Tirebolu-Torul kara yolu üzerinde bulunması ve tarihi süreç içinde, gerek Türkmen ve gerekse Çepni Türklerinin, Malazgirt savaşından önce buraya yerleşmiş ve buradan Anadolu içlerine dağılmış olmaları ile önem kazanan bir yöredir.
ULAŞIM
İlçenin, Gümüşhane, Giresun ve Trabzon illeriyle bağlantıları vardır. Ulaşımda güçlük çekilmemektedir. Kürtün-Gümüşhane arası uzaklık: 59 km. Kürtün-Torul arası uzaklık: 35 km. Kürtün-Tirebolu arasındaki uzaklık: 56 km. Kürtün-Trabzon arası uzaklık: 102 km.
TARİHİ
Yörenin önceki ismi: Kürtün-i Bala. Anadolu Türkmen tarihinde önemli bir yere sahiptir. Çünkü: Türkmen ve Çepniler; buraya gelerek yerleşmişlerdir. Çatalağaç köyündeki yerleşimleri, zamanla Harşit havzasına ve oradan da günümüzde Espiye olarak isimlendirilen yere doğru değişmiştir.
Ancak, dediğim gibi, birçok Türk boyu (Çepniler, Hazarlar, Peçenekler) Malazgirt savaşından önce, bu yöreye gelerek yerleşmişlerdir. Yani: Türkmen ve Çepniler, bu yol üzerinden Karadeniz’e açılmışlardır. Anadolu Çepni Türklerinin manevi lideri Güvenç Abdul’un türbesi, Kürtün ilçesine bağlı Güvendi yaylasındadır.
Gümüşhane Kürtün
GENEL
Kürtün ilçesi, uzun süre Torul ilçesine bağlı iken, 1990 yılında, İlçe statüsü kazanmıştır. Kürtün isminin kaynağı: kışın buraya çok kar yağar, dağın yamacı tamamen karla kaplanır, aşağıda vadide ise çok şiddetli rüzgar eser. Rüzgar, karın üzerinde yukarıdan aşağıya doğru yarıklar açar ve bu yarıklara “kürtün” denir.
İlçe: Harşit (harşit kelime anlamı: güneşin en çok ısıttığı yer demektir) ırmağı kıyısında Tirebolu-Torul kara yolu üzerindedir. Kayalık bir arazi yapısı hakimdir. Yani, ilçe çevresi kayalıklarla çevrilidir. Bu yüzden, buralarda pek bitki yetişmez. Özellikle, orman bitkileri görülmez.
Denizden yüksekliği: 600 metredir. Arazi ve ekonomik şartların olumsuzluğu nedeniyle, yöre insanı başka yerlere göç etmektedirler. Bu elverişsiz şartları bir nebze giderebilmek için, Gümüşhane yöresinde, sadece buraya fındık üretim izni verilmiştir.
Yörede: deniz ve karasal iklim arasında bir geçiş iklimi hakimdir. Yazları kuru ve yağışsız, kışları ise yoğun kar yağışı görülmektedir.
İlçede yaşayanların ekonomik faaliyetleri: tarım, hayvancılık ve turizm olarak şekillenmektedir. Turizm dedim de, turizm etkinlikleri, tarihi etkinliklere dayanmıyor. Turizm, burada: yayla ve baraj üzerine yoğunlaşmıştır.
Barajda, yaklaşık 10 yıllık bir geçmişi olan ve günümüzde de sürdürülen: Baraj etkinlikleri yürütülmektedir. Yayla turizmi ise, yine yörenin etkinliklerinin başında gelmekte ve çevre yörelerden birçok insanı buraya çekmektedir.
Buranın bir diğer özelliği: silah sanayisidir. Karadenizli bodrumda, su borusundan tüfek yaparsa, fabrikada-atölyede neler yapılmaz, burada özel işlemeli, gümüş saplı silahlar yapılıyor. Kürtün: özel yapım, el yapımı silahlarıyla ünlüdür.
Gümüşhane KürtünGümüşhane Kürtün
Yörenin en önemli olan akarsuyu Harşit Çayı: bölgede, 3 baraj yapımına neden olmuştur.
NE SATIN ALINIR
Kürtün yöresine yolunuz düşerse, almanızı önerebileceğim başlıca ürün bir el sanatı. Her ne kadar, sonradan bu yöreye gelmiş olsa da, ipek halı dokumacılığı burada pek yaygın. İki kişi tarafından dokunan ipek halılar, yaklaşık iki aylık bir zahmetin ürünü. Özellikle, ilçe merkezindeki birçok evde ipek halı dokumacılığı yapılıyor. Muhteşem güzel bu halılar, mutlaka ilginizi çekecektir.
Gümüşhane KürtünGümüşhane Kürtün
GEZİLECEK YERLER
ÖRÜMCEK ORMANLARI
İlçe merkezinden, Yeşilköy istikametinde , yaklaşık 12 km.lik stabilize bir yol ile gidiliyor.
Burası, bir tabiat varlıkları koruma alanı olarak ayrılmış-belirlenmiş bir yer. Burada: Ladin ve Göknar ağaçları var. Ama, bu ağaçlar, Avrupa ve Kafkaslardaki en uzun boylu ve çaplı ağaçlar olarak öne çıkıyor.
Köknarların boyu: yaklaşık 62 metre ve Ladinlerin boyu ise, yaklaşık: 58 metre ve civarındadır. Ayrıca, yaşları da çok ileri ki, yaklaşık 400-450 yıllık ağaçlar. Yani, buraya gittiğinizde göreceğiniz bu doğal güzellikleri, anıt ağaçları başka yerde görme şansınız yok.
Gümüşhane Kürtün Baraj gölü
KÜRTÜN BARAJ GÖLÜ
Doğu Karadeniz bölgesinde, Doğankent projesi kapsamında yapılması düşünülen 18 barajdan biridir. 2003 yılında hizmete açılmıştır. Ön yüzü beton kaplı baraj olarak, ülkemizde ilktir. Gövde yüksekliği: 133 metredir. Bunun yanında, baraj gölünde, DSİ tarafından balıklandırma çalışmaları yapılmıştır. Göl gerek piknik ve gerekse olta balıkçılığına düşkün ziyaretçiler tarafından tercih ediliyor.
Gümüşhane Kürtün Güvende Yaylası
GÜVENDE YAYLASI
Kürtün ilçesinin en önemli yaylasıdır. İlçe merkezine, 23 km. uzaklıktadır. Yolu stabilizedir. Ancak, yaz döneminde, ilçe merkezinden buraya toplu taşıma yani dolmuş bulmak mümkün. Hatta, Güvende yaylasına giderken, Örümcek ormanlarından geçiliyor, anıt ağaçları da görebilirsiniz.
Hacı Bektaş-ı Veli’nin öğrencisi, Türkmen manevi lideri; Alevi-Bektaşi manevi önderi Güvenç Abdalın ismine atfen, bu yaylanın ismi verilmiştir. Bu konu hakkında bir söylenti var. Kısaca anlatmak istiyorum, çünkü söylenti, günümüze kadar uzanan bir etkinliğin temelini oluşturuyor. Güvenç Abdal: Güvende yaylasına doğru yola çıkınca, takipçileri gitmesini istemezler.
Bunun üzerine, Güvenç Abdal, onlara döner ve “Ben nereye gidersem gideyim, peşimden gelecek misiniz” der. Takipçileri, “Evet, geleceğiz” derler. Bunun üzerine, geri döner ve tam bu sırada sis bastırır ve sis kaybolduğunda, Güvenç Abdalın aralarında bulunmadığını görürler. Bir süre, döner umudu ile beklerler, ama gelen-giden olmaz. Bunun üzerine, takipçileri, burada bir türbesini yaptırırlar.
Türbe: her yıl, belirli zamanlarda, inananları tarafından ziyaret edilir, kurbanlar kesilir. Ancak, 1955 yılında, bu ziyaretler yasaklanır. Daha sonraki ziyaretler yani anma törenleri, yayla şenliği şekline dönüşür. Her yıl, Temmuz ayı sonlarında burada yapılan şenliklere “Güvende Yayla Şenlikleri” ismi veriliyor ve gerek yöreden ve gerekse başka mahallerden birçok ziyaretçi, yöreye geliyor.
Ayrıca: burada bulunan tarihi mezarlık incelendiğinde, yörenin yaklaşık 400-500 yıllık bir geçmişinin olduğu ortaya çıkıyor. Yaylanın denizden yüksekliği: 2250 metredir. Yazın, yaylada, Cuma günleri Pazar kuruluyor. Pazarın kurulduğu yerde, bazı tesisler var. Bunlar: yaklaşık 30 civarında iş yeridir. Bu iş yerleri arasında: otel, lokanta, dükkan ve kahvehane gibi yerler var. Pazar yerinin çevresi ise, yerleşim yerleri olarak kullanılan obalar la çevrilidir. Evet, bu yaylada rahatlıkla piknik yapmak mümkün.
KAZIKBELİ YAYLASI
İlçe merkezine bağlı, Söğüteli köyü sınırları içindedir. İlçe merkezine, 100 km. uzaklıktadır. Ancak, bu yolun, yaylaya yaklaşıldığındaki son 50 metresi stabilizedir.
Yaylada bulunan tesisler: bakkal, manav, kır kahvesi, lokanta, otel, pansiyon. Ayrıca; elektrik ve su bulmak mümkündür. Yayla sahası içinde: doğal çim alanları mevcut olup, kamp ve karavan turizmi için elverişli imkanlar bulunmaktadır.
Ayrıca, bu çim alanlarda, yazın çim kayağı ve kışın kayak pisti oluşturulabilmektedir. Yayla şenlikleri, Kürtün ilçesinin diğer tüm yaylalarında olduğu gibi burada da yapılıyor. Yaz ayları boyunca, Temmuz ayının ilk çarşambasından başlanarak yapılan şenlikler, yaz süresince sürüyor.
KADIRGA YAYLASI
İlçe merkezine bağlı, Süme köyündedir. İlçe merkezine uzaklığı ise, 90 km. dir. Ancak, bu yolun son kısımları yani yaklaşık yarısı, stabilizedir. Kadırga yaylasında: otel, lokanta, kır kahvesi, bakkal, manav, elektrik ve telefon var.
Yani, konaklama yapabilirsiniz. Güvende yaylasında olduğu gibi, Kadırga yaylasında da, yazın yayla şenlikleri düzenleniyor. Her yıl, Temmuz ayının üçüncü Cuma günü başlayan şenlikler, her Cuma günü tekrarlanıyor.
Tarihi kalıntıları ile, turizmin ön plana çıktığı, dünya üzerinde 25 sıcak bölgeden biri özelliğine sahip bir ilçedir.
ULAŞIM
Yusufeli, il merkezi olan Artvin iline, 85 km. uzaklıktadır. Ulaşım: Erzurum-Artvin karayolundan yapılmaktadır.
İl merkezi tersinde, güney batıdaki İspir kazasına uzaklığı ise, 93 km. dir.
Artvin Yusufeli
TARİH
İlçenin tarihi geçmişinde, mimari yapılaşması, orta çağ döneminde, bölgede egemenlik kuran: Bağratlılar zamanına kadar ulaşmaktadır. Bağratlılar, Hıristiyan olduklarından, manastır yapılarına önem vermişler ve bu yapılar, günümüze kadar ulaşmıştır.
16.yüzyıldan sonra, bölgede Osmanlılar görülüyor. Bu kez, Türk-İslam eserleri yapılmaya başlanır. En önemli yapılar ise, camilerdir. Az da olsa, sivil mimari örneği, ev yapılarına rastlanır.
İlçenin ilk kuruluş yeri: Kiskim bölgesidir. Burası: bugün Alanbaşı köyü olarak geçer. İlçe merkezi, daha sonraki dönemlerde: Öğdem bölgesine nakledilir.
1894 yılında ise, bugünkü Kılıçkaya Beldesine gelir ve Ersis olarak isimlendirilir. 1926 yılında, yine Öğdem bölgesine nakledilir. 1950 yılında ise, bugünkü yerine nakledilerek, Yusufeli ilçe merkezi haline getirilir.
İlçe, bugünkü ismini: 1912 yılında, “Kiskem” ve “Keskin” isimleri karıştırıldığından, Veliaht Yusuf İzzettin Efendi’nin ismine izafeten almıştır.
Artvin Yusufeli
GENEL
İlçe merkezi: Çoruh Nehri ve Barhal Çayının birleştiği bir vadide kurulmuştur. Denizden yüksekliği: 560 metredir. Ancak: dağ yamaçlarındaki yerleşim yerleri ve tarımsal alanlardaki rakım, yer yer 2000 metreyi bulur. Yani, sonuçta coğrafi özellikler açısından: çok engebeli, dağlık bir alana sahiptir. Düzlükler yok denecek kadar azdır.
İlçe genelinde: Karadeniz iklimi ve karasal iklim arasında, bir geçiş iklimi hakimdir. Bunu sonucunda: yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer.
Akdeniz iklimini andırır. Böylece, Akdeniz ikliminin tipik bitki türleri olan: zeytin, incir, üzüm gibi meyveler bolca yetişir.
Vadinin yüksek kesimlerinde ise, karasal iklim hüküm sürer. Yıllık ortalama kar yağışlı gün sayısı: 5’dir. Çoruh Nehri vadisinde doğa yeşerirken, vadi yamaçlarının yüksek kesimleri karla kaplıdır.
Bunun sonucunda, ilkbaharda yetişen kiraz, erik gibi meyvelerle, yaz ortalarında yetişen şeftali, incir, üzüm gibi meyveler, yan yana bir arada görülebilir. Bu durum, ilçenin doğa yapısının çeşitliliğini göstermesi bakımından ilginçtir.
Artvin Yusufeli Altıparmak Dağları
ALTIPARMAK DAĞLARI
Bu dağlarda, ilginç bir doğa olayı meydana gelir. Şöyle ki: Sahil tarafından gelen bulutlar; Altıparmak Dağlarının üçüncü tepesine çarpar ve bu çarpma, gözle görülebilir. Burada: çarpma sonucu, bulutlar yağmura dönüşür.
Ama hemen sonra, havanın soğuk olması nedeniyle, yağmur taneleri buz tanelerine dönüşür ve zirveye dökülür.
Altıparmak Dağlarının, bu sözünü ettiğim üçüncü doruğunun yüksekliği ve yer şekilleri: diğer doruklarla aynıdır. Ancak: bu söylediğim olay, yalnızca bu dorukta oluşmaktadır ve bu nedenle ilginç bir durum ortaya çıkıyor.
Bu yakınlarda bulunursanız veya Yusufeli’ne giderseniz, mutlaka bu doğa olayını izleyin.
Artvin Yusufeli Çoruh Nehri
ÇORUH NEHRİ
Yusufeli’nin tam ortasından geçiyor. Burada, son yıllarda, rafting sporu en büyük turizm potansiyelini oluşturur hale gelmiş. Çünkü: Çoruh nehri: dünyadaki Zambezi Nehrinden sonra, rafting sporu için en ideal ikinci nehir seçilmiş.
Hatta: 4.Dünya Akarsu Kros Şampiyonası, Çoruh Nehrinden düzenlenmiş. Aynı zamanda, her yıl, Türkiye Şampiyonası da burada yapılıyor.
Çoruh nehrinde, raftinge elverişli alan: İspir-Yusufeli sınırındaki Çamlıkaya köyünden başlayıp, Artvin’e kadar uzanan 127 km. lik parkur. Bu parkurun büyük bölümü: Yusufeli ilçesi sınırları içinden geçiyor.
BOĞA GÜREŞLERİ
Yusufeli ilçesinde, çeşitli dernekler tarafından, yılın belli zamanlarında, çeşitli yerlerde boğa güreşleri düzenleniyor. Örneğin: her yıl, 10 Nisan tarihinde, Dutluk Mevkiinde, 23-24 Nisan tarihlerinde, Derekapı Mevkiinde, 30 Nisan-1 Mayıs tarihlerinde, Havbağlığı mevkiinde.
NE YENİR
Yusufeli bölgesinde, buraya has tadabileceğiniz yemek cinslerinin başlıcaları şunlardır: Kaysefe, Peynir Kuymağı, Kavut Aşı, Hasuta, Hinkal, Mırkıl, Perverde.
Özellikle: Kaysefe, kurutulmuş kayısı ve ceviz içinden yapılan harika bir lezzettir.
Artvin Yusufeli
GEZİLECEK YERLER
OŞNAK KALESİ
Yusufeli-Erzurum yolunda, Tortum gölünü 1 km. geçince, Oşkvank levhasından sonra 7 km. daha gidilmesi gerekiyor.
Asıl adı: Oşki. Bir Gürcü kilisesidir. 973 yılında yapıldığı sanılıyor. Büyüleyici bir manzarası var. Ancak, günümüzde harap bir durumdadır.
Artvin Yusufeli Tekke Köy Kilisesi-Dört Kilise
TEKKE KÖY KİLİSESİ – DÖRT KİLİSE
Yusufeli-İspir karayolunun 7.km. den Tekkale köyü içinden geçen, işaretli yol ayrımından ulaşabilirsiniz. Köyün mezrasında, vadinin içinde bulunmaktadır. İlçe merkezine uzaklığı: 14 km. dir.
Buranın tamamen bir manastır kompleksi olduğu sanılıyor. Sade bir yapı. Batı Gürcistan hükümdarı, David Magostar tarafından yapılmış. Portresi de, doğu cephesindeki pencerenin içinde görülüyor.
16.yüzyıldan sonra işlevini yitirmiş ve terk edilmiş. Çevrede bulunan en büyük eğitim amaçlı kurumlardan biri olduğu sanılıyor.
Artvin Yusufeli işhan Kilisesi-Kanlı Kilise
İŞHAN KİLİSESİ (KANLI KİLİSE)
Yusufeli ilçesinin, 34 km. doğusunda, Dağyolu (İşhan) köyündedir. Olur-Oltu yol güzergahından gidilmektedir. Köyün içinde bulunan: manastır, kilise ve şapelden oluşmaktadır.
1008 yılında: Bağratlı Gürcüler tarafından yapılmıştır. Aynı zamanda, piskoposluk makamı olarak da kullanılmıştır. 1549 yılında, yöre, Osmanlılar tarafından ele geçirilince, camiye çevrilmiştir. 1983 yılına kadar ibadete açık tutulmuştur. Günümüzde ise, her iki yapı da terk edilmiştir.
Pencere kıyısındaki süslemeler arasında: ejderha ile aslanın boğuşmasını tasvir eden kabartma ilginizi çekecektir. Kilise: konik bir yapıda olup, orijinal halini korumaktadır. Turistik tercih edilirliği yüksek bir tarihi yapı.
İşhan kilisesinin, yıllarca toprak altında kaldığı ve Selçuklu döneminde bulunarak, onarıldığı bilinmektedir. Kilise ile ilgili anlatılan rivayetlere göre: Selçuklu hükümdarı Alaattin Keykubatın elçisi Veliddin Ağa: bölgedeki Livana ve Tavusker kalelerinden vergi alması için elçi olarak gönderilir.
Veliddin Ağa: İşhan köyündeki tarihi kiliseyi görür ve burasının eğer bir üniversiteye dönüştürülürse, halkın kendilerine bağlanacağını, hükümdarına bildirir.
Alaattin Keykubat; bir sonraki yıl, Keyhüsrev Ağanın başkanlığındaki bir gurubu: kiliseyi onarması için gönderir. Kilisenin onarımı, 8 yıl sürer. Ancak, bu sekiz yıllık süre içinde, büyük bir isyan çıkar ve Keyhüsrev Ağa, görevden alınır. Kilisenin onarılması işlemini, bu kez, bölgedeki kale beylerinden birinin kızı olan “Eleni” üstlenir.
Güzelliği dillere destan olan Eleni, kendisi ile evlenmek isteyenlerin, kendi aralarında bir yarış yapmalarını ister.
Yarışmacılar
Kiliseden 2 km. uzaklıktaki mezarlıktan, bir ok atacaklar, atılan bu oku, kilisenin üzerinden aşırtan kişi ile, Eleni evleneceğini söyler. Aşıramayanların ise, okun düştüğü yerde öldürülüp, oraya gömüleceğini söyler.
Güzel Eleni ile evlenmek hayalindeki birçok delikanlı bu yarışa katılır, ancak birçoğu oklarını kilisenin üzerinden aşırtmayı başaramazlar ve oklarının düştüğü yerde öldürülürler.
Gençler arasında, yalnızca bir tanesinin attığı ok, tam kilisenin üzerine düşer ve o da öldürülerek, kiliseye gömülür.
Günümüzde: kilisenin önündeki ardıç ağacının, oku kilisenin üzerine düşen bu gencin gömüldüğü yerde biten ağaç olduğu söylenir. Oku kilisenin üzerinden aşırtmayı başarabilen tek kişi ise, bir Türk genci olan Şerif Bey olmuştur.
Ancak
O da, oku attıktan sonra, heyecandan, atını hızla koştururken bir ağaca çarparak ölür. Şerif Bey in gömüldüğü yere, Ramazan ayının 27.günü gecesi, ışık düştüğü söylentileri yaygındır. Bu olaydan sonra, Eleni, kilisenin onarımında görev yapan, Yahudi bir ustaya aşık olur.
Ancak Yahudi usta da, kilisenin onarımı sırasında üzerine düşen bir taşın altında kalarak ölür. İşte, tüm bu olaylar, tarihi İşhan kilisesinin “kanlı kilise” olarak anılmasına sebep olur.
Artvin Yusufeli Barhal Kilisesi
BARHAL KİLİSESİ
Kilise: İlçe merkezine 12 km. uzaklıkta, Altıparmak köy merkezinden, sol tarafa giden yolun, yaklaşık 2 km. yukarısındadır. Manastır, Vaftizci Yahya adına, 10.yüzyılda, II. Bağrat döneminde yapılmış. 16.yüzyıldan sonra ise camiye çevrilmiş ve günümüzde de cami olarak kullanımına devam ediliyor.
Kilise: üç nefli, bazilika planlıdır. Dıştan: 29 x 19 metre ölçülerine sahiptir. Aynı zamanda oldukça sağlamdır ve anıtsallığı dikkati çeker.
Biraz daha ayrıntılı bilgi vermek gerekirse, Barhal kelimesinin anlamını bilmek gerekir. MÖ.149-127 yılları arasında: Artvin ve çevresi, Arsaklı Devleti yönetimi altındadır. Bu dönemde, Barhal Çayı vadisine, Bulgar Türkleri yerleştirilir.
Kars bölgesinden gelip, buraları kendilerine yurt edinen Bulgar Türklerinin bir kısmı, Çoruh Nehrini geçerek, Yusufeli ilçesinde, bugünkü Sarıgöl hudutları bölgesine yerleşirler.
Buradan geçen çaya da, adlarını verirler yani Balkar/Bulgar/Barhal ismi.
Adana’nın Toros Dağları üzerinde bulunan İlçesidir. Adana’da “Aladağ’dan serin” diye bir söz vardır. Bu söz “vurdum duymaz insanlar” için söylenir. Ancak gerçekte, Adana ve yöresinin aşırı sıcak dönemlerinde Aladağ oldukça serindir. Hatta Aladağ ilçesinin girişindeki tabelada “Serin olun Aladağ’dasınız” yazar. Evet, Aladağ ilçesinin serin olmasının sebebi, sırtını dayadığı Aladağlardan gelir. Aynı zamanda, ilçe sınırlarından geçen Zamantı ırmağı da bu serinliğe katkı sağlar.
Buranın turistik anlamda önemi, son yıllarda tespit edilen, Akören Kasabasındaki ören yeridir. Dört kilisenin bulunduğu bu bölgenin, antik dönemlerde, önemli bir yerleşim yeri olduğu ortaya çıkıyor. Özellikle: dinsel özelliklerin öne çıktığı düşünülüyor. İlginizi çekerse, gezilebilecek kalıntılar var.
Adana Aladağ
ULAŞIM
Adana’ya 105 km. uzaklıktadır. Bu uzaklık, binek araçlarla 90 dakika sürer. Ancak elbette kış şartlarında ulaşım biraz sıkıntı yaratıyor. Aladağ ilçesine en yakın ilçe İmamoğlu ise 60 km uzaklıktadır. Adana’ya ulaşım, bu ilçe üzerinden yapılıyor.
Adana Aladağ
TARİHİ
Eski adı “Karsantı” dır. Ortaçağ’da Haçlı seferleri sırasında, bölgenin stratejik merkezi Barcıbert (Meydan kalesi) dir. Burada, Kilikya Ermeni krallığının askeri üssü bulunuyordu. Adana’dan Kayseri’ye giden kervan yolu Karsantı güzergahından geçerdi ve Aladağ bu noktada önemli bir geçit merkeziydi.
Bölge MS 12’nci yüzyılda Anadolu’ya gelen Türkmenlerin yurdu olmuştur. Oğuz boyuna ait “Üçoklar” ve Türkmen Beylerinden “Karaisa” bölgeye gelerek burayı yurt edinmiştir.
Selçuklu arşivlerinde, Anadolu’ya gelen bir kısım Türkmen aşiretinin, muhtemelen Aladağlar çevresine yerleştikleri bilinmektedir.
Kanuni Sultan Süleyman döneminde
1572 yılında Osmanlı katipleri bölgeye gelerek yerleşik köylüler ve göçebelerin isimlerini defterlere kaydettiler. Bu kayıtlara göre, bölgenin en önemli idare merkezi “Meydan Mezrası” dır.
Diğer bir adı “Parsbit Kalesi” dir. 1808 yılında Menemenci Aşireti, Meydan kalesi eteklerinde, Karsantıoğulları aşiretiyle kanlı bir çatışmaya tutuşur. Karsantıoğulları yenilir ve bölge Karaisalı’nın idari alanı içinde kalır.
1860 yılında Adana valisi Halil Paşa, Karsantı’ya yaylaya çıkan Karahacılı aşiretini Sarıçam bölgesinde iskan ettirir. Yine aynı dönemde Aladağ yaylalarında yaylayan Yörükler, Çukurova’nın muhtelif yerlerine yerleşirler.
1865 yılında Osmanlı Reform Ordusu, Çukurova’ya gelir. Karsantı oğulları da sürgüne gönderilir ve göçebeler bu topraklara zorla yerleştirilir.
19’ncu yüzyıl sonunda ise, Aladağlar ve Karsantı yöresi, aynı zamanda, iç çatışmalar sonucu bulunduğu toprakları terk eden aşiret ve ailelerin sığınma yeri olur.
30 Mart 1920 tarihinde, Milli kuvvetler müfrezesi, Karsantı’ya gelir ve düşman askerlerini bölgeden atarlar. Sinan Tekelioğlu ve Türk birliklerinin Karsantı’ya girmesiyle, yöre halkı, Sinanpaşa’ya ve askerlere oldukça büyük sevgi gösterir. Fransızlar, Kilikya bölgesine kaçarlar. Karsantı yöresinde, Mansurlu kariyesinde Türkler ve Karaköy karinesinde ise Rumlar yaşardı. Türkler ve Rumlar, uzun yıllar dostane ilişkiler içinde yaşarlar. Rumlar demircilik ve el sanatları, Türkler ise hayvancılıkla uğraşırlardı.
Kurtuluş savaşının kazanılmasından sonra
Yunanistan ile yapılan nüfus mübadelesi gereği, ilçede yaşayan Rumlar 1924 yılında Yunanistan’ın Selanik şehri yakınlarındaki Derya Piladi kentine yerleştirilir.
1973 yılında Belediye teşkilatı kurulmuş, öncesinde Karaköy ismiyle Karaisalı ilçesine bağlıdır. 1987 tarihinde ilçenin ismi “Aladağ” olmuştur.
Aladağ tarihi denince, son bir not: 29.10.2016 tarihinde burada bulunan bir ortaokul düzeyindeki kız öğrenci yurdunda çıkan yangında, alevlerden kaçmak isteyen 12 kış öğrenci hayatını kaybetti, 22 öğrenci ise yaralı kurtuldu.
Adana Aladağ
GENEL
Aladağ, Yaşar Kemal’in başyapıtı “İnce Mehmet” in kol gezdiği topraklardır. Rakımı 1023 metredir. En düşük rakımı Çatalan barajında 130 metredir. En yüksek rakım ise, 3688 metre ile Demirkazık dağındadır. İlçe topraklarının % 97’si ormanlıktır. Bu ormanlık alanlarda 1108 bitki türü tespit edilmiş olup, bunlardan 26 tanesi sadece Aladağ yöresinde yetişir.
NE YENİR
Buralara yolunuz düşerse “kedi sıkması” yani ovalamaç denen yemeği mutlaka tatmalısınız. Saç ekmeği, beyaz peynir, soğan, domates, maydanoz ve biber kullanılarak yapılıyor. Kahvaltıda mutlaka bunu tadın. Bir de ince bulgurla yapılan “analı-kızlı” evet burada mutlaka tatmanızı önereceğim yöresel lezzetlerin başında bunlar geliyor.
ALADAĞ MESLEK YÜKSEK OKULU
Çukurova Üniversitesine bağlıdır. Üniversite yerleşkesine 100 km uzaklıktadır. Okul bünyesinde ormancılık bölümü ve madencilik ve maden çıkarma bölümü vardır.
Adana Aladağ
GEZİLECEK YERLER
Seyhan nehri üzerinde, Aladağ ve İmamoğlu ilçeleri arasında sınırı oluşturan “Boztahta köprüsü” nü geçerken yeşil ormanlar hemen dikkati çeker. Köprüyü geçince sol yana dönerseniz: Boztahta, Yüksek ören ve Topallı köylerini görürsünüz, ayrıca yeşil ormanlar içinde Çatalan baraj gölü manzarasını da izleyebilirsiniz. Eğer sağ yana dönerseniz: yeşil ormanlar ve simit şelalesi görülür. Karasu çayı üzerinde bulunan su değirmenlerini görebilirsiniz.
AKÖREN BELDESİ
Seyhan havzasında bulunan ve günümüzde Aladağ ilçesi sınırları içinde kalan Akören, Aladağ ilçe merkezine 15 km uzaklıktadır.
Önce buraya neden Akören isminin verildiğine bakalım, 1375 yılında Ermeni krallığı bitince, bir dönem kapandı. Ramazanoğulları ve Osmanlı döneminde, bu tür tarihi yerler “Asarı atika” yani “Eski eser” denilerek kendi haline bırakılmıştır. Türkler, bölgedeki ikamet yerlerini ele geçirdiklerinde, buralara terk edilmiş ve yıkılmış şehir anlamında “Akören” ismini verirler. “Ak” büyük ve “Ören” ise harabe şehir anlamına gelir.
Akören, günümüzden 1500 yıl önce yapılmış muhteşem bir antik kenttir. Burası bir Roma köyüdür.
Burada günümüzde görülen yapılar Bizans döneminde yapılmış, Ermeniler tarafından da kullanılmıştır. Burada bulunan kiliselerin, 1198 yılında inşa edilen Agner manastırının bir parçası olarak kullanıldığı düşünülüyor. Akören beldesine en yakın köyün ismi Eğner köyüdür.
Akören beldesinin içinden geçerek, yaklaşık 1.5-2 km ilerideki ören yerine ulaşılır. Yani, ören yerine kadar araçla gitmek mümkün değil, biraz yürümek ve hatta tırmanmak gerekiyor. Ama, kalıntılar o kadar sağlam olarak günümüze gelmiş ki, inanın yorgunluğunuza değecektir.
Akören beldesi
Akören-1 (Gövören) ve Akören-2 diye adlandırılan iki yerleşimden oluşmaktadır. 1994 yılında burada bulunan iki yazıt incelenmiştir.
Yazıtlardan biri kuzeydeki kilisenin güneydoğu köşesinde olan bir blok üzerinde görülen yazıttır. Adağın hangi tanrıya yapıldığı, yazıtın ilk satırının kısmen tahrip olması nedeniyle anlaşılamamıştır.
Adağı yapanların büyük bir kısmının Kilikya Bölgesinde çok sık rastlanılan yerli halk isimleri olan Tarkondimotos ve Pilava gibi adlar taşıdıklarını ve bazılarının kendilerini Anarbasi yani Anazarboslu olarak tanımladıkları görülür.
Yazıtın birinci satırında verilen 101 yıl sayısı, MÖ 19 yılında başladığı bilinen Anazarbos takvimine göre MS 82 yılına tarihlenmektedir. Bu aynı zamanda Akören’de bugüne kadar bulunan 14 yazıt içinde en erkene tarihlenendir. Böylece bu yerleşme yerinin en azından MS 1 yüzyılın son çeyreğinden itibaren iskan edildiğini gösterir.
Akören’de bulunan ikinci yazıt bir mezar evinin batıya bakan girişi üzerindeki mezar yazıtıdır. Böylece Anazarbos’un kuzeybatı sınırının buraya kadar geldiği görülür. Akören’de 1996 yılında incelenen 2 yeni yazıt ile birlikte burada bulunan toplam yazıt sayısı 24 olmuştur.
Adana Aladağ Gövören
Gövören (Akören-1)
Bu kısım, köyün 1-2 km kadar üst tarafında, güney batı yamacındadır. Bulgulara göre, burada Bizans döneminde inşa edilen 30-40 kadar taş ev bulunmaktadır.
Ayrıca, köy merkezinde bir kilise bulunuyor. Kilisenin kim tarafından ve hangi tarihte yapıldığı bilinmiyor. Ancak Bizans döneminde kilisenin tamir yani restore edildiği biliniyor. Yani, yapının Bizans dönemi eseri olduğu hemen dikkati çekiyor. Ancak daha sonra Ermeniler tarafından kullanılan yapı, Agner manastırı olarak isimlendiriliyor ve ismini yakınındaki Egner köyüne vermiştir.
Dimdik ayakta duran duvarlara ve giriş kapısı ile muhteşem bir dini yapıdır. Aslında, söylenenlere göre, kilisenin tavan kısmı da, 1950-60’lı yıllara kadar sağlammış, ancak kaçak defineciler tarafından tahrip edilmiş.
Dar sokak aralarında, birbirine bitişik evlerin arasındaki bu kilise, üç kubbelidir.
Kilisenin uzunluğu 18 metre ve eni 14 metredir. Yapı, iri kesme taş blokları birbiri üstüne oturtarak ve horasan harcı desteğiyle yapılmıştır. İç salon kısmında, 500 kişinin aynı anda ibadet edebileceği değerlendirilmiştir.
Kilisenin güney kapısının üstünde kalker taşından yapılmış bir konsol var, bunun üstünde “572” tarihi yazılıdır. Kilisenin giriş kapısının yanında, iki tane taş sütun var, sağ yandaki taş sütun üzerinde haç simgesine benzer bir görüntü ve iç kısmında Latince yazılar var. Sol yandaki taş sütunun üzerinde ise, yine haç ve çevresini süsleyen geometrik çizgiler görülüyor.
Evet, kilisenin ana kapısına yaklaştığınızda, sol yanda üzerinde Latince yazılar olan bir pencere göreceksiniz. Ancak kilisenin iç kısmı tam bir harabe, çevre duvarları oldukça sağlam olmasına rağmen doğu kısmındaki apsis bölümünde belirgin çatlaklar var.
Burada günlük yaşama ait çeşitli taşlar ve yağ yapımında kullanılan bir taş ilgi çekmektedir.
Adana Aladağ Akören-2
Akören-2
Burası “Kayabaşı” olarak isimlendiriliyor. Bu bölümde de yan yana sıralanmış 50 kadar ev olduğu görülüyor. Güney batısında ise, kiliseye ait bir haç bulunuyor. Ayrıca birçok yazıt var, bunların bir tanesinde “MS 525” yazılıdır. Kuzey kısımda ise, ikinci bir kilise var.
Ancak bu kilisenin yapılış tarzı, diğer kiliseden farklıdır. Yani bu bölünde iki tane kilise mevcuttur. Kilisenin batısındaki duvarın önünde, haç ve dekoratif motiflerle süslenmiş iki tane kesme taş, dikili taş vardır. Ayrıca Bizans döneminden kalma, büyük ve ihtişamlı bir mezarlık bulunuyor. Bu mezar odası kalker taşından yapılmıştır.
Adana Aladağ Kral Mezarları
Kral Mezarı
Beldenin kuzey doğusunda, tepenin bitimine yakın bir yerde kral mezarı özellikleri gösteren bir yapı bulunuyor. Giriş kapısının üzerindeki kitabede Latince yazılar var. Oldukça sağlam durumdaki kral mezarının giriş yerindeki kitabede yazılanlar okunmadığından daha doğrusu çözümlenemediğinden, burada yatan kralın ismi, kimliği bilinmiyor. Mezarlıktaki ve kilise duvarlarındaki yazıtlarda, MS 525 tarihi görülür, mezar odaları görülmelidir.
Eğner Köyü
Roma dönemi yerleşim merkezidir. Su kaynaklarının bolluğu ve Seyhan Havzasındaki yolların kavşağı olması sebebiyle, oldukça rağbet görmüş bir yerleşimdir. 1988 tarihinde, Eğner köyü merkez mahallesinde, büyük bölümü toprak altında olan bir Roma hamamı tespit edilmiştir.
Yine köyün çakırlar mahallesinin kuzeyinde Burgaçbükü mevkiinde, Eğner-Akören sınır köprüsü kalıntıları bulunmuştur. Köprünün kemer kısmı kısmen yıkıktır. Ancak ayakları ve doğusundaki taş döşeli yolu sağlamdır. Eğner’de bunlardan başka Ortaçağa tarihlenen bir köprü ve su kemerleri de tespit edilmiştir.
İŞA KALESİ-EĞNİ GÖZÜ
Eğni deresini oluşturan Eğni kaynakları üzerindedir. Yani, buraya araçla ulaşmak mümkün değil, aracınızı bırakıp orman içinde bir süre yürümeniz gerekiyor.
Kalenin dış surlarının bir kısmı yıkılmış, dış cephesi dörtgen taşlarla kaplanmış, duvarların yapımında ise yontulmuş taşlar kullanılmıştır. Kalenin doğu tarafı, tamamıyla uçurum olup, yerden yüksekliği yaklaşık 110 metredir.
Bu kalenin karşısındaki taşlık tepe, köylü tarafından İslam kalesi olarak nitelendirilir. Kuzey tarafında Karanfil dağı, güneyinde ise Eğni gözü yaylası vardır. Söylentilere göre: İşa Kalesi ve Tamrut (Alişe kale) birbirine bağlantılıymış. Savaş ve olağanüstü durumlarda buradaki nöbetçi askerler ateş yakarak birbirleriyle haberleşiyorlarmış.
BÜYÜK SOFULUK KÖYÜ
Köyün tarihi Roma dönemine kadar uzanıyor ve Roma döneminde köyün ismi Midillidir. Nüfusunun 60-70 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Türkler Anadolu’ya geldikten sonra, şehrin ismi bir dönem “Çeceli” olarak anılmıştır.
Köyde yaşam belirtilerinin tekrar oluşması, uzun yıllar önce Adana ilinin Sofular beldesinden birkaç sülalenin buraya gelip yerleşmesiyle olur. İsmini “Büyük Sofulu” koyarlar. Köye bu ismi kimin ve neden verdiği bilinmiyor. Köyde günümüzde 400-500 kişi yaşıyor.
Adana Aladağ Uzunkuyu-Kayabaşı
UZUNKUYU-KAYABAŞI
Kayabaşı, nüfus kaybı nedeniyle, Uzunkuyu köyüne bağlı bir sokağa dönüşmüştür. Yani Uzunkuyu köyü, iki parçadan oluşmaktadır. Uzunkuyu ismi, köyün meydanında bulunan tarihi kuyudan almıştır.
Tarihi siteleri, kiliseleri ve mezarları ile ünlüdür. Burada özellikle bir kilise tarihi açıdan önem kazanıyor.
Kayalık bir platform üzerine inşa edilmiş kilisenin taşları, kesme taş olup blok halinde kullanılmıştır. Bindirme tekniğiyle yapılmıştır. Ancak zaman içinde yapılan restorasyonlarda değişik taş ve örgü stilleri kullanılmıştır. Kilisenin apsisi (kilisenin en kutsal bölümü, adak odası da buradadır) tamamen yıkılmıştır.
Ancak güney duvarı ayakta kalarak günümüze ulaşmıştır. Tüm duvarlar pencere hizasına kadar sağlamdır. Bazı taşlarda geometrik şekiller ve bitki şekilleri olan süslemeler ve haç motifleri görülür. Yapının ana dokusunda kullanılan düzgün taşlar, halen binanın dibinde dağınık biçimde durmaktadır.
Evet, Kayabaşı bölümünün tarihi oldukça eskilere gitmektedir, hatta burada bir yeraltı şehir kalıntıları da bulunmaktadır. Söylenenlere göre, eski dönemlerde buralarda yaşayan kavimlerin banka ve darphane gibi yerleri, burada bulunuyormuş.
Adana Aladağ Yeniköy/Mazılık köyü Harabeleri
YENİKÖY/MAZILIK KÖYÜ HARABELERİ
Akören kasabasının kuzeyinde yükselen Mazılık dağının eteğinde kurulmuş Mazılık köyü: Kozan ilçesine 32 km, Aladağ ilçe merkezine 8 km uzaklıktadır. Rakım 750 metredir. Köy, 1928 yılından beri aynı ismi taşımaktadır.
Mezarları, kilise kalıntıları taş işçiliği, revaklar ve avluları, su sarnıçları, taştan su kuyuları hemen dikkat çeker. Köyün içme suyu, günümüzde köyün içinde bulunan tarihi kuyulardan elde edilmektedir. Ancak bu kuyuların suyu, yazın biter ve Belediye araçlarıyla kuyulara su takviyesi yapılır.
Özellikle köyün güneybatısında, 1 km uzaklıkta, 6’ncı yüzyıla ait büyük bir kilise ve su sarnıcı kalıntısı vardır.
Kilisenin 3 tane, aynı büyüklükte penceresi bulunur. Kilisenin kubbeleri, dıştan bakıldığında üçgen biçimde şekillendirilmiştir. İki kapı, kuzey ve güney taraftadır. Kapıların üstünde, yuvarlak pencereler görülür. Kilisenin altında, kubbeli bir giriş vardır. Bu giriş, kendiliğinden oluşmuş olan mağaraya açılır.
Kilisenin güneyinde, kilise ile aynı döneme tarihlenen büyük bir yapı vardır. Bu yapıtın şekli ve konumu dikkate alındığında, kilise ve mağaranın neden burada bulunduğu anlaşılamaz. Büyük bir olasılıkla o dönemde burada çok saygı duyulan bir yer vardı.
Adana Aladağ Masiret Ovası Kalıntıları
MASİRET OVASI KALINTILARI
Masiret’in eski adı “Masaran” dır. Osmanlı Tahrir Defterine, bu isimle kaydedilmiştir. Masaran: üzümden şarap yapılan ve yağ yapılan yerler için kullanılmıştır.
Masiret olarak isimlendirilen burada, giriş kısmındaki ören yerinde birçok hane, kilise ve mezar kalıntısı görülmekte olup, bir zamanlar burada büyük bir yaşam olduğuna inanılır. Burada bulunan mozaiklerden, buranın çok değer verilen bir yer olduğu anlamı çıkarılır. Masiret ovası tepelerinde mezarlar var. Üzerindeki yazıları mutlaka görün. Yel değirmenleri ve taş dinkleri var.
Adana Aladağ Gireği-Yeniköy Kalesi
GİREĞİ-YENİKÖY KALESİ
Aladağ ilçe merkezine 6.7 km uzaklıktadır. 1950’lere kadar Akören beldesine bağlı mahalle iken, daha sonra köy olmuştur. Vadi içindedir, arazisi düz değildir.
Gireği, pazaryeri anlamına gelir, burası 1924-1925 yıllarına kadar bir Pazar yeri konumundadır. Daha sonra nüfus mübadelesiyle birlikte, Rumlar bölgeden ayrılınca, Pazar olayı bitmiş ve köy tamamen Türkleşmiştir. Köyde yaşayan yaşlıların anlattıklarına göre, Türkler ve Rumlar, köyde uzun zaman birlikte yaşamışlar ve çok iyi geçinmişlerdir.
Tarihi kral mezarları kalıntıları, kilise kalıntıları, katakompları görmelisiniz. Köyün kalesi Roma dönemi yapısıdır. Gireği Yeniköy kalesi, 1’nci derece Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.
Kalıntılar çok iyi korunmuş görülür. Kalıntılardan bu bölgenin önemli bir yerleşme alanı olduğu düşünülmektedir. Geç Roma ve Erken Bizans dönemlerine tarihlenir.
Adana Aladağ Ağcakise Anıt Ağacı
AĞCAKİSE ANIT AĞACI
İlçe merkezine 2 km uzaklıkta Ağcakise yaylasındadır. Burası çok eski dönemlerden bu yana yayla ve ekim alanı olarak kullanılmıştır. Bu durum Osmanlı Tapu Tahrir defterlerinde kayıtlıdır. Burada bulunan anıt ağaç, koruma altına alınmıştır.
Adana Aladağ Meydan Yaylası Kalesi
MEYDAN YAYLASI KALESİ
İlçe merkezine 12 km uzaklıktadır. Kale Kızıldağ yaylasına 5 km ve Kalkat yaylasına 8 km uzaklıktadır.
1563 metre rakımlı tepe üzerinde, 1500 metre kare alan üzerine kurulu bulunan kale ilgi çeker. Büyük dağ silsileleri tarafından yüzük şeklinde kuşatılmıştır. Kale burçlarının bir tanesi, yarımay şeklinde öne çıkmaktadır. Surların bazı bölümleri yıkık vaziyettedir.
Güneybatısında, iki tane gizli odacık vardır. Kalenin en dıştaki kısmı, dörtgen taşlarla örülmüştür. Kıyı kısımlarının bir bölümü yıkılmıştır. Üç bölümden oluşan bu kale, çevre duvarları, burçları, pencere ve kapıları, mimari özellikleri ayrı bir güzellik oluşturur.
Adana Aladağ Küp Şelaleleri
KÜP ŞELALELERİ
Öncelikle bilmenizde yarar var, Küp şelalelerini ziyarete giderseniz, mutlaka yanınıza mayo, havlu, terlik alın, yoksa oraya gittiğinizde, şelalelerin altına girenleri görüp özeneceksiniz.
Evet, Şelaleler, Aladağ ilçe merkezine 37 kilometre uzaklıkta Küp mahallesindedir. Eğer buraya Adana’dan gelmek isterseniz, Adana’ya uzaklık 120 km dir. Yukarıda da belirttiğim gibi, sadece son 25 km sorunludur.
Şelaleler: yaklaşık 1.5 km lik bir kanyon içindedir. Küp şelalesi uzun yıllardır akmasına rağmen, yolunun yeni yapılmış olması nedeniyle turistik önem kazanmıştır. Ancak her ne kadar ilçe merkezine 37 km dense de, yolun büyük bölümü yani son 25 km lik bölümü oldukça kötü, toprak yani taşlık ve tozlu, bu yüzden ulaşım halen sıkıntılı. Umarım bu toprak ve taşlı yol, en kısa zamanda yapılır.
İsmi neden “Küp”?
Çünkü yüzlerce metrelik oyuktan yere dik olarak akan su, dış çemberinin topraktan yapılan ve içinden soğuk su içilmesine yarayan su kaplarına benzediği için “Küp” olarak isimlendiriliyor. Halk dilinde, topraktan yapılan bu testilere küp deniyor.
Şelaleler “Zamantı ırmağı” üzerinde bulunuyor. Zamantı ırmağı, Seylan nehri ve havzasını besleyen iki ırmaktan biridir. Zamantı ırmağı, Kayseri Pınarbaşı ilçesinde Uzunyayla denen yerde 1500 metre yükseklikten doğar ve derin bir boğaz olan Zamantı Vadisi boyunca akar, Aladağ ilçesinin Akiner dağı yamaçlarında Göksu ırmağı ile birleşerek Seyhan nehrini oluşturur.
10 şelalenin ortak özelliği, suyun aktığı yüzeylerin yeşil bir yosun örtüsüyle kaplı olmasıdır. Yine bir farklılık, her bir şelalenin debisi farklı olduğu için, bu farklılığa bağlı olarak çıkarttıkları sesin yani melodinin farklı olmasıdır. Farklı seslerin ortak noktası ise, dinlerken çok sesli bir güzellik yaratmalarıdır.
Adana Aladağ Küp Şelaleleri
Şelalerin gezilmesi
Toplam 10 şelale, yaklaşık 700-800 metrelik bir alan üzerindedir. Ancak bu alan, doğal olarak oluşmuş bir boru görünümlü bir sarkıtı andıran yerde, şiddetli bir su aktığını görüyorsunuz.
İlk şelaleden sonra hafif bir yokuştan çıkarak ikinci şelaleye ulaşabilirsiniz. İkinci şelale, ilk şelaleye göre biraz daha güçlüdür.
Çevrede merdivenler ve köprüler vardır.
Yürüyüş esnasında, dünyanın en güzel seslerinden biri olan su sesini duyacaksınız, dik kayalardan süzülen billur gibi suları göreceksiniz. Suya girmek isterseniz, biraz cesaret gerektiriyor.
Çünkü bu bölgede, nehirdeki suyun hızı oldukça fazla ve yüzme imkanı yok, yine de suyun altına girmek tam olarak mümkün olmasa da girip ıslanabilirsiniz. Yüzlerce metre yükseklikteki dağın içinden açılmış boşluktan hızla aşağıya akan su, yere 90 derece dik açılı olarak iniyor, çapı 2 metreye yakın boşluktan yere dik olarak akan suyun tazyik ve soğukluğu inanılmaz.
Evet, şelalelerin bulunduğu vadide yürümeye devam edip, özellikle görmenizi önereceğim bir yer var. Güneye doğru yaklaşık 300-350 metre yürüdüğünüzde, bir tünelle karşılaşacaksınız. Zamantı ırmağının binlerce yıllık mücadelesi sonucu oluşmuş bu tünel, dünyada eşine az rastlanır bir doğa harikasıdır.
Tünelin uzunluğu 20 metre, genişliği ise 3 metre, yüksekliği ise 5 metredir. Su tünelin içinden hızla akıyor ve bu tünelin içinde suya girip, karşıya yüzmek gibi bir istek kesinlikle mantıklı değil. (bir ara not; 2018 yılında 6 genç insan bu tünele girip yüzmeyi deniyorlar, 3 tanesi kendi imkanlarıyla kurtuluyor, ama kalan 3 tanesi boğularak vefat ediyor.) Evet, bu tüneli, bu doğa harikasını sadece seyredin, zaten tünelin içindeki suyun akış şiddeti yanında, tünelin aşınmış yan yüzleri de tehlikelidir. Bu tünelin, bitiminde suyun aktığı yerde, suyun altına girip serinlemek mümkündür.
Ne yapılabilir
Şelalelerin çevresinde yaklaşık 5 kilometrelik bir kolay yürüyüş parkuru var, şelalelerin bulunduğu vadide ise 700-800 metrelik bir yürüyüş yapıp, tüm şelaleleri görebilirsiniz. Ayrıca, küçük göletlerde yüzebilirsiniz.
Adana Aladağ Madenli Köyü
MADENLİ KÖYÜ
Köyün ismi, buradan çıkarılan kömür madeninden gelir. 1970’li yıllarda burada linyit kömür madeni bulunmuş ve uzun yıllar çalıştırılmıştır. Ancak günümüzde maden ocakları atıl durumdadır.
Köy, Çukurova ve Toroslar arasındaki geçiş yerinde kuruludur. Eğimli bir arazi yapısı vardır. Köyün ilçe merkezine uzaklığı 18 km dir.
Kilise kalıntıları, tarihi mozaikler, kral mezarları koku taşları, taştan oyma küpler, dibekler ve yeraltı mağaraları. Madenli köyünde, bir okula ati bahçede mozaik taban örtüsü bulunmuştur. Çocukların oyun alanı olarak kullandıkları yerde, toprağın 25 cm altında bulunan taban mozaikleri, çıkarılarak sergileneceği günü bekliyor.
Bu mozaiğin zarar görmemesi için üzeri kapatılmıştır. Ayrıca yine madenli köyünde: değerli taş aletlerin ev ve duvar yapımında kullanıldığı görülür. Özellikle oldukça büyük bir taş tekerlek: bahçe duvarı olarak kullanılmıştır. Köylülerin sokuları yani taştan yapılan büyük havanları, kendileri ve ahırlarındaki hayvanların kullanımına soktukları, üzerinde kilise duvar süslemeleri bulunan taşları evlerinin duvar yapımında kullandıkları belirlenmiştir.
Köylüler, köyün ortasından geçen dere yatağını da, toprak altından çıkardıkları eski taşlarla yaptıklarını söylüyorlar.
Evet, inanılmaz bir yer, adeta tarih fışkırıyor, bu köyde çocuklar tarihi değirmen taşlarını oyunlarının bir parçası, tarihi mezarları ise, oyunlarında ev olarak kullanıyorlar. Hatta, Madenli köyü sakinleri, yıllardır köye define arayıcılarının geldiklerini ve altın aradıklarını belirtiyorlar.
Adana Aladağ Hotalan Harabeleri
HOTALAN HARABELERİ
İlçe merkezine 17 km uzaklıktadır. Burada “Hotalan gözetleme kulesi” denen tarihi bir yer var. Posyağbasan köyündeki bu kule: araziye hakim kaya kütlesi üzerine inşa edilmiştir. Kalker taş örgülü, tonozlu, tek mekanlı ve horasan harçlıdır.
Girişi batı tarafındandır. Muhtemelen bu yönden, üst kata geçişi sağlayan bir merdiven bulunuyordu. Yapı, doğu yönünde ovalleşir. Yapının iç ölçüleri, doğu batı uzantısında yaklaşık 9 metre, kuzey güney doğrultusunda ise 6 metredir. Girişte halen orijinal kapı sürgüsü deliği durmaktadır.
Adana Aladağ Dünyadibi Tarihi Kalıntıları ve Kitabeleri
DÜNYADİBİ (POSYAĞBASAN) TARİHİ KALINTILARI VE KİTABELERİ
Köy küçük bir tepenin üzerinde kurulmuştur, ancak çok büyük bir ovaya sahiptir. Köyün kuruluşu 150-170 yıl öncesine kadar gitmektedir. İlçe merkezine uzaklığı 40 km dir. Adana il merkezine uzaklığı ise 95 km dir.
Adana Aladağ Tamrut-Alişe KalesiAdana Aladağ Tamrut-Alişe Kalesi
Tamrut (Alişe) Kalesi
İlçe merkezinin batısında, Eğlence suyunun vadisi girişinde Posyağbasan köyündedir. Adana il merkezine 54 km ve Aladağ ilçe merkezine 24 km uzaklıktadır. Muhtemelen 1193 yılında yapıldığı düşünülür. Aynı bu köyde bulunan diğer yapı kalıntıları değerlendirildiğinde, burada orta çağ döneminde bir derebeylik olduğu kanısına varılmaktadır. Kale: Karsantı vadisini çevreleyen sert kayalar üzerine ovaya hakim bir noktada kurulmuştur.
Adana Aladağ Tamrut-Alişe Kalesi
Kalenin dış surları, kayaların yapısına göre, birden fazla kıvrım gösterir. Surlar, kabaca kesilmiş dörtgen taşlarla örülmüş, bazı blok taşlar dışa çıkıntılı şekilde yerleştirilmiştir. Kuzeybatı yönüne sur örülmemiştir, bu bölümde kayalık yapıdan yararlanılmıştır. Kalede 4 tane burç vardır. Bunlardan iki tanesi, girişin her iki yanında bulunur. Üçüncü burç, hemen güney ucunda ve dördüncü burç ise güneydoğudadır.
Güneydoğudaki bu burç içinde, üstü tonoz örtülü sarnıç vardır. Kalenin gözetleme birimleri, iç bahçeye normal, dış tarafa ise mazgallı olacak şekilde inşa edilmiştir. Kuzey ve güneydoğu yönünde, tonoz örtülü, iki katlı mekanlar bulunur. Kalenin girişi, güney batıdadır. Giriş kapısını, her iki taraftan destekleyen, bir daire şeklinde kule bulunur. Kapı ve kapının çevresi özel taşlarla örülmüştür.
Kapının üstünde, dış cephede, kalker taşından yapılmış, yazılı kitabe vardır. Ancak bu yazının içeriği tam olarak çözülememiştir. Çünkü kalenin başka bölümlerinde, bu tür bir yazı örneği yoktur. Kalenin içindeki mekanlar, zirvenin kenarına inşa edilmiş, kalenin iç kısmı boş bırakılmıştır. Kalenin içinde doğu tarafında küçük bir kilise vardır.
ACIMAN YAYLASI VE ACI/SARI SU:
Sarı su diye bilinen şifalı su, o yöreye gelerek kamp kuranlar, mide, bağırsak ve böbrek, hastalıkları cilt hastalıklarına iyi gelir. Su nasıl içilmelidir. Sabah akşam yarım çay bardağı dozajında içilmeli ilk 3 gün hafif baş ağrısı, baş dönmesi yapabilir, bu olay tamamen geçicidir, 3 günden sonra böyle bir ağrı kalmaz. Geçirdiği hastalıklar en az 21 gün kalmak şartıyla tamamen tedavi eder. İliç gibi geçici tedavi etmez, unutmayınız. Acıman yaylasında kükürt yolu üzerinde yürüyerek yedi göllere çıkın.
Adana Aladağ Sarı ÇiçekAdana Aladağ Sarı Çiçek
SARI ÇİÇEK:
İlçe merkezine bağlı Ceritler köyündedir. Osmanlı Tahrir Defterinde buranın ismi “Sarı Buğet” olarak geçer. Buraya araçla ulaşmak mümkün değil, sadece yürüyerek yaya olarak ulaşabilirsiniz, zaten sanırım bu yüzden kilise yapısı sağlam kalmış.
Dağ ve ormanlar arasında kalmış, dar vadinin hemen kuzeyindeki dağ yamacına kurulmuştur.
Burada bir kilise bulunur. 12 ve 13’ncü yüzyılda yapıldığı tahmin edilen, üç katlı bu kilisenin duvarları, alt katta kalan odalarının sağlam olduğu görülür. Bizans’ın son dönemlerine ait olduğu düşünülmektedir.
Adana Aladağ Kızıldam Köyü
KIZILDAM KÖYÜ:
Köy Doğan çay yamacında kurulmuştur. Köy tarihi bir yerleşim yeridir. Ancak yeterli araştırma yapılmamıştır. Kızıldam köyü ve civarı: İlçenin 15 km batısında ve Seyhan nehrinin batı yakasında bulunan Kızıldam köyü ve civarında, Roma-Bizans devri yerleşmesi vardır.
Burada Roma devrine tarihlenen bir adak yazıtı, birinin girişinde oldukça silik durumda bir yazıt bulunan iki mezar evi, ana kayaya oyulmuş bir lahit teknesi ve kapağı ile bir kilisenin apsis kalıntısı ve aynı kiliseye ait bir yapı yazıtı bulunur. Aynı köye bağlı Körmesut mahallesi girişinde, Roma devrine ait üç mezar evi vardır. Bu mezar evlerinin yazıtları incelendiğinde, bu mezar evinin MS 154 yılına tarihlenmektedir.
Adana Aladağ Kapuzbaşı ŞelalesiAdana Aladağ Kapuzbaşı ŞelalesiAdana Aladağ Kapuzbaşı Şelalesi
KAPUZBAŞI ŞELALESİ:
Aladağ ilçesinde, ilçe merkezine 55 km uzaklıkta Kapuzbaşı köyü sınırları içindedir. Kayseri Yahyalı’ya 60 km uzaklıktadır ve her iyi yoldan ulaşım mümkündür. Yollardan biri yani 65 km olanı: Yahyalı-Dikme-Çamlıca-Ulupınar-Kapuzbaşı olarak gider.
Diğer yol ise: Yahyalı-Dikme-Delialiuşağı-Yeşilköy-Balcıçakırı-Kapuzbaşı güzergahıdır ki, bu yol da 55 km sürer. Bazı kaynaklarda, Kapuzbaşı şelalelerinin Kayseri Yahyalı’ya ait olduğu gösterilir çünkü Yahyalı’nın Kapuzbaşı köyünde bulunuyor.
Şelale, Türkiye’nin en yüksek ve dünyanın ise ikinci en yüksek şelalesidir. İrtifa akışı 76 metredir. Uganda’da bulunan Victoria şelalesinin ise 100 metredir. ABD bulunan Niagara şelalesinin 55 metre, Finlandiya’da bulunan İmatra şelalesinin 25 metredir.
Şelalenin aktığı yerin rakımı 700 metredir. Aladağ zirvelerinde Aladağ-Aksu çayları, eriyen kar ve buzul suları ile beslenir. Aslında Kapuzbaşı, bir şelaleler takımıdır, yani 3 tane yan yana olmak üzere toplam 7 tane şelale akıyor. Şelale çevresinde, bungalov tipi tesisler bulunuyor.
Bunlarda: çay kahve içebilir, manzaraya karşı yemek yiyebilirsiniz. Ayrıca piknik alanı var. Konaklamak da mümkündür. Burayı ziyaret eden birçok kişi, burada kamp yapıyor. Çadır düşünmeyenler bungalov tipi evleri de konaklamak için kullanabilirler.