Zonguldak Çaycuma

Zonguldak Çaycuma

Ben burada Filyos denen bir cenneti gördüm. Güneşin nazlanarak battığı, balık kokusu, yosun kokusu, poyraz, lodos ve yakamozlar. Karadeniz’in en büyük antik kenti.

ULAŞIM

İl merkezi olan Zonguldak’a 52 km. uzaklıktadır. Bunun dışındaki belli başlı merkezlerin, Çaycuma’ya uzaklıkları şöyledir: Ankara: 234 km. İstanbul: 315 km. Devrek: 32 km. Bartın: 49 km.

Zonguldak Çaycuma

TARİH

İlçenin en eski yerleşim yeri “Filyos” yani “Teion”: Filyos çayının Karadeniz’e döküldüğü yerde kurulmuştur. İlk kuruluş tarihi, MÖ.3.yüzyıla kadar gitmektedir. Bu tarihte, burada, ticari amaçlar kurulmuş bir koloni vardı. Karadeniz’in kuzeyinden gelen mallar, burada gemilerden boşaltılarak, Anadolu’nun iç kesimlerine gönderiliyordu.

Tarihi süreç içinde: Roma, Bizans ve Cenevizliler, yörede hüküm sürmüşlerdir.

1944 yılında ilçe olmuştur. Çaycuma isminin kaynağına gelince: Cuma günleri, Filyos çayı kenarında bir Pazar kurulmakta ve pazara gelen halk, zamanla “Çay’a Cuma’ya gidiyorum” şeklinde konuşur ve bu konuşma, günümüze, buranın isminin “Çaycuma” olarak gelmesini sağlar.

Zonguldak Çaycuma

GENEL

Çaycuma ilçesine ilk gelenler, kötü bir koku ile karşılaşırlar. Bunun: bir anlamda “Kağıt Fabrikasından ve bir anlamda ise “Filyos çayına dökülen şehir kanalizasyonundan kaynaklandığı söyleniyor. Yine de, mutlaka dikkatinizi çekecektir, sebebi önemli değil, kötü bir koku var.

Tarıma elverişli bir bölge olan “Filyos” vadisindedir. Yani, Filyos çayının iki yanındaki yamaçlar arasında kurulmuştur. Deniz seviyesinden yüksekliği, 20 metredir. Filyos çayı, ilçe sınırları içinde, 35 km. ilerler ve Filyos beldesinde denize dökülür.

Bölgede, 1970 yılında açılan ve ülkemizin üçüncü büyük kağıt fabrikası bulunmaktadır. Ayrıca, organize sanayi bölgesinde, önemli sanayi yatırımları var.

İlçede Karadeniz iklimi hakimdir. Yazları fazla sıcak geçmez, kış ayları ise, ılık ve yağışlıdır. İlçe, vadi boyunca, kuzey rüzgarlarının etkisi altındadır.

 

ÇAYCUMA KAĞIT FABRİKASI

OYAK kurumu tarafından, 2003 yılında satın alınmıştır. Türkiye’nin tek entegre kraft kağıt fabrikasıdır. Burada: torba ve kağıt olmak üzere, iki tür fabrika var. Torba fabrikasında: sanayi tipi torbalar üretiliyor.

Zonguldak Çaycuma

NE YENİR.NE İÇİLİR

Burada, özellikle yoğurt (manda yoğurdu) yemelisiniz. Bunun yanında: soğan dolması da önerebilirim. Ama, yoğurt buranın en muhteşem lezzeti. Manda sütünün inek sütüyle karışımından elde ediliyor. Mutlaka tadın.

Zonguldak Çaycuma

NE SATIN ALINIR

Keten ve pamuk ipliğiyle dokunan ve pelemet adıyla anılan yerel dokuma ürünleri çok meşhur. Bu dokuma ürünüyle üretilen ürünlerden satın alabilirsiniz.

GEZİLECEK YERLERİ

ÇAYCUMA KÖPRÜSÜ

Tarihi süreç boyunca, Çaycuma’ya gelen insanların, Filyos çayını geçmeleri gerekiyordu. Bu iş, uzun süre “pot” denilen saldan biraz daha büyük kayıklarla yapılmıştır.

Ancak: Filyos nehri, adeta deniz gibiydi. Nehrin bu yapısı, ulaşımı olumsuz etkilemiştir. Bunun üzerine, 1928 yılında, ağaç bir köprü yapılır ama kısa süre sonra yıkılır.

1934 yılında, 600 metre uzunluğunda, yeni bir ağaç köprü yapılır. Ancak, ahşap köprüler kullanışlı olmaz. Bunun üzerine: 1951 yılında, betonarme bir köprü yapılır. Bu yeni köprü: 255 metre uzunluğunda ve 8.40 metre genişliğindedir.

ÇAYIR KÖYÜ SU MAĞARASI

İlçe merkezine, 12 km. uzaklıktadır. Çayır köyü sınırlarındadır. Mağaranın içinde, 15-20 metre ilerlemek mümkün. Daha ilerilere ise, küçük botlarla ilerlenebiliyor.

Mağaranın içinde, soğuk su kaynağı var. Tavan bölümünde ise: sarkıt-dikitler bulunuyor. Suyunun soğukluk derecesi ve temizliği nedeniyle, alabalık yetiştiriliyor. Hatta, bu alabalıkların, bazı hastalıklara iyi geldiğinden bile söz ediliyor. Mağaranın önünde, güzel bir piknik alanı bulunuyor.

FİLYOS ÇAYI

Antik dönemin en önemli su yollarından biri olan Billaios (Filyos) nehri, Tios için bir can damarı olmuştur.

Çünkü nehrin denize döküldüğü alanda oluşan delta ve nehir vadisi boyunca yer alan bereketli tarım arazileri nedeniyle, Tios, zengin bir tarım ve ticaret kenti haline gelmiştir.

Avrupalı seyyah Ainsworth, Billiaios nehri ile ilgili aşağıdaki sözleri yazmıştır.

“Antik adı Billaios olan Filyos vadisi ve Nehri, Karadeniz kıyısının bu bölümünde iç bölgelere açılan ve uzanabilen en önemli noktadır.

Hiçbir şey bu güzel ırmağın, güzel ağaçları, doğası ve vadisindeki ekili arazileriyle boy ölçüşemez.

Vadisi köylerle doludur ve güney sınırı, antik Hadrianopolis’in, Bolu’nun zengin ve verimli bölgesine açılır.

Antik çağ insanları da iç bölgelere geçmek için Billaios Nehri Vadisinden yararlandılar.

Antoninum Itinerarium, Tios’tan Ankyra’ya, oradan da tüm Küçükasya’ya kadar uzana bir yolun kaydını içermektedir.

Bu ana yolun kalıntılarını, geçitleri, askeri karakolları ve istasyonların izleri hala her adımda görülebilmektedir.

Fakat Tios kenti bugün açık bir şekilde harabedir. “

Beldenin ismini aldığı Filyos çayı, Karadeniz’e dökülüyor. Ancak: özellikle son yıllarda, çevre yörelerdeki belediyelerin çöplerini ırmağa dökmeleri sonucu, ırmağın denize döküldüğü yerde büyük kirlilik var.

Günümüzdeki gelişmelerle ilgili son olarak: Filyos vadisinde bir ateş-tuğla fabrikası var. Bu fabrikanın kapatılacağı söyleniyor. Ancak, bunun kapatılması elbette  hava kirliliğinin önlenmesi açısından olumlu bir gelişme.

Ama, daha da önemlisi, bu fabrikanın tesislerinin çok uygun fiyatla satın alınarak, elbette muhteşem turistik tesislerin kurulacak olması.

Bunun yanında: Filyos vadisinin kamulaştırılacağı ve burada, yani Filyos vadisinde, kamuya açık, muhteşem projelerin yapılacağı söyleniyor. Ancak: bu arada, sahil kesiminde, büyük bir liman tesisi yapılması da düşünülüyor ve hatta karar alınmış durumdadır.

Bunun sonucunda, elbette Filyos sahilleri tamamen küçülecek ve kirlenecek. 3 km. lik Filyos sahil kesimi, birkaç yüz metreye düşecektir.

TİOS ANTİK KENTİ 

Çaycuma ilçesinin 23 km uzağında, Zonguldak il merkezine ise 32 km uzaklıktadır. Filyos çayının hemen kenarında bulunan şehir, bugün Filyos Beldesi sınırları içindedir.

Antik dönemde, isimleri Paflagonya ve Bitinya olan iki önemli bölge arasında, geçiş özelliği taşıyan bir liman şehri olarak kurulmuştur.

Beldenin eski adı “Hisarönü” dür. Kocaman bir hisarın eteklerinde kurulmuş bir beldedir.

Evet buranın en büyük özelliği, Karadeniz kıyılarında kazılan ilk ve tek antik kent olmasıdır.

Zonguldak Çaycuma

TARİHÇESİ:

Antik kaynaklarda, ismi “Tius, Tium, Tieium, Tios, Tion” olarak geçen bu şehir, Miletoslu koloniciler tarafından MÖ 7’nci yüzyılın ikinci yarısında bir Helen şehri olarak kurulmuştur. Yerleşim yerinin kurulduğu burada, ilk kuruluş yıllarında: Kaukan adında, bir yerli kabilesi yaşıyormuş.

Miletoslular özellikle 7’nci yüzyıldan sonra antik dünyanın büyük filozoflarını yetiştiren, bilim ve sanat alanlarında önemli çalışmalar yapan Ege merkezli bir topluluktur.

Tios adını, şehri kuran Miletoslu Rahip Tios’tan almıştır.

Kentin, 3’ncü yüzyıldan itibaren sürekli iskan alanı olduğu hem antik seyyahların yorumları hem de yapılan kazıların sağladığı verilerle doğrulanmıştır.

Strabon: Helenistik bir şehir olarak kurulan ve yüzyıllar boyunca zengin bir liman kenti rolüyle kullanılan Tios’un, Pergamon Krallığının kurucusu Attalos’un oğlu Filetairos’un doğum yeri olduğunu söylemiştir.

Ayrıca: söylenecek çok önemli bir şey olmayan kent olarak nitelendirdiği Tios antik kentinin, Miletos yerleşimi olarak kurulduktan sonra sırasıyla Lydia krallığının, Pers imparatorluğunun, İskender imparatorluğunun satraplıklarının, Herakleia Pontika Tiranlığının, Romanın, Bizansın, Cenovalıların ve son olarak da Osmanlıların egemenliğinde kaldığı düşünülmektedir.

Tioslu piskoposların isimlerinin yer aldığı kurşun mühürlere bakıldığında, kentin, Bizans döneminde piskoposluk şehri olduğu anlaşılır.

Ancak Osmanlı döneminde eski önemini kaybetmiş ve küçük bir deniz kasabası haline gelmiştir.

TİCARET:

Şehirde ele geçen sikkelerin, yazıtların ve çanak çömleklerin çeşit olarak çokluğu, bölgede zengin bir ticaret trafiği olduğunu gösterir.

Filyos ırmağının ağzında kurulan Tios, önemli bir liman kenti olmasından dolayı, deniz taşımacılığı, balık, şarap, tahıl gibi ürünlerin ticaretiyle zenginleşmiş ve kültürel olarak oldukça gelişmiştir. Bol miktarda: torik ve palamut avlanıyormuş.

Günümüze ulaşan Roma imparatorluğu dönemi sikkelerinin arka yüzünde, üzüm motiflerinin, Şarap tanrısı Dionysos ve Nehir tanrıları Billaios ile Sardon’un birlikte betimlendiği görülür.

Tüm bunlar da şehrin üzüm yetiştiriciliği ve şarap üretimi alanındaki ticaret seviyesinin büyüklüğünü kanıtlar.

 

Zonguldak Çaycuma

ARKEOLOJİK BULGULAR:

Bölgede, antik dönemin en önemli yerleşim yerlerinden biridir ve bu özelliği nedeniyle “Sit” alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Günümüzde, burada belirli kalıntılar görülse de, toprağın hemen altında, halen bulunan: yollar, meydan, hamam, dini yapılar, evler, depolar, dükkanlar, mezarlar bulunuyor.

Yani: yapılan radar tetkiklerinde, toprağın altında, halen büyük bir kentin bulunduğu sanılıyor, ancak, malum kazılar zaman alıyor. İleriki yıllarda, burada büyük arkeolojik çalışmaların ortaya çıkarılacağı kesin.

Günümüzde, Filyos beldesinin bulunduğu yerde, eski kentten kalma kalıntıları görebilirsiniz. Bunlar: kale, sahil surları, su kemeri, tonozlu galeri, tiyatro, savunma kulesi ve çeşitli mezar anıtlarıdır.

 

Mezar Yazıtı:

Aynı bölgede bulanan ve MS 3’ncü yüzyıla tarihlenen 2 mezar yazıtı; şehrin deniz ticaretine ışık tutmuştur.

Bu mezar yazıtlarından birinin Pantikapaion’da (Kırım/Kerş) bulunması, ticaretin coğrafi boyutunu göstermesi açısından ilgi çekicidir.

Filyos Kalesi

Antik dönemdeki yerleşim, kuzeyde bulunan kale tepesi üzerindedir. Burada, günümüzde, Ortaçağ kalesine ait duvarlar ve Roma döneminde yapıldığı tahmin edilen bir kule kalıntısı görebilirsiniz. Kale duvarları, 2003 yılında, Kültür Bakanlığı tarafından restore  edilmiştir.

Doğu Tepesi

Kalenin bulunduğu tepenin doğusundadır. Günümüzde, burada: askeriyeye ait, Radar bulunan bir tesis var. Burada: mermer sütun ve kaidesi, mermer yazılı bir levha, taş lahitler ve tuğla mezarlar bulunmuştur.

Eski Liman ve Mendirekler;

Kale tepesinin batısındadır. Bugün kısmen su altında kalan limana ait 6 metre genişliğinde, 100 metre uzunluğunda iki mendirek kalıntısı yer almaktadır. Akropolden bakıldığında görülen bu iki mendirek, şehrin hem askeri hem de ticari açıdan önemini gözler önüne serer.

 

Sahil Suru

Biraz önce sözünü ettiğim limanın başladığı yerden itibaren, yerleşim yerine  doğru uzanan surlar, sahil suru olarak isimlendiriliyor.

Bunlar, çeşitli dönemlerde onarım görmüş olup, yükseklik 5 metre ve genişlik 1 metredir. Ancak, günümüzde, bu sur bölümünün, ancak 50 metrelik bölümü, ayakta kalabilmiştir.

Su Kemeri ve Tonozlu Galeri

Tiyatronun kuzeyinde bulunan (kent suyunun uzaktan getirilmesi için inşa edildiği ve Filyos’a yakın Çayırköy kemer kalıntılarıyla bağlantılı olduğu zannedilen) su kemeri bulunmuştur. Bunlardan sadece dört tanesi günümüze ulaşmıştır.

Bugün, Tuğla Fabrikasının doğusunda, 4 kemerli bir su kemeri kalıntısı görebilirsiniz. Ayrıca, tuğladan yapılmış, tonozlu bir galeri de bulunuyor ki, bunun, burada daha önce bulunan büyük bir yapının bir bölümü olduğu tahmin ediliyor.

Tuğla Fabrikası bahçesinde, bu bölgede bulunarak koruma altına alınmış, sergilenen bazı objeler var. Bunlar: pişmiş toprak küpler, mimari parçalar, mermer kilise levhaları, mermer sütun kaideleri.

Su sarnıcı

Söz konusu kemerlerin suyu kente taşıdığı noktada ise Orta Çağ’a tarihlendirilen bir sarnıç yer alır.

Muhtemel bir kuşatma halinde, kale içinde bulunan insanların suya ulaşımını kolaylaştırmak için inşa edildiği düşünülen su sarnıcı, 5 metre derinliğe ve 10 metreye yakın çapa sahiptir.

Yapılan analizler sonucu, Ph değeri 7.45 olan suyun hala içilebilir durumda olduğu görülmüştür.

Sarnıçla birlikte su kaynağına ulaşılmasını sağlayan ve antik limana kadar uzanan, üstü tonozla örtülmüş bir tünel ile 350 basamaklı bir yapı tespit edilmiştir.

Antik Tiyatro

Kentin güneyindeki yamaca yaslanmış Roma dönemine ait ve iyi korunmuş biçimde günümüze ulaşmıştır. Karadeniz bölgesindeki ilk tiyatro yapısıdır. İmparator Hadrianus dönemine tarihlendirilir. Yapıldığı dönemde yaklaşık 5.000 kişilik bir kapasiteye sahip olduğu tahmin edilmektedir.

Taş oturma sıralarının sökülüp geç dönemlerde yapılan başka yapılarda kullanıldığı anlaşılan tiyatronun, MS 5’nci yüzyılda işlevsiz kaldığı ve bu tarihten itibaren kullanılmadığı düşünülüyor.

Tapınak:

Karadeniz kıyısında bulunan ve üzerinde modern bir şehir kurulmayan tek antik kent olan Tios’ta, MÖ 6’ncı yüzyıla tarihlendirilen ve Dor başlıklı sütunları olan bir tapınağa ulaşılmıştır.

Bu yapı, Karadeniz’de bulunan ilk Dor tapınağı olması açısından son derece önemlidir.

Orta Çağ Kilisesi

Bir Roma tapınağıyla neredeyse bitişik olan kilise, doğu-batı doğrultusunda ve bazilikal bir planda inşa edilmiştir.

Birçok evreye sahip olan kilisenin ilk evresi, MS 5’nci yüzyıla dayanmaktadır.

 

KADIOĞLU MOZAİKLERİ

Çaycuma ilçesi, Kadıoğlu köyü, Çobanhasanlar Mahallesi sınırları içindedir.

Zonguldak kent merkezine 30 km, Çaycuma ilçe merkezine 5 km uzaklıktadır.

2008 yılında mülk sahibi tarafından, sera yapmak için açılan alanda ilk mozaiğin ortaya çıkmasıyla birlikte bölge için sit kararı alınmıştır.

TARİHÇESİ:

Zeugma mozaikleriyle eş değer özelliklerde ve kalitede olduğu düşünülen Kadıoğlu Mozaikleri, MS 2’nci yüzyıla “Geç Roma Dönemi” ne tarihlenir.

Ayrıca yine bu alanda bulunan bir sikke, MS 253-260 yıllarına aittir.

Mozaikler, çağdaşı olan ve kendisine en yakın lokasyonda konumlanan Tios Antik Kenti ile ilişkilendirilmiştir.

Bu kapsamda, mozaiklerin çevresinde bulunan ve bir villa ya da çiftlik evi olduğu tahmin edilen yapınan, Tios aristokratlarına ait olabileceği düşünülmektedir.

ARKEOLOJİK BULUNTULAR:

Bahse konu yerleşim kalıntısının bir çiftlik evi veya villa olabileceği düşünülmüş, yapının içerisinde Valerianus dönemine ait bir gümüş sikke bulunmuştur.

Ayrıca bahçenin yakınında taban döşeme mozaiği de görülmüştür ve oldukça küçük olan bu mozaik, mitolojik bir hikaye içermektedir.

LYKURGOS VE AMBROSİA MOZAİĞİ:

Kral Lykurgos’un tanrıların yiyeceği olarak bilinen amborsia’ya ve Şarap Tanrısı Dionysos’a olan düşmanlığı anlatılmıştır.

Lykurgos, içkiye düşmanlığıyla bilinen bir kraldır.

Eski Yunan krallıklarından Sparta’nın lideri olan Lykurgos, ayrıca önemli bir kanun koyucu olarak da tanınır.

Kral Lykurgos, ahlaklı, olgun, bilge davranışlarıyla tüm Spartalıların saygısını ve sevgisini kazanmıştır.

Delphi kahininin de desteğiyle, Spartalılar, Kral Lykurgos’un hazırladığı yasaları uygulayarak Eski Yunan’da örnek düzende işleyen, savaşçı/asker bir toplum oluşturmuştur.

Ancak daha sonra Kral Lykurgos, şaraba ve bunun yapımında kullanılan asma bahçeleriyle üzüme karşı büyük bir nefret duymuş ve Şarap Tanrısı Dionysos’a savaş açmıştır.

Bu savaşı kısa süre içerisinde kaybeden Kral Lykurgos, Dionysos tarafından cezalandırılmıştır.

Bölgede ulaşılan mozaik de “üzüm bağının içerisinde elinde balta tutan bir erkek figürünün, üzüm tutan kadına saldırması” şeklinde betimlenmiştir.

Bu betimleme, Kral Lykurgos’un tanrıların yiyeceği olarak kabul edilen ambrosiaya saldırısını anlatmaktadır.

Özetle söz konusu mozaik, bu hikaye ile bağlantılıdır.

DİĞER BULUNTULAR:

Lykurgos ve Ambrosia Mozaiğinin yanı sıra kazı alanından: villaya ait bir oda ile su yoluyla ayrılan ve ikinci villaya ait olduğu düşünülen yeni bir mozaikli oda daha çıkarılmıştır.

Kabul ya da toplantı salonu olduğu tespit edilen, oval mimari tarzı odanın zemin mozaiği: dıştan içe doğru geniş bantlar, yaprak ve dalga motifleri ile ortadaki panoları çevrelemektedir.

Kare çerçeveler içinde yapılmış sarmallarda, 20 tane av sahnesi ve çeşitli hayvan mücadeleleri yer almaktadır.

Yine zemin mozaiğinde de sakallı 4 erkek maskının başından çıkar Eros, aslanlar ile domuzlar tarafından taşınan sarmallar ve bitkisel motifler yer almaktadır.

Tüm bunların yanı sıra, bölgede süregelen kazılarda, işlemeli çömlek parçaları bulunmuştur.

 

 

Zonguldak Devrek ilçesi gezi yazım için Devrek

Zonguldak Karadeniz Ereğli

Zonguldak Karadeniz Ereğli

Muhteşem güzel bir yer, belki de söylendiği gibi, “Küçük İstanbul” da deniliyor. Başka bir ifadeyle “Çelik ve Çilek” diyarıdır. Bu çelik diyarında muhteşem bir hava kirliliği olduğu söyleniyor. Yani, güzel sahil kıyısında yaşayan insanlar, hava kirliliğinden şikayetçiler.

Bu arada: ülkemizde, üç “Ereğli” bulunduğunu da belirtmekte yarar var. Umarım, aradığınızda, Karadeniz Ereğli karşınıza çıktığında, Konya veya Marmara Ereğli bölgelerini düşünmemiş olursunuz.

Zonguldak Karadeniz Ereğli

ULAŞIM

Akçakoca-Zonguldak il merkezi arasında olup, Akçakoca’ya 32 km. ve İl merkezi olan Zonguldak’a: 50 km. uzaklıktadır. Akçakoca-Ereğli arasındaki yol gayet güzel, rahat bir yolculuk yapılıyor.

Ulaşım iki yoldan geliş ve gidiş ayrı olarak yapılıyor. Özellikle gidiş yolu üzerinde birçok tünel bulunuyor, bu tünellere girerken hız limitlerini aşmayın, çünkü tünel girişlerinde radar kamerası bulunuyor.

Ereğli’nin hemen girişince “Gülüç Belediyesi” vardır. Burası deniz kıyısında değil, içeride kalıyor, yani kıyıdan uzaktır. Ancak, buraya girerken ilk dikkati çeken “K.ATATÜRK İMZASI” dır. Bunu buraya koyan yetkililere teşekkürler.

Yine, şehre girişte hemen solda büyük bir otel vardır. Ereğli’nin girişi sahilden uzak, normal bir şehir gibi, girişten bir süre sonra, sahil bölümüne ulaşılıyor.

Aslında zaten şehir, sahile doğru değil, karaya doğru Zonguldak yönünde ilerlemiş, sahil küçük bir şerit olarak kalmıştır. Hatta, Ereğli Otobüs Terminali bile, şehir merkezine bayağı uzaktır.

Bunun dışında, Karadeniz Ereğli’nin , diğer belli başlı merkezlere olan uzaklığı: Ankara: 300 km. İzmir: 667 km. İstanbul: 280 kilometredir.

Zonguldak Karadeniz Ereğli

TARİH

Antik dönemde, ilçe: Megaralı ve Boiotialı kolonilerce kurulmuştur. Kurulan bu yerleşim yeri, takip eden dönemde, Herakleia Pontica olarak isimlendirilmiştir. Yani, ismini, Yunan mitolojisinin ünlü kahramanı Herkül (Herakles) den almıştır.

 

Zonguldak Karadeniz Ereğli

GENEL

Doğal bir liman konumundadır. Kale tepesi, 150 metre yükseklik ile, ilçenin en yüksek noktasıdır. Hemen altından başlayan ve kıyıya doğru genişleyen alandaki tepe eteklerinde, ilçe merkezi kurulmuştur.

Ülkemizin ikinci büyük “Demir-Çelik Fabrikası” 1960 yılında, burada kurulmuş ve bölgenin ticari hayatında önemli bir gelişme göstermesine neden olmuştur. Zaten ilçeye girişte, sol da deniz kıyısında hemen Demir Çelik Fabrikası tesisleri ve gemi yapım atölyelerini göreceksiniz.

İlçenin en eski mahalleleri, Orhanlar ve Süleymanlar Mahalleleridir. Bu mahalleler, Osmanlı döneminde kurulmuş ve isimlendirilmiştir. Ancak, Kale tepe eteklerindeki bu mahalleler, Ereğli Demir-Çelik Fabrikalarının kurulmasıyla, dış göç almış ve nüfus patlaması yaşanmıştır.

Yalnızca, Erdemir Fabrikalarında, 10 000 civarında işçi çalışmaktadır.

Tüm bunların yanında: Karadeniz Ereğli bölgesinde: Türkiye’nin en büyük yükleme ve boşaltma imkanları bulunan büyük bir liman ve balıkçı barınakları ve uluslar arası nitelikteki tersaneler bulunmaktadır. Bu tersanelerde, balıkçı  tekneleri üretiliyor.

Zonguldak Karadeniz Ereğli Fetih Çınarları

FETİH ÇINARLARI

Karadeniz Ereğli ilçesinde, 8 tane çınar ağacı var. Bunlar: Fatih Sultan Mehmet’in fermanıyla, İstanbul’un fethinin ardından dikilmiştir. Günümüzde, bunlar, Anıtlar Yüksek Kurulu kararıyla, koruma altına alınmıştır.

Yaşlarının, muhtemelen 550 civarında olduğu düşünülüyor. Ancak, koruma altındaki çınarlar, çeşitli nedenlerle hastalanıyor.

1960’lı yıllardan önce, Karadeniz Ereğli yöresinde: yöneticiler, sanatçılar ve halk, Çınaraltı dedikleri çınarların altında sık sık toplanırlarmış. Ancak, daha sonra biten bu sosyal etkileşim, 1994 yılından sonra yapılan çevre düzenlemeleriyle, yeniden sağlanmaya çalışılmıştır.

Günümüzde, Karadeniz Ereğli halkı ve ziyaretçiler, bu çınarların bulunduğu bölgelerdeki sosyal ve dinlenme alanlarından yararlanmaktadırlar.

Sizler de, Ereğli’de bulunduğunuzda, bu çınarları gördüğünüzde, ifade ettikleri anlamı ve özellikle yaşlarını düşünerek, bu ağaçların önemini hissedebilirsiniz.

UZUN MEHMET

Bahriye Nezareti: askerlere, kömür parçalarını gösterir ve gittikleri memleketlerinde, bu siyah taşları aramalarını söyler.

1829 yılında, Ereğli’nin Kestaneci Mahallesinde yaşayan Uzun Mehmet; Ereğli’nin Köseağzı bölgesinde, bunları bulur ve böylece, Türkiye sanayinin ve bugün Zonguldak halkının başlıca geçim kaynağını oluşturan Taşkömürü ortaya çıkar. Uzun Mehmet; 5000 kuruş para ödülü ve 600 kuruş maaşla ödüllendirilir.

İlk fiili kömür üretimi: 1848 yılında, Hazine-i Hassa tarafından, havzanın Galata sarraflarına kiralanmasıyla gerçekleşir. Bu idare altında, yaklaşık 40-50 in ton kömür üretimi gerçekleştirilir. 1854 yılında, Kırım savaşı başlayınca, kömür üretimi yetkisi İngilizlere geçer.

1864 yılında ise, bir maden nazırlığı kurulur. Bu dönemde: havzada büyük gelişmeler olur, tren hatları döşenir. Üretimde büyük artışlar olur ve 1907 yılında, yıllık 735 bin tonluk üretim sağlanır. I. Dünya savaşı sırasında üretim durur. Savaş sonunda ise, bu kez, üretim Fransızların kontrolünde yapılmaya başlanır.

Ancak, maden kömürünü ilk bulan olan Uzun Mehmet, aynı zamanda, bu siyah taşın ilk şehidi de olur. Her yıl, 8 Kasım tarihinde, Kestaneci Mahallesinde, Uzun Mehmet’i anma töreni düzenleniyor.

Zonguldak Karadeniz Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları

 

EREĞLİ DEMİR VE ÇELİK FABRİKALARI (ERDEMİR)

28 Şubat 1960 tarihinde, yassı demir-çelik ihtiyacını karşılamak üzere kurulmuştur. Tesis, 1965 yılında fiilen işletmeye alınmıştır. Sürekli gelişen Erdemir, 1990 yılından sonra kapasitesini arttırmıştır. 2002 yılında ise, Özelleştirme faaliyetlerine başlanmıştır.

Ancak: Çelbor tarafından üretilen: dikişsiz borular, buhar kazanları, petrokimya tesisleri, silah sanayi, hidrolik sistemler gibi endüstriyel alanlarda kullanılmakta olup, stratejik öneme sahiptir. Bu yüzden: özelleştirme faaliyetlerinde, yerli firmalar değerlendirilmiş ve OYAK tarafından özelleştirilmiştir.

Evet, Türk Sanayinin gururu olan Erdemir, 9 şirketi ve 15 bin çalışanı ile, yörede bir güç haline gelmiştir.

Zonguldak Karadeniz Ereğli Karadeniz Bölge Komutanlığı

KARADENİZ BÖLGE KOMUTANLIĞI

Karadeniz Ereğli ilçesinde, Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı, Karadeniz Bölge Komutanlığı bulunmaktadır.

Özellikle: ERDEMİR’den, Karadeniz Bölge Komutanlığı tesislerine kadar uzanan sahil yolunda, muhteşem güzel çiçekler arasında, mutlaka bir gezinti, yürüyüş yapabilirsiniz.

Asker veya asker emeklisi kişiler, çeşitli kayıt formalitelerinden sonra, buraya girebiliyorlar. İçeride bir sosyal tesis var, küçük bir motel (2 katlı ve az sayıda odası bulunan) ve deniz kıyısında, pek fazla yemek çeşitliliği olmasa da bir restoran var.

Peki plaj yani denize girmek mümkün mü? derseniz. Duyduğuma göre, Askeri bölgenin plaj bölümünde bakım ve yenileme çalışmaları varmış ve 2018 yılı boyunca plaj hizmete açılmayacakmış.

ELPEK BEZİ

Elpek bezi: keten liflerinden üretilmektedir. Antik çağlarda: burada üretilen yelken bezi ve dokumalar, günümüzde Elpek bezi olarak üretime devam etmektedir. K.Ereğli; Karadeniz kıyısında ve çevresi dağlarla çevrili olduğundan, yıllık nem oranı çok yüksektir.

Bu yüzden, burada yaşayan insanlar vücutlarının nemden etkilenmemesi için, ketenden üretilen elpek bezine aşırı ilgi gösterirler ve yüzyıllardır, bunu giyim malzemesi olarak kullanmışlardır. İlçe merkezine bağlı, Kandilli Beldesinde, elpek bezi dokuma tezgahları var.

Ereğli Elpek bezi, 2019 yılında coğrafi işaret tescili alarak, hem kültürel hem de ekonomik değerini arttırmıştır. Bu sayede, ürünün gelenekselliği korunmuş ve sahte üreticilere karşı koruma sağlanmıştır.

Siz: burayı ziyaret ettiğinizde, sahil bandı üzerinde bulunan “Elpek Evi” denilen yerde sergilenen, elpek bezinden yapılmış dokuma örneklerinden satın alabilirsiniz.

Zonguldak Karadeniz Ereğli Osmanlı Çileği

OSMANLI ÇİLEĞİ

Çileğin ekimine, ilk olarak, 1920’li yıllarda, K.Ereğli’de başlanmıştır. İstanbul bölgesinden getirilen çilek, bölgede bulunan yerli çilekle etkileşim sürecine girmiş ve ortaya: Osmanlı çileği denilen, nazik ve aromalı bir çilek türü çıkmıştır.

1960’lı yıllarda, Osmanlı çileğinin üretimi, burada iyice yoğunlaşır ve ünü, ülke geneline yayılır.

Özellikle, Osmanlı çileğinden yapılan likör, Avrupa’da aşırı ilgi çeker. 1960’lı yıllardan sonra, çilek üretiminde gerileme başlar.

1994 yılında, Belediye tarafından, çilek üretimi desteklenir ve günümüzde, çilek üretimi, bölgede yine yoğun olarak sürdürülmeye başlanır. Osmanlı çileği: Haziran ayı başında ilk meyvelerini vermeye başlar ve Haziran ayı sonunda ise, tamamen biter.

Hassas yapısı nedeniyle sabah saatlerinde toplanır ve 1-2 saat içinde hemen satışa çıkarılır. Toplanan çileğin, açık havadaki dayanma ömrü, yaklaşık 15-20 saattir.

Bu yüzden hemen tüketilmesi uygun olur. Sizler  de, bu  tarihlerde K. Ereğli’de bulunursanız, bu çileğin mutlaka tatmalısınız. Olur da çilek sezonu dışında buraya giderseniz, hemen deniz kıyısında, sahilde bu çileğin reçellerinin satıldığı bir yer bulunuyor.

Uzun bir geçmişi olduğu mekandaki resimlerden anlaşılan bu yerde: çilek, siyah erik ve vişne reçelleri ve ayrıca kabak tatlısı satılıyor, fiyatları uyarsa satın alabilirsiniz, ben almadım, yüksekti.

NE YENİR

Burada: Ereğli pidesi, Ereğli keşi veya pide makarnası yemelisiniz. Ayrıca, ülkemizde sadece burada yetişen bir meyve var: Osmanlı çileği.

Ama, bu pembe renkli, orta boy, oval görünümlü, nefis kokulu çilek: Haziran ayının ilk yarısında çıkıyor ve daha sonra bulmak mümkün olmuyor. Ama reçeli satılıyor. Ama, Karadeniz Ereğli pidesini mutlaka tatmalısınız.

Yörenin en meşhur lezzetidir. Özellikle: fantastik pideler var. Şöyle ki, alışkın olduğunuz pidelerin yanında, örneğin, yumurtalı pide yemelisiniz. Yumurtalı-kıymalı pideler: kapalı kıymalı pide, fırından çıkarılıyor, üzerine tereyağı sürülüyor ve içine çiğ yumurta dökülüyor.

Ancak, tekrar fırına verilmeden, servis yapılıyor. Öte yandan, burası deniz kıyısı bir yer, elbette balık yiyebilirsiniz. Ancak elbette balık av sezonu dışında yani yaz aylarında buraya giderseniz, taze balık, uygun fiyatlı balık yemeniz mümkün değildir. Kıyıdaki yürüyüş yolunda güzel ve uygun fiyatlı restoranlar var.

NE SATIN ALINIR

Keten ve pamuk ipliğiyle dokunan ve Elpek adıyla anılan yerel dokuma ürünleri çok meşhur. Bu dokuma ürünüyle üretilen ürünlerden satın alabilirsiniz. Ben satın almadım, daha doğrusu bunu satan bir yere rastlamadım.

Zonguldak Karadeniz Ereğli
Zonguldak Karadeniz Ereğli
Zonguldak Karadeniz Ereğli

 

GEZİLECEK YERLERİ

Ereğli, çok büyük bir yer, turistik amaçla buraya gelenler, şehrin sadece deniz kıyısındaki bölümünde, yani küçük bir bölümünde geziniyorlar.

Esas şehir, deniz kıyısından daha içerilerde, Zonguldak yolu üzerinde yerleşmiş, ama tabii bu bölümde birçok ev, alışveriş yeri ve muhteşem bir yoğunluk ve kalabalık var, şehrin deniz kıyısındaki bölümü ise çok nezih ve gezilecek yerler deniz kıyısındaki bölümde.

Zaten turla buraya gelenler de deniz kıyısındaki bölümde gezdiriliyor. Siz özel aracınız ile buraya gelirseniz, deniz kıyısındaki yolun her iki yanına aracınızı park edebilirsiniz, park yeri bulamazsanız, yol boyunca ilerlemek gerekebilir.

Ana cadde: çınarlar ve geminin bulunduğu yerden başlıyor, buradan doğuya doğru yürüyerek ilerleyebilirsiniz.

Zonguldak Karadeniz Ereğli
Zonguldak Karadeniz Ereğli
Zonguldak Karadeniz Ereğli

Hemen sol da yani deniz kıyısında oturma yerleri, banklar, çay bahçeleri ve parklar bulunuyor, arada cadde ve onun sağında ise, yine alışveriş mekanları ve bazı resmi ve özel binalar bulunuyor.

Müze ziyaret etmek isterseniz, yol üzerinde yürürken sağ yanda tabelasını göreceksiniz, uzak değil, bence mutlaka gidin, güzel bir müze, ama Cehennem ağzı mağaralarını görmek isterseniz, bu caddenin sonuna kadar yürümeniz gerekiyor, bu arada şehrin önemli çınarları da, hemen ilk yürüyüş noktanızda görülüyor.

Gündüz yanında, gece de şehir oldukça güzel ışıklandırılıyor, sahil boyunda gezmenizi öneririm.

Gezmenin yanında, eğer Ereğli’de denize girmek isterseniz, yörenin en güzel plajları: Ereğli-Alaplı arasındaki yol boyundadır.

Zonguldak Karadeniz Ereğli Müzesi

KARADENİZ EREĞLİ MÜZESİ

Bozhane Yalı caddesi üzerindedir. Merkeze yakındır, yürüme mesafesindedir. Burada, yaklaşık 3000’i aşkın arkeolojik eser sergilenmektedir. Halil Paşa Konağı olarak bilinen yerdedir. Yapı: 3 katlı ve kagirdir.

1870 yıllarında, 2.Abdülhamit döneminde, Halil Paşa tarafından yaptırılmıştır. Burada, bu yapı yapılmadan önce, eski bir kilise olduğu söyleniyor.

Konağın cephe süslemelerinde: Roma döneminden kalma, antik yapılardan toplanan malzemeler kullanılmıştır. Konak: 1998 yılından sonra: müze olarak hizmete açılmıştır.

Müzede, sergilenen eserler şöyle:

Birinci katta: amforalar ve birçok sikkeden oluşan koleksiyonlar sergileniyor.

İkinci katta: Bölgede daha önce kullanılan çeşitli kadın-erkek giysi örnekleri (ama bu giysiler, yöreye özgü bir dokuma türü olan “elpek” kumaşından yapılmıştır), mendil, bohça, silahlar, mühürler, tespih, saat, mutfak eşyaları gibi objeler.

Üçüncü katta: Osmanlı döneminde kullanılan ev tarzında döşenmiştir. Oturma odası, misafir odası, günlük oda ve yatak odası örnekleri var.

Bahçede: yine antik dönemlere ait sütun başlıkları, gövde ve kaideleri, lahitler ve özellikle görmenizi önereceğim, pandomim sanatçısı  Krispos’a ait anıt mezar bulunuyor.

Bu şahıs, Mısırlıdır ve yörede gösteriler yapmıştır. Anıt mezar, kaidesiyle birlikte 2.10 metre yüksekliktedir. Önünde, 19 satırdan oluşan ve kazılarak yazılmış, bir şiir bulunmaktadır.

GAZİ ALEMDAR GEMİSİ MÜZESİ

Yürüyüş yolunun hemen başında, şehirde ilk karşınıza çıkacak ilginç gemi, hemen göreceksiniz. 1’nci Dünya Savaşından sonra, Mondros Mütarekesini takiben; işgal altındaki İstanbul’da, bir kısım vatansever bir gemi kaçırırlar ve Ereğli’ye getirirler.

Bunun üzerine, Fransızlar da, Ereğli’ye gelirler ve yöreyi işgal etme girişiminde bulunurlar. Ancak, Ereğli halkı buna izin vermez, denizde yapılan mücadeleler sonucu, 18 Haziran 1921 tarihinde, bir kısım Fransız askeri ve komutanı esir alınır.

Bunun üzerine, Fransızlar, Türklerle anlaşma yapmak zorunda kalırlar.

Zonguldak Karadeniz Ereğli Herakles-Herkül Anıtı
Zonguldak Karadeniz Ereğli Herakles-Herkül Anıtı

 

HERAKLES (HERKÜL) SARAYI

Ankara mahallesindedir. Yani: yukarıda sözünü ettiğim ana merkez, sahile paralel yürüyüş yolu üzerindedir. Yapının, günümüze, sadece iki cephesindeki duvar kalıntıları ulaşmıştır.

Bu kalıntılar: iri kesme taş bloklardan yapılmıştır ve yapımındaki özenli işçilik, göze çarpmaktadır. Bunun dışında, şehir merkezinde bir de Herakles anıtı vardır.

Yunan mitolojisinin en çarpıcı öykülerinden olan Herkül (Herakles) Cehennem kapısını bekleyen, üç başlı canavar köpek Kerberos’u yakalaması öyküsüdür. Heracles, ölüler ülkesine indiği zaman, karşısına çıkan Kerberos, ölüler ülkesinin bekçisidir. Yaşayanların içeri girmesini engeller, ölü ruhların da çıkmasına izin vermez.

Herkül: Kerberos’u yeryüzüne çıkardığında salyasının toprağa düştüğü yerlerde zehirli bir bitki olan Akonit (haşhaş) yetişmeye başlar.

Bu arada: Olimpos tanrıları Athena ve Hermelas, Hades’ten çaldıkları görünmezlik maskını, Herakles’e vererek ölüler ülkesine görünmeden girmesini sağlamışlardır.

Acheron vadisinde yapılan kaçak kazılarda, insan yüzüne oturan mermer bir mask bulunduğu anlatılır. Bu maskın, 1980’li yıllara kadar Ereğli’de yaşlı bir kişinin evinde bulunduğu söyleniyor.

Yine, efsaneye göre: Argonautlar seferine katılan yarı tanrı Heracles, Acheron’a geldiğinde, Thesus’u kurturmak için ölüler ülkesine girer ve arkadaşını kurtararak Kerberosu da yeryüzüne çıkarır.

Evet, Herkül ile ilgili bu uzun hikaye, anıtı gördüğünüz zaman bilgi sahibi olmanız içindir.

Zonguldak Karadeniz Ereğli Deniz Şehitleri Anıtı

EREĞLİ DENİZ ŞEHİTLERİ ANITI

7 Kasım 1914 tarihinde Sarıkamış’ta şehit olan deniz şehitleri anısına dikilmiştir. Sarıkamış’ta şehit olan 90 bin askere kışlık giyecek, erzak ve mühimmat götürürken, 7 Kasım 1914 tarihinde Ereğli açıklarında Rus donanması tarafından batırılan “Bezm-i Alem”, “Bah-i Ahmet” ve “Mithat Paşa” gemilerinde şehit olanlar için yapılmıştır.

Anıtın üzerinde: 3 gemide 221 mürettebat ve Kafkas cephesinde şehit olan Ereğlili 65 askerin isimleri yazılıdır. Anıt: 7 Kasım 2007 tarihinde açılmıştır.

Zonguldak Karadeniz Ereğli Kalesi

KARADENİZ EREĞLİ KALESİ

Kaletepe Mahallesinde bulunan bir tepe üzerindedir. Deniz seviyesinden: 150  metre yüksekliktedir. Üzerinde büyük bir bayrak görülüyor.

Tepe üzerinde yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda: burada, antik dönemlerde kurulan “Herakleia Pontike” şehrine ait çeşitli kalıntılar bulunmuştur. Yani, bir şehir akropolü var.

Tepe üzerinde bulunan kale ise: muhtemelen 13.yüzyılda, Bizans döneminde yapılmıştır. Yapımında: tuğla, harç dolgu, moloz taş ve gri tüf taşı kullanılmıştır. Düzensiz bir plandadır. İç avlu: duvarlarla çevrilidir. Bu duvarlar: kulelerle takviye edilmiştir.

Avlunun solunda, bir kule kalıntısı görebilirsiniz. Sağ tarafta ise, başka bir kule kalıntısı var. Dış avluda ise: mühimmat depoları görebilirsiniz. Her iki avludan yani iç avludan dış avluya geçiş, kemerli bir kapıdan yapılıyor. İç avluda, derinliği 5 metre civarında olan, büyük bir su sarnıcı görülüyor.

Kalenin üst katında: birkaç oda kalıntısı var. Yapıldıkları dönemde, üstlerinin tonozla örtülü olduğu sanılıyor. Bu odalara, avlu yönünden merdivenle çıkılıyor.

Evet, gerek kale ve gerekse çevre duvarları, oldukça harap vaziyette günümüze ulaşmıştır. Kale kapısındaki ve iç avludaki derin çatlakların, önceki dönemlerde olan depremlerde oluştuğu sanılıyor.

SUR DUVARLARI

Bizans döneminden kalmadır. Şehrin ilk olarak 1550 yılları civarında kurulduğu düşünülürse, surların da bu dönemden kaldığı ortaya çıkıyor.

Bunların yapımında: gri, sert ve renkli kireçtaşından, iri ve kalın blok taşlar kullanılmıştır. Ancak, bunların birbirine bağlantısındaki mükemmellik, dikkat çekiyor. Çünkü, bunlar yan yana ve harçsız olarak yerleştirilmiştir.

Kıyı kesimindeki sur duvarlarında ise, Roma döneminde yapılmış olması nedeniyle, daha çok büyük boyutlu, yani 1 x 1 metre boyutlarındaki kare taşları kullanılmıştır.

Bizanslılar tarafından yapılan bu sur duvarları, takip eden dönemde, Cenevizliler tarafından onarılarak kullanılmıştır. Günümüze kadar ayakta kalan Roma surlarına ait bir kule var. Bu kule, 10 metre genişliğinde. Kulenin 8 metrelik bir kısmı, günümüze kadar ayakta kalmıştır.

SU TESİSİ VE SU KEMERLERİ

Antik çağda, yerleşim yerinin su ihtiyacını karşılamak için, Kandilli yakınlarından (Ballı köyü) başlayarak, 16 km. boyunca devam eden su kemerleri üzerinden akan su: kent surları yakınındaki bir havuzda toplanır.

Bu havuzdan çıkan birkaç kanallar, su kent alanı merkezine aktarılır. Kentin su ihtiyacı, bu sistem dışında, çeşitli kuyulardan da karşılanmaktadır. Bu kuyulardan birkaç tanesi, günümüze kadar ulaşmıştır, gezerken görebilirsiniz.

ÇEŞTEPE DENİZ FENERİ KULESİ

İlçe merkezinin kuzeyinde Kırmacı Mahallesindedir. Bölge, askeri yasak bölge kapsamında olduğundan ziyaret sınırlı ve kontrollüdür. Bu nedenle, bölgeye gitmeden önce yerel otoritelerden izin almanızı öneririm.

Deniz seviyesinden, yaklaşık 200 metre yüksekliktedir. Kulenin, Bizans döneminde (MÖ.300 ile MS.20 yılları arasında) yapıldığı sanılıyor. Burada, antik dönemde kurulan kente ait sikkelerde, bu deniz fenerinin resmi görülmektedir. Bu resimlerde: kulenin 4 yada 5 katlı olduğu ve üzerinde fener ateşinin yandığı görülüyor.

Dolayısıyla, fenerin önemi ortaya çıkmaktadır. Liman ve şehrin koruyucusu olarak yapıldığı sanılıyor.

Kulenin üst bölümü yıkık olup, günümüze yalnızca 10 metrelik gövde bölümü ulaşmıştır. Gövde içinde: 28 basamaklı bir merdiven var. Bu merdivenle, kulenin üst bölümüne çıkılıyor, ancak biraz önce söylediğim gibi, üst bölüm yıkık. Büyük olasılıkla, bir deprem sonucu kule yıkılmış ve daha Geç Bizans döneminde yeniden yapılmıştır.

Bu arada: birçok tarihi eser gibi, bu kulenin taşlarından büyük bölümü, çevredeki evlerde, yapı malzemesi olarak kullanılmıştır. Günümüze kadar gelebilen kule: kesme taş, moloz taş ve tuğla kullanılarak yapılmış, 3 x 3 metre boyutlarında, kare bir temel üzerinde, 8 metre yüksekliğindedir.

Fener ateşinin yandığı bölüm yıkılmıştır. Kuleye dar bir kapıdan giriliyor ve biraz önce söylediğim gibi, 28 basamaklı bir merdivenle, fener ateşinin yandığı sanılan odaya çıkılmaktadır.

BİZANS SU SARNICI

İlçe merkezinde, Akarca mahallesindedir. Bizans döneminden kalmadır. Ancak, sarnıç tamamen toprak altındadır. Yani, pek bir şey görülmüyor. Toprakla doldurulmuş.

AYASOFYA KİLİSESİ (ORTA CAMİİ) 

Surlar içinde, Akarca Mahallesi, Orta cami caddesindedir. Ereğli Limanına 5 dakika yürüme mesafesindedir.

Kilise yapısının ne zaman yapıldığı net olarak belli değil. Ancak, Bizans döneminde, muhtemelen 5-6.yüzyıllarda Hagia Sophia (Kutsal Akıl) adıyla yapılmıştır.

Ereğli’nin fethi sırasında, Orhan Gazi anısına, kilise yapısı, Osmanlılar tarafından camiye dönüştürülmüştür. Halk arasında Orhangazi Camii veya Orta Camisi olarak bilinmektedir.

Haç planlı yapısı, dönemin Bizans mimarisi izlerini taşır. Kesme taş ve tuğla kullanılarak inşa edilmiştir. Osmanlı döneminde minaresi eklenmiştir. Ayrıca: üst örtüsü, bütünüyle  değiştirilmiş ve eğik kiremitli bir çatı ile, üzeri örtülmüştür.

1903 ve 1954 yıllarında onarım gören yapının duvarları sıvanmış ve boyanmıştır. 1990 yılında yapılan son onarım da ise, yapı, orijinal halinden tamamen uzaklaşmıştır.

 

CEHENNEM AĞZI MAĞARALARI

İlçe merkezinde, İnönü mahallesinde merkeze 2 km uzaklıktadır.

Mağaraların bulunduğu bölge, antik çağda Acheron (Üzüntü) vadisi olarak bilinmektedir.

Mağaranın önemi:

Antik çağda önemli bir kehanet merkezi olarak değer görürken, Roma döneminde ilk Hıristiyanların gizlice ibadet yaptıkları bir tapınak alanı olarak kullanılmıştır.

Bu yüzden mağaralar, ilk çağlardan itibaren çeşitli inançlara ev sahipliği yapmış ve böylelikle önemini uzun yıllar boyunca muhafaza etmeyi başarmıştır.

Roma döneminde yaşayan ilk Hıristiyanlar, o zaman Pagan olan ve kendilerine karşı sert tutum sergileyen Roma ordusundan kaçmak için Cehennem ağzı Mağaralarını kullanmışlardır.

Bu nedenle bahsi geçen mağaraların inanç turizmi açısından değeri oldukça büyüktür.

 

MİTOLOJİK DEĞERİ:

Mitolojinin en çok bilinen karakterlerinden olan Herkül’ün annesi ölümlü Alkmene, babası ise Tanrılar Tanrısı Zeus’tur

Büyük bir savaşçı olan Herkül, Yunan mitolojisinde Herakles, Roma’da ise Hercule olarak bilinir.

Mitolojiye göre: Zeus’un Alkmene’den doğan oğlu Herkül, insanın doğa karşısındaki gücünü, dayanıklılığını ve cesaretini temsil etmektedir.

Ünlü savaşçı çocukluk dönemlerinden itibaren çok iyi bir eğitim almış ve evliliğini de Kral Kreon’un kızı Megara ile yapmıştır.

Zeus’un kıskanç karısı Hera ise intikam duygusuyla Herkül’e bir delilik hastalığı vererek savaşçının karısı ve 3 çocuğunu öldürmesine sebep olur.

Bunun üzerine Argos’un Zalim Kralı Eurystheus, söz konusu ölümlerin kefaretini ödeyebilmesi için kendi ailesinin katili olan Herkül’e 12 zorlu görev verir.

Herkül de bu görevleri, toplam 12 yıla yakın bir zamanda başarıyla tamamlar.

Herkül’e yüklenen görevlerin sonuncusu ve en zor olanı, Ölüler Ülkesini koruyan, 3 başlı, yılan kuyruklu Cehennem köpeği Kerberos’u, hiçbir ölümlünün bir daha geri dönemediği Hades’in Ölüler Ülkesinden kaçırmasıdır.

Kendisine verilen bu zorlu görevi tamamlamak için yola koyulan Herkül, Ölüler Ülkesine Cehennem ağzı Mağaralarından inmiştir.

Ölüler Ülkesi, Mitolojide bilinen adı ile Acheron Vadisi, bugün Karadeniz Ereğli’sinde yer alan Cehennem ağzı mağaralarının da içinde bulunduğu bölgedir.

Oldukça zorlu olan bu görevde Eleusis’ten yardım alan Herkül, Ölüler Ülkesine geçiş yapabileceği Cehennem ağzı Mağaralarının girişini ve yeraltı şehrini Tanereum bölgesinde bulmuştur.

Athena ile Hermes’in yardımıyla girişten geçen ve Charon’u geride bırakan Herkül, Ölüler Ülkesinde Kerberos’u ararken Hades tarafından zincirlenen Thesus’u, güç de olsa sihirli kelepçelerinden kurtarmayı başarır.

Sonrasında ise Hades ile Persephone’nun karşısına çıkıp durumu anlatmış ve Karberos’u geri getirmek üzere onlardan izin almıştır.

Güreşte yenerek yeraltı dünyasından çıkardığı Kerberos’u Eurystheus’a götüren Herkül, kralın müthiş korkusuna şahit olmuştur.

Öyle ki Kerberos’u karşısında gören Eurystheus, yaşadığı endişe sebebiyle büyük bir amforanın içine saklanmıştır.

Öte yandan Karberos’un yeryüzüne çıkmasıyla zehirli salyaları da etrafa saçılmış ve dünya üzerindeki ilk zehirli bitkiler oluşmaya başlamıştır.

 

KEHANET MERKEZİ:

Bahse konu bu mitolojik hikayenin çok önemli bir parçası olan Cehennem ağzı Mağaraları, Erken Antik Çağ’ın da en önemli iki kehanet merkezinden biridir.

Öyle ki Antik Çağ’da, gelecekten haber almak isteyenlerin, ünlü kahinlerin bulunduğu bu yerde üç gün, üç gece kaldığı ve tahammül edebilenlere ise gelecekten haberler verildiği bilinmektedir.

Yine dönemin kehanet merkezlerinden bir diğerinin ise Yunanistan’ın Delfi kenti olduğu söylenmektedir.

Bir başka söylentiye göre, Tekfurun kızı, saraydaki hizmetçilerden birine aşık olarak ailesinden kaçmış, onunla Cehennem ağzı mağaralarına saklanmıştır.

Söz konusu bölgede gizlenen bu iki sevgiliyi de mitolojik bir cehennem zebanisi korumuştur.

Zebaninin korumasını aşıp Cehennem ağzı Mağaralarına giremeyen ve dolayısıyla kızına ulaşamayan tekfur ise buradan ayrılırken içeride saklanan sevgililerin “taş olmalarını” dilemiştir.

Ardından bu dilek gerçekleşmiştir ve iki sevgili aynı anda taşa dönüşmüştür.

 

MAĞARALARIN YAPISAL DURUMU

Cehennem ağzı mağaraları 3 kısımdan oluşur.

1 NCİ KISIM:

“Kilise Mağarası” olarak nitelendirilen ilk kısım, iki bölüm halinde düzenlenmiştir.

Bunlardın birinci kısmının zemini, bitki ve geometrik motifli mozaik ile döşeliyken, ikinci bölümün doğu duvarında ise önünde basamaklar bulunan küçük bir apsis açılmıştır.

Bu mağarada ilk Hıristiyanlar, baskıcı Roma devletinden saklanarak uzun yıllar ibadetlerini yerine getirmiştir.

Mağaralarda yer alan mum bırakmak için ayarlanmış nişler ve bazı antik malzemeler de söz konusu alanın kilise olarak kullanıldığını kanıtlar niteliktedir.

Nişin bulunduğu bölümde vaktiyle bir lahidin yer aldığı, oyuntulardan anlaşılmaktadır.

Bunun da Aziz Nicolas’a ait olduğu tahmin edilmektedir. Ancak bugün sadece lahdin yeri kalmıştır.

Ayrıca mağaraların zemininde bulunan mozaikler ise 3’ncü yüzyıla tarihlenir.

2 NCİ MAĞARA:

Yol kenarında 10-12 metre yükseklikteki yamaç üzerindedir.

Bu bölge, Herkül’ün Cehennem Köpeği Kerberos’u yakaladığı yer olarak bilindiği için Cehennem ağzı ismini almıştır.

Bununla birlikte, söz konusu alan, yöre halkı tarafından Koca Yusuf Mağarası olarak da adlandırılır.

Yamaç üzerinde bulunan dar girişten geçilerek basamaklı dikey bir merdivenden inilen mağara, 1.5 km boyunca dağın içine doğru devam etmektedir.

Ancak 1980’lerde tavandan düşen bir kaya, yolu kapatmıştır ve bu yüzden günümüzde bölgenin sadece 350 metrelik derinliğine kadar gidilebilmektedir.

3 NCÜ MAĞARA:

İnsan elinden çıktığı, taş kalem izlerinden anlaşılan, iki fil yağı ile de desteklenen bu mağara, yaklaşık 400 metre karelik bir alanı kaplamaktadır.

Yine bahse konu bölümdeki göl, diğer mağaralarda bulunanlara nazaran daha derindir.

Mağaranın girişinin dar olması ise bu alandaki hava alışverişini zorlaştırmaktadır.

Ayazma Mağarası olarak bilinen üçüncü mağara ise diğerlerinden çok daha geniştir ve zemini suyla kaplıdır.

İnsan eliyle yapıldığı düşünülen bu mağara, diğer ikisinin su ihtiyacını karşılayan bir sarnıç görevi üstlenmiştir.

 

HERAKLEİA PONTİKA:

Günümüzde Zonguldak Karadeniz Ereğli ilçesinin sınırları içinde bulunmaktadır.

Adını Yunan mitolojisinin yenilmez kahramanı Herkül’den alır. Pontike ismi ise bölgenin antik çağdaki adı olan Pontus’tan gelmiştir.

Bu liman kentinin, MÖ 560 yılında kurulduğu tahmin edilmektedir. Kenti kuranlar Megaralı ve Boitalı Dor göçmenlerdir. Arkeolojik kazılarda ortaya çıkan Dor lehçeli kent yazıtları da bu bilgilerin doğruluğunu teyit eder.

Roma dönemine kadar bölgenin en önemli ve güçlü şehirlerinden biri olmuştur.

Öyle ki, Herakleia Pontike antik kenti, toplamda 41 yerleşim alanı kurmayı başarakak, merkezi şehir olmuştur.

Ayrıca kent, askeri anlamda da çağdaşı olan diğer tüm medeniyetlerle başa çıkabilecek düzeyde bir güce erişmiştir.

 

ARKEOLOJİK BULUNTULAR:

BÜST:

MÖ 530 yılına tarihlendirilen ve Pers etkileri taşıyan bu büst, günümüzde Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir.

Bu önemli büst “Herakleia head” olarak bilinir. Mermerden oyulmuş bir baş/büst başlığı olarak kabul edilir. Heykelin betimlendiği kişinin bir Satrap (Ahemeniş imparatorluğunun valisi) olabileceği düşünülüyor. Bu satrapın Darios I döneminde görev yapmış olması mümkündür. Ancak kişi muhtemelen Pers değil Anadolu’da yaşayan ve siyasi/bürokratik bağlamda Pers sistemine bağlı bir yerel figürdür. Saç, sakal stili, yüz şekli gibi stilistik unsurlar, Arkaik Yunan portre heykel sanatının Anadolu’da nasıl yorumlandığını gösteriyor.

Söz konusu büst, Anadolu’daki “Doğu Helen Portre Sanatı” nın ilk örneği olarak nitelendirilmiştir.

KRİSPOS’UN MEZAR ANITI:

Önceleri yol üzerinde bulunan anıt, günümüzde Karadeniz Ereğli Müzesi bahçesinde sergilenmektedir.

Tiyatrocu ve pandomim sanatçısı Krispos’un mezar anıtıdır.

Krispos’un hayatına dair elde çok net veriler olmasa da sanatçının Mısırlı olduğu ve muhtemelen kente bir oyun sergilemek için geldiği düşünülmektedir. 29 yaşında burada öldüğü tahmin ediliyor.

Krispos kentte kısa sürede çok sevilmiş olup mezar anıtında “tiyatronun altın çiçeği” yazılmış ve tüm dünyanın kendisine hayran olduğu söylenmiştir.

Evet, Roma döneminde, MS 2-3’ncü yüzyıllar arasında dikildiği sanılan anıt yüksek kaide üzerine oturtulmuş sütunlardan oluşur. Ortada büst bulunduran, fakat baş kısmı kırık veya eksik bir niş bulunur. Üçgen alınlık bir üst yapı vardır. Yazıt kısmı; mezar taşı önünde 19 satır halinde oyulmuş Yunanca metin yer alıyor.

Kitabede: mezar ve ölüm üzerine destansı, duygusal ifadeler vardır. Mezarların insanın son evleri olduğu, bedene evlerden daha sadık oldukları, ölüm sonrası bedenin güzelliğinin geri alınamayacağı, Krispos’un Fariz ülkesinden (Mısır) olduğu, Nil Nehri ile ilişkilendirildiği, pantomim sanatçısı kimliğiyle, 29 yaşında beklenmedik bir şekilde öldüğü bilgileri yer alıyor.

Anıtın yüksekliği kaidesiyle birlikte: 2.10 metredir. Genişlik üst kısımda: 0.80 metre ve kaidesinde ise 0.70 metredir.

 

SONUÇ:

Antik çağın en otoriter şehirlerinden olan Herakleia Pontike antik kenti, bugün üzerine inşa edilen modern yerleşimler yüzünden büyük oranda yok olmuştur.

KANDİLLİ SAHİLİ

Yöre halkı, buraya çok rağbet ediyor. Güzel bir rekreasyon alanı. Buralarda ilk yerleşim oluşturulduğunda sahile inmek için ilkel bir teleferik sistemi olan “varagel” kullanılıyormuş. Özellikle: Aşağı Kandilli; kömür işletmeleri kurumunun, en ilginç kömür çıkarma ünitelerine sahip merkeziydi.

Burada: payton, vinç, dağı delen tünel, sahile kondurulmuş iskeleler, kale ve sahilin kıyısından başlayan tüneller, hala işleyen aspiratör ve onun çevresindeki lojmanlar. Buranın yerlilerinin söylediklerine göre: bu haliyle, burası gayet güzel bir “Madenci Müzesi” olabilirdi ve halen de olabilir.

Evet, burada sahil bandında: dostluk ve barış köprüsü ve müze olarak kullanılan Alemdar gemisi var. Buranın en gözde yerleşimi ise: Armutçuk bölgesidir.

1990 yılları başına kadar, sahil bandı üzerinde, Erdemir-Kandilli arasında kömür sevkiyatı yapılıyormuş. Taş kömürü: vagonlarla taşınarak, Erdemir’e, bu vagonlar aracılığıyla ulaştırılıyormuş. Ancak, Erdemir’de daha ucuz kömüre dönülmesiyle, bu hat iptal edilmiş.

RADAR TEPESİ

Kent içinde, Radar Tepesi olarak bilinen, güzel bir rekreasyon alanıdır. Üstünde: Elektronik Radar Mevzi Komutanlığına ait bir radar bulunuyor.

Burada piknik yapılıyor. Tepeden aşağıya doğru yürürseniz, orman içinde, küçük şelaleler görebilirsiniz.

GÖZTEPE

Kent merkezindeki bu tepe, mutlaka dikkatinizi çekecektir. İlçenin doğusunda yer alan ve “Gözetleme Tepesi” olarak da bilinen noktadır. Bu tepe, ilçenin yedi tepesinden biridir ve çevresindeki diğer tepelerle birlikte Ereğli’nin doğal silüetini oluşturur.

Göztepe: Karadeniz’deki gemicilere daima ışık tutmuş, deniz fenerlerinin ilk piri olmuş bir yer. Zaten ismini de: gözetleme tepesi kelimesinden almıştır.

Günümüzde, burada: metalden yapılmış bir “Atatürk portresi” bulunuyor. Bu portre: gece ışıklandırılıyor ve tüm Ereğli’den görülüyor. Ayrıca, portre nin hemen yanında, büyük bir “Türk bayrağı” bulunuyor.

BELEDİYE VE ERDEMİR PLAJLARI

Karadeniz Ereğli-Alaplı yolu üzerinde, 13.km.de bulunmaktadır. Belediye plaj sahasında: duş, tuvaletler, soyunma kabinleri, büfe, çay bahçesi ve lokanta bulunmaktadır. Erdemir plajı ise, yine aynı yerdedir. Burada da, yeterli tesisler yapılmıştır.

Burası Batı Karadeniz Bölgesinde tek mavi bayraklı plajdır. Sevgi ve Barış Plajı olarak da isimlendirilir.

 

KARADENİZ EREĞLİ ASKERİ PLAJI

İlçe merkezindedir. Burada: duş, tuvaletler, soyunma kabinleri, büfe ve çay bahçesi bulunmaktadır.

Ancak, buraya elbette yalnızca askeri personel ve yakınları girebiliyorlar.

 

GÖLEVİÇ MAĞARALARI VE ŞELALESİ

İlçe merkezine bağlı, Süleymanbeyler köyü sınırlarındadır.

Bu mağaralarda: antik dönemlerden kalma, duvar resimleri bulunmakta olup, bu resimler ilgi çekmektedir. Mağaraların hemen yanında bulunan “Göleviç Şelalesi” ise, doğal bir güzellik olarak öne çıkmaktadır.

Zonguldak Karadeniz Ereğli

KIZILCAPINAR BARAJ GÖLÜ 

İlçe merkezine, 21 km. uzaklıktadır. Aydınlar çayı üzerinde kurulmuştur. Ereğli Demir Çelik Fabrikasının kullanma suyunu karşılamaktadır.

Yerel halk tarafından, günübirlik piknik alanı olarak kullanılmaktadır. Burada: daha önce kurulu olan “Ova köy” ünün, suyun altında bulunan bina kalıntılarını görebilirsiniz.

İNÖNÜ MAĞARALARI:

Karadeniz Ereğlisi ilçesine bağlı Alacabük köyü sınırları içinde yer almaktadır.

 

TARİHÇESİ:

Gerçekleştirilen kazılarda, günümüzden 6500 yıl öncesine uzanan ve aralıklarla Orta Çağ’a kadar devam eden yerleşim izlerine rastlanmıştır.

Mağarada, 5 farklı kültüre ait katman bulunmuştur ve bunların arasında en eski olan beşinci yapı katmanı, Kalkolitik Çağ’a tarihlendirilmiştir.

Bölgedeki 5 katmanın detaylı incelemesi sonucunda: bölge insanının 6500 yıl önce, kara ve deniz bağlantısı bulunan, aktif/canlı bir toplum profili oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Farklı dönemlere ait buluntuların elde edildiği alanda, mağara sakinlerinin, Kalkolitik Çağ’da Balkan kültürleri ile olan yakın ilişkilerini yansıtan arkeolojik kanıtlar dikkat çekmektedir.

Geç Tun Çağına ait tabakalarda yapılan incelemelerde: mağara sakinlerinin Hitit kentleriyle ilişkilerini yansıtan bulgulara rastlanmıştır.

Ancak bu ilişkiyi gösteren bulguların mağarada ele geçirilme durumunun, sadece dostane ilişkilerle sınırlı olmadığı düşünülmektedir.

Bu noktada mağarada yaşayanların, Hitit kentlerini ve tapınaklarını yağmalayan Gaşka/Kaşkalarla ilişkisi üzerinde durulmaktadır.

KAZI FAALİYETLERİ:

Mağara içinde 2016 yılından bu yana yapılan kazılar sonucunda, söz konusu alanın Karadeniz’in en eski yerleşim yeri olabileceği sonucuna varılmıştır.

İnönü Mağarasının: A, B ve C olmak üzere toplam 3 alandan oluştuğu anlaşılmıştır.

Bunlardan A gözü: hiç kullanılmamıştır.

B ve C gözleri ise, aktif şekilde kullanılmıştır.

Çünkü bu alanların gözcülük yapmaya daha elverişli olduğu anlaşılmıştır.

Yine bahsi geçen bölgelerdeki su kaynağı da aktif kullanımın bir diğer nedenidir.

Ek olarak mağara duvarlarının defineciler tarafından tahrip edildiği ve bu bölgede muhtemelen bazı çizimlerin/resimlerin yapılmış olduğu anlaşılmıştır.

Mağarada, Hititler dönemine ait olduğu düşünülen, çağdaş ahşap kalıntıları bulunmuştur.

Ahşap buluntuların zemini döşemek için kullanıldığı düşünülmektedir. Böylece Anadolu’daki ilk ahşap bulgular olduğu kabul edilir.

Ayrıca, İnönü Mağaralarında: Bereket Tanrıçası figürleri, mahtızlar, çömlekçi fırını, dokuma tezgahı ve mekik parçaları ile kirmen gibi aletler bulunmuştur.

Yine mağarada: mercimek, arpa ve buğday gibi çok sayıda tohuma da rastlanmıştır.

Tüm gün ışık alan bir konumda olan İnönü Mağarasında bulunan tabakaların detaylı incelenmesi sonucunda, söz konusu bölgenin tüm yıl boyunca 3-4 aile tarafından kullanıldığı sonucuna varılmıştır.

 

 

Zonguldak Devrek

Zonguldak Devrek

Bilmiyorum, ne kadar doğru olur, ama “Devrek” denilince, benim aklıma hemen “Baston” geliyor. Şöyle ki, “Baston her yerde Bastondur, üzerinde sanat eseri varsa o “Devrek Bastonu” dur. Buna belki şöyle bir eklenti yapılabilir, aslında Zonguldak’tan eski ama günümüzde tam bir emekli kasabası olmuştur.

Evet, muhteşem sanat eseri olarak “baston” denilince, ülkemizde, yalnızca “Ahlat” ve “Devrek” geliyor.

ULAŞIM

İlçenin, il merkezine uzaklığı: 60 kilometredir. Devrek-Mengen arası uzaklık: 36 km. Devrek-Bartın arası uzaklık: 50 km.

TARİH

Devrek, denizyolu güzergahında olması nedeniyle, çok önemli ve stratejik bir konuma sahiptir. Fatih Sultan Mehmet, 1460 yılında, Amasra’nın fethine giderken, bu yol güzergahını kullanmıştır.

Zonguldak Devrek

GENEL

İlçe, genellikle yüksek bir arazi üzerine kurulmuştur ve topraklarının büyük bir bölümü, ormanlarla kaplıdır. Bu ormanlar, ülkenin en zengin ormanları olarak tanımlanıyor. Bu ormanlar: iğne yapraklı çam, yayvan yapraklı meşe ağaçlarından oluşmaktadır. Denizden yükseklik: 100 metredir. Ekonomik olanaklar değerlendirildiğinde: ilçe halkının çoğunluğunun, Demir-Çelik Fabrikalarında çalışmak üzere, Ereğli’ye göçtüğü anlaşılmaktadır.

İklim değerlendirildiğinde, ilçede dört mevsim yağışlı geçen, ılıman deniz ikliminin hakim olduğu görülür. İlçenin içinden bir çay geçiyor. Bu “Devrek çay” ıdır ve Filyos çayına karışarak, Karadeniz’e dökülür. Devrek denildiğinde: burada bulunan Jandarma Eğitim Birliği de öne çıkıyor.

Çünkü: tarihi süreç içinde, birçok asker adayı, burada acemi eğitimini tamamlamış ve daha sonra başka yerlere, askerlik hizmetini tamamlamak üzere gitmişler. Yani: kısa süreli de olsa, birçok insan için, Devrek bir süre yaşanılan bir yer olarak hafızalarda yer etmiştir. Tabii, burada birkaç yıllık süreçte görev yapan personeli de unutmamak gerek.

Zonguldak Devrek

BASTONCULUK

El sanatı açısından, yörenin simgesi olmuştur. Yaklaşık, 500 yıldır, yörede baston yapılmaktadır. Günümüzde, daha geliştirilerek yapım sürdürülmektedir.

Bastonculuğun, tarihi geçmişine gelince: Mısır’da, İngilizlere esir düşen, Devrekli marangoz ustası Ali Rıza Efendi tarafından, bastonculuk, İngilizlerden öğrenilmiş ve Devrek’te yapılmaya başlanmıştır. Takip eden dönemdeki önemli bastoncu ustaları: Aziz Salman Usta, Münteka Çelebi Usta.

Zonguldak Devrek Baston

Klasik Devrek bastonunda: gövde kızılcık, sap ceviz ağacıdır. Gövdesinden başlayarak, sap kısmına doğru dolanmış, iki yılan motifi bulunur. Günümüzde ise, bastonlar, değişik malzemeler ve motiflerden üretilmektedir. İlçede, her yıl, Temmuz ayının, üçüncü haftasında “Devrek Baston ve Kültür Festivali” düzenlenmektedir.

NE YENİR.NE İÇİLİR

Devrek’te: asma yaprağından sarılan ve sıcak yenen, etli yaprak sarmasını denemelisiniz. Zeytinyağlısı da var. Bunun dışında, cevizli ev makarnası da olabilir.

Bunların dışında: burada, Devrek simidi ve cevizli ekmek tatmalısınız. Hatta, cevizli ekmekten satın alıp, yakınlarınız için götürebilirsiniz. Simit yemeyi unutmayın.

Zonguldak Devrek

NE SATIN ALINIR

Mutlaka ve mutlaka baston satın almalısınız. Şu an için belki bir bastona ihtiyacınız bulunmadığını düşünüyorsunuz, ancak gelecek dönemlerde, mutlaka baston gerekebilir. Siz, Bastoncular Çarşısına mutlaka uğrayın ve hoşunuza giden ve uygun fiyatlı bir baston satın alın.

GEZİLECEK YERLERİ

Zonguldak Devrek Bostandüzü Ormaniçi Dinlenme Kampı

BOSTANDÜZÜ ORMAN İÇİ DİNLENME ALANI

İlçe merkezine, yaklaşık 11 km. uzaklıktadır. Özellikle, hafta sonu ve tatil günlerinde, büyük kalabalıklar görülüyor. Piknik ve dinlenme alanı olarak kullanılan burada, rahatlıkla mangal da yakılabiliyor. Şehir yoğunluğundan sıkılıp, bunalanlar için ideal. Sizler de, buralara yapılacak herhangi bir gezide, bu dinlenme alanında, kısa bir mola verebilirsiniz.

Zonguldak Çaycuma gezi yazım hakkında Çaycuma