Bartın Kurucaşile: Yolu her ne kadar zor olsa da, gerek doğal güzellikler ve gerekse tarih yaşamak isteyenler için ilginç olabilecek bir yer.
Tarih meraklıları: “Kromna” antik şehrinin kalıntılarını görebilirler. Doğa düşkünleri ise, işte tam size göre bir yer, bütün mahalleri tam bir doğal güzellik.
ULAŞIM
Kurucaşile, il merkezi olan Bartın’a 52 km. uzaklıktadır. Ancak, bu yol: virajlarla dolu ve engebeli bir yol olarak öne çıkıyor. Yani: zor bir yolculuk ile buraya ulaşmak mümkün.
TARİHİ
Bölgenin tarihi bayağı eskilere gitmektedir. Sırası ile, Hititler, Fenikeliler, Karyalılar ve Akalar görülür. MÖ.306 yılında ise, burada, kalıntıları günümüze kadar ulaşan “Kromna” uygarlığı yerleşmiştir.
Kromna şehri: Karadeniz kıyısında kurulmuş, antik dönem kentlerinden biri olarak dikkati çekmektedir.
Bölgede, Türkler, 1460 yılında görülür.
1957 yılına kadar Bartın’a bağlı bir nahiye iken, 1991 yılında Bartın’a bağlı bir ilçe olmuştur.
GENEL
Deniz kıyısında olmasına rağmen, ilçenin kurulu bulunduğu yerdeki eğim: % 50 düzeyindedir. Yani: ilçe merkezi eğimli bir arazi üzerine kurulmuştur. İlçe merkezi: Zeytin ve Sandal burunları arasındaki koy bölgesinde kurulmuştur.
İklim değerlendirildiğinde, yörede: Karadeniz iklimi görülüyor. Yani: kışlar soğuk ve yağışlı, yazlar ise ılık ve yine yağışlı geçiyor.
Arazinin engebeli olması nedeniyle, tarım yok denecek kadar az.
Bartın Kurucaşile
Burası: ülkemizin en özenli “gulet” türü teknelerinin yapıldığı yer olarak bilinir. Hatta: ilçe merkezinde, Ahşap Yat Yapımı Anadolu Meslek Lisesi bile var. Burada: bilim ve teknoloji dayanaklı eğitim veriliyor.
İlçe insanı, bu tekne yapımcılığı dışında balıkçılık la da geçimini sürdürüyor. İlçede, balıkçılıktan geçimini sağlayan birçok insan bulunduğu söyleniyor.
Bartın Kurucaşile
AHŞAP YAT FESTİVALİ
Kurucaşile ilçesinde, her yıl Temmuz ayı içinde, Ahşap Tekne ve Yat Festivali düzenleniyor. Bu şenliklerde: yarışmalar düzenleniyor, tekne yarışı, bayrağa tırmanma, yüzme yarışmaları var. Ayrıca: konserler de düzenleniyor.
NE YENİR
Kurucaşile bölgesinde elbette yenilecek tek lezzet: deniz ürünleri. Her türlü deniz ürününü gayet lezzetli olarak sunan restoranlarda, mutlaka denemelisiniz.
NE SATIN ALINIR
Bu yöreye yolunuz düşerse, ham maddesi taş-maden olan ve İlçe merkezine bağlı Karaman köyünde bulunan “taş saç” satın alabilirsiniz. Bunun özelliği: ısıyı hemen iletmesi. Yöresel ismi: sadar.
Yufka saçı ve kızartma tavası olarak yapılanı da var. Bunun dışında, ahşap tekne maketleri satın alabilirsiniz.
GEZİLECEK YERLER
TEKKE KÖY:
Muhteşem bir turizm cenneti olmaya aday, harika bir yer. Yeşil ve mavinin birçok tonlarını görebilirsiniz. Henüz tam olarak tahrip olmamış bir doğası var. Ama tüm bu doğal güzellikleri yanında, Tekkeönü köyünün en büyük diğer bir özelliği: Tekne ve yat yapımcılığının ön planda olması.
Burada: küçük bir gemi inşa sanayi kurulmuş. Yaklaşık 25 civarında tersane, yani tekne yapım yeri var. Buralarda, her tür ve muhteşem teknelerin yapıldığı söyleniyor. Burada bir de plaj var.
Tekkeönü plajı: yaklaşık 300 metredir. Deniz ise nispeten sığ. Yaz aylarında, burada deniz de çok rağbet görüyor.
KROMNA
Bunun dışında, Tekkeönü köyünün, diğer adı ile Hisar köyünün bir özelliği daha var. Tarihi “Kromna” kentinin merkezi buradadır. Burası Paflagonya olarak adlandırılan bölgenin sahil şeridinde, denize paralel uzanan Küre dağlarının eteklerindedir.
Tarihi kente ait kalıntılar ise: kale ve kale içindeki bir dehliz ve 7 adet kayalara oyulmuş kuyu.
Osmanlı döneminde önemli bir balıkçı köyü olarak yaşamına devam eden Kromna antik kenti, aynı zamanda imparatorluğun kalyon ihtiyaçlarını karşılayan “tersaneler diyarı” olarak da anılmaktadır.
Evet şimdi gelelim tarihçeye:
Amazonlardan sonra, Gasgalar (Kaşkalar) ve Hititler gibi önemli antik toplumlara ev sahipliği yaptığı düşünülmektedir.
Şehirde Amazon sikkeleri ele geçirilmiştir.
Kentin Fenikelilerle bağlantısına kanıt olarak şehirde bulunan eski zeytin ağaçları gösterilir. Çünkü şehrin Fenikeliler tarafından ikinci defa kurulduğu düşünülüyor. Uzmanlar, zeytini dünyaya dağıtan uygarlığın Fenikeliler olduğu yönünde ortak fikre sahiptir.
Homeros’un İlyada destanında: Kromna antik kenti, Truva savaşında Truvalılara çok sayıda asker gönderen şehirlerden biri olarak anılmıştır. Homeros kentle ilgili şunları şöylemiştir.
“Erkek yürekli Plaimenes komuta eder Paflagonyalılara.
Gelmişler yaban katırlarıyla ünlü Enetlerin yurdundan,
Cytiros’ta, Sesamos’ta otururlar.
Parhanios ırmağı çevresinde kurmuşlardır ünlü saraylarını.
Kentleri Cromna, Aigiaios, yüksek Erytinoi’dur.”
Ünlü Sinoplu coğrafyacı Strabon: kentleri tanıtırken Kromna’dan şu şekilde söz eder: “Parthenios nehrinden sonra, ismini kurucusu olan kadından alan Amastris kentine gelinir. Amastris, Herakleia Tiranı Dionysios’un karısı ve Alekssandros’un savaştığı Dareios’un erkek kardeşi olan Oksathres’in kızıdır. O, kenti dört yerleşim yerini birleştirerek meydana getirdi. Sesamos, Kytorun, Kromna ve Tios. Sonuncusu kısa zamanda isyan ederek, bu birleşmeden ayrılmış, fakat üçü bir arada kalmıştır ve bu üç tanedenbiri olan Sesamos’a, Amastris’in Akropolis’i denir.”
MÖ 3’ncü yüzyılda yaşamış Yunan Matematikçi Apollonios ise, Kromna’dan bahsederken: “Karanlığa kadar ara vermeden gittiler, Sesamos’u ve yüksek Erythinoi kayalıklarını geçerek, Krobilaos’u ve Kromna’yı ve sık Kytoros ormanlarını …………. ” ifadelerini kullanmıştır.
GÜNÜMÜZE ULAŞAN KALINTILAR:
Kalenin Cenevizlilere ait olduğu düşünülüyor.
Kale içinde, denize kadar uzanan bir dehliz ve yedi tane kuyu bulunmaktadır.
Kaleden çıkmadan su ihtiyacının karşılanması ve gerektiğinde denize kaçabilmek için söz konusu dehlizden yararlanıldığı, yine bölgedeki kuyuların ise, savaşta erzak saklama işlevine sahip olduğu düşünülmektedir.
Ancak dehlizin deniz kıyısındaki çıkış yeri, liman yapımı sırasında doldurulmuştur.
Yani, buraya giderseniz: kale kalıntıları içinde, mahzen galerisi ve kayalara oyulmuş kuyuları görebilirsiniz.
Yörede elde edilen ve üzerinde Amazon portreleri bulunan sikkeler ise, Amasra müzesinde sergileniyor.
KAPISUYU KÖYÜ
İlçe merkezine 3 km. uzaklıktadır. Burada bulunan 1 km. uzunluğundaki doğal plaj; çevredeki insanların büyük ilgisini çekmektedir. Burada: konaklama imkanları da var, ayrıca bir lokanta bulabilirsiniz.
KARAMAN PLAJI
Bartın-Kurucaşile yolu üzerinde, ilçe merkezine 17 km. uzaklıktadır. Burada: 200 metre uzunluğunda güzel bir plaj bölgesi var. Yöredeki insanlar, bu güzel plaj bölgesini yazın özellikle tercih ediyorlar.
Sinop: ülkemizin en kuzey ucu. Güzel ve şirin bir il. Aynı zamanda: iç kalede bulunan tarihi cezaevi ile ön plana çıkıyor. Burada: Selçuklu zarafetini yansıtan Alaaddin camisini, çocuklara “Pisagor” teoreminin öğretildiği Pervane Medresesini, acıklı bir tarihe tanıklık etmiş olan Paşa Tabyasını, soluk sarı renkli duvarlarına mistik bir hava sinmiş Balatlar Kilisesini ve Amazonların erkeklere karşı verdikleri amansız savaşlardan fırsat bulduklarında, yalnızca kadınların becerebildikleri ustalıkla süsledikleri Serapis Mabedini göreceksiniz.
Amazonların, ünlü Diojen’in şehri.
Buraya birkaç gün zaman ayırıp ta giderseniz, kesinlikle güzel zaman geçirebilirsiniz.
Karadeniz’in hırçın dalgaları, bu ilin sessizlik ve sakinliğini etkilemiyor. Karadeniz bölgesinin en büyük turizm potansiyeli olan bu şirin beldeye: mutlaka gidin.
ULAŞIM
Hava alanı
Sinop hava alanının kent merkezine uzaklığı: 8 km. dir. Ulaşım: dolmuş veya taksilerle yapılmaktadır. Ancak, şu an için hava alanı aktif değildir, hava ulaşımı, Samsun üzerinden yapılmaktadır.
Karayolu
Otobüs terminali, kent merkezindedir. Bazı merkezlere uzaklık ise şöyledir: Sinop-Samsun arası uzaklık: 167 km. Sinop-Ankara arası uzaklık: 456 km. Sinop-İstanbul arası uzaklık: 690 km. Sinop-İzmir arası uzaklık: 1147 km. Sinop-Erzurum arası uzaklık: 894 km. dir.
Sinop Tarihi
TARİHİ
Tarih boyunca: şehir, işlet bir ticaret ve tersane faaliyetlerine ev sahipliği yapmış. Anadolu ile Kırım Yarımadası arasında, deniz ticaretinde önemli rol oynamıştır.
Kırım Yarımadası ile Sinop Yarımadası arasındaki uzaklık: açık ve uygun hava şartlarında, tam ortada bulunulduğunda, her iki tarafı da görmek mümkün olmaktadır.
Denizciler: karayı kaybetmeden, karşıdan karşıya, Karadeniz’i geçebilirler. Öyle ki: Kırım-Sinop arası uzaklık: 280 km. dir.
Evet, şehir: antik çağdan bu yana, parlak ve yoğun bir ticari ve kültürel yaşantıya sahip olmuştur.
Bu niteliğini: daha sonraki dönemlerde, yani: Bizans, Selçuklu, Candaroğlu ve Osmanlı yönetimlerinde de sürdürmüştür.
Ayrıca: kale ve tersanesiyle, bölgenin en önemli askeri üs alanlarından biri haline gelmiştir. Ancak: bu durumunu, Ruslar tarafından, 1853 yılında yapılan baskından sonra, kaybetmeye başlamıştır.
Şehirde: tarihi süreç incelendiğinde, kısa kısa şu sonuçlar ortaya çıkıyor. MÖ.2200-2000 yılları arasında: şehrin, buraya gelen: Akalar tarafından kurulduğu sanılıyor.
MÖ.1340-1200 yılları arasında: Hititliler, bölgede görülüyorlar.
MÖ.676 yılında, Frigler, bölgede egemen oluyorlar.
MÖ.656-546 yılları arasında: şehir, Lidyalılar’ın, Karadeniz’deki en önemli ticaret limanlarından biri haline geliyor.
Sinop’ta en eski Yunan çömleklerinin eşleştirilmesi sonucunda, MÖ 7’nci yüzyıl sonlarında, Sinop şehrinin Miletoslu koloniciler tarafından kurulduğu düşünülüyor. Kendisi bir koloni olan Sinop, daha sonra kendi kolonilerini kurar. Doğudaki üç ana kolonisi olan Kotyora, Kerasous ve Trapezous (modern Ordu, Giresun ve Trabzon) günümüzde hala bölgenin başlıca kentleridir.
MÖ.480 yılında, şehir, kendi adına para bastırıyor.
Bu sikkelerde: yunus balığı üzerinde: kartal, gemi pruvası, tanrı ve tanrıça figürleri ve Roma döneminde arkaik bir Dionysos tasviri var. Bunların örneklerini: Sinop Müzesinde görebilirsiniz.
MÖ.169-120 yılları arasındaki dönemde: Pontus krallığının başkenti.
MÖ.70 yılında, Romalılar, şehri ele geçiriyorlar.
MÖ 183’te, Pontus kralı I Pharnakes, şehri ele geçirir. Büyük İskender’in ölümünden sonraki savaşlardan doğan pek çok devletten biri olan Pontus krallığı, yaklaşık MÖ 300’de, Kuzey Anadolu’nun ortasında, Karadeniz’deki dağlara yayılmış olarak kurulmuştur. Aynı yıl: Sinop, içerideki Amaseia (bugünkü Amasya) ile birlikte, bu krallığın başkentliğini yapar. Bu nedenle, MÖ 1’nci yüzyılın ilk yarısında, VI Mihtridates ile Romalılar arasındaki çetin mücadelede bir hedef haline geldi. MÖ 70’de Sinop’u ele geçiren ve yağmalayan Romalılar, kısa süre sonra kente özerkliğini geri vererek tekrar kurdu.
MS.1204 yılında, Sinop: Trabzon Rum İmparatorluğuna bağlanıyor.
MS.1214 yılında ise, Selçuklular bölgede hakimiyet kurarlar.
1322-1461 yılları arasında, Candaroğulları-İsfandiyar oğulları bölgede egemenlik kurarlar. 1461 yılında ise: Osmanlılar bölgeye hakim olurlar.
1853 yılında, Osmanlı-Rus savaşlarında, şehir Rus donanması tarafından top ateşine tutularak yakılmış ve bu tarihten sonra, iyice küçülerek kale içine çekilmiştir.
Rus donanmasının bu baskını: Kırım Savaşının önemli çarpışmalarından biridir. Bu baskında: Rus Karadeniz donanması; Sinop’ta, Osmanlı donanmasına, ağır bir darbe indirir.
Yelkenli, ahşap gemilerin çarpıştığı son muharebe ve gülle yerine patlayıcı mermilerin kullanıldığı ilk deniz savaşı olarak, dünya deniz tarihine geçmiştir.
SİNOP İSMİ NEREDEN GELİYOR
Şehrin isminin kaynağı hakkında çeşitli söylentiler var. Bunlardan birkaç tanesinden söz etmek istiyorum.
1. Antik çağda, ırmak tanrısı Osopos’un kızının ismi: “Sinope” imiş. Sinope’nin, mutlu bir hayatı varmış. Ancak: bu güzeller güzeli kız, Tanrılar Tanrısı Zeus’un dikkatini çekmiş. Zeus: kızı elde etmek için her türlü yolu denemiş.
Ancak: güzel kız Sinope: Zeus’a: kendisine dokunmamasını, kız oğlan kız kalmak istediğini söylemiş. Zeus: bunun üzerine, bu güzel kızı: Karadeniz’de cennet benzeri, yemyeşil kıyılara bırakmış. (Bugün Sinop ilinin bulunduğu yere)
2. Hitit yazılı kaynaklarında: Sinop ilinden, “Sinova” ismi ile sözedilmektedir.
3. MÖ.200 yıllarında bu bölgede yaşayan ünlü şair Skymnos: şiirlerinde, Sinop bölgesinde yaşayan bir Amazon kraliçesinden söz eder. Bu kraliçenin adı: Sinope’dir.
GENEL
Şehir: Karadeniz kıyı şeridinin, kuzeye doğru, en çok sivrilerek uzandığı Boztepe Burnu üzerinde kurulmuştur.
Şehrin: iki limanı vardır. Bir tanesi kuzeybatıda ve diğeri ise, güneydoğudadır. Esas liman: güneydoğudaki koydadır. Kuzeybatıdaki: Akliman ve Hamsaroz Koyu, antik dönemlerde barınak yerleri olarak kullanılmıştır.
Yağmur miktarı diğer bölge illerine göre daha azdır. Bu nedenle: Karadeniz insanı, tatil için şehri tercih eder. İlin 175 km. uzunluğundaki kumsallarının, 70 km. lik bölümündeki plajlarda: denize girmek mümkündür.
İl insanlarının büyük bölümü, geçimlerini balıkçılıktan sağlamaktadırlar. Çünkü: il kıyıları sığdır ve ülkemiz balık üretiminin % 5-7 si gibi bir bölümü burada yapılmaktadır. Ancak: il de; genellikle deniz balıkçılığı hakimdir. Yetiştiricilikten öte, avcılık yaygındır.
Şehirde: iklim özellikleri, birbirine yakındır. Mevsimler arası sıcaklık farkları, çok fazla değildir. Sürekli esen rüzgarlar, şehirdeki yaşamı etkiler. Egemen iklim olarak: bütün yıl nemli ve yağışlı iklim görülür. Yazın birkaç gün dışında, Karadeniz iklimi egemendir ve bol yağış görülür.
DİYOJEN
Sinop şehir merkezine girerken, sol yanda kale görüldüğünde yolun ortasında beyaz bir heykel göreceksiniz. Bu heykel “Diyojen” heykelidir. Diyojen kimdir, heykeli neden buradadır gibi soruların cevapları için kısa bir anekdot: “Gölge etme, başka ihsan istemem”
Evet, Sinop’lu Diyojen, bu sözlerini; zamanın en büyük komutanlarından biri olan ve o zaman bilinen dünyanın tümünü ele geçirmiş olan Makedonya Kralı Büyük İskender’e söylemiş.
Evet, bu büyük filozof: MÖ.413 yılında, Sinop’ta doğmuş. Babasının sahte para bastığını ve servetini bu yoldan kazandığı öğrenildiğinde, şehirden sürülmüşler. Atina’ya gitmişlerdir.
Diyojen: her türlü gösterişten uzak, yaz-kış: bir fıçı içinde yaşamış. Tüm eşyası: bir asa, bir torba ve bir çanak imiş. En büyük erdemin: “doğaya uygun yaşamak olduğunu” söyler.
Böylece: insanda tutku, ölçüsüzlük, gösteriş ve kendini beğenmişliğin olmayacağını savunur.
Gündüz elinde fenerle dolaştığında, ne aradığını soran diğer insanlara: “ İnsan arıyorum” şeklindeki sözü de tarihin sayfaları arasında yerini almıştır.
NÜKLEER ENERJİ
Evet: Sinop il sınırları içinde: Nükleer Enerji için Termik Santral yapmak için seçilen yer: İnceburun’dur.
Yani: Hamsiloz Koyu ve hemen yakınındaki Sarıkız Milli Parkı. Yakın zaman sonra: buralar, Nükleer Santralin koruma ve girilmesi yasak alanları içine alınacakmış. Bu yüzden: bu güzellikleri acele görmenizde yarar var.
Atatürk ve Sinop
ATATÜRK VE SİNOP
1919 tarihinde, Samsuna gitmek üzere İstanbul’dan yola çıkan Atatürk; Sinop şehrine uğramış, ancak Samsuna karadan oluşma imkanı bulunmadığından, yine gemi ile yoluna devam ederek, Samsuna ulaşmıştır.
Sinop’ta kaldığı kısa sürede şehri çok beğendiğini ifade etmiştir.
Atatürk; daha sonraki süreçte: 15 Eylül 1928 Cumartesi günü, İzmir vapuru ile, Sinop’a gelir. O gün, Yalı Mektebinin bahçesinde kurulan, kara tahtanın başına geçerek Yeni Alfabenin, esaslarına ait ilk dersi verir.
Atatürk ile : ders sırasında, tahtaya çağırdığı, 50 yaşlarında ve cahil, Sinop’ta herkes tarafından tanınan Bekir Ağa ile arasında şu konuşma geçer.
Adın ne? Bekir Paşam. Ne iş yaparsın? Arabacıyım Paşam. Okuman, yazman var mı? Yok Paşam, Senden öğrenmeye geldim. Evet: bu muhteşem insan, sahip olmakla ne kadar övünsek az olan bu insan, Atatürk: İlk harf devrimi ile ilgili işareti ve dersi: Sinop’ta vermiş.
Resim: Sinop Ortaokulu, zeytin ağacının altında çekilmiştir. Sinoplular için: 15 Eylül tarihi çok önemli.
Çünkü: bu tarihte hem Türk Milletinin en büyük önderini misafir etmiş ve hem de Harf Devrimini ifade eden; tarih sayfalarına geçen fotoğraflarda olduğu gibi, yeni alfabenin esaslarına ait ilk dersi, bugün, kendilerine bizzat, Başöğretmenlik yapan Büyük Atatürk’ten öğrenmişlerdir.
Sinop Üniversitesi
SİNOP ÜNİVERSİTESİ
2007 tarihinde kurulan Sinop Üniversitesi; Sinop şehrinde, 4 fakülte, 5 meslek yüksek okulu, 2 enstitü, 1 sağlık yüksek okulu ile eğitim ve öğretimi sürdürmektedir. Diğer bir kısım Meslek Yüksek okulu ise: Boyabat, Ayancık ve Gerze ilçelerinde bulunmaktadır.
YEME İÇME
Mısır çorbası
Mısır ve barbunyadan yapılır. Soğan ve kemikli et eklenir.
İçli tava
Hamsi, pirinç, tuz, karabiber, şeker eklenerek yapılır. Muhteşem bir tad, mutlaka denemelisiniz.
İçi etli hamur-Kulak hamuru
Bir çeşit mantı yemeğidir. Ama nasıl mantı, alışkanlık yapıyor, aman dikkat bir tabaktan sonra tekrar isterseniz, diğer lezzetlere yeriniz kalmaz. Ancak bunu söylerken şunu da ifade etmem şart, bu mantıyı şehir merkezinde birçok yerde yiyebilirsiniz, ancak şehirde bu mantıyı en iyi yaptığı söylenen yerde (ismini vermiyorum, zaten en iyi mantı nerede yenir diye sorarsanız, gösterirler.) oldukça büyük bir ücret ödemeniz gerekebilir.
Yani, diğerlerinde lezzet yok, lezzet olan yerde de fiyat pahalı, tercih sizin.
Nokul
Bir çeşit börek.
ALIŞVERİŞ
Evet, Sinop’tan: dünyaca ünlü hediyelik: kotra ve taka maketleri, turistik çelik bıçaklar ve keten işlemelerinden alabilirsiniz. Özellikle çok sayıda gemi modeli satılıyor. Ancak buranın turistik bir yer olduğunu unutmayınız, fiyatlar aşırı yüksek, haşlanmış bir mısır 4 veya 5 TL satılıyor.
GEMİ MODELLERİ
İl merkezinde gemi modelleri yapımcılığı yaygındır. 1950 yılındaki aftan yararlanarak cezaevinden çıkan mahkumların bir kısmı; Sinop’a yerleşerek, gemi modelleri yapmışlar, yanlarında çalıştırdıkları çıkarlara, kotra yapımını öğreterek, bu sanatın il merkezinde yapılmasını sağlamışlardır. Gemi modelleri yapımında kullanılan ağaçlar: ceviz, gürgen, kavak, kiraz ve armuttur.
BIÇAKCILIK
Sinop’ta el yapımı bıçak üretilmektedir. Bu üretim: 1890 yılından, günümüze kadar sürdürülmektedir. Bıçakların yapımında: yüksek karbonlu İsveç takım çeliği, saplarının yapımında ise manda, geyik boynuzu, gül ağacı kökü kullanılır. Korkuluk ve tepe malzemesi: kaliteli pirinçten, kınları ise: kaliteli sığır derisinden yapılır. Bıçaklar: dekoratif bıçak, mutfak bıçakları ve av bıçağı olarak üretilir.
Sinop
GEZİLECEK YERLER
Antik kentten geriye fazla bir şey kalmamıştır.
Kendisi Amaseia’nın yerlesi olan coğrafyacı Strabon, kenti şöyle anlatır:
“Kentin kendisi güzel duvarlarla çevrilidir ve aynı zamanda harika gymnasium, çarşı ve stoalarla donatılmıştır. “
Bu iyi işçiliğe sahip duvarlar hala durur ve antik kent bölgesi hakkındaki iyi bir fikir verirler.
Orijinal olarak Sinop’un Pontus’un başkenti olduğu MÖ 2’nci yüzyıla dayanıyor olabilirler.
Batı kısmında modern zamanlarda (1887-1997) hapishane olarak kullanılan, ama artık halka açık bir kale de bulunur.
Eğer modern sokak planının antiği yansıttığını kabul edersek, kentin yerleşiminde bir ızgara plan uygulandığı söylenebilir.
Diğer antik kalıntılar arasında MÖ 2’nci yüzyıla tarihlenen ve Serapis’e atfedilen bir tapınağın temelleri ve güney limandaki dalgakıranın izleri sayılabilir.
Strabon’un sözünü ettiği gymnasium, Pazar ve stoalardan iz kalmamıştır.
AMFORALAR:
Son yıllarda amfora atölyelerinin incelenmesiyle, Helenistik Sinop’a yeni bir açıdan bakılması sağlanmıştır.
1990’larda Sinop Müzesi ve Fransız ekiplerin işbirliğiyle gerçekleştirilen kazılarda, zeytinyağı ve şarapla doldurularak başta kuzey kıyılardaki topluluklara olmak üzere, Karadeniz boyunca nakliyatta kullanılan amforaların, yani seramik sıvı kapların Sinop ve civarında aktif olarak üretildiği ortaya çıkmıştır.
Fırınların ve kusurlu çömleklerin (kırık, yamuk veya fazla pişmiş çömleklerin parçaları) kalıntıları üretim sürecini aydınlatmıştır.
Atölyelerin tarihlendirilmesinde özellikle damgalanmış amfora saplarından yararlanılmıştır.
Sinop’da, damga o yılki görevlinin adı, üreticinin adı ve görevli veya üreticiyle ilgili bir amblem içerirdi.
Uzmanlar bu damgaları, 10 yıllık bir hata payı ile tarihlendirmektedir.
Büyük kısmı Karadeniz çevresinde olmak üzere, Sinop’ta imal edilmiş vazolardan yaklaşık 20.000 damga izi bulunmuştur.
ŞEHİR MERKEZİ
Karadeniz dalgaları ne kadar hırçın ise, Sinop il merkezi o kadar sessiz ve sakindir. Merkez, iki caddeden oluşuyor. Kendi halinde, bir çarşısı var. Çarşısı sevimli bir yer. Küçük ama temiz lokantalarında: Sinop pidesi, ya da kulak denilen cevizli mantı yiyebilirsiniz. Ama dikkat, buranın mantısı yani kulak, bağımlılık yapabiliyor.
Bir de: sahil yolu. Bu sahil yolunda: balıkçılar, çay bahçeleri var. Sahilde bulunan iskelede gezinin, akşam saatlerinde iskele de birçok balık tutan ve gezinen Sinoplular görebilirsiniz.
Sinop
Akşam saatlerinde zaten şehir iyice canlanıyor, sahil kesimi çok kalabalık oluyor.
Sinop
Sinop
Tekne yolculuğu
Hatta, akşam saatlerinde limandan bir tekne turu yapabilirsiniz. 45 dakika süren tekne turu bulunmaktadır. Yolculuk sırasında bir çay veya neskafe ikramı yapılıyor, ayrıca muhteşem yüksek volümlü Karadeniz müzikleri dinleyeceksiniz. Eğer üşürseniz, üst kata çıkmayın veya üst kata çıkarsanız polar isteyin çünkü soğuk oluyor. Sinop şehrinin ışıklarını, uzaktan seyretmek ilginç oluyor.
Sinop
Bu arada; şehri tepeden izlemek isterseniz, kaleye çıkacaksınız.
Çarşıyı gezdikten sonra: Sinop Cezaevine çıkmanız gerek. Çünkü: gerek kuruluşu ve gerekse yapısı ve içinde bulunanlarla, özellikleri olan bir cezaevi. O kadar çok şey yaşanmış ki, burada gezerken, o günleri hayal etmek mümkün.
Tüyleriniz ürperecek. “Dışarıda deli dalgalar, gelir duvarları yalar” dizelerini mırıldanırken, o dalgaların sesini duyabilir, duvarları görebilirsiniz.
Evet: ben size, Sinop il merkezinde gezilebilecek yerler hakkında, aşağıda ayrıntılı bilgiler vereceğim.
Siz kendiniz için, Sinop’ta kalma sürenize ve tercihlerinize göre bir gezi planı oluşturabilirsiniz. Tabii, Sinop’ta bulunduğunuz iklim de önemli, yaz ayları dışında, yani Temmuz-Ağustos ayları dışında, deniz kıyısında, sahilde, plajları, kumsalları gezmek pek anlamlı olmaz.
Sinop Arkeoloji Müzesi
SİNOP ARKEOLOJİ MÜZESİ
Müze, 1970 yılında, bugün bulunduğu binaya taşınmış. Karadeniz bölgesinin en büyük müzesidir. Okullar caddesindedir. Sinop ve çevresinde yapılan kazılardaki buluntular, burada sergileniyor.
Özellikle: şehir çevresinden toplanmış ikonalar var. Bahçesinde: şehitlik anıtı, Aynalı kadın türbesi ve Serapis Mabedi var. 19.yüzyılda Sinop ve çevresinde bulunan kiliselerde, günümüze kaldığı tahmin edilen ikonaların müzeye ne zaman ve nereden getirildiği bilinmemektedir.
Bunlar: kestane ağacından yapılmış panolara, alçı sıvanarak, bazılarında da bez alçı bir arada kullanılarak, üzerine çeşitli boya ve altın yaldızla yapılmıştır. Evet şimdi müzenin ayrıntılı, kat-kat gezi planını veriyorum.
Sinop Sinop Arkeoloji Müzesi
İç teşhir salonu-Zemin kat
Hemen girişte: Irmak tanrısı Asapos’un su perisi kızı Sinop kentinin kurucusu olduğu söylenen “Sinope” nin büstü var. Sonra: şehir merkezine, 16 km. uzaklıktaki: Demirci Köyü Kocagöz Höyük kazısında çıkan buluntular var.
Bunlar: Tunç çağına ait, pişmiş topraktan yapılmış, kulplu-kulpsuz, ayaklı-ayaksız vazo, tas, kupa, tabak, testi, kolyeler, değişik formda kaplar, kemik aletler, cilalı taştan balta, bronz iğne ve mızrak uçları var.
Birinci galeri ve birinci salon arasında ise: çeşitli dönemlere ait sikkeler ve s on bölümde, Karadeniz deniz buluntuları olan amphoralar sergileniyor.
Sinop Arkeoloji Müzesi
Birinci salon
Hitit, Frig, Arkaik, Helenistik, Roma ve Bizans çağı eserleri sergileniyor. Bunlar: pişmiş topraktan yapılmış: testi, tabak, askı kulplu, süzgeçli kaplar, yonca ağızlı, boyalı testiler, küçük mezar buluntuları, altın, kemik, bronz ziynet eşyaları, Serapis mabedi buluntuları, silindirik mühür, bilezik, yüzük gibi ziynet eşyaları ile, Selçuklu ve Osmanlı defineleri-sikkeleri bu salonda sergileniyor.
Bölümün en önemli eserleri arasında: MÖ.5. yüzyıla ait, üzerinde aslan başı, karga başı ve koç bulunan, bronz hydria. Geyiğe saldıran aslan, MÖ.5.yüzyıla tarihlenen heykel gurubu bulunuyor.
Sinop Arkeoloji Müzesi
İkinci salon
Burada, yörenin giyim-kuşam, el işleme, dokuma örnekleri ve çeşitli ziynet eşyaları, çini porselen, ateşli ve delici silahlar, yazı takımları, fildişi-sedef kakmalı çekmece, mutfak eşyaları sergileniyor.
Birinci kat
Halı ve yazma eserler bölümü
Kula ve Gördes halı seccade örnekleri, çeşitli çatmalar, el yazma Kur’anlar, hat sanatına ait yazı çeşitleri, cilt kapakları, fildişi kakmalı nadide rahleler sergileniyor.
Sinop Arkeoloji Müzesi
Sinop Arkeoloji Müzesi
Sinop Arkeoloji Müzesi
İkona seksiyonu:
(Ağustos 2018 tarihinde müzeyi gezdiğimde, ikonaların asıllarının onarım ve bakım için İstanbul’a gönderildiği, aynı yerde bulunan ikonaların benzerleri olduğunu öğrendim ve üzüldüm, keşke orijinalleri görebilseydim. Umarım siz ziyaret ettiğinizde orijinalleri görürsünüz.)
Evet, burada; Bizans sanat üslubunun özelliklerini taşıyan, zengin bir ikona koleksiyonu sergileniyor. İkona: Hıristiyan dininde, doğu kiliselerinde, duvar fresklerine karşılık, ahşap pano üzerine yapılan, her türlü dini resme verilen isimdir. İkonalar: kiliselerde, halk tarafından, kolayca görünecek yerlere asılıyorlardı.
Bizans dönemine ait ikonaların ana konuları, sıkı bir Taoloji programı ile saptanmıştı. Bunlar: İsa, Meryem’in resimleri yanında, Havari ve Aziz kişilerin resimlerinden oluşuyordu. Ya da yaşam öyküleriyle birlikte, çeşitli dinsel ve tarihi olaylar anlatılıyordu.
Müzenin kendine has özelliklerinden biri: Bizans sanat üslubundaki zengin ikon koleksiyonudur. Çeşitli boy ve ebatlarda, altın yaldız ve boya ile yapılan, 27 adet ikon vardır. Bu ikon koleksiyonunun sanat tarihi bakımından büyük bir önemi vardır.
Çeşitli boy ve ebattaki: İsa, Melek, Meryem ve Azizler ile ilgili konuları içeren, bol miktarda, altın yaldız kullanılarak yapılan, özellikle yabancı ziyaretçiler tarafından ilgi ile izlenen ikonalar burada sergileniyor.
Sinop Arkeoloji Müzesi Bahçesi
Sinop Arkeoloji Müzesi Bahçesi
Sinop Arkeoloji Müzesi Bahçesi
Bahçeye çıkıyorsunuz. Bahçe düzenlemesi de, müzenin içi kadar güzel ve zengindir. Çıktıktan sonra: sağ tarafa döndüğünüzde, yürüme yolu boyunca, duvara monte edilerek sergilenen, mozaikler, hem üstten küçük çatıcıklar yapılarak koruma altına alınmış, hem de aydınlatılması yapılarak gece de güzel bir görünüm elde edilmiştir.
Sinop Arkeoloji Müzesi Bahçesi
Arka kısımda: denizden balıkçı ağlarına takılması sonucu çıkarılan oldukça eski çapalar ve toplar var. Bu topların arkasında, diğer park kısmında da “Deniz Şehitleri Anıtı” var. Çapaların bulunduğu yerin az ilerisinde: 1950’li yıllarda yapılan kazılarda bulunmuş olan “Serapis Mabedi” kalıntıları var.
Sinop Arkeoloji Müzesi Bahçesi Serapis Tapınağı
Yine bahçe içinde: 1335 yılında, Sultan I. Murat’ın kardeşi, Süleyman Paşa’nın kızı İsmet Sultan Hatun için yaptırılmış bir türbe var. Buraya: Sultan Hatun Türbesi ya da Aynalı Kadın türbesi deniliyor.
Biri kapı önünde, dışarıda ve diğeri türbe içinde ve zemin taşlarının biri üzerinde, mermerden, birer ayna resmi varmış. Halk arasında: Aynalı kadın denilmesinin sebebi buymuş.
2006 yılında restorasyona alınan Sinop Müzesi, ülkemizdeki en modern müzelerden biri haline geldi. Yıllık ziyaretçi sayısı: 200.000 civarındadır.
Yakın zaman önce: cezaevi duvarları arasında kalan eklentilerin bir kısmının yıkılması sırasında: eski devirlerde mancınıklarla kullanıldıkları tahmin edilen taş külleler bulundu. 40 civarındaki taş gülle: Sinop Arkeoloji Müzesine taşındı. Müze gezinizde, bunları da göreceksiniz.
Sinop Arkeoloji Müzesi Bahçesi
SERAPİS MABEDİ
Müzenin bahçesinde kalıntıları var. 1951 yılında bölgede yapılan kazılarda ortaya çıkarılmış. Güneyinde: altarı olan dikdörtgen planlı bir mabet. Kazı sırasında: pişmiş toprak malzeme, mimari parçaları ve sırasıyla Serapis, Dionysos, Herakles, İsis ve Kore figürleri bulunmuş. Mabedin, hangi tanrı için yapıldığı bilinmiyor. Ancak, bir yazıtında, bu mabedin Serapis’a ait olduğu görülmüş.
Sinop Şehitlik ve Deniz Şehitleri Anıtı
Sinop Şehitlik ve Deniz Şehitleri Anıtı
ŞEHİTLİK VE DENİZ ŞEHİTLERİ ANITI
Müzenin bahçesindedir. Yani, burayı ziyaret etmek isterseniz, Müzenin bahçesinden giriliyor, cadde üzerinde kendi kapısı kilitlidir. 1853 Osmanlı-Rus savaşları sırasında, Sinop limanında şehit düşen denizcilerimiz için yaptırılmıştır.
Anıtın ilk yapımına: 1857 yılında Kaptan-ı Derya Mehmet Ali Paşa tarafından başlanılmıştır. Arkasında bir abide yapılması düşünülmüşse de, Mutasarruf Zihni Bey’in başka bir yere tayini nedeniyle yaptırılamamıştır.
Mevcut şehitlik: 1933 yılında Vali Abdulhak Savaş’ın girişimleriyle, Cumhuriyetin 10. yıl dönümünde tamamlanarak, açılmıştır.
Sinop Etnografya Müzesi-Aslan Torunlar Evi
ETNOĞRAFYA MÜZESİ: (ASLAN TORUNLAR EVİ)
Şehirdeki en güzel Osmanlı dönemi sivil mimari örnek yapılarından biri olan: 19.yüzyıl başlarında inşa edildiği tahmin edilen, bir yerde bulunuyor. Kefeli Mahallesi, Kemalettin Sami Paşa Caddesindedir. Zaten Etnografya ve Arkeoloji Müzeleri birbirine çok yakındır, yine de görünmüyor, yerlerini sormak gerekiyor.
Evet: Etnografya müzesine gittiğinizde, yerler halı, içeride ağır bir hava var, ama görevli çok ilgili, müzede bir görevli var, giren olursa onlarla birlikte geziniyor. Öte yandan, sakin bir müze, Etnografya müzeleri genelde ilgi çekmiyor.
Ağustos 2023 tarihinde bu müzeyi gezerken, bizden başka içeride kimse yoktu.
Evet, bina kesme taştan yapılmış, zemin kat üzerine, ahşap çatı arası ve 1 ve 2’nci katlar bindirme tekniğiyle yapılmış. Cephede: bol pencere ve geniş saçak var. 1 ve 2 nci katta bulunan: 4 oda ve 3 eyvan, ortadaki sofaya açılıyor.
Odalarda: ahşap dolar, ocak gibi öğelerle bulunuyor. En alt zemin katta: Sinop ve Boyabat evlerinin sergilendiği galeri kısmı var. Önceleri burası, atların bağlandığı ahır kısmı imiş. Burada: ülkemizin çeşitli yerlerinden elde edilmiş mutfak eşyaları sergileniyor. Ayrıca: bir köy odası var.
Sinop Etnoğrafya Müzesi
Sinop Etnografya Müzesi
Sinop Etnoğrafya Müzesi
Birinci kat: Etnografya Müzesi ve 2.kat ise: yaşayan konak olarak planlanarak, ziyarete açılmıştır. Birinci katta: Sinop yöresinde kullanılmış olan ziynet eşyaları, kılıçlar, dokuma tezgahı gibi eşyalar bulunuyor.
Sinop Etnografya Müzesi
Sinop Etnografya Müzesi
İkinci kat: geniş bir salon ve bunun çevresinde simetrik olarak planlanmış 4 oda ve 3 eyvan var. Bu eyvanlarda, konak yaşantısı canlandırılmış. Baş odada: konağın erkeklerinin yaşamı, oturma odasında ayrıntılı bir kına gecesi, namaz odasında evin büyüklerinin ibadetleri canlandırılmış. Ayrıca: gelin odasında, gelinin konak içindeki yaşamı ve eşyaları ayrıntılı bir şekilde sergilenmiş.
Sinop Kalesi
SİNOP KALESİ
MÖ.7. yüzyılda, şehri korumak için, yarımada üzerine yapılmış. Yalı ve Kafevi Mahallelerini kuşatır. İç ve dış limanların arasında bulunuyor.
Bazı kaynaklara göre, kalenin yapımı Hititlere kadar indiriliyorsa da, bu durum kesinlik kazanmamıştır. MÖ.72 yılında, Pontus kralı IV. Mithridates: Sinop’ta: mabet, tiyatro, gimnasium ve saray yaptırmış, şehrin çevresini de surlarla çevirmiştir.
Bunları izleyen dönemlerde: Selçuklular, İsfendiyaroğluları ve Osmanlılar tarafından da, kale, onarılmış ve eklerle genişletilmiştir. Bu dönemlere ait kitabeler, günümüzde kalede bulunmaktadır.
Bu kitabelerde, surları yaptıran kumandanların isimleri yazılıdır. Selçuklular, limanı kontrol etmek için, kaleye bir iç kale eklerler. Burç ve kulelerle, kaleyi daha da güçlendirirler.
Sinop Kalesi
Şehrin güneyinde, iç limana bakan kale: deniz kıyısında, birbiri içine giren, 2 bölümden meydana gelir. Kalenin 6 kapısı vardır. Bunlar: Kum kapısı, Meydan kapısı, Tersane kapısı, Yeniçeri kapısı, Dabağhane Kapısı ve Lonca kapısıdır.
Bu kapıların hepsi, ikişer kanatlı demir kapılardır. Ancak: 1950 yılındaki karayolu yapımı sırasında, bu kapıların çoğu yıkılır.
Günümüzde: yalnızca iki kapı kalmış. Biri: cezaevinin karşısındaki Loncakapı ve diğeri de, otogarın yakınında, kuzey kıyıda, denize düşecekmiş gibi duran ve bir burca benzeyen Kumkapı.
Sinop manzarası için: Limandaki burca çıkın. Surun bir kısmında yürüyerek, denizi seyredebileceğiniz gibi, kenti boğan yapılaşmayı da göreceksiniz.
Sinop Kalesi
Dış kalenin uzunluğu, kuzeyde: 800 metre, doğuda 500 metre, güneyde 400 metre, batıda 270 metredir. Sur duvarlarının kalınlığı: 3 metreyi bulur.
Selçuklu döneminde: iç kalenin bir bölümü tersaneye dönüştürülmüş ve dönemin en güzel savaş gemileri burada yaptırılmıştır. Osmanlılar da, bunu sürdürmüş ve burada kalyonlar, kadırgalar yapılmıştır.
SAAT KULESİ
İç kale burçlarından, doğu surları üzerindeki burcun üzerindedir. Kare planlı, düzgün kesme taştan yapılmıştır. Burcun batısından çıkan taş merdivenle kuleye varılır. Cumhuriyet dönemi yapılarından olan kule, şehirle özdeşmiştir.
Ancak, ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Bunu açıklayan bir kitabe ve belgeye rastlanmamıştır.
Büyük olasılıkla, saat kulesinin: 1892 tarihinden sonra yapıldığı düşünülmektedir. Kule: dikdörtgen bir prizma şeklinde, üzeri mazgallı olup, dört köşesine de, birer saat kadranı yerleştirilmiştir.
Sinop İç Kale-Eski Sinop Cezaevi-Eski Sinop Tersanesi
İÇ KALE- ESKİ SİNOP CEZAEVİ-ESKİ SİNOP TERSANESİ
Güneydedir. 9500 metre karelik bir alana yayılmıştır. Kuzeydeki iç kale ise: 16875 m. Karelik alana yayılmıştır. Kuzeydeki iç kale: Sinop’un batısındadır. Güneyi ve kuzeyi, denize karşıdır. 11 burçla desteklenen iç kalenin duvarlarında, antik çağlara ait mimari parçalar, sütunlar, sütun başlıkları bulunmaktadır.
Buradaki surların yüksekliği: 18-22 metredir. Duvar kalınlıkları: 3 metreyi bulur. Ayrıca; bu bölümde, kaleyi bir uçtan, diğer uca kadar uzanan, gezinti yolu var. Selçuklular: şehri ele geçirdiklerinde, önüne uzun bir sur duvarı eklerler.
Buradaki duvarlar yapılırken, şehirdeki antik çağlara ait yapıların taşlarından yararlanılmış. İç kale: esas kalenin depo ve cephaneliği niteliğinde idi. İçinde: İbrahim Bey Camisi varmış. Sonraki yıllarda, bu cami ile birlikte depolar yıktırılmış, içerisinden bir yol geçirilmiş.
Güney bölümü: diğer bölüme göre daha alçak olduğundan, sonraki yıllarda, burası hapishane olarak kullanılmış.
Sinop İç Kale-Eski Sinop Cezaevi-Eski Sinop Tersanesi
İç kale adı verilen ve hapishanenin bulunduğu alan: 1214 yılında, Selçuklu Sultanı İzzettin Keykavus tarafından, ana kalenin kuzeyden-güneye inen, dik bir surla kesilmesiyle oluşturulmuştur. Sinop hapishanesi, bu bölümde kurulmuştur.
Sinop İç Kale-Eski Sinop Cezaevi-Eski Sinop Tersanesi
Sinop İç Kale-Eski Sinop Cezaevi-Eski Sinop Tersanesi
Sinop İç Kale-Eski Sinop Cezaevi-Eski Sinop Tersanesi
Hapishaneyi çevreleyen iç duvar: 11 burçla desteklenmiştir. Burçların yüksekliği: 22 metre ve surların yüksekliği ise; 18 metredir. 3 metre kalınlığında olan surların üzerinde: yollar bulunmaktadır ve bu yollarda, muhafızların gezi yollarıdır.
Sinop İç Kale-Eski Sinop Cezaevi-Eski Sinop Tersanesi
Evet: İç kale: Selçuklular zamanında tersane olarak kullanılmıştır. Osmanlılar döneminde de, burası tersane olarak kullanılmaya devam edilmiş ve zamanın en mükemmel harp gemileri, burada yapılmıştır. Osmanlıların, Karadeniz’de mevcut en büyük tersanesi burada kurulmuştur.
Sinop İç Kale-Eski Sinop Cezaevi-Eski Sinop Tersanesi
Sinop İç Kale-Eski Sinop Cezaevi-Eski Sinop Tersanesi
Sinop İç Kale-Eski Sinop Cezaevi-Eski Sinop Tersanesi
Ancak; bölge, 1887 yılından sonra tersane vasfını kaybetmiş ve cezaevi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Cezaevinden mahkumların kaçışı imkansızdı.
Çünkü: dört bir tarafı, kale ile çevriliydi. Buradan: yalnızca iki kişi kaçmaya çalışmış, biri denizde boğulmuş, diğeri ise kaçmayı başarmıştır.
1939 yılında, iç kalenin kuzeyindeki bölmede: 2 katlı, 9 koğuşlu, ikinci bir taş bina yapılmıştır. 1950 yılında: cezaevi son şeklini almıştır.
Bu şekliyle, cezaevinde: 11 küçük, 37 koğuş, 21 hücre ve 64 gözlem hücresi bulunmaktadır. Gözlem hücrelerinde, siyasi hükümlüler ve idamlıklar kalmaktaymış.
Cezaevinin bir bölümünde de, çocuk İslah evi var. 432 yıllık bir geçmişe sahip cezaevinin eski durumuyla ilgili bilgileri, o zamanlar şehirde yaşamış ve cezaevinde yatmış kişilerin anılarından öğrenmek mümkün oluyor.
Sinop İç Kale-Eski Sinop Cezaevi-Eski Sinop Tersanesi
Sinop İç Kale-Eski Sinop Cezaevi-Eski Sinop Tersanesi
Daha sonraki süreçte: 1997 yılında, cezaevi boşaltılmış ve bölge, 1999 yılında Kültür Bakanlığına tahsis edilmiş ve Bakanlıkça: buranın kültür kompleksi haline getirilmesi çalışmaları sürdürülmektedir. Halen Müze olarak hizmete açıktır. 2004 yılında: 45.000 kişi tarafından ziyaret edilmiştir. Cezaevini anlatan şiirler Sebahattin Ali tarafından yazılmış olup, özellikle “Aldırma Gönül” popüler olmuştur.
Sinop Şehitler Çeşmesi
ŞEHİTLER ÇEŞMESİ
Tersane çarşısındadır. 1853 yılındaki Osmanlı-Rus savaşında şehit düşen, Türk denizcilerin ceplerinden çıkan paralarla yaptırılmış. Yalnız burada hassas bir durum var.
Şöyle ki: bu denizcilerimiz şehit edildiğinde, yani Ruslar burayı bombaladığında, henüz harp ilan edilmemiş. Yani: adice bir baskın ve şehitler.
Hacı Ömer Camisinin doğusundadır. 3.80 x 3.80 metre boyutlarında, bir alana oturtulmuştur. Üstü: tek kubbe ile örtülüdür. Üzeri: çinko ile kaplanmıştır.
Sinop Balatlar Kilisesi
BALATLAR KİLİSESİ
Şehrin: Ada mahallesinde, Yusufoğlu aralığındadır. İlk bulunduğunda: 3062 metre karelik alanı kapsayan bu yapının: Roma döneminde yapılmış bir hamam olduğu düşünülmüş.
Ancak: 660 yılında, buranın Bizans döneminde yapılmış, dikdörtgen planlı bir bazilika olduğu anlaşılmış. Günümüze, yalnızca: kuzey ve güney duvarı kalmıştır.
Bu duvarlarda: İsa, Meryem ve havarilerle ilgili freskler sürekli açıkta bulunduklarından tahrip olmuş ve hala da olmaya devam ediyorlar. Ayrıca: şapelin tonozla örtülü üst yapısı, sağlam kalmış. Diğer bölümlerin üstü açık. Tüm duvarlarda, dört sıra tuğla kullanılmış.
Sinop Balatlar Kilisesi
Çağının mimari özelliklerini taşıyan bu fresklere yazık, önlem alınmasını diliyorum. Giriş kısmında ve tavanlarda, boyalı grafikler var. Eskiden, bunların çok olduğu söyleniyor ama günümüzde bakımsızlıktan, bu kadarı yani az sayıda kalmış. Kilise: 2000 yılında kamulaştırılarak, halkın ziyaretine açıktır.
Sinop Alaaddin Camii
ALAADDİN CAMİ
Ulu cami, Büyük cami ve Alaaddin Camisi olarak da bilinir.
Selçuklu dönemi eseridir. Sinop’un en büyük camisidir. Sinop’un fethinden sonra, 1214 yılında yaptırılmıştır. Rumların şehre yaptıkları baskınlarda, büyük zarar görmüştür. 1268 yılında, Süleyman Pervane tarafından yeniden onarttırılır.
Sinop Alaaddin Camii
Büyük bir avlunun güneyindedir. Dikdörtgen planlı olup, beş kubbelidir. Avlunun ortasında, bir şadırvan, bir köşede de, İsfendiyar oğullarının türbeleri var. Burada bir de “Seyit Bilal Türbesi” var. Seyit Bilal: savaşta kopan kafasını kapıp koşarak, Sinop’a yetiştirdiği rivayet edilir.
Çandarlıoğulları döneminde, emsalsiz işçilikte bir minber ilave edilir, ancak bu minber: büyük kubbenin 1850 yılında yıkılması sırasında harap olur ve kalan bölümleri-parçaları: Trabzon Valisi Sırrı Bey tarafından, İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesine gönderilir.
Caminin arkasında: kesme taştan, yuvarlak gövdeli, tek şerefeli olan minaresi bulunur.
Caminin bahçesi: güllerin, palmiye ağaçlarının ve gölgeliklerin bol olduğu bir yer, keyifli ve genellikle kalabalık.
Sinop Pervane Medresesi
PERVANE MEDRESESİ
Hemen Alaaddin Camisinin karşısında. 1262 tarihinde yapılmış bir yapı. Sinop’un düşman işgalinden kurtuluşunun anısına: Selçuklu veziri Süleyman Pervane tarafından yaptırılmış.
Medrese: moloz ve kesme taştan yapılmış, dikdörtgen planlıdır. Dönemin taş işçiliğini gösteren, görkemli bir giriş kapısı var.
Giriş eyvanında, tek katlı medrese avlusunun iki tarafında:; 16 oda sıralanmıştır. Girişin karşısındaki eyvan; 1889 yılında dershaneye dönüştürülmüştür. Giriş eyvanının iki yanında, birer kapı var.
Bu kapılardan, sağ taraftakinde, Muinüddin Süleyman Pervanenin torunu ve Mesut Celebinin oğlu Sinop Beyi Altınbaş ünlü deniz generali Gazi Çelebinin mezarının bulunduğu küçük bir bahçe var.
Odalarında, günümüzde: ahşap tekne maketi ve Sinop dokumaları gibi yöreye özgü el sanatlarının satış yerleri var.
Sinop Paşa Tabyası
PAŞA TABYASI
Yarımadasın güney ucunda, il merkezine 1 km. uzaklıkta, 19.yüzyılda, Osmanlı-Rus savaşları sırasında, denizden gelen tehlikeleri önlemek için yapılmıştır. Yarı ay şeklindedir. 11 top yatağı, cephanelik, asker koğuşu olarak kullanılan büyük mekanlar ve mahzen var. Günümüzde: burası, ziyarete açık bir yer. Yeme-içme mekanları oluşturulmuş.
Sinop Korucuk Tabyaları
KORUCUK TABYALARI
İl merkezine: 3 km. uzaklıktadır. Geniş bir alanı kapsamaktadır. Batı kısmında, toprak altında, kesme taşlardan örülmüş, tonozlu koridor ve 2 oda ile, batıdan doğuya uzanmış küçük tepeler arasında bulunan 5 adet top yuvasından oluşmaktadır. Osmanlı döneminde, savunma amacıyla yapılmış bir yapıdır. Günümüzde: özel kişinin mülküdür.
Sinop Akliman
Sinop Akliman
AKLİMAN KOYU
İlin batısında bulunuyor. Kent merkezine uzaklık: 9 km. Sinop’tan İnceburun’a en kısa, buradan gidilir. Sinop-Akliman-Hamsilos yolunun üstündedir.
Koyun hemen açığında: 2 ada var. Bu adalar: koyun güney ve kuzey kısımları ile birleşmiş gibidir. Koyun: kuzey yakasındaki adayı: kıyıya birleştiren bir köprü var. Bu köprü: açık denizden gelen dalgaları da engelliyor. Ayrıca: bu adada “Akliman Feneri” bulunuyor.
Koyun güneybatı ucunda: bir küçük koy daha var. Ayrıca: ana koyun hemen güney kıyılarında, iki küçük, girinti daha var.
Kumsal gayet güzel, genişliği: 15-20 metre arasında, uzunluğu ise, bayağı var. Yani resimlerden de göreceğiniz gibi, burada denize girmek mümkün. Ayrıca: burada, Milli Parklar Müdürlüğü tarafından tanzim edilmiş, piknik alanı var.
Piknik alanı: her türlü ihtiyaca cevap verebilecek düzeyde. Burada: ormanla deniz iç içe. Yani: piknik alanıyla, ormanla denizin iç içe olduğu “ria” tipi bir kıyı örneği.
Türkiye’de: oksijen yoğunluğu ile, birinci sırada bulunan ve içinde bitki örtüsü ve yaban hayatı bakımından büyük bir zenginlik olan, Akliman Mevkii, Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından, “Hamsilos Tabiat Parkı” ilan edilmiş. Zaten: 1991 yılında, birinci derece SİT alanı olarak da ilan edilmiş.
Sinop Hamsilos Koyu
Sinop Hamsilos Koyu
Sinop Hamsilos Koyu
Sinop Hamsilos Koyu
HAMSİLOS KOYU
Hamsilos Koyu: aslında, jeolojik ve coğrafi bir terim olan: “Fiyord”dur.
Fiyord: buzulların oluşturduğu vadilerin, deniz suyu ile dolmasıyla oluşan, dik yar ve kayalıkların arasındaki dar deniz koycuklarına verilen bir isimdir.
Dar koylar: buzullar tarafından aşındırılmış ve deniz seviyesinin çok altındaki taban, deniz yüzeyinin bayağı altına kadar devam eden ilk duvarlar, kara tarafında ve ortada deniz tarafına göre, daha çok olan derinlik ve açık deniz ile bağlantılı fiyordların tipik özellikleridir.
Dolayısı ile: Hamsilos fiyordu: son buzul çağında, Karadeniz’in tamamen donduğu dönemde, buzullar erirken oluşmuştur. Genellikle, kuzey ülkelerinde görülen bu coğrafi oluşumun, Türkiye’deki tek örneği Hamsiloz koyudur.
Karadeniz’in hırçın olduğu günlerde, yörenin balıkçıları bu koya sığınıyorlarmış. Burada: deniz, sanki bir nehir gibi karanın içine giriyor. Devecik deresi adlı küçük bir akarsuyun ağzında bulunan, 300-400 metrelik bir deniz girintisidir.
Burası 1991 yılında Doğal Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Dünyada tek benzeri, Norveç ülkesi kıyılarında bulunmaktadır. Koyun bulunduğu körfez, çiçek ve ağaçlarla bezenmiştir.
Evet: koyun bulunduğu milli park alanı, Sinop şehir merkezine yakın olduğu için, Sinoplular burayı sık ziyaret ediyorlar. Hamsilos koyu, il merkezine: 14 km. uzaklıktadır.
Ancak buraya giderken dikkat etmeniz gereken bir durum var. Yol üzerinde, hemen sağda bir süre sonra “HAMSİLOS TABİAT PARKI” diye bir tabela göreceksiniz ve bu tabelanın bulunduğu alana giriş ücretlidir.
Burada, deniz kıyısında piknik alanları var, ağaçların altında, denizin kıyısındaki yeşillik alanda insanlar mangal yakıyor, çocuklar top oynuyor, her yan duman, ağaçların altına çadırlar kurulmuş, hemen sağ yanda deniz kıyısında bir restoran bulunuyor ama burası Hamsilos koyu değildir.
Eğer Hamsilos koyuna gitmek istiyorsanız, burayı pas geçip deniz kıyısından Akliman istikametinde ilerleyin. Yine yol üstünde, piknik yapanlar, mangal yakanlar, denize girenler göreceksiniz, ama bunlar ücret ödemeden bu işi yapanlar, yani piknik yapacaksanız, ileriye devam edin, ücret ödemeden piknik ve denize girme imkanı var.
Bir süre sonra Hamsilos koyuna varılıyor. Burada: bir yerde aracınızı otoparka bırakıp yürümeye başlıyorsunuz. Ama mesafe uzun değil, bölgeye geldiğinizde, sol yanda muhteşem güzel Hamsilos koyu manzarası, sağ yanda ise, deniz görülüyor.
Bu güzelliği mutlaka yaşayın, yol sorunlu değil, buraya mutlaka gidin. Ancak burada piknik yapmak, ateş yakmak mümkün değil, ahşap kamelyalarda oturup çevreyi seyredebilirsiniz.
Sinop Mobil Korucuk Köyü Mevkileri
MOBİL KORUCUK KÖYÜ MEVKİLERİ
İl merkezine, 2 km. uzaklıktadır. Sinop yarımadasını çevreleyen yol üzerindedir. Sakin bir deniz ve tertemiz kumsalı var. Ayrıca: burada, turizm belgeli tesisler, restoranlar, kamp ve karavan yerleri var. Sinop il turizminin en yoğun olduğu yer burası. Kumunun halk arasında, romatizma ve siyatik gibi hastalıklara iyi geldiği de söyleniyor.
Sinop Plajları
KARAKUM
Şehir merkezine uzaklık: 2 km. Sinop yarımadasını çevreleyen yol üzerinde. Karakum denilmesinin sebebi: sahildeki ince ve simsiyah volkanik kum bulunmasıdır. Burada: kamu kamp alanları var. Ayrıca: otel, tatil köyü, kafe, restoran, bungalow tipi evler, karavan ve çadır yerleri de bulunuyor.
Sinop İnce Burun
Sinop İnce Burun
Sinop İnce Burun
Sinop İnce Burun
İNCE BURUN
Ülkemizin, en kuzey ucundadır. Şehir merkezinden yaklaşık 1 saat uzaklıktadır. Aklimana giderken yoldan saptığınızda, sapaktan 13 km sonra buraya ulaşılır.
Ancak yol çok kötü, delik deşik, hız yapamazsınız, yavaş gidince yolculuk süresi uzuyor, bir de yol çok ıssız, pek hareketli ve keyifli bir yol değil, ama yine de, İnceburun güzel bir yer, bence gidin, bu güzelliği görün.
Burunda: gemilere geçiş kolaylığı sağlamak için, ince burun feneri var. Yüksekliği: 12 metredir. Denizden yüksekliği ise, 26 metredir.
Kuruluş tarihi; 1863 yılıdır. Duvarlarının kalınlığı ise: 75 cm. Burada: denizde, bazen çok büyük dalgalar oluşuyor. Bunların yükseklikleri: 8 ile 15 metre arasında olabiliyor. Buraya giderseniz, muhteşem bir rüzgarla karşılaşacaksınız.
Ayrıca: burada küçük bir işletme var, sanırım aile işletmesi, burada tahta masalara oturup muhteşem manzara eşliğinde bir bardak çay içmeyi sakın ihmal etmeyin.
Hatta, muhteşem lezzetli haşlanmış mısır da yiyebilirsiniz. Evet, İnceburun o kötü yoluna rağmen güzel bir yer, yolu göze alın, yavaş yavaş gidin gelin ama bu güzelliği mutlaka görün.
BAHÇELER MEVKİİ
Şehir merkezinin girişindedir. İç limana bakan kısımda, ormanla kaplı bir alandır. Burada: ortalama 500 metre uzunluğunda ve 4 ile 10 metre arasında değişen genişlikte, kum sahil bandı var.
Bu bölümde: halk plajı, orman kampı ve dinlenme tesisleri ile, belediye kampı ve kampın içinde motel, restoran, kamp ve çadır yerleri bulunuyor. İnce, sarı kum ile kaplı olan sahip bandında, denize giriliyor. Bandın gerisindeki ormanlık alan ise: piknik ve mesire yeri olarak kullanılıyor.
SARIKUM
İl merkezine, 21 km. uzaklıktadır. Yörede: deniz, orman ve göl bir aradadır. Çeşitli balık ve yabanı hayvanların bulunduğu bölge: tabiat koruma alanı olarak ilan edilmiştir. Deniz kıyısında, ince taneli kumların oluşturduğu, geniş ve uzun bir kumsal var. Adını zaten bu kumun renginden alıyor.
Sinop Sarıkum Tabiat Koruma Alanı
SARIKUM TABİAT KORUMA ALANI
İl merkezinde, Abalı köyü yakınlarında, Sinop-İstanbul kara yolunun 7 km. de bulunmaktadır. Bu alanda: deniz, kıyı, kum, göl, sulak alan ve orman bir arada bulunmaktadır.
Bu nedenle: çok sayıda su kuşu ve yırtıcı kuşlar ile karaca, vaşak, toy, kuğu gibi nesli tehlikeye düşmüş türler bölgede yaşamaktadır. Ayrıca: kayın, gürgen ve meşe gibi orman ağaçları bulunur. Burada: geyikleri görebilirsiniz.
Priyen, Aydın ili Söke ilçesi yakınlarındadır. Söke’nin Güllübahçe Mahallesi yakınlarında, Samson (Mykele) dağlarının güney yamacında kurulmuştur. Söke ilçe merkezine 15 km uzaklıkta Modern Güllübahçe köyü sınırları içindedir.
Aydın-Söke karayolundan buraya ulaşmak mümkündür. Ancak ziyaret sırasında dik ve bazen zorlayıcı merdivenler bulunduğunu bilmelisiniz.
ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR:
Prıyen şehrinin kalıntılarından, ilk olarak 18’nci yüzyılda söz edilmiştir. İngilizler 1868 yılında acele bir kazı yapmış ve bazı mermerleri Londra’ya götürmüştür. 1873 yılında Thomas ve Rayet de kazı yapmıştır. Ancak kazı Berlin Müzesi adına Human, Wiegand ve Sehrader tarafından gerçekleştirilmiştir.
Kazıdan sonra, Belediyeleri, sokakları ve evleri tamamen ortaya çıkarıldı ve dört veya beş bin nüfuslu bir Helenistik kenti görselleştirildi.
ŞEHRİN KONUMU:
Şehir, çaprazda büyük bir kayaya yaslanmış durumdadır. Bu kayanın üzerinde, 350 metre yükseklikte, tırmanması zor küçük bir plato vardır. Şehrin tutan platform, ovaya doğru kavisli bir şekil alır ve ötesinde ve berisinde kapıları olan 2.5 kilometrelik sur duvarlarıyla çevrilidir.
Bu platform yatay değildir. Ancak esas olarak en alçağı ovadan 30 metre, en yükseği ise 130 metre yukarıda olan 4 taraça üstündedir.
Şehrin ana kısmı, 79 ve 97 metre yüksekliğindeki ortadaki iki taraça üstündedir.
Akropolise giden yoldan kazı alanının tamamı görülebilmektedir.
Yollar birbirini, dama tahtası çizgileri gibi düzgün bir şekilde kesmektedir. Sokak genişlikleri 3.5 metreyi bulur, cadde genişlikleri ise 7 metreye kadar ulaşır.
Yine şehrin önemli özelliklerinden birisi: mitolojik açıdan zengin, antik çağların Nil’iden sonra en bilinen ikinci nehir olan Maeander deltası üzerindeki konumudur. Deltanın ardı ardına çamurlanması, muhtemelen şehrin MÖ 350’de bugünkü konumuna taşınmasına ve böylece o dönemde oldukça modern olan şehir kompleksini inşa etme fırsatı bulmasına neden olmuştur.
TARİHİ GEÇMİŞİ:
Prian, MÖ 10’ncu yüzyılda kurulmuştur.
Kuruluşu sonrasında toprakların ilk sahipleri olan Karyalılara karşı savaşılmış ve Prianlılar, Efeslilerden yardım almışlardır.
Tarihçi Strabona göre: Prian, Atinalı Nelee’nin oğlu Aepytos tarafından kurulmuştur ve daha sonra Tep’ten yeni göçmenler gelmiştir. Başka bir yerde, tarihçi Anyl, bu şehrin sakinlerinin aslen Helice’den geldiğini söyler.
Evet devam edelim:
Kuranlar bir İyonya Efes gurubuydu ve benzer koşullar altında kurulmuşlardı. O dönemde 12 kentten oluşan İyonya Konfederasyonuna bağlıydı. Bu Konfederasyon, ovaya doğru uzanan Mikale dağının burnuna Poseidon Heliconios tapınağını inşa etmiştir. İlham yoluyla kayıpları önceden haber veren kahini, resmi kurban törenlerine başkanlık ediyordu.
Bu şehir, daha sonra Lidyalılar tarafından ele geçirilmiştir.
Daha sonra, MÖ 546’da Persler tarafından şehir yağmalamış ve sakinlerini köleleştirmiştir.
MÖ 6’ncı yüzyılda, Priene, Yedi Bilgeden biri olan Bias’ın eviydi. Bias hakkında çok az şey biliniyor. Onu daha çok, kendisinden sonra yaşamış olan Efesli Herakleitos’un anlatımıyla tanıyoruz. Herakleitos onun hakkında “Aklı diğerlerinden daha büyüktür” der.
Evet, Plutarkhos’a göre bu adam: Prian Sisam ile Miletliler arasında devam eden mücadele sırasında Sisam’a elçi olarak gönderilmiştir.
Plutarkhos’a göre: Mısır kralı bu filozofa sefil bir tebaa göndermiş ve ona dilinin en kötü kısmını kesmesini söylemiştir. Filozof dilini kesmiş ve Mısır kralına geri vermiştir.
Perslere karşı İyonya isyanı sırasında Priyn 494 yılında Lade savaşına 12 gemi göndermiştir.
Priyn Peloponnesos savaşlarında da önemli bir rol oynamıştır.
Bu kentin kaderi de diğer İyonya kentlerinin kaderine benzer.
Kimi zaman İran egemenliği atında kalmış, kimi zaman da Ellas’ın kurtarmasıyla kurtulmuştur.
Perikles’in hükümdarlığı sırasında, günümüze ulaşan kayıtların bize anlattığına göre, sınırların belirlenmesi konusunda Samos ile aralarında bitmek bilmeyen çatışmalar yaşanmıştır. Bu kayıtlar antik Yunan diplomasisi ve kamuoyu için çok önemli ve ilginç belgelerdir.
Önce Lysimach, sonra Antiorhus dönemlerinde Samoslular yeniden savaşmaya başladılar.
Üçüncü yüzyılın ortalarında, savaşlar vardır. Bu kez önce Rhodoslular sonra da Mısırlılar hakemlik yaparlar. Üçüncü yüzyılın sonunda Prian Mısır’a, yüz yıl sonra da Roma’ya tabii olur.
Kısaca tüm İyonya kentleri gibi Prian da isteyerek ya da istemeyerek çeşitli egemenliklerin altına girer.
Doğal çevresinin güzelliği içinde, ticari yetkinlik ve entelektüel faaliyet göstermesine rağmen, onu fazla üzmeyen kolay bir hayat yaşadı ve sonunda öldü.
Başlangıçta bu şehir bir ticaret ve eğlence şehri ve bir limandı. Ancak daha sonra Menderes onu doldurdu. Daraa zamanında Yunan coğrafyacı ve denizci olan Seylax, o dönemde iki iskelenin var olduğunu kaydeder.
402 savaşını anlatan Thucyidide döneminde Priyen’den bahsedilmez. Muhtemelen o dönemde savaş gemileri artık buraya yanaşamıyordu. Strabon’un zamanında şehir denizden kırt stade (1 stade 120 adımdır) uzaklıktaydı. Şimdi ise 15 km uzaklıktadır.
KENTİN EN ÖNEMLİ ÖZELLİKLERİ:
Miletli mimar Hippodamos tarafından geliştirilen ızgara (grid) planına göre düzenlenen ilk şehirlerden biridir. Arkeologlar tarafından kazılıp yayınlanmasından sonra şehir Yunan “ideal şehri” olarak kabul edildi.
Ayrıca, demokratik, oldukça kültürlü bir orta sınıf şehrinin mimari yansıması olarak anlaşıldı.
Bu nedenle, 20’nci yüzyıl ortası şehir planlama teorisinin kentsel planlama projeleri içinde, doğrudan bir model olarak bile kullanıldı. Şehir planı, Avrupa’dan tüm Amerika kıtasına ve Doğu Asya’ya kadar şehir planlama tarihiyle ilgili her ders kitabında bulunabilir.
Her vatandaş, esasen aynı evlerin inşa edildiği, tam olarak aynı büyüklükte bir arsayı, kurayla alırdı.
Sarp bir kaya üzerine inşa edilen kent, savunma duvarları, merdivenli yollar ve kontrol edilebilir tepelerde yerleşimiyle stratejik bir avantaj sağlamıştır.
Tarihçi kaynaklara göre, dünya tarihinde ilk kanalizasyon sistemlerinden birine sahipti ve planlı kent anlayışına öncülük etmişti. Şehrin planı ve mimari yapılar nedeniyle, şehir “Anadolu’nun Pompeisi” olarak anılmaktadır.
Günümüzde British Museum’da bulunan ve Archelaos olarak adlandırılan bir kabartma (antik heykeltıraş Prieneli Archelaos tarafından yapılmıştır) , Priene’de müzik sanatlarının yüksek statüsünün bir örneğidir. Zarif figüratik kabartması, Homeros’un Apotheosis’ini (bu türden tek antik tasvir) tasvir eder ve Priene’de edebiyat ve felsefenin gördüğü büyük saygının kanıtıdır.
1895-99 yılları arasında yapılan kazılarda, kazıcılar MS 5’nci yüzyıldan itibaren Hıristiyan şapelleri ve ibadethaneleri keşfettiler. Bunların dağılımı mekânsal ayrımlardan açıkça anlaşılıyordu.
Eski pagan kült alanının yanında, putperest alanı yok etmeyen, aksine onu etkisizleştiren küçük bir Hıristiyan şapeli her zaman mevcuttu.
Eski ve yeninin bu şekilde bir arada bulunması, Athena tapınağında, tiyatroda, Mısır tanrılarının kutsal alanında, Agora’nın doğu tarafında ve doğu nekropolünde görülür.
ANTİK KALINTILAR:
Şehirde yapılan arkeolojik araştırmalarda eski kente ait hiçbir taş bulunamamıştır. Kazı sırasında ortaya çıkarılan binalar, Büyük İskender’in gelişinden biraz öncesine tarihlenir.
Muhtemelen şehir, Menderes’in baskın yapmaması için dağ sırtlarında, daha güvenli bir yerde yeniden inşa edilmiştir.
Bu kentin kuruluş tarihi, kabaca MÖ 4 ile 2’nci yüzyıl arasındadır ve İyonyanın Helenistik döneminin tipik bir taşra kentidir.
Şimdi gelelim antik şehir kalıntılarını gezmeye:
Tepenin yamaçlarına doğru, zikzaklı bir patikayı tırmandıktan sonra surların doğu ya da batı tarafındaki kemerli kapılardan birinden şehre gireceksiniz.
Kapının dışında sakin, düz bir yol derme-çatma evlerle çevrili hafif bir inişten aşağı doğru uzanır.
Ev adacıklarından sonra, yol yukarı doğru tırmandıkça, Stadyum ve Gymnasium’un üst tarafındaki amudik caddeler genişler ve ardından dükkanlar çoğalır.
Bronz bir aslanın ağzından su akan mermer bir çeşmeyi geçtikten sonra, güneşte parlayan mermerlerle dolu bir meydana geleceksiniz.
Burası Agora, yani halk meydanıdır.
Agoranın çevresinde kutsal kapı, halk evi, şehri koruyucusu Prytanee ve kurbanların dumanının büyük mezbalitandan yükseldiği, kıvranan ve kıvrılan şifa tanrısının kutsal yeri vardır.
DEMETER-ATHENA TAPINAĞI:
Tanrıça Athena için kentin en yüksek ve hakim kesimine yapılmıştır. Yaklaşık olarak MÖ 350-340 yılları arasına tarihlenir.
Demeter, “buğday” ı yaratan tanrı olarak bilinir.
Tapınağın önünde, Athena’nın altın ve fildişinden yapılan heykelleri bulunuyormuş.
Tapınak sunağının, günümüzde sadece bir bölümü ayakta kalmıştır.
Evet gelelim ayrıntılara:
Tapınak, şehrin yukarısında, Akropolis’in eteklerinde, doğanın kalbinde, Eleusiniennes tarafından kutsanmış tarlaların arasında, Demeter ve Kore tapınakları duvarlarla çevrili geniş avlularda yer alıyordu.
Tapınağın bir mahzeni ve uzun bir giriş kapısı vardı. İncelik, zarafet ve süslemelerinin yanı sıra sütun başı ile korniş arasında friz bulunmaması ile İyonya mimarisinin en saf ve en klasik modelini oluşturuyordu.
İskender tarafından adanmış ve mimar Pithios tarafından İyon düzeninde inşa edilmiştir. Halikarnasos Mozolesinin mimarı ve heykeltıraşı, bir sanat eleştirmeni ve mesleğin teorisyeniydi. MÖ 323’den önce tamamlandı.
Tapınağın avlusunda bir kurban çukuru ve çok özel nitelikte bir sunak vardı. Bu sunağın oyulduğu kayaların daha yukarısında eski limanın kurucusu Eponime’nin kahramanları vardı. Bunun bir heykeli de kente giriş kapısının üzerinde yer alıyordu.
ASKLEPİOS TAPINAĞI;
Agoranın yanında, tapınak kompleksi içindedir. Odalar ve salonlarla çevrili, şifacı ve yoksulların dostu Asklepios’un Tapınağı vardı. MÖ 2’nci yüzyıl sonlarına tarihlenir.
Bu İyonya tarzının en mükemmel örneklerinden biriydi. Küçük inantis planlı (ön tarafında sütunlarla çevrili) bir tapınaktır. Yaklaşık 8.5 x 13.5 metre ölçülerindedir. Girişi doğudan olup Agora’ya doğrudan yüzü dönük değildi. Tapınağın doğusunda bir sunak kalıntısı, güneyinde Asklepion kült heykeline ait taban parçası, kuzey yönünde de küçük bir Dor düzeniyle yapılmış sütunlu bir galeri bulunduğu anlaşılmıştır.
KYBELE-CİBEL TAPINAĞI:
Şehrin batısında, Batı kapısına yakın, şehrin girişinden çok uzak olmayan bir yerde, kurban çukurlarıyla birlikte Cibel tapınağının izi bulunmaktadır.
Duvarlarda Friglerin yaşlılık, toprak ve çoğalma tanrısını temsil eden, küçük bir mermer heykel bulunmuştur.
Sevgilisi Attis’in ölümüne ağıt yakarak aslanlı bir araba üzerinde ülkeyi boydan boya geçer. Müritlerinden oluşan bir alay onu takip eder, kutsal bir heyecanla kendinden geçer, bağırır ve flütler, trompetler ve bakır davullar çalarlardı.
Sonuç: ne yazık ki şehirdeki Kybele tapınağına ait mimari buluntu, yazıt veya net kazı verisi henüz belgelenmemiştir. Burası Kybele Kutsal Alanı olarak adlandırılmaktadır.
MISIR TANRILARI TAPINAĞI:
Yüksek Gymnasium’un dibinde Mısır Tanrıları İsis Osiris, Serapis, Anubis’in tapınakları vardı.
Bunlar İskenderiye’ye I. Ptolemaios tarafından ithal edilmiştir. Prialılar bunları MÖ 3’ncü yüzyıl ortalarına Samos ile olan bir anlaşmazlığı Ptoleme Philadefl’in hakemliğine sunduklarında kabul etmişlerdi.
Tapınaktaki yazıtlara göre, törenler ve kurban ritüellerini yönetecek kişinin Mısırlı bir rahip olması gerektiği ve tanrıça İsis için yapılan fenerli geçit törenlerinden söz edilmektedir.
47 x 31 metre boyutlarındadır ve geçitli bir yan kapıdan girilen büyük bir hal vardır. Çevresi duvarlarla çevrilidir. Kuzeyden tiyatro caddesi üzerinden anıtsal bir giriş kapısı bulunur.
İçeriye girildiğinde, ortada büyük bir mihrap vardır. Tapınaktan hiçbir iz kalmamıştır. Bu son ayrıntı ve konumunun sadeliği, tanrının ölümünü temsil etmek gibi mistik bir zihniyetin varlığını reddediyor gibi görünmektedir.
Mısır tanrıları ve Cibel’e tapınma: İyonyalıların dengeli zihniyeti sayesinde önemli değişikliklere uğramıştı.
Tapınağın sunağında antik Helen tarzında büyük kurbanlar yakılıyor, sokaklarda ve şehir kapılarında büyük alaylar halinde yürünüyordu.
Evet bu tapınak, Priene’nin çok tanrılı yapısında dikkate değer bir rol oynar.
Bugün, tapınağın kalıntıları arasında, propylon yani anıtsalg iriş, sütunlu galeriler ve podyum üzerinde yükselen küçük bir tapınak yapısı görülüyor.
AKROPOLİS:
Pergamon, Atina vb gibi diğer birçok antik kent gibi Priene’nin kuzey tarafında yükselen bir Akropolis’i vardı. Diğer antik kentlerden farklı olarak, Priene halkı Akropolis’lerine Teloneia adını vermiştir.
Preniusluların kahramanları Telon’a ithafen akra (tepe) veya Teloneia olarak adlandırdıkları Akropolis, tamamen savunma amaçlıydı ve Atina ve Pergamon’daki gibi prestijli yapılar veya konut amaçlı yapılar yoktu.
TİYATRO:
Kazılardan bu yana, Priene Tiyatrosu, Helenistik Tiyatronun standart bir örneği olarak kabul edilmektedir.
Çoğu Yunan tiyatrosu Roma döneminde kökten yeniden şekillendirilmiş olsa da Priene’deki değişiklikler nispeten küçük olmuştur.
Dolayısıyla yapı, bugün hala erken dönem Yunan tiyatrosunu veya tipik yapı yapısını benzersiz bir şekilde yansıtmaktadır.
Evet, tiyatronun 5000-6500 kişilik bir seyirci kapasitesi bulunmaktadır.
MÖ 350 yılında Helenistik dönemde yapılmıştır. Roma döneminde bazı değişikliklere uğramıştır. Yaratılan doğal eğim sayesinde akustiği oldukça güçlüdür.
Priyen tiyatrosu çok dikkat çekicidir. Meydana çıkan 8 sıra merdivenli, büyük adamlar için sıraları ve koltukları, sunağı, orkestrası, pandomim yerleri kapıları, mükemmel korunmuş Proskenion’u ve sahnesiyle antik Yunan tiyatroları arasında en iyi korunmuş olanıdır.
Ve bugüne kadar tartışılan bir konu, yani oyuncuların konuşma yeri hakkında kesin bilgiler veriyor.
Dionysos sunağından, tezahür eden tanrıyı temsil eden statü, Atina’da olduğu gibi tiyatroya bakardı. Antik çağda, tanrının bu makamı, orkestra dışında tiyatrodaki en onurlu 5 makamdan biriydi. Bu beş zarif mevki, basitçe oyulmuş ve merdivenin ilk basamaklarındaki beyaz mermer bir bankın üzerine yerleştirilmiştir.
Tiyatro binaları, şunları içeriyordu. Sahne (bir kat ve kapıları öne doğru açılan, üç odalı bir kattan oluşuyordu) ve zemin katın ön divanında 1.70 metre aralıkla 12 Dorik sütunlu bir kapı. Bu sütunlar bir kornişi tutmaktadır. Sütunlar iyi korunmuş olup, mavi ve kırmızı renklerin birçok izi hala görülebilmektedir.
Bu kapının üst kısmında, sahne zemin hizasında oyuncular konuşurdu, daha doğrusu burada nadiren konuşurlardı ya da hiç konuşmazlardı. Priyen’de, 2’nci yüzyıla kadar durum böyleydi. 2’nci yüzyıldan önce, oyuncular ve koristler orkestra arasında olduğu ve oyuncuların Proskenion’un üstüne çıkmadıkları ve sadece bazı özel oyunlarda çıktıkları kesindir.
Dört köşeli lambada, hala çizgiler görülmektedir. Bunlar sütunlar arasına yerleştirilmiş, ahşap üzerine oyulmuş süslemelerdi. Sadece 3 sütun zemin kattaki üç odanın kapısına denk gelmekteydi. Bunların üzerinde hiçbir çizgi görülmüyordu. Sadece bu üç kapı serbesttir ve her birinin iki kanadı vardır ve reçinelerin yeri henüz belli değildir.
Aktörler ve oyuncular bu üç geleneksel kapıdan girip çıkarlardı. Ayrıca: büyük devlet adamları için 5 koltuklu bir kürsü vardı. (Burası yani kürsü günümüzde görülebilir.)
Buraya Proedrie denirdi ve din adamları, devlet adamları ve kentin konukları burada otururdu. Yerden 2.70 metre yükseklikteki Proskenion’da ayakta duran bir kişiyi bu 5 koltuktan görmek mümkün değildir.
Roma döneminde Proskenion, oyunculara ihtiyaç duyulan oyunlar için kullanılacak bir forma dönüştürüldü. Büyük adamlar için ayrılan ilk sıra artık tiyatrodaki en iyi yer değildi. Bu nedenle bu sıra beşinci sıraya taşındı. Bu yeni sahne seviyesinden biraz daha yüksektir. Aynı zamanda sahnenin bölücüsü iki metre geriye çekildi ve zengin bir dekor yapıldı. Bu sayede hem oyunculara daha fazla alan sağlanmış hem de alt kısım süslenmiş oldu. Proscenium’un ayakları arasında kapıların sağ tarafı hariç, boyalı harçla sabitlenmiş, bazı kısımları hala görülebilen bir duvar bulunmaktadır.
AGORA:
Priene Agorası, tıpkı tüm şehir planı gibi, Klasik dönemin demokratik kent mimarisinin simgesidir. Demokratik bir şehir yönetiminin tüm yapıları, Atina’dakilerden bile daha belirgin bir şekilde, neredeyse arketipler olarak burada bulunabilir. Ancak sütunlu salonlarla çevrili meydanın kendisi bile, bir ziyaretçinin antik bir şehirdeki günlük yaşamı hayal edebilmesini kolaylaştırır.
Evet şimdi Agorayı anlatmaya başlayalım.
Agora; şehrin merkezindedir. Burası şehrin ticari ve siyasi hayatının merkezidir. Ortada, üç tarafı dükkanlarla çevrili küçük bir meydan vardır. Burası: balık, et, sebze ve benzerlerinin satıldığı Pazar yeridir.
Balıkçılar, balıklarını büyük masalar gibi taşların ve mermerlerin üzerine koyar ve arkalarına otururlar. Koyun ve sığır etlerini de mermer bir levhaya asarlardı. Bu meydanın çevresindeki dükkanlarda, bakkallar, oduncular ve kömürcüler vardı. Küçük çadırların altında, sebze ve meyvelerin arasında oturan yaşlı kadınlar görülürdü. Akropolden akan bol suyla meydan yıkanır, esnaf da bu suyu kullanırdı.
Özellikle sabahları efendiler ve köleler yiyecek almaya geldiklerinde burası çok canlı olurdu. Köle olmayan kadınlar çarşıya alışverişe gidemezdi. Bu iş kocaları tarafından yapılırdı. Köle olmayan dul kadınların alışverişini köleleri yapardı. Eğer kadının böyle bir kölesi yoksa ya da bunu kendisi için yapacak bir kölesi yoksa, o zaman çarşıya giderdi.
Pazar yerinin hemen yanında büyük bir halk meydanı olan Agora bulunuyordu. Agora’nın bir tarafından şehrin büyük caddelerinden biri geçmektedir. Uzak tarafta, doğudan görüldüğü gibi Priyade’deki Agora’nın her iki yanında, birer tane olmak üzere, 31 tane tek katlı dükkan vardı. Bunlardan biri, bir yeraltı tavernasıydı. Burada birçok kadeh, şişe ve çanak-çömlek parçası bulunmuştur.
BOULEUTERİON:
Bouleterion, Agora’nın kuzeydoğu ucunda yer alır ve polisin merkezi demokratik organına ev sahipliği yapar. Yapı, türünün en iyi korunmuş örneğidir ve özellikle Krischen (1921) tarafından perspektifli olarak yeniden inşa edilmesinden bu yana en bilinenidir. Modern algıda, tıpkı Athena Tapınağının İyon tapınağını temsil etmesi gibi, bu yapı da Yunan belediye binasını temsil eder.
Evet, burası, üç tarafı mermer merdivenli, alttaki divanda 16 basamak ve diğer iki tarafta 10 basamak bulunan, müstakil bir odadır. Dördüncü bölmenin iki kapısı ve büyük bir penceresi vardır. Divana bitişik büyük bir mermer seki ve iki seki daha vardır. Bu salonun ortasında ince oyulmuş bir mihrap vardır. Bu merdivenlerin üzerinde divanlar yükseliyordu. Tavan, Dor tarzındaki divanların dört köşeli sütunlarına dayanıyordu.
Bu salona, iki koridordan geçilerek ulaşılıyordu. Koridorlara açılan iki kapı vardı. Ve bu kapılar merdivenlere açılıyordu. Ayrıca biri alt divanda, diğeri yan divanlardan birinde olmak üzere, salonun üst katından çevredeki sokaklara çıkılabilen iki kapı daha vardı. Burası halk meclisinin toplanma yeriydi.
Sadece meclis için değil, başka amaçlar için de kullanılırdı. İçinde 540 oturma yeri bulunan basamaklarda meclis üyeleri, sıralarda ise yürütme kurulu ve yabancı şehirlerden gelen önemli konuklar otururdu. Sıralar ise sunak arasında hatip yer alıyordu. Bu sunağın önünde, her oturumun başında resmi ve olağanüstü kurbanlar kesilirdi. Çok eski zamanlardan beri her oturumun açılışında sıradan kurbanlar da kesilirdi.
GYMNASİON:
Priene’nin alt gymnasiumu, Tiyatro gibi, diğer şehirlerdeki benzer çok işlevli kompleksler gurubundan sıyrılır. Çünkü Helenistik form, büyük ölçüde değişmeden korunmuştur. Merkezi bir Ephebeum, iyi korunmuş bir tuvalet, birçok yan oda ve kuzeydeki kayalık yamaçtan oyulmuş, koşucular ve oturma yerleri için iyi korunmuş bir başlangıç yapısı bulunan bitişik bir stadyumdan oluşan geniş bir Prestil yapıdan oluşan kompleks, arketipik formda bir Yunan gymnasionunun bütün unsurlarını yansıtır.
Ephebeum duvarlarına (öğretmenlerin hoşgörüsüyle) kazınmış öğrenci imzaları olan zengin topos yazıtları koleksiyonu, nesiller boyunca benzersiz bir öğrenci isimleri koleksiyonunu oluşturur. Şehrin daha sonraki birçok ileri geleni, burada izlerini bırakmış olabilir.
Evet, burası gençlerin toplandığı, ders çalıştığı, fiziksel egzersizler yaptığı ve eğlendiği yerlerdi. Atina’da olduğu gibi İyonya’da da çocukların ve gençlerin yaşamı açık havada özgür bir yaşamdı. Antik Yunan’da ve özellikle İyonya’da çocuklar kapalı evlerde ya da dar sokaklarda kalamazlardı. Günde 8-10 saat boyunca bir rahibin başında Mısırca ya da Süryaniceden tercüme yaparlardı.
Sokrates, çocukların ve gençlerin yaşamını şöyle anlatır:
“Spor salonuna girdiğimizde törenin bitmek üzere olduğunu gördük. Çocuklar kemik aşık oynuyorlardı ve hepsi bahse girmişlerdi. Çoğu avluda oynuyordu. Bazıları da (hamamların soyunma odası-Apoditerium) bir köşede sepetler içinde çok sayıda kemik aşıkla ikili ve tekli oynuyorlardı. Birçok seyircinin etrafı çocuklarla çevriliydi. Onların arasında, bir gurup genç ve çocuğun ortasında, başında bir taçla Lisis vardı, gerçekten nadir ve sadece güzel olarak adlandırılmaya değil, aynı zamanda güzel ve asil olarak adlandırılmaya da layıktı. Gidip karşı tarafta sessiz bir yere oturduk ve konuşmaya başladık.”
Platon tarafından tarif edilen bu Lisis sahnesinin yeri, bugün tam olarak tespit edilmiştir. Gençlerin fiziksel egzersizler yaptığı büyük salon, Sokrates’in egzersizlere ara verildiğinde Atina gençliğini topladığı yer.
Priyenin gençlik ocağı, gymnasium sütunlarından birinin altından kapıyla açılan iki İyon sütunlu büyük bir müstakil salondur. Korint sütunları ve kemerleriyle süslü içeride, duvarın alt kısmında oturmak için bank görevi gören 7 temel taşı vardı. Yüzlerce gencin ismi, divanlara ve sütunlara kazınmıştır. Bunun sağında ve solunda gymnasium’un bir parçası olarak sayılan çeşitli salonlar vardı.
Corykeion: Büyük deri toplara vurma alıştırması yapılan bir yerdir.
Conisterion: Güreşten önce vücudu ince kumla ovma için kullanılan bir yerdir.
Elaiothesion: Güreşten önce zeytinyağı sürmek için bir yer ve başka bir açıklamaya göre, bazı sıvıları koymak için küpler için bir yerdir.
STADYUM:
Atletizm gösterileri ve büyük festivallerdeki yarışmalar, 191 metre uzunluğunda ve 20 metre genişliğinde olan, bir tarafında, tüm uzunluğu boyunca bir dizi merdiven bulunan, dar sütunlarla süslenmiş ve yağmurdan korunaklı geniş bir alana açılan stadyumda yapılırdı.
Evet şehrin stadyumu, güney sur boyunca uzanır, Aşağı gymnasium’un hemen yanındadır. Oturma sıraları sadece bir tarafta düzenlenmiştir. Yamaçla uyumlu, at nalı planlı bir düzenleme yapılmıştır. Batı ucunda muhtemelen stadyuma girişi sağlayan bir yapısal bölüm yer alıyordu, Roma döneminde bu bölüm genişletilmiştir ve sütunlu bir girişe sahiptir.
BÜYÜK İSKENDER’İN EVİ:
Şehrin batı kesinindedir. Yapı olarak sıradan evlerden farklı özelliklere sahip bir yapıdır. Bu nedenle kutsal ev ya da Aleksandreion olarak geçer.
Yapı bir ibadethane/kült alanı olarak kullanılmış olabilir.
Sadece beyaz elbise giymiş kişilerin içeri girebileceğini belirten bir yazıt da bu yapıya ışık tutar.
Buranın evlerin arasında olması, buranın bir tapınak değil, gizli ve mistik tarikatlardan birinin takipçilerinin toplandığı bir yer olduğunu gösterir. Bunlar pagan dönemi sonlarında çoğalmaya başlamışlar ve Asya’da bu tür örgütlenmelerin ilk biçimleriydi.
Öte yandan: MÖ 334 yılında Büyük İskender’in Milet kuşatması sırasında bu yapıyı kullanmış olabileceği düşünülmektedir. Yapıya adandığına dair bir mermer heykel kalıntısı bulunmuştur. (mermer bir heykel başı ve çeşitli figürinler)
MÖ 130 civarında Moskhion adlı bir hayırsever tarafından yapılan tadilatla “İskender Tapınağı” olarak isimlendirildiği de kaynaklarda belirtilir.
BİZANS KİLİSESİ:
Kilise MS 5 ve 6’ncı yüzyıllarda inşa edilmiştir. Priene, Bizans döneminde Efes’e bağlı bir piskoposluk merkezi olarak bu kiliseyi kullanmıştır. Yapı kentin tamamen terk edildiği MS 13’ncü yüzyıla kadar hizmet vermiştir.
Kilise üç ayrı inşaat evresi geçirmiştir. İlk aşamada küçük bir yapı kurulmuş, sonrasında genişletilmiş, daha sonra ise yapısal destek için sütunlara bitişik direkler ilave edilmiştir. Bazı sütunlar, kentin stoa yapısından sökülerek yeniden kullanılmıştır, bu sütunlar bazilikanın içinde Dor düzeninde yer alıyor. Ayrıca altın ve mermer kaplamalı dekoratif paneller ve haç motifli süsleme parçaları günümüze ulaşmıştır.
NEKROPOL
Genellikle kentin doğu ve kuzeydoğusunda yer alır. Nekropol alanında anıt mezarlar, lahitler, mezar stelleri ve mezar odaları bulunur. Buradaki mezar yapıları, Helenistik ve Roma dönemlerine tarihlendirilir. Mezarlar, çoğunlukla zengin ailelerin ve önemli kişilerin mezarlarıdır, anıtsal yapılar ve süslemeler bulunur.
KONUT ALANLARI-EVLER:
Priyen’deki evler Delos’takiler kadar iyi korunmamıştır, ancak büyüklük açısından daha fazla ev ortaya çıkarılmıştır. Yaklaşık 340 ev görülebilir.
Yapım tarzı açısından, Priyen evler tamamen farklı bir modeldir ve bu tip daha önce bilinmiyordu. Bu tipin daha eski bir model olması mümkündür.
Eski evlerin pencereleri, şimdiki gibi sokağa bakmıyordu, içeride, avluya bakıyordu. Alt kat pencereleri sokağa açık değildi. Priyen evlerinin çoğu daha az işlek ya da çıkmaz sokaklardaydı. Kapılarında metal bir tokmak vardı.
Eğer ev çok işlek bir cadde üzerindeyse, sokak kapısından eve kadar uzun ve dar bir koridor vardı. Bu şekilde, “bir kadın ya da kız, sokak ortasında bırakılmaktan ve dövülen bir köle ya da cariyenin sesini duymaktan korunuyordu.”
Bu odalar avludan bir geçitle ayrılırdı ve daha önemli evlerin bazılarında bu geçit birden fazla basamak üzerine oturan bir sıra sütuna sahipti.
Böylece ev bir tarafı güneye bakacak şekilde avlunun kenarına inşa edilmiştir.
Kilerden ışık alınıyor ve bu kiler güneşin aşırı sıcaklığını dışarıda tutuyordu.
Sokrates şöyle demiştir. “Bir evin güzelliği; rahatlığı ve konforunda yatar. Eğer ev güneye bakıyorsa, kışın güneş içeri girer. Yazın ise başımızın ve çatının üzerinden geçer ve gölge yapar.”
Priyan evlerinin iç dekorasyonu çok sadedir. Dış divanlar çok güzeldir ve bölmeleri ve kabartmalarıyla Filorra Saraylarının tarzını andırır. Evlerin içleri, hiç şüphesiz tasarruf amacıyla, mermer yerine alçıyla kaplanmış ve basit, mantıklı bir tarzda boyanmıştır. Hafif girintiler ve grek süsleme adı verilen süslemeler vardı. Burada vazolar, savaş arabaları, çocuk alayları, savaşçılar, aşk sahneleri gibi.
Athena Tapınağının yakınında fülüt çalan bir sanatçının evinin duvarlarında, komik ve trajik sahneler ve sarmaşıklarla taçlandırılmış tanrı maskeleri resmedilmiştir.