Isparta Gelendost

Isparta Gelendost
 

Isparta Gelendost: Isparta il merkezine 81 km uzaklıktadır. İlçe merkezinin rakımı 940 metredir. Eğirdir gölünden 10 km içeridedir. İlçenin batısında Eğirdir gölü vardır. Doğusunda ise, Toros dağlarının uzantısı olan Anamos dağları bulunur.

İklim: Akdeniz ve karasal iklim arasında geçiş iklimi özelliği gösterir. Buna bağlı olarak yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve karlı geçer.

TARİHİ

Malazgirt savaşından sonra, Gelendost ve havalisi, Türkler tarafından ele geçirilir.

Selçuklular ve Bizanslılar arasında yoğunlaşan savaşlar, Selçuklu sultanı II. Kılıçaslan zamanında 1176 yılında Miryakefalon zaferiyle sonuçlanır ve 1182 yılında yöre tamamen Selçuklu egemenliğine girer.

Yine aynı dönemde, buranın ismi değiştirilerek “Gelende” ve “Gelindi” olur. Bölgeye çok sayıda Türkmen aşireti yerleştirilir.

Arap seyyahı İbn-i Bibi’nin yazdıklarına göre, Gelende, Anadolu Selçuklu Sultanının yazlık taht ve eğlence şehridir. Fatih Sultan Mehmet döneminde, Gelende ismi, Gelendost olarak değiştirilir.

Gelendost köyü, bu dönemde, nahiye olan Afşar köyüne bağlanır. 1954 yılında ise, Gelendost kaza merkezi olur.

Isparta Gelendost
 

İLÇENİN İSMİYLE İLGİLİ BİR EFSANE

1176 yılındaki Miryakefalon zaferinin ardından, Bizanslılar tarafından yapılan yer yer işgal ve baskınlardan korunmak için, Gelendost’ta gözcüler görevlendirilir.

Gözcüler ilçeye gelen ve gidenlerin düşman mı dost mu olduğunu gözler, gelen dost ise “Gelendost” diye bağırırlarmış.

Böylece, yörenin ismi “Gelendost” olarak kalmış ve günümüze kadar ulaşmıştır.

GELENDOST ZAFERİ YILDÖNÜMÜ

1176 tarihinde kazanılan Myriokefalon savaşı, 2’nci Kılıç Arslan ile Bizans ordusu arasında, Gelendost ve çevresinde yapılmıştır.

Bu yüzden, 17 Eylül 1176 tarihinde kazanılan bu zaferin anısına her yıl 17 Eylül tarihinde, Gelendost Zafer Yıldönümü şenlikleri ve festivali yapılır.

Festivalde, ilçede üretilen elmalar arasında kalite yarışması düzenlenir.

Isparta Gelendost
 

 

ELMA

Türkiye’nin en güzel elmaları, Gelendost ilçesinin Eğirdir gölü çevresinde bulunan bahçelerinde yetiştirilir.  

 

MİRYAKEFALON VE ELMA FESTİVALİ

Her yıl burada 17 Eylül tarihinde bir festival düzenleniyor. Bu festivalde, Afşar köyünde, geleneksel halk mutfağı ve yemeklerinin örneklerini görüp tadabilirsiniz.

Özellikle: Afşar kaymaklı baklavası önerilir.

Gelendost Meslek Yüksek Okulu

GELENDOST MESLEK YÜKSEK OKULU

İlçe merkezinde Muharrem Mahallesi Fevzi Paşa Caddesindedir. 

Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesine bağlıdır. 2000 tarihinde kurulmuştur. Okuldaki programlar: Gıda işletme bölümü, eczane hizmetleri bölümü, yönetim ve organizasyon bölümü ve finans-bankacılık ve sigortacılık bölümüdür. 

Okul iki katlı binada eğitim-öğretimini sürdürmektedir. İlçede yüksekokul öğrencileri için 400 öğrenci kapasiteli özel yurt ve apart bulunmaktadır.

 

 

Isparta Gelendost
 

GEZİLECEK YERLER

Gelendost Atik Camii
 

 

ATİK CAMİİ

İlçe merkezindeki cami, Selçuk Mahallesindedir ve Selçuklulardan kalmadır.

İlçedeki iki önemli tarihi camiden biridir. Atik cami ifadesi, burada eski cami ya da kuruluşu daha erken döneme ait cami anlamında kullanılmış olabilir. 

Tam inşa tarihine dair kesin bilgi ve belge yoktur. Kaynaklarda, Selçuklulardan kalma cami olduğu ifadesi yer almaktadır. 

Kaynaklarda belirtildiğine göre, cami, plan olarak klasik büyük kubbeli camiler kadar ihtişamlı olmasa da yerel mimari geleneğinin izlerini taşımaktadır. İç mekanda, yazı kuşakları ve süsleme unsurları bulunmakta, caminin bazı bölümlerinde hat yazıları yer almaktadır. 

Cami ilçe içindeki Abdulgaffar camisiyle karşılaştırıldığında benzerlikler taşımaktadır. 

Gelendost Abdulgaffar Camii
 

ABDULGAFFAR CAMİSİ

İlçe merkezinde Orta Mahallesinde Cumhuriyet meydanındadır.

Yapının üzerindeki kitabe, 1878 yılında yapılmıştır. Yani cami 19’ncu yüzyıl Osmanlı döneminde inşa edilmiş taşra camilerinden biri olarak değerlendirilir. 

Gelendost Abdulgaffar Camii
 

Yapıda süsleme ve yazı kuşaklarının incelendiği akademik çalışmalar bulunmaktadır. 

Caminin planı, kareye yakın dikdörtgen formdadır. 

Beden duvarları, moloz taş yığma tekniğiyle yapılmıştır.

Çatı kiremit örtülüdür.  

Doğu ve batı cephelerinde, kemerli dört pencere vardır.

Kuzey cephede, kemerli bir giriş bulunur.

İç mekanda, ortada dört ahşap sütunun taşıdığı bağdadi kubbe formunda bir bölüm vardır. Kubbenin çevresi düz ahşap tavanla çevrilmiştir. 

Son cemaat yeri, dört ahşap direkli olup, sonradan iki katlı yapılmıştır.

Caminin içinde, özellikle yazı kuşakları ve madalyonlardan oluşan kalem işi süslemeler önemlidir.

38 adet hat yazılı bezeme unsurunun varlığı tespit edilmiştir. Hat yazıları, sülüs, talik, kufi ve müsenna gibi farklı türlerde olup mihrap duvarı, kubbe eteği ve duvar yüzeylerinde pano ya da kuşak biçiminde düzenlenmiştir. Örneğin: kubbe eteğindeki yazılar “Ya Sin” gibi surelerden alınmış ayetlerdir. Ayrıca, yapıda zülfikar sembollerinin ve Hasbin Allah gibi ifadelerin bulunduğu çalışmalar da vardır. 

Taş minare, silindirik gövdeli, tek şerefelidir. 

Evet bu camiyi ziyaret ederseniz, iç mekanda hat yazılarını incelemek için zaman ayırın. İç mekan detayları için ışık önemlidir, o yüzden sabah erken saatlerde ya da ışığın güzel olduğu gün batımına yakın ziyaret önerilir. 

Gelendost Köprüsü
 

 

GELENDOST KÖPRÜSÜ

İlçe merkezinde Muharrem Mahallesi ve Orta Mahalleleri arasında sınırda yaklaşık olarak köyün güneyinde Çiftlik yolu üzerindedir. Köyden 500 metre uzaktadır. 

İlçe merkezinden geçmekte olan Doğan Bey çayı üzerindedir, blok taşlardan yapılmıştır.

Yapı iki gözlü köprü olarak tanımlanmaktadır. Yani iki kemer açıklığına sahiptir. Cephelerinde antik mimari blokların kullanıldığı belirlenmiştir. Orta kısım moloz dolgu ile yapılmıştır. Üst yüzey itaş kaplıdır. 

Köprünün kesin yapım tarihi bilinmemektedir. Ancak Selçuklu dönemi özellikleri taşımaktadır. Yan cephelerinde antik blok taşların kullanıldığı kısım vardır. Kemerler üzerinde durmaktadır. 

Köprü halihazır durumda araç trafiğine kapalıdır. Çünkü yakın çevresinde yeni betonarme köprü yapılmıştır. 

Köprü, 1’nci derece anıtsal yapı olarak tescil edilmiş ve koruma altına alınmıştır. 

Evet köprüyü ziyaret etmek isterseniz, köprünün taş işçiliği ve antik blok kullanımı dikkatinizi çekecektir. 

 

 

Gelendost Ertokuş Hanı-Kudret Hanı
 

ERTOKUŞ HANI-KUDRET HANI

Eğirdir’i-Konya’ya bağlayan yol üstündeki bu han, Selçuklu dönemi yapısıdır. Gelendost Hanı olarak  da bilinir.

Eğirdir-Gelendost karayolunun 30’ncu km. de Yeşilköy sınırları içinde ve Eğirdir gölü kıyısındadır. Eğirdir gölüne doğru eğimli bir arazi üzerine inşa edilmiş olup, Eğirdir-Konya karayolundan rahatlıkla görülebilmektedir. 

İç portalının basık kemerli kapısı üzerindeki inşa kitabesinden anlaşıldığına göre: Selçuklu sultanlarının has köklerinden olan Atabey yani Antalya’nın mülki amiri ve kumandanı Mübareziddin Ertokuş tarafından 1223 yılında yaptırılmıştır.

Kendisi sarayda ve askeri hizmetlerde görevlendirmek üzere toplanmış, bir Türk veya esir alınmış bir gayri Müslüm ailenin çocuğudur. 

Üç Selçuklu Sultanına hizmet etmiş olan ünlü  devlet adamı Mübarizeddin Ertokuş’un, Eğirdir Gölünün karşı kıyısında bulunan medresesinden bir yıl önce yaptırdığı han, oldukça kaba bir taş işçiliği göstermektedir. 

Ancak kimin yaptığı belli değildir.

Gelendost Ertokuş Hanı

Selçuklu kervansaraylarının avlulu ve kapalı kısımlarının bir arada birleştirilmesiyle meydana gelen “karma” tipe girer.

Güney-kuzey istikametinde olan kervansarayda simetri hakimdir.

Kapılar, ana aks üzerinde, Selçuklulara özgü bir stilde, renkli taşlarında kullanıldığı kemerlerle desteklenmiş ve kitabesi kapalı kısım girişinde hala durmaktadır. Giriş güneydedir.

Giriş önünde iki dekar kadar bir boşluk vardır.

21 x 54 metre boyutlarında olan kervansarayın kapalı kısmı, dıştan dikdörtgen ve üçgen istinat duvarlarıyla kuvvetlendirilmiştir.

Beşik tonozla üzeri örtülmüş olan yapının dış duvarları düzgün kesme taşlardan yapılmıştır.

Dış portalden içeriye girince, sağda ve solda nöbetçi odaları devamında hayvanların barınmaları için tonoz örtülü ve kemerli bölmeler vardır.

Gelendost Ertokuş Hanı

İç portalden kapalı kısma girilince, üç nefli olduğu görülür.

Orta nef, yan neflerden daha geniş ve daha yüksektir.

Tabiat şartları nedeniyle beşik tonoz, yer yer delinmiş ve her geçen gün de tavan ve kemerlerde düşmeler görülmektedir.

Kuzey duvarı da çok yıkılmış, pencere hizasına kadar gelmiştir.

Onarım çalışmaları sırasında, avlunun ortasında sekizgen planlı bir havuz kalıntısı bulunmuştur.

Ayrıca 2004 yılında yapılan temizlik kazısında, girişte, açık avlunun sağında bulunan, yönü avluya bakan eyvanın önünde, pek çok nal çivisi ve binek hayvanı ile büyükbaş hayvanlara ait nal parçaları ele geçmiştir. Bu yüzden sağdaki bu eyvanın nalbanda ait olduğu düşünülür. 

Yapı üzerinde yapılan incelemelerde: hanın kapalı barınak bölümünün ilk inşaat evresinden kaldığı tespit edilmiştir.

Güney kanadındaki avlu ve avlu çevresindeki yarı açık ve kapalı mekanlar sonraki inşaat aşamasında ilave olmuştur.

Yapıda süslemelerin çok az olması, dönemin özelliğidir. 13’ncü yüzyılın ilk çeyreğinde yapılan kervansarayların pek azında süslemeye rastlanır. 

Evet yapı günümüzde restoran olarak kullanılmaktadır. 

 

AFŞAR KÖYÜ

Afşar köyü, ilçe merkezine 4 ve il merkezine 84 km uzaklıktadır. Bölgede özellikle elma bahçeleri dikkat çeker. Köyde bulunan tarihi yapılar mimari ve geleneksel yerleşim özellikleri açısından ilgi çekicidir. 

Köydeki elma bahçeleri, bahar ve hasat dönemlerinde manzarasıyla ilgi çeker. 

Günümüzde yemekleriyle önem kazanmaktadır.

Gelendost Afşar Evi

Afşar Evi

Ulucami mahallesindedir. Hacıaliler evi olarak da bilinir.

Bu ev 2 katlıdır ve yukarı katta 5 oda, aşağı katta 3 odası vardır. 

Yapım tarihi olarak 19’ncu yüzyıl düşünülür. 

Malzeme, bölgenin geleneksel yapısı itibarıyla yerel taş, moloz taş ya da benzeri malzeme kullanılmıştır. 

Yapı “Hanaylı” ev tipindedir.

Kapalı olan hanayın arka bahçeye bakan cephesi, tamamen pencere kaplıdır.

Hanayın yapım malzemesi ahşap, ikinci kattaki 5 odanın kapısı bir sıra halinde hanaya bakar.

Odaların gömme dolaplarında, tavanlarında ve mahalli olarak “Musandra” tabir edilen bir insan boyundan daha yükseğe yapılan ve duvar boyunca uzanan ahşap rafların kenarlıkları, ahşap işçiliklidir.

Gömme dolaplar ve tavanlar, çakma tekniğiyle yapılmıştır.

Evin ikinci katında ve doğu ucundaki odada bulunan bir dolap kapağının, her iki tarafında palmet motifi vardır.

Aynı odanın tavanı dikdörtgen çıta parçalarından balık sırtı biçiminde desen oluşturarak kaplanmıştır.

Bu dikdörtgen parçaların aralarında burgu motifli ince çıtalarla bordür oluşturulmuştur.

Evin ikinci katına tahta bir merdivenle çıkılır.

Ev su basmanı seviyesine kadar harçlı taş örgüyle inşa edilmiştir.

İkinci katın batı ucunda bulunan odanın tavanında beş kollu yıldız biçimli tavan göbeği yapılmıştır.

Ev kırma çatılı ve çatısı kiremitle örtülüdür.

Zemin katında bulunan üç adet odanın birisinde zahire saklanıyor.

Diğeri kiler olarak kullanılıyor.

Üçüncüsü ve fevkani olanı da beş basamaklı taş merdivenle çıkılıyor.

Bu odaya yerel tabirle “Ekmek odası” ismi veriliyor.

Ekmek odasında ekmek pişiriliyor. Zemin katın duvarları beyaz kireçle sıvanmıştır.

Zemin katın kapılarında ve odaların içinde ahşap işçiliği görülmez.

Hanay sokağa doğru çıkma yapıyor. Çıkmada üç penceresi vardır.

Ev, 2’nci derece koruma statüsü verilerek koruma altına alınmıştır. 

Gelendost Afşar Köyü Camii
 

 

Afşar köyü camii

14-15’nci yüzyıllara ait olduğu düşünülen söz konusu cami, kareye yakın bir plana sahip olup kırma çatılıdır.

Bu bağlamda cami, Anadolu’da Beylikler dönemi mimarisinin ve geç Selçuklu döneminde taşra örneklerinden biri olarak değerlendirilmektedir. 

Yapı malzemesi, moloz taş olup taş araları çimento derzlidir.

İçte ise duvarlar sıvalıdır. Köşelerde kesme taş kullanılmıştır.

Pencereler yuvarlak tuğla kemerli ve sövelidir.

Camiye giriş kapısı, batı duvarının kuzey duvarına yakın köşesindedir.

İbadet mekanı, 12 adet ahşap sütunla, dört sahına ayrılmıştır.

Sütunların bazıları başlıklı, bazıları başlıksızdır.

Sütunların çoğu devşirmedir. Sütunlar ahşap kirişlere bağlanmaktadır.

Kirişlerin her iyi yanında konsol dizisi bulunur.

Mihrap nişinin tam üstünde bir yazı şeridi vardır.

Mihrabın sağında ahşap bir minber bulunur.

Kuzeybatı köşedeki minaresi taştan yapılmış ve özgün olup sonradan yapılan boyalarla orijinalliği bozulmuştur.

Cami günümüzde ibadete açıktır. 

Gelendost Abdulgaffar Camii

Abdulgaffar camii

Afşar köyünde: 1878 yılında yapıldığı tahmin edilen bir tarihi cami vardır.

Selçuklu dönemi yapısıdır.

Moloz taş ve aralarına çimento derz edilerek yapılmıştır.

Beden duvarları taş kornişle son bulmaktadır.

Doğu ve batı cephelerinde altta yuvarlak kemerli dört pencere, üstte ortada yuvarlak bir pencere açıklığı, güneyde altta yuvarlak kemerli iki pencere, üstte ortada yuvarlak bir pencere açıklığı vardır.

İçeride ortada tavanda: dört sütunun taşıdığı küçük bir kubbe vardır.

Kubbenin çevresi, düz ahşap tavan olarak yapılmıştır.

Ahşap tavanın kenarları yuvarlaktır.

Son cemaat yeri dört ahşap sütun direklidir.

Sonradan iki katlı mekan haline getirilmiştir.

Cami içinde yazı kuşakları ve madalyonlardan oluşan kalemli süslemeler ilgi çeker.

Batı cephesinin kuzey ucunda tek şerefeli taştan yapılmış bir minaresi vardır. Şerefe altı mukarnaslıdır.

 

Gelendost Afşar Selçuklu Köprüsü
 

Afşar Selçuklu Köprüsü

Afşar köyünün güneyinde, Çiftlik yolu üzerinde, köye yaklaşık 500 metre mesafede ki Afşar çayı üzerinde yapılmış olan iki gözlü köprünün yan cephelerinde antik mimari bloklar kullanılmıştır.

Köprünün orta kısmı moloz dolgudur.

İki kemer üzerine oturan köprünün altta bir ayağı bulunmaktadır.

Köprünün üst yüzü taş kaplıdır.

Köprünün doğusunda 10 metre uzaklıkta, betonarme ikinci bir köprü yapılmıştır.

Bu modern köprü de iki ayak üzerine üç gözlüdür.

Gelendost Afşar Hamamı
 

 

Afşar Hamamı

Tek hamam olarak yapılmış, kagir bir yapıdır.

14-15’nci yüzyıllarda Hamidoğulları döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir.

Düz alanda yer alan hamama, günümüze temelleri gelmiş dikdörtgen planlı soyunmalıktan girilir.

Soyunmalık, yakın zamanda mahalli imkanlarla, eski temeller üzerine yeniden yapılmış, üstü betondan tabliye ile örtülmüştür.

Soyunmalığın doğu cephesinde yer alan kemerli bir kapı ile ılıklık kısmına girilir.

Ilıklık mekanı doğu-batı yönünde, uzunlamasına dikdörtgen planlı ve üstü beşik tonoz örtülüdür.

Soyunmalığın kuzey cephesinde dört adet soyunmalık kabini briketten yapılmıştır.

Sıcaklık bölümü, enine dikdörtgen planlı, büyük bölüm ile kare planlı iki adet halvet hücresinden oluşur.

Büyük bölüm, ortada kubbe, iki yanda da beşik tonozla örtülüdür.

Sıcaklığın güneydoğu köşesi yakın zamanda tıraşlık olarak bölünmüştür.

Gelendost Deştepe I ve II Tümülüsleri

DEŞTEPE I VE II TÜMÜLÜSLERİ

Afşar köyü ile Köke köyü arasındaki asfalt yolun doğu tarafında ve asfalt yola yaklaşık 100 metre uzaklıkta bulunan Deştepe Tümülüsü’nün çapı yaklaşık 200 metre ve yüksekliği 20 metredir.

Tümülüs üzerinde maki bitkileri yetişmiştir.

Doğu ve batı yönlerindeki düzlükte yer alan arazi ise sürülmüştür.

Yani üzerinde tarım yapılmaktadır.

Tümülüsün denizden yüksekliği 972 metredir.

Tümülüs açılmamıştır, iyi durumdadır, bölgede daha önce tespit edilen batı tümülüslerle aynı özellikleri gösterir, mezar odası taştan yapılmış olmalıdır.

Bu yüzden, tümülüsün Lydia dönemine ait olduğu düşünülmektedir.

 

 

 

Isparta tanıtımı.

 

Isparta Gönen

Isparta Gönen
 

Isparta Gönen: İl merkezine 25 km uzaklıktadır. Isparta-Burdur karayoluna 5 km uzaklıktadır. Deniz seviyesinden yüksekliği 1050 metredir. Tınaz tepenin hafif meyilli yamaçlarına yerleşmiştir.

Uzun yıllar “Konak” ismi ile de anılan Gönen, Konan ismini kervancıların İzmir-Aydın kervan yoluyla İç Anadolu’ya geçerken Gönen höyüğündeki fener nedeniyle, burada konaklamalarından almıştır.

Isparta Gönen
 

İlçede turizm önemli bir potansiyel olarak değerlendirilmekte, Güneykent beldesinde yapılan gül turizmi, son yıllarda 15 bin civarında turistin buraları ziyaret etmesine sebep olmuştur. Ayrıca Yunus Emre hakkında da türbesinin burada olmasına istinaden çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir.

Isparta Gönen
 

 

TARİHİ

Roma imparatoru Augustus’un, Pisidia bölgesinde kurduğu 4 şehirden birisidir.

Sonraki dönemde, bölgede Hamitoğlu Beyliğinin egemenliği görülür.

Hamitoğlu Hüseyin Bey, toprakların büyük bölümünü Osmanlı Sultanı I. Murat’a satmış ve Gönen’e çekilerek geri kalan topraklarını buradan idare etmiştir.

İstiklal savaşında İtalyanların Antalya’yı işgallerinden sonra, işgale Burdur ve Isparta yönünde devam edeceklerinin anlaşılması üzerine Isparta’da mahalli direniş çalışmaları başlatılmıştır.

Bu çalışmaların önderliğini yapan Hafız İbrahim teşkilatlanmayı gerçekleştirmek için, 22 Haziran 1919 tarihinde bir bildiri yayınlar.

Bu bildiriyi duyan Gönenliler bir toplantı yaparak, Gönen’den 76 gönüllüyü hemen Isparta’daki birliğe göndermişlerdir. Gönen 1990 yılında ilçe olmuştur.

 

ELMA

İlçede en fazla gelir getiren ürün elmadır. Toplam 8930 dekarlık alanda 16 bin ton elma hasat edilmektedir. En fazla elma varlığı Senirce köyündedir.

Isparta Gönen

 

GÜL

İlçede 3758 dekar alanda yağ gülü üretilmekte ve 1425 top yağ gülü çiçeği elde edilmektedir. Isparta il genelinde en fazla gül üretimi burada yapılmaktadır. Elde edilen gül yağı, özellikle Arap ülkelerine ve Avrupa ülkelerine ihraç edilmektedir.

Isparta Gönen Meslek Yüksek Okulu

 

GÖNEN MESLEK YÜKSEK OKULU

Süleyman Demirel Üniversitesine bağlı Meslek Yüksek Okulu; Muhasebe Programı ve Büro Yönetimi ve Sekreterlik Programları ile başlamış ve 2004 yılında Gönen’e taşınmıştır. Halen Yüksek Okul bünyesinde 7 bölüm ve 11 programla eğitim ve öğretime devam edilmektedir.

Isparta il merkezindeki Üniversite kampüsüne 17 km uzaklıktadır.

GEZİLECEK YERLER

Gönen Eski Hamam
 

 

ESKİ HAMAM

İlçe merkezinde Cami mahallesi Hamam Sokaktadır. Mülkiyeti Gönen Belediyesine, sorumluluğu ise Vakıflar Genel Müdürlüğüne aittir. 2003 yılında, I. Gurup Anıt Eser olarak tescil edilerek koruma altına alınmıştır. Hamamın önünde bulunan ve hamama sonradan eklendiği düşünülen geniş kare mekan, kiremit çatılıdır.

Metruk hamam, halk arasında Selçuklu hamamı olarak bilinmektedir. Müze kayıtlarında ise “Eski hamam” olarak geçer. Kitabesi ve vakfiyesi yoktur. Ancak 50 yıl öncesine kadar faal olduğu ve kullanıldığı söylenir.

Gönen Eski Hamam
 

Kare şeklindeki hamam, soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümünden oluşur. Hamamın önünde ve sonradan eklenen kare mekan, kiremit çatılıdır. Bu mekanın ilave bir hamam yapısı olduğu düşünülmektedir.

Çünkü günümüze kadar gelebilen sıvalarından bu durum anlaşılmaktadır. Orta mekanın doğusunda kare planlı pandantif geçişli kubbeli bir halvet vardır. Kubbede bir adet ortada, yedi adet çevresinde aydınlık feneri bulunur.

Bu kısımda batı ve güneyde köşeleri motifli iki kurna vardır. Mermer kurnalar özgündür. Batıda kurnanın iki köşesinde kum saati şeklinde kabartma vardır. Plan olarak Anadolu’daki birçok hamamla benzerlik göstermez.

Gönen Sinan Dede Türbesi
 

 

SİNAN DEDE TÜRBESİ

Gümüşgün (yeni adı Baladız) köyündedir. Osmanlı döneminde yapılmış ya da onarılmıştır. Net yapım tarihi bilinmiyor.

Türbenin çevresinde etkinliklerde kullanılabilecek mekanlar vardır.

Türbe sekizgen planlı, blok taş platform üzerine inşa edilmiştir.

Giriş kısmında taç kapı, sivri kemerli ve kenarlar dışbükey silmedir. Zamanla duyulan gereksinim nedeniyle kapının üzerine metal malzeme ile saçak yapılmıştır.

Dört kenarda, altta dikdörtgen üstte daha küçük aydınlık pencereler bulunur. İçten tavanı kontroplak kaplıdır.

Dıştan kırma çatılıdır. Girişi yaklaşık 150 cm yüksekliğinde demir, tek kanatlı bir kapıdan sağlanır. İçerisinde Sinan Dede’ye ait olduğu söylenen bir sanduka vardır.

Sinan Dede’nin 1180-1270 yıllarında yaşadığı hususu, Gümüşgün Köyü Kültür Derneği tarafından iddia edilmektedir. Türbenin iç kısmında üzerinde çok sayıda eşarp olan bir sanduka bulunur.

Türbenin duvarlarında Hz. Alinin resimleri ve kılıcı zülfikara ait işlenmiş motifler görülür. Ayrıca Alevi-Bektaşi geleneğine ait işlemeler de vardır.

Türbede mum yakabilmek amacıyla köşeler oluşturulmuştur.

Türbenin pencerelerinde çok sayıda mum bulunmaktadır. Türbenin içinde, türbenin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için bir bağış kutusu konmuştur.

Gönen Sinan Dede Türbesi
 

Peki Sinan Dede kimdir? Sinan Dede, Anadolu erenlerinden, Horasan erlerinden, hem Anadolu’yu Türkleştiren ve Müslümanlaştıran, büyük bir asker ve aynı zamanda da büyük bir evliya olarak kabul edilmektedir.

Gümüşgün Aşure Şenlikleri

Sinan Dede Türbesinin yanındaki alanda, her yıl Aşure Şenlikleri düzenleniyor.

 

Gümüşgün Tren İstasyonu

İzmir-Aydın hattı kapsamında İngilizler tarafından 1911 yılında yapılmıştır.

İstasyon yapısı, ambar, lojman, su deposu, gazhane ve tuvalet yapılarından oluşur. Ana istasyon binasının bir kısmı tek, bir kısmı iki katlıdır.

İki katlı bölümün üst katı misafirhane şeklinde tasarlanmıştır. Alt katta ise, bekleme salonu, gişe, büro odaları gibi hizmet birimleri bulunur. Yapının ön kısmında, üstü kiremit örtülü ahşap bir sundurma vardır.

Yapı, taş yığma tekniğiyle yapılmıştır. Dış cephede su basman kotu üzerinden itibaren taş duvar görülür. Bu taş duvar arasında dört sıra tuğla hatır yapının etrafını döner.

Ayrıca saçaklar da tuğladır. İstasyon yapısının hemen karşısında, rayların diğer tarafında ambar yapısı vardır.

Gönen Tarihi Kale ve Konane
 

 

TARİHİ KALE VE KONANE (CONANA) ANTİK KENTİ

 

Yeri:

Gönen ilçesinin kuzeybatısında, ilçe merkezinden yaklaşık 3 km uzaklıktadır.

1656 metre rakımlı Kaletepe adı verilen, yüksekçe bir dağın yamaçlarında kurulmuştur.

Kuzeybatı Pisidia bölgesi sınırları içinde kalır. 

Kentin ilk yerleşim alanı Kale Tepe üzerinde olmasına rağmen, Roma Döneminden itibaren Akyokuş Tepee taşınmış olduğu ve zamanla da modern Gönen ilçesinde konumlandığı anlaşılmıştır. 

Önemi:

Konane adının Iustinianupolis olarak değiştirilmesi, muhtemelen dönemin İmparatorunun bölgedeki icraatlarıyla ilişkili olmalıdır. 6’ncı yüzyılın ortasında gerçekleştiği bilinen deprem, Pisidia bölgesini önemli ölçüde etkilemiştir. Muhtemelen bu depremde Konane antik kenti de hasar almış olmalıdır. İmparator İustinianus döneminde görülen bu deprem sonrası kentin adı, İmparatorun kente yapmış olduğu hayırseverlik nedeniyle İustinianupolis olarak değiştirilmiş olmalıdır. 

Antik dönemde Pisidia olarak adlandırılan Göller bölgesindeki Conana antik kenti, önemli yerleşimlerden birisidir.

Çünkü: ticaret yolları üzerinde yer alır.

Ayrıca Burdur Gölünün batısında kalan verimli ovalara hakim konumdadır.

Şehir: Hitit, Frig, Lydia, Hellenistik, Roma, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde yerleşim görmüştür.

Teraslar üzerine konumlandırılmış olan kent, bölgenin hem savunma hem de mimarlık tarihi açısından önemli bir yapılaşma yeridir.

Gönen Tarihi Kale ve Konane
 

Antik dönem yazarlarının şehir hakkındaki yazıları:

Antik kentten ilk olarak Ptolemaios söz eder.

Ancak şehrin yeri, 1874 yılında Alman tarihçi Profesör G. Hirscfeld tarafından keşfedilmiştir.

Hirscfeld, kentin ismini Sagalassos’da bir yazıt üzerinde okumuş ve kenti ilk olarak Gönen ilçesine atfetmiştir.

 

Arkeolojik Araştırmalar:

2009 yılından bu yana sürdürülen yüzey araştırmaları, Gönen ilçesinin 2 kilometre kadar kuzeybatısında yer alan 1656 metre yükseklikteki Kale Tepe üzerindeki yerleşmede yoğunlaşmıştır.

Kentin ilk yerleşim alanı Kale Tepe üzerinde olmasına karşın Roma döneminden itibaren Akyokuş Tepe’ye taşınmış olduğu ve zamanla da modern Gönen ilçesinde konumlandığı tespit edilmiştir.

 

Sur duvarları:

Kale Tepe, oldukça iyi durumda korunmuş olan sur duvarlarıyla tahkim edilmiştir.  

Bu sur duvarları, 4 metre uzunluğunda ve 1 metre genişliğinde taşların harçsız bir şekilde bir araya getirilmesiyle yapılmıştır.

Su:

Kalenin ihtiyacı olan su, Yuvetça yaylasındaki pınarlardan, 35 cm çapındaki toprak künklerle getirilmiştir.

 

Yerleşim alanı:

Kalenin içinde, düzenli bir yol şebekesi ve geniş bir yerleşim alanı yer almaktadır.

Bu haliyle, yerleşme alanı tam donanımlı bir yerleşmenin çekirdeği olma görüntüsü vermektedir.

Kale Tepe yerleşmesi izole edilmiş, müstahkem bir kale görünümündedir.

Pisidia’da birçok noktada karşımıza çıkan, küçük ölçekli, dağ zirvelerinde veya yüksek tepeler üzerinde konumlandırılmış yerleşmelere benzerdir.

Yüksek rakımlı tepelerin üzerine yerleşmiş olan Hellenistik dönemin bu kale görünümlü yerleşmeleri Strabon’un “Pisidialılar Pamphylia Ovasını çeviren dağlık arazide oturuyorlardı” tanımlamasıyla oldukça uyum içindedir.

 

Nekropol Alanı-Tümülüs Mezarlar:

Conana antik kendinin en dikkat çekici mimari unsurları, şüphesiz tümülüs mezarlarıdır. Bu tümülüslerin boyut çeşitliliği, farklı sosyal statüdeki bireylerin defin geleneklerini yansıtmaktadır. 

Tepenin güneydoğu kısmında, şehre girişi sağlayan yolun her iki yanında Tümülüsler ve kayaya oyulmuş mezarlardan oluşan bir nekropol alanı vardır.

Mancarlı sırtı olarak isimlendirilen bu alanda bulunan dairesel planlı Tümülüslerin çapları yaklaşık 5-9 metre arasında değişir, düzgün kesme taşlarla çevrili, üst tarafı tıraşlanmış ve ortası kaçak kazılar sonucu oyulmuştur.

Bazı tümülüsler, dromoslu tasarıma sahiptir. Dromos, antik mezar mimarisinde giriş koridoru olarak işlev gören mimari elementtir. Böylece mezara erişim sağlayan kutsal bir geçiş alanı yaratılmıştır. 

Bu Tümülüs mezarların ortalarında, doğu batı yönünde uzanan, dikdörtgen planlı ve büyük düzgün blok taşlardan yapıldığı anlaşılan mezarlar görülür. Bu büyük blok taşlar, antik dönem taş işçiliğinin kalitesini ortaya koymaktadır. Bu yapım tekniği, hem estetik hem de dayanıklılık açısından dönemin mimari anlayışını yansıtmaktadır. Büyük blok taşların kullanımı, yapıların uzun süre ayakta kalmasını sağlarken, aynı zamanda mezarların kutsallığını vurgulayan monumentel bir etki yaratmaktadır. 

Tümülüslerin üstünde ise, Geç Helenistik ve Erken Roma dönemlerine tarihlenen günlük mutfak kullanım eşyası seramik parçaları vardır.

Bu seramik parçalarına göre; tepe üzerinde bulunan yerleşmenin Erken Helenistik Dönemden itibaren kurulmuş olduğu ve muhtemelen Roma döneminde terk edildiği tahmin edilmektedir.

 

Sivil mimari kalıntıları:

Mancarlı sırtından Kaletepe zirvesine doğru çıkıldıkça, işlevi tam olarak anlaşılamayan kare planlı binaların kalıntıları ve temel seviyesindeki duvarları görülür. Antik kentin kalıntıları, Kaletepe zirvesine kadar yayılmıştır.

Kare planlı binaların temel seviyesindeki duvar kalıntıları, antik kentin sivil mimarisine dair önemli ipuçları vermektedir. Bu kalıntılar, yerleşimin sadece bir nekropol alanı olmadığını, aynı zamanda yaşayan toplumun da burada barındığını göstermektedir. 

Kaledepe zirvesinde yer alan sarnıç ve işlevi tam olarak anlaşılamayan mekanlar, su yönetimi ve depolama sistemlerinin varlığını da ortaya koymaktadır. 

Zirvede bulunan kalıntıların küçük kale kapısı olabileceği düşüncesi, bu alanın stratejik konumunu ve savunma mimarisindeki rolünü işaret eder. 

 

Sikkeler:

Şehirde, MÖ 1’nci yüzyıldan itibaren sikke basıldığı bilinmektedir ve şehre ait ilk bilgilere bu sikkelerden ulaşılır.

İmparatorluk sikkelerinin basımı, İmparator Hadrianus’tan (MS 117-138), İmparator Gallienus (MS 260-268) dönemine kadar devam eder.

 

Piskoposluk:

MS 7-8’nci yüzyıllarda İstanbul’da derlenmiş piskoposluk listelerinde, Konane ismi görülür. Kent, Pisidia Antiokheiası Başpiskoposu altında sınıflandırılmıştır.

Kent piskoposu ya da kilise temsilcileri, ikonaların onurlandırılması hususunu görüşmek üzere MS 787 yılında İznik’te toplanan 2’nci Konsey’de görünürler.

Ayrıca, Aziz Zosimos hikayesinin anlatıldığı bir Hıristiyan metinde, kentten bahsedilir.

 

Günümüz:

Günümüzde kentin yapılarından çok, mezarlık alanları, mezar stelleri ve mimari parçalar yüzeyde görülebilmektedir. Ancak yapılan çoğu büyük ölçüde harap durumdadır. Kent yamaçlarında Helenistik-Erken Roma dönemi tümülüs mezarlar, dikdörtgen planlı taş mezarlar bulunmuş durumdadır. Yani sonuç olarak, burayı ziyaret ederseniz büyük anıtsal yapılar görmeyi beklemeyin, sadece kalıntı izleri görebilirsiniz.

Mimari parçalar ve bol miktardaki mezar stelleri, Isparta müzesinde sergilenmektedir.

Isparta Gönen Demirci Mehmet Efe Konağı

 

DEMİRCİ MEHMET EFE KONAĞI

İlçe merkezine 7 km uzaklıktaki Demirlidağı eteğinde kurulmuş İğdecik köyünde köy meydanının yaklaşık 100 metre batısındadır.

 

İğdecik köyü;

16’ncı yüzyılda İğdecik köyü Gönen ovasında, içinde 35 evden oluşan küçük bir yerleşimdir. 18’nci yüzyılın başında terk edilen köy, 1747 yılında Çelik Paşa himayesi altında yeniden kurulmuştur. Köy 18’nci yüzyılda yükselişe geçmiş, buna paralel olarak konut üretimi de artmıştır. Ancak konut dokusunu oluşturan sivil mimarlık örneği olan ahşap evlerin çoğu günümüze kadar yangınlar ve zamanın etkisiyle yok olmuştur. Birçoğu ise harap durumdadır. 

Evet, şimdi İğdecik köyünde bulunan Demirci Mehmet Efe konağından söz edelim.

Bugün, yukarıda sözünü ettiğim nedenlerle, Demirci Efe Konağı da kullanılamaz hale gelmiştir. 

Bugün köyde 120 hanede 436 nüfus yaşamaktadır. 

 

Demirci Efe kimdir ve İğdecik Baskını:

1885 yılında Nazilli’nin Piribeyli Köyünde doğmuş, babası gibi demircilik yapmaktaydı. I Dünya savaşında bir Ermeni subayının onur kırıcı hareketine kızarak, askerden kaçmış ve dağa çıkmıştır. Yaklaşık 200 kişilik bir kuvvetle eşkıyalık yapmaya başlamıştır. 

Daha sonraki süreçte dağdan inen Demirci Efe, Karargahını Nazilli’de kurar. 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’e giren Yunanlılara karşı Milli Mücadeleye katılmış, kuvvetleriyle 10 Temmuz 1919 tarihinde Umurlu’daki cephe komutanı İsmail Hakkı Beyin emrine girmiştir. 12 Haziran 1920 tarihinde ise Isparta’ya çekilmek zorunda kalmıştır. 

10 Kasım 1920 tarihinde düzenli ordu kurulmasını savunan Albay Refet Bey, Demirci Efe’yi Konya’ya davet etmiştir. (Ona kuvvetlerini Kolordu olarak teşkil etmeyi ve kendisine de kolordu kumandanlığı vermeyi teklif etmiştir.)

Demirci, bu davete olumlu ya da olumsuz cevap vermez.

Bunun üzerine, 22 Kasım 1920 tarihinde, Demirci Mehmet Efendi’ye, İğdecik köyünde bir gece baskın düzenlenir ve Efe’nin kuvvetleri dağıtılır. 

Efe çok az adamıyla dağa kaçmayı başarır, dağa kaçarak kendisini kurtarmasına rağmen, kuvvetleri teslim olur.

Daha sonra Ankara Hükümeti, Milli Mücadeledeki başarılarından dolayı kendisini affeder.

Demirci Mehmet Efe, 1955 yılında Nazilli’de vefat eder. 

Bir dönemin tarihine tanıklık etmiş bu konak, günümüze kadar ayakta kalmayı başarmıştır.

Ayrıca, bu konak tarihi değerleri dışında, mimari anlayışı ve gösterişli süslemeleriyle de geleneksel Isparta evleri içinde önemli yer tutar.

Konağın önemi:

Demirci Mehmet Efe, Milli Mücadele yıllarında, 1920 yılında, Süleyman Efendiye ait bu büyük binayı karargah binası olarak 7 ay süreyle kullanmıştır.

Aydın cephesinden düşman baskısı altında tutunamayarak geri çekilen Demirci Mehmet Efe, tren ile yakınından geçmekte olduğu İğdecik köyünü görünce, bu köyün manzarasını çok beğenmiş ve burada oturmaya karar vermiştir.

Ardından birkaç ailenin evini boşaltmış ve bu evlere kendisi ve ailesini yerleştirmiştir.

Demirci Mehmet Efe, Milli Mücadele tarihinde “İğdecik baskını” olarak bilinen tarihi olayda bu konakta bulunuyordu.

Baskın sabahı bu konaktan kaçarak İğdecik köyünün arkasındaki dağlara sığınmıştır.

Demirci Efe daha sonra Nazilli’de ikamet etmeye başlamış ve 1959 yılında ölümüne kadar orada kalmıştır.

 

 

Konağın mimari yapısı:

Genel olarak çok önemli mekansal değişikliklere uğramadan günümüze kadar gelebilmiştir. Bölgede az sayıdaki kalan geleneksel konutlardan biridir. Yapıda günümüze kadar hiçbir kapsamlı onarım ve restorasyon çalışması yapılmamıştır. Ancak zaman içinde yapı sahipleri tarafından farklı zamanlarda lokal onarımlar, yenileme çalışmaları ve mekan eklemeleri yapılmıştır. 

Yapının sağ cephesine eklenen niteliksiz derme-çatma mekanlar ise yapı algısına zarar vermektedir. 

Zaman içinde yapıya zarar veren cephe ve çatıda meydana gelen su deformasyonları olmuştur. 

 

Evet şimdi mimari özellikleri:

Konağın: 19’ncu yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Yapı bodrumlu, zemin üzeri bir katlıdır.

 

Bodrum kat:

Yapının bodrum katı hanay, tahıl ambarı ve iki adet depo mekanından oluşur. Güney cephesi tamamen açıktır. Taşıyıcı ahşap sütunlar işlemeli mermer ayaklara oturmaktadır. 

Mekanın sütunlu güney cephesi dışında, üç tarafı da ahşap hatıllı moloz taş duvar ile çevrilidir. 

Hiçbir pencere bulunmayan mekanda, bodrum kattan zemin kata çıkan merdivenin bitiş noktasında döşemeye paralel şelikde inşa edilen, ahşap kayar kapı dikkat çeker. 

Bodrum katta bulunan günümüzde depo olarak kullanılan iki mekanın geçmişte ahır olarak kullanılmış olduğu düşünülür. 

Bodrum katta tavanlar ahşap kirişlemedir. Mekanların doğal taş kaplamaları olan döşemeleri sökülmüş ve geriye sadece sıkıştırılmış toprak kalmıştır. 

Sonuç olarak, yapının bodrum katında günümüze kadar önemli bir yapısal değişiklik olmamıştır. 

 

Zemin kat:

Zemin katta, T formundaki sofanın iki yanına yerleştirilmiş, 4 oda ve 2 adet kiler bulunur. 

Mekanların cephe duvarlarında ahşap sedir bulunur. Diğer iki odada ayrıca ocaklar bulunur. Odalar geleneksel ahşap çıtalı tavanları oldukça sade inşa edilmiştir. 

Sofada dar kenarından işlemeli bir demir kapıyla sokağa ulaşılır. Sofanın doğu köşesindeki ahşap merdivenden, hem bodrum kata hem de 1’nci kata sofaya ulaşılır. 

 

Birinci kat:

T formundaki sofanın iki tarafına yerleştirilmiş 4 oda bulunur. Bu dört odanın tamamı, baş oda denebilecek mimari detaylara sahiptir. Zemin katın aksine, tüm ahşap kapı ve dolap kapakları işlemelidir. 

Giriş cephesindeki iki odada, tavanları ahşap çıtalı alçı tavan süslemelidir. 

Tavanlarda özgün ahşap ve alçı işçiliği göze çarpar. 

Özellikle konağın en çok dikkat çeken yönü, ana yola bakan cephede yer alan iki odanın alçı tavan süslemeleridir.

 

Alçı süslemeler:

Realist üslupta yapılarak kendi renklerine boyanmış olan meyvelerin tasviri, diğer evlerde görülmemektedir. Meyvelerin her biri farklı renkte boyanmıştır. 

Meyve tabağı incelendiğinde; mandalina, domates, biber, bamya, incir ve limon gibi bazı yiyecekler rahatlıkla seçilebilmektedir. 

Meyveler oldukça gerçekçi olarak ve kendi renkleri kullanılarak betimlenmiştir. 

Meyvelerin içinde: limon ve mandalina gibi sıcak iklimlerde yetişen meyvelerin tasvir edilmesi, bunu süslemeyi yapan ustanın gezdiği yerlerden ve hayal gücünden kaynaklanabileceği gibi, Demirci Mehmet Efe’nin Ege ikliminde doğup büyümesinden ve bu meyveleri daha önce tanımasından dolayı süslemenin onun zevklerine uygun yapılmış olabileceğini de akla getirmektedir.

Öte yandan bu tür realist süslemelerin, yörede yaşayan gayrimüslim, daha doğrusu Rum ustalar tarafından yapılması muhtemel görünür.

Bu görüşü doğrulayacak bir husus o dönemlerde İğdecik köyünün yakınlarında, Gönen ilçesi civarında bir kısım Rum vatandaşın yaşamakta olduğudur.

 

Gelelim Günümüze:

Ancak yapı günümüzde oldukça harap durumdadır.

Mülkiyeti Gülsüm Erdoğan adına kayıtlıdır. Kapısı kilitlidir, koruma altına alınmamıştır.

 

KOÇTEPE İNCİRLİKAYA ODA MEZARLARI

Isparta-Burdur kara yolunun doğusunda, Koçtepe köyü İncirlikaya mevkiindedir.

Kaya mezarları doğal kaya kütlesine oda şeklinde yapılmıştır. Yol kodundan yüksekte olup maki bitki örtüsünden dolayı mezarların girişleri yoldan görünmemektedir. 

6 mezar, toprak düzeyinin üstünde kayada, 1 tane dromoslu mezar tepenin güney doğusunda tarla içinde, ikinci kromoslu mezar odası güneydoğudaki tepenin ilk eteğinde, son mezar odası da bu alandadır.

Mezarların iki tanesi dromosludur. Bir mezarın içi iki odalı olup 4 adet kline ihtiva eder. Diğer bazı mezarların çatısı iki tarafa eğimlidir. Cephesi kaya yüzeyinde olanların ön kısmı tıraşlanmış ve kapı kenarlarını bantlarla çevirmişlerdir. Roma dönemi mezarlarıdır. Pisidia kaya mezarlarının diğer örnekleriyle benzerlik gösterir.

 

AKYOKUŞ TEPE ANTİK YERLEŞİMİ VE NEKROPOL ALANI

Gönen ilçe merkezinin yaklaşık 1 km kuzeyinde, yaylaya çıkan orman yolunun batısında, 1267 metre yüksekliğinde, doğal bir tepedir.

Tepenin yamaçlarında ve zirvesinde, farklı dönemlere ait seramikler ve büyük şekilsiz inşaat taşları görülür.

Önceki yıllarda, piknik alanı haline getirmek maksadıyla tepenin zirvesi, 1-1,5 metre tesviye edilerek tamamen düzleştirilmiş, yamaçlarda 5 farklı teras oluşturularak ağaçlandırma ve bu ağaçları sulamak için bir sistem yapılmıştır.

Tepenin yamaçlarında yer yer kaçak kazı çukurları görülür.


 
Gönen Güneykent Kasabası

GÜNEYKENT KASABASI

Isparta il merkezine 40 km ve Gönen ilçe merkezine 13 km uzaklıktadır. Kasabanın hemen girişinde Yunus Emre heykeli vardır.

Isparta yöresinin en güzel gülleri, burada yetiştirilir. Gül toplama döneminde, turist gurupları Güneykent kasabasına gelirler ve tarlalardan gül toplayabilirler.

Gönen Güneykent Kasabası

Tarlalarda gül toplarken, gül bahçelerinin güzel kokularını hissedebilirsiniz. Hatta, yurt dışından da, gül toplamak üzere, buraya çok sayıda turist gelmektedir. Gül toplama yanında: gül temalı figürler, heybeler, dokumalar ve iğne oyaları da satılmaktadır.

Gönen Manastır Koruluğu
 

 

Manastır Koruluğu

İlçenin en önemli ormanlığıdır. Manastır koruluğu dışında Gönen yöresinde yetişmiş orman sahası yoktur. 

Burada Yunus Emre Türbesi vardır ve buraya manastır isminin verilmesinin sebebi: “mana-sır” kelimesinden gelmektedir.

Sonra mana esastır ve manastır olmuştur.

Aslında Hıristiyanlara ait en ufak bir işaret yoktur.

Burada Manastır ormanlık yer anlamındadır.

Ancak Manastır mahallesinin yeni ismi “Pazar Mahallesi” dir.

Mezarların 1963 yılına kadar tapulu vakfıyesi varken, kadastro geçince vakfın arazileri ormana verilmiştir.

Mevcut ormanların ayakta kalması bu kutsal mezarlar sayesindedir.

Yunus Emre’nin mezarı ancak böylesine kutsal bir yerde olabilir.

Gönen Yunus Emre Türbesi
 

Yunus Emre Türbesi

Erenler Tepesi eteğinde bulunan mezarlığın doğusunda yer almaktadır. 

Bursalı İsmail Hakkı’nın verdiği bilgiler: Yunus Emre’nin Taptuk Emre’nin ve onun şeyhi Buharalı Sinan Efendi’nin mezarlarının, Keçiborlu kasabasının yakınındaki büyük su birikintisinin doğu tarafında bulunan yamaç tarafında bir köyde kubbe altında olduğunu söylemiştir. 

Bursalı İsmail Hakkı’nın verdiği bilgilerden hareketle, Keçiborlu yakınlarındaki su birikintisinin Burdur gölü olduğu düşünülür. Ayrıca Gümüşgün Mahallesinde Yunus Emre’nin şeyhi, Taptuk Emre’nin hocası Buharalı Sinan Efendi’nin türbesi bulunmaktadır. 

Evet bu türbe yapısı, 1993 yılında betonarme olarak yeniden inşa edilmiştir.

Türbe sekizgen planlı olup mekanı dışarıdan çepeçevre saran tretuvar bulunur.

Su basman seviyesine yükseltilmiş olan türbenin girişi batı yönündedir.

Giriş kapısının iki yanında, tabana kadar uzanan birer niş vardır.

Geri kalan yedi cephesi birbirinin aynısı olup, her bir cephenin ortasında kemerli bir pencere ve pencerenin her iki tarafında giriş cephesinde olduğu gibi birer niş bulunur.

Yapının üstü sekizgen kırma çatı ile kapatılmış ve Marsilya tipi kiremitle örtülmüştür.

Çatının en yüksek noktasında “alem” bulunur.  

Gönen Yunus Emre Türbesi
 

Bu türbenin Yunus Emre ve hocası Taptuk Emre’ye ait olduğuna inanılır. İslam inanışına göre, büyük ve bilgili kişilerin mezarı sağda, diğerleri sol tarafta bulunur. Türbeye girince sağda bulunan ilk mezar Yunus Emre’nin, sonrakiler sırasıyla Taktuk Emre, Sinan Efendi ve Vakfıyenin kurucusu Saadettin Efendidir.

Gönen Yunus Emre Türbesi
 

Türbenin hemen dışında, Yunus Emre heykeli bulunuyor. Gönenliler bu türbeye özel bir ilgiyle bakmakta ve yaşamasını sağlamaktadır. Her sene duvarları yeniden sıvanmakta, üzerine örtüler örtülmektedir.

Gönen Yunus Emre Türbesi
 

Ancak yine de bu mezarların kimlere ait olduğu net olarak bilinmemektedir. Bu mezarların ermiş kişilere ait kutsal mezarlar olduğuna inanılır. Hatta Hacı Bektaş-i Veli’nin müritlerinden birine ait olabileceği söylenmektedir. Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre’ye Taktuk Emre’ye gitmesi için yol göstermiştir. Sonuç olarak: halk burayı kutsal bir yer olarak kabul etmiş ve her yıl binlerce insan burayı ziyaret ederek dua etmekte ve adaklar adamaktadır.

Gönen Yunus Emre Anma ve Aşure Şenlikleri
 

 

Yunus Emre’yi Anma ve Aşure Şenlikleri

İlçede: 1991 yılından bu yana, her yıl Haziran’ın son Cumartesi günü; Yunus Emre’yi anma ve Aşure Şenlikleri yapılır. Bu şenliklerde amaç: Yunus Emre’yi halka tanıtmak ve sevdirmektir.

Gönen Yunus Emre Anma ve Aşure Şenlikleri
 

Türbe çevresindeki etkinlik alanında davetlilerin yapılan etkinlikleri ve gösterileri izleyebilecekleri bir amfi, eğime uygun olarak düzenlenmiştir. Amfinin yanındaki yarı açık bir mekan ise yemek hazırlama bölümü olarak kullanılmaktadır. Amfinin karşısında protokol için ayrı bir yarı açık mekan oluşturulmuştur.

Gönen Kuru Fasulye Günü
 

Kuru Fasulye Günü

Gönen ilçesinde, ülkemizin dört bir yanından gelen Gönen Öğretmen Okulu Mezunları ve ailelerinin katılımı ile, her yıl Haziran ayının son Pazar günü, Geleneksel Kuru Fasulye Günü etkinlikleri düzenlenmekte olup, bu etkinlikler 1945 yılından bu yana sürdürülmektedir.

 

 

Isparta tanıtımı.

 

Isparta Uluborlu

Isparta Uluborlu

Isparta Uluborlu; Hani belki duymuşsunuzdur, kiraz severler, özellikle Apollon cinsi kirazın güzelliğine doyamazlar, işte kiraz denilince akla Uluborlu geliyor, peki ya Apollon ismi, o da, antik çağda Uluborlu’nun bulunduğu yerde kurulu, büyük bir kent.

ULAŞIM

İlçenin, Isparta merkeze uzaklığı: 65 km. dir. Uluborlu-Antalya arasındaki uzaklık: 180 km. dir. Antalya-Ankara/İstanbul karayolu ise: Tekke Tepe Mevkiine: 20 km. uzaklıktadır. Yani: bu gayet işlek yoldan, 20 km. içeri sapınca, Uluborlu’ya ulaşmak mümkün.

Isparta Uluborlu Tarihi

TARİH

İlçe toprakları, tarih boyunca, çeşitli uygarlıkların etkisinde kalmıştır. Hitit metinlerinde, bu bölge: Pitaşşa olarak geçmektedir. Bölgede daha sonra: Frig, Lidya ve Pers egemenlikleri görülür. MÖ.334-323 yılları arasında Büyük İskender ve ölümünden sonra ise, haleflerinden Seleukos’un hakimiyeti görülüyor. (MÖ.281)

Evet, tarihi süreç içinde bölgenin en önemli dönemi bu dönem. Çünkü: bu dönemde, ilçe sınırları içinde “Apollonia” antik kenti kuruluyor. Kent: Seleukos kralı Seleukos I (MÖ.312-280) tarafından kurulmuş. Kentin isimleri: Mordiaeum veya Margium olarak geçiyor.

Daha sonra: Roma imparatorluk döneminde, şehir kendini: Likya ve Trakyalıların kolonisi olarak gösteriyor ve bu durum, sikkeler ve yazıtlar üzerinde görülüyor. (MÖ.27.MS.395) Şehir: Romalılar döneminde o derece önemli ki: Roma İmparatoru Augustus, ölümünden önce yazdı vasiyetinin bir kısmı: burada bulunmuş.

MS.395 yılında, imparatorluk parçalanınca, Apollonia şehri, Bizans hakimiyeti altına girer. Ama ismi, geç dönemlerde değişir: Sozopolis olarak anılmaya başlanır.

1074 yılında

Selçuklu komutanlarından Süleyman Şah, bölgeyi ele geçirir. Ancak, bölgede, Türklerin kesin egemenliği, ancak 1182 yılında gerçekleşir. Türk egemenliğindeki: Borgulu, Burgulu, Borulu, Uluborlu isimleriyle anılan bölge, önemli bir merkez haline gelir. 1301 yılında, Hamitoğulları Beyliği hakimiyetine giren Uluborlu, bu beyliğin başkentliğini yapar.

1361 yılında, bölgede Osmanlı hakimiyeti görülür. I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı süresinde: Uluborlu, 220 yedek subay ile katılmıştır. Ayrıca; Uluborlu, 242 İstiklal Madalyası ile, Türkiye’de en çok İstiklal Madalyasına sahip olan tek kasabadır.

ULUBORLU İSMİNİN OLUŞUMU

Borlu kelimesinin anlamı, bağlık, bahçelik bölge anlamına gelmektedir. Dolayısı ile, Uluborlu kelimesi: büyük bağlık, meyvelik anlamına gelmektedir. Ayrıca: Kıpçak Türk Boylarından, birkaçının “Barlı, Borlu, Borçalı” kolu olarak adlandırılmaktadır. Bu Türk boylarından gelenlerden Uluborlu’ya yerleşenler olmuştur. İlçenin isminin, buradan geldiği de düşünülebilir.

Isparta Uluborlu Genel

GENEL

Akdeniz bölgesinde, Isparta’ya bağlı tek ilçedir. İlçe yerleşimleri: önceleri Kapı Dağının eteklerinde kurulmuş olmasına rağmen, 1950 yılından sonra, bugün bulunulan Uluborlu Ovasına yerleşilmiştir.

İlçenin ortalama rakımı: 1100 metredir.

İlçe, Akdeniz iklimi ile, karasal iklim arasında, yarı karasal iklim karakterine sahiptir. Kış mevsimi ılık geçer. İlkbahar kısa sürer. Yaz mevsimi sıcakları normaldir, ancak yaz ayları kurak geçer. Sonbahar ise, genellikle yağmurlu ve serin geçer. Pupa çayı üzerinde, 1977 yılında, Uluborlu barajı kurulmuştur.

Bitkisel üretim açısından: önce Elma, sonra ise kiraz ve vişne geliyor. Özellikle, elma olarak: Türkiye’nin bir elma deposu olarak düşünülebilir. 30-35 yıl önce üretimine başlanan Uluborlu kirazının, önemli bir kısmı: yurt dışına ihraç edilmektedir. İlçede, 17 tür kiraz yetiştiriliyor. Uluborlu kirazının başlıca özellikleri: dayanıklılığı, kalitesi ve kendisine has lezzeti. Haziran ayının son haftasında: kiraz hasadı başlar. Bu dönemde: kent nüfusuna, geçici tarım işçileri ve Uluborlu Kiraz Festivali ile birlikte yapılan, tarihi 500 yılı geçkin yağlı güreşleri izlemeye gelen turistlerde eklenir ve ilçe hareketlenir.

İlçede, Kiraz festivali ve yağlı pehlivan güreşleri, her yıl, Temmuz ayının ilk haftasında, 2 gün süresince düzenleniyor.

1976 yılında Yağlı Pehlivan Güreşlerine, Kiraz şenliği de eklenerek, ilk defa kutlanmaya başlamıştır. Aksatılmadan, 34 yıldır kutlanan Uluborlu Kiraz Festivali ve Yağlı Pehlivan Güreşleri, ülkemizin en eski festivallerinden biridir.

Isparta Uluborlu

NE YENİR

Uygun bir mevsimde gitti iseniz, elbette bolca kiraz yemelisiniz. Yemek olarak ise: Banak. Banak bir et yemeği. Etin en sağlıklı yöntemle yani haşlanarak pişirilmesinden ibarettir. Tercihan üzerine kara biber ekilir. Pide lokmalık paralara kesilerek, yayvan bir tabağa tek kat olarak dizilir. Yeterli miktarda suyu ile birlikte, etler bunun üzerine dökülüp dağıtılır. İşte, size biraz ağır da olsa, muhteşem bir lezzet. Tatmanızı öneririm.

Isparta Uluborlu

NE SATIN ALINIR

Uluborlu’dan kireç reçeli alabilirsiniz. Ayrıca: gül oyası satın alabilirsiniz. Bu: bölgenin karakteristik gül kültürü ile bütünleşmiş bir el sanatıdır. Her yaşta kadın, her durumda bu gül oyalarını yaparlar. Uluborlu yöresinde, oyalar tığ ile yapılır. Tığ ve merserize iplikle yapılan bu oyaların her rengine rastlamak mümkün. İlginizi çekerse, satın alabilirsiniz.

Uluborlu Altın Kiraz Şenlikleri

ALTIN KİRAZ ŞENLİKLERİ VE YAĞLI PEHLİVAN GÜREŞLERİ:

Önce ilçede yetişen altın kirazdan söz etmek istiyorum. 30-35 yıl önce üretimine başlanan Uluborlu kirazının başlıca özellikleri: dayanıklılığı, kalitesi ve kendine has lezzetidir. İngiltere, Almanya, Hollanda ve Belçika gibi ülkelere ihracaatı yapılmaktadır. Evet bu kirazın tanıtımını daha iyi yapmak için, 20 yıldır “Altın Kiraz ve Yağlı Pehlivan Güreş Şenlikleri” yapılmaktadır. Bu şenlikler, kiraz toplama mevsimi olan Temmuz ayının ilk haftasında 2 gün süreyle yapılır. Şenliklerde çeşitli etkinlikler düzenlenmekte, en iyi kirazı yetiştirenlere ödül verilmektedir. İlçede güreşlerin ve festivalin yapıldığı 2000 metre karelik çim alan, 6 bin kişilik kapalı tribün ile sosyal tesisler bulunmaktadır.

 

GEZİLECEK YERLER

Isparta Uluborlu Müzesi

ULUBORLU MÜZESİ

İlçe merkezinde, Güreşyeri Mahallesi, Alaaddin Keykubat Halk Kütüphanesi Binasında bulunuyor. (246-5312499) Müze: Halk Kütüphanesinin, zemin ve birinci katında yerleşmiş. 2007 yılında açılmış.

Birinci Kat: Demircilik Vitrini: Uluborlu demircilik ve bakırcılık ürünleri: sağlamlık ve keskinlikleriyle, iki asırdır, civar yerleşim yerlerinde ün kazanmıştır. Bu vitrinde, bir demirci atölyesi canlandırılmış, pek çok demir ve bakır araç ve gereç sergileniyor.

Mutfak-Hamam ve Abdest Kültürü: Uluborlu mutfağında kullanılan; özellikle kalaylı bakırdan yapılmış sini, tabak, bakraç, tas ve boynuzdan yapılmış kaşıklar, odun kömürü ile ısınan pirinçten çay semaveri ile hamam malzemeleri, su ısıtmada kullanılan güğüm, hamam tasları ve evlerde tezgahlarda dokunan peşkirler, bu vitrinde sergileniyor.

Erkeğe İlişkin Eşyalar: Erkek giysileri ve aksesuarları sergileniyor.

Kadına İlişkin Eşyalar: Kadın giysileri ve aksesuarları sergileniyor.

Alt katta: Seramik Gereçler ve Kahve Kültürü: Çini ve yeşil sırlı kaplar, Çanakkale seramiği olarak bilinen bir sürahi ve porselen tabaklardan oluşan, 19.yüzyıl mutfak ürünleri, bu vitrinde sergileniyor.

Müzik Gereçleri: Eski lambalı radyolar sergileniyor.

Okuma Vitrini: Bu vitrinde, 19.yüzyılın sonlarında, Avrupa etkisinde yapılmış gazlı lambaların yanında, bir buhurdanlık var.

Müzenin girişinde: solda, açık bir podyum üzerinde, Roma dönemi 2-3 yüzyıl mezar stelleri ve sunaklar var. Müze bahçesinde: Roma dönemi taş eserleri sergilenmiş. Sunaklar, lahitler, kapı biçimli ve alınlık biçimli mezar stelleri var.

Isparta Uluborlu Kalesi

ULUBORLU KALESİ

Kapıdağı’nın 1200 metre yüksekliğindeki yamacında yapılmış.

Çevresi kayalıklarla çevrili. Kim tarafından ve ne zaman yapıldığı, net olarak bilinmiyor. Çünkü kitabesi günümüze kadar gelmemiş. MÖ.4.yüzyılda: Phrygler döneminde yapıldığı sanılıyor. İç ve dış kale olmak üzere, iki ayrı bölümden meydana geliyor. Duvarları batı yönünde hafif eğimli yapılmış.

Üç tarafı uçurumlarla çevrili olduğu için şehir çayı olarak adlandırılan dereden Uluborlu ovasına kadar uzanan bir set şeklinde oluşturulmuştur.

Kale duvarının kalındığı yaklaşık olarak 3 metre, yüksekliği ise 6 metredir. Şu anda harap olduğu için görünmeyen ancak daha önceki kaynaklardan edinilen bilgilere göre, surlar üzerinde toplam 3 tane burç bulunmakta ve halen yaşayan halk tarafından bu kısımlara “Buruç” denilmektedir.

Uluborlu Kalesi

Uluborlu kalesinin 200 metrelik bir kısmı ayaktadır. Sağlam kalan bu kısımlar kalenin en önemli bölümlerini teşkil etmekte ve burada iki kale kapısı halen mevcuttur. Bu kapılardan büyük olanı kalenin inşası sırasında yapılmıştır. Diğer kapı ise, Tanzimat Fermanından sonra, kale içinde yaşayan gayrimüslim Türklerin giriş ve çıkışlarını sağlamak için yapılmıştır.

Surların en kuzeyinde kalan burcun yüksekliği 11 metre, kalınlığı ise 7.5metredir. Bu burcun üzerine çıkmak amacıyla kullanılan kapısının yüksekliği 4 metre, eni ise 2.5 metredir. Geometrik olarak 10 metre yüksekliğinde, yamuk şeklindeki ikinci burcun bir yüzeyinin genişliği 4.5 metre, kuzeyinde kalan yüzeyin eni 10 metre, güneyindeki yüzeyin eni ise 5 metredir.

Diğer burç 11 metre yüksekliğinde bir yapı olup, birisi 6 ve diğeri 8 metre genişliğinde yüzeyleri bulunmaktadır.

Kalenin inşası ve tamiri sırasında kullanılan taşların bir kısmı daha önceki tarihi kalıntılardan elde edilmiştir. Bunlar incelendiğinde, Helenistik dönem ve geç Roma dönemlerine ait kalıntılarla birlikte, Karamanlidika olarak kaleme alınmış kitabelere rastlanmaktadır. Bu yapının daha sonradan tamir gördüğü bu kalıntılardan anlaşılmaktadır. Osmanlı devleti zamanında Ankara Savaşından  sonra Timur Han tarafından tahrip edilen Uluborlu Kalesi, daha sonra tekrar surların kalıntılarından tamir edilmiştir.

Kalenin iç bölgesindeki mahallede, nüfus mübadelesine kadar, Hıristiyan kalmış olan Kuman Kıpçak Türkleri yaşamıştır.

 

APOLLONİA MARDİON

Evet, bu önemli antik şehir, halen kurulu olan ilçenin altında kalmıştır. Antik kent: Seleukos I (MÖ.312-280) döneminde kurulmuştur. Yeri; 1833 yılında, J. Arundell tarafından tespit edilmiştir.

Apollonia; Roma imparatorluk dönemi sikkeleri üzerinde ve yazıtlarda;  Likya ve Trakyalıların bir kolonisi olarak gösterilmektedir. Şehirde: Traklara ait 2 yazıt bulunmuştur. Muhtemelen bu kolonistler: Romalılar tarafından, kente yerleştirilmişlerdir. Bunun sonucu olarak da, şehre farklı bir statü verilmiştir.

Şehir; Geç Roma ve Bizans dönemlerinde de önemini korumuştur. İmparatorluk döneminde: İmparator Titus döneminden, İmparator Gallienus zamanına kadar sikke basmıştır. İsmi geç dönemlerde: Sozopolis olarak geçer.

Evet, bu antik şehir, Roma imparatorluğu için çok önemlidir. Bunun belirtisi: İmparator Augustus’un, ölümünden önce yazdığı vasiyetin Grekçe metninin (Res Gestae) parçalarının, burada bulunmasından bellidir. Ancak, antik kentten fazla bir kalıntı kalmamıştır. Yazının başında belirttiğim gibi, günümüz Uluborlu ilçesi, bu antik kentin üzerine kurulmuş. Şehrin kalıntıları eski kasaba mevkiinde Akropol ve ovada bazı bina temelleri ve mimari bloklar olarak karşımıza çıkar.

Isparta Uluborlu Güneş Saati

GÜNEŞ SAATİ

İlçe merkezinde, Cumhuriyet Meydanında sergileniyor. Ülkemizdeki antik döneme ait, sayılı güneş saatlerinden biridir. Yekpare mermerden yapılmıştır. Çapı: 122 cm. dir. Kalınlığı: 22 cm. ve çevresi: 586 cm. dir.

Isparta Uluborlu Alaaddin Camii

ALAADDİN CAMİSİ

Ulucami olarak da biliniyor. Sultan Alaaddin Keykubat zamanında, 1231 yılında, Tuğrul Şahın kızı tarafından yaptırılmış. Bu dönemde: Uluborlu, Hamitoğulları Beyliğinin başkenti idi.

1281 yılında tamir ettirilmiş. Caminin kuzey, doğu ve batıya açılan, üç kapısı ve tek şerefeli olarak tuğladan yapılma bir minaresi var. Dört sütun üzerine oturtulmuş iki kubbesi, 35 penceresi ve 3 kapısı var. Tarihi süreç içinde: 2 yangında çatısı hasar görmüştür. Ancak: ana bina ve minaresi, ilk yapıldığı şekilde orijinalliğini korumaktadır.

Halen, 776 yaşında olan bu tarihi eser, 2006 yılında, iç ve dış mekanlarının onarım ve restorasyonları yapılarak, ibadete açılmış.

Bu arada: caminin hemen yanında, zamanında 40 bin el yazması ve basılı eseri barındıran bir kütüphanenin bulunduğunu belirtmeden geçmemek gerek. Bu kütüphanenin kitapları, Cumhuriyet döneminin başlarında, İstanbul ve Konya kütüphanelerine nakledilerek koruma altına alınmış.

Uluborlu Salih Efendi Camii Minaresi

SALİH EFENDİ CAMİİ MİNARESİ:

Hamidoğulları dönemine ait bir eser olan Salih Efendi Mahallesindeki caminin bugün sadece minaresi ayaktadır. Halk arasında “Sallanan Minare” adıyla da bilinen bu minarenin kitabe yeri bulunmasına rağmen, kitabesi yoktur. Caminin bulunduğu yerde, üzerinde Hamidoğulları dönemini yansıtan kitabenin bulunduğu Şeyh Muhiddin çeşmesini bulunmaktadır.

 

Isparta Uluborlu Cirimbolu Köprüsü ve su kemeri

CİRİMBOLU KÖPRÜSÜ VE SU KEMERİ

Cirimbolu Köprüsü diye adlandırılan bu eser, Osmanlılar dönemine ait, Uluborlu’daki en önemli yapılardandır.

Türk mimarisinin güzel örneklerinden biridir.

Uluborlu’nun Müslüman Türkler tarafından ele geçirilmesinden sonra, Rumlar, bu bölgeyi terk etmişlerdir. Ancak, burada, Hıristiyan Türkler yaşamaya devam etmişlerdir. Bunlar: Uluborlu kalesinin iç kısmında yaşamışlardır. Zaman içinde ise, Rum olarak kabul edilmişlerdir. İşte: bu insanların yaşadığı kale mevkiine su taşımak için “Cirimbolu Su Kemeri” yapılmıştır.

Kale mahallesinde yaşayan Hıristiyan Türkler, su ihtiyaçlarını, evlerinin önünde bulunan sarnıçlarda toplanan yağmur sularından sağlıyorlarmış. Yaz mevsimlerinde ve kurak giden dönemlerde, mahalle halkı, su ihtiyacını Müslüman Türklerin mahallelerindeki çeşmelerden taşıdıkları sular ile karşılıyorlarmış.

Kale mahallesindeki halkın bu çilesine son vermek için: 1869-1872 yılları arasında, halktan toplanan paralarla, kemer yaptırılmıştır. Ancak, mimari kurallara uygun olmadan yapılan bu kemer, kullanıma açılmadan yıkılmıştır. Bunun üzerine, İstanbul’dan getirilen ustalar tarafından, çift kemerli su kemeri inşa edilmiştir. Bu, aynı zamanda bir köprü olarak kullanılmıştır.

Evet, bu su uzun süre kullanılmış. Burada yaşayan insanların, nüfus mübadelesinde, burayı terk etmelerinden sonra, 1927 yılında, kale dışındaki mahallelere nakledilmiş.

Köprünün teknik özelliklerine gelince: uzunluğu; 45 metre, yüksekliği: 21 metre, eni: 2.5 metredir. Günümüzde, sağlam olarak ayakta durmaktadır.

Uluborlu Gargılı Lala Medresesi

GARGILI LALA MEDRESESİ;

Kargılı Lala Medresesi, belli bir dönem I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in eğitim aldığı bir medresedir. Halk arasında bu yapıya “Taş Medrese” denir. Yapı, Selçuklu mimarisinin tüm özelliklerini taşır. Osmanlıların son dönemlerine kadar kullanılmıştır. Daha sonra 1965 yılında mesken olarak kullanılmıştır. Medrese içinde 10 oda vardır. Üst örtüsü bugün çökmüş durumdadır.

1970’li yıllarda insanlar tarafından ev olarak kullanılan bu medrese içinde bir türbe bulunmaktadır. Bu türbenin Yunus Emre’ye ait olduğu ileri sürülür.

Uluborlu Karabey Hamamı-Sultan Hamamı

KARABEY HAMAMI-SULTAN HAMAMI:

Selçuklu dönemine ait en eski hamamlardan birisidir. 1932 yılına kadar hizmet vermeye devam etmiştir. Vakıf defterlerinde Sultan Hamamı olarak adlandırılan bu yapı, bölgenin fethi sırasında görevli ve daha sonra Uluborlu topraklarının ikta olarak verildiği bir uç beyi olan Kara Bey tarafından inşa ettirilmiştir. Kara Bey Hamamı, Selçuklu hamam mimarisinin Anadolu’daki sayılı örneklerinden biri olarak önem kazanır. Selçuklu motifleriyle bezeli yapı, restore edilmeyi beklemektedir.

Uluborlu Balta Bey Hamamı

BALTA BEY HAMAMI-MÜHTESİP HAMAMI

Muhtesip Mahallesindedir. Bu hamamın 1180 yalında yapıldığına dair kayıtlara ulaşılmıştır. Bu tarih değerlendirildiğinde, Selçuklular tarafından şehrin son fethedildiği tarih olduğu görülür. Hamam yapısı 1974 yılına kadar hizmet vermiştir. Kitabesi bulunmamasına rağmen kitabe yeri vardır. Muhtemelen yapının kitabesi yıkıntılar arasında kaybolmuştur. Günümüzde çoğu kısmıı harap olan hamamın kalıntılarının altından, kitabesinin bulunabileceği düşünülür.

 

Uluborlu Aslanlı Çeşme

ASLANLI ÇEŞME:

Çeşmenin üzerinde aslan figürü bulunan bir kabartma vardır. Halk arasında Aslanlı Çeşme olarak isimlendirilen bu yapı, Büyük Çeşme Mahallesindedir. Roma dönemine ait olan bu eserin yapısı henüz sağlam olmakla birlikte, suyu akmadığı için kullanılmamaktadır.

Uluborlu Büyük Köprü

BÜYÜK KÖPRÜ:

Ortaçağdan kalmadır. Köprü Şehir çayı üzerinde Selçuklular döneminde inşa edilmiştir. Tek kemerli taş yapı olan bu köprü, günümüzde de kullanılmaktadır.