Antakya Defne

Antakya Defne
 

Antakya Defne: Antakya şehrinin büyükşehir olması nedeniyle, şehir iki merkez ilçeye ayrılmış olup bir tanesi Defne ilçesidir, buranın en büyük özelliği, Antakya il merkezindeki Harbiye’nin buranın sınırları içinde olmasıdır, Harbiye başlı başına bir turizm mekanıdır.

Antakya Defne
 

TARİHİ:

Antik çağın ünlü Daphne kentinin burada bulunduğu söyleniyor.

Efsaneye göre, Tanrıların babası Zeus’un oğlu Işık tanrısı Apollon, bugün Asi adıyla bilinen Orontos ırmağının kıyısında gördüğü genç ve güzel bir kız olan Daphne’ye aşık olur ve onunla konuşmak ister.

Ancak, Daphne, Tanrılarla sevişen kadınların başlarına neler geldiğini bildiği için korkuya kapılır ve kaçmaya başlar. Apollon ise, onu kovalar, aralarındaki mesafe gittikçe kısalır ve bir an gelir Daphne, Apollon’un nefesini saçlarının arasında duyar.

Artık kurtuluş imkanı kalmadığını anlayınca, birden durur ve ayağı ile toprağı kazıyarak bağırır “Ey toprak ana, beni ört, beni sakla, beni koru” der. Bunun üzerine Daphne ağaca dönüşür.

Kokulu saçları, yapraklara dönüşür, kolları dallar halinde uzanır, körpe ayakları kök olur. Daphne’nin gözyaşları, zamanla şelalelere dönüşür. Bu manzara karşısında şaşıran Apollon üzülür.

Sonra da sarılır ve Daphne’nin sert kabukları altında hala çarpmakta olan kalbinin sesini duyar ve şöyle seslenir. “Defne, bundan sonra sen, Apollon’un kutsal ağacı olacaksın. O solmayan ve dökülmeyen yaprakların, başımın çelengi olacak.

Değerli kahramanlar, savaşlarda zafere ulaşanlar, hep senin yapraklarınla alınlarını süsleyecekler, şarkılarda, şiirlerde adımız yan yana geçecek” Antakya Mozaik Müzesinde, Apollon’un Defne’yi tam yakaladığı sırada defne ağacını dönüşmeye başladığını betimleyen çok sayıda mozaik figür bulunmaktadır.

Evet, bu öykünün geçtiği yer, günümüzdeki Harbiye’dir.

Büyük İskender’in ardıllarından Seleucus döneminde, çağlayanları ile tanınan bir sayfiye yeri olan Daphne, çok sayıda villaları ve eğlence yerleriyle ünlüydü. Stadyumda düzenlenen oyunların ihtişamı dillere destandı.

Roma döneminde Antakya’nın su ihtiyacı buradan sağlanırdı. Antakya’ya ilk su getirilmesi, İmparator Galigula tarafından sağlanır.

Asıl su yolu inşaatı, MS 81-96 yılları arasında Antakya’da ikamet eden İmparator Trajan döneminde olur.

MS 115 yılında büyük bir deprem olur. Ardından imparator şehirde evler, halk hamamları yaptırır. Defne bölgesinde ise Diana Tapınağı yaptırır ve tahrip olan Antakya şehir surlarını tamir ettirir.

İmparator Trajan’dan sonra imparator olan Hadrian (129-131) su yollarını tamir ettirir. 525-526 yıllarında meydana gelen büyük deprem sonrasında, su yolları imparator Justinyen tarafından tamir ettirilir. Sonuç olarak bu su yolları, MS 12’nci yüzyıla kadar aktifdir.

İmparator Gallus döneminde şehir eski ihtişamını kaybetmeye başlamış, ardından Arap istilaları ile darbe yemiş ve bir daha eski parlak günlerine dönmemiştir.

Ancak şiddetli depremler, bu büyük şehri yıkıp yok etti ve günümüze gözle görülür bir kalıntı bırakmadı.

GENEL:

Hatay’ın güneybatısındadır. İlçenin doğusunda Altınözü, batısında Samandağ, kuzeyinde Antakya ve güneyinde ise Yayladığı vardır. Asi nehri ve Haç dağı arasındadır. 2012 yılında Hatay, Büyükşehir olunca, Hatay merkez ilçesi ikiye bölünmüştür.

Antakya ve Defne adıyla iki yeni merkez ilçe kurulmuştur. İlçenin en önemli özelliği “Harbiye” isimli bölgenin burada bulunmasıdır. Harbiye ne kadar bir tabiat cenneti olarak görülse de, plastik masa ve sandalyeli kebapçıların derme çatmalığı ortamı bozmuş, yapılaşmanın yol açtığı bozukluk hemen göze çarpmaktadır.

Ayrıca, benim en garipsediğim ise, kebapçıların tabelalarındaki Arapça yazılardır. Çünkü günümüzde buradaki esnafın büyük çoğunluğu, Suriye kökenlidir.

Oteller, pansiyonlar hatta nargile evlerinde, kafelerde bile Arapça konuşulur.

DEFNE AĞACI:

Ana vatanı Anadolu ve Balkanlardır. Defne, bütün yıl koku veren ve yaprakları hiç solmayan ağaçlardan birisidir. Güneşi ve güneşli yerleri sever. Işık Tanrısı Apollon’un gözdesidir. Defneden: ilaç ve sabun yapılır.

NE YENİR.

Buraya yolunuz düşerse ve yerel lezzetlerden tatmak isterseniz, biberli yani katıklı ekmek, cevizli biber, humus ve çökelek öneririm. İçli köfteyi de unutmayın.

NE SATIN ALINIR:

Buraya yolunuz düşerse, Harbiye’den ipekli ürünler satın alabilirsiniz, ayrıca defne yaprağı da bulmak mümkündür. Defne sabunu ve zahter de olabilir.

GEZİLECEK YERLER:

Antakya Defne Harbiye
 

HARBİYE:

İlçe merkezine 8 km uzaklıktadır. Platonun güneyinden fışkıran kaynaklar, şelaleler meydana getirdikten sonra Asi nehrine karışırlar.

Bu şelalelerin antik dönemdeki ismi Kastalia, Pallas ve Saramannadır.

Harbiye günümüzde çok ünlü ve ilgi gören bir mesire yeridir. Derin vadi içinde, yüksek çınar ağaçları, defne ağaçları ve şelalesiyle huzur veren bir ortam olarak tercih ediliyor.

Ancak huzur bakımından biraz sıkıntılı gibi, burası restoran ve kafeteryalarla doldurulmuş, yani doğal ortam bitmiş, Harbiye bölümünde aşağıya doğru şelaleye inerken, birçok kafe ve restoran bulunuyor.

Hatta burada birçok yerden sular akıyor, su sesleri arasında yemek yiyebilirsiniz. Ama burası genellikle kahvaltı için tercih ediliyor, özellikle şehir dışından gelen turlar, sabah kahvaltısını burada yaptırıyorlar.  

Ayrıca, yörede dokunan doğal ipekli ürünler satılıyor ve oldukça yoğun ilgi görüyor. Öte yandan, yörenin en iyi künefesi burada yapılıyor, unutmayınız.

Hidro Atatürk Park:

Hidro Park; Harbiye bölgesinde Belediye tarafından kurulan bir park alanıdır. Yeşil alan ve yürüyüş yolları bulunmaktadır. Ayrıca suni bir havuz bulunuyor.

Antakya Defne St Simon Manastırı
 

ST SİMON MANASTIRI:

Defne ve Samandağ ilçeleri arasında Aknehir mahallesinin yakınlarındadır. Samandağ ilçe merkezine 12 km uzaklıktadır.

6’ncı yüzyılda kurulan manastır, 480 metre rakımlı tepededir.

Burası: Stilitler tarikatı kurucusu, Antakyalı St Simon tarafından erken Hıristiyanlık döneminde dini eğitimler verilmek üzere kurulmuştur.

Stilitler tarikatının kurucusu Saint Simon Stilit, aynı dönemde kendisiyle aynı ismi taşıyan yaşlı Simon’un manastırına gider ve orada dini dersler alır.

Daha sonra Antakya’ya döner ve burada manastır kurar, tarikatıyla ilgili ayinler yapıp dini eğitimler verir ve inzivaya çekilir. Tarikat mensupları: yaklaşık 1.5 metre genişliğinde ve 10 metre yüksekliğinde olan bu sütunların üzerinde kaldıkları için “Terk-i Dünya Tarikatı” de denilmektedir.

 St Simon Stilit, 10 metre yükseklikteki taş sütun üzerinde, 45 yıl inzivaya çekilerek yaşadığı yer olarak da bilinir. Burada: kilise, vaftizhane, sarnıç ve başkaca mimari kalıntılar görülür.

Hatay şehir merkezi gezi ve tanıtım yazısı için.

İskenderun merkezi gezi ve tanıtım yazısı için.

Samandağ gezi ve tanıtım yazısı için.

Konya Ahırlı

Konya Ahırlı

İlçe merkezi, Seydişehir-Bozkır kara yolu üzerinde kurulmuştur. Ahırlı, Konya arası uzaklık: 116 km. Ahırlı, Bozkır arası uzaklık: 16 km. Ahırlı, Seydişehir arası uzaklık: 41 km. Ahırlı, Yalıhöyük arası uzaklık: 11 km.

TARİHİ

Konya bölgesinin Türkleştirilmesi sırasında, buraya Orta Asya’dan getirilen Türk aileleri yerleştirilmiştir. Takip eden dönemde, bu yöre, Anadolu Selçuklularının askeri ve atlı birliklerinin at tavlalarının bulunduğu bir askeri merkez ve üs olarak kullanılmıştır.

Bu görevi yapan İçel Türkmenlerinden olan Dodurga Oğuz Beylerinden meydana gelen Ahırlı Beyleri, o dönemde bölgeyi kahramanca savunmuşlardır. Atların yetiştirildiği bu ahırlar, eski cami mevkiinde bulunan yoldadır. En eski yerleşim bölgeleri: Dodurga, Doğancı Deresi ve Gavur Ören mevkileridir.

Yörede belediye teşkilatı 1962 yılında kurulmuştur. Ahırlı, Bozkır ilçe merkezine bağlı iken 1990 yılında ilçe olmuştur.

İlçenin ismi neden “Ahırlı”; Bu konuda çeşitli söylentiler bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi: Selçuklu döneminde, bölgede Ahu Bey isimli bir bey yaşamaktadır, Ahu Bey’e istinaden bölgeye Ahurlu ismi verilmiş ve bu isim zamanla Ahırlı olarak değişmiştir.

Bir diğer söylentiye göre: Selçuklu döneminde Bozkır yöresini ilk fetheden Bozkır Bey’in at bakıcısı daha sonra bu bölgeye yerleşmiş ve Ahırlı ismi buradan gelmektedir.

Konya Ahırlı

GENEL

İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Denizden yükseklik ortalama 1200 metredir.  Ahırlı, Suğla Gölünün doğusunda yavaş yavaş yükselen bir set üzerine kurulmuştur. Güneyinde Toros sıra dağları uzanır.

Toros sıra dağlarının kuzeyinde ve eteklerinde çeşitli yaylalar vardır. Bahar aylarında bu yaylalara göç yapılır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca akarsuyu Çarşamba suyudur.

Bölge sağlam kalkerlerden oluşan bir alana kurulmuştur ve o yüzden deprem riski düşüktür. Yörede: İç Anadolu ve Akdeniz iklimleri görülür.

AKKİSE BAHAR ŞENLİKLERİ

Her yıl geleneksel olarak Mayıs veya Haziran ayında yapılır. 2000 yılından bu yana yapılıyor. Yıllardır tüm Akkiseliler bir araya geliyor, hem şenliklerini yapıyor hem eğleniyorlar.

AHIRLI YAYLA ŞENLİKLERİ

Her yıl geleneksel olarak Mayıs veya Haziran ayında yapılır.

GEZİLECEK YERLER

Konya Ahırlı Merkez Camii

MERKEZ CAMİSİ

İlçe merkezinde bulunan Merkez Camisi, 19’ncu yüzyılda yapılmıştır. Yapı: moloz taş duvarlı, ahşap örtülü, düz damın üstü sonradan kırma çatı ile kapatılmıştır.

Beşer sütun olmak üzere, iki sütun sırasıyla boyuna üç sahına ayrılmıştır. Caminin hemen bitişiğinde Süleyman Efendi Türbesi bulunmaktadır.

 

ASARCIK

Burada bir zamanlar bağcılık yapılıyormuş ama zamanla kasaba boşalmıştır. Ancak tarihi süreç incelendiğinde, bir zamanlar burada Romalıların yerleşik bir düzeni olduğu anlaşılır. Roma döneminde burada yaşayan halk: madencilik ve çömlek işiyle uğraşıyormuş.  Bugün burada Romalılardan kalma ören yerleri olan bir tepe ve tepenin eteklerinde artık bakımı yapılmayan üzüm bağları görülebilir.

AKKİSE KÖYÜ

İlçe merkezine bağlı bir köydür. Bizanslılardan kalma Ak kilise nedeniyle buraya “Akkilise” ismi verilmiş ama zamanla bu isim halk dilinde “Akkise” olmuştur.

Kise Çalı

Akkilise olarak rivayet edilen kilise: kasabanın güneydoğusunda bulunan Kise Çalı denen bir dağdadır. Bu bölgede köy halkı, zaman içinde tarihi kalıntılara rastlamıştır. Şu an, Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Cuma camisi

İlçe merkezine bağlı Akkise’de bulunmaktadır. Cami muhtemelen 1232 yılı civarında yapılmıştır. Halen ibadete açıktır.

BARTLI YAYLASI

İlçe merkezine 9 km uzaklıktaki yayla 1300 metre yüksekliktedir. Toros dağlarının yeşil vadilerinden biridir. Halkın bir kısmı bu yaylada yaz-kış kalırlar. Çünkü burası bir köyü andırır, elektrik, su ve telefon hizmetleri vardır. Ulaşım yönünden de sıkıntı yoktur. Yaylada yazın kuruyan dere kenarında dikili kavak ve söğüt ağaçları bulunur. Çatal oluk ve küllüce çeşmeleri vardır. Her yıl Mart ayında, yaylada sarı-mor çiçekler açıyor ve harika bir görüntü oluşuyor.

BADEMLİ-AŞAĞI YAYLA

İlçe merkezine 5 km uzaklıktadır. Badem ağacının fazla olması nedeniyle ismini buradan almıştır. İlçeye en yakın yayla olduğu için hem hayvancılık hem de tarımla uğraşan vatandaşlar tarafından yoğun tercih edilir. Kış aylarında bu yaylada, hayvan yetiştiricileri kalmaktadır. Bitki örtüsü bakımından oldukça zengindir. Arıcılık yapılmaktadır.

AŞAĞI OLUK YAYLASI

İlçe merkezine 5 km uzaklıktadır. Doğusunda Sivri dağı, güneyinde Beliğilledin dağı bulunmaktadır. Ladin ağaçlarının kuzeye doğru yetiştiği en uç dağdır. Aşağı Yayla, ilçe merkezine yakın olmasından dolayı, kısa zamanda gidilip gelinecek olması nedeniyle kışlama imkanı da tanımakta, ailelerin bazıları yaz-kış burada ikamet etmektedirler.

Konya Beyşehir hakkındaki gezi yazım için  Beyşehir

Konya Akören

Konya Akören

Akören, Konya arası uzaklık: 55 km. Akören, Bozkır arası uzaklık: 51 km. Akören, Seydişehir arası uzaklık: 54 km. Akören Çumra arası uzaklık: 45 km.

TARİHİ

Yörenin tam olarak bir yerleşim yeri oluşu 17 ve 18’nci yüzyıllara rastlar. Akviran’ın büyümesi ve gelişmesi: 1’nci Dünya Savaşından sonra olur. Bir diğer sebep ise, Bozkır ilçesi halkının ticaret amacı ile gelip geçerken yol uğrağı olması ve zamanla bazılarının gelip buraya yerleşmeleridir. 1914 yılında Akören bucak olur ve Belediye teşkilatı kurulur. Akören 119 Haziran 1987 tarihinde çıkarılan bir kanunla ilçe statüsü kazanmıştır.

Peki niye “Akören” ismi? Söylentilere göre bir zamanlar burası gür ormanlarla kaplıymış. Çok miktarda av hayvanı varmış ve bu yüzden buraya “Avvuran” veya “Avveren” ve “Avren” ismi veriliyormuş. Son olarak “Akviran” diye kullanılan isim 1961 yılından sonra “Akören” olarak kullanılmaya başlamıştır.

Konya Akören

GENEL

İlçe, İç Anadolu bölgesinin güneybatı kısmında, il merkezi Konya’nın güneyindedir. Toros dağlarının İç Anadolu’ya bakan yamaçlarında yer alır. Üç tarafı dağlar ve tepelerle çevrilidir.

Denizden yükseklik ortalama 1175 metredir. Yüksekte bulunduğundan İç Anadolu bölgesinin tipik ara iklimi hakimdir ve buna göre yazları oldukça sıcak ve kurak, kışları ise soğuk ve kar yağışlı geçer. Doğal bitki örtüsü step bitkileridir.

Yükseklere çıkıldıkça orman örtüsü biraz daha fazlalaşır. İlçe halkının başlıca geçim kaynakları tarım ve hayvancılıktır. Geçmiş yıllarda dokunan Akviran kilimleri örnekleri, günümüzde İstanbul Sultanahmet Müzesinde sergilenmektedir.

Konya Akören Alirıza Ercan Meslek Yüksek Okulu

AKÖREN ALİ RIZA ERCAN MESLEK YÜKSEKOKULU

Konya Selçuk Üniversitesine bağlıdır.1987 yılında öğretime açılmıştır. Bölgenin en modern ve donanımlı yüksekokullarından birisidir. Kampüs alanı içinde kız öğrencilerin barınma ihtiyacını karşılamak için 135 öğrenci kapasiteli modern bir yurt bulunur. Bunun dışında çeşitli yurtlar bulunmaktadır.

Konya Akören

GEZİLECEK YERLER

Konya Akören Koca Cami-Büyük Cami

KOCA CAMİ-BÜYÜK CAMİ

Caminin 1844 yılından önce yapıldığı düşünülmektedir. İlçenin en eski yapısıdır. Birçok defa restore edilen cami, hala ibadete açıktır. Caminin yapımında devşirme malzeme kullanılmıştır.

ŞEYTANLI SARNIÇ

Hatunsaray-Akören yolu üzerinde, ilçe merkezine 2 km uzaklıkta yolun sağında, kayaya oyulmuş bir sarnıç vardır. Sarnıcın kitabesi yoktur. Sarnıçlar: su ihtiyacının karşılanması, hayvanların sulanması ve çevredeki insanların yük yıkıma gibi işlerinde kullandıkları sarnıçlar, Akören ve çevresinde oldukça revaçtadır.

Konya Akören Akçeşme

AKÇEŞME

İlçe merkezinin 5 km kadar kuzey batısındadır.

Buranın ismi Tülcedir bir de “Kisecik” tir. Akören yöresinde, koyun cinsine “tüylü davar” derler. İşte bugün Akören’in üç mahallesinden biri olan Tülce Mahallesi ismi buradan gelir. Bu Tülce’de yani Akçeşme harabelerinde herhangi bir arkeolojik araştırma yapılmamıştır. Burada, yöreye ismini veren çeşme, halen bulunmaktadır.

Çeşmenin kaynağında elips şeklinde bir havuz yani su deposu: mimari tarzına bakılarak, bu yerleşim yerinde, gayri Müslüm devirlere ait bir yaşantının varlığından söz edilebilir. Muhtemelen Bizans dönemi yapısıdır.

Zaten bugün toprak üstünde çeşitli taşlar, direk başları, Yunan yazıtlarına rastlanılır. Akçeşme günümüze kadar zaman zaman tamir edilmiştir. Çeşme civarı, günümüzde piknik ve mesire yeri olarak kullanılmaktadır. Ayrıca, yine bu yörede “Kisecik Harabeleri” mevkiinde bir yığma höyük bulunmaktadır.

Konya Akören Akçeşme Mezarlar ve Mezar Taşları

Mezarlar ve Mezar Taşları

Akçeşme mezarlığındaki mezar taşlarının Selçuklu döneminden kaldığı düşünülmektedir. Oldukça ilginç mezar taşları vardır.

Konya Akören Koca çeşme

KOCAÇEŞME

İlçe merkezinde Altan Tufan Caddesindedir. 1916 yılında Sillede oturan Rumlar tarafından yapılmıştır. Bu durum, bölgedeki Rum işçilik ve mimari mirasının 20 nci yüzyılın başına kadar devam ettiğini gösterir. Susuzluk yıllarında, bu çeşmeden su alabilmek için oluşturulan su sıraları, Akörenlilerin hafızasındadır. 

BAYINDIR HARABELERİ

Buranın bir Selçuklu köyü olduğu sanılmaktadır. Akören yöresinin, buradaki su pınarından başka kaynak veya pınar şeklinde suyu yoktur. Eskiden, halk kurak yıllarda buraya çıkarmış. Burada yapılan yağmur duası diğer yerlerde görülen yağmur dualarından farklıymış.

Bu pınardan alınan kara çakıllar götürülür, pınarın biraz öte tarafında bulunan, yine bir su kaynağının ağzındaki büyük bir taşını dibine dökülürmüş. Yani: bundan anlaşıldığına göre, Bayındırlılar, Oğuzların milli rengi olan siyah rengi tercih etmeyi sürdürmüşlerdir.

Ve yağmur yağdırmak ruhi varlığı (sihirbazlığı) zaten Oğuzlarda bir gelenekti. Tüm bunlar değerlendirildiğinde, Bayındır yerleşkesinin de bir Selçuk ve Oğuz kalıntısı olduğu düşünülür. Akören’de Bayındır boyunun rumuzlarını taşıyan izlere de rastlanır.

KAYASU (MAY KASABASI) MAHALLESİ

Belde: Konya-Antalya İpek Yolu bağlantısı üzerindedir. Kayasu (May Kasabası) güzel su, şifalı su anlamına gelmektedir. Horasan erenlerinden Seyyid Harun’un küçük kardeşi Körpe Seyyid göç sırasında burada vefat etmiş ve buraya defnedilmiştir.

Burası doğal kaynak suları ve Körpe Seyit Türbesi ile dikkat çekmektedir. Kayasu-Akisse arasında bulunan Kayasu göleti de bölgeye ayrı bir güzellik katar. May Beli üzerinde bulunan eski May Beli Hanı, İpek Yolunda seyahat eden insanlara hizmet vermiştir. Bu gün Mal Han kalıntıları bulunmaktadır.

ORHANİYE KÖYÜ

İlçenin en büyük ve en güzel köyüdür. İçindeki asırlık ardıç ağaçları halen en gözde mekanlar arasındadır. Köyün doğusunda Dinorma bölgesi kalıntıları ve köyün içinde Osmanlı köprüsü ilgi çeker.

Konya Akören Orhaniye Köyü Köprüsü

Orhaniye köyü köprüsü

Köprü, köyün merkezinden geçen deri üzerine kurulmuştur. Dere, Akören göletine su tutulması nedeniyle mevsimsel olarak akmaktadır. Köprü: 36 metre uzunluğunda ve 5.50 metre genişliğindedir. Her iki uçtan, hafif eğimle yükselen, ortada düz tabliyeli bir köprüdür.

Basık kemerli, dört gözlü olan köprünün ortadaki serbest üç ayağının kuzeybatıdaki menba tarafından yarım daire şekille selyaranları bulunmaktadır. Selyaranların başlıkları kavisli üçgen şekillidir. Köprü korkulukları oldukça sağlam yapılmış olup dikdörtgen şekilli blok taşlardandır.

Köprünün yapımında dış yüzleri pürüzlü, oldukça düzgün kesme taşlar sıralar halinde kullanılmıştır. Kemer örgüleri hafif çıkıntılı, kemer kilit taşları barok karakterde öne doğru hem çıkıntılı hem uzun tutulmuş ve esere görsellik kazandırılmıştır.

Bir sıra halinde yan yana dizilen blok taşlarla oluşturulan korkulukların üst kısımları yuvarlatılmıştır. Ayaklar ve selyaranların alt kısımlarında çimentolu harçla papuç şeklinde onarımlar görülür. Köprünün her iki tarafındaki eğimli kısmın korkulukları da çimentolu harçla tutturulmuş moloz taş örgülüdür.

Süsleme olarak genel anlamda düzgün ve ahenkli işlenmiş taşların görüntüsü sayılabilir.

Köprünün ne zaman yapıldığına dair yazılı bir belge yoktur. Orhaniye köyünü tanıtan bazı kaynaklarda köprünün Selçuklulardan kaldığı veya Osmanlı köprüsü olduğu şeklinde bilgiler mevcuttur.

Yapının malzeme, teknik, plan şeması gibi özellikleri 18-19’ncu yüzyıllar için uygundur. Moloz taş örgülü korkuluklar, selyaranların ve ayakların papuç kısımlarının 1983 tarihinde onarım gördüğü söylenir.

Corna-Lycaonia

CORNA-LYCAONİA:

Akören ilçesine bağlı Orhaniye Mahallesi yakınlarında bulunan antik yerleşimdir.

Akören ilçe merkezine yaklaşık 4 km uzaklıkta, Orhaniye yolu üzerindedir. Yolun büyük kısmı asfalt olmasına rağmen, kalıntıların bulunduğu tepeye çıkmak için rahat bir ayakkabı giymenizi öneririm.

Antik yerleşim, güney ve güneybatı yönünde, 1 km çapı genişliğinde bir alana yapılmıştır.

 

İsmi:

Kasabanın adı, eski kaynaklarda öncelikle Corna olarak geçmektedir ve Yunanca ve Latince transkripsiyonları yansıtan küçük fonetik farklılıklar göstermektedir.

Cladius Ptolemy nin Coğrafyasında (MS 2 nci yüzyıl) Likya şehirleri arasında listelenen Corna olarak geçmektedir ve Petnissus gibi diğer yerleşim yerlerinin yakınındaki merkezi ovada yer almaktadır.

Bizans idari kayıtları, benzer biçimleri koruyor.

Özellikle Hierocles in Synecdemus unda (MS 6 ncı yüzyıl) Corna, bölgenin il listesinde bir Liyka şehri olarak sayılıyor ve bu da şehrin geç antik çağa kadar küçük bir kent yerleşimi olarak devamlılığını vurguluyor.

Kilise belgeleri, onu İkonium un altında bir yardımcı piskoposluk olarak tanımlar ve günümüze ulaşan metinlerde önemli bir yazım sapması kaydedilmemiştir.

Bu biçimler, adın Greko-Romen ve erken Hıristiyan metinlerinde istikrarlı olduğunu ve önemli bir anlamsal kayma kaydedilmediğini vurgular.

Corma (Psidia da) ve Canna (yakındaki Likya da) gibi benzer isimler kaynaklarda görünür ancak farklı yerlere atıfta bulunur.

 

Önemi:

Burası antik Likaonya bölgesinin önemli yerleşimlerinden biridir ve halk arasında “Dinonra” veya “Ertaş Boğazı” mevkii olarak bilinir.

Yedi viraneden (eski yerleşimden) biri olan Ertaş Boğazı ile bağlantılıdır.

 

Kuruluşu:

Likya nın daha geniş Helenistik ve Roma idari çerçevesi içinde kurulan Corna, Batlamyus un Coğrafyası nda (yaklaşık MS 150) bölgenin yerleşim yerlerinden biri olarak yer alır ve Toros dağlarının kuzeyindeki Anadolu platosunu kaplayan küçük kasaba ve köylerden oluşan bir manzara içinde varlığını yansıtır.

4 ncü yüzyılın sonlarına doğru, İkonium metropolitliğinin altında bir yardımcı piskoposluk olarak ortaya çıkmış ve piskoposu, erken Hıristiyan teolojisinin merkezinde yer alan Hristolojik doktrinleri ele alan MS 451 DEKİ Kalkedon Konsili de dahil olmak üzere önemli ekümenik konsillere katılmıştır.

6 ncı yüzyılda Hierokles in Synecdemus u (yaklaşık MS 535) gibi idari listeler, Corna yı Likya nın 14 şehri arasında sayarak, onu eyalet sıralamasında Leontopolis ve Savatra arasına yerleştirmiş ve Roma dan Bizans yönetimine geçiş sırasında devam eden önemini vurgulamıştır.

5 ile 10 ncu yüzyıllara ait Bizans piskoposluk notları, kilise hiyerarşisindeki rolünü daha da doğrulamaktadır, ancak bazı varyantlar bunu atlayarak, daha küçük piskoposlukların zaman zaman birleştirildiği veya küçültüldüğü bölgesel konsolidasyonlar arasında statüsünde dalgalanmalar olduğunu öne sürmektedir.

Önemli sikke, yazıt veya askeri olaylara ait kanıtların yokluğuyla Corna, İmparatorluğun doğu eyaletlerinde yerel Hıristiyan topluluklarını destekleyen ve önemli bir sivil öneme sahip olmadan Bizans kilise örgütlenmesinin yayılmasına katkıda bulunan birçok mütevazi Likya merkezine örnek teşkil etmektedir.

 

Corna nın gerilemesi ve terk edilmesi;

Anadolu yu istikrarsızlaştıran artan istilalar arasında gerçekleşti.

7 ve 8 nci yüzyıllardaki Arap baskıları, Emevi Halifeliğinin Bizans topraklarına yaptığı akınların bir parçası olarak, Likya da dahil olmak üzere iç bölgeleri alt üst etti ve küçük kasabalarda nüfus azalmasına ve ekonomik baskıya yol açtı.

11 nci yüzyılda Selçuk Türklerinin akınlarından, özellikle 1071 deki Malazgirt Muharebesinden sonra, Orta Anadolu yu Türk yerleşimine açan ve Bizans ın Likya üzerindeki kontrolünün aşınmasını hızlandıran baskı daha da arttı.

Geç Bizans dönemine gelindiğinde, Corna kayıtlardan silinmişti, muhtemelen nüfusun daha savunulabilir yerlere kaymasıyla terk edilmişti.

Corna-Lycaonia

 

GÜNÜMÜZE GELEN KALINTILARI:

Bölgede Roma ve Bizans dönemine ait kaya mezarları, bina temelleri ve antik taş işçiliği örnekleri vardır.

 

Kaya Mezarları:

Bölgedeki en belirgin kalıntılardır. Kayalara oyulmuş oda mezarları görmek mümkündür.

 

Mimari Parçalar:

Etrafa yayılmış, işlenmiş taşlar, sütun kaideleri ve eski bina temelleri vardır. Bazı taşların üzerinde o döneme ait yazıtlar veya süslemeler görmek mümkündür.

 

Sarnıçlar:

Antik dönemde su ihtiyacını karşılamak için kayalara oyulmuş su sarnıçları görülebilir.

 

Antik Yol:

Orhaniye ile Akören arasındaki bu boğaz, antik dönemde de kullanılan stratejik bir geçit yoludur.

 

DİNORMA HÖYÜK

Binlerce yıl boyunca insan yerleşiminin ardışık katmanlarından oluşan klasik bir höyük alanı olarak işlev görüyor ve yüzey araştırmaları, tarih öncesi dönemden klasik döneme kadar çok dönemli kullanıma işaret ediyor.

Başlıca bulgular arasında, Bronz Çağı (Hitit dönemi) faaliyetleriyle bağlantılı MÖ 2 bin yıla ait çömlek parçaları veİkonium (modern Konya) VE Lystra gibi bölgesel merkezleri birbirine bağlayan Roma dönemine ait bir kaldırım yolunun korunmuş bölümleri yer alıyor.

 

KAYASU (MAY) KASABASI:

Konya Akören Kayasu Kasabası Kanlıçay Köprüsü
Kanlıçay köprüsü

Kayasuyu kasabası sınırları içinde, kasabanın batısında,  yaklaşık 1 km uzaklıktadır. Köprü Kanlıçay deresi üzerindedir. Köye ait kanlı çay deresi üzerindeki değirmenlere giden yol bu köprüden geçer. Doğu-batı doğrultusunda 15 metre uzunluğunda ve 4.60 metre genişliğindedir. Köprünün taş korkulukları oldukça yüksek tutulmuştur.

Tamamen moloz taş malzeme ile inşa edilen köprüde çimentolu harç kullanılmıştır. Muhtemelen kurulan ahşap iskele üzerine çimentolu harç dökülmüş ve taşlar onun üzerine örtülmüştür. Tonoz karnındaki çimentolu harç üzerinde kalıp izleri görülür.

Köprü korkuluk duvarının moloz taş örgüleri üstten ve içten çimentolu harçla kabaca sıvanmıştır. Köprünün tam olarak ne zaman yapıldığı bilinmiyor. Kullanılan malzeme ve teknik özellikleri değerlendirildiğinde 1950’li yıllarda yapıldığı tahmin edilmektedir.

AVDAN

İlçe merkezine 30 km uzaklıktadır. Tarihi oldukça eskilere gitmektedir. MS 700 yıllarında yaşayan Avdan Şeyhi Hacı Zahrettin Efendi ve ailesi türbesi, buradadır. Beldeye 5 km uzaklıktaki Çarşamba çayı (Mavi) görülmeye değer doğa harikası bir yerdir. Belde ardıç ağaçları ve mesire alanları ile meşhurdur.

Avdan Tekkesi

Avdan beldesinde, MS 700’lü yıllarda yaşadığı tahmin edilen Avdan Şeyhi Hacı Zahrettin mezarı bulunuyor. Tekke: Hacı Zahreddin mezarının yakınında bulunuyor. Tekkenin özellikleri: ruh sağlığı bozuk insanların tedavisinde iyi geldiği sanılıyor.

Avdan Tekkesinin Türkiye genelinde ve özellikle de Konya’da çok iyi biliniyor. Tekkeyi ziyarete gelen insanların en az bir gece burada kalması gerekiyor ve belde esnafının geliri artıyor. İnsanlar geceleyin burada yattıkları zaman şifa bulduklarına inanıyorlar.

 Konya Beyşehir hakkındaki gezi yazım için  Beyşehir