Şanlıurfa Viranşehir

Şanlıurfa Viranşehir

Şanlıurfa-Mardin karayolunun tam ortalarında; gerçekten buram buram tarih kokan ve dini özellikleri de ön plana çıkan bir yer. Buradan geçerken; bir gününüzü ayırarak, bu güzellikleri rahatlıkla gezebilirsiniz.

ULAŞIM

Viranşehir; Şanlıurfa-Mardin karayolunun üzerinde. Suriye sınırına çok yakın, 50 km. Viranşehir-Şanlıurfa arası uzaklık: 93 km. Viranşehir-Mardin arası uzaklık: 101 km. Viranşehir-Diyarbakır arası uzaklık:100 km. Viranşehir-Gaziantep arası uzaklık: 240 km. Viranşehir-Ankara arası uzaklık: 903 km. Viranşehir-İstanbul arası uzaklık: 1356 km. Viranşehir-İzmir arası uzaklık: 1336 km. dir.

GENEL

Uluslar arası D-400 karayolu şehirden geçer. Yol nispeten bir hayli bozuk ve bu yüzden sık sık kazalar olmaktadır. Bu yüzden, buraya gidecek ziyaretçilerin ulaşıma ve trafiğe dikkat etmelerini özellikle öneriyorum.

Stratejik açıdan, oldukça önemli olan büyük bir ilçedir. Matematik konumu gereği, dönenceler dışında kaldığından, bir cismin gölgesi her zaman vardır ve kuzey yarım kürede olduğu için, gölge yönü, sürekli kuzeyi gösterir.

Tozu-dumanı meşhurdur. Suriye sınırına yakın olması nedeniyle, burada sık sık toz fırtınaları olur.

Şanlıurfa Viranşehir Karacadağ

İlçe karasal iklim etkisi altında olduğundan ve yılın büyük bir kısmının kurak geçmesi nedeniyle, doğal orman bitki örtüsüne rastlamak zordur.

Ancak, İlçenin kuzey kesiminde, Karacadağ’ın bulunduğu alanda: yer yer Meşe ormanlarına rastlanır.

20’nci yüzyılın ortalarına doğru, bu alanlar, orman açısından zengin bir örtüye sahip iken, bu yıllardan sonra; kaçak kesimler ve yakacak temin etmek için büyük oranda tahrip edilerek, yok olma ile yüz yüze bırakılmışlar.

Ormanların yok edildiği bu alanlarda: dikenimsi bitki toplulukları ortaya çıkmış.

KARACADAĞ

Burada bir belde var ve Siverek İlçesine bağlı. Siverek ilçesine 45 km uzaklıkta. Şanlıurfa’dan 90 km. sonra Siverek’e varıp, eski Diyarbakır yolu üzerinden 50 km. kuzeydoğuya gidince, Karabahçe’ye varmadan, sağa ayrılan yolla Karacadağ’ın zirvesine tırmanış başlar.

Zirveye kadar 16 km. süren bu yol boyunca: ağaçsız, çıplak ama gururlu bir yayla ile karşılaşacaksınız. Karlı günlerde: kış, burada ıssız geçer. Bu arada; buranın kışı kadar meşhur olan bir şey daha var: suyu.

Karacadağ suyundan mutlaka tadın. Güllüce Mevkiinde. Çevre illerde, bidonlara doldurularak, para ile satılıyor.

Siverek ilçesi hakkında sayfa açılmadığından, Karacadağ’ı burada anlatmak istiyorum. Bu dağın en büyük özelliği: kışın burada kayak yapılabilmesi.

İlçenin kuzeyinde, Karacadağ volkan kolonisi bulunmakta olup, yüksekliği: 1938 m. dir. Eskiden: Karacadağ; ağaç ve ormanlar ile kaplıymış. Develerle odun taşınırmış. Ne deve kalmış, ne de odun.

Şimdi develer gidince, atlar onları vahşi hayvan sanıp ürküyorlarmış. Dağın en büyük özelliği: sanki dağın yayılıp pelteleştiğini göreceksiniz. Yani: bir kısım yükselti var ama burası tam bir dağ değil.

Bir bakıyorsunuz, dağın tepesindesiniz. Sırasıyla: iki ziyaret yeri ve göçer obalarını geziyorsunuz. Ayrıca: üç vadi ve su kaynakları var.

Evet, biraz önce söylediğim gibi, buranın en büyük özelliği: kayak yapılabiliyor olması. Karacadağ’daki kayak merkezinde: en iyi kaymayı, çevre köylerde oturan şalvarlı-poşulu vatandaşlar yaparken, çevre illerden gelen ve kaymayı öğrenmek isteyen, birçok üniversiteli profesör ve sosyeteye de hocalık yapıyorlar.

İlk zamanlar: kendilerinin de, kayak yapmakta zorlandıklarını söyleseler de, günümüzde usta birer kayakçı olmuşlar ve kayak merkezinde, gönüllü olarak hocalık yapıyorlar.

Kayak merkezinde otel yok. Kayak merkezi özel bir işletmeci tarafından işletiliyor. Kaymak isteyenler: saatlik ücret olarak 5 TL. ve gün boyu kaymak isteyenler ise, yalnızca 20 TL. ödüyorlar. Bu fiyatları; ülkemizdeki diğer kayak merkezleri ile kıyasladığınızda, ortaya büyük farklılıklar çıkıyor.

NE YENİR

İlçede; kırmızı mercimek, sabah etli pilav, çiğköfte ve şelengo denilen bir salatalık türü ünlüdür. Şelengo, buraya özgü bir sebzedir.

TARİHİ

Viranşehir: Sümer, Hitit ve Asurlular dönemlerinde, “Tilla, Tela, Tilli”, Romalılar döneminde ise “Tell-Mevzelaht, Tel-Mevzen, Tel-Muzin,Tilmuz ve Örenşehir” isimleriyle anılmıştır. Tarihte: çok yakılıp-yıkıldığı için, şehre harap anlamına gelen “Viran” kelimesi eklenerek “Viranşehir”ismi verilmiştir.

Evet, Viranşehir, eski bir Hitit şehridir. MÖ.2750 yılından itibaren, tarih sahnesinde yerini almıştır. İlçenin tarihi her ne kadar MÖ.2500-3000 yıllarına kadar gitmekte ise de, çok verimli ovası ve bulunan yeni mezar taşları dikkate alındığında, daha da eskilerde burada yerleşim bulunduğu öğrenilmektedir.

Yukarı Mezopotamya’nın önemli bir merkezi olması nedeniyle, birçok saldırılara ve istilalara maruz kalmıştır.

Şehir, MÖ. 1115 yılında, Asurluların eline geçer. Daha sonra İranlıların egemenliği görülür. Makedonyalılar ve ardından Selefkoslar ve nihayet Romalılar şehre hakim olurlar. MS. 623 yılında: şehir, İslam Orduları Komutanı Ganem tarafından işgal edilir.

Melikşah döneminde, Selçuklulara bağlanır. 1258 yılında Hülaguların işgali görülür. 1367 yılında, Artuklular şehri ele geçirir. 1400 yılında, Timur şehri işgal eder ve tamamen yıkar. Timur; tarihin en büyük katliamını burada yapmıştır.

1516 yılında, Osmanlılar şehri ele geçirir. Sultan IV. Murad; Irakeyn seferini yaparken, buradan geçer. Rüyasında; Eyüp Peygamberin mezarını görür.

Bunun üzerine: Eyyüp Peygamberin mezarı; bugünkü Eyyüpnebi adı verilen beldede bulunur.

GEZİLECEK YERLER

Şanlıurfa Viranşehir Ortagonal Roma Tapınağı-Dikmeler

OKTAGONAL ROMA TAPINAĞI (DİKMELER)

İlçe merkezindedir. Bu tapınak, eskiden sekiz dikme halinde iken, günümüzde yalnızca bir dikmesi kalmıştır. Roma imparatoru Hadrianus’un, Nil nehrinde boğulan sevgilisine hitaben yaptırılmış olduğu rivayet edilir.

Bazalt kesme taşları ile, 14 ayak üzerinde, iki katlı olarak yapılmıştır. Bizans döneminde, kiliseye dönüştürülmüş, Timur’un şehri fethi sırasında harap olmuştur.

Tapınağın planı: altıgen bir yapıdadır. Tapınak: bazalt taşlarla inşa edilmiştir. Ortası: altıgen planlı, Talas tipinde olan tapınağın, kültür merkezi de var.

Yine, bu mekanın dışında aynı planlı, dairesel bir galeri var. Bu galeride, ortasındaki Talas mekanına iki kapıdan giriliyor.

Ortadaki Talas mekanı üzeri: açık, tek katlı kutsal bir mekanmış. Galeri kısmı ise, iki katlı olup birinci kat, ortadaki Talas yapı ile aynı yükseklikte imiş.

Dini ayinler: Talas mekanının içinde yapılırken, galerinin üst katında da bu ayin izlenebiliyormuş.

1900’lü yılların başında, halk arasında dikme olarak adlandırılan tapınak ayaklarından 8 tanesi ayakta olmasına rağmen, günümüzde yalnızca 1 dikme ayakta kalmıştır.

Ayakta kalan bu dikme, iki katlı bir mimariye destek olarak yapıldığı izlenimi vermektedir. Şehir merkezinde bulunan bu yapı; koruma altına alınmıştır.

Şanlıurfa Viranşehir Çemdin Kalesi-Eski Kale

ÇEMDİN KALESİ (ESKİ KALE)

Viranşehir-Şanlıurfa karayolunun, 25’nci km. de, yolun güneyine sapan stabilize yolun, 9’ncu km. dedir. Romalılar tarafından yapılmıştır.

Kale: konumundan dolayı, sürekli el değiştirmiş ve çeşitli uygarlıklar tarafından genişletilerek, restore edilmiştir. Bazı kaynaklarda, bu kalede, üç medeniyetin izleri bulunduğu ifade edilmektedir.

Kale yüksek bir tepede, sert kalker taşlarından inşa edilmiştir. Kale ve çevresindeki kayalık alanlar oyularak mesken haline getirilmiştir.

On iki burç ve iki gözetleme kulesinden yapılmış olan bu kalenin sur ve burçları; beyaz kesme taşlarla örülmüş, iç kısımları dolgu malzemesi ve harçla doldurularak 3-4 metre kadar kalınlaştırılmıştır.

Surlar 8-10 metre, burçlar ise 13-14 metre yüksekliğindedir. Kalenin çevresinde, savunma amaçlı yapılmış ve içi sürekli su ile dolu olan 5 metre derinliğinde ve 5 metre genişliğinde bir savunma hendeği vardır.

Kalede: biri doğuda diğeri batıda olmak üzere, iki kapı var. Bu kapıların önünde ve savunma hendeğinin üzerinde, kaleye geçilmeyi sağlayan, iki seyyar köprü varmış. Kale, günümüze iyi durumda korunarak gelebilmiş tarihi bir eser.

Bu kalenin çevresinde, kale ismi ile anılan bir köy var. Köydeki halkın büyük bir kısmı, halen kalenin çevresinde bulunan yapay mağaralarda yaşamaktalar.

Bu yapay mağaraların tümü, aslında tünellerle birbirlerine bağlanmaktadır. Ancak bu meskenlere yerleşenler, bu tünelleri kapatarak burayı kullanıyorlar.

Köy sakinleri, bu yapay mağaralara elektrik bağlayarak ve buraları perdelerle odalara bölerek kullanıyorlar.

Bu yapay mağaralar, yazın oldukça serin ve kışın ise sıcak olmaktaymış. Tepenin yamacında bulunan bu meskenlerin yanına gelinmeden fark edilmeleri mümkün değil. Bu meskenler, köye gelen ziyaretçilere otantik-mistik bir tablo sergiliyor. Mutlaka ziyaret edin.

ŞEMUN MANASTIRI (YOLBİLEN KÖYÜ)

Viranşehir’e bağlı, Yolbilen köyünün orta Yolbilen mezrasındadır. İlçe merkezine; 3 km. uzaklıktadır. MS. 873 yılında inşa edildiği sanılmaktadır. Bazı arkeologlar tarafından: dünyanın ikinci büyük Süryani manastırı olarak kabul edilmektedir.

Burada; yapılan kazılarda, manastırın doğusunda azizler mezarlığı ortaya çıkarılmış. Aziz Şemun tarafından yaptırıldığı tahmin edilen manastırda, başta Şemun olmak üzere, Halfin, Yuhannun, Elişa ve Tuma mezarları olduğu söylenen mezarlar ortaya çıkarılmış. Ayrıca, bu manastırın bulunduğu çevrede, çok sayıda mağara bulunuyor.

Eski medeniyetlerin, özellikle yüksek yerler ve dere kenarlarını tercih ettiklerini göz önüne alındığında; bu bölgede daha yapılması gereken kazı çalışmaları sonucunda, birçok eserin ortaya çıkarılacağı kesin.

Zaten manastırın bulunduğu köyün eski ismi olan “Hifdemal” kelimesi “Onyediev” anlamına geliyor. Manastır: Mardin’de bulunan “Deyrul Zafaran” manastırından, iki kat daha büyük, Antakya’da ki manastırdan ise, küçüktür.

EYYÜPNEBİ BELDESİ VE TÜRBELER

Viranşehir’in kuzeybatısında, Viranşehir-Şanlıurfa kara yolunun 6’ncı km. den kuzeye sapılarak, 15 km. lik bir asfalt yol ile ulaşılır. Burada: Hz. Eyüp Peygamberin, Hz. Rahime ve Hz. Elyassa Peygamberlerin türbeleri bulunmaktadır. Burada bulunan türbeler: kara yolu ile Hicaz’a giden hacıların tavaf ettiği kutsal türbelerdir.

EYÜP PEYGAMBERİN TÜRBESİ

Eyyüpnebi Köyündedir. Bu köy: aynı zamanda, Hz. Eyüp’ün adı ile anılmaktadır. Türbe: köy caminin güneydoğu köşesine, 15-20 metre uzaklıktadır. Üzerine kubbeli bir bina yapılmıştır.

HZ.RAHİBE TÜRBESİ

Köy höyüğünün kuzeybatı yönünde, höyüğe 50 metre uzaklıktadır. Hz. Rahime; Hz. Eyüb’ün karısıdır.

HZ. ELYASSA TÜRBESİ

Hz. Eyüb Türbesinin güney batında, köye 500 metre kadar uzaklıktadır. Hz. Eyüb’ü ziyarete geldiğinde, ona ulaşamadan türbenin bulunduğu yerde vefat ettiği rivayet edilmektedir.

HZ. EYÜB PEYGAMBER VE VİRANŞEHİR

Hz. Eyüp: MÖ.1263 yılında, Şam ve Ramle arasında dünyaya gelmiştir. Hz. İshak neslindendir. Hanımı Hz. Rahibe ise, Hz. Yusuf’un torunudur.

Allah; Hz. Eyüb’e, dedesi Hz. İshak’ın duası ve bereketiyle, çok mal ve servet verdi. Sürülerle hayvanlar, bağlar, bahçeler ve çok evlat ihsan etti. O, bu ihsanlara, ibadetle karşılık verdi. Şeytan bunu kıskanır ve Allah’a; “ Yarabbi. Eyüb’ün ibadeti çoktur.

Lakin, hangi kul vardır ki, sen bu kadar nimet veresin de, ibadet etmemiş olsun. Beni, onun malı üzerine musallat kıl ki: ta ki, onun tüm malını helak edeyim. O zaman, senin nimetine nasıl küfran edeceğini gör” dedi.

Allah; “ ya mel’un, elinden ne gelirse işle” diye, şeytan’a ruhsat verir. Şeytan, önce Eyüb’ün malını helak eder. Eyüb, sabır eder.

Sonra yine Allah’ın ruhsatıyla Eyub’un çocuklarına musallat olarak, bulundukları evi başlarına yıkar. Hz.Eyüb, yine sabır eder. Şeytan, bu kez, Eyüb’ün şahsına musallat olmak ister.

Eyüb, secdedeyken, yer altından gelip ağzına üfler. Şeytanın nefesi, peygamberin bütün vücudunu ateş gibi yakıp, kırp kırmızı eder.

Hz. Eyüb’ün başından, gözlerinden, dilinden ve yüreğinden başka, sağlam bir yeri kalmaz. Büyük derde, belaya düşen Eyüp, yine sabır eder. Belası arttıkça, sabrı da artar.

Şeytan, son kez, Hz. Eyüb’ün hanımına da musallat olur. Ama, yine başaramaz. Nihayet, Eyüb Peygambere iman etmiş olan üç kişi; bir gün, onu ziyarete gelirler.

Ve derler ki; “ Eyüb ki bu kadar derde müptela oldu, bunca zamandır Allah’tan bir yardım ve merhamet yetişemedi. Öyle görünür ki, Allah bundan vazgeçmiştir. Yoksa, bela son bulurdu”.

Eyüb, bunu işitince çok incinir. Allah’ın kendisinden vazgeçme ihtimali onu çok üzer. Allah’a yalvarır. Allah merhamet eder.

Ona derki: “ ayağını yere vur, su çıksın”. Eyyüb, ayağını yere vurur, yerden latif bir su çıkar, onunla yıkanır ve o sudan içer. Sonuçta; tüm dertlerinden kurtulur.

Evet: işte hikaye böyle. Bunun geçtiği yer ise; Viranşehir Eyubname beldesidir. Hz. Eyüb’ün hasta iken sırtını yasladığı küresel bazalt taşı, halen beldededir ve sabır taşı olarak adlandırılmaktadır.

Hasta iken suyundan içtiği, suyu ile yıkandığı ve hastalıklardan kurtulduğu kuyu da, beldededir ve süt kuyusu olarak adlandırılmaktadır.

HZ. ELYASSA PEYGAMBER

Şam tarafından yola çıkarak, Allah’ın sevgili kulu olan sabır timsali Hz. Eyub’ü ziyaret etmeye gelir. Uzunca günler, yaya olarak yol yürüdükten sonra Hz. Eyüb’ün bulunduğu köye yaklaştığı sırada, şeytan, insan kılığına girerek, önüne çıkar ve nereye gideceğini sorar.

Hz. Elyassa; Eyüb Peygamberi ziyaret etmeye gideceğini ve aylardır yol yürüdüğünü söyleyerek, yolunun daha çok kalıp kalmadığını sorar. İblis: “bu halinle, sen nere, Eyüp peygamberin bulunduğu köy nere?

Geldiğin yol kadar yolun var der. “ Halbuki: Hz. Elyassa, Hz. Eyüb’un bulunduğu köye, oldukça yaklaşmıştır.

Yorgun ve bitkin bir durumda olan Hz. Elyassa, daha fazla yol gitmek için kendisinde güç bulamayınca, Allah’a “ Ya Rabbi, ben yorgun ve bitkin bir durumdayım, emanetini benden al” diye dua eder.

Elindeki asasını yere batırdıktan sonra, Allah’ın rahmetine kavuşur. Yere batırmış olduğu asası, türbesinin başında bir ağaç olarak yeşerir.

Hz. Elyassa’nın türbesinin bulunduğu yerdeki ağaç, 1990’lı yıllara kadar yaş iken, sonradan kurumuş, türbe restore edildikten sonra da ağacın bu kütüğü mezarın yanında, korumaya alınmıştır.

Şanlıurfa Halfeti

Şanlıurfa Halfeti


Muhteşem sessiz, insanı sakinleştiren ve aynı zamanda tedirgin eden bir yer.

Çok az insan yaşıyor ve bunlar Antep fıstığı ve baraj gölünde teknecilik yaparak geçiniyorlar.

Gaziantepliler, buraya özellikle hafta sonlarında günübirlik piknik yapmak üzere geliyorlar.

Eski Halfeti ve yeni Halfeti arasındaki uzaklık 7 km. Tepeden Halfeti’ye baktığınızda, bir anlamda, uzaktan İstanbul’u izler gibi bir izlenim yaratılıyor.

Evet, tarihi ve turistik özellikleri yoğun, bölgede bu anlamda turizmin öne çıktığı başlıca yerlerden biridir, yolu düşenler veya yakınlardan geçenler, mutlaka Halfeti’ye uğrasınlar.

Özellikle: eski Halfeti’nin göl üzerinde yükselen cami minaresi ilginç. Tek sorun yolunun bozuk olması.

Şanlıurfa Halfeti

ULAŞIM

Halfeti, bağlı bulunduğu Şanlıurfa il merkezine, 120 km. uzaklıktadır. Aslında, büyük turizm potansiyeli olan bölgenin en büyük sıkıntısı: il merkezine olan bu uzaklığıdır ve yol ağı yeterli değildir. İlçe merkezi: Gaziantep-Şanlıurfa kara yoluna 40 km. uzaklıktadır.

Halfeti, Birecik arasındaki uzaklık ise 35 km. dir. Halfeti-Gaziantep arasındaki uzaklık: 105 km. Bu nedenle, yörede yaşayan insanlar genellikle Gaziantep iline gitmeyi tercih etmektedirler, Şanlıurfa ilini yalnızca resmi işlerin takibi için tercih ederler.

Şanlıurfa Halfeti

TARİH

Yöre, MÖ.855 yılında Asurlular tarafından ele geçirilir ve “Şitamrat” ismiyle anılır. Ancak, Yunanlılar, bu ismi değiştirerek bölgeye “Urima” adını verirler.

Süryaniler ise, buraya “Kal’a Rhomeyta” ve “Hesna d’Romaye” ismini verirler.

Bölge: Araplar tarafından ele geçirilince, bu kez ismi “Kal’at-ül Rum” olur. 11’nci yüzyıla gelindiğinde, bölgede bu kez Bizanslılar görülür.

Bölgenin ismi ise “Romaion Koyla” olur.

1280 yılına gelindiğinde, Memlük ordusu bölgeyi kuşatır ve yağmalarlar. Memlüklüler döneminde şehrin ismi “Kal’at-Müslimin” dir.

Yavuz Sultan Selim zamanında, yöre, Osmanlı egemenliğine girer. Bu dönemde, yörenin ismi “Urumgale” ve “Rumkale” olarak değiştirilir.

1954 yılına gelindiğinde, bölge, ilçe statüsüne kavuşur.

Burada ilginç bir durumdan daha söz etmek istiyorum. 1920 yılında Fransızlar tarafından işgal edilen Gaziantep ilinde yaşayan birçok aile: Yavuzeli-Araban ve Halfeti yörelerine göç ederler.

Bu yüzden: burada yaşayan halkın yerel dili, Gaziantepliler ile büyük benzerlik gösterir. Hatta: halkın büyük çoğunluğu, Halfeti ilçesini, Gaziantep’in bir ilçesi olarak görmektedirler.

Şanlıurfa Halfeti

GENEL

Halfetinin coğrafi özellikleri denilince: arazisinin büyük kısmı Birecik Barajı sularının altında kalan, yeni yerleşim yeri olarak “Karaotlak” bölgesi tespit edilip, yeniden inşa edilen bir ilçe akla geliyor. Evet, Birecik Barajı nedeniyle ilçe bulunduğu yerden başka yere taşınmıştır.

Bölgenin yüz ölçümü: 645 km. karedir. Rakım ise 525 metredir.

İlçe merkezinin, Fırat nehri sahili, yeşil bir kıyı şeridi görünümündedir. Ancak, bu 200 metrelik sahilin bitiminde sarp kayalık bölge başlar. İlçe merkezi: bu kıyı şeridi ve sarp kayalıkların yamacında kurulmuştur.

Yöre insanının ekonomik etkinliklerinin başında tarım gelir. Tarımsal ürünlerin başında ise: Antep fıstığı, bağ ve az miktarda olmak üzere zeytin üretimi vardır.

Zeytin denilince şaşırmamak elde değil, çünkü zeytin iklim şartları gerektirir. Ancak: ilçenin iklimi, Fırat nehrinin etkisiyle, mini klima şeklindedir ve Akdeniz iklimi özellikleri görülür.

Yazın yüksek sıcaklıklar, kışın ise en fazla eksi 5 derece sıcaklık görülür. Kar yağışı ise nadirdir.

Yöre insanı bir zamanlar Fırat nehri kıyısındaki bahçelerde sebze-meyve üretimi yaparken, Birecik Barajı nedeniyle bu bahçeler sular altında kalmış ve halk, günümüzde geçimini baraj gölü üzerinde tekne turları yaparak sağlamaktadırlar.

Yani, Halfeti gerçekten turizm bakımından bir düzeye gelmiştir.

Şanlıurfa Halfeti

ESKİ HALFETİ

Günümüzde bir kısmı Birecik Barajının suları altında kalan ve terk edilen bu bölge: turistik bir yer haline geliyor.

Çünkü: bu bölge, tarihi olarak bir hayli eskilere kadar gidiyor. Ama, özellikle Romalılar döneminden sonrası biliniyor.

Zaten, Halfeti’nin bilinen ilk tarihi, Romalılar tarafından “Ekamia” adı ile kurulmasıyla başlıyor. Takip eden Bizans döneminde ise, yörenin ismi “Romaion Koyla”dır.

Eski Halfeti bölgesinin günümüze intikal eden en orijinal görüntüsünde, caminin minaresi bulunuyor. Suların oluşturduğu bir gölün ortasında, gökyüzüne uzanan bir minare göreceksiniz.

SİYAH GÜL

Halfeti yöresinde efsanevi “siyah gül” yetiştiği söyleniyor. Aslında, bu gül, tam siyah değil, siyaha yakın kırmızı renktedir. Kokuludur. Boyu: 1 ile 1.5 metre arasındadır. İlk bahar ve sonbahar da çiçek açar. Çiçeklerinin çapı ise: 6-7 cm. dir.

Şanlıurfa Halfeti

CİTTASLOW-SAKİN ŞEHİR

Merkezi İtalya’da bulunan ve ülkemizdeki irtibat başkenti Seferihisar olan Cittaslow yani sakin şehir ağı: Halfetililerin de ilgisini çekmiş ve bu ağa katılmak üzere müracaat etmişlerdir.

Sisteme: dünya üzerinde, 25 ülkede 154 şehir kayıtlıdır. Ülkemizde ise: İzmir-Seferihisar, Çanakkale-Gökçeada, Sakarya-Taraklı, Muğla-Akyaka ve Aydın-Yenipazar.

Halfetililer; bu ağa katılmak için müracaat etmişler ve müracaatları belli bir aşamayı geçerek, merkez konumundaki İtalya’ya iletilmiş.

Sanırım, bu istek kabul görünce, Halfeti’nin turizm özelliklerinin reklam yani tanıtım boyutu da tamamlanacaktır.

Şanlıurfa Halfeti

NE YENİR-NE İÇİLİR

Halfeti yöresine yolunuz düşer ve yerel lezzetlerden tatmak isterseniz, önerim: erik tavası, lövlez dürümü, dolma eziği olabilir.

Ayrıca: mumbar da düşünebilirsiniz. Tatlı olarak peynir helvası denenebilir.

Ayrıca: Birecik Baraj gölü üzerindeki tekne lokantalarında: yine Fırat nehrinde ve baraj gölünde tutulan ve şabut olarak isimlendirilen balık yiyebilirsiniz. Ve tabii son olarak çiğ köfte ve haşhaş kebabı diyorum.

Son bir not: özellikle baraj gölü kıyısında, dubalar üzerindeki restorana mutlaka uğramanızı ve balık yemenizi öneriyorum.

Hatta, bir akşam yemeğinde, burada “yakamoz” izleyebilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Halfeti bölgesinden yöresel bir hediyelik almak isterseniz göreceklerinize kanmayın, çünkü bunların hepsi Gaziantep ilinden getirilerek bizzat Gaziantepliler tarafından satılıyor.

Şanlıurfa Halfeti

GEZİLECEK YERLER

Halfeti denilince, turizm etkinlikleri denilince, akla hemen Birecik Baraj gölü geliyor. Bu göl üzerinde: su sporları yapabilirsiniz. Ayrıca: tekne turlarına da katılabilirsiniz. Su sporları denilince: su kayağından dalışa kadar her türlü su sporunu yapmak mümkündür.

BEY KONAĞI

İlçe merkezindeki bu tarihi yapı: 1910 yılında inşa edilmiştir. Yapıda, havara taşı kullanılmıştır ve yöre halkı tarafından “Hamid Bey Konağı” olarak tanınıp bilinmektedir. Havara taşı: Halfeti’ye özgüdür. Halfetililer taşı havara olarak isimlendirirler.

Yapı, 2 katlıdır. Üst katta: erkek misafirlere ait odalar, alt katta ise tuvalet, ahır ve hizmetlilere ait odalar bulunmaktadır. Güney bölümde ise harem bulunur. Harem geleneksel biçimde inşa edilmiş olup, ortadaki havuzun çevresindeki odalarda hayat sürdürülürmüş.

KANNECİ KONAĞI

İlçe merkezindeki bu tarihi yapı: 1900’lü yılların başında inşa edilmiştir. Haremlik ve selamlık bölümleri bulunmaktadır. Havara taşı kullanılarak inşa edilmiştir.

Süsleme ve bezemeleri ise ahşaptır. Konağın en önem kazanan bölümü kapısıdır. Bu kapı, geniş bir avlu içine, bahçe tanzimi yaparak hazırlanmıştır.

Şanlıurfa Halfeti Feyzullah Efendi Konağı

FEYZULLAH EFENDİ KONAĞI

Birecik Barajında su tutulması sonucu baraj suları altında kalan eski Halfeti ilçesindeki Feyzullah Efendi Konağı: Harran Üniversitesi tarafından taşları numaralandırılarak yerinden sökülmüş ve Üniversitenin Osmanbey yerleşkesine taşınarak yeniden oluşturulmuştur.

Şanlıurfa Halfeti Kantarma Mezrası Hanı

KANTARMA MEZRASI HANI

Halfeti ilçe merkezine bağlı, Kalkan köyündedir.

Yöre halkı, buraya: Selçuklu hanı diyorlar. Kitabesi bulunmamaktadır.

Yapı: büyük boyutlu kesme taşlardan yapılmıştır. Ancak, inşa tarihi ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir.

Yapı tekniği incelendiğinde ise, yapının ortaçağ döneminde yapıldığı düşünülmektedir.

Köy merkezinde, yenilenmiş caminin güneybatısında bulunan yıkıntılardan oluşmaktadır. Ana yol, bu yıkıntıların kuzeyindedir.

Yıkıntılar derken: bazı kemer ve duvar kalıntılarıdır. Taşıyıcı sistem tamamen yıkılmış ve kaybolmuştur. Günümüze ulaşan kemerler ise, üzengi seviyesine kadar toprak altındadır.

Şanlıurfa Halfeti Rum Kale

RUM KALE

İlçe merkezinin kuzeyinde, Fırat nehri kıyısında, Şanlıurfa karayoluna bakan bir tepe üzerindedir.

Asurlular döneminde: burası, Şitamrat ismiyle biliniyordu. Asur kralı III. Salmanassar, 885 yılında burayı ele geçirmiştir. Daha sonraki süreçte “Urima” olarak isimlendirilen bölgede Ermeni piskoposu olarak Kogh Vasil’in görev yaptığı görülür.

Rumkalenin Süryanice ismi olan “Kala-a Rhoma” ismi Kogh Vasil’in “Urima” sına karşılık gelmektedir.

Evet, burası: 12’nci yüzyılda Ermeni Piskoposluğunun merkezidir. 1292 yılında, Memlüklü sultanı Melik el-Eşref tarafından bölge ele geçirilir.

1516 yılında ise, Mercidabık savaşından sonra, Osmanlı egemenliği görülür. 1737 yılında, Rumkale bölgesinin eyalet olduğu ve derebeyleri ile yerel yöneticiler tarafından idare edildiği görülür.

17’nci yüzyıl ortalarında Rumkale’yi ziyaret eden Evliya Çelebi: bir tepe üzerinde, gayet sağlam ve müstahkem bir kale olduğunu belirtir. Kalenin dışında camisi, hamamı, hanı ve küçük çarşısı bulunduğunu, suyunun kale dibindeki Fırıt nehrinden karşılandığını yazar.

1838 yılında Rumkale’yi ziyaret eden Maraşal Von Motte ise: eski Roma surlarının kalıntılarını dolaştığını, derin ve sarp bir vadi üzerinde olan Fırat nehrinin gümüş bir şerit gibi ayaklar altında uzandığını, bir zamanlar İskender, Pers kralı Kurus ve Sezar’ın: ay ışığında bu nehri atlarının sırtında geçtiklerini yazar.

Evet, günümüzde buraya giderseniz görebilecekleriniz şunlardır: Kale harabeleri, Aziz Nerses kilisesi harabesi ve Barşavma Manastırı haramesi.

BARŞAVMA MANASTIRI

Bu manastır yapısı: 13’ncü yüzyılda, Rumkale’de yaşayan Yakubi Azizi Barşavma tarafından yaptırılmıştır. Yapının bazı bölümleri günümüze kadar gelebilmiştir.

Yapıda: büyük blok kesme taşlar, düzgün kesme taşlar kullanılmıştır.

Kemer ve örtü sisteminde ise tuğla görünümü verilmiş kesme taşlar kullanılmıştır. Manastır yapısının içinde, bir de kuyu bulunmaktadır.

Şanlıurfa Halfeti Aziz Nerses Kilisesi

AZİZ NERSES KİLİSESİ

Bu kilise, 12’nci yüzyılda, Rumkale’de ölen Patrik Nerses anısına inşa edilmiştir. Patrik Nerses: Urfa şehrinin İmadeddin Zengi tarafından ele geçirilmesinden sonra yazdığı manzum mersiyesiyle tanınır. 1186-1173 yılları arasında: Rumkale Ermeni patriği olarak görev yapmıştır.

Kilise yapısı: sur içinde, kalenin güneyindedir. Yapı: 1292 yılına kadar Ermeniler tarafından kullanılmıştır. 17’nci yüzyıla gelindiğinde, Rumkale, Türkler tarafından ele geçirilince, kilise camiye çevrilmiştir.

Yapı günümüzde doğu cephesinin yamaca yaslanan bölümü dışında yıkık durumdadır. Yapının doğu cephesindeki süslemeli iki levha, Ermeni Kaçkarları (Ermeni levhaları) nın tipik bir örneğidir.

Şanlıurfa Halfeti Norhut Kilisesi

NORHUT KİLİSESİ

İlçe merkezine bağlı Norhut köyündedir. Kilise: 3 nefli ve bazilikası “V” planlıdır. Yapılış tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, Bizans döneminden kaldığı düşünülmektedir.

Yuvarlık apsisin iki yanında, papaz hücreleri bulunmaktadır. Üzeri kırma çatı ile örtülmüştür. Kilise yapısının büyük kısmı, günümüze kadar sağlam olarak ayakta gelebilmiştir.

Şanlıurfa Halfeti Tekne Turları

TEKNE TURLARI

Halfeti bölgesine yolunuz düşerse: Çekem mahallesindeki iskeleden binebileceğiniz irili-ufaklı teknelerle, Birecik baraj gölü üzerinde muhteşem güzel bir tekne gezintisi yapabilirsiniz ki, yolu buraya düşenler için bu tekne gezintisini mutlaka öneririm.

Özellikle: Rum kale bölgesine gitmelisiniz, yol üzerinde artık kimsenin yaşamadığı “Savaşan” köyünü görüp hüzünleneceksiniz.

Birecik tanıtımı.

Gaziantep tanıtımı.

Şanlıurfa tanıtımı.

 

Yalova Armutlu

Yalova Armutlu

Jeotermal kaplıcaları ve Marmara Denizinin en temiz denizine sahip olması nedeniyle, öne çıkan bir bölge. Armutlu’da bulunduğum sürede, aklımda kalan tek şey; bir süre yazlık konut, sıra sıra evler.

ULAŞIM

Armutlu-Yalova arası uzaklık: 55 km. ve Armutlu-Gemlik arası uzaklık: 37 km. dir. Bursa-Armutlu arası: 70 km. dir.

Yalova Armutlu

GENEL

KONUMU

İlçenin, yüzde 70’lik bölümü eğimli, diğer kısmı ise düz arazidir.

EKONOMİ

İlçede, büyük sanayi kuruluşları yok. Zeytincilik, balıkçılık ve son yıllarda turizm ağırlıklı faaliyetler ön plana çıkmış durumda.

ORGANİK TARIM

Armutlu köylerinden: Mecidiye, Hayriye, Fıstıklının bulunduğu havza “Organik Tarım” havzası olarak belirlenmiş olup, bu bölgede her türlü organik bitki, sebze ve hayvansal ürünlerin üretimi teşvik edilerek devam etmektedir.

Yalova Armutlu

SAHİL ŞERİDİ

16 km. lik sahil şeridine sahip olan ilçenin, “Yılanlar Mevki”: her ne kadar adı itici görünse de; tertemiz denizi ile 4 km. lik pırıl pırıl bir kumsal sahili bulunmaktadır.

KAPLICALAR

İlçeye 5 km. uzaklıkta bulunan ve sürekli ulaşımı olan Armutlu Kaplıcaları, yıl boyunca şifalı sularından yararlanmak isteyenlere, şifa dağıtır. Yemyeşil bir vadide bulunan kaplıcalar, bir çok kaynaktan oluşuyor.

Kaplıcalar bölgesinde: otel, restoran, Türk hamamı, Masaj salonları, Jakuzi ve kapalı yüzme havuzu bulunuyor. Banyo ve içme kürlerine uygun olan kaplıca suları: banyo, içme ve çamur olarak uygulandığı gibi, sudan çıkan gazlar, teneffüs yoluyla da uygulanabiliyor.

Armutlu kaplıcaları: radyoaktivitesi yüksek kaplıcalar sınıfına giriyor.

ARMUTLU’NUN İSİM KAYNAĞI

Armutlu’nun adının nereden geldiği hakkında, rivayetler bulunmaktadır. “Bizans imparatorunun kızı Armodies’in vücudunun her yerinde, yaralar çıkar. İmparator, kızının bu durumundan utandığı için; kızını, askerleriyle birlikte, şimdiki kaplıcaların bulunduğu yere bırakır.

Kız, buradaki termal sularda, her gün yıkanır ve bütün yaraları iyileşir. İmparator kızının iyileştiğini görünce, onu tekrar yanına alır ve Armodies adı Armutlu olarak günümüze kadar gelir.

Diğer bir söylenti: Armutlu adının “Armodo” veya “Armodies” sözcüklerinden geldiğidir, bu sözcükler “Donanma” veya “Donanmaya gözcülük eden kimse” anlamına gelir.

Evliya Çelebi ise, kasabanın çevresinin armut bahçeleriyle süslü olmasından bahisle, adının “Armutlu” olduğunu söyler.

Yalova Armutlu

Yalova Armutlu

GEZİLECEK YERLER

MECİDİYE KÖYÜ

Turizm ve organik bir köy. Burada: 1996 yılından bu yana, hormonsuz ürün yetiştiriliyor. Dağdan gelen kaynak suyu ile yetiştirilenlerin büyük bölümü, eko pansiyon mutfağında konuklar için tüketiliyor.

ÇARŞI KÖPRÜSÜ

Armutlu merkezindedir. Yapım tarihi bilinmiyor. Fakat: günümüze kadar kullanıma olanak tanıması ilginç.

Yalova Armutlu evleri

ARMUTLU EVLERİ

Yalova Armutlu

Bunca yıla rağmen güzelliklerini korumaya devam etmektedirler. Geçmiş yıllarda, şarapçılıkla uğraşan Rumların oturduğu bilinen yörede, günümüzde 24 ev koruma altına alınmış.

ARMUTLU TATİL KÖYÜ

Tesis: Armutlu ilçesinin Bozburun (Tavşantepe) mevkiindedir. Arazinin kuzeyi orman, güney ve batı istikameti denizle çevrilidir. Burası, özel bir şirkete ait: Sağlık Bakanlığından onaylı, kaplıca tesisi.

Kür Merkezi: (bay ve bayan ayrı ayrı olmak üzere): Türk hamamı, Fin hamamı, sauna ve termal havuzdan oluşuyor.

Aile banyolarında: Jakuzili deniz suyu havuzu, sauna, duş ve soyunma kabinleri var. Ayrıca: deneyimli ve sertifikalı personel tarafından: bitkisel ve aromatik yağlarla: masaj hizmeti de veriliyor.

Yalova Armutlu Kaplıca Havuzu

Kaplıca Havuzu

Romatizmal hastalıkların kronik dönemlerdeki kronik bel ağrısı, eklem ağrıları, travma gibi yumuşak doku hastalıklarının tedavisinde, ortopedik operasyonlar, beyin ve sinir cerrahisi sonrası uzun süreli hareketsiz kalma durumlarının tedavisinde, nörolojik rahatsızlıklarda rehabilitasyonda, stres bozukluklarında ve spor yaralanmalarında tamamlayıcı tedavi unsuru olarak kullanılıyor.

Yazının başında da belirttiğim gibi, tesiste: 1300 metrelik sahil şeridi var.

Sahil şeridinde: plajlar, deniz otobüsü iskelesi ve deniz aktiviteleri merkezi var.