Suudi Arabistan Taif

Suudi Arabistan Taif

 

Şehir: Mekke bölgesinin, Cidde ve Mekke şehirlerinden sonraki üçüncü büyük şehridir.

Şehir: Suudi Arabistan ülkesinin Batısında, Cidde şehrinin ise güneydoğusundadır.

En büyük özelliği, Mekke ve Medine şehirlerinin aksine, buraya yabancıların yani Müslüman olmayanların da girmelerine izin veriliyor, temiz ve nizami hali hemen dikkati çekiyor.

Şehrin denizden yüksekliği 1800 metredir. Al-Sarawat dağlarının doğu yamacında bulunur ki, dağların yüksekliği 5600 metredir.

Yüksek irtifa ve düşük nem: bölgenin en önemli özelliğidir. Ancak: bu yükseklikte, oksijen azaldığından şehre gelenler, ilk anlarda biraz nefes sıkıntısı yaşamaktadırlar.

Dağlık konumu nedeniyle, Taif, yer altı su rezervleri bakımından zengindir. Şehir ve çevresinde, çok sayıda kuyu bulunur.

Riyad şehri: yaz aylarında çok sıcak olduğundan, Kraliyet ailesi tarafından, şehir yazlık başkent olarak seçilmiştir. Çünkü: yaz aylarında, şehir diğer Suudi şehirlerinden daha serin olmaktadır.

Öte yandan: yalnız kraliyet ailesinin değil, Cidde ve Riyad şehirlerinde yaşayan birçok ailenin de Taif şehrinde yazlık konutları bulunmaktadır. Yani, şehir tam bir yazlık tatil kentidir. Lüks otellerinde bulunduğu şehir, zenginlerin ve soylular ağırlıyor.

Şehir:

İklimi nedeniyle, tarım yapılabilir bir yer olarak önem kazanmaktadır. Ancak: elbette tarım için sulama da gerekli. Bünyesinde irili-ufaklı birçok baraj barındıran şehrin suları da, ülke genelinin aksine serin ve berraktır.

Sağanak yağışlarla beslenen baraj suları sayesinde: üzüm, buğday, nar ve diğer meyveler bolca yetiştiriliyor. Meyve bahçelerinin bolluğu nedeniyle Taif, her daim Hicaz Bahçesi ünvanına sahiptir. Hicaz bahçesinde en meşhur meyve ise üzüm tanesi büyüklüğündeki incirlerdir. Bu soyulmaya gelmeyen küçük incirlerin tadı ise, boyutlarının aksine çok muhteşemdir.

Evet, şehrin çevresinde 3 bin civarında bahçe bulunuyor. Bu bahçelerde biraz önce sözünü ettiğim gibi, meyve ve gül yetiştiriliyor. Ayrıca, bal üretimi de yoğundur. Çünkü: gül başta olmak üzere güzel kokulu çiçekler birçok arıyı çekiyorlar ve burada altın sarısı, muhteşem lezzetli ve aromalı bal üretimi yapılıyor.

Burada üretilen gül: bir çok lüks parfüm üretiminde kullanılmaktadır.

Suudi Arabistan Taif

Taif şehrinde, dağ eteklerinde, sıklıkla Habeş maymunlarına yani babunlara rastlanıyor. İnsanlar: bunları besliyor ve fotoğraflarını çekiyorlar.

Giriş kısmı için son bir not: Taif, yıl boyunca güneşin görüldüğü bir şehir olduğundan, güneş yanığına karşı tedbirli olmanızı öneririm.

TARİH

İslam tarihinin en acıklı olaylarından biri olarak kabul edilen Muhammed bin Abdullah’ın taşlanması olayı, bu şehirde yaşanmıştır.

Osmanlı döneminde önemli bir komuta merkezi olan Taif de çok miktarda sahabe yaşamış. Özellikle yürüyen Kur an lakaplı ve Hz. Muhammed in kuzeni Abdullah bin Abbas’ın adını taşıyan cami kentin önemli merkezlerindendir.

Yolunuz Mekke civarına d üşerse Mekke’nin sıcak havasından uzaklaşmak ve Hicaz Bahçelerinin kendisine has lezzetli meyvelerinden tatmak için bu mütevazi tavırlı, ihtişamlı şehri görmeden geçmeyin. Üstelik teleferik ile sadece 12 dakika.
Osmanlı döneminde, Mithat Paşa: Sultan II Abdülhamit tarafından, idam kararı değiştirilerek, bu şehre sürgüne gönderilmiştir.

 

ULAŞIM

Taif ile Mekke şehirleri arasındaki uzaklık: 150 kilometredir. Burada doğrudan ulaşmak da mümkündür çünkü Taif şehrinde havaalanı var. Ama: buraya turizm amacı ile gelenlerin birçoğu Cidde havaalanı üzerinden buraya ulaşıyorlar.

 

İKLİM

Taif şehrinde, sıcak çöl iklimi egemendir ve yazları sıcak, kışları ise ılık geçer. Ancak, sıcaklar, ülkenin diğer yerlerinde olduğu üzere aşırı değildir. Yağış düşük, ama ilkbahar ve sonbaharda yine ülkenin diğer yerlerine nazaran daha yoğundur.

Suudi Arabistan Taif

NE YENİR-NE İÇİLİR

Şehirde, Suudi ülkesinin yerel lezzetlerinin bulup tatmak mümkündür. Bunların başında: pirinç ve bulgur ile yapılan yemekler gelmektedir. Mercimek, humus ve tavuk eti: her türlü yemekte yoğun olarak kullanılır.

Bütün yemeklerin yanında ise, geleneksel “pide” yenilir. Bunların dışında, buraya yolunuz düşerse: şeftali, nar ve üzüm tatmalısınız.
Bunun dışında önerebileceklerim: künefe olacaktır. İçecek bir şeyler düşünürseniz, gayet sert olan “kahve” düşünülebilir.

 

ALIŞVERİŞ

Taif şehrinde, birçok yöresel ürünün satıldığı çarşılar bulunmaktadır. Özellikle Terziler Çarşısına gitmelisiniz. Bu çarşının: kumtaşından örülmüş duvarları ve iç içe dükkanları, şehrin modern binaları ile bir karşıtlık oluşturmaktadır.

Şehrin tam merkezinde bulunan Okaz Çarşısı ise, geleneksel mimarinin özelliklerini taşır ve buradaki dükkanlarda: baharat, altın ve gümüş satılır.

Suudi Arabistan Taif

DEVE YARIŞLARI

Her yıl; Ağustos-Eylül aylarında, hafta sonlarında, şehirde deve yarışları düzenlenmektedir. Sıcak havada (genellikle öğleden sonra yapılıyor) fazlaca gürültülü ve tozlu ortamdaki bu yarışları izlemenizi öneririm. Gerçekten değişik bir atmosfer.

TELEFERİK

Suudi Arabistan ve Orta doğunun en büyük teleferik hattı: Ramada Otel yanında bulunmaktadır. Bu teleferik ile yolculuk yaparsanız, Taif dağlarının son derece muhteşem manzaralarını görebilirsiniz.

Teleferik ücretleri çocuklar için 15 ve yetişkinler için 30 riyaldir.
Teleferikle ulaşılan ilk durak “El Hada”. El Hada: Arapçada “huzur” demektir. Etrafının ağaçlık oluşuyla isminin hakkını veren bir yer.

Suudi Arabistan Taif
Suudi Arabistan Taif

 

GEZİLECEK YERLER

 

TÜRK KALESİ

Taif şehir merkezine 40 km. uzaklıktadır. Burası: Arabistanlı İngiliz casusu Lawrence’nin örgütlediği Arapların, ayaklanma sonucunda saldırdıkları mekanlardan birisidir.

1917 yılında yaşanan çatışmaların ardından, enkaz haline gelen kale: gezilebiliyor. Ayrıca: kalenin yan bölümünde bulunan “kaya yontuları” da ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir. Bu kayalar: İslam öncesi dönemden kalma ve üzerleri yazılar ve resimlerle-çizgilerle süslenmiştir.

 

OKAZ ÇARŞISI

Burası: Arap şairlerin atışma ve tartışma alanı olarak kullanılmıştır ve köklü bir edebi geleneğin izlerini taşımaktadır. Burada: alışveriş yapmak ta mümkündür.

El sanatları ve başkaca bir çok ıvır zıvır bulup satın alabilirsiniz. Yani, burada hediyelik eşya satılan birçok mağaza bulunuyor. Bunlardan özellikle: parfüm, baharat, altın ve gümüş objeler satılıyor.

Suudi Arabistan Taif

SUHBRA PLACE-TAİF ŞEHİR MÜZESİ

Osmanlı döneminde inşa edilen burası: geleneksel bir Suudi evidir ve konaklamak üzere, 1930 yılında yapılmıştır.

Aslında özel olarak yenilenmiş bu yapı, aynı zamanda şehir müzesi olarak da kullanılıyor. Ancak: bir zamanlar, Suudi kralları tarafından, konaklama amacıyla kullanılmıştır.

Bir bahçe içinde bulunan beyaz bina: günümüzde Suudi Savunma Bakanlığına tahsis edilmiştir ve müze: yalnızca Perşembe günleri ziyarete açıktır. Müze, şehrin en eski müzesidir ve 4000 civarında eser sergilenmektedir.

Suudi Arabistan Taif

EL HADA

Burası: Taif şehrinin en güzel tepelerinden birisidir ve gül üretimi ile önem kazanmıştır. Yaz aylarında, burada gül festivali düzenlenmektedir.

Suudi Arabistan Taif

KRAL FAHD BAHÇESİ

Burası: 170 bin m. Karelik bir alana yapılmaktadır ve Taif şehrinin en büyük bahçesidir. Bu büyük alanda: suni göl, fıskiyeler, cami ve şelale yanında, çocuk oyun alanları da bulunmaktadır.

 

MİTNA VADİSİ

Hz. Muhammed: 662 yılında, buradaki kabileleri İslam’a davet için geldi, konakladığı yere, bunun anısına, konakladığı yere bir cami yapılmıştır.

 

ŞAFA KASABASI

Saravat dağları üzerindedir ve doğa meraklılarının ilgisini çekmektedir.

 

AL RUDAF PARKI

Şehrin güneyinde bulunan park: tamamen doğal bir ortam arayanlar için idealdir. Burada: küçük bir hayvanat bahçesi de bulunuyor.

 

KAYA OYMA SİTESİ-OKAZ SOUK

Şehir merkezinin 40 km. kuzeyindedir. Burası: İslam öncesinden başlayarak, takip eden dönemde de olmak üzere, sosyal, siyasi ve ticari toplantılara sahne olmuştur.

 

AL SHAFA

Burası, deniz seviyesinden 2200-2500 metre yükseklikte, tarım ürünleri bakımından zengin küçük bir köydür. Burada: özellikle meyve bahçeleri önem kazanır. Burada: deve yolculuğu denemelisiniz.

 

TERZİ SOUK

Burası: yani “Terziler Çarşısı”, şehrin modern binaları arasına sıkışmış, kumtaşından yapılmış eski dükkanların bulunduğu bir yer olarak dikkat çekmektedir.

Meidan Salih

Mekke

Medine

Çekya Pilsen

Çekya Pilsen

Şehir Çekya’nın dördüncü büyük şehridir. Nüfus 163.000 kişidir.
Şehir batı Bohemia’da yer almaktadır. Metropol 125 km karelik bir alanı kapsamaktadır. Şehrin nüfusu 165.000 kişidir.

Tarihi mekanlarla doludur ve yoğun bir kültürel etkinliğe sahiptir. Şehirdeki tüm modern ve tarihi yapıların gizemi, şehrin Çek Cumhuriyeti için ekonomik öneminde gizlidir. Devasa bir bira sanayine sahiptir ki, şehrin ismi bu özel bira cinsinden gelmektedir.

Ayrıca, burada Skoda firması da bulunmaktadır. 1295 yılında II. Wenceslaus tarafından kurulan şehir: kültürel olarak 1468 yılında basılan ilk kitap olan “Trojanys Günlükleri” ile gündeme gelir. Hassite savaşları sırasında, Katolik direnişin merkezidir. 1599-1600 yılları arasında kısa süreliğine başkent olur.

Otuz yıl savaşlarının ardından düşüşe geçen şehir: yine de kişiliğini yansıtan mimari özelliklerinin çoğunu bu dönem öncesinde elde etmiştir. 13. yüzyılda yapılmış olan gotik St Bartholomew katedrali, 102 metre yüksekliğindeki kulesi ile dikkat çeker.

Farklı işler için kullanılan binaların her biri, dönemin en iyi stillerini yansıtmaktadır. Şehirdeki muhteşem sokaklar ızgara planına göre yapılmıştır ve Wenceslaus’un emirleri gereği, şıklıklarını öne çıkarmak için normalden çok daha geniştirler.

Pilsen şehrinin tarihi bütünlüğü yeraltında da devam eder. 13. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar, şehir merkezinin altında, iki-üç kat derinlikte bodrumlar ve tüneller kazılmıştır. Bunlar: savaş, salgın hastalık ve çatışmalardan korunmak isteyen halkın korunaklarıdır.
Şehir 2015 yılı için “Avrupa Kültür Başkenti” seçilmiştir. Buraya gelen ziyaretçi, kesinlikle memnun ayrılmaktadır.

Çekya Pilsen

Şehrin kuruluşu

Şehir: Çek kralı Wenceslas II tarafından: Prag yakınlarındaki iki önemli ticaret yolunun kavşağında, Uhlava-Uslava-Radbuza-Mze nehirlerinin kıyısında 1295 yılında Batı Bohemya’nın idari başkenti olarak kurulmuştur. 14. yüzyılda Prag ve Kutna Hora’nın ardından bölgenin üçüncü büyük şehri olmuştur.

Otuz yıl savaşları sırasında, 26 ayrı bodrum tesisinde bira üretilmeye başlanmıştır. Ancak ürünlerin çoğu içilebilir lezzette değildi ve üretilen biralar çöpe dökülüyordu.
1842 yılında Josefh Groll isimli kurnaz bir girişimci, bira deneyimlerini modern teknolojiyle birleştirmiş ve muhteşem sonuçlar elde etmiştir. “Plzensky Prazdroj” etiketi altında üretilen bu altın renkli bira: günümüzde dünyanın en iyi birası olarak kabul edilmektedir.

İlk Bavyera birası Vilshofen Josef Groll tarafından 19. yüzyılda “Brewery” isimli tesiste üretilmiştir. Yumuşak su, şerbetçioto ve hafif malt kullanılarak yapılan bu bira çok beğenildi ve böylece efsanevi Pilsen birasının üretimine başlandı. Evet günümüzde Çekler bu birayı “sıvı ekmek” olarak nitelendirirler.

Ancak, bu bira üretimi yanında, şehir sanayileşmede de öne çıkmıştır. 1869 yılında Skoda Mühendislik işleri kurulmuş ve silah üreticisi olarak zenginleşmişlerdir. II. Dünya savaşından bu yana: Skoda otomobilleri yanı sıra lokomotif ve endüstriyel makine üretiminde de şehir sanayisi önem kazanmıştır. 1898 yılında Alman Volswagen firması 1 milyar dolarlık yatırım ile Skoda şirketinin çoğunluk payına sahip olmuştur.

1989 yılında eski şehir merkezi, özenle korunması gereken tarihi bir yer olarak ilan edilmiş ve koruma altına alınmıştır. Burada bulunan zengin mimari yapılar arasında: Gotik St Bartholomew katedrali, Rönesans City Hall, başdiyakoz evi ve Fransisken Manastırı ve son zamanlarda yeniden açılan Büyük Sinagog bulunur.

 

ULAŞIM

Pilsen-Prag şehirleri arasındaki mesafe 90 km dir ve otobüs ile 50 dakikadır. Buraya ulaşmak için Prag Vaclav Havel havaalanını kullanmak gerekiyor. Şehrin çevresindeki diğer bazı merkezlerle olan uzaklıklar: Münih 3 saat, Nuremberk 2 saat, Karlovy Vary 1 saattir.

 

ALIŞVERİŞ

Şehirde çeşitli alışveriş merkezleri bulunmaktadır. Bunlardan öne çıkanlar şunlardır:

Pilsen Plaza:

Bu alışveriş merkezi şehrin tarihi merkezine yakın ve yürüyerek kolayca ulaşılabilecek yerdedir. Alışveriş merkezinde sinemalar, Fantasy park denilen büyük bir bowling merkezi, arka bölümünde ise çocuklar için bir oyun alanı, mini golf ve oyun ekipmanları bulunmaktadır.

Olympia Pilsen:

Şehrin güneydoğu kenarında, Cernice ilçesindedir. Burada yaklaşık 100 mağaza bulunmaktadır. Bunlar: moda butikleri, kafe, restoranlar, çocuk bakımı, mobilya mağazası ve çocuk oyun alanlarıdır.

Tesco

Rokycanska sokaktaki bu alışveriş merkezinde 50 den fazla dükkan, restoran ve kafe bulunmaktadır. Ana alışveriş merkezine bitişik alışveriş merkezinde elektronik ve spor malzemeleri satışı yapılmaktadır.

Çekya Pilsen Kurtuluş Festivali

KURTULUŞ FESTİVALİ

II. Dünya savaşının ardından, şehir Nazilerin elinden Komutan George S. Patton ve ABD 3. Ordusu tarafından 6 Mayıs 1945 tarihinde kurtarılmıştır.
Her yıl dünyanın çeşitli yerlerinden buraya gelen Amerikan gazileri, savaşın yıkımları anma törenlerine katılmaktadırlar. Bunlar: 1940 atmosferinde, Amerikan üniforması giyerler ve jiplerle caddelerde geçit töreni yaparlar.
Ayrıca: “Krizikovy Sada” askeri kampında, orijinal ekipmanlar, araç ve gereçleri görebilirsiniz. Ayrıca yine o günlerin atmosferini belgeleyen otantik radyo yayınlarını duyabilirsiniz.

Çekya Pilsen Bira

BİRA

İlk pilsen birası 1842 yılında bu şehirde üretildi.
Zamanın diğer biralarından çok farklı olan bu yeni bira türü: altın sarısı rengi, berraklığı ve hafif içimi ile hemen ilgi çekti. Çünkü, o dönemde mevcut biralar: esmer ve içimi ağırdı. Ardından yani 15-20 yıl sonunda Pilsen birası, dünyanın dört bir yanına ihraç edilmeye başlandı. Dünyanın birçok yerinde benzerleri yapılmasına rağmen, Pilsen şehrinde üretilen biranın tadı ve lezzeti çok farklıdır. Çünkü, bu şehirde üretilen biranın en büyük özelliği, Pilsen şehrinin yumuşak içimli suyudur.

Çekya Pilsen
Çekya Pilsen

 

GEZİLECEK YERLER

Çekya Pilsen Cumhuriyet Meydanı
Çekya Pilsen Cumhuriyet Meydanı

 

Namesti Republiky-Cumhuriyet Meydanı

Burası tarihi merkezin çekirdeğidir ve aynı zamanda 139 x 193 metrelik ölçüleriyle, Avrupa’nın da en büyük meydanlarından birisidir. Şehrin kalbi burada atar. Çünkü çeşitli kültürel etkinlikler, festivaller burada düzenlenir.
Burada: St Bartholomew katedrali ve aynı zamanda 17. yüzyılda yapılan, 3 modern altın çeşmelerden oluşan veba sütunu bulunmaktadır.

Çekya Pilsen Çeşmeler

Çeşmeler

Bu modern çeşmeler: Ondrej Cisler tarafından tasarlanmıştır. Bunlarda: bir melek, bir tazı ve bir deve: sembolize edilmektedir ve havuzlar siyah Çin granitinden yapılmıştır. Bunların en önemlisi Bronz çeşmedir. Meydanın köşesinde duran Andrew Cisler tarafından tasarlanan modern çeşmede su: siyah Çin graniti ve Pilsen karakteri motifler kullanılarak sembolize edilen yaldızlı gargoylerden düşer. Bunlar yaldızlı 720 gr altın kullanılmış bronz dökümdür.

Çekya Pilsen Katedral
Çekya Pilsen Katedral
Çekya Pilsen Katedral

 

Katedrala sv. Bartolomeje-St Bartholomew Katedrali

Burası şehrin en önemli mimari dönüm noktasıdır. Yapı: şehrin kuruluşunun hemen ardından 1295 yılında başlanmış ve 16. yüzyıl başlarında tamamlanmıştır.

Gotik 3 nefli yapı: 58 metre uzunlukta, 30 metre genişlikte ve 25 metre yüksekliktedir.
Yapının içindeki “Bebek İsa” ve 134 cm yükseklikteki “Meryem” heykeli ilgi çekmektedir ve buna “Pilsen Madonna”sı heykeli denilmektedir. Bunlar neo-gotik sunağın ortasındadır ve şehrin en değerli hazinesi olarak kabul edilmektedir. Ana sunak üzerine yerleştirilmiş bu gotik heykel 1390 yılı dolayları yapımıdır.

Efsaneye göre: heykel: hiçbir eğitim almamış, bilinmeyen kör bir adam tarafından oyulmuştur. Anlatılanlara göre, bu kör sanatçının rüyasına giren Meryem, ondan kendisi için bu işi yapmasını istemiş ve ona araçlar vermiştir. Çalışmalar tamamlandıktan sonra sanatçı, yaptığı heykeli görmüştür.

Madonna heykelinin bir kopyası da veba sütununun üst kısmında görülür. Yine efsanelerde devam edelim. Eski kayıtlar, Pilsenlilerin Madonnadan sıklıkla yardım ve korunma isteklerini ifade etmektedir. Onlar isteklerinin karşılanması için Madonnaya sayısız hediyelerle teşekkür ettiler.

Özellikle: Pilsenli kuyumcu Johann Ernst Stoc’un 17. yüzyılın ikinci yarısında kalp hastalığının iyileşmesine teşekkür için heykele gümüş takılar takmıştır. Pilsen şehrinde yaşayan Magdalena Svobodova ise kronik baş ağrısından kurtulmak için, onun ölümüne kadar yanık kalan bir gümüş heykelli lamba hediye eder. Çeşitli kişiler tarafından Madonnaya hediye edilen bunlar zamanla bir hazine yaratmış ve buna “Marian hazinesi” ismi verilmiştir.

Bu hazinede: takılar ve hatta giysiler bulunmakta olup bunlar 119 kutuda toplanmıştır. Bunların 19. yüzyıl başında devlet hazinesine teslim edilmesi gerekiyordu ancak teslim edilmemiş ve günümüzde “kayıt hazine” olarak bilinmektedir.

Yapıda ayrıca: nefis vitray pencereleri ve ana sunak üzerindeki anıtsal haç ilgi çeker. Gerçek bir ortaçağ atmosferi için, mihrabın içindeki “Sternberk” şapelini görmelisiniz.

Yapının özellikle kulesi ilgi çekmektedir. 102.26 metre yükseklikteki kule: Çek Cumhuriyetinin en yüksek kilise kulesidir. Çan kulesinin tepesine çıkmak için 301 adımlık merdiven tırmanmak gerekir. Ama mutlaka çıkmalısınız, buradan 70 km uzaklıktaki Sumava bölgesi ve sıra dağların doruklarını görebilirsiniz.

Kilisenin arka bölümünde, dekoratif barok bölümler görülür. Bunların her biri farklı ifadeler sunmaktadır. Yapı 1993 yılında Pilsen piskoposluk koltuğu olmuş, 31 Mayıs 1993 tarihinde Papa Joan Paul II tarafından kutsanmıştır.

Çekya Pilsen Rönesans Town Hall

 

Renesancni radnice-Rönesans Town Hall

Pilsen Town Hall: Bartholomew katedralinin portalının karşısında: Cumhuriyet meydanının kuzey tarafına hakimdir.
Bu Rönesans tarzı mücevher yapı: 1554-1559 yılları arasında İtalyan usta Giovanni de Statia tarafından inşa edilmiştir. 1907-1912 yılları arasında yapı değiştirilmiş ve mimar Jan Koula planlarına göre dekore edilmiştir. Orijinal Rönesans döneminden kalan güzel tarak tonozlar görülür. Yangın söndürme ekipmanı saklamak için tavanda kanca ve halkalar bulunur. Fuaye bölümünün arkasındaki; arka odada şehrin tarihi merkezinin modelinin de bulunduğu sergi ücretsiz görülebilir. Burayı mutlaka görmenizi öneririm.
Binanın iç bölümü: Çek yöneticileri giysileri ve silahları ile dekore edilmiştir.

Çekya Pilsen İmperial House

Cisarsky dum-İmperial House

Bu imparatorluk evi: Town Hall solundadır.
İmperial House: İmparator Rudolf II için yapılmıştır. Eylül 1599 yılında Prag şehrinde veba salgını patlak verdiğinde, hükümdar Prag şehirden kaçmış ve Pilsen şehrine gelmiştir. Dolayısı ile burası 4 Haziran 1600 yılına kadar imparatorluğun başkenti olarak görev yapmıştır.
Bugün burada birinci katta pencerelerin arkasında Belediye Başkanı’nın ofisi bulunmaktadır.

Zumbera heykeli

Heykel Town Hall binasının sol tarafına bitişik imparatorluk evinin birinci katında cephede yer almaktadır. Meydanın kuzeydoğu köşesindedir. Burada bulunan havuz 17. yüzyıl başında dekore edilmiştir. Heykel: ortaçağ döneminde hukuk sembolize etmektedir. Kişi: okuma-yazma bilmese bile, bir taş sütun üzerinde duran şövalyenin üzerindeki taş rakamlara bakarak hangi şehre geldiğini anlayacaktır.

Çekya Pilsen Veba Sütunu

 

Morovy Sloup-Veba Sütunu

İmparatorluk evi ve katedral arasında: Cumhuriyet meydanının kuzeybatısındadır. Vebanın önlenmesi için ilk sütun: Londra’da yapılmıştır.

Pilsenliler veba salgınından korunmak için 1680-1681 yılları arasında bu sütunu yapmışlardır. Heykeltıraş Christian Widman, taşçı John Meili ve mason Martin Smith işbirliğinde yapılmıştır.
Ancak başlangıçta veba salgını gerçekten hafif olsa da sonbaharda 1680 yılında veba tüm gücüyle Pilsen şehrini vurmuştur. Kolonun üzerinde gotik bir heykel (Madonna) bulunur. Veba salgınına bir hatırlatma olarak ellerinde “Bebek İsa” yı tutmaktadır. Sütun 8 tane aziz heykeliyle süslenmiştir.

Anıtın doğu tarafından bir mermer plakada yazıt bulunur. Bu yazıtta “1681 yılında Pilsen köyünde vebayı önlemek için inşa edilmiştir. 1890 yılında ve 1931 yılında gönüllülerin katkıları ile restore edilmiştir.”
Veba sütununun bir kopyası St Barthomomew Catedral ana sunağında Pilsen Madonnasının üstündedir. Veba sembolü olarak: çocuk İsa elinde bir kafatası tutmaktadır.

Çekya Pilsen Piskoposluk Binası

Budova biskupstvi-Piskoposluk Binası

Katedral girişinin tam karşısındadır.
Burada ilk yapı 14. yüzyılda yapılmıştır. Germen şövalyeleri üyeleri tarafından inşa edilmiştir. 1322 yılında onlar kasabada burada bir ev satın almışlar ve evin yerine bir yapı inşa etmişler ve 1564 yılına kadar son Pilsen rahibi burada yaşamıştır.
Ardından bina iki değişiklik geçirmiştir. 1507 yılında bir yangın sonrasında bina mimar James Auguston tarafından 1710 yılında yeniden yapılmıştır. 1. katta sıva ile dekore edilmiş odalarda imparator Charles VI ve Papa Innocent portreleri bulunmaktadır. Bina çok sağlam inşa edilmiş ve bugüne kadar korunmuştur. 1993 yılında Pilsen piskoposluk kurulmasından sonra da kapsamlı yenileme çalışmaları yapılmış ve çalışmalar 1996 yılında tamamlanmıştır.
Evet bina şehrin en değerli barok yapılarından birisidir.

Çekya Pilsen Red Heart House

 

Dum U Cerveneho srdce-Red Heart House

Evin ana girişi: Cumhuriyet meydanında katedralin karşısındadır. Bugünkü Cumhuriyet meydanındaki ev: Mikulas tarafından dekore edilmiştir. Evin yapılış amacı: turnuvalarda şövalyeleri çağırmak ve Rönesans döneminde Belediye Binası önünde karnavallar tertip etmektir.

Burası 1555 yılında düzenlenen bir turnuvayı anmak için yapılmıştır. Prag şehrinde veba patlak verdiğinde, zamanın valisi Pilsen koltuğunu geçici olarak Arşidük Ferdinand’a devretti. Aynı zamanda: aynı yılın Şubat ayında Pazar günü Pilsen meydanında “Arşidük Turnuvası” düzenlendi. 24 Şubat tarihinde düzenlenen bu turnuvaya “St Matthew günü” denilmektedir. Turnuvada: atlı-mızraklı şövalyeler, birbirleriyle rakip oldular.

Onlar düşük ahşap çitlerle birbirlerinden ayrılıyorlardı. Rönesans amacıyla yapılan turnuvalarda, rakipler arasında yaralanmalar nadir değildi ve hatta birçok lord: Pilsen turnuvası sırasında çok kötü dövülmüştür.

Günümüzdeki yapı, bu turnuva alanında, neo-rönesans tarzında 1894 yılında yapılmıştır. Bina cephesinin ortasındaki balkon korkuluğunda bir metalik kırmızı “kalp” dikkat çeker ve yapı bu kalp ile kolaylıkla tanınır. Çek Cumhuriyeti devleti tarafından kültürel anıt olarak koruma altına alınmıştır.

Öte yandan, evin güzel portalı “West Bohemia Lapidary Müzesi”ne nakledilmiştir. Günümüzde yapı Nicholas Ales tarafından dekore edilmiş olup cephesindeki “at sırtında bir şövalye” resmi dikkat çekmektedir. Sahne: Arşidük Ferdinand II onuruna Pilsen şehrinde düzenlenen ve yukarıda anlattığım turnuvayı hatırlatmaktadır.

Çekya Pilsen Büyük Sinegog
Çekya Pilsen Büyük Sinegog

 

Velka Synagoga-Büyük Sinagog

Yahudiler 14. yüzyıldan itibaren Pilsen şehrinde yaşamaya başlamışlardır ve şehirde yüzyıllar boyunda 5 sinagog kurulmuştur.

Büyük Sinagog, Magribi-Romanesk tarzda 1892 yılında yapılmıştır ve Budapeşte şehrindekinden sonra Avrupa’nın en büyük ikinci sinagogudur. Dünyada ise üçüncü büyük Sinagogdur. Yapının tasarımı mimar Fleischer tarafından yapılmıştır.

İkiz kuleleri 65 metre yüksekliktedir. Daha önce de sözünü ettiğim gibi, şehir meclis üyeleri, sinagog’un planında St Bartholomew katedralini geçmemesi için bazı kısıntılar yapmışlardır yoksa yapı daha da büyük olacakmış. Hatta kulelerin yüksekliklerinin 20 metre düşürüldüğü söyleniyor.

Sinagog 1939-1945 yılları arasında Nazi işgali döneminde Pilsen şehrindeki zengin Yahudi toplumunun bir kanıtıdır. Savaş sırasında yapı bir depo olarak kullanılmış ve yıkılmaktan kurtulmuştur. Son olarak 1973 yılında açık görülen yapı daha sonra kapatılmış ve komünist egemenlik döneminde bakıma muhtaç ve harap hale gelmiştir. Ancak 1995-1998 yılları arasında restorasyon yapılmış ve 11 Şubat 1998 tarihinde yeniden açılmıştır.

Yapının süslenmesinde kullanılan çiçek motifleri mükemmel güzelliktedir.
Günümüzde nefis akustiği nedeniyle burada sık sık konserler düzenlenmektedir. Çünkü şehirde büyük Yahudi cemaati bulunmamaktadır.

Çekya Pilsen Büyük Tiyatro

 

Velke Divadlo-Büyük Tiyatro

Smetanovy Sady park içindedir.
Bu art nouveau unsurları ile neo-rönesans tarzında 1897-1902 yılları arasında yapılmıştır. 1981-1985 yılları arasında ise büyük tadilat geçirmiştir.
Şehirdeki iki tiyatro mekanından birisidir.

Çekya Pilsen Pany Marie Manastırı

Frantiskansky klaster kostelem Nanebevzeti Panny Marie Manastırı

Bu manastır: Meryem kilisesinin bir parçasıdır ve günümüzde kültürel anıt olarak koruma altına alınmıştır. Manastır: şehrin güneyinde 1295 yılında kurulmuştur. 1434 yılında manastır duvarının kiliseye bitişik olduğu kayıtları bulunmaktadır. Manastır günümüzde içindeki fresklerle ünlüdür ve dini sanat müzesi olarak ziyaret edilebilmektedir.

Çekya Pilsen Batı Bohemya Müzesi

 

Zapodoceske muzeum-Museum of West Bohemia-Batı Bohemian Müzesi

Müzenin bulunduğu yapı 1893-1902 yılları arasında neo-rönesans tarzda inşa edilmiştir. İlk olarak “Belediye Müzesi” olarak mimar Josef Skorpil tarafından tasarlanmıştır. Bina Pilsen tarihi merkezinin en ilginç yerlerinden birisidir. Müze ülkenin en iyi korunmuş tarihi cephaneliğidir.

Müzede: silahlara ait önemli koleksiyon bulunmaktadır. Ayrıca: el yazmaları, basılı kitaplar ve diğer bir kısım belgeler bulunmaktadır. El yazmaları, çoğunlukla 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Çek asıllı beş dua kitabıdır. Basılı kitaplar ise, Almanya, Belçika, İtalya da basılmıştır. Özellikle Veleslavin Daniel Adem atölyesinde basılmış iki kitap ilgi çekmektedir.

Müzenin arkeoloji bölümünde: Tunç çağı kostüm, takı ve diğer kişisel nesneleri sergilenmektedir. Müzenin en ilgi çeken yeri ise: ana giriş salonunda bulunan “yay” lambalarıdır. Bunlar Frantisek Krızık tarafından tasarlanmış ve 1881 yılında Paris Dünya Fuarında bu lambalar yani ark lambaları “altın” madalya kazanmıştır.

Çekya Pilsen Theatre Mundi

 

Theatrum Mundi

Şehir parkının etkileyici atmosferindeki bu büyük ölçekli duvar resmi: 2001 yılında tamamlanmıştır. Çünkü 1980 yılında Krizikovy bahçelerinde üç yıkık ev ve şehir surlarının kalıntıları bulunmaktadır ve bunlar kültürel etkinlikler için ayrılmıştır.
Resim 1918 yılında Pilsen şehrinde doğan Miroslav Hornicek tarafından yapılmıştır ve şehrin kurucusu Kral Wenceslas II ve diğer tarihi bilinen kişiler gösterilmektedir. Ayrıca sembolik olarak: tazı, deve, alay memuru, itfaiyeci ve kadın betimlenmiştir. Burada “Emil Skoda” görülmektedir.
Toplam 200 metre karelik alanı kapsamaktadır. Çek Cumhuriyetinin en büyük duvar resmidir.

Çekya Pilsen Bira Fabrikası
Çekya Pilsen Bira Fabrikası
Çekya Pilsen Bira Fabrikası

 

Pilsen Urquell turu-Bira Fabrikası

Dünyada Pilsen birasının stilinin verildiği dünyaca ünlü bu bira gezisine mutlaka katılmalısınız. Çünkü Bohemya bölgesinin bu ikinci şehrinin en büyük özelliği şehir merkezine kısa bir mesafede olan “bira fabrikası” ziyaretedir.

Bu turda, mükemmel bir bira yapımı ile ilgili tüm prosedürü görebilirsiniz. Bira fabrikası girişindeki restoran “Prazdroj” da ziyaret edilebilir. Ayrıca: meydanın kuzeydoğusunda bulunan ve günümüzde “Bira Müzesi” olarak kullanılan antika bir ev de görülür. Bu antika evde “Na Parkanu” isimli bir birahane bulunmaktadır.

Ancak, bu tura katılırsanız, bira dışında, şehrin bu bölgesindeki başarı hikayesine tanık olabilirsiniz. 17. yüzyılda otuz yıl savaşlarında gerileyen şehir: 19. yüzyılda önce Skoda silah endüstrisinin kurulması ve ardından 1842-1859 yılları arasında kurulan bira fabrikaları: şehrin hızla gelişimini ve genişlemesini sağlamıştır.

Kullanılan malzemeler, tarihsel ve güncel birahaneler ve şişeleme tesisi mutlaka ilginizi çekecektir.

Ayrıca, burada gerçek bir muamelede filtre edilmiş, pastörezi “Pilsen Urquell” birası tatma imkanı bulacaksınız.

Evet şehrin bu en çok ziyaret edilen yerini siz de unutmayınız. Özellikle çıkışta hediyelik eşya dükkanını mutlaka ziyaret ediniz. Buradan: her çeşit bira bardağı, tişört, yağmurluk, Victoria Plzen futbol takımı eşantiyonları, formalar, kalemler, anahtarlıklar satın alabilirsiniz.

Çekya Pilsen Bira Müzesi

Bira Müzesi-Brewery Müzesi

Dünyada türünün tek örneği olan burayı ziyaret ederseniz: bu eğlenceli ve eğitici sergide: üretim sırlarını ve yüzyıllar boyunca şerbetçi otu tabanlı bu içkinin farklı türlerini görebilirsiniz. Burada ayrıca: ortaçağ kileri, 19. yüzyıl başı ile 20. yüzyıl arasındaki bir köy pub mekanının içi görülebilir.

Çekya Pilsen Yer altı Tünelleri

 

Yer altı Tünelleri

Pilsen şehrinin kaldırım taşları altındaki yer altı koridorları, mahzen ve kuyulardan oluşan labirent: 14. yüzyıldan itibaren kurulmuştur. Şehrin yeraltında: gıda, konut, zanaat atölyeleri, malt evleri bulunuyormuş.
Tur sırasında bir ortaçağ şehrinin gündelik hayatına bir bakış açısını izleyebilirsini. Hatta: yarı karanlık yer altı restoranlarında bira deneyebilirsiniz.

Çekya Pilsen Hayvanat Bahçesi

 

Hayvanat Bahçesi ve Dinopark

Park şehir merkezinin yakınlarındadır. Burada 1300 den fazla hayvan yaşadığı söyleniyor. Hayvanat bahçesi, seralar ve doğal yollar ile maymunlar ve diğer hayvanlar için en uygun yaşam şartları yaratmıştır. Burada Avrupa’nın ikinci büyük ayı muhafaza alanı bulunur. Aynı zamanda bir Japon meditasyon bahçesi ve botanik alanı bulunur.
Dinopark: hayvanat bahçesinin üst kısmında, doğal manzara içinde hareketli dinazor ve tarih öncesi sürüngen modellerinin bulunduğu bir yerdir. Burada ses efektleriyle gerçek bir ortam yaratılmaya çalışılmıştır. Çocuklar için burası çok popüler bir alandır.

Çekya Pilsen Bilim Merkezi

Techmania Bilim Merkezi

Burası şehrin yeni turizm merkezlerinden birisidir ve yenilenmiş bir Skoda fabrikasındadır. 3000 metre karelik alanda fiziksel oyunlar, deneyler, bilimsel haberler ve çocuklar için bir oyuncak koleksiyonu bulunmaktadır. Sergide bulunan lokomotif 1963 yılı yapımıdır ve Pilsen şehrinde üretilen en eski elektrikli lokomotiftir.

Çekya Pilsen Sumava Milli Parkı

Sumava Milli Parkı

Çek-Bavyera sınırındaki bu derin ormanlar, Avrupa kıtasının en büyük ormanlık alanını oluşturacak şekilde geniştir. Asırlık sık ormanlar, kristal berraklığında buzul gölleri, gizemli turba bataklıkları ile yılın her döneminde aktif tatil için ziyaretçilerle dolup taşmaktadır.
Park alanındaki “Certovo” (Şeytan) ve “Cerne” (Siyah) gölleri, Sumava milli parkının sulak alanlarıdır.
Milli parkta çok sayıda tehlikeli hayvanlara ve bitkiler de bulunmaktadır. Özellikle “Boubinsky primaeval” ormanlık alanı: arapsaçı kökleri, kıvrık dalları ve mükemmel yeşilliğiyle vahşi ve dizginlenemez orman alanıdır.
Park: UNESCO tarafından “Biyosfer Rezervi” ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Bursa

Bursa

Kış mevsimi, en yoğun kış günlerinin en eğlenceli ve en tercih edilen popüler mekanı “Uludağ”.

Yalnızca: camiler, türbeler, ipek, kadife, kestane şekeri, şeftali, Uludağ, teleferik turu, kılıç-kalkan oyunu değil Bursa’da yaşanan. Bursa denince akla, tekstil ürünleri, özellikle havlular, bıçaklar ve ipek böcekçiliği de gelir.

Daha bitmedi: Roma-Bizans döneminden kalma tarihi eserler, müzeler, medrese, han, hamam, kervansaray, imarethaneler, köprüler, çeşmeler, parklar, anıt olmuş çınar ağaçları, kapalı çarşısı, yaşanası güzellikteki evleri, çevre köyleri, şifalı termal kaplıcaları gezip gördükten sonra, İskender kebabını yemek için de sıraya girilir. 

Bursa’da. Kış mevsimi Bursa’nın Uludağ’ının tadı bir başkadır. Özellikle; Uludağ’ın güzelliklerini keşfetmek için, Bursa; İstanbul ve Ankara gibi merkezlere yakın olması ile önem kazanıyor.

Yazı da, yeşilliklerin yaşanması ile güzelleşen, kışın ise beyazlığın egemen olduğu bu güzel şehri mutlaka görmelisiniz.

Bursa

ULAŞIM

Karayolu

Bursa, E-90 Otoyolu Bursa İlinde, Balıkesir-İzmir istikameti ile İstanbul istikametinin bağlantısını sağlar. Bursa Santral Garajdan, çeşitli yerlere ulaşım sağlayan çok sayıda araç bulunmaktadır. Bursa terminali, şehir merkezine yaklaşık 10 dakika uzaklıktadır.

Bursa-İstanbul arası: 243 km. dir. Bursa-Ankara arası: 382 km. dir. Bursa-İzmir arası ise: 322 km. dir. Ankara yönünden şehre girerseniz: Mezitli denilen yerde, yeşillikler arasında yol kıvrıla kıvrıla ilerliyor ve biraz sıkıntılı olabiliyor.

İzmir yönünde devam edecekseniz, yazının başında söylediğim gibi, metro çalışmaları nedeniyle, ulaşım tam bir felaket.

Havayolu

Bursa ilinde, Yenişehir Hava alanı bulunmaktadır. Burası şehir merkezine uzak ve günümüzde insanlar tarafından tercih edilmiyor ve kullanılmıyor. Sanırım, Bursa’ya yeni bir hava alanı düşünülecek.

Bursa

ŞEHİR İÇİ ULAŞIM

Şehir içi ulaşımı düzenlemek için, 1998 yılında Bursa Metrosu’nun temeli atılmış ve 2002 yılında işletmeye açılmıştır. Metro, halihazır hatlarıyla şehir trafiğini rahatlatması açısından muhteşem güzel, ancak metro yerin altına sokulamamış ve bu yüzden, geçtiği yerde kara yollarını daraltması nedeniyle, araç trafiği sıkışık olarak akıyor.

Özellikle, yeni metro hatları yapıldığında, sanırım trafik daha da rahatlayacak, özellikle, insanlar kendi özel araçlarını değil de, metro hatlarını tercih ettiklerinde, ulaşım sıkıntısının kalacağını sanmıyorum.

Şehirde, ayrıca bir teleferik hattı vardır. Uludağ’a ulaşım, dolmuş ve taksilerin yanı sıra, 29 Ekim 1963 yılında tamamlanarak hizmete açılan, bu hatla karşılanmaktadır.

Bursa

TARİHÇE


Eski adı: “Prussa” veya “Brusa”dır. Yapılan araştırmalarda: Bursa yöresinin MÖ.4000’lerden beri, çeşitli yerleşimlere sahne olduğunu göstermektedir. Bu topraklara, MÖ.13’ncü yüzyıldan sonra, Bitinler ve Misler yerleşir.

MÖ.7’nci yüzyılda ise Lidya’nın, MÖ.546 yılında, Perslerin egemenliği görülür. MÖ.230-182 yılları arasında, Btinya kralı olan I. Prusias, Bursa kentinin kurucusu olarak kabul edilir.

Bursa adının da kentin o zamanki adı Prusa’dan kaynaklandığı sanılmaktadır. MÖ.74 yılında, Roma’ya bağlanan Btinya’nın başkenti, Prusa’dan Nikomedia(İzmit)’ya taşındı. MS.395 yılında, Roma imparatorluğunun ikiye bölünmesinden sonra, Bizans yönetiminde kalan Bursa, İmparatorluğun Doğu Eyaletine bağlı, beş Diyosez’den Asya Diyosezi sınırları içindeydi.

Kent, özellikle 11’nci yüzyılda, Selçuklu saldırısına uğradıysa da, 14’ncü yüzyıla değin, Bizans yönetimi altında kaldı. Uzun çatışmalardan sonra, 1326 yılında, Orhan Bey, Bursa’yı alarak, Osmanlıların başkenti yaptı.

Bursa’nın fethi (1326 yılında) ile kurulan Bursa Mehterhanesi, 1826 yılında, yeniçeriliğin kaldırılışıyla beraber kapatılmıştır. Bursa, 1365 yılında, Edirne’nin başkent yapılmasına kadar, bu durumunu korur. Bursa, İstanbul’un fethine kadar, Osmanlıların en önemli merkezi olmuştur.

Bursa: 14’ncü yüzyıldan itibaren,

İran’dan gelen ipeğin ve Hindistan-Cidde-Halep üzerinden gelen baharatın sayesinde, ekonomik açıdan büyük bir gelişme gösterir. Özellikle: 16’ncı yüzyılda, doruğa çıkan ipek ve baharat ticareti, kentte büyük canlılık kazandırır.

Kentin meşhur: İpek, Koza, Fidan, Emir Hanları bu ticaretin kalbinin attığı yerlerdi. Bu dönemde: kentin nüfusu 75.000’ne yakındı. Batı Avrupa’dan gelen birçok tüccar; özellikle Floransa ve Venedik’ten gelen İtalyan’lar, bu dönemde kente yerleşip, ipek ve baharat karşılığında, Batı Avrupa yapımı yünlü dokumaları satmaya başladılar.

Bursa’da satın alınan ipek ve baharat, buradan İstanbul’a geçiyor, oradan da ya Ege/Akdeniz üzerinden İtalya ve Batı Avrupa pazarlarına, ya da Karadeniz üzerinden Kili-Akkırman-Liviv (bugünkü Ukrayna) güzergahını izleyerek, Orta ve Doğu Avrupa pazarlarına çıkıyordu.

Hem Osmanlı imparatorluğuna, hem de Bursa’ya büyük zenginlik getiren bu ticaret, 17’nci yüzyıldan itibaren İngiliz ve Hollandalıların Hint Okyanusunda hakimiyeti ele geçirip, baharat ve ipeği Avrupa’ya Ümit Burnu üzerinden direkt taşımaya başlamalarıyla, giderek azalmış ve önemini kaybetmiştir.

Bursa yöresi, 1900’lerin başında Hüdavendigar Vilayetinin sınırları içindeydi. Kentin belediyesi 1877 yılında kuruldu. Kurtuluş Savaşı yıllarında çeşitli yörelerinde ayaklanmalar çıkan Bursa, 8 Temmuz 1920 tarihinde Yunanlılarca işgal edilir. 11 Eylül 1922 tarihinde ise işgalden kurtulur.

Bursa

 

GENEL

Bursa: Türkiye’nin dördüncü büyük kentidir. Denizden yüksekliği: 155 metredir. Genelde, ılıman bir iklime sahiptir. Ancak, iklim, bölgelere göre değişiklik göstermektedir. Kuzeyde, Marmara denizinin yumuşak ve ılık iklimine karşılık, güneyde Uludağ’ın sert iklimi ile karşılaşılmaktadır.

PLAJLAR

Evet, Bursa’da nerede denize girilir. En güzel plaj, deniz nerededir? İlin sahip olduğu 135 km. lik kıyı bandının 22 km. lik kısmı, kullanıma uygun olup, diğer kısmı değerlendirilememektedir.

Karacabey, Mudanya ve Gemlik İlçelerinde, geniş doğal kumsallar ile İznik ve Uluabat (Apolyont) gölleri kıyılarında güzel plajlar bulunmaktadır.

Yeniköy, Bayramdere (Malkara) kesimi ile Mudanya’nın Zeytinbağ kesimine dek uzun ve geniş doğal kumsallar vardır. Kum kalitesi iyi olan bu kıyılarda: Kurşunlu, Bayramdere, Yeniköy-Mudanya kesiminde de, Mesudiye, Eğerce ve Eserce plajları bulunmaktadır.

MESİRE YERLERİ

Bursa’da nerede piknik yapılır? Derekızık köyüne 3 km. uzaklıkta bulunan şelale, bir kanyona dökülmektedir. Şelale çevresinde, et mangal lokantaları ve büfelerin yer aldığı bu mesire alanı: Bursalılar tarafından yoğun olarak kullanılmaktadır.

Mustafakemalpaşa İlçesine, 18 km. uzaklıkta bir cennet parçası olan Suuçtu Şelalesi, 38 metre yükseklikten dökülüyor.

Aras Deresi ve Aras Şelalesi, Uludağ’ın kar sularını taşıyan ve tam kayalıkların içinden 15 metre yükseklikten düşüyor. Bursa-Soğukpınar arası, 30 km. olup, köyden itibaren 5 km. stabilize bir yolla, Ketenlik yaylalarına, oradan da şelaleye varır.

Uzaklara gitmeyin, şehir içinde yeşil alanları görmek isterseniz, bu kez: özellikle Hayvanat Bahçesi ve Botanik Parkı bölgeleri tercih edilmektedir.

Zaten Botanik Parkı, öte yandan, yeni evlenen çiftlerin, otantik fotoğraflar çektirmek için tercih ettikleri bir yer olarak önem kazanıyor.

ORMAN KAMPLARI

Bursa Türbeler

Uludağ Milli Parkı içinde bulunan Gölcük Kamp Alanı, öğrenci ve izci guruplarının kamp etkinlikleri için kullanılmaktadır. İznik ve Ulubat Gölü kıyıları da, gençlik kampları için oldukça uygundur.

TÜRBELER

Fatih Sultan Mehmet’e kadar olan Osmanlı Padişahları, Bursa’da defnedilmişlerdir. Bu nedenle: Bursa’da çok sayıda türbe bulunmaktadır. Bu durum, özellikle yabancı ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir.

Öte yandan, Osmanlı imparatorluğunun ilk yıllarındaki başkent özelliği, şehir hakkındaki tarihi geçmişi okuyan yabancı gezginleri, buraya çekmektedir.

 İl topraklarının % 35’ini dağlar kaplamaktadır. En yüksek dağ ise, eski adı “Keşiş dağı” olan Uludağ’dır. Yüksekliği: 2543 metredir.

Bursa Üniversite

 

ÜNİVERSİTE

1975 yılında, Uludağ Üniversitesi kurulmuştur. Üniversiteye bağlı: 10 fakülte, 2 yüksek okul, 15 meslek yüksek okulu, 1 konservatuvar bulunmaktadır.

Şehir merkezine 18 km. uzaklıktaki, 16000 dönüm arazi üzerinde kurulu olan ana yerleşim birimi olan Görükle kampüsünde faaliyetler sürdürülmektedir. Ayrıca: 152 Evler kampüsünde de, bir kısım fakülte bulunmaktadır.

BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ

1987 yılında kabul edilen bir kanunla, Bursa il merkezinde: Osmangazi, Yıldırım ve Nilüfer adıyla üç ilçe kurulmasına karar verilmiştir. 2005 yılında ise Bursa Büyükşehir Belediyesi, Türkiye’nin ilk ve tek kalite belgeli Büyükşehir belediyesi olmuştur.

Bursa Kılıç Kalkan Oyunu

 

KILIÇ-KALKAN OYUNU

Bursa yöresine has bir oyun. Kılıç ve kalkanların, bir ahenk içinde, birbirine vurulması ile oynanan oyun, müziksiz olması ile de birçok halk dansından ayrılır. Kılıç-kalkanın doğuşu şu şekilde rivayet edilmektedir.

Osmanlı ordusu, Bursa’yı ele geçirmek için harekete geçtiği dönemlerde, Bursa kalesi, uzun süre kuşatma altında kalıyor. İçeride Bizanslılar, dışarıda ise Osmanlı ordusu askerleri vardır.

Kuşatma süresi uzadıkça moraller bozulmaktadır. Osmanlı ordusu içinden bazı askerler, hem içerideki Bizans askerlerinin morallerini bozmak, hem de beklemekten sıkılan askerlere moral vermek ve hoşça vakit geçirmek için, Bursa kalesi dışında ikişerli, dörderli ve daha kalabalık guruplar halinde, karşılıklı olarak kılıç-kalkanları ile oynamaya başlamışlardır.

Ellerinde bulunan kılıç ve kalkanları, birbirine vurarak çıkardıkları gürültüyü, zamanla ritim haline getirmişler ve bu ritim eşliğinde silahlı eğitim hareketine benzer hareketler geliştirmişlerdir.

Bursa şehri, uzun bir kuşatma süresi sonunda hiçbir çarpışma olmadan Bizanslılardan 1326 tarihinde alınmıştır. Bundan sonra da, şehir Osmanlılar tarafından başkent olarak ilan edilir. Orduya katılan gençler, ilk askerlik eğitimlerini burada yapmaya başlarlar.

Genç askerler, zamanın silahları olan kılıç ve kalkan ile gün boyunca sürekli yaptıkları eğitimlerini monotonluktan kurtarıp zevkli hale getirebilmek için, geliştirdikleri bu ritim eşliğindeki hareketleri sürekli hale dönüştürmüşlerdir.

Dünyada, müziksiz oynanan, bilinen başka bir oyun daha olmadığından, son derece otantik olarak kabul edilmektedir. 700 yıla yakın bir süreden beri, ilk günkü figürlerini koruması ve aynı şekilde oynanıyor olması, en büyük özelliğidir. Kostümler, otantik olup, halen Bursa civarındaki bazı köylerde giyildiğine rastlanılmaktadır.

Evet, oyunun özelliklerine biraz daha yer vermek istiyorum. Daha öncede söylediğim gibi, bu oyun müziksiz oynanıyor. Oyuncuların ayak ve diz vuruşlarıyla çıkardıkları sesler, müziğin ve ritmin yerini tutuyor.

Kılıç-kalkan, 8-10 veya daha fazla kimse arasında iki ekip halinde oynanır. Oyundan önce askere çağrılanların uğurlama ve karşılama merasimi canlandırılır. Sonra, oyuncular halka oluşturarak yemin merasimini canlandırırlar.

Daha sonra, iki ekip, kılıç-kalkan çarpışması yapar. Gösteri: mütareke oyunu, baş-vuruş cengi, kılıçların birbirine atılması ile devam eder. Oyuncuların hep bir ağızdan bağrışması ve kılıçları havada sallaması ile sahne kapanır.

EMEKLİLER PARKI

Bursa’ya girişte, 3 km. kala, çevre yolunun hemen altında bulunan bir park. Emekli olunca toprakla ilgilenmek isteyen ve arazisi, bahçesi olmayan insanların bu zevki tatması için Bursa Belediyesi tarafından oluşturulmuş bir hobi alanı. Bir dere yatağı parsellenip, 250 metre karelik bahçeler parsellenmiş, çevresi tel örgüyle çevrilip, içlerine de ahşap küçük kulübeler kondurulup, emeklilere kiralanmış.

Bursa’da emekliler, her sabah, büyük bir hevesle, kiralık bahçelerine geliyor, kimisi çiçek yetiştiriyor ve kimisi ise sebze. Su sorunu yok. Kullanımı da ücretsiz. Her türlü hizmet düşünülmüş. 24 saat görev yapan bekçisi var. Telefon kulübesi var. Bahçeler arası yarışmalar yapılıyor.

Bursa Tayyare Kültür Merkezi

TAYYARE KÜLTÜR MERKEZİ

Cumhuriyet tarihinin ilk modern: sinema-tiyatro-konser salonları arasında yer alan Tayyare Cemiyeti (Türk Hava Kurumu) tarafından yaptırılmış ve 1932 yılında Bursa’da hizmete açılmıştır.

Ünlü mimar Arif Hikmet Koyunoğlu tarafından projelendirilmiştir. Uzun yıllar, Tayyare Sineması olarak kullanılmıştır. 1966 yılında restorasyonu tamamlanmış ve Tayyare Kültür Merkezi olarak tekrar hizmete açılmıştır.

750 kişilik konser-gösteri salonu, 100 kişilik toplantı salonu, alt katta Cemal Nadir Güler ve Sami Güner, üst katta ise Küçük Cep ve Büyük Cep sergi salonları ile, Bursa’da kültür sanat izleyicisinin en sık uğradığı mekan.

NE YENİR


Evet, Bursa’da bulunduğunuz sürede, ne yenir, ne yemekleri meşhurdur?

Bursa İskender Kebabı

İSKENDER KEBABI

İskender kebabın lezzet sırrı: Uludağ eteklerinin kokulu ot ve kekikleriyle beslenen koyunların eti ve özel mandıranın imali tereyağından geliyor.

Yüzyıllarca, yerdeki ateşe paralel olarak pişirilen kuzuyu, sinir ve kemiklerinden arındırıp, dikey çubuk üzerine kendi ekseninde dönmesini sağlayan İskender, pişen kısımları uzun bıçakla, yaprak yaprak keserek döner kebabını bulmuş.

Kuruluş tarihi, 1867 yılı olan Kebapçı İskender’in devamını, oğulları sağlamış.

KESTANE ŞEKERİ

Bursa’da kestane şekerinin ünlenmesinin nedeni, Bursa’nın kestanelerinin iri olmasıdır. Bursa kestaneleri, 1930’lu yıllardan bu yana kestane şekeri olarak tüketilmektedir. Akdeniz ve Avrupa ülkelerine özgü bir tat olan kestane şekerini, Bursa’ya, Yugoslavya-Manastır doğumlu, Ali Şakir Tatveren getirmiştir.

Ev aile halkı ile birlikte, kestane şekeri üretimi yapan Tatveren, 1930’lu yıllarda, Bursa’da Atatürk Caddesinde ilk dükkanını açar. 1957 yılında vefatından sonra, işleri eşi ve çocukları sürdürür.

Tatveren’in kurduğu Kafkas Pasta Şekerleme Şirketi, ülkenin en meşhur 200 markası arasındadır.

Kestane şekeri almak isterseniz, şehir merkezine girmeseniz bile, şehre yaklaştığınızda, ana karayolu çevresindeki satıcılardan temin edebilirsiniz ki, bu lezzeti mutlaka tatmanızı öneririm.

BURSA ŞEFTALİSİ

Büyüktür, ne çok sert ne de çok yumuşaktır. İçini açınca muhteşem bir sarıyla karşılaşırsınız. Çekirdeğine yakın da kırmızıdır.

Böyle çekirdeğin yakınındaki kırmızı tarafı, kırçıl kırçıldır. Rengi süper olan bu meyvenin kokusu, ayrı bir fenomendir. En az çilek kokusu kadar muhteşemdir. Temmuz ayında çıkar.

BURSA LOKUMU

Bursa’nın lezzetlerinden biridir cevizli lokum. Lokum denince, insanların aklına genelde Türk lokumu gelse de, Bursa’da lokum denildiğinde herkes cevizli lokum anlar. Kına gecelerinin, çerezle beraber değişmez ikramıdır.

Kınalardan çıkarken, kapıda aileden birisi, güzel ambalajlanmış lokumları herkese dağıtır. Genelde fırınlarda satılır. Tatlı yada tuzlu yapılabilir.

Mayalı hamurdan yapılır.

Bursa Kemalpaşa Tatlısı

 

KEMALPAŞA TATLISI

Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesine özgü bir peynir tatlısıdır. Tüm Türkiye’de bilinir ve severek yenir.

1960-1962 yıllarından beri, Mustafakemalpaşa ilçesinde, bu tatlının üretimi yapılır. Un, irmik, tuzsuz peynir, yumurta, su, kabartma maddesi ile hazırlanan hamura, şekil verilip tavada kızartılarak yapılır. Çift fırınlanmış tatlılar: 6 ay-1 yıl süre ile dayanmaktadır.

Şeker şurubu içinde kaynatılıp şiştikten sonra kışın kaymak, yazın dondurma ile birlikte sunulur. Tatlının özelliği: tuzsuz peynir kullanılarak yapılmasıdır.

Bu ilçede, 14 Eylül’deki düşman işgalinden kurtuluş günü dahi “Tatlı Şenliği” adı altında kutlanmaktadır.

NE SATIN ALINIR


Bursa’dan hediyelik olarak veya kendimiz için, yakınlarımız için ne satın alabiliriz? Ne satın almak gerekir, Bursa’nın en meşhur objesi nedir? Evet: Tüm dünyada ün salmış olan Bursa ipekli dokumalarından ve Bursa’nın meşhur havlusundan satın alabilirsiniz.

Ayrıca: bıçak da olabilir. Bunun yanında: kestane şekeri, muhteşem bir hediyelik olabilir. Aynen: İzmit’in pişmaniyesi gibi, buranın kestane şekeri de, her türlü hediyelik olarak, çok güzel ve değişik ambalajlar içinde satılıyor.

Bursa

GÖRÜLMESİ GEREKEN YERLER

Evet, Bursa’da nereyi gezelim, nereyi görelim, nerelere gidelim, görmeden dönmeyelim diyebileceğimiz yerler nerelerdir?

Bursa Merkez İlçeleri

BURSA’NIN MERKEZ İLÇELERİ

HEYKEL


Bursa’da heykel denilince, akla “Heykel” semtini ve tüm kentin merkezindeki “Atatürk Anıtı” geliyor. Kent Müzesinin önündedir. Atatürk Anıtı: Nejat Sirel (1897-1956) tarafından Mahir Tomruk ile birlikte, 1927 yılında yaptırılmıştır.

Atatürk, bu anıtın kendisine çok benzediğini bildirmiştir. Atatürk, mermer bir kaide üzerinde, askeri giysisi içinde, at üzerinde tasvir edilmiştir.

Sağ eliyle batıyı işaret etmektedir. Bununla, Batı uygarlığına ulaşmamız gerektiğini ifade etmiştir.

ÇEKİRGE


Bursa’nın en eski semtlerinden biri olmakla birlikte, ismini Osmanlı döneminde yaşamış olan “Çekirge Han” adlı bir kişiden aldığı rivayet edilir. Ayrıca: Osmanlı döneminde, o bölgede yaşanan bir çekirge istilası sonucu da, bölgeye bu ismin verildiği söylenir.

Günümüzde: Bursa’nın en gözde, modern, nezih ve elit yerlerinden biridir. Bursa denilince akla gelen, Karagöz ve Hacıvatın da mezarları bu semttedir. Ayrıca: mezarlığı karşısında, bir de Karagöz Kültür evi bulunmaktadır. Bursa’da yeşili bol bir semttir.

Buranın kaplıcaları da meşhurdur. Çekirge Kaplıcaları: Vakıfbahçe kaynağına bağlıdır. Bu kaplıcalar: Bursa merkezinde, Çekirge semtinde bulunmaktadır.

Çekirgedeki Çelik Palas ve Askeri Hastane dahil tüm oteller, bu kaplıcalara bağlıdır. Askeri Hastane: askeri şahıslara hizmet eden, kaplıca suyu kullanılan termal bir tedavi merkezi olarak burada hizmet vermektedir.

Toprak kalevi, acı bikarbonatlı olan bu kaplıcaların suları, şifa dağıtmaktadır. Banyo olarak romatizmal sendromlar, hareket sistemlerinin ağrılı hastalıkları, damar tıkanıklıkları, diyabet, gut ve metabolizma bozuklukları, içme olarak karaciğer ve safra yolları hastalıklarına iyi gelmektedir.

Çekirgenin asıl su sıcaklığı: 45 dereceyi aşmaktadır. Halk arasında, Çelikli adıyla da anılan bu sular, Çekirgenin en yüksek bölgesinde bulunan Vakıfbahçe adlı bir yerden kaynar.

Bu sularda, çeşitli madenler eriyikleriyle zengin kimyasal maddeler, gazlar ve yüksek radyoaktivite bulunmaktadır.

Çekirge sularının bir bölümü: cam borular içinde, değerleri bozulmadan, Bademlibahçe mevkiinde yapılan “Çelikpalas” Oteline aktarılmıştır.

Fizik tedavi bölümleri, sauna ve jimnastik salonu ile devamlı açık bulunur. Çekirge sularında: demir az ölçüde bulunur. Aktığı yerleri, kırmızı pas rengine boyadığından, bu sulara “Çelikli” adı verilmiştir.

YILDIRIM


Yıldırım ilçesi, Uludağ eteklerinde kurulmuştur. İlçenin güneyinde Uludağ yükselir, kuzeyi düzdür. İlçenin ortasından: Bursa-Ankara otoyolu geçer.

Adını: Osmanlı Padişahı Yıldırım Beyazıt’tan alan ilçede, Osmanlı döneminden kalma, çok sayıda tarihi yapı bulunur.

NİLÜFER


Adını, Nilüfer Çayından almıştır. Nilüfer Çayı ise, adını Orhan Gazi’nin karısı Nilüfer Hatun’dan almıştır. Nilüfer Hatun, sonradan Bursa Ovasından geçen bir çayın üzerine bir köprü yaptırdığından, bu çaya Nilüfer Çayı adı verilmiştir.

Bursa’nın en önemli akarsuyu olan 103 km. uzunluğundaki Nilüfer Çayı, Uludağ’ın güney yamaçlarından 850 metre yükseklikteki iki mağaradan çıkar.

Başlangıç bölümünde adı Aras Suyudur. Bu su, batı doğrultusunda akarken, çeşitli kollarla birleşerek “Nilüfer” ismini alır.

Doğancı Köyü yakınlarında, önüne kurulan bir barajla, Bursa kent içme suyunun önemli bir bölümünü depolar. Ayrıca, kentin içme suyu gereksinimini karşılamak üzere, daha yüksekte “Karaıslah” dolaylarında Nilüfer Barajı yapımı sürdürülmektedir.

KARAGÖZ EVİ VE KARAGÖZ ANITI

Karagöz ve Hacıvat kimdir? Karagöz ve Hacıvat’ın Bursa’da yaşamış gerçek karakterler olduğuna ve Sultan Orhan Cami inşaatında çalıştıklarına inanıyoruz. Son zamanlara kadar, Bursa’da Atatürk Caddesinde, eski bir evin bahçe duvarına yaslanmış bulunan Şeyh Küşteri’nin mezarı ise bunun kanıtıdır.

Bugün: Tayyare Kültür Merkezinin çaprazına düşen yerde bulunan Şeyh Küşteri’nin mezarı yerinde, yüksek bir iş hanı-apartman yükselmektedir. Mezar taşı ise, Muradiye Türbelerinin bahçesindedir.

Oyunlarda “Şeyh Küşteri Meydanı” diye başlanan birçok diyalog, Şeyh Küşteri’nin bu işin Piri ve yaratıcısı olduğunu vurgulamaktadır.

Karagöz evi, Bursa’da düzenli olarak Karagöz gösterisi düzenlenen tek yerdir. Çekirge Caddesi üzerinde, Karagöz Anıtının karşısındadır. Anıtın karşısındaki eski bir trafo binası, 1997 yılında Karagöz evine çevrilmiş ve haftanın üç günü, düzenli gösteriler başlamıştır.

Binanın dış yüzeyi, 2005 yılında Karagöz figürleri ile kaplanarak restore edilmiştir. Burada: gösteriler, 100 kişilik salonda yapılıyor.

Ayrıca: sabit Karagöz Figürleri Sergisi, değişik ülkelerden toplanmış kukla ve gölge oyunları figürleri sergileniyor. Türkmen ve Yörük köyleri kıyafetlerinin sergilendiği bir sergi odası da bulunuyor.

Karagöz’ün mezar anıtı: bugün, Çekirge Caddesinde Karagöz ve Hacıvatın Anıt mezarının bulunduğu bölgede idi. Zira, burası yani bugünkü Çırağan Kafe, Karagöz evi ve Çekirge caddesinin geçtiği bölgede, büyük bir mezarlık vardı.

1942 yılında, Bursa’ya gelen araştırmacı yazar Abdülbaki Gölpınarlı, Karagöz’ün makam mezar taşını tespit etmiş ve Bursa ile ilgili yazdığı notlarına kaydederek, bir örneğini de Bursa Müzesine bırakmıştır.

Karagöz’ün makam mezar taşı, bugün Yeşil’de bulunan Türk-İslam Eserleri Müzesinde bulunmaktadır. Evet, karagöz oyunlarının sergilendiği bu mekana mutlaka gidin ve bir oyun izleyin.

MURADİYE


Muradiye semtinde, Kaplıca caddesi, Beşikçiler caddesi, 2.Murat Sokak. Sedat Sokak arasındaki bölgede bulunmaktadır. Yürüyerek Çekirge Caddesinden Altıparmak’a doğru giderken, Çelikpalas Otelini, Atatürk Müzesini geçtikten sonra, sağa doğru dik yükselen cadde, Beşikçiler Caddesidir. O dik yokuşu çıkarsanız, külliyeye ulaşabilirsiniz.

Muradiye külliyesi: Bursa’da Osmanlı Sultanları tarafından yaptırılan son külliyedir. Sultan 2.Murat tarafından: 1425-1426 yılları arasında yaptırılmış ve içinde bulunduğu semte ismini vermiştir.

Külliye: cami, hamam, medrese ve külliyenin bahçesine daha sonraki yıllarda yapılan 12 türbeyi içerir. Bu türbe topluluğu, Semerkant’taki Şah Zinde ve İstanbul’daki Eyüp Sultan ile birlikte, Türk İslam dünyasının sayılı türbe topluluklarından biridir.

Kanuni’nin Konya’da öldürttüğü oğlu Şehzade Mustafa, Fatih’in Napoli’de sürgünde ölen oğlu Cem Sultan, Yavuz Sultan Selim’in boğdurttuğu kardeşi Şehzade Ahmet gibi bahtsız şehzadelerin türbelerini barındırıyor.

Külliyenin merkezini: Muradiye Cami oluşturuyor. Giriş cephesi: görkemli, diğer cepheleri sadedir. Külliyedeki türbelerin en büyüğü ve en eski olanı 2.Murat Türbesidir. Caminin görkemli girişinin hemen karşısındadır.

1451 yılında, Edirne’de hayatını kaybeden Sultan 2.Murat, 1443 yılında kaybettiği büyük oğlu Alaaddin’in yakınına gömülmek istediği için cenazesi Bursa’ya getirilmiş ve küçük oğlu Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan bu türbeye gömülmüştür.

2.Beyazıt’ın oğlu Alaaddin, kızları Fatma ve Hatice’ye ait sandukalar da, 2.Murat Türbesinin içinden geçilerek ulaşılan sade odada bulunmaktadır. Türbenin kubbesi: vasiyet gereği mezarın yağmur sularıyla ıslanması için gökyüzüne açık olarak yapılmıştır.

Diğer türbelerin çoğu: Fatih ve 2.Beyazıt devirlerine aittir. Fatih Sultan Mehmet’in annesi Hüma Hatun, ebesi Ebe Hatun, ilk eşi Mükrime Hatun, Fatih’in oğulları: Şehzade Mustafa ve Cem Sultan, Şehzade Mustafa’nın annesi ve Fatih’in eşi Gülşah Hatun: 2’nci Beyazıt’ın eşi Gülru Sultan, oğlu şehzade Mahmut, Kanuni’nin büyük oğlu Şehzade Ahmet, Kanuni’nin küçük oğlu Şehzade Mustafa türbeleri ile iki saraylı hanıma ait olduğu sanılan cariyeler türbesi, Muradiye Külliyesinde yer alan diğer türbelerdir.

Külliyenin bahçesi: mezar taşları açık müzesini andırır. Türbesi Çekirgede olan Mevlüt yazarı Süleyman Çelebi’nin mezar taşı da bu bahçede görülüyor.

Evet, Muradiye Medresesi, Bursa’daki en güzel medrese olarak bilinir. Güzelliğini, duvarlarındaki hünerli tuğla işçiliğine borçludur. Bir avlu çevresinde sıralanan 16 küçük odadan oluşmuştur.

1951 yılında restore edilerek yakın zamana kadar Veren Savaş Dispanseri olarak kullanılmıştır. Günümüzde: Kanser Tanı Merkezi olarak kullanılmaktadır. İçende bir de Sağlık Müzesi yer alır.

İmaret, günümüzde lokanta olarak hizmet vermektedir. Muradiye Hamamı, günümüzde harap durumdadır. Türbeler arasında, iki adet, sekizgen mermer havuz göreceksiniz.

MURADİYE (III. MURAT) CAMİİ


Muradiye Semtinde bulunan cami, Sultan II. Murat tarafından, 1424-1426 yılları arasında yaptırılmıştır. Beş bölümlü son cemaat yerinin kemer araları çeşitli geometrik tuğla ve çinilerle bezenmiştir.

Caminin girişi kemerli olup, tavanı geometrik motifle süslü çini ile kaplanmıştır. Kapı kanatları, ahşap işçiliğin en güzel örneklerinden biridir.

Yapıda, çeşitli geometrik tuğla süslemeler de yer alır. Rokoko tarzında mihrap, 18’nci yüzyılda yapılmıştır. Bu cami, Bursa’da Osmanlı padişahları adına yapılan son camidir.

TOPHANE


Devlet Hastanesi otobüsleri ile Tophane’ye ulaşabilirsiniz. Yaya iseniz, Heykel veya Altıparmak’tan Çakır hamama gelmenizi ve Tophane’ye doğru olan yokuşu çıkmanız gerekiyor. Kara Timurtaş Paşa Türbesini veya yeni restore edilen Balibey Hanı gördüğünüzde, Çakır hamama geldiğinizi anlarsınız.

Hanın yanındaki merdivenleri kullanarak da Çakır hamamı Tophane’ye bağlayan caddeye ulaşabilirsiniz. Karşınıza çıkacak olan kale kapısını solunuzda bırakarak, caddeyi düz devam ettiğinizde Osman Gazi ve Orhan Gazi türbelerini göreceksiniz. Türbelere doğru ilerleyip parka girebilirsiniz.

Bursa’nın panoramik manzarasının en güzel izlenebileceği parktır. Parkın girişinde: Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Bey ile devletin ikinci sultanı Orhan Bey’in türbeleri bulunmaktadır.

Türbelerin yanında ise: İstiklal Savaşı Şehitleri Anıtı bulunuyor. Parkın içinde: 1906 yılında yapılmış, 6 katlı “Bursa Saat Kulesi” var. Ramazan ayında, iftar vaktini bildiren ramazan topu, parkın içindeki Bursa Saat Kulesinin önünden atılıyor. Saat kulesi ve park, bu nedenle Tophane adını almıştır. Parkta: Bursa Mehter Takımı, her hafta konser veriyor.

OSMANGAZİ CAMİ VE TÜRBESİ


Tophane semtinde, parkın girişinin solunda yer alan türbe, ilk defa Osman Gazinin Gümüşlü kümbete gömülmesi için yaptığı vasiyeti üzerine, oğlu Orhan Gazi tarafından, Bizans manastırı değiştirilerek yapılmıştır.

1801 yılındaki büyük yangında hasar gören yapı, 1854 yılındaki deprem sonucunda tamamen yıkılmıştır. Bugünkü türbenin yeniden 1863 yılında Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılmıştır.

Türbe, kesme kefeki taş ile yapılmıştır. Duvar kalındığı 1.20 metre olup, sekizgen planlı ve üzeri kubbe ile örtülüdür.

Kasnağı sekizgen olan kubbe, dıştan kurşunla kaplanmıştır. Poligonsal gövdeli sandukanın bulunduğu yere, 4.10 x 5.08 metre boyutlarında, üzeri aynalı tonoz örtülü bölümden geçilir.

Giriş cephesi dışında, türbenin her yanında birer yuvarlak kemerli pencere bulunur.
Türbenin ortasında, Osman Gazinin her yanı sedef kakmalı parmaklıklarla çevrili sandukasının üzeri sırma işlemeli kadife ile örtülüdür.

Sandukanın solunda oğlu Alaaddin Bey, Alaaddin Bey’in yanında Murat Hüdavendigar’ın oğlu İbrahim Bey, Orhan Gazinin hanımı Aspurca Hatun ile kimlere ait oldukları bilinmeyenlerle birlikte, 17 sanduka yer almaktadır.

ORHANGAZİ TÜRBESİ


Hisarda, Tophane parkının girişinin sağında bulunan türbe, Osman Gazinin oğlu Bursa Fatihi Orhan Gazi’ye aittir.

Bugün, yer yer zemin mozaikleri kalmış bulunan, Bizans kilisesi kalıntısı üzerine yapılmıştır. 1854 depreminde yıkılan türbe, 1863 yılında Sultan Abdülaziz tarafından yeniden yaptırılmıştır.

Dışarıdan her bir kenarı 16.80 metre uzunluğunda olup, yapının duvar kalındığı 1.30 metredir. Giriş güney cepheden sağlanır.

Türbenin içinde, Tanzimat üslubundaki başlıklara sahip, boyalı dört kalın sütunun taşıdığı, yuvarlağa yakın, sivri kemerlerin üzerine oturan kubbe ile örtülü orta bölümün çevresi, beşik tonoz örtülü bir bölümle çevrilmiştir.

Bu yöntemi: 1’nci Murat ve 2’nci Murat türbelerinde de görmek mümkün. Yapının içi: beyaz kireç ile boyanmış, süslemeleri oldukça sade yapılmıştır. Türbenin ortasında, etrafı dökme pirinç parmaklıklarla çevrili Orhan Gazinin görkemli sandukası vardır.

Ayrıca, Orhan Gazinin Hanımı Nilüfer Hatun, Oğlu Kasım Çelebi, Kızı Fatma Sultan, Cem Sultanın Oğlu Abdullah, 2’nci Beyazıt’ın Oğlu Korkut, Yıldırım Beyazıt’ın Oğlu Musa Çelebi ve isimleri bilinmeyen 14 kişinin sandukaları yer almaktadır.

BURSA SAAT KULESİ


Osmanlı imparatorluğunun kurucusu Sultan I. Osman ve Sultan Orhan türbelerinin kuzeyinde, Tophane Parkı içindedir.

Osmanlı devrinde, ramazan ayı iftar vaktini bildiren topun atıldığı yerde bulunması nedeniyle “Tophane” diye de anılan kule, Sultan 2.Abdülhamit’in tahta çıkışının 30’ncu yıl dönümü olan 31 Ağustos 1906 yılında bitirilerek, Vali Reşit Mümtaz Paşa tarafından törenle hizmete sokulmuştur.

4.65 x 4.65 metre planlı, 6 katlı saat kulesi, 25 metre yüksekliğindedir.

Günümüzde, orijinal yerine elektronik bir saat takılan kule, Bursa Belediyesince yangın gözetlemek amacıyla da kullanılıyor.

ATATÜRK MÜZESİ


Atatürk’ün Bursa’ya çeşitli tarihlerdeki ziyaretlerinde, kaldığı bu bina, kendisine hediye edilmiş, Atatürk’te, 1938 yılında bu yapıyı, Bursa Belediyesine bağışlamıştır.

Cumhuriyetin 50’nci yılında, 1973 tarihinde, bina, müze haline dönüştürülerek ziyarete açılmıştır.

19’ncu yüzyılın başlarında, iki katlı tamamen ahşap malzemeden inşa edilen bina, döneminin en çekici sivil mimarlık örneklerinden olup, ahşap yapısı ve iç düzeni aynen korunmuştur.

Çekirge Caddesi üzerinde Çelik Palas Oteli yanında bulunan müzede, Atatürk’ün kaldığı sürede kullandığı tüm eşyalar ile birlikte üst katta limonluk olarak adlandırılan salonda, Atatürk ile ilgili fotoğraflar sergilenmektedir.

ARAP ŞÜKRÜ SOKAĞI


Altıparmak mahallesinde, Yahudilik olarak bilinen bölgede bulunmaktadır. Resmi adı: Sakarya Caddesidir. Arap Şükrü adını: Bursa’da bir meyhane kültürü oluşmasına katkıda bulunan, 1960’lı yıllarda hayatını kaybeden iş adamı Şükrü Değişmez’den alır.

Şükrü Değişmez, Arap lakaplı dedesinin Yemen’de bir Arap kızı ile evlenmesi nedeniyle almıştır.

1893 yılında, Vodina (Selanik yakınlarındaki bir kaza) doğumlu olan Arap Şükrü: askeri okulda okuyup subay olduktan sonra “Akıncı Şükrü” olarak Kurtuluş Savaşına katılmış, Kütahya yakınlarında esir düşmüş bir savaş gazisidir.

Esaretten kaçarken, kolundan yaralanan ve malulen emekli olan Arap Şükrü: ilk lokantasını Ayvalık’ta açmıştı.

Daha sonra ilk eşi Servinaz Hanım ve iki küçük kızı ile Bursa’ya gelen Arap Şükrü; bugünkü Tayyare Kültür Merkezinin yerinde bulunan Şar Kulübü’nün işletmeciliğini alır.

Ardından Yahudi kökenlilerin işlettiği meyhanelerin bulunduğu “Yahudilik Çarşısı” (bugünkü Arap Şükrü Sokağı) nda dükkan kiralayan Arap Şükrü, meyhanesinde müşterilerine kuru fasulye, pilav, paça, işkembe çorbası türünde yemekler sunmuştur.

Giderek ünlenen bu lokantaya Bursa civarından atlarla müşteri gelmekteydi. İleride, 5 erkek çocuğunun da işi sürdürmesi sonucu, Arap Şükrü, bir marka haline geldi ve eskiden beri meyhaneler sokağı olan sokak, Arap Şükrü Sokağı olarak ünlendi.

Arap Şükrü’nün çocukları tarafından işletilen Arap Şükrü Çetin Restoran, Arap Şükrü Sokağın girişinde, balık lokantası olarak hizmet vermeye devam etmektedir.

Bursa’da yaşayan 50-60 hanelik Yahudi nüfusun kullanımına açık olan “Geruş Sinagogu” da Arap Şükrü Sokağında bulunmaktadır.

Sokak: Zafer Plaza’dan Altıparmak’a doğru gelirken, solda görülen ünlü Balıkçı Reşat dükkanından başlar.

Sokakta: yere, her 5 metrede bir, üzerinde Bursalı ünlü sanatçılarının adlarının yazılı olduğu plakalar yerleştirilmiştir.

Balık lokantaları, işkembe çorba, paçacılar, sazlı-sözlü eğlence yerlerinin bir arada bulunduğu, taşıt trafiğine kapalı turistik bir sokaktır.

1992 yılından bu yana turizm amaçlı bir eğlence sokağı olarak düzenlenmiş ve Bursa’nın Neviadesi haline gelmiştir.

Sokak: 2002 yılında, sokak esnafının kurduğu Arap Şükrü Korama ve Geliştirme Derneğinin çabası ile yenilenmiştir. Söylediğim gibi: burası genel anlamda, tam bir eğlence yeri.

Canlı müzik dinleyebilir, balık ve meze tadabilir ve arzunuza göre alkol alabilirsiniz. Tüm bu arzularınızı gerçekleştirmek için, birçok mekanın bir arada bulunduğu bir sokak.

KOZA HAN


Bursa’da Ulu Cami ile Orhan Cami arasında bulunan Koza Han, 1491 yılında II. Beyazıt tarafından mimar Abdül ula bin Pulat Şaha İstanbul’daki eserlerine vakıf olarak yapılmıştır. Koza Han, eskiden ipek böceği kozalarının satışının yapıldığı bir yerdi.

Kozalardan elde edilen ipek kumaşlar, Bursa’nın tekstil merkezi olmasında ilk rolü oynamıştır. Bursa ve çevresinde yaşayan, kendilerini Manavlar olarak ifade eden yaklaşık 1000 yıldır bu topraklarda yaşayan Türkler, İpek Böceği üreticiliğini, yüzyıllardır yapmaktadırlar.

Orta Asya’dan gelen bu gelenek, burada da sürdürülmüştür.

Son yıllarda, sentetik (petrol ürünlerinden elde edilen) iplik ve kumaşlar yüzünden, ipek böceği üreticiliği çok azalmıştır.

Ancak atalarımızdan gelen bu önemli meslek ile üretilen ipek kumaşlar, marka olmak isteyen moda sanayi için vazgeçilmemesi gereken materyallerdir.


Koza Hanın içinde: geniş, dikdörtgen bir avlunun çevresinde, iki katlı olan han 95 odalıdır. Tam ortasında, küçük bir mescidin altında bir şadırvan vardır.

Hanın doğusunda ahır ve depoların bulunduğu Dış Koza han denilen ikinci bir avlulu bölüm vardır. Uzun çarşıya mavi çinilerle süslü bir taç kapı ile açılır.

Eski zamanlarda değişen adları: Cedir-i Evvel, Şimşek Hanı, Beylik Kervansarayı, Beylik Hanı, Cedid-i Amire ve Yeni Kervansaraydır.

Koza Han, halen Bursa ekonomisine, ipekçilik alanında katkılarını sürdürmektedir. Üst katında, ipek mamulleri satan dükkanların yanı sıra, alt katta da modern kafeteryalar bulunmaktadır.

ULU CAMİ

Bursa kentinde bulunan Ulu Cami: Sultan Yıldırım Beyazıt tarafından, 1396-1400 yılları arasında yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı ve üç büyük giriş kapısı olan çok kubbeli camilerin en büyük ve anıtsal örneğidir. 12 kare ayağa ve kesme taştan yapılmış kalın beden duvarlarına oturan 20 kubbesi vardır.

Orta eksendeki kubbede, aydınlık feneri altında da, 16 köşeli havuzu ve üç çanaklı fıskiyesi olan şadırvan bulunmaktadır. Caminin kuzey cephesinin köşelerinde kaidesi mermerden yapılmış ve üzeri tuğlalarla örülmüş iki minare yer almaktadır.

Ceviz ağacından yapılmış minberi ağaç işçiliği yönünden bir başyapıttır. Ahşap kapıları motiflerle bezenmiştir. Caminin içinde bulunan yazılar, hat sanatının özgün örnekleri arasında gösterilmektedir.

Sıcak ülkelerde üzeri açık bırakılan avlular, Anadolu’da küçültülmüş ve caminin içine alınmış ve cami kapalı mekana dönüştürülmüştür. Selçuklu döneminin bazı camilerinin üzeri dam ile örtülürken, Osmanlı döneminde ilk kez anıtsal mekanlar ortaya çıkan mimarlık uygulamaları görülmüştür. Her kentte görülen Ulu Camiler, Cuma namazlarının kılındığı yerlerdir.

Mimarisi, ahşap işçiliği ve içindeki yazı sanatları bakımından, Ulu Caminin Bursa’daki eserler arasında ayrı bir yeri vardır.

EMİR HAN


Orhan külliyesine ait yapılardan biridir. Külliye, cami, medrese, imaret, mektep, hamam ve handan (Emir Hanı) oluşmaktaydı. Bey Hanı olarak da bilinmektedir.

Ulu caminin kuzeydoğusunda fetihten sonra birkaç yıl için at pazarı olarak da kullanılan yerde inşa edilmiştir. 16’ncı yüzyılın ikinci yarısına kadar “Bezzezistan” olarak anılan han, külliyeye gelir getirmesi amacıyla yapılmıştır.

Bursa’ya yapılan ilk bedesten olması bakımından önemli olan han, Bursa çarşısının çekirdeğini oluşturur.

46 x 50 metrelik bir avlu çevresinde sıralanan odalardan oluşan revaklı ve iki katlı bir yapıdır. Osmanlı hanlarının ilk örneklerinden sayılır.

Dört köşedeki kubbeler dışında yapının diğer kısımları tonozla örtülüdür. Duvarlar, iki sıra tuğla, bir sıra taştan oluşan almaşık örgülüdür.

Hanın, alt katındaki odalar 36 tane olup, pencereleri mahzenler şeklindedir. Bunlar eşya deposu olarak da kullanılırlar.

Üst katlardaki her odada, birer pencere ve ocak vardır. Hanın ortasında bir yenilenmiş şadırvan ve eski ağaçlar bulunur.

Maalesef Han, zaman içinde yapılan onarımlarla büyük ölçüde özgünlüğünü yitirmiştir. Ancak, 1956 yılında yapılan aslına uygun onarımlar sonucu asıl şekline yaklaşmıştır.

1958 Kapalı çarşı yangını sırasında tamamen yanan yapının Ulu cami tarafında, yeni bazı eklemeler yapılmış, tuvaletlerden Ulu camiye açılan bir kapı yapılmıştır.

Yine Ulu cami tarafındaki hücrelerden birine geçiş için bir kapı yapılmıştır. Bu tamirat sırasında Ulu cami tarafındaki revak kemerleri, sivri yerine düz yapılmış, duvarlar iki sıra tuğla bir sıra kesme taş ile örülmüştür.

Bugün han, tekstil kolu başta olmak üzere, tümüyle iş yerleri ile doludur.

TÜRK-İSLAM ESERLERİ MÜZESİ (YEŞİL MEDRESE)


Bursa kent merkezinde bulunan Yeşil Medrese, Sultaniye Medresesi adıyla da tanınmaktadır. Birçok ünlü bilgin yetiştiren medrese, Yeşil Külliyesi ile birlikte Mimar Hacı İvaz Paşa tarafından 1414-1424 yılları arasında yapılmıştır.

Plan olarak Anadolu Selçuklularının açık avlulu medreselerinin bir devamı görünümündedir. Bir giriş eyvanı, iki yan eyvanı ve ana eyvandan meydana gelen mekanlarda, 13 medrese odası bulunmaktadır.

Medrese odalarının önünde, avluyu üç taraftan çeviren revaklar vardır. Yapı malzemesi olarak: moloz ve kesme taş ile tuğla kullanılmıştır. Yıldız tonoz ile örtülü giriş eyvanından, sivri kemerli bir kapı ile avluya girilir.

Avluyu, üç taraftan çeviren revaklar sivri kemerli olup, bölümlerin sondaki karşılıklı birer tanesi beşik tonoz, eyvanların önündekiler çapraz tonoz, diğerleri ise kubbeli tonoz ile örtülüdür. Revaklardaki sütun ve sütun başlıklarının bir kısmı, Bizans devrine aittir.

Günümüzde müze olarak kullanılan binada, 12’nci yüzyıldan 20’nci yüzyıla kadar: maden, seramik, ahşap, işleme, silah, el yazması kitaplar, İslami sikke, İslami kitabeler ve mezar taşları ile, Etnoğrafik malzeme teşhir edilmektedir.

Medresenin çini süslemeleri, cami ve türbeye göre daha azdır. Kapı girişi üstündeki tonoz, batı yan eyvanının tavanı ve dış cephede, pencere alınlıkları, medresenin çini süslemeli yerleridir.

I. ODA:

Karagöz sanatının çağımız üstatları Hayali Küçük Ali ve Hayali Osman Sözen’in yapıtları olan karagöz figürleri bu adada sergileniyor.

Aynı odada: tığ, şiş ve iğne ile yapılmış, içine konacak cisme göre “para, mühür, saat, tütün” kesesi olarak adlandırılan keseler teşhir ediliyor. Ayrıca: sim, inci, tırtıl ve boncuklarla işli atlas ve kadife gibi kumaşlardan yapılmış keseler de bulunmaktadır.

II. ODA:

Ahşap üzerine motifler oyularak içlerine fildişi, sedef, bağa parçaları, gömme sanatı Orta çağdan itibaren uygulanmış, özellikle Osmanlılarda büyük bir gelişme göstermiş, 18’nci yüzyıldan sonra önemini kaybetmiştir.

Bu odada: bu sanata ait çeşitli kutular ve sehpalar sergileniyor. Aynı odada teşhir edilen: kapı tokmakları, ahşap kapılarda kullanılır.

Demir ve pirinçten yapılan kapı tokmakları kullanıldıkları yere göre şekil alırlar. Halka, sarkık, kulp, yılan, kuş gibi. Halka şeklindeki tokmaklar, genelde evlerde, yılan şeklindekiler kalelerde kullanılmıştır.

DERSHANE:

Binanın tek büyük salonu olan Dershanede çeşitli eserler sergilenmektedir. Bunlar arasında: yazmacılık sanatından örnekler (yemeniler, kenarları sırma işli Bursa işi yağlıklar, bohçalar) ve yazma kalıpları bulunmaktadır.

Kumaşın üzerine elle resmedilerek veya tahta kalıplarla basılarak desenlendirilmesine ”yazma” denir. Yazmacılık, ülkemizde bir halk sanatı olarak doğuş gelişmiş ve en güzel örneklerini 16-17-18’nci yüzyıllarda İstanbul yazmaları ile vermiştir.

Müzenin zengin işleme koleksiyonunda, bazı parçaların sergilendiği vitrinlerde bulunan yatak takımları, bohçalar, uçkur, kuşak, yağlık ve peşkirler, Türk işleme sanatının bütün tekniklerini içermektedir.

Aynı salonda: bir vitrinde, gümüş kakmalarla süslenmiş insan figürleri ve burçları tasvir eden 12-13’ncü yüzyıl tunç Selçuk şamdanları ile kitabeli bir arkalıklı aynalar yer almaktadır.

III. ODA:

Bu odada, gümüşten yapılmış ve çoğunluğu telkari işlemeli olan çeşitli fincan zarfları, porselen ve lüle fincanlar, kahve güğüm ve değirmenleri ile ahşap kahve soğutucuları bulunmaktadır.

IV. ODA:

Türk maden sanatının ve Türk mutfağının zenginliklerinin birleşmesinden doğan madeni Türk mutfak eşyaları, çeşit ve süsleme bakımından çok zengindirler. Mutfak eşyalarının bulunduğu bu odada, Osmanlı Devrine ait çeşitli yemek kapları, siniler, ibrikler ile ağaç, kemik, sedef ve bağadan yapılmış kaşıklar ve Timur Devrine ait üzeri yivli ve ejder kulplu bir kap bulunmaktadır.

SİKKE SEKSİYONU:

Sikke, madeni para demektir. Türk-İslam Eserleri Müzesinin zengin bir İslami sikke koleksiyonu bulunmaktadır.

Altın, gümüş, bakır sikkelerden oluşan koleksiyonda, tüm Osmanlı Padişahlarına ait sikkelerin yanı sıra, Beylikler, Selçuk, İlhanlı, Memluk, Abbasi, Emevi, Sasani ve diğer İslam devletlerinin sikkeleri bulunmaktadır.

Burada görebileceğiniz: II. Beyazıt’ın “Sultan el-Berreyn ve Hakan el-Bahreyn el-Sultan bin Sultan” ibareli altın sikkesi, nadir Osmanlı sikkelerindendir.

YEŞİL TÜRBE (ÇELEBİ SULTAN MEHMET TÜRBESİ)


Bursa Merkez Yıldırım İlçesi, aynı adla anılan caminin güneydoğusundaki türbe, Osmanlı dönemi türbeleri içinde, en ünlülerindendir. Ayrıcalıkla özelliği, zemin altında asıl mezarların bulunduğu bir bodruma sahip olmasıdır.

I. Mehmet Çelebinin (1413-1421) sağlığında yapımına başlanmış ve ölümünden 40 gün önce tamamlanmıştır. Mimarı dönemin ünlü mimar ve devlet adamı Hacı İvaz Paşa’dır.
Basit bir sekizgen plana sahiptir.

Sandukaların bulunduğu zemin kat ile, bunun altından tonozla örtülü bir bodrumdan ve bunları örten bir kubbeden oluşmaktadır.

Türbenin dış cepheleri de yeşil çinilerle kaplanmıştır. Ancak, birçok kez onarımdan geçtiği için yapıldığı dönemden kalma özgün çinilerin giriş kapısının solunda klan yüzde olduğu kabul edilmektedir.

EMİR SULTAN CAMİ VE TÜRBESİ


Yıldırım Beyazıt’ın kızı ve Emir Sultanın eşi olan Hundi Hatun tarafından, 15’nci yüzyılın başında yaptırılmıştır. Bursa’nın en önemli mimari yapılarından biridir. Yıldırım İlçesi sınırları içinde bulunmaktadır.

Bursa’nın doğusunda, aynı adı taşıyan mahallede “Emir Sultan Mezarlığı” yanda servi ve çınar ağaçlarının arasında yer almaktadır.

Caminin asıl ibadet alanının üzerini büyük bir kubbe örtmekte, giriş bölümünde şadırvanlı geniş ve dikdörtgen bir avlu yer almaktadır. Kuzeydoğu ve kuzeybatı köşelerinde, iki minare bulunmaktadır.

Dikdörtgen biçiminde, ahşap kolonlar üzerinde sivri ve yatay kemerli ahşap revaklarla çevrili geniş avlusunun ortasında şadırvan, güneyde cami, kuzeyde türbe ve ahşap odalar bulunmaktadır.

Caminin içi gayet aydınlıktır. Kasnakta on iki, beden duvarlarında kırk adet büyük pencere vardır. İznik ve Bursa’da yapılmış dört köşe pencerelerin çevresi, çok defa mukarnas ile işlenmiş ve üstüne Rumi motiflerle süslü alınlıklar yerleştirilmiştir.

Mihrabı ise, 17’nci yüzyıl İznik çinileriyle yapılmıştır.

1795 yılında tamamen yıkılmış, 1804 yılında III. Selim tarafından yeniden yaptırılmıştır. 1954 yılındaki depremde zarar gören cami onartılmıştır.

BURSA KALESİ


Btinyalılar zamanında yapılmaya başlanan kale, daha sonra ihtiyaç duyuldukça, Roma-Bizans ve Osmanlı imparatorluğunca, çeşitli onarımlara tabii tutulmuştur. Surlarda görülen kiklopien taşların önemli kısmı, Roma devrine ait sütunlar, lahit parçaları, adak mezar stelleri, heykel kaideleri, şeref kitabeleridir.

Bunlar, hisar kapısın doğusunda yoğunluk kazanmaktadırlar. Surların, yalnızca güney kısmındakiler, çift duvarlı ve beş köşeli burçlarla sağlamlaştırılmıştır. 1326 yılında, Bizanslılardan alınan Bursa’nın surları, Orhan Gazi tarafından, üç köşeli burçlarla takviye edilmiştir.

Çakır Ağa Hamamı ile Tophane arasında, biri silindir gövdeli, ikisi üç köşeli büyük burç kalıntıları vardır.

Bunların arasında yer alan Hisar Kapı; 1855 yılındaki depremde yıkılmıştır. Buradan doğuya dönen surlar, evin bahçe duvarlarına temel vazifesi yapmıştır.

Yıldız Kahve’den güneye uzanan surlarda, yuvarlak kemerlerle mazgal delikleri görülmektedir.

Kahvenin önünde, Kaplıca Kapı yer alır. Yıkık duvarlar halinde devam eden surlar, Zindan Kapıya bağlanmaktadır.

Zindan Kapı, yanındaki köşeli burç: Çelebi Sultan Mehmet tarafından, 1418 yılında yaptırılmıştır.

Zindan Kapıdan, Üftade’ye kadar nispeten sağlam devam eden surlar, Pınarbaşı Kapısı’na ve oradan da Üftade yanındaki Yer Kapıya ve tekrar Çakır Ağa Hamamı karşısında bağlanmaktadır.

Pınarbaşı Kapı ile Zindan Kapı arasında, birbirlerine paralel uzanan surların, kesme taşlı bölümleri, yerlerinden sökülmüş olduğundan, şimdi yalnızca moloz taştan kireç kum harcı ile örülmüş kısımları ayaktadır.

Pınarbaşı Kapı ile Zindan Kapı arasındaki ön surlar, evler arasında kaybolmuştur. Diğer sur kalıntıları ise, bu kısımda yapılan evlere giriş kapıları ve boşluklar Osman Gaz oluşturulmak maksadı ile tahribatlar yapılmıştır.

YILDIRIM BEYAZIT TÜRBESİ


1402 yılında vefat eden Yıldırım Beyazıt, önce Akşehir’de Şeyh Mahmut Hayrani Türbesine, sonradan Bursa’ya getirilerek, bu türbeye gömülmüştür.

Genel olarak dikdörtgen plan şeması gösteren yapı, kare planlı, tonoz geçişli ve dıştan sekizgen kasnaklı kubbeye sahip olan ana bölmesi ile, önünde üzeri üç kubbeyle örtülü bir revaktan oluşmaktadır.

Osmanlı mimarisinde ilk revaklı kubbedir. Revaklı bölüm, köşelerde yığma ayaklar, ortada iki sütunun birbirine yuvarlak kemerlerle bağlanmasından meydana gelmiştir.

Ana yapıdan daha yüksek tutulmuştur. Duvarlar, iki dizi taş, bir dizi tuğladan örülmüştür. Zemin tuğla ile kaplıdır.

Türbede, ortada Yıldırım Beyazıt sağında oğlu İsa Çelebi, hanımı ve ayak ucunda kim oldukları bilinmeyen iki sanduka bulunmaktadır.

İPEK HAN


Arabacılar Hanı olarak da anılmakta olup, Osmangazi’dedir. Ulucami caddesinden Fevzi Çakmak Caddesine doğru çıkarken, sol kolda, Bakırcılar Çarşısının girişinde yer almaktadır.

İvaz Paşa Caminin yanında bulunan bu han, Çelebi Mehmet tarafından, Yeşil Külliyesi’ne gelir sağlamak amacıyla yaptırılmıştır.

Handa kazazlar denilen ipekçi esnafı çalışırdı ve yapı, Büyük Kazaz hane veya Harir (İpek) Hanı olarak da anılırdı.

Çelebi Mehmet’in ikinci bir ipek hanı yaptırmasından sonra, Eski Harir Hanı veya Eski Kazaz hane olarak anılmaya başlanır. 19’ncu yüzyılda ise, işlevi değişerek faytoncuların ve otomobil tamircilerinin toplandığı bir mekan halini aldığından Arabacılar Hanı olarak anılmaya başlanır.

Bursa’nın en büyük hanlarındandır. Yontma taş ve tek sıra tuğladan inşa edilen ve iki katlı, alt katında 39 ve üst katında 42 odası olan bir mekandır.

Son yıllarda yapılan restorasyonlar sırasında, han ilk yapımından oldukça uzaklaşmıştır.

Yalnızca batı bölümünde ayakta kalabilmiştir. Kaynaklardan öğrenildiğine göre: avlu ortasında 12 köşeli, kaba yontma taş ve tuğladan yapılmış bir mescit bulunuyor.

Han: 1557, 1632, 1742 ve 1775 yıllarında onarım geçirmiştir.

Günümüzde: Eski İpek Han adıyla anılan yapı, manifaturacılar, gelinlik ve abiye giyim dikimevleri gibi işletmelere ev sahipliği yapmaktadır, ancak bakımsız durumdadır.

ARKEOLOJİ MÜZESİ


Müze kurulması amacıyla, eserler ilk kez: 1904 yılından 1972 yılına kadar, Bursa Erkek Lisesinde toplanmıştır. 1972 yılında, Kültür park içerisinde yeni yapılan binaya taşınmıştır. Bthynia ve Mysia bölgelerinde bulunan eserlerin sergilendiği müzede, MÖ. 3000 yılında, Bizans dönemi sonlarına ait eserler yer almaktadır.

Bölgede bulunan pişmiş toprak kaplar, sikkeler, taş eserler ve cam eserler, bir arada teşhir için kullanılan dört salonda sergilenmektedir.

EMİR SULTAN TÜRBESİ


Emir Sultan Semtinde, Emir Sultan Cami yanında bulunan türbede: Emir Sultan Oğlu Emir Ali zevcesi Hundi Hatun ve iki kızı yatmaktadır.

Emir Sultan Buhara’da doğmuş, kendisi Es-Seyyid Şemsüddin Mehmet bin Aliyyül Buhari olarak bilinir.

Dönemin önemli bilginlerindendir. 1391 yılında Bursa’ya gelmiş ve Yıldırım Beyazıt’ın kızı Hundi Hatun ile evlenmiştir.

1429 yılında veba hastalığına yakalanarak vefat etmiştir. Türbenin orijinal yapısından bugüne pek bir şey kalmamıştır.

Bugünkü türbe, 1868 yılında Sultan Aziz tarafından yenilenmiştir. Sekizgen planlı yapının üzeri dıştan kurşunla kaplı bir kubbe ile örtülüdür.

Türbe, avlu düzeyinden bir metre daha aşağıdadır.

Giriş kapısı doğu yönündedir. Kapının bulunduğu doğu cephesi, beden duvarları hariç diğer cephelerde yuvarlak kemerli, geniş birer pencere bulunmaktadır.

YEŞİL CAMİ


Bursa’nın Yeşil semtindedir. Çelebi Sultan Mehmet tarafından, 1419 tarihinde yaptırılmıştır. Ters planlı “T” planlı camiler gurubuna girer.

Kuzey cephesinde son cemaat yeri yoktur. Çelebi Mehmet’in ani ölümü üzerine yapılamadan kalmıştır.

Bu cephedeki büyük ana kapıdan 2.30 metrelik dar ve karanlık bir koridora girilir. Koridorun gerisindeki Bizans başlıklı iki sütun bulunur. Bu koridor, doğu ve batı ucunda, üstü tonoz örtülü yan odalara açılır.

Alçak bir girişten sonra orta mekana gelinir. Bu mekan: 13 metre çapında, 25 metre yüksekliğindedir. Mihrap önü kubbesine Bursa kemeri ile bağlıdır. Caminin iç mekandaki tezniyat bütünü ile uyum içinde ve göz kamaştırıcıdır.

Müezzin mahfili: Bursa kemerlerinin üstüne kadar çini ile kaplanmıştır ve hünkar mahfili muhteşem çini dekorasyona sahiptir.

Korkuluğu ayrıca bir çini harikasıdır. Mihrap eyvanın doğu ve batı pencerelerinin üstünde, duvara yazılmış eş iki yazı vardır. Daire biçiminde olan bu yazılardan biri kırmızı, diğeri yeşil olup, birinin içinde Ahmet Vefik Paşanın adı geçmektedir.

Yüksekliği: 10.65 metre olan mihrap, çinilerin en güzel olduğu kısımdır. Mihrabın dış çevresindeki kufi ve sülüs karışımı yazı dikkate değerdir.
Kuzeybatı ve kuzeydoğu köşelerindeki minareler yenidir.

HÜDAVENDİGAR CAMİ VE KÜLLİYESİ


1366-1385 yılları arasında, Sultan I. Murat (Hüdavendigar) tarafından yaptırılan külliye: cami, medrese, imaret, türbe ve hamamdan oluşmakta olup, Çekirge semtindedir.

Osmanlı mimarisinde bir benzeri daha olmayan, iki katlı yapının alt katı cami, üst katı ise medresedir. Gösterişli dış minaresi ile bir saray görünümünde olan yapının mimarı belli değildir.

Yanlardan ve önden, ortası sütunlu çift sivri kemerlerle açılan üst kat revakları ile iki katlı cephe, Venedik Saraylarını andıran gösterişli bir manzara kazanmaktadır. Ortası açık olan kubbenin altında şadırvan, hafif şırıltılarla ahenkli bir atmosfer yaratır.

Hüdavendigar caminin karşısında, 1389 yılında I. Kosova Savaşında şehit düşen, Sultan I. Murat’ın türbesi bulunur. Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılan türbenin kitabesi, 1722 tarihlidir.

ORHANBEY CAMİİ


1339 yılında, Osmanlı Sultanı Orhan Bey tarafından yaptırılmıştır. Caminin çeşitli cephelerinde, belli bir düzene uyulmaksızın tuğla ve kesme taş kullanılmıştır.

Beş bölümlü ve sivri kemerli son cemaat yeri, ortada üç küçük kubbe, yanlarda tonozlarla örtülüdür. Yapıda yer alan motifler, son derece sadedir. Cami: 1576 yılında genişletilmiştir.

YILDIRIM CAMİ


Bursa kentinde bulunan Yıldırım Beyazıt tarafından, 1390 yılında yaptırılmıştır. Anıtsal bir görünümü vardır. Ters “T” planlı camilerin en özgünü olan cami, Bursa tipi kemerlerin ilk kullanıldığı yapıdır. Caminin duvarları düzgün kesme taş ile örülmüştür.

Özenli bir taş işçiliğine sahiptir. 19’ncu yüzyıldaki depremde iki minaresi de yıkılmıştır. Bugün, bina dışında olan minare, sonradan yapılmıştır.

IRGANDİ KÖPRÜSÜ


Osmangazi ile Yıldırım ilçelerini birbirinden ayıran Gökdere üzerinde bulunmaktadır. Irgandı köprüsü: İtalya’nın Floransa kentinde Ponte Vecchio köprüsü, Venedik kentinde Rialto köprüsü ve Bulgaristan’ın Lofça kentinde Osma köprüsü benzerleri olan çarşı köprülerindendir.

Bu köprü: 1442 yılında Pir Ali oğlu Tüccar Muslihiddin tarafından, mimar Abdullah oğlu Timurtaş’a yaptırılmıştır. Eski kaynaklardan öğrenildiğine göre: bu köprüde 31 dükkan, bir mescit ve iki de ahır bulunuyordu.

Köprünün uzunluğu konusunda, kaynaklarda birbirini tutmayan bilgiler bulunmaktadır. Buna göre, uzunluğu: 45 ile 300 metre arasında değişmektedir. Ancak, çevresindeki yapılanmalar, köprünün iki yamacındaki eğimin artmasından ötürü, vadi daralmış ve bu yüzden de köprünün boyu kısalmıştır.

Köprü: 1854 depreminde büyük zarar görmüş ve Bursa’nın işgali sırasında Yunanlılar buradan çekilirken, köprü kemerini bombalamışlardır. Bundan sonra, 1949 yılında köprü yeniden yapılmış ve 60 cm. daha yükseltilmiştir.

Günümüzde köprünün ana tonozu betonarme olup, her iki yanında da taş kemerler yapılmıştır. Köprünün cephesinde dikkati çeken bir özellik de, mazgal deliklerinin yerleri bozulmuştur.

Köprü hücrelerine tonozlu mekanların üzengi taşlarına kadar taş olan köprü, üzengiden sonra tuğla ile yapılmıştır. Köprü: 2004 yılında Osmangazi Belediyesi tarafından yenilenerek kullanıma açılmıştır.

ARMUTLU HAMAMI (OSMANGAZİ)


Bursa Çekirge Caddesinin altında yer alan Armutlu Hamamı, Eski Kaplıca ismi ile de tanınmıştır. Bursa’nın en büyük hamamlarından biri olup, Sultan I. Murat döneminde, 1394 yılında yapılmış, Sultan Yıldırım Beyazıt döneminde de hamama bir soğukluk eklenmiştir.

Hamam: taş ve tuğla dizilerinden yapılmış olup, yer yer Bizans devşirme parçalarından da yararlanılmıştır. Soyunmalık bölümünün ortasına büyük bir şadırvan yerleştirilmiş olup üzeri iki kubbe ve iki yarım kubbe ile örtülmüştür.

Buradan geçilen sıcaklık yine kubbelidir ve sekiz sütuna oturan yuvarlak kemerlerin taşıdığı kubbeli bir mekana geçilmektedir. Sıcaklık 7.00 metre çapında havuz çevresinde, çokgen bir plan geliştirilmiştir.

Çevresine de tonozlu nişler yerleştirilmiştir. Bu bölüme, aslan ağzı başlıklardan sıcak sular akmaktadır. Bu bölüme, 1675 tarihli Farsça bir kitabe yerleştirilmiş, kitabe günümüze kadar gelebilmiştir.

Hamamın üst örtüsü, ilk yapılışında kurşun kaplı iken, 1612 yılında bunlar sökülmüş yerini kiremit örtü almıştır. 19’ncu yüzyıldan sonra hamamın çevresine yapılan eklerle dış görünüşü orijinal şeklinden uzaklaşmış ve etrafındaki yapıların arasında kaybolmuştur.

ULUDAĞ

Yine bu sitede, “Uludağ” başlığı altında ayrıntılı bir tanıtım yazısı bulabilirsiniz.

SU UÇTU ŞELALESİ

Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesine 13 km. uzaklıktadır. Yolların tamamı asfalt, ama biraz virajlı. Türkiye’deki ikinci büyük şelale olan su uçtu şelalesi, yoğun ilgi görüyor. İlçenin içme suyu ihtiyacı buradan karşılanıyor.

Çevresindeki ahşap piknik masaları ve ocakları ile piknikçilerin çok rağbet ettikleri bir mesire yeri. Kayın, meşe, çam ağaçlarının gölgesinde, serin bir dinlenme alanı olan bu alanda elektrik yok. Şelale: ilginç renk ve yapıdaki kayaların 38 metre yüksekliğinden dökülür.

Çataltepe mevkiinde, Muradiye sarnıç Köyü yakınlarında, Kara dere üzerinde fay hattının çökmesi ile oluşmuştur.

Şelalenin döküldüğü gölette: yüzmek de mümkün. Şelalenin suyu, içilebilecek niteliktedir. Şişelenip satılması, şelaleyi korumak amacıyla; Orman Bölge Müdürlüğü tarafından yasaklanmış.

Özellikle şelalenin altına girdiğinizde, suların üstünüzden aktığını görüyorsunuz, ama sular sizi ıslatmıyor. Buraya, özellikle Arap turistler büyük ilgi göstermekteler. Giderseniz, yanınıza fotoğraf makinenizi almayı unutmayın.

OYLAT KAPLICASI


Bursa-İnegöl ilçesinde, Hilmiye Köyündedir. İnegöl şehir merkezine 27 km. uzaklıktadır. Suyun özellikleri: sülfat, bikarbonat, kalsiyum içermektedir. İçme ve banyo kürleri için kullanılır. İki tane büyük konaklama tesisi bulunur.

Oylat deresinin suladığı vadi aynı zamanda serinliği ve yumuşaklığı sayesinde dinlendirici bir yapıya sahiptir. Uludağ’dan gelen kar suları ve diğer kaynaklarla beslenen bu dere, ormanın içinde seyrine doyum olmayan, alabalıklara yataklık eden bir şelale oluşturur.

Vadi, gürgen, çam, meşe, kestane, çınar, ıhlamur ağaçları ile kuşburnu ve böğürtlen gibi bitkilerin yetiştiği, yemyeşil bir vadidir. Oylat kaplıcalarının hemen yanındaki bu vadi, bahar mevsiminde kır çiçekleri ve menekşelerle kaplanırken, sonbahar ve kış mevsiminde ise, muhteşem bir tablo görünümüne bürünüyor.

Sivri Tepesi ile kaplıcalar arasında bulunan kanyon, oksijen kaynağıdır.

Deniz seviyesinden 840 metre yüksekte olan kaplıca, Uludağ eteklerinden dağ ve iklim tedavisi için de gerekli bütün özelliklere sahiptir.

Tüm bunların yanında, yeni kurulan tesisleriyle birlikte, yazın serin havasıyla, kışın ise karlarla kaplı nefis manzarasıyla, bir tatil merkezi haline gelmiştir.

CUMALIKIZIK KÖYÜ

Cumalıkızık, Osmanlı dönemi konut dokusunu, günümüze kadar koruyan bir köydür. Osmanlı dönemi sivil mimarisini günümüze taşıyan Cumalıkızık Evleri, koruma altına alınmıştır.

Bursa’nın 10 km. doğusundadır. Uludağ eteklerinde bir Osmanlı Vakıf Köyüdür. Osmanlı kır mimarisinin örneklerini, Türkiye’de en iyi yaşatan köydür. 700 yıl önce, bir vakıf köyü olarak kurulmuştur.

Günümüzde, ilin bir mahallesi konumundadır. Orhan Bey zamanında vakıf köyü olarak kurulmuş bir yerleşim bölgesidir. Osmanlıların, Bursa’da ilk yerleştikleri bölgelerden olan Cumalıkızık, 180’i halen kullanılan, bazıları ise koruma ve restorasyon çalışmalarının yapıldığı toplam 270 evden oluşmaktadır.

Mahremiyeti korumak için evlerin dışarıdan içi görülmeyecek şekilde inşa edilmiş, pencereler kafesli ve cumbalıdır. Evler: moloz taş, kerpiç ve ahşap kullanılarak inşa edilmiş: sarı, beyaz, mavi, mor renklerden badana edilmiştir.

Evlerin çoğunun: iki kanatlı ceviz kapıları vardır.

Köyde: ayrıca, birçok çeşme, ahşap kalem işleri ile bezeli bir cami kubbeli bir hamam var. 1992 yılında, köyün geçmişine ait eşyaların sergilendiği bir müze açılmış. Bu arada, belki hatırlayanlarınız olabilir:

Uzun süre televizyonda oynayan ve bir hayli ilgi çeken “Kınalı Kar” adlı televizyon dizisi, bu köyde çekilmiş. Bunun sonucunda: köy, bütün Türkiye’de tanınmış ve ilgi çekmiş, özellikle hafta sonlarında büyük ziyaretçi akımına uğramıştır.

Bursa Aktopraklık Höyük Açık Hava Müzesi ve Arkeopark

     

AKTOPRAKLIK HÖYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ VE ARKEOPARK

Bursa Merkeze bağlı Nilüfer ilçesinde Akçalar beldesindedir. Bursa il merkezine 25 km uzaklıktadır. Nilüfer ilçesinin batısında ve Ulubat gölünün doğu kıyısındadır.

Arkeopark alanı, 2004 yılında ziyarete açılmıştır.

Burada: 8500 yıl önce kurulmuş bir “Neolitik Köy” bulunmaktadır.

Yörede yapılan arkeolojik kazılar sonucunda, o dönemin mimarisi canlandırılmıştır.

Yeniden yaratılan köylerden birisi 8500 ve diğeri 7500 yıl öncesinin mimari yapısını canlandırmaktadır.

Geleneksel köyde: köy evleri ve köy kahvesi, alır, odunluk, su değirmeni, çeşme, ekmek fırını, ambar, demirci atölyesi ve pekmezlik gibi bölümler bulunmaktadır.

Uludağ tanıtımı ve gezilecek yerler, kayak tesisleriyle ilgili yazım için.