Giresun Dereli

Giresun Dereli

Giresun Dereli: Yemyeşil, cennet gibi yaylaların bulunduğu bir yer, sizlere ayrıntılı bir gezi yazısı hazırladım yani Dereli ilçesiyle ilgili eksik yok, ancak elbette uzun oldu, sizler Dereli yöresinde kalacağınız süreye göre, bunlar arasından seçim yaparak gidip görmelisiniz, ilçe merkezine yakınlık sırasına göre gezip görmeniz gereken yerleri yazdım, eminim bunların hepsi sizin hoşunuza gidecek doğal güzellikler, seçimde zorlanabilirsiniz. Ama dediğim gibi burada kalacağınız zaman önemli.

Giresun Dereli

 

ULAŞIM

Dereli, Giresun arası uzaklık: 31 km. Dereli, Şebinkarahisar arası uzaklık: 76 km.

TARİHİ

Arşiv belgelerine göre, Dölçukuru denen köy, YarAli Bey isimli bir Türkmen beyinin tımarı olarak geçer ve 1500’lü yıllarda 400 akçe vergi ödediği kayıtlıdır. Dereli ve civarına gelen Türkmenler, Selçuklu döneminde bölgeye yerleşirler. 1398 yılında Osmanlı hakimiyeti görülür. Bölge düşman işgali görmemiştir. 1892 yılında Ruslar Gürcistan’ı işgal edince Müslüman Gürcüler, ilçenin köylerine göç etmişlerdir. Dereli: Cumhuriyet döneminde 1926 yılında nahiye olmuştur. 1958 yılında ise İlçe olmuştur.

Giresun Dereli

 

GENEL

İlçe Aksu vadisinde kuruludur. İlçe merkezinden Aksu deresi geçer. İç Anadolu bölgesine doğru geçiş, Eğribel geçidi üzerinden yapılır. Son derece dik ve engebeli bir araziye sahiptir. Rakımı ortalama 199 metredir. Ancak yükseklik bazı yerlerde 3000 metreye kadar ulaşır. Karadeniz sahilinden 28 km içeridedir. İlçe halkı genellikle gurbetçilik yaparak geçimini sağlar.

 

NE YENİR

Buralara yolunuz düşerse yayla kokulu kuzu etleri (pirzola) ve taş fırınlarda pişirilen Kümbet Pidesini mutlaka denemelisiniz.

 

DERELİ MESLEK YÜKSEK OKULU

Giresun Üniversitesine bağlıdır. 2012 yılında açılmıştır. Kendi binasında eğitim ve öğretim sürdürülmektedir.

Giresun Dereli Uluslararası Kümbet Kültür ve Sanat Festivali

 

ULUSLARARASI KÜMBET KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİ

Yayla festivalinin temelinde, Doğu Karadeniz bölgesinde yaygın bir gelenek olarak günümüze ulaşan “Otçu Göçü” bulunmaktadır. Nisan ayından itibaren, yaylacılar obalara taşınır. Geride bıraktıkları kişiler: genellikle Temmuz ayı içinde, toplu gezi ve ziyaretler yaparlar ki buna Otçu göçü denir. Festival Uluslararası çapta yapılmaktadır. Her yıl Temmuz ayının ortasında Cumartesi ve Pazar günleri yapılır. Bu festival esnasında, Kümbet Yaylasının Aymaç Mesire yerine 30-40 bin kişi gelir ve festivale katılır. Festivalde: çeşitli müzik, halk oyunları ve çeşitli yarışmalar yapılır. Ayrıca “Yayla Ağalığı” seçimi yapılır.

 

BEKTAŞ YAYLA FESTİVALİ

Festivalde müzik etkinlikleri, halk oyunları gösterileri ve Yayla Ağalığı yarışması düzenlenir. Festivalden amaç: yöreyi her yönü ile tanıtmak, festivale katılanları eğlendirmektir.

Giresun Dereli

GEZİLECEK YERLER

Giresun Dereli Guskun Tepesi

 

GUSKUN TEPESİ

İlçe merkezinde Sütlüce Mahallesi Zırlıhan mevkiindedir.

Çok eski yıllardan beri, her yıl Mayıs ayının 6’ncı günü burada Hıdırellez Şenlikleri düzenleniyor. İlçenin, civar köylerin ve denizin kuşbakışı muhteşem görüntüsünü izlemek için burayı mutlaka ziyaret ediniz.

 

HİSAR KALESİ-MADEN KALESİ

İlçe merkezine 7 km uzaklıktaki Hisar ve Maden köylerinin arasındadır ve bu köylerin isimleriyle anılır. Yomrahisar kalesi diye de bilinir. Hisar kalesi ve Meryemana manastırına stabilize bir yol ile ulaşılabilir.

Kale: Hisar köyü üzerinde oldukça büyük, silindirik ve ihtişamlı bir kayadan meydana gelir. Köyün Maden mahallesindedir. Hisar kalesinin üzerine, sonradan Meryemana Manastırı kurulmuştur. Bu manastır: bölgedeki en büyük ikinci manastırdır. (En büyük manastır Maçka Meryemana Manastırıdır.) Bölgeye gelen Rumlar: bu kaya üzerine, sarı kesme taşlardan yapılmış bir kilise ve bir misafirhane, lise dengi bir okul ve aşhane ve üç dükkan kurmuşlardır.

Ancak bunlar günümüzde harabe halindedir.

Yine burada ikinci bir kaya üzerindeki kulede ise saat ve çan bulunmaktaydı, günümüzde bunlardan hiçbir kalıntı kalmamıştır.

Giresun Dereli Meryem Ana Manastırı

 

MERYEM ANA MANASTIRI

İlçe merkezine bağlı 7 km uzaklıktaki Hisar Köyündedir.

Giresun Dereli Meryem Ana Manastırı

Manastır bir kaya üzerindedir ve üç tarafı 100 metrelik uçurumla çevrilmiştir. Asıl adının “Yedi Horon Manastırı” olduğu söylenir. Hıristiyanlığın ilk yıllarında yaptırılmıştır. Manastırda: kilise, çan kulesi, ruhban okulu, çeşme ve çok sayıda yapı bulunmaktaydı. Yapıların tamamı, dehlizlerle birbirine bağlıydı. Okul 1904 yılında yapılmıştır. 1908 yılında ise eğiteme başlanmıştır. Başta okula “Prasaria İlahiyat Okulu” ismi verilmiştir. Ama daha sonraları okulun ismi “Pontus İlahiyat Okulu” olarak değiştirilmiştir. Ruhban Okulunun yüksek okul konumunda bulunduğu söyleniyor. Okul: 1908-1915 yılları arasında hizmet vermiştir. Okul binasında: sınıflar, öğrenci yatakhaneleri, öğretmen odaları, mutfak ve yemekhane vardır. Tüm çocuklar okulda yaşıyordu. Çocuklar okula 5’nci sınıftan itibaren yapılan zorlu bir sınav sonucu alınıyordu. Bina günümüzde harabe halindedir. Günümüzde mevcut cephe duvarında yuvarlak formlu pencere açıklıkları görülmektedir.

 

ÇAL KÖYÜ GİZLİ GEÇİT

İlçe merkezine 10 km uzaklıktaki Çal köyü, eski bir Rum köyüdür. Köyün girişindeki Demirkapı mevkiinde, yolun altında bir gizli geçit vardır. Geçide dar bir kapıdan girilir. İçi merdivenlidir. Bu geçit ile “Dönet Tepesi” denilen yere ulaşılır. Tepede saray kalıntıları, taş döşeli yollar, yazılı kaya ve taşlar bulunmaktadır.

YAVUZKEMAL (ŞIHLAR) BELDESİ

Yavuzkemal Beldesi, ilçe merkezine 10 km uzaklıktadır.

Eşsiz doğal güzellikleri, tarihi ve kültürel değerleriyle önem kazanıyor. Karadeniz sahilinin Anadolu ile bağlantısını sağlayan, tarihi İpekyolu’nun önemli bir kısmı bu bölgeden geçer. Ticaret kervanları, askeri hareketler, hacı kafileleri, yaylalara çıkan göçerler hep bu yolu kullanmışlardır. Belde: tarihi geçmişinde “Kırık nahiyesi” olarak isimlendirilmiştir. Kırık nahiyesinin bulunduğu bölge: Türklerden önce Venedik ve Cenevizli tüccarların yerleşim yeri olmuştur. Bölge: Anadolu Selçuklu Beyliklerinden Hacıemiroğullarının 3’ncü hükümdarı Gazi Süleyman Bey tarafından, 1397 yılında fethedilmiştir. Nahiye: Orta Asya, Türkistan ve Horasandan gelen oğuz Türkmen Boylarından Kırık aşireti tarafından kurulmuştur. Kırık nahiyesi zaman içinde “Yavuzkemal” ismini almıştır.

Yavuzkemal Beldesi, birbirinden güzel yaylalara sahiptir. Bölgede bulunan yayla ve obalar: Sırganlı, Karagöl, Tamdere, Kulakkaya ve Bektaş’dır. Yaz aylarında bunlar dolup taşar.

Kulakkaya ve Bektaş yaylalarının diğer yaylalara göre daha önemli hale gelmesinde, halk dilinde “Gariyser Caddesi” olarak da bilinen Şebinkarahisar-Giresun arasındaki tarihi İpekyolu’nun büyük önemi vardır.

Günümüzde: Yavuzkemal köklü geçmişinin izlerini taşıyan birçok yapıya ev sahipliği yapmaktadır. Bunlar arasında ilk akla gelenler hanlar, kiliseler, tarihi kemer köprüler ve değirmenlerdir.

Giresun Dereli Kulakkaya Yaylası

 

Kulakkaya Yaylası

Yavuzkemal Beldesindedir.

Hanalanı ve Yavuzkemal Yaylası olarak da isimlendirilir.

Burası Yayla Turizm Merkezi ilan edilmiştir. Giresun ilinde en çok bilinen ve gidilen yayla sahasıdır. Eğimli bir tepenin kuzey yamacı üzerine kurulmuştur.

Yayla ve çevresindeki saha: Aksu deresi ve kolları tarafından bugünkü şeklini almıştır. Birçok kaynağın ve yan derenin birleşmesiyle oluşan bu akarsular, araziyi derin bir biçimde aşındırarak oldukça engebeli bir topoğrafik yapının oluşmasına yol açmıştır. Genel olarak engebeli bir arazi görünümü vardır.

Giresun ilinin varlıklı aileleri tarafından mesire yeri olarak kurulmuştur. Çünkü yayla sahası kendisine hak mikroklimatik ortamı vardır. Yazları nispeten serin, kışları ise ılık geçen tipik Karadeniz iklimi görülmektedir.

Tarihi İpekyolu üzerinde bulunan yayla, sadece Giresun’un değil Doğu Karadeniz’deki en eski otantik yerleşim sahasıdır. Yaylada Desput Kayası ve suyu, doğa güzelliklere sahip Erimez Mevkii, Gelin Kayası ayrı birer güzelliktir.

Alçakbel orman içi piknik alanında günübirlik piknik yapabilirsiniz. Hemen yanındaki Yavuzkemal beldesinde de alışveriş yapmak imkanı bulunmaktadır. Yaylanın rakımı 1500-1600 metre aralığındadır. Yaylanın yerleşme alanının rakımı ise, 1624 metredir.

Diğer yaylalara göre daha düşük bir rakıma sahip olmasından dolayı hem ulaşımı kolay, hem de turizm faaliyet mevsimi daha uzun olduğundan daha çok tercih edilir.

Kulakkale-Alçakbel mevkiinde bulunan Orman içi eğitim tesisleri ve yanındaki Orman içi piknik alanı, günübirlik ziyaretçiler için hizmet verir. Burada organize bir piknik alanı ve çocuk oyun parkı bulunmaktadır. Yaylada bir otel yapım aşamasındadır.

Giresun Dereli Ağaçbaşı Tabiat Parkı

 

Ağaçbaşı Tabiat Parkı

İlçe merkezine 32 km uzaklıkta Yavuzkemal Beldesi hudutları içindedir. Ulaşım için asfalt yol vardır.

Giresun Dereli Ağaçbaşı Tabiat Parkı

2010 yılında Tabiat Parkı ilan edilmiştir. Giresun ilinin ilk tabiat parkıdır. Tabiat parkının tamamı devlet mülkiyetinde ve ormanlık sahadır. Alanın en yüksek yeri Tabiat parkının doğu sınırını oluşturan 1760 metre yükseklikteki bir tepedir. Ortalama rakım 1700 metredir. Yeşilin ve zengin canlı çeşitlerinin buluştuğu bir yerdir. Park alanında 38 farklı familyaya ait 75 bitki türü ve 131 omurgalı hayvan türü bulunur. Ormanlık alanın çoğunluğunda Doğu Ladini olmak üzere nadiren Doğu Karadeniz Göknarı ve Sarıçam bulunur. Tabiat parkının bitişiğindeki Ağaçbaşı Yaylası, yaz aylarında ikinci konut olarak kullanılmaktadır. Burada yaşayanlar, hayvancılıkla uğraşıyorlar.

Giresun Dereli Ağaçbaşı Tabiat Parkı

Her yıl İnişbaşı Belediyesi tarafından “Ağaçbaşı Yayla Şenlikleri” düzenleniyor. Kuşlahan kalesi buradadır. Ayrıca kemer köprüler, anıt ağaçlar bulunur. Her yıl Temmuz ayının ilk haftasında Ağaçbaşı Yayla Şenlikleri yapılır.

Giresun Dereli Kuşluhan Kalesi

 

Kuşluhan Kalesi

İlçe merkezine bağlı Kuşlahan köyünde Ağaçbaşı Tabiat Park alanı içindedir. 

Kervan yolcularının ve yayaların konakladığı veya buluştukları bir handan dolayı bu isim verilmiştir. Kervan sahipleri ve yolcular, birbirlerine nerede konaklayacaklarını sorduklarında, karşılığında “Kuşlu-han” cevabını alırlar. Bazı yolcular ise, kuşluk vakti anlamında olmak üzere “Kuşluk-han” da toplanırız derler. Kervancılar ve yayaların dilinde dolaşan ve ayrı kelimeler halinde söylenen bu isim zamanla birleştirilerek kullanılmıştır.

Giresun Dereli Kuşluhan Kalesi

 

Gelelim kaleye

Kale: Dereli ilçesini Şebinkarahisar’a bağlayan yol üzerindedir. Şebinkarahisar-Giresun arasındaki kervan yolunu gözetlemek ve gelip geçen kervanları korumak için yapılmıştır. Oldukça küçük bir kaledir.

Kalenin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Ancak taş işçiliğine bakılarak Bizans dönemine ait olduğu ancak daha önce burada Cenevizlilerden kalma bir kalenin üzerine inşa edildiği tahmin edilmektedir. Kale, 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet’in Uç beyi Seyyid Vakkas Komutasındaki askerler tarafından ele geçirilmiştir. Kale komutanının, buradan geçen kervanlardan değerli eşyalar aldığı rivayet edilmektedir. Bu söylentilere göre: “Armelit, urpelit, illede Kuşluhan kalesi, Kuşluhan kalesinin atının nalı altından mı?” şeklindedir. İkincisi: kale içerisinde büyük bir yılanın bulunduğu, bu yılanın altın bir beşiğe sahip olduğu, beşiği almak isteyenler tarafından çok korkulu ve heybetli bir yılan şeklinin ortaya çıktığı söylenmektedir.

Kalenin altında küçük bir mağara vardır. Kalede, yeraltından bir merdivenle Aksu deresine inildiği söyleniyor. Bu yolun su taşımak için yapıldığı tahmin ediliyor. Kalenin bulunduğu dik tepenin üzerinden muhteşem bir manzara izlenmektedir. Buradan Aksu deresi ve Dereli ilçesi görülebilmektedir.

Giresun Dereli Cehennem Deresi

 

CEHENNEM DERESİ

İlçe merkezine bağlı Pınarlar köyündedir. Kuzualan Tabiat parkına yaklaşık 20 km uzaklıktadır. En büyük özelliği doğal maden suyudur.

DÜZYATAK ŞELALELERİ

İlçe merkezine bağlı 16 km uzaklıktaki Eğriambar köyündedir.

3 şelaleden oluşmaktadır. Bu üç şelale, doğa tutkunları için özellikle tercih edilir. Birinci şelale: 5-6 metreden akar. Yani biraz küçüktür ama manzarası güzeldir. İkinci şelale: 20-25 metreden akar. Baş tarafında ve döküldüğü yerde küçük birer gölet bulunur. Üçüncü şelale: 20-25 metreden akar. Ancak sular dar bir çizgiden yüksek hızla akar.

Kuzalan Tabiat Parkı

İlçe merkezine bağlı Pınarlar köyündedir. İlçe merkezine 20 km uzaklıktadır.

İç içe olan Kuzalan şelalesi ve oluşturduğu rengi ile büyüleyici olan Mavi göl, doğal güzellikleri ile görülmesi gereken yerlerden biridir. Burada: büyüleyici şelaleler, göz alıcı travertenler, huzur dolu ormanlar ve şaşırtıcı canlı çeşitleri bulunur. Parkın en önemli özelliği Pamukkale’yi andırır travertenlerdir.

Giresun Dereli Kuzalan Şelalesi

 

Kuzalan Şelalesi

Dereli Orman İşletme Müdürlüğü sınırları içende bulunan şelale, Dereli-Şebinkarahisar kara yolunun üzerinde, ilçe merkezine 18.5 km Alancık köyündedir. Alancık Şelalesi olarak da bilinir.  

Taşpınar deresi üzerindedir. Rakımı 803 metredir.

Giresun Dereli Kuzalan Şelalesi

Yaklaşık 20 metreden Aksu ırmağına akar. Özellikle kış aylarında ve Mayıs ayında oldukça yoğundur. Taşpınar deresinin döküldüğü yerden, yaklaşık 1 km uzaklıkta “Beyaz Taş” denen traverten oluşumu vardır. Beyaz taşın bulunduğu bölgede çıkan kalkerli sular, yaklaşık 800 metre boyunca bir vadi oluşturarak akar. Vadi boyunca, beyaz kalkerler ilginç ve beyaz renkli oluşumlar (Pamukkale benzeri) yaratırlar. Burada botanik bahçesine girmiş gibi, yeşil ve beyazın uyumu olur. Şelalenin çevresinde kümeler ve guruplar halinde şimşir ağaçları bulunur.

Giresun Dereli Mavi Göl

 

Mavi Göl

Mavi göl, Kuzualan şelalesinden 1 km aşağıdadır. Gölün turkuaz rengi gerçekten muhteşemdir.

CABLI OBASI

İlçe merkezine bağlı 26 km uzaklıktaki Yüce (Cablı köyü) köyündedir.

Köy halkı tarafından yaz aylarında piknik ve hayvan otlatmak amacıyla kullanılmaktadır. Akkoyunlu devletinin kuruluşuyla 1300 yıllarında kullanılmaya başlanmıştır. Rakımı 1390 metredir. Ladin ağacı vardır.

KOÇKAYASI TABİAT PARKI-KÜMBET YAYLASI

İlçe merkezine bağlı 26 km uzaklıktaki Kümbet köyündedir.

Koçkayası Tabiat Parkı, A Tipi mesire yeri iken 2011 tarihinde Koçkayası Tabiat Parkı olarak ilan edilmiştir. Burada: Karadeniz’in en meşhur yaylası olan Kümbet Yaylası bulunur.

Giresun Dereli Kümbet Yaylası

 

Kümbet Yaylası

Yaylaya: Dereli-Şebinkarahisar yolu ile Dereli’den sonra Güdül-Yüceköy üzerinden asfalt bir yol ile ulaşmak mümkündür. Yayla köy statüsünde olduğundan, yaylada hazine mülklerinin yanında özel mülkler de bulunmaktadır.

Giresun Dereli Kümbet Yaylası

Yayla: doğal çevre güzelliği, kolay ve kısa ulaşımı açısından çevrenin ve Doğu Karadeniz bölgesinin en önemli ve en çok ilgi çeken yaylalarından birisidir. Denizden yükseklik 1640 metredir.

Giresun Dereli Kümbet Yaylası

Köy halkı tarafından yaz aylarında piknik ve hayvan otlatmak amacıyla kullanılmaktadır. Yaylaya gidiş için: İkisu-Kanlıhan ve Uzundere yolu hattı kullanılabilir. Dönüşte ise, Yüce ve Güdül köyü üzerindeki rota önerilir. Kümbet yaylası aynı zamanda çevresinde bulunan birçok obanın merkezi konumundadır. Her hafta Cuma günü, yaylada Pazar kurulur.

Giresun Dereli Kümbet Yaylası

Burada Özel idare kanalı ile 35 bungalov tipi ev ve restoran hizmeti bulunmaktadır. Ayrıca alışveriş merkezi, kayak tesisleri ve teleferik yapımı sürmektedir. Kümbet ve çevresinin tamamı piknik yapmak ve kamp kurmak için oldukça uygundur. Özellikle günübirlik rekreasyon ihtiyacını karşılamak için Aymaç Mevkii Mesire Alanı ve Salon Çayırı Piknik alanı kullanılabilir.

ŞIH OBASI YAYLASI

Yayla: eski Kaliser (Şebinkarahisar) yolu üzerindedir. Bu yol Giresun’un iç kesimlerine bağlantısını sağlayan oldukça eski bir yoldur. Ancak yeni ve daha düzgün yolun yapılmasıyla Şıh Obasından geçen bu yol eski önemini kaybetmiştir. Şıh Obası, Giresun’un en meşhur yaylası olan Kümbet Yaylasına oldukça yakın, bu yaylanın biraz ilerisindedir. Şıh Obasına gitmek için Kümbet yaylasından geçmek gerekir.

Şıh Obası: üç köyün yaylasıdır. Bu köyler Cenik denen yörede bulunur. Her üçü de Aksu vadisinde bulunan bu köyler: Barça, Barçaçakırlı ve Sarvan köyleridir. Yayla, Giresun ilinin en yüksek yaylasıdır. Yaylanın rakımı 2200 metre civarındadır. Bu yüzden yani yükseklik yüzünden yaylada orman yoktur, tek tük ağaç vardır. Ancak yaylanın her yeri gür bir çayırlıkla kaplıdır. Yaylanın merkezinde yolun bir yanında küçük bir cami olan Şıh Obası camisi, diğer yanında da yaylanın kahvehanesi ve bir küçük bakkal bulunur. Ayrıca yol kenarında bir çeşme vardır. Yaylada küçük bir dere vardır. Sularını eriyen karlardan alan derenin suyu her zaman buz gibi soğuktur. Bu dereciğin adı halk arasında “Kanlıkürtük” deresidir. Çünkü, yazın bile tam olarak erimeyen kar kütleleri (bu yörede buna kürtük denir) üzerinde gezinen bir çocuğun, kürtüğün çökmesi sonucu hayatını kaybetmiş olmasıdır.

Şıh obası yaylasının en dikkat çeken özelliklerinden birisi de halk arasında duman olarak tabir edilen sistir. Yaylada adeta duman çökmediği gün yoktur. Zaten bir vadi içinde olan yaylada duman bazen doğudan, bazen de batıdan gelir. Eğer bu sırada yaylada iseniz, dumanın yavaş yavaş yaylayı kaplaması ve sizin de duman içinde kalmanız, adeta bulutlarda dolaşıyor hissini yaratır. Eğer bu sırada yaylaya hakim gıran denen yamaçlardan birinde iseniz Şıh Obasının bulutlar arasında kalışını izleyebilirsiniz.

Yaylanın ismi hakkında iki rivayet vardır. Birinci rivayete göre, yaylanın adı Sarvan köyünde yaşayan Şıhoğullarından gelmektedir. Diğer rivayet ise, yaylanın adının Barçaçakırlı köyünde yaşayan Tekiroğullarından geldiğidir.

SİNDEL OBASI YAYLASI

İlçe merkezine bağlı 30 km uzaklıktaki Yüce köyündedir.

Köy halkı tarafından yaz aylarında piknik ve hayvan otlatmak amacıyla kullanılmaktadır. Rakımı 1440 metredir.

TAMDERE

Dereli-Şebinkarahisar yolu üzerinde, Eğribel geçidi eteklerinde bulunan bir dinlenme ve mesire yeridir.  İlçe merkezine 42 km uzaklıktadır.

Burada bulunan maden suyunun çeşitli hastalıklara iyi geldiği söylenmektedir. Ayrıca burada otopark, lokanta ve elektrik bulunur. Rakım 2200 metredir. Burada günümüzde herhangi bir tesis yoktur. Buraya yolunuz düşerse kuzu pirzola ve deri peyniri tatmalı unutmayınız.

Giresun Dereli Hacı Mustafa Türbesi ve Mezarı

 

HACI MUSTAFA TÜRBESİ VE MEZARI

İlçe merkezine 43 km uzaklıktaki Kızıltaş köyündedir.

Türbenin kitabesi günümüze ulaşmasa da kayıtlara göre türbenin yapılış tarihi 1812 yılıdır. Adak merkezidir. Hastalar, hasta yakınları, çocuğu olmayanlar ve kısmetinin açılmasını umud edenler ziyaret etmektedir. 1991 yılında tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

Giresun Dereli Bektaş Yaylası-Bektaş Turizm Merkezi

 

BEKTAŞ YAYLASI-BEKTAŞ TURİZM MERKEZİ

İlçe merkezine bağlı 43 km uzaklıkta, Bektaş Turizm Merkezindedir.

Bulancak ve Dereli ilçeleri ortak yayla olarak kullanmaktadır. Çevresinde bulunan Kulakkaya yaylası, Melikli Obası, Kurttepe Mevkii ve Alçakbel Orman içi piknik alanı ile birlikte bir bütün teşkil eder. Bektaş ismi, Hacı Bektaş-ı Veli müritleri Türkmen Çepniler tarafından onun hatırasına hürmeten verilmiştir. Bektaş yaylasına ulaşmak için kullanılacak rotalar: Giresun-Dereli-Yavuzkemal ve Giresun-Batlama deresi-İnişbaşı’dır. 

Giresun Dereli Bektaş Yaylası-Bektaş Turizm Merkezi

Günümüzde yaylada betonlaşma başlamış fakat alınan bir dizi tedbirlerle betonlaşmaya engel olunmuştur. Bakanlar kurulu kararı ile bölge 1990 yılında turizm merkezi ilan edilmiştir.

Bölgenin rakımı 1650 metredir. Nüfus bakımından Doğu Karadeniz bölgesinin en büyük yaylalarından biridir. Yaylanın havası ve suları çok soğuktur. Yaz aylarında bile soba yakmak gerekir. Yağış mevsiminde hava genellikle sislidir. Hava açık olduğu zamanlar oluşan vadilere çöken bulutlar, inanılmaz güzel manzaralar yaratır.  Yaylada hareketlenme, genellikle karların erimeye başlaması ile Nisan ayı başlarında başlar ve yaklaşık Kasım ayına kadar yerleşme devam eder. Yoğun kar yağışının olduğu kış aylarında ise, yaylada sadece devletin görevlendirdiği bekçi ve birkaç meraklı konuktan başka kimse bulunmaz. Çünkü bütün ulaşım yolları karlarla kapalıdır ve kış döneminde yaylaya ulaşmak oldukça zordur.

Giresun Dereli Bektaş Yaylası-Bektaş Turizm Merkezi

Her yıl geleneksel olarak Ağustos ayının ilk haftasında “Bektaş Yayla Şenlikleri” düzenlenmektedir. Yapılan etkinlikler içerisinde çeşitli hayvansal ürün yarışmaları, spor müsabakaları, halk oyunları ve çeşitli eğlence programları yer alır.

Yaylada 72 yatak kapasiteli ve iki yıldızlı bir de otel (Karagöl Otel) bulunmaktadır. Yaylada doğa yürüyüşü yani trecking yapanlar için çok uygun parkurlar bulunur.

Kurttepe Mevkii

Kayak yapmaya uygun doğal alanlar vardır. Yaz aylarında burada çim kayağı yapılmaktadır.

Melikli Obası

Rakımı 1500 metredir. 2 kilometre uzaklıkta bulunan Yavuzkemal Beldesinde sağlık ocağı ve PTT bulunur. Konaklama için kamp malzemesi getirilmelidir. Yayladan et, süt mamülleri, ekmek ve yumurta satın alabilirsiniz.

Giresun Dereli Karagöl Dağları

 

KARAGÖL DAĞLARI

İlçe merkezine bağlı Aksu köyündedir. (ilçe merkezine 50 km )

Karagöl dağları, Dereli ilçesinin güneybatısında, Giresun ilinin en yüksek ikinci dağı konumundadır. Yükseklik 3700 metredir. Karagöl dağlarında 7 tane krater gölü bulunduğu söylenmektedir, ancak bunlardan günümüzde sadece 4 tanesi vardır.

Karagöl dağında: Karagöl Krater gölü çevresinde çayırlarla kaplı alanlar: yörenin en meşhur yaylalarından biri olan “Karagöl Yaylasını” oluşturur. Karagöl dağlarında birçok oba bulunmaktadır. Dağın kuzeybatısında Elmalı, Bozat Taşı ve İnboyu obaları vardır. Karagöl dağları, yürüyüş sporu yani trekking için çok idealdir. Yaz aylarında burada rehber eşliğinde yürüyüşler yapılmaktadır. Karagöl dağının zirvesine çıkmayı düşünenler için, doğu tarafında bir kayalığın altında zirve anı defteri bulunmaktadır. Bu defteri Akut ekibi bırakmıştır.

Giresun Dereli Karagöl

 

Karagöl

İlçe merkezine bağlı 50 km uzaklıktaki Karagöl gölü, Karagöl dağının tepesindedir. Araçla 2 saatte ulaşılır. Dağdaki en büyük göldür. Gölün berraklığı inanılmaz güzelliktedir. Rakımı 2730 metredir. Doğal olarak oluşmuş volkanik bir göldür ve derinliği 24 metredir. Genişliği 450 metre karedir. Buradan zirvenin altında kalan bulutları izlemek mümkündür. Karagöl, sahile 70 km uzaklıktadır. Karagöl’den dışarı küçük bir dere akmaktadır. Bu dere hemen aşağıda bir menderes oluşturarak akar ve buraya da Barsak gölü denir.

Giresun Dereli Karagöl

Karagöl’ün hemen kıyısında çadır kurmak mümkündür. Çadırların giriş kapısı, dağa gelecek şekilde yerleşilmelidir, çünkü aşağıda kalan obadan yoğun sis geldiğinde çadıra arka cepheden vurması tercih edilir.

Barsak gölü

Karagöl’ün Aksu köyüne doğru inen vadisinde Bağırsak Gölü vardır. Bu gölde görülmesi gereken göller arasındadır. Bağırsak gölünün biraz altında ise “Eğrikaya Obası” bulunur.

Giresun Dereli Karagöl Yaylası

 

Karagöl Yaylası

Karagöl yaylası, 3107 metre yüksekliktedir. Yaylada oksijen bol olduğundan en yüksek tepelerde endemik bitki türleri yetişmektedir. Genelde burası trekking yapanlar tarafından tercih edilir. Buranın en büyük özelliği: zaman zaman bulutların aşağıya inmesiyle oluşan sis havuzu manzaralarıdır.

Giresun Dereli Aygır Gölü

 

Aygır gölü

3107 metre olan Karagöl Dağlarının tepesinin hemen altında Aygır Gölü vardır. Gölün çok yakın bir yerine kadar araçla gidilebilmektedir. Bu göl ülkemizde yer alan buzul göllerinden birisidir. Buzullardan akan suyun içinde yüzmeyi deneyebilirsiniz. Gölün derinliği 7 metredir. Genişliği ise 270 metrekaredir.

Kırklar Tepesi

3060 metre yüksekliktedir. Tepenin hemen hemen tüm arazisi, mezar şeklinde çevrilmiş öbeklerden oluşur. İki tane büyük mezar vardır. Bunların Şeyh veya Komutan mezarı olduğu söylenir. Rivayete göre: 40 asker burada şehit olmuş ve mezarları burada bulunmaktadır.

Giresun Dereli Sağrak Gölü

 

Sağrak gölü

Dereli Orman İşletme Müdürlüğü İkisu Orman İşletme Şefliği sınırları içindedir. Karagöl dağlarının en doğusunda bulunan 3040 metre yükseklikte Kırklar Tepesinin kuzey doğu yamacındadır. Kızıltaş Yaylasındadır. Gölün tam kenarına kadar arazi araçlarıyla gitme imkanı vardır. Rakımı 2650 metredir. Derinliği 5 metredir, genişliği 210 metre karedir. Krater gölüdür. Yaban hayatı olarak: vaşak, ayı, kurt, tilki, kartal, şahin ve doğan gibi hayvanlar görülebilir. Sağrak gölünün alt tarafındaki vadide: Kanıağıl, Avşar, Yukarı Belen ve Aşağı Belen ovaları bulunur. Sağrak gölünün daha doğusunda küçük bir göl olan “Kazan göl” ü vardır.

Camlı göl

Kırklar tepesinin kuzey batı yamacındadır. Gölün bulunduğu yere araçla ulaşmak mümkündür. Krater gölüdür. Rakımı 2780 metredir. Göl kıyısında hafta sonu piknikçileri için piknik alanı bulunmaktadır. Ayrıca temiz su kaynağı da vardır.

Avşar Obası

Aksu köyüne bağlı bir obadır. Genellikle burada koyun yetiştiriciliği için yaz aylarında konaklama yapılır. Çünkü kış aylarında tamamen karlarla kaplıdır.

Giresun Dereli Kabaçağlayan Şelalesi

 

KABAÇAĞLAYAN ŞELALESİ

İlçe merkezine bağlı Baybahan Yaylasındadır. İlçe merkezine 53 km uzaklıktadır.

Bulunduğu yerin rakımı 1710 metredir. Deli deresi üzerindedir ve yaklaşık 46 metreden dökülür. Dereli obasına yaklaşık 15 dakika yürüyüş mesafesindedir. Şelalenin döküldüğü yerde küçük bir gölet oluşmuştur, bu gölet yüzmeye elverişlidir. Günümüzde Şelale, Hes tehdidi altındadır. Çünkü şelale güzergahında bulunan Hidroelektrik Santral regülatörü, kazı fazlası malzemeleri şelale çevresinde tahribata sebep olmuştur.

Şebinkarahisar tanıtımı.

Giresun tanıtımı.

 

Konya Karapınar

Konya Karapınar

Obruklar gerçekten tabiat harikası yerler ve mutlaka görülmesini, görmenizi öneriyorum, ayrıca ilçe merkezinde yine bir mimari tarihi eser, II Selim Külliyesi, bence buraya zaman ayırın, mutlaka gidin obrukları ve külliyeyi görün.

ULAŞIM

Karapınar, Konya’yı doğuya bağlayan çok önemli ve işlek bir kara yolu üzerindedir. Karapınar, Konya il merkezine 94 km uzaklıktadır. Karapınar, Ankara arası uzaklık 335 km. Karapınar. Adana arası uzaklık 241 km. Karapınar, Mersin arası uzaklık 236 km. Karapınar, Afyon arası uzaklık 316 km. Karapınar, İstanbul arası uzaklık 765 km. Karapınar, Karaman arası uzaklık 77 km.

TARİHİ

Bölge: MÖ 3000-2000 yılları arasında Proto Hititler tarafından yerleşim merkezi olarak seçilmiş ve “Hyde” isimli bir yerleşim yeri kurulmuştur. Hyde kenti, Hititlerin yarı bağımsız ve rahip krallar tarafından yönetilirken, Truva krallığının hakimiyetine girer.

Daha sonra da bölge çeşitli uygarlıkların hakimiyeti altında kalır. En büyük tarihi özelliği “İpek yolu” üzerinde bulunmasıdır. 832 yılında, Memun: Karapınar ve çevresinin gelirlerini Medine Vakfı’na bağlar. Bu vergi, Selçuklular, Karamanoğulları ve Osmanlılar döneminde devam eder.

Ancak Sultan II Abdülhamit döneminde biter. 1308 yılında yörede Karamanoğulları hakimiyeti görülür. 1467 yılında ise Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katılır. Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu II Selim, Konya valiliği sırasında Karapınar’ın imarına önem verir.

Sultan Selim Camisini tamamlattırır. İlaveten ilçeye kervansaray, han, hamam ve 39 dükkanlı bedesten, 2 yel değirmeni ve 5 çeşme yaptırır. Takip eden süreçte, ilçede Sultan II Selim’in eserleri nedeniyle, buraya Sultanlar Şehri anlamına gelen “Sultanhisar” ismi verilir.

1868 yılında çıkarılan bir ferman ile Konya’ya bağlı bir ilçe olur. 1882 yılında Belediye kurulur. Cumhuriyet döneminde yani 1934 yılında “Sultaniye” ismi “Karapınar” olarak değiştirilir. İlçenin isminin kaynağı “Pınarbaşı” denen yerden çıkan “Karasu” kaynağı ile ilgilidir. Ancak Karasu kaynağı günümüzde kurumuştur.

Konya Karapınar

GENEL

Buranın en önemli özelliği burada Türkiye’nin tek “çöl toprağı” bulunmasıdır. Deniz seviyesinden ortalama yüksekliği 1026 metredir. Karacadağ volkanı, ilçe sınırları içerisindedir. Ayrıca yine bir başka volkanik kütle Üzecek dağı vardır.

Bu iki dağın arasında Karapınar ovası bulunur. İlçe bu ova üzerinde kurulmuştur. İlçenin kuzeyi; obrukları barındıran Obruk platosu ile çevrilidir. En önemli obruklar: Meke tuzlası, Acıgöl, Meyil gölü ve Çıkarı gölüdür.

Bunlardan: Meke tuzlası ve Acıgöl, volkanik patlamalarla oluşmuş iki patlama krateri olarak dünyaca meşhurdur. Güneyde ise, ülkemizde en fazla rüzgar erozyonunun etkili olduğu alan bulunur. Rüzgar erozyonu büyük hasar yaratır.

Yöredeki topraklar, yüzde 60’lara varan oranlarda kireçlidir. Bölgede karasal iklim hakimdir ve buna bağlı olarak yazlar çok sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlı geçer.

Bitki örtüsü yağışın azlığına bağlı olarak zayıftır, bölgede ormanlık alan yoktur. İlçede yaşayanların geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır.

Konya Karapınar

KARAPINAR AYDOĞANLAR MESLEK YÜKSEK OKULU

Konya Selçuk Üniversitesine bağlıdır.

 

NE YENİR

Bu yöreye yolunuz düşerse özellikle “bamya çorbası” tatmanızı öneririm. İkinci bir öneri de “Arabaşı” çorbası olacaktır.

Konya Karapınar

GEZİLECEK YERLER

Konya Karapınar Sultan Selim Külliyesi

SULTAN SELİM KÜLLİYESİ

İlçe merkezinde Pınarbaşı caddesindedir.

Külliye 1563 yılında Sultan II Selim tarafından: İstanbul Bağdat posta ve ticaret yolunun güvenliğini sağlamak için yaptırılmıştır. (cami kapısı üzerinde kitabe vardır.)

Bazı kaynaklara göre ise, caminin temelinin Yavuz Sultan Selim tarafından Çaldıran seferine giderken atıldığı, caminin Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu olan II. Selim tarafından bitirildiği yazılıdır. Öte yandan caminin mimarı konusunda da çelişkili ifadeler bulunmaktadır.

Külliyenin yapımı için Halepli mimar Cemaleddin görevlendirilmiştir. Ayrıca: Mimar Sinan tarafından da caminin inşası için Hassa Mimarlar Ocağından Mehmet görevlendirilmiştir. Buna göre: Külliyenin yapımında baş mimar Halepli Cemaleddin olup, hassa mimari Mehmet, caminin yapımında ona yardım etmiştir.

Yani sonuçta: Sultan Selim Külliyesinin mimarı olarak Mimar Sinan ve Halepli Mimar Cemaleddin üzerinde durulmaktadır. Bu iki mimar dışında, bir de Mimar Sinan tarafından görevlendirildiği iddia edilen Mimar Mehmet adlı üçüncü bir mimar mevcuttur.

Ancak yine kayıtlarda, caminin bizzat Mimar Mehmet tarafından inşa edilmediği, ama Mimar Mehmet’in caminin yapımında başından sonuna kadar hizmette bulunduğu yazılıdır. Ancak yine kayıtlara göre Mimar Mehmet, caminin yapımından sonra tek başına ödüllendirilmiştir.

Neyse bu konuya fazla girmeyelim, zaten bu konu hakkında hala araştırmalar sürdürülmektedir. Biz yapıların mimarına değil güzellikleri ve özelliklerine değinelim.

Külliyede: cami, imaret, bedesten, han ve hamam bulunur. Bunlar oldukça simetrik bir şekilde yerleştirilmiştir. Caminin kapısı, han kapısı ve çeşme aynı hizadadır. Caminin kapısından, çeşme rahatlıkla görülebilir.

Külliyenin merkezinde cami bulunur. Cami: imaret ve kervansarayın güney ucunda, hamam ise bu yapılar topluluğunun doğusunda, bağımsız olarak yer almaktadır.

Günümüze: cami, çeşme ve hamam ulaşmıştır. Tabhane ve imaretin bazı bölümleri, arasta ve kervansarayın ise sadece temel izleri kalmıştır.

Konya Karapınar Sultan Selim Külliyesi Cami

Cami

Cami, külliyenin güneyindedir. Külliyedeki yapılar içinde en bakımlısı olarak günümüze ulaşmıştır. Caminin giriş kapısı üzerinde kitabe bulunur. Giriş kapısı üzerindeki mermer taşlar, dişli olarak birbirine geçirilmiştir.

Caminin giriş kapısı: iki kanatlı ve ahşaptır. Kapılar geçmeli olarak yapılmıştır. Bronz kilit ağızları ve halkaları ile bezenmiştir. Caminin dış cephesinin yapımında: bölgede gök taş denilen koyu gri, koyu ve sarımtırak renklerdeki taşlar kullanılmıştır.  

Kare planlı olan caminin her bir kenarı 15 metre uzunluktadır.

Caminin içi: kubbe ve tromplar göz kamaştıran bitkisel çiçek motifleriyle süslenmiştir. Camide, üstü kurşunla kaplı büyük bir kubbe bulunur. Bu büyük kubbe tromplar üzerinde yükselir.

Caminin girişinde, 6 tane beyaz mermer sütuna oturtulmuş, 5 tane küçük kubbe daha bulunur. Caminin içinde: irili ufaklı 21 tane pencere vardır. Bu pencereleri içten kapatan tahta kapaklar, geometrik motiflerle süslenmiştir.

Üst bölümdeki pencereler kafes şekillidir. Bunlar küçük küçük geometrik şekillere bölünmüş ve bu bölümlere renkli camlar yerleştirilmiştir. Camide iki minare vardır.

Selimiye Şadırvanı

Caminin kuzeyindedir. Onarım kitabesine göre, şadırvan 1569 yılında inşa edilmiş ve 1596 yılında onarım görmüştür. 1956 yılında şadırvan tamir edilmiş, yakın bir zamanda yerinden kaldırılarak ve asli hüviyeti bozularak daha batı yöne nakledilmiştir.

Konya Karapınar Sultan Selim Külliyesi Valide Sultan Hamamı

Valide Sultan Hamamı

Külliyenin doğusundaki sokağın karşısında yani külliyenin dış bölümünde bulunmaktadır. Hamam: Sultan II Selim’in annesi Hürrem Sultan tarafından 1542-1544 yılları arasında yaptırılmıştır. Hamamın mimarisi, cami kadar başarılı değildir.

Kare biçimindedir. 10 x 10 metre ölçülerindedir. Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Doğuda ve batıda olmak üzere 2 tane kapısı vardır. Batı cephesinde bulunan giriş kapısından soyunmalık bölümüne girilir. Burada bulunan salon: 10 x 10 metre ebatlarındadır.

Kenarları troplar üstüne yükseltilmiş ve tek ve büyük bir kubbe ile örtülmüştür. Hamamın yıllar içinde bakımına gerekli özen gösterilmemiştir. Bu yüzden 20’nci yüzyıl başında hamam yarı harabe halindedir. Sadece 1940 yılında esaslı bir tamirat yapılmıştır. 2007 yılında hamamda ayrıntılı onarım yapılmıştır.  

Günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.

İmaret

İmaretin orijinal hali hakkında bilgi yoktur. 18’nci yüzyıldaki kayıtlara bakıldığında, üzeri kubbe ile örtülü birçok yapıdan oluştuğu anlaşılmaktadır. Bunlar: imaret, mutfak, kiler, un-buğday ve arpa ambarları, fırın ve odun deposudur.

19’ncu yüzyıl ortalarında bakımsız kalan imaret, bir süre ambar olarak kullanılmıştır. 20’nci yüzyıl başlarında yıkılmaya başlamış ve terk edilmiş, zamanla ortadan kalkmıştır. 1991 yılında yapılan kazıda mutfak bölümü temelleri ortaya çıkarılmıştır.

Arasta

Arasta: çifte han ile tabhane arasındadır. Tonoz örtülü iki sıra halinde 39 dükkan vardır. 1844-1847 yılları arasında yapılan onarımda, dükkanların üstündeki kurşun değiştirilmiştir. 20’nci yüzyılın başında kullanılmaz hale gelmiş ve zamanla ortadan kalkmıştır.

Han

Caminin kuzey tarafındadır. Çifte han olarak eski Konya-Ereğli yolu üzerine kesme taştan yapılmıştır. Bu taşlar, birbiriyle çok sıkı birleştirilmiştir. Handa kuzeyden güney uzunca bir avlu ve dört tarafa açılan bir kapısı vardır.

Han içinde: aş evi, ambar, imarethane, at ahırı, dinlenme odaları gibi bölümler bulunur. 1836 yılında harap durumdaki hanlar, 1844-1847 yılları arasında yeniden yapılmıştır. Bu sırada han sayısı bire indirilmiş ve boyutu küçültülmüştür.

Kurtuluş Savaşı sırasında deve ahırı olarak kullanılan han, daha sonra harap hale gelmiş ve 1991 yılında yapılan araştırmalarda, çifte hanlardan bir tanesinin temelleri bulunmuş ve eski temeller üzerine 1991-1992 yıllarında eski temeller üzerine çifte han şeklinde yeniden yapılmıştır. Günümüzde kafeterya olarak kullanılıyor.

Konya Karapınar

ÇARŞI ÇEŞMESİ

Çeşme, Selimiye Mahallesi Selimiye Külliye çarşısının karşısındadır. Bulunduğu meydanın simgesidir.

Sultan II. Selim, Konya şehrinde vali iken, Karapınar’a yaptırdığı külliye için: Padişah olduktan sonra Karacadağ’ın ovacık yaylasından memba suyu getirtmiş ve 1569 yılında bu çeşmeyi yaptırmıştır. Çeşmenin mimari Mimar Sinan’dır.

Çeşmenin üzerinde iki ayrı mermer üzerine yazılmış Farsça kitabe bulunur. Kitabeye göre, çeşme H 977 yılında yaptırılmıştır. Mimari tarzı klasik üsluptadır. Çeşmenin yapımında muntazam yontu taş malzeme kullanılmıştır.

Çeşmenin ön kısmında bulunan dikdörtgen yalak ızgara ile kapatılmıştır. En son yapılan restorasyon çalışmalarında: çeşmenin bitişiğinde yapılan kazı çalışmaları sonucu, dikdörtgen formlu birbirine bitişik üç adet yalak ortaya çıkarılmış ve bitişiğinde oval ağızlı bir kuyu bulunmuştur.

Kuyunun ağzı betonarme bir kapakla kapatılmıştır. Kuyu kapağının 1962 yılında yapıldığı yazılıdır. Bu tarihi 3 yalak ve oval su kuyusu cam çerçeve içine alınarak korumaya alınmıştır.

ASMAN KALESİ

Yeşilyurt kasabasındadır. Burayı görmek isterseniz, Ovacık yaylasından yaklaşık 1 saatlik bir tırmanış ile ulaşabilirsiniz. Kaleye çıkan yolda, bolca meşe ağaçları bulunuyor.

Bölgede bulunan Karacadağ, korunaklı ve uygun yapısı nedeniyle, tarih boyunca bir çok stratejik yerine kale yapılmıştır. Asman kalesi: 1650 metre yükseklikte ve Ovacık yaylasının girişinde hakim bir noktadadır. Muhtemelen Geç Hitit ve Bizans döneminde kullanılmıştır.

Kaleden günümüze: güney, kuzey ve batı duvarlarının yaklaşık 200 metrelik bölümü sağlam olarak gelmiştir. Ayrıca giriş kapısı da nispeten sağlamdır. Kale içinde ise yerleşim izlerinin kalıntıları görülebilir. Kalenin doğu tarafı ise: 30-40 metrelik doğal kaya duvarlarından ve sarp yamaçtan oluşur.

MEYİL GÖLÜ

İlçe merkezinin 35 km kuzeybatısındadır. Karapınar ovasındadır.

Dairevi biçimdeki gölün uzun ekseni 650 metredir. Obruk yamacının kuzey bölümü daha dik ve yüksektir. Güney yamacı ise daha az eğimli ve alçaktır. Obruk içinde, göl kıyısına inen yol, daha az eğimli olan güney yamaçtadır.

Maksimum derinliği 40 metre olan gölün su rezervi oldukça fazladır. Buradan yaklaşık 20 metre yukarıya su basılarak sulama suyu temin edilir. Çünkü gölün suyu tatlıdır. Zaten bu yüzden gölde çeşitli canlılar da (balık, su yılanı, kurbağa gibi) yaşamaktadır. Derinliği 40 metredir.

Konya Karapınar Acı göl

ACI GÖL

Meke gölünün kuzeydoğusunda Karapınar-Ereğli kara yolunun 8’nci kilometresindedir.

Volkanik patlamalar sonucu oluşan çukurda meydana gelmiştir. Karacadağ’ın güneydoğu kenarındadır. Gölün çevresi dik yamaçlarla ve volkanik küllerle kaplıdır. Göl kıyıları bu yüzden oldukça diktir.

Gölün derinliği 300 metreyi geçmektedir. Derinliği bakımından dünyada 3’ncü sırada olduğu söyleniyor. Göl daire şeklindedir. Deniz seviyesinden 70 metre daha aşağıdadır.

Göl suyu acı ve tuzludur, çünkü içeriğinde magnezyum sülfat vardır. Bu yüzden, göl suyunda canlı yaşamaz. Zaten göl ismini, suyunun acı olmasından almıştır. Suyun içindeki minerallerin; insan vücudunda kaşıntı, sivilce, yara ve benzeri rahatsızlıklara iyi geldiği söyleniyor.

Acıgölle ilgili anlatılan bir efsane ile tanıtımı bitireyim: “Çok eski zamanlarda bir derviş acı gölün bulunduğu yere gelir. Ancak o dönemde acı göl yoktur, burada büyük bir dağ ve bu dağın eteklerinde küçük bir göl vardır.

Derviş, köylülerden ekmek ister, ancak hangi kapıyı çaldı ise ekmek verilmez, kovulur. Sadece iki çocuklu bir gelin, kendisine gizlice ekmek verir ve onu ağırlar, ibadet etmesi için yer ayarlar. Derviş bu geline şöyle der “kızım şimdi burayı terk et ve her ne sebeple olursa olsun arkana bakma” Bunun üzerine gelin iki çocuğunu sırtına alır ve hızlıca köyden uzaklaşır.

Ancak köyün bulunduğu yerden büyük bir gürültü gelince merak eder, arkasına döner bakar ve o anda, bulunduğu yerde taşlaşır. Evet, bu efsane ile ilgili kaya halen gölün kıyısında durmaktadır. Elbette bazı okurlar bu efsanenin oldukça tanıdık geldiğini söyleyeceklerdir, çünkü benzer efsaneler birçok yerde anlatılmaktadır.

Bitirmeden, acı göl ile ilgili bir söylenti daha var. Söylenenlere göre “Acı göl ile Akdeniz arasında bağlantı vardır ve bu yüzden Acı gölde, suyun seviyesi her zaman aynı kalır, hiç azalmaz veya artmaz.”

Bu satırları okuyanlar, sanırım bu göle yüzmek için girmeye cesaret edemeyeceklerdir, çünkü gölün dibinin olmadığı, yüzmek için girenleri içine çektiği gibi şeyler de söylenmektedir ama bence inanmayın, sadece tedbirli olun, kıyıdan fazla açılmayın, unutmayın ki, dünyanın en güzel doğal mekanlarından olan Burdur Salda gölü de aynı efsanelere yani dibinin olmadığına, dibinden Akdeniz’e bağlı olduğuna dair söylentiler olsa da, insanlar kıyıdan fazla açılmamak şartıyla her yıl Salda gölüne binler, hatta on binlerce insan yüzmek için girmektedir, burası da aynı, efsaneler elbette var ve var olacaktır, kıyıdan açılmadan yüzmenin tadını çıkarın.

Konya Karapınar Çıralı Göl

ÇIRALI GÖL

İlçe merkezine 26 km uzaklıktadır.

Buranın en büyük özelliği: birbirlerine koridorlarla bağlı yeraltı mağara ve şehirlerinin girişindeki göl manzarasıdır. Bu manzara özellikle yerli ve yabancı turistlerin, fotoğraf tutkunlarının ilgisini çekmektedir.

Bu mağaralarda Roma dönemine ait çeşitli kalıntılar bulunmuştur. Deniz seviyesinin 80 metre altındadır. Gölün ağız genişliği 375 metredir. Ortalama derinliği ise 35 metredir. Bu gölün kıyısında kamp kurup yüzmek mümkündür.

MEKE GÖLÜ/TUZLASI

Meke gölü ile ilgili ayrıntılı gezi yazımı, yine bu sitede bulabilirsiniz.

AKÖREN OYMALI YERALTI ŞEHRİ

MS 8 ve 10’ncu yüzyıllar arasında, bölgede yaşayanlar, Arap akınlarından korunmak için Karacadağ vadilerinde yeraltı şehirleri yapmışlardır.

Savunma amaçlı yapılan bu yeraltı şehirlerinde: kilise, sarnıç, zindanlar, odalar, galeriler ve hava bacaları bulunmaktadır. Galerilerin geneli, sadece bir insanın geçebileceği büyüklüktedir. Şehirler ise, zaman içinde odalar eklenerek büyütülmüştür.

Oda tavanlarındaki basıncı azaltmak için, tonozlu sistem uygulanmıştır. Bazı galeriler kuyu tipindedir. Yanlarda ayak koymak için kertikler açılmıştır. Burada: çocukları ve eşyaları indirmek için, makara sistemi kurulmuş ve böylece dünyanın ilk asansörü oluşturulmuştur.

Konya Beyşehir hakkındaki gezi yazım için  Beyşehir

Konya Şeb-i Aruz

şebi aruz.1
Konya Şeb-i Aruz

Konya Şeb-i Aruz: Konya denince ilk akla gelen elbette Mevlana’dır. Ünlü Türk felsefecisi Mevlana’dan söz edince: onunla ilgili ilk akla gelenler “Mesnevi” ve günümüze kadar ulaşan bir gelenek “Şeb-i Aruz” törenleridir.

Burada: Mevlana’nın kimliği, yaşamı, düşünceleri hakkında uzun uzadıya konuşmak mümkün, ancak ben sizlere her yıl 7-17 Aralık tarihleri arasında, Konya’da düzenlenen “Şeb-i Aruz” törenlerinden söz etmek istiyorum.

Törenlerin yapılış şekli, törenlerde görev yapanlar, giysileri, hareketleri ve bunların anlamları hakkında bilgi sahibi olmak, bu törenlere gidip katılmayı düşünenler için mutlaka yararlı olacaktır. Bu yazıyı okuduktan sonra Şeb-i Aruz törenlerini kolaylıkla anlamak mümkün olacaktır.

Konya Şeb-i Aruz: Öncelikle Mevlana ve yaşam öyküsü hakkında kısa bilgi vermek istiyorum. Çünkü: Şeb-i Aruz törenlerini anlamak için, Mevlana ve öğretilerini tanımak gerekir.

Asıl ismi “Muhammed Cemaleddin” olan bu ünlü felsefeci, 1207 yılında günümüzde Afganistan ülkesi sınırları içinde kalan Horasan eyaletinin Belh şehrinde doğdu. Babası Belh şehrinin ileri gelenlerinden ve “Bilginlerin Sultanı” ünvanı bulunan Bahaeddin Veled’tir.

Muhammed Cemaleddin: çok küçük yaşta, babasından felsefe, din ve filoloji dersleri almaya başladı. 1213 yılında, yaşadıkları bölgedeki siyasi olaylar ve Moğol istilası nedeniyle aile ve bazı dostları hep birlikte Belh şehrinden ayrıldı ve 1214 yılında Bağdat ve ardından 1218 yılında Karaman iline geldiler.

Bu yıllarda, Anadolu’nun büyük kısmı “Selçuklu devleti” hakimiyetindeydi ve Konya, bu devletin başkentiydi. Bu yüzden: şehir sanatkarlar ve bilim adamlarıyla doluydu ve sanat eserleriyle donatılmıştı.

Bahaeddin Velet ve yakınları, Selçuklu hükümdarı Alaeddin Keykubat’ın daveti üzerine, 1228 yılında Konya şehrine gelip yerleştiler. Bahaeddin Veled, 1231 yılında vefat etti ve Selçuklu Sarayı gül bahçesine gömüldü.

Konya Şeb-i Aruz: Ardından: Muhammed Cemaleddin, buradaki medrese de dersler vermeye başladı. Öğrencileri ve sevenleri tarafından, kendisine “Mevlana” yani “Efendi” lakabı takıldı. Batıda bulunan Anadolu Selçuklu topraklarına Rum diyarı denildiğinden, isminin sonuna “Rum-i” yani “Rum diyarında yaşayan” eki konuldu.

Mevlana, öldüğü güne kadar aşktan başka hiçbir şey konuşmamıştır. Sevgiyi, hoşgörüyü, yaratılanı yaratandan ötürü sevmeyi, hiç kimseyi ayırmadan insanlara sevgi, saygı duyan, yaratılan her şeyi Allah’tan dolayı seven bir kişidir.

Bu yüzden: ölümü bir son değil, gerçek alemde bir başlangıç olarak görür. Ölüm gününü: dünya gurbetinin son bulduğu gece, insanın aslına rücu ettiği, nihayet evine kavuştuğu gece olarak kabul eder.

“Kardeşim benim mezarıma sakın defsiz gelme, çünkü Allah sevenlere, O’nun huzurunda olanlara dertli olmak, kederli olmak yakışmaz” der. Cenaze neyler çalınarak, davullar ve kenarları zilsiz defler dövülerek, besteler okunarak ve sema edilerek götürülür ve bu gelenek daha sonraki cenazelerde de devam eder.

Yaşamını “Hamdım, piştim, yandım” sözleriyle özetleyen Mevlana, 17 Aralık 1273 tarihinde vefat eder. Bu yüzden: Şeb-i Aruz törenleri her yıl 17 Aralık tarihinde düzenlenmektedir.

şebi aruz.2

ŞEB-İ ARUZ

Konya Şeb-i Aruz: Şeb-i Aruz: kelime anlamı “Düğün gecesi” demektir. Mevlana: bu geceyi Rabb’ine, sevgiliye kavuşma gecesi olarak düşündüğünden “Düğün gecesi” olarak kabul etmiştir.

Yani ölüm günü: Mevlana için “Hakk’a vuslat” yani “Yaratana kavuşma” günüdür. Ölümü: cismin ortadan kalkması değil, Allah’a doğru uçması olarak kabul eder. Zaten Müslümanlık öncesinde, Türkler de ölüm bu şekilde tasvir edilirdi.

ŞEB-İ ARUZ TÖRENLERİ

Törenler, her yıl 7-17 Aralık tarihleri arasında yapılır. Alaaddin Keykubat Tepesi yakınlarında, Mevlana ve Şems-i Tebrizi’nin buluştuğu yer olarak kabul edilen noktaya: Mahracel Bahreyn (iki denizin buluşması) kandili yerleştirilmiştir. Törenler, burada bulunan kandilin yakılmasıyla başlar ki buna “kandil uyandırma merasimi” denir.

SEMA TÖRENLERİ

Sema törenleri: 10 bin seyirci kapasiteli Konya Kongre Merkezinde: gündüz ve gece seansları olmak üzere yapılır. 6 yaşından küçük çocuklar törene kabul edilmez. Tören başladıktan 5 dakika sonra salona girilmez. Ayrıca: törenler sırasında: flaşlı fotoğraf çekimi ve sesli kayıt aletlerinin kullanılması yasaktır.

Sema törenleri: genellikle öncesinde Türk tasavvuf müziği orkestrası eşliğinde Ahmet Özhan konseri ve ardından, onların eşliğinde yapılan sema gösterileriyle devam eder ve ortalama 1.5 saat sürer.

Tasavvuf Müziği

Sema, bu müzik dinlenirken yapılır. Çünkü, müzik insan kalbinin atış ritmini takip eder. Mevlana’nın: müzik olmadan sema yaptığı, hatta çarşıda, sokakta, camide sema yaptığı söylenir. Müzik yapanlara “mutriban” denir. Bu heyet içinde, derviş olmayan kişiler de bulunabilir. Önemli olan tasavvuf müziği makamlarını bilmek ve bunları seslendirebilmek ve çalabilmektir.

Semahane

Mevlevilerin sema yapması için düzenlenen yerlerdir. Sema yapanların her yere ve herkese aynı mesafede olması için, semahaneler daire şeklinde düzenlenir.

Semazenler

Sema eden kişilere “semazen” denir. Toplu sema törenlerine, dervişler yani tarikat öğrencileri katılır. Ancak tarikat dışındaki kişiler de sema yapabilir. Her Mevlevi, mutlaka sema yapmasını bilir. Meşk edip sema etmeyi öğrenmeye “sema çıkarmak” ve sema öğrenmiş kişiye “semazen” denir.

Semazen olmak için yapılan eğitimlerde: yuvarlak bir tahtanın ortasına, sabit bir şekilde sema yapmaya alışmak için bir çivi çakılır. Çivinin bulunduğu yere “tuz” dökülür. Sol ayak; başparmağı ve ikinci parmak arasına, bu çivi sokulur ve çark atılır. İlk başlarda 18 çark atılırken, daha sonra her gün sayı arttırılır.

Bu sırada: bakıldığında “1” sayısı gibi gözükmek için eller çapraz şekilde omuzlarda kavuşturulur. Böyle durulmasının amacı: “Allah’a şehadet ediyorum” demektir. Atılan çarklar fazlalaştıkça, yavaşça kollar açılır, belli bir süre sonra tennure giyilir.

Mevlevi olmadan semazen olunmaz. Çünkü sema, Mevleviliğin bir bölümüdür. Sema “aç karnına” yapılır. Önemli olan dönerken “Allah’ı” düşünmektir.

Sema

Sema kelime anlamı “dönmek” değildir, yani Mevlevilikte “dönmek” tabiri yoktur. Sema kelimesi “evren, gök” anlamına gelir. Mevlevilikte sema “evrenin sesini işitmek”, Allah’ın yaptıklarının sesini duymak ve bu sese cevap vermek demektir.

Sema: tek başına veya toplu olarak yapılabilir. Toplu halde yapılan semaya “Sema töreni” denir.

Sema’nın düzenli olması çeşitli kurallar konulmuştur ve böylece törenin Farsça “Mukabele” ye dönüşmesi sağlanmıştır. Sema törenleri: Mevleviler tarafından yapıldığı için törene “Mevlevi Mukabelesi” denir.

Mevlana zamanında, belli bir düzen olmadan,  din ve tasavvuf coşkusuyla yapılan sema Mevlana’nın ölümünden sonra oğulları tarafından bir disiplin içine alınmıştır, öğrenilir ve öğretilir olmuştur. Sema törenleri, son şeklini ise, Pir Adil Çelebi zamanında, 1460’lı yıllarda almıştır.

Sema hareketleri

Sema hareketleri, sembolik olarak kainatın oluşumu, alemde insanın dirilişi ve Yüce Yaratıcıya olan aşk ile harekete geçişi ve kulluğunu idrak edip insanın bilgi ve olgunlaşmaya doğru yönelişini ifade eder.

şebi aruz.3
Konya Şeb-i Aruz

Sema törenleri hakkında bilinmesi gerekenler

Postniş

Semahane içinde, kapının tam karşısında bulunur. Kuzu veya ceylan derisinden yapılır. Diğer dervişlerin postlarıyla karışmaması için kırmızı renklidir.

Postnişin

Mevlevi tarikatı şeyhini yani “makamı” temsil eden kişidir. Bu makamdaki kişi, tarikat içinde zamanla kıdem alır ve çeşitli görevlerden sonra buraya gelir. Bu kişinin kullandığı başlığa “postnişin sikke” denir. Kahverengi keçeden yapılan ve yaklaşık 40 cm yüksekliğinde, silindir şeklindeki bu başlığın tepesi ovaldir. Üzerinde 3 şerit, yeşil kuşak bulunur.

Semazenbaşı

Semanın düzenli yapılması için görevlendirilen kıdemli derviştir.

Dervişler

Tarikat üyelerine “derviş” denir. Dervişler “sikke” denen başlık takarlar. Kahverengi keçeden yapılan, yüksek silindir külah şeklindeki bu başlığın tepesi düzdür. Bu başlığa tasavvufta “mezar taşı” denir.

Dervişler “tennure” denen giysi giyerler. Tennure: gömlek, yelek, kuşak, pantolon ve etekten oluşur. Beyaz renkli bu giysi, pamuklu kumaştan yapılan bir tür tören kıyafetidir. Bu kıyafete tasavvufta “kefen” denir.

Mevlevilerde şeyhler ve halifeler “destar” denen sarık sararlar. Eğer şeyh peygamberimiz Hz Muhammed soyundan ise destarı yeşil yoksa beyaz renklidir. Halife ve çelebiler, bakılınca siyah görünecek mor renkli destar sararlar. Çelebiler destarı alttan sikke yani başlık görünmeyecek şekilde, çelebi olmayanlar ise destarı alttan sikke yani başlık görünecek şekilde sararlar.

Dervişler, tabanı yumuşak bir tür patik yani “mes” giyerler. Bunlar siyah renklidir ve kuzu derisinden yapılır.

Tennure denen giysi üzerine giyilen, siyah veya kahverengi hırka, ayak bileğine kadar uzanır. Tasavvufta hırka anlamı “mezarı örten toprak” demektir.

Hırka ve Post öpülmesi geleneği

Dervişlerin oturdukları post “bu dünyayı yani hayatı” simgeler. Sırtlarına aldıkları hırka ise “öbür dünyayı yani ölümü” simgeler. Hayata ve ölüme duyulan saygı nedeniyle: dervişler yaşadığı için postu, öleceği için hırkayı öperler.

Sema törenleri öncesi

Baş semazen (semaya katılacak ekibin sorumlusu): Semahaneye girer, meydana selam verir, meydanın sağ tarafına gider ve Post’u yere serer. Post başında: bağışlama duası okunur.

Sonra meydanın sol tarafından devam ederek, meydana çıkar. Saz heyeti ve ayine katılacaklar, Semahanede yerlerini alırlar.

Semazenbaşı eşliğinde, tüm semazenler, sema meydanını selamlayarak Post’un sağ tarafındaki yerlerine geçerler.

Ardından “Postniş” sema meydanına girer, sema meydanını selamlar ve Hatt-ı İstiva (Semahane kapısından, postun olduğu yere giden manevi çizgi) üzerinden Post’a yürür, selam vererek Post’a oturur.

1.Bölüm

Hz Muhammed ve diğer Peygamberler ve her şeyi yaratan Allah’ı metih eden “Nat-ı Şerif” yani “övgü şiiri” okunur. (Nat-ı Şerif: Mevlana tarafından yazılmış, kainatın yaratılmasına vesile olan, yaratılmışların en yücesi Hz Muhammed’i öven bir şiirdir.)

2.Bölüm

Kudüm denen küçük davulu çalan “Kudümzenbaşı” birkaç darbe vurur ve bu vuruş “Allah’ın alemleri yaratışındaki kün/ol emrini yani yaratılışı temsil eder.

3.Bölüm

Neyzenbaşının görevlendirdiği bir neyzen, her şeye “Hay” ismiyle hayat veren nefesi temsil eden “ney” taksimine başlar. Buna “Post Taksimi” denir.

Taksim bitince Postniş ve semazenler, sağ ellerini sertçe yere vurarak ayağa kalkarlar. Semazenler, ayakta hırkalarını düzeltirler ve sağa doğru, birbirlerine yanaşırlar.

4.Bölüm

Postniş, postun üç adım önüne çıkar, eğilerek selam verir. Bu üç adım, şeriat, tarikat ve hakikat yani bilgiyi simgeler. Tüm ekip, topluca selamlamaya katılır. Ardından “Devr-i Veled” başlar. Postnişin önünde, semazenler birbirlerine üç kere selam verirler, dairevi bir yürüyüş yaparlar ve yerlerini alırlar.

5.Bölüm

Postnişin ve semazenler, topluca selam verirler ve hepsi hırkalarını çıkarır. Tekrar topluca selam verilir, Semazenbaşı, Postnişin yanına gelir, eğilerek selam verir, Postnişin karşısına geçilir ve topluca selamlama yapılır. Semazenbaşı, semazenlere “destur” verir ve semazenler Postnişin elini öper, sema izni alır ve sema başlar.

Semazenlerin duruş ve hareketlerinin anlamı

Semazenler, semaya kalkmadan önce, Postnişten onay beklerken: kollar kapalı, sol ayak sağ ayağın üzerinde dururlar. Bu duruşun anlamı: “Elif” harfi ve “1” rakamıdır. Tasavvuftaki anlamı “Allah’ın birliği” dir.

Semazenler, sema yaparken kollarını iki yana açarlar. Sağ el yukarı ve sol el aşağıya dönüktür. Bu hareket: “Hak’tan alıp halka dağıtmak” anlamındadır. Tasavvuf anlamı ise: “sağ elle Hak’tan alınan bilginin, sol elle halka dağıtılması” demektir.

Çünkü dervişler dünyevi hayatla ilgilenmezler ve Hak’tan alabilecekleri maddi yani dünyevi olmaz, Hak’tan sadece bilgi alırlar.

Semazenlerde: genel olarak başın dik olması, kolların tam olarak iki yana açık olması ve ellerin dengeli şekilde yukarı-aşağı dönük olması uygundur. Zihin ve akıl Sema’nın içsel yükseliş aşaması olan “ölmeden ölmek” fikrine kanalize olur.

Sema törenlerinin yapılışı

Sema törenleri dört bölümdür.

1.Bölüm

Bu bölüm Selamlamadır. Bu bölüm: insanın kendi kulluğunu anlama bölümüdür. Saz heyeti ilahiyi tamamlar, sema kesilir, semazenler oldukları yerde durur, geriye çekilir ve en yakınındaki semazene yanaşarak en az iki kişi olarak toplanırlar. Bunun anlamı, hayatta hiçbir şey “tek başına” değildir.

Semazenler yavaşça postların bulunduğu yere gelirler. Bu sırada, Semahanenin Hatt-ı İstiva (bu çizginin sağ tarafı bu dünyayı ve canlıları temsil eden dünyevi bölüm, sol tarafı ise öbür dünyayı, ruhları temsil eden ahiret bölümüdür) çizgisini geçerken eğilerek selam verirler.

2.Bölüm

Bu bölümün anlamı: Allah’ın kuvvet ve kudreti karşısında hayranlık duymaktır.

3.Bölüm

Selamlama olarak isimlendirilen bu bölüm: insanın rabbine olan hayranlığının aşka dönüşmesi ve aklın aşkta yok olmasıdır.

4.Bölüm

İnsan manevi yolculuğunu tamamlar, yaratılışına uygun olarak makamların en yücesi olan “kulluk” makamına geri döner. Bu bölüm başlayınca, hırkasını çıkarmadan ve kollarını açmadan Postnişde semaya katılır.

Postundan, sema meydanının ortasına kadar dönerek gelir ve yine dönerek posta gider. Buna “Post seması” denir. Postnişin posttaki yerini almasının ardından, sema biter ve semazenler yerlerini alırlar, toplu selamlama yapılır.

Ardından: makamına uygun olarak Kur’an okuma yapılır. Daha sonra, Postniş, bütün Peygamberlere, alimlere, şehitlere ve tüm Ümmet-i Muhammed’e dua eder.

Postniş “Hu” sözüyle bir “gülbank” (bu tören için özel yapılan bir tür dua) okur, sonra “El Fatiha” denir ve son selamlama yapılarak sema töreni biter.

Mevlana Müzesi ayrıntılı tanıtımı hakkındaki yazım için.