Fethiye Göcek ve çevresi

Fethiye Göcek ve çevresi
 

 

Göcek

Fethiye Göcek ve çevresi yazıma önce Göcek tanıtımı ile başlıyorum.

Göcek: Fethiye ilçe merkezine 31 km uzaklıktadır.

1988 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile “Özel Çevre Koruma Bölgesi” olarak tespit ve ilan edilmiştir.

Yöreye “Göcek” isminin verilmesi sebebi, söylentilere göre, yöre halkı göç zamanında “Hadi Göçek” şeklinde birbiriyle haberleşmiş, bu deyim zamanla yörenin ismi “Göcek” olmuştur.

Mahalle: Fethiye-Muğla karayolu üzerindedir. 2006 yılında hizmete giren Dalaman Tüneliyle, ulaşım kolaylaşmıştır.

Göcek, yerleşim yeri olarak Mendos Dağının eteğinde, iç körfezin hemen doğu kenarında bulunmaktadır.

Göcek eskiden Pazaryeri olarak kullanılan bir liman olmasına rağmen, günümüzde yat turizminin yoğun olduğu bir merkez durumundadır.

Fethiye Göcek ve çevresi, Fethiye körfezinin Göcek bölümü, mavi yolculuk tekneleri ve özel yatlar tarafından yoğun ziyaret edilmektedir.

Burada bulunan 4 marinada, yatlar için her türlü servis yapılır.

Fethiye Göcek ve çevresi Marina
 

Marina çevresinde, alışveriş için dükkanlar, restoranlar ve kafeler bulunmaktadır.

Burada: yürüyüş yolu, oturma gurupları yapılarak çevre düzenlenmiştir.

Yörede, zengin krom yatakları bulunmaktadır. Burada ilk krom damarı, 1879 yılında İngiliz araştırmacı Patterson tarafından bulunmuş ve krom yataklarının işletme hakkı kendisine verilmiştir.

Ancak, Göcek yöresinde bulunan krom işletmeleri, 1993 yılında kapatılmış ve yeni yat marinası ve Turizm kompleksine dönüştürülmüştür.

Bu turizm kompleksinde: 24 üniteli “Marina Gerisi Tesisleri” vardır. Bu tesislerin içinde: kafeler, restoranlar, yat marketleri ve hediyelik eşya dükkanları bulunmaktadır.

Buraya yolunuz düşerse, restoranlardan birisinde zeytinyağlı lezzetler, deniz ürünleri ve ot yemeklerini tatmalısınız.

Marinanın hemen yanındaki alan ise plaj olarak düzenlenmiştir.

Fethiye Göcek ve çevresi D-Marin
 

Göcek D-Marin

Fethiye Göcek ve çevresi, Göcek içinde denize girilebilecek tek yerdir.

Çam ormanlarıyla kaplı bölgede sahildeki muhteşem kum, ilgi çekmektedir.

 

KALLİMACHE:

Fethiye körfezinin en dibinde Göcek’tedir. Fethiye ve Dalaman arasındadır. Strabon: Lykia Karia sınırı olarak Daidala kentini gösterir. Koylarda ve Fethiye yolu üzerindeki kaya mezarlarının varlığı, Lykia yerleşimlerinden biri olduğunu gösterir. Kaya mezarlardan başka, görülen kalıntılardan en önemlisi hamamdır. Yakınındaki Tersane Adasında da kalıntılar bulunur. Mübadele öncesinin iyi halli Rum köyü, şimdi terk edilmiş kalıntılar halindedir. Telandria olması muhtemel, Tersane Adasında kule ve mezar yapısı göze çarpar.

 

 

Fethiye Göcek ve çevresi Tersane Adası
 

TERSANE ADASI

Fethiye Göcek ve Çevresi gezimizdeki durak “Tersane Adası” dır.

Göcek adaları arasında en büyük adadır. Tarihsel kaynaklara göre, adanın eski dönemlerdeki ismi “Telandria” dır. Ada, 12 Adalar turlarının uğrak yerlerindendir.

Tersane adası, günümüzde 3’ncü Derece Kentsel Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Ada çanak görünümündedir. Kıyıda palmiyeler, zeytin ağaçları ve çok miktarda keçi bulunur.

Ada iki bölümlüdür. Bunlar: kış limanı ve yaz limanıdır.

Kış limanında tarihi kalıntılar bulunmaktadır. Bizans döneminde gemicilerin sığınağı olan Kış Limanında yaşayan Rumlar, Cumhuriyetin ardından Mübadele ile buradan ayrılıp Yunanistan’a gitmişlerdir.

Adanın doğu tarafındaki demirlemeye elverişli ve korunaklı diğer koy ise “Yaz Limanı” dır. Yaz limanı denen koyda demirlemek için elverişlidir.

Adada, tarihi kalıntılar bulunmaktadır. Tersane kalıntıları günümüzde de adadadır. Bu tersane, geçmişte küçük gemilerin: bakım, onarım ve yapımlarının yapıldığı bir yer olarak kullanılıyormuş. Ayrıca, adada biraz önce belirttiğim gibi eski Rum evleri bulunmaktadır.

Bir de gözetleme kulesi vardır.

Günümüzde adada tarım ve hayvancılıkla uğraşan birkaç aile yaşamaktadır. Ayrıca, kıyıda küçük bir restoran bulunur. Restoranın önünde ise bir iskele vardır.

Korunaklı koy, günümüzde de yatçıların en güvenli yeridir.

Fethiye Göcek ve çevresi Yavansu Koyu-Martı Koyu
 

YAVANSU KOYU-MARTI KOYU

Fethiye Göcek ve Çevresinde bulunan Yavansu koyunda ahşap bir iskele vardır.

Tepeler zeytin ve çam ağaçlarıyla kaplıdır. İskelenin bulunduğu yerde, zaman zaman bir restoran servis hizmeti verir.

Fethiye Göcek ve çevresi, Martı koyu ismini: dağdan gelen sudan almaktadır. Bu suyun yavan bir tadı vardır ve sadece hayvanlar içebilmektedir.

Koyda deniz kıyısında yere işlenmiş bir “Martı” silüeti bulunmaktadır. Kıyıda taşlarla yapılmış, büyük beyaz bir kuş şekli, adeta denizden su içer gibidir.

Bu martı silüeti nedeniyle koya “Martı Koyu” ismi verilmiştir.

Fethiye Göcek ve çevresi Taşlıca Koyu-Bedri Rahmi Koyu
 

TAŞLICA KOYU-BEDRİ RAHMİ KOYU

Fethiye Göcek ve Çevresinde, Taşlıca Koyu, Göcek merkeze 17 km uzaklıkta Kapıkargın mevkiindedir.

Zeytin ağaçlarının arasına gizlenmiş koyda plajda yüzebilir ve yamaçta bulunan kaya mezarlarını görebilirsiniz. Kykia mezarlarını görmek isterseniz, yorucu bir yokuşu çıkmanız gerekir.

Fethiye Göcek ve çevresi Bedri Rahmi tarafından yapılan resim
 

Peki niye Bedri Rahmi Koyu ismi verilmiştir? Çünkü, 1974 yılında Bedri Rahmi bu koyu ziyaret ettiğinde, birkaç tane kaya parçası üstüne balık gibi görünen ama aslında içinde 6 hayvan gizleyerek yaptığı bir sanat eseri bulunmaktadır.

Fethiye Göcek ve Çevresi nde burayı ziyaret ederseniz, Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun çizdiği balık resmini mutlaka görünüz.

Fethiye Göcek ve çevresi Kleopatra Hamamı Koyu
 

KLEOPATRA HAMAMI KOYU

Fethiye Göcek ve Çevresinde bulunan Kleopatra Hamamı koyu, genellikle Mavi tur tekneleri tarafından ziyaret edilmektedir.

Koyda, kıyıda, deniz içinde, batık hamamı anımsatan tarihi kalıntılar görülmektedir.

Rivayetlere göre: Mısır Kraliçesi Kleopatra, Akdeniz ziyaretinde bir arkadaşı tarafından burada yaptırılan hamamı kullanıyormuş. Çünkü burada yani koyda, sıcak su kaynağı varmış. Bu su kaynağının: cilde iyi geldiği ve Kleopatra’nın dillere destan güzelliğinin bu sudan kaynaklandığı söyleniyor.

Fethiye Göcek ve çevresi Kleopatra Hamamı Koyu
 

Evet burayı ziyaret ederseniz, Hamam kalıntılarını mutlaka görünüz.

İskelenin hemen yanında, bir bölümü sular altında kalmış, Bizans manastırı kalıntıları görülmektedir. Tekneden çıkıp, kıyı boyunca ve orman içinde yürüyüş yapabilirsiniz. Kıyıda yatlara servis yapan çardak lokantaları bulunmaktadır.

 

SARSALA KOYU

Kapukargın beldesindedir.

Plaj, ince kumludur. Plaj sahasında: küçük bir kafeterya ve spor alanı bulunuyor.

Deniz ise son derece güzeldir, deniz kaplumbağaları ve balıkları izlemek mümkündür. Deniz sığ ve suyu sıcaktır.

Bölge oldukça fazla ağaçlı olduğu için, gölgelik alan çoktur.

Ancak konaklamak için herhangi bir işletme yoktur bu yüzden sadece günübirlik kullanıma uygundur.

 

GÖBÜN KOYU

Kapukargın beldesindedir.

Domuz Adasına yaklaşık 2 km uzaklıktadır.

Oldukça küçük ve dar bir koydur. Zeytin ve çam ağaçlarıyla dolu yüksek iki tepenin arasından buraya ulaşılır.

Bölgede bulunan en korunaklı koydur. Girişi dar olduğu için dalga ve rüzgar almaz.

Koyda, denizde mavi suların altında tarihi kalıntılar görülmektedir. Bu kalıntıların Bizans dönemine ait olduğu bilinmektedir.

Göbün koyuna yanaşınca, yukarı köye yürüyüp manzarayı mutlaka görünüz.

 

SIRALIBÜK KOYU

Kapukargın beldesindedir.

Göcek bölgesinin en güzel koylarından biridir.

Mavi tur ve günlük tur teknelerinin uğradığı bir yerdir.

Koyda: tatlı su kaynağı ve denizin tuzlu suyu buluşmaktadır.

Sahil: çakıl taşlıdır. Bu yüzden, bu koyu ziyaret etmek isteyenlerin deniz ayakkabısı kullanmaları şarttır.

 

AYTEN KOYU

Buraya hem denizden ve hem de karadan ulaşmak mümkündür. Ancak koyun yolu, 1 km kadar kum ve taşlıktır. Göcek marinadan 5 dakika sürer.

Girişler ücretsizdir.

Koyun çevresi çam ağaçlarıyla çevrilidir.

Deniz taşlıktır, bu yüzden burayı ziyaret etmek isteyenlerin deniz ayakkabısı kullanmaları şarttır. Denizde 10-15 metre gittikten sonra derinleşiyor.

Ayten koyuna, karayolu ile giderseniz, yol boyunca piknik yapabileceğiniz alanlar bulunmaktadır. Ancak Ayten koyu ve çevresinde herhangi bir tesis yoktur. Bu yüzden, burayı ziyaret etmeden önce yiyecek ve içeceklerinizi yanınıza almanız gerekir.

Sahilde: tuvalet, duş ve soyunma kabinleri yoktur. Daha da ötesi, sivrisinekler için yanınızda “sivrisinek kovucu” bulundurmalısınız.

Koyun tam karşısında Resort Göcek oteli bulunuyor.

 

OSMAN AĞA KOYU

Göcek Marina’ya kadar olan bölüm asfalt ve sonrası ise toprak yoldur. Yaklaşık 15 dakika sürer. Ayten koyunu geçtikten yaklaşık 1 km  sonradır.

Giriş ve konaklama ücretsizdir.

Ancak elektrik yoktur. Koy girişinde yol üzerinde su bulunuyor. Herhangi bir işletme, market yoktur.

Deniz taşlık ve temiz ancak ısıran balıklar bulunuyor, yani bilinçli olmanız lazım, hazırlıklı olmadan acı olmasa da ürperti oluyor. Suda hareket etmeden durursanız ısırıyorlar.

 

İNLİCE MAHALLESİ

Fethiye merkezden Göcek istikametinde giderken, Göcek’i hemen geçince buraya ulaşırsınız. Göcek merkezden Fethiye istikametine giderken, yaklaşık 5 km sonra İnlice tabelasını görebilirsiniz. Ancak bu tabelayı takip ederseniz İnlice Mahallesine gidersiniz, İnlice koyuna gitmek için “Göcek Halk Plajı” tabelasını takip ediniz. Fethiye ilçe merkezi İnlice mahallesi arasındaki uzaklık 24 km dir.

Göcek’e yakın olması avantaj çünkü gündüz burada denize girebilir, gece Göcek’de konaklayabilirsiniz.

Fethiye Göcek ve çevresi İnlice Halk Plajı
 

İnlice Halk Plajı

İnlice Mahallesinde oldukça büyük bir Halk Plajı vardır. Hemen yan tarafta “Beach Club” var. Girişte otopark parası ödeniyor. (2020 yılı 15 TL.)

Sahil, tamamen sert ve gri kumdur.

Deniz, önce 1-2 metre kadar hafif taşlık, sonra kumluktur. Akvaryum gibidir, sakin ve temizdir. Deniz suyu fazlaca sıcaktır.

Deniz genel olarak sığ olmasına rağmen, bazı yerlerde aniden derinleşiyor.

Bu yüzden yüzme bilmeyenler ve çocuklu aileler için uygun değildir. Denizde bir de ısıran balıklar var, ani olarak ürpermemek için hazırlıklı olmalısınız. Balık ısırıkları acıtmıyor ama hazırlıksız olursanız, bir anlık bir tedirginlik. Hafta sonu gideceklerin erken gitmeleri önerilir.

Sahilde: Fethiye Belediyesi tarafından işletilen soyunma kabinleri, tuvalet, duşlar ve bir kafe vardır. Belediye tarafından işletilen: duş, soyunma kabinleri ve tuvaletler ücretsizdir. Yine Belediye tarafından işletilen kafede de fiyatlar uygundur.

Ayrıca mangal yakma yeri var. Birkaç ahşap piknik masası bulunuyor. Yani burayı ziyaret edecekseniz piknik için hazırlıklı gidiniz. Ama sahildeki işletmede, gözleme, sandviç gibi yiyecekler bulabilirsiniz.

Bölgede çadır kurmak için ayrı bir alan vardır. Çadır kurulan yerden plaj 20 adım uzaklıktadır. Ancak çadırlı kamp alanında sıcak su ve priz yok, priz sadece kantinde bulunuyor. Yani, bazı sıkıntılar var kontrol ederek gitmenizi öneririm.

 

YANIKLAR MAHALLESİ

Fethiye-Göcek arasında, Göcek’i geçtikten 15 dakika sonra buraya ulaşılır.

Fethiye Göcek ve çevresi Küçük Kargı Tabiat Parkı
 

KÜÇÜK KARGI TABİAT PARKI

Yanıklar Beldesindedir. Fethiye ilçe merkezine 20 km uzaklıkta Muğla yolu üzerindedir.

1970 yılında ülkemizin endemik türlerinden olan doğal Sığla ormanı kaplı bölüm, Küçük Kargı Tabiat Parkı olarak düzenlenmiştir. 2008 yılında sınırları genişletilmiştir.

Fethiye Göcek ve çevresi Küçük Kargı Tabiat Parkı
 

Tabiat parkının en büyük özelliği: koyu gölge ve serinlikle birlikte hoş kokusu ve güzel görünümü ile dikkat çeken ve dünyada sadece Muğla yöresinde bulunan halk arasında “Günlük” olarak adlandırılan “Sığla” ağaçlarının içerisinde tesis edilmesidir. A tipi mesire alanı olarak kullanılmaktadır.

Bu yüzden, 3’ncü derece Doğal Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Küçük Kargı Koyu, aynı zamanda “Günlüklü” olarak da bilinmektedir.

Burada: yaklaşık 250 çadırlık ve karavanlık bir alan bulunur.

Çadır ve karavanlara destek hizmeti vermek üzere ise; su, elektrik, tuvalet ve soyunma kabinleri ile spor alanları ve trekking yapmak için parkurlar bulunmaktadır.

Fethiye Göcek ve çevresi Küçük Kargı Koyu-Günlüklü Koyu
 

Küçük Kargı Koyu-Günlüklü Koyu

Fethiye ilçe merkezine 17 km uzaklıktadır. Göcek’e ise 10 km uzaklıktadır.

Çalış koyu yönünden buraya ulaşmak mümkündür. Fethiye-Göcek arasındadır. Giriş ücretsizdir. Ücreti karşılığı şezlong ve şemsiye kiralayabilirsiniz.

Koyda ağaçlar oldukça yoğundur. Ancak bu ağaçlar oldukça özeldir yani Günlük ağaçlarıdır. Günlük ağaçları, ilaç ve parfüm sanayiinde kullanılmaktadır. Ayrıca bulundukları ortama bol oksijen verirler.

Burada hem piknik yapabilir hem de denize girebilirsiniz. En büyük özelliği çok kalabalık olmamasıdır.

Konaklamak için kamp alanı bulunmaktadır. Kamp alanında: su ve elektrik ihtiyaçları karşılanmaktadır. Duş ve tuvalet ortak kullanılmaktadır. Çamaşır yıkama alanı vardır.

Ayrıca otel ve pansiyonlar da bulunmaktadır. Yiyecek ve içecek ihtiyacınızı karşılamak için restoran ve bar vardır. Kamp evlerinin kendilerine ait duş ve tuvaletleri bulunmaktadır.

500 metre uzunluktaki sahil: altın renginde ince kumlara sahiptir.

Deniz: şeffaf ve tertemizdir. Denizde 10 metre ilerlediğinizde derinleşmez, sığdır.

Fethiye Göcek ve çevresi Küçük Kargı Ömer Eşen Tabiat Parkı
 

Küçükkargı Ömer Eşen Tabiat Parkı

Fethiye-Muğla karayolunun 20’nci kilometresinde Küçük Kargı Tabiat Parkı üzerinden ulaşılmaktadır.

2003 yılında mesire yeri olarak kurulan bölge, daha sonra 2008 yılında “Ömer Eşen Tabiat Parkı” ismini almıştır. Sığla ormanları içindedir.

Daha önce Denizli Orman Bölge Müdürlüğü bünyesinde Eğitim Merkezi yani kamp olarak kullanılmaktaydı. Kamp alanı, ihale ile düzenlenmesi için özel bir firmaya verilmiş ve düzenleme tamamlanarak alan, konaklama hizmeti vermeye başlamıştır. 

Fethiye Göcek ve çevresi Küçük Kargı Ömer Eşen Tabiat Parkı
 

Park alanında: kafeterya, restoran ve konaklama amaçlı ahşap yapı ve tesisler bulunmaktadır. Bungalov tipi kır evlerinde konaklama yapılabiliyor.

Sahada: 26 adet baraka, 1 adet kafeterya-restoran, 1 adet mutfak, tuvalet, otopark, elektrik, su ve giriş kontrol kulübesi vardır. 134 yatak kapasitelidir ve günlük ziyaretçi kapasitesi 10720 kişidir.

Fethiye Göcek ve çevresi Katrancı Koyu Tabiat Parkı
 

KATRANCI KOYU TABİAT PARKI

Fethiye ilçe merkezine 18 km uzaklıktadır. Çalış plajına, araba ile 15 dakika uzaklıktadır. Fethiye-Muğla karayolu üzerindedir. Ana yoldan Katrancı yol ayırımını kaçırmamanız şarttır.

1965 yılından sonra, kızılçam ağaçlarıyla kaplı bu alan, A tipi mesire alanı olarak kullanılmaktadır. Alan: kamp yapmak, karavan ve çadır kurmak amacıyla gelenler tarafından kullanılmaktadır.

Fethiye Göcek ve çevresi Katrancı Koyu Tabiat Parkı
 

Giriş ücretlidir, çünkü Tabiat Parkı diye geçiyor.  

Alanda, 1968 yılından beri çadır kurulmaktadır. Ortalama 240 çadır kapasitesi bulunmaktadır. Ayrıca: çadır ve karavanlara destek vermek üzere; su, elektrik, soyunma kabirleri ve tuvaletler bulunmaktadır. Ancak çadırların kalabalık nedeniyle çok yan yana kurulması bazen gürültü nedeniyle rahatsızlık verebilmektedir. Yine de burada yaklaşık 20-25 yıldır sürekli gelip çadır kuran insanları görmek mümkündür.

Katrancı Koyu Tabiat Parkı

Mesire alanının günlük ziyaretçi kapasitesi ise 1000 kişidir.

Fethiye Göcek ve çevresi Katrancı Koyu-Cennet Koyu
 

Katrancı Koyu-Cennet Koyu

Kelebekler vadisi ve Kabak koyundan sonra, yöredeki en güzel koylardan birisidir.

“Cennet koyu” adıyla da bilinir.

Günübirlikçilerin kullandığı koyun girişi ücretlidir.

Kalabalık ortamdan hoşlanmayan burayı tercih etmemelidir.

Burası: okaliptüs ağaçları olan bir ormanlık alan ve sahilden oluşmaktadır.

Koy iki kısımdan yani iki küçük koydan oluşmaktadır.

Koyun birinci kısmı: daha çok günlük ziyaretçiler tarafından, ikinci kısmı ise uzun süreli kalanlar tarafından kullanılmaktadır.

Burada sahilde: kafeler, kamp alanları ve plajlar vardır. Bu kalabalık yüzünden sahil özellikle yaz aylarında kirlidir.

Deniz ise, dingin ve dalgasızdır. Küçük buradaki her iki koy da “kapalı koy”  dur.

Deniz sığ olması nedeniyle özellikle çocuklu aileler ve yüzme bilmeyenler tarafından tercih edilmektedir. Ancak yoğun sezonda yani Temmuz ve Ağustos aylarında kalabalık nedeniyle deniz bazen kirli ve bulanık olabiliyor.

DAİDALA-DAEDALA-İNCİLİ KÖYÜ:

Fethiye-Muğla karayolunun 29’ncu km den, Muğla’ya giderken, İnlice köyünün 1 km kuzeyinde bulunan İnlice Asarında dik bir tepe üzerindedir. 

Ancak Daidala kentinin İnlice Asarına yerleştirilmesini doğrulayacak herhangi bir yazıt veya sikke yoktur. Sadece antik kaynaklar kullanılarak bu yerleşim yapılmıştır. 

Kentin isminin Lykia formunun MÖ 5’nci ya da 4’ncü yüzyıla ait dynastik sikkelerinden “Ddenewele” olduğu düşünülür. 

Strabon bu bölgeden şöyle bahseder: “Doğu istikametine gidildiğinde Daidala denen sınır dağlarına gelinir. Buradan itibaren Pamphylia’ya kadar Lykia yer alır. 

Livius:”Daidala’nın Lykia’da olduğundan bahsederken, Plinius: “Karia kentlerini oppida Daedala ile saymaya başlar ve böylece Karia bölgesinin en doğusuna yerleştirir. 

 Fethiye körfezindeki Tersane adasında bulunan, aslında Deadala’daki bir mezara ait olduğu sanılan bir yazıtla şehrin burada bulunduğu desteklenir. Yazıt, MÖ 2’nci yüzyılda yaşamış Rhodoslu bir valiye adanmıştır. Yazıdan valinin sadece Rodos egemenliğinde olmayıp gerçekten Rodos devletine bağlanmış bir bölgede görev yaptığı anlaşılır. Bu yöre ile Marmaris Körfezi arasında bu anlatıma uyan başka bir yer yoktur. Yazıtın aşağıda söz edeceğim Dorik mezardan mı yoksa kentteki bir Lykia mezarından mı olduğu kesin bilinmiyor. Ne olursa olsun Rodos Peraea’sına bağlı Daedala civarında olduğu varsayılmaktadır. 

Kentin isminin veriliş hikayesi:

Alexandros Polyhistor’un anlatımı: “Stephanus Byzantinos tarafından aktarılır. Hikayeye göre: İkaros’un babası Daidalos, Ninos ırmağı yakınlarından geçerken orada bir yılan tarafından ısırılır ve ölür ve burada gömülür. Daidalos onuruna burada inşa edilen şehre de Daidala ismi verilmiştir. Hikayede bahsedilen Ninos ırmağı, İnlice deresi ile özdeştirilmiştir. 

Bu bölge çevresinde bulunan tepelerin kırmızı benekli olması nedeniyle, kente bu ismin verilmiş olabileceği ihtimali de düşünülür. Ayrıca Daidala isminin Anadolu dillerin kökenlerinden de türetilmiş olduğu yönünde açıklama girişimleri de yapılmıştır, ancak bunlar pek güvenilir değildir. 

 

Genel hususlar:

Rhodos ile Daidala ilişkileri, kentin tarihi için oldukça önemlidir. Rhodos Lykia anakarasında yapılma politikasını Rhodos Peraia’sı ile sağlamıştır. Rhodos’un Daidala’yı bu bölgeye MÖ 4’ncü yüzyılın ortalarında dahil ettiği varsayılır. 

MÖ 360-359 yılında yaşanan Satrap isyanları ile Lykia dynastik yönetiminin zayıflamasından faydalanan Rhodos, Fethiye körfezi ve çevresindeki Lykia topraklarının (muhtemelen Daidala da bu topraklara dahildir) kontrolünü sağlamıştır. 

Araştırmacılara göre, Rhodos toprakları iki kısımdan oluşuyordu. 

İlki: Dahili Peraia ismini verdikleri, demos sistemiyle Rhodos’a bağlı olan ve bu topraklarda yaşayan yerlilerin siyası açıdan Rhodos adasında yaşayan yerlilerle eşit bir hakka sahip oldukları topraklardır. 

İkincisi: Tabii Peraia denilen yerlilerin bir hükümdara tabi bir ilişki içinde Rhodos adasında yaşadıkları topraklardır. 

Daidala toprakları ise Rhodos’un dahili Periası içinde kalmaktadır. Nitekim Tersane adasında bulunan Rhodoslu bir epistates’e ait yazıt içerisinde: buranın dahili Peraia’ya ait olduğu düşünülmüştür. Ancak yazıtta bir domotikon da bulunmaktadır. Nihayetinde Daidala’nın da demotikon’u bilinmeyen Megiste gibi Rhodos’un başka bir demos’unun alt bir birimine ait olduğu sonucuna varılmıştır. 

Büyük İskender’in büyük fetih hareketi Daidala bölgesini etkilememiştir. Ancak Ptolemaioslar döneminde Lykia-Karia sınırının işgali sonucunda Rhodos’u etki alanı içine sokmuş, ama doğrudan bir egemenlik altına sokmamıştır. 

MS 46 yılında dikilmiş olan Patara Yol Anıtında Daidala şehrine ait herhangi bir yol tarifi verilmemiştir. Ancak Telmessos-Kalynda güzergahı Daidala’nın yer aldığı kabul edilen İnlice Asarı istikametinden geçmektedir. Böyle bir durumda Daidala’nın Kalynda ya da Telmessos’a bağlı bir yerleşim yeri olması beklenir.

Ancak bir başka düşünceye göre, Daidala’nın bu dönemde hala Rhodos’a bağlı olduğunu ve Rhodos’un buradan gelir elde ettiği savunulur. Dion Khrysostamos’un aktarımına göre: MS 70’li yılların başında Karia ve Lykia’nın bir bölümü halen Rhodos’un hakimiyeti altındadır ve Rhodos buralardan gelir elde etmektedir. 

Fethiye’de özel bir koleksiyonda yer alan ve MS 2’nci yüzyıla tarihlenen bir yazıt: Rhodos’a ait olduğu iddia edilen ve Lykia bölgesinin sınırında ana kıta üzerinde yer alan bir arazinin illigal satışıyla ilişkilidir. Rhodos topraklarında bulunan araziyi, yabancılar olarak bahsedilen Lykialılar satın almıştır. Bu arazinin İnlice Asarında yer aldığı kabul edilen Daidala’da olduğu düşünülür. 

GÜNÜMÜZDE KALINTILAR:

İnlice Asarında bulunan merkezi yerleşim, dik bir tepe üzerinde yer almaktadır. Üç tarafı poligonal duvarlarla/surlarla çevrilidir. Diğer tarafı ise, sarp kayalıklar yüzünden ulaşılamayacak kadar dik olması nedeniyle buraya duvar örülmemiştir.

Akropolis üzerinde bir kale bulunur. Bu kalenin hemen yanında içi sıva ile kaplanmış bir sarnıç bulunur. Akropolis üzerinde ev temelleri ve kesik kayalardan basamaklar görülmektedir. Ayrıca bu alandan çeşitli dönemlerden kalma seramikler çıkmıştır. 

Kuşkusuz ören yerinin en dikkat çeken kalıntıları Nekropolis alanı içindedir.

Kentin nekropolis sahası oldukça geniş bir alana yapılmıştır. Bu nekropolis alanı içerisinde akropolis’in kuzeyine düşen ve pek çok sayıda bal peteğini andıran kovan biçimli kaya mezarları bulunmaktadır.

Bu alanda bulunan mezarlar genellikle Lykia tipi özelliğini taşır.

Çok dik olan Akropol tepesi, üç yandan yontma taş bir duvarla çevrilidir. Duvarsız olan yamaç zaten geçit vermez. Tepede büyük bir kale vardır. Ayrıca, Akropol’de kesme kaya basamakları, yapı temelleri ve çapı 1.5 m kadar olan daire şeklinde, üstü sıvalı bir sarnıç vardır. Doğuya doğru daha alçak bir tepede bu kentin sınırları içindedir. Fakat buradaki kalıntıların çoğunluğu mezarlardan oluşur. Mezarların 3 tanesi Lykia kaya mezarıdır. Birkaç mezar olmakla birlikte en fazla kayaların yüzlerine oyulmuş, çoğu erişilmez basit kartal yuvarı tipi mezarlar göze çarpar. Mezarlar genellikle Akropol’ün batısında yoğunlaşır. 

 

Mezar:

İnlice köyü yakınlarında Fethiye karayolu üzerinde Dor düzenli tapınak cepheli bir mezar dikkati çeker. 

Mezar kayanın  doğu yüzündedir. Alışılmışın dışında, bu mezar Dorik stildedir. Önündeki sahanlığa üç basamakla çıkılır. Sahanlıkta mezarın bir parçası olup aynı kayadan yontulmuş iki sütun vardır. Sağdaki sütun: tepeden 50-60 cm kısa kesilmiştir. Sağ bölümde: Dorik işlemeciliğin örnekleri belirgindir. Bir dentil fresk üzerine trigli fresk gibidir. Alınlıkta bulunan üç akroter’in biri yerinde yoktur. Mezarda yazı göze çarpmaz. Ana girişte büyük bir gedik vardır. İçeride üç duvar boyunca, üstlerine ölülerin yerleştirildiği taş peykeler olup, tavan düz ve biraz kabaca yontulmuştur. Tüm olarak mezarda, fazla usta bir işçilik göze çarpmaz.

 

Diğer Mezarlar:

İlkokul ve köy merkezinin sağındaki tepeler üzerinde, bir gurup kartal yuvalarını andıran mezarlar belli belirsiz seçilir. Bunlar uzaktan, ufak kara kareler gibi görünür. 

 

Fethiye ören yerleri.

Fethiye merkezi gezilecek yerler.

Fethiye Kayaköy ve çevresi.

Fethiye Ölüdeniz.

Fethiye genel bilgiler.

Fethiye Girme Kaplıcaları.

Fethiye Saklıkent

Burdur Gölhisar

Burdur Gölhisar

 

Gölhisar, daha çok tarihi özellikleriyle öne çıkan bir yer. Tarihi geçmişi, şöyle özetlemek mümkün: yaratılan medeniyet, ardından istila, vergiye bağlanmış bir sömürge ya da sönükleşen, ıssızlaşan mekan…

ULAŞIM

Burdur, il merkezine: 107 km. uzaklıktadır. Yeri biraz ana yollardan uzak. Buraya: Çavdır üzerinden gidebilirsiniz. Çavdır-Gölhisar arası uzaklık: 16 km. Çavdır dışında, buraya başka bir ulaşma yolu yok.

Çavdır’a ulaşmak için ise: Antalya-Denizli kara yolunu kullanmanız gerekiyor. Gölhisar ilçesinin diğer bazı yerlere uzaklıkları ise şöyle: Gölhisar-Denizli arası uzaklık: 105 km. Gölhisar-Fethiye arası uzaklık: 111 km. Gölhisar-Antalya arası uzaklık: 150 km.

Burdur Gölhisar

TARİHİ

İlçenin tarihi, çok eski çağlara dayanmaktadır. Cbyra Tetrapul (4 şehir) harabelerinin bulunduğu bölgede: 4 şehrin, idare merkezi oluşmuştur.

Bu şehirler: Cbyra, Bubon, Balbura ve İnuanda’dır. Bu şehirlerin: MÖ.1000 yıllarında, Girit’ten gelen: Pisidialılar tarafından kurulduğu anlaşılmaktadır.

Cbyra, daha sonra Romalıların idare merkezi olur. Bu gün, bu şehre ait kalıntılar halen görülmektedir. Bunlardan en önemlisi: 90 metre yarıçapında olan tiyatro yapısıdır.

Tarihi süreç içinde: 14.yüzyılın başlarında, Hamitoğulları, 1389 yılında da, Osmanoğulları egemenliğine girmiştir. Gölhisar, Armutlu ve Horzum köylerinin birleşmesi ile, 1953 yılında ilçe olmuştur.

Adını: Hamitoğulları tarafından Uylupınar Gölünün ortasında yapılan kaleden almaktadır.

İLÇENİN ADININ KAYNAĞI

İlçe adını: kenarındaki gölden ve hisardan almıştır. Daha önceki isimleri ise: Kibryra, Alimne, Horzum. Kibyra: yüce, büyük, ulu anlamına gelir.

Yüce Ana Tanrıça anlamında da kullanılır. Horzum sözcüğü ise; Harzem sözcüğünün deforme olmuş halidir.

Bir Türk boyunun adıdır. 18.yüzyıl Osmanlı kaynaklarında, Horzem şeklinde telaffuz edilmiş ve sonradan “Horzum” adını almıştır.

GÖLHİSAR MESLEK YÜKSEK OKULU

Burada: Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesine bağlı Gölhisar Meslek Yüksek Okulu bulunuyor. Bu okulda: öğrenciler tarafından, her yıl Mayıs ayında “Bahar Şenlikleri” düzenleniyor.

Bu şenliklerde: öğrencilerin sosyal aktiviteleri arttırılıyor. Konferans salonunda: eğitim amaçlı, periyodik konferanslar, sempozyumlar ve paneller düzenlenerek: gerek okul öğrencileri ve gerekse Gölhisar halkı bilinçlendiriliyor.

Ayrıca: okul öğrencileri tarafından hazırlanan: tiyatro, folklör gösterileri, müzik çalışmaları ve belli etkinliler; okul öğrencileri ve Gölhisar halkının izlenimine sunuluyor.

GENEL

Burdur ilinin, ikinci büyük ilçesidir. İlçe topraklarının, denizden yüksekliği: 945 metredir. Güney ve Batı bölümleri, ormanlarla kaplıdır. Başlıca dağları: Koçaş ve Çakmak dağlarıdır.

Ovalardan en önemlisi ise: Gölhisar ovasıdır. Genişliği: 20 km. dir. Bu geniş ova: alüvyonlu, kalın bir toprak tabakası ile örtülüdür. Ovanın tamamı sulanmaktadır.

İlçenin en önemli akarsuyu ise: Dalaman çayıdır. İlçe sınırları içindeki göl: Uylupınar gölü de denilen Gölhisar Gölüdür.

Gölün genişliği: 7 km. ve en derin yeri: 6 metredir. Gölün ortasında: 200 dönüm genişliğinde, eski bir kale olan, bir yarımada var. Gölün suyu: tatlı olup, az miktarda: yayın, sazan ve su levreği bulunuyor.

Yörede: Akdeniz iklim kuşağı hakimdir. Ancak: yaz sıcakları, Akdeniz iklimi kadar yüksek değil, kış soğukları da karasal iklim kadar, düşük değildir. Sıcaklıklar: ay ortalaması olarak, sıfır derecenin altına pek düşmez.

Bölgedeki en önemli göl alanı: doğal göl olarak: Gölhisar Gölü, baraj gölü olarak ise Yapraklı Barajı ve bazı yıllarda suları çekilen Horzum yayla yerindeki Kocayayla gölüdür.

Burdur Gölhisar Gölü

GÖLHİSAR GÖLÜ

Tektonik bir çukurluktan oluşmuştur. 7 km. karelik bir büyüklüğe sahiptir. Sığ bir göldür. En derin yeri: 6 metredir. Gölün kuzeydoğu kısmındaki kanal ile, fazla suları Dalaman Çayına akar. Bu nedenle: suları tatlıdır ve sazan, tatlı su kefali, yayın gibi balıklar yaşar.

NE YENİR

Buraya has lezzetlerin başında: Gölhisar kavurması geliyor. Daha ziyade, saç kavurması benzeri bir yemek. Bunun  dışında: bu yörede tadabileceğiniz lezzetler şunlar: Alacaş, Etliaş, Arabaşı.

NE SATIN ALINIR

Gölhisar ilçesinde, birçok aile gezer arıcılık yapıyor. Buraya giderseniz, buradan mutlaka bal satın almalısınız. Bunun dışında: ben, satın almanızı önerebileceğim özel bir şey bulamadım.

GEZİLECEK YERLER

Burdur Gölhisar Kibyra Antik Kenti

KİBYRA (CBYRA)  

GENEL ÖZELLİKLERİ

YERİ:

Burdur yöresinde, oldukça iyi korunmuş antik kentlerden biridir. Burdur’un 110 km güneybatısında, Gölhisar ilçesinin batısındaki alçak tepelerde kuruludur.

Gölhisar ilçesinin hemen yanı başında, Horzum Mahallesi sınırları içindedir. Yerleşim alanı olarak, oldukça büyüktür.

Üç tepe üzerinde kurulmuştur. Volkanik bir arazide kurulu şehir, sık sık deprem felaketine uğramış. Son bir depremden sonra, halkı yavaş yavaş çekilmiş ve Bizans döneminde, küçük bir yerleşim yeri olarak varlığını sürdürmüş.

 

GENEL ÖZELLİKLERİ:

Patara Yol Klavuz Anıtı:

Milliarium Lyciae’den açıkça gösterilen Lykia ana yol ağının, kuzeyde bağlandığı kent Kibyra’dır. Lykia’nın kuzeybatıda Psidia, Karia, Lydia ve Phrygia kültür bölgeleriyle de kesiştiği kavşakta, dağlık Lykia’da Kabalis’in en önemli yerleşimidir.

Doğu’da Attaleia, batıda Kaunos gibi kuzeyde de Kibyra, yolun sonu değilse de anıtta anlatılan Lykia güzergahının sonudur.

 

Antik dönem yazarları:

Heredotos’dan: Pers döneminde Sard Satraplığına bağlı, Lasonialı olarak adlandırılan Kaballar’ın oturduğu öğrenilir.

Strabon: En geniş bilgiyi aktarır Helence, Likçe, Pisidce ve Solimce konuştuklarını belirtir. Kibyralılar aslen Lidyalıdır ve sonradan Kabalis bölgesine gelmiş ve burada oturan Pisidialıları ve diğer çevre halklarını egemenlikleri altına aldıktan sonra, yerleşim alanlarını değiştirerek, sınırları 100 stadiayı bulan bir kent inşa etmişlerdir. Burada anılan ve yaklaşık 18 km ye denk gelen 100 stadia, elbette kentin ölçüleri olamaz, ya Strabon abartmış ya da teritoryum sınırlarını vermiştir.

 

Evet genel özelliklerine devam edelim:

Burası Roma döneminde en parlak çağını yaşamış bir dağ kentidir.

Yörenin yargı merkezidir.

Kentin ismi eski Yunanca değildir. Yerli Luvi kökenli dilden geldiği anlaşılmıştır. Ancak anlamı henüz bilinmiyor.

Zamanında: Likya eyaletine bağlı imiş. Stadyum, tiyatro ve 4000 kişi kapasiteli küçük bir tiyatro havasındaki odeon, bu kentte, sosyal ve kültürel bir kavmin yaşadığını gösteriyor.

Ayrıca: burası, antik Frigya, Pisidia, Likya ve Kayra arasında bir geçiş noktası olması nedeniyle önem kazanmıştır.

Kültür karakteri olarak da, bu dört antik bölgenin kültürünün ortak izlerini taşıyor.

Tarihte çok önemli bir yeri olmasına rağmen, günümüzde hala büyük otobüslerin rahatça ulaşabilecekleri bir yolu bulunmamaktadır.

Oineanda, Balbura ve Bubon antik şehirlerinin birleşiminden meydana gelen Tedropolis bölgesinin başkentidir.

En parlak dönemini, MS. 2’nci yüzyılda yaşayan antik kentin geçmişi, Helenistik döneme kadar uzanıyor.

Kentin ilk halkı, Milias kökenli Pisidialılar. Karışık halkın çok dil kullandığı, kozmopolit bir şehirdir.

Atları ve silahşörleri ünlüdür. Her dönemde: önemli ölçüde yaya ve atlı savaşçı bulundurmuştur. Hayvancılık ileri düzeydedir. Aşağı Agora’da: dericilik yapılmıştır.

Ayrıca: günümüze yakın zamanlara kadar, bölgede işletilen demir madeni, bu antik şehirde, çok eski dönemlerden beri, demircilik sanatının varlığını vurgulamaktadır.

Kent: Metalurji sanayisi ile ünlenmiştir.

MS.23 yılında, büyük bir deprem olmuş, Claudius tarafından, adına “Caesarea” eklenerek, yeniden kurulmuştur.

MS.129 yılında, Hadrianus’un kente gelişi bir onur olarak nitelendirilir. MÖ.167 yılında, Gallienus dönemine (253-268): kentte para basılmıştır.

 

Burdur Gölhisar Kibyra Arkeolojik Araştırmalar

ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR-KAZILAR

Antik şehirdeki ilk araştırmalar, 19.yüzyılda başlar. Petersen ve Luschan: Tiyatronun diazomasındaki yazıtları incelemişlerdir. Lui Robert: gladyatör kabartmalarını incelemiş ve yayınlamıştır.

1987-1989 yılları arasında, Selçuk Başer başkanlığında Burdur Müzesi Ekipleri tarafından, MS.2.yüzyıl sonu ve 3.yüzyıl başlarına ait mezarlarda, kurtarma kazıları yapılmıştır.

Thomas Corsten: 1995 yılında yaptığı araştırmalar sonucu: yüz civarında, yazıta rastlamıştır. Bu yazıtların, yetmiş kadarının hiç yayınlanmadığı tespit edilmiştir.

Bunlar yayınlandığında, şehirle ilgili çok daha yoğun bilgilere ulaşılacağı kesindir.

Agora girişindeki yazıttan yapılan tercümede: kentte, dericiler derneği olduğu ve o sırada küçük Asia Eyaletinin, Tiberius tarafından yönetildiği anlaşılmıştır.

Bugün antik kent: genellikle Roma dönemi kalıntılarıyla doludur. Bir kısım Helenistik kalıntı ve veriler dışında, henüz daha erken bir kalıntı bulunamamıştır. Kentin yakınlarındaki Yusufça ve Sorgun höyüklerindeki Geç Kalkolitik bulgular, şimdiki en erken yerleşim yerleridir. Kente 18 km uzaklıktaki Uylupınar’da ele geçen veriler Kibyra ve çevresinin Erken Demir Çağ’dan itibaren var olduğunu gösterir. Muhtemelen Uylupınar, erken Kibyralıların yerleşim alanlarından biriydi.

 

Özellikle

Son zamanlarda burada ortaya çıkarılan muhteşem bir kalıntı var. Medusa başı motifli döşeme. Bu döşeme: büyüklüğü ve renkli mermerlerden yapılmış olması bakımından, dünyada tek.

Yılanlardan oluşan saçlarıyla ve bakışlarıyla, insanları taşa çevirdiğine inanılan Medusa başını görenler, mitolojideki gibi taş kesiliyor.

Gerçekten, muhteşem bir güzellik. Renkli olması bambaşka bir özellik katıyor.

Burdur Gölhisar Kibyra Gezilecek Yerler

GEZİLECEK YERLER

KUTSAL YOL

Şehre giriş yoludur. İki yanında mezarlar bulunan bir caddedir. Kemere kadar devam eder.

Burdur Gölhisar Kibyra Kemer

KEMER

Stadion’un 50 metre doğusundadır. Asfalt yolun hemen aşağısındadır. Burada bir tünel var. Tünelin girişi: taş bloklardan birinin çıkarılması ile sağlanmış. Burada: 5 x5 metre boyutlarında bir avlu var. Tünel ise:  30 metre kadar devam ediyor.

 

NEKROPOLLER:

Nekropollerde Lykia tipi mezarlara rastlanmaması, Kibyra’nın ve diğer bölge kentlerinin siyasi olarak Lykia içinde görünmelerine karşın, sanat ve toplum olarak dışında kaldığını gösterir. Strabon: Kibyralılar’ın Kabalis bölgesinde yaşayan Lidyalıların torunları olduğunu” yazar. Bu torunların gelişine ilişkin erken veriler kentte henüz bilinmemektedir.

GLADYATÖR NEKRAPOLÜ

Stadion’un 10 metre doğusundadır. Gladyatörlere ait olduğu sanılan bir mezarlık bölgesidir. Mezarlığın, Stadion’a yakın olması: onları anma veya yapılan etkinliklere uzak kalmamaları amacını  taşıyor olabilir.

Anıtsal mezar: bir Tirana veya atlete de ait olabilir. Kazanılan bir savaşın anısına  dikilmiş te olabilir.

Bu Nekropol’de: çok sayıda lahit var.

Bu lahitlerdeki gladyatör kabartmalarının bir örneği: İlçe, Adliye Binası bahçesinde, görülebilir.

Burdur Gölhisar Kibyra Stadion

STADİON

Kentin: bugünkü yolu üzerinde, sol yandadır. Kent kalıntıları içindeki yapıların en büyüğüdür.

Halkın: sportif faaliyetlerine ve özellikle, atletizm yarışmalarına hizmet etmek üzere düzenlenmiş.

Açık dar cephede: zafer takı şeklinde, anıtsal beş gözlü giriş var.

Yapının batısı: yamaçta. Üç tarafı basamak şeklinde, oturma kademeleriyle çevrili. Mimari özellikleri değerlendirilirse: MS.1 ve 2. yüzyıla tarihleniyor.

Günümüz Türkiye’sinde: antik kentlerde, 32 civarında, korunmayı başarmış, Stadion yapılarından biridir. Uzunluğu, yaklaşık 210 metre olup, bu ölçüsü ile en uzun olanıdır.

Batıda yamaca oturan kesimde 21, karşısında ise muhtemelen manzara kaygısıyla 7 oturma sırası yer alır. Protokol oturma bölümü ve atık su sistemi ile dikkat çeker.

Bu hali ile, Stadion’un seyirci kapasitesinin: 10.000 civarında olduğu düşünülüyor.

30 m genişliğinde ve 7 m yükseklikte anıtsal bir propylaionla tek sphendoneli stadiuma girilir.

Güney kısmında: dört merdiven göze çarpıyor. Ortadaki merdivenlerin arasında, dışa doğru genişleyen, yaklaşık 14 metre uzunluğunda, bir giriş tonozu var.

Burada: geleneksel Kibyra Şenlikleri düzenleniyor. İlk keresi: 1998 yılında düzenlenmiş. Konser için: Stadion’un tonozlu kısmı ve zemini; çalılardan temizlenmiş, stabilize yol asfaltlanmıştır.

Buranın depremlerde yıkıldığı düşünülüyor.

PALEASTRA

Stadion’un 10 metre batısındadır. Beden eğitimi yapılan yer olarak tanımlanan paleastra kalıntılarının büyük bir bölümü: toprak altındadır.

KÖPRÜ

Stadion’un batısındadır. Köprü: iki podyum üzerine oturtulmuş, yarım daire şeklindedir. Yaklaşık:  3 metre genişliğinde bir tonozdan oluşur. İki yamaç arasındaki bağlantıyı sağlayan köprünün işlevi tam olarak belirlenememiştir.

Stadion’un bulunduğu yamacın karşısındaki yamaçta, bir kalıntının olmaması, köprünün hangi amaçla yapıldığı konusunda tereddütler yaratıyor. Köprünün, özel bir işlevi yoksa, büyük olasılıkla bugün olmayan ama geçmişte mevcut bir kısım yapı arasındaki bağlantıyı sağlamış olması mümkün.

Burdur Gölhisar Kibyra Aşağı Agora

AŞAĞI AGORA

Akropolün tam ortasındadır. Aşağı ve Yukarı Agora olmak üzere, iki agora bulunmaktadır. Halkın alışveriş yaptığı Pazar yeri olarak kullanılan bir meydandır. Bu meydanda: önemli olaylar ve konular, toplu olarak bulunan halka duyurulurmuş.

Doğu-Batı yönünde, yaklaşık 125 metre, kuzey-güney yönünde ise 55 metre boyutlarındadır.

Aşağı Agora’nın: güney ve batı kısımlarında girişleri bulunuyor. Kuzeyinde: dükkan sıralarına ait temeller görmek mümkün. Kuzeyinde: girişin önünde, derici esnafı tarafından diktirilen, yazıtlı bir taş blok bulunuyor. Bu bölüm: Roma devrine tarihleniyor. Buranın büyük bölümü, tamamen toprak altındadır. Yapılacak kazılar sonucu, ortaya çıkarılacaktır.

YUKARI AGORA

Yolun kuzeyindedir. Çevresi: kesme blok taşlardan yapılmış bir duvarla çevrilidir. Esas giriş: güneydedir. Kuzeyinde: bir sarnıç var. Dikdörtgendir. Ölçüleri: 125×185 metredir. Girişindeki yazıtta :” Parlak Kibyra şehrinin Senatosu ve halkın kararın göre, muhteşem dericiler derneği. Asai eyaletini idare eden Tiberius Klavdus Pelemus’u tescil etmiştir”

Yaklaşık 50 metre kadar devam e den, Agora girişinin sağındaki duvarlar, oldukça sağlam olarak, günümüze kadar ulaşmıştır. Çömlekçi fırınları, şehir kalıntıları, Gymnasion ve hamam, agora çevresindeki yapılardır. Yukarı Agora’nın ortalarında: bir çeşme yapısı var. Ama, kurtarma kazısı yapılmamış.

Burdur Gölhisar Kibyra Tiyatro

TİYATRO

Bölgedeki antik kentler içinde, caveası en geniş olan tiyatrodur. Kentin batısında, yamaçlara dayalı olarak yapılmıştır. Halk: tiyatro oyunlarını burada seyrediyormuş.

Evet günümüzde kısmen ayaktadır. Yamaca oturtulmuştur.

Üç kademelidir ve seyirci kapasitesi: 9.000 kişiliktir.

Cavea (oturma sıraları) sı: meyilli arazi olan yamaca oturtulmuş ve iki sıralıdır. 19. oturma sırası görülüyor. Orkestranın temizlenmesi gerekli. Bunun sonucunda, net oturma sırası sayılarına ulaşılacak. İki giriş kapısı var. Sahne binası yıkılmış olmasına rağmen, yapının planı anlaşılıyor. MS.1.yüzyıla tarihleniyor.

Tiyatro duvarlarındaki onur yazıtından, kentte gerçekte 5 ayrı kabilenin yaşadığı anlaşılır. Aynı yazıtta 1 Rhodos drahmisinin 10 eşek değerinde olduğu da öğrenilir.

Burdur Gölhisar Kibyra Odeon

ODEON-BOULEUTERİON

Kentin batısında, tiyatronun 100 metre kadar  solundadır.

Burası kapalı bir tiyatrodur ama aynı zamanda çok işlevlidir. Toplantılar ve gösteriler yanında, aynı zamanda yargı merkezi olarak da kullanılmıştır.

Yargı Salonunun: Kibyra’nın uzun ve soğuk günlerinde, tiyatrolara özgü gösteriler için de kullanılmış olması gerekir.

İçinde: konserler verilebilen ve halkın müzik dinlemesi için düzenlenmiş bir yapıdır.

Yarım daire şeklinde inşa edilmiştir. Kesme taş bloklardan, bir yamaca, yarım daire planlı olarak yapılmıştır.

Oturma sıraları: basamaklar halinde yükselir.

52.5 m uzunluğundaki yapı, 31 oturma sırası ile yaklaşık 3.600 kişi kapasiteyle Lykia’nın en görkemli ve en iyi korunmuş kapalı toplanma salonudur.

MS 2’nci yüzyılda, son şekliyle inşa edildiği anlaşılan kapalı tiyatro, bir yangın sonucu göçtüğü anlaşılan çatısı haricinde neredeyse tamamen korunmuş durumdadır.

İç cephenin ve sahnenin renkli mermerlerle ve renkli heykel ve sütunlarla süslenmiş olduğu ele geçen parçalardan anlaşılmıştır. Asıl önemli mermer işçiliği, orkestra zeminindedir. Zemin: opus sectile tekniğiyle muhteşem bir Medusa resmi ile döşenmiştir. Hem işçilik ve ölçü hem de bulunduğu yer ve desen açısından, şimdilik üniktir. Yapının dışı da mozaik döşeli stoa ile kentsel nitelik tutarlılığını bozmadan devam eder.

Sahne yapısından: 5 kapı ile, orkestraya geçilir. MS.1-2.yüzyıllara tarihlenir. Üstü örtülü olarak, küçük bir amfi tiyatro tarzında yapılmıştır.

Bu yapı: antik şehirde, günümüze ulaşmış en sağlam ve görkemli yapıdır. 1989 yılında yapılan kurtarma kazıları  sırasında, bir kısmı açığa çıkarılmıştır.

Odeon’un sağında ve solunda paradoks girişler var. Sahneye açılan bu girişlerden ayrılan birer dehliz “L” çizerek, dazomaya ulaşıyor.

Buranın: 4000 seyirci kapasiteli olduğu sanılıyor.

Bu miktar, Odeonlar için, oldukça büyük ve ihtişamlı bir rakam. Ancak: Kibyra: gerçekten büyük bir şehir ve Tetrapolis bölgesinin başkenti. (Örneğin: Burdur-Ağlasun ilçesindeki Sagalaossos antik kentinin Odeon’u: 2000 kişilik)

Yapı geç dönemlerde demir atölyesi olarak kullanılmıştır.

BİZANS HAMAMI:

Kapalı salonun hemen yanında küçük bir Bizans hamamı vardır. Kazılarda ortaya çıkarılan yapının alt kesimleri oldukça iyi korunmuştur. Hypocaustum sistemi, yıkanma havuzları, pis ve temuz su boruları hamamın kullanım bilgilerini tümlemektedir.

SU KEMERİ

Kentin kuzeydoğusuna kadar devam ediyor. Orman içi dinlenme yeri olan Böğrüdelik’ten başlıyor. Kentin su ihtiyacı, burada bulunan antik su kaynağından karşılanıyormuş.  Bu suyun kente getirilmesini sağlayan kemer: eğimli bir yüzeyde bulunduğundan, su basınçlı olarak: bir erkek-bir dişi taşlar yardımıyla, şehre geliyor ve aniden daralarak, kiremit borularla şehre dağılıyor. Su kemerindeki taşlar iyi korunmuş, yeni açılan ve kurtarma kazıları yapılan mezarları geçtikten sonra, sağ yandaki düzlükte görülebiliyor. Günümüzde, ilçe merkezindeki Horzum Mahallesinin su ihtiyacı, yüzlerce yıl öncesinden kalan bu kaynaktan karşılanıyormuş.

EV KALINTILARI

Kibyra’nın en yüksek noktasında, ev kalıntıları görülüyor. Bu tepede, bir tapınakta bulunduğu tahmin ediliyor, ancak kalıntılar tahrip olmuş durumdalar.

Burdur Gölhisar Kibyra Mezarlar

MEZARLAR

Kentin kuzeydoğusundaki tepenin eteklerinde. Bu mezarlardan, ilk sıradaki, 15 metre uzunluğunda, bir dehliz şeklinde. Karşılıklı olarak 8 ve bir tanesi de, koridorun sonunda olmak üzere, toplam 9 nişi var. Burada: 300 sağlam kandil, 25 civarında etütlük nitelikli kandil, bir kandil kalıbı ve bir pişmiş toprak kap bulunmuş. Ele geçen gümüş sikkeler ise, İmparator III. Gordianus (MS.238-244), İmparator Philippus (MS.244-249) ve İmparator Volisianus (MS.253) dönemlerine ait sikkelerdir. Ayrıca: insan iskeletleri ve bir de keramik lahit bulunmuş.

İkinci mezar: yaklaşık 20 metre uzunluğunda. Burada bulunan kandillerden, iki mezarın aynı döneme ait olduğu anlaşılıyor. Bu mezarda da, sağlı-sollu 12 ve bir de karşıda olmak üzere, toplam 13 niş bulunuyor.

Burdur Gölhisar Boubon

BOUBON-İBECİK 

Burdur il merkezine, 135 km. uzaklıktadır. İbecik köyünün 1.5 km. güneyinde yükselen, Dikmen Tepesi üzerinde, 1305 metre yükseklikteki bir mevkiindedir. Lykia’nın en kuzeybatı köşesini belirler. Önemi de buradan gelir.

Antik kentin kalıntıları : pınar meşesi denilen, sık çalılıkların arasında gizlenmiştir. Kelime olarak: Boubon kelimesi, eski Helen dilinde “kasık” anlamında kullanılmaktadır. Bu söz: kasıkta çıkan çıbanı, uru anlatmak içinde kullanılırmış.

Kentin: geçmişi hakkında, bilgi yok.

Bir süre Likya hakimiyetinde kaldığı ve MS.1.yüzyılda ise, bir Roma kenti olduğu öğrenilmiştir. MÖ.2.yüzyılda, adı geçmekte ve bölgede asayiş sağlanmasında, önemli bir rolü ortaya çıkmaktadır.

Tiyatroda bulunan bir yazıt, İmparator Commodos’un bir mektubunu içerir. Bu yazıt: 190 yılında İmparator Commodos tarafından yazılmıştır.

Boubon halkını, eşkiya baskınlarına karşı gösterdikleri olağanüstü çaba nedeniyle ödüllendirmiş ve 2 oy hakkı olan kenti 3 oy hakkı olan statüye yükseltmiştir. Böylelikle, küçük bir kent olan Boubon, stratejik konumu nedeniyle Patara ve Ksanthos gibi Lykia birliğinin diğer birinci sınıf üyeleriyle aynı konuma gelmiştir.

Boubon, bunu 2’nci yüzyılda Birlik içindeki bu önemine karşı, İsa öncesinde özellikle Araksa ile önemli sorunları vardı. Savaşa dönüşen sorun, Kibyra aracılığıyla çözülse de Araksa’ya saldırıları sürer. Belli ki Lykia’nın bu ücra köşesi, Roma öncesinde siyasi ve sanatsal olarak Lykia ile pek de barışık ve iç içe değildir.

Zaten Kabalis bölgesinde yer alır.

 

KALINTILAR:

1960-1967 yılları arasında, kaçak kazılarda, büyük yağmaya uğramıştır. Bu kazılarda: ören yeri delik-deşik edilmiş ve perişan duruma getirilmiştir.

MS.2.yüzyıla tarihlenen, birçok bronz heykel başı: yurt dışına kaçırılırken yakalanmış ve bugün, Burdur Müzesinde sergilenmektedir. Bu heykellerin en gözdesi: görkemli Apollon heykeli.

Bu bronz buluntular nedeniyle: Bubon’da, antik çağlarda, bir bronz heykelcilik okulu ve atölyesi bulunduğu düşünülüyor.

Bu arada, yurt dışına kaçırıldığı öğrenilen bronz heykellerden bazılarının isimleri: İmparator Lucius Verus’un bir başı ve bir heykeli, İmparator Septimus Severus’un başı eksik heykeli ve başı, İmparator Carcalla’nın başı.

1967 yılında ABD’de, bronz heykel, torso, baş ve parçalardan oluşan bir heykel gurubu ortaya çıkmıştır. 1973 yılında yayınlanan bir makalede: Boubon’da bulunan ve Burdur Müzesinde sergilenen bir torso ile Paul Getty Müzesinde sergilenen bir başı karşılaştırarak, ABD’deki bronz heykel ve parçalarının Boubon Antik Kentinden çalındığı açıklanmıştır. Heykel İmparator Valerianus’a aittir.

1990’larda Sebastion’da yapılan kazılarda ortaya çıkan heykel altlıkları, ABD’deki heykellerin buradan gitmiş olduğunu açıkça belgelemiştir.

Evet, şehir, kaçak kazılarda, çok büyük tahribata uğramış, günümüze kadar gelen kalıntılarda: Agora, Tiyatro, Su Sarnıcı, Çeşme ve Mabetler var.

Akropol, sur duvarları, agora, sebasteion, tiyatro ve mezarlar gibi bazı anıtlar dışında, anıtların kimliğini saptamak oldukça güçtür.

SEBASTEİON (İmparatorluk Kült Yapısı):

Küçük Asya İmparatorluk kültünü oldukça sevmiştir. Roma İmparatorlarının tanrı gibi benimsenerek, sanki Anadolu Rome merkez yönetimine yaranmaya çalışmışlardır.

Boubon şehrinde, resmi olarak yapılan tek kazı buradadır. Bu da tamamen tek yapıyla sınırlı kurtarma kazılarıdır. Kazılar, Sebastion’da 11 Roma İmparatoru ve üç İmparatoriçe heykelinin, bir zamanlar bu altlıkların üzerinde yan yana sıralı olduğunu gösterir.

Kenti çevreleyen molozları da görmek mümkün. Tiyatroda: üzerinde yazıt olan: iki taş var. Bu taşlar üzerindeki yazılarda: o zamanki sosyal hizmetler anlatılmış.

Burdur Gölhisar Balbaura

BALBOURA-ÇOLAYIK

Fethiye’nin 56 km kuzeydoğusundadır.

Kabalia bölgesinde, denizden 1000 m yükseklikteki Asartepe’de kuruludur.

Yazıtlardan, kent adının doğrulanmasına karşın, Kibyra yönetimindeki birlikte adının geçmesi dışında, tarihine ilişkin fazla bir  tarihsel veri yoktur.

Kentin adı: Hitit kaynaklarında sıkça geçer. Burada bulunan çanak-çömlek parçaları ve mezar yapıları, Akaların buraya yerleştiklerini kanıtlıyor. Ünlü coğrafya bilgisi Strabon: gezi yazılarında, bu kentten söz etmektedir.

Boubon: Oinoanda ve Kibyra’dan oluşan tetrapolis’in üyesidir.

MS 43 yılında, Lykia’nın bir vilayeti olmuştur.

Bu Roma bağlılığı kentin, barış ömrünü uzatmış ve önündeki 2’nci yüzyıldaki yapılaşmalara yansımıştır.

Bu küçük ve yoksul kent, Fethiye çevresinde yaşayanların yazlığı olarak kullanılmıştır. Ancak çevredeki höyükler, tarımla geçinen sürekli yerleşik toplulukların yaşadıklarını gösterir.

Balboura’nın asıl geçim kaynağı: hayvancılıktır. Çevresindeki otlakların zenginliği ve bugün hala hayvan otlatılan meraları bunu kanıtlar. Bu tarımsal alanlardan beslenerek zenginleşen Balbouralı seçkinler, Lykia Birliğinin önemli görevlerini üstlenirler.

Lykia’nın baş tanrısı Apollon’u tanrıları olarak seçmişlerdir.

MS 3’ncü yüzyılda zorlu günlerdi. Önce: Asar’ın başında korunaklı bir kaleyle, sonra da 5’nci yüzyılda tüm kenti çeviren bir surla kendilerini güvenceye almışlardır. İçinde de 5 küçük kilise inşa edilmiştir. Orta Bizans döneminde, burada herhangi bir yerleşim tespit edilmemiştir.

 

SUR:

Akropol çevresini kuşatan sur, güneyinde akan vadiye kadar devam etmektedir. Duvar, vadiyi de kapatarak bu geçidi kontrol altında tutar.

Çevresi, poligonal örgülü Helenistik surlarla çevrili olduğu anlaşılan küçük Akropolün, güney eteğinde Helenistik kalıntılar, güneydoğuya doğru Roma kalıntıları görülür. Fethiye Müzesinde bulunan arazi hisse yazıtında geçen 280 ismin, çoğu yerel isimlerden oluşur.

Kent kurulumu açısından, kırsal yerleşim düzeninden izler verir. Onar kişilik guruplardan oluşan bu arazi sahipleri, kentteki pay sahipliklerini belgelemişlerdir. Kırsal-tarımsal ekonomiye dayalı bireysel kent oluşumu temelleri, Erken Bizans döneminde de devam etmiştir.

Ana aks ve  meydan seçilebilmektedir.

Roma yapıları arasında bulunan Agora, su yolu, hamam, tapınak yerel ölçülerde ve niteliktedir. Yazıtıyla saptanan tek yapı: Nemesis Tapınağıdır. Daha da ilginç olanı, Tapınağı şehri için yaptıranın Onesimos adında bir halk kölesi olmasıdır.

TİYATRO:

Çoğunlukla ayakta olan Helenistik tiyatroda tamamlanmamış gibi görülmektedir. Vadinin güney yanındaki girintiye yapılmış bir yapı, kentin en ilginç yapısıdır.

Sadece alt kısmı kalan sahne binasından ve yamaçta bazı yerlerde izlenebilen kayaya açılmış oturma sıralarından, küçük bir tiyatro olduğu anlaşılır.

Oturma yerlerindeki niteliksizliğe karşın sahne binasındaki plan ve işçilik kalitesi şaşırtıcıdır. Sahne binasının alt kesiminde de orkestraya bakan kapı ve pencereler, muhtemelen burada hayvan mücadelelerinin yapıldığını düşündürür.

 

VAHŞİ TANRILAR:

Evet, Balboura ve çevresinde, Vahşi Tanrılar (Theo Agrioi) olarak yorumlanan kabartmaların yaygınlığı dikkat çeker.

Balboura: Asartepe, Karahasantaş, Çobanisa, Kayabaşı ve Gölcük’te bulunan, toplam 15 kabartma, genellikle ellerinde mızrak ya da çift ağızlı balta tutan 3 eril figürün yanında köpek ya da yılan bulunmaktadır.

Kragoslar’da tapınım gören ve mağaralarda kült yerlerinde oluşturulan, genellikle doğada betimlenmiş bu tanrılar, kuzeyde, dağlık Lykia’da karşımıza çıkar.

Bunlardan biri de Kastabara kayalıklarında tespit edilmiştir.

Balboura çevresinde asıl yaygın olan kabartmalar Dioskurlardır. Bilinen 45 örnek, 3 gurupta incelenebilirse de asıl çoğunluk 42 adetle belirlenen standart guruptur. Kısa tunik giyen, kılıç ya da mızrak tutan erkek; atlı giysili bir kadına karşı durmaktadır.

NEKROPOLLER:

Oldukça dağınıktır. Akropolde, Akropolün batı ve doğu diplerinde mezarlara rastlanır. Batıdakiler genellikle lahitlerden oluşurken, doğuda anıt-mezar örnekleri vardır. En özgün olan bölgede yaygın bilinen aslan kapaklı lahitlerdir. Bu mezar tipi seçimiyle, kültür ve geleneksel olarak aslında Lykia’dan uzak olduklarını ima etmişlerdir.

 

Burdur Gölhisar Oionda

OİNONDA

Kelime anlamı: üzüm bağı, şarap demektir. İncealiler köyünün, 2 km. batısındadır. MÖ.2.yüzyılda, Tetrapolis şehirler birliğine üye olmuştur. Günümüzde, buradaki kalıntılar arasında: tiyatro, kaya mezarları, sur ve su sarnıcı görülebiliyor.

Burdur Gölhisar Yusufça Kilisesi

YUSUFÇA KİLİSESİ

Yusufça Beldesinde bulunuyor. Erken Bizans dönemine ait. Kilisenin asıl girişi: orta kapıdan. Diğer iki kapı: sağ ve sol neflere açılıyor. 80 cm. kalınlığındaki duvar, moloz taşlarla örülmüş. Genellikle: tuğla parçaları, mermer lahit kapağı parçaları gibi devşirme malzeme kullanılmış. Kilisede: Narteksin içindeki 5 cm. lik toprak kaldırıldığında: tüm zeminin, mavi-kırmızı-siyah ve beyaz renkli mozaik ile süslendiği görülmüştür. Mozaikler: genel olarak, duvar dibinden itibaren, dört sıra halinde, damalı bir bordür, ondan sonra baklava dilimi ve iç içe iki daireden oluşan, rozet şeklinde, daha ince ikinci bir bordürden oluşmaktadır.

Bu bölümdeki mozaiklerin: kilisenin ana mekanından daha az çöküntü ve tahribata uğradığı görülmüştür. Kilisenin toplam alanı: 1500 metre karedir. Bu alanda: çevre  bitki temizliği yapılmıştır. Özellikle: tabandaki mozaiklerin güzelliği, görülmeye değerdir.

Burdur Gölhisar Yapraklı Barajı

YAPRAKLI BARAJI

Gölhisar-İbecik yolu üzerinde, Kısık mevkiindedir. 1991 yılında hizmete açılmıştır. Dalaman Çayı üzerinde kurulan barajın, su toplama havzası çok geniştir. Doğal yapı: görenleri büyüleyecek kadar güzeldir. Orman ve göl renkleri, insan ruhunun derinliklerini etkilemektedir.

Baraj göletinde: alabalık üretimi yapılmaktadır. Olta balıkçılığı için çok uygun bir mekan. Çevre yörelerden, olta balıkçılığı yapmak isteyenler, buraya akın ediyorlar. Yolun tamamı asfalt olduğu için, ulaşımda hiçbir sıkıntı yok.

KASTABARA-DARIÖZÜ-DEREKÖY

Fethiye’nin Kemer ilçesinde Tlos’a çıkmadan önce kuzeye dağlara çıkan Kayacık ve Deresapağı izlencesindeki 32 km lik yolla buraya ulaşılır. Dağ-orman yoluyla Kemer’den yaklaşık 2 saat sonra Dereköy ya da Darıözü olarak bilinen köye varılır. Araç yolunun sonllandığı Karamur Köyünden sonra yaklaşık yarım saatlik yürüyüşle antik yerleşimin bulunduğu Deliktaş Tepesine ulaşılır.

Kalıntılar, Tlos teritoryumunun kuzeydoğu bölgesindeki, Deliktaş ile komşu olan diğer yakın yerleşimler: Köristan, Zindan, Erikli, Dikmen, Girdev, Kınılardır.

Bu dağlık bölgedeki en güçlü kaledir.

Tlos’dan gelip Akdağ Yaylasından doğuya doğru Dağlık Lykia’ya giden güzergahta, Tlos ile Khoma arasındaki uzun Akdağlar geçidinde bulunan en önemli yerleşimdir.

Patara Yol Klavuz Anıtında geçen bilgiler, bu güzergahta Tlos ile Khoma arasında anılan tek kentin Kastabara olduğunu gösterir. Darıözü ile Tlos arasındaki mesafe, Patara Yol Klavuz anıtında anılan 120 stadia (21.3 km) uzunluktaki Tlos-Kastabara güzergahına da uygunluk gösterir.

GENEL ÖZELLİKLERİ:

Yerleşimin Tlos ile organik bağlantısını gösteren yazıtlar vardır. En önemlisi ise, yerleşimin en anıtsal mezarına ait yazıtın “mezarın sahibinin Tlos’lu birinin oğlu olduğunu” göstermesidir. MS 2’nci yüzyıla ait bu yazıt, Darıözü’nün Tlos egemen ailesinden biri tarafından yönetildiğini düşündürür.

Tüm bölgede yapılan araştırmalar, bu yönde Tlos’un en büyük uç kalesinin Darıözü olduğunu ve Tlos teritoryumunun da bu yönde hangi sınırlara ulaştığını göstermiştir.

Batıda ve güneydeki Telmessos, Pınara ve başkent Ksanthos gibi güçlü komşuları nedeniyle Eşen vadisi boyundaki arazilerinde payı daralan Tlos’un dağlarda çok daha geniş bir egemenlik alanına sahip olduğu anlaşılır.

KALINTILAR:

Kayalık Deliktaş tepesinin güneydoğu doruğunda, tepe uzantısında Akropol kuruludur.

Çevre yapılaşması dışında, asal kale 29.50 x 45 m ölçülerinde yaklaşık bir dikdörtgene oturur.

Batı uzun yanı boyunca, Karadere’nin geçilmez, d erin ve  dik yarı ile sınırlıdır.

Doğu yanda, tüm vadiye ve güneyindeki Pırnaz-Fırnaz yaylasına egemendir.

Tüm çevresiyle birlikte zaten oldukça az olan tarım alanları, otlakları ve su kaynakları kontrolünde tutar.

Tepe boyunca oldukça korunaklı, nitelikli bir Kral kalesiyle örtülmüştür.

Önemli bir garnizondan beklenen güvenliğe paralel olarak üç kuleyle çevrelenmiştir. Bir kule de ön güvenliği sağlamaktadır. Tüm kuleler iki katlıdır.

İç kalenin doğuya bakan cephesi büyük oranda ayaktadır. Ön yüzden üç kule, görkemli bir cephe oluştururken aynı zamanda Akropol terasını da oluştururlar. İç kalenin ayakta kalan doğu ve kuzey yüzü ile güney duvarın yarısı tamamen bloklarla örtülüdür.

Kale içinde izlenen en nitelikli yapı kalıntısı, güçlü olasılıkla anıt mezar olan önemli bir anıtın podyumudur. 5 m kadar doğusuna atılmış bazı kabartma bloklar, bu anıta ait görünmektedir. Bunlardan biri, yarısı kırık bir büst kabartması olan bir mezar sunağı, parçalar halinde gırland ve çelenkli bloklar ve bir kemer parçasıdır. Parçalar, kemerli bir anıttan iz vermektedir. Podyumun kuzeydoğusunda kalıntılar arasında duran bir at başı kabartması, çevresinde bir blok ve Dor firizi köşe parçası vardır.

Yerleşimin en organik bağlantısı, Karadere vadisine inip sonra tekrar yukarı tırmanan antik yol aracılığıyla Fırnaz yaylasında kuruludur. Yol, zikzaklar çizerek Akropol önünden iner ve Fırnaz’a çıkar. Karadere üzerinde, bugün olduğu gibi ayakları birbirine uzanan iki kaya kütlesine oturan ahşap bir köprüyle karşıya geçilir. Kaleye çıkan yol boyunca nişlerde figürler işlenmiştir. Konumları, kent için koruyucu bir işlevi olduğunu ve kabartmadaki figürlerin de muhtemelen egemen ailenin resmi olduğu düşünülür.

Yerleşimin güneydoğusunda tek düzlükte yoğun yapı kalıntıları arasında bazilikal planlı bir Bizans kilisesi vardır. 12.90 x 24 m ölçülerinde ve batı yönelimindedir. Apsisle başlayan yaklaşık 4.20 m genişliğinde orta nef, 2.40 m batı ve 3.20 m doğu nefle tamamlanarak üç nefli kilise planı oluşturur. Yapı taşlarının çoğu Roma döneminden devşirmedir.

Darıözü asıl yerleşimiyle bugün hala kullanılmakta olan antik yolla organik bağlantılı ve Akropole bakışan en önemli alan Fırnız’dır. Önemli tarım ve hayvancılığa elverişti geniş düzlüklerden oluşmasından kaynaklanır. Günümüzde de yayla işlevini sürdürmektedir. Yaylayı çevreleyen Karlamış Tepesi ve diğer kayalıkların yaylaya bakan bazı kesimlerinde kalıntılar yer alır. Anıt mezar, bu alandaki en önemli kalıntıdır. Eedikula mezar’ın içinde ana kayaya oyulan lahit teknesinin kapağındaki yazıtta ” …….. mezara zarar veren en kutsal kasaya 2500 Drahmi ceza ödeyecektir” yazar.

ÇEVREDEKİ KALINTILAR:

ÇİFTLİKLER:

Anıt mezar karşısındaki az eğimli yamaçta birbiriyle bağlantılı çiftlik kalıntıları izlenir. Konutların planı görülebilmektedir. Bu alanın batısındaki küçük kaya kütleleri arasında stilize bir güneş kabartılmıştır. Benzeri, Nekropol tepesinde bir kayalık yüzünde de olan güneşler, tarım alanlarından bereket beklentisine ilişkindir.

Diğer bir çiftlik, Darıözü’nün kuzey eteklerindeki günümüz Karamuar Komu yanındadır. Çiftlik sahibinin lahdi, burada da sürekli yaşayan çiftlik sakinleri olduğunu düşündürür. Düzlüklü arazi de buna uygundur. Yaylanın doğu sınırına yakın yerde de bir çiftliğe ilişkin kalıntılar vardır.

NEKROPOL:

Darıözü’nün tüm çevresi ve yerleşim dışında çiftliklerde tekil lahitler bulunmakla birlikte asıl nekropol, akropolün doğusunda ve yakınında yer alan, daha alçak, kayalık bir tepe üzerinde konumlanmıştır.

Lahitler, Kumarözü’nde çıkan, vadinin son kesiminde Akropol’e gelen yol boyunca ya da yola bakan yamaçlarda, kayalık yapısına bağlı olarak değişebilen kot ve aralıklarda dizilidir.

Korunabilmiş 11 lahdin 9’u bağımsız durur. Diğer ikisi de, ana kayaya oyulmuştur. Ana kayaya oyulu oluşlarıyla farklı olan iki örnek, asıl yerleşim merkezinden aşağıda yer alan Karamuar çiftliğine yakın bulunmasıyla dikkat çeker.

Bu bölgede serbest lahit örneği yoktur.

Merkezden çok uzak olmamasına karşın, kendisine farklı bir mezar tipi seçebilmesi, çiftlik sahibinin bağımsız düşüncesinden kaynaklanabileceği gibi, maddi kaygısından da ileri gelmiş olabilir. Ele geçen boş kapaktan, üçünün semerdamlı diğerlerinin üçgen çatılı olması iki tipin bir arada kullanıldığı Lykia geleneklerine uymaktadır.

Lahitler dışında yerleşimde yer altı oygu mezarları ve tonozlu mezarlar da bulunur. Oygu mezar odası yaklaşık 2.50 x 2.58 m ölçülerindedir. Girişin, yol kodundan ve doğuda olduğu korunmuş basamaklar yardımıyla kısmen korunmuş zemine inilebilmektedir. Mezarın 5 m batısında bulunan 1.20 x 0.60 m ölçülerindeki işlenmiş eşik taşı, sürgülü kapının varlığını kanıtlamakta ve oygu mezar bu özelliğiyle Lykia’da yaygın mimari geleneği yansıtmaktadır.

Lahit sayısının azlığı ve kaya mezarın bulunmaması nedeniyle, Darıözü’nde bu mezar türünün daha yaygın olması beklenir.

 

 

Ağrı Patnos

patnos.çarşı.1
Ağrı Patnos

2021 yılında: bir gece, iki gündüz kaldığım bu ilçede: maalesef ilçe merkezini gördüm, ancak: aşağıda anlattığım tarihi mekanları görme şansım olmadı. Umarım: toparlayabildiğim bilgiler: gerek burada yaşayan ve gerekse buralara yakın olup ta, buralardan geçen ziyaretçiler için yeterli olabilir. Farklılıkları; yorum olarak yazarsanız, diğer ziyaretçilerimizin yararlanmaları açısından, mutlaka faydalı olacaktır.

ULAŞIM

Patnos’un Ağrı il merkezine uzaklığı: 82 km. dir. İlçe: Ağrı-Bitlis, Ağrı-Muş illerini birbirine bağlayan, dört yol kavşağında bulunmaktadır. E-95 karayolu ile, Van ve oradan da İran’a bağlanır. İşlek bir karayolu üzerindedir.

patnos.gene.1
Ağrı Patnos

GENEL

Patnos ovasının kuzeyinde: Ağrı-Van-Bitlis-Muş karayollarının kavşağında kurulmuştur. Denizden yüksekliği: 1650 metredir.

Patnos’ta kara iklimi hakimdir. Yazları: sıcak ve kurak, kışları: soğuk ve kar yağışlıdır.

patnos.süphan dağı.1
Ağrı Patnos

Patnos

Süphan dağının 25 km. kuzeyindedir. Süphan Dağı, ilçeden, tüm haşmeti ile görülür. Bu dağ: İran inanışlarına konu olmuştur. Şöyle ki: dağa çıkmak zor olduğundan: zirveye üç kere çıkmanın bir hac sevabı kadar olduğuna inanırlar.

Burada dikkati çeken bir özellik var. Askeri nüfusun, toplam nüfus içindeki payı: 1985 yılında: % 31.4, 1990 yılında: % 17 ve 1995 yılında ise: % 31.8’dir.

Tarihi süreç içinde: Patnos, Urartuların dini merkezinin bulunduğu bir yer olarak öne çıkar. İlçenin tarihteki adı: Aladri ve Patusis’tir.

Doğal oluk ve yolların düğümlendiği bir noktada bulunan İlçenin konumu, kendisine oldukça stratejik bir konum kazandırmıştır. Bu özelliği: tarih boyunca, bölgenin egemenleri tarafından hep kullanılmıştır.

Ağrı ilindeki, tarihi kalıntıların en eskisi Patnos’taki: Aznavur ve Girik Tepeleridir. Urartu uygarlığından kalma bu tepelerde: tapınak ve çeşitli maddi kültür ürünleri bulunmuştur. Aznavur Tepe: Urartu mimarisinin en önemli eserlerindendir. Diğer önemli bir saray da: Girik Tepede bulunmaktadır.

Girik Tepe: Değirmen Tepe olarak da bilinir. Bu tepe: 15 km. yükseklikte, bir höyüktür. Günümüzde: tahrip edilmiş ve iyice alçalmıştır. Aznavur Tepe ile birlikte, burada kazı yapılmıştır. Kazılarda: höyük tepesinde, saraya benzeyen anıtsal bir yapının, höyüğü çevreleyen bir surun kalıntısı ortaya çıkarılmıştır.

patnos.kot tepesi.1
Ağrı Patnos

AZNAVURTEPE-ALUDİRİ

Patnos ilçesinin yaklaşık 3 km kuzeybatısında, doğal bir tepeliğin üst kısmı ile güney ve güneydoğu yamaçlarında kurulmuştur. Patnos kalesi olarak da bilinir.

Aznavurtepenin bulunduğu bölge, Aşağı Murat havzası ile Yukarı Aras havzasına ulaşan sefer yollarının kavşak noktasını oluşturur.

Dönemin yazılı kayıtlarından, Aznavurtepe’nin Kral İşpuini, Menua, I Argişti ve II Sarduri dönemlerinde eklemeler yapılarak geliştirildiği anlaşılır.

Aznavurtepe’deki ilk inşa faaliyetleri, İşpuini dönemine tarihlenir.

Patnos’da bulunan bazalt sütun kaidesi üzerinde, İşpuini’nin daha önce hiçbir şey olmayan bu yerde yaptırdığı inşa faaliyetlerinden bahsedilir. Fakat yazıt tam olarak okunamadığından İşpuini’nin ne inşa ettirdiği anlaşılamaz.

Aznavurtepe’ye dair önemli bir yazılı bilgi ise: sitadelde bulunan tapınak duvarlarından edinilir. Yazıtta, Menua’nın Aludiri şehrinde Haldi kapıları yaptırdığı ve bir kale inşa ettirdiğinden bahsedilir. Yazıtta bahsedilen Aludiri kenti, tapınağın bulunduğu Aznavurtepe ile eşitlenir. Tapınak yazıtlarından dolayı tapınağın Menua tarafından inşa ettirildiği söylenebilir. Ayrıca sitadeli çevreleyen sur duvarları Menua tarafından yaptırılmış olmalıdır.

Kentin Sitadel alanı, kabaca yuvarlak planlı tepeliğin üst kısmında, yaklaşık 6 hektarlık bir alanı kaplar.

Aşağı şehir ise sitadelin güney ve güneydoğu eteklerine uzanan yaklaşık 25 hektarlık alana ulaşır.

Sidadel gibi aşağı yerleşmenin de sur duvarları ile çevrelendiği anlaşılır.

Günümüzde bir kısmı görülen ve kalınlığı 4 m ye ulaşan sur duvarları eşit aralıklarla yerleştirilen kulelerle desteklenir.

Tapınak Kompleksi:

Yukarı Anzaf’da olduğu gibi, sitadelin en üst noktasında bulunur. Tapınağın duvarları 3 sıra kesme taş üzerine kerpiç duvar olacak şekilde inşa edilmiştir. Tapınağın cella kısmı 5 x 5 m ölçülerindedir. Köşeleri rizalitti tapınağın girişi güneydoğuya bakar. Tapınağın önünde geniş bir avlu olduğu anlaşılır. Tapınak önünde uzanan avlusu ve tapınağa ait odalarla birlikte bir kompleks olarak inşa edilmiştir.

Tapınağın doğu kısmında, duvarları renkli desenlerle süslü oda içerisinde tapınağa ait olduğu anlaşılan eşyalar bulunur. Bu eşyalar arasında bronz mızrak ucu, ok uçları, bronz bileklik ve rozet, mühürler, biri gümüş olmak üzere yüzükler dikkat çeker.

Odanın güney duvarının dış yüzünde bulunan yazıtta: I Argişti’nin “asihusi” yapısını yaptırdığı yazılıdır. İçinden eşyalar çıkan odanın, içindeki hediyeler nedeniyle tapınak adaklarının bulunduğu yer olduğu düşünülür.

Yazılı kaynaklar “asihusi” yapısının: Aznavurtepe dışında Van Kalesi, Arinberd, Kef, Armavir, Ayanis kentlerinde olduğunu gösterir. Krali bir yatırım olduğu anlaşılan bu yapını planı ve işlevi hakkında net bilgiler yoktur. Ancak ziyafet salonu olduğu öne sürülmektedir.

Tapınağın kuzey duvarına paralel uzanan duvarın 2.30 m mesafesinde; kalın bir duvara rastlanır. Duvarın kuzey yüzü kurban hayvanlarının bulunduğu fresklerle süslüdür. Ancak buradaki muhtemel yapılar bilinmemektedir. Muhtemelen bu odalar, tapınak kompleksine ait mekanlar olmalıdır.

Anıtsal Kapı Girişi:

Aznavurtepe’de yapılan kazılarda, surların batı yamacında doğuya bakan anıtsal bir kapı girişi ortaya çıkarılmıştır. Biri kapının yakınında, diğeri kuzey köşesinde olmak üzere iki yazıt bulunur. Yazıtlar: II Sarduri’nin depo inşasından bahseder. Ayrıca yazıtların bulunduğu yerde sur duvarının iç kısmında büyük pitos parçalarına rastlanır. Bu yüzden surların benzer şekilde Yukarı Anzaf kalesinin sitadelini çevreleyen batı sur duvarlarının iç kısımlarında sura bitişik şekilde depo yapıları ortaya çıkarılmıştır. Aznavurtepe’nin depo yapılarıyla ilgili bir diğer yazıt ise I Argişti dönemine tarihlenir.

Kaçak Kazılar:

1959 ve 1960 yıllarında yapılan kaçak kazılarda, Aznavurtepe’de tapınak alanının kaçak kazılarla tahrip edilmesi üzerine, 1961-1963 yılları arasında kazı çalışmaları yürütülür. Fakat hem kazı çalışmalarının kısa sürmesi hem de kazı raporlarının yetersizliğinden dolayı kenti tam olarak tanımlamak mümkün değildir.

Bu kazılarda: Kral Menua’ya ait tapınak, birçok Urartu yapısı ve mezarı ortaya çıkarılmıştır. Elde edilen buluntular ise: Erzurum ve Van Müzelerinde sergilenmektedir.

Kral İşpuini tarafından yazdırılmış, ancak başka bir yerde bulunmuş bir kitabeye göre: “ yörede, başka bir tapınak yaptırıldığı” anlaşılıyor.

İlçeye 19 km. uzaklıkta olan “Orta Damla Köy”ünde: bir Urartu kitabesi bulunmaktadır.

Ağrı Patnos Girik Tepe

GİRİK TEPE

İlçenin, 1 km. güneydoğusundadır. Değirmentepe olarak da isimlendirilir. Tepe: yüksek bir höyük şeklindedir. Ancak: zamanla tahrip edilmiş ve günümüzde yüksekliği iyice azalmıştır. Aznavur Tepe ile birlikte, burada da kazılar yapılmıştır. Kazılarda: höyük tepesinde: saraya benzeyen bir anıtsal yapı ve höyüğü çevreleyen surların kalıntıları ortaya çıkarılmıştır.

Bulunan bina: blok taş temelleri üzerine, kerpiç duvarlar şeklinde yapılmıştır. Sarayın: bu yöreye çok önem veren: Urartu kralı Menua veya oğlu I. Argişti döneminde yani MÖ.789-766 yılları arasında yapıldığı sanılmaktadır.

Evet: burası, bu saray kalıntısı da değerlendirilerek, Urartular döneminde, bir yönetim merkezi imiş. Ancak: yapılan kazılarda, herhangi bir yazılı belgeye, buluntuya rastlanılmamış. Ancak: yapının, çok büyük bir yangın geçirdiği öğrenilmiş. Büyük olasılıkla: kuzeyden yada doğudan gelen, atlı kavimler, burayı yakmışlar.

1960-1963 yılları arasında yapılan kazılarda: burada: yanmış bir iç avlu, taht odası, salonlar, kiler, mutfak ve iri toprak küplerin dizili olduğu mekanlar, mutfakta ocaklar, mangal, değirmen, havan, hamur yoğurma taşları, harem dairesinde 37 yanmış iskelet, iskeletlerin üzerinde yüzük, küpe, bilezik, kemer, boncuk, mühür, altın ve tunçtan yapılmış çok sayıda süs eşyası bulunmuştur.