılır.

Burada: ayrıca, gezinirken: yöreye has bir tatlı türü olan “calisson” tatmalısınız. Bu tatlı: portakal, badem ve şekerlendirilmiş kavundan yapılıyor.

 

Peki: şehirde gezilecek yerler, aktiviteler var mı?

Öncelikle: şehrin tam merkezinde, buranın en büyük özelliğini yansıtan bir cadde bulunuyor. Cadde: çınar ağaçlarının oluşturduğu bir tünel gibi uzanıyor ve bu çınar ağaçlarının oluşturduğu kemer altından yürüyebilirsiniz.

Ayrıca: bu caddenin ortasında, yosun kaplı çeşmede, 34 derece sıcaklıkta çıkan kaplıca suyunu görebilirsiniz.

Fransa Aix-en-Provence
Fransa Aix-en-Provence

Evet, bu caddenin ismi “Cours Marabeau” caddesidir. Cadde: at arabalarının geçebilmesi için, gayet geniş olarak, 17’nci yüzyılda yapılmıştır.

Caddenin kıyısında ise, görkemli konaklar ve şık binalar bulunuyor. Bu binaların girişlerinde bulunan kafelerde, şehir sakinleri oturup sohbet ediyorlar. Günümüzde de bulvar boyunca birçok restoran ve kafe bulunuyor.

Giriş kısmı için son bir not: yazının başında da belirttiğim gibi, Marsilya şehrine gelip te zamanınız varsa, burayı ziyaret ederek, sessiz ve sakin bir gün geçirebilirsiniz. Bunun dışında, burayı ziyaret edeceklerin büyük çoğunluğunun, burada Üniversite eğitimine giden gençler olacağı kesindir, çünkü, turistik açıdan, burası ziyaretçilerine çok fazla imkanlar sunmamaktadır.

Burada: bol miktarda ki, 200 civarında bulunduğu söyleniyor, havuz ve çeşme görebilirsiniz.

Fransa Aix-en-Provence

GEZİLECEK YERLER

Fransa Aix-en-Provence

TOWN CENTRE

Entremont Oppidum

Burada: mağaza, depo ve atölyeler yanında: büyük bir tapınak yapısı bulunmuştur. 1946 yılında yapılan kazılarda: buranın, Cello-Ligurya kabilesi tarafından, MÖ.1’nci yüzyılın başlarından itibaren yerleşim yeri olarak kullanıldığı anlaşılmıştır.

Kazılarda: bir savunma sitesinin izleri bulunmuştur. Burada bulunanları görmek isterseniz “Granet Müzesi”ni ziyaret etmeniz gerekir. Özellikle: heykel ve kabartmalar muhteşem güzelliktedir.

Thermes Sextius

19’ncu yüzyılda, burada: Roma döneminden kalma “Sextius kaplıcaları” bulunmuştur. Yeni termal kompleksin girişinde, bu döneme ait bir termal havuz görülür.

Sextius Termal Tesisleri

Romalılar zamanından bu yana, bölgenin altında doğal termal su kaynakları bulunmaktadır. Termal tesisler “Aix” bölgesinin merkezindedir. Antik Roma dönemine ait bir sitenin içine inşa edilmiştir. Biraz önce söylediğim gibi, hemen girişte, Roma dönemine ait bir termal havuz görülür. Mevcut binalar ise: ultra-modern ve mükemmel konfor sunmaktadırlar.

Kaplıca suyu: 34 derece sıcaklıkta çıkar. Tesislerde: Hidro masaj, jet masajı, jet duşları, aktif havuzlar ve termal çamur kürleri bölümleri bulunmaktadır. Bu tedaviler: enerji dengeleme, selülit ve çeşitli güzellik terapilerinde kullanılır. Evet, burayı ziyaret etmek isteyenler, 3 yıldızlı bir otelde konaklayabilirler.

Vendome Pavilion

Burası, güzel bir Fransız bahçesidir. Vendome Dükü tarafından, 1665 yılında yaptırılmıştır. Bahçe içindeki yapı: günümüzde bölgesel mobilya, resim ve 18’nci yüzyıldan kalma kumaşlara ve goblenlere ait güzel bir koleksiyonu, izleyenlere sunmaktadır.

Fransa Aix-en-Provence

Atelier de Cezanne

Ünlü ressam Cezanne’nin resimlerini yaptığı atölyedir. Atölyede: ziyaretçilere filimler izletilerek, görsel ve işitsel bilgi verilir. Burada ayrıca, sanatçının: kişisel eşyaları ve paleti sergilenmektedir.

Paul Cezanne

1839 yılında, Aix şehrinde doğmuştur. O: Pissaro, Monet ve Renoir ile birlikte İsviçre Akademisinde çalışmıştır. 1886 yılından sonraki dönemde, ünü giderek büyümüştür.

Şehir merkezinin hemen yakınlarındaki “St. Victorie dağı”: kendisine ve Picasso’ya ilham kaynağı olmuş, lavanta tarlalarının resimleri buradan esinlenerek yapılmıştır. Eğer siz de Haziran-Temmuz aylarında bölgeyi ziyaret ederseniz, burada, yine lavanta tarlalarını görebilirsiniz.

Montagne Saint-Victoire

Aix merkezinin, 14 km. doğusunda ise, ünlü ressam Cezanne’nin; ünlü manzara resimlerinin pek çoğu, bu müzede sergilenmektedir.

VİLLENEUVE

1590 yılı ile 17’nci yüzyıl arasında, burada önemli yapılaşma görülür, ama bu yapılar, zengin bezemeli cepheleri olan konaklar olarak öne çıkmaktadırlar.

Fransa Aix-en-Provence

ESKİ ŞEHİR BÖLGESİ

Fransa Aix-en-Provence

Saint Sauveur Cathedrale

Burası: söylenenlere göre: Apollon Tapınağı üzerine inşa edilmiştir. Yapılış tarihi olarak: 5 ile 18’nci yüzyıllar arasındaki dönemden söz ediliyor. Bu yüzyıllar süren yapım tekniği, yapının çeşitli yerlerindeki farklılıklardan hissedilmektedir.

Yapının güney bölümü, sağ tarafında bulunan Romanesk kapı: bir Roma dönemi duvarına bitişiktir. Kuzeyde, sol bölümde bulunan, zengin oymalı Gotik kapının: 15-16’ncı yüzyıllarda yapıldığı biliniyor. Kule ise: 1323-1425 yılları arasında inşa edilmiştir.

Katedral yapısının, küçük Romanesk avlusu (Cloitre Saint-Sauveur); katedralden d aha fazla ilgi çekicidir. Çünkü, burada konserler düzenlenmektedir. Avlunun hemen arasındaki “Palais de I’Ancien Archeveche” de ise, operalar sahnelenir.

Katedral içinde, Fransız bir başyapıt resim görebilirsiniz. Buisson Ardent ve Nicolas Froment tarafından, Kral Rene için, 1476 yılında yapılan bu resim: lateral panel üzerindedir.

Yapının kapısının kanatları: 16’ncı yüzyıl başında: Jean Guiramand tarafından, ceviz ağacından oyulmuştur.

Katedralin hemen bitişiğinde: Başpiskopos eski sarayı bulunuyor. Yapı: 1650-1730 yılları arasında yapılmıştır. Kapısı ise, heykeltıraş Toro yapımıdır.

Cite Comtale

Burası: sakin bir yürüyüş yeri ve aynı zamanda, yaya alışveriş alanıdır.

Fransa Aix-en-Provence

Saat Kulesi

Burası: yerel yönetimin, yani kasabanın sembolü eski çan kulesidir. Roma dönemine ait bir yapının temelleri üzerine, 1510 yılında yapılmıştır. 1661 yılında, buraya bazı evler ilave edilmiştir.

Rue Gaston de Saporta

Burası, eski bir sokak olup, burada 17 ve 18’nci yüzyıllardan kalma, özellikle 4 muhteşem konak ilgi çekmektedir.

Town Hall

Kulenin dibinde, 14’ncü yüzyılda, İtalyan stilinde inşa edilmiştir.

Fransa Aix-en-Provence

MAZARİN MAHALLESİ

Burası: Başpiskopos Mazarin’in kardinal kardeşi tarafından, 17’nci yüzyılda tasarlanmıştır. Bu iki ana cadde ekseni çevresinde, bölgenin lüks konutları yerleştirilmiştir.

Arbaud Müzesi

Bölgede bulunan 18’nci yüzyıl yapımı konaklardan birinde: Arbaud denilen şahıs tarafından, 1910 yılında şehre miras bırakılan çok sayıda “el yazması” ve “resim” bu müzede sergileniyor.

Hotel de Caumont

Marques isimli Ulusal Denetim Ofisi Başkanı tarafından, 1715-1742 yılları arasında inşa ettirilmiştir. Günümüzde, müzik ve dans okulu olarak kullanılmaktadır.

Dört Yunuslar Havuzu

Bölgenin merkezindedir. 1667 yılında, heykeltıraş Jean-Claude Rambot tarafından yapılmıştır. Havuzun ilgi çeken yönü: 4 yunus ve dalgalardır. Barok sanatının önemli bir örneği olarak izlenmektedir.

COURS MİRABEAU ÇEVRESİ

Şehrin tüm geçmişine ait kalıntıları görmek isterseniz, burada yürümeniz gerekir. Eski surların yerine, 17’nci yüzyılda bir yol inşa edilmiştir. Bu yol üzerinde, şık evler bulunur. Bu evler: zengin bezemeli cephelere ve gizli bahçelere sahip olağanüstü bir mimariye sahiptir.

Hotel d’Arbaud-Jouques

Cadde üzerindeki bu bina: 1700 yılında yapılmıştır ve kesme taşlardan yapılan cephesinin güzelliği ile, cadde üzerindeki en güzel yapı olarak ilgi çeker.

Yunanistan Atina Tarih

Yunanistan Atina Tarih
 
 

İsterseniz: Atina şehrinin tarihine, şehrin kuruluş öyküsü ile başlayalım. Her ne kadar “mit” yani bir efsane olsa da, bunun gerçekçiliği pek tartışılmıyor ve şehrin kuruluş efsanesi olarak kabul ediliyor.

Antik dönemde: Bilgelik Tanrıçası Athena ile Denizler Tanrısı Poseidon arasında, bir yarışma düzenlenir. Yarışmanın amacı: hangisinin ölümlülere yani insanlara, daha yararlı bir hediye verecektir.

Hakem: Atina şehrinin yarı insan- yarı yılan olan kralı: Kekrops. Yani: Kekrops, Atina şehrinin ilk kralıdır.

Şehre; önce Poseidon gelir ve Akropolis kayalıklarına, çatallı mızrağını vurur ve kayalıktan tuzlu su çıkmaya başlar. Daha sonra, Athena gelir. Athene, Akropolis kayalıklarına vurur ve kayalıktan “zeytin ağacı” çıkar. Hakem: zeytin ağacının, ölümlüler için daha değerli olduğuna karar verir ve Tanrıça Athena, şehrin özel koruyucusu olarak seçilir.

Zaten, günümüzde de, gerek Akropolis ve gerekse Atina’nın birçok yerinde, binlerce zeytin ağacı görülmektedir, hatta saçma-sapan yerlerde bile zeytin ağaçlarının çıktığı görülmektedir.

Bunun dışında

Yunanistan Atina Tarih; Şarap Tanrısı Dionysos tarafından, şehre “asma ağacı” hediye edilir. Böylece: şarap, ticaret ve yaşam, Atina şehrinin ayrılmaz bir parçası haline gelir.

Evet, antik kaynaklarda yazılı bu hikayeden sonra, Atina şehrinin yazılı kaynaklardaki tarihi geçmişine bakalım.

Atina şehri bölgesindeki ilk yerleşim: MÖ.3000 yıllarında, Mikenler tarafından yapılmıştır. Doğu Akdeniz ve Ege kıyılarında, büyük bir uygarlık sürdüren Mikenler, bu dönemde, Akropolis üzerinde büyük bir saray yaparlar. Ancak: devam eden tarihi süreçte, 10 yıl süren Truva savaşları, Miken uygarlığının zayıflamasına neden olur.

MÖ.1100 yıllarına gelindiğinde, kuzeyden Yunanistan ülkesine giren Dor savaşçıları: demir mızrak ve kalkanlarıyla, Tunç çağı silahları kuşanmış ve zayıflamış olan Miken savaşçılarını yenerler ve bölgeyi ele geçirirler. Böylece, burada, karanlık çağ diye isimlendirilen ve MÖ.1100-750 yılları arasındaki dönemi kapsayan, karanlık çağ yaşanır. Bu dönem hakkında, herhangi bir bilgi yok. Ancak, bölgedeki  tüm saray ve büyük yapıların talan edildiği ve yıkıldığı biliniyor.

Takip eden süreçte: bölgede şehir devletlerinin kurulduğu görülür. Ancak, Atina şehir devleti, bu dönem de, çok ta önem kazanan bir değilmiş.

Attika yarımadasında

Yunanistan Atina Tarih: Doğal kaynak ve verimli alanlara sahip olan tüm bölgeyi kaplar. Bunların yanında: Lavrion bölgesindeki gümüş yatakları ve İmittos ve özellikle Pendelli dağlarındaki mermer yatakları, sonradan görüleceği üzere, bölgenin imarında büyük rol oynayan etkenler olarak öne çıkar.

Evet, Pire ve Porto Rafi bölgesindeki doğal limanlar da, Atina şehir devletinin, bölgede zamanla büyük bir güç olarak öne çıkmasının en büyük nedenlerinin başında gelir. Sanat ve ticaret hızla gelişir. Bölgede üretilen: şarap ve zeytinyağları, İtalya, Mısır ve Anadolu’ya ihraç edilir.

Özellikle, bölgede “Pers” tehdidi, şehir devletleri için ortak bir sorun haline gelince, Atinalılar bundan bir şekilde yararlanırlar. O dönemde, Atina şehrinin belediye başkanı Perikles.

Perikles: şehir devletlerinin ilgililerini toplar ve hazinelerinin saklanması için bölgedeki en güvenilir yerin, Akropolis olduğu konusunda onları ikna eder. Bunun üzerine, çevredeki şehir devletleri, hazinelerini Akropolise gönderirler.

Ancak, Perikles, bu altınları kullanarak, şehri güzelleştirmeye  başlar. Özellikle: Agora’yı yaptırır. Mimarlar ve sanatçılar şehre akın eder. Bu arada: Atina Okulu’nu kurarlar ve böylece, şehre bilginler de gelmeye başlarlar.

Böylece, ticari yönden gelişen şehir, dünyanın önemli bilim ve kültür merkezlerinden biri haline gelir. Çünkü: birçok hazine ve ayak işlerinde kullanılan köleler, şehrin önde gelenleri tarafından, sadece felsefe ve sanat la uğraşılmasına fırsat yaratır.

Ancak, yine de bu  dönemde ortaya çıktığı söylenen demokrasi olayında: Atina şehrinin kadınları, yabancılar ve köleler oy veremiyorlardı ve oy veren miktar, halkın yaklaşık % 20’ sini oluşturuyordu.

MÖ.5’nci yüzyıla gelindiğinde

Yunanistan Atina Tarih: Atina savaşçı güçleri, ülkeyi işgal etmeye gelen Pers ordusunu yenerek, bölgeden uzaklaştırır.

Daha sonra ise: İonya (Anadolu) sahilindeki Yunan şehirlerinde, Anadolu Pers egemenliğine karşı olan ayaklanmaları destekler.

MÖ.498 yılında: Yunan güçleriyle destekli İonya ordusu, Anadolu topraklarında Sardes isimli Pers kentini yakıp-yıkınca, Persler, Atina şehrinden intikam almak için, MÖ. 490 yılında: tekrar, Yunanistan topraklarına girerler.

Atina şehrinin 45 km. kuzey doğusundaki “Marathon” düzlüğünde yapılan savaş, yine Atinalılar tarafından kazanılır.

Bu savaşta, zafer haberini Atina şehrine bildirmek üzere, 45 km. koşan asker, şehre vardığında,  zafer haberini verir ve yorgunluktan ölür. Askerin bu başarısı ve gücü, günümüzde “Marathon” yarışlarının doğmasına neden olmuştur.

MÖ.480 yıllarında

Persler, bu kez, Darius’un oğlu Xerxes idaresinde, Atinalıları yenerler ve şehri işgal ederek, Akropolisi yakıp-yıkarlar. MÖ.479 yılında ise, Sparta şehir devleti, bölgede en büyük güç olarak öne çıkar, Persleri, bölgeden atar.

MÖ.432-404 yılları arasında ise, bu kez: Atina ve Sparta şehir devletleri, kendi aralarında, Peloponnesos savaşları yaparlar.

MÖ.146 yılında, Romalılar, ülkeyi ele geçirirler. Ancak, Atinalılar, MÖ. 86 yılında, Anadolu’da ayaklanan Pontos Kralı Mithradates’i destekleyince, buna kızan Romalılar, Atina şehrini yakarak yok ederler.

MS.110 yılında: Romalılar şehri yeniden inşa etme faaliyetlerine girişirler. Özellikle, Roma imparatoru Julius Caesar tarafından, Atina Agorasının doğusundaki Roma Agorası, Hadrian tarafından ise Hadrianus kitaplığı yaptırılır. Ancak, 267 yılında, bu kez, kuzeyden gelen Heruliler tarafından, Atina şehri yeniden yağmalanır ve yakılır-yıkılır.

330 yılına gelindiğinde: Roma imparatorluğu ikiye bölünür. Bu dönemde: İstanbul, Bizans imparatorluğunun başkenti olarak hızla gelişir. Atina ise, 200 yıllık bir süreç boyunca: eğitim ve kültür merkezi olarak, bölgede ayrı bir yere oturur.

530 yılında: dindir bir Hıristiyan olan Bizans İmparatoru İustinianos, Atina şehrindeki bütün felsefe okullarını kapattırır. Böylece, 1000 yıllık bir gelenek biter ve Atina, diğer sıradan şehirlerden farksız hale gelir.

1204 yılında

Hıristiyan Bizans topraklarına karşı  düzenlenen, haçlı seferleri görülür. 1311 yılına kadar, şehir, Fransız haçlıları tarafından yönetilir.

1456 yılında: bu kez, bölgede Osmanlılar görülür. Akropolis, bir Osmanlı kasabası haline gelir ve şehirde birçok cami yapılır. Ancak, bu dönemde inşa edilen dört büyük camiden, sadece “Roma Agorası” bölgesinde bulunan “Fethiye Camisi” günümüze kadar ayakta gelebilmiştir. Halbuki, Osmanlılar, yöredeki kiliselere asla dokunmamışlar, bu ibadet yerlerine saygı göstererek, yıkmamışlardır.

1687 yılında: Osmanlı-Venedik savaşları ve savaştan galip ayrılan Venedikliler, Atina şehrini işgal ederler. 1688 yılında ise, veba salgını nedeniyle, Venedikliler şehirden kaçarlar ve 5 ay süren salgın, Atinalıların şehri terk etmesine neden olur. Böylece, şehir 3 yıl süresince boş ve ıssız kalır.

1700 yılında, Osmanlılar

Yeniden şehri ele geçirirler. 1721 yılında, günümüze sadece kapısı sağlam olarak gelebilen “Medrese” yapılır. 1759 yılında ise, Monastiraki meydanındaki “Trizderaki” camisi inşa edilir.

1821 yılında: Peloponnesos bölgesindeki savaştan yenik ayrılan Osmanlılar, Atina şehrini terk ederler. Ancak, 1826 yılında, şehir, Osmanlılar tarafından yeniden ele geçirilir. Bunun üzerine, Atinalılar, Salamis adasına göç ederler ve Yunan bağımsızlık savaşı başlatılır.

1827 yılında: Osmanlı deniz güçleri, Navarin bölgesinde, İngiliz-Fransız-Rus birleşik donanmasına yenilince, 1930 yılında bu ülkelerle imzalanan anlaşma gereği, Osmanlılar yeniden bölgeden çekilirler ve Yunanistan, bağımsız bir ülke olarak siyaset sahnesine çıkar.

1833 yılında

Son Osmanlı birlikleri, Atina şehrini boşaltırlar. 1834 yılında, Atina, resmen Yunanistan ülkesinin başkenti olarak ilan edilir. Ancak, bu dönemde, Akropolis bölgesinin kuzeyindeki dağınık evlerde, sadece 4000 kişi yaşamaktadır ve şehir, bu haliyle köyden farksızdır.

Aynı dönemde: Almanya-Bavyera bölgesinden ülkeye kral olarak getirilen 18 yaşındaki Otto, kentte bulunan bir tane, iki katlı eve yerleşir ve uzun süre burada oturur.

Daha sonra ise, Alman mimarlara, bir saray yaptırır. Sarayın aşağı bölümü ise, geniş bir bahçe olarak (günümüzdeki Sintigma Meydanı) düzenletir. Bu dönemde, şehrin büyümesi hızlanır.

1863 yılında; Danimarkalı genç bir Prens olan I. George krallığa getirilir ve 1967 yılındaki askeri yönetime kadar, ülke, bu aile tarafından idare edilir.

1907 yılına gelindiğinde, şehrin nüfusu 200 000 civarında idi. Omania Meydanının açılması ve Atina-Pire demiryolunun yapılması ile, büyüme hızlandı.

1915 yılına gelindiğinde: Yunan siyasi tarihindeki en büyük hata olan, Anadolu’nun işgali hamlesi yapılır. Ama, Anadolu topraklarındaki Yunan macerası, daha önce de olduğu gibi, yine hüsranla sonuçlanır ve Anadolu topraklarında yarattıkları vahşeti geride bırakarak, Ege denizi sularına gömülürler.

1922-1923 yıllarına gelindiğinde, Anadolu topraklarında yaşadıkları macera sırasında yarattıkları vahşet, yıkım ve katliam nedeniyle; yüzlerce yıldır, birlikte, barış içinde yaşayan Türk-Rum toplumları, birbirinden kopar.

Anadolu topraklarındaki Rumlar Yunanistan ülkesine, Yunanistan ülkesindeki Türkler ise, Anadolu topraklarına, zorunlu göçe yani mübadeleye tabi tutulurlar. Ancak: Yunanistan ülkesine göçen Rumlar, özellikle Atina şehri çevresindeki varoşlara yerleşirler ve şehir nüfusu ve yapılaşması, dengesiz ve plansız şekilde, birden artar, yükselir.

1940-1941 yıllarında

2’nci Dünya Savaşı arifesinde; Yunan askeri güçleri, İtalyan ordusunun, ülke içinde ilerleyişini durdururlar. Bu başarı ve kahramanlık, her yıl “28 Ekim” tarihinde, Ulusal Bayram olarak kutlanır.

Ancak, Nisan 1941 tarihinde: Nazi Almanya’sı tarafından ülke işgal edilir. Almanlar, ülkenin birçok yerini ele geçirirler, bu arada, Atina şehri: Almanların müttefiki İtalyanlar tarafından işgal edilir.

1944 yılında, Almanlar ve İtalyanlar ülkeden geri çekilirler. Ancak, bu dönemde, Yunanistan tam bir yıkıla uğramıştır. Ülke: bağımsızlık hareketine katılanlar tarafından, çeşitli guruplara bölünmüştür. Böylece iç savaş çıkar. İç savaş; 1949 yılında, komünistlerin yenilgisiyle sonuçlanır. Ancak, siyasi istikrarsızlık sürmeye  devam eder.

1967 yılında; ülkede, askeri yönetim idareyi ele geçirir. Krallık rejimine son verilir. Kasım 1973 tarihinde ise, bu kez, askeri idare rejimi biter.

Ülke; 1981 yılında, Avrupa Birliğine katılır ve hızla gelişerek, günümüze gelir.

Atina şehri genel özellikleriyle ilgili yazım için.

Çin Chongqıng

Çin Chongqıng

Bu şehir, geçmişi her ne kadar çok uzun yıllara dayansa da, ziyaretçiler için eski tapınaklar veya mimari yapılar sunmamaktadır.

Çin Chongqıng

Çin Chongqıng

ŞEHRİN TANITIMI

Buranın tek özelliği: Yangzte Irmağı üzerinde yapılacak tekne gezilerinin başlangıç noktası olmasıdır. Yani: meşhur Yangzte ırmağı üzerindeki bir ana liman olarak önem kazanıyor. Yani, Batı Çin ülkesinin en büyük iç nehir limanıdır.

Çünkü: Yangzte ve Jialing ırmakları, tam burada birleşiyor ve sanayi şehri olarak öne çıkan bu şehire avantajlı bir konum sağlıyor. Bir süre öncesine kadar burada, Yangzte nehri üzerinde, muhteşem güzel manzaralar görülen ve iki güne kadar uzayan tekne gezintileri düzenleniyordu. Ancak, Üç Boğaz barajının yapılması ve nehirdeki su seviyesinin yükselmesi nedeniyle, bu tekne gezintileri, günümüzde, eskisi kadar cazibe sağlamıyor ve bir anlamda bitmiş durumda.

Üç boğaz barajı demişken, burada “Üç Boğaz Köprüsü” var. Köprü: Wulong Karst Ulusal Jeoloji Parkı içindedir. UNESCO Dünya Mirası listesindedir. Bu korumalı 20 km. lik arazinin tam merkezinden, Wu nehri geçmektedir.

Çin Chongqıng

Şehrin tarihi süreçteki en önemli konumu: 1939-1945 yılları arasında, ülkenin askeri ve siyasi başkenti olmasıdır. Bu dönemde, yaz günlerinde Japon uçaklarının saldırılarına ve bombalarına hedef olan şehir, kış aylarında ise, nehir üzerinden yükselen sis nedeniyle koruma altına giriyormuş.

Çin Chongqıng

ŞEHİRDE GEZİLECEK YERLER

Dağınık tezgahlarda kurulan Pazar yeri ilginizi çekecektir. Çünkü: burada, portakal, lahana,  yumurta, canlı tavuk, yılan balığı ve her türlü baharat bulmak mümkündür. Ayrıca: bu tezgahlarda, şehrin en öne çıkan yöresel lezzeti olan: “Sichuan güveci” yemeğini tadabilirsiniz. Bu yemek: masanın ortasında kaynamakta olan baharatlı bir karışımda pişirildikten sonra, sosa batırılarak yenen: et-sebze-soya peyniri çeşitlerinden oluşan, bol acılı bir yemek türü.

Çin Chongqıng

Çin Chongqıng

 

Şehir merkezinde: Halk Kurtuluş Anıtı var. Anıt, şehrin bir sembolü olarak hizmet vermektedir. Yapıldığında bölgenin en yüksek binası olmasına rağmen, günümüzde çok sayıda alışveriş merkeziyle çevrilmiştir. Zafer anıtı, Çin ülkesinde bu amaç için yapılmış tek anıttır.

Chongqıng

Şehirde, bir de saray var. Chongqing Halk Sarayı. 1953 yılında yapılan saray: 4000 kişilik bir konferans salonu ve otel olarak günümüzde hizmet veriyor.

Chongqıng

Burada: Luohan  Tapınağını da gezmenizi öneriyorum. Burada: kör falcılar ve Buda rahipleri var. Ayrıca: 500 tane renkli toprak heykel görebilirsiniz.

Çin seddi

Pekin merkezi yakınları

yemek kültürü

Şanghay Shanghai