Bitlis Adilcevaz

Bitlis Adilcevaz

Adilcevaz: Türk tarihi açısından büyük önem taşımaktadır. Çünkü: başta Ermeniler olmak üzere, bölgede hak iddia edenlerin bu iddiaları, Türklerin buraya Malazgirt zaferinden, 200 yıl önce yerleşmiş olmalarının ortaya çıkması ile çürümüştür.

Evet, atalarımız, söylendiği üzere, Malazgirt zaferinden sonra değil, Malazgirt Zaferinden yaklaşık 200 yıl önce, Anadolu topraklarına yerleşmişler ve özellikle: Adilcevaz ve Ahlat yörelerinde yaşamışlardır. Buna ait birçok kanıt bulunmaktadır.

Evet, yüzyıllardır yurt edindiğimiz bu toprakları: gidelim, görelim ve tarihi geçmişimize sahip çıkalım.

Ben: Adilcevaz ilçesine bir kez gittim. Öncelikle: göl kıyısındaki bu ilçenin, çoğu yerleşim yerinden, muhteşem bir göl manzarası izlemek mümkün. Bunun yanında: buranın cevizi çok meşhur. O kadar güzel bir ceviz ki, gerek lezzetine ve gerekse görüntüsüne inanamayacaksınız.

Hatta, bu güzel ceviz ile, ceviz reçeli yapmışlar. Bu reçelin ilk örneğini de, Gürcistan bölgesinde, bu işin uzmanlarından almışlar ve aynı güzellikte ceviz reçeli yapmışlar. Burayı ziyaretimde, Kaymakamlıkta, Sayın Kaymakam ile olan görüşmemde, ceviz reçeli yapımına önem verdiklerini söylemişti. Mutlaka satın alın.

 

ULAŞIM

Adilcevaz ilçesi, il merkezi olan Bitlis’e:  94 km. uzaklıktadır. Adilcevaz-Ahlat arasındaki uzaklık: 24 km. Adilcevaz-Erciş arasındaki uzaklık: 66 km. Adilcevaz-Tatvan arasındaki uzaklık: 65 km. Adilcevaz-Muş arasındaki uzaklık: 197 km. Adilcevaz-Van arasındaki uzaklık:

TARİHİ

İlçenin tarihi geçmişine bakıldığında: MÖ. 2000 yıllarında, burada Urartuların yaşadığı görülür. MÖ. 600 yıllarında Persler ve MÖ. 330 yıllarında ise Makedonyalılar bölgede hakimiyeti ele geçirirler.

7.yüzyılda, Hz. Ömer’in İslam orduları, bölgeyi fetih ederler. 1050 yılından itibaren ise, Selçuklular bölgede hakim olurlar. 1514 yılında, Çaldıran Seferine çıkan Yavuz Sultan Selim, yöreyi, Osmanlı egemenliğine sokar.

1914 yılında, Ruslar, Ermenilerin desteğinde bölgeyi işgal ederler. 23 Mart 1918 tarihinde ise, şehir düşman işgalinden kurtarılır.

1953 yılında, Adilcevaz İlçe haline dönüştürülerek Bitlis il merkezine bağlanır.

İlçenin eski ismi “Arcige” dir. Ayrıca, çeşitli yazılı kaynaklarda, bu bölgede “Zatu-Cevaz” yani “Cevizler Beldesi” denilen bir İslam beldesinin bulunduğundan söz edilir. 1315 tarihli Van Salnamesinde: bölgenin başta ceviz ağaçları olmak üzere, adeta bir ormanı andıran yeşilliğe sahip olduğu, bölgeye “Cevizlerin Vadisi” anlamına gelen “Vad-il Cavz” isminin verildiği yazılıdır. Adilcevaz isminin de, buradan geldiğine inanılır.

 

GENEL

İlçe, sırtını Süphan dağına dayamış, karşısına Van gölünü almış, eski bir yerleşim yeridir. Süphan dağı: ülkemizin en yüksek ikinci dağıdır. (yüksekliği: 4058 metre)

İlçe  toprakları: genel olarak bakıldığında güneydoğusu hariç, yüksek ve engebelidir.

İklim durumu değerlendirildiğinde: bölgede karasal iklimin egemen olduğu görülür. Buna göre: yazları sıcak ve kurak, kışlar ise uzun ve soğuktur. Yükseltinin az olması ve Van gölü kıyısında bulunması nedeniyle, yörede sıcaklık oranları yüksektir.

İlçe merkezinde, “Ahmet Necdet Sezer” parkı bulunmaktadır. Hemen göl kıyısında bulunan, yeşillikler içindeki bu park için mutlaka zaman ayırın, hatta Adilcevaz sahilinde ve iskelesinde gezinin ve güneşin göl üzerinden batışını izleyin.

SÜPHAN DAĞI

Van gölünün kuzeybatısındadır. Yüksekliği: 4058 metre olup, ülkemizin en yüksek ikinci  dağı olarak öne çıkmaktadır. Dağ: volkanik bir dağdır. Zirvesinde bulunan krater çukuru: 3750  metre yükseltide ve 750 metre çapındadır.

Volkanik dağ: son etkinliği sırasında oluşan parazit konu, krater çukurunun hemen yanındadır ve 4058 metrelik zirve, bu tepe üzerinde bulunmaktadır.

Bu tepenin yani Sandık tepesinin içinde: 3 göl var. Dağın en son aktivitasyonunun, günümüzden yaklaşık 400 bin-10 bin yıl öncesine kadar uzandığı bilinmektedir. Dağdan alınan örnekler, bunu doğrulamıştır. Bu tarihlerden sonra, dağda, herhangi bir etkinlik görülmemiştir.

Sonuç olarak: dağ: lavlar, sünger taşları ve küllerin birikiminde oluşmuştur.

NE YENİR

Adilcevaz yöresinde: kahvaltıda, yumurta ile yapılan “murtuğa” yemelisiniz.

Veya, yazın tuzlanarak saklanan inci kefali ile yenen “Şile” yemeyi deneyebilirsiniz. İlginizi çekerse, yöreye özgü “İçli köfte” de deneyebilirsiniz.

Bitlis Adilcevaz Ceviz Anıtı

NE SATIN ALINIR

Buradan: ceviz satın alabilirsiniz. Ama nasıl ceviz? Muhteşem, sanki fındık gibi, kabuğu çok ince ve elle rahatlıkla kırılabiliyor. Ayrıca: içindeki cevizin renkli tam sarı. Bir de ceviz burada tane usulü satılıyor. Ama her ne olursa olsun, buradan mutlaka ceviz veya ceviz reçeli satın almalısınız.

 

GEZİLECEK YERLER

Bitlis Adilcevaz Sahil Kalesi

SAHİL KALESİ

Van gölü kıyısında, sarp kayalar üzerindedir. Kale surları: doğuda, göl kıyısından başlayarak, kademeli olarak güneyde uzanan yalçın kayalıklar üzerinde devam eder.

Sonuçta, kuzey ve batıda, derin uçurumlar oluşturan kayaların üzerinde devam eden surlar, bu yapılaşma ile, yuvarlaktan kareye doğru, uzunca bir plan oluştururlar. Ancak, göle yakın surların büyük bölümü harap olmuş ve bir bölümü su altında kalmıştır.

Kesme taşlardan yapılmıştır. 38 kulesi bulunmaktadır. İç ve dış kale olmak üzere, iki bölümden oluşmaktadır. Bu iki bölüm arasında: demir ve çok güçlü, birbirine geçme bir kapı bulunmaktadır.

Limana bakan kulelerinde, Osmanlı döneminde, 76 top bulunduğu, kale içinde ise, topraklarla örtülü: 300 kadar kagir ev bulunduğu bilinmektedir. Ayrıca: Süleyman han camii, cephane mahzeni, buğday ambarı, su sarnıçları, mehterhane kulesi ve kale muhafızının bir evi bulunmaktadır.

Ermeniler döneminde, bu kale içindeki yerleşim: “Artske” adıyla anılmış ve “Pznunik” bölgesinin başlıca kenti olarak öne çıkmıştır.

Bitlis Adilcevaz Ulu Cami

ULU CAMİ

İlçenin batısında, Van gölünün kıyısındaki yamaçtadır. Caminin, 14-15.yüzyıllar arasında yapıldığı tahmin edilmektedir. Ancak: Bitlis ve Erzurum yörelerinde görülen, üç sahınlı camilerin öncüsü olması dikkate alınarak, Selçuklu döneminde yapıldığı düşünülmektedir.

Arazi konumu nedeniyle: doğu ve batı kısımları, toprağa gömülmüştür. Caminin sadece, güney cephesi açıkça görülebilmektedir. 1965 yılında restore edilmiştir. Ancak, günümüzde kapalı bulunduruluyor, sadece dıştan görebilirsiniz.

Bitlis Adilcevaz Tuğrul Bey Camisi

TUĞRUL BEY (ZAL PAŞA) CAMİSİ

Adilcevaz-Ahlat kara yolu üzerindedir. Göl kıyısındadır. Kuzeyinde Adilcevaz kalesi, batısında Adilcevaz yol ayrımı, doğusunda engebeli arazi var.

Osmanlı vakfiyelerinde yazılanlara göre: 1572 yılında caminin inşaatına, Mimar Sinan tarafından başlanıldığı ve 1580 yılında tamamlandığı görülüyor. Cami: Anadolu’da, kubbeli tip camilere, ilk örnek olması açısından önemlidir. Çok kubbe örtü sistemiyle inşa edilmiştir. Cami üzerinde, 12 kubbe var.

Cami: 1965 yılında restore edilmiştir. Günümüzde ibadete açıktır.

HIDIRŞAH BEY TÜRBESİ

İlçe merkezinde, Hıdırşah mahallesindedir.

Karakoyunlular döneminde: Adilcevaz emiri olan Hıdırşah Bey’e ait türbedeki kitabeli mezar taşı önem taşımaktadır.

Çünkü: bunun üzerindeki kitabede yazılanlar okunduğunda, bu şahsın, Moğol olmayıp, aslen Türk olduğu anlaşılmaktadır. Türbe: 786 yılında yapılmıştır.

Bitlis Adilcevaz Kef Kalesi

KEF KALESİ/HALDİCİ URU

Literatürde Kef Kalesi olarak bilinen Haldieci URU, Adilcevaz ilçesinin 3 km kuzeyindedir. Yerleşim Süphan dağının volkanik akıntılarından oluşan bir kayalı üzerindedir.

550 m yükseklikte, sarp ve volkanik bir tepe üzerindedir. Kayalığın kuzey hariç diğer yönleri son derece sarp ve diktir. Kalenin en yüksek noktası, güneybatı ucundaki kayalık üzerindedir. Buranın denizden yüksekliği 2270 m dir. Buna göre, Adilcevaz ilçe merkezinden 625 m daha yüksektir.

Bu nedenle yerleşmeye ulaşım eğimin en az olduğu kuzey yönünden sağlanır.

Urartular döneminde kral II Rusa tarafından yaptırılmıştır. Urartuların burada Arzaşkan isimli bir şehir yerleşkesinin bulunduğu bilinmektedir. Günümüzde buraya “Haldi kenti” ismi verilmiştir.

 

SİTADEL/KALE:

Yerleşmenin en yüksek kısmını oluşturan kuzey kısmında bulunan yaklaşık 3 hektarlık bir alana sahiptir.

Aşağı yerleşme ise sitadelin güneyi boyunca uzanan kayalığın üzerini kaplar. Aşağı yerleşmeyi kuşatan sur duvarlarının büyük bir kısmı günümüzde seçilmektedir. Uzunluğu yaklaşık 2 km ye ulaşan sur duvarlarının doğu kısmının güney yarısından başlayarak güney ve kısmen batı yönünde düz bir hat izlemediği görülür. Surlar üzerinden yapılan ölçümlerde yerleşimin 6 hektara ulaşan bir alanı kapladığı anlaşılır.

 

SARAY ALANI:

Kayalığın en yüksek noktasını oluşturan sitelde, batıdan doğuya doğru alçalan 3 teras üzerinde kuruludur.

Salondaki büyük payeler, kerpiç yığıntıların fazlalığı ve bazı merdiven kalıntıları sarayın en az iki katlı olduğunu ortaya koyar.

Yapılan kazı çalışmalarında 140 odalı olduğu düşünülen sarayın sadece 30 odası ortaya çıkarılmıştır.

Kazılan alanın mevcut planına göre, saray kompleksi, 2 büyük salon ve bu salonların çevresinde yer alan koridorlar ve daha küçük odalardan oluşur.

Pitosların bulunduğu depo odaları güney kısımda yer alır. Doğu-batı yönünde uzanan 3 ayrı odada yapılan kazılarda 170 pitos ortaya çıkarılmıştır. Pitosların üzerinde diğer krali kentlerde olduğu gibi çivi yazısı ve ölçek vardır.

Sarayın bazı odalarında: üst kattan düştüğü anlaşılan kabartmalı bloklar ve bu bloklara ait parçalar bulunur. Bu blokların 4 yüzünde aynı sahne tekrarlanır. Kabartma iki sahneye ayrılır. Her iki sahne de birbirinin yansımasıdır. Sahnede bir aslan üzerinde kanatlı tanrı bulunur. Aslanın ağzı açık şekildedir. Üst kısımdaki sahnede ise, kale burçlarının üzerinde ağızlarında tavşan olan karşılıklı iki kartal yer alır. Ayakta duran tanrının bir ayağı aslanın başı üzerinde diğer ayağı sırtındadır. Sol elinde bir kap ve sağ elinde kozalak bulunur. Boynuzlu başlıklarının alt tarafından enseye doğru uzanan kıvırcık saçları dikkat çeker. Sahnenin yan kısımlarında kule panelleri yer alır. Bu panellerin içerisinde stilize ağaç, üst kısımda kör T şeklinde pencereler bulunur. Tüm sahnenin en üst kısmında çivi yazısı vardır.

Yine depo alanında yapılan kazılarda odaları birbirine birleştiren açıklıkta 4 adet figürün bulunur. Bunlar sağ ellerinde kozalak, sol ellerinde ise bir kap tutar.

Kazılar sırasında Fırtına Tanrısı Teişeba’nın boğa üzerinde, ayakta durur vaziyette betimlendiği kabartmanı parçaları bulunmuş ve bunlar günümüzde Van Müzesinde koruma altına alınmıştır.

 

Büyük Salon:

Saray alanının en geniş mekanını, aşağı salon/büyük salon oluşturur. Salon depo odalarının kuzey bitişiğinde bulunur. 20 X 45 m ölçülerindeki salonun üst örtüsü ve balkonları karşılıklı iki sıra halinde 10-12 adet paye ile taşınır. Payelerin 3 sıra halinde kesme blok taştan yapıldığı görülür.

Salonun kuzeyinde, işlevi anlaşılamayan ama salona açılan kapılarından salonla ilişkili olduğu anlaşılan daha küçük odalar bulunur.

Salonun batı duvarının orta kısmından büyük bir kapıyla geçilen odada bulunan merdiven yapısı, burada üst kata ulaşan bir çıkışın olduğunu gösterir.

Aşağı salon kuzey duvarının batı köşesinde bulunan bir kapı ile geçilen L şeklinde bir koridorla yukarı salona bağlanır.

Yukarı salon 25 x 23 m ölçülerindedir. Aşağı salonda olduğu gibi payeler bulunur. 8 adet paye her duvarın önünde 3 sıra halinde dizilidir.

Salonun güney duvarı hariç diğer duvarları boyunca sekiler vardır.

Salonun duvarları çeşitli yerlerde frisklerle süslüdür.

Salonun ve depoların batısında yer alan açıklıklardan saray kompleksinin batıya doğru devam ettiği anlaşılır.

Saray alanında yapılan çalışmalarda 30’un üzerinde oda ortaya çıkmasına rağmen küçük buluntu bakımından zayıftır. Öyle ki, yukarı salonda hiçbir buluntuya rastlanılmaz. Daha çok kömürleşmiş hatıl ve ahşap parçalarına rastlanır. Yine duvar kerpiçlerinin tuğla haline gelmesi sarayın bir yangınla son bulduğunu gösterir. Payeleri oluşturan bazalt blok parçalarının kararması ve tahrip olması yangının şiddetli olduğuna işaret eder.

Saray alanından elde edilen buluntuların azlığı sarayın saldırı öncesi terk edildiğini gösterir.

Tapınak komplekslerinin krali kentlerin çoğunda sitadelin en yüksek noktasına inşa edildiği görülür. Fakat Kef Kalesinde sitadelin en üst noktasında saray yer almaktadır. Ayrıca saray alanındaki kabartmalı bloklar, Kef Kalesinin Yoncatepe veya Giriktepe gibi bey konağı olup olmadığı sorusunu akla getirmektedir. Fakat bey konakları krali kentlerden ayrı olarak planlanmış, içerisinde krali yatırımın olmadığı yerleşme tipidir.

Kef kalesinde geniş bir alana yayıldığı anlaşılan sarayın 30 odası açığa çıkarılmış ve kapı açıklıklarında başka odaların varlığı anlaşılmıştır.

Bey konaklarının çevresinde sur duvarı bulunmazken Kef kentinin çevresi yaklaşık 2 km ye ulaşan sur duvarıyla kuşatılmış durumdadır.

En önemlisi Bey konaklarında krali yatırımın bulunduğunu gösteren inşa yazıtı bulunmaz.

Kef kalesinde ise II Rusa’nın inşa faaliyetinden  bahsedilir.

Ayrıca depo odalarındaki pitosların üzerinde bulunan, içeriklerini belirten çivi yazıları ve ölçekler buranın devlet eliyle planlandığını gösterir.

Nitekim kentin yakınlarında bulunan Adilcevaz’da bir ilkokul bahçesinde bulunan yazıtta Kef Kalesinin adı ve yapılış amacı ortaya konulur. Yazıta göre II Rusa, Ziuguni ülkesi olarak adlandırılan Süphan Dağı ve çevresindeki toprakların yönetimi için Haldiei URU Ziuquni adında kent inşa ettirir. Kral batıya yaptığı seferler sırasında Muşki, Hati ülkelerinden halkı tehcir ederek buraya iskan eder. Ayrıca idari bakımdan yeni yapılan kente, çevresinde bulunan kale ve şehirleri bağlar.

Araştırmalar, bu kaleye, Urartulardan sonra herhangi bir yerleşim olmadığını ortaya koymaktadır. Çünkü yöreyi ele geçiren Selçuklular, başka bir kaleyi savunmaya daha elverişli bularak burayı kullanmamışlardır.

Erzincan Kemah

Erzincan Kemah

Uzak bir ilçe, tarihte bir dönem, Mengüçoğulları zamanında, Beyliğin merkezi olarak öne çıkmıştır. Beyliğin kurucusunun burada yaptırdığı külliye ilgi çekiyor.

ULAŞIM

Kemah ilçesi, il merkezi olan Erzincan’a 52 km. uzaklıktadır. Erzincan-Kemah arasındaki yolun, Kemah’tan sonra devamı yok. Bu yüzden: Kemah ilçesinin en yakın ve başlıca ulaşımı: Erzincan il merkezinedir. Bunun dışında: Kemah-İliç arasındaki uzaklık: 66 km.

Kemah-Refahiye arasındaki uzaklık: 68 km. Kemah-Kemaliye arasındaki uzaklık: 109 km. Kemah-İstanbul arasındaki uzaklık: 1087 km. Kemah-Ankara arasındaki uzaklık; 737 km. Kemah-İzmir arasındaki uzaklık: 1317 km. Kemah-Kars arasındaki uzaklık; 438 km.

TARİHİ

Kemah ilçesinin adına: tarih sahnesinde, çok ilginçtir ki, ilk kez Hitit imparatorluğu döneminde, Hitit kralı I. Şuppiluliuma döneminde yazılan bir çivi yazılı tablette rastlanmaktadır.

Bu tablette: Hitit kralı I. Şuppiluliuma ve Hayaşa kralı Kranis’in: Ku-maha (yani Kemah) yöresinde savaştıklarından söz edilmektedir. Hitit kaynaklarında, bölgeye “Hayaşa” adı da verilmektedir. Hatta: Ani ismi de kullanılmıştır.

Malazgirt savaşından sonra, Mengücekoğulları Beyliğinin merkezi burada kurulmuştur. Daha sonra ise: Selçuklular, İlhanlılar ve Celayirliler, bölgede egemenliği ele geçirirler. 1515 yılında ise, Osmanlılar tarafından fethedilir.

Evet, yukarıda sözünü ettiğim gibi: Kemah’ın eski ismi “Kamus ül-Alam” dir.

Kemah ismi: Göktürk devletinde, Kıpçak Türklerinin bir kolu olan “kimak” Türklerinden gelmedir.

Erzincan Kemah

GENEL

İlçe: Karasu vadisinin solunda, Munzur dağlarından gelen Tanasur deresinin ağzında kurulmuştur. Eskiden yerleşim Tanasur deresi çevresinde iken, yörenin alışveriş yerleri ise kale mevkiindeymiş. Şimdi ise, kamu binaları ve dükkanlar, merkez Çarşı mahallesindedir. İlçenin ortasından Karasu nehri geçer.

Deniz seviyesinden yüksekliği: 1038 metredir.

Yöre: verimli toprakları ve buna bağlı olarak tarımı ile önem kazanmaktadır. İlçede: kömür çıkarılmaktadır.

NE YENİR-NE İÇİLİR

Kemah yöresinde yerel lezzetlerden tatmak isterseniz: birincilikle önereceğim “Ağuz”. Yani: bir çeşit sütten yapılan bir tür yiyecektir. Ayrıca: koyun etinden yapılan “Biran” ve bir tür hamur yemeği olan “Borani” düşünebilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Yörede: el sanatı olarak: seccade, çorap, eldiven ve kilim dokunmaktadır. Bunlardan beğenip satın alabilirsiniz.

KONAKLAMA

Kemah Öğretmenevi              Çarşı Mahallesi. Özel İdare İşhanı                   446-5112613

GEZİLECEK YERLER

Erzincan Kemah Sultan Melik Türbesi

SULTAN MELİK TÜRBESİ

İlçe merkezinin batısında, kayalık bir yerdedir. 1071-1228 yılları arasında, Mengücek Beyliği döneminde yaptırılmıştır. Mengücek Beyliğinin kurucusu Ahmet Gazi adına yapılmıştır.

Yapı: tuğla duvarlı ve sekiz köşelidir. En altta: giriş kapısının altındaki bir kapıdan girilen mezar odası var. Türbe içinde: Sultan Melik’in “mumyası” ve 5 mezar bulunmaktadır. Kuzey yönünde, küçük bir oyuktan, içeriye ışık sızıyor. Mumyalığın üstünde bir farsça yazı var.

Şöyle yazıyor: “Dünya durdukça o Mengücek Sultan tarafından aydınlatılacaktır”. Mumyalığın üzeri basıktır. Ayrıca, Melik Gazi’nin mumyası, zaman zaman açıldığından bozulmuştur. Zemin kat girişindeki kapıdan türbeye girildiğinde ise, burada Melik Gazi’nin sembolik bir sandukası görülüyor.

TAŞBULAK KALESİ:

Kemah ilçe merkezinin 9 km kuzeybatısında, Taşbulak yönünün 500 m güneyindedir. 

Kale: kuzey-güney ekseninde uzanan doğal bir tepenin güney uç noktasında kuruludur. Kalenin üzerinde bulunduğu kayalığın, zeminden yüksekliği yaklaşık 30 m dir. Kayalığın güneyi, doğu-batı doğrultusunda sarp bir uçurumla son bulurken, doğu ve batı kısımları ise zemine doğru eğimli bir şekilde azalır. 

KALENİN SAYISAL BİLGİLERİ:

Kale, kayalığın üzerinde yaklaşık 70 x 50 m ölçülerinde bir alanı kalmaktadır.

Kaleye ulaşım kuzey yönünden sağlanır. Bu kısımda, kayalığın batı yamacından güney ucuna doğru uzanan bir doğal yol, kalenin girişine kadar ulaşır. Kaleden günümüze aşiret ve eyalet merkezlerinde görülen çok odalı kaya mezarı, duvarlara ait temeller ve kısmen kaya işçiliği kalmıştır. 

 

SUR DUVARLARI:

Kayalığın doğu ve güney yamaçlarında kalınlığı 1.50 m bulan sur duvarlarına ait olduğu anlaşılan harçsız şekilde yapılmış taş sıraları görülür. 

Ayrıca kayalığın batı yamacında tepenin yaklaşık 50 m kadar aşağısında teras duvarı izlenimi veren taş sıraları, dağınık olarak izlenebilir. 

 

KAYA MEZARI:

Taşbulak kaya mezarı kayalığın güneydoğu uç noktasında bulunur. 

Mezara ulaşım kuzeydoğu yönünden kayalığın doğusuna geçilerek günümüze birkaç basamak halinde kalmış kaya basamaklarıyla sağlanır. Mezarın güneye açılan giriş kapısının önünde bulunan platform, yakın zamanda kırıldığı için günümüze ulaşmamıştır. 

Kaya mezarı ana kapısının açıldığı küçük bir ön oda ve arkasına yapılmış ana odadan oluşur. 

Mezarın giriş kapısı 1.45 m yüksekliğinde, 1 m genişliğinde 60 cm derinliğinde dikdörtgen şeklindedir. Giriş kapısının eşiğinde olası sızıntılardan kaynaklanan suları dışarı atmak için yapıldığı anlaşılan bir kanal vardır. 

Mezarın ön odası kabaca dikdörtgen planlıdır. Duvarların birleştiği köşeler oval formdadır. Tavanı düz şekilde biçimlendirilen odanın yüksekliği yaklaşık 1.80 m dir. 

Mezarın ana odası, ön odanın kuzeyine açılmıştır. Odaya 1.40 m yüksekliğinde, 90 cm genişliğinde, 60 cm kalınlığında dikdörtgen bir kapıyla girilmektedir. Odanın girişinin zemin kısmında 15 cm genişliğinde bir kapı eşiği bulunmaktadır. Mezar odası dikdörtgen planlıdır. 

Girişin sağ duvarında 4, sol duvarında 3 adet 50 x 50 cm ölçülerinde niş bulunur. Nişlerin içerisinde küçük oyuklar vardır.

Odaya girişin sağ köşesinde, oda tabanının en alçak noktasında 50 x 70 cm ölçülerinde bir çukur bulunmaktadır. Burası sunu çukuru olarak değerlendirilmektedir.

 

SONUÇ:

Taşbulak, Urartu Krallığının günümüze kadar tespit edilen en batıdaki aşiret merkezidir. 

Altıntepe’nin yaklaşık 61 km batısındadır.

Taşbulak’ın başkent Van Kalesine uzaklığı ise, Erzincan-Erzurum-Pasinler-Horasan-Ağrı-Patnos-Erciş üzerinden yaklaşık 625 km dir. 

Taşbulak yaklaşık 0.35 hektar boyutuyla aynı bölgede bulunan Şirinlikale benzeridir. 

Kalede kaya mezarı ve harçsız sur duvarları haricinde Urartu kültürünü gösteren net kalıntı görülmez. Yani; saray kompleksi, büyük depo yapıları gibi mimari yapılar bulunmaz.

Taşbulak konum olarak deniz seviyesinden 1580m yükseltide, yaylalar ile otlakların  sınırında, sarp bir vadide bulunur. 

Taşbulak’ın çevresinde tarım yapılabilecek düzlük alan yoktur.

Ayrıca kale ana yolların uzağında, bölgenin izole kısmında yer alır.

Dolayısıyla kışın kar yağdığı dönemde, uzun süre ulaşılması zordur.

Taşbulak’ın çevresinde düzlük arazi bulunmaması ve yolların uzağında izole bir yerde bulunması, sahiplerinin hayvancılıkla uğraşan yarı göçebe aşiretler olduğunu gösterir.

 

 

KEMAH KALESİ

Anadolu’nun en eski kalelerinden birisidir. Karasu’ya hakim, yalçın kayalar üzerinde kurulmuştur.

İlk yerleşimcileri: Hitit-Urartular olarak düşünülüyor. Ancak, yapılış tarihi ve yaptıranlar kesin olarak bilinmemektedir.

Kalenin çevresi: surlarla çevrilidir. Yapıldığı dönemde kaleye “alınamaz” gözüyle bakılmıştır. Burç ve bedenleri, büyük kesme blok taşlardan yapılmıştır. Burçlarla güçlendirilmiştir. Yavuz Sultan Selim, kaleyi ele geçirdikten sonra, burç eklettiği söyleniyor. Günümüzde, kalede görebileceğiniz kalıntılar: Ortaçağ döneminden kalmadır. Ancak, en ilginç yönü: güneye bakan taraftaki, 3 katlı ve demirden yapılmış kapıdır.

Bunun yanında: kesme taştan yapılmış, kral kızı kulesi de, görülmeye değerdir. Kalenin doğusunda ise, Fırat ırmağına inen tüneller var. Ancak, bunlar günümüzde kapanmış durumdadır. Osmanlı döneminde ise, kalenin içinde bir mahalle yerleşimi olduğu biliniyor. Günümüzde, bu evlerin sadece kalıntıları görülüyor. Bir de, o dönemden kalan mescidin 3 metre yüksekliğindeki minaresi var.

Erzincan Kemah Gülabi Bey Camisi

GÜLABİ BEY CAMİSİ

İlçe merkezindedir.

Kitabesine göre: 1450 yılında, Emir Gülabi tarafından yaptırıldığı düşünülmektedir. Ayrıca: 18’nci yüzyılda onarım görmüştür.

Yapı: kare planlıdır. Üstünde, eğimli bir çatı ile örtülüdür.

Erzincan Kemah Taşdibi Kilisesi

TAŞDİBİ KİLİSESİ

İlçe merkezinin kuzeyinde, Karasu kıyısında kayalara yapılmıştır. Buranın önemi: Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde, Tarsuslu St Paulus’un müritlerinden Azize Aya Thekla tarafından yaptırılmış olmasıdır. Kilise yapısı içinde: siyah zemin üstünde: kırmızı renkte, melek-meryem ve İsa üçlüsü çizilidir. Zamanla yıkılmış olan bu kilise, Ermeniler tarafından onarılarak kullanılmıştır. Günümüzde ise, yine harap vaziyettedir.

GÖZETLEME KULESİ

İlçe merkezinde, Fırat nehrinin yanında dik bir kayalık üzerindedir. Gözetleme kulesi olarak yapılmıştır ama aynı zamanda, kulenin yanındaki yoldan geçenlerden geçiş ücreti de alınmıştır. Kulenin kim ve hangi tarihte yapıldığı belli değil. Ancak, mimari tarzından, Selçuklular döneminde yapıldığı sanılıyor.

İliç tanıtımı.

Refahiye tanıtımı.

Kemaliye tanıtımı.

Erzincan tanıtımı.

Elazığ Karakoçan

Elazığ Karakoçan

Elazığ Karakoçan: Karakoçan-Kığı yolu üzerinde, 1670 metre rakımlı Gaz Tepesi geçidi bulunmaktadır. Kışın yoğun kar yağışı olduğunda, bu geçit genellikle ulaşıma kapanır. Karakoçan, Elazığ arasındaki uzaklık 105 km. dir. Karakoçan, Bingöl arasındaki uzaklık: 46 km dir. Karakoçan, Tunceli arası uzaklık: 120 km dir.

TARİHİ

1934 yılında Palu ve Kığı ilçelerine bağlı bazı nahiye ve köyler birleştirilerek, Ohi Nahiyesi Tepe köy kurulmuştur. Tepeköy ve Merkez olmak üzere 1936 yılında Karakoçan ilçesi kurulmuştur. Ohi ismi, şu anda aynı isimle anılan Ohi çayından alınmıştır. 1937 yılında Belediye kurulur.

Elazığ Karakoçan

 

GENEL

Elazığ ilinin 2’nci büyük ilçesidir. Ana yollara yakın olması nedeniyle çevredeki diğer beldelere göre daha çok gelişmiştir.

İlçe genellikle dağlık bir araziye sahiptir. Ortalama rakımı 1090 metredir. Çevredeki en büyük yükselti, Kuruca dağıdır. (2372 metre) İlçenin kuzeyinde bulunan dağlık kesimlerde meşe ormanları bulunur. İlçe halkının geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Ancak yurt dışında da yoğun şekilde çalışmak üzere gitmiş Karakoçanlı bulunmaktadır ve bunlar ilçede yaşayan aile bireyleri ile akrabalarına yardım ederler. Zaten yazları da ilçenin nüfusu 2 katına çıkar, çünkü yurt dışındaki gurbetçileri izine gelirler. Peri çayı ilçenin içlerine kadar uzanır.

Yörede karasal iklim hakimdir. Buna bağlı olarak kışlar soğuk ve kar yağışlı, yazlar ise sıcak ve kurak geçer.

Elazığ Karakoçan Meslek Yüksek Okulu

 

KARAKOÇAN MESLEK YÜKSEK OKULU

Elazığ Fırat Üniversitesine bağlı olarak 2010-2011 öğretim yılında hizmete girmiştir. Okulda Bilgisayar Teknolojileri Bölümü ve Bilgisayar Programı Programcılığı bölümleri vardır.

Elazığ Karakoçan Peri Suyu

 

PERİ SUYU

Kığı ilçesinden doğar, Nazimiye, Mazgirt ve Karakoçan ilçeleri arasında sınır teşkil ederek güneye iner ve Munzur çayına karışır. İlkbahar ve sonbahar aylarında oldukça yoğun debi ile akar ve geçit vermez, sadece üzerinde bulunan 3 beton köprü geçit için kullanılabilir. Peri Suyu, Keban Baraj gölüne akar. Peri suyu, sportif balıkçılık açısından da uygun olanaklar sunar.

GEZİLECEK YERLER

Elazığ Karakoçan Ziyaret Tepesi ve Urartu Kaya Mezarı

 

ZİYARET TEPESİ VE URARTU KAYA MEZARI

Hz Kureyş ikametgahı. Halkın ziyaretgah olarak büyük önem verdiği ve hakkında birçok efsane anlatılan kaya mezarı: yüzyıllar içerisinde, bulunduğu ana kaya kütlesinden koparak günümüzdeki yerine düşmüştür. Kalecik ve Özlüce Barajının yapımı sırasında, Elazığ Müzesi nezaretinde, 60 tonluk kaya bloku, uygun bir alana taşınmıştır. Bu alanda da Hz Kureyşin türbesi olarak ziyaret edilmektedir.

Elazığ Karakoçan Bağın Kalesi

 

BAĞIN KALESİ

İlçe merkezine 12 km uzaklıkta Peri çayı kenarındadır. Bu yerleşim yeri, Urartu Eyalet merkezi olan Palu’nun 33 km kuzeyindedir. 

Bağın kaplıcasının birkaç yüz metre kuzeyinde geniş bir çevreye hakim bir tepe üzerindedir.

Daha ayrıntılı bir konum: İlçe merkezine bağlı Kızılca köyü yakınlarındaki Dedebağ köyü yakınlarındadır.

Yapım tarihi bilinmez.

Kalenin girişi Peri çayına bakan yamaçtadır ve girişe merdivenle çıkılarak girilir.

Kalenin içinde, taşlar oyularak yapılmış büyük bir oda vardır.

Kalenin surlarından çok az bir kısmı günümüze ulaşmıştır. Kale üzerinde: çok sayıda kaya oyuğu şeklinde mahzen şeklinde depo ve tünel bulunmaktadır. Kale üzerinden, kalenin bulunduğu nehir yamacına doğru merdiven inmektedir. Bu merdivenler, büyük olasılıkla kalenin su ihtiyacını karşılamak için yapılmıştır.

Kalede bulunan stel parçasının Ortaçağ sur duvarı içerisinde olduğu görülür. Bu durum stelin buraya taşınmış olma ihtimalinin yüksek olduğunu gösterir. 

Menua’nın ardılı I Argişti’nin yıllık askeri icraatlarını anlattığı Surb Shak Kilisesi adıyla bilinen yazıtta, eyalet valilerinden bahsedilir. Yazıta göre: Argişti, Diauchi ülkesine doğru sefere çıkar. Kral sefere ait icraatlarını anlatırken, aldığı ganimetlerin listesini verdikten sonra Şaşki, Ardaraki, Baltuhi ve Qabilu boylarının krallarının yerine valiler atadım ifadesini kullanır. Fakat atanan valilerin isimlerinden bahsedilmez. Yazıtta geçen vali atanan yerlerim  tam lokalizasyonunu yapılamaz. Fakat kalelerden Diauchi ülkesine yapılan seferden bahsedilmesi nedeniyle bunlar Yukarı Aras Vadisine yerleştirilebilir. 

Elazığ Karakoçan Golan Kaplıcaları

 

GOLAN KAPLICALARI

İlçe merkezine 27 km uzaklıkta Yoğunağaç köyünde Peri çayı kenarındadır.

MTA Genel Müdürlüğü ile Elazığ Valiliği arasında yapılan protokol gereğince, jeotermal kuyu sondajı yapılmış, açılan kuyunun derinliği 400 metre, çıkan suyun sıcaklığı 43 derecedir. Suyun debisi ise, saniyede 25 litredir.

Sıcak su kaynağı, mineral bakımından oldukça zengindir. İlgili kuruluşların raporlarına göre, bu kaplıcaların yararlı geldiği hastalıklar şunlardır: romatizma, nevrit, poli nevrit, kırık çıkık, kadın hastalıkları ve cilt hastalıklarıdır. Peri suyunun güney kıyısındaki küçük bir havuzda toplanır. Halk bu havuzda yıkanarak ve içme uygulamalarıyla tedavi olur.

Elazığ Karakoçan Golan Kaplıcaları

Burada, 24 odalı bir konaklama tesisi bulunuyor. Ayrıca dinlenme amaçlı kamelyalar ve gelenlerin yiyecek içecek ihtiyaçlarını karşılamaları için bir de bakkal bulunuyor.

Evet bu kaplıcalar her yıl yüzlerce ziyaretçiyi ağırlıyor. Muhteşem güzel bir tabiat içinde, oldukça şifalı bir kaplıca, hatta bu kaplıcada kalırken, Peri suyunun karşı kıyısında, nehre su içmeye gelen yabani keçi ve geyikleri bile görebilirsiniz. Bence buralara yakın gittiğinizde mutlaka zaman ayırın ve bu kaplıcaya giden.

Elazığ Karakoçan Kalecik Baraj gölü ve Mesire Alanı

 

KALECİK BARAJ GÖLÜ VE MESİRE ALANI

İlçe merkezine 6 km uzaklıktaki Kalecik köyü yakınlarındadır.  

Baraj 1970’li yıllarda eski Kalecik köyünün üstüne inşa edilmiştir. Daha sonra çevre düzenlemesi yapılarak mesire alanı haline getirilmiştir. 2013 yılında Kaymakamlık tarafından yeniden düzenleme yapılmış, burada restoran, kır düğün salonu, koşu alanı, çocuk oyun alanı yapılmıştır. Burada bir de yüzme havuzu bulunuyor. Gölde balık tutmak da mümkün.

 

PAMUKLU KOÇ MEZARLARI

İlçe merkezine bağlı Pamuklu köyünde bulunan koç ve koyun mezarları, Elazığ Arkeoloji Müzesi girişinde sergilenmektedir.

 

URARTU KAYA KİTABESİ-BAHÇECİK YAZITI

İlçe merkezine 7 km uzaklıkta bulunan Bahçecik köyündedir.

1987 yılında burada yeni bir Urartu yerleşme yeri tespit edilmiştir. Kalıntılar köyün hemen kuzeyindeki alçak bir sırt üzerinde ve eteklerindedir.

Bahçecik Urartu yerleşmesinde, sırt üzerinde kurulmuş 63 x 10 metre ebatlarında, dikdörtgen planlı bir yapı dikkati çeker. Bu yapı çeşitli mekanlara bölünmüştür. Plan olarak Urartu konaklama istasyonlarına/kervansaraylara benzer. Burası: Bingöl ve Palu üzerinden Fırat kıyılarına doğru uzanan önemli bir karayolu sisteminin üzerindeki konumuyla bir kervansaray olabilecek özelliklere sahiptir.

Yapının sadece taş temelleri günümüz ulaşmıştır. Ancak bunlar incelendiğinde yapının dikdörtgen planlı olduğu, daha önce Urartu uygarlığında bilinenlere benzemektedir. Üzerinde “V” harfine ve “?” işaretine benzeyen bazı işaretler bulunan, Urartu kültürüne özgü kaya parçaları dışında, başka bir kalıntı görülmez. Böylece, Bahçecik’in Urartular döneminde bir yerleşme yeri olarak kullanıldığı belirlenmiştir.

1990’lı yılların başlarında, Bahçecik köyünde bir Urartu yazıtının varlığı saptandı.

Palu ve Bağın kalelerindeki Urartu Kaya kitabelerine benzeyen bu taşın ön yüzü düz, arka kısmı kaya bloktan koparılmış durumdadır.

Taşın ağırlığı 450-500 kg civarındadır. Bazalt bir dikdörtgen blok üzerine, Urartu çivi yazısıyla yazılmış olan bu kitabe: modern bir köy evinin duvarı üzerinde, ikincil malzeme olarak kullanılmıştır.

Alt sağ yanı ve en alt bölümü kısmen kırıktır. Blok yüksekliği 59 cm ve genişliği 90 cm dir. Kalınlığı ise 30 cm. dir. Üzerinde 12 satır Urartu çivi yazısı vardır. Satır araları 4.5 cm dir. İlk satında bulunan yazılara göre, söz konusu bazalt bloğun, muhtemelen kule biçimli bir tapınağın cephesine ait olduğu tahmin edilmektedir.

Yine yazıttan anlaşıldığına göre: Bahçecik köyü yöresinde Urartu kralı II Sarduri (MÖ 760-730) döneminde: Sardurihinili adıyla yeni bir kale kurulduğu, baş tanrı Haldi için bir tapınak inşa edildiği ve ülkemin batı/güneybatı ucundaki bir eyalete yeni vali atandığı anlatılmaktadır.

Ancak, modern bir köy evinin duvarında bulunan bu yazıtın buraya nasıl getirildiği meçhuldür ve yazıtta yazılanlar yani bir kale veya büyük bir tapınağın burada kurulu bulunması yapılan araştırmalara göre mümkün görülmez. Burada sadece bir konaklama istasyonu yani bir kervansaray varlığından söz edilir. Kral adını taşıyan Urartu resmi yazıtları ise, daima büyük idari ve askeri merkezler çevresinde bulunmuştur. Bu yüzden, bu bazalt yazıtın, Bahçecik köyüne yakın bir başka yerden taşınmış olduğu düşünülmektedir. Ancak bugünkü bilgilere göre, bu yörede Palu kalesinden başka, büyük bir Urartu tesisi varlığı saptanmamıştır.

Yazıt: günümüzde Elazığ Müzesinde sergileniyor.

Kığı tanıtımı.

Elazığ tanıtımı.

Bingöl tanıtımı.

Tunceli tanıtımı.