Afyonkarahisar Çay

Afyonkarahisar Çay


Çay ilçesi; bulunduğu konum itibarıyla, Konya ilimiz ile, Afyonkarahisar ve batıdaki birçok ilin bağlandığı karayolu üzerinde bulunması nedeniyle, önem kazanıyor. Yani, gerçekten merkezi bir konumdadır. Buranın bir diğer özelliği ise, Eber gölüdür.

ULAŞIM

Çay ilçesi, bağlı bulunduğu Afyonkarahisar il merkezine, 48 km. uzaklıktadır. Çay-Sultandağı arasındaki uzaklık: 22 km. Çay-Bolvadin arasındaki uzaklık: 16 km. Çay-Akşehir arasındaki uzaklık: 47 km. Buradan geçen yol oldukça işlek ve yoğundur.

TARİHİ

Yörenin tarihi incelendiğinde, en önemli olay olarak görülen bir savaş söz konusudur. Bu savaş: Trakya-Mısır-Suriye askeri güçlerinden oluşan birleşik bir ordunun, Gelene kralı Antigon’un askeri güçleri arasında, MÖ. 301 yılında yapılan “İpsos” savaşıdır.

Haçlı seferleri sırasında Haçlı ordularının tahrip ettiği şehir, 1155 yılında Selçuklular tarafından alınır ve şehre Oğuz Türkleri yerleştirilir, şehrin ismi “Çay Değirmeni” olur. Daha sonra bölgede Germiyanoğulları Beyliğinin egemenliği görülür ve takip eden süreçte ise, bu kez, vasiyet yolu ile, Osmanlılara verildiği anlaşılıyor.

İlçe 2 Nisan 1921 tarihinde Yunanlılar tarafından işgal edilmiş ve 3 Nisan 1921 tarihinde ordumuz tarafından geri alınmıştır. Daha sonra 21 Ağustos 1921 günü yine işgal edilmiş ve 35 gün sonra 24 Eylül 1921 günü geri alınmıştır. Ardından Kurtuluş Savaşında önemli bir karargah olarak gündeme gelmiştir.

Çay, Bolvadin ilçesine bağlı bir nahiye iken 1958 yılında ilçe olmuştur.

Afyonkarahisar Çay

GENEL

Çay ilçesi, Afyon-Konya karayolunun 48’nci kilometresinde, Eber gölü Karamık sazlığı arasında, Sultan dağına yaslanmış, yeşillikler içinde bir yerdir. Sultan dağının kuzey eteklerinde kurulmuştur.

Sultan dağının en yüksek yeri 2610 metre rakımlı Gelincik Ana tepesidir. Bölge: geniş ve düz alanlar ile, bir ova görünümündedir. Denizden yükseklik: 1010 metredir.

Arazinin, yüzde 20’lik bölümü: göl ve bataklıklardan oluşmaktadır. Yörenin kuzey bölümündeki “Eber gölü” ise, bölgenin en önemli doğal göletidir.

İklim değerlendirilirse, yörede, kara iklimi hüküm sürdüğü görülür ve buna bağlı olarak, yazları sıcak ve kışları sert ve soğuk geçmektedir. Yöre insanının ekonomik etkinliklerinin başında, tarım gelmektedir. Özellikle: şeker pancarı, haşhaş, fasulye, ayçiçeği, vişne, kiraz ve elma yetiştirilmektedir.

Afyonkarahisar Çay

ATATÜRK VE ÇAY

Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, 20 Mart 1922 günü, Kurtuluş Savaşı hazırlıklarını gözden geçirmek için burada Sovyet Rusya Elçisi Semion İvanoviç Aralof ve Azerbaycan Elçisi İbrahim Abilof ile bir ziyaret gerçekleştirmiştir.

Çünkü Ali İhsan Paşa (Sabis) komutasındaki 1’nci Ordunun karargahı buradadır ve ayrıca burası 2’nci Ordu 4’ncü Kolordu bölgesidir.

Atatürk burada askeri törenle karşılanmıştır. Teftiş sonrası askerin durumundan memnun olan Atatürk, yanındakilerle birlikte Akşehir’e geri dönmüştür.

 

NE YENİR

Buralara yolunuz düşerse ve yöresel bir şeyler tatmak isterseniz, katmer ve haşkeşli yani haşhaşlı lokum denemelisiniz. Ama mutlaka “tepsi bükmesi” tatmalısınız. Son bir not, seyyar satıcılarda simit gibi satılan “mercimekli börek”

Afyonkarahisar Çay

NE SATIN ALINIR

Çay’dan katmer, haşhaş ezmesi (beyaz ve sarı haşhaş) , vişne ve kiraz satın alınabilir. Bir de unutmadan bayatlamayan patatesli ekmek alınız.

Afyonkarahisar Çay
Afyonkarahisar Çay

 

ÇAY MESLEK YÜKSEK OKULU

Afyon Kocatepe Üniversitesine bağlıdır. 1994-1995 yılında İnşaat ve Makine Resim programı ile başlamış ve daha sonraki yıllarda Elektrik ve Otomotiv programı açılmıştır.

2002 yılında Elbiz mevkiindeki hizmet binasına taşınmıştır.

Halen okulda 6 program vardır. Elbiz mevkiindeki hizmet binası 3 katlıdır ve ayrıca bir de atölye binası vardır. Barınma konusunda ise, Şirinevler Mahallesinde Çay KYK Öğrenci yurdu vardır. 

Afyonkarahisar Çay

VİŞNE FESTİVALİ

Çay ilçesinde her yıl Temmuz ayının 2’nci haftasında “(13-15 Temmuz tarihlerinde) Vişne Festivali” düzenleniyor. Festivalde, özellikle vişne üreticileri ödüllendirilmektedir.

Başlıca amaç ise, yörede yetiştirilen vişnenin, yurt içi ve yurt dışı pazarlarında tanıtılmasıdır. Festival süresinde: spor yarışmaları, halk müziği konserleri, nikah ve sünnet şölenleri, konserler ve sergiler düzenlenmektedir.

Afyonkarahisar Çay
Afyonkarahisar Çay
Afyonkarahisar Çay

 

GEZİLECEK YERLER

 

Çay Taşmedrese Cami
Çay Taşmedrese Cami

 

TAŞ MEDRESE-CAMİ

Mayıs 1277 tarihinde Bolvadin’den Çay Değirmenine gelen Selçuklu Sultanı III. Gıyaseddin III Keyhüsrev (1264-1283) ve dönemin önemli devlet adamlarından Ebül-Mücahid Yusuf bin Yakub tarafından, mimar Oğulbek bin Mehmet’e yaptırılmıştır.

Külliyenin inşa tarihi 1278-1279 yılları arasıdır.

Bu külliye, Anadolu Selçuklularının son külliyelerinden biridir ve Ebül-Mücahid Yusuf Külliyesi olarak isimlendirilir.

Külliyede: medrese, türbe, çeşme, han ve bugün izi kalmayan hamam yapılmıştır. 

Külliye, plan ve süslemeler açısından Anadolu Selçuklularının klasik eserlerinden olup, Selçuklu sanatının birçok özelliğini tek örnek olarak barındırmaktadır.

Yapı topluluğu: Anadolu Selçuklularının önemli kervan yollarından biri olan Afyon-Konya güzergahında bulunmaktadır.

 

Medrese:

Afyon-Konya karayolu üzerinde, ön yüzü tamamen kesme mermer kaplıdır.

Yapıda: büyük bir kubbe çevresinde bulunan tonoz kemerli odalar, sofalar, küçük kubbeli bir müderris odası, simetriğinde çeşme, mescit ve dershane kubbeleri bulunur.

İç mekanda kubbenin iç yüzeyindeki renkli sırlı tuğlarla farklı baklava motifleri görülür. Çini mozaik iç mekanda kubbe eteğinde, pandantif yüzeyinde, mihrapta, ana eyvan kemerinin iç ve dış yüzeyinde, pencerelerin sivri kemerinde ve pencere alınlıklarında kullanılmıştır. Mozaik çinilerin renkleri, kullanılan motifler birçok yapıda karşımıza çıkarken, farklı olarak medresenin çeşmesinde ayna taşı olarak kullanılan Bizans korkuluk levhasında görülen, bir şeritle baklava motifinin sarıldığı motif, mozaik içini olarak mihrabın bordürlerinde kullanılmıştır. Bu detay anlamlı olduğu kadar düşündürücüdür. 

Kubbe kuşaklarındaki süslemeler, Selçuklu sanatını yansıtır güzelliktedir. Mozaik ve çok ince çini süslemeler görülür. Restorasyonda yapılan kötü işçilik sonucu, iç mekandaki çinilerin dökülmesi ve yerlerinin badanalanmıştır. Restorasyondan sonra kubbedeki aydınlık açıklık kapatılmış ve kubbenin altında var olduğu bilinen havuz da kaldırılmıştır.  

Cümle kapısı üstünde, Selçuk sülüsü ile yazılmış kitabesi bulunur.

Kapı kemerlerinin üzerinde, sarkıtların altında ise bir para arması ve iki tarafında yazı vardır.

Binanın doğu köşesinde çeşmesi ve batı köşesinde müderris odası vardır. Müderris odasının pencereleri kesme mermerden ve nakışlıdır.

 

Medresenin TAÇ kapısı:

Düzgün ve iyi cins beyaz taştan örülmüş cephesinin ortasında yer alan taç kapısı ile dikkati çeker. Yapıya giriş sağlayan taç kapının bulunduğu kuzey cephe, giriş cephesi olması nedeniyle diğer cephelerden kullanılan malzemeler ile ayrılmaktadır. Diğer üç cephede moloz taş örgü görülürken, kuzey cephe mermer ve kesme taşla kaplanmıştır. Kuzey cephenin ekseninde yer alan taç kapı, medresenin beden duvarlarından biraz daha yüksek tutulmuştur. 

Hafif dışı taşkın taç kapıda farklı süsleme unsurları bir araya getirilmiştir. Taç kapının en dışta çevreleyen derin ve dar bordürlü lotus ve palmet motiflerine yer verilmiştir. Sonrasında yüksek kabartma olarak zencerek motifi ile yapılan şerit taç kapıyı çevrelemektedir. 

Giriş kapısı üzerindeki kitabeden başka mukarnas altındaki iki bölümde, mimarın adı iki ayrı kartuş içinde tekrar yazılmıştır. 

Tepede de bir “pars” kabartması vardır ve bu kabartmanın mimarın işareti olduğuna inanılır. Pars figürünün bir tarafında “Amele Oğulbey” diğer tarafında ise “Bin Mehmet Bey” yazılıdır. Yapının ve külliyenin mimarı kabul edilen Oğulbey bin Mehmet Bey’in hakkında bilgi yoktur. 

 

Çeşme:

Batı kenarından medreseye bitişik bir sokak çeşmesidir. Halihazırda suyu akmamaktadır ve muslukları da yoktur. Tarihi olması açısından görülmesi gerekir. 

 

Türbe

Batıda, çeşmeyle simetrik kare planlı bölümün alt katı, yıldız tonozludur.

Buranın türbe olma ihtimali yüksek olsa da içinde herhangi bir mezar veya lahit izi yoktur.

 

Hamam:

Medresenin karşısında bulunan hamam, uzun zaman bakımsız kalmış ve yıkılmıştır.

Ancak bu yıkılan hamamda: iki adet halvet odası ve üç yanda sofa ve ortada büyük göbek sofası ve dışında soyunmalık yeri ve külhan olarak kullanılan bölümleri bulunduğu bilinmektedir.

Son zamanlarda yapılan düzenlemeler ile, hamamın bulunduğu yer geniş bir cadde haline getirilerek hamam hepten yok edilmiştir.

 

Bugün:

Medrese binası bugün cami olarak kullanılmaktadır ve yöre insanı, burayı Taş Cami olarak isimlendirir.

Çay Sultan Alaaddin Kervansarayı
Çay Sultan Alaaddin Kervansarayı

 

SULTAN ALAADDİN KERVANSARAYI-TAŞHAN-ÇAY KERVANSARAY

Aşağı Mahallede, İnönü caddesi üzerinde, Medresenin doğusundadır.

Anadolu Selçuklu Sultanı III Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından yaptırılmış ve 1279 yılında tamamlanmıştır. 

Selçuklu dönemine ait yapılmış külliyenin bir parçasıdır.

Dış cephesi destek çıkıntılarıyla kale görünümünde olup, gösterişli bir taç kapıya sahiptir. 

Avlulu ve kapalı kervansaray tipindedir.

Yapının avlusu ve yazlık kısmı yıkılmış, kışlık kısmı ise restore edilerek günümüze ulaşmıştır.

Kare planlı kagir bir yapıdır. Kare planıyla Anadolu Selçuklu mimarisinin tek örneği olarak kabul edilir. 

Merkezde üzeri ışıklı, dört fil ayağı üzerine oturmuş, tonoz örtülü, dıştan destek çıkıntılı, kale görünümlü bir yapıdır.

Çay Taşhan Pars işareti

Taş cami ve Han’da bulunan “Pars arması”, her iki yapının mimarının da Oğulbey olduğunu ifade eder.

Ancak Osmanlı döneminde uzun yıllar bakımsız kaldığı için yıkılmaya yüz tutan bu hanın tamir ve bakımı için 1844 yılında keşif yapılmış ve ardından tamir işine başlanılmıştır.

Kervansarayın taç kapısı Anadolu Selçuklu sanatında özel bir yere sahiptir.

İki renkli taş bezeme ile yapılan herhangi bir bezemeye ve sultan hanlarındaki zengin süslemelere yer verilmemiştir.

Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 2000 yılında başlatılan büyük onarımlar sayesinde 2016 yılında Kervansarayın restorasyonu bitirildi.

Çay Sultan Alaaddin Kervansarayı
Çay Sultan Alaaddin Kervansarayı
Çay Sultan Alaaddin Kervansarayı

 

Yapının bugünü;

Kervansaray bugün kervansaray olarak değil, ziyaretçilerin dinlenebileceği ve çay içebilecekleri bir mekan olarak kullanılıyor.

Yani, burada Külliye çay evi var. Adı da “Taşhan Aile Çay Bahçesi” dir. 

Çay evi olarak düzenlenen mekan, İmaret camii manzaralı, özellikle akşamları ışıklar yakıldığında güzel bir ortam oluyor.

Yalnız buranın Belediye tarafından özel bir firmaya kiralandığı ve bu firmanın işletme şartlarının pek iyi olmadığı söyleniyor.

Belediyenin burayı ara sıra denetlediğini umuyorum.

Çay Esirüddin Ebheri Türbesi

ESİRÜDDİN EBHERİ TÜRBESİ

İlçe merkezine bağlı Eber (eski ismi Doğanlı) köyünde mezarlık içinde bulunan bir anıt mezardır.

Bolvadin-İshaklı karayolu üzerindedir. Eber Dede künbeti olarak da bilinir.

Esirüddin Ebheri, 13’ncü yüzyılda yaşamış ve Taş Medrese müderrislerindendir.

Semerkant’lı bir aileye mensup ve Türk’tür. Ebheri, ilk öğrenimini Musul’da yaptı, sonrasında ise Horasan ve Bağdat’a giderek öğrenimini tamamladı.

O dönemin ünlü bilginlerinden ders aldı. Bir süre Musul sarayında kaldı.

1228 yılında Musul’dan Erbil’e geçti ve oraya yerleşti.

Ancak Anadolu’ya sürekli seyahatler yaptı, felsefe ve müspet bilimler alanında dersler verdi.

Türk Astroloğu ve filozofdur.

Eserleri felsefe ve mantık üzerinedir.

Felsefede Farabi ve İbn Sina geleneğinin 13’ncü yüzyıldaki en başarılı temsilcisidir.

Özellikle Hidayetül hikme ve İsagüci isimli eserleriyle, İslam dünyasında büyük bir üne kavuştu.

Bu iki eserin ortak özelliği, uzun yıllar boyunca yani medreseler yasaklanıp kapatılıncaya kadar, ders kitabı olarak okutulması ve üzerlerine birçok şerh yazılmış olmasıdır.

İsagüci, mantığın bütün konularını kapsamakla birlikte son derece muhtasar bir eser olup, medreselerde mantık alanında okutulan ilk kitap olması bakımından önemlidir.

Esere Batı dünyasında da ilgi duyulmuş, Latince başta olmak üzere bazı Batı dillerine çevrilmiştir.

Evet, Ebheri, Astronomi konusunda da Astronominin temel problemlerini ihtiva eden ve 22 bölümden oluşan bir eser yazmıştır.

Yapı kare biçimli taş duvar üstüne, 8 köşeli kümbet tipindedir.

Sekizgen piramidal külahın tepesi yıkılmış durumdadır.

Halen görülen sıva parçalarından külahın tamamen sıvalı olduğu anlaşılır.

Ancak gövde üzerinde sıva izlerine rastlanmamıştır.

Çünkü külahta, küçük boyutlu moloz taşlarla yapılmış onarım izleri görülür.

Sekizgen piramidal gövdenin kenarları arasında, önemli sayılabilecek uzunluk farkları vardır.

Dıştan kenar uzunlukları 280 cm ile 298 cm arasında değişmektedir.

Gövdenin alt kesiminde, giriş kapısı dışında hiçbir açıklık yoktur.

Girişi doğudandır.

Kapı söve taşları Bizans dönemi yapı taşlarıdır ve devşirme olarak kullanılmıştır.

Bu devşirme parçalar üzerindeki bir iki basit süsleme dışında yapıda herhangi bir süsleme yoktur.

Kapı boşluğu altında, ölü gömme yeri vardır.

Buradan kaideye geçişi sağlayan küçük bir kapı bulunur.

Kaide içinde 2 sanduka vardır.

Türbenin 1264-1265 yıllarında yapıldığı düşünülmektedir.

Çay Tur Ali Bey Türbesi

TUR ALİ TÜRBESİ

Yöre insanı, burayı “Ali Baba” diye bilir.

Türbe, Afyon’dan gelen şosenin ikiye ayırdığı yerde, aralık sokak içinde, ahşap ve toprak damlı bir odadadır.

Yani, herhangi bir mimari değeri yoktur.

Ortasında, Selçuklu tarzı mermer sanduka üzerinde iki satırlık Arapça kitabe vardır.

Bu kitabeden anlaşıldığı kadarıyla, Mart 1275 tarihinde Yusuf oğlu Tur Ali, bu türbeye gömülmüştür.

Yusuf Bey, buradaki külliyeyi yaptıran kişidir. Yusuf Bey oğlu Tur Ali Bey: yine bu bölgede Alaybeyi seviyesinde bir subaşı olduğu düşünülmektedir.

Tur Ali,  bu türbede gömülmüştür. 

 

KARAMIK GÖLÜ-BATAKLIĞI

Çay-İsparta karayoluna yakındır.

Karamık gölü, Sultandağları ve Kükürt dağı arasında, kuzey güney doğrultulu olarak uzanan tektonik temelli bir havzadır.

Bu havza, faylanma sonucu meydana gelmiştir.

Gölün yüzölçümü 40 km karedir.

Rakımı ise 1000 metredir.

En derin yeri 3 metredir.

Kamık bataklığı olarak da bilinir.

Gölün yüzeyi kamışlarla kaplıdır. Ayrıca gölün güneyi nilüfer çiçekleriyle kaplıdır.

Karamık gölü, Konya Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu tarafından 1993 yılında 1’nci Derece Doğal Sit Alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Zaten, bu gölde yaşanan çevre kirliliğinin en büyük sebebi olan Çay Seka Fabrikası, 2004 yılında kapatılmış ve atık bırakılmayan göldeki balık miktarı ve çeşitliliğinde önemli artış olmuştur.

Seka kağıt fabrikası, 1979 yılından 2003 yılına kadar hammadde olarak sazlıkları kullanmıştır.

Bu durum, Karamık gölü çevresinde yaşamlarını sürdüren insanlara hammadde satış imkanı sağlamış ve Karamık gölünde sazcılık faaliyetleri artmıştır.

Ancak gölün taşıma kapasitesi düşünülmeden yapılan bu uygulamalar, göldeki eko sistemi bozmuş, özellikle de yerli ve göçmen kuşlar olumsuz etkilenmiştir.

Saz kesim zamanları, alandaki kuşların ve balıkların üreme dönemlerine rastladığında, türler zarar görmüştür.

Ayrıca yine fabrika tarafından gölden su çekimi ve kirli atıkların göle bırakılması da gölü olumsuz etkileyen en büyük faktörlerdendir.

Çünkü su dengesi bozulmuş, göldeki su miktarı önemli ölçüde azalmıştır.

Hatta Karamık gölünün Eğirdir gölü ile mevcut bağlantısı, Seka kağıt fabrikası faal olduğu zamanlar, Karamık gölünün kirli sularının Eğirdir gölünü de kirlettiği bahisle aradaki bağlantı kapatılmıştır.

Daha sonraki yıllarda Karamık gölü nispeten temizlenince, Eğirdir gölüne bağlantı tekrar açılmıştır.

Kirlilikle ilgili bir not daha, fabrikanın kapanması sonucu kesilmeyen sazlıklar, bu sefer gölde tabana yığılmış, gölün doğal kirlilik unsuru olmuşlar ve kirlilik düzeyi artmıştır.

Aynı zamanda Seka kağıt fabrikası varken sazlar sürekli kesildiği için sürekli yenilenmişler ve bu taze sazlar, yöre halkı için hayvan yemi olarak da kullanılmıştır.

Daha ötesi, sazlıklar kesilmeyince, sulak alanda yangınlar çıkmaya başlamıştır.

Sonuç olarak, keşke doğanın dengesini bozucu yatırımlar olmasa, doğanın dengesi asla bozulmamalı.

Doğanın olduğu kadar bu yörede yaşayan insanların da dengesi bozulmuş, fabrikada çalışan 1200 kişi, bir anda işsiz kalmış ve hatta yöreden başka yerlere göçler olmuş.

Evet, her olumsuzluğa rağmen, günümüzde burada 20-30 kilo ağırlığında sazan balıklarının avlandığını söylüyorlar.

Bu gölde tutulan dişli Turna balığı, göl çevresindeki lokantalarda ve pazarlarda müşterilere sunulur.

Yine bu göl kıyısında kuş avı yapılmaktadır.

Çünkü karabatak, çulluk, yaban ördeği gibi kuş türleri bulunur.

Göl çevresinde kamp yapmak mümkündür.

Ayrıca gölün göçmen kuşların rotası üzerinde bulunduğu ve göle 150’nin üzerinde kuş türünün geldiği belirtiliyor.

Ayrıca yine gölde çevre köylüleri tarafından sülük ve kurbağa toplanıyor.

Toplanan sülükler genel olarak tedavi amaçlı kullanılmakta ve Çay ilçe merkezinde pazarlarda satılmaktadır.

Kurbağalar ise, gölün kuzey kısmında bulunan sazlık kıyı alanlarından toplanmakta ve yurt dışına, gıda sanayiinde kullanılmak üzere gönderilmektedir.

Çay Çağlayan Park

ÇAĞLAYAN PARKI

İl merkezinde, Sultan dağlarının eteğinde, Çay deresinin vasisinin başlangıcındaki bu park, Afyon yöresinin en eski parklarındandır.

Ancak eskiden bu parkta, parkın sembolü olan bir havuz varken, sonra yıkılmış.

Parkın sembolü olan havuz yıkılınca yerine siyah kayalardan oluşan ve kapalı devre su ile işletilen bir platform oluşturularak şelale görüntüsü verilmiştir.

İlçe halkı, özellikle yaz döneminde bu park alanına gidiyor.

Park “Çağlayan Parkı” ismini, park içinde bulunan ve 28 metreden düşen yapay düzenlenmiş çağlayandan alır.

Çay Kanlıyer Kavaklığı

KANLIYER KAVAKLIĞI

Sultandağları eteklerindedir.

1982 yılında Belediye tarafından yapılan düzenleme ile, burada çocuk parkı, spor sahası ve gölgelikler oluşturulmuştur.

Bölge Kavaklığı ifadesinden de anlaşılacağı üzere geniş kavak ağaçlarıyla kaplıdır, gölgelik, doğal dinlenme amaçlı bir alandır. 

Piknik yeridir. Ayrıca yürüyüş yolları, doğal ortam, spor ve çocuk oyun alanları gibi sosyal tesisler bulunmaktadır. 

Ancak buraya niye “Kanlıyer” gibi ilginç bir isim verildiğinin sebebine dair bir ayrıntı bulamadım, bilen varsa yorum yazarsa sevinirim.

Çay Eber Gölü
Çay Eber Gölü
Çay Eber Gölü

 

EBER GÖLÜ

İlçe merkezinin kuzeydoğusundadır.

Akarçay ve Sultandağlarından gelen kaynak suları ile beslenir.

Ülkemizin 12’nci büyük tatlı su kaynağıdır.

Denizden yüksekliği 967 metredir.

Gölün derinliği 21 metreye kadar gider.

Ancak günümüzdeki derinliği 4 metreye kadar düşüyor.

Hatta gölün kuruma tehlikesinden söz ediliyor.

Eber gölü, bir zamanlar tertemiz suyu ile kuş cenneti ve su çiçekleri olan bir yer iken, zaman içinde kirlenmiştir.

Çünkü Afyonkarahisar şehrinin atık suları buraya veriliyor.

Ayrıca, Şeker ve Alkoloid fabrikalarının atıkları da buraya veriliyor.  

Gölde, günümüzde kamış üretimi ve balık avcılığı (turna ve sazan balığı vardır) yapılmaktadır.

Bir de “Beyşehir kurbağası” denen bir endemik kurbağa türü yaşıyor.

Çay Eber Gölü
Çay Eber Gölü

 

Ayrıca, dünya genelinde sadece Eber gölü havzasında yetişen ve baklagillerin kraliçesi olarak bilinen “Eber Sarısı” bitkisi de bu bölgeye ayrı bir renk ve güzellik katıyor.

Göl, 1992 yılında 1’nci Derece Doğal Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Özellikle Mayıs ayında yani göçmen kuşların geldiğinde burayı ziyaret etmenizi öneririm. Gölde nilüfer tarlaları, bu tarihte açılıyor.

Çay Eber Gölü

Kuş gözlem evine çıkıp, hem çevrenin güzel manzarasını, hem de göçmen kuşları izleyip fotoğraflayabilirsiniz.

Gölde sandal kiralayıp gezmeyi unutmayın.

Ancak yoğun sazlıkların arasında kaybolma riski var, gurup halinde ve rehber alarak sandal kiralamanızı öneririm.

Gurup ziyaretlerinde, önde motorlu bir tekne, arkada ziyaretçilerin oturdukları bir veya birden fazla sandal, bu şekilde geziliyor.

Çünkü köylüler, kamışla kaplı göl yüzeyinde, kamışları keserek bir su yolu açmışlar ve bu su yolu üzerinde gezinti yapılıyor.

Çünkü göl çok büyük olmasına rağmen, üzerinde bulunan kamışlar nedeniyle büyük kısmı göl değil, çayırlık gibi görünüyor.

 

 

Afyonkarahisar şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Balıkesir Balya

Balıkesir Balya
 

Balıkesir Balya: İlçenin ulaşımı: Balıkesir-Çanakkale yolundan sağlanır. İlçe, Balıkesir il merkezine 52 km uzaklıktadır. Balya-Çanakkale arasındaki uzaklık: 170 km ve Balya-İstanbul arasındaki uzaklık: 224 km. dir. Balya-Gönen arası uzaklık: 52 km. Balya-Bandırma arası uzaklık: 90 km. Balya-İvrindi arası uzaklık: 26 km. Balya-Havran arası uzaklık: 65 km. dir.

TARİHİ

Balya’nın tarihi geçmişi incelendiğinde: tarihin ilk dönemlerinden bu yana, çinko ve kurşun başta olmak üzere manganez ve linyit madenlerinin işletildiği ve bu yüzden Balka yöresinin sürekli yerleşim yeri olarak kullanıldığı görülür.

Balya, 1317 yılında önce “Kocagümüş köyü” ismiyle bilinir ve Karesi Sancağına bağlı bir köydür. Aynı tarihte madenlerin işletilmesi için yurdun çeşitli yerlerinden gelen işçiler köyün nüfus yoğunluğunu arttırır. Bunun üzerine, köy, Ali Demirci köyünde bulunan bucak teşkilatının bulunduğu yere taşınmıştır. Kocagümüş ismi: kurşun madeninden gelir ve bu madenin ambalajlanmasından esinlenilerek “Balya” ismine dönüşmüştür.

1910 yılında Balya’da ilçe teşkilatı kurulur. 1920 yılında ise Yunan işgali görülür. Balya halkı: işgalden kurtulmak için Yunanlılarla savaşırken, aynı zamanda kuzeyde Anzavur Ahmet Çetesi ve batıda Gavur İmam çetesiyle savaşmak zorunda kalır. 6 Eylül 1922 tarihinde Yunan işgali biter. Balya ilçesi, 1940 yılı öncesinde bir maden şehridir. İlçe bir maden kasabası olarak faaliyet sürdürürken, bünyesinde 6-7 bin kişi barındırmıştır. Yani, halk geçimini tamamen maden işçiliğinden sağlamıştır.

İlçe 30 Haziran 1920 tarihinde Yunan işgaline uğrayan ilçe, 6 Eylül 1922 tarihinde işgalden kurtarılmıştır.

Balıkesir Balya
 
GENEL

İlçe, Marmara bölgesinin Güney Marmara bölümündedir. İlçenin yüzde 70 kadarı dağlık ve kalan bölümleri de engebeli alanlardan oluşur. Kuzey batısında Konak, Batıda Ekizce, Doğuda Akçal dağları uzanır. Ortalama yükseklik 225 metredir. İlçenin en yüksek tepesi, Akçal tepesidir ve 642 metre yüksekliktedir. Yörede, dağlık ve platoluk alanlar, irili ufaklı birçok dere tarafından derin vadilerle yarılmıştır. Balya’nın en önemli akarsuyu: Koca Çay’dır.

Uzunluğu 160 km. dir. İlçe topraklarındaki arazinin yüzde 65 kadarı ormanlık ve fundalıktır. Balya yöresinde, iklim yazları sıcak ve kurak, kışları ise sert ve yağışlı geçer. Yağışlar kış aylarında kar ve yağmur şeklindedir. Balya, geçmiş yıllarda bir maden şehri olarak konumlanmış ve madene dayalı olarak ekonomik gelişme, madencilik faaliyetlerinin durması ile birlikte, her anlamda büyük bir gerileme yaşanmıştır. Yörede tarım arazilerinin de elverişsiz olması nedeniyle halk, hayvancılığa yönelmiştir.

Balıkesir Balya Maden Yatakları

MADEN YATAKLARI

Balya yöresinde: tarihi kurşun ve çinko yatakları vardır. Gönen ve Balya arasında: linyit, Balya Bengiler köyünde seramik sanayisinin hammaddesi olan kaolen, Ali Demirci yöresinde hallloysit, Değirmendere bölgesinde kuvars, Habibler bölgesinde Opal bulunur. Önceki dönemlerde, Fransızlardan kalan 100 yıllık maden ve yakınındaki hastane, o döneme ait mimari eserlerdir.

 

6 EYLÜL ŞENLİKLERİ

İlçenin düşman işgalinden kurtuluş günü olan 6 Eylül tarihinde her yıl kutlamalar düzenlenir. Bu kutlamalarda resmi tören ve ardından mahalli sporlardan olan değnek yarışları düzenlenir. Akşam ise, fener alayı ve havai fişek gösterisi ve konserler vardır.

GEZİLECEK YERLER

Balya Kadıköy Kalesi
 

KADIKÖY KALESİ (ERGASTERİA KALESİ)

İlçede en önemli arkeolojik kalıntıdır.

İlçe merkezinin 6 km kuzeybatısında Kadıköy beldesindedir.

Kocaçay kenarında, Asarkale tepe olarak isimlendirilen tepe üzerindedir.

Eski adı Tarsios olan Kocaçay ile Kadıköy çaylarının kesiştiği, 210 metre rakımlı kayalık bir tepe üzerinde bulunmaktadır. 

Yapım yılı kesin bilinmemektedir. Ancak Bizans döneminde kullanılmıştır. 

Antik çağda: Troia-Mysia-Bythinia bölgesi kavşağında bulunması ile stratejik önem kazanmıştır.

Ünlü coğrafyacı gezgin Strabon: ylun Tarsios nehri tarafından çok kez kesildiğini aktarmaktadır.

Bölgedeki madenler ve ormanlardan elde edilen ticari ürünlerin Propontis (Marmara) kıyılarına ulaştırılması için Tarsios nehri vadisinin güzergah olarak kullanıldığını aktaran bazı kaynaklara göre bölgedeki önemli yerleşimlerden biri Ergasteria’dır. 

Kalenin doğusundan akan Kocaçay(Tarsios) üzerinde Roma dönemine ait bir köprünün kalıntıları bulunmaktadır. Bu kalıntılar, Kyzikos ile Adramytteion ve Pergamon arasındaki yolun nehir tarafından kesintiye uğradığı bir konumda kalenin inşa edildiğini göstermektedir. 

Kale üzerinde bulunduğu tepenin topoğrafyasına göre şekillenmiştir. Kuzey-güney yönünde yaklaşık 220 metre, batı yönünde 100 metre genişleyerek, 1.5 hektarlık bir alanı kaplar. Çift surla tahkim edilmiştir. İç sur, 3 kule ile güçlendirilmiştir. 

Kuzeyde bulunan kaya sarnıcı haricinde mevcut iç mekanda yapı kalıntısı yoktur. 

Evet, Cenevizliler bu kaleyi “hapishane” olarak kullanmıştır.

Savaşlarda esir ettikleri sanatkarları, bu kalede sanatlarıyla ilgili olarak çalıştırdıkları söylenir.

Kale içinde: bardak, çanak kırıkları bulunur.

Kale altında: bir mahzen vardır. Mahzenin gizli geçitleri bulunduğu iddia edilmektedir.

Balya Kadıköy Camii
 

KADIKÖY CAMİSİ

İlçe merkezine bağlı Kadıköy beldesindedir.

Halen kullanılmaktadır.

Eski olduğu bilinmesine rağmen ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmez.

Muhtemelen 19’ncu yüzyılda yapılmıştır ve söylentilere göre, cami 200 yıllıktır.

Cami 1978 yılında tescil edilerek Sit alanı ilan edilmiş ve koruma altına alınmıştır.

 

Balya Kadıköy Mesire Alanı

KADIKÖY BALYA MESİRE ALANI

İlçe merkezine yaklaşık 5 km uzaklıkta bulunan Kadıköy Mahallesindeki mesire alanı, dere yanında konumlanmış bir piknik ve dinlenme alanıdır. Alanda: yürüyüş yolları, seyir terası ve çocuk oyun gurupları bulunur. 

Balya Ali Demirci Camii

ALİ DEMİRCİ CAMİSİ

İlçe merkezine bağlı Ali Demirci köyündedir.

Köy alanında, 1815 yılında Osmanlı döneminde inşa edilmiştir.

Kare planlıdır. Doğu ve kuzey cephesi revaklıdır.

Kitabesi: mermer plaka üzerine, sülüs yazı tekniğiyle ve kabartma olarak, Osmanlıca dört satır yazılmıştır.

1885 yılına kadar nahiye merkezi olan Ali Demirci köyü: madenlerin açılmasıyla eski adı “Koca Gümüş” olan ve daha sonra “Balya” adını alan yerleşim yerine taşınmıştır.

Caminin bahçesinde: Balya Tımar Ağalarına ait mezarlar ve kitabeler vardır. Köyün meydanın da ise, eski tarihli bir çeşme görülür.

Balya Siren Kulesi

BALYA SİREN KULESİ

İlçe merkezinde Enverpaşa mahallesindeki bu kule, madenlerin işletildiği dönemde 1930 yılında yapılmıştır.

Amaç: 2’nci Dünya Savaşı öncesinde çevre köylerle haberleşmeyi sağlamaktır.

Dikdörtgen prizma planında, tuğla örgülü bir kuledir.

Önde ahşap bir kapıdan giriş sağlanır.

Ahşap merdivenler kısmen tahrip olmuştur.

Üstte, dört cephede demir korkuluklu bir balkon ve altında kare aydınlatma pencereleri vardır.

Üzerinde ise “Atatürk” heykelciği olup halen Belediyenin anons kulesi olarak kullanılmaktadır.

Yapı saat kulesi olarak da tanımlanmış ve koruma altına alınmıştır. 

 

Balya Maden Sahasi
 

BALYA MADEN SAHASI

Balya maden yatağı Osmanlı döneminde (1839) ve sonrasında yabancı sermayeli şirketlerce işletilmiştir.

1876 yılında Balya madeninin işletme hakkı, 99 yıllığına Fransız Royill şirketine verilmiş, sadece simli kurşun madeninin ihracının ihalesi yapılmış, diğer madenlerin ihracı engellenmiştir.

1892 tarihinde, Kocagümüş, Karaaydın ve Balya bölgesindeki simli kurşun madenini işletmek için “Balya Karaaydın Madenleri Osmanlı Anonim Şirketi” kurulmuştur.

Osmanlı-Fransız işbirliğiyle kurulmuş olan bu şirket, Balya’da: kurşun, çinko ve gümüş madenlerinden başka Mancılık’ta kömür, Patlak’ta kurşun, çinko, manganez madenlerinin işletme hakkını da almıştır.

Şirket, 1901 yılında, Mancılık’taki kömür madeninde bir elektrik merkezi kurmuş ve Balya’ya elektrik getirmiştir.

1911 yılında şirkette 175 müstahdem ve 1165 işçi çalışmaktaydı.

İşçi sayısıyla ilgili bu rakamlardan başka, madende asansör sisteminin ve elektriğin kullanılıyor olması, işletmenin büyüklüğü ve kullanılan teknolojinin seviyesi hakkında fikir verir.

Palamutluk’a kadar hayvanlarla çekilen dekovillerle nakledilen madenler, buradan Akçay iskelesine arabalarla naklediliyordu.

Maden naklini hızlandırmak isteyen şirket, Palamutluk-Akçay arasına bir demiryolu hattı döşeyerek çıkarılan madeni, Akçay limanına ulaştırmıştır.

Maden işletildiği dönemde, bölgede yaklaşık 200 km lik demiryolu ağı kuran Fransızlar, bu yollu Çanakkale Boğazına kadar uzatırlar.

Savaş yıllarında bir müddet faaliyetlerini durduran şirket, 1920’de yeniden maden işletmeye başlar.

1923 yılından sonra şirketin ismi “Balya Karaaydın Maden Şirketi-Türk” olarak değiştirilmiştir. 1925 yılından sonra kurşun üretiminin azalması, 1927 yılında Arı Mağarasının asansöründe meydana gelen yangın, 1930 dünya ekonomik bunalımı sonucu kurşun fiyatlarındaki düşüş, Balya maden işletmesini olumsuz yönde etkilemiştir.

1931 yılında çalışmalar durdurulur. 1931 yılına kadar 5000 işçi çalışırken, sonraları bu sayı 500’e kadar düşer.

Son olarak kurşun fiyatlarındaki düşüş nedeniyle şirket, 1939 yılında faaliyetine son vermek zorunda kalır.

1960 yılında bir Türk madencilik şirketi, maden arama ve 10 yıl süre ile işletme ruhsatı alır.

1979 yılında Etibank Balya Kurşun-Çinko Tesis Müdürlüğü adı altında, bölgede madencilik faaliyetlerine başlar.

2009 yılında ise Ezzacıbaşı Esan Balya-Balıkesir bölgesinde kurşun-çinko yeraltı işletmesi faaliyete geçer.

Halen bu şirketin Çinko işletmesine ait olan büyük bir atık havuzu bulunuyor.

Günümüzde, toprak üzerinde katmanlar halinde maden atıkları bulunmakta, atıkların arasından geçen dere sarı renkte akmakta, asit belirtileri görülmektedir.

Evet, konu fazla ayrıntılı oldu, ama bu maden sahasının Balya tarihinde önemli bir yeri var ve halen yani günümüzde madenlerin Fransızlar tarafından işletildiği dönemlerden: üretim tesisleri, idari ve hastane binası kalıntıları kalmıştır.

Özellikle hastane o yıllarda (1876-1940) Ege ve Güney Marmara bölgesinin en büyük ve modern hastanesidir.

Ancak maden ocaklarının kapatılmasıyla: binalarda bulunan demir, tuğla ve kullanılabilecek malzemeler talan edilmiş, hastane binası günümüze harabe halde ulaşmıştır.

Öte yandan, gümüş, kurşun, çinko çıkarılan ve uzun yıllardır kapalı bulunan maden sahasında çevresel zararlar sürüyor.

Bugün dahi, vadideki kükürtten kaynaklanan çok yoğun ve rahatsız edici bir koku vardır.

Balya Dağ Ilıcası
 

DAĞ ILICASI

Balıkesir ve çevresinde çok tanınan bir kaynaktır. İlçe merkezine 20 km uzaklıktadır.

Sülerya dağları olarak bilinen “Solarya Dağları” nın güney eteklerinde Ilıca beldesindedir.

Sıcak sular, alüvyonlu araziden çıkar.

İyon değerleri olarak: sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir ve lityum içerir.

Suyun sıcaklığı: 61 derecedir.

Günümüzde, Dağ Ilıcası, özel bir şirket tarafından şeklinde işletilmektedir.

120 odalı ve 4 kapalı termal havuzlu bir otel bulunmaktadır.

Balya Akbaş Köyü Etnoğrafya Müzesi

AKBAŞ KÖYÜ ETNOĞRAFYA MÜZESİ

Cumhuriyet tarihine ışık turan özel bir mekan olan bu müze, Türkiye’nin ilk köy okullarından birinin restore edilmesiyle oluşturulmuştur. İçinde eski öğrenci kayıtları, kara tahtalar, sıralar, defterler ve köylülerin günlük yaşamda kullandığı birçok eşya bulunmaktadır. 

Müze hem nostaljik hem de öğretici yönüyle dikkat çeker. Özellikle eğitim tarihine ve kırsal kültüre ilgi duyanlar için mutlaka görülmesi gerekir diye düşünüyorum.

 

 

 

Gönen tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Havran tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Balıkesir tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Tekirdağ Hayrabolu

Tekirdağ Hayrabolu

Bir ucundan, diğer ucuna, yürüyerek 20 dakikada gidilebilen, küçük bir yer. Ama, Tekirdağ limanına yakın olması nedeniyle, yakın zamanda birçok fabrikanın kurulduğu ve kurulması düşünülen, bunun sonucunda ekonomik hayatı yoğunlaşacak bir yer.

Özellikle, baştaki “h” harfi çıkarılarak, yerlileri tarafından “ayrabol” olarak okunur, söylenir ve şive edilir.

Hayrabolu

ULAŞIM

Tekirdağ-Edirne kara yolu üzerinde, oldukça merkezi bir konumdadır. Hayrabolu-Tekirdağ arası uzaklık: 52 km.

TARİHİ

Hayrabolu’nun eski adı: Chariupolis. Yani: rüzgarlı şehir. Bugünkü ismi ise, Türkler tarafından fethedilmesinden sonraki adı olan “Hanripol” kelimesinden “Hayri-bol” ve son olarak “Hayrabolu” olmuştur.

Bölgede yapılan arkeolojik araştırmalarda: tarihi süreç içinde: Makedon, Hun, Avar, Peçenek, Roma, Bizans egemenlikleri ve 1368 yılında, Türkler tarafından bölgede hakimiyet kurulması.

Türk güçlerinin yoğunluğunu, Yörükler oluşturmuştur. Bu Yörük güçlerinin komutanları ise, Hayrabolu ve Çorlu yörelerinde otururlarmış. Tabii bunlarla birlikte, bölgede, çok sayıda, Yörük boyları yerleşmiştir.

1829 ve 1878 yılında Ruslar, 1912 yılında Bulgarlar ve 1914 yılında Yunanlılar, bölgeyi işgal ederler. 1922 yılında, işgal sona erdirilir.

 

HAYRABOLU KURULUŞ EFSANESİ

Söylenenlere göre: Hayrabolu’nun bulunduğu yer, antik dönemlerde: ormanlıktı. Bir gün: bu bölgenin dışında yaşayan, göçebe bir kavimin koyunları, buralarda kaybolur.

Bütün kabile, günlerce, ormanlarda koyunlarını ararlar. Bu aramalardan bitkin düşen bir çoban: böğürtlen ve diğer yemişlerin bol olduğu bir yerde oturup, biraz dinlenmek ister.

Dinlenirken, çalılıklardan topladığı yemişleri yemeye başlar. O anda, hiç beklenmeyen bir olay olur.

Çobanın üzerine oturduğu taş, döner ve güney istikametinde oturmuş olan çoban, kuzey istikametinde oturur hale gelir.

Bu durumdan çok korkan çoban, koşarak oradan uzaklaşır ve kabilesinin bulunduğu yere gider.

Durumu, yani taşın dönmesini, kabile reisi ve ailesine anlatır. Çobanın anlattıklarını dinleyenler, hep birlikte Döner Kayanın bulunduğu yere gitmeye karar verirler.

Giderler, çobanın söylediği kayayı bulurlar. Kaya, hafif yüksek bir bayırda bulunmaktadır.

Bayıra tırmandıklarında, bir bakarlar: günlerdir aradıkları koyunlarının hepsi oradadır. Bunun üzerine, kabile, bulunduğu yeri terk eder ve gelip buraya, bayırın bulunduğu yere yerleşirler.

Evet, koyunların bulunduğu bayır, günümüzdeki Hayrabolu’nun bulunduğu yerdir.

Döner kayanın bulunduğu yer ise: Kahya Mahallesinde, mezarlıklar mevkiindeki “Döner kaya” olarak anılan yerdir.

Kaya, günümüzde toprak altında kalmış olmasına rağmen, bulunduğu mevki olarak kuzey rüzgarlarını almaktadır.

Zaten bu nedenle, Hayrabolu yöresine “Rüzgarlı şehir” de denilmektedir.

Tekirdağ Hayrabolu

GENEL

Bölgenin en verimli toprakları, Hayrabolu ilçesi sınırları içinde, Ergene havzasında, Hayrabolu deresi vadisindedir.

Hayrabolu deresinin oluşturduğu bu vadinin, güney yamacı daha diktir.

Zaten, Hayrabolu deresi, ilçe merkezinden de geçiyor ve Ergene ırmağına dökülüyor. Bu topraklar üzerinde: ayçiçeği ve buğdaya dayalı, tarımsal faaliyetler sürdürülüyor.

İklim durumu incelendiğinde, bölgede: Trakya geçiş ikliminin egemen olduğu görülür. Buna göre, kışlar oldukça yağışlı ve çok soğuk, yazlar ise az yağışlı ve sıcaktır.

Trakya’da, çoğu yörede olduğu gibi, burada da, büyük askeri tesisler var. Özellikle, tatil günlerinde, çarşıda asker kişi sayısı yoğunlaşıyor. Zaten: ilçede, internet kafe ve birahane sayısı, üst düzeyde. Her ana cadde veya ana caddeye yakın sokakta, bir internet kafe görmek mümkün.

 

AYÇİÇEK FESTİVALİ

Bu festival, Hayrabolu ilçesinde, 1991 yılından bu yana yapılmaktadır. Her yıl Ağustos ayının, 2. haftasında yapılan bu festivalde: konserler, yelkenli yarışları, fuarlar, motokros yarışları ve diğer çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir.

 

NE YENİR. NE İÇİLİR

Hayrabolu’da, peynir helvası. Bu tatlı: höşmerime benzen ama höşmerim değildir. Kemalpaşa tatlısından daha büyük ve tuzsuz peynirle yapılır.

Hayrabolu Meslek Yüksek Okulu

HAYRABOLU MESLEK YÜKSEK OKULU

Aydınlıkevler Mahallesi Osman Eseler Caddesindedir.

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesine bağlıdır. 1993 yılında eğitim öğretim hayatına başlamıştır. 5 bölüm ve 5 programla eğitim sürdürülmektedir.

Hayrabolu Meslek Yüksek Okulu

Üniversite, Hayrabolu Meslek Yüksek Okulu için yeni bir bina yaptırmaktadır.

 

GEZİLECEK YERLER

Tekirdağ Hayrabolu  Sarsan Baba (Şair Ahmedi) Türbesi

SARSANI AHMED TÜRBESİ

Kanuni Sultan Süleyman’ın, deve kolları komutanı ve çağının büyük şairi: Melami pirlerinden Ahmed-i Serban’ın türbesi burada bulunuyor.

Şair, Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaşamış ve Bağdat seferine katılmıştır.

Türbe yapısı: 1527 yılında yapılmıştır.

Kaygusuz isimli bir divanı bulunmaktadır.

Bu kişi: Hayrabolu’ya yerleşmiş ve 1545 yılında ölmüştür.

Tekirdağ Hayrabolu Ulu Cami (Güzelce Hasan Bey Camii)

ULU CAMİ (GÜZELCE HASAN BEY CAMİİ)

Sultan II. Beyazıt’ın damadı Güzelce Hasan Bey tarafından, 1500 yılında yaptırılmıştır.

1877 yılında, restorasyon yapılmış olup, 1920 yılındaki depremde büyük hasar görmüştür.

1947 yılında yeniden onarım görmüştür.

Bu cami hakkında ilginç bir not var.

Amerika’daki Southern California Üniversitesinden bir heyet gelerek, cami mimarisi üzerinde çeşitli incelemeler yapmışlar ve bu incelemeler sonucunda: caminin ses ve gün ışığı alma sistemlerini çok beğenmişlerdir.

 

HACILAR KÖYÜ TÜMÜLÜSÜ

Yüksekliği: 9.5 metre ve çapı: 60 metredir.

Kaçak kazı tahribatları nedeniyle 1995 yılında Tekirdağ Arkeoloji Müzesi tarafından kurtarma kazısı yapılmıştır.

Kazılar sonucunda, Tümülüs içinde: kremasyon mezar tipi bulunmuştur.

Buna göre: ölü, yakıldığı yere gömülmüştür.

Mezar çukurunun önünde, ziyafetlerin yapıldığı ve atının yakıldığı yuvarlak bir çukur daha bulunmuştur.

Gömülen kişi, mezarda bulunan kılıç, mızrak ve kalkanından anlaşıldığına göre, Roma  döneminde yaşamış, Traklı bir komutandır. MS.1.yüzyıla tarihlenir.

Tekirdağ Hayrabolu Paşa Camii

PAŞA CAMİ

1419 yılında yapılmıştır. Yöre halkı tarafından “Çelebi Sultan Mehmet Camisi” olarak da bilinir.

Camiyi yaptıran, Çelebi Sultan Mehmet, mimarı ise: Hacı İvaz’dır.

Cami yapısı: 1875 yılında, büyük onarım görmüştür.

Ayrıca: 2004 yılında yeniden bir onarım görmüş ve 2005 yılında ibadete açılmıştır.

 

Tekirdağ Hayrabolu Hacılar Köprüsü

HACILAR KÖYÜ KÖPRÜSÜ

1859 yılında, Vali Ahmet Ataullah Bey tarafından yaptırılmıştır.

Tekirdağ yolu üzerinde, Hayrabolu deresinin üstündedir.

Altı gözlü bir köprüdür.

Ancak, ilk yapılan orijinal köprü daha sonra yıkılmış ve 1861 yılında yeniden yapılmıştır.

Köprü: günümüzde de kullanılmaktadır.

Hayrabolu Kalesi

HAYRABOLU KALESİ-KALETEPE

Hisar Mahallesindedir.

Kale, ilçenin en yüksek noktalarından birine kurulmuş olup, bir gözetleme ve savunma noktası olarak kullanılmıştır.

Eski adı Chariupolis (Rüzgarlı Şehir) olarak bilinen Hayrabolu, Roma ve Bizans dönemlerinde önemli bir yerleşim yeriydi. Kale bu dönemlerde inşa edilmiş ve Osmanlı fethine kadar çeşitli güçlerin elinde kalmıştır.

1357 yılında Osmanlılar tarafından fetih edilen Hayrabolu, kısa süre sonra elden çıkmıştır. 1368 yılında, Sultan I Murat, burayı kalıcı olarak Osmanlı topraklarına katmıştır.

Evet, kalenin bulunduğu tepe Ergene Ovasının panoramik manzarasını sunar. Kale kalıntılarına ulaşmak için kısa bir yokuş tırmanmak gerekir. Ziyaretçiler kale kalıntıları arasında dolaşırken, ilçenin tarihine dair bir yolculuğa çıkarlar.

 

 

Hayrabolu Çelebi Sultan Mehmet Camii

ÇELEBİ SULTAN MEHMET CAMİİ

Hisar Mahallesindedir. Paşa Camisi olarak da bilinmektedir.

Cami, Çelebi Sultan tarafından 1419 tarihinde yaptırılmıştır.

Kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen planlıdır.

Doğu cephesinde, 7 sütunun taşıdığı 8 kemerli revakları bulunur.

Kuzey kısımda minaresi bulunur.

Hayrabolu Çelebi Sultan Mehmet Camii haziresi

Caminin doğusunda, çok sayıda mezar taşı bulunan büyük bir haziresi vardır. Bu mezar taşlarının Kırım Geray Hanedanı mensuplarına ait olduğu hakkında, cami girişinde bilgilendirme panosu bulunuyor. Üç buçuk asır boyunca Kırım Hanlığına hükümdar veren Geray Hanedanı mensupları, 16’ncı yüzyıldan itibaren Osmanlı devleti topraklarına yerleşmeye başlamışlardır. Eski Osmanlı topraklarında Gereylardan kalan maddi izlerin büyük çoğunluğu mezar taşlarıdır.

Günümüzde hazirede, Geray Hanedanına mensup üç mezar taşı bulunmaktadır.

2024 yılında camide restorasyon çalışmaları başlamıştır.

 

 

HAYRABOLU KENT ORMANI-SEVGİ ORMANI

Aydınevler Mahallesindedir.

Ormanın içinde yürüyüş yapılabilir, piknik yapılabilir ve kuş sesleri eşliğinde dinlenebilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

Tekirdağ şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Edirne şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.