Siirt,Tillo, Aydınlar

16.844 kişi okudu!

Aydınlar, eski adı ile “Tillo”, bu yöreye yakın bulunduğunuzda, mutlaka gezminizi ve görmenizi öneriyorum. Buraya gittiğinizde: kendinizi, muhteşem bir duygusal atmosfere girmiş hissedeceksiniz. Gerek dini yapıları ile ve gerekse gerçekten eğitime önem veren ve büyük kısmı Aydınlar dışında yaşayan insanları, muhteşem sıcak kanlı ve ziyaretçilerine yakınlık gösteren insanlar.

GENEL.
Evet, birazda uzaklar, ülkemizin uzak kesimlerini gezmeye ne dersiniz. Tek bir gerçek var, Siirt yöresi ve civarında iseniz, mutlaka Aydınlar’a gitmelisiniz, gerçekten görülmesi gereken bir yer. En büyük özelliği ise, günümüzden yıllarca önce, bölgede yaşayan insanların tarafından yaratılan ışık sistemi ve bilim yönünden ve de özellikle astronomi yönünden yakalanan üst düzey. Gördüğünüzde şaşıracaksınız. Çünkü: yüzyıllar önce, burada gerçekten büyük insanlar yaşamış ve günümüz Tillo insanı, yine o eski dönemlerde olduğu üzere, okumaya ve eğitime dört elle sarılmış. Burada yaşayan veya Tillo’lu olup ta burada yaşamayan insanlar, eğitime düşkün, hepsi okuyorlar, kendilerini yetiştiriyorlar, yüzyıllar önceden gelen bir alışkanlık olsa gerek. Elbette, buranın dinsel yönden de yüklü bir geçmişi var. İlçe, türbe ve ziyaret yerlerinin çok oluşu nedeniyle, yöre halkının ve diğer bölgelerden gelen ziyaretçilerin akınına uğramakta.

Ulaşım çok kolay. Siir’ten yaklaşık yirmi dakikada ulaşabileceğiniz, güzel bir asfalt yol ile buraya gidiyorsunuz. Giderken yol üzerindeki köy ve yerleşim yerlerinde, sağlı sollu fıstık ağaçlarını göreceksiniz Yerel dille: bıttım ağaçları. Bıttım ilginç, meyvesi çekirdek gibi çitlenerek, içi yeniliyor, ayrıca sabun yapılıyor, sağlık açısınan yararlı. Bıttım ağacı aşılanınca, fıstık oluyor.

Peki; Siirt’e ulaşım nasıl diye merak edenler olabilir. Evet; Siir’te oluşmanın birçok yolu var. Hava yolu ile ulaşmak mümkün. Ayrıca karayolu elbette. Diyarbakır-Batman-Siirt karayolunu kullanabilirsiniz. Bu yol; yaklaşık 180 km. Düzgün ve güzel bir yol.

TARİHİ.
İlçenin tarihi çok eskilere dayanıyor. Hiristiyanlık ve İslam dönemlerinde, kültürel bir merkez olmuş. 1514 yılında, Yavuz Sultan Selim tarafından, Çaldıran seferi sırasında, Osmanlı egemenliğine girmiş. İsminin anlamı (Tillo), Süryanicede ” Yüksek Ruhlar ” ve Arapçada ise; Til; “Aydınlar”, Tillo ise ” Aydınları karşılamak ” anlamına gelir. Tillo, 1990 tarihinde ilçe olmuş ve Aydınlar ismini almış. Dikkate değer bir konu: buranın insanının eğitime, okumaya önem vermesi. Geçmiş dönemde de bu böyle imiş. Sanırım: Aydınlar, kelimesinin buraya isim olarak verilmesinin temelinde, eğitime, bilime ve ilime yatkın ve önem veren insanların burada yaşaması büyük etken.

İLÇEDE YAŞAMIŞ İSİMLER.

İSMAİL FAKİRULLAH HZ.
Yaşam öyküsünün önemli kesitleri şöyle sayılabilir. 40 yaşına kadar, günlerinin çoğunu oruç tutarak geçirmiş. Orucunu, daima birkaç kuru üzüm tanesi ile açmış. Küçücük bir odaya ( çilehane) girerek, 40 gün konuşmadan, yeme-içmeden kesilmiş. Kırkıncı gün, gözünü açtığında ise, bir tas su içmiş, bir parça nar ve ekmek yiyerek, kendine gelmiştir.
Büyük kerametleri olmuştur. Bunlardan en önemlisi, kuyu olayıdır. 48 yaşında iken, komşularından biri vefat eder. Akşam, onların evine gider. Taziyede bulunduktan sonra, namaz vakti, izin alıp evden ayrılır. Ancak, dönüş yolunda, avluda, içinde su bulunmayan, 22 metrelik bir kör kuyuya düşer. Camide bulunmadığını gören insanlar onu aramaya çıkarlar. Taziye evinden çıkanlar tarafından, kuyudan gelen sesler üzerine, kuyuya inilir ve kendisine ulaşılır. Ufak sıyrıklar dışında, vicudunda herhangi bir yara ve kırık olmadığı görülür. Kuyuya düştüğünü hatırlamaz, ama kuyuda bulunduğu sürede, yüce Allahın tecelli sıfatıyla karşılaştığını ve birçok evliyanın ruhu ile tanıştığını söyler. Yaşamında, daha sonraki yıllarda, bir yandan her kesimden insanları irşad ederken, diğer yandan da şer-i ve müspet ilimlerde, birçok ilim adamı yetiştirir. Mezarı, Aydınlardadır. Ölümünden sonra, kendisini, dünyaya tanıtan ise, öğrencisi İbrahim Hakkı Hz. olmuştur. Kuyu deyince, bugün Tillo’da bu kuyuyu göreceksiniz. Ama kuyunun suyunu mutlaka için, söylenenlere göre, kuyunun suyu, kutsal topraklardaki zemzem suyuna benziyormuş. Kuyunun suyunu mutlaka tadın.

Günümüzde, İsmail Fakirullah Hz. nin yaşadığı yerleri görmek mümkün. Özellikle; 40 gün kaldığı küçücük bir oda (çilehane) görülebilir. Bahçesindeki nar ağacı görülebilir. Bu nar ağacının bugünkü yeri, bir el yazması eserinde, evin planı içinde gösterilmiştir. Yani, yüzyıllardır aynı yerde durmaktadır. Nar bitkisinin, günümüzdeki ömrünün en fazla 20 yıl olduğu düşünüldüğünde, halen aynı yerde bulunan, gövdesi kuru ancak zamanı geldiğinde, yılda 3-5 meyve veren bir ağaç. Bu ağaç, yüzyıllardır aynı yerde ve meyve vermeye devam ediyor. İlginç ama gerçek.

İBRAHİM HAKKI HZ.
Erzurum’un Hasankale ilçesinde doğmuştur. Babası, bir şekilde Tillo’ya geldiğinde, onunla birlikte gelmiş ve İsmail Fakirullah Hz.nin öğrencisi olmuştur. Günün şartlarına göre; çok ileri düzeyde dini ve fenni bilimleri öğrenmiştir. Tasavvuf ve edebiyatta, psikoloji ve sosyolojide, tıp ve astronomide ve pek çok ilim dalında, büyük yetenek göstermiştir.

Doğunun yetiştirdiği bu büyük alim, kısa zamanda, dünya çapında ün salmıştır. Batılılar ona, doğunun Leonardo Da Vinci’si derler. İnsanlığa bıraktığı eserler, onun şahsiyetinin ve ilminin faziletlerini gösterir. Ama, bu eserlerden en büyüğü ve şaşırtıcı olana, yarattığı ışık yansıması düzeneğidir.

MARİFETNAME VE EV MÜZE.
En önemli yazılı eseri; Marifetnamedir. 1757 yılında, ansiklopedi türünde yazılmıştır. 1836 ve 1964 yıllarında Mısır’da, 1868, 1889 ve 1914 yıllarında ise İstanbul’da basılmıştır. Ortalama, 600 büyük sayfa kadardır. El yazması, orjinal nüshalar, bugün halen Aydınlarda yaşayan, torunlarından, Saadettin Toprak tarafından muhafaza edilmektedir.

Ama, nasıl muhafaza. Evinde, büyükçe bir salon özel olarak dizayn edilmiş. Salonun duvarları camlı panolar haline getirilmiş ve bu panolar içine, o devirde kullanılan çeşitli aletler, cihazlar, marifetname ve diğer el yazması eserler konulmuş. Yani, resmi bir müze sözkonusu değil. Ancak bölgeye gittiğinizde göreceksiniz ki, Saadettin Toprak, gerçekten genellikle ziyaretçiler geldiğinde, evini yani müzeyi onlara açıyor ve hatta ziyaretçiler misafir kabul edilip, çay ve ayran gibi ikramlarda bile bulunuluyor. Yinede, acaba bu kültür hazinesinin, devlet korumasına alınmasında yararmı var? Bilmiyorum. Umarım, bu kültür hazinemizin başına bir şey gelmez ve gelecek nesillere, aynı şekilde aktarır ve onların da, bunları görmesini sağlarız.

Bu arada, marifetnameden bir nebze de olsa sözetmekte yarar olabilir. Çünkü, ilginç bir kitap, daha doğrusu o günlerde yazılmış olması ve yazılanlar ilginç. Dini özellikteki yazılar ağır basıyor. Bu nedenle, bir aralar yasaklanmış. Ama bunun dışında: yalın ve bileşik cisimler, madenler, bitkiler ve insan anlatılmış. Sonra: geometri, astronomi ve takvim konuları. Coğrafyaya ait bölümler, enlem ve boylamlar anlatılmış. ” Hiçbir çağda yerin döndüğüne inananlar eksik olmamıştır ” yorumu yazılmış. Bunu düşünenlerin dahi, hiristiyan dünyasında, afaroz edildiği ve büyük işkencelere maruz kaldığı bir dönemde, bu tür bir yorum yazılı kitap, düşünebiliyormusunuz.

İnsan vucudu estetik yönden incelenmiş, vucut ile huy arasındaki ilişki anlatılmış, ruha, sağlığa ve ölüme ait geniş bilgiler verilmiş. Öğrenim yol ve yöntemleri, öğrencinin hocasına karşı takınması gereken tutum, ana ve babaya karşı sevgi ve saygı, evlenme ve evlenmede aranacak nitelikler anlatılmış. Bu kitabın en ilgi çekici bölümlerinden birisi de, en sondaki dünya haritası. İnce çizgilerle, titizlikle çizilmiş. Sanırsınız ki, bunu çizen gökyüzüne çıktı ve oradan bu haritayı çizdi, evet, işte Amerika kıtası dahi gösterilmiş bir harita. Ama, bu kitabın yazıldığı tarihte yani Amerika kıtasının gösterildiği bu kitap yazıldığında, henüz Amerika kıtası, resmen keşfedilmemişti. İşin ilginç yönü bu. Değerlendirmek size kalmış.

Evet, ev müzede, bulunan diğer belli başlı metalar şunlar;
1. Maarifetnamenin orjinal nüshaları ile birlikte, birçok el yazması kitap.
2. Dünya, bir ağaç küre üzerine çizilmiş, enlem ve boylamlar gösterilmiş. Ama merkez, yani dünyanın merkezi olarak, bugünkü İngiltere-Greenwıch değil, Tillo gösterilmiş, minik bir çivi çakılarak,
3. Mevsimleri, burçları ve önemli yıldızları gösteren gökküre. (ağaçtan yapılmış)
4. Yıldızları, konumlarını, yerlerini ve yüksekliklerini gösteren metal cihazlar.
5. Özellikle, uzun süre gökyüzünü seyrederken kullandığı baston ( tutamak kısmında, minicik bir delik, oradan uzun süre gökyüzünü seyrederken odaklanmak için sanırım kullanılan bir delik)
6. Ruzname. 1753 yılında yapılmış, yüzyıllarca takvim işlevini görmüş bir araç, 52,5 cm. çapında bir ağaç üzerine gerilmiş bir derinin, birçok daire ve yarıçaplara bölünmesiyle oluşmuş bir takvim. Siirt ve Tillo gibi, 40 ncı enlemde bulunan yerlere göre düzenlenmiş. Bir yılın, herhangi bir ayının bir günü aranırken, bunun, haftanın hangi günü olduğu, o gün güneşin ne zaman doğup ne zaman battığı kolayca bulunabiliyor. Duvar ve cep takvimlerinin bulunmadığı bir devirde, bu aracın önemini düşünün.

İSMAİL FAKİRULLAH HZ. TÜRBESİ.
Türbe, İbrahim Hakkı Hz. tarafından yaptırılır. Bir büyük, iki küçük kubbe, bir hol ve bir kuleden ibaret. Türbenin özelliği; İbrahim Hakkı tarafından gerçekleştirilen ışık yansımasıdır. İbrahim Hakkı, önce, Aydınlar’a 3-4 km. uzaklıktaki bir tepe üzerine, harç kullanmadan, bir taş duvar yapar. (kaletul Ustad) Ancak, bu duvarın ortasında 40×50 cm. ebadında bir boşluk yani pencere yeri bırakır. Her yıl, gece ve gündüzün eşit olduğu, 21 Mart günü, yeni doğan güneşin ilk ışıkları bu duvara vurduğunda, türbenin tümü ve Tillo gölgede kalırken, ortadaki boşluktan türbenin yanındaki kuleye yansıyan güneş ışınları, kulede kırılarak, türbeye yani sandukanın başucuna düşer. Bu olay, yüzyıllarca, heryıl 3-5 saniye kadar sürer. İbrahim Hakkı, olayı yaratmasındaki sebebi şu sözleri ile açıklar. ” Yeni yılda doğan güneşin ilk ışıkları, hocamın başını aydınlatmaz ise, ben o güneşi neyleyim?” Evet, hocasına bu derece büyük bir saygı ve muhteşem bir ışık düzeneği yaratan deha.

Ancak, ne yazık ki, bu ışık düzeneği, yıllarca yansıdıktan sonra, türbenin restorasyonu esnasında, 1960 lı yıllarda bozulur. Ülkenin ve Avrupa’nın birçok konu ile ilgili bilim adamı bölgeye gelmesine rağmen, ışık yansıma düzeneğini yeniden yapamazlar, günümüzde yansıma olmamakta.

Evet, bu yansıma özelliği yanında, türbeye girerken, sizi iki ağaç karşılar, Bunlar yılan ve aslan kafası şekline almış ağaçlar, ilginizi çekecek. Bakın bakalım, sizlerde bu benzetmeleri yapacakmısınız. Bunun hikayesi de var. Hikayenin ana özelliği: arslan ve yılanın mücadelesi. Ama ayrıntıyı bilmiyorum, bu konuda ayrıntıyı bilen ziyaretçilerimizin yorumlarını bekliyorum.

GAVSUL MEMDUH CAMİİ.
Rasul kuva tepesindedir. 1309 yılında inşa edilmiştir. Giriş kapısındaki işlemelerde, taş işçiliğinin nadir örnekleri görülebilir. Cami içinde, Fakirullahın torunu, Gavsul Memduh Hz. nin türbesi vardır. Sandukayı çevreleyen parmaklıklar üzerinde, yumruk büyüklüğünde, iki cam küre ilgi çekicidir. Şöyleki, bu kürelerden bir tanesi cenneti tasvir etmekte, diğeri ise cehennemi tasvir etmektedir. Gavsul Memduh tarafından yapılan bu kürelerden cenneti tasvir eden içindeki aydınlık ile, cehennemi tasvir eden ise içindeki koyuluk-karanlık ile göze batar. Nasıl yapıldıkları meçhul, cam küre, içlerindeki tasvirler ilginç. Ayrıca: bu türbede bulunan bir pala, sütün içine batırıldığında sütün kısa zaman sonra yoğurt haline geldiği söyleniyor.

Evet, Aydınlar güzel ve şirin bir ilçe. Ama daha çok dinsel yönü ağır basan, yani türbeleri yoğun ve manevi hayatın teneffüs edildiği bir yer. Ancak, burada gerçekten, o günün şartlarında, büyük ilim adamları da yetişmiş. Bunların yarattıkları eserler, hala görülebilmekte ve incelendiğinde gerçekten o günün şartlarında yaratılmış büyük ilim dehaları olduklarını kabul etmemek mümkün değil. Aydınlar’a giderseniz, görecekleriniz bunlar.

Dönüşte Siirt İline uğramayı ihmal etmeyin. Zaten çok yakın. Siirtten; siirt fıstığı alın, gerek kendiniz ve gerekse eş ve dostlar için hediyelik. Ayrıca, zamanınız varsa, Siirtte, buraya has perde pilavı yemeyi ve buraya özgü kebabı tatmayı sakın ihmal etmeyin. Buranın güzel insanı, içinde tillo kelimesi geçen 2.5 milyon internet sitesi yaratmış, memleketlerine sevgileri sonsuz, siz de gidin, bu güzellikleri mutlaka görün.

Aydın, Sultanhisar, Nysaa

3.656 kişi okudu!

GENEL:
Bu antik kentte, milattan önce, 40 bin kişinin yaşadığı biliniyor, muhteşem bir rakam. Gerek bu ölçüde yoğun nüfusu barındırması, gerek arazinin yapısına uygun olarak mühendislik harikası yapıların inşası ve gerekse kentin ismini, kurucusu olan kişinin eşinden alması, gerçekten etkileyici özellikler. Ancak, mali krizden ve bütçe yetersizliğinden, 30 yıl önce başlatılan kazılar, uzun süredir durdurulmuş durumda. Elbette, bugün bu antik kentin, ancak yüzde 15 lik bölümü toprağın üzerine çıkarılmış ki, bu çıkarılan bölüm dahi, ilgisizlikten yer yer tahrip olmuş durumda. Ayrıca, bölgenin büyüklüğü ve ilgisizlik nedeniyle, hırsızlığın üst boyutlarda olduğu kesin, kentte bulunduğum sürede, Nysaa dan çalınan güzel bir heykelin, İzmirde, satılmak üzere, bir el arabası üzerinde taşınırken yakalandığı ve geri getirildiğini öğrendim, demekki tespit edilen bu, ya tespit edilemeyenler.

Bu nedenle, kent, tamamen elden çıkmadan, isterseniz gidin görün. Denizli-Aydın karayolunda, Sultanhisar ilçesine geldiğinizde, Nysaa levhalarını takip ederek, ilçenin 3 km. kuzeybatısında kalan bu antik şehri görün. Ulaşım yaklaşık 10 dakikanızı alır, orada bulanacağınız süre ise, muhtemelen 3 veya 4 saat bulabilir.

KENTİN GENEL ÖZELLİKLERİ.
Kent, dağın eteklerine kurulmuş. Karşıdan, Menderes ovasının görüldüğü muhteşem bir manzara var. Zaten, kente bu yüzden romantik kent tanımlaması da yapılmış. Arazinin topoğrafik yapısına uygun olarak, kentteki yapılar, meydan ve sokaklar, tonozlu alt yapılar ile desteklenerek inşa edilmiş. Yani, antik çağda, kentsel planlama açısından, mimarideki bu ustalık. önemli ve etkileyici.

Eski çağlarda, özellikle, eğitim alanında önde gelen bir kent imiş. Ünlü coğrafyacı ve gezgin olan Amasyalı Strabon, kentteki gymnasıum da eğitim görmüş ve kentin o dönemlerdeki görüntüsünü anlatan eserler yazarak, günümüze taşımış. Kentteki, gymnasıum ve kütüphane gibi yapı kalıntıları, bize, kentteki bilim ve eğitimin çok ileri ve gelişmiş olduğunu kanıtlıyor.

TARİHİ SÜREÇ.
Kentin, MÖ.3 yüzyılın ilk yarısında, I.Antıochos Soter tarafından, eşi Nysaa adına kurulduğu bilinmekte. Yani, eş adına kurulan koca bir kent. İlk aklıma gelen, Hindistandaki Taç Mahal tapınağı. Hintliler, küçücük olmasada, bir tapınağı, turizmde gayet iyi pazarlıyorlar. Bizde ise, eş adına kurulmuş, zamanında 40 bin insanın yaşadığı koca bir şehir var, ama bırakın diğer ülke insanlarının, kendi ülkemizde yaşayan insanların bile çoğunun haberi olmadığı kesin.

Öyle bir şehir ki, antik Karia bölgesinin en önemli kentlerinden biri. Yazın kuruyan, kışın ise muhteşem güçlü bir şekilde akan, derin bir nehir var. Bu nehir, bir boğaz oluşturarak ilerliyor ve şehrin bulunduğu yerde, kurulu şehri ikiye bölüyor. Bu nehir üzerinde, antik çağlarda, su oyunları, su yarışmalarının yapıldığı söylenmekte. İki kenti birleştiren köprüler ve nehir üzerinde inşa edilen stadyum ( amphıtheatr). Bunun yanında, nehirden akan suların içinden geçtiği ve aynı zamanda gizli bir geçit olarak inşa edilen ve kullanılan, muhteşem bir tünel, tiyatro, agora. İşte, kentin yerleşimi bu.

KENTTE GÖRÜLEBİLECEK YERLER.

KENTİN SUR DUVARLARI: Günümüzde, kentin ilk kurulduğunda bulunan surlarından eser kalmamıştır. Bugün, yanlızca bizans döneminde inşa edilen surların bir kısmı görülebilmektedir.

GYNASIUM: Gençlerin düşünsel ve bedensel olarak eğitim gördükleri, 70×165 metre ölçülerindeki, büyük yapı kalıntısıdır.

ROMA HAMAMLARI: Antik kentin doğusunda, oldukça büyük yapı kalıntıları. Bu geniş yapı mekanlarının, dikdörtken biçimli duvarları ve bir havuz var.

KÜTÜPHANE: MS.2 yüzyılda inşa edilmiş, iki yada büyük olasılıkla üç katlı bir yapı. Efes antik kentinde bulunan Celcus kütüphanesinden sonra, Türkiyenin en iyi korunmuş, ikinci antik çağ kütüphanesidir. Okuma salonu yüzölçümü, takriben 13×14 metre karelik bir alanı kapsar. Rulolar yada yazmalardan oluşan ciltler, nisler içindeki raflara konuluyor imiş. Bugünkü hali, içler acısı, yanlızca birinci kat ayakta ve bakımsızlıktan o da dökülüyor.

AMPHITHEATRE: Günümüzde, geçmişteki sel sularının etkisiyle harap olmuş durumda. 44×192 metrelik ölçüleri olan ve aynı zamanda stadyum olarak da kullanıldığı düşünülen bir yer. 30 bin kişi kapasiteli oturma yerleri var.

BOUTEUTERION: Kentin en iyi korunmuş yapılarından. Yaşlılar meclisi olarak isimlendirilmiş. 600-800 kişi alabilecek kapasitede. MS.1 yüzyılda inşa edilip, MS.2 yüzyılda değişikliğe uğradığı tahmin ediliyor.

ROMA TİYATROSU: İyi korunmuş bir yapı. Roma imparatorluğu döneminde, at nalı şeklinde inşa edilmiş. 12 bin kişi seyirci alabilecek kapasitede oturma yerleri var. Sahne alanı 27 metre uzunlukta. Tiyatronun sahne yapısındaki podyumda, bağcılık ve şarap tanrısı Dıonysosun yaşamına ait firizler var, bunlar, Türkiye deki diğer benzer firizlere nazaran, en iyi korunmuş durumdaki kabartmalar, bu nedenle bunların önemi büyük.

TÜNEL: Tonozlarla örtülü, tamamen elle yapılmış, 100 metre uzunluğunda. Aynı zamanda, gizli yeraltı geçidi olarak da kullanıldığı sanılıyor. Bu tünel, Aydın dağlarından hızla akan sular için kanal görevini yerine getirmiş, aynı zamanda, tiyatronun önündeki meydanı alttan destekler şekilde inşa edilmiş.

Evet, gezimizin sonu, mutlaka keyf aldığınızı düşünüyorum, ama aynı zamanda, bakımsızlığı görünce kızdınız. Ama düşünün bir kez, antik çağda eş adına kurulmuş ve 40 binden fazla insanın yaşadığı bir şehir, eh artık, eşe duyulan büyük bir aşk olsa gerek, koca kente ismini veren eş. Özellikle, Nysaa antik kentini bu yüzden görmek istedim, sizlerede öneriyorum, yol üzerinde, fazla zamanınızı almaz, mutlaka uğrayıp görün, gerçekten ulaşmak zor değil. Antik tarihine baktığınızda, gerçekten önemli bir merkez burası.