Suudi Arabistan Taif

Suudi Arabistan Taif

 

Şehir: Mekke bölgesinin, Cidde ve Mekke şehirlerinden sonraki üçüncü büyük şehridir.

Şehir: Suudi Arabistan ülkesinin Batısında, Cidde şehrinin ise güneydoğusundadır.

En büyük özelliği, Mekke ve Medine şehirlerinin aksine, buraya yabancıların yani Müslüman olmayanların da girmelerine izin veriliyor, temiz ve nizami hali hemen dikkati çekiyor.

Şehrin denizden yüksekliği 1800 metredir. Al-Sarawat dağlarının doğu yamacında bulunur ki, dağların yüksekliği 5600 metredir.

Yüksek irtifa ve düşük nem: bölgenin en önemli özelliğidir. Ancak: bu yükseklikte, oksijen azaldığından şehre gelenler, ilk anlarda biraz nefes sıkıntısı yaşamaktadırlar.

Dağlık konumu nedeniyle, Taif, yer altı su rezervleri bakımından zengindir. Şehir ve çevresinde, çok sayıda kuyu bulunur.

Riyad şehri: yaz aylarında çok sıcak olduğundan, Kraliyet ailesi tarafından, şehir yazlık başkent olarak seçilmiştir. Çünkü: yaz aylarında, şehir diğer Suudi şehirlerinden daha serin olmaktadır.

Öte yandan: yalnız kraliyet ailesinin değil, Cidde ve Riyad şehirlerinde yaşayan birçok ailenin de Taif şehrinde yazlık konutları bulunmaktadır. Yani, şehir tam bir yazlık tatil kentidir. Lüks otellerinde bulunduğu şehir, zenginlerin ve soylular ağırlıyor.

Şehir:

İklimi nedeniyle, tarım yapılabilir bir yer olarak önem kazanmaktadır. Ancak: elbette tarım için sulama da gerekli. Bünyesinde irili-ufaklı birçok baraj barındıran şehrin suları da, ülke genelinin aksine serin ve berraktır.

Sağanak yağışlarla beslenen baraj suları sayesinde: üzüm, buğday, nar ve diğer meyveler bolca yetiştiriliyor. Meyve bahçelerinin bolluğu nedeniyle Taif, her daim Hicaz Bahçesi ünvanına sahiptir. Hicaz bahçesinde en meşhur meyve ise üzüm tanesi büyüklüğündeki incirlerdir. Bu soyulmaya gelmeyen küçük incirlerin tadı ise, boyutlarının aksine çok muhteşemdir.

Evet, şehrin çevresinde 3 bin civarında bahçe bulunuyor. Bu bahçelerde biraz önce sözünü ettiğim gibi, meyve ve gül yetiştiriliyor. Ayrıca, bal üretimi de yoğundur. Çünkü: gül başta olmak üzere güzel kokulu çiçekler birçok arıyı çekiyorlar ve burada altın sarısı, muhteşem lezzetli ve aromalı bal üretimi yapılıyor.

Burada üretilen gül: bir çok lüks parfüm üretiminde kullanılmaktadır.

Suudi Arabistan Taif

Taif şehrinde, dağ eteklerinde, sıklıkla Habeş maymunlarına yani babunlara rastlanıyor. İnsanlar: bunları besliyor ve fotoğraflarını çekiyorlar.

Giriş kısmı için son bir not: Taif, yıl boyunca güneşin görüldüğü bir şehir olduğundan, güneş yanığına karşı tedbirli olmanızı öneririm.

TARİH

İslam tarihinin en acıklı olaylarından biri olarak kabul edilen Muhammed bin Abdullah’ın taşlanması olayı, bu şehirde yaşanmıştır.

Osmanlı döneminde önemli bir komuta merkezi olan Taif de çok miktarda sahabe yaşamış. Özellikle yürüyen Kur an lakaplı ve Hz. Muhammed in kuzeni Abdullah bin Abbas’ın adını taşıyan cami kentin önemli merkezlerindendir.

Yolunuz Mekke civarına d üşerse Mekke’nin sıcak havasından uzaklaşmak ve Hicaz Bahçelerinin kendisine has lezzetli meyvelerinden tatmak için bu mütevazi tavırlı, ihtişamlı şehri görmeden geçmeyin. Üstelik teleferik ile sadece 12 dakika.
Osmanlı döneminde, Mithat Paşa: Sultan II Abdülhamit tarafından, idam kararı değiştirilerek, bu şehre sürgüne gönderilmiştir.

 

ULAŞIM

Taif ile Mekke şehirleri arasındaki uzaklık: 150 kilometredir. Burada doğrudan ulaşmak da mümkündür çünkü Taif şehrinde havaalanı var. Ama: buraya turizm amacı ile gelenlerin birçoğu Cidde havaalanı üzerinden buraya ulaşıyorlar.

 

İKLİM

Taif şehrinde, sıcak çöl iklimi egemendir ve yazları sıcak, kışları ise ılık geçer. Ancak, sıcaklar, ülkenin diğer yerlerinde olduğu üzere aşırı değildir. Yağış düşük, ama ilkbahar ve sonbaharda yine ülkenin diğer yerlerine nazaran daha yoğundur.

Suudi Arabistan Taif

NE YENİR-NE İÇİLİR

Şehirde, Suudi ülkesinin yerel lezzetlerinin bulup tatmak mümkündür. Bunların başında: pirinç ve bulgur ile yapılan yemekler gelmektedir. Mercimek, humus ve tavuk eti: her türlü yemekte yoğun olarak kullanılır.

Bütün yemeklerin yanında ise, geleneksel “pide” yenilir. Bunların dışında, buraya yolunuz düşerse: şeftali, nar ve üzüm tatmalısınız.
Bunun dışında önerebileceklerim: künefe olacaktır. İçecek bir şeyler düşünürseniz, gayet sert olan “kahve” düşünülebilir.

 

ALIŞVERİŞ

Taif şehrinde, birçok yöresel ürünün satıldığı çarşılar bulunmaktadır. Özellikle Terziler Çarşısına gitmelisiniz. Bu çarşının: kumtaşından örülmüş duvarları ve iç içe dükkanları, şehrin modern binaları ile bir karşıtlık oluşturmaktadır.

Şehrin tam merkezinde bulunan Okaz Çarşısı ise, geleneksel mimarinin özelliklerini taşır ve buradaki dükkanlarda: baharat, altın ve gümüş satılır.

Suudi Arabistan Taif

DEVE YARIŞLARI

Her yıl; Ağustos-Eylül aylarında, hafta sonlarında, şehirde deve yarışları düzenlenmektedir. Sıcak havada (genellikle öğleden sonra yapılıyor) fazlaca gürültülü ve tozlu ortamdaki bu yarışları izlemenizi öneririm. Gerçekten değişik bir atmosfer.

TELEFERİK

Suudi Arabistan ve Orta doğunun en büyük teleferik hattı: Ramada Otel yanında bulunmaktadır. Bu teleferik ile yolculuk yaparsanız, Taif dağlarının son derece muhteşem manzaralarını görebilirsiniz.

Teleferik ücretleri çocuklar için 15 ve yetişkinler için 30 riyaldir.
Teleferikle ulaşılan ilk durak “El Hada”. El Hada: Arapçada “huzur” demektir. Etrafının ağaçlık oluşuyla isminin hakkını veren bir yer.

Suudi Arabistan Taif
Suudi Arabistan Taif

 

GEZİLECEK YERLER

 

TÜRK KALESİ

Taif şehir merkezine 40 km. uzaklıktadır. Burası: Arabistanlı İngiliz casusu Lawrence’nin örgütlediği Arapların, ayaklanma sonucunda saldırdıkları mekanlardan birisidir.

1917 yılında yaşanan çatışmaların ardından, enkaz haline gelen kale: gezilebiliyor. Ayrıca: kalenin yan bölümünde bulunan “kaya yontuları” da ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir. Bu kayalar: İslam öncesi dönemden kalma ve üzerleri yazılar ve resimlerle-çizgilerle süslenmiştir.

 

OKAZ ÇARŞISI

Burası: Arap şairlerin atışma ve tartışma alanı olarak kullanılmıştır ve köklü bir edebi geleneğin izlerini taşımaktadır. Burada: alışveriş yapmak ta mümkündür.

El sanatları ve başkaca bir çok ıvır zıvır bulup satın alabilirsiniz. Yani, burada hediyelik eşya satılan birçok mağaza bulunuyor. Bunlardan özellikle: parfüm, baharat, altın ve gümüş objeler satılıyor.

Suudi Arabistan Taif

SUHBRA PLACE-TAİF ŞEHİR MÜZESİ

Osmanlı döneminde inşa edilen burası: geleneksel bir Suudi evidir ve konaklamak üzere, 1930 yılında yapılmıştır.

Aslında özel olarak yenilenmiş bu yapı, aynı zamanda şehir müzesi olarak da kullanılıyor. Ancak: bir zamanlar, Suudi kralları tarafından, konaklama amacıyla kullanılmıştır.

Bir bahçe içinde bulunan beyaz bina: günümüzde Suudi Savunma Bakanlığına tahsis edilmiştir ve müze: yalnızca Perşembe günleri ziyarete açıktır. Müze, şehrin en eski müzesidir ve 4000 civarında eser sergilenmektedir.

Suudi Arabistan Taif

EL HADA

Burası: Taif şehrinin en güzel tepelerinden birisidir ve gül üretimi ile önem kazanmıştır. Yaz aylarında, burada gül festivali düzenlenmektedir.

Suudi Arabistan Taif

KRAL FAHD BAHÇESİ

Burası: 170 bin m. Karelik bir alana yapılmaktadır ve Taif şehrinin en büyük bahçesidir. Bu büyük alanda: suni göl, fıskiyeler, cami ve şelale yanında, çocuk oyun alanları da bulunmaktadır.

 

MİTNA VADİSİ

Hz. Muhammed: 662 yılında, buradaki kabileleri İslam’a davet için geldi, konakladığı yere, bunun anısına, konakladığı yere bir cami yapılmıştır.

 

ŞAFA KASABASI

Saravat dağları üzerindedir ve doğa meraklılarının ilgisini çekmektedir.

 

AL RUDAF PARKI

Şehrin güneyinde bulunan park: tamamen doğal bir ortam arayanlar için idealdir. Burada: küçük bir hayvanat bahçesi de bulunuyor.

 

KAYA OYMA SİTESİ-OKAZ SOUK

Şehir merkezinin 40 km. kuzeyindedir. Burası: İslam öncesinden başlayarak, takip eden dönemde de olmak üzere, sosyal, siyasi ve ticari toplantılara sahne olmuştur.

 

AL SHAFA

Burası, deniz seviyesinden 2200-2500 metre yükseklikte, tarım ürünleri bakımından zengin küçük bir köydür. Burada: özellikle meyve bahçeleri önem kazanır. Burada: deve yolculuğu denemelisiniz.

 

TERZİ SOUK

Burası: yani “Terziler Çarşısı”, şehrin modern binaları arasına sıkışmış, kumtaşından yapılmış eski dükkanların bulunduğu bir yer olarak dikkat çekmektedir.

Meidan Salih

Mekke

Medine

Suudi Arabistan Mekke

Suudi Arabistan Mekke

 

Mekke: Kabe’nin bulunduğu şehir olarak önem kazanmaktadır. Kuran-ı Kerim’de: Allah’ın, şehirlerin anası olarak nitelediği Mekke: İslam’ın en kutsal ve önde gelen şehridir.

Yeryüzündeki yaratıcının adının anılıp, yüceltilmesi amacıyla inşa edilen ilk yapı olan Kabe’nin geçmişi: ilk insan Hz. Adem’e ve ardından tüm semavi dinlerin büyük bir saygı ve sevgiyle yücelttikleri İbrahim Peygambere kadar uzanıyor.

İbrahim Peygamber: kendisi gibi peygamber olan oğlu İsmail ile birlikte, Kabe’yi temelleri üzerinde yükselterek inşa ederler. Zamanla: İbrahim ve İsmail peygamberlerin getirdiği tek Allah inancının yerini, çok tanrılı inanışların aldığı bir dönem yaşanır.

İslam tarihinde, cahiliye dönemi olarak adlandırılan bu dönem: Hz. Muhammed’in önderliğinde gelişip yayılan İslam ile birlikte, yeniden asıl kimliğine, sadece Allah’ın adının anılıp yüceltildiği günlerine geri döner.

Hz. Muhammed’in doğduğu şehir Mekke: aynı zamanda İslamiyet’in doğduğu, Allah’tan ilk vahyin indiği şehirdir. Mekke’nin doğusunda, Kabe’den 5 km. uzaklıkta bulunan Sevr dağındaki Hira Mağarasında: “oku” emriyle gelen ilk vahiy, İslam dininin başlangıcı olmuştur.

Suudi Arabistan Mekke

TARİHÇE

Şehrin geçmişi: MÖ.2000’li yıllara kadar uzanmaktadır. Şehrin asıl kutsallığı: yukarıda da söz ettiğim gibi: İbrahim peygambere dayanmaktadır.

İbrahim Peygamber’in: ikinci eşi Hacer’den, İsmail isimli bir erkek çocuğu dünyaya gelir. Fakat: ilk eşi Sare, bu durumu kabullenemez ve Hacer ile İsmail’i; yanından uzaklaştırmak ister.

Bunun üzerine, İbrahim peygamber: ikisini alarak Allah’ın kendisine bildirmesiyle, bugün Mekke’nin bulunduğu alana getirir, onları buraya bırakır ve geri döner. Çorak ve ıssız bir vadide yalnız kalan anne ve oğlu, buraya yerleşirler.

Zamanla: ticaret için bu bölgeden geçen Arap kabilesi “Cürhümiler”: Hacer’in açtığı ve “zemzem” adı verilen su kaynağının bulunduğu bu yere yerleşirler ve şehrin ilk sakinleri olurlar.

İbrahim peygamber

Daha sonra buraya gelir ve Allah’ın bildirmesiyle, oğlu İsmail ile birlikte Kabe’yi inşa ederler. Bundan sonra, Kabe: bir hac yeri olarak kabul edilir ve İbrahim Peygambere inananlarla, Arap kabilelerinin ibadet merkezi olur.

Takip eden süreçte, yüzyıllarca hac merkezi olarak kabul gören Mekke: büyür ve Arap yarımadasının önemli bir ticaret şehri haline gelir. İsmail soyundan gelen ve şehrin en soylu ailesi olan Kureyşoğulları’na mensup Muhammed: 571 yılında burada doğar.

Peygamberimiz, 40 yaşına kadar burada yaşadıktan sonra, Mekke yakınlarındaki Hira mağarasında, Kur-anın kendisine indirilmeye başlaması ile, en son ilahi dini bu şehirde açıklamıştır.

Ancak, yeni dini kabul etmeyen Mekkeliler ve özellikle şehrin ileri gelenleri, kendisiyle büyük bir mücadeleye başlarlar ve Mekke’de yaşama imkanı kalmayınca, Peygamberimiz, Medine şehrine göç eder.

Halifeler döneminde

Şehir siyasi yönden sakindir, ancak bu dönemde Kabe su baskınlarına uğrar ve halifeler Ömer ve Osman yaptıkları çalışmalar ile, şehrin yüksek kesimlerine su baskınlarını önlemek için set kurarlar.

Emeviler döneminde: şehrin imarına hız verilir. Selleri kontrol etmek için, büyük kanallar kazılır. Kabe’nin çevresindeki saha büyütülür. Muaviye: suların toplanması için bentler yaptırır, kurduğu sulama sistemiyle tarıma elverişli sahalar oluşturur.

I. Velid döneminde ise: Mescid-i Haram projesi hazırlanır. Bu proje için Suriye ve Mısır’dan mimarlar getirilir ve dünyanın en büyük camisinin inşaatına başlanır.

Abbasiler döneminde, Mekke şehrinin idaresi, hanedan mensubu kişilerin elinde kalmıştır. Harun Reşit: Mekke için büyük harcamalar yapmıştır. Mısır’da Fatimiler devletinin kurulmasından sonra, halife Ali soyundan gelenlerin Hicaz bölgesindeki etkinliklerinin arttığı görülür. Bu dönemde, yönetime geçen Şerifler nedeniyle, Mekke, nispeten bağımsız bir hayat yaşamaya başlar.

1517 yılına gelindiğinde, Yavuz Sultan Selim: Mısır’ı ele geçirince, Hicaz bölgesi de Osmanlı hakimiyetine girer. Osmanlılar: şehrin kutsiyetine ve şeriflerin halife Ali soyuna dayanmasından, şehrin idaresinde bir değişiklik yapmazlar ve şehir, şerifler tarafından yönetilmeye devam edilir.

1803 yılında

Necd bölgesinde güçlenen “Vahabiler” Mekke’yi sıkıştırmaya başlarlar ve aynı yıl, Mekke şehrini ele geçirirler. Ancak: Hicaz bölgesindeki Osmanlı hakimiyetini yeniden kurmayı düşünen II. Mahmut: Mısır valisi Mehmet Ali Paşa’yı bu işle görevlendirir.

1813 yılında Cidde’ye gelen Mehmet Ali Paşa: Mekke şehrini kolayca ele geçirir. 1869 yılında Süveyş kanalının açılmasının ardından, Şerif Hüseyin, Osmanlıların I. Dünya Savaşına katılmalarını fırsat bilerek, İngilizlerle anlaşır ve Mekke’de bağımsızlığını ilan eder.

1926 yılında: İbn Suud: Mekke şehrini rahatlıkla ele geçirir ve kendisini Hicaz kralı olarak ilan eder.

Tarihi süreç içinde: hac sırasında, Mekke şehrinde yaşanan olaylardan da kısaca söz etmek gerekirse, bu olayların en öne çıkanı: Temmuz 1990 tarihinde, bir yaya tünelinde, havalandırma sisteminin arızalanması sonucu insanların yaya tünelinde sıkışması, 1426 kişinin boğularak ve ayaklar altında ezilerek ölmesiyle sonuçlanmıştır.

Suudi Arabistan Mekke
Suudi Arabistan Mekke
Suudi Arabistan Mekke

GENEL BİLGİLER

Evet, Mekke şehrinin dini önemini belirten bu girişten sonra, gelelim şehir ile ilgili bilgiler vermeye. Mekke şehri: Arap yarımadasının batısında bulunan “Hicaz” bölgesinde, Kızıldeniz’in doğusundadır. Suudi Arabistan ülkesinin, Riyad ve Cidde şehirlerinden sonra, üçüncü büyük şehridir.

Şehir: Cidde şehrine 73 km. uzaklıkta ve deniz seviyesinden 277 metre yükseklikte, dar bir vadidedir. Şehir Kızıldeniz’e yaklaşık 80 km. uzaklıktadır.

Tarihi süreç içinde: “Bekke” ismiyle anılan şehrin isminin anlamı, Babil dilinde “ev” anlamına gelmektedir. Geleneksel evler: yerel kayalara inşa edilmiş ve genellikle iki veya üç katlıdır.

Suudi yönetimi “Vahhabilik” görüşünü benimsediğinden: putperestliğe yol açabilir diye düşünerek: öneme sahip tarihi ve dini yerlere yöneltilen aşırı saygıyı kabullenmemektedir.

Bunun sonucunda: Suudi yönetimi: Mekke şehrindeki tarihi yapıların tümünü, 1985 yılında yıktırmıştır. Tarihi binaların yıkılması için göstermelik sebep olarak ise: otel, otopark ve diğer alt yapı tesisleri kurulmak istenilmesidir. Ancak: birçok tarihi ve dini yapı, böyle bir neden olmaksızın yıkılmıştır.

Suudi Arabistan ülkesinde: kadınlar tek başlarına seyahat edemezler. Yanında mutlaka bir erkek bulunması gerekir. Ancak: kadın eğer 45 yaş üstünde ise, ya da bir gurupla birlikte seyahat ediyorsa veya yanında kocası veya babası tarafından imzalanmış izin belgesi varsa, yalnız başına seyahat edebilir.

Suudi Arabistan Mekke

ULAŞIM

Mekke şehrine gitmek için, öncelikle “Cidde” şehrine ulaşmak gerekir.
Cidde şehrinde “Kral Abdülaziz Uluslar arası Havaalanına” indikten sonra, 73 km. lik bir karayolu yolculuğunun ardından Mekke şehrine ulaşılır.

Evet, doğrudan Mekke şehrine uçak inmiyor, çünkü havaalanı yoktur. Mekke için, Cidde havaalanına iniliyor. Cidde şehrinde: “Cidde King Abdulaziz” havaalanı var.

İstanbul-Cidde arasındaki uçak yolculuğu, yaklaşık 3 saat 40 dakika sürüyor. Ankara-Cidde arasındaki uçak yolculuğu ise, yaklaşık 3 saat sürüyor.

Havaalanı, Cidde şehrinin 19 km kuzeyinde bulunuyor ve 1981 yılında açılmıştır.

İKLİM

Mekke şehrinde, son derece kurak iklim hakimdir. Yazın 40 derece civarlarında bulunan sıcaklık, kış aylarında da 30 derece civarındadır. Yağmurlar, genellikle Kasım ve Ocak ayları arasındaki dönemlerde ve çok az olarak yağar.

Günlük ortalama sıcaklıkların aylara göre dağılımı şöyledir: Ocak ayı 23.9, Şubat ayı 24.5, Mart ayı 27.2, Nisan ayı 30.8, Mayıs ayı 34.3, Haziran ayı 35.7, Temmuz ayı 35.8, Ağustos ayı 35.6, Eylül ayı 35, Ekim ayı 32.1, Kasım ayı 28.3, Aralık ayı 25.5.

Evet, çok az yağmur alan ve kurak bir iklime sahip olan Mekke’de: kuraklığın bazen 4 yıl kadar sürdüğü söylenmektedir.

Yemen taraflarındaki meltem yağmurları, bazen buraya kadar ulaşır ve şehrin doğu tarafında, birbirini takip eden tepeler ve yamaçlarda biriken yağmur suları: bir araya gelerek şehrin merkezine doğru akar ve Harem’in avlusuna kadar ulaşırdı.

Kışın: nem oranının yükselmesiyle bazen çok şiddetli yağan yağmurlar: bir sel halinde, şehrin bulunduğu alçak bölgenin, sular altında kalmasına sebep olurdu. Mekke için bir felaket halini alan bu problemin çözümü için, halifeler döneminde, bir kısım önlemler alınmıştır.

NE YENİR

Mekke şehrinde yerel lezzetleri tatmak isterseniz “Kabsa” denemelisiniz. Pirinç ve et ile yapılan bu yemek, bol baharatlıdır. Ayrıca: “Yemen mandi” si deneyebilirsiniz ki, bu yemek de pirinç ve tandırda pişmiş et ile yapılır. Bunun dışında: döner, köfte ve kebap yaygındır. Özellikle Ramazan döneminde ise: zeytinyağlı bakla ve samosans en popüler mahalli yemekler arasındadır. Bu yemekleri: şehirde yoğunlukla bulunan: Lübnan, Suriye ve Türk restoranlarında bulabilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Mekke şehrinde, ziyaretçiler birçok hediyelik eşya bulup satın alabilirler. Ancak: en çok alınan hediyelik “zemzem suyu” dur. Bunun dışında: Mekke şehrinde, birçok yerel ve uluslar arası markaların alışveriş merkezleri bulunmaktadır.

Özellikle: çok iyi bilinen Arap parfüm markası “Attars” ve parfüm yağları satın alınabilir. Bunun dışında, bu şehirden inciler ve hurma çekirdeğinden tespihler bulup satın alabilirsiniz.

Suudi Arabistan Mekke
Suudi Arabistan Mekke

MEKKE GEZİSİ

Mekke Meescid-i Haram, Harem-i Şerif
Mekke Mescid-i Haram, Harem-i Şerif
Mekke Mescid-i Haram, Harem-i Şerif

MESCİD-İ HARAM- HAREM-İ ŞERİF

Burası: Kabe’nin içinde bulunduğu alanı çevreleyen, büyük mescittir. Kelime anlamı: hürmetli mescit demektir. Buranın önemi: yeryüzünde inşa edilmiş ilk mescit ve Müslümanların “kıble” si olmasındandır.

Burada: açık bir alanda: Kabe, Hacer’ül Esved, Makam-ı İbrahim, Zemzem kuyusu ve Safa-Merve tepeleri bulunmaktadır.

Evet: İslam’ın ilk yıllarında, kıble olarak Kudüs şehrindeki “Mescid-i Aksa” kabul ediliyor iken, hicret sonrasında, 16’ncı ayda, kıble, Mekke şehrindeki “Mescid-i Haram” kabul edilmiştir.

Önceleri: çevresinde duvar olmayan, evlerin bulunduğu burası yalnızca “Kabe” çevresinde tavaf edenlere ayrılmış iken, zamanla hacıların kalabalıklaşması ve sıkışıklık meydana gelmesi nedeniyle: kenardaki evler satın alınarak yıktırılmış ve çevresine duvar yapılmıştır.

Günümüzde: Kabe’ye yakın olan kısmın üstü açık, dış kısmın ise üstü kapalıdır. Kapalı bölüm “say” mahallini içine alacak şekilde genişletilmiştir.

Mekke Kabe
Mekke Kabe

Kabe

Kabe’nin: tarihi süreç içinde birçok kez inşa edildiği ve yenilendiği söylenmektedir. Hatta: ilk olarak “Adem” tarafından yapıldığı ve Hz. İbrahim tarafından, bu temeller üzerine yeniden inşa edildiği belirtilmektedir.

Hz. İbrahim: Mekke şehrine geldiğinde, Allah’tan Kabe’nin inşası konusunda emir almıştı. Daha önceki ziyaretlerinin tersine, bu sefer görevli olarak gelmişti ve oğlu İsmail ile birlikte, Beytullah’ın temellerini kazmaya başladılar.

Hz. İsmail taş taşıyor, Hz. İbrahim ise duvarları örüyordu. Temel duvarları yükselip, Hz. İbrahim duvarlar için yetişememeye başlayınca, Hz. İsmail, babası için merdiven görevi görmesi için bir uzunca taş getirir.

Hz. İbrahim: taş üzerinde durarak Beytullah’ın duvarlarını tamamlamıştır. Bu yüzden: bu taşa, günümüzde “Makam-ı İbrahim” adı verilmektedir.

Kabe: günümüze kadar, 12 defa yeniden inşa edilmiştir.

Yapının içinde: İslam öncesinde, pagan Araplar tarafından kutsal olarak kabul edilen “360” put bulunmaktadır. Daha sonra, Mekke Müslümanların kontrolüne geçtiğinde, bu putların hepsi kırılarak yok edilir.

Kabe’nin etrafını çeviren ve Kabe yüksekliğini aşmayan kubbeli yapı yani revaklar: Osmanlı padişahı Sultan II. Selim tarafından yaptırılmıştır. Takip eden tarihi süreçte, sel baskını sonucu yıkılan Kabe: Sultan IV. Murat döneminde yeniden yapılmıştır.

Mekke Kabe Kapısı

Kapısı

Altın kaplamalı, hat yazılarıyla süslü kapının yerden yüksekliği: yaklaşık 1.97 cm. dir. Yani, ortalama insan boyundan daha yüksektedir. Kapı önünde, dua ve niyazda bulunan hacılar ellerini kaldırdığında, ancak kapının eşiğine dokunabilmektedirler.

Kabe’nin kapısının yüksekliği ise, 3.10 metredir. Genişliği ise, 1.90 metredir.

Hz. İbrahim: Kabe’yi inşa ederken, kapı yerini boş bırakıp, kapı takmamıştır. Kabe ilk yapıldığında, şimdiki kapısının karşı duvarında da bir kapısı bulunmaktadır. Kapıyı ilk kez kimin taktığı bilinmemektedir.

Ancak: muhtemelen 605 yılında Kureyşliler tarafından tamir yapılırken, kapı teke indirilmiş ve yerden 2 metre kadar yükseltilmiştir.

Kabe’nin kapısının yerden bu derece yüksek olmasının sebebi hakkında Peygamberimizin şunu söylediği rivayet edilmektedir “ Kureyşliler: diledikleri kimselerin Kabe’ye girmelerine izin vermek, istemedikleri kimselerin de engel olmak için böyle yaptılar.

Kureyş: cahiliye dönemini henüz geride bırakmış olmasaydı ve itirazlarından çekinmeseydim, Kabe’nin kapısını yer seviyesine indirirdim”

Evet: bundan anlaşıldığı üzere: Kabe’nin kapısı, anahtarına sahip olan Kureyşliler tarafından özellikle yüksek yapılmıştır. Buraya girmek bir imtiyaz, birilerine sunulan bir lütuf gibi algılanmıştır.

Kabe kapısı ilk kez, Halife I. Velid tarafından altınla kaplatılmıştır ve takip eden süreçte birçok kez yenilenmiştir.

Altınoluk

605 yılında Kureyş kabilesi, Kabe’yi inşa ederken, tavandaki suyun akması için bir oluk koymuştur. Daha sonra ise Emevi Halifelerinden I. Velid döneminde, bu oluk ilk kez altınla kaplanmıştır.

Burası aynı zamanda “rahmet akarı” olarak da bilinir. Hatime bakan duvarın üst ortasına yerleştirilen su oluğudur.

Bölgede nadir yağan yağmurun sularını, Kabe’nin çatısından aşağıya indirmek üzere, 1627 yılında, Osmanlılar tarafından yenilenmiş ve en son olarak 1997 yılında değiştirilmiştir.

Mekke Kabe mültezam/Arz-ı Hal Yeri

Mültezam/Arz-ı Hal Yeri

Hacerülesved ile Kabe kapısının arasında kalan 2 metrelik kısımdır. Sıkı sıkıya yapışılan anlamına gelmektedir.
Peygamberimiz göğsünü, sağ yanağını, kol ve avuçlarını buraya dayayarak dua etmiştir. Burası: duaların reddedilmediği bir yer olarak bilinir.

Mekke Kabe Hacerülesved

Hacerülesved

Peygamberimizin öptüğü taş olarak bilinir. Cennetten indiğine inanılır. Bir diğer söylenti ise “meteor” taşı olduğudur. Hz. İbrahim: Kabe’nin inşaatını bitirdikten sonra, oğlu İsmail’e, tavafın nereden başlayacağını işaret etmek üzere, bir taş getirmesini söyler.

Hz. İsmail: Cebel-i Kubeys’ten, bir taş alıp babasına verir. O da, tavafın başlayacağı bugünkü Kabe’nin köşesine taşı koyar. Taş: yumurta şeklinde ve 18-19 cm. yarıçapında idi. Konduğu yer: yerden yüksekte idi, çünkü: her yerden herkesin görebilmesi amaçlanmıştı.

930 yılında: Mekke’yi basıp şehri ele geçiren müşrikler, bu taşı bulunduğu yerden alıp, kendi üsleri olan El-Ahsa bölgesine götürmüşler, ardından Abbasiler: 952 yılında, bu taşı geri almak için büyük fidye ödemek durumunda kalmışlardır.

Hz. İbrahim’in, tavaf başlangıcına işaret olsun diye Kabe’nin doğu köşesine yerleştirdiği siyah taştır. Ancak: taşın cennetten indiği ilk zamanlarda beyaz olduğu, ancak günahkarların elleriyle yavaş yavaş karardığı söylenmektedir.

Yerden yüksekliği, 1.5 metre kadardır. Büyüklüğü ise, 16.5×20 cm. kadardır. Gümüş muhafaza ile kaplıdır. Çünkü: çıkan bir yangında, taş ısı nedeniyle kırılmış ve 15 parçaya bölünmüştür. Günümüzde, bu gümüş çerçeve, parçaları bir arada tutmaktadır.

Diğer yandan, Emevilerin, Mekke şehrini ele geçirmeleri sırasında taşa zarar verdikleri düşünülmektedir.

Hacerülesved’i öpmek Kabe’yi yapan ilk eli öpmek anlamına gelir. Söylenenlere göre: taşın ufak bir parçası, Kanuni Sultan Süleyman döneminde, bir Hadım ağası tarafından İstanbul’a getirilmiş ve Süleymaniye civarındaki Kanuni Sultan Süleyman türbesine asılmıştır.

Hz.Hacer ve Hz.İsmail’in Kabri-Hatim

Kabe’nin kuzeybatı duvarının karşısında, yerden 1.25 metre yükseklikte ve 1.5 metre eninde, beyaz mermerden yapılmış, yarım daire şeklinde bir duvardır. Burası: Kabe’nin içi sayıldığından tavaf bu duvarın dışından yapılır.

Bu duvar ile Kabe arasında kalan boşluk ise “Hicri İsmail” diye bilinir. Hz. İsmail’in kabrinin burada “Altın Oluk” un altında olduğu rivayet edilir. Burada: ziyaretçiler namaz kılmakta, dua etmektedirler.

Osmanlı Revakları

Kabe’nin çevresini çeviren ve saygı sebebiyle onun yüksekliğini aşmayan, namaz kılmaya elverişli, üstü kapalı, yanları açık kubbelerdir.

Osmanlı Padişahı II. Selim zamanında yapılmış, planlarını Mimar Sinan hazırlamıştır.

Mekke Kabe Örtüsü
Mekke Kabe Örtüsü

Kabe Örtüsü

Kabe’ye örtü asma adedi, Peygamberimiz dönemi öncesinde de görülmüştür. Kabe’yi örtmekteki amaç: onun yüceliğini ilan etmek, onu takdis etmektir.

1943 yılına kadar, Kabe’de Osmanlı örtüsü kullanılıyordu. Günümüzde ise, örtü: Hudeybiye yöresindeki “Kisve-i Şerif” isimli bir fabrikada: 600 Mekkeli usta tarafından, 8 aylık bir çalışma sonucunda dokunmaktadır. Siyah ibrişimden yapılmaktadır.

El tezgahlarında, saf ipekten dokunan altın işlemeli örtü, 16 parçadan oluşur. Üzerine “kelime-i tevhid, Allah’ın isimleri ve Kur-an ayetleri” işlenir.

Uzunluğu 14 metredir. Kabe’nin dört tarafını çevreleyen, yukarı kısımdaki yazı kuşağına “hizam” denilir ve uzunluğu 45 metreyi bulur. Yazılar: altın ve gümüş teller kullanılarak yazılmaktadır.

Yıpranma ihtimaline karşın, yedeği de yapılan örtü: hacıların Arafat’ta toplandıkları gün yenilenir. Böylece: Kabe, hacıları bayramlığı ile karşılamış olur.

Mekke Kabe içi

Kabenin İçi

Kabe’nin içi dört duvarla çevrili oda görünümündedir ve burası, yeryüzünün en muhteşem odasıdır. Ortasında: ağaçtan 3 direk bulunur. Kaplamayla sağlamlaştırılan direkler: Hannan, Mennan ve Deyyan diye isimlendirilirler.

Devlet Başkanlarının hediye ettiği kandillerin asıldığı tavan ve duvarlar mermer kaplamadır. Duvarlarında: Kabe’ye hizmet etmiş halife ve sultanlara ait kitabeler yer alır.

Batı duvarına konulan seccade şeklindeki mermer “Hz. Peygamber’in kıblesi” olarak anılır.
Tavanla çatı arasında 1.5 metrelik açıklık bulunur.

Suudi Arabistan Mekke

Kabe Çevresinin Yeni Düzenlemesi

Kabe çevresi, 10 yıl içinde tamamlanması öngörülen projeler ile yepyeni bir çehreye kavuşacaktır. Proje tamamlandığında, Kabe’de, aynı anda 2 milyon kişi namaz kılabilecektir.

Mekke kabe ölçüleri

Kabenin Ölçüleri

Kabe’nin; kuzey duvarı: 12.63 metre, kuzeybatı duvarı: 11.03 metre, güneybatı duvarı: 13.10 metre ve güneydoğu duvarı: 11.22 metredir. Yükseklik: 14 metredir. Sonuçta, 145 m. Karelik bir alan üzerine kurulmuştur. Duvarlarda kullanılan taşlar: Mekke tepelerinde bulunan “granit” taşlardır.

Tövbe Kapısı

Kabe’nin içinde “Rükn-i İraki” köşesinde, dama çıkmaya yarayan 48 basamaklı bir merdiven bulunmaktadır. Merdivene, altın kaplamalı tövbe kapısından girilir.

Mekke Kabe Makam-ı İbrahim
Mekke Kabe Makam-ı İbrahim

Makam-ı İbrahim

Hz. İbrahim’in Kabe’yi inşa ederken iskele olarak kullandığı taşın bulunduğu yerdir. Kutsal mabede 10 metre uzaklıktadır.

Taşın boyu 1 arşındır. Dört köşe taşın, üst tarafının genişliği 14 parmaktır. Hem alt kısmında ve hem üst kısmında, birer halka bulunmaktadır. Taşın iki halkası arası, altınla kaplı olmayıp açıktır. Çünkü: Halife Mütevekkil Alellah: onu bugün üzerinde bulunan altınla kaplatmıştır.

Hz. İbrahim’in ayak izleri, taşın içine 10 cm. gömülmüş olup biraz meyillidir ve uzunluğu 27 cm. eni ise, 14 cm. dir.

Taş üzerinde, iki ayak arasında, 2 parmak uzaklık bulunur.

Ortası ise, el sürülmesi nedeniyle aşınmıştır. Allah: Hz. İbrahim’e “insanları hacca gelmeye davet etmesini” emredince: Hz. İbrahim taşın üzerine çıktı, üzerine çıkınca taş bütün dağlardan daha yüksek oldu ve Hz. İbrahim şöyle seslendi “Ey insanlar. Rabbinizin davetine icabet ediniz.”

Bu çağrı üzerine: insanlar ona cevap vererek “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk” dediler. Bu sırada: Allah’ın dilemesi ile Hz. İbrahim’in ayak izleri, taşın üzerinde kalmış oldu. Hz. İbrahim taşın üzerine çıkınca, sağa-sola dönerek “Rabbinizin davetine icabet edin” diyordu. Çağrısını tamamlayınca, Makam-ı İbrahim’i kıble yaptı.

Makam-ı İbrahim: Allah’ın dilediği zamana kadar kıble olarak kaldı. Hz. İbrahim’den sonra oğlu Hz. İsmail’de Kabe kapısının yönünde ona doğru namaz kılıyordu. Bu durum: Peygamberimiz zamanına kadar sürdü.

Evet, burada, cam fanus içinde Hz. İbrahim’in ayak izleri, binlerce yıldan bu yana muhafaza edilmektedir. Camekanlı bölümün: temelden yüksekliği 75 cm. çapı 80 cm. ve yüksekliği 1 metreden biraz fazladır.

Önceleri, 18 m. Karelik alanı kaplayan Makam-ı İbrahim, sonradan tavaf alanının genişletilmesi için, 1967 yılında, cam fanus içine alınmıştır.

Son olarak bir söylentiden daha söz etmek istiyorum. Yine söylenenlere göre, Hz. İbrahim: üzerinde durduğu taşın bulunduğu yerin altına defnedilmiştir.

Mekke Cennet-ül Mualla

CENNET-ÜL MUALLA

Mekke şehrinin eski mezarlığıdır. Harem-i Şerif’e 2 km uzaklıkta ve Cin Mescidine oldukça yakındır.

İslamiyet’ten önce ve ilk yıllarında “Hacun” adıyla anılan bu kabristan, sonraları “Malat” adıyla anılmıştır. Bu isim: Türkçeye çevrilirken “Mualla” diye çevrilmiş ve “Cennet-ül Mualla” adıyla anılır olmuştur.

Burada: peygamberimizin dedesi Abdülmuttalip, amcası Ebu Talip, zevceleri Hz. Hatice, oğulları Kasım, Abdullah ve Abdullah b. Zübeyr’in kabirleri bulunmaktadır.

Önceleri: bu kabirlerin Osmanlı döneminde yapılan türbeleri bulunsa da; Suudiler tarafından, 1926 yılında, bütün kubbeler yıkılarak mezarları belirleyen taşlar kaldırılmıştır. Mezar taşlarının kaldırılmasına sebep olarak: ziyarette aşırılığa meydan vermemek denilmektedir. Eski 591 mezar taşı, günümüzde: Riyad şehrindeki müzede sergilenmektedir.

Son yıllarda: mezarlığın ortasından “otoban” geçirmişler ve mezarlık, bu yüzden ikiye bölünmüştür. Evet: kabristan ziyarete kapalıdır. Ancak, ziyaretçiler, kabristanı ikiye bölün otobanın kenarından ve duvarından görüp dua edebilmektedirler.

Günümüzde, Mekke şehrinde vefat eden tüm Müslümanlar (Mekke’de hac ve ümre için bulunan Müslümanlar dahil olmak üzere) buraya defnedilmektedirler.

Mekke Hz Muhammed’in doğduğu ev
Mekke Hz Muhammed’in doğduğu ev

HZ.MUHAMMED’İN DOĞDUĞU EV

Kabe’nin yanındaki “Beni Haşim” mahallesinde “Mevlid” sokağında bulunan evin orijinali yıkılmış ve 1957 yılında: içinde Mekke ve Hac ile ilgili kaynakların bulunduğu bir kütüphane olarak, yeniden inşa edilmiştir.

Yani, günümüzde “Mekke-i Mükerreme Kütüphanesi” olarak kullanılmaktadır. Kütüphane: yalnızca erkeklerin ziyaretine izin verilmektedir. Aslında: Suudi yönetimi, buranın bir ziyaret yeri haline gelmemesi için, buraya kitaplık yaptırmıştır.

Peygamberimiz: 20 Nisan 571 tarihinde, bu evde dünyaya gelmiştir. Hz. Amine hatunun: peygamberimizi, bugünkü binanın bulunduğu yerdeki bir Mekke evinde dünyaya getirdi ve ilk çocukluk günleri burada geçti.

Evin bulunduğu arazi, bir görüşe göre, Hz. Muhammed’in soyunun dayandığı “Haşimi” ailesine aitti ve Mekke’nin ileri gelenlerinden olan Haşimiler: Mekke şehrinde saygı görüyorlardı ve Hz. Muhammed’in peygamberliğini ilan etmesinden sonra, karşısına büyük bir düşman gurubu çıkmasına rağmen, uzun bir müddet bu düşmanlara karşı koyabilmesinin en büyük nedeni: mensubu olduğu ailenin gücünden kaynaklanıyordu.

Peygamberimizin dünyaya geldiği evin bulunduğu arazi

20’nci yüzyılın başlarına kadar, olduğu gibi muhafaza edildi ve herkesin büyük saygı gösterdiği bir mekan oldu. Hatta: bu arazinin bakımından “Mekke Şerifleri” sorumlu tutuldu. Hacılar: Mekke’den Medine’ye geçmeden önce, mutlaka burayı ziyaret ederlerdi.

Ancak: Arap yarımadasının, 1925 yılında, Abdülaziz bin Suud’un eline geçmesinden ve Vehhabi geleneklerinin etkisinde kalınarak: mezarlıklarda bulunan türbelerin yıkılmasından sonra, diğer mekanların da ortadan kaldırılmasına sıra geldi.

Hz. Muhammed’in doğduğu evin arazisi dümdüz edildi ve üzerinde eski devirlerden kalma ne varsa kaldırıldı. Sonraki yıllarda ise, buraya bir bina inşa edildi ve yapılan bu yeni bina, halk kütüphanesi haline getirildi.

Evet, günümüzde, bu ev: Mekkelilerin, günlük gazetelere göz attıkları, birkaç kitabın sayfalarını çevirdikleri bir yer olarak kullanılıyor.

NEMİRE MESCİDİ

“Nemire” kaplanın dişisine denilmektedir. Kaplanın erkeğine de “nemir” denir. Üzerinde: siyah-beyaz çizgiler olan peştamal, örtü, ihram ve benzeri giysi ve kumaşlarda: alacalı bulut parçalarına da Arapçada “nemire” denilir. Çünkü, üzerindeki desenler, kaplan derisi üzerindeki desenlere benzemektedir.

Nemire Mescidinin inşa edilmiş olduğu yerin “Nemire” diye isimlendirilmesinin sebebi de, muhtemelen buradaki taş ve kayalarda, siyah-beyaz rengin hakim olmasıdır.

Evet, Nemire Mescidi: bir yandan burada namaz kılan Peygamberimizin hatırasını yaşatmak ve diğer yandan, sayıları günden güne artan hacıların, ibadetlerini rahatlıkla yapabilmelerini sağlamak ve dinlenme yeri olarak kullanılmak üzere bir mekana ihtiyaç duyulduğundan, sonradan burada inşa edilmiştir.

Günümüzdeki bu mescidin: kıble tarafındaki yerin üstü örtülü, diğer yerlerin üstü ise açıktır.

Doğu tarafında, 6 adet büyük kapı ve dört köşesinde, 4 metre yüksekliğinde duvar ve mihrap üzerinde bir kubbe bulunur. Yakında ise, hacıların su ihtiyacını karşılamak için “Ayı Zübeyde” denilen bir su sarnıcı bulunur.

Mekke Akabe Mescidi-Biat yeri
Mekke Akabe Mescidi-Biat yeri

AKABE MESCİDİ-BİAT YERİ

Peygamberimiz: peygamberliğinin ilk yıllarında, (621): Mekke şehri yakınlarında kurulan panayıra gider ve çevreden putlara tapmak üzere buraya gelenlere: Kur-anı Kerim okuyup, onları İslam dinine davet ederdi.

Peygamberimiz: Mina ve Mekke şehirleri arasındaki “Akabe” tepesinde: Medine kabilelerinden, Haczetli 6 kişiye rastlar ve onlara İslam’ı anlatarak, Kur-anı Kerim okur ve Müslüman olmaları için davette bulunur.

Bundan önce: Medineli putperest “Evs” ve “Hazrec” kabileleri ve “Ehli kitap Yahudiler” arasında: sürekli bir geçimsizlik bulunmaktadır. Ancak: bu kabilelerin yaşlıları: hep “bir Peygamber gelecek” derlerdi.

Peygamberimizin karşılaştığı 6 kişi: bu söylenenleri hatırlarlar ve “ ihtiyarlarımızın söyleyip durduğu peygamber bu olsa gerek” diyerek “Müslümanlığı” kabul ederler ve bu olaya katılan 6 kişi; “ilk Medineli Müslümanlar” olarak bilinirler. Olayın geçtiği yer ise: “Akabe Biat Yeri” olarak anılmaya başlanır.

Mekke Sevr dağı ve Sevr mağarası

SEVR DAĞI VE SEVR MAĞARASI

Sevr dağı: Mekke şehrinin güneyinde ve yaklaşık 5 km. uzaklıktadır ve yüksekliği 500 metredir. Dağ üzerinde, birçok tepe ve aynı zamanda irili-ufaklı mağara bulunmaktadır. Bu mağaralar, dağın değişik yerlerine dağılmıştır.

Hicretin başlarında: Mekkeli putperestlerin peşlerine düştüğü Peygamberimiz ve Hz. Ebubekir: burada bulunan bir mağarada saklanmışlardır. Bu mağaranın çeşitli özellikleri vardır. Öncelikle: gizlenmeye elverişli, kayaya yontularak yapılmış bir mağaradır. Ön ve arkasında delikleri vardır. Bunlar: mağaranın alt kısmındadır.

Bu yüzden: mağaraya ancak sürünerek veya eğilerek girmek mümkündür. Mağaranın çevresinde, dışarıda dolaşan kimsenin içeriyi görebileceği başka delikler yoktur. Mağara içinde bulunanlar: dışarıda dolaşanların ayaklarını görebilirler, fakat dışarıda olanlar, mağara içindekileri göremezler.

Görebilmeleri için, eğilip başlarını ayakları hizasına getirmeleri gerekir. Öte yandan, hicret sırasında Sevr mağarasına gizlenmenin bir başka olumlu yönü daha vardır.

Hemen dağın eteğinde: Amir b. Füheyrenin koyunlarını otlattığı ve geceleri sütünü, Hz. Muhammed ve Hz. Ebubekir’e ikram ettiği bir otlak bulunmaktadır.

Bu mağara hakkında anlatılanlardan söz etmek istiyorum.
Peygamberimiz ve Hz. Ebubekir: mağaranın içinde iken, bir örümcek mağaranın kapısı önüne ağ örer ve bir kuş girişine yuva yapar ve yumurtlar.

Mekkeli putperestler, mağaranın önüne geldiklerinde, bu örümcek ağını ve güvercin yuvasını görünce: “burada olamazlar” diyerek, bölgeden ayrılırlar. Peygamberimiz ve Hz. Ebubekir, bu mağarada 3 gün kalırlar, daha sonra gizlendikleri mağaradan çıkarak, Kızıldeniz sahil yolunu takip ederek, Medine şehrine ulaşırlar ve bu olaylar nedeniyle, mağara önem kazanır.

Mağaranın önem kazanmasının bir diğer önemi de şudur: Peygamberimiz: gayet yerinde bir strateji uygulayarak, Medine’ye doğru gitmeyip, ters yönde Sevr mağarasına doğru gitmiş ve saklanarak, müşrikleri yanıltmıştır.

Bu durum: İslam’da: gerekli tedbirleri almadan ilahi yardım beklemenin doğru olmadığını ifade etmektedir.

Evet, üç günlük sürenin sonunda: dördüncü gün sabahı, Amir ile kılavuzluk yapması için kiralanan Abdullah b. Ureykıt: beraberinde iki deve ile mağaraya gelirler.

Böylece, dört kişiden oluşan küçük kervan Medine’ye doğru yola çıkar.

Mekke Arafat
Mekke Arafat

ARAFAT

Mekke şehrinde, hac ibadetinin en önemli yerlerinin bulunduğu “Arafat”: “Cebelü’r-Rahme” yani “rahmet dağı” anlamına gelmektedir ve Mekke şehir merkezine 20 km. uzaklıkta,
güney doğuda, aynı adı taşıyan ova içinde, yaklaşık 70 metre kadar yükseklikte bir tepe görünümündedir. Tepeye, koyu yeşil taş yığınları hakimdir.

Cebrail: Hz. İbrahim’e, hac ile ilgili bilgileri ve haccın nasıl yapılacağını, burada öğretmiştir.

Bir başka rivayete göre: Hz. Adem ve eşi Hz. Havva: cennetten çıkarıldıktan sonra, yeryüzüne inmiş ve bir süre ayrı kalıp, nihayetinde 40 yılın ardından Arafat dağında buluşmuşlardır. Buluşma anlamına gelen “Ta’arrefe” kelimesi değiştirilerek, buraya “Arafat” denilmiştir.

Dağın isminin nereden geldiği hakkındaki bir başka söylenti ise: hacıların, Arafat dağındaki vakfeleri sırasında, Allah’ın yüceliğini, kendilerinin ihtiyaç ve kulluklarını “itiraf” ettiklerinden dolayı, buraya “Arafat” adının verildiği söylenmektedir.

Son bir görüş ise: hac ibadetinin önemli bir rüknü olan vakfeyi tamamlayanların, manevi bir kokuya yani “Arf” e büründükleri için, bu anlamda, dağa “Arafat” isminin verilmiş olmasıdır.

Hz. Muhammed’in “Hac Arafattır” sözüyle buranın önemi ortaya konulmaktadır. Kurban Bayramı öncesinde, Arefe gününde meydanı ve Cebel-i Rahme’yi dolduran hacılar, burada güneş batıncaya k adar sürecek olan vakfeye dururlar. Yani: vakfe sırasında: Allah’a dua etmek ve istekte bulunmak müstehabdır.

Peygamberimiz: 632 yılında “veda hutbesi” konuşmasını, burada yapmıştır. Hac için gelen Müslümanlar: renkleri, dilleri, ırkları, kültürleri farklı olarak bu buluşma yeri olarak değerlendirilen meydanda toplandıklarında, günahlarının affı için Allah’a tövbe ederler.

Hacılar, burada gezinen develerin yanında fotoğraf çektirirler ve hatta bazen develere binenler de olur. Tepeye çıktığınızda ise, beyaz bir sütun göreceksiniz ve hacılar, buraya dokunup dua etmektedirler.

Mekke Müzdelife

MÜZDELİFE

Mekke sınırları içinde, Arafat dağı ile Mina arasında bulunan 12 km. genişliğindeki bir bölgedir ve Mina’ya 3 km. uzaklıktadır.

Müzdelife’nin kelime anlamı “yaklaşma, yakınlaşılan yer” demektir. Hac ziyaretinde: Arafat’tan sonra, burası ziyaret edilir ve şeytan taşlamak için kullanılan taşlar, buradan toplanır.
Adem ile Havva’nın yeryüzündeki ilk buluşma yerinin burası olduğu söylenir.

Müzdelife’de vakfe yapmak: arefe günü güneşin batmasından kurban bayramının birinci günü güneşin doğmasına kadar ki zaman diliminde yapılır. Bu zaman diliminde, Müzdelife’de kalan kimse, vakfe yapmış sayılır.

Mekke Mina
Mekke Mina

MİNA

Hac kurbanlarının kesildiği mezbahaneler, Hz. Muhammed’in Mina günlerini geçirdiği mekana yapılan “Mescid-ül Hayf” buradadır.

Mekke ve Arafat arasında: ikisini birbirine bağlayan yol üzerinde bulunan Mina: Peygamberimiz ve Medineliler arasındaki görüşmenin gerçekleştiği yer olarak bilinir. Kuzeyinde “Sabir” dağı bulunur.

Akabe cemresi ve Muhassir vadisi arasında kalan yere “Mina” denilir. Bu bölgeye bu ismin verilmesi hakkında, şunlar söylenmektedir.

Hz. Adem: Mina’dan ayrılmak isteyince, Cebrail ona “temenni et” demiştir. Adem Peygamber de “cenneti” temenni etmiştir. Bundan dolayı, buraya “Mina” adı verilmiştir.

Bir diğer söylentiye göre ise, burada kurban kesildiği için “kan akıtmak” anlamına gelen “Mina” kelimesi “İmna” kökünden türetilmiştir.

Hz. İbrahim: kurban etmek için oğlu Hz. İsmail’i Mina’ya götürür, sonra Hz. İbrahim’e, Allah tarafından bir kurbanlık verilir. Bu kurbanlığın ne olduğu hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktadır.

Ancak birçok kimse tarafından bunun “koç” olduğu söylenir.

Hz. İbrahim: kendisine engel olmak isteyen şeytanı: burada taşlar ve kurban keser. Hac ibadeti yapanlar da burada kurban keserler ve şeytan taşlarlar.

Mekke Nur dağı, Hira Mağarası
Mekke Nur dağı, Hira Mağarası
Mekke Nur dağı, Hira Mağarası

NUR DAĞI-HİRA MAĞARASI

Mekke şehrinin kuzeydoğusunda, 300 metre yüksekliktedir ve şehir merkezine 5 km. ve Peygamberimizin evine 1 km. uzaklıktadır. Mekke bölgesindeki dağlar arasında farklı bir yapıda olması nedeniyle, hemen fark edilir.

Dağa, önemine binaen “Cebelü’n-nur” ismi verilmektedir. Dağa: neden bu ismin verildiği bilinmiyor. Ancak: Mekke’den Mina’ya giden yolun yakınındaki bu dağın zirvesinde, Mina’ya giderken yolunu kaybeden hacılar için atış yakılmıştır.

Dağa, bu nedenle “nür” ismi verildiği düşünülmektedir. Dağ üzerinde susuzluk nedeniyle, hemen hemen hiç ağaç ve nebat bulunmamaktadır. Yalnızca, çok az miktarda dikenli çalılar görülür.

Peygamberimiz, dağın zirvesi üzerinde bulunan Hira mağarasında inzivaya çekilmiş ve “Kur-anı Kerim ayetleri, bu mağarada indirilmeye başlanmıştır. Mağara: Nur dağının zirvesinden 15 metre aşağıda, dağın kuzeyine bakan tarafındadır.

Bir insanın ayakta durabileceği kadar yükseklikte ve yatabileceği kadar uzunluktadır.
Mağaranın bulunduğu tepeye, 1 saatlik bir tırmanıştan sonra ulaşabilirsiniz. Tepeye çıkarken, çevredeki maymunları göreceksiniz.

Ayrıca: çevre kirliliği ve dilenen çocuklar da dikkat çekiyor.

Mağara, yalnızca 1 kişinin girebileceği büyüklüktedir. Çok dar bir yerden, mağaranın ağzına kadar ulaşabilirsiniz ama gerek küçük olması ve gerekse izdiham nedeniyle mağaraya girmek oldukça güçtür.

Suudi Arabistan Mekke Mina Şeytan Taşlama Alanı

MİNA-ŞEYTAN TAŞLAMA ALANI

Mina bölgesinde bulunan: Akabe Cemresi, Küçük Cemre ve Orta Cemre olarak isimlendirilen ve şeytanı temsil ettiğine inanılan yapılar: hac ziyareti sırasında, hacı adayları tarafından taşlanır ve insanlığın ortak düşmanı lanetlenir.

Şeytan taşlama olayının temelinde yatan şudur: “Allah tarafından, Hz. İbrahim büyük bir sınavdan geçirilir ve en sevdiği şeyi, kurban etmesi istenir. Bunun üzerine, Hz. İbrahim, en sevdiği şey olan oğlu Hz. İsmail’i: kurban etmeye götürürken, karşılarına şeytan çıkar.

Şeytan: önce Hz. İbrahim’e musallat olur ve başarılı olamaz, uzaklaşır. Bunun üzerine: Hz. İsmail’e musallat olur ve “babasının onu kurban etmeye götürdüğünü, annesini gözü yaşlı arkada bıraktığını ve emre boyun eğmemesini” söyler. Bunun üzerine, Hz. İsmail: şeytanın bu söylediklerine aldırış etmez ve şeytanı yanından kovar, arkasından 7 tane taş atar.

Evet: hacı adaylarının “şeytan taşlama” hadisesinin temelinde, bu olay yatmaktadır.
Cemreler: yukarıda sözünü ettiğim gibi, Akabe cemresi, ortanca cemre ve küçük cemre olmak üzere üç tanedir. Akabe cemresi Mina’ya girişte sol yandadır.

Ortanca cemre: Akabe cemresinden sonra gelir ve aralarında 116.77 metre mesafe bulunmaktadır. Küçük cemre: Huleyf mescidinden sonradır. Ortanca cemre ile aralarında, 156.4 metre mesafe bulunur.

Cemrelere atılan taşların: nohut büyüklüğünde olması yeterlidir. Hatta: mutlaka taş atılması gerekmez, yeryüzü cinsinden: toprak, çamur, kiremit, tuğla gibi şeylerle de şeytan taşlamak caizdir. Ancak: demir, kurşun, cam, ayakkabı, terlik vb. gibi benzeri şeyleri atmak caiz değildir.

Atılacak taşların sayısı 49 veya 70’dir. Buna göre: 7 tanesi bayram günü Akabe cemresine atılır. 21 tanesi, 11’nci gün her cemreye 7’şer taş olmak üzere atılır. 21 tanesi de, 12’nci gün aynı şekilde atılır. Kalan 21 tane, 13’ncü gün atılır. Yalnızca: 3 gün taş atmak ta caizdir.

Suudi Arabistan Mekke Cin Mescidi
Suudi Arabistan Mekke Cin Mescidi

CİN MESCİDİ

Cin mescidi: Mualla Mezarlığından, Harem-i Şerife doğru giden caddenin hemen sağında, bir yolun girişindedir. Buradaki mescide “Hars” mescidi de denilir. Burada bulunan mescit, 2000 yılında yıkılmış ve yerine yenisi yapılmıştır. Tek katlı yeni mescitte, erkekler altta, kadınlar üst bölümde namaz kılarlar.

Peygamberimiz: bu bölgeye gelir ve buradaki “cinlere” Kur-anı Kerim okur ve onları İslam’a davet eder, daveti kabul eden cinleri: kabilelerine elçi olarak gönderir ve İslam’ı tebliğ etmelerini isterdi.

Bu nedenle, buraya yapılan mescide “Cin Mescidi” ismi verilmiştir.
Burası, özellikle Uzakdoğulu Müslümanlar tarafından, namaz zamanından çok önce doldurulmaktadır. Cami: diğer zamanlarda kapalı tutulmaktadır.

Suudi Arabistan Mekke Şecere Mescidi

ŞECERE MESCİDİ

Burası: Peygamberimizin mucizesini gerçekleştirdiği yere yapılan bir mescittir ve Harem-i Şerif’in hemen yanı başındadır.

Mekkeli müşrikler: “Ya Muhammed, şayet şu ağacı bizim yanımıza doğru çağır, gelirse inanırız” dediklerinde, Peygamberimiz Taif’ten gelirken “Gel yanıma” dediği ağaç: kökleriyle yerinden kalkıp onu selamlamış ve daha sonra yerine geri gitmiştir.

İşte, burada yapılan mescide “Mescid-i Şecere” denilmiştir.

Burası hakkında anlatılan bir diğer söylenti de şöyledir: “ Mescid-i Cin hizasında bulunan bu mescidin bulunduğu yerde: Peygamberimiz, cinlerden gelen bir heyetle görüşmüştür.

Cinler, peygamberimize “Senin Allah’ın resulü olduğuna kim şahitlik eder?” diye sorarlar. Yakınlarında bir sakız ağacı bulunmaktadır.

Peygamberimiz, o ağacı işaret eder ve cinlere der ki “Şu ağacı gördünüz mü. O şahitlik ederse, iman edermisiniz?” der. Cinler “Evet, iman ederiz” dediler.

Bunun üzerine, Peygamberimiz ağacı çağırdı, ağaç dallarını budaklarını sürükleyerek geldi. “Benim Allah’ın resulü olduğuma şahadet eder misin?” diye sordu.

Ağaç “Şahadet ederim ki, sen Allah’ın resulüsün” dedi.

O ağacın bulunduğu ve bu mucizenin tahakkuk ettiği yere, bu mescit yapılmıştır.

HUDEYBİYE

Hudeybiye: Peygamberimiz ile Mekkeli müşriklerin, anlaşma yaparak İslam davetinin önündeki en önemli engellerden birisinin kaldırıldığı yer olarak bilinir. Hudeybiye anlaşması ile, Medine şehrinde kurulmuş olan İslam devleti resmen tanınmış olur.

Müslümanlar, bir dönem: Medine’den Mekke’ye: yanlarında silah olmadan, kurbanlık develerini alarak umre yapmaya niyetlenmişlerdir.

Ancak: Hz. Muhammed: Mekke şehrine öncü bir birlik gönderir ve Mekkelilerin savaşa hazırlandıklarını öğrenir, bunun üzerine kafilesi ile birlikte yolunu değiştirerek “Hudeybiye” bölgesine gelir.

Burada: 1400 kişi, ölünceye kadar savaşacaklarını söyleyerek, Peygamberimize biat ederler. Bunun üzerine, Mekke’de yaşayan Kureyşliler “Hudeybiye” anlaşmasını imzalamak zorunda kalırlar. Anlaşmanın ardından, Müslümanlar, Medine şehrine geri dönerler.

Bunun ardından ise, Müslümanlık hızla yayılmaya başlar. Çünkü: müşrikler, yapılan bu anlaşmayı bozarlar.

Hayber fethedilir: Medine’de kurulan İslam devleti büyük güç kazanır.

Evet, burası: Mekke şehrine 17 km. uzaklıkta ve umre için ihrama girilen yer olarak da bilinir.

ZEMZEM

Hz. İbrahim: Hz. Hacer ve oğlu İsmail’i alıp, günümüzde Kabe’nin bulunduğu vadiye getirir ve “Sizi burada bırakmam emrolundu” der ve döner gider.

Hz. Hacer: “Olsun, Rabbim bize yeter” diyerek, duruma boyun eğer. Yanlarında: bir kırba su ve birkaç hurma bulunmaktadır. Üstelik, küçük İsmail henüz bebektir.

Hz. Hacer: bir şeyler bulabilmek umudu ile önce “Safa Tepesi” ne çıkar. Bir ağaç, bir kuru ot bile yoktur. Sonra “Merve Tepesi” ne gider.

Dönüşte ise, oğlunu bulamaz. Büyük bir telaşla: yeniden “Safa” ve “Merve” tepeleri arasında ve o sıcakta, 7 defa zorlukla koşu yapar. Sonra “tatlı” bir ses işitir. Karşısında “Cebrail” görülür.

Bu sırada: bebek İsmail’in ayakları dibinde, berrak bir suyun kaynadığını görür ve biriktirmek ister. Bir yandan suyun etrafını çevirerek tutmaya, bir yandan da kabını doldurmaya çalışır.

Tarifsiz bir telaşla “zem” yani “dur” der. Hatta haykırır. Zem zem zem……

Cebrail tebessüm eder ve “Bırak aksın” der. Bu su daima akar ve asla tükenmez.

Takip eden süreçte, bu su, göçebe kavimlerin dikkatini çeker. Nitekim: Cürhümiler, Hz. Hacer’den izin alarak, Kubeys dağı eteklerine yerleşirler ve vadi şehir olur. Adına da “Mekke” denilir.

Evet: bu suyu içmenin kuralları var.

Zemzem içileceği zaman: kıbleye dönülür. Besmele ile ayakta ve doyuncaya kadar içilir. İçme sırasında, üç kere nefes alınır. Dua edilir. Zemzem suyu içilirken yapılan dualar kabul olunur. Her tavaftan sonra zemzem içmek müstehabdır.

Milyonlarca hacı tarafından: içilen, yıkanılan ve memleketine götürülen zemzem suyu, motorla çekildiği halde, yüzlerce yıl bitmemesiyle biliniyor.

Günümüzde: zemzem kuyusu: Mescid-i Haram içinde, Kabe’nin Hacer-i Esved taşının bulunduğu köşesinden, 14.5 metre uzakta, yer altında bir odada bulunmaktadır ve üç ayrı kaynaktan beslenmektedir.

Bu 3 su birleşince, zemzem olmaktadır. Sadece: 173 cm. derinliğindeki bir kuyuda bulunan zemzem suyuna, dışarıdan herhangi bir kaçak giriş vs. yoktur.

Biraz önce de söylediğim gibi: binlerce yıldan bu yana, çöl sıcağından kavrulan insanlara su sağlayan bu kuyu, hiçbir zaman kurumamıştır.

Genellikle, kuyu sularında yosun vb. parazitler ortaya çıkmasına ve suyun tadının bozulmasına ve kokuşmasına neden olmasına rağmen, zemzem suyunda bu tür biyolojik olaylar yaşanmamıştır.

Şehirlerin içme suları klorlanmasına rağmen, zemzem suyu herhangi bir kimyasal işlemden geçirilmez.

Zemzem suyu hakkında yapılan araştırmalardan elde edilen sonuçlar şunlardır

Zemzem suyu, diğer sulara göre çok daha az kükürt taşımaktadır. Diğer sulara göre çok daha besleyicidir ve çok daha fazla mineral barındırmaktadır.

Kaynağı henüz bulunamamıştır. Nereden geldiği, bilinemiyor. Yakınlarında hiçbir kuyu yok ve denize de 80 km. uzaklıktadır.

Bu şartlarda, suyunu denizden veya başka bir kuyudan alması imkansızdır. Nasıl oluyor da yıllardır su bitmiyor?

Bunu kimse izah edemiyor. Ancak: açlığını gidermek için içenlerin açlığı, susuzluğunu gidermek için içenlerin ise susuzluğu gideriliyor.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yapılan incelemeler sonucunda, zemzem suyunun, dünyadaki en içilebilir ve sağlıklı sulardan biri olduğu kabul edilmiştir. Yine yapılan araştırmalar sonucunda, dünyada, içinde mikroorganizma ve bakteri bulunmayan tek su, zemzem suyudur.

Zemzem suyu içinde: kalsiyum ve magnezyum tuzlarının oranları yüksektir. Bu ise, yorgun insanların, yüzlerine sürdükleri zaman neden ferahladıklarını izah etmektedir.

Bir başka özellik ise: zemzem suyunun “mayalanma” özelliğidir.

Zemzem suyu, normal bir su ile karıştırıldığında: baskın gelip suyun bütününü zemzem suyu özelliğine çevirmektedir.

Suudi Arabistan Mekke Kalesi, Abraj Al Bait Kuleleri

ECYAD KALESİ-ABRAJ AL BAİT KULELERİ

I. Dünya savaşında: Mekke şehrinin, asi Arap kabilelerinden korunması için: 1781 yılında, Osmanlılar tarafından yapılmış, ancak 2002 yılında Suudi yönetimi tarafından yıkılarak yok edilmiştir.

Özellikle: kalenin yıkılma nedeni olarak, otel yapımının gösterilmesi içler acısıdır. Çünkü: kalenin yıkılmasının ardından: Mekke şehrindeki 500 yıllık Osmanlı hakimiyetinden geriye, yalnızca Kabe’nin çevresindeki revaklar kalmıştır.

Evet, kale yıkıldıktan sonra: kalenin bulunduğu yere: binalar kompleksi yapılmıştır. Özellikle: 595 metre yükseklikteki “Abraj Al Bait Kuleleri” olarak isimlendirilen otel: Suudi Arabistan ülkesinin en yüksek binasıdır ve dünyanın en yüksek ve en büyük otelidir.

Her yıl, yaklaşık 2 milyon hacı adayı, bu 5 yıldızlı otelde konaklamaktadırlar.

Otel; hemen “Mescid-i Haram” yanındadır ve içinde yaklaşık 4 bin kişinin aynı anda namaz kılabileceği büyük bir mescit bulunmaktadır.

Suudi Arabistan Mekke Zemzem Tower ve Saat kulesi
Suudi Arabistan Mekke Zemzem Tower ve Saat kulesi

ZEMZEM TOWER VE SAAT KULESİ

Burası: yerle bir edilen Ecyad kalesinin yerine yapılmış, devre mülk sistemiyle çalışmaktadır. Burada: 662 metre yükseklikte bir saat kulesi bulunmaktadır.

Abraj El Beyt kuleleri adı verilen otel kompleksinin tepesinde bulunan saat kulesi: biraz önce de söylediğim gibi, 662 metrelik beton yapıdan oluşuyor ve tepesinde 155 metrelik hilal yer alıyor.

Saatin yer aldığı kule, yüksekliği nedeniyle dünyanın en yüksek ikinci binası olma özelliği taşıyor. Mekke Kraliyet Saat kulesi: dünyanın en yüksek binası olan Dubai Burç Halife’den, yalnızca 11 metre daha kısadır.

Kulede bulunan saat: Alman yapımı ve 43 metre genişlikte, 43 metre yüksekliktedir. Kulenin dört bir tarafında da saatin birer yüzü bulunuyor ve saatin üstünde dev harflerle “Allah” yazıyor.

Saat: geceleri 17 km. ve gündüzleri ise yaklaşık 12 km. uzaklıktan görülebiliyor. Ezan zamanlarında, saat, yanıp sönerek, Müslümanları uyarmaktadır.

Evet: kompleksin: 8 bin odası bulunuyor ve 60 kat olarak planlanan, 7 gökdelenden oluşuyor. Daire ve odaların, kabeye 100 metre uzaklıkta bulunması, en önemli tercih nedeni olarak kabul ediliyor.

Suudi Arabistan Mekke Müzesi
Suudi Arabistan Mekke Müzesi

MEKKE MÜZESİ

Müze: Mekke şehrinin zengin tarihini sergilemektedir. Çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapmış şehrin tarihi geçmişine ışık tutmaktadır. Kabe’nin farklı fotoğraf ve minyatürleri görülür.

Özellikle: 1950 yılındaki aşırı yağış sonrasında Kabe’nin çevresinde biriken su, adeta bir gölü andırmaktadır ve bu durum fotoğraflarda görülmektedir. Müzede: Kabe’nin çevresinde mezheplere göre kurulan çadır fotoğrafları da görülür.

Mekke müzesinde, özellikle, ayetlerin işlendiği orijinal taşlar ilgi çekmektedir. Kabe’de bulunan, Osmanlı döneminden kalma güneş saati, minare ve kubbe alemleri de, kültürümüze ait müzede sergilenen önemli objelerdir.

En ilgi çeken obje ise. Hz. Muhammed’in, mührünü bastığı, Munzir Bin Savi’ye gönderdiği, İslamiyet’e davet mektubunun nüshasıdır.

Sahabeler tarafından: ayetlerin indirilişinin ardından, Kufi Hat sanatıyla işlenen taş ve kemik parçaları, görenleri etkiliyor.

571 yılından günümüze kadar gelen taşlara, o dönemin imkansızlıklarına rağmen, hat sanatının en güzel örnekleriyle ayetlerin işlenmesi, ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.

Evet, bu müzeyi ziyaret ederseniz: el yazması Kuran-ı Kerim, Hz. Muhammed döneminden önce Kabe’nin duvarına asılan, 7 şairin yazdığı 7 şiir (Muallakat-ı Seb) ve Kabe’den çıkan eski kapıları mutlaka görmelisiniz. Yine, müzede zemzem kuyusunun çevresindeki demir muhafazalar saklanıyor.

DEVE ÇİFTLİĞİ GEZİSİ

Mekke bölgesinde bir deve çiftliği gezisine katılırsanız: taze kaynatılmış deve sütünü tatmanızı öneririm. Her hastalığa şifa verdiği söyleniyor. Tadı güzel ve lezzetlidir.

Medine şehri hakkındaki yazım için  Medine

Suudi Arabistan Medine

Suudi Arabistan Medine

622 yılında: Hz. Muhammed: Mekke’den buraya hicret ettiğinde: şehirde bulunan Ensar ve Muhacirlerden oluşan Müslümanlar: kendisini şehrin girişinde büyük bir coşku ile karşılarlar.

Herkes, kendisini evine davet eder ve komşusu olmasını ister. Ancak, Hz. Muhammed; kimseyi kırmamak için, devesi “Kusra” yı salıverir.

Deve Kursa: bir süre gittikten sonra çöker ve o çöktüğü yere: herkesin namaz ibadetini yerine getirebileceği ve toplantı yapılabilecek bir mescit inşa edilir.

Mescid-i Nebevi’nin bulunduğu yerdeki bu ilk mescit: 35 metre boyunda ve 30 metre genişliğindedir. Kerpiçten yapılan duvarlar, hurma kütükleri ile desteklenmiş, çatı ise hurma yaprakları ile kapatılmıştır.

Peygamberimizin bizzat taş ve kerpiç taşıyarak yapımına katkı verdiği bu yapının 3 kapısı bulunmaktadır ve Hz. Aişe’nin odası (Hücre-i Saadet) Mescide bitişik olarak yapılmıştır.

Peygamberimiz, vefatından sonra, buraya defnedilecektir. Evet: bu mescit ile ilgili, aşağıda daha ayrıntılı bilgiler vereceğim.

Şimdi

Medine şehri hakkında bilgiler vermeye devam ediyorum. Hz. Muhammed: hicretin ardından ulaştığı bu şehrin “Yesrib” olan ismini “Medine tül Münevvere” yani “Aydınlatılmış şehir” olarak değiştirir. Şehir: devam eden tarihi süreçte: Medirra, Medirke, Meddiyne, Mezzine gibi isimlerle de anılır.

1072-1092 yılları arasında: şehrin bulunduğu bölge, Selçuklu topraklarına katılarak, Türk egemenliğine girer. Daha sonra: Eyyübi ve Memlük devletleri tarafından ele geçirilir.

1517 yılında ise, bu kez Yavuz Sultan Selim: Memlük ordusunu “Ridaniye” savaşında yener ve tüm “Hicaz” bölgesiyle birlikte, Medine şehrini de Osmanlı topraklarına katar.

Osmanlı hakimiyeti sırasında özellikle Sultan II. Abdülhamit tarafından, İstanbul-Medine arasında inşa ettirilen tren hattı önem kazanır. Bu tren hattı ile: İstanbul-Medine arasındaki ulaşım, 3 güne indirilmiştir.

1916 yılında ise, I. Dünya savaşının ardından bölgede başlayan Arap ayaklanması sonucunda: şehir, isyancılar tarafından ele geçirilir.

Medine kalesinde: Fahrettin Paşa komutasındaki Türk birlikleri, zorlu koşullara rağmen, kahramanca bir direniş gösterirler ve ancak: 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan “Mondros” mütarekesinin ardından, şehir, 20 Ocak 1919 tarihinde, teslim edilir ve bölgedeki Türk hakimiyeti biter.

Suudi Arabistan Medine
Suudi Arabistan Medine
Suudi Arabistan Medine

Gelelim günümüze

Medine şehri, Mekke şehrine 450 km. uzaklıktadır. Mekke-Medine şehri arasındaki bu yol, yaklaşık 4-5 saat sürmektedir ve dağlık bölgelerden geçilerek ulaşılır. Söylenenlere göre: bu bölge sönmüş volkanların bulunduğu volkanik bir araziymiş.

Kızıldeniz ise, 193 km. uzaktadır. Deniz seviyesinden yükseklik 639 metredir. Şehrin kuzeydoğu tarafında, 4 km. uzakta Uhud dağı ve Avr dağları bulunur.

Suudi Arabistan ülkesinin, dördüncü büyük şehridir. Mekke dağlık bir bölgede olmasına rağmen, Medine şehri: dümdüz bir alan üzerinde kurulmuştur. Kuzeye doğru hafif meyilli bir ovada bulunmaktadır.

Mekke şehrinin toprakları çorak iken, Medine de hava daha yumuşak olduğundan, çevre yeşilliktir. Hatta: Medine şehri: üzüm, hurma ve incir ile ünlüdür. Hurma denilince, akla “hurmalıklar” gelir.

Ancak, zaman içinde büyüyen şehirde, yeşillikler de kaybolmuştur. Özellikle: Mescid-i Nebevi yakınlarında, hiçbir yerde hurmalık kalmamıştır. Çünkü: bölge, tamamen otellerle işgal edilmiştir.

Evet: Medine şehrinde hayat genellikle ikindi namazından sonra başlar ve geç saatlere kadar sürer. İnsanlar: genellikle öğleye kadar istirahat ederler, uyurlar ve bu arada dükkanlar kapalıdır. Sokaklarda kimse görülmez.

Ancak: ikindi namazından sonra: şehirde, büyük bir hareketlilik yaşanmaya başlar. Zaten, şehir dini özellik gösteren yapılar yanında, birçok modern yapıları da bünyesinde barındırır.

Şehirde: bir yer aradığınızda: özellikle otoyol üzerindeki tabelalarda, önce Arapça ve sonra İngilizce yazıları görebilirsiniz.

Medine şehri

Hicaz bölgesinin diğer yerlerinde olduğu gibi: Türkçe konuşmanın sık sık yaşandığı bir yer olarak dikkati çeker. Zaten: hac ziyareti için gelenler arasında, Türk hacılar ve ziyaretçiler: gerek giysileri, gerek davranışları ve gerekse hareketleriyle öne çıkarlar.

Evet: giriş kısmı için sözleri toparlamak gerekirse: Medine: “Medin-i Münevvere” yani “Aydınlık şehir” olarak bilinir. Mekke’de, hac ibadetini yerine getiren hacıların ikinci durağıdır. Çünkü: İslam nurunun yeryüzüne yayıldığı Peygamber şehridir. Her karışı: İslam’ın aydınlığını insana ulaştıran Allah Resülü’nün ve sahabelerin hatıralarıyla doludur.

Mescid-i Nebi

Peygamberimizin, hicretin ardından ilk iş olarak inşa ettiği camidir. Dolayısı ile, Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksa’dan sonra, yeryüzündeki İslam mabetlerinin en faziletlisidir.

Burada, Peygamberimizin medfun olduğu alan “yeşil kubbe” ile örtülmüştür. Peygamberimizin biraz gerisinde Hz. Ebubekir ve onun da ardında Hz. Ömer yatmaktadırlar.

Suudi Arabistan Medine

HAVAALANI

Medine şehrinde “Prınce Mohammed Bin Abdulaziz International Airport” havaalanı bulunmaktadır. Ülkenin en önemli havaalanlarından olan burası; Kabe ziyaretçileri ve hacılar için önemli bir giriş kapısı görevi görür ve gayet moderndir.

Alanın yıllık yolcu kapasitesi 3.3 milyon kişidir ve 2025 yılında, bu kapasitenin 25 milyon kişiye çıkarılması hedeflenmektedir.

Ülkemizden, Suudi Arabistan ülkesine giden THY uçakları, Cidde havaalanına inmektedirler. Az sayıda uçak ve özellikle Suudi Arabistan havayollarına ait uçaklar, Medine havaalanına inmektedirler.

İstanbul-Cidde arasındaki hava yolu yolculuğu, yaklaşık 3 saat 40 dakika kadar sürmektedir.
İstanbul-Medine arasındaki hava yolu yolculuğu, yaklaşık, 3 saat sürmektedir.
Medine-Cidde arasındaki hava yolu yolculuğu, yaklaşık yarım saat sürmektedir.
Ankara-Cidde arasındaki hava yolu yolculuğu: 2 saat, 56 dakika.
Ankara-Medine arasındaki hava yolu yolculuğu: 2 saat 34 dakika.
Ankara-Mekke arasındaki hava yolu yolculuğu: 2 saat 58 dakika.
Ankara-Riyad arasındaki hava yolu yolculuğu: 2 saat 56 dakika.

İKLİM

Medine: şehrin iklimi, Mekke’den daha kuzeyde kalması nedeniyle, daha yumuşaktır. Ancak: zaman zaman öyle toz fırtınaları olur ki, göz gözü görmez ve hatta “Uhud” dağı bile görünmez olur.

Evet, Medine şehrinde yazlar sıcak geçer, ancak bununla birlikte hava bunaltıcı değildir. Kışlar ise serin ve yağmurlu geçer. Medine şehrinin rutubetli iklimi, Arabistan yarımadasına hakim kurak çöl ikliminden buraya gelenlerin ateşli hastalıklara yakalanmalarına neden oluyordu.

Özellikle, hac için bölgeye gelenlerden, Mekke şehrinden sonra Medine şehrinin havasına alışmaları zaman alıyordu denilmektedir.

Medine şehrindeki bazı ortalama sıcaklıklar şu şekildedir: Ocak: 17.7, Şubat: 19.9 Mart: 23.8, Nisan: 27.6, Mayıs: 32.2, Haziran: 35.8, Temmuz: 36, Ağustos: 35.9, Eylül: 34.4, Ekim: 29.4, Kasım: 23.4, Aralık: 19.

NE YENİR-NE İÇİLİR

Medine şehrinde, bütün Müslüman ülkelerin mutfaklarının servis edildiği bir çok restoran bulmak mümkündür. Özellikle: Pakistan, Hindistan ve Bengaldeş restoranları çoğunluktadır.

Ancak: Türk, Çin, Endonezya ve Mısır yemek çeşitlerinin sunulduğu restoranlar da bulunmaktadır.

Ayrıca: şehirde, yine birçok fast-food restoranı bulunur. Tüm bunların yanında: şehre özgü lezzetlerden tatmak isterseniz: bir tür vejateryan sandviç olan “shwarma taamiya” deneyebilirsiniz.

Bir diğer önerim: “foul” denilen fasulye ve “tameez” denilen lavaş ekmeğine sarılmış çeşitli yiyeceklerin bulunduğu yemek türünü deneyebilirsiniz. Tüm bunların yanında: şehirde, her türlü meyveyi, çok uygun fiyata ve bolca bulmak mümkündür.

Kahve

Medine şehrinde ikram edilen kahve: bizim alışkın olduğumuz tat değil, biraz daha buruk bir tadı var. Ayrıca: kahveyi yine bizden farklı olarak “kulpsuz” fincanlarda ikram ediyorlar.

Hurma

Medine şehrindeki hurmalar, başka yerlerde yetişenlerden farklıdır. Burada: taze hurma yeniliyor. Çünkü: burada yiyeceğiniz hurma, dalından koparılarak önünüze getiriliyor. Taze hurmanın: bir olgunlaşma süresi var.

Bu aşamada, hurmanın yarısı gök ve diğer yarısı ise ergin olabiliyor. Yani: yarısı tatlı ve yarısı mayhoş tadında oluyor. Öte yandan: hurmayı bilenler, hurmanın “yaş” olarak yenilmesini öneriyorlar.

Çünkü: ergin yani olmuş hurma: insanı yakarken, ergin olmayan tarafı serinletiyor ve böylece birbirini dengeliyor.

Evet: burada iki çeşit hurma üretiliyor. Bir tanesi “kırmızı” ve diğeri “sarı” hurmadır.

Hac ziyareti sırasında, hurma almak için Mekke şehrini beklemeyin, bence, gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için hurmayı, Medine şehrinden satın alın.

Hurma Pazarı

Medine şehrindeki “Hurma Pazarı”; yürüyerek Mescid-i Nebevi’den 15 dakika uzaklıktadır. Buradaki tek katlı çarşıda: birçok hurma satan dükkan bulunmaktadır.

Alışveriş yapmadan önce, gerek çeşit ve gerekse fiyat tespiti açısından dükkanların hepsini gezmenizi öneririm.

Hurmalar: sarı, kırmızı, siyah, beyaz olarak: taze ve kurutulmuş olarak, iri-orta-küçük boy olarak çeşitlere ayrılmaktadır.

Hatta: ballı, bademli, susamlı hurma bile görmek mümkündür. Ancak: eğer en iyi hurmayı satın almak istiyorum derseniz, “Acve” denilen ve bizzat Hz. Muhammed tarafından dikildiği ve şifalı olduğu söylenen hurma çeşidini tercih etmeniz gerekir.

Kilosu boylarına göre 13-15 Riyal arasında değişen “Mebrum” cinsi hurma yanında, kilosu ortalama 60 Riyal (40 TL) satılan ve biraz önce sözünü ettiğim Peygamber hurması Acve ve Hudri: satın alanların öncelikli tercihleridir.

Ayrıca: buradaki her türlü alışverişte olduğu gibi, hurma satın alırken de pazarlık etmeyi sakın unutmayın.

İncir

Her yeri çöl yani kurak olan Medine şehrinde: muhteşem güzel incirler yetiştiğini gördüğünde mutlaka şaşıracaksınız.

ALIŞVERİŞ

Medine şehrinde, özellikle, hac yani dini özellikleri ağır basan eşyalar bulup satın alabilirsiniz. Bunlar arasında öne çıkanlar: tespihler, kutsal mekanları gösteren magnetler, resimler, Kuran-ı Kerimler, ezan okuyan saatler olabilir. Bunları: kutsal mekanlara yakın yerlerdeki dükkanlarda bulup satın alabilirsiniz.

Bunların dışında: şehrin modern bölümlerinde bulunan alışveriş merkezlerinde ki, bunlar gayet lükstür, her türlü elektronik cihazı bulup satın alabilirsiniz.

Ancak: Medine şehrinde, özellikle pazarlık yapmanız önerilir, çünkü pazarlık yapmanın “sünnet” olduğuna inanılır. Ayrıca: birçok alışveriş mekanında, Türk satıcıları görebilirsiniz.

TURİZM

Medine şehrindeki gezi programınız için, gezmeniz ve görmeniz gereken yerleri şöyle sıralayabilirim.

Mescid-i Nebevi,
Cennet-ül Baki.
Ben-i Saide gölgeliği
Hz.Osman su kuyusu
Uhud dağı ve şehitliği,
Kıbleteyn Mescidi,
Yedi Mescitler,
Minareteyn Mescidi
İdris Sunusi Mescidi
Bilal-i Habeşi Mescidi
Secde Mescidi
Hendek savaşının geçtiği yerler
Medine demiryolu tren istasyonu
Amberiye Mescidi,
Sukya Mescidi,
Cuma Mescidi,
Kuba Mescidi
Gamame Mescidi,
Hz.Ebubekir Mescidi,
Hz.Ömer Mescidi,
Hz.Ali Mescidi.
Zühleyfe camisi
Kral Fahd Kuran-ı Kerim Basım Kompleksi
Müze

Suudi Arabistan Medine

GEZİLECEK YERLER

Suudi Arabistan Medine Mescid-i Nebiye
Suudi Arabistan Medine Mescid-i Nebiye
Suudi Arabistan Medine Mescid-i Nebiye

MESCİD-İ NEBİYE

Yazının giriş kısmında da belirttiğim gibi, Hz. Muhammed: hicretin ardından Medine şehrine gelince, kendilerine komşu olmasını isteyen şehirlileri kırmamak için, devesi Kusra’yı serbest bırakır. Deve, önce Ebü Eyüp-el Ensari’nin evinin önünde durur, daha sonra ise kalkarak boş bir arazide durur.

Hz. Muhammed: Ensari’nin evinde, tam 7 ay misafir kalır. Peygamberimiz, devenin ikinci çöktüğü boş arazide ise: gerek halkın dini ibadetini yerine getirmesi ve gerekse toplantılar yapılması için bir mescit kurulmasını ister.

Bunun üzerine: Hz. Ebubekir tarafından, bu boş arazide 35 metre boyunda, 30 metre genişliğinde: çevresi duvarlarla çevrili, avlulu ve 3 bölümden oluşan, 3 kapısı bulunan bir mescit yapılır. Mescidin duvarları kerpiçten yapılır ve çatısı ise hurma yaprakları ile örtülür.

Kıble duvarı hizasında, iki sıra halinde hurma ağacı gövdelerinden oluşan sütunlar dikilir. Yapımında bizzat peygamberimizin de emek verdiği bu gölgelik alanda; Peygamberimiz ve sahabeler, cemaat halinde namaz kılmışlardır.

Mescidin hemen yanına ise, Peygamberimizin eşleri için odacıklar yapılır. Mescidin içinde, kıbleye doğru döndüğünüzde, bu odacıkların bulunduğu yeri görebilirsiniz.

Hicretin 7’nci yılında: burası, artık Müslümanlar için yeterli olmamaya başlar. Bunun üzerine, yana doğru birkaç metre genişletilir. Özellikle: Hz. Ömer döneminde: öne, yana ve arkaya doğru iyice genişletilir. Kıble duvarı: Hz. Osman dönemindeki gibi aynen kalarak, mescit, takip eden süreçte, sürekli genişletilerek büyütülür.

Ancak: 654 yılındaki depremde, mescit yıkılır.

Emevi Halifesi Velid: mescidi yeniden yaptırır. Bu sırada, Peygamberimizin eşlerine ait odacıklar yıktırılır. Ortadaki boş avlunun çevresine: mermer sütunlarla taşınan kapalı bölümler yaptırılır.

Mescit içinde, Peygamberimize ait: en önde, sol kısımda bulunan bölümde: dökülmeye yüz tutmuş hurma ağaçlarının kaldırılması istendiğinde, itirazlar yükselir ve bunun üzerine, her bir hurma ağacının yeri sabit bırakılarak, her bir ağacın olduğu yere, aynı kalınlıkta bir mermer sütun konulur.

Takip eden süreçte, Osmanlı döneminde, mescit son şeklini alır. Bu dönemde: mescidin üzeri, tamamen kubbelerle süslenir. Arka bölüme, birkaç görevli odası eklenir. Günümüzde “Cennet Bahçesi” olarak bilinen bölümün üzerindeki kubbeler Osmanlı kubbeleridir.

Osmanlı döneminde: burayı ziyaret eden insanlar, bir şeyler yazarlar ve mescidin duvarlarına asarlarmış. Ünlü gezgin Evliya Çelebi; Seyahatnamesinde, şunları yazmaktadır. “Ben hakirin kendi elinden çıkma bir hat, mescidin duvarında asılı durmaktadır”

Mescit bölgesindeki son büyük restorasyon ise: Sultan Abdülmecit zamanında yaptırılır. Bunun anısına, avluya girilen kapılardan birine “Bab-ı Mecit” kapısı ismi verilmiştir. Zaten, en ihtişamlı kapı da burasıdır. Kapının üzerinde “Sultan Abdülmecit” e ait, muhteşem bir tuğra görülür ki çevresindeki motifler çok güzeldir. Altta ise, bir kitabe bulunur.

Daha sonra: ilk Suudi kralı Abdülaziz döneminde, buraya ikinci bir avlu eklenir ve yine Kral Fahd döneminde; mescit, devasa boyutlarda genişletilerek, günümüzdeki görünüm ortaya çıkmıştır. Genişletilen bölümde; her biri 60 ton ağırlığında 27 kubbe bulunur. Bu kubbeler: ihtiyaç halinde açılır-kapanırlar.

Mescitte, 5 şerefeli, 10 minare bulunmaktadır. Bunlardan 6 tanesi yenidir. Yeni minareler, 104 metre yüksekliktedir. Şerefelerine 334 basamak merdivenle çıkılır. Minarelerin üstündeki hilaller “altın” kaplamadır ve ülkemizde yapılarak yerlerine takılmışlardır.

Son haliyle mescit, 2 katlıdır.

Üst kata çıkış için, 6 yürüyen ve 18 normal merdiven bulunur. Kapı sayısı 81 dir. İçeride, her biri 5 metre çapında ve 2200 kg. ağırlığında, bronz, 68 avize bulunur. En alt bölümde (zemin altında) ise, 5000 araç kapasiteli, iki katlı otopark bulunur.

Mescidin içindeki sütunların üzerinde yazılar var. Bu yazılarda, burada meydana gelen bazı olaylar, gelecek nesillere aktarılmak adına, bu sütunların üzerine yazılmıştır. Biraz önce de söz ettiğim gibi, Sultan Abdülmecit döneminde, burada büyük bir onarım çalışması yapılır.

Bu çalışmada: kıble duvarını saran ve Sultan Abdülmecit tarafından yaptırılan duvar süslemeleri, güzellikleriyle ilgi çekmektedir. Sultan Abdülmecit: İstanbul’da, bir “hat” yarışması yaptırır ve yarışmayı Abdullah Zühdi isimli bir sanatçı kazanır. Abdullah Zühdi: İstanbul’dan Medine şehrine gelir ve Mescidin tavanındaki kubbeleri ve kıble duvarını: eserleriyle süsler. Osmanlı kubbelerine, binlerce gül resmi çizer. Çünkü: Peygamberimizin rengi “kırmızı” güldür.

Evet: bu döneme ait duvar süslemelerinde ve ayet kuşaklarında, kırmızı bir şerit halinde, bazı isimler görülür. Bu yazı kuşaklarını okuyarak devam ederseniz, “Süleyman Mihrabı” denilen yere ulaşırsınız.

Burada: Hanefi Mezhebinden olanlar, namazlarını, cemaatle birlikte kılarlarmış. İsmine gelince: burası, Sultan Süleyman tarafından restore edildiği için “Süleyman Mihrabı” olarak isimlendirilmiştir.

Bu mihrabın hemen sol tarafındaki mihrap ise: Peygamberimizin mihrabıdır. Burası da, tarihi süreç içinde, birçok kez restore edilmiştir. Bu mihrabı da, son restore ettiren kişi: Kanuni Sultan Süleyman’dır. Ancak, bu mihrap restore edilirken, küçük bir değişiklik yapılmıştır.

Normalde: burada namaz kılan kişi: Peygamberimizin namaz kıldığı yere basar ve alnını da aynı yere koyardı. Ancak, restorasyonda, ön kısım biraz doldurulmuş ve bunun üzerine, namaz kılan kişinin alnı, Peygamberimizin ayağını koyduğu yere gelmiştir.

Bu arada, önemli bir not daha

Burada inşaat çalışmaları yaptıran Osmanlı padişahlarından hiçbiri buraya gelmemişlerdir.

Sultan Abdülmecit: buraya gelemeyince, yaptırdığı mescidi görmek için büyük bir özlem duyar ve yine aynı dönemde fotoğraf çekme imkanı olmadığından, mescidin bir maketi hazırlanır ve kendisine sunulur.

Maket: o kadar özenle hazırlanmıştır ki, Peygamberimizin türbesinin kubbesi çıkarılınca, altından binası, o da çıkarıldığında Peygamberimizin sandukası görülmektedir. Evet: bu maket, günümüzde Topkapı Sarayında “Kutsal Emanetler” bölümünde muhafaza edilmektedir.

Mescit: su ile soğutulmaktadır. Buraya 7 km. uzaklıkta bulunan tesislerde: soğutulan su, büyük borular ile buraya gelir, tesisi soğutur ve tekrar borularla soğutma tesisine geri döner.

Bu boruların bulunduğu tünel, bir araba girebilecek boyuttadır ve sistemde arıza olduğunda, görevliler araba ile tünele girerek, arızayı giderirler.

Mescidin içinde, direklerin dibinde bulunan mazgallardan, bu soğuk su ile serinleyen hava, çevreye yayılıyor.

Özellikle: namaz zamanlarında, buradaki büyük kalabalıkların rahatlaması için alınmış iyi bir uygulama. Çünkü: namaz saatlerinde burası çok kalabalık oluyor.

Suudi Arabistan Medine
Medine
Medine

Evet, günümüzde: burası “Peygamber Mescidi” olarak isimlendirilir ve halk arasında “Cennet Bahçesi” olarak da bilinir. Zaten: “Nebiye” kelimesi anlamı “Peygambere ait” demektir.

Mekke şehrindeki “Mescid-i Haram” dan sonra, İslam dünyasının en kutsal kabul edilen, ikinci camisi konumundadır. Burada: aynı anda 1 milyon kişi namaz kılabilmektedir.

Aynı zamanda: Hz. Muhammed ve halifeler Hz. Ebubekir ve Hz. Osman’ın kabirleri de buradadır.

Mescid-i Nebevi’ye girdiğinizde “Ravda” denilen yere doğru ilerlenir. Burada: zemin halılarının rengi farklıdır. Kabir ile minber arasındaki halıların rengi “yeşil”, Mescid-i Nebevi’nin halılarının rengi ise kırmızıdır.

Son bir not:

Mescid-i Nebevi’de, 2013 yılında başlayan ve toplam 37.5 milyar dolara mal olması öngörülen restorasyon çalışmaları sonucunda, burada aynı anda 1.6 milyon insanın ibadet edebilmesinin sağlanacağı söyleniyor ki, bu çalışmalar 2 yıl sonunda bitirilecekmiş.

Ashab-ı Suffa

Burası: Peygamberimizin türbesinin hemen arkasında bulunan, zamanında küçük bir hurmalıktır ve birçok sahabe burada yetişmiştir. “Suffa” kelimesi: avlu, gölgelik gibi anlamlar ifade etmektedir. “Ashab” kelimesi ise “sahipler, arkadaşlar” anlamına gelmektedir.

Burada yaşayan kişiler: Medine’de ailesi olmayan, herhangi bir mesleği ve işi olmayan, İslam’ı öğrenmeye çalışan insanlardı.

Bunlar, zamanlarının büyük bölümümü Hz. Muhammed ile birlikte geçirirler ve ondan öğrendikleri ayetleri ezberlerlerdi. Bir yere: İslam’ı öğretmek için öğretmen gönderileceği zaman, bunların arasından seçilirdi.

Yani, burası bir anlamda, İslam’ın öğretildiği bir yer olarak bilinmektedir. İslam’ın ilk üniversitesi, ilk eğitim kurumudur.

Medine Cebrail Kapısı

Cebrail Kapısı

Ashab-ı Suffa’nın hemen sol tarafında bulunan kapı: gümüş kaplamadır ve tokmağında “Ömer Abdülmecit b. Mahmut” yazısı görülmektedir.

Kapının üzerindeki yazıyı okuyunca, bu kapıyı yaptıran kişinin “Sultan Abdülmecit” olduğunu ve hatta ilk adının “Ömer” olduğunu öğreniyoruz.

Kapının bir kanadında “Ey kapıları açan Rabbim” yazısı, diğer kanadında ise “Bize en hayırlı kapıyı aç” yazısı görülüyor.

Cebrail: Kelbi suretiyle Mescide geldiğinde, bu kapıyı kullanırmış. Peygamberimiz de, camiye bu kapıdan girermiş. Peygamberimiz ve Cebrail’in: caminin doğu duvarında bulunan bu kapının girişinde buluştukları için, kapıya bu isim verilmiştir.

Selam kapısı

Caminin batı duvarındaki bu kapı, caminin ilk yapılış yıllarından kalmadır.

Nisa kapısı

İkinci halife döneminde genişletme çalışmaları sırasında eklenen bu kapı, günümüzde de aynı isimle bilinmektedir.

Caminin Minareleri

Velid Mescidunnebi tarafından, cami genişletildiğinde, dört köşesine, dört minare yaptırılmıştır. Ancak, zamanla bu minareler, yerlerini daha büyük minarelere bırakmışlardır.

Mescidunnebi’nin 4 asıl minaresi, kuzey köşesinde yer alan Süleymaniye ve Mecidiye minareleriyle, kıbleye bakan güney duvarının iki köşesindeki Kataba ve Babusselam Minareleridir. Daha sonra eklenen minarelerle birlikte, minare sayısı 10’a çıkmıştır.

Minber

Söylenenlere göre, Peygamberimiz: önceleri bir hurma ağacına yaslanarak “hutbe” okur, daha sonra bir sahabenin önerisi üzerine, ayakta durmayıp oturabilmesi için ve herkesin onu rahatlıkla görebilmesi için bir minber yaptırılmıştır.

Günümüzde: Mescid-i Nebevi’de bulunan minber: 998 yılında, Osmanlı Sultanı Sultan Murat tarafından yaptırılmış ve mescide yerleştirilmiştir. 12 basamağı bulunan minber, başlı başına bir sanat eseri olarak görülmektedir.

Mihrab

Burası, peygamberimizin cemaate namaz kıldırdığı yerdir. Mihrabın bugünkü yeri: Peygamberimizin namaz mahallidir. Mescidin genişletilmesi çalışmaları başlayınca: Ömer Bin Abdülaziz tarafından uygulanan çalışmalar sırasında, Peygamberimizin namaz kıldığı yere, bu mihrap yerleştirilmiştir.

Medine Peygamberimizin Kabri
Medine Peygamberimizin Kabri

Peygamberimizin Kabri

Mescidin en arka bölümünde: yan yana iki oda bulunuyormuş. Bu odalardan: arka duvara bitişik olanı Hz. Aişe ve yanındaki diğer oda ise Hz. Sevde’ye aitmiş.

Burası ilk yapıldığında: kıble, “Mescid-i Aksa” (Kudüs) ya bakıyormuş. Kıble: Kabe’ye döndürülünce, buranın kıble’si de tamamen ters istikamete döndürülmüş, Hz. Aişe’nin odası, mescidin kıble duvarına bitişik hale gelmiştir.

Peygamberimiz: Hz. Aişe’nin kaldığı odada vefat ettiği için, kabri de buradadır. Hz. Aişe’nin odasının bir köşesine defnedilmiştir. Bu sırada, Hz. Aişe, odanın diğer köşesinde yaşamaya devam etmiştir. Takip eden süreçte, 2 yıl sonra, Hz. Aişe’nin babası Hz. Ebubekir de vefat eder ve Peygamberimizin yanına, ayak ucuna defnedilir.

Hz. Aişe, takip eden 10 yıllık süreçte, burada yaşamaya devam eder.

Daha sonraki süreçte, Hz.Ömer ile ilgili bir anı anlatılmaktadır. Hz. Ömer: bir gün mescitte süikaste uğrayıp vefat etmeden önce, oğluna, şöyle söyler “Koş Aişe’ye sor, kendisi için ayırttığı yeri bana verir mi?”

Hz. Aişe, bu isteği geri çevirmez ve odada kalan ve kendisi için ayırdığı son kabir yerini, Hz. Ömer’e verir. Böylece: Hz. Ömer’de aynı yere defnedilir ve Hz. Aişe: odanın geri kalan bölümünde yaşamaya devam eder.

Ancak: aynı odada, eşi ve babasının yanında, mahremi olan bir kişi (Hz. Ömer) defnedilmiştir ve bundan sonra kabirlerin bulunduğu yer ile yaşadığı yer arasında, bir perde çekerek, perdenin diğer tarafında yaşamaya devam eder.

Mescid-i Nebevi’nin ilk örnekleri

Dönemde, fotoğraf çekme imkanı bulunmadığından: Osmanlılar tarafından hazırlanan “minyatürlerde” görülmektedir.

Bu minyatürlerde: türbenin içinde yan yana sıralanmış üç sanduka bulunur, ancak Hz. Ebubekir, Peygamberimizin ayak ucuna, Hz. Ömer ise Hz. Ebubekir’in ayak ucuna defnedilmiştir ve böylece Peygamberimize saygı gösterilmiştir.

Odanın: mescidin içine bakan bölümünde 3 sütun bulunur.

Bunlardan: kıbleye yakın olan ilk sütun üzerinde “burası yatak-döşek sütunudur” yazısı bulunur. Çünkü: Peygamberimiz, istirahate çekildiklerinde, mescitten çıkmayıp, bu sütunun yanında istirahat ederlermiş. Sütunun yanındaki perdenin arkasında, Hz. Aişe’nin odası bulunurmuş.

İkinci sütunun üzerindeki yazıda “nöbetçilerin, Peygamberimizi bekledikleri yer” olduğu yazılmaktadır.

Bu sütunun yanındaki diğer sütunun üzerindeki yazıda ise “Peygamberimizin, gelen elçilerle görüştüğü yer” yazısı bulunuyormuş. Hatta: yeni bir ayet geldiğinde, Peygamberimiz, bu sütunun yanına oturup, çevresini saran sahabelere, gelen ayetleri burada aktarırmış.

Evet, son bir sütun daha vardır. Bu sütunun üzerinde “Hazret-i Aişe” yazar. Çünkü: Hz. Aişe; bu sütun ile ilgili hadisleri rivayet etmiştir. Hz. Aişe, genellikle namazlarını, bu sütunun arkasında kılarmış.

Türbenin ilk bilinen orijinal halinde

Sonradan Emevi Halifesi Abdülaziz tarafından önemli değişiklikler yapılır. Çünkü: Peygamberimizin türbesi, mescidin sol ön kısmında bulunmaktadır ki, burası da kıbleye denk gelmektedir.

Yani: mescidi ziyaret edenler, namaz kılarken, karşılarında Peygamberimizin türbesi bulunmaktadır. Namaz kılanların aklına herhangi bir şey gelmemesi için türbenin “Ashab-ı Suffa” ya bakan arka kısmını yıktırır ve dörtgen olan şeklini, üçgen haline getirir.

Takip eden süreçte ise: bölgede egemen olan “Zengi” Atabeyliği başında bulunan Nurettin Zengi: türbede büyük bir değişiklik yaptırır. Söylenenlere göre, Nurettin Zengi: bir rüya görür.

Rüyasında; Peygamberimiz, iki kişiyi göstererek, “Bu iki kişi bana zarar veriyor” diye söyler.
Bunun üzerine, Nurettin Zengi, Şam’dan Medine şehrine gelir.

Bütün şehir halkını, hediye vereceğini söyleyerek çadırında toplar, ancak rüyasında Peygamberimizin kendisine gösterdiği, iki kişiyi göremez-bulamaz.

Şehirde hediye almaya gelmeyen var mı diye sorduğunda ise, bu kez, türbenin bahçesinde çadır kurup itikafa çekilen ve çadırdan çıkmayan iki kişiden söz edilir.

Bunun üzerine Nurettin Zengi

Çadırın bulunduğu yere gider, bu iki kişinin rüyasında gördüğü kişiler olduğunu anlar ve bunların oturduğu hasırı kaldırdığında, Peygamberimizin mezarına doğru uzanan bir tünel görür.

Bu iki kişi Müslüman değildir ve niyetleri, Peygamberimizin naaşını çalmaktır.
Daha sonra, Nurettin Zengi: benzer girişimleri önlemek için, Peygamberimizin türbesinin çevresini, 6 metre derinlikte kazdırır ve türbenin çevresine, toprak altında duvarlar yaptırır.

Osmanlı döneminde ise, türbenin beden duvarlarında önemli değişiklikler yapılır. Ayrıca: türbe “sekizgen” formda restore edilmiştir, çünkü inancımıza göre, cennetin “sekiz” kapısı bulunmaktadır.

Evet; mescidin üstünden de görüldüğü üzere, bu bölümün üzerinde, yeşil bir kubbe bulunmaktadır. Bu kubbeyi, ilk olarak “Memlük Sultanı Kayıtbay” yaptırmıştır. Kubbeyi son restore ettiren kişi ise, Sultan II. Mahmut’ dur.

Günümüzde: mezar-ı Şerif’in içinde bulunduğu bu oda: 16 x 15 metre boyutlarında ve toplam 240 m. Karelik bir alandır. Dört bir yanı: altın işlemeli parmaklıklarla çevrilidir. Makberin üzerinde ise “Yeşil Kubbe” vardır. Makber odası: 4 kapılıdır.

Medine Cennet-ül Baki
Medine Cennet-ül Baki

CENNET-ÜL BAKİ

Burası: Medine şehrinin tarihi kabristanıdır ve yeri: Hz. Muhammed tarafından seçilmiştir. Mescid-i Nebevi’nin doğu tarafındadır.

Kabristana ilk gömülen: Osman bin Muz’dur. Hz. Muhammed: cenazenin defni sonrasında, mezarın baş ve uyak ucuna: getirdiği taşları koyarak “Bu ahirete ilk gidenimizdir” demiştir.

Bu mezarlığa: daha sonra, vefat eden oğlu İbrahim ve Peygamber ailesine mensup birçok kişi defnedilmiştir. Peygamberimiz: zaman zaman burayı ziyaret eder ve orada mefdun bulunan müminler için dua edermiş.

Evet: bu mezarlık: ziyaretçiler için, yalnızca sabah ve ikindi namazlarından sonra açılmaktadır ki, ziyaret edecekseniz, bu zamanları tercih etmelisiniz ki çok kısa bir zaman parçasıdır. Vahhabi inancına göre, mezarlık ziyareti yasak olmasına rağmen, yoğun ilgi ve baskılar nedeniyle, bu kısa süreli açmayı kabul etmişlerdir.

Çünkü, bu mezarlık, sadece Şii imamları değil, çok önemli Sunni ileri gelenleri de barındırmaktadır. Öte yandan: bayanlar buraya giremiyorlar, ön duvar dışından burayı görmeleri mümkündür. Zaten, mezarlık, yüksek ve kalın demir korkuluklarla koruma altına alınmıştır. Koruma görevlileri, ziyaretten fazlaca memnun değiller.

Ziyaret için içeriye girdiğinizde: lahitli mezarlar ve mezar taşları görülmüyor. Çünkü: düşünceye göre “en iyi mezar, varlığı hissedilmeyen mezardır”. Yani: buradaki kabirlerde kimlerin yattığı belli değildir.

Çünkü: Suudiler, mezhepleri gereği, (Vahabi inancı gereği) hiçbir mezarı, ülkemizdeki gibi yapmıyorlar, mezarların tamamına isim, numara, kroki vb. belirti koymamaya özen gösteriyorlar.

Ama, herhangi bir belirti olmamasına rağmen, insanlar yine de burada yırtınıp parçalanıyorlar, bağırıp çağırıyorlar. Halbuki: Vahhabi inancı gereği: hararetli dua etmek veya ağıt yakmak yasaktır.

Öte yandan

Osmanlı döneminden kalma, buranın fotoğraflarına bakıldığında ise: burada gayet güzel kubbeler ve çiçeklerle süslü mezar taşlarının görülmektedir. Ancak: günümüzde, bu fotoğraflardaki görüntüler yoktur.

İçinde, söylenenlere göre, yaklaşık 10-30 bin sahabenin mezarı bulunan bu mezarlık; son 70 yıl içinde, farklı bir hale getirilmiş ve mezarlarda kimlerin yattığına ait işaretler yok edilmiştir.

Günümüzde: kabirlerin üzerinde: kubbe, mermer vs. yoktur. Baş taşlarında isimleri bile yazılı değildir. Kabirlerin yerden yükseklikleri, 2-3 cm. geçmez, yani mezarları da yaşamları gibi mütevazidir ve toprakla bütünleşmişlerdir.

Evet: biz, mezarlık içindeki ziyaretimize devam edelim. Girişin hemen sağ bölümünde: yerdeki kalıntılardan; mevcut bölümde bir türbe olduğu ve çevresinin duvarlarla çevrili bulunduğu tahmin edilmektedir.

Bu türbenin: Osmanlı döneminde yapıldığı, ancak daha sonradan yok edildiği anlaşılıyor. Osmanlı dönemi bağlantısı “sekizgen” türbe yapısının yerdeki kalıntılarından anlaşılmaktadır. Halen, burada, günümüzde, yalnızca 6 kabir görülüyor.

Bu kabirlerde yatanların ise: Peygamberimizin amcası Hz. Abbas, onun sağında Peygamberimizin en küçük kızı ve Hz. Ali’nin eşi  Hz. Fatıma yatıyor.

Bu iki kabir arasında ise: 4 kabir bulunuyor. Bu yan yana 4 kabirde yatanlar ise: Hz. Hasan, Hz. Hüseyin’in oğlu Zeynel Abidin, onun oğlu Muhammed Bakır ve onun oğlu Cafer-i Sadık.

Bu 6 kabrin bulunduğu yerin hemen önünde: demir parmaklıklar var ve ziyaretçilerin buraya yaklaşmalarına izin verilmiyor. Çünkü: özellikle İranlılar; buraya aşırı ilgi gösteriyorlarmış.

Buradan sonra, yürümeye devam ettiğinizde:

Bu kabirlerin yanında, yine birçok kabirlerin bulunduğu bölüm görülüyor. Ancak: yukarıda da söz ettiğim gibi, mezar taşları bulunmadığından kabirlerin kimlere ait olduğu bilinmiyor.

Kabirlerin baş bölümlerine: yalnızca dere taşları konulmuştur. Bu bölümde: yan yana 8 tane taş görülüyor. Bu 8 taş: Peygamberimizin eşlerini temsil etmektedir.

Kabirlerin bulunduğu toprak yoldan yürümeye devam ederseniz, bu kere, karşınıza küçük bir kabir çıkıyor ki, bu kabir Peygamberimizin iki yaşında vefat eden oğlu İbrahim’e aittir.

Daha sonra ise “Maliki” mezhebinin kurucusu “İmam Maliki” ve diğerlerinin kabirleri bulunuyor. Biraz ileride, Medine şehrinin yağma günlerinde, orayı savunurken şehit düşen Hare şehitlerinin mezarları var.

Yürümeye devam ettiğimizde, bu kez, Peygamberimizin süt annesi Halime’nin kabrini görüyoruz.

Kabristanın tam orta bölümünde sağ yamaçta ise: tek başına duran bir kabir görülüyor. Burası: 3’ncü Halife Hz. Osman’ın kabridir. Kendisi: İslam’ın yayılmaya başladığı ilk dönemlerde: cömertçe, elinde bulunan tüm imkanları bu yolda harcamış ve Peygamberimizin kızı ile izdivaç etmiştir.

Evet: kabristanın en uç kısmında bulunan bir bölüm, dört duvar ile çevrilmiştir. Burada da, 2 kabir görülüyor. Bu kabirlerden birisi, Medine şehrinin en büyük iki kabilesinden birinin reisi olan “Sa’d b. Muaz” a aittir.

Kendisi: İslamiyeti kabul ettiğinde, kabilesi de İslamiyet’i seçmiş ve Hendek savaşında yaralanarak vefat etmiştir. Buradaki ikinci kabirde yatan ise “Ebu Said el-Hudri” dir. Bu kişi: hadisleri derlemesiyle tanınır.

Son olarak:

Kabristanın girişinin sol bölümünde: 3 kabir görülüyor. Burada yatanlar: Peygamberimizin iki halası Hz. Atike ve Hz. Safiye ile Hz. Ali’nin annesi Hz. Fatıma binti Esed’ dir. Hz. Fatıma: Peygamberimiz küçük yaşta annesini kaybedince, ona ikinci annelik yapmasıyla bilinir.

Son bir not: söylenenlere göre: Hz. Muhammed’den sonra: buraya, 3 milyona yakın kişinin gömüldüğü söyleniyor. Mezarlık: onların tümünü içine almış ve derinlere taşımıştır. Bu özelliği nedeniyle, izahı zor bir durum söz konusudur. Söylenenlere göre, buradaki toprak, cesetleri 6 ay içerisinde yok ediyormuş.

BEN-İ SAİDE GÖLGELİĞİ

Eski Medine şehrinin yeşilliğinden, günümüze pek bir şey kalmamıştır. Ancak: Mescit-i Nebevi yakınlarında, küçük te olsa bir yeşil alan görmek mümkündür. Bu yeşil alan: tarihte önemli bir olaya tanıklık etmesiyle bilinir.

Burada, İslam’ın ilk halifesi seçilmiştir.

Şöyle ki: “ Peygamberimizin vefatının ardından, Hz. Ömer: Medine şehrinin iki kabilesi olan “Evs” ve “Hazreç” lerin: bir araya gelerek, kendilerine yeni bir reis seçmeye çalıştıklarını öğrenir. Ancak: bu seçim ile birlikte büyük bir karmaşanın çıkmasına da ramak kalmıştır.

Hz. Ömer, Hz. Ebubekir’i bulur ve onu yanına alarak “Ben-i Saide” ye gelirler ve orada toplananlara hitaben “Lider mi seçiyorsunuz?” derler. Bunun üzerine; tüm sahabe, ittifak halinde “Hz. Ebubekir” i yeni liderleri yani “Halife” olarak seçerler.

Bunda en büyük etki ise, Peygamberimizin hastalığı sırasında, Hz. Ebubekir’i imam olarak seçmesidir.

Evet: İşte bu tarihi olay, burada yaşanmıştır ve bu nedenle, bu yeşil alan koruma altına alınmıştır.

DÖRT HALİFE MESCİTLERİ

Mescit-i Nebevi’nin ve Gamame Mescidinin hemen yanındadır.

Buranın özelliği şudur: Peygamberimiz bayram namazlarını “Bulut” mescidinde kıldırırmış. Vefatından sonra ise: dört halife, bayram namazlarını, yine bu yörede, çeşitli yerlerde kıldırmışlar ve kıldırdıkları yerlere, kendi isimlerine birer mescit yapılmıştır.

Evet: Peygamberimizin vefatından sonra: bayram namazlarını: Hz. Ebubekir; Peygamberimizin kıldığı yerin 40 metre gerisinde, Hz. Ömer biraz ilerisinde, Hz. Osman tam zıt istikamette ve Hz. Ali; Hz. Ebubekir’in kıldığı yerin arkasında kılmıştır.

Takip eden dönemde: bu dört halifenin namaz kıldığı bu yerlere: sahabeler tarafından, dört halifenin anılması için, dört mescit yapılmıştır.

Hz. Osman Mescidi

Osmanlı mimarisi özelliklerini taşımaktadır. Ancak, günümüze gelene kadar önemli değişikliklere uğramıştır. Hurma pazarının hemen karşısındadır. Hz. Osman’ın evinin bulunduğu yere yapıldığı söylenmektedir.

Hz. Ali Mescidi

Burası: Mescid-i Nebevi’ye, 290 metre uzaklıktadır. Hz. Muhammed, bayram namazlarını, burada kıldırmıştır.

Medine Hz Ebubekir Mescidi
Medine Hz Ebubekir Mescidi

Hz.Ebubekir Mescidi

Gamame Mescidinden 40 metre uzakta, Amiddiye sokağının köşesindedir. Hz. Muhammed, bayram namazlarını burada kıldırırmış ve vefatından sonra da, Hz. Ebubekir bayram namazlarını burada kıldırırmış.

Mescit, ilk olarak Ömer bin Abdülaziz tarafından yaptırılmış ve 1838 yılında ise, Sultan II. Mahmut tarafından restore edilmiştir. Mescitte, bir Osmanlı kitabesi görülür. Bu kitabeye göre, mescit son olarak, Osmanlı Sultanı Abdülhamit tarafından tamir ettirilmiştir.

Medine Hz Ömer Mescidi

Hz. Ömer Mescidi

Mescid-i Nebevi’ye 455 metre uzaklıktadır. Hz. Ömer, bayram namazlarını burada kıldırırmış. Mescit, günümüzde ibadete kapalıdır.

Medine Gamame-Bulut mescidi

GAMAME-BULUT MESCİDİ

İslam’ın ilk yıllarında: genellikle şehirlerin kenar kısımlarında, toplu namazların kılınması için musallalar hazırlanır ve bayram ve Cuma namazları, toplu olarak, bu günkü gibi çeşitli camilerde değil, yalnızca namazgah denilen bu musallalarda kılınırmış.

Böylece: bütün şehir halkı, haftada bir defa bir araya geliyormuş. Nitekim: söylenenlere göre: Peygamberimiz: Ramazan ve Kurban Bayramlarında, musallaya çıkar ve namaz kıldırır, namazdan sonra ise, ayağa kalkarak sahabeye vaaz eder, tavsiyelerde bulunur, gerekli emirleri verir, gaza için gönderecekleri varsa onları gönderirmiş ve daha sonra musalladan evine dönermiş.

Peygamberimizin, bu musallasının bulunduğu yere yani Mescid-i Nebevi kapısından, güneybatı istikametine doğru, 500 metre uzaklıktaki mevkiye: daha sonra: hicretin ikinci yüzyılında “Mescidü-l Gamame” denilen Cami yaptırılmıştır.

Medine şehir halkı, hicretin dokuzuncu yüzyılına kadar, bayram namazlarını burada topluca kılarlarmış. Ancak: Mescid-i Nebevi genişletilince, artık musallaya ihtiyaç kalmamış, Cuma ve Bayram namazları da burada kılınmaya başlanmıştır.

Evet: Gamame mescidi, Dört halife mescitlerinin hemen yanındadır. Günümüzde: burası kubbeli, minareli ve üstü kapalı bir yerdir.

Buraya “Bulut” mescidi denilmesinin sebebi: Peygamberimizi sürekli takip eden ve gölgeleyen “bulut”; kendisi buraya girdiğinde, havada beklemekte imiş ve bu yüzden buraya “bulut” mescidi ismi verilmiştir.

Bir başka söylentiye göre: “Peygamberimiz, burada yağmur duasına (istiska) çıkar ve daha ellerini indirmeden yağmur yağmaya başlarmış”. Kubbelerin beyaz ve sıklıkla oluşu: yağmur bulutlarını temsil etmektedir.

Bunun dışında: burası “Musalla” mescidi olarak da bilinir. Peygamberimiz, Medine şehrinde, ilk bayram namazını ve son dört bayram namazını, burada kıldırmıştır.

Mescit, Osmanlı Sultanı I. Abdülmecit tarafından yaptırılan irili-ufaklı, 10 kubbe ile örtülmüştür.

HZ. OSMAN SU KUYUSU

Medine Ziraat Fakültesi bahçesinde: Uhud yolu üzerindedir. Çevresi tellerle çevrili, hurma ağaçlarıyla dolu bahçe içinde, beyaz bir binanın yanında bulunmaktadır.

Buraya: “Bi’r-ü” deniliyor. Yani: “Hz. Osman kuyusu” anlamına gelmektedir. Bu kuyunun etkileyici bir hikayesi bulunmaktadır.

Medine şehrinde: her geçen gün Müslümanların sayısı artarken, şehirde, şiddetli bir kuraklık yaşanır. İnsanlar, susuzluktan perişan halde iken, kuyularda çok az su kalmıştır. Bu kuyulardan birisi olan “Rümi” kuyusu da, bir Yahudi’ye aittir ve suyunu çok pahalıya satmakta ve fakir Müslümanlar çok sıkıntı çekmektedirler.

Bunu gören Peygamberimiz çok üzülür, kuyuyu satın alıp, Müslümanlara sebil edecek kişinin, Cennette karşılığını kat kat alacağını müjdeler.

Hz. Osman, defalarca bu şahsa giderek, kuyusunu kendisine satmasını ister, ancak adam bir türlü razı olmaz.

Bunun üzerine, Hz. Osman kuyunun yarısını satın almak ister, adam bu kez razı olur ve kuyunun suyunu bir gün önceki sahibi, bir gün Hz. Osman kullanmaya başlar. Suyu kullanma günü Hz. Osman’a gelince: Medine şehrine bir çağrı yapar ve herkesin istediği kadar su alabileceğini, ücret ödemeyeceğini söyler.

Bunun üzerine, aynı gün, bütün Medineliler kuyunun başında toplanırlar ve suyu kullanırlar. Ertesi gün, ilk sahibi kuyunun suyunu satacak kimse bulamaz ve kuyunun suyunun yarısını sattığı için pişman olur.

Daha sonra: Yahudi, kuyunun geri kalan kısmını da, Hz. Osman’a satar ve böylece kuyunun tamamı Müslümanların ihtiyaçları için sebil edilmiştir.

Evet, işte bu kuyu, Hz. Osman tarafından, bütün Müslümanlara vakfedilmiş olan bu kuyu, ziyaret edilmektedir.

Medine Uhud dağı ve şehitliği
Medine Uhud dağı ve şehitliği
Medine Uhud dağı ve şehitliği

UHUD DAĞI VE ŞEHİTLİĞİ

Hz. Osman kuyusundan sonra: yolunuza devam ettiğinizde: kısa bir süre sonra, yolun sağında bir tabela ile karşılaşacaksınız.

Bu tabela da “Şüheda-yı Uhud” yazıyor. Ardından “Uhud dağı” görülüyor. Burası: Medine şehir merkezine 5 km. uzaklıktadır. Bedir savaşından sonra, sahabenin yaptığı ikinci büyük savaş, burada gerçekleşmiştir.

Uhud dağı: 110 metre yüksekliktedir. Mina bölgesinde, dağın güney eteklerinde: İslam tarihinin en önemli savaşlarından biri yapılmıştır. Savaş: hicretin üçüncü yılında, Şevval ayında: 700 Müslüman ve 3000 müşrik arasında yapılmıştır.

Ancak: Peygamberimizin sözlerine uymayan, savaşın kazanıldığını sanan ve ganimet toplamak için yerlerini terk eden okçular nedeniyle, büyük kayıplar verilmiştir.

Uhud savaşında Müslümanların yaşadıkları bozgun sonrasında, Peygamberimizin bulunduğu bir mağara: 10 dakikalık bir tırmanıştan sonra görülebilmektedir. Uhud savaşından sonra, Peygamberimiz ve bir kısım sahabe, bu mağaraya sığınırlar.

Bölgeyi ziyaret edenler: şehitliği, okçular tepesini, savaşın yapıldığı diğer alanları ve Hz. Hamza ve 70 sahabenin kabirlerini görebilirler. Aslında: Uhud savaşından 14 yıl sonra, Uhud tarafından, Medine şehrini sel bastı ve Uhud’daki şehitlerin üzeri açıldı.

O dönemde yaşayanlar baktılar: sanki savaş yeni olmuş gibi, şehitler yeni gömülmüş gibi kan akıyor. Bunun üzerine: 70 kişiyi, Cennet-ül Bakiye nakil etmek istediler.

Nakil sırasında, 4 kişi kaldığında: tam onları alacakları sırada, Uhud dağı, sanki deprem olurcasına sallanır ve dile gelir “Siz benden hepsini aldınız, ama bu dördü bende kalsın” dedi ve “Hz. Hamza, Hz. Musab bin Umeyr, Hz. Abdullah bin cahş ve Hz. Şemmase bin Osman’ın cenazeleri buradaki şehitlikte kaldı.

Uhud savaşının geçtiği bu bölgede “Okçular tepesi” ne çıkarak, çevreyi seyredebilirsiniz.

Ancak, söylenenlere göre, bu okçular tepesi, üzerine çıkıla çıkıla iyice aşınmış ve günümüzde normal halinin çok daha altındadır. Daha sonra, Okçular tepesinden aşağıya inerek, Uhud savaşının olduğu yerleri gezebilirsiniz.

Osmanlı döneminde: buradaki, Uhud savaşı şehitlerinin kabirlerinin üzerinde bur türbe bulunurken, günümüzde, bunun olmadığını ve alanın tamamen düz olduğunu göreceksiniz. Çevresi duvarlarla çevrilmiş bu alanı görmek isterseniz, demir parmaklıklı pencereden bakabilirsiniz. Dört tarafı duvarlarla çevrili kabirlerin kapısı kilitli bulunduruluyor.

İçeride: aslında 70 Uhud şehidinin mezarı bulunmasına rağmen, yalnızca üç kabir görülebiliyor. Bunlar: Hz. Hamza, Mus’ab b. Umeyr ve Abdullah İbni Cahş’a aittir. Bunun sebebini yukarıda izah etmiştim.

Hz. Hamza: Peygamberimizin amcası, Umeyr: Mekke’nin en zenginlerinden iken Müslümanlığı kabul eden ve Medine’ye gelen biri olarak tanınıyor.

Medine Kıbleteyn mescidi
Medine Kıbleteyn mescidi

KIBLETEYN MESCİDİ

Kıbleteyn kelime olarak “iki kıbleli” anlamına gelmektedir. Burası: Medine merkezine 5 km. uzaklıktadır.

Müslümanlar için ilk kıble: Kudüs şehrinde bulunan “Mescid-i Aksa” dır.

Peygamberimiz: kıblenin “Kabe” olmasını ve Kabe’ye dönülerek namaz kılınmasını çok arzu ediyordu ve bu konuda Allah’tan gelecek emri bekliyordu.

Hicretten 18 ay sonra, Şaban ayının 15’nci günü (Berat kandilinde) Peygamberimiz: Seleme oğulları mahallesinde namaz kıldırırken, namazın farzını kıldırdığı sırada, ikinci rekatın sonunda, şu Ayet-i Kerime nazil oldu. “ ……. seni elbette, hoşlanacağın kıbleye döndüreceğiz.

O halde hemen Mescid-i Haram (Kabe) ye doğru dön. Ey müminler: siz de nerede olursanız olun, namazda oraya doğru dönün.(13)”

Burada, yani “kıbleteyn” mevkiinde namaz kılan sahabeler; namazlarının ortasında, kıble olarak “Kabe” nin belirlendiğini duyunca: namazlarını hiç bozmamışlar ve “Mescid-i Aksa” ya dönerek başladıkları namazlarını “Kabe” ye yönelerek tamamlamışlardır.

Bu olayı yaşatmak adına, buradaki mescide “Kıbleteyn Mescidi” ismi verilmiştir.

Evet: hicretten yaklaşık 1.5 yıl sonra, kıble olarak “Kabe” seçilmiştir.

Buranın en ilginç yanı: gerek “Kabe” ye bakan mihrap ve gerekse giriş kapısı üzerinde, daha önceki kıble olan “Mescid-i Aksa” ya bakan sembolik mihrabın birlikte bulunmasıdır.

Memlük Sultanı Kayıtbay zamanında, 1488 yılında Mescid-i Kıbleteyn’in tavanı yenilenmiş, avlusu da bir duvarla çevrilmiştir. Sonraki dönemlerde ise, Kıbleteyn Mescidinin ilk ciddi onarımı, Kanuni Sultan Süleyman döneminde, yani 1543-1544 yılları arasında yapılmıştır.

Bu dönemde, cami: iki kıblesinde bulunan revaklarla birlikte, 425 m. Karelik bir alanı kapsıyordu ve üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştü. 20’nci yüzyılın başlarına gelindiğinde ise, harap bir vaziyette görülen mescit: 1987 tarihinde, Suudi hükümeti tarafından genişletilerek, yeniden inşa edilmiş ve büyüklüğü 3920 m. Kareye çıkarılmıştır.

Bu son yenileme sırasında, Kabe kıblesine mihrap, Kudüs tarafına ise “Bakara” suresinin 144’ncü ayeti, Türkçe, Farsça, Urduca, İngilizce ve Fransızca mealinin yazıldığı bir pano konulmuştur. Bu pano: daha sonra kaldırılarak, Kudüs tarafına bir kapı açılmıştır.

Caminin: kıble yönündeki iki köşesinde, birer minare bulunur. Çatı ise; 8.7 metre çapında ve 8.18 metre yüksekliğinde, iki kubbe ile örtülmüştür.

Bu kubbelerin iç bölümü: Türk hattatı Hasan Çelebi’nin yazdığı celi sülüs ve kufi hatlarla bezenmiştir.

Medine Hendek savaşının geçtiği yerler, Yedi mescidler
Medine Hendek savaşının geçtiği yerler, Yedi mescitler

HENDEK SAVAŞININ GEÇTİĞİ YERLER – YEDİ MESCİTLER

Hendek savaşı: Uhud savaşından iki yıl sonra, Hicretin beşinci yılında, 23 Şubat 627 yılında, Medine şehrinin kuzeyinde yapılmıştır. Müşrikler Uhud savaşında başarılı olmalarına rağmen, Müslümanların gücünü kıramamışlardır.

Tam tersine, Müslümanlar, Medine’de birlik ve beraberliklerini sağlamlaştırmışlar ve askeri bakımdan daha güçlü hale gelmişlerdir. Savaş: uzun süre şehri kuşatan müşriklerin, bir süre sonunda kuşatmayı kaldırmaları ile bitmiştir.

Hendek savaşının yapıldığı bölgede: 3 km. uzunluğundaki hendeğin, belli yerlerinde bulunan ordu komutanlarının çadırlarının bulunduğu yerlere, sonradan, Osmanlı döneminde, birbirine yakın ve küçük 7 mescit yapılmıştır.

Bu mescitlerden yalnızca 4 tanesi günümüze ulaşmıştır. Bu arada: hendek hakkındaki şu bilgiler mevcuttur. Hendek: 5.5 km. uzunluğunda 9 metre eninde ve 4.5 metre derinliğindedir.

Burası da, ziyaret yerlerinden birisidir.

Fetih Mescidi

Burası: Hendek savaşı sırasında, Peygamberimizin çadırının kurulduğu ve dua ettiği yer olarak bilinir. Bu duanın ardından, düşman perişan olmuştur. 7 mescitten en önemlisi burasıdır.

Zırh Mescidi

Peygamberimiz “Uhud” savaşına giderken, ordusunu burada tanzim etmiş ve zırh giymiştir.

Selman-ı Farisi Mescidi

Peygamberimizin çadırına en yakın çadır: şehrin çevresine hendek kazalım fikrini ortaya atan “Selman-ı Farisi” ye aittir.

Bunların dışında, bu bölgede: Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Fatma ve Hz. Osman mescitleri bulunuyormuş. Ancak: 2004 yılında, Hz. Ebubekir mescidi yıkılarak yeri düzleştirilmiştir. Günümüzde ise, buraya, yedi mescidi temsilen, büyük bir mescit yapılmıştır.

MİNARETEYN MESCİDİ

Yeni bir yapıdır. Kısa zaman öncesine kadar, burada iki minareli bir Osmanlı mescidi bulunuyormuş. Buranın iki minaresi bulunması nedeniyle “Mirareteyn” olarak yani “iki minareli” olarak isimlendirilmiştir.

Günümüzde ise, burada: tam bir mezbelelik görülmektedir. Buraya giderseniz, bir kuyu göreceksiniz. Bu kuyu: Peygamberimizin, sahabelerle birlikte Bedir savaşına giderken su içtikleri kuyudur.

Bu kuyunun önünde, iki çeşme yapılmış ve ziyaretçilerin bu kuyunun suyunu içmeleri sağlanmıştır. Bir zamanlar, kuyunun suyu çok meşhurmuş ve kuyudan alınan su: Suriye ve Lübnan yörelerindeki Osmanlı valilerine kadar gönderiliyormuş.

İDRİS SUNUSİ MESCİDİ

Bilal-i Habeşi mescidinin hemen yanındadır. Beyaz ve küçük bir yapıdır. İdris Sunusi: eski Libya devlet başkanlarından birisidir. Libya’da, Kaddafi’nin iktidarı ele geçirmesinden sonra buraya yerleşmiş ve yine burada vefat etmiş ve mescidi kendisi yaptırmıştır.

Medine Bilal-i Habeşi Mescidi

BİLAL-İ HABEŞİ MESCİDİ

İdris Sunusi mescidinin hemen yanındadır. Yeni bir yapıdır. Bilal-i Habeşi ile olan ilgisine gelince: Bilal-i Habeşi’nin evi: Mescid-i Nebevi’nin hemen yanında bulunan Hz. Ömer camisinin yanında imiş. Fakat, sonraki yıllarda, ilgisizlik nedeniyle yıkıldığı söyleniyor. Günümüzde, burada, postane binası bulunuyor.

SECDE MESCİDİ

Burası: halk arasında çeşitli isimlerle anılmaktadır. Bu isimler “Abdurrahman b. Avf” ve “Ebü Zer Gıfari” mescididir. Ama genel anlamda “Secde” mescidi olarak bilinir. Bu isimle anılmasının sebebi ise, Peygamberimiz, geceleri zaman zaman evinden çıkar ve ıssız yerlere giderek ibadet edermiş. Sahabelerden bazıları ise, kendisine bir şey olur endişesiyle onu gizlice takip ederlermiş.

Bir keresinde: Peygamberimiz, şehir dışına çıkarak, günümüzde “Secde Mescidi” olarak bilinen bu yere gelmiş ve namaza durmuştur. Arkasında ise, onu gizlice takip eden “Abdurrahman b.Avf” bulunuyormuş.

Peygamberimiz, secdeye gitmiş ve uzun süre doğrulmamış, bunun üzerine Hz. Abdurrahman endişelenmeye başlamış ve tam bu sırada Peygamberimiz başını kaldırıp selam vermiş ve arkasındaki kişinin kim olduğunu sormuş. Hz. Abdurrahman, kendisini tanıtmış ve bu sırada Peygamberimiz, gayet mütebessim bir halde imiş.

Sahabi, bunun sebebini sorduğunda ise: uzun secdenin sebebini anlatmış ve “Secde sırasında: kendisine, Peygamberler için salavat getirenlere şafaat edileceği” müjdesinin verildiğini ve bu yüzden mütebessim olduğunu söylemiştir.

Evet: takip eden dönemlerde, yüzyıllarca, bu mevkii “Secde Mevkii” olarak tanınır olmuş ve sonrasında buraya yapılan mescide de bu isim verilmiştir.

Yapı yenidir. Ancak, bugünkü cami binasından önce, burada yine Osmanlı dönemi mimari özelliklerini taşıyan bir cami bulunduğu ve bunun yıkılarak, bugünkü caminin yapıldığı söyleniyor.

Medine Tren istasyonu

MEDİNE TREN İSTASYONU

Hicaz demiryollarının son halkası olan “Medine Tren İstasyonu”, Sultan Abdülhamit tarafından 19’ncu yüzyılda yaptırılmıştır. Projenin yapımına 1900 yılında başlanılmış ve 1 Eylül 1908 yılında tamamlanmıştır.

Hicaz demiryollarının bir ucu İstanbul-Haydarpaşa ve diğer ucu Medine şehrine kadar uzanmaktadır. Ancak: Mekke şehrine kadar uzanması planlanmasına rağmen, çeşitli nedenlerle proje bitirilememiştir.

O dönemde, Sultan Abdülhamit, gerçekten devletin en zor günlerinde, böyle bir projeyi yaptırmayı başarmıştır. Ancak: proje tamamlanamamıştır, çünkü: bölgede petrol arama faaliyetlerinde bulunan İngilizler rahatsız olmuşlar ve bölge insanını kandırarak ve para vererek: tren raylarına zarar vermelerini ve projenin bitirilememesini sağlamışlardır.

Özellikle, filmlere konu olan “Lawrens” isimli İngiliz casusunun, yoldan sökülerek kendisine getirilecek her tren rayı için “altın” vaat ettiği söylenmektedir. Ancak, yine de günümüzde bile, Türkiye-Suriye-Ürdün-Lübnan gibi ülkelerde, bu orijinal Osmanlı tren rayları, hala kullanılmaktadır.

Hatta: o kadar orijinaldir ki, Medine şehrindeki tren raylarının üstleri “keçe” ile kaplanmıştır, çünkü: bölgenin ruhaniyetinin gürültüden etkilenmemesi düşünülmüştür.

İstasyon, Medine şehrinde;

Şehrin giriş kısmında yani “Anberiye” denilen bölgededir. Ancak, günümüzde şehir büyüdüğü için, şehrin merkezinde kalmıştır. Eskiden: hacılar, burada trenden inerler ve yaya olarak “Mescit-i Nebevi” ye giderlermiş. Bu Azaklık, yaklaşık 1 km. dir.

İstasyonun en ilgi çeken yanı, şehrin öbür yanından şehre girmesi gerekirken, bilinçli olarak giriş, şehrin bu yönünden sağlanmıştır. Çünkü: hacılar şehre girdiklerinde, ilk önce, Peygamberimizin “yeşil kubbeli” türbesini görürlermiş.

Evet: burayı ziyaret ederseniz: demiryollarının raylarını, arkada Medine tren istasyonu binasını görebilirsiniz. Umarım: bir gün Suudi yetkililer, Osmanlı eseri diye, tutup bunu da yıktırmazlar.

Tren istasyonunun hemen önünde, raylar üzerinde bir lokomotif ve arkasında vagonlar görülüyor, ama yalnızca demir iskeletleri kalmış görülüyor.

Hicaz demiryolunun vagonlarından, yalnızca bu bir tanesi tamir edilmiş ve turizme kazandırılmıştır. Yapılış tarihi 1906 yılı olan bu ve boş ağırlığı 19 ton olan bu vagon gezilebiliyor.

Ancak: istasyonun içini gezmek yasaklanmış, giriş yasaktır.

SUKYA MESCİDİ

Amberiye mevkiinde, Medine tren istasyonunun bahçesinde ve beyaz kubbeli bir yapıdır.
Peygamberimiz “Bedir” savaşına çıkmadan önce, burada ordusu ile konaklıyor ve ordusunu denetliyor.

Orduya katılanlardan yaşları küçük olanları, Medine şehrine geri gönderiyor, su ihtiyacı karşılanıyor. Hatta: Peygamberimizin, burada, bir kırbadan, tüm sahabeye su dağıttığı söylenir. Hatta: Peygamberimiz, Mekke’nin bereketli kılındığı gibi, Medine’nin de ashabına bereketli kılınması duasını burada yapmıştır.

Bu nedenle “Sukya” kelimesinin anlamı “su dağıtan” demektir.

Evet: tarihi süreçte bir anlamı olan buraya, daha sonra: Osmanlı tarzında, üç kubbeli “Sukya” Mescidi yapılıyor. Ancak, Gar duvarı örülünce, mescit gar duvarlarının gerisinde kalmıştır.

Medine Mescitü-l Osmani, Hamidiye Amberiye Camisi
Medine Mescitü-l Osmani-Hamidiye Amberiye Camisi

MESCİTÜ-L OSMANİ-HAMİDİYE-AMBERİYE CAMİSİ

Medine tren istasyonunun hemen sol yanındaki bu cami, aynı zamanda “Osmanlı” camisi olarak bilinmektedir. Cami: Sultan Abdülhamit tarafından, kesme taş kullanılarak yaptırılmıştır.

Bu nedenle: gayet gösterişlidir, ama küçük bir yapıdır. İri kaya parçalarıyla yapılan cami hakkında bir söylenti bulunmaktadır: “Osmanlı sultanlarının hacı olmadıkları bilinmektedir. Ancak: buralar için her türlü fedakarlığı göstermişlerdir.

Özellikle: Sultan Abdülhamit: Medine’den gelen paşalardan birine, kendisi için, Peygamberin kabrinden “amber” kokan toprak getirmesini ister. Paşa: Medine şehrindeki görevini tamamladıktan sonra, dönüş hazırlıklarını yapar ve trene biner.

Tren kalkış düdüğünü çalarken, paşanın aklına padişahın emri gelir. Hemen oturduğu yerden fırlar ve istasyonun dışına koşar. Ancak: Peygamberimizin kabrinden uzak kalmıştır, hemen aceleyle istasyonun yanındaki caminin bulunduğu alandan, bir avuç toprak alır ve İstanbul’a döner.

Sultan Abdülhamit, paşayı huzura alır, raporunu sunan paşa, beraberinde getirdiği toprağı padişaha uzatır.

Padişah: sevinç ve saygı ile toprağı avucuna alır, burnuna götürür, koklar, koklar ve biraz hüzünle paşaya dönerek:

– Paşa getirdiğin toprak amber kokuyor, ama bunun “meski” eksik der.
İşte, caminin adı bu şekilde oluşmuştur.

Evet, son bir not. Yine bir rivayete göre: caminin 6666 tane taştan (6666 Kuran-ı Kerimdeki ayet sayısıdır) ve minaresinin 114 basamaktan (Kuran-ı Kerimdeki sure sayısı) yapıldığı söylenmektedir.

Evet: bu mescidin yapılmasının esas anlamı: trenle yolculuk yapacakların, namazlarını kılmalarının sağlanmasıdır.

Medine Cuma Mescidi

CUMA MESCİDİ

Kuba Mescidine, 350 metre uzaklıktadır. Peygamberimiz: hicret sonrasında Kuba köyünde kalırken, Cuma mescidinin bulunduğu yerdeki namazgahta ilk Cuma hutbesini okumuştur. Buradaki cami, bu olaya istinaden yapılmıştır.

Medine Kuba Mescidi
Medine Kuba Mescidi

 

KUBA MESCİDİ

İslam aleminde: cemaatle birlikte namaz kılmak için inşa edilen ilk camidir. Peygamberimiz: Mekke şehrinden Medine şehrine hicret ederken, Medine şehrine 5 km. kala, Kuba denilen bu yerde, 14 gün kalmış ve bu süre içinde bir mescid inşa edilmiş ve burada namaz kılınmıştır.

Hac ve ümre ziyaretine gelenler, buraya mutlaka uğramaktadırlar. Çünkü, burada, Müslümanların ilk mescidi yani “Kuba” mescidi bulunmaktadır.

Peygamberimiz ve Hz. Ebubekir: burada kaldıkları sürede, biraz önce söylediğim gibi, ilk mescidi inşa etmişlerdir.

Hatta: Peygamberimiz, Medine şehrine yerleştikten sonra da, Cumartesi günleri, Kuba Mescidini ziyaret eder ve burada namaz kıldırırmış.

Mescidin mimari yapısı: ortası avlulu, yan duvarları dendanlıdır. Anadolu tarzı, sivri bir minaresi vardır. Minarenin olduğu taraftaki duvarın ortasında, ana taç kapısı bulunur.

Kapının üzerinde büyük ve altında ise küçük iki adet tuğra görülür.

Mescid: ilk kez Peygamberimiz tarafından yapıldığı için, üstteki büyük tuğrada onun ismi, alttaki küçük tuğrada ise Sultan II. Mahmut’un ismi yazılıdır. Ancak, 1985 yılındaki yenilemede, bu tuğra ortadan kaldırılmıştır.

ZÜHLEYFE CAMİSİ

Medine şehrinden, Mekke şehrine gidenler, burada “ihram” a girerler. Peygamberimiz veda haccına giderken, burada ihrama girmiştir. Hac için şehre gelenler, bu camide, ihram namazı kılarlar.

KRAL FAHD, KURAN-I KERİM BASIM KOMPLEKSİ

Şehirdeki bu matbaada, 1984 yılında kurulmuştur ve yıllık 13 milyon Kuran-ı Kerim basılmakta ve dünyanın dört bir yanında, bugüne kadar 59 ülkeye, 39 farklı dilden basılıyor ve ücretsiz gönderilmiştir.

Özellikle: Müslüman nüfusun çok olduğu ülkelere, daha fazla gönderildiği söyleniyor. Bazen de; ülkelerde insanlar Suudi Arabistan büyükelçiliklerine müracaat ettiklerinde, yine oraya burada basılan Kuran-ı Kerimler gönderiliyormuş.

Zaten hac döneminde de, yaklaşık 2 milyon adet Kuran-ı Kerim, hac için gelenlere ücretsiz veriliyormuş.

İslami İşler ve Teblig Bakanlığına bağlı bulunan Kral Fahd Kompleksinin, dünyada en çok basım yapan matbaalardan birisi olduğu ve üç vardiya çalışılarak yılda 30 milyon kitap basıldığı söylenmektedir.

Söylenenlere göre, günümüze kadar, burada 165 milyon Kuran-ı Kerim basılmış ve hepsi, dünyadaki Müslümanlara ücretsiz dağıtılmıştır.

Basım merkezi: 250 bin m. Karelik bir alana yayılmış, merkezde 1700 kişi çalışma ve 600 işçi kalite kontrol ve ciltleme bölümlerinde görevlendirilmiştir.

Evet: ülkede hafta tatili olan Perşembe-Cuma günleri haricinde, burayı gezebilir ve Kuran-ı Kerim basılma aşamalarını görebilir ve çıkışta, size hediye edilen Kuran-ı Kerim’i alabilirsiniz.

Medine Dar Al-Madinah Museum

DAR AL-MADİNAH MUSEUM-MEDİNE MÜZESİ

Müzede: Medine ve çağlar boyunca bu beldede yaşanan olaylar: maketler ile anlatılıyor. Tarihin koridorlarında gezinmek isterseniz, burayı ziyaret edebilirsiniz.

Müzeye giriş ücreti alınmıyor. Müzeye girdikten sonra: dev bir “Kabe” maketi sizi karşılıyor. Daha sonra: hemen karşıda, film izlenebilen karanlık bir oda bulunuyor. Burada: Kabe’nin ilk halinden başlayarak, bir çok dini mekanın durumlarını gösteren 15 dakikalık bir film izleniyor.

Evet: büyük bir alana sahip olmayan müzede: Medine tarihinin tanıtımı yapılıyor, geçmişi hakkında çeşitli doküman ve fotoğraflar ve maketler ile bilgi veriliyor. Ravza, Nebevi Mescidi, Uhud ve daha birçok yer hakkında, maketlerle bilgiler veriliyor.

Hendek ve Uhud savaşı: minyatür bir ortamda ziyaretçilere sunuluyor. Burada eski Medine’nin küçültülmüş halini görebiliyorsunuz. Sahabe evleri, Osmanlı kışla ve eserleri, Medine kalesi ve o günkü Medine’deki medreseler aynen yansıtılmıştır.

Müzede: Medine ile ilgili hatıra eşya, kitap, albüm ve cd alabileceğiniz, bir de küçük dükkan bulunuyor.

AKİK VADİSİ

Medine şehir merkezine, yaklaşık 4 km. uzakta bulunan burası: Peygamberimiz tarafından Medine’de bulundukları sırada en çok ziyaret ettikleri yer olarak bilinir. “Vadi-yi Akik” olarak bilinir.

Vadi: yeşili bol ve içinden akarsu geçen bir yerdir. Burası, aynı zamanda hicret yolu üzerinde bir durak olarak önem taşır. Sevr’deki mağarayı terk ettikten 12 gün sonra buraya gelirler ve buradan “Kuba” ya geçerler.

Vadinin diğer bir önemi: Irak ve bu bölgelerden gelen insanlar, bu vadide “ihrama” girmişlerdir. Vadi içinde, Osmanlılardan kalma bir de köprü bulunmaktadır.

Vadinin içinde, derin bir akarsu yatağı vardır. Zaman zaman bollaşan ve zaman zaman azalan suyu ile, bu akarsu, bölgeye bereket vermektedir. Akarsuyun kıyısına oturup biraz mola verebilirsiniz.

MİKAD MESCİDİ

Ümre veya hac yapmak için Medine’den ayrılırken, burada ihrama girilir ve namaz kılınır. Burası, Medine merkezine 8 km. uzaklıkta, Mekke-Medine otoyolunun sağ bölümündedir.

Peygamberimiz, burada “Semura” ağacının altında namaz kıldığı için, buradaki mescide “Mescid-i Şecere” ismi verilmiştir ve bunun içinde 5000 kişi namaz kılabilmektedir.

Daha sonraki dönemde, bu mescit genişletilmiş ve çevresine, umre ve hac yapacakların ihtiyaçlarını karşılayacakları tesisler yapılmıştır.

ŞEHİR SURLARI

Şehrin dışında, 12 yüzyılda oval şekilde inşa edilmiş, boyu 8-12 metre arasında değişen bir kale bulunmaktadır. Kale, kulelerle korunmaktadır ve dört girişinden “Bab-al Salam” yani “Mısır Kapısı” en görkemli olan kapısıdır.

Evet, Medine surları: tarihte ilk olarak, hicri 2 ve 3’ncü yüzyıllarda, şehre yapılan saldırılardan korunmak amacıyla yapılmıştır.

Daha sonra ise, çeşitli dönemlerde onarımı yapılan surların en büyük onarımı ise, Kanuni Sultan Süleyman döneminde yapılmıştır. Bu dönemde onarımı yapılan surların uzunluğu, 3 km. den fazladır.

Medine şehrini çevreleyen bu surların, çeşitli yönlerde açılan meşhur kapıları bulunmaktadır. Bunlar: Baki kapısı, Kuba kapısı, Mısır kapısı, Şam kapısı, Amber kapısı ve Mecit kapısıdır.

Şerif Hüseyin önderliğinde toplanan Araplar, Osmanlı idaresindeki Medine şehrini kuşattıklarında, surların büyük bölümü harap olmuş ve 1950 yılında ise, Suudi yönetimi tarafından tamamen yıkılmıştır.

Medine Osmanlı Burcu

OSMANLI BURCU

Burası: Medine Komutanı Fahrettin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Medine şehrinden, Kube Mescidine giderken yol üzerinde bulunan burç; günümüzde harap haldedir ve ayakta kalmaya çalışmaktadır.

HURMA BAHÇESİ GEZİSİ

Mekke denilince “zemzem” ve Medine denilince “hurma” akla geliyor. Hurma satmak için, hurma bahçelerini kiralayanlar tarafından, hurma bahçelerine turlar düzenleniyor.

Otellerin kapısından otobüsler ile alınan hacılar: hurma bahçelerine götürülüyorlar.

Bu bahçelerde: brandalarla kapatılmış alanda, büyük bir depo bulunuyor. Çeşit çeşit hurmalar, duvarlara dizili ve ziyaretçiler bunlardan tadabiliyorlar.

Satış bittikten sonra, hurma bahçesinde bir yandan çaylar içilirken, bir yandan da hatıra fotoğrafları çektiriliyor.