Keşap, tarihi ve turistik açıdan yoğun kalıntılar bulunan bir yer değil. Ama, buralardan veya yakınlardan geçerseniz, şahin kayasını görmek için mutlaka zaman ayırın. Tam bir tabiat harikası.
Giresun Keşap
ULAŞIM
Keşap: il merkezi Giresun’a 10 km. uzaklıktadır. Keşap’ın doğusunda Espiye var. Keşap-Espiye arası: 20 km. Ulaşımda herhangi bir problem yok.
Giresun Keşap
TARİH
Keşap ve çevresinde: MÖ. 6’ncı yüzyılda, Pers İmparatorluğunun ve 2.yüzyılda ise Selefki Asya krallığının hakimiyetleri görülür. MÖ. 183-68 yıllarında, Pontus krallığının ve daha sonraki dönemlerde ise, Roma imparatorluğu görülüyor.
MS. 395 yılında, Roma imparatorluğunun bölünmesi sonucu, bölge, Bizans’ın payına düşer. MS. 6’ncı yüzyılda, bu kez, İran’dan gelen Sasanilerin saldırısı var.
Türkler, 11.yüzyıl sonlarında, bölgede görülüyorlar. Ancak haçlı seferleri nedeniyle, geri çekilirler. 1204 yılında, Trabzon Rum imparatorluğu, hakimiyeti ele geçirir. 1397 yılında, Keşap, Oğuzların Çepni boyu etkili olmaya başlar. Bu etki, giderek artar. 1467 yılında, Fatih Sultan Mehmet, Trabzon’u ele geçirmeye giderken, bu bölgeyi de ele geçirir.
1945 yılında, İlçe statüsüne alınarak, Giresun iline bağlanmış. Bölgede yaşayan Rumlar ise, Cumhuriyetin ardından yapılan karşılıklı mübadele sonucunda, bölgeyi terk etmeleridir.
İlçenin adının kökenine gelince: anlamı ve hangi dilden geldiği tam olarak bilinmiyor. Ancak, Farsça “Keş” ve “ab” kelimelerinden oluştuğu sanılıyor. Romalılar devrinde, “Cassicipi” olarak isimlendirilmiş.
Giresun Keşap
GENEL
Bölgenin arazi yapısı: tamamen engebelidir. Dağlar ve tepeler arasında, derin vadiler bulunur.
Bölgede son yıllarda: önemli sanayi tesisleri yapılmıştır. Bunlar: 3 fındık kırma fabrikası, 1 çay, 1 çorap ve 1 un fabrikası.
Keşap ekonomisinin ve kültürünün ağırlığı: fındıktır. Ayrıca: ekmek fırınlarında çıkarılan, pekmezli susamsız simit dikkati çeker. 1992 yılından bu yana, bölgede kivi üretimi de yapılmaktadır.
Keşap’ta: yazlar sıcak, kışlar ılık geçer. Her mevsimde, bolca yağmur yağar ve yıllık nem oranı yüksek olur. Yağış ve nem: bitkilerin gür olmasından, önemli rol oynar. Yemyeşil ve gür bitki örtüsü içinde, en çok payı, biraz önce de söylediğim gibi: fındık ve çay alır. Kıyının hakim bitki örtüsü olan fındık ağaçları: 700 metre yüksekliğe kadar ulaşır. Bu yükseklikten sonra ise, ormanlık alanlar başlar.
Keşap deniz kıyısında. Beldenin en güzel plajı: Düzköy Belediye Plajı.
NE YENİR
Keşap, bir sahil yerleşimi olduğu için, mutfağında deniz ürünlerinin önemli bir yeri bulunur. Hamsi, mezgit, istavrit, palamut, kefal, izmarit, tirsi, barbun, sargan, kötek ve midye en yaygın türlerdir. Ayrıca, derelerden yakalanan, doğal olarak yetişen alabalık çok değerlidir. Bunun dışında: Karalahana çorbası, mendek çorbası, etli karalahana sarması, karışık dible, hamsi diblesi, galdirik mıhlaması ve mısır yarması ekmeği, buraya has lezzetler olarak ön plana çıkar.
NE SATIN ALINIR
Keşap ilçesinde fındık bol. Kendiniz veya yakınlarınız için fındık satın alabilirsiniz.
GEZİLECEK YERLER
Giresun Keşap Şahin Kayası
ŞAHİN KAYASI
İlçenin, Karabulduk Beldesine bağlı, Armutdüzü köyündedir. Kayalık üzerinde: doğal yollardan oluşmuş bitki ve ağaçlar; doğal yollarla bir Türkiye haritası şekli oluşturmuşlardır. Dik ve sarp olan bu kayalık: Şahin kayası olarak adlandırılır. Şahin kayası olarak adlandırılan bu kayalığın tam ortasında, ağaç ve bitkilerin yardımıyla oluşmuş bir Türkiye haritası bulunuyor.
Kayalığın tam ortasında: Ankara’nın konumuna denk gelecek yerde, büyük bir mağara var.
Tamamen doğal rastlantılarla oluşmuş ve Türkiye haritasının ölçülerine birebir uyan kayalık bir yer. Kayada, irili ufaklı birçok mağara bulunuyor. Alt kısmında bulunan mağaralardan birinde, 15 metre ilerleyince, içerisinde bir göl ve yer altı deresi bulunuyor.
1.Derece doğal Sit alanı olarak 2006 yılında, koruma altına alınmıştır.
ARMUTDÜZÜ KÖYÜ
İlçe merkezine, 22 km. uzaklıktadır. Karabulduk Bucağına bağlı bir köydür. Keşap deresinin doğusundadır. Burada eskiden Rumlar yaşıyorlarmış. Bu nedenle: köyde, 3 kilise ve 1 manastır bulunuyor. Cumhuriyetten sonra, köy, Türkler tarafından iskan edilmeye başlanmış. Köy: yörede yaşayan Rumların eğitim ve ibadet yeri olarak kullanılıyormuş. Sahan kayası mevkiinde, birçok mağara ve bunların içinde, Rumlardan kalma resimler var. Ayrıca, yine Rumlardan kalma mezarlık ve mezar taşları da bulunuyor.
Karadeniz bölgesinin tek adası, yine burada. Mavi ve yeşilin iç içe buluştuğu bu güzel kentimizi mutlaka görmelisiniz.
Kesinlikle inanamayacaksınız, kiraz, Giresun bölgesinden çıkarak, tüm dünyaya yayılmış.
Ama yine de günümüzde Giresun’da kiraz bulmak biraz güç, çünkü, fındık ağaçları, kiraz ağaçlarının yerini almıştır.
Giresun
ULAŞIM
Giresun’a ulaşmak için, iki yol var. Birinci yol: sahil kesiminden geçen yol. Ancak, artan trafik nedeniyle, bu yol ihtiyaca yeteri kadar cevap vermemektedir. Diğer yol ise: İç Anadolu ile irtibatlı, Giresun-Şebinkarahisar yoludur. İlin, belli başlı merkezlere uzaklıkları şöyledir.
Giresun-Ankara arası uzaklık: 612 km. Giresun-İstanbul arası uzaklık: 931 km. Giresun-İzmir arası uzaklık: 1191 km. Giresun-Rize arası uzaklık: 215 km. Giresun-Trabzon arası uzaklık: 137 km. Giresun-Samsun arası uzaklık: 196 km. Giresun-Ordu arası uzaklık: 44 km. Giresun-Bursa arası uzaklık: 942 km.
Giresun ilinde, hava ve demir yolu ulaşımı bulunmamaktadır. Öte yandan: son yıllarda denize dolgu yapılarak inşa edilmiş “Or-Gir” Hava alanı da yöreye ulaşımda önemli bir etkinlik göstermiştir.
Giresun
TARİH
Giresun yöresinde: Kimmerler, İskitler ve Medler görülür.
Bu yörede, efsanelere konu olan, Amazon denilen kadın savaşçıların: Kimmerlerin kadın gurubu olduğu veya İskitlerden geldikleri de söylenmektedir. Bir kısım tarih yazarına göre: Amazonlar; cesur ve savaşçı kadınlardı ve Terme yakınlarında bağımsız bir devlet kurarak, Farnia’ya (Poti) kadar, Karadeniz sahillerine egemen olmuşlardı.
MÖ 6’ncı yüzyılda, Hititler, Giresun yöresine: “Azzi” ülkesi diyorlardı. Eski Yunan kaynaklarında ise, bu bölgeye: Pontus adı verilmektedir.
Yine aynı tarihi süreç içinde: MÖ 670 yıllarında, yeni koloniler-sömürgeler kurmak için Ege kıyılarından Karadeniz yöresine gelen Miletoslular: Sinop’tan Trabzon şehrine kadar uzanan bölgede, önemli ticaret merkezlerine sahip, 90 kent kurarlar.
Bunlardan biri olan “Kerasus” isimli kentin, bugünkü “Giresun” olduğu düşünülmektedir. Kerasus bir meyve ismidir, sömürgeciler bu meyveyi yani günümüzdeki ismiyle kirazı buradan götürürler ve o meyvenin çıktığı bu yöreye “Kerasus” ismi verilir.
Önemli olan husus: bu tarihlerde henüz İstanbul, Londra ve Paris gibi şehirlerin henüz kurulmamış olmasıdır. Yani, buradaki şehirler o kadar eskidir. Evet, bunlar bölgeyi 200 yıl kadar sömürürler.
Ardından, MÖ.546-332 yılları arasında, Pers imparatorluğu döneminde, Pers İmparatoru Dareios tarafından, bölge ele geçirilir. Büyük İskender, MÖ. 333 yılında Pers imparatorluğunu yıkınca, bölgede, Kapadokya krallığı doğar ve Giresun, Kapadokya Krallığı toprakları içinde kalır.
MÖ.301-66 yılları arasında: Pontoslular döneminde, bölgede, Pontos hakimiyeti görülür. Pontos kralı Farnakes, burayı 3 defa kuşatır ve 3’ncü seferde burayı ele geçirir. Ancak, bu kadar uğraşmasına kızar, şehri yağmalar, yakıp yıkar ve doğal limanın olduğu yerde yeni bir şehir kurar ve ismini, kendi isminden alarak “Fernake” verir.
Devam eden tarihi süreç içinde: kent, en parlak dönemini, Roma Senatosunu güç durumlara düşüren, IV. Mithridates döneminde yaşar. Bu dönem boyunca şehrin ismi “Fernake” olarak bilinir.
Bu dönemde, burada kurulan devletin sınırları, Yunanistan’a kadar genişler. Bunun üzerine, Roma yönetimi tedirgin olur ve General Lucullus yönetiminde, Anadolu’ya, bir ordu gönderilir. Bu ordu, Pontos krallığının topraklarını ele geçirir. (MÖ.76) Şehrin ismi yeniden “Kerasus” olur.
General Lucullus, Roma’ya dönerken: batının henüz tanımadığı, ancak bu yörede çok yaygın olarak kiraz fidanlarından bir bölüm, yanında götürür. Ancak: generalin geri dönmesi; Pontos krallığı tarafından, kaybedilen toprakların yeniden geri alınması sonucunu doğurur. Bunun üzerine: Roma, yeni bir general gönderir. General Ponpeius; Anadolu’yu tamamen Roma’ya bağlar.
395 yılında: Roma imparatorluğunun ikiye bölünmesiyle: Giresun, Bizans imparatorluğunun sınırları içinde kalır. 1204 yılında, İstanbul, Latinler tarafından ele geçirilir. Trabzon’a kaçan Bizans İmparatoru Alesios Kommenos; yeni bir imparatorluk kurar. Giresun’da, bu yeni imparatorluğunun hakimiyeti altına girer.
1398 yılında, Giresun, Osmanlı devleti sınırlarına alınır. Bu dönemdeki ismi: Çepni vilayeti olarak geçer.
1923 yılında, Cumhuriyetin ilanı ile, Giresun il merkezi olur.
Giresun
GENEL
Ordu şehrinden çıktıktan sonra Melet ırmağı, Ordu ve Giresun şehirleri arasındaki sınırı oluşturur. Aslında, Melet ırmağı geçildikten sonra, yörenin iklim, coğrafya, her şeyi değişir.
Türkiye yüz ölçümünün, yaklaşık % 1’ini oluşturuyor. İl merkezinin, denizden yüksekliği: 10 metre. İl merkezi, coğrafi konum olarak: Aksu ve Baltama vadilerinin arasında, denize doğru uzanan bir yarımada üzerinden kurulmuştur.
Bu yarımadanın doğusunda ve 2 km. açığında, Doğu Karadeniz bölgesinin tek adası olan: Giresun Adası bulunuyor. Giresun adası, Karadeniz bölgesinin en büyük adasıdır. Zaten Karadeniz bölgesinde çok fazla ada yoktur. Diğer adalar, buradan daha küçüktür.
Yani, Ordu şehir merkezinden ayrı olarak, Giresun şehir merkezi, dağ ile deniz arasına sıkışıp kalmıştır.
İl’in ormanlık kıyı bölgeleri: bugün çoğunlukla fındık bahçeleri oluşturulmuştur. Böylece: Karadeniz kıyılarının, birinci fındık yükleme limanıdır. Ancak liman özelliği: fındık ve orman ürünleri dışında, özellikle yolcu ulaşımında deniz yolundan çok, kıyı boyunca devam eden kara yolları kullanıldığı için, limanın işlevselliği giderek azalmıştır.
İl topraklarının, üçte biri: orman örtüsü ile kaplıdır. Ormanlar: deniz kıyısından başlayarak; 1900 metreye kadar yükselir.
Karadeniz kıyılarında: ılık ve yağışlı bir iklim var. Yağışlar pek boldur. Kurak mevsime rastlanmaz. Ancak, kıyıda görülen bu iklim şartları: dağlık kesimlerde ve Kelkit Havzasında değişir. Dağların, denize bakan yamaçları daha yağışlıdır. Kışlar daha sert, kar örtüsü daha uzun süre kalıcı ve yazları, daha serindir.
Bölgede yerleşim: dağınık ev sistemindedir. Arazi dağlık olduğu için, vatandaş sahip olduğu birkaç dekarlık düz araziye: mısır tarlası yapmıştır. Üst kısmına ise, ev yapmıştır. Bu şekilde: evler ve mahalleler arasında, uzak mesafeler oluşmuş ve insan ilişkileri zayıflamıştır. Bu durum, özellikle, ilçelerde yaşayan insanların konuştukları dil lehçeleri arasında farklılıklar oluşmasına sebep olmuştur.
Giresun
Fındık
Giresun fındığı: dünya pazarlarında özellikle aranmakta ve tercih edilmektedir. Çünkü: parlak kabuklu, yağ oranı yüksek, tombul bir fındık türüdür. Kıyıdan başlayarak, 1000 metre yüksekliklere kadar, fındık bahçeleri yayılmış ve üretim yapılmaktadır. Evet, fındığın bu özelliğine istinaden, FİSKOBİRLİK Genel Müdürlüğü, Giresun ilindedir.
Kiraz
Kiraz’ın ana yurdu Giresun’dur. Bu nedenle: ismini de, Yunanca “kiraz” anlamına gelen “Kerasus” veya “Keresea” kelimelerinden almıştır. MÖ.74 yılında, Romalı General Lucullus, Doğu Karadeniz bölgesine yaptığı sefer sırasında gördüğü ve yanında götürdüğü fidanlar sayesinde, kiraz tüm dünyaya yayılmıştır.
Ancak, kiraz, son yıllarda önemini kaybetmiş ve yerini fındığa bırakmıştır.
GİRESUN ÜNİVERSİTESİ
2006 yılında kurulmuştur. Üniversite bünyesindeki fakülteler: Tıp, Eğitim, Fen-Edebiyat İktisadi ve İdari Bilimler, Sağlık Bilimleri, Güzel Sanatlar ve İletişim Fakülteleri bulunmaktadır.
Üniversitenin: sosyal tesislerinin, yerleşkelerinin, yurtlarının durumu hakkında da bilgi vermek isterdim ama, maalesef Giresun Üniversitesinin sitesinde, yani bu konuda bilgi bulunmasının zorunlu olduğu sitede, bu konularda tek bir satır yazı bile yok. Sanırım Üniversite, kendi sitesini öylesine bir anlayışla yapmışlar.
Giresun
AKSU ŞENLİKLERİ
Giresun-Trabzon sahil yolu üzerinde ve kent merkezine, yaklaşık 4 km. uzaklıkta bulunan Aksu Deresi Ağzı: mesire yeri olarak kullanılıyor. İnsanlar: gezmek, eğlenmek ve dinlenmek amacı ile, buraya sık sık gidiyorlar.
Her yıl: 20-23 Mayıs tarihleri arasında ise, yine burada “Aksu Şenlikleri” düzenleniyor. Bu şenliklerde, Mayıs Yedisi geleneği yaşatılmaya çalışılıyor. (Hıdırellez)
Giresun deniz turizmi
DENİZ TURİZMİ
Kentin batısındaki plajlar: doğu kesimindekilere göre, daha sığ ve daha kumluktur. Kent merkezine, yaklaşık 5 km. uzaklıktaki: Arif Kumaş, Giresun, Belediye, Emniyet, Tabya ve Jandarma Plajları: Giresun’un başlıca plajları olarak öne çıkıyor.
Bunun dışında: yaz aylarında, Giresun Adası ile Giresun Limanı arasında, belli zamanlarda, “Mavi Tur” adı altında, tekne gezileri düzenlenmektedir. Giresun’da zamanınız varsa, bu mavi tura mutlaka katılın.
Giresun ne yenir
NE YENİR
Giresun yemeklerinde, ana malzeme olarak: karalahana, ısırgan, pezik, madımak, galdirik, mantar, sakarca, çileklik, mendek, merulcan, marul, maydanoz kullanılır. Bu malzemeler ile yapılan başlıca yemekler ise şunlardır: karalahana çorbası, karalahana sarması, ısırgan yemeği, hamsi böreği, fasulye turşusu.
Evet, Giresun denilince akla hemen, dünyanın en lezzetli fındığı gelir. Burada: buraya has fındığı mutlaka tadın, hatta, kendiniz ve yakınlarınız için, bir miktar satın alarak, yanınızda götürmenizi öneririm. Bunun yanında: Giresun’da mutlaka yine buraya has “pide” tadın. Hamsi böreği ve karalahana yemekleri, tadılması gereken diğer tatlar.
Giresun ne satın alınır
NE SATIN ALINIR
Giresun’da oldukça eski tarihe dayanan bakırcılık, bugünde varlığını sürdürüyor. Bu bir geleneksel el sanatıdır. Dövme bakırcılık yanında, bakır işlemeciliği de yapılıyor. Genellikle: semaver, tepsi, biblo, duvar tabağı, şekerlik ve vazo gibi, anı ve süs eşyaları üretiliyor.
Bunlardan satın alabilirsiniz. Bunların yanında: Giresun’da günümüzde: el halıcılığı ve oya işlemeciliği de, varlığını sürdüren ve turistik özellikleri olan el sanatları arasındadır.
Özellikle: Giresun işi bakır ibrik ve güğümler öne çıkıyor. Konik yapılı ibriklerin gövdesi, dövme bakırdandır. Tutacak ve kopacak bölümleri de pirinçten yapılarak, gövdeye eklenmiştir. Ama, günümüzde bu sanatı yapan usta sayısı çok azalmıştır.
Tabii sonuç olarak, bu el sanatı örneklerini nereden alacağınızı soracaksınız. Bunları: Peştamal ve Kazancılar çarşılarında bulabilirsiniz.
GEZİLECEK YERLER
Giresun kalesi
GİRESUN KALESİ
Alanya ilçesini görenleriniz mutlaka vardır. Orada: tam şehrin ortasında bir kayalık yükselmekte ve bu kayalığın üstünde bir kale bulunmakta. İşte, Giresun kalesi de, buna benzer, yarım adanın en yüksek yerinde, bir taç gibi yerini almış. Tek farkı, Alanya kalesinden daha yüksek olması. Ama, büyük benzerlik var.
Evet, kale; yarımadanın en yüksek yerindedir. Kaleye ulaşmak için: 500 metrelik bir yol geçilmesi gerekiyor. Evet, kale bir hayli eski. MÖ 2’nci yüzyılda, Pontus kralı I. Farnakes tarafından yaptırılmış.
İki bölümden oluşuyor. Tepe üzerinde bulunan iç kalede: saray kalıntısı var. Kaleden: Giresun şehri bir tablo gibi gözüküyor. Deniz bir tarafta, fındık bahçeleri ve küçük ama sevimli Giresun, diğer taraftadır.
Günümüzde: burada, sur ve saray kalıntıları görmek mümkün. Ayrıca: kalenin çeşitli yerlerine oyulmuş: taş mağaralar ve tapınak kalıntıları görebilirsiniz. Büyük kaba taşlarla örülmüş surların bir bölümü: Kültür Bakanlığı tarafından restore edilmiş. Tepenin batısındaki kayalarda: küçük bir at kabartması bulunuyor.
Buranın: Ayios İlyos’un mezarı olduğu düşünülüyor. Daha aşağıdaki bir kayalık bölümde görülen Bizans yazısında ise, burada küçük bir kilisenin bulunduğu yazılı. Kalenin kuzeyinde: çok büyük mağara sığınakları bulunuyor.
Kale içinde bir mezar daha göreceksiniz. Bu mezar: Gazi Osman Ağa (Topal Osman Ağa) nındır. Topal Osman, Balkan savaşına katılmış, bir şarapnel parçasıyla yaralanmış ve topallamaya başlamıştır. Ardından Çanakkale savaşına katılmış ve orada Mustafa Kemal ile tanışmıştır. Tanışmalarıyla birlikte Mustafa Kemal’e büyük bir hayranlıkla bağlanmıştır.
Zaten, Çanakkale savaşından Anadolu’ya kendi yerlerine dönenler, Mustafa Kemal’i ve başarılarını anlatır dururlardı. Topal Osman: Anadolu işgal edilmeye başlanınca, milis güçleriyle birlikte Trabzon’u işgal eden Ruslara karşı savaşan gönüllü 47’nci Alay Komutanıdır. (Gönüllü 42’nci Alay Komutanı Avni Bey, Tirebolu’da yerleşiktir)
Topal Osman’ın gönüllü alayı, Ruslar gittikten sonra, yerel Rum çetecilerle savaşır. Atatürk, 1919 yılında Samsun’a ayak bastığında aslında kendisine verilen görev, bu yerel milis güçlerini dağıtmaktır.
Ancak Havza’da Topal Osman ile görüşür ve Topal Osman, bütün güçleriyle arkasında olduğunu söyler. Zaten özellikle Sakarya Savaşında, en fazla şehit veren illerin başında Giresun ve Ordu gelir. Afyon Karahisar İscehisar’da “Giresunlular Şehitliği” vardır. Topal Osman, Kurtuluş savaşından sonra Cumhurbaşkanı Muhafız Alay Komutanı olur. Giresun Belediye Başkanlığı yapar.
Ancak ismi bir milletvekilinin öldürülmesine karışır, kaçar, yargılanır ve idam cezasına çarptırılır. Ankara’da bir bağ evinde ölü bulunduğu söylenir, bazı kaynaklar ise çarpışmada öldürüldüğünü iddia ederler. Ardından, Ulus heykelinin tam karşısında, TBMM önünde, ibret olsun diye 3 gün darağacında sallandırılır.
Atatürk, o sırada yurt gezisinden döner ve bu duruma çok üzülür, cenazeyi Giresun’a gönderir ve kalede yaptırılan mezara gömülür. Evet, buralara yolunuz düşerse, Gazi Topal Osman Ağa’nın mezarını mutlaka ziyaret edin.
Bunun dışında: kalede: tarihi kalıntılar ve asırlık çınar ağaçları var. Ağaçların altında piknik yapmak için masalar, şömineler bulunuyor. Ayrıca: lokanta, çay bahçeleri ve büfelerde hizmet veriyor. Turistlerin ilk uğrak yerlerinden biri. Kaleden aşağıya baktığınızda: kalenin eteklerinde ve doğusunda Zeytinlik Mahallesi var.
Eski konak ve evlerden oluşan mahalle koruma altına alınmış. Sit alanı. Kaleden güneşin batışını da izlemek, muhteşem bir keyif. Gece ise, ışıklandırılan şehir, kaleden yine bambaşka görünüyor. Hani derler ya, anlatmak tan öte, yaşamak gerekir.
Giresun kufa kuyusu
KUFA KUYUSU
Kalenin eteğinde ve yeni açılan yolun hemen kenarındadır. Kale yolundan çıkarken, sağ tarafta, pek de göze batmayan bir yerde.
Pontus imparatorluğu döneminden kaldığı sanılmaktadır. Kalenin su ihtiyacının karşılanması için kullanılmıştır. Aynı zamanda, bir ziyaretgah olarak da kullanılmıştır. Söylentilere göre: bu kuyunun suyu, testilerle krallara gönderilirmiş ve onların türlü sıkıntılarına çare olurmuş.
Kuyunun ağız kısmı: 2 metre yükseklikte ve 80 cm. genişliktedir. Kesme taşlardan yapılmıştır. Kesme taşlardan sonra, kuyu genişlemekte ve 7-8 metre derinliğe kadar inmektedir.
KALE CAMİSİ
Kale mahallesindedir. Mimari değeri yüksek bir yapıdır. İki yazıtı bulunmaktadır. Giriş kapısı üstündeki, 1830 tarihli yazıtta: buradaki ilk cami yapısının, Dizdarzade Emetullah Hanım tarafından yaptırıldığı yazılıdır. İkinci yazıtta ise, 1912 tarihi görülmekte ve cami yapısının: Sarı Mahmut Zade Mustafa Efendi tarafından yeniden inşa ettirildiği belirtilmektedir.
Yapı: kesme taştan yapılmış, Neo-klasik dönem özellikleri taşımaktadır. Kare kaide üzerine, merkezi bir kubbe ile örtülüdür. Beden duvarlarında: hafif sivri kemerli ikişer pencere, ikinci sırada da üçlü gurup halinde, alçı pencereler ile, ibadet mekanı aydınlatılmıştır.
Giriş kapısı: mermer yuvarlak kemerlidir. Üzerinde: dışa çıkıntılı kitabe yeri var. Kapının her iki yanında, yuvarlak kemerli, demir şebekeli birer pencere bulunuyor.
Caminin yanındaki minaresi: kare kaide üzerine, silmeli, yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir. Yanındaki çeşme de: 1927 yılında buraya yapılmıştır.
Giresun adası-Aretias
GİRESUN ADASI (ARETİAS)
Karadeniz bölgesinde, iskan edilebilir tek adadır. Kıyıdan, 1 mil açıkta bulunmaktadır. Söylentilere göre: Ada, kentin güney doğusunda bulunan ve görüntüsü kartal gagasını andıran, Gedik kayadan kopan bir parçanın denize yerleşmesiyle oluşmuştur.
Adada, tarih ve doğa iç içedir. Kalıntılardan anlaşıldığına göre, bir zamanlar ada surlarla çevriliymiş. Surların yapımındaki inşaat işçiliği: Giresun kalesindeki işçilik ile aynı tekniktedir. Dolayısı ile, adanın surlarının da, Pontus imparatorluğu döneminde yapıldığı sanılmaktadır.
Adada bulunan ve günümüze kadar gelen tarihi kalıntılar şunlardır: 2 büyük şarap fıçısı, 1 mabet harabesi, tapınak yeri, ayakta kalan bir kısım sur ve gözetleme kulesi.
Doğu ucunda bulunan “Hazma Taşı”: antik çağdan kalma bir dikit olarak göze çarpar. Bu taş: çağlar boyunca, yöre insanları için, mistik bir güç kaynağı olarak kabul edilmiştir.
Ada: mitolojide geçen “Altın Post” peşindeki Argonautların yaşadıkları maceralara da konu olur. Arganautlar: Altın postu ararken, Aretias adasına gelirler. Altın postun, burada saklı olduğuna inanmaktadırlar.
Ancak: adada, onları ejderha yapılı kuşlar karşılar. Kuşlar: tüylerini ok gibi fırlatarak saldırıya geçerler. Arganautların bir kısmı ölür. Sonunda: kuşları öldürürler ve altın postu aramaya koyulurlar. Ancak, bulamazlar ve adayı lanetleyerek, buradan ayrılırlar.
1984 yılında: Kaptan Tim Severin yönetimindeki, 12 kişilik bir araştırma ekibi: bu efsanevi yolculuğu yeniden canlandırmak için, Argo gemisinin aynısını, hiç çivi kullanmadan yaparlar ve yalnızca kürek çekerek, Giresun adasına kadar gelirler. Bu televizyon belgeseli, BBC televizyonu tarafından yayınlanınca, tüm dünya tarafından, Giresun adası tanınmış olur.
Evet, Giresun adası, günümüzde terk edilmiş durumdadır. Ancak: ada üzerinde, Bizanslılara ait bir tapınak ve daha tam olarak keşfedilmemiş bir kısım bina kalıntıları bulunmaktadır. Her MAYIS ayında, kadınlar adaya gelerek, dinsel ayinler düzenlemektedirler.
Son olarak, adada günümüze kadar sürdürülen bir gelenekten söz etmek istiyorum. Bu gelenek: soyun sürdürülmesi geleneği. Soyun sürdürülmesi inancı ile: ada çevresinde dolaşmak bir gelenek olarak, günümüze kadar ulaşmış ve halen sürdürülüyor. Bu tur: Hamza taşının bulunduğu yerden başlıyor ve adanın çevresi dolaşılarak, yine aynı yerde bitiyor.
Turun amacı, biraz önce söylediğim gibi: soyun sürdürülmesi. Bunun yanında: belaların denize atılması ve toprağın bereketlendirilmesi. Her yıl, Mayıs ayının 20 günü yapılan bu festival: günümüzde uluslar arası boyutlara ulaşmış. Festivalin halk oyunları bölümünde: Giresun yöresinin halk oyunlarının, yurt içinde ve yurt dışında tanıtımı amaçlanıyor.
Giresun Gogara kilisesi-Arkeoloji Müzesi
GOGARA KİLİSESİ-ARKEOLOJİ MÜZESİ
Sahilde, Gogara mevkiindedir. Bu kilisenin, 16. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Ortodoks mezhebinin kilisesidir ve 1923 yılına kadar kilise olarak kullanılmıştır. 1923 ile 1948 yılları arasında boş kalmış, 1948 ile 19678 yılları arasında ise cezaevi olarak kullanılmıştır. 1967-1982 yılları arasında yine boş kalmıştır. 1982 yılında ise restore edilmiş ve 1988 yılından sonra müze olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Yapı: kesme taşlardan yapılmış olup, kubbesi ve tipik kilise mimarisiyle, ilgi çeker. Dıştan dikdörtgen, içten bazilika plan ile kubbeli haç planının birleştiği, karma plan şeklindedir. Kuzeyinde: bodrum üzerinde, üç katlı tarihi bir bina daha vardır. Burası da, papaz evi olarak biliniyor.
1993 yılında, burası da orijinaline uygun olarak restore edilmiş ve müzenin idari binası olarak hizmete açılmıştır. Müze yapısı içinde: Eski Tunç Çağı, Hitit, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait antik eserler, taş kabartmalar, eski tarihlerde kullanılan silah, giysi ve para örnekleri sergilenmektedir.
Giresun Katolik Kilisesi-Çocuk Kütüphanesi
KATOLİK KİLİSESİ. ÇOCUK KÜTÜPHANESİ
Çınarlar mahallesindedir. Aslen Fransız Katolik kilisesidir ve 1800’lü yılların sonlarında inşa edilmiştir. 1967 yılından sonra ise, çocuk kütüphanesi olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Yapı: dikdörtgen planlı, ana cephesi üçgen alınlıdır. Köşelerde, taştan yivli köşe kolonları bulunmaktadır. Girişin üzeri: dört köşeli sütunla taşınan, yuvarlak kemerli, kırma çatılı bir sundurma ile örtülüdür. İç ve dıştan, çok güzel görünen binada, 2001-2002 yıllara arasında, restorasyon yapılmıştır. Bu restorasyonda ise, gerek bina ve gerekse çevre düzenlemesi yapılmıştır.
Giresun Zeytinlik Mahallesi
ZEYTİNLİK MAHALLESİ
Kalenin güneydoğusundadır. Burası: kentsel Sit alanı ilan edilerek, koruma altına alınmıştır. Kentin geçmiş mimari dokusunu yansıtan bir mahalledir. Bazı evlerin restorasyonu yapılmış ve bir kısmında ise iyileştirme çalışmaları yapılmıştır.
Günümüzde burada: 4 tanesi anıtsal, 43 tanesi sivil mimarlık örneği olarak tescillenmiş, toplam 47 esere ilaveten, 35 adet yeni eser daha tespit edilerek, bunların tescil ve koruma altına alınması sağlanmış. Eski evlere meraklı olan tatilciler tarafından, mahalle gezilebilir, mutlaka büyük keyif alacakları yapılar var.
KAYA KİLİSE
İl merkezinde, Askerlik Şubesinin arkasında, eski Lonca yolu üzerindedir. İsmi tespit edilememiştir. Kitabesi de yok. Hıristiyanlığın ilk yayıldığı yıllardan kalma, bir kaya tapınağı olduğu düşünülmektedir. Burada: gizli ayinler yapılmıştır. Panaia ve Surp Sarkiz adlarıyla da bilinen ve yapıldığında üç katlı olduğu düşünülen tapınak, geçmiş dönemlerde şifahane olarak da kullanılmıştır.
Çünkü: kilisenin yanındaki ve kilise ile bağlantılı yapılar: bir bakıma hastane görevini de üstlenmiş. Bu hastaneye çevre yerleşim yerlerinden, hastalar gelmekte imiş.
Bayağı büyük bir kilise, bu büyüklükte kaya oyularak yapılmış olması, aslında önemini ortaya koyuyor ama yine de, turistik anlamda pek öne çıkarılamamış.
Giresun Kümbet Yaylası
KÜMBET YAYLASI
İl merkezine, yaklaşık 60 km. uzaklıktadır. Giresun’un en popüler yaylalarındandır. Buraya ulaşmak için: Giresun-Dereli-Şebinkarahisar yolu üzerinden gitmek gerekiyor. Dereli den sonra, Güdül-Yüceköy üzerinden gidildiğinde, 60 km. lik asfalt yol ile ulaşılır. Şebinkarahisar yolundan gidilirse, İkisu-Uzundere üzerinden de ulaşmak mümkün.
Yaylada: elektrik, su, telefon, bakkal, kasap, fırın, manav, kır kahvesi ve sağlık ocağı var. Çevrede: gür ormanlar, geniş çayırlar bulunuyor.
Yaylaya: günübirlik gelenler için: restoranlar bulunuyor. Kümbet Yayla Şenlikleri: yayla bölgesinin önemli mesire yeri olan: Aymaç Mevkiinde kutlanıyor. Çünkü, burası: doğal güzellikler bakımından zengin çevre manzarasına hakim bir tepe.
Şenlikler: genellikle Temmuz ayının ikinci yarısında düzenleniyor. Şenliklerde: oyunlar oynanır, yarışmalar düzenlenir ve hayvansal ürünler pazarlanır. Bu şenliklerin en ünlüsü: Temmuz ayının ikinci cumartesi-Pazar günlerine rastlayan Kümbet Yayla Şenlikleridir.
Şanlıurfa-Mardin karayolunun tam ortalarında; gerçekten buram buram tarih kokan ve dini özellikleri de ön plana çıkan bir yer. Buradan geçerken; bir gününüzü ayırarak, bu güzellikleri rahatlıkla gezebilirsiniz.
ULAŞIM
Viranşehir; Şanlıurfa-Mardin karayolunun üzerinde. Suriye sınırına çok yakın, 50 km. Viranşehir-Şanlıurfa arası uzaklık: 93 km. Viranşehir-Mardin arası uzaklık: 101 km. Viranşehir-Diyarbakır arası uzaklık:100 km. Viranşehir-Gaziantep arası uzaklık: 240 km. Viranşehir-Ankara arası uzaklık: 903 km. Viranşehir-İstanbul arası uzaklık: 1356 km. Viranşehir-İzmir arası uzaklık: 1336 km. dir.
GENEL
Uluslar arası D-400 karayolu şehirden geçer. Yol nispeten bir hayli bozuk ve bu yüzden sık sık kazalar olmaktadır. Bu yüzden, buraya gidecek ziyaretçilerin ulaşıma ve trafiğe dikkat etmelerini özellikle öneriyorum.
Stratejik açıdan, oldukça önemli olan büyük bir ilçedir. Matematik konumu gereği, dönenceler dışında kaldığından, bir cismin gölgesi her zaman vardır ve kuzey yarım kürede olduğu için, gölge yönü, sürekli kuzeyi gösterir.
Tozu-dumanı meşhurdur. Suriye sınırına yakın olması nedeniyle, burada sık sık toz fırtınaları olur.
Şanlıurfa Viranşehir Karacadağ
İlçe karasal iklim etkisi altında olduğundan ve yılın büyük bir kısmının kurak geçmesi nedeniyle, doğal orman bitki örtüsüne rastlamak zordur.
Ancak, İlçenin kuzey kesiminde, Karacadağ’ın bulunduğu alanda: yer yer Meşe ormanlarına rastlanır.
20’nci yüzyılın ortalarına doğru, bu alanlar, orman açısından zengin bir örtüye sahip iken, bu yıllardan sonra; kaçak kesimler ve yakacak temin etmek için büyük oranda tahrip edilerek, yok olma ile yüz yüze bırakılmışlar.
Ormanların yok edildiği bu alanlarda: dikenimsi bitki toplulukları ortaya çıkmış.
KARACADAĞ
Burada bir belde var ve Siverek İlçesine bağlı. Siverek ilçesine 45 km uzaklıkta. Şanlıurfa’dan 90 km. sonra Siverek’e varıp, eski Diyarbakır yolu üzerinden 50 km. kuzeydoğuya gidince, Karabahçe’ye varmadan, sağa ayrılan yolla Karacadağ’ın zirvesine tırmanış başlar.
Zirveye kadar 16 km. süren bu yol boyunca: ağaçsız, çıplak ama gururlu bir yayla ile karşılaşacaksınız. Karlı günlerde: kış, burada ıssız geçer. Bu arada; buranın kışı kadar meşhur olan bir şey daha var: suyu.
Karacadağ suyundan mutlaka tadın. Güllüce Mevkiinde. Çevre illerde, bidonlara doldurularak, para ile satılıyor.
Siverek ilçesi hakkında sayfa açılmadığından, Karacadağ’ı burada anlatmak istiyorum. Bu dağın en büyük özelliği: kışın burada kayak yapılabilmesi.
İlçenin kuzeyinde, Karacadağ volkan kolonisi bulunmakta olup, yüksekliği: 1938 m. dir. Eskiden: Karacadağ; ağaç ve ormanlar ile kaplıymış. Develerle odun taşınırmış. Ne deve kalmış, ne de odun.
Şimdi develer gidince, atlar onları vahşi hayvan sanıp ürküyorlarmış. Dağın en büyük özelliği: sanki dağın yayılıp pelteleştiğini göreceksiniz. Yani: bir kısım yükselti var ama burası tam bir dağ değil.
Bir bakıyorsunuz, dağın tepesindesiniz. Sırasıyla: iki ziyaret yeri ve göçer obalarını geziyorsunuz. Ayrıca: üç vadi ve su kaynakları var.
Evet, biraz önce söylediğim gibi, buranın en büyük özelliği: kayak yapılabiliyor olması. Karacadağ’daki kayak merkezinde: en iyi kaymayı, çevre köylerde oturan şalvarlı-poşulu vatandaşlar yaparken, çevre illerden gelen ve kaymayı öğrenmek isteyen, birçok üniversiteli profesör ve sosyeteye de hocalık yapıyorlar.
İlk zamanlar: kendilerinin de, kayak yapmakta zorlandıklarını söyleseler de, günümüzde usta birer kayakçı olmuşlar ve kayak merkezinde, gönüllü olarak hocalık yapıyorlar.
Kayak merkezinde otel yok. Kayak merkezi özel bir işletmeci tarafından işletiliyor. Kaymak isteyenler: saatlik ücret olarak 5 TL. ve gün boyu kaymak isteyenler ise, yalnızca 20 TL. ödüyorlar. Bu fiyatları; ülkemizdeki diğer kayak merkezleri ile kıyasladığınızda, ortaya büyük farklılıklar çıkıyor.
NE YENİR
İlçede; kırmızı mercimek, sabah etli pilav, çiğköfte ve şelengo denilen bir salatalık türü ünlüdür. Şelengo, buraya özgü bir sebzedir.
TARİHİ
Viranşehir: Sümer, Hitit ve Asurlular dönemlerinde, “Tilla, Tela, Tilli”, Romalılar döneminde ise “Tell-Mevzelaht, Tel-Mevzen, Tel-Muzin,Tilmuz ve Örenşehir” isimleriyle anılmıştır. Tarihte: çok yakılıp-yıkıldığı için, şehre harap anlamına gelen “Viran” kelimesi eklenerek “Viranşehir”ismi verilmiştir.
Evet, Viranşehir, eski bir Hitit şehridir. MÖ.2750 yılından itibaren, tarih sahnesinde yerini almıştır. İlçenin tarihi her ne kadar MÖ.2500-3000 yıllarına kadar gitmekte ise de, çok verimli ovası ve bulunan yeni mezar taşları dikkate alındığında, daha da eskilerde burada yerleşim bulunduğu öğrenilmektedir.
Yukarı Mezopotamya’nın önemli bir merkezi olması nedeniyle, birçok saldırılara ve istilalara maruz kalmıştır.
Şehir, MÖ. 1115 yılında, Asurluların eline geçer. Daha sonra İranlıların egemenliği görülür. Makedonyalılar ve ardından Selefkoslar ve nihayet Romalılar şehre hakim olurlar. MS. 623 yılında: şehir, İslam Orduları Komutanı Ganem tarafından işgal edilir.
Melikşah döneminde, Selçuklulara bağlanır. 1258 yılında Hülaguların işgali görülür. 1367 yılında, Artuklular şehri ele geçirir. 1400 yılında, Timur şehri işgal eder ve tamamen yıkar. Timur; tarihin en büyük katliamını burada yapmıştır.
1516 yılında, Osmanlılar şehri ele geçirir. Sultan IV. Murad; Irakeyn seferini yaparken, buradan geçer. Rüyasında; Eyüp Peygamberin mezarını görür.
Bunun üzerine: Eyyüp Peygamberin mezarı; bugünkü Eyyüpnebi adı verilen beldede bulunur.
GEZİLECEK YERLER
Şanlıurfa Viranşehir Ortagonal Roma Tapınağı-Dikmeler
OKTAGONAL ROMA TAPINAĞI (DİKMELER)
İlçe merkezindedir. Bu tapınak, eskiden sekiz dikme halinde iken, günümüzde yalnızca bir dikmesi kalmıştır. Roma imparatoru Hadrianus’un, Nil nehrinde boğulan sevgilisine hitaben yaptırılmış olduğu rivayet edilir.
Bazalt kesme taşları ile, 14 ayak üzerinde, iki katlı olarak yapılmıştır. Bizans döneminde, kiliseye dönüştürülmüş, Timur’un şehri fethi sırasında harap olmuştur.
Tapınağın planı: altıgen bir yapıdadır. Tapınak: bazalt taşlarla inşa edilmiştir. Ortası: altıgen planlı, Talas tipinde olan tapınağın, kültür merkezi de var.
Yine, bu mekanın dışında aynı planlı, dairesel bir galeri var. Bu galeride, ortasındaki Talas mekanına iki kapıdan giriliyor.
Ortadaki Talas mekanı üzeri: açık, tek katlı kutsal bir mekanmış. Galeri kısmı ise, iki katlı olup birinci kat, ortadaki Talas yapı ile aynı yükseklikte imiş.
Dini ayinler: Talas mekanının içinde yapılırken, galerinin üst katında da bu ayin izlenebiliyormuş.
1900’lü yılların başında, halk arasında dikme olarak adlandırılan tapınak ayaklarından 8 tanesi ayakta olmasına rağmen, günümüzde yalnızca 1 dikme ayakta kalmıştır.
Ayakta kalan bu dikme, iki katlı bir mimariye destek olarak yapıldığı izlenimi vermektedir. Şehir merkezinde bulunan bu yapı; koruma altına alınmıştır.
Şanlıurfa Viranşehir Çemdin Kalesi-Eski Kale
ÇEMDİN KALESİ (ESKİ KALE)
Viranşehir-Şanlıurfa karayolunun, 25’nci km. de, yolun güneyine sapan stabilize yolun, 9’ncu km. dedir. Romalılar tarafından yapılmıştır.
Kale: konumundan dolayı, sürekli el değiştirmiş ve çeşitli uygarlıklar tarafından genişletilerek, restore edilmiştir. Bazı kaynaklarda, bu kalede, üç medeniyetin izleri bulunduğu ifade edilmektedir.
Kale yüksek bir tepede, sert kalker taşlarından inşa edilmiştir. Kale ve çevresindeki kayalık alanlar oyularak mesken haline getirilmiştir.
On iki burç ve iki gözetleme kulesinden yapılmış olan bu kalenin sur ve burçları; beyaz kesme taşlarla örülmüş, iç kısımları dolgu malzemesi ve harçla doldurularak 3-4 metre kadar kalınlaştırılmıştır.
Surlar 8-10 metre, burçlar ise 13-14 metre yüksekliğindedir. Kalenin çevresinde, savunma amaçlı yapılmış ve içi sürekli su ile dolu olan 5 metre derinliğinde ve 5 metre genişliğinde bir savunma hendeği vardır.
Kalede: biri doğuda diğeri batıda olmak üzere, iki kapı var. Bu kapıların önünde ve savunma hendeğinin üzerinde, kaleye geçilmeyi sağlayan, iki seyyar köprü varmış. Kale, günümüze iyi durumda korunarak gelebilmiş tarihi bir eser.
Bu kalenin çevresinde, kale ismi ile anılan bir köy var. Köydeki halkın büyük bir kısmı, halen kalenin çevresinde bulunan yapay mağaralarda yaşamaktalar.
Bu yapay mağaraların tümü, aslında tünellerle birbirlerine bağlanmaktadır. Ancak bu meskenlere yerleşenler, bu tünelleri kapatarak burayı kullanıyorlar.
Köy sakinleri, bu yapay mağaralara elektrik bağlayarak ve buraları perdelerle odalara bölerek kullanıyorlar.
Bu yapay mağaralar, yazın oldukça serin ve kışın ise sıcak olmaktaymış. Tepenin yamacında bulunan bu meskenlerin yanına gelinmeden fark edilmeleri mümkün değil. Bu meskenler, köye gelen ziyaretçilere otantik-mistik bir tablo sergiliyor. Mutlaka ziyaret edin.
ŞEMUN MANASTIRI (YOLBİLEN KÖYÜ)
Viranşehir’e bağlı, Yolbilen köyünün orta Yolbilen mezrasındadır. İlçe merkezine; 3 km. uzaklıktadır. MS. 873 yılında inşa edildiği sanılmaktadır. Bazı arkeologlar tarafından: dünyanın ikinci büyük Süryani manastırı olarak kabul edilmektedir.
Burada; yapılan kazılarda, manastırın doğusunda azizler mezarlığı ortaya çıkarılmış. Aziz Şemun tarafından yaptırıldığı tahmin edilen manastırda, başta Şemun olmak üzere, Halfin, Yuhannun, Elişa ve Tuma mezarları olduğu söylenen mezarlar ortaya çıkarılmış. Ayrıca, bu manastırın bulunduğu çevrede, çok sayıda mağara bulunuyor.
Eski medeniyetlerin, özellikle yüksek yerler ve dere kenarlarını tercih ettiklerini göz önüne alındığında; bu bölgede daha yapılması gereken kazı çalışmaları sonucunda, birçok eserin ortaya çıkarılacağı kesin.
Zaten manastırın bulunduğu köyün eski ismi olan “Hifdemal” kelimesi “Onyediev” anlamına geliyor. Manastır: Mardin’de bulunan “Deyrul Zafaran” manastırından, iki kat daha büyük, Antakya’da ki manastırdan ise, küçüktür.
EYYÜPNEBİ BELDESİ VE TÜRBELER
Viranşehir’in kuzeybatısında, Viranşehir-Şanlıurfa kara yolunun 6’ncı km. den kuzeye sapılarak, 15 km. lik bir asfalt yol ile ulaşılır. Burada: Hz. Eyüp Peygamberin, Hz. Rahime ve Hz. Elyassa Peygamberlerin türbeleri bulunmaktadır. Burada bulunan türbeler: kara yolu ile Hicaz’a giden hacıların tavaf ettiği kutsal türbelerdir.
EYÜP PEYGAMBERİN TÜRBESİ
Eyyüpnebi Köyündedir. Bu köy: aynı zamanda, Hz. Eyüp’ün adı ile anılmaktadır. Türbe: köy caminin güneydoğu köşesine, 15-20 metre uzaklıktadır. Üzerine kubbeli bir bina yapılmıştır.
HZ.RAHİBE TÜRBESİ
Köy höyüğünün kuzeybatı yönünde, höyüğe 50 metre uzaklıktadır. Hz. Rahime; Hz. Eyüb’ün karısıdır.
HZ. ELYASSA TÜRBESİ
Hz. Eyüb Türbesinin güney batında, köye 500 metre kadar uzaklıktadır. Hz. Eyüb’ü ziyarete geldiğinde, ona ulaşamadan türbenin bulunduğu yerde vefat ettiği rivayet edilmektedir.
HZ. EYÜB PEYGAMBER VE VİRANŞEHİR
Hz. Eyüp: MÖ.1263 yılında, Şam ve Ramle arasında dünyaya gelmiştir. Hz. İshak neslindendir. Hanımı Hz. Rahibe ise, Hz. Yusuf’un torunudur.
Allah; Hz. Eyüb’e, dedesi Hz. İshak’ın duası ve bereketiyle, çok mal ve servet verdi. Sürülerle hayvanlar, bağlar, bahçeler ve çok evlat ihsan etti. O, bu ihsanlara, ibadetle karşılık verdi. Şeytan bunu kıskanır ve Allah’a; “ Yarabbi. Eyüb’ün ibadeti çoktur.
Lakin, hangi kul vardır ki, sen bu kadar nimet veresin de, ibadet etmemiş olsun. Beni, onun malı üzerine musallat kıl ki: ta ki, onun tüm malını helak edeyim. O zaman, senin nimetine nasıl küfran edeceğini gör” dedi.
Allah; “ ya mel’un, elinden ne gelirse işle” diye, şeytan’a ruhsat verir. Şeytan, önce Eyüb’ün malını helak eder. Eyüb, sabır eder.
Sonra yine Allah’ın ruhsatıyla Eyub’un çocuklarına musallat olarak, bulundukları evi başlarına yıkar. Hz.Eyüb, yine sabır eder. Şeytan, bu kez, Eyüb’ün şahsına musallat olmak ister.
Eyüb, secdedeyken, yer altından gelip ağzına üfler. Şeytanın nefesi, peygamberin bütün vücudunu ateş gibi yakıp, kırp kırmızı eder.
Hz. Eyüb’ün başından, gözlerinden, dilinden ve yüreğinden başka, sağlam bir yeri kalmaz. Büyük derde, belaya düşen Eyüp, yine sabır eder. Belası arttıkça, sabrı da artar.
Şeytan, son kez, Hz. Eyüb’ün hanımına da musallat olur. Ama, yine başaramaz. Nihayet, Eyüb Peygambere iman etmiş olan üç kişi; bir gün, onu ziyarete gelirler.
Ve derler ki; “ Eyüb ki bu kadar derde müptela oldu, bunca zamandır Allah’tan bir yardım ve merhamet yetişemedi. Öyle görünür ki, Allah bundan vazgeçmiştir. Yoksa, bela son bulurdu”.
Eyüb, bunu işitince çok incinir. Allah’ın kendisinden vazgeçme ihtimali onu çok üzer. Allah’a yalvarır. Allah merhamet eder.
Ona derki: “ ayağını yere vur, su çıksın”. Eyyüb, ayağını yere vurur, yerden latif bir su çıkar, onunla yıkanır ve o sudan içer. Sonuçta; tüm dertlerinden kurtulur.
Evet: işte hikaye böyle. Bunun geçtiği yer ise; Viranşehir Eyubname beldesidir. Hz. Eyüb’ün hasta iken sırtını yasladığı küresel bazalt taşı, halen beldededir ve sabır taşı olarak adlandırılmaktadır.
Hasta iken suyundan içtiği, suyu ile yıkandığı ve hastalıklardan kurtulduğu kuyu da, beldededir ve süt kuyusu olarak adlandırılmaktadır.
HZ. ELYASSA PEYGAMBER
Şam tarafından yola çıkarak, Allah’ın sevgili kulu olan sabır timsali Hz. Eyub’ü ziyaret etmeye gelir. Uzunca günler, yaya olarak yol yürüdükten sonra Hz. Eyüb’ün bulunduğu köye yaklaştığı sırada, şeytan, insan kılığına girerek, önüne çıkar ve nereye gideceğini sorar.
Hz. Elyassa; Eyüb Peygamberi ziyaret etmeye gideceğini ve aylardır yol yürüdüğünü söyleyerek, yolunun daha çok kalıp kalmadığını sorar. İblis: “bu halinle, sen nere, Eyüp peygamberin bulunduğu köy nere?
Geldiğin yol kadar yolun var der. “ Halbuki: Hz. Elyassa, Hz. Eyüb’un bulunduğu köye, oldukça yaklaşmıştır.
Yorgun ve bitkin bir durumda olan Hz. Elyassa, daha fazla yol gitmek için kendisinde güç bulamayınca, Allah’a “ Ya Rabbi, ben yorgun ve bitkin bir durumdayım, emanetini benden al” diye dua eder.
Elindeki asasını yere batırdıktan sonra, Allah’ın rahmetine kavuşur. Yere batırmış olduğu asası, türbesinin başında bir ağaç olarak yeşerir.
Hz. Elyassa’nın türbesinin bulunduğu yerdeki ağaç, 1990’lı yıllara kadar yaş iken, sonradan kurumuş, türbe restore edildikten sonra da ağacın bu kütüğü mezarın yanında, korumaya alınmıştır.