Adana Tufanbeyli

Adana Tufanbeyli


Tarihi eserleri ve yaz turizmine elverişli doğa güzellikleri olan bir yöre, özellikle “Şar” antik kenti, inanın buralara yolunuz düşerse veya yakınlardan geçerseniz, mutlaka “Şar” antik kentine gidin görün, tarih meraklılarına kesinlikle gidip görmelerini öneriyorum.

ULAŞIM

Tufanbeyli, Adana il merkezine: 190 km. uzaklıktadır. Ayrıca: Kayseri-Tufanbeyli arasındaki uzaklık ise: 178 km. dir. Tufanbeyli-Kahramanmaraş arasındaki uzaklık ise: 160 km. dir. Evet, sanırım dikkatinizi çekti. Bağlı olduğu il merkezi dışında, iki İl merkezine daha yakındır.

TARİHİ

İlçe yerleşimi çok eski tarihlere kadar gitmektedir. Bunun örnekleri olarak: ilçenin kuzeyinde Sur Hacıbekri, Hanyeri köyü yakınındaki höyükler, aynı zamanda ilçenin güneyinde kale kalıntısı, ören yerleri bulunur.

Bir dönem “Höketçe” ismini taşımıştır. İlçe Saimbeyli ilçesine bağlı bir bucak merkeziyken 1958 yılında Saimbeyli’den ayrılarak “Mağara” adıyla ilçe olmuştur.

Mağara ismine ait 3 rivayet vardır. Birinci söylenti: Şar kraliçesi Mariye’den geldiğidir. İkinci söylenti: bu yerleşim yerinin çevresi dağlarla çevrili olduğu için mağaraya benzetilmesinden dolayı bu ismin verildiğidir.

Üçüncü söylenti ise, ilçe halkı birkaç kabile halinde günümüzden 300 yıl kadar önce, bir cinayet yüzünden Elbistan’ın Büyük Yapalak Köyünden bu bölgeye gelmiştir.

Bunlardan bir kabile şimdiki Çukurkışla köyü yakınlarındaki mağaraya, diğer bir kabile Şar köyü yakınlarındaki bir mağaraya yerleşirler.

Bu iki akraba kabile, zaman içinde birbirlerine gidip gelirken, nereye gidiyorsun denildiğinde “Mağaraya” şeklinde hitap ederken, ilçenin ismi “Mağara” olmuştur.

Daha sonra ise, 1965 yılında “Mağara” olan ismi, Kurtuluş Savaşında büyük kahramanlıklar gösteren Çukurova Bölgesi Kuvayi Milliye Kumandanlarından Aydınoğlu Osman Tufanbey’in adından dolayı “Tufanbeyli” olmuştur.

Bir dönem Amerikalıların misyonerlik çalışmaları için kurduğu “Amerikan Koleji” uzun süre bölgede faaliyette bulunmuştur. 1920 yılında Saimbeyli’de 7 adet değirmen bulunuyormuş.

Adana Tufanbeyli

GENEL

Rakım 1474 metredir. Seyhan nehrinin bir kolu olan Göksu ırmağı, ilçenin yakınından geçer ve ilçe topraklarını ikiye böler. Karasal iklim hakimdir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve yağışlı geçer.

Adana Tufanbeyli

Adana İlinin, bu en uzak, en şirin ve en serin ilçesi, sosyal ve kültürel yapısıyla, kendi ayakları üzerinde durmaya çalışmaktadır. Tarihi eserleri, yaz turizmine elverişli doğal güzellikleriyle, mütevazi bir ilçe görünümündedir.

Tufanbeyli Meslek Yüksek Okulu

TUFANBEYLİ MESLEK YÜKSEK OKULU

İlçe merkezinde İstiklal Mahallesi Saimbeyli Caddesi Özel İdare İşhanı Kat 1 dedir.

Çukurova Üniversitesi bünyesinde 2011 yılında kurulmuştur. Meslek yüksekokulunda derslikleri, laboratuvarı, konferans salonu, yemekhanesi ve kantini ile hizmet vermektedir. 

Okulda 3 bölüm vardır. Bunlar: Elektrik ve Enerji Bölümü, Bitkisel ve Hayvansal Üretim Bölümü ve Büro Hizmetleri ve Sekreterlik Bölümüdür. 

 

Tufanbeyli

GEZİLECEK YERLER

Adana Tufanbeyli Şar Köyü

ŞAR KÖYÜ

Yeri:

Şar köyünde: Şar-Komana antik kenti kalıntıları var, bu antik kalıntılara ulaşmak için Şar köyünü hedeflemelisiniz.

Buraya nasıl gidilir: Adana-Kozan-Saimbeyli-Tufanbeyli yol güzergahını takiben, Tufanbeyli ilçesinin içindeki kahverengi tabelalar takip edilerek buraya ulaşılır, Adana il merkezine 205 km, Tufanbeyli ilçe merkezine 15 km uzaklıktadır.  

Şar Köyü:

Burada, 3 Temmuz 1920 tarihine kadar Ermeniler yaşamıştır, Fransızların Çukurova bölgesini işgal etmesiyle, Kuvai Milliye ve Milis kuvvetleri tarafından, 3 Temmuz tarihinde başlatılan kurtuluş mücadelesi, 7 Temmuz tarihinde zaferle sonuçlanmıştır. Köy bu tarihten 1929 yılına kadar boş kalmıştır. 1930 yılları başlarında, Artvin’den göç eden Gürcü bir gurup, ardından Erzurum’dan göç edip Kayseri Sarız ve Pınarbaşı ilçelerinin çeşitli köylerinde konaklayanlar, ardından buraya yerleşmiştir. 

Büyük tepeler arasında kurulmuş, engebeli bir araziye sahiptir.

Köyün ortasından “Sarız kuyu deresi” geçer.

Köyün geçimi büyük oranda hayvancılıktır.

Evet, yukarıda belirttiğim gibi, Şar ören yeri Sit alanı olarak ilan edilmiş ve arkeolojik kalıntılar koruma altına alınmış olmasına rağmen, Şar köy kurulmuştur. 

Köyde bulunan 150 hane, tarihi yapılarla iç içe yaşıyor. 

Tabii durum böyle olunca, tarihi eserler zamanla tamamen yağma edilmiştir. 

Köylüler, köyün tamamı Sit alanı ilen edilmiş olmasına ve buna bağlı olarak köyde çivi dahi çakmak yasak olmasına rağmen, köyde bulunan her evin duvarında veya bahçe duvarında, yapı malzemesi olarak kullanılan heykeller, sütun başları görülmektedir, hatta bu evlerin birçoğu antik şehrin kalıntıları, sarayları üzerinde yapılmıştır. 

Hatta, tarihi kalıntılar arasında en önemli yeri tutan Tapınak kapısı, halen köyde bir şahsın arazisindedir ve canı istediği zaman, canı istediği kişilere burayı göstermektedir.

Yani tam bir rezalet.  

 

Adana Tufanbeyli Şar antik Kenti-Komana

ŞAR ANTİK KENTİ-KOMANA:

 

Kizzuwatna Krallığı:

Çukurova bölgesinde kurulan ve başkenti Kummanni olan ve MÖ 1400 yılında, Hitit İmparatorluğuna bağlanan krallıktır. (Başkenti Kummani, henüz nerede olduğu bilinmemektedir.)

Yani iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde ise Hitit krallığına bağlıdır.

Ancak bazı Hititologlar, buranın kutsal kent ve aynı zamanda başkent olduğunu öner sürerler.

Antik Komana kenti, Antitoros dağları içinde bulunan kuzeybatı Kılkoyak ve güneydoğuda Karakoyun dağları arasında bulunan, oldukça dar bir vadide ve Seyhan Nehrinin yukarı kaynaklarından Göksu ırmağının suyu bol kollarından biri olan Sarız (Sarus) ırmağı üzerinde yer alır.

Kizzuwatna krallığı rahip ve doktorlar tarafından yönetilirdi, hiç asker yoktu.

Ancak mistik güçlerinin olduğuna inanılırdı ve korkulurdu, bu yüzden Hitit kralları, bu dini krallığın desteğini alabilmek ve insanlar üzerindeki etkilerini yükseltmek için Kizzuwatna krallığının kızlarını eş olarak alırlardı.

Zaten Hitit tarihini bilenler biler, Hititler, fetih ettikleri yerlerdeki tanrıları, korkar ve çekinirler, kendi tanrıları olarak kabul etmişler ve Hattuşaş şehri, yani başkentleri “Bin tanrılı şehir” olarak bilinir.

Hititler bölgeyi ele geçirdikten sonra Komana şehrini, imparatorluğun ikinci dini merkezi olarak belirlediler. (İlk dini merkez, Pontus Komanası’dır.)

Dini merkezlerinde: halkın “Ma” dediği Enyo Tapınak bulunuyordu.

Halkın çoğunluğu dindar kişilerden ve tapınakta yaşayan hizmetkarlardan oluşuyordu.

Başrahibin ve emrinde 6 bin kadın ve erkek hizmet ediyordu.

Tapınağa vakfedilen zengin toprakların gelirini de başrahip alıyordu.

Büyük rahip, Hitit kralının soyundan gelenler arasından seçiliyor ve başrahibin Kilikya ve Kapadokya komanalarındaki mevkii kraldan hemen sonra gelirdi.

Hitit kralları, buraya gelerek bizzat dini ayinlere katılıyorlardı.

 
Strabon’un şehir hakkında yazdıkları:

Amasyalı ünlü coğrafyacı gezgin Strabon burası hakkında şunları söyler: “Antitoroslar’da derin ve dar vadilerde Komana ve buradaki halkın “MA” dedikleri Enyo tapınağı bulunuyordu.

Burada “MA” adı verilen tanrıçaya tapılıyordu.

Bu tanrıça, belirgin dış görünüşüyle savaş motifini şahsında temsil etmiş ve bu yönüyle ünlenmiş olmakla birlikte aynı zamanda doğanın yaratıcısı “Büyük Ana Tanrıça” idi.

Saçının bir tarafı gümüş, bir tarafı siyah imiş.

Kadınlığın sembolü imiş ve emrinde binlerce kadın ve hadım edilmiş erkek çalışırmış.

Strabon aynı adı taşıyan iki kenti tanrıça “MA” nın ana kült merkezi olarak gösterir.

Bunlardan birincisi Şarköy’e lokalize edilen Kapadokya Komanası, diğeri ise Tokat yöresinde “Pontus Komanası” dır.

Her iki Komananın yazıt ve sikkelerinde, doğrudan bir “MA” yoktur ancak yazılı kaynaklarda Kapadokya Komanası’nda tapınılan tanrıça halkın “MA” olarak bildiği Enyo ya da Bellona adlarıyla gösterilmiştir.

Roma diktatörü Sulla’nın MÖ 88 yılında, Anadolu’da Pontus kralı Mithradates Eupator’a karşı savaşmak üzere Anadolu’ya gelmiş ve bu olayın ardından “MA” kültünü Roma’ya götürmüştür. “

Strabon: Kapadokya Komanası’nın önemli bir kent olduğunu, halkını çoğunlukla dindar kişiler ve tapınakta yaşayan hizmetkarların oluşturduğunu belirtir.

Halkı Kataonialılar olup, genellikle krala tabi olarak sınıflandırılırlarsa da aslında çoğunlukla rahibe tabidirler.

Rahip, tapınağın ve hizmetkarların ruhani başkanıdır.

Strabon, orada konuk olduğu sırada, kadın-erkek karışık, tapınaktaki rahip ve hizmetkarların sayısının altı binden fazla olduğunu söyler.

Ayrıca, tapınağın geliri rahipler tarafından kullanılan önemli arazilerin bulunduğunu belirtir.

Strabon, ayrıca Saroz nehrinin Komana’nın içinden geçtiğini Torosları geçerek Kilikya ovalarına indiğini ve denize döküldüğünü de belirtir.

Tarihte ilk yazılı anlaşma, Kadeş Barış Anlaşması, Hititliler ve Mısırlılar arasında yapılan bu yazılı anlaşma, söylenenlere göre Hitit Kralı 3’ncü Hattuşil’in karısı Puduhepa’nın gayretleriyle yapılmıştır. Puduhepa; Komana’lıdır.

O dönemde şehir, Hitit İmparatorluğuna bağlı Kizzawatna imparatorluğunun merkeziydi ve biraz önce yukarıda belirttiğim gibi, Hitit kralları, Komanalı kızlarla evleniyorlardı.

Adana Tufanbeyli Şar antik Kenti-Komana Puduhepa
hitit kraliçesi Puduhepa

Bir başka söylenti daha var:

Hitit kralı III. Hattuşili, Kadeş savaşında kardeşi Kral Muvatatli’ye yardım edip ülkesine dönerken, koruyucu tanrısına gerekli kurbanları sunmak için Komana (Şar) şehrine uğrar.

Orada kalırken, rüyasında gördüğü Tanrı İştar’ın isteği üzerine, yüksek bir rahip ailesine mensup, soylu İştar rahibesi Kizzuwatna kralının kızı Puduhepa ile evlenir.

O dönemde kutsal kent Komana, Kapadokya krallarından sonra gelen ikinci önemli kişiler olan rahipler tarafından yönetilmekteydi.

Hattuşili ile evlenerek Hattuşa’ya giden Puduhepa, Muvattali’nin ölümü üzerine yerine geçen kocası kral ile birlikte Hitit Kraliçesi olur ve böylece barışsever ve insancıl olarak kendini yetiştirmiş ve etkili bir kadın olan Puduhepa, ülke yönetiminde söz sahibi olur.

Çünkü Puduhepa kurnaz bir kadındır ve bir süre sonra kralın tüm işleriyle ilgilenen ihtiraslı bir kadın olacaktır.

Puduhepa’nın diğer dikkat çekici özelliklerinden birisi de, Hattuşa’da kralın üzerinde kurduğu siyasi otoritedir.

Birçok konuda, özellikle devlet işlerinde kocasını Hypokondiac yapmış ve onu bir kenara iterek, tüm işlerle kendisi ilgilenmiştir.

Her konuda söz sahibidir.

Yolsuzluk davalarına bakmak, doktor atamak, fal baktırmak, tanrılara adaklar sunmak, diğer ülkelerle yazışmak gibi bütün konular, onun tekeline girmiştir.

En önemli icraatı ise, onlarca yıl süren Kadeş Savaşına son vermek için kocasını barışa ikna etmesidir.

Hitit Kralı III. Hattuşili ve Mısır Firavunu II. Ramses arasında, MÖ 1285 yılında dünya tarihinde ilk yazılı barış anlaşmalarından olan Kadeş Barış Anlaşması imzalanır.

Puduhepa ise, anlaşmaya eşiyle birlikte aynı yetkide mühür basar.

Bu olay Puduhepa’ya hem bir devlet anlaşmasına mühür basan ilk kadın olma özelliğini verir, hem de kadın-erkek eşitliği konusunda önemli bir adım olur.

Bu nedenle, Tufanbeyli, Puduhepa’nın doğduğu Şar şehrini bünyesinde barındırması nedeniyle “Barışın doğduğu şehir” olarak önem kazanır.

Evet, Komana şehrinin Hitit öncesinde başlayan ve Hitit döneminde zirveye çıkan önemi, bin yıl boyunca sürdü ve dünyanın en önemli şehirlerinden birisi oldu.

Şehir ve Kizzuwatna krallığı, Hititler dağıldıktan sonra, bir süre bağımsız kaldı ve ardından bu kez Mitannilerin egemenliğine girdi.

 

şehirde Roma hakimiyeti:

Daha sonra ise şehir Roma hakimiyetine girdi.

Bu dönemde, şehir hala dini özellikler önde geliyordu ve halkın çoğunluğu Luviler ve Mitannilerden oluşuyordu.

Romalılar şehri ele geçirdikten sonra, şehre konsüller gönderdiler, bu konsüller şehirde imar faaliyetlerine giriştiler, kendi adlarına tapınak ve anıt mezarlar yaptırdılar.

Roma döneminde ise “Hieropolis” ve “Çomana” isimleriyle de tanınmıştır.

 

şehirde Bizans hakimiyeti:

Roma sonrasında ise Bizans geldi ve böylece bölgede yeni bir uygarlık gelişti. Amfi tiyatrolar, kiliseler, su kemerleri yapıldı.

 

şehirde Selçuklu ve Osmanlı dönemi:

Daha sonra Selçuklular ve ardından Osmanlılar geldi, İslami motiflerle süslenen şehir Komana daha da büyüdü.

Komana şehrinin ismi, daha büyük şehir anlamında “Şar” oldu.

Ancak bir süre sonra, Şar şehri unutuldu, terk edildi, burada sadece birkaç köylü ve Hitit döneminden kalan kaya mezarları, Roma tapınakları ve görkemli Alakapı kaldı.

Romalı konsüle ait anıt mezar kırık kilise olarak anıldı.

 

 

KOMANA  ANTİK KENTİ

Komana antik kenti, Seyhan nehrini oluşturan Göksu ırmağının kolu Sarız Çayının iki yakasında kurulduğu anlaşılmıştır. 

Şehir, Asurluların Malatya’dan Kayseri’ye geçiş güzergahı üzerindeydi. 

Çukurova toprakları üzerinde hüküm süren, Kizzuwatna’nın kültür başkentinin Kumanni-Comana olduğu konusunda bilgiler mevcuttur. 

Evet, uzun yıllar: Hitit, Mitanni, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde, bir yerleşim yeri olarak kullanılan antik kentte, günümüze ulaşan kalıntıların geneli Roma döneminden ve küçük bir kısmı Hitit döneminden kalmadır.

Adana Tufanbeyli Şar antik Kenti-Komana Amfi Tiyatro

 

Amfi Tiyatro

Yukarıda söz ettiğim gibi, Roma döneminden kalma amfi tiyatro, yanında bulunan köy evinin bahçesi konumunda:

Şehirden günümüze kalan kalıntılar arasında en önemlisi, yarı kademeli açık hava tiyatrosudur.

Yukarı mahallenin güneyinde, çayın sol kıyısındaki yamaçta bulunan Roma döneminden kalma tiyatronun bir bölümü hala toprak altındadır.

Ayakta kalan bölüm, sadece yüksek bir duvar ve merdiven şeklinde yükselen oturma sıralarıdır.

Bu merdivenlerin altında, hem destek ve hem de vahşi hayvanların barınak yeri olarak kullanılan mahzenler vardır.

Yine, bu mahzenlerin de bir kısmı toprak altındadır.

Adana Tufanbeyli Şar antik Kenti-Komana Bizans Kilisesi-Kırık Kilise
Adana Tufanbeyli Şar antik Kenti-Komana Bizans Kilisesi-Kırık Kilise
Adana Tufanbeyli Şar antik Kenti-Komana Bizans Kilisesi-Kırık Kilise

 

Kırık kilise

Turizm Bakanlığı tarafından restore edilen kilise, antik şehirdeki en belirgin kalıntıdır.

Bu yapının önemi, “W” biçimli cephe biçimlendirilmesinde yatmaktadır. 

Söz konusu bu cephe biçimlendirmesi, Geç Antik Dönem öncüsü olarak MS 5 ve 6’ncı yüzyıllarda Kapadokya kilise mimarisi için karakteristik özellikler taşımaktadır. 

Bu karakteristik özellik, duvarların dikey düzlemde pilasterlerle ve yatay düzlemde ise tüm duvar hattı boyunca kornişlerle vurgulanması ile ortaya çıkar. 

Şar ören yerinin kuzey doğusunda inşa edilmiş kilise, iri kesme taş bloklarla iki katlı olarak inşa edilmiştir. 

Yapı doğu-batı yönlü bir eğime sahip olmak üzere konumlandırılmıştır. 

Arazide ki eğimden dolayı, batıdan iki katlı, doğudan tek katlı olarak algılanmaktadır. 

Kilisenin doğusunda, apsis duvarına ait yapı kalıntıları bulunmaktadır. 

Girişteki mekanın kuzey ve güney cephe duvarlarında, altışar adet olmak üzere toplam 12 adet mezar nişi ve batı cephe duvarında giriş açıklığı ve iki adet pencere açıklığı bulunmaktadır. 

Kilisenin en dikkat çekici cephesi, batı cephesidir. 

880 cm yüksekliğinde batı cephe oldukça simetrik ve süslemeli olarak inşa edilmiştir. 

Duvar örgüsünde herhangi bir bağlayıcı harç yoktur.

Kuzey ve güney cepheleri, kısmen ayakta kalabilmiştir. 

 

Evet, Ortaçağ Roma döneminde MS 4’ncü yüzyıl başlarında yapılmış bir anıtmezar, Bizanslılar döneminde tarihi tam belirlenemeyen bir dönemde yeni eklemeler yapılarak haç biçimli kiliseye dönüştürülmüştür.

Doğu ucundaki apsis, yanının Geç Dönemde kiliseye çevrildiğini ve isminin de buradan geldiğini göstermektedir. 

 

Anıt mezar ve Kiliseye çevrilme:

Kırık Kilise adıyla bilinen ve yapım evresini oluşturan anıt mezarın, MS 311’de Noricum eyaletinde Praeses olarak görev yapan Roma Senatörü Aurelius Claudius’a aittir. 

Kitabesine göre, MS 4’ncü yüzyılın ortalarına tarihlenmektedir. 

Anıt mezardan: tüm alt kısmı ve tonozlu mezar odası, korunarak günümüze ulaşmıştır. 

Üst katın cephesi de ilk yapıldığı dönemin özelliklerini korumaktadır. 

Yan duvarlar ise, kiliseye çevrilme aşamasında, tümüyle yenilenmiştir. 

Doğuya doğru uzanan duvarların giderek kaba bir şekilde işlendiği görülür. 

Doğuda bulunan ve hem dıştan hem içten yuvarlak olan apsis ile önündeki koro kısmı, devşirme malzemeden yapılmıştır. 

Kiliseye giriş bir merdiven ve rampa üzerinden, neflerle yapılmaktaydı. 

Ana girişe yönelen kuzeydeki rampada Ortaçağ Dönemi mezar taşlarının döşeme taşı olarak kullanıldıkları anlaşılmıştır. 

Güneyde alt katta, odalar ve bir merdiven vardır. 

Roma anıt mezarının üst katındaki üç bölümlü tonozu; alan kazanmak için kırılarak açılmıştır. 

 

Genel mimari özellikleri:

Kesme taştan, dikdörtgen planlı olarak yapılmış anıt mezar, kubbesine isabet eden yıldırım ile yıkılmıştır.

 

Adana Tufanbeyli Şar antik Kenti-Komana Bizans Kilisesi-Kırık Kilise
Adana Tufanbeyli Şar antik Kenti-Komana Bizans Kilisesi-Kırık Kilise
Adana Tufanbeyli Şar antik Kenti-Komana Bizans Kilisesi-Kırık Kilise

 

Yapı tamamen iyi işlenmiş taş işçiliğine sahiptir.

Ancak alt kısımdaki mezar odaları ve odanın zemini, kaçak kazılar sırasında oldukça fazla tahrip edilmiştir.

Yapının ön kısmında bulunan alınlığa ait parçaların bir kısmı, binanın önünde yerde toprağa gömülü olarak bulunmuştur.

Yapının üst kısmına, Bizans döneminde eklenen duvar izleri görülür.

Bunlara göre, yapıya Bizans döneminde, kuzey ve güney yönde transept eklenmiştir. (transept: kilise alanını haç işareti biçiminde vurgulayan çapraz nef)

Batı duvarının iç kısmı tamamen harap haldedir.

Burası Bizans döneminde yeniden düzenlemeler sırasında, ana mekana daha fazla yer açmak için, orta kemerden uzanan çatı ve duvarlar yıkılmıştır.

Zemindeki kireçli sıva izleri, bu duvarın aşağıdaki iç odanın yıkılan batı duvarı ile nasıl bağlandığını gösterir.

Yapının kuzey ve güney duvarları: pencere ve kuzey duvara da kapı eklemek için yeniden inşa edilmiştir.

Günümüzde bu kiliseden sadece 5 metre yükseklikte apsis kısmına ait bir duvar kalmıştır.

Bu yapıya ait yerdeki taş bloklar üzerinde çeşitli geometrik motifler ve bir haç şekli görülür.

Adana Tufanbeyli Şar antik Kenti-Komana Bizans Kilisesi-Kırık Kilise Anıtsal Kapı (Alakapı)
Adana Tufanbeyli Şar antik Kenti-Komana Bizans Kilisesi-Kırık Kilise Anıtsal Kapı (Alakapı)
Adana Tufanbeyli Şar antik Kenti-Komana Bizans Kilisesi-Kırık Kilise Anıtsal Kapı (Alakapı)

 

Anıtsal kapı (Alakapı)

Şehrin en değerli kalıntısıdır.

Ancak kapı bir kişinin bahçesinin içindedir, kapıyı görmek yanına gitmek isterseniz, bu kişiden izin almanız gerekiyor.

Halk arasında “Ala kapı” olarak adlandırılan bu yapı, küçük bir Roma tapınağının ayakta kalan cella giriş kapısıdır.

Uzunluk 6 metre, genişlik 3 metredir.

Bunun çevresinde, tapınağa ait birçok mimari parça bulunmaktadır.

Ancak bu alan, biraz önce söz ettiğim gibi bahçe olarak kullanıldığından, taban döşemesi tamamen yok olmuştur.

Yapılan araştırmalara göre, bu yapıda da kaba Bizans işçiliği görülmüştür.

Cella girişinde, üzerinde ters omega ve alfa harfleri bulunan ve kuşlarla süslü bir taş levha bulunmuştur.

Bu taş levha MS 6’ncı yüzyıla tarihlenmiştir.

Bunlar değerlendirildiğinde, bu tapınak alanının daha sonra Bizans döneminde de dini amaçlarla kullanıldığı tahmin edilmektedir.

Adana Tufanbeyli Şar antik Kenti-Komana Bizans Kilisesi-Kırık Kilise Anıtsal Kapı (Alakapı)
Adana Tufanbeyli Şar antik Kenti-Komana Bizans Kilisesi-Kırık Kilise Anıtsal Kapı (Alakapı)

 

Yine bu alanda yapılan çalışmalarda bulunanlar: MS 2 ile 3’ncü yüzyıla tarihlenen: bir korint sütun başlığı, muhtemelen cella girişi üzerindeki frize ait vahşi domuz kabartması, üzerlerinde erkek ve dişi aslan kabartmalarıyla avlanırken betimlenen aslan kabartmalarının bulunduğu arşitray parçaları bulunmuştur.

Evet, yukarıda ayrıntılı anlattığım tanrıça MA-Enyo’nun tapınağı burada imiş.

Bugün görülen ve Alakapı denen devasa mermer kapı ise, o tapınağın giriş kapısı imiş.

Tapınak ve tanrıça o kadar büyük itibar görürmüş ki, zamanın bölgede yer alan tüm kralları, taç giymeden önce bu tapınağı ziyaret ederlermiş ve tanrıçaya çok zengin hediyeler sunulurmuş.

Tapınak tamamen yıkılmıştır.

Çünkü çıkan savaşlardan sonra yıkılan tapınak, bölgede meydana gelen güçlü heyelanlar neticesinde bugün yerin birkaç metre altında gömülü duruyor.

 

Hitit Kaya Mezarları

Şar köyüne girerken bulunan mezarlığın hemen arkasındadır.

Ancak bu kaya mezarların görüntüsü ilginçtir.

Dikkatli baktığınızda, bağıran bir erkek ve ağlayan bir kadın gibi görünürler.

 

 

SONUÇ:

Şar ören yerini ziyaret etmek isterseniz, haftanın Pazartesi günü hariç her gün açıktır. Açık bulunduğu saatler: 08.30-17.30 arasındadır. 

Yakın zaman önce, burada Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından restorasyon çalışmaları yapıldı.

Bu çalışmalar sonucunda, Kırık kilise onarıldı, ayrıca Şar antik kenti, kendi elektriğini üreten güneş panelleriyle ışıklandırıldı.

 

Adana Tufanbeyli Hanyeri Köyü-Hitit Anıtı

HANYERİ KÖYÜ-HİTİT ANITI

Köy il merkezine 205 km ve ilçe merkezine 30 km uzaklıktadır.

Hanyeri ve Gezbeli kaya anıtı, MÖ 13’ncü yüzyılda Hattuşa’yı, Kültepe, Kayseri, Develi, Bakırdağ, Tufanbeyli, Saimbeyli, Feke, Kozan üzerinden Kizzuwatna (Çukurova) ile bağlayan kestirme rota üzerinde bulunan Fraktin, Taşçı ve İmamkulu’ndan sonra dördüncü ve en özgün anıtlardan biridir. 

Karayolunun kuzey tarafındaki yamaçta bulunan kireç taşına yontulan anıt, 1938 yılında bulunmuştur.

Anıt, uygun bulunan bir kayalığın yüzeyi tesviye edilerek alçak kabartma tekniğiyle yapılmıştır. 

Kabartmanın bulunduğu alan: 2.30 metre yükseklikte, 1.50 metre genişliktedir.

Kaya bloğu, bulunduğu yerdeki zeminden 4 metre yüksektedir.

Adana Tufanbeyli Hanyeri Köyü-Hitit Anıtı Kabartma

 

Kabartma

Anıt kabartmada, Hitit kralı ile dağ/fırtına tanrısı tasvir edilmiştir. 

Sol tarafta, iri yarı görünümlü bir erkek kabartması vardır.

Kısa eteklidir.

Burnu yukarı kalkık dağ ayakkabısı giymiştir.

Kulağında küpesi vardır.

Düz beresinin önünde, boynuzu andıran bir süs görülür.

Bu erkek, öne doğru uzattığı sağ elinde: sivri ucu yukarı kalkık mızrak ve sol omuzunda yay taşır.

Belinde ise Hitit erkeklerinin vazgeçilmez, prestij silahı yarım ay kabzalı hançer var.

Kılıcı kemerden sarkmaz, bir ilmikle doğrudan elbiseye asılıdır.

Hemen arkasında, omuz tarafında bulunan hiyeroglifte: onun “Exercitus” veya “Rex Fılıus” yani Prens Kuwalanamuwa olduğu yazılıdır.

Böyle bir prens çivi yazılı tabletlerden ve Boğazköy mühürlerinden bilinmektedir.

Bu erkek kişi, anıtın yapıldığı III. Hattuşili-Puduhepa döneminde prens veya önemli bir kişi olmalıdır.

Mızrak tutan kolunun hemen üstünde, 4 tane hiyeroglif işaret vardır.

Burada: “Rex Fılıus Tonıtrus Dare” veya “Rex Fılıus” yani “Prens Tarhundapiyami” yazar ancak biraz önce de belirttiğim gibi bu prensin kim olduğu meçhuldür.

Hemen onun karşısında, sağ tarafta: muhtemelen alt tarafta kalan kaya yüzeyinin çürük olması nedeniyle, neredeyse prens kabartmasının üçte biri kadar boyutta bir “tanrı” sahnesi görülür.

Bu yer darlığından dolayı, sürekli ve istisnasız ölümcüllerden daha iri betimlenen tanrı, burada cüce kalmak zorunda kalmıştır.

Ancak belki de Hitit Dağ Tanrısını, fazla önemsemiyorlardı.

Sahnede arka ayakları, bir kaideyi veya sunağı andıran dağ zirvesi, ön ayakları ise bir dağ tanrısının sağ omuzu üzerinde duran bir boğa yer alır.

Bu “Fırtına Tanrısı” betimlemesidir.

Buna göre “Boğa Tanrısı”, Toroslar’ı aşarak uygar Mezopotamya’ya ulaşmakta olan Hitit kralının önünden yürümekte ve ona “buldozerlik” görevi yapmaktadır.

Dağ tanrısının selam vermek üzere öne uzattığı sol eli üzerindeki hiyerogliflerde “kral, dağ, Sarruma, …., dağ tanrısı” isimleri yazılıdır.

Evet, uzaktan görebilirsiniz. Yanına yaklaşmak mümkün değil.

Adana Tufanbeyli Kürebeli Yaylası

KÜREBELİ YAYLASI

İlçe merkezinin kuzeyine düşen yaylaya, yaklaşık 10 km lik bir stabilize yol ile ulaşılır.

Tamamen bakir durumda olan yaylada, sulama amaçlı gölet vardır.

Burada kamp kurup, piknik yapabilirsiniz.

Ancak kamp kurmak isteyenler, her türlü ihtiyaçlarını yanlarında götürmelidirler.

 

 

Adana şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için. 

 

 

Samsun Salıpazarı

Samsun Salıpazarı

Salıpazarı, Samsun arası uzaklık: 54 km. Salıpazarı, Çarşamba arası uzaklık: 17 km.

TARİHİ

Birinci Dünya Savaşından önce, yörede: Türk, Rum, Ermeni ve Gürcüler hep birlikte yaşarlarmış.

Ancak savaş sırasında Ermeni çeteleri ile Türk halkı arasında çatışmalar yaşanır.

Ancak, bu çatışmalar sonucunda Ermeniler bölgeyi terk etmek zorunda kalırlar.

Çünkü bu çatışmalar sırasında, Durmuşoğlu Ali Ağa tarafından Tufan Mezarlığındaki büyük bir Ermeni cephaneliği ele geçirilmiş ve bunlar Türklere dağıtılmıştır.

İlçenin tarihine ışık tutması açısından: İlçede bir fındık bahçesinde, yosunlarla kaplanmış çeşitli kayaların üzerinde Oğuz Boylarından Peçenekler ve Kıpçakların kullandığı “Runik Türkçe Yazılar” ve “Tamgalar” bulunmuştur.

Salıpazarı, 1973 yılında Belediye olmuş ve 1987 yılında ilçe teşkilatı kurularak Samsun iline bağlanmıştır.

İsminin kökeni: her hafta Salı günü ilçede kurulan pazardan gelir.

Samsun Salıpazarı

GENEL

İlçenin denize kıyısı yoktur. İlçe arazisinin yüzde 80’i engebeli, dağlık konumdadır.

Son derece gür ve yeşil bitki örtüsüne sahiptir. Ormanlık alanlarda: meşe, kızılağaç, kestane ve özellikle fındıklıklar bulunur.

Bunların yanı sıra bu ağaçlıkların arasında çok çeşitli ot ve bitkilere de rastlanır.

Yörede ovalık bölümlerde Orta Karadeniz iklimi, yüksek kesimlerde ise sert karasal iklim görülür.

Hatta, kışın 2 metreyi geçen kar yağışı tespit edilmiştir.

Yeşilçay ve Terme çayı, ilçe merkezinde kesişirler. Bu çaylar üzerinde üç köprü bulunur.

İlçe ekonomisi tarıma dayalıdır. Halkın büyük çoğunluğu tarımla uğraşır. Özellikle: fındık, çilek, çeltik üretimi yaygındır.

Salıpazarı Yeşilköy Kadabini Runik yazılar va Tamgalar

RUNİK YAZILAR VE TAMGALAR:

Runik yazı: Avrasya’da ilk kullananlar Ön-Türkler ve İskitler olduğu bilinmekte olup, İskitlerden sonra İpek Yolu güzergahında kullanılmış ve buna paralel olarak da farklı coğrafyalarda yayılmıştır.

Ancak genel olarak “Runik Yazının” ortaya çıkış ve yayılım serüveni ile Türk Runik Yazısının oluşumu hakkında farklı görüş ve öneriler ortaya çıkmıştır.

Bazı araştırmacılar, runik yazının kaynağı olarak yerli Anadolu halklarını gösterir.

Diğer bazı araştırmacılar ise, Runik Yazı ve Orhun Alfabesinin kökeni Ön Asya’ya bağlar.

Anadolu topraklarında, yaygın olarak kullanıldığı, kayalara kazınmış somut verilerle kesinlik kazanmıştır. Türk Runik Yazı ve Tamgalarının Samsun’da tespit edilmiş ilk örnekleri Terme Ambartepe ve Salıpazarı Yeşilköy ile Çağlayan Kaya Yazıt ve Tamgalarıdır. 

Zamanla bu Tamga ve Runik yazıların taş üzerine işlenmesi son bulsa da gelenek, ahşap üzerine işlenerek devam etmiştir. 

Salıpazarı Yeşilköy Mahallesi Kayadibi Kaya Mezarları
YEŞİLKÖY MAHALLESİ KAYADİBİ  

Yeşilköy’e bağlı Kayadibi Mahallesinde bir vatandaşa ait fındık bahçesinde daha önce kaya mezarlarının bulunmasının ardından, bahçede çalışmalara yoğunluk verilmiştir. 

Bahçede yapılan kazı ve araştırmalarda ise son olarak yosunlarla kaplanmış kayaların üzerinde Oğuz boylarından Peçenekler ve Kıpçakların kullandığı runik (Göktürk yazıtlarında kullanılan yazı türü) Türkçe ve tamgalar (damga) bulunmuştur. 

Tespit edilen runik yazı ve tamgalarla, Türklerin 1071’den önce de Anadolu’da varlığının ispatlandığı kanıtlanmıştır. Önce Türk boyu olan İskitler gelmiş, daha sonra Kıpçaklar ve Peçenekler gelmiştir. 

Salıpazarı Yeşilköy Mahallesi Kaya Dibi runik yazılar ve Tamgalar

Evet, Tamga ve Runik yazıları dört ayrı taş üzerin işlenmiş olup saha aynı zamanda 1 nci derece arkeolojik Sit alanı olarak 2010 tarihinde koruma altına alınmıştır. 

Kayadibi Mahallesindeki yazıtlar, ölü gömme kültü, defin adetleri ve inanç ritüelleri ile ilgili yazıtlardır. Burada kaya mezarları bulunmaktadır. 

Orhan-Yenisey, diğer Runik Türk Yazıtları ile Göktürk Alfabesinin incelenerek Samsun yazıtlarıyla karşılaştırıldığında, mevcut yazıların muhtemelen Ordu-Mesudiye Esatlı köyü yazıtında olduğu gibi, Gök Tengri’ye (Ay) yakarış ve ölen kişiye ait bilgiler içerdiği anlaşılmaktadır. 

Yoğun yağış ve yuvarlanmalar gibi nedenlerle oluşan tahribat nedeniyle yazıtlarda kayıplar mevcuttur. 

 

MURAT UŞAĞI SOKAĞI YAZITLARI:

Cennet Pınarı adıyla anılan ve sonradan çeşmeye dönüştürülmüş su kaynağı yakınında olup, çevresinde yer-su kültüyle ilişkili ritüellerin hala devam edegeldiği Kabataş adıyla anılan büyükçe bir Adak/Satı Taşı (bebeği olmayanların etrafında yedi defa dönerek kurban kestiği) ile kulak ağrısı çermiği bulunmaktadır. 

Tahrip edilmiş olmakla birlikte, izleri hala takip edilebilen birden fazla Tengri ve iç Tamgaları dikkat çekmektedir. 

Daire içine alınmış (+) Tamgası, Tengri (Gök Tanrı) demek olup, ölen kişinin günahsız olarak Tengri’ye kavuştuğunu ifade etmektedir ve birçok Türk boyunca arma olarak kullanılmıştır. Daha sonra Hıristiyanlık inancında Haç’a  dönüşen Tamga, daire içerisine alınmış haliyle de Türkler ve onlar vasıtasıyla diğer Pagan inanca sahip kavimlerce kullanılmıştır. 

 

ÇAĞLAYAN MAHALLESİ HARMAN KAYA/ÜÇ KAYALAR MEVKİİ

Harman Kaya mevkiine giden yol üzerinde olup, Harman Kaya Açık Hava Tapınım Alanı, 2015 yılında 1 nci derece Sit alanı olarak koruma altına alınmıştır. 

 

SONUÇ

Evet Türk insanı, birtakım ifadeler yüklediği çizgisel şekillerle anlatmak istediklerini, önce kayalara resmetmiş, oymuş, çizmiş, ardından bunları dokuma, maden, taş işçiliği başta olmak üzere diğer sanat eserlerine de aktarmayı başarmıştır. 

Bugün Türk kavimlerinin yaşadığı her yerde halı-kilim başta olmak üzere tüm el sanatları ürünlerinde Türk Runik Yazısı ve Tamgalarından izler görmek mümkündür. 

Salıpazarı Çerkez Pastası

NE YENİR

Salıpazarı yöresinde, Çerkez yemekleri ve bölgeye özgü Karadeniz mutfağı özellikleri hakimdir.

Çerkes pastası ve Bileki Ekmeği denemelisiniz.

Bileki ekmeği ve kara lahana sarması ve kara lahana çorbası yöresel lezzetlerdir.

 

TAHNAL VE ESATÇİFTLİĞİ HIDRELLEZ ŞENLİKLERİ

Tanhal mahallesi 1050 rakımda bulunmaktadır. Her yıl, 5, 6 ve 7 Mayıs tarihlerinde düzenlenir. Şenliklerde güreş müsabakaları ve at yarışları yapılır.

 

Salıpazarı Belediyesi Yağlı Pehlivan Güreşleri Şenliği

SALIPAZARI BELEDİYESİ YAĞLI PEHLİVAN GÜREŞLERİ

Salıpazarı Er Meydanında yapılan güreşlere, 2025 yılında 200’den fazla pehlivan katılmıştır. 

 

 

Samsun Salıpazarı

GEZİLECEK YERLER

 

Salıpazarı Çağlayan Köyü

ÇAĞLAYAN KÖYÜ

Bir dere yatağına kurulu olan mahallede, çok sayıda şelale vardır. İlçeye uzaklığı 7 km dir. Mahallede alabalık üretim çiftliği ve lokantası vardır. Yolların kötü olması, şelalelerin yeterince ilgi çekmesini önlemektedir. 

Salıpazarı Çağlayan Köyü Şelalesi

Çağlayan köyü Şelalesi:

Köyde çok sayıda şelale vardır. İlçe merkezine 7 km uzaklıktadır. Şelalelerin en önemli özelliklerinden biri, çok büyük aşındırma gücüne sahip olmalarıdır. Aşınmanın hızı, suyun düşme yüksekliğine, düşen suyun hacmine, aşağıya taşıdığı aşındırıcı maddelerin yapısına göre değişir. 

Çoğu zaman şelalelerin düşme hattı aşınarak, akarsu kaynağına doğru geriye kayar. Bazen de aşındırmanın yönü aşağıya yöneliktir. Böylece suların düştüğü ağız bölümü aşınarak daha yumuşak bir eğim kazanır. Şelaleler suyun döküldüğü yerde geniş ve derin çukurlar meydana getirir, bazı durumlarda bu çukurların derinliği düşme yüksekliği kadar olabilir. 

Salıpazarı Konakören Köyü

KONAKÖREN KÖYÜ

İlçe merkezine 15 km ve İl merkezine 71 km uzaklıktadır. 

Heybelik Yamaç Yerleşimi

Konakören köyü: Heybelik mahallesinde, Eğriyol köprüsü üzerindedir.

Kaya kütlesiyle yamaç arasına yol açılmış olduğundan, seramik yoğunluğu yamaçta kalmıştır.

Yerleşme: Bolas deresinin oluşturduğu vadidedir.

Yakın çevresinde tarıma uygun araziler bulunur.

Bu yerleşme: yine aynı bölgede bulunan Garpu kale açık hava tapınağı kaya altarı ile ilişkilendirilir.

Yerleşmede: zengin Tunç ve Demir çağına ait malzeme bulunur.

Burası, Samsun ili bölgesinde, Tekkeköy’den sonra, özellikle dağlık bölgede tespit edilmiş ilk Eskiçağ yerleşkesidir.

Samsun Salıpazarı Garpi Amazon Kalesi-Açık Hava Tapınağı

Garpu Kalesi-Amazon Kalesi-Açık Hava Tapınağı

İlçe merkezine bağlı Konakören köyündedir. Garfu ya da Gerfu olarak da bilinir. 

Buraya ulaşmak için: Konakören-Esat çiftliği köylerini birbirine bağlayan stabilize yoldan ilerleyerek, orman içine ayrılan ve doğu yönde ilerleyen patika yoldan buraya ulaşılır.

Düzgün ve çok dar olmayan patikanın, Garpu kaleye 500 metre uzaklıkta, Ardıç Pınarı denen yer vardır.

Kale: MÖ 7’nci yüzyıla tarihlenir ve rivayete göre, Amazonlara aittir.

Ancak klasik bir kaleye benzemez.

Yaklaşık 2 kilometrelik bir yürüyüşle, ana kayaların yer yer yontularak düzleştirildiği patikadan girişe ulaşılır.

Kuzey yönde, dar olarak çıkıntı yapan ana kaya kütlesi üzerine doğu-batı yönde konumlandırılarak kemer şeklinde oyulmuş kapı: 1.45 metre eninde ve 2.4 metre boyundadır.

Samsun Salıpazarı Garpi Amazon Kalesi-Açık Hava Tapınağı

Girişten sonra doğu yöne doğru düzleştirilmiş bir alandan, kayaya oyulmuş 120 basamakla, güney istikametinde yukarı doğru çıkılır.

Basamaklar boyunca, kenarlarda bulunan oyuklar, orijinal kullanımda, güvenlik amaçlı ip, ahşap ya da madeni korkulukların varlığının kanıtıdır.

Kayaya oyulmuş ana merdiven, güney yönde zirveye doğru devam eder. Ancak belli bir mesafeden sonra, batıya doğru iki kola ayrılır.

Kuzey yöndeki, dar ana kaya uzantısına yönelik ve yontularak düzleştirilmiş bir platformda biter. Bu platformun: uzunluğu 10 metre, genişliği 4 metre, derinliği 3.5 metredir.

Samsun Salıpazarı Garpi-Amazon Kalesi Açık Hava Tapınağı

Platform, basamaklarla zirveye bağlanmıştır.

Platformun batı kenarında: Kybele tahtı şeklinde düzenlenmiş kaya altarı vardır.

Platformun kuzey yönünde: dar bir patika ile ulaşılan ve her iki kenarında, en üst seviyeye kadar basamaklara yer verilerek uygulanmış, mihrap şeklinde, sunak alanı bulunur.

Kaya mihrabının derinliği 2.10 metredir. Eni 1.92 metredir.

Boyu ise 2.24 metredir.

Batı duvarında, tapınım anında tanrıça heykellerinin konulduğu bir niş, tabanında ise kurban kesme çukuru ve kanallar bulunur.

Samsun Salıpazarı Garpi Amazon Kalesi-Açık Hava Tapınağı

Zirveye ulaşmak için güneye ilerleyen basamaklar kullanılır.

Zirvede: kurban kesme sunağı, merdivenli bir tünel ve niş şeklinde oyularak tabanları düzgünce yontulmuş mekanlar vardır.

Kurban kesme kuyusuna, 3 basamakla ulaşılır.

Ölçüleri: çapı 1.30 metre ve derinliği 1.20 metredir.

Kurbanın kanının dışarıya akması için zeminden 65 cm yükseklikte bir delik açılmış, bu delikten kurbanın kanının kanallara aktarılması sağlanmıştır.

Kanallar: derin ve geniş tutulmuştur.

Kurban kuyusunun yanında, küçük ölçekli bir kurban kesme alanı daha vardır. Burası yüzeysel oyulmuştur.

Sunak kuyusunun kuzey tarafında, basamaklarla inilen bir tünel bulunur, ancak tünelin içi doldurulduğundan, ne kadar devam ettiği bilinmez.

Basamaklar 2.50 metre derinliğe kadar iner. Basamaklı tünelin batısında, beş basamakla inilen çift niş vardır.

Evet: Garpu kalesinde herhangi bir sur duvarına rastlanmamıştır.

Ancak kaya kütlesinin doğu eteğinde: teraslanmış alanda, ağırlıklı olarak ahşap malzeme kullanılan mekan izleri bulunur. Ayrıca kayaya oyulmuş sarnıç görülür.

Sonuç olarak, burası Demir çağında (MÖ 1200-550 yılları arasında) kullanılmış bir açık hava tapınağı kaya altarıdır.

I. Derece arkeolojik Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

 

İNBÜKÜ MAĞARASI

Garpu kalesinden 3 km güneyde, Esatçiftliği köyü Üçevler Mahallesindedir.

Kaya ini, insan eliyle genişletilmiş bir mağara veya in mabettir.

İnbükü olarak isimlendirilen mağara: 20 metrelik ağız açıklığı ve 45 metrelik uzunluğa sahiptir.

Kuzey-güney yönünde konumlanmıştır.

Ağız kısmı, kuzey yöndedir ve en geniş yeri 20 metredir.

Orta alan 8.5 metre, en dar yeri ise 2.8 metredir.

Ortalama yükseklik 15 metre olup, uç kısmında 1.80 metredir.

Girişe 5 metre mesafede, kayaya oyulmuş üç basamaklı seki düzenlemesi bulunur.

Ancak son yıllarda tahrip edilmiştir. Girişin üst kısmından akan suyun, yakın zamana kadar ağaçtan bir tekneye aktığı söylenir.

Mağara ağzı ile çevresinde Tunç ve Demir Çağı seramikleri bulunmuştur. Yakın mesafedeki eski bakır ocakları, bölgenin tarihine ışık tutar.

 

EĞRİ KALE-ÇINGIRAKLI KALE

İlçe merkezinde Kırgıl mahallesindedir.

Rivayete göre, bu kale insan tarafından yapılmamıştır.

Nuh Peygamber zamanında, gemilerin bağlanması için Tanrı tarafından yapıldığına inanılır. 

Yine, inanışlara göre: mevsiminde ilk kar buraya yağar ve üstüne duman çökerse, havanın bozacağına inanılır.

Yine efsanelerden devam edelim.

Bir zamanlar Çarşamba ve Terme ovaları denizle kaplıdır.

Kale o zamanlar çok yüksek olduğu için gemilerin iskelesi durumundadır.

Halk bu gereksinimini buradaki yağmur sularının toplandığı, dinlendirildiği sarnıçlardan, havuzlardan sağlamaktadır.

Çok sonra toprak yarılır, İstanbul boğazı oluşur, denizlerin birbirine karışmasıyla kalenin bulunduğu yerdeki sular çekilir, Samsun ovası ortaya çıkar.

Günümüzde burada toprak biraz kazıldığında, su, kum ve midye kabuklarına rastlanır.

Samsun Salıpazarı Hasan Tekke

HASAN TEKKE

İlçe merkezini tepeden gören bu tekke, Kurtuluş Savaşında bu alanda şehit düştüğüne inanılan Hasan adındaki bir kişiye aittir.

Kıbrıs çıkartması sırasında, buradan kırmızı bir ışığın çıkıp Kıbrıs taraflarına gittiği söylenir.

Mezarın bulunduğu tepeye “Hasan Tekke” ismi verilmiştir.

Mezar, tepenin tam zirvesindedir.

Ayrıca bu tepe, Salıpazarı ve Çarşamba ilçelerinin manzaralarını izlemek için idealdir.

Samsun Salıpazarı Yeşilköy

YEŞİLKÖY

Yeşilköy’de özellikle eski dönemlere ait kaya mezarları ve kaya üzerine işlenmiş tamga ve runik yazılar bulunmaktadır. İlçe merkezine 5 km ve Samsun il merkezine 55 km uzaklıktadır. 

 

Tarihi Albak Ahşap Camii:

Yeşilköy’de bulunan iki ahşap camiden birisi olup, Kayadibi Mahallesinde mezarlık içindedir. 

Ahşap cami: Albayrak, Albak gibi isimlerle bilinir. 

Yapı Salıpazarı ilçesi kubbeli camilerinin en güzel örneklerinden biridir. Cami Hacı Uşağı türbesinin bulunduğu alandan taşınarak bugünkü yerine getirilmiştir. 

 

Salıpazarı Yeşilköy Kaya Mezarı

Kaya Mezarı

İlçe merkezine bağlı Yeşilköy, Kayabaşı Mahallesindedir. İlçe merkezine 5 km uzaklıktadır.

Runik Türk Kaya Yazıt ve Tamgaları: kalıntıların Göktürk dönemine ait olduğunu kanıtlar.

Kaya mezarları, bölgedeki diğer kaya mezarlarından farklıdır.

Aynı alandaki runik yazılarla bir arada olması, nadir rastlanılan bir arkeolojik özelliktir.

Bu alanda Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından çevre düzenleme proje çalışmaları sürdürülmektedir.

Kaya mezarlarının 3000 yıllık olduğu ve Uygurlardan kaldığına inanılıyor.

Alan, 1’nci derece arkeolojik Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

 

HARMAN KAYA-ÜÇ KAYALAR VE İN KAYASI MAĞARALARI

Harman kayanın: Demir çağında gözetleme kulesi veya Kutsal alan olarak kullanıldığı düşünülmektedir.

İlginç görüntüsü ve barındırdığı arkeolojik veriler ile alana gidiş yolu üzerindeki dere ve minik şelaleler ile ve hemen karşısındaki İn Kayası Mağarası ile ilgi çekmektedir.

Harman kaya ve İn kayası mağaraları: Cevizli köyü Huma camisiyle aynı alandaki Kaya Mezarı, son derece özeldir. Alan 1’nci derece arkeolojik Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

 

CEVİZLİ KÖYÜ

İlçe merkezine bağlı Cevizli köyünün eski ismi “Huma/Homa” dır. Huma eski Türkçede, Humay da denilen Ana Tanrıça ve yükseklerde yaşayan efsanevi cennet kuşu Hüma ile ilişkilendirilir. 

İlçe merkezine 15 km uzaklıktadır. 

İsim, eski Türkçede “Humay” denilen Ana Tanrıça ve yükseklerde yaşayan efsanevi cennet kuşu Hüma ile ilişkilidir.

Hemen yanındaki Terme sınırlarındaki bölge ile bütünlük içerisinde, Oğuzlu, Göktürk, Gökmen vb adların yoğunluğu coğrafyanın Türk iskanı hakkında ipuçları verir.

Salıpazarı Cevizli köyü Huma Ahşap Camii

Huma Ahşap Camisi

Cami yanı mahallesindeki büyük eski mezarlık içerisinde yer almaktadır. Huma camii adıyla anılan camiyi Hasan ustanın yaptığı bilinmektedir. Harim ve önündeki sonradan kapatılmış sundurmadan oluşan yapı, Köy Tüzel kişiliğine aittir. 

Minaresi yoktur. 

Genel görünüm itibarıyla Salıpazarı Ahşap Camilerinin özelliklerini taşıyan yapı, dıştan iki katlı, cephe düzenine sahiptir.

İri taşlar üzerine bindirilen kirişlerin üzerine yerleştirilen taban, nemin etkisinden kurtulmak için topraktan yükseltilmiştir.

Kestane cinsi ağaçtan ahşap perdeler yığma olarak muntazam dilmeler halinde yerleştirilmiştir.

Köşelerde, kurtboğazı geçme tekniğiyle tutturulan ahşap perdelerdeki düzgünlük oldukça dikkat çeker.

Camiyi oluşturan ahşap perdeler, aynı ölçülerde kesilerek aralara dikmeler yerleştirilmiş ve dikme aralarındaki açıklıklar pencere olarak düzenlenmiştir.

Caminin her iki katında, muntazam kesilmiş perdeler ve bu perdeler arasında harimi dolanan bir kat kirişi vardır. Vaiz kürsüsü ile minber genel olarak sade işçilik gösterir.

Salıpazarı Cevizli köyü Hamu ahşap cami bahçesindeki kaya mezarı

Kaya Mezarı

Huma Ahşap camisi bahçesinde bir tane kaya mezarı vardır.

Kaya mezarı: orta boyutla, kaya kitlesindeki taraçalarda yapılan incelemelerde, yontularak düzleştirilmiş bağımsız kaya fasadında konumlandırılmıştır.

Hali hazırda da mezarlık olarak kullanılan bu alanın mevcut işlevinin çok eskiye gittiği düşünülür.

Bu alanın nekropol olma ihtimali olsa da, açıkta sadece bu mezar odası görülmektedir.

Kaya mezarı: tek odalı, üç sekili kaya oda mezarlarına örnektir. Ancak kaya mezarı kaçakçılar tarafından soyulmuştur.

Yeşilköy Kayadibi Mevkiindeki runik yazılı-tamgalı taşlarla iç içe olan kaya mezarı ile aynı özellikleri sergileyen Cevizli köyü kaya mezarı, aynı kültürün ürünü olduklarını ve yayılım alanını göstermesi bakımından çok önemlidir. 

 

Şehit Gökgöz Tekkesi

Güney Tepe ve hemen yanındaki Kırağın Mevkiinde “Gök Göz Tekkesi” adıyla anılan, taşla çevrilmiş birer mezar bulunur.

İki ayrı tepede, aynı isimde tekke olması ilginç olup rivayete göre: Anadolu’nun adsız şehitlerinden biri olduğu söylenir.

Fetih yıllarında bölgedeki kanlı savaşlardan birinde “Gökgöz” (mavi gözlü) namlı bir Bey kılıç-kalkanı ile Güney Tepede savaşırken kollarını kaybeder.

Ancak Allah tarafından verilen gizli güçle kılıç kalkanı ile savaşmaya devam eder ve düşmanı Güney Tepeden püskürtmeyi başarıp ilerleyerek arkadaşlarının savaştığı hemen yandaki Kırağın tepeye ulaşır.

Ancak kolları, Güney Tepede kalmıştır. Savaşın hızını kestiği bir anda Gök Gözün kollarının olmadan savaştığının fark edilmesi ve olaya şahit olan arkadaşının şaşkınlıkla bağırması olağan üstü durumu sonlandırır.

O anda Gök Göz şehit olarak son nefesini verir.

Bunun üzerine arkadaşları Gök Gözün, gövdesini son nefesini verdiği “Kırağın Tepeye”, kollarını ise ilk düştükleri yer olan “Güney Tepeye” gömerler.

 

KARACAÖREN KÖYÜ

İlçe merkezine 11 km uzaklıktadır. Mahallenin eski adı Karacaviran’dır.

Bölgede Karacaören şelalesi bulunmaktadır. Bölge yoğun ormanlık alanlarla, kayın, gürgen, kestane ağaçlarıyla kaplıdır. 

Soyuk Ahşap Cami

İlçe merkezine 11 km uzaklıktaki Karacaören köyü Soyuk Mahallesindedir.

Harim ve önündeki sonradan kapatılmış sundurmadan oluşan yapı, Köy Tüzel Kişiliğine aittir. Minaresi vardır.

Genel görünüm itibarıyla Salıpazarı Ahşap Camilerinin özelliklerini taşır, dıştan iki katlı cephe düzenine sahiptir.

İri taşlar üzerine bindirilen kirişlerin üzerine yerleştirilen taban nemin etkisinden kurtulmak amacıyla topraktan yükseltilmiş, meşe cinsi ağaçtan ahşap perdeler yığma olarak muntazam dilmeler halinde yerleştirilmiştir.

Köşelerde kurtboğazı geçme tekniğiyle tutturulan ahşap perdelerdeki düzgünlük dikkat çeker.

Beratında 1962 yazılı olan cami, iki katlı bir cephe düzenine sahip olan ve kareye yakın dikdörtgen plan sergiler. 19’ncu yüzyılda inşa edilmiş ahşap cami geleneğindedir.

Salıpazarı Karacaören Şelalesi

Şelale

Şelalenin düşüşü, yaklaşık 85 metredir.

Su miktarı mevsimsel olarak belirgin farklılık gösterir.

Şelaleyi oluşturan tabak başlıklarının açığa çıktığı yerlerden suların dökülmesiyle çok sayıda şelale ortaya çıkmış durumdadır.

Şu an 14 tane irili ufaklı suların döküldüğü şelale vardır.

2 metre yükseklikten başlayan şelaleler, 85 metre yüksekliğe kadar ulaşıyor.

Yani en ufak şelale 2 metre yükseklikten dökülürken en büyük şelale 85 metre yükseklikten dökülüyor.

Vadinin içinde sadece şelaleler bulunmuyor, son derece zengin bitki örtüsü de vardır.

Şelale çevresindeki ormanlık alanda: kayın, kızılağaç, gürgen, kestane, taflan gibi Karadeniz bitki kuşağına ait ağaçlar bulunur.

Samsun Salıpazarı Kınalık Ormanları

KINALIK ORMANLARI

İlçe merkezine 18 km uzaklıktadır. Zengin florası ile dikkat çeken Kınalık ormanları görülmeye değerdir.

 

 

YAYLA KÖYÜ

İlçe merkezine 8 km uzaklıktadır. 

 

Azap İni Mağarası

Yayla köy Azap ini mevkiindedir. Yaklaşık 10 metre karelik bir alanı kaplar. Doğal özellikler göstermektedir. Doğal bir kaya açıklığından oluşan mağarada herhangi bir araştırma yapılmamıştır.

 

Şelale

Yayla köyde, oldukça yüksek akış mesafesine sahip şelale, çevresi ile güzel bir ortam oluşturmaktadır.

Salıpazarı Karayonca Mahallesi Şehitler Camii

KARAYONCA MAHALLESİ ŞEHİTLER CAMİİ

İncegiriş mevkiinde, küçük bir mezarlık içerisindedir. Ahşap caminin mülkiyeti köy tüzel kişiliğine aittir. Yapı bölgede şehitler camii olarak anılmaktadır. Çantı tekniğiyle inşa edilen caminin mimari olarak kare plan göstermektedir. 

 

 

 

Samsun Asarcık

Adana Çukurova

Adana Çukurova


Buraya yolunuz düşerse, sanırım ilk dikkatinizi çekecek olanlar: geniş kaldırımlar ve özellikle akşam yürüyüşlerinde alacağınız “portakal çiçeği” kokularıdır.

Evet, burada kaldırımlarda narenciye ağaçları var. Ama, giriş kısmı için son bir not: yaz aylarında buraya yolunuz düşerse, asfalttan yükselen sıcaklık, inanın pek dayanılır gibi değil.

Peki, tarihi ve turistik özellik ve güzellikler derseniz, hayır, bölgede herhangi bir tarihi ve turistik özellik taşıyan yer yok.

Bu yüzden, yazmakta zorlanmadım desem yalan olur, ama tek bir gerçek, Çukurova denilince, verimli topraklar ve tarım anılıyor, tarihi ve turistik özellikleri sanırım düşünen yok, çünkü yöreye ait hiçbir tarihi ve turistik özellik olan kalıntı hakkında söz edilmemiş, ben de buraya yolum düştüğünde ki, birkaç kez uğradım, hiçbir tarihi ve turistik özellik dikkatimi çekmedi.

Ama yine de buraya yolunuz düşerse, Seyhan Baraj gölünün kıyısında mutlaka güzel zaman geçireceğiniz mekanlar bulabilirsiniz.

Adana Çukurova

ULAŞIM

Çukurova ilçesi, Adana il merkezinde bulunduğundan, buranın ulaşımını, Adana ilinin ulaşımı ile birlikte değerlendirmek gerekir.

Adana Çukurova

TARİH

Çukurova yerleşim yeri, 2008 yılında Seyhan ilçesinden ayrılarak ilçe statüsüne kavuşmuştur.

Adana şehrinin 5 merkez ilçesinden biridir. (Merkez ilçeler: Seyhan, Yüreğil, Çukurova, Sarıçam, Karaisalı) İlçe bünyesinde 13 belediye, 11 köy vardır.

Tarihi belgelerde Kilikya olarak geçen Çukurova bölgesinden: Hitit Boğazköy kazılarında çıkarılan Hitit yazılı tabletlerinde “Unu Adania” yani “Adana ülkesi” diye söz edilmektedir.

Adana Çukurova

GENEL

Çukurova, Adana ilinin 5 merkez ilçelerinden birisidir.

Adana il merkezinin kuzeyindedir. 1980’li yıllarda Adana ilinin tarıma elverişli olmayan kuzey bölgelerinin imara açılmasıyla, bu bölge hızla gelişmeye başlamıştır ve nüfusu artmıştır.

2008 yılında ise, Seyhan ilçesinin otobanın kuzeyinde kalan bölümüne bazı mahalleler dahil edilerek “Çukurova” ilçesi adıyla yeni bir merkez ilçe kurulmuştur.

Yani, 1980’lerin başlarında hiçbir yerleşimin olmadığı bölge, hızla gelişmiş ve 2007 yılında bölgede 300 bin kişilik bir nüfus potansiyeli ortaya çıkmıştır.

Tam merkezinden “Turgut Özal Bulvarı” geçer.

Kuzey bölümde ise, Seyhan baraj gölü vardır.

Yörede, Akdeniz iklimi egemendir ve buna bağlı olarak: yazları sıcak ve yağışsız, kışları ise ılık ve yağışlı geçer. Yaz mevsiminde nem oranı oldukça yüksektir.

Doğal bitki örtüsü: bodur makiliktir.

Köylerdeki yerleşimcilerin ekonomik etkinliklerinin başında, tarım ve hayvancılık gelir.

Çukurova Adnan Menderes Bulvarı

Adnan Menderes Bulvarı

Çukurova ilçesinde, Seyhan baraj gölünün hemen kenarındaki bu cadde, oldukça yoğun tercih edilen bir yerdir.

Eşsiz manzarası ile yerli ve yabancı ilgini çekmektedir. Bulvar kesintisiz bisiklet yolları, yaya ve koşu yolları, konser, festival gibi çok sayıda kültürel etkinliğin yapılabileceği cazibe merkezine dönüştürülmüştür. 

Kaldırımdaki bici bici ve salep satıcıları için tek tip büfeler, araçlar için otoparklar, göle uzanan ahşap teraslar yapılmıştır. 

Yöre insanı bu caddede gezinir, caddede bulunan kebapçılarda “Adana” şehrinin meşhur kebaplarını tatmak mümkündür.

 

Adana Çukurova Çukurova Üniversitesi

ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ

1973 yılında kurulan Çukurova Üniversitesinin “Balcalı Kampüsü” Seyhan baraj gölünün doğu yakasındadır.

Şehir merkezine 10 km uzaklıktaki üniversite, modern alt yapısı ve modern tesisleri ile ülkemizin sayılı üniversitelerinden biridir.

Üniversitenin bir bölümü Çukurova Belediyesi ve bir bölümü ise Sarıçam Belediyesi bölgesindedir.

 

ÇUKUROVA

Tarsus çayı ve Ceyhan ırmaklarının uzun yüzyıllar boyunca taşıdıkları alüvyonların birikmesiyle oluşan Çukurova, Türkiye’nin en büyük delta ovasıdır. Toroslarda eriyen karların sularıyla kabaran bu iki nehir, yüzyıllar boyunca Çukurova’yı sel tehdidi altında tuttu.

Taşkınları önlemek için, Seyhan ırmağı üzerine Seyhan, Ceyhan ırmağı üzerine de Aslantaş Barajları yapıldı. Çukurova’da Akdeniz iklimi hakimdir ve buna bağlı olarak kışlar ılık ve yağışlı, yazlar ise çok sıcak ve kurak geçer, kar yağışı çok nadir görülür.

Nem oranı yüksektir. İklim koşulları tarıma çok elverişlidir.

Adana Çukurova Seyhan Baraj Gölü

SEYHAN BARAJ GÖLÜ

Evet, Çukurova ilçesinin resimlerini görünce, hemen geride bulunan deniz benzeri büyük bir su kitlesi mutlaka ilginizi çekecektir, çünkü burada: Seyhan Baraj gölü bulunuyor.

İlçe yerleşim yerinin kuzey bölümü, bu göl ile çevrilmiştir.

Seyhan nehri üzerinde Seyhan barajı yapımına, 1953 yılında başlanmış ve 8 Nisan 1956 tarihinde su tutulmaya başlanmıştır.

Toprak dolgu baraj, 974 günde tamamlanmıştır.

Böylece Adana sel baskınlarından kurtulur, özellikle ırmak kenarındaki yerleşim yerleri ve Çukurova, derin bir nefes alır. Sulu tarıma geçilmesiyle, çiftçinin yüzü güler, ürünlerde verim 5-6 kat artar.

Ayrıca, barajda bulunan üç santralde üretilen elektrik, Adana şehrinin elektrik ihtiyacının büyük bölümünü karşılar.

Evet, Seyhan Barajı, yeni barajı görmek pek mümkün değil ama baraj göletini birçok yerden görebilirsiniz.

Çünkü göl yatağı yaklaşık 850 dönümlük bir alana yayılır. Su derinliği yer yer 49-67 metre arasındadır.

Göletin uzunluğu 28 km ve en geniş yeri ise 17 km dir. 15-20 kilometrelik gölet boyunca, yeni ve modern mahalleler oluşturulmuştur.

Çünkü gölet oldukça büyüktür. Hatta şehre dışarıdan gelenler burayı görünce, Adana şehrinde deniz var diye düşünürler.

Göl kenarında yüzlerce restoran, park, mesire yeri vardır.

Birçok Adanalı, tatil günlerinde kendilerini bu mesire alanları ve parklara atarlar.

Ancak bu büyük gölet, aynı zamanda Adana şehri havasının sıcaklık yanında iyice nemlenmesini de sağlamıştır.

Çukurova Adnan Menderes Yarımadası

Adnan Menderes Yarımadası:

Ayrıca yine baraj gölü üzerinde, Adnan Menderes yarımadası bulunuyor ki, burada kafeler var. Adaya, Adanalılar “Amerikan Adası” ismini vermişlerdir. Son zamanlarda “Bici bici adası” olarak da biliniyor. 

Çukurova Sevgi Adası

Sevgi Adası:

Hacımusalı köyü yolu üzerinden ulaşım sağlayabilirsiniz.

Sevgi adası, baraj yapımı ile birlikte, Çukurova ilçesinin içeriside bulunan bir tepenin suyun üzerinde kalması sonucu meydana gelmiştir. 

Gölün tam ortasındadır, üzerinde “Sevgi Adası” yazılıdır. Aslında bu yazı, yerel idare tarafından özel bir ışıklandırma ile yapılmıştır. 

Sevgi adasına gitmek için kıyı bölgede hizmet veren tekneler kullanılmaktadır. Bu tekneler sayesinde adaya ulaşılarak orada vakit geçirilebilir. Ayrıca kıyı kesiminde bulan yarımada da piknik alanları bulunmaktadır. 

Çukurova Sevgi Adası

Sevgi adasının bir başka özelliği de, yılda bir kez suların çekilmesi ve Su yolu adı verilen bir geçidin meydana çıkmasıdır. Bu durum genellikle: Ağustos, Eylül ve Ekim aylarında olmaktadır. 

Evet sevgi adasında gezilecek bir yer yok. Sadece Seyhan Gölü çevresi net bir şekilde görülebiliyor. 

 

Köprüler:

Seyhan nehri üstünde üç tane köprü vardır. Bu köprüler, aslında su isale hattı için yapılmıştır ve köprülerin üzerinde büyük metal su boruları bulunur.

Çukurova Çatalan Köprüsü
Çatalan Köprüsü;

İlçe merkezine bağlı Topalak Mahallesindedir.

Seyhan Batı köprüsü olarak da bilinir. 

Baraj üzerindeki “Çatalan köprüsü” bir gerdanlık gibi görünür. Bu set üzerinden Çukurova Üniversitesine ulaşım sağlanır. Yapımına 1988 yılında başlanan köprü, 2002 yılında açılmıştır. 

Yapıldığı yıl Türkiye’nin en uzun köprüsüydü.

Köprünün uzunluğu 1575 metredir. Çatalan içme suyu projesi kapsamında yapılmıştır. Asıl amacı su borularının geçişini sağlamaktır.

Üç şeritli yolu ile karayolu ulaşımında da kullanılmaktadır. 

Çevresi restoranlar, düğün salonları ile çevrilidir. 

Çukurova Gençlik Köprüsü
Gençlik Köprüsü:

Çatalan Köprüsü yolundadır. Şehre yakın bölümde ise “Gençlik köprüsü” vardır.

Bu köprüye şehir merkezinden bisikletle gidilebilir, iki yakayı birbirine bağlayan ahşap gençlik köprüsü sadece 2-3 metre genişliktedir. Bayağı uzun, ahşap taban, yaya ve bisiklete izinli, motosikletlerinde geçtiği bir değişik köprüdür. Çevresinde yürüme yolları ve kafeler bulunmaktadır. 

 

Gölde su sporları:

2006 yılından bu yana, Türkiye Offshore Şampiyonası, bu gölde yapılmaktadır.

Gölün üzerinde her türlü su sporları yapılmaktadır. Göl içinde uluslar arası standartlarda kürek ve kano yarışlarının yapılabileceği parkurlar oluşturulmuştur. Baraj kapakları açıldığında, muhteşem güzel bir görüntü ortaya çıkıyor. Günümüzde burada pek çok seyyar satıcı göreceksiniz.

Çukurova Çobandede Parkı

ÇOBAN DEDE PARKI VE TÜRBESİ:

Karslılar Mahallesindedir. Şehir merkezine yakın, ulaşımı kolaydır. 

Park, Seyhan baraj gölüne tepeden hakim bir noktadadır. 

Ancak uzaktan bakıldığında bir gariplik olduğunu sezmek mümkündür. Şöyle ki, tepenin etrafı iş makineleri ile oyulmuş, türbenin bulunduğu yer bir kule gibi bırakılmıştır. 

Çukurova Çoban Dede Türbesinin bulunduğu kule

 

Bu konuyu daha derinleştirmek gerek. Belediye, bu alanda dinlenme yerleri ve parklar yapmaktadır. Bu arada, Çoban Dede parkının bulunduğu yerdeki yükseltiyi de yok edip doğal bir park alanı oluşturmak istenir. Uzaktan gölün görünmesini engelleyen tepe dozerlerle kazılacak ve oluşacak düzlüğe park alanı yapılacaktır. 

Dozer buraya girer, tepeyi yok etmeye başlar. Tepenin en yüksek yerine yaklaştığında, aksilikler birbirini kovalamaya başlar. Makine sık sık arıza yapar, hatta bir ara makinanın operatörü hastalanır. Bunun üzerine, bu tepe araştırılır ve tepenin başında bir mezar bulunur. 

Kurulan meclis: bu mezar olsa olsa bir evliyaya aittir diyerek karar verir ve bugün türbenin bulunduğu yer, kule gibi bırakılır, yıkılmaz. Daha sonra mezarın çevresine bina yapılır ve türbe haline getirilir. Çoban Dede ismi yakıştırılarak bugünkü duruma getirilir. 

Evet, hikaye bu.

Çukurova Çoban Dede Türbesi
Gelelim türbeye:

Türbe yapısı, 1981 yılında Ayşe Ökten tarafından yeniden inşa edilmiştir. 

Türbenin iç kısmı üç bölüme ayrılır. Girişte: Çoban Dede’nin sandukası bulunan yer var. Üzerinde yeşil örtü ve bayrak bulunuyor. Baş tarafında ise Çoban Dede’ye ait olduğu ileri sürülen bir sarık vardır. Sağ tarafta; Kuran-ı Kerim okumak isteyenler için bir bölüm var. Sol tarafta ise, Deli Yücel lakaplı kişinin odası yer alır. Burada dua okunur ve yardım faaliyetlerinde bulunulur. 

Bugün, parkta Çoban Dede Türbesi var ve hem dini hem de doğal bir ziyaret noktasıdır. 

Manzarası güzel, piknik için uygun alanlar vardır. 

Her hafta sonu insanlar akın akın bu türbeyi ziyaret ederler.

Bu insanlar, Belediyenin görsellik olsun diye motopomha gölden çektiği sularla yaptığı yapay şelalelerden şifalı olduğunu düşündükleri suları dolduranlar bulunur. Yapay şelalelere ilaveten, park alanında, göletler, ağlar gerilerek oluşturulmuş doğal kuş alanları, çocuk parkları, en önemlisi ise gölü görebileceğiniz seyir platformu bulunmaktadır. 

Özellikle bu seyir platformuna çıkmanızı ısrarla öneririm.

Çukurova Yelken İhtisas Kulübü
Yelken İhtisas Kulübü:

Karslılar Mahallesindedir.

Günümüzde 1999 yılında kurulan Adana Yelken İhtisas Kulübü, Çoban Dede Parkı içindeki tesislerde faaliyetini sürdürmektedir.

Seyhan Gölünde yapılabilecek su sporlarını teşvik etmeyi amaçlayan kulüp bünyesinde: kano, optimist, yelken, su kayağı ve benzeri konularda eğitim verilmektedir. 

Çukurova Yelken İhtisas Kulübü

Hatta bu ve benzeri su spor dallarında, Seyhan gölünde yarışlar yapılmaktadır. 

Bu yarışmalardan biri de “Of Shore” yarışlarıdır. 

Çukurova Mini Hayvanat Bahçesi
MİNİ HAYVANAT BAHÇESİ

Çoban Dede türbesinin ve parkın bulunduğu alanın bir kısmı 2015 yılında kuş cenneti ve mini hayvanat bahçesine dönüştürülmüştür. Hayvanat bahçesinde, su kuşları, yırtıcı kuşlar, süs tavukları ve başkaca çeşitli hayvanlar bulunuyor. Küçük bir göletin çevresinde yer alan hayvanların dışında, burada bulunan hayvanlar için veteriner hizmeti verilen bir yer de bulunmaktadır. Doğal yaşamda bir şekilde yaralanmış ve hasta olmuş hayvanlar, burada iyileştirilerek rehabilite edilmektetir. 

 

Çukurova Orhan Kemal Kültür Merkezi

ORHAN KEMAL KÜLTÜR MERKEZİ.

Belediye Evleri Mahallesinde Türkmenbaşı Bulvarında Çukurova Belediye Binasının yanındadır.  

Çukurova Belediyesinin kültürel merkezidir. 2013 yılında şehir parkı ile birlikte açılmıştır. Merkezin ismi, 2015 yılında, 1970 yılında ölen Türk romancı Orhan Kemal’in anısına “Orhan Kemal Kültür Merkezi” olarak değiştirilmiştir. 

Burada: tiyatro salonu, sergi salonları ve sanat okulu bulunur. 

Çukurova 15 Temmuz Şehitler Köprüsü

15 TEMMUZ ŞEHİTLER KÖPRÜSÜ-ÇUKUROVA-SARIÇAM KÖPRÜSÜ

Seyhan nehri üzerinde, Çukurova ile Sarıçam ilçelerini birleştiren büyük bir köprüdür. 2016 yılında yapımına başlanan köprü, 28 Nisan 2023 tarihinde hizmete açılmıştır. Batı Akdeniz ile İç Anadolu bölgelerini, Güneydoğu Anadolu ve GAP bölgesine bağlayan, transit trafiğe de hizmet veren, Adana’nın şehir içi trafiğinin düzenlenmesi çalışmaları kapsamında yapılmıştır.  

Çukurova 15 Temmuz Şehitler Köprüsü

Türkiye’nin en uzun 4’ncü köprüsüdür. 

Uzunluğu 1700 metredir. Genişliği 38.25 metredir. Karayolu trafiğine 3 gidiş, 3 geliş olmak üzere 6 şeritlidir. Köprüde ayrıca 1 gidiş, 1 geliş olmak üzere iki hat demiryolu bulunur. Ayrıca köprüde bisiklet ve yürüyüş yolları da bulunmaktadır. 

Bağlantı yollarının uzunluğu 4.1 km dir. 

 

 

 

Adana şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.