Sanırım: bu satırların okurları olan sizler, bir şekilde: Ankara Esenboğa hava alanını kullanmışsınızdır ki, ben defalarca kullandım.
Esenboğa hava alanı: özellikle karlı günlerde ve yoğun mesai saati başlangıç ve bitiş saatlerinde ulaşım sıkıntısı ve hava alanının bulunduğu yerin sürekli esmesi, yoğun ve sürekli sis olması ve hatta bazen sanırım yakınlarında bulunan ahırlardan kötü kokuların gelmesi ile hatırlanmaktadır.
Peki: bu hava alanının isminin neden “Esenboğa” olduğunu hiç düşündünüz mü?
Çünkü “Esenboğa” kelimesi ilginç, ilginç çağrışımlar yapıyor. Evet: kelimenin kökenini ve niye buraya bu ismin verildiğini inceledim, buyurun hikayesi aşağıda.
Cumhuriyetin kuruluş yıllarında, Ankara’nın yeniden planlanması gündeme geldiğinde, 1927 yılında yapılan uluslar arası yarışma sonucunda, yarışmayı kazanan Alman Hermann Jansen’in şehir planına göre, hava alanı bugünkü Tandoğan Meydanının olduğu yerdedir.
Esenboğa hava alanının inşaatına 1955 yılında başlandı. Halen kullanılmakta olan büyük uçak hangarı: 1954 yılında yapıldı. Kule ve yolcu hizmetlerinin verildiği müşterek terminal ise, 1958 yılında hizmete açıldı.
Artan yolcu trafiğini karşılamak için, 1984 yılında yeni bir iç hatlar terminali yapıldı. Ertesi yıl ise, yeni bir pist açıldı. 2006 yılında ise: hava alanı tamamen yenilendi ve 16 Ekim tarihinde hizmete girdi.
Gelelim alanın ismine yani “Esenboğa” kelimesine.
“Esenboğa” kelimesi düşünüldüğünde akla ilk gelen: sanki sürekli “esen” bir rüzgar veya “gürleyen bir boğa” düşünülmektedir.
Ancak, bu elbette böyle değildir, kelimenin kökeni; 1402 yılında yapılan “Ankara” savaşından gelmektedir. Hatta, yine neden olduğu anlaşılmayan bir sebeple: alana bu savaşta Osmanlı’yı yenen ve tarihte ender görülecek şekilde, bir Osmanlı padişahını esir alan Timur’un generallerinden birinin ismi: evet nedendir bilinmez, ülkemizin başkentinin hava alanına isim olarak verilmiştir.
Daha ayrıntıya girelim. 1402 yılındaki Ankara savaşında, Orta Asya’dan kalkıp Anadolu’nun içlerine kadar gelmiş aksak (bir ayağı kısadır) Timur: Osmanlı güçlerini perişan etmiştir.
Onun generallerinden birinin ismi ise “İsen Buga” yani “mutlu ve sağlıklı öküz” dür.
Kendisi: Asya’daki Türk imparatorluklarından biri olan Çağatay Devletinin hükümdarıydı, ama Timur: 1381 yılında kendi imparatorluğunu kurunca, onun hakimiyetini kabul eden hükümdar, sultanlar ve hakanlar: bağımsız devlet olmaktan çıkıp Timur’un birer generali durumuna geldiler.
İşte “İsen Buga” da bu durumda idi ve Timur’un generallerinden biri olarak emrindeki birliklerle savaşlara katılıyordu.
Kendisi, 1402 yılındaki Ankara savaşında, fil birliklerinin komutanıydı ve karargahını, bugünkü Esenboğa hava alanının bulunduğu yer yakınlarında kurmuştu.
Savaş sırasında, özellikle Timur’un iki oğlunun ön saflarda savaşan birliklerinin bozguna uğrama ihtimali söz konusu olduğunda fil birliklerini öne sürerek muhtemel Timur ordularının yenilgisine engel olması ile önem kazanmıştır.
Hatta, söylenenlere göre: savaşın geçtiği burada bir an gelmiş, sis basmış ve İsen Buga, fillerini siste saklamış ve birden sisin kalkması ile tank gibi filler ortaya çıkınca, Osmanlı süvarilerinin atları ürkmüş ve bozguna uğramışlardır.
Günümüzde de burada aniden sis bastırmakta ve sis aniden çekilmektedir. Hatta: hava alanının bu sürekli sis li bölgeye neden yapıldığı da meçhuldür.
Ankara savaşı: elbette Osmanlı için tam bir hüsran, yenilgi, Padişah Yıldırım Beyazıt’ın ölümü ve ardından Osmanlı devletinin parçalanması ile devam eden bir sürece neden oldu.
Savaşın ardından, Timur orduları bölgeden çekilmiş ancak burada bir kısım birlikleri kalmış ve bunlar, yörede Türkmen köyleri oluşturarak yaşamaya başlamışlardır.
Evet: Ankara savaşı günümüzde bu hüzün yanında: savaşın yapıldığı Çubuk ovasında: Timur zamanında yapılmış bir hamam kalıntısı ve günümüzde de toprağın altında bulunabilen ok ve savaş baltaları parçaları ile hatırlanmaktadır.
Öte yandan, Timur’un generallerinden birinin isminin, hava alanına verilmesi konusuna gelince: 1930’lu yıllarda Ankara’da Etimesgut hava alanı ihtiyaca cevap vermeyince, Esenboğa denilen küçük yerleşim yerinin bulunduğu burada yeni bir havaalanı yapılmasına karar verildi ve inşaat tamamlandığında, alana, bulunduğu yerin ismi verildi.
Yani: Timur’un generallerinden biri, hatta Osmanlının yenilgisinde baş rolü oynayan ve Osmanlının dağılmasına sebep olan bir kişinin ismi: ülkemizin başkentinin hava alanına isim olarak verildi.
Evet, buranın ismi hakkında bir efsaneden daha söz etmek istiyorum. Gerçeklik payı az olsa da şöyle bir anlatım söz konusudur “bu hava alanı, Esenboğa isimli bir şefin idaresindeki Kızılderili kabilesi toplu mezarı üzerine yapılmıştır ve bu yüzden uçaklardaki rötarların ve havadaki sisin sebebi budur”
Gelelim sonuca: Türk Tarihi incelendiğinde, bir kısım yazarlar, bu kişinin yani İsen Buga’nın bir Türk generali olduğunu ileri sürmekte ve hava alanının isminin bu şekilde kalması yönünde fikir ortaya atmaktadırlar.
Bence: her ne kadar alışılmış bir isim olması ve bugüne dek insanlarımızın bu ismin kökenini bilmeme ve hatta merak etmemeleri nedeniyle, isim öylece kalmıştır. Ancak, yakın tarihimizde birçok ünlü ve bu ülkeye hizmeti geçmiş Türk insanı varken, hava alanına gidip te her ne kadar Türk kökenli olsa da, Timur’un generallerinden birinin ismini vermek, hatta Osmanlının parçalanmasının en büyük sebebi olarak kabul edilen bir kişinin ismini vermek ne kadar anlamlı?
Gezginler için Genel Kültür Yazıları; Kutsal mekanların bezenmesinde; kutsal kitabı öykülemek imkansızdı. Çünkü: Tanrıya eş koşmak, en büyük günahtı. Tanrı’nın sözlerini resimlemek ise, onun sözlerini yetersiz bulmak anlamına gelecekti.
Dahası, tüm eski din metinlerinden gelen ” Önce söz vardı ” ilkesine, en çok İslam düşüncesi bağlı idi.
Resim yasağı: mimarlıkta görsel etki yapan her şeyin kavramsız varlıklara yani geometrik şekillere dönüştürülmesine sebep oldu. Ancak, burada şu ince ayrıntı ortaya çıkıyor. Geometrik bezeme; soyut resmi andırır.
İzleyicide, mantığı değil, duygu organlarını harekete geçirir. Yani; İslam mimarisinde sıkça görülen geometrik bezemenin mantıkla açıklaması olmaz. Oysa, resim ve heykel; her ne kadar duyguları hedeflese de, anlam yönünden mantığa seslenir. Bunun sonucu olarak ise; İslam ve Hıristiyanlık yapıları, birbirine kökten karşıttır.
2. Kültür etkileşimleri:
Müslüman olmalarına rağmen Selçukluların, 12 hayvanlı Çin takvimini kullanmaları ilginçtir. Şöyle ki, bu takvimdeki hayvanları, camiler dışında her yere kazımışlardı.
Ayrıca; Selçuklular tarafından sıkça kullanılan çift başlı kartal; köken olarak Doğu Roma yani Bizans tarafından sıkça kullanılan bir simgedir.
Sanırım bu çift başlı kartalın, Selçuklular tarafından da kullanılması bir kültür devamlılığını ortaya koyuyor. Selçuklulara ait en güzel çift başlı kartal motifi; Konya İnce Minareli Medrese Müzesinde görülebiliyor.
Gezginler için genel kültür yazılarına devam ediyoruz.
3. Çanakkale, Gelibolu’da 25 Nisan: Her yıl; 25 Nisan yaklaşınca; Gelibolu’da gözle görülür bir turist artışı görülür.
Gezginler için genel kültür yazıları.
Otobüsler, adeta konvoylar oluşturmaya başlarlar. Kimileri özel tırlar organize etmiş, içini ev gibi döşemiş ve bir aylığına Gelibolu’ya gelmiştir. Kimileri de, motosikletlerle ya da karavanlarla gelirler. 25 Nisan yaklaştıkça, kalabalık artar.
Gelenlere yaklaşıp, kim olduklarını sorguladığınızda, hemen çoğunun; Avustralyalı ve Yeni Zellanda’lı olduklarını görürsünüz. Onlar, kendilerinden yaklaşık 100 yıl önce, buralara gelerek, bu topraklarda kalan dedelerini aramaya gelmişlerdir.
Niye; bu tarihi seçerler? Çünkü; bu tarihte, yani 25 Nisan günü; atalarının, İngilizlerin emriyle, Arıburnu’na kara çıkartması yaptıkları tarihin yıldönümüdür. Ama; bu zavallı insanlar; İngiltere’nin menfaatleri uğruna, burada ölüme gitmişlerdi.
Bugün ise; Gelibolu’ya gelecek bir Anzak torunu; tatile gidiyormuş gibi hazırlanmıyor.
Onlar, 24 saati aşan uçak yolculuğuna katlanarak; buralara dedelerini ziyarete geliyorlar. 25 Nisan tarihinden önce gelirler ve bu tarihe kadar; Gelibolu’nun savaş yapılmış bir çok yerini gezerek ve devamlı okuyarak; savaş ve savaş yerleri hakkında, ayrıntılı bilgi alırlar. Zaman zaman; geceleri sahile gider ve atalarının çıkarma yaptıkları yerlerden; uzun uzun kıyıyı seyrederler. Bu manzarayı kafalarında canlandırmaya çalışırlar.
Ve; bekledikleri o günün arifesi gelir. 24 Nisan akşamı; hepsi, sözleşmiş ce sine, Anzak Koyunda toplanır. Sayıları; binleri bulur. Ellerinde; kutsal kitapları İncil bulunur.
Gecenin karanlığında; saatlerce ayin yaparlar. Saat: 04.30 sularında, aynen atalarının, 25 Nisan 1915 sabahı, bu saatlerde yaptıkları gibi, elbiselerinin paçalarını sıvayarak, suya girerler.
Su; neredeyse bellerine geldiğinde, sırtlarını denize vererek, yüzlerini karaya çevirirler ve atalarının, yıllar önce çıkartma sandallarından inerek, burada kıyıya doğru ağır ağır ilerlemeleri gibi, onlarda, karaya doğru ilerlerler. Bir nevi, o günlerin canlandırmasını yaparlar.
Kimilerinin başlarında atalarının o günlerde giydiği şapkalar vardır. Kimileri de, asker elbisesi içindedirler. Bu yaptıkları ile de; dedeleri ile aynı ruh durumu içine girer ve onların buradaki ruh durumlarını anlamaya çalışırlar.
İşte; Anzaklar, her yıl 25 Nisan tarihinde, ülkemize geldiklerinde, Gelibolu’da bunları yaparlar. Peki; bizler ne yapıyoruz?
Bu adamlar; binlerce kilometre uzaklardan gelip, hem de savaşta yenilmiş olmanın gurur kırıklığı ile atalarını anıyorlar. Peki, bizler. Savaşı kazanan, düşmanın topraklarımızı işgal etmesini önleyen atalarımız için bizler ne yapıyoruz?
Lütfen kendinizi sorgulayın. Eyer hala içinizde, Gelibolu’da savaşın geçtiği yerleri görmeyenleriniz varsa veya siz görüp te, kendi çocuklarınızı buraya götürmediyseniz veya bir yetkili iseniz, mahiyetinizdeki insanların Gelibolu’yu görmesini sağlamadı iseniz, fırsat yaratmadı iseniz, düşünün bakalım, şu andaki özgür ve hür ortamı kime borçlusunuz?
Kanada Tarih; bu sahile geldiklerine inanılan Vikingler hakkındaki iddialarla ilgili olarak sağlam kanıtlar ele geçirilmiştir. Şöyle ki: Newfoundland’in kuzey ucundaki: L’Anse auw Meadows’da bulunan: evler, atölyeler, hatta bir demir dökümhanesindeki aletler ve kap-kacak üzerinde yapılan karbon tarihlendirilmesinde; Vikinglerin, MS.1000 yılı civarında, buraya geldiklerini göstermektedir.
Evet: başlangıçta İngilizler; Kanada ile yalnızca balığı yüzünden ilgilenmişler; daha sonra kolonileşme faaliyetlerini güneye; Amerikan kıyılarına doğru yoğunlaştırmışlardır: Daha sonra buraya gelen Fransızlar: altın, elmas, baharat ve Asya’ya geçit ararlar.
1535 yılında: Jacques Cartier: Mont Real (Royal Dağı) adını verdiği bir tepenin hakim noktasından, Hochelaga Köyü’ne kadar ilerler. Bu yolculuk sonunda ise: 7 fıçı demir sülfürü ve kuvars ile geri döner. Ancak: itibar görmez. Tam 70 yıl boyunca Kanada ihmal edilir. Fransızlar, Kanada’ya, tekrar tam 70 yıl sonra, karlı kürk ticareti için geri dönerler.
Bu arada: ataları, bu Avrupalı kaşiflerden: 12.000 yıl önce buraya gelmiş olan yerli halk; bu gelen gidenleri izler. Mamutların ve Bizonların peşi sıra: Sibirya’dan dalga dalga gelen avcılar; Bering Boğazından geçerler. Bu avcılar: Alaska’dan güneye, Pasifik kıyısı boyunca İngiliz Kolombiyası’na ve ardından da Yukon ve Kuzeybatı Topraklarına geçerek doğuya yayılırlar.
Kanada Tarih Nouvelle France
NOUVELLE FRANCE (YENİ FRANSA)
Fransız ve İngiliz koloniciler: bölgedeki yerli halka : bakır çaydanlıklar, silahlar, battaniyeler, konyak, Hıristiyanlık, kızamık ve çiçek hastalığı getirdiler. Karşılığında ise: kunduz postu aldılar.
Fund Körfezi’nin sert kışları yüzünden: Samuel de Champlain ve beraberindeki ilk Fransız yerleşimcileri: 1608 yılında: Nova Scotia’dan ayrılıp St.Lawrance Irmağı boyunca ilerlediler. 10 yıl içinde: gerek kiracı çiftçiler ve gerekse kürk avcıları; nehrin daraldığı noktada bulunan Quebec’i kolonileştirdiler. Buraya, aynı zamanda: Nouvelle France de denir.
Her yerleşimcinin kıyıya ulaşabilmesi için, çiftlik arazisi: nehir kıyısı boyunca, uzun ve dar şeritlere bölündü. Fransız kürk avcıları: yerli dilini ve adetlerini hemen öğrendiler ve hatta yerli kabilelerle evlilikler yaparak, Ontario’daki Huron’da ve Quebec’deki Algonkin’de: kürk peşinde koştular.
Kanada Tarih
Bu arada: muazzam miktardaki kürk hayvanları, İngilizlerin de ilgisini bölgeye yeniden çekti. 1610 yılında, denizci Henry Hudson (bugün muazzam büyüklükteki körfeze adı verilmiştir): Quebec’in kuzey ucunu dönmüş ve Çin’e ulaşacağını umut ederek, güneye ilerlemiştir.
Bu arada: kürk ticaretiyle uğraşanlar: Quebec’e taşıma maliyetinin yüksekliği ve alınan vergiler nedeniyle, yeni bir satış yeri bulma çabası içine girdiler. Bu karar: Nouvelle France için, sonun başlangıcı oldu. 1670 yılında: İngiliz tüccarlar tarafından, Hudson körfezi kumpanyası kuruldu.
Ormanda hayvan peşinde koşmak yerine, kürklerini ticaret merkezine getiren Kuzey Amerika yerlileri: yeni ticaret yerinde, İngiliz tüccarlarla karşılaştılar. Ancak: Fransız kürk avcıları, kır hayatına daha kolay uyum sağlamış ve yerlilerle kısa sürede anlaşmış olmalarına rağmen, İngilizler bunu beceremediler. Çok geçmeden, Kuzey Amerika yerlileri: kumpanyanın Fransız konyağını taklit etmek için işlenmemiş Londra Cinine iyot karıştırdığını öğrendiler.
Fakat: bu sırada, Fransa Kralı XIV. Louis; Fransız Kanada’sı ile ilgilenmedi.
İngilizler: güçlü bir donanma ile, kumpanyaya destek verdiler. İngilizler; 1701-1714 yılları arasında süregelen Veraset Savaşı sonunda: Utrech Antlaşması ile, Fransızları, tüm Acadia (Nova Scotia) bölgesinden çekilmeye mecbur ettiler.
1759 yılında ise: Fransızlar, Quebeck’i, Abraham Düzlüklerinde, İngilizlere terk ettiler. Bunun üzerine: Fransız ordusu: bölge sakinlerini, kendi başlarının çaresine bakmak üzere yalnız bırakarak: yanlarına tüccarları ve koloni liderlerini de alarak, eve dönmek üzere denize açıldılar. Kanada kırlarına karşı verilen, 150 yıllık cesur mücadeleden sonra, Nouvelle France, Fransızlar tarafından terk edildi.
Kanada Tarih İngiliz Yönetimi
İNGİLİZ YÖNETİMİ
Önceleri, İngiliz göçmenlerde, Kanada’ya gelmeye istekli değildiler. 1774 yılında çıkarılan Quebeck Yasası ile kilise dokunulmaz kılındı. Aynı yasa uyarınca: İngiliz ceza yasasının yanında, Fransız Medeni Kanunu kabul edildi ve Fransız Katoliklerine atamayla oluşturulan hükümet meclisinde yer alma hakkı tanında. Ama yine de : 1775 yılında, Amerikan devrimcileri: Quebeck’i işgal ettiklerinde, Fransız kökenli Kanadalılar, İngilizleri desteklemediler.
Amerikan bağımsızlığı ilan edildiğinde: yaklaşık 40.000 kadar kralcı, Kanada’nın kuzeyine çekildiler. Bunlar arasında: New England yerleşimcileri, Pennsylvanialı Almanlar ve Kuzey Amerika yerlileri ve Afrikalı köleler vardı. Bunların büyük çoğunluğu: Niagara ve Güney Quebeck’teki doğu kantonlarına göç ettiler.
Kralcıların ve Quebeck’lilerin karşıt talepleri için: 1791 yılında: Kanada Yasası kabul edildi. Koloni ikiye ayrıldı. Ottowa Irmağından sınır oldu. Yukarı Kanada (Ontario) ve Aşağı Kanada (Quebeck). Aşağı Kanada’nın: Fransız dili, sivil ve dinsel kurumları korundu. Her iki eyalet: atanan valiler tarafından yönetilecekti. Avam ve Lordlar Kamarasını model olarak alan bir parlamenter sistem kuruldu.
Hudson körfezi kumpanyası: 1783 yılında oluşturulan Kuzeybatı kumpanyası ile; kürk ticaretinin denetimini ele geçirmek için mücadeleye başladı. Kuzey batılılar: Fransız sistemi altındaki: kalelere, depolara ve kano tugaylarına el koydular.
Yerli halkla evlilikler yaptılar ve Metis diye bilinen klanlar oluşturdular. Hudson Körfezi ile Winnipeg ve Superior gölleri çevresindeki ticaret merkezleri için yapılan ve yıllarca süren silahlı çatışmaların ardından: Kuzey batılılar, Hudson körfezi kumpanyası ile birleşmeye karar verdiler.
Yukarı Kanada’nın atanmış ilk valisi olan:
John Simcoe’nin önderliğinde: Ontario gölünden kuzeye ve Hamilton’dan batıya giden, yeni anayollar yapıldı. Simcoe: eyalet başkentini, bir ticaret merkezi olan ve sıtma bataklığının kalbindeki Toronto’da kurdu. Buraya: York adını verdi. Sınır boyunca bağışlanan araziler: daha çok Amerikalıları cezp etti ve nüfus1792 yılında 14.000 iken, 1812 yılında, 90.000’lere yükseldi. Fransız kökenli Kanadalılar da, hızla çoğaldılar.
Kanada Tarih
1812 yılında, Amerika’nın Kanada düşmanlığı en üst düzeye çıkar. Amerikalılar: yerlilerin, Kanada sınırındaki Amerikan yerleşimlerine düzenledikleri saldırılara, İngilizlerin destek verdiğine inanırlar. Amerikan Kongresi, Kanada’nın ele geçirilmesine karar verir. Amerikalar: saldırıya geçerler, York şehri yakılır ve yağmalanır. Bunun üzerine: İngilizler; Washington üzerine vahşi bir misilleme saldırısı düzenlerler.
Anglo ve Fransız Kanadalıları: Amerikalılara karşı;
Chateauguay’da yan yana çarpışırlar. Ancak: savaştan sonra, yurtsever milisler giderek büyüyen İngiliz karşıtı hareketlerin merkezi olurlar. İngiliz göçünün artmasıyla: gerek Quebeck’in özerkliği ve gerekse Aşağı ve Yukarı Kanada’nın birleştirilmesi girişimleri tehlikeye girer.
1832 yılında, Quebeck’te yayılan kolera salgınında, İngilizler suçlu bulunur. 1837 yılında: İngiliz milisler ve muhalif yurtseverler ayaklanırlar. St. Denis’te kazanılan zaferin ardından; Fransız kökenli Kanadalılar: Montreal’in kuzeyindeki İngiliz birlikleri tarafından ezilirler.
Kanada Tarih Konfederasyon
KONFEDERASYON
1867 tarihli, İngiliz Kuzey Amerika Yasası, Kanada Dominyonunu oluşturdu. Anglo-Kanadalılar: iç savaştan yeni çıkan Amerika’ya karşı koyabilmek için güçlü bir merkezi hükümet istiyorlardı. Fakat, Fransız kökenli Kanadalılar, çok daha güçlü eyalet hükümetleriyle, Quebeck’lilerin malk-mülk ve vatandaşlık haklarının korunmasıyla özel olarak ilgilenecek federal bir sistemde ısrar ediyorlardı. Yani: ulusal birlikten öte, önce: etnik, dinsel ve bölgesel ekonomik çıkarlar geliyordu.
1895 yılında: Niagara şelalesinde ilk hidroelektrik santralı kuruldu. Bir yıl sonra, Klondike’ta altın bulunmasıyla, 100.000 kişi, Yukon’a gitti. Çayırlık Eyaletleri de: dünyanın her tarafına yapılan ve hızla artan buğday ihracatından yarar sağladılar.
Bu yeni zenginliğe başkanlık eden: liberal Wilfrid Laurier, ülkenin ilk Fransız kökenli başbakanıydı. Laurier: Anglo ve Fransız kökenli Kanadalıları, tek bir ulus potası içinde eritmek amacındaydı. Kraliçe Victoria’nın, 60. yıldönümü için Londra’yı ziyaret ettiğinde, davet sahiplerini şu sözleriyle büyülemişti ve kendisine şövalye unvanı verildi. “Sapıma kadar İngiliz’im”
Ancak: Laurier’in uzlaşma çabaları: Anglo ve Fransız kökenli Kanadalılar arasındaki sorunları gideremedi. Uyuşmazlıklar tüm şiddetiyle sürdü. Quebeck’liler, gelişen endüstriye ayak uydurmakta ağır kalmışlardı.
YİRMİNCİ YÜZYIL
Ülke; Troy hükümetinin yönetimi altında, I. Dünya Savaşında, İngilizleri, 500.000 askerle destekledi. Bunların: 60.000 kadarı öldü. Duygusal Avrupa milliyetçiliği, Kanada’ya da yayıldı. Alman ve Avusturya kökenli vatandaşlar, kamu hizmetlerinden dışlandılar. Okullarda, Almanca yasaklandı. Fakat: silah üretimi, demiryollarını ve özellikle muazzam miktardaki buğday ihracatını desteklemesiyle, savaş, ekonomiye iyi gelmişti.
Laurier’in ölümüyle: Liberal Parti Başkanı olan William Lyon Mackenzie King; Kanada’yı giderek Britanya’dan bağımsızlaştırdı. 1926 yılındaki İmparatorluk Konferansında: Kanada’nın dış ilişkilerinde özerk ve dolayısıyla tüm imparatorlukta geçerli olan İngiliz egemen politikasının dışında bir devlet olduğu gerçeğini kabul ettirdi. 1931 yılında, Kanada’ya içte ve dışta tam özerklik verildi. Ottowa Genel Valisi, İngiliz Hükümetinin değil, Kraliyetin sembolik temsilcisi oldu.
Ülke, aynı zamanda giderek Amerika’nın ekonomik ve kültürel yörüngesine girdi. 1920’lerde: Büyük Göller civarındaki Hamilton, Oshawa, Windsor ve Montreal’de türeyen Amerikan otomobil, kauçuk, kimyasal madde ve tekstil fabrikalarıyla, birçok dalda “fabrika ekonomisi” gelişti.
Amerikan popüler kültürünün yükselişi: Kanada’yı ciddi şekilde etkiledi. Özellikle: Quebeck, gençlerin sinemaya gitmelerini yasaklayana kadar varan aşırı önlemlerle, bu istilaya direnmeye çalıştı. Farklı bir “ulusal” tarz arayan Ontario’lu ressamlardan oluşan Yediler Gurubunun dışındaki Kanadalı sanatçılar, şanslarını New York, Londra ya da Paris’te aramak zorunda kaldılar.
Kanada büyük buhranı:
İlk olarak, 1928 yılında, aşırı buğday stoklarını eritemeyen Çayırlık Eyaletlerindeki çiftçileri vurdu. 1929 yılının kuraklığı bile, bu sıkıntıyı gideremedi. Kereste, balıkçılık, madencilik ve inşaat gibi diğer sektörler; talebin üzerinde bir üretim olduğu için, durma noktasına geldi.
II. Dünya Savaşının patlak vermesiyle, dünyanın her tarafından gelen göçmenleri ve mültecileri kabul eden Kanada’nın ünü; Hitler Almanya’sından kaçan: komünistlere ve Yahudilere kapılarını kapamasıyla lekelendi. 1941’den sonra, Japon kökenli vatandaşlar gözaltına alındı ve mülklerine el konuldu.
1940 yılında: Amerika ve Kanada arasında, bir savunma paktı imzalandı ve bir yıl sonra, iki ülke ekonomisinin, savaş süresince bütünleştirilmesine karar verildi. Bir milyondan fazla nüfus, savaş sanayinde çalışıyordu. Silahlı kuvvetlerin emrindeki nüfus; 730.000 civarındaydı ve bunların 43.000 öldüler.
Savaş ve savaştan hemen sonraki süreçte, sosyal politikalarda önemli ilerlemeler kaydedildi. Ülke: ekonomik olarak Amerika’ya iyice yakınlaştı. Amerika: gerçekleştirdiği sanayi atılımıyla, enerji ve hammadde açısından, Kanada’nın başlıca müşterisiydi. Ancak: ulusal kültür, bu aralarda ortadan kalktı. Amerika ile iç ilişkilerin ve çıkarların dengelenmesi, giderek daha da hassaslaştı.