Datça

 

Datça


Muğla Datça; Akdeniz kıyısında, küçük ve şirin bir kasaba. Dağların ve şelalelerin arasından kıvrılarak uzanan bir yoldan; çam, zeytin, badem ve narenciye ağaçlarının eşsiz güzelliği ve mis kokuları arasından geçerek ulaşılıyor.

 

ULAŞIM

Marmaris-Datça arası uzaklık: 67 km. Yaklaşık 1 saat yolculuk yapmak gerekir. Bir zamanlar: Marmaris-Datça arasında 372 tane viraj sayılıyormuş. Son 10 yılda, Marmaris-Datça yolu genişletildi ve rahat seyahat edilebilir hale getirildi. Artık: 372 viraj yok. Yolun tamamı asfalt ve geniş.

Datça’ya uçakla gitmek isterseniz: Dalaman Havaalanına iniş yapmanız gerekir. Datça-Dalaman Havaalanı arası uzaklık: 160 km. dir. Bodrum Havaalanından, Datça’ya gelirseniz, havaalanından sonra Bodrum üzerinden feribot ile Datça’ya gelebilirsiniz. Yolculuğunuz yaklaşık 2 saat sürer.

Datça-İzmir arası uzaklık: 330 km. dir. Ulaşım zamanı ise, yaklaşık 4 saattir. Datça-İstanbul arası, otobüsler ile 14 saat yolculuk yapılıyor.

Datça-Ankara arası uzaklık: 830 km. ve Datça-Bodrum arası uzaklık ise: 245 km. dir.


GENEL

Doğanın bozulmadığı, cennetten bir yer olup, stres ve üzüntüden uzak bir yaşam isteyenler için, ideal bir yerdir. Ege denizi ile, Akdeniz’i buluşturan 235 km. lik sahil bandında, pırıl pırıl, masmavi, akvaryum niteliğinde, 52 irili-ufaklı koya sahiptir. Büyük yerleşim yerleri ve sanayi tesisleri yoktur.

OKSİJEN

Dünyada, oksijeni en yüksek yerler içinde, ikinci gelmektedir. Bu nedenle: astım ve kalp rahatsızlığı çekenler kişiler için, ideal bir yerdir. Kuzeyden esen sıfır rutubetli rüzgar sayesinde, yaşam çok rahat bir şekilde geçirilir. Tarihi geçmişte de, Datça Yarımadasının, insanları iyileştirdiği rivayet edilmektedir.

Datça


DENİZ

Denizde sörf yapabilir, yüzebilir ve dalabilirsiniz. İlçede: 7 mavi bayraklı plaj bulunmaktadır. Bunlar: Aktur Tatil Sitesi Plajı, Aktur Kamping Plajı, Karaincir Plajı, Hastane Altı Plajı, Billurkent Tatil Sitesi, Periliköşk Plajı.

GÜNEŞ

365 günün, 300 günü güneşli geçmektedir.

DATÇA HURMASI

Bu ağaç tam 65 milyon yıl geçmişten gelen bir tür. Yarımadanın en ücra köşelerinden birinde karşınıza çıkıverir.

EL SANATLARI

Datça’nın en değerli el sanatı: iğne oyasıdır. İğne oyası yapımında kullanılan, has ipeğin istenildiği gibi bükülerek pişirilmesiyle elde edilir.

Bu ipek ipliklerden, iğne ile motifler elde edilir veya büyük eşya örtüleri yapılır. İğne oyası bu örtüleri, Cumartesi günleri kurulan pazar yerinden, butiklerden ve hediyelik eşya satan dükkanlardan satın alabilirsiniz.

Ayrıca: İlçe merkezine, 3-5 km. uzaklıktaki köylerdeki evlerden de satın alabilirsiniz. Evet, Datça’dan ne satın alalım? İğne oyası.

DATÇA’NIN 3 B’Sİ

Datça üç “B” siyle ünlü derler. Balı, bademi ve balığı. Oysa, Datça’nın ününe ün katan bir şey varsa, bu da yolların sapalığı olmuştur.

Halkının: çıkmaz sokak diye tanımladığı, kuzeyini Ege, güneyini Akdeniz almış. Bu kadar bakir ve vahşi bir doğaya sahip olmasını, aslında büyük ölçüde coğrafi sıkıntılara borçlu.

BADEM

Datça bademi, Türkiye’nin en lezzetli bademidir. En kalitelisi: Nurlu, en kolay yeneni, kabukları ince olan Dişli bademdir. Bademin dış kabukları, yeşil ve taze iken yenilenine çağla denir. Datça bademi, günümüzde, dünyanın en iyi bademi olarak kabul edilmekte olup, ikinci sırada Amerikan bademleri gelmektedir.

TARİHİ

Datça’nın binlerce yıl önceye dayanan tarihi, hala araştırılıyor. Oldukça, fazla sayıda arkeolojik kalıntı barındıran yarımada, tarih boyunca önemli uygarlıklara yataklık etmiştir. Bunlardan en önemlisi: Knidos antik kentidir. Yarımadada bulunan, yakın döneme ait 28 kilise kalıntısı, bölgenin aynı zamanda, mistik bir kökene sahip olduğunun kanıtıdır.

Evet, Datça, önce Kayralıların, MÖ.1100 yılından sonra da Dorların egemenliği altında kalmıştır. Dorlar, Hexapolis Birliği altında, 6 şehir kurmuşlar. Bu şehirlerden biri olan, Knidos, Datça Yarımadası üzerine kurulmuş ve birliğin merkezi olmuş.

Pers saldırılarına (MÖ.546) karşı koymak için, Dorlar, Balıkaşıran denilen yerde kanal açarak yarımadayı, ada yapmak istemişlerdir. Ancak, umulduğundan daha sert ve keskin çıkan kayalar, çalışanların el ve yüzlerinde yaralar açınca, tanrıların gazabına uğradıklarına inanarak vazgeçmişlerdir. Persler dostça karşılanmışlar. Perslerden sonra, Datça Yarımadası, Atinalıların, Romalıların ve 1282 yılında Germiyanoğullarından Menteşe Bey’in yönetimine geçmiştir.

Datça: 1390 yılında, Yıldırım Beyazıt tarafından, Osmanlı İmparatorluğuna katılmış, Sultan Reşat zamanında, adı Reşadiye olarak değiştirilmiştir. Cumhuriyet döneminde ise, Datça adını almıştır.

Datça Knidos
Knidos

KNİDOS

Yarımadanın ucunda bulunuyor. Tarihçi Diyotoros: Knidos’ta yaşayanların, Teselya’dan gelen göçmenler olduğunu ileri sürüyor. Burada yapılan kazılarda: yöredeki yerleşimin başlangıcının, MÖ.7’nci yüzyıla tarihlendiğini açığa çıkarmıştır.

Knidos’lular, MÖ.4’ncü yüzyılın ortalarına kadar Datça’nın kuzey doğusundaki yarımadada yaşamışlar, sonra da bugünkü yere yerleşmişlerdir.

Heredot’a göre: Sparta’lılar, Knidos’u, bir koloni kenti olarak kurmuşlar. Zamanla, güçlü bir konuma gelen Knidos, komşu kentleri: Lindos, Kamiros, Italyysos, Kos, Halikarnasos ve Delos ile birlikte Dor Hexapolisini oluşturmuşlardır.

Fenikeliler ile denizcilikte yarışacak kadar ilerlemişlerdir. Bunun sonucu olarak da: Lipori’de, kendine ait bir koloni, Miletos’un Nil deltasındaki koloni kenti Naukratis’de de: imalathane kurmuşlardır.

Knidoslular, gün geçtikçe genişleme politikası güden Lydialılara karşı, bir önlem olarak, Yarımadayı karadan ayıracak kanalın yapımına başlarlar. Ancak; MÖ.546 yılındaki Pers saldırısı nedeniyle tamamlayamazlar. Persler; Knidos’a zarar vermezler.

MÖ.540 yılında, diğer İon kentleriyle birlikte, Delphi’de bir hazine binası yaptırırlar. Bu yüzyılda Knidos, şarap ihraç eden önemli bir ticaret merkezi konumuna gelmiştir.

İskender’e boyun eğmişler, bundan sonraki dönemlerde de, Knidos’un ismi tarihte pek geçmemiştir. Roma İmparatorluğu ile Seleukos Kralı III. Antiokhos arasındaki savaşta, Roma’nın tarafını tutmuş, bu nedenle de Bergama Krallığına katılmıştır.

Bizans döneminde, sönük bir yerleşim olarak varlığını sürdürür. Bir süre piskoposluk merkezi olur, MS.7’nci yüzyılda tamamen terk edilir.

Datçada gezilecek yerler

Datça Knidos gezisi.

 

Muğla

Muğla

Muğla: O kadar çok gelip geçtim ki, sayısını unuttum. Sizler de kesin buradan defalarca geçmişsinizdir. Çünkü, ülkemizin belli-başlı turizm merkezlerinin yolu üzerindedir. Ancak: Bodrum-Marmaris-Fethiye gibi cennet yörelere ulaşım için yola çıkan çoğu ziyaretçi, bu şehirden geçse de, zaman ayırmıyor.

Ben sadece bir kez, bir gece kaldım ve şehri gezdim. Ama başta belirttiğim gibi; yakın yerler ve de özellikle Gökova körfezi, bu şehrin çekimini düşürüyor ve insanlar, burada kalmadan tatil yörelerine gidiyorlar. Ben, il merkezine bağlı tatil yörelerine ayrı başlıklar altında anlattığım için, bu yazıda Muğla şehir merkeziyle ilgili bilgi vermek istiyorum.

Muğla

ULAŞIM

Muğla-Ankara arasındaki uzaklık; 622 km. Muğla-Antalya arasındaki uzaklık: 313 km. Muğla-Aydın arasındaki uzaklık: 99 km. Muğla-Denizli arasındaki uzaklık: 145 km. Muğla-İstanbul arasındaki uzaklık: 780 km. Muğla-İzmir arasındaki uzaklık: 229 km.

Muğla, hani en başta söylediğimiz gibi, turistik merkezleriyle öne çıkan bir yer. Bu nedenle: Muğla’nın turizm merkezlerine olan uzaklığı ile de bilgi vermek istiyorum. Muğla-Bodrum arasındaki uzaklık: 111 km. Muğla-Dalaman arasındaki uzaklık: 86 km. Muğla-Datça arasındaki uzaklık; 121 km. Muğla-Fethiye arasındaki uzaklık: 124 km. Muğla-Köyceğiz arasındaki uzaklık: 58 km. Muğla-Marmaris arasındaki uzaklık: 52 km. Muğla-Milas arasındaki uzaklık; 63 km.

TARİHİ

Muğla yöresinde,  tarih sahnesindeki ilk yerleşimcilerin: MÖ.3500-2000 yılları arasındaki olduğu sanılıyor. Takip eden, antik dönemlerde ise, yöre: Karia bölgesi olarak biliniyor ve bölgede Karyalılar yaşıyorlardı. MÖ.1000 yıllarında, burada yaşamaya başlayan bu insanlar: bölgede koloni kentler kurarak, yaşamlarını sürdürmüşlerdir.

1080 yılında Selçuklular tarafından ele geçirilen bölge, 1096 yılında Bizans ve 1284 yılında ise Menteşeoğulları Beyliği tarafından fethedilir. 1390 yılında ise, bu kez Osmanlılar görülür. Bu dönemde: kentin eski bölümü olan “Saburhane” yöresinde: Türkler ve Rumlar, birlikte yaşarlar.

Ancak, Cumhuriyet dönemindeki mübadele sonucu, Rumlar yöreyi terk ederler. 1919 yılına gelindiğinde, yörenin İtalyanlar tarafından işgal edildiği görülür. Ancak direniş nedeniyle, işgal uzun sürmemiştir. 2. İnönü zaferi kazanıldıktan sonra, yani 5 Temmuz 1921 tarihinde, İtalyanlar yöreyi terk ederler.

Muğla adının kaynağı: şehrin ismi, Selçuklu Sultanı Kılıçaslan’ın komutanlarından Muğlu Beyin adından gelmektedir. Yani, buraya büyük olasılıkla, Muğlu Beyin fethettiği  düşünülüyor.

Muğla

GENEL

Şehir merkezi: Hisar dağı eteklerinde, Karadağ-Kızıldağ-Hamursuz dağları arasındaki ovada kurulmuştur.

Bölgede, Akdeniz iklimi görülür. Ama en belirgin özelliklerden birisi de, yörenin bol yağış almasıdır. Ülkemizde, Rize’den sonra en çok yağış, burada  düşer.

Yörenin ekonomik etkinlikleri: özellikle mermercilik ve turizm üzerine kuruludur. Bunun yanında, tarım da yaygındır. Ama, yöre, arıcılığın  da önemli merkezlerinden biridir.

MUĞLA ÜNİVERSİTESİ

Üniversite, şehir merkezinde, 1992 yılında kurulmuştur. Kampüs alanı: şehir çıkışında, Kötekli mevkiindedir. Yani: Muğla-Marmaris karayolunun hemen kıyısındadır.

Üniversite bünyesinde: 10 fakülte, 3 enstitü, 5 yüksekokul, 10 meslek yüksekokulu bulunmaktadır. Fakülteler: Edebiyat, Eğitim, Fen, Güzel Sanatlar, İktisadi ve İdari Bilimler, Mimarlık, Mühendislik, Su Ürünleri, Tıp, Teknik Eğitim ve Teknoloji Fakülteleri var.

Günümüzde, üniversite bünyesinde, yaklaşık 24 bin öğrencinin eğitim gördüğü tespit edilmiştir. Öğretim elemanı sayısı ise: 900 civarındadır.

NE YENİR-NE İÇİLİR

Muğla’da, yöresel lezzetleri tatmak isterseniz, önereceklerim: keşkek ve ekşili döş dolması olabilir. Tatlı düşünürseniz: yine yöreye has “tahin helvası” ve “çıtırmık tatlısı” deneyebilirsiniz.  Son olarak. Keçi ve oğlak etinden yapılan “püryan kebabı” deneyebilirsiniz.

Muğla

NE SATIN ALINIR

Şehir merkezinde, Perşembe günleri, Pazar kuruluyor. Bu pazarda: meyve-sebze yanında: yöreye has dokumalar, oya işleri, iğne işleri,  dantel, halı ve diğer bazı hediyelik objeler satılıyor. Bunun dışında, yörenin balı meşhur. Bal satın alabilirsiniz.

Muğla

GEZİLECEK YERLER

ARASTA

İl merkezinde, Valiliğin hemen yakınındadır. Muğla şehir merkezi, eski kervan yollarının üstündedir. İzmir-Aydın-Çine-Tavas-Denizli yolunu takip eden kervanlar, buradan geçerlermiş.

Arastanın merkezinde bir şadırvan var ve ismi, buradan gelmektedir. Bir de, büyük bir çınar ağacı ve hemen altındaki Şemsi Ana çeşmesi, buranın  simgelerindendir.

Burada, ayrıca : esnaf lokantaları, ayakkabıcılar, berber, nalbur  dükkanları ve meydanda bir şadırvan var. Burada: hediyelik eşya ve yöreye has  dokuma satan dükkanlar görebilirsiniz.

Muğla

SAAT KULESİ

Arastanın hemen yanındadır. .

1895 yılında: Muğla’nın ilk Belediye Başkanı Hacı Kadızade Süleyman Efendi: hacca giderken, Şam şehrinde gördükleri kulenin bir benzerini buraya, yani Muğla’ya yaptırmak isterler. Bunun üzerine, dönemin ünlü ustası: Rum Filvari tarafından, bu kule yaptırılır. Günümüzde, faaldir.

SABURHANE

Eski Muğla şehir yerleşimidir. Burası, kentsel Sit alanı ilan edilerek, koruma altına alınmıştır. Çünkü burada, iki farklı kültür uzun yıllar bir arada yaşamışlardır. Meydan: adını, bir zamanlar burada bulunan hapishaneden alır. Bir başka söylentiye göre ise, Saburhane ismi: yıllar önce burada meyhaneler varmış ve Arapçada, sabah içilen içkiye “sabur” deniliyormuş. Saburhanenin isminin buradan geldiği de söyleniyor.

Burada: tarihi Muğla evlerini görebilirsiniz. Özellikle, bu evlerin bacaları ilginç. Şöyle ki: kiremitten şapkalı bu bacalar, burada yapılan evlere has bir özelliktir. Çünkü: Muğla ili, ülkemizde Rize’ne sonra en fazla yağış alan bir yöremizdir. Bu nedenle: evlerin bacaları, içeri yağmur girmeyecek şekilde, üzeri kapalı olarak yapılmaktadır.

Evlerin kapıları da, çok orijinal. Kuzulu kapı  denilen bu kanatlı kapı şekli: yine buraya has ve koruma altına alınmıştır.

Ayrıca: dar sokaklarda gezebilirsiniz. Hatta, yukarıya, tepeye kadar çıkıp, buradan şehrin güzel manzarasını izleyebilirsiniz.

YAĞCILAR HAN

Osmanlı  dönemi yapısıdır. 1493 yılında yapılmıştır. Eskiden  burada yağhaneler bulunması nedeniyle, bu isim kullanılmaktadır. Günümüzde ise restore edilerek, ticari bir merkez haline gelmiştir. Avlusundaki çınar ağaçlarının gölgesinde mola verebilirsiniz. Turistler tarafından sık ziyaret edilen bir yer olarak öne çıkmaktadır. Özellikle: yöresel dokumalar ve halı satan mağazalar buradadır.

Muğla

MUĞLA MÜZESİ

İl merkezinde, Adliyenin arkasında, eski cezaevi olarak kullanılan binadadır.

Müzeye: antik kalıntılar bulunan bahçeden geçilerek giriliyor.

Müzede sergilenen eserlerin büyük bölümü: Stratonikeia antik kenti kazılarında bulunan buluntulardan oluşmaktadır. Ayrıca: gladyatörler bölümü var. Burada: taş oymalarda, gladyatörlerin nasıl kılıç kullandıkları ve nasıl birbirlerini öldürdüklerini anlatan resimler görülüyor. İlginç.

Ayrıca: Turolian Parkı Doğa tarihi bölümü var. Burada: Özlüce köyü Kaklıcatepe bölgesinde yapılan kazılarda, 3 fosil yatağında bulunan, 6-9 milyon yıl öncesi yaşamış hayvan ve bitki fosilleri sergileniyor. Elbette, büyük boyutlu bu kemik yığınları, insanların ilgisini çekiyor.

Müzenin etnografya bölümünde ise, yörede kullanılan giyim-kuşam ve diğer günlük eşyalar sergilenmektedir.

KARABAĞLAR YAYLASI

Şehir merkezine, 3 km. uzaklıktadır. Yayla bölgesi: özellikle şehir merkezinde yaşayan insanların yaz sıcaklarında bir kaçış yeri olarak öne çıkıyor. Burada: büyük çınar ağaçları, meyve ağaçları ve soğuk kaynak suları bulunuyor.

Buraya yolunuz düşerse: mutlaka ve mutlaka “kuyu büryanı” tadına bakmalısınız. Ayrıca, yayla içinde bulunan tarihi kahvelere de uğrayabilirsiniz. Bu kahveler, isimlerini bulundukları semtten alırlar.

Bunlardan birkaç örnek vermek gerekirse: Keyif oturağı Kahvesi: 19’ncu yüzyılda yapılmıştır. Tek katlı ve yöresel mimari üslupla yapılmıştır. Yapı: mescit, kahve ve lokantadan oluşmaktadır. Bahçesinde, anıtsal ağaçlar bulunmaktadır.

Bunun dışında. Süpüroğlu, Ayvalı, Berberler, Cihan beğendi, Elmalı, Tozlu gibi kahveler bulunuyor. Son bir not: Karabağlar yaylasına giderken: yol üzerinde, anıtsal ve içi boş bir çınar ağacı var. Bu ağaca, yöre insanı tarafından kutsal olarak kabul ediliyor ve özellikle hasta olan çocuklar bu ağaca götürülerek, şifa arıyorlar. Ayrıca, adak adamak isteyenler için de ağaç sıkça ziyaret edilen bir yer.

YEŞİLYURT

İl merkezine 14 km. uzaklıktadır.

Burada: MÖ.1500 yıllarında yerleşime açılan ve dokumacılığı ile ünlenen, antik bir yerleşim yeri var. Buranın ismi: Pisye olarak biliniyor. Hatta: günümüzdeki beldenin ismi, uzun süre: Pisi köy ve Pisi köyü olarak bilinmiş ve daha sonra Yeşilyurt olarak belirlenmiştir.

Pisye antik kenti: MÖ.196 yılında, buranın adı, yazılı belgelerde görülür. Bu antik kentin Akropolisi (mezarlığı), günümüzdeki kasabanın 1.5 km. güneyindedir. Burada: bazı temel kalıntıları ve duvar kalıntıları görülmektedir.

Beldede, günümüzde: yaklaşık 200-250 yıldan bu yana: ipekböcekçiliği ve ipek el dokumacılığı yapılmaktadır. Burada dokunan ipek kumaşlardan yapılan giysiler ise: Muğla Valiliği tarafından kurulan MELSA isimli bir şirket tarafından satışa sunulmaktadır. (İpekli giysilere merakınız varsa, Yeşilyurt yöresine gitmeseniz bile, Muğla il merkezinde, İl Özel İdare binasının altındaki satış reyonundan, satın alabilirsiniz.)

Gökova Akyaka

Gökova Akyaka
 

Gökova Akyaka: Gökova’nın en popüler turistik beldesidir. Muğla merkeze 28 km uzaklıktadır. Gökova beldesi ve Akyaka arasındaki uzaklık ise 6 km dir.

Beldenin kuzeyinde, 1000 metre ani yükselen ormanla kaplı bir bölge vardır. Doğusunda ise Kadın ve Akçapınar azmakları arasında eşsiz ovası bulunur.

Akyaka, 1988 yılında doğal Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

2010 yılından bu yana “Cittaslow” yani “Yavaş Şehir” unvanına sahiptir. Bu yüzden Akyaka’da gece hayatı yok denecek kadar azdır. Akşamları hareket ve eğlence isteyenler için, Akyaka-Marmaris arası çalışan otobüslerle Marmaris’e gitmek önerilir.

Gökova ile karıştırılmasına rağmen, Akyaka Sakar beline doğru yamaca yapılmış olmasına rağmen Gökova ovada kuruludur.

Gökova Akyaka
 

Akyaka evlerinin mimarisi ilgi çekmektedir. Çünkü Akyaka’da tek tip mimari zorunluluk vardır. Evlerin en önemli özelliği, ahşap işçiliğinin öne çıkmasıdır.

Gökova Akyaka
 

Ahşap ağırlıklı evleri begonviller süslemektedir.

Özellikle Mimar ve Şair Nail Çakırhan’ın yaptığı evler hayranlıkla izlenmektedir.

 

KONAKLAMA:

Akyaka: Azmak nehrine yürüme mesafesinde Pansiyonlarıyla dikkat çeker.

Akyaka otelleri, çam ormanlarından gelen serin hava ve yemyeşil doğanın kucağında tatil yapmak için oldukça uygundur.

Sonuç olarak: burada 5 yıldızlı ve konforlu oteller bulamazsınız, burası daha çok apart beldesidir. Sahile yakın veya uzak, havuzlu ya da oldukça mütevazi her zevke veya keseye uygun apart oteller bulabilirsiniz.

 

NAİL ÇAKIRHAN EVİ:

Burada başta resim olmak üzere birçok farklı sanatsal sergi açılmaktır.

Gökova Akyaka Plajı

 AKYAKA PLAJI

Akyaka Halk Plajı konumundadır. Giriş ücretsizdir. Şemsiye ve şezlong ücretlidir.

Gökova plajları arasında Mavi Bayrak ödüllü bir plajdır.

Deniz sığdır. Sahilden yaklaşık 200 metre ilerisine kadar sığdır. Bu yüzden özellikle çocuklu aileler ve yüzme bilmeyenler tarafından tercih edilmektedir. Denize girince yüzmek için uzun bir süre yürümeniz gerekir.

Deniz sabah sakin ve akşamüstü dalgalıdır. Genellikle temizdir. Hafta sonlarında yöre halkı buraya akın ettiği için, oldukça kalabalıktır ve şezlong bulmak ve denize girmek sıkıntılıdır.

Denize girdiğinizde, kıyıya baktığınızda yerleşimin hemen arkasında ormanlarla kaplı yemyeşil dağları görebilirsiniz. Kumsalda ve denizde sürekli bir rüzgar eser, bu yüzden yandığınızı hissetmezsiniz.

Akyaka plajı sahilinde, restoranlar ve kafeler bulunmaktadır.

Gökova Akyaka Çınar Plajı
 

ÇINAR PLAJI;

Akyaka merkezinden 3 km uzaktadır. Akyaka merkezden buraya 45 dakikalık bir yürüyüş yapılır. Akyaka merkezden, tekne veya dolmuşlarla da gidebilirsiniz.

Gökova’nın ve Akyaka’nın en sevilen plajlarındandır.

Kumsalı oldukça güzeldir. Renkli çakıl taşlarıyla kaplı turkuaz deniziyle dikkat çeker. Suyu, bir hayli ilerledikten sonra derinleşir. Bu yüzden özellikle çocuklu aileler ve yüzme bilmeyenler tarafından tercih edilir.

Gökova Akyaka Azmak Nehri
 

AZMAK NEHRİ:

Azmak kelimesi, “nehir ağzı” anlamına gelmektedir. “Kadın Azmağı” olarak da isimlendirilir.

Nehrin toplam uzunluğu 2.5 km dir.

Derenin en büyük özelliği, diğer derelerden farklı olarak su derinliği veya akıntı hızı ne olursa olsun, suyun her zaman berrak olmasıdır. Böylece derenin muhteşem görüntüsü ilgi çekmektedir.

Gökova Akyaka Azmak Nehri
 

Derede avlanmak yasak olduğundan suya rengini veren binlerce su bitkisi ve suyun dibinde, gözle görebileceğiniz balıklar ve suyun üstündeki yaban ördekleri, oldukça güzel bir ortam oluşturuyor.

Azmak deresi, Akyaka plajının hemen yanında denizle buluşur.

Akyaka’dan kalkan teknelerle nehir gezisi yapılmaktadır. Bu tur yaklaşık yarım saat sürüyor. Tur süresince: sazlıklar ve kıyı boyunca kurulu restoranları görebilirsiniz.

Gökova Akyaka Azmak Nehri
 

Azmak nehri kıyısında sıralanmış restoranlarda, yeni tutulmuş balıkların ve mevsim yeşillikleriyle hazırlanan salataların tadını çıkarabilirsiniz.

Son bir not: Barış Manço nun Azmak boyunda yazlık evi bulunmaktadır. Ayrıca, Azmak nehri ve çevresinde çok sayıda sivrisinek bulunmaktadır, buralara giderken yanınıza mutlaka kovucu losyon almayı unutmayınız.

Gökova Akyaka İdyma antik kenti
 

İDYMA ANTİK KENTİ:

Burada, MÖ 4’ncü yüzyıla tarihlenen kaya mezarları bulunmaktadır.

Günümüzde İdyma kentine ait kalıntılar: Gökova köyünden, Kıran dağı eteklerine kadar uzanmaktadır.

Kentin Akropolü: Gökova köyünün hemen kuzeyinde yükselen tepe üzerindedir. Akropol: MÖ 4 ve 3’ncü yüzyıla tarihlenmektedir. Muhtemelen bu tarihten sonra yerleşim yeri terk edilmiş ve günümüzdeki Akyakanın bulunduğu yere yerleşilmiştir. Çünkü son yıllarda  bölgede yapılan araştırmalar da bu görüşü doğrulamaktadır.

Kentin Nekropolü yani mezarlık alanı ise, aynı tepenin doğu yönündedir. Mezarlar, tepe boyunca kayaların oyulmasıyla yapılmıştır. Ancak bu mezarlar, ölülerin ölümden sonraki yaşamlarını sürdürmeleri için adeta bir ev gibi düzenlenmiştir.

Bu kaya mezarlarından en iyi olarak korunarak günümüze ulaşmış mezar: Gökova köyü ile Akyaka arasında, İnişdibi denen mevkide görülebilir.

Bizans Kalesi: Azmak kenarındaki alçak bir tepe üzerindedir.

Gökova Akyaka Orman Kampı
 

AKYAKA ORMAN KAMPI:

Burası Orman Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen kamp ve piknik alanıdır. Burada bir de lokanta bulunmaktadır.

Burada çadır kurabilirsiniz. Yemyeşil çam ormanı içinde çadır kurabilir ve bölgedeki koylara yani denize yürüyerek rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Kamp alanında: elektrik, tuvalet ve market gibi yerler bulunmaktadır. Konaklamak için bungalovlar da vardır.

Gökova Akyaka Akçapınar Köyü
 

AKÇAPINAR KÖYÜ-WİNDSURF, KİTEBOARD, KİTESURF:

Buraya uğrayıp, yörenin en meşhur yiyeceği olan Akçapınar tostu yemelisiniz. Yanında yayık ayranı veya taze sıkılmış meyve suyu alın.

Gökova körfezinde bulunan Akçapınar sahili,  toplam 3.5 km uzunluğundadır. Dünyaca ünlü olan bu sahilde: rüzgar 7 ay boyunca (Nisan’dan Ekim ayına kadar) hiç durmaz ve uygun koşullar Kitebordçular için buranın tercih edilmesine sebep olmaktadır.

Sahil boyunca: rengarenk uçurtmalar rüzgarla buluşur ve uçurtma sörfü (kite surfing) yapılabilmektedir.

Akyaka civarında, uçurtma sörfü okulları bulunmaktadır.

Gökova gezilecek yerler, Gökova tanıtımı.