Muğla Dalaman

Dalaman

Buranın en büyük özelliği: Dalaman havaalanının açılmış olmasıdır.

Bunun yanında, ilçede tren yolu bulunmamasına rağmen, gişeleri bile bulunan tren istasyonu bulunmaktadır ki, bunun hikayesini aşağıda anlatacağım.

ULAŞIM:

Muğla-Fethiye karayolu ile, buraya ulaşmak mümkündür. Özellikle, burada havaalanı bulunması, buranın hareketlenmesine neden oluyor. Uluslar arası nitelikteki havaalanı, yoğun olarak kullanılıyor.

Dalaman Havaalanı

DALAMAN HAVAALANI:

Dalaman Havaalanı: ülkemizin en yoğun turistik bölgelerine (Marmaris, Datça, Göcek, Dalyan, Sarıgerme, Fethiye, Ölüdeniz, Kalkan, Kaş) hizmet vermektedir. Yıllık yolcu kapasitesi, 10 milyon yolcudur. 1982 yılında işletmeye açılmıştır.

4 katlı terminal binasında: 22 yürüyen merdiven ve 21 asansör var. Bu nedenle, katlar arasındaki bağlantılar gayet hızlı yürütülüyor. Zemin ve 1. katlar: gelen yolculara, 2 ve 3 katlar ise giden yolculara ayrılmıştır.

Check-in hizmeti veren 60 nokta, pasaport kontrol hizmeti veren 44 nokta bulunmaktadır. Bu nedenle, işlemler, hızla gerçekleşmektedir. Otoparkta, 550 araç kapasitelidir.

Dalaman Tarihi

TARİH:

Yörede, resmi arkeolojik kazı çalışmaları yapılmadığından, antik döneme ait herhangi bir kalıntı ve bilgi bulunmamaktadır. Ancak, antik dönemde, buranın Karya bölgesi içinde yer aldığı bilinmektedir.

Dalaman: 1983 yılında ilçe olmuştur.

Euhippe antik kentinin, Dalaman ilçesinin günümüzdeki yerleşim yerinin yakınlarında, Alaçatlı köyünün yakınlarında olduğu tahmin edilmektedir.
Yörenin eski ismi: Karaçalı.

Dalaman genel

GENEL:

İlçe merkezi, denize 10 km. uzaklıktadır.

Yörenin: kuzey, doğu ve batı kesimleri dağlık, güney kesimi ise ovalıktır. Dalaman ovası: ülkemizin en verimli ovasıdır. İlçe topraklarını, Dalaman çayı sular. Toplam uzunluğu, 229 km. dir. Ortaca’nın 8 km. güneyinden denize dökülür. Bölge “günlük ağacı” yetişen nadir yerlerden biri olarak önem kazanmaktadır.

Yerleşim yerinin deniz seviyesinden yüksekliği: 15 metredir. Yüzölçümü ise, 61 km. karedir.
Yörede: tipik Akdeniz iklimi hakimdir ve buna bağlı olarak kışları ılık ve yağışlı, yazları ise kurak ve sıcak geçer.

Bölgedeki ekonomik faaliyetlerin özünde: turizm, tarım, kağıt sanayi ve nakliyecilik gelmektedir. Üretilen başlıca tarım ürünleri: buğday, ayçiçeği, pamuk ve mısırdır. Bunun yanında: nar, incir ve akavado üretimi yaygındır.

Yörenin coğrafi özelliklerinin başında: Kapıdağ yarımadası çevresindeki koylardan söz etmek gerekir. Ancak, bu koyların birçoğuna, yalnızca denizden ulaşılmaktadır.

Bu nedenle, bu koylar özellikle mavi yolculuk yapan tekneler tarafından tercih edilmekte ve kullanılmaktadır.
Bu arada, bazı koylara karayolu bağlantısı da bulunmaktadır.

Burada, ülkemizde benzeri olmayan köy var. Bu köyde: zenci nüfus fazladır. Söylenenlere göre: Mısır Hidivinin inşaat çalışmaları yaptırdığı dönemde, Mısır ülkesinden buraya çalışmak üzere gelen bu zenci vatandaşlar, zamanla geri dönmemişler, Türk vatandaşı olmuşlar ve hatta bir zamanlar: Osmanlı saraylarında çalışmışlardır. Bu köyün ismi: Akıncı köyüdür.

Dalaman Çayı

DALAMAN ÇAYI VE RAFTİNG:

Antik dönemdeki ismi “İndos” dur. Dirmil yakınlarından Kocaş Dağından doğar, toplam uzunluğu 229 km dir. Dar ve derin vadilerden akarak, Ege denizine dökülür. Çay içinde bulunan kireç taşından dolayı, turkuaz renge sahiptir.

Dalaman Çayı

Tamamen orman içinde olan nehir çevresinde birçok balık lokantası vardır. Çay üzerinde:  Bereket Barajı ve Akköprü Barajı bulunmaktadır. Bu baraj çalışmaları nedeniyle, nehirde rafting yapımının aksayabileceği ve ileriki yıllarda rafting yapılamayacağı söyleniyor.

Dalaman Çayı Rafting

Rafting:

Adrenalin dolu zaman geçirmek isterseniz, dalaman çayında rafting yapmalısınız. Rafting yapmayı düşünürseniz, yaklaşık 2 saat zaman ayırmalısınız.

Özellikle, çayda su seviyesinin en yüksek orana geldiği Mayıs ve Eylül aylarında rafting yapmanız önerilir. Rafting düzenleyen firmalar, müşterilerini gurubun başlangıç yerine transfer etmektedirler.

Raftinge 830 metreden başlanır ve 280 metreye kadar inilir. Yani, nehirde zirveden başlayıp, bu seviyeye inmek adrenalin seviyesini üst düzeyde tutmaktadır. Ayrıca, yine nehirde her yerde kayalık ve taşlıklar bulunur.

Çayın 26’nci kilometresinde, zorluk derecesi 3 ve 4 olan parkurlar vardır.

Nehrin alt bölümlerinde kalan 2’nci etap ise, river kayaking denen küçük botlarla geçilmektedir.

Bu etap: Demirli köyü, Akköprü mevkiinde start alır ve yaklaşık 12 km boyunca uzanır ve Arpacık mevkiinde son bulur. Raftingi ilk kez deneyenler için, burası önerilmektedir. Çünkü bu bölümde su akış hızı azalmaktadır.

Akköprü’den yaklaşık 5 km sonra ise açık havada yemek molası verilir. Yemekten sonra, parkurun yaklaşık 10’ncu kilometresine kadar, kürek çekilir ve bu zevkli yolculuk, animasyon ağırlıklı bir yüzme molası ile biter.

Rafting yapmayı düşünenler için son bir not: nehirdeki su seviyesinin azlığı nedeniyle, baraj kapakları belli günlerde sadece saat 11.00’de rafting için açılıyor ve belli bir süre sonra kapatılıyor.

DALAMAN TARIM AÇIK CEZA İNFAZ EVİ:

Burası, 3600 dönümlük bir arazi üzerinde 1942 yılında kurulmuştur. 250 civarında hükümlü kapasitesi bulunmaktadır. Cezaevinde: büyükbaş hayvan, küçükbaş hayvan, kümes hayvanları yetiştirilmektedir.

Ayrıca, narenciye üretimi yapılmaktadır. Hükümlüler: marangozhane, restoran işletmesi, inşaat, alüminyum doğrama, torna-tesviye ve demir atölyelerinde faaliyetlerini sürdürmektedirler.

NE YENİR-NE İÇİLİR:

Bu yöreye yolunuz düşer ve yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz: kesinlikle bu yöreye ait otlardan yapılan yemeklerden yemelisiniz.

Çünkü: bu yörede yetişen (kayazak, semiz otu, sarı ot, geren, labada) otlardan, yörenin kadınları muhteşem lezzetli yemekler yapıyorlar. Bu yemekleri: esnaf lokantalarında bulabilirsiniz.

Son bir not: Gazi Bulvarı üzerindeki Cezaevi Restoranına uğramanızı özellikle tavsiye ederim. Çünkü burada sunulan ürünler: tamamen doğal ortamlarda, mahkumlar tarafından yetiştiriliyor.

Piliç kızartması tercih edebilirsiniz ki, bu piliçler, buranın kümeslerinde yetiştiriliyor. Domates, salatalık ve biberler ise, yine tarladan koparılarak buraya getirilip, konuklara sunuluyor.

Dalaman Sivil Havacılık Meslek Yüksekokulu

DALAMAN SİVİL HAVACILIK MESLEK YÜKSEKOKULU:

Dalaman Atakent Mevkiindedir. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesine bağlıdır.

Okul, 1999-2000 Eğitim öğretim yılında, Sivil Hava ulaştırma işletmeciliği programı ve seyahat ve tur işletmeciliği programları ile faaliyete başlamıştır. 2002-2003 yılında ise Dalaman Belediyesi tarafından yapılan bugünkü yerleşkesine geçmiştir.

Öğrenciler, 8 km uzaklıktaki Ortaca’da bulunan Yurt Kur yurtlarında kalabilmektedirler. Ayrıca: Atakent mevkii ve Dalaman merkezde özel yurt ve apartlar bulunmaktadır.

Okul, turistik faaliyetlerin yoğun olduğu bir bölgede bulunduğu için, öğrenciler, yaz döneminde havalimanı ve çevredeki turistik tesislerde çalışma imkanı bulmaktadırlar.

Dalaman Gezilecek Yerler

GEZİLECEK YERLER:

Dalaman Tren Gari Tigem Çiftliği

DALAMAN TREN GARI-TİGEM ÇİFTLİĞİ:

Abbas Hilmi Paşa, Padişah fermanı ile, 1893 yılında Mısır Hidivi olarak atanır.

Öte yandan, 1905 yılında buradaki çiftlik, Mısır Valisi Abbas Hilmi Paşa’nın kullanımına verilmiştir.

Paşa, aynı yıl, “Nimetullah” isimli yatı ile, Dalaman yakınlarındaki Sarsala koyundaki küçük bir yerleşim yerine çıkar. Burada, 30 haneli Söğüt isimli bir köy bulunmaktaydı.

Paşa: bu verimli ve yemyeşil ovaya ve av hayvanlarına hayran kalır.

Sarsala koyuna: iskele ve depo yaptırır.

Daha sonra buradan, Dalaman merkeze yol yaptırır. Bölgedeki bataklıkları kurutur, Mısır’dan getirttiği okaliptüs ağaçlarını diktirir.

1908 yılında, Dalaman’a bir av köşkü yaptırır. Aynı yıl, Mısır’da ise İskenderiye şehrine bir tren garı yaptırmayı düşünmektedir. Tren garı inşaat işini, Fransızlara verir, ancak Fransızlar garın yerini karıştırırlar ve gar binasını, İskenderiye yerine, Dalaman’a yaparlar. Dalaman’a yaptırmayı düşündüğü av köşkünün malzemelerini ise, İskenderiye şehrine gönderirler.

Dalaman Tren Gari Tigem Çiftliği

Paşa’nın Dalamandaki işçileri, gemiyle gelen malzemeyi alıp köşkün yapılacağı yere taşırlar ve hızla inşaat işine girişirler, ancak bu yoğun çalışma sonrasında ortaya av köşkü değil, bir tren istasyonu çıkar.

Hatta, işçiler bu tren istasyonunun önüne: bir bilet gişesi ve tren rayları da döşerler.

Ancak tren garı yapılsa da, burası yani tren garının yapıldığı yere en yakın tren rayları, kilometrelerce uzaktadır, yani buraya yapılan tren garına hiçbir tren gelmez, uğramaz. En yakın tren rayları, 200 km uzaktadır.

Dalaman Tren Gari Tigem Çiftliği

İskenderiye şehrinde ise, bir tren istasyonu yerine, bir av köşkü yapılır.

Hidiv: buraya geldiğinde yanlışlığı anlar, bitmiş binayı yıktırmaz ve sadece gişe bölümü ve rayları kaldırtır. Daha sonra istasyonun hemen yanına bir de cami yaptırır.

1928 yılına kadar: Hidiv Abbas Hilmi Paşa tarafından hazırlanan çiftlik, yine onun mülkiyetinde kalır. Ancak: çiftliğin organizasyonu için Türk Sanayi Bankasından aldığı krediyi ödeyemeyince, çiftlik: 1935 yılında Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatı ve Bakanlar Kurulunun kararıyla devlet adına satın alınmış ve bir Fransız şirketine kiralanır.

Fransız şirketi, çiftliği 10 yıl kadar işletir, sonrasında ise, 1938 yılında çiftlik, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün vasiyetine göre Ziraat Vekaletine bağlı Devlet İşletmeleri Kurumuna devredilir.

1950 yılından sonra ise, ismi “Dalaman Devlet Üretme Çiftliği” olur.

İstasyon binası: 1930-1958 yılları arasında “Jandarma Karakolu” olarak kullanılır.

1958 yılında ise, “Devlet Üretme Çiftliği” ne devredilir.

Çiftlik arazisi, 1984 yılından bu yana: TİGEM adıyla, “Dalaman Tarım İşletmesi Müdürlüğü” olarak çalışmaktadır.

Evet hikaye burada bitmedi. Abbas Hilmi Paşa, 1905 yılında çiftlikte çalıştırılmak üzere buraya Mısırlı ve Sudanlı aileler getirtmiştir. Paşa çiftliği kaybedince bu ailelerin bazıları geri dönmüş, bazıları da Dalaman’da kalmıştır.

Çiftliğin satışı sırasında, Dalaman’da kalan Afrika kökenli ailelere, devlet tarafından Ortaca çevresinde bedelsiz arazi verilmiştir.

Günümüzde: Afrika kökenli bu ailelerin çocuklarının bir kısmı Dalaman Tarım İşletmelerinde ücretli olarak çalışmakta, bazıları da Ortaca’da kendi tarım arazilerini işletmektedir.

Evet hikayesi böyle, şimdi gelelim tren garımızın mimari özelliklerine:

Yapı 2 katlıdır. Her katında 7 oda bulunur. Gar binasının yüksek kapıları ilgi çeker. Çatı kiremitleri, eşkenar üçgen şeklinde özel üretilmiştir.

Çatı katı ve sütunsuz merdivenleri vardır. Havalandırma bacaları yapılarak, yapının kışın ılık ve yazın serin olması sağlanmıştır. Yapının çevresine, Mısır’dan getirilen palmiye ve hurma ağaçları dikilmiştir.

Dalaman Akköprü

AKKÖPRÜ-ESKİ KÖPRÜ:

Köprü: Fethiye ve Köyceğiz bölgesini, Muğla il merkezine bağlamak için yapılmıştır. Ancak günümüzde yol güzergahı değiştiğinden, köprü kullanılmamaktadır.

1936 yılında yapılan köprü: 105 metre uzunluğundadır. Oldukça geniş ve sağlam köprünün üzerinden büyük araçlar geçebiliyorlardı.

Günümüzde, köprü yakınlarında şenlikler düzenleniyor.

Ayrıca: Akköprü köyündeki pansiyonlarda konaklama yapabilirsiniz.

Son bir not: tarihi Akköprü’nün bir süre sonra baraj suları altında kalacağı söyleniyor.

Dalaman Tlos

TLOS:

Saklıkent yolunda Yakaköy’dedir. Saklıkent’e gidenlerin buraya mutlaka uğramalarını öneririm.

Giriş ücretlidir, girişte otopark vardır.

Antik kent, UNESCO Dünya Mirası Listesinde, geçici listeye dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Dalaman Tlos

Kent: MÖ 14’ncü yüzyılda Hitit belgelerinde “Dlawa” ve Likya belgelerinde ise “Tlawa” olarak geçer. Hitit kralı IV Tuthaliya’nın (MÖ 1250-1220) Lukka seferinin anlatıldığı açık hava tapınağı ortostatlarında, 14 ve 15’nci bloklar üzerinde “Dalawa ülkesine indim. Dalawa ülkesinin kadınları ve çocukları önümde eğildiler” ifadesi okunmaktadır.

Tlawa ismi: MÖ 15’nci yüzyıldan itibaren Hitit metinlerinde birçok kez karşılaşılan Lukka toprakları içerisinde “Dalawa” yerleşimi ile benzerdir.

Hitit yazılı kaynaklarında, şehrin büyüklüğünü ifade etmek için “Ülke” olarak bahsedilmektedir.

Dalaman Tlos

Kentin Tlos isminin ise, Tremilus ile Praksidike’nin 4 oğlundan biri olan Tloos’tan geldiği düşünülmektedir. Hatta: Pinaros, Xanthos ve Kragos’un onun kardeşleri olduğu tahmin edilmektedir.

Yani, Tlos kentinin Likya bölgesinin en eski şehri olduğu ve kuruluşunun MÖ 2000’li yıllara kadar uzandığı anlaşılmaktadır.

Kent: Likya yöresindeki en eski yerleşim alanındadır. Likya yöresindeki 6 önemli kentten birisidir. Bölgedeki Xanthos, Patara, Pınara, Olympos ve Myra gibi birliğin 3 oy hakkına sahip büyük altı şehrinden birisidir.

MS 43 yılında, Roma İmparatoru Claudius, Likya bölgesini bir Roma eyaletine dönüştürmüştür. Bu  dönemde de Tlos kenti, birlik içindeki önemini korumuş ve Metropolis ünvanı taşımaya devam etmiştir.

Dalaman Tlos

Patara’ya dikilen “Yol Klavuzu Anıtı” nda, Likya yol ağı, 7 farklı yönden, Tlos’a bağlanmış ve güneyde Xanthos’tan, Güneybatıda Pınara’dan, Batıda Telmessos’tan, Kuzeybatıda Kadyanda’dan, Kuzeyde Araxa’dan, Kuzeydoğuda Oinoanda’dan ve Doğuda Choma’dan gelen ticari yolların hepsi: Tlos şehrinde kesişmiştir. Bu güzergahların pek çoğu günümüzde kullanılmaktadır.

Dalaman Tlos
Hıristiyanlık döneminde, Tlos, Likya’nın önemli piskoposluk merkezlerindendir.

Bu dinsel önemin, MS 12’nci yüzyıla kadar devam ettiği belgelenmiştir. Bölgeye en son olarak 19’ncu yüzyılda gelen ve “Kanlı Ali Ağa” olarak ünlenen Osmanlı Derebeyi, Tlos Akropolünün zirvesine, antik dönem kalıntılarını da kullanarak şatosunu yani günümüzdeki kaleyi inşa ettirmiştir.

Dalaman Tlos

Evet, günümüzdeki Yaka Köyü yerleşimi, antik Tlos yerleşiminin üzerine kurulmuştur.

Antik şehir ise, oldukça iyi korunarak günümüze ulaşmıştır.

Uçan at Pegasus

Mitolojiye göre Bellerofon öyküsü;

Şehirdeki bir anıt mezarın duvarlarında, uçan at Pegasos resimleri bulunmaktadır ve buna istinaden uçan ata binen Bellerofon’un bu şehirde yaşadığı düşünülmektedir. Bu konuda bir de mitolojik öykü vardır.

Tanrıça Athena: kanatlı at Pegasos’u: ağzından ateş püskürten canavarla savaşmak için giden Bellerofon’a verir.

Bellerofon; Pegasos sayesinde, canavarın alevlerinin yetişemeyeceği yüksekliğe çıkar ve oklarıyla onu öldürmeyi başarır.

Bu başarısının ardından: Likya kralının kızı ile evlenir ve taht varisi olur. Ardından, uzun yıllar mutlu bir şekilde Tlos kentinde yaşar.

Ancak: zamanla başarıları nedeniyle kibre kapılır. Bunun üzerine tanrıların öfkesini çeker. Hatta, bir gün Pegasos’a binerek Olympos dağına çıkmayı dener. Bunun üzerine Zeus’un gazabına uğrar.

Zeus: Pegasos’a bir at sineği musallat eder. At sineği atın kuyruğa altına yerleşir ve atı ısırınca at Bellerophontes’i üstünden atar, gözden kaybolana kadar yukarı çıkar.

Bu sırada Bellerophontes  ise hızla aşağıya düşer.

Sonunda, bir zamanlar düşmanların korkulu rüyası olmuş

Bellerophontes, yaşamının sonuna kadar tanrıların laneti nedeniyle sakat ve kör olarak yaşar.

Akropol:

Kentin girişindeki Akropol; 500 metre yüksekliğindedir ve dik yamaçları nedeniyle korunaklıdır. Kuzey doğusunda dik uçurumlar bulunan bir tepe üzerine kurulmuştur. Akropol alanın doğaya ve çevreye hakim görüntüsü ilgi çeker. Çevresinde yer yer sur kalıntıları görülmektedir.

Kale:

Akropolün bulunduğu tepenin doruğunda: Osmanlı döneminde yapılmış bir 14’ncü yüzyıl kalesi bulunmaktadır. Kalenin bölge hakimi olduğu tahmin edilen Kanlı Ali Ağa tarafından yapıldığı düşünülmektedir.

Bu kale, tepenin doruğunda bulunan daha eski kalıntıları gözlerden gizlemektedir. Kalenin altındaki düzlükte: Likya duvar kalıntıları bulunmaktadır. Kaleye tırmanırken, kayalara oyulmuş tapınak mezarlar görülür.

Kent Bazilikası:

Haç formlu bazilika: 84 x 32 metre boyutlarındadır.

Kronos Tapınağı:

Gök tanrısı Kronos’a adanmıştır. Kronos: ilk titan ve zamanı yaratan tanrıların tanrısıdır. Daha da ilginç olanı, Anadolu’da Kronos’a adanmış başka bir tapınak yoktur. Tapınak, MS 2’nci yüzyılda yapılmıştır. Ölçüleri: 15 x 7 metredir.

Agora:

Doğudaki geniş meydana yerleşmiştir. Kent Agorasının 6 kemerli kapısı ayakta kalarak günümüze ulaşmıştır. Agora: 9 metre genişliğinde, batı yüzündeki duvarında yarım düzineye yakın kapıların bulunduğu uzun bir yapıdır. Agoranın güneyinde Roma dönemi surları görülebilir.

Tiyatro:

Doğudaki geniş meydanın doğusundadır.

Tlos şehrinde günümüze ulaşan en önemli yapıdır. Tiyatroda: üç katlı sahne ve iki kademeli Cavea yani seyirci oturma sıraları bulunmaktadır. Bu özellikleriyle, Likya bölgesindeki diğer tiyatrolardan ayrılır.

Tiyatronun seyirci kapasitesi, 7-8 bin arasındadır. Tiyatronun, kuzey duvarının altında “IZRARA ANITI” görülebilir. Anıtın yazıtının ancak bir bölümü görülebilmektedir.

Stadyum:

Surların hemen güneyindedir. Roma döneminde yapılmıştır. Stadyum seyirci bölümünde 9 oturma sırası vardır ve seyirci kapasitesi 3500 kişidir.

Bu stadyum değerlendirilerek, şehrin Likya bölgesinin spor kenti olduğu düşünülmektedir. Oldukça görünür şekilde günümüze ulaşmıştır. Taş bloklar halinde aşağıya doğru sıralanan oturma yerleri ilgi çeker.

Stadyumun ortasında, dikdörtgen bir havuz bulunur. Farklı yapılar bulunması nedeniyle, bölgenin spor aktiviteleri dışında, dini ve sosyal amaçlarla da kullanıldığını göstermektedir.

Nekropol Alanı:

Kentin en dikkat çeken yerlerindendir. Mezarlar oldukça gösterişli düzenlenmiş ve ana kayaya oyularak yapılmıştır. Kentte, sadece oda gömütler değil, kapalı lahitler ve Roma dönemine ait üçgen alınlıklı kapalı lahitler de görülür.

Dalaman Tlos Kaya Mezarları

Kaya mezarları:

Ören yerinde en gözde yer, kayaların içine oyularak yapılmış kaya mezarlarıdır. Bu mezarların pek çoğu günümüzde açıktır, tepelere tırmanmayı göze alırsanız bu kaya mezarların içini görebilirsiniz.

Hamamlar:

Ören yerinde, büyük ve küçük olmak üzere iki hamam vardır. Büyük hamam, aynı zamanda “Yedi Kapı” yani “Seven Gates” olarak da isimlendirilir. Çünkü 7 tane ark yapısı vardır ve bunlar günümüze ulaşmıştır.

Hamam, Erken Roma döneminde yapılmıştır ve MS 11’nci yüzyılda kiliseye dönüştürülmüştür. Bu yüzden, bölge aynı zamanda Hıristiyanlık için büyük öneme sahiptir.

Dalaman Tlos Bellerephontes

Bellerephontes Anıt Mezarı:

Günümüzde, Tlos kalesine çıkarken: yamaçtaki kayalara oyulmuş tapınak mezarları görebilirsiniz.

Bu mezarların en görkemlisi: Kanatlı at Pegasus’un, üç başlı canavar Chimera ile savaşırken resmedildiği Bellerephontes’e ait mezar anıtıdır. Hemen tanıtımın başında, Bellerephontes mezarı demiş olsam da, yazının sonunda bu konuda açıklayıcı bilgiyi göreceksiniz.

Evet, buna yani kayaya oyulmuş figüre istinaden: Bellerephontes’in bu şehirde yaşadığı düşünülmektedir.

Ancak müze girişinin sağ alt kısmında kalan ana kaya üzerine oyulmuş bu kaya mezara ulaşmak için zorlu bir yolu geçmeniz gerekir. Yokuş yukarı taşlık bir yoldan yürünüyor ve taşlar kayıyor. Spor ayakkabınız olmalıdır.

Mezarın girişinde iki sütun bulunur.

Bellerophon kaya mezarı, yan yana konumlandırılmış iki mezar odası ve girişte bulunan bir ön odadan oluşur.

Mezar odaları içinde, diğer kaya mezarlarda görüldüğü gibi ölü yatakları bulunur.

Mellerophon kaya mezarı: ön odasında, her iki mezar odasının arasında kalan yüzey: sağlı sollu birer konsol ile sınırlandırılan, bir İon tarzı kapı betimlemesiyle doldurulmuştur.

Ayrıca mezar odalarının girişlerinde aslan, köpek ve kuş gibi farklı hayvan kabartmaları işlenmiştir.

Soldaki düzleştirilmiş kaya yüzeyine ise: şaha kalkmış kanatlı at Pegasus üzerinde duran bir mızraklı savaşçı figürü görülür. At figürünün hemen önünde Chimeira kabartması bulunur.

Mezarın ön odasında betimlenen bu kompozisyon ile, Bellerophon ve Chimeira mücadelesi vurgulanmıştır. Bellerophon mitolojisinin Likya tarihi içinde ayrı bir yeri ve önemi vardır.

Bunun sonucunda, Bellerophon ve Chimeira mücadelesi, Likya bölgesi mezar sanatında sıkça tercih edilen bir figür olmuştur.

Tlos örneğinde: mezar sahibinin kendisini Bellerophon ile özdeştirdiği ve böylece de kahramanlaştırmak istediği açıktır.

Bellerophon kaya mezarının solunda, düzleştirilmiş doğal kaya yüzeyinde bir Likya yazıt bulunmaktadır. Bu yazıtta: “Hrixttibili ve eşinin burada yattığı” yazılıdır.

Böylece, Bellerophon mezarı olarak tanımlanan mezarın aslında Likçe yazıtta ismi geçen Hrixttibili ve eşine ait olduğu anlaşılmaktadır.

Dalaman Kapıdağ Yarımadası

KAPIDAĞ YARIMADASI:

Teke yarımadasından sonra bölgenin en büyük ikinci yarımadasıdır.

Dalaman Kapıkargın köyünün güney sınırından başlayıp, Akdeniz sularında son bulur. Sarsala ve Hurmalı koyları arasında kalır.

Buraya “Kapıdağ” isminin verilmesinin sebebi: “kara ile bağlantısının yaklaşık 400 metre genişlikte, doğal bir köprü gibi uzanan en dar kısmına inşa edilmiş sur kalıntıları” dır.

Muhtemelen yarımadayı ana karadan gelecek saldırılara karşı korumak için yapılmış surlara ait kalıntılar günümüzde de izlenebilmektedir. Bu noktanın doğusunda Hamam koyu ve batısında ise Gökgemile koyu bulunmaktadır.

Yarımadada: birçok burun, koy ve ada bulunmaktadır.

Ayrıca: yine yarımada da: Krya, Lissa ve Lydae antik kentleri bulunmaktadır. Ancak bunlarda herhangi bir resmi arkeolojik kazı çalışması yapılmadığından gezilecek durumda değildir. Lissai kenti kalıntıları: güneyde Kargın gölünün güneyindedir.

Batıda ise Lydia kalıntıları vardır. Lydia kenti, özellikle Bizans zamanında ünlenmiştir ve günümüzde burada Bizans dönemine ait yapı kalıntıları bulunmaktadır.

Kapıdağ Yarımadası 1’nci Derece Doğal Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Arymaxa şehri:

Bu küçük yerleşim yeri hakkında çok az bilgi vardır. Arymaxalılar, Lydae ile aynı halktan oluşur, Yavansu koyuna yakın noktadaki yerleşim, muhtemelen Lydae şehrinin liman mahallesiydi.

Lydae Şehri:

Antik yazarlardan anlaşıldığına göre, Arymaxa ve Lydae şehri aynı soydan gelen halklar tarafından kurulmuştur. Kentin eski isimlerinden birisi “Kyldai” dir. Coğrafyacı Ptolemaios ise bu şehirden “Khydai” olarak söz eder.

Şehrin kelime anlamı “Lidalılar” demektir. Lida kelimesi, Yunancada olmayan Anadolu kökenli bir kelimedir. Lydae şehrinde, Roma dönemine ait birçok sivil mimari örnekleri, günümüze kadar ulaşmıştır.

Lissa Şehri:

Kapıdağ yarımadasının kuzeyinde Kocagöl yakınlarındadır.

Yaklaşık 800 dekar genişliğinde bir çanak içinde bulunmaktadır.

Kent: anakaraya, kuzeydeki 1 km uzunluğunda ve 500 metre genişliğinde, dar bir kıstak ile bağlanmaktadır. Bu kıstak üzerinden geçen bir yaya patikası dışında ana kara ile bağlantısı yoktur.

Antik kentten, sadece Plinus tarafından söz edilmekte, başkaca bilgi yoktur. Kentin sur duvarları kısmen korunmuş olup, muhtemelen MÖ 3’ncü yüzyıla tarihlenmektedir. II ve III Ptolemaios onuruna yapılan yazıtlarda: kentin ismi geçmektedir.

Mezarlar sarnıç tipidir. Ayrıca birkaç temel kalıntısından başka bir kalıntı günümüze ulaşmamıştır. Yazıtlarda: burada bir meclis ve yönetim binalarından söz edilse de, bunlara ait bir kalıntı bulunamamıştır.

Ancak unutmamak gerekir ki, burada herhangi bir resmi arkeolojik araştırma yapılmamıştır.

Kentte ulaşım günümüzde de olduğu gibi, yarımadanın güney batısında ve kıstağın doğusunda bulunan iki limandan sağlanmaktadır. Ağalimanı ve Batık Hamam. Bu her iki limana ulaşmak için kullanılan en yakın koy ise, yaklaşık 15 km uzunluğundaki bir karayolu ile Dalaman merkeze bağlantısı olan Sarsaladır.

Sarsala limanından Ağalimanına yaklaşık 1 sata süren bir tekne yolculuğuyla ulaşılır. Hemen limandan başlayan antik bir yol, yaklaşık 45 dakikalık manzaralı bir tırmanış yolculuğu sonrasında, ziyaretçileri yani sizi kente ören yerine ulaştırır.

Ören yerinde görebilecekleriniz:

Kentin özellikle Roma dönemindeki zenginliğini vurgulayan mezar anıtları vardır. Bazı duvarları, tavan yüksekliğine kadar korunmuş olan bu mezarlar, döneminin Anadolu mezar mimarisini yansıtır.

Tapınakları hatırlatan bir üst oda ve altta mezar odaları vardır. Üst yapı ve cephe mimarisine ait bütün mimari parçalar sağa-sola dağılmış haldedir.

Bu anıtsal mezarlar, gerek süslemeleri ve gerekse yazıtlarına göre, erken 2’nci yüzyıl sonuna aittir. Karşı yamaçtaki kayalık üzerinde bulunan bir kaya mezarı da, bu defa bölgenin geleneksel mezar mimarisini yansıtmaktadır.

Krya-Kryasos Şehri:

Fethiye körfezine bakan Krya antik kenti, Daedala’ya en yakın antik yerleşim yeridir. Karia-Likya sınırında bulunan bir yerleşim yeridir.

Yazılı kaynaklarda, Delos birliğine bağlı olarak görülen şehrin ismi Kryasos olarak geçer. Günümüzde şehirde Likya tipi kaya mezarları görülebilir. Ayrıca güvercin yuvası şeklindeki mezarlar da görülebilmektedir.

Daedala Şehri:

Göcek-Fethiye arasında bulunan İnlice’nin kuzeyindeki dağlık alandadır.

Şehrin ismi Luwi kökenlidir. Kelime anlamı: Heykel ormancığı veya Tanrı/Tanrıça ormancığı veya Çam ormancığı dır.

Şehir hakkındaki en eski bilgi, Strabon tarafından verilmektedir.

Strabon, Daedala şehrinin Rodos Pereiası sınırında olduğundan söz etmektedir. Aynı zamanda Karia-Likya sınırındı bulunan bu kentin, antik Glaukos (Fethiye) körfezine hakim bir yerde kurulmuş olması, muhtemelen hem denizden hem de karadan yapılacak ticaretin kontrolü içindir.

Günümüz;

Günümüzde ören yerinde: İçkale ve sur kalıntıları ile kaya mezarları görülebilir. Kaya mezarları, güvercin yuvası tarzındadır. Burada herhangi bir resmi arkeolojik araştırma yapılmamıştır, çünkü ulaşım oldukça güçtür.

Şehirle ilgili bir efsane anlatılmaktadır. Buna göre:

“Antik Yunan’da Plateea ve Boeotia bölgesi halkları tarafından, festivaller düzenlenir. Festival: Zeus ve Hera ritüelleriyle benzerlik gösteren uygulamalar içerir. Plataealıların festivallerine “Küçük Daedala Festivali” ve Boeotialıların festivallerinde ise “Büyük Daedala Festivali” ismi verilmiştir.

Plataealıların 4 yılda bir düzenledikleri Küçük Daedala Festivalinin ilk günü, Alalcomene Mahallesinde Boeotianın en büyük meşe ormanına giren Plataealılar: pişmiş et parçalarını ortalığa bırakarak kuzgunların bunları almalarını beklerler.

Kuşların, etten bir parça aldıktan sonra hangi ağaca yerleşeceğine dikkat ederler. Kuzgunların et taşıdıkları ağaçlar kesilir ve bu kesilen ağaçlar: “Daedale” yani “Kabaca yontulmuş heykeller” haline getirilir.

Büyük Daedala festivali ise, 70 yılda bir düzenlenen ve Plataealı ve Boeotialıların birlikte organize ettikleri bir festivaldir. Küçük Daedala Festivalinde, her seferde 14 heykel yapılır ve civardaki şehirlere dağıtılırdı.

Büyük Festivalde, Asapos ırmağı boyunca, konvoy oluşturularak, nehrin yukarısına çıkılır ve buradan inşa edilen büyük bir sunağa kurban adanırdı. Arabalarla taşınan daedalalar (ahşap heykeller) bu sunağa yığılır, Zeus için boğa, Hera için düveler kesilir, hepsi birlikte ateşe verilirdi.

Evet, Daedala kelimesiyle ilgili bir başka benzerlik de: “Yunan mitolojisinde kendisine kuşlarınkine benzer kanatlar yaparak uçan ilk insan Daidalaos” tur.

Gelelim günümüze, ören yerindeki kalıntılara: Daedala kentine ait kalıntılar dağlık alanda bulunduğundan ziyaret edilmesi son derece zordur.

Ancak Daedala şehrinin limanı olduğu tahmin edilen İnlice plajında, Bizans döneminden kaldığı düşünülen büyük bir yapı kalıntısı görülmektedir. Bu yapının muhtemelen depolama amaçlı kullanılan bir yapı olduğu tahmin edilmektedir.

Pasanda-Gökbel:

Ünlü coğrafyacı Strabon: Pasanda şehrinin, Kaunos şehrinin tam karşısında bulunan komşu kent olduğunu yazmıştır. Ancak kentin yeri ve büyüklüğü hakkında net bilgiler yoktur. Pasanda: Kaunos şehriyle birlikte, Telandros Attika Deniz birliğine katılmış ve yaklaşık 30 yıl boyunca Kaunos ile birlikte vergi listelerinde görülmüştür.

Dalyan’dan İztuzu’na giderken içinden geçilen küçük bir köy olan Gökbel’in Pasanda şehri üzerine kurulduğu tahmin edilmektedir.

Burada bulunan kaya mezarları ve bazı temel kalıntıları, geçmiş dönemlerde burada bir yerleşim olduğunu kanıtlamaktadır. Ancak, bölgedeki yerleşimler resmi olarak araştırılmadığından net bilgiler yoktur.

Dalaman Gökgemile Koyu

Gökgemile Koyu:

Kapıdağ yarımadasının batı yakasındadır. Koya, Fethiye’den kalkan teknelerle ulaşmak mümkündür. Ayrıca, Hamam koyundan buraya 20 dakikalık kısa bir yürüyüşle ulaşmak mümkündür. Tur tekneleri buraya pek uğramazlar. Bu yüzden oldukça sakin bir koydur.

Dalaman Gökgemile koyu

Burada sahil, plaj bölümü ağaçlarla çevrilidir. Ağaçlarla kaplı iki yeşil burnun arasında, Akdeniz’e doğru uzanmaktadır.

Çevrede çadırlı kamp kuranlar ve trekking yapanları görmek mümkündür. Koyda balık restoranları bulunmaktadır. Mükemmel bir doğa gezisi için, bu koyu ziyaret etmenizi öneririm.

Dalaman Hamam koyu

Hamam Koyu:

Hamam koyu: Kleopatra Hamamı ve Manastır koyu olarak da isimlendirilir.

Kapıdağ yarımadasının kuzeyinde, güneyinde Kuyrucak burnu, kuzeyinde Bozburun ile sınırlanan kıyıları dik yamaçlı, batı sahili kısmen plajlıktır.

Kara ulaşımı olmayan koyda, restoranların dışında ihtiyaç temini mümkün değildir. Batısındaki dar kıyı, Kapıdağ yarımadasının karaya bağlandığı yerdir.

Tepeler çam ve zeytin ağaçlarıyla kaplıdır. Açık denizden rahatlatıcı esintiler alır ve bölgenin en serin koyudur.

Geniş iskelenin yanında, günümüzde bir kısmı sular altında kalmış bir Bizans manastırı veya hamama ait olduğu düşünülen kalıntılar bulunmaktadır.

Burada şnolkerle dalarak deniz altındaki manastır kalıntılarını görebilirsiniz. Buradaki kalıntıların bir hamama ait olduğu düşünülerek koya “Hamam Koyu” ismi verilmiştir.

Hamam koyunun doğusundaki kıyı çok derindir. Bu kısma tekneler yanaşır. Koyun denizi oldukça fazla temizdir. Koyda, yine sadece denizden ulaşılabilen bir restoran bulunmaktadır. Koyun ortasında, zeytin ve çam ağaçlarının arasından yukarı kıvrılan yolu çıkarsanız, tepede muhteşem bir manzara görebilirsiniz.

Çamlı Koyu:

Burada: Çamlıköy ucundan dar ve virajlı bir yoldan gidilir. Aracınızı otoparka park ettikten sonra, traktörler ile plaja gidiliyor. Gidiş ve geliş için 25 TL ücret alınıyor. Şezlong ve şemsiye için de ücret ödemeniz gerekiyor. Yeme için plajda bir işletme bulunuyor. Ancak fiyatların çok abartılı olduğunu unutmamak gerekir. Bence burayı ziyaret edecekseniz, yanınızda kendi yiyeceğinizi ve suyunuzu mutlaka götürün.

Çamlı koyunun arkasındaki tepeler, Fethiye Ölüdeniz’deki kelebekler vadisinin benzeri gibi binlerce kelebeği ağırlıyor.

Çamlı koyu, iki küçük tepenin arasına sıkışan 50 metrelik bir koydur.

Plajda: tuvalet, soyunma kabinleri ve duş vardır. Manzara muhteşemdir, denizde ise berrak ve temizdir, arkanızda yani plajın hemen bitiminde ise ormanlık alan vardır.

Çamlı koyu oldukça kalabalıktır. Çünkü araba ile gidilebilmektedir, koyun dışında ücretsiz otopark vardır.

Günübirlik tekneler ve Mavi tur tekneleri, burada yemek molası verirler.

Gelelim sonuca, burası oldukça güzel bir yer, ama burayı ziyaret edenlerin ortak şikayeti; işletmecilik yok, otoparkta aracınıza zarar verebiliyorlar, traktör ulaşımında sorunlar olabiliyor, ayrıca çok kalabalık, özellikle çocuklu aileler tarafından yoğun tercih ediliyor, yani kafa dinleme yeri değil, fiyatlar pahalı, tüm bunlardan sonra gidip gitmemek için tercih sizin.

AĞA LİMANI:

Kızıl Burnun 1 mil kuzeyinde olan Ağa Limanı, iki kol halinde karaya doğru girinti yapar.

Batıya doğru uzanan kısmına: Büyük ağa limanı, kuzey batıya doğru girinti yapan kısmına ise Küçük Ağa Limanı ismi verilir.

Küçük Ağa Limanı Sahili: Buradaki plaj çakıllıdır. Deniz derindir. Burası tekneler için geceleme durağıdır.

Büyük Ağa Limanı: Batıya doğru daralarak girer. Küçük ve çakıllı bir plajla sonlanır. Plajın önü aniden sığlaşır, fakat geri kalan kısmı oldukça derindir. Plajın alt kısmında, deniz içinde soğuk su kaynağı vardır. Bu yüzden, deniz bu kesimde oldukça soğuktur.

Yöre halkı, hafta sonlarında aileleriyle birlikte, dinlenmek ve piknik yapmak için buraya gelirler. Koyda tüm yıl boyunca açık olan bir kaynak vardır. Yabani hayvanlar da su içmek ve piknikçilerden kalan yiyecekleri yemek için sessiz olduğundan bu koya gelirler.

Plajın yanından başlayan yokuş bir patika ile, yukarıdaki Köyiçe denen yere ulaşılır. 800 metre uzaklıktaki burada Roma ve Bizans dönemlerine ait kalıntılar bulunmaktadır.

ŞEREFLER KÖYÜ:

Dalaman merkez ile Şerefler köyü arasındaki uzaklık 4 km dir.

Dalaman Klynda

Kalynda:

Dalaman-Fethiye yolu üzerindedir. Şerefler köyü sapağında ana yoldan ayrılmak gerekir. Ayrıldıktan sonra sadece 1 km ileridedir.

Kalıntılar: Şerefler köyü okulunun 200 metre yukarısında, tepe üzerindedir. Bu tepe üzerinden, Dalaman ovasının harika manzarasını izleyebilirsiniz.

Kent, bir Karia kentidir. Patara şehrindeki yol kılavuzuna göre: Telmessos şehrinden 34.5 km ve Kaunos şehrinden ise 19 km uzaklıktadır.

Heredotos’un yazdıklarına göre, kent başlarında kralları Damasithymos ile birlikte MÖ 5’nci yüzyılda Perslerle yapılan savaşlara katılmıştır. MÖ 480 yılında Salamis deniz savaşında Kalyndalıların gemisi batmıştır.

Attika-Delos deniz birliğinin tribut listelerinde, Kaunos’a bağlı bir kent olarak gösterilmiştir. Çünkü Kalynda şehrinin bir dönem Kaunos egemenliği altında kalmıştır.

Sonra Knidos’un desteğini alarak Kaunos’a karşı ayaklandığını, Kaunos kuşatması başlayınca, bu kere Rodos’tan yardım istendiğini belirtmiştir.

MS 141 yılındaki büyük depremde hasar gören kente, Rhodiapolis’li Opramoas’ın yardım ettiği, yazıtlardan öğrenilmektedir.

Kent son olarak Bizans döneminde iskan edilmiştir.

Kalynda şehri sikke basmıştır. Sikke üstünde: Zeus başı ve kanatları açık kartal kabartması vardır.

Kentten, günümüze kalan kalıntı yoktur. Sadece birkaç duvar parçası kalmıştır.

Dalaman Kille koyu

Kille koyu:

Boynuzbükü ve Taşkaya arasında kalan geniş bir koydur. Araçla ulaşmak için toprak yol bulunmaktadır. Ancak yolu oldukça bozuktur.

Koyun ortasında uzun plaj ve arkasında bir ova bulunur. Dağlar çam ağaçlarıyla kaplıdır. Ancak koyda hiçbir tesis yoktur, bu yüzden ihtiyaçlarınızı daha önce temin ederek bu koya gitmenizi öneririm.

Bu koyda, çam kokuları eşliğinde denize girebilirsiniz.

Deniz çakıllıdır. Plaj kıyısı toprak olduğundan deniz ilk girildiğinde, bulanık görülebilir ancak daha sonra berraklaşıyor.

Çam ağaçlarının gölgesinde, piknik yapmak da mümkündür.

Ancak yolunun kötü olması nedeniyle, koy oldukça bakir kalmıştır. Sessiz ve sakin bir kamp için uygundur. Ancak koyda su yok, herhangi bir tesis, tuvalet ve soyunma kabinleri yoktur.

Son bir not: 2020 yılında Dalaman Belediyesinden yapılan bir açıklamaya göre, MUÇEV (Muğla’ya Hizmet Vakfı ve Türkiye Çevre Koruma Vakfı ortaklığı ile kurulan Ltd Şirk.)  ile yapılan protokol gereği, Killi koyu 4 yıllığına Halk Plajı olarak kiralanmıştır.

Kira sözleşmesi gereği, halkın kullanabileceği duş, kabin, tuvalet ve şezlonglar konulacaktır. Hadi bakalım, yeni gidenler sonucu yorum olarak bildirsinler, bekliyoruz.

Dalaman Antik Demirciler Çarşısı

ANTİK DEMİRCİLER ÇARŞISI:

Dalaman merkeze bağlı 7 km uzaklıktaki Gürköy bölgesindedir.

Ancak Gürköy’den buraya ulaşmak için yaklaşık 30 dakikalık bir yürüyüş yapmak gerekiyor. Çarşı: 13’ncü yüzyıldan kalmadır, Rumlar tarafından yapılmıştır.

Yöre halkı tarafından “Demirciler Çarşısı” olarak isimlendirilir.

Halen aktif olarak kullanılan çarşıda: tarihi dokular ve ustalıkla yapılmış birçok ürün bulunmaktadır. Bu ürünler: demir, bakır, alüminyum ve çelik el sanatları örnekleridir. Buradan hediyelik eşyalar satın alabilirsiniz.

Geçmişten kalan: demir parçaları, örsler ve çekiçler görebilirsiniz. Bir rivayete göre: dükkanlardan çıkan çekiç ve örs sesleriyle dövülen demirlerden çıkan kıvılcımlar uzak köylerden görülür ve duyulurmuş.

KAPUKARGIN MAHALLESİ:

Kapukargın Mahallesi, Dalaman merkeze 11 kilometre uzaklıktadır.

Dalaman Kapukargun Kükürt Kaplıcası

Kapukargın Kükürt Kaplıcası:

KApukargın köyü yol kavşağından, kaplıca alanına kadar olan 1200 metrelik yol asfalttır. Tesis girişinde 800 yıllık bir zeytin ağacı vardır.

Ayrıca, kaplıca içerisindeki göllerin çevresine, yapay plajlar yapılmıştır.

Kükürt havuzları: 42 dönümlük arazi üzerindedir. Yaklaşır yaklaşmaz, hissedeceğiniz kükürt kokusuna alışkın olmayanlar için başta rahatsız edici gelebilir ama kısa sürede alışılıyor.

Dalaman Kapukargun Kükürt Kaplıcası

Bölge, bir mesire alanı olarak düzenlenmiştir. Kükürt havuzu ile birlikte piknik alanı bulunmaktadır. Ayrıca: spor alanları, aile çay bahçesi, restoran, tuvaletler ve otopark vardır.

Havuz çevresinde: konaklamak için çadırlı kamp ve karavan alanları bulunmaktadır. Çadır kurabilirsiniz.

Dalaman Kapukargun Kükürt Kaplıcası

Kükürt Havuzu Özellikleri:

Kükürt havuzunda bulunan suda: 17 farklı mineral bulunmaktadır. Doğal su, bütün yıl boyunca 28 derece çıkar. Bu mineralli suyun: sedef hastalığı, kas ve diz ağrılarına iyi geldiği söyleniyor.

Ayrıca: cilt hastalıklarına da iyi geliyor. Güzellik iksiri olarak bilinen çamur da suyun çıkmasıyla doğal olarak oluşuyor.

Kocagöl:

Halk arasında “Alagöl” olarak da isimlendirilir. Lagün gölüdür. Göl, Sarsala koyu yolu üzerindedir, hatta bölgeyi bilmeyenler yol üzerinde birden bu büyük su birikintisiyle karşılaşınca Sarsala koyuna geldiklerini sanırlar.

Kocagöl’ü geçtikten sonra nefes kesen görüntüsüyle Salsala koyu görünür. Gölün suyu kükürtlü ve acı sudur. Gölün çevresi, yemyeşil ormanlarla kaplıdır. Göl çevresinde: kamp yapılabilir, doğa yürüyüşü yani trekking yapılabilir ve piknik yapılabilir.

Dalaman Salsala koyu

Salsala Koyu:

Kocagöl’ü geçtikten sonra virajlı bir yoldan buraya ulaşabilirsiniz. Kapukargın-Sarsala koyu arasındaki 4 km lik yol asfaltlanmıştır. Dalaman merkeze 12 km uzaklıktadır.

Dalaman yöresinde, karayolu ile ulaşılan tek koy burasıdır. Ancak bu karayolu oldukça kötüdür. Yine de, yaz aylarında yani sezonda aşırı kalabalık olur.

Fethiye körfezinin batı ucunu oluşturan Kapıdağ yarımadasında irili ufaklı birçok koy bulunuyor. Bu koylar, mavi yolculuk teknelerine ev sahipliği yapıyor.

Dalaman tren istasyonunun yapımı için kullanılan malzemeler, Fransa’dan gemilere yüklenerek buraya gelmiştir.

Salsala koyundan denize doğru baktığınızda: sanki denizle bağlantısı olmayan büyük bir koy ve çevresi adalarla çevrilmiş bir koy görüntüsü verir.

Koy: iki kısma ayrılmaktadır. Bu kısımlar:

1-Büyük Salsala koyu.

2-Küçük Salsala koyudur.

Küçük Salrsala koyu ise, yatlar ve tekneleri ağırlamaktadır. Yani: mavi yolculuğa çıkan tekneler mutlaka buraya uğrarlar.

Büyük Salsala koyu: plajıyla ziyaretçilerin gözdesidir.

Koyda hiçbir yapılaşma yoktur. Bu yüzden bakir doğasını koruyarak günümüze ulaşmıştır.

Plaj:

Plaja giriş ücretlidir. Şezlong ve şemsiyeler de ücretlidir. Plajda: restoran, duş ve soyunma kabinleri bulunmaktadır.

Deniz:

Deniz taşlıktır. Ancak suyu soğuk değildir.

Dalaman Akkaya Garden

AKKAYA GARDEN:

Atakent, Akkaya mevkiindedir. Buraya “Gizli Vadi” de denilmektedir.

Dalaman merkeze 12 km uzaklıktadır. Yolu uzun ve virajlıdır, restoran villaların dibindedir. Ormanın içinde, doğallığı fazla bozulmadan yapılmış güzel bir mekandır.

Yemyeşil ağaçların altında, merdivenle çıkılan asma katlar yapılmış, kuş yuvası benzeri veya ağaç köşkler denebilir. Bunlar 4-8 kişiliktir. Bu köşklerde isterseniz bir şeyler yiyebilir veya içebilir ve hatta isterseniz köşklerde uyuyabilirsiniz.

Dalaman Akkaya Garden

Vadide: botanik bahçesi, restoran ve at binme yeri bulunmaktadır. Atlarla gezi turu yapılmaktadır. Restoran ise, uzun yıllardır buradadır ve oldukça büyüktür, toplam 250 kişi kapasitelidir.

Dalaman Akkaya Garden

Ayrıca: gölde tekne turu, konu turu yapılabilir. Ata binmek de mümkündür çünkü bir at çiftliği bulunuyor.

Dalaman Hippokome

HİPPOKOME:

Dalaman merkeze 30 km uzaklıktaki, Çöğmen köyü ve İt Asarı Mevkiinde bir tepe üzerindedir. Şehrin isminin kelime anlamı, Karya dilinde “At Şehri” demektir.

Dalaman Hippokome

Şehrin güneybatı ölümünde,3 tane büyük kaya mezarı bulunmaktadır. Bu mezarların sağı ve solunda, şehrin tepesine çıkmak için basamaklar halinde yol vardır. Tepeyi çevreleyen bir kale ve kalenin içinde su sarnıcı, ambar olması muhtemel bir bina yıkıntısı vardır.

Bu kısmında, ayrıca Grekçe kitabeler görülür. Kaleden bakıldığında, doğu ve kuzey tarafta Çöğmen köyünün mahalleleri görülebilir. Kuzeybatı da ise Kepezbaşı denen yerde, günümüzde izine rastlanmayan Roma ve Bizanslılardan kalma bina harabeleri bulunur.

Dalaman Oktapolis

OKTAPOLİS:

Dalaman merkeze 43,6 km uzaklıktaki  Bozbel beldesindedir.

Burası: Kragos dağı eteklerinde bir bölgenin adadır.

Şehrin ismi, mezarlardaki kitabelerden okunmuştur ve “Oktapolis” yani “Sekiz Şehir” dir. Şehrin ismi “Oktapolis” bölgede bulunan yazıtlarda ve kaynaklarda yoğunlukla geçer. İlk olarak, Kızılkaya’da bulunan iki mezar yazıtında görülür.

Günümüze kadar bilinen 7 kent, Oktapolis’in üyeleridir. Bu kentler: Hippokome, Setos, Pallene, Kastanna, lyrnai, Loanda ve Myndos’tur. Loanda şehrinde tanrılar adına dikilmiş bir stelde: Oktapolis’in kurucularının isimleri geçmektedir.

Aynı zamanda Hippokome şehrinden geçen yol, Symbra şehrine kadar devam etmektedir ve bu kentin de Oktapolis’in içinde yer aldığı düşünülür.

Bu sekiz şehirden en önemlisi ise Hippokome “At Şehri” dir.

Antik kentin içinde ve dışındaki yamaçlarda, günümüzde kaya mezarları görülür. Mezarlar sarp kayalar üzerine yapıldığından çıkmak ve yaklaşmak oldukça zordur.

Mezarlar: Likya dönemi yapısıdır. Şehrin diğer kalıntıları ise Roma ve Bizans dönemlerine aittir. Kayadibi köyünün içinde, yer yer sur kalıntıları görülebilir. Bu surlar, Oktapolis şehrinin sınırlarını oluşturmaktadır. Surlar içinde kiler ve konut kalıntılarına rastlanılır.

Dalaman Deliklikavak

DELİKLİ KAVAK:

Dalaman merkeze 47 km uzaklıktadır. Elcik ve Bozbel arasındadır. Belli bir yere kadar kendi aracınız ile gidebilirsiniz ve sonrasında köylülerin traktörleriyle buraya ulaşabilirsiniz. Tepenin güney ucunda: dev bir kaya mezarı bulunmaktadır. Önündeki düzlükte ise, bir tane kaya mezarı vardır. Güney, batı ve kuzey taraflarında ise: sur kalıntıları görülür.

 HİSAR;

Gürleyik köyünden sonra yaklaşık 1 saatlik bir yürüyüşle buraya ulaşılır. Dalaman ilçe merkezine 56 km uzaklıktadır.

Gürleyik köyünün üst kısmında bulunan yerleşimdeki evler, birbirine yapışık gibi yakındır. Her evin yan tarafında: kiler, ahır ve şaraphane bulunur.

Hisar isimli bu yerleşim yeri, Bizans döneminden bu yana yani günümüze kadar yerleşim görmüştür. Özellikle şarap imalathanesi olarak kullanılmıştır. Günümüzde sadece evlerin taban kalıntıları ve şarap testilerinin konulduğu çukurlar görülebilmektedir.

MANASTIR TEPESİ:

Gürköy-Karaağaç köyleri arasında, Manastır tepesi olarak bilinen tepenin batı eteklerinde, bir manastır kalıntıları görülmektedir. Buraya ulaşmak için: Dalaman-Gürköy yolunu takip etmeniz ve Gürköy’e ulaştıktan sonra, yaklaşık 45 dakikalık bir yaya yürüyüşü gerekir.

Ancak, burada, gözle görülür belirgin bir yapı yoktur. Çünkü: Bizanslılardan kaldığı düşünülen bu yapının, 13’ncü yüzyılda, güney bölümüne Rumlar yerleşmiş, Kurtuluş Savaşının ardından yapılan mübadelede ise, bölgeyi terk eden Rumlar tarafından, bu manastırın yıkıldığı tahmin edilmektedir.

Muğla

Muğla

Muğla: O kadar çok gelip geçtim ki, sayısını unuttum. Sizler de kesin buradan defalarca geçmişsinizdir. Çünkü, ülkemizin belli-başlı turizm merkezlerinin yolu üzerindedir. Ancak: Bodrum-Marmaris-Fethiye gibi cennet yörelere ulaşım için yola çıkan çoğu ziyaretçi, bu şehirden geçse de, zaman ayırmıyor.

Ben sadece bir kez, bir gece kaldım ve şehri gezdim. Ama başta belirttiğim gibi; yakın yerler ve de özellikle Gökova körfezi, bu şehrin çekimini düşürüyor ve insanlar, burada kalmadan tatil yörelerine gidiyorlar. Ben, il merkezine bağlı tatil yörelerine ayrı başlıklar altında anlattığım için, bu yazıda Muğla şehir merkeziyle ilgili bilgi vermek istiyorum.

Muğla

ULAŞIM

Muğla-Ankara arasındaki uzaklık; 622 km. Muğla-Antalya arasındaki uzaklık: 313 km. Muğla-Aydın arasındaki uzaklık: 99 km. Muğla-Denizli arasındaki uzaklık: 145 km. Muğla-İstanbul arasındaki uzaklık: 780 km. Muğla-İzmir arasındaki uzaklık: 229 km.

Muğla, hani en başta söylediğimiz gibi, turistik merkezleriyle öne çıkan bir yer. Bu nedenle: Muğla’nın turizm merkezlerine olan uzaklığı ile de bilgi vermek istiyorum. Muğla-Bodrum arasındaki uzaklık: 111 km. Muğla-Dalaman arasındaki uzaklık: 86 km. Muğla-Datça arasındaki uzaklık; 121 km. Muğla-Fethiye arasındaki uzaklık: 124 km. Muğla-Köyceğiz arasındaki uzaklık: 58 km. Muğla-Marmaris arasındaki uzaklık: 52 km. Muğla-Milas arasındaki uzaklık; 63 km.

TARİHİ

Muğla yöresinde,  tarih sahnesindeki ilk yerleşimcilerin: MÖ.3500-2000 yılları arasındaki olduğu sanılıyor. Takip eden, antik dönemlerde ise, yöre: Karia bölgesi olarak biliniyor ve bölgede Karyalılar yaşıyorlardı. MÖ.1000 yıllarında, burada yaşamaya başlayan bu insanlar: bölgede koloni kentler kurarak, yaşamlarını sürdürmüşlerdir.

1080 yılında Selçuklular tarafından ele geçirilen bölge, 1096 yılında Bizans ve 1284 yılında ise Menteşeoğulları Beyliği tarafından fethedilir. 1390 yılında ise, bu kez Osmanlılar görülür. Bu dönemde: kentin eski bölümü olan “Saburhane” yöresinde: Türkler ve Rumlar, birlikte yaşarlar.

Ancak, Cumhuriyet dönemindeki mübadele sonucu, Rumlar yöreyi terk ederler. 1919 yılına gelindiğinde, yörenin İtalyanlar tarafından işgal edildiği görülür. Ancak direniş nedeniyle, işgal uzun sürmemiştir. 2. İnönü zaferi kazanıldıktan sonra, yani 5 Temmuz 1921 tarihinde, İtalyanlar yöreyi terk ederler.

Muğla adının kaynağı: şehrin ismi, Selçuklu Sultanı Kılıçaslan’ın komutanlarından Muğlu Beyin adından gelmektedir. Yani, buraya büyük olasılıkla, Muğlu Beyin fethettiği  düşünülüyor.

Muğla

GENEL

Şehir merkezi: Hisar dağı eteklerinde, Karadağ-Kızıldağ-Hamursuz dağları arasındaki ovada kurulmuştur.

Bölgede, Akdeniz iklimi görülür. Ama en belirgin özelliklerden birisi de, yörenin bol yağış almasıdır. Ülkemizde, Rize’den sonra en çok yağış, burada  düşer.

Yörenin ekonomik etkinlikleri: özellikle mermercilik ve turizm üzerine kuruludur. Bunun yanında, tarım da yaygındır. Ama, yöre, arıcılığın  da önemli merkezlerinden biridir.

MUĞLA ÜNİVERSİTESİ

Üniversite, şehir merkezinde, 1992 yılında kurulmuştur. Kampüs alanı: şehir çıkışında, Kötekli mevkiindedir. Yani: Muğla-Marmaris karayolunun hemen kıyısındadır.

Üniversite bünyesinde: 10 fakülte, 3 enstitü, 5 yüksekokul, 10 meslek yüksekokulu bulunmaktadır. Fakülteler: Edebiyat, Eğitim, Fen, Güzel Sanatlar, İktisadi ve İdari Bilimler, Mimarlık, Mühendislik, Su Ürünleri, Tıp, Teknik Eğitim ve Teknoloji Fakülteleri var.

Günümüzde, üniversite bünyesinde, yaklaşık 24 bin öğrencinin eğitim gördüğü tespit edilmiştir. Öğretim elemanı sayısı ise: 900 civarındadır.

NE YENİR-NE İÇİLİR

Muğla’da, yöresel lezzetleri tatmak isterseniz, önereceklerim: keşkek ve ekşili döş dolması olabilir. Tatlı düşünürseniz: yine yöreye has “tahin helvası” ve “çıtırmık tatlısı” deneyebilirsiniz.  Son olarak. Keçi ve oğlak etinden yapılan “püryan kebabı” deneyebilirsiniz.

Muğla

NE SATIN ALINIR

Şehir merkezinde, Perşembe günleri, Pazar kuruluyor. Bu pazarda: meyve-sebze yanında: yöreye has dokumalar, oya işleri, iğne işleri,  dantel, halı ve diğer bazı hediyelik objeler satılıyor. Bunun dışında, yörenin balı meşhur. Bal satın alabilirsiniz.

Muğla

GEZİLECEK YERLER

ARASTA

İl merkezinde, Valiliğin hemen yakınındadır. Muğla şehir merkezi, eski kervan yollarının üstündedir. İzmir-Aydın-Çine-Tavas-Denizli yolunu takip eden kervanlar, buradan geçerlermiş.

Arastanın merkezinde bir şadırvan var ve ismi, buradan gelmektedir. Bir de, büyük bir çınar ağacı ve hemen altındaki Şemsi Ana çeşmesi, buranın  simgelerindendir.

Burada, ayrıca : esnaf lokantaları, ayakkabıcılar, berber, nalbur  dükkanları ve meydanda bir şadırvan var. Burada: hediyelik eşya ve yöreye has  dokuma satan dükkanlar görebilirsiniz.

Muğla

SAAT KULESİ

Arastanın hemen yanındadır. .

1895 yılında: Muğla’nın ilk Belediye Başkanı Hacı Kadızade Süleyman Efendi: hacca giderken, Şam şehrinde gördükleri kulenin bir benzerini buraya, yani Muğla’ya yaptırmak isterler. Bunun üzerine, dönemin ünlü ustası: Rum Filvari tarafından, bu kule yaptırılır. Günümüzde, faaldir.

SABURHANE

Eski Muğla şehir yerleşimidir. Burası, kentsel Sit alanı ilan edilerek, koruma altına alınmıştır. Çünkü burada, iki farklı kültür uzun yıllar bir arada yaşamışlardır. Meydan: adını, bir zamanlar burada bulunan hapishaneden alır. Bir başka söylentiye göre ise, Saburhane ismi: yıllar önce burada meyhaneler varmış ve Arapçada, sabah içilen içkiye “sabur” deniliyormuş. Saburhanenin isminin buradan geldiği de söyleniyor.

Burada: tarihi Muğla evlerini görebilirsiniz. Özellikle, bu evlerin bacaları ilginç. Şöyle ki: kiremitten şapkalı bu bacalar, burada yapılan evlere has bir özelliktir. Çünkü: Muğla ili, ülkemizde Rize’ne sonra en fazla yağış alan bir yöremizdir. Bu nedenle: evlerin bacaları, içeri yağmur girmeyecek şekilde, üzeri kapalı olarak yapılmaktadır.

Evlerin kapıları da, çok orijinal. Kuzulu kapı  denilen bu kanatlı kapı şekli: yine buraya has ve koruma altına alınmıştır.

Ayrıca: dar sokaklarda gezebilirsiniz. Hatta, yukarıya, tepeye kadar çıkıp, buradan şehrin güzel manzarasını izleyebilirsiniz.

YAĞCILAR HAN

Osmanlı  dönemi yapısıdır. 1493 yılında yapılmıştır. Eskiden  burada yağhaneler bulunması nedeniyle, bu isim kullanılmaktadır. Günümüzde ise restore edilerek, ticari bir merkez haline gelmiştir. Avlusundaki çınar ağaçlarının gölgesinde mola verebilirsiniz. Turistler tarafından sık ziyaret edilen bir yer olarak öne çıkmaktadır. Özellikle: yöresel dokumalar ve halı satan mağazalar buradadır.

Muğla

MUĞLA MÜZESİ

İl merkezinde, Adliyenin arkasında, eski cezaevi olarak kullanılan binadadır.

Müzeye: antik kalıntılar bulunan bahçeden geçilerek giriliyor.

Müzede sergilenen eserlerin büyük bölümü: Stratonikeia antik kenti kazılarında bulunan buluntulardan oluşmaktadır. Ayrıca: gladyatörler bölümü var. Burada: taş oymalarda, gladyatörlerin nasıl kılıç kullandıkları ve nasıl birbirlerini öldürdüklerini anlatan resimler görülüyor. İlginç.

Ayrıca: Turolian Parkı Doğa tarihi bölümü var. Burada: Özlüce köyü Kaklıcatepe bölgesinde yapılan kazılarda, 3 fosil yatağında bulunan, 6-9 milyon yıl öncesi yaşamış hayvan ve bitki fosilleri sergileniyor. Elbette, büyük boyutlu bu kemik yığınları, insanların ilgisini çekiyor.

Müzenin etnografya bölümünde ise, yörede kullanılan giyim-kuşam ve diğer günlük eşyalar sergilenmektedir.

KARABAĞLAR YAYLASI

Şehir merkezine, 3 km. uzaklıktadır. Yayla bölgesi: özellikle şehir merkezinde yaşayan insanların yaz sıcaklarında bir kaçış yeri olarak öne çıkıyor. Burada: büyük çınar ağaçları, meyve ağaçları ve soğuk kaynak suları bulunuyor.

Buraya yolunuz düşerse: mutlaka ve mutlaka “kuyu büryanı” tadına bakmalısınız. Ayrıca, yayla içinde bulunan tarihi kahvelere de uğrayabilirsiniz. Bu kahveler, isimlerini bulundukları semtten alırlar.

Bunlardan birkaç örnek vermek gerekirse: Keyif oturağı Kahvesi: 19’ncu yüzyılda yapılmıştır. Tek katlı ve yöresel mimari üslupla yapılmıştır. Yapı: mescit, kahve ve lokantadan oluşmaktadır. Bahçesinde, anıtsal ağaçlar bulunmaktadır.

Bunun dışında. Süpüroğlu, Ayvalı, Berberler, Cihan beğendi, Elmalı, Tozlu gibi kahveler bulunuyor. Son bir not: Karabağlar yaylasına giderken: yol üzerinde, anıtsal ve içi boş bir çınar ağacı var. Bu ağaca, yöre insanı tarafından kutsal olarak kabul ediliyor ve özellikle hasta olan çocuklar bu ağaca götürülerek, şifa arıyorlar. Ayrıca, adak adamak isteyenler için de ağaç sıkça ziyaret edilen bir yer.

YEŞİLYURT

İl merkezine 14 km. uzaklıktadır.

Burada: MÖ.1500 yıllarında yerleşime açılan ve dokumacılığı ile ünlenen, antik bir yerleşim yeri var. Buranın ismi: Pisye olarak biliniyor. Hatta: günümüzdeki beldenin ismi, uzun süre: Pisi köy ve Pisi köyü olarak bilinmiş ve daha sonra Yeşilyurt olarak belirlenmiştir.

Pisye antik kenti: MÖ.196 yılında, buranın adı, yazılı belgelerde görülür. Bu antik kentin Akropolisi (mezarlığı), günümüzdeki kasabanın 1.5 km. güneyindedir. Burada: bazı temel kalıntıları ve duvar kalıntıları görülmektedir.

Beldede, günümüzde: yaklaşık 200-250 yıldan bu yana: ipekböcekçiliği ve ipek el dokumacılığı yapılmaktadır. Burada dokunan ipek kumaşlardan yapılan giysiler ise: Muğla Valiliği tarafından kurulan MELSA isimli bir şirket tarafından satışa sunulmaktadır. (İpekli giysilere merakınız varsa, Yeşilyurt yöresine gitmeseniz bile, Muğla il merkezinde, İl Özel İdare binasının altındaki satış reyonundan, satın alabilirsiniz.)

Muğla Ula

Muğla Ula

Ula ilçesinde en göze batacak husus: bolca bisiklet olmasıdır ki, Ulalılar merkezdeki ulaşımlarında, genellikle bisiklet kullanıyorlar. Tabii bunun en doğal sonucu, temiz hava ve huzurlu, sessiz bir yerleşim yeri ortaya çıkıyor.
Muğla il merkezinin hemen yakınında, hatta bir mahallesi gibidir. Ana yoldan, yalnızca 4 km. ayrıldığınızda, bu şirin yöreye varabilirsiniz.

ULAŞIM

Muğla il merkezinden sonra, 12 km. ilerlediğinizde, Gökova’ya inen Sakar geçidine girmeden, sola dönüp, yaklaşık 3 km. ilerlediğinizde, buraya ulaşabilirsiniz.
Ula-Muğla arasındaki uzaklık: 15 km. Ula-Marmaris arasındaki uzaklık: 48 km. Ula-Köyceğiz arasındaki uzaklık: 54 km. Ula-Bodrum arasındaki uzaklık: 122 km. Ula-Dalaman arasındaki uzaklık: 81 km. Ula-Fethiye arasındaki uzaklık: 130 km. Ula-Datça arasındaki uzaklık: 125 km.

TARİH

Yöredeki ilk yerleşimcilerin, MÖ.6’ncı yüzyılda buraya geldikleri tahmin edilmektedir. MÖ.1440 yıllarında, İyonlularla yapılan anlaşmada: Atina belgelerinde, Karyalılar’a ait şehirler arasında “Ola” isimli bir şehirden söz edilmektedir.
Evliya Çelebi ise, seyahatname yazılarında: buranın Menteşe Beylerinden Ulama Bey tarafından ele geçirildiğini ve bu yüzden Ola olan adının, Ula olarak değiştirildiğini yazmaktadır.
1954 yılına gelindiğinde, Ula’nın, ilçe olduğu görülür.

GENEL

Bölgenin yüzölçümü: 407 km. karedir. Deniz seviyesinden yükseklik ise, 600 metre civarındadır. Yörenin dört bir tarafı dağlarla çevrilidir. Arazi engebelidir ve % 65’lik bölümü ormanlarla kaplıdır.
Yörede, Akdeniz iklimi egemendir ve buna bağlı olarak yazları kurak ve sıcak, kışları ise ılık ve yağışlıdır. Yörede, her türlü tarım ürünü yetişir. Özellikle: tütün, üzüm ve zeytin yetiştirilir.
Yöre insanının en büyük ekonomik etkinliklerinin başında ise, arıcılık gelmektedir.

NE YENİR-NE İÇİLİR

Bu yörede, balık ve deniz ürünleri tatmanız gerekir. Ancak, malum, bu balık restoranlarında, bir seçimde bulunduğunuzda, fiyat konusunda ilk etapta konuşma yapmanız şarttır.
Bunun dışında, Ula bölgesi “sarımsak” ile ünlüdür. Yani, burada sarımsak yetiştiriliyor ve birçok yemek türünde, sarımsak kullanılıyor. Özellikle: mahalli yemeklerden tatmak isterseniz: börülce, saç böreği, börülce çorbası, galli patlıcan gibi yemeklerden tatmanız gerekir. Son bir not: ekşili tavuk denilen bir yemek türü de, burada öne çıkıyor. Ula kebabını, Ula dolması ve Ula ciğeri de deneyebilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Bu yörede, Cuma günü giderseniz, ilçenin geleneksel pazarını görebilirsiniz. Bu pazarda: özellikle kırlardan toplanan birçok ot türü, el işleri, hasır el sanatı ürünleri satılmaktadır.
Yörede, gıda maddesi olarak, doğal bal bulup satın alabilirsiniz. Çünkü, yoğun arıcılık yapılmaktadır.

GEZİLECEK YERLER

ULA EVLERİ

Turizm yönünden, buranın en büyük özelliği: sivil mimari örneklerinin bulunmasıdır. Çünkü, Ula, özellikle yapı ustaları ile tanınıp biliniyor. Bu evlerin en büyük özellikleri: ahşap işçilikleridir. Evlerin içindeki dolap kapakları, tavan işlemeleri görülmeye değer güzelliktedir.
İlçenin ara sokaklarında dolaşırsanız, bu eski yapıları görebilirsiniz.

YEDİ DELİK KAYA MEZARLARI

İlçe merkezinin doğusunda, Alicin dağının yükseldiği yerdedir.
Burada yumuşak kayalara oyulmuş, Karya dönemine ait, 14 tane mezar bulunuyor. Antik dönemdeki inanışa göre: ölüler dirildiklerinde, bunlara insanların saldırmamaları için, mezarlar, yüksek kayalara, yani insanların ulaşamayacakları yerlere yapılırlarmış.

GÖKOVA KÖRFEZİ

Muğla-Marmaris karayolu üzerinde ilerlerken 15’nci km. de, ovaya doğru kıvrıla kıvrıla inen 7 km. lik yolun üzerinde, manzara seyretmek için bulunan park yerlerinde mutlaka birkaç dakika duraklayın ve körfezin muhteşem manzarasını izleyin.

AKKAYA

Burası: merkez ilçeye bağlı bir belde olarak, deniz kıyısında bulunduğundan, yoğun yerli ve yabancı ziyaretçi akımına uğramaktadır. Özellikle, yaz aylarında, buranın nüfusunun iki katına çıktığı görülmektedir.

Akkaya: sırtını yüksek Sakartepe’ye dayamıştır. Belde içi: özellikle, ahşap yapılarının ortaya koyduğu mimarisi bulunan evleriyle önem kazanıyor. Ahşap evler, gerçekten ilgi çekiyor. Akaya bölgesindeki birçok otel ve motel, bu ahşap ve özel mimari tarz taşıyan evlerden oluşmaktadır.
Akkaya bölgesinde, şehir merkezine girip orman alanına doğru ilerlerken sola dönerseniz; 3 km. uzaklıktaki Çınar plajı ile karşılaşırsınız. Burada: deniz oldukça sığ ve dalgalıdır ve bu yüzden su bulanıktır. Azmak deresi, burada denize dökülüyor. İsterseniz, burada tek veya çift kişilik kano kiralayarak Azmak deresine girebilirsiniz. Özellikle, hafta içinde burası sakin ve huzurlu bir yer, tabii hafta sonunda günübirlik tatilciler tarafından kalabalıklaştırılıyor.

Akkaya’nın diğer yönü ise, hemen yanı başında bulunan çam ormanlarıdır. Burada, Orman Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen kamp ve piknik alanları bulunuyor. Ayrıca, konaklamak için bungalov tarzı yerler de var.

NAİL ÇAKIRHAN EVİ

Bu ahşap evlerden öne çıkanı: Nail Çakırhan isimli şahsa ait evdir. Akaya bölgesindedir. Kendisi Ulalı olan bu şahıs: Akyaka bölgesinde, Ula tarzı bir ev yaptırır. Bu yapıda gerek Ula evlerinin geleneksel mimari özelliklerini ve gerekse kendi zevkini yansıtır. Bu güzellik: “Ağa Han Mimarlık Ödülü” ile ödüllendirilir.
Günümüzde, Akaya bölgesindeki evlerin birçoğunda, bu mimari tarz kullanılmaktadır. Yani: bir anlamda, Ula geleneksel mimarisi: Nail Çakırhan tipi mimari tarza bürünmüş oldu.

SEDİR ADASI-KEDRAİ ANTİK KENTİ

Muğla-Marmaris karayolunun 24. km. den sapın ve 6 km. sonra Gökova körfezinin bir başka noktası olan, Çamlı iskelesine ulaşabilirsiniz. Çamlı iskelesinden kalkan tekneler ile, Sedir adasına gidiliyor.

Kedrai

“Sedirler” anlamına geliyor. Ancak: antik dönemde, özellikle gemi omurgası yapımında kullanılan dayanıklı sedir ağaçlarının bu ada üzerinde bulunduğuna dair herhangi bir emare görülmüyor. Yani, buraya neden “sedir” isminin verildiği meçhul.

Tarihi süreç içindeki yazılanlar kontrol edildiğinde: MÖ.405 yılında, Atina-Isparta arasındaki Peloponnessos savaşlarında, şehir Atina yandaşı olması nedeniyle, Ispartalı Lysander tarafından saldırıya uğrar. General adayı ele geçirir ve halkını köleleştirir.

Sedir adası

Özellikle üzerinde bulunan antik Kedrai kenti ve Cleopatra plajı ile tanınıyor. Yani: altın sarısı kum ve mavinin birçok tonunu yansıtan denizi, ilgi çekiyor. Özellikle, buraya has ve dünya üzerinde yalnızca buruda görülen özel yapılı kumu çok ilgi çekiyor.

Evet: Kedrai şehri, kurulu bulunduğu dönemde, surlarla çevrilmiştir. Kale ve sur duvarları, uzaklardan görülebilen kentin orta bölümünde: Dor yapı tarzında yapılmış Apollon Tapınağı bulunuyormuş. Bu tapınağın yerine, sonradan kilise yapılmıştır. Günümüze ulaşan kalıntı, bu kiliseye aittir.

Doğu kesimde ise, kuzeye bakan ve oldukça iyi durumda günümüze gelebilen tiyatro görülüyor.

Ayrıca: antik liman kalıntıları da görülebilmektedir.

Gelelim, Cleopatra plajına: adanın altın sarısı kumsalları ile öykülendirilen bu durum, anlatılanlara göre, Kraliçe Kleopatra’nın, Romalı sevgilisi Antonius ile burada buluşması ve bu nedenle, bu kumların, Mısır’dan gemilerle buraya getirilmiş olmasıyla bağlantı kurulmaktadır.

Adanın bir diğer özel yanı: kuzey bölümünde bulunan kumların özelliğidir. Bu kumlar: özel olarak oluşan kalker damlacıklarıdır ve burası dışında, yalnızca Girit adasında görülmektedir, yani başka bir yerde benzer kum oluşumu yoktur. Bu kumlar: deniz suyuna karışan, karbonatça zengin tatlı sulardaki karbonatın: ince bir kum tanesi çevresinde halkalar halinde birikerek oluşturduğu kum tanecikleridir. Kalsiyum karbonat: denizdeki dalga hareketleriyle, ufak kırıntılar üzerinde birikiyor ve bu oluşum: Anadolu denizlerinde başka yerde görülmeyen bir durumdur. Yani, Girit haricinde, dünya üzerinde başka yerde örneği görülmemektedir. Bu kum: sodalı suda çoğalır, ateşe tutulduğunda yanar ve büyüteç altında incelendiğinde ise, hareket ettiği görülür.

Muğla Ula

GÖLET

İlçe merkezine 2 km. uzaklıktaki bu suni gölet: ovanın su ihtiyacının karşılanması için yapılmıştır. Ancak, gölet kıyısında güzel bir lokanta görülüyor. Bu lokantada, yöresel yemeklerden tadabilir ve gölette, amatör balık avcılığı yapabilirsiniz.

Muğla Ula

KAPUZ

İlçe merkezinin kuzeyinde ve halk arasında “Urganlık” olarak isimlendirilen bu yerde, bir şelale bulunuyor. Şelale, özellikle kış aylarında suyun yoğun olduğu dönemlerde, 250-300 metrelik bir vadiden, aşağıya dökülmektedir. Tabii bu görüntü, yeşillikler içinde, izleyenlere büyük bir güzellik sunmaktadır.

Muğla Ula

KYLLANDOS-OKKATAŞ ANTİK KENTİ

İlçe merkezinin batısında, Okkataş denilen tepe üzerindedir. Muğla-Marmaris karayolu üzerinde, Ula kavşağına, 200 metre kala, yoldan sapın ve Okkataş mevkiine ulaşın, burada yamaçtaki mezarları görebilirsiniz.
Burada: Karia döneminden kaldığı düşünülen bir antik şehrin kalıntıları bulunmaktadır. Evet, yamaçtaki mezarlar yanında, Akropolis durumundaki tepeye çıktığınızda ise, tepe üstündeki düzlükte, bir tapınağın temel kalıntılarını, birkaç su sarnıcını ve sur kalıntılarını görebilirsiniz.