Gaziantep Araban

Gaziantep Araban


İlginç olan şu ki: Araban bir ilçemizin adı olduğu kadar, aynı zamanda, Türk Sanat Müziğinde bir makam olarak da biliniyor.

Yolları her ne kadar sıkıntılı olsa da, toprak zenginlerinin bol olduğu bu yöremizde, yoğun pamuk üretimi yapılmaktadır.

Zor bir ilçe, yerel imkanların pek yoğun olarak kullanılamadığı bir yer.

Ama, bir zamanlar, yani tarihi süreçte, üst düzeyde önem kazanan bir yer olduğunu unutmamak gerekir.

Gaziantep Araban

ULAŞIM

Araban: İç Anadolu bölgesine açılan yolların kavşağında olması nedeniyle önem kazanmaktadır.

Bunun sonucu olarak: Mezopotamya’dan gelen kervanlar tarafından yoğun olarak kullanılmıştır.

Evet, Araban ilçesi, bağlı bulunduğu Gaziantep iline, 67 km. uzaklıktadır.

Gaziantep Araban

TARİHİ

Yerleşim yerinin ortaçağ dönemindeki ismi “Raban” dır. O dönemde, burası, Urfa Bölgesi Haçlı Kontluğuna bağlı, önemli bir merkez konumundaydı.

Araban kalesi: Ermeniler ve Urfa Haçlı Kontluğu arasında sık sık el değiştirmiştir. 1112 yılından itibaren Haçlılar tarafından ele geçirilen kale; 1120 yılında, Antakya krallığı tarafından alınır.

Tüm bu ele geçirmelerde, kalenin kolay ele geçirilemediği belirtilmektedir.

1150 yılında, bu kez, Sultan Mesud Kılıç: Araban iç kalesini ele geçirerek, Türk topraklarına katar.

1517 yılında ise, bölge Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılır.

Cumhuriyetin ilanını takiben ise, Araban, Altıntaş isimli bir kasaba iken, ismi değiştirilerek 1957 yılında ilçe haline getirilir.

 

GENEL

Bağlı bulunduğu Gaziantep ilinin kuzeydoğusundaki, Araban ovasında bulunmaktadır ve zaten, ismini, buradan almıştır.

Deniz seviyesinden yükseklik: 1000-1500 metre arasındadır.

Yerleşim yerinin denizden yüksekliği ise, 610 metredir.

Yüzölçümü: 535 km. karedir.

Yerleşim yeri: Fırat nehrinin batısında ve bu nehre dökülen Karasu ırmağının kıyısında kurulmuştur. Karasu, araban ovasının içinden geçerek Fırat nehrine dökülür.

İlçe topraklarının çevresi, dağlarla çevrilidir.

Yöre insanının başlıca geçim kaynağı: pamuk, buğday, arpa, mısır ve mercimek ağırlıklı tarımdır. Yani, sanayi ve turizm gelişmemiştir.

GEZİLECEK YERLER

Araban Kalesi

ARABAN KALESİ

İlçe merkezinde, 35 metre yükseklikte ve üzeri düz bir höyük üzerindedir. 950 m karelik bir alanı kaplar. 

Altıntaş kalesi ismi de verilmektedir.

Haçlı seferleri sırasında: kaynaklarda bu kaleden söz edilmiştir. 

Höyük boyutları: 85 x 95 metre boyutlarındadır.

Ortaçağ döneminde, Urfa Haçlı Kontluğuna bağlı önemli bir merkez olan ve Raban ismiyle anılan burada, yine o dönemden kalma bir kale kalıntısı bulunmaktadır.

Ancak, yapının detayları ve planı, kim ve hangi dönemde yaptırıldığı hakkında ayrıntılı bilgiler bulunmamaktadır.

Günümüzde ise, bu kale yıkıntıları dışında, bu bölgede, yani tepe üzerinde, blok taşlarla inşa edilmiş ve cami olarak kullanılmış büyük bir yapı görülmektedir.

Araban Kalesi

Yani, burayı ziyaret ederseniz, günümüzde, cami ve medrese kalıntılarını görebilirsiniz.

Çünkü, 1940 yıllarına kadar sağlam olan kalenin sur taşları, halk tarafından, inşaatlarda kullanılmak üzere sökülerek ortadan kaldırılmıştır. 

 

İç kale camii:

Araban iç kale camiinin kitabesi ve vakfıyesi yoktur. Bu yüzden tarihlendirme konusunda kesin bir sonuca varmak mümkün olmaz.

Ancak, Memlükluların Birecik, Kahta, Ravenda, Rumkale, Gaziantep ve Araban kalelerini sınır bölgesi kabul ederek, sürekli ellerinde tutmaları, bu bölgelerde birçok yeni yapılar inşa etmeleri ve hakimiyetleri döneminde bu kaleleri tahkim etmeleri, caminin enine gelişen iki sahınlı bir plana sahip olması, savunma amacıyla yekpare taşlardan ve çok az sayıda pencerenin olması, mihrabın genel kurgusu gibi özelliklerden yola çıkılarak, ayrıca bölgeye hakim güçler göz önünde bulundurulduğu zaman, yapı 12-14’ncü yüzyıllara tarihlendirilir. 

1940’lı yıllarda kale talanı sırasında, caminin giriş kapısının büyük bölümü, toprak ve taş yığını içinde kalmıştır. 

Cami, dışta 13.20 x 18.50 m ölçülerinde, dikdörtgen planlı olup, enine gelişen iki sahından oluşan bir plana sahiptir. 20’nci yüzyılın başında cami kendi haline terk edilmiş, günümüzde güney ve doğu duvarlarının taş kaplamaları sökülmüştür. 

Kuzey cephesinin ortasında bulunan cümle kapısına, 5 basamaklı bir merdivenle inilir. 

Doğu cephenin güney tarafı 40 cm ölçülerinde dışa taşmaktadır. Bu taşmanın nedeni, iç mekanda 90 x 140 m ölçülerinde açılan nişden dolayı veya örtü sisteminin yükünü  taşıyan beden duvarlarının dayanıklılığını arttırmaktır. 

Yapının güney cephesi, kalenin surlarına bitişik inşa edilmiştir. Bu nedenle güneybatı köşede düzgün duvar örgüsü yoktur. Diğer kısımlar surlara bitişik olduğundan bu kısımlar da sökülmüştür. 

Batı cephesinin alt kısımları surların şekline uygun olarak yapılmıştır. Üst bölümleri ise düzgün kesme taştır. 

İç mekan, kalenin zemininin altında kalmaktadır. İç mekana girişi sağlayan cümle kapısı, içten dikdörtgen çerçeveli ve sivri kemer alınlıklıdır. 

İç mekanın zemin döşemesi, define avcıları tarafından kaldırılmıştır. İçteki malzemelerden zeminde sal taşları döşeli olduğu anlaşılır. 

Sonuç olarak, duvarların kalın olması ve fazla pencere bulunmaması, yapının savaş anında korunma mekanı olarak kullanıldığını gösterir. İç mekanın zeminin altında inşa edilmesi de bunu doğrulamaktadır. 

İbadet mekanının yarıdan fazlasının zemin altında inşa edilmesi şekline, bu cami dışında pek rastlanmamaktadır. 

Türk sanatı bakımından caminin önemi: ibadet mekanının zeminin altında yer alması, iç mekanın doğrudan savunma amacıyla kalın duvarlara sahip olması, kıble duvarındaki iki hücresi, mihrap kurgusu ve örtü sistemi gibi özelliklerinden dolayı, büyük bir öneme sahiptir. 

Son aldığım bilgiye göre, caminin restorasyonu tamamlanarak ibadete açılmıştır, ancak 2023 depreminde zarar görerek kullanılmaz duruma gelmiştir. 

 

Araban Anıt Mezarlar
Araban Anıt Mezarlar

 

ANIT MEZARLAR

İlçe merkezine bağlı, 3 köyde, Roma döneminden günümüze kalan anıt mezarlar görülebilmektedir.

Bu mezarların, Roma döneminde, bölgede yaşayan zengin, asil ve yönetici sınıfa ait Romalılar için yaptırıldığı düşünülmektedir.

Her 3 mezarında birbirine yakın olmasının anlamı ise: bölgeden geçen ve Fırat nehrine paralel olarak uzanan, çok önemli iki yolun (doğu-batı ve kuzey-güney) kavşağında bulunmasındandır.

Bu tür Roma mezar yapılarında, genellikle: altta bir mezar odası, üzerinde açık sütun-kemer veya payeli bir bölüm ve onun üzerinde, üçüncü bölüm olarak, piramidal bir çatı bulunmaktadır.

Araban Hisar Anıt Mezarı

Hisar Anıt Mezarı

İlçe merkezine bağlı, Hisar köyündedir.

Günümüze kadar sağlam olarak gelmesi büyük şanstır.

Mezar yapısı: kesme taştan, bir platform üzerine yapılmıştır.

Yüksek kare kaide üzerine oturan 4 x 4 metre ölçülerinde, dört köşeli, korint başlıklı paye sütunlardan meydana gelen gövde ve bunun üstündeki piramidal çatıdan oluşmaktadır. 

Bu piramidal çatının üzerinde ise, kare kesitli ve korint tipinde bir sütun başlığı bulunur. Ayrıca bu başlık üzerinde de günümüzde mevcut olmayan, bir heykelin bulunduğu düşünülür. 

Yapının yüksekliği: 10 metredir.

Süsleme açısından sadedir.

Kim için, ne zaman yaptırıldığı bilinmemektedir.

Ancak, muhtemelen MS. 2’nci yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir.

 

Araban Elif Anıt mezarı

Elif Anıt Mezarı

İlçe merkezine bağlı Elif köyündedir.

Elif köyü, antik Sugga kenti olup, Roma dönemi yol güzergahlarını gösteren antik haritadaki bilgilere göre, Dolikhe (Dülük)- Samasota (Samsat) ile Zeugma-Samasota yollarının kesişim noktası civarındadır. 

Elif Anıt Mezarı da tıpkı Hisar’daki gibi, kesme taştan inşa edilmiş olup, yüksek bir kaide üzerine oturan, gövde ve gövde üzerini örten tonozlu bir örtü sisteminden oluşmaktadır. 

Anıt mezarın doğu, batı ve güney cepheleri kemerli, kuzey cephesi ise duvar örülerek kapatılmış, alt orta kısmında ise dikdörtgen bir kapı açıklığı bırakılmıştır. 

Anıt Mezarın gövdesini oluşturan dört hantal paye sütun yerini burada korint başlıklı sütunların üzerine oturan kemerlere bırakmıştır. 

Böylece yapı estetik bir görünüm kazanmıştır. 

Elif Anıt Mezarının örtü sistemi hakkında kesin bir şey söylenemez, ancak kalıntılardan tonoz olduğu tahmin edilir. 

Yapılış tarihi ve yaptıran hakkında bilgi bulunmamakla beraber, muhtemelen MS.2’nci yüzyıl sonu ile 3’ncü yüzyıl başlarında yaptırıldığı düşünülmektedir.

Araban Hasanoğlan Anıt Mezarı

Hasanoğlu Anıt Mezarı

İlçe merkezine bağlı Hasanoğlu köyünde bulunmaktadır.

Kare planlı bir kaide üzerinde, kesme taştan yapılmıştır.

Diğerlerine nazaran daha itinalı ve estetik yapılmıştır.

Ancak, kuzey ve güney duvarlarının bütünü ve kaidenin ise, yarıya yakın bölümü yıkılarak günümüze ulaşmamıştır.

Yapılış tarihi hakkında, kesin bilgiler olmamakla birlikte, muhtemelen MS.2’nci yüzyıl sonu ile 3’ncü yüzyıl başında yapıldığı düşünülmektedir.

Araban Kırık Köprü-Septimus Severus Köprüsü

KIRIK KÖPRÜ-SEPTİMUS SEVERUS KÖPRÜSÜ

Gümüşpınar köyü sırtlarında, Karasu ırmağı üzerindedir.

Roma döneminden kaldığı düşünülmektedir.

Zeugma şehrinin kuzeyinde, Fırat yolunun üzerindeki Antik Roma yolunun bitiminde bulunan köprünün, büyük olasılıkla: Scythica Lejyonu tarafından inşa edildiği sanılıyor.

Adını ise, MS.192-211 yılları arasında yaşamış, Roma İmparatoru Septimus Severus’tan almaktadır.

Bölge halkı tarafından, Kırık köprü olarak bilinen köprünün, günümüze yalnızca 4 gözü yıkılmış ve 1 gözü gelmiştir.

Araban Kırık Köprü-Septimus Severus Köprüsü

Tek gözü sağlam olarak günümüze ulaşmış olsa da, büyük olasılıkla bir süre sonra, o göz de yıkılacaktır.

Evet, köprünün uzunluğu: 120 metre, yüksekliği 30 metre ve genişliği 7 metredir.

Köprü üzerinde: İmparator Septimus Severus, karısı J. Donma ve oğulları Caracalla ve Getta adına dikilmiş sütunlar bulunmaktadır.

Oğullardan Caracalla imparator olunca: kardeşi Gatta’yı öldürtür ve onun adına dikilen sütunu da ortadan kaldırtır.

 

Araban Mozaikli Bazilika

ARABAN MOZAİKLİ BAZİLİKA:

İlçe merkezine bağlı Elif Mahallesi yakınlarındaki Mozaikli Bazilika, erken Hıristiyanlık dönemine ait izler taşır. 

2014 yılında keşfedilen bazilikada, erken Hıristiyanlık dönemine ait ve mozaikleri oldukça iyi korunmuştur. 

Anadolu’daki renkli mozaikli bazilikalar arasında önemli bir konuma sahip, mozaikler geometrik desenler ve figürler barındırıyor. 

Üç katlı ve yaklaşık 8-10 metre yüksekliği sahip mozaikler, dönemin zenginliğini ve kültürel etkileşimini yansıtıyor.  

 

 

 

Gaziantep şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazıma ulaşmak için.

 

Gaziantep Karkamış

karkamış harabeleri.1
Gaziantep Karkamış


Evet: Kadeş Savaşının ve tarihin ilk yazılı antlaşması olan Kadeş Antlaşmasının yapıldığı yer olan Kargamış, günümüzde gezme şansınız yok. Ama: yakın gelecekte, buradaki mayınların temizlenmesi çalışmaları sürdürülüyor, yakın gelecekte turizme açılınca, buraya mutlaka çok yoğun bir turizm potansiyeli akacak.

Çünkü: gerçekten geçmiş incelendiğinde, burada muhteşem büyük bir medeniyetin, daha doğrusu medeniyetlerin izlerini görmek mümkün.

ULAŞIM

Gaziantep Karkamış: Karkamış ilçesi, Gaziantep’in güneydoğusunda, il merkezine 75 km uzaklıktadır.

İLÇENİN ADI

Gaziantep Karkamış: Söylentilere göre: Karkamış adı, Sümerlerin ünlü kralı Gılgamıştan gelir. Sözcük ve yapı olarak: Karkamış ve Gılgamış birbirine yakın iki ad. Bilindiği üzere, bu destan, baştan sona kadar, Gılgamış’ın yaşam mücadelesi, maceraları ve seyahatlerini konu almaktadır.

TARİHİ

Gaziantep Karkamış: Karkamış’ın iki yüzü vardır. Birincisi: tarihin derinliklerinde yer almış, uygarlıklara, savaşlara ve saldırılara sahne olmuş, belgeleri ve izleri ile tarihe ışık tutmuş eski Karkamış. Diğeri, onun devamı olan ve eskinin mirasına sahip, şimdiki yani günümüzdeki Karkamış.

Eski Karkamış; Fırat nehrinin akış yönüne göre, nehrin hemen sağında kurulmuş. Daha sonra belirlenen Türkiye-Suriye sınırının, Fırat ile kesiştiği üçgenin köşesinde. Artık mayınlanmış o saha içerisinde, maziyi andıran bir tümsek yığını gibi, dünden bugüne, çağlar ötesinden günümüze ışık tutuyor. Birçok uygarlığın izleri ve kalıntılarını bağrında saklıyor. Eski kent; yıkıla-yapıla, sonuçta bir tümsek görünümü almış. Ne sarayları kalmış ayakta, ne surları. Tarihi değerleri yağmalanmış, heykel ve sanat değeri olan eserler tahrip edilmiş durumda. Kabartma resimli duvarları, yerli bir edilmiş ve ne savaş arabalarını çeken azgın atları, ne aslanları ve ne de kuvvetin simgesi boğaları kalmış artık. Eski kent, ölgün bir harabe.

Çivi yazısı belgelerden: Karkamış şehrinin adına, ilk defa Mari arşivi belgelerinde rastlanır. Hamurabi devrinde, Karkamış’ın Mari’ye tabi bir şehir olduğu anlaşılır. Takip eden tarihi süreçte; Hamurabi sülalesine, Hitit kralı 1. Murşil tarafından son verilir. 1. Murşil; Babil’e giderken; Halep ve Karkamış’ı ele geçirir. Hitit krallığının zayıflaması üzerine; Mısır firavunları; bölgeyi ele geçirir ve Kargamış, uzun süre, Mısırlıların egemenliğinde kalır. Ancak: Hitit kralı 2.Murşil zamanında, Karkamış yine Hititlilerin egemenliğine girer.

Karkamış’ın en önemli ve en çok bilinen devri: Geç Hitit devridir. MÖ.1200 yıllarında, Frig’ler; Anadolu’da kasırga gibi her yeri yakıp-yıkarlar. Bunlardan kaçan Hititler; Güney ve Güneydoğu Anadolu’da, yeni krallıklar kurarlar. Karkamış’ta: Milit krallığı kurulur. Bu devirde: şehrin çevresi, surlarla çevrilir. Ayrıca: bir iç kale vardır. Şehir gelişmiş, komşu şehir ve krallıklarla ticari ve siyasi ilişkiler kurulmuştur.

Evet: 300 yıl, Geç Hitit krallığının merkezi olan şehir; MÖ.109 yıllarında komşuları Asurlular tarafından işgal edilir. Karkamış; artık bir Asur eyaletidir. Takip eden tarihi süreçte: önce Babilliler ve daha sonra Persler görülür. Takip eden tarihi süreçte: Roma, Bizans ve Araplar görülür.

Osmanlı devletini kuracak olan “Kayılar”, Anadolu’ya Karkamış’a yakın bir noktadan Fırat’ı geçerek ulaşırlar. Geçiş sırasında, suda boğulan boy beyi Süleyman Şah’ın mezarının bulunduğu “Caber Kalesi”nin Karkamış’a uzaklığı: 30 km. dir.

Karkamış; eski kenti, ilk olarak, 1876 yılında, İngiliz Hogatrh tarafından bulunmuş. Takip eden tarihi süreçte; İngilizler, yaptıkları korsan kazılar ile, birçok değerli eseri çalarak ülkelerine götürmüşler.

Karkamış Tren Garı

KARKAMIŞ TREN GARI:

Osmanlı döneminden kalma, taş işçiliği dikkat çeken ve hala kullanılan bu gar, görülmeye değerdir.

Klasik Alman mimarisi etkilerini taşıyan, kesme taşlardan yapılmış, 2 katlı istasyon binası, bölgenin sembollerinden biridir.

1900’lü yılların başında inşa edilmiştir.

Garın hemen yakınında, antik kent girişleri ve meşhur Karkamış Köprüsü (tren köprüsü) vardır.

Karkamış Köprüsü

KARKAMIŞ KÖPRÜSÜ.

Bölgenin en ikonik ve stratejik yapılarından biridir.

Bağdat demiryolu projesinin bir parçası olarak Alman mühendisler tarafından inşa edilmiştir.

Çelik kafes yapısı ve taş ayaklarıyla Fırat Nehri üzerinde görkemli bir duruş sergiler.

Suriye sınırına çok yakın bir noktada bulunan köprü, Türkiye ile Suriye arasındaki demiryolu bağlantısını sağlar.

Karkamış Barajı

FIRAT NEHRİ VE KARKAMIŞ BARAJI:

Antik kentin hemen yanında akan Fırat Nehri, muhteşem bir manzara yaratmaktadır.

Baraj hem enerji üretimi hem de nehir akışının düzenlenmesi amacıyla yapılmıştır. Türkiye nin Fırat nehri üzerindeki son barajıdır. Baraj gölü çevresinde sulak alanlar, özellikle kış aylarında birçok göçmen kuş türüne ev sahipliği yapar.

 

Karkamış Harabeleri

KARKAMIŞ HARABELERİ

Karkamış ilçesi yakınlarında, Fırat’ın batı kıyısında, Türkiye-Suriye sınır hattı üzerindedir. İlçe merkezine 1 km. uzaklıktadır. Antik kentin bir kısmı Suriye topraklarında bulunmaktadır. Yakın doğu arkeolojisinin en önemli yerleşimlerinden biridir.
Kent: MÖ.2 bin yılda, Anadolu’dan Mezopotamya’ya ve Mısır’a uzanan yolların, önemli kavşak noktasında kurulmuştu.

 

Tarihi geçmişi:

Karkamış krallarından söz eden ilk belge: MÖ.1700 yıllarında ortaya çıkar. MÖ.1650 yıllarında, Hitit kralı Hattuşili I.; Karkamış ve çevresindeki kentleri alarak, kuzey Suriye yolunun güvenliğini sağlar. Tarihi süreç içinde, kent daha sonraları: Mitannilerin egemenliği altına girer. Ancak: Şuppiluliuma I. döneminde, yeniden Hititlere bağlanır.

Hitit imparatorluğunun yıkılmasından sonra, kent, Geç Hitit krallığından birinin merkezi olur. Kent: MÖ.717 yılında, Asur kralı II. Sargon tarafından, yakılıp-yıkılır ve Asur topraklarına katılır.

Kentin Planı: 

Karkamış: Dış kent, iç kent ve kale olmak üzere, üç bölümden oluşur. Dikdörtgen planlıdır. Yönetsel ve dinsel işlevli yapılar, kentin çekirdeğini oluşturur. Yapılar: Hitit-Asur üslubunda kabartmalarla kaplı, siyah bazalt ve beyaz kireç taşı ortostatlarla süslüdür. Bulunan kabartmaların çokluğu: Geç Hitit dönemine tarihlenir.

Karkamış Harabeleri
GEÇ HİTİT SARAY ALANI VE DEV KORUMA ÇATISI:

Alanın en dikkat çekici noktası, Geç Hitit dönemine ait Saray Alanıdır.

Saray iç kale (Akropol) ile Aşağı Şehir arasındaki bağlantı noktasında, Fırat nehrine hakim bir tepede kurulmuştur.

MÖ 9 ncu yüzyıla kadar uzanan Geç Hitit döneminin en önemli yönetim merkezlerinden biridir.

Bu saray, Hitit İmparatorluğunun yıkılmasından sonra, bölgede Hitit geleneklerini sürdüren “Karkamış Krallığı” nın ihtişamını yansıtır.

O dönemde Yakın Doğu mimarisinde çok popüler olan “Bit-Hilani” tarzında inşa edilmiştir. Ön cephesinde genellikle iki veya üç büyük sütun bulunan, görkemli bir giriş bulunur.

Girişten sonra büyük, dikdörtgen bir taht odasına geçilir.

Genellikle 2 katlıdır, alt kat yönetim ve resmi kabuller, üst kat ise kraliyet ailesinin özel yaşam alanı olarak kullanılırdı.

 

Ostostatlar (Kabartma Taş Bloklar)

Sarayı diğerlerinden ayıran en büyük özellik, duvarların alt kısımlarını süsleyen Ostostat denilen kabartmalı taş bloklardır.

Bu kabartmalar: Tanrıça Kupapa ve onun adına yapılan tören alayındaki: askerlerin, rahiplerin, çeşitli hayvanları taşıyan kişilerin, uzun ve düz kılıçlarla silahlanmış prenslerin, savaş arabalarının, karışık yaratıkların, koruyucu hayvanların yer aldığı tören alanı betimlemeleriyle, MÖ. 1000 yıl başlarındaki yaşam biçimine, giysilerine ve kültürlerine ışık tutmaktadır.

Kabartmaların üzerinde genellikle Luvice (Anadolu Hiyeroglifi) yazılmış ve kralların başarılarını anlatan yazıtlar yer alır.

Kargamış kabartmalarının büyük çoğunluğu, bugün Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir.

Bu sarayda hüküm sürmüş en önemli 3 kral şunlardır:

1 Kral: Katuwa

MÖ 900 civarında hüküm sürmüştür. Şehri gerçek bir sanat merkezine dönüştürmüştür. Saray alanındaki meşhur “Süreç Yolu” ve Fırtına Tanrısı Tarhunza adına yapılan tapınağın büyük kısmını o inşa ettirmiştir.

Yazıtlarda kendisinden “Karkamış’ın Ülke Beyi” olarak bahsedilir. Döneminde bölgedeki diğer şehir devletleri üzerinde büyük bir otorite kurmuştur.

Bugün Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenen en ünlü kabartmaların çoğu, onun döneminde yapılmıştır.

 

2 Kral: Sangara (MÖ 870-848)

Karkamış’ın hem çok zengin hem de büyük bir tehditle (Asur İmparatorluğu) karşı karşıya kaldığı bir dönemdir.

Asur kayıtlarında Sangara nın adı sık geçer. Asur Kralı III Salmanasar’a o kadar büyük miktarda altın, gümüş ve fildişi haraç vermiştir ki, bu durum Karkamış sarayının ne  kadar devasa bir hazineye sahip olduğunu kanıtlar. Savaşmak yerine zenginliğini kullanarak şehrini istiladan korumaya çalışmıştır.

 

 

3 Kral.Yariri: (MÖ 790 civarı)

Karkamış’ın en entelektüel ve vizyoner kralıdır. Yazıtlarında 8 farklı dil ve 4 farklı yazı bildiğini belirtmiştir. Bu, Karkamış’ın o dönemde ne kadar kozmopolit ve ticari bir merkez olduğunu gösterir. Saray duvarlarında, kraliyet çocuklarının (Kral Karmani ve kardeşleri) eğitim gördüğünü, aşık kemikleriyle oynadığını gösteren çok insani nadir kabartmalar onun dönemine aittir. Aslında, tahtın gerçek varisi Kamani küçük olduğu için ona naiplik yapmıştır. Ancak şehri bir altın çağ gibi yönetmiştir.

 

Bu kralların yönetim dönemlerinde saraydaki diğer ayrıntılar:

Bu kralların saraylarında sadece protokol yoktu. Arkeolojik kazılarda saray mutfaklarında özel mühürlü kaplar, lüks şarap küpleri ve Mezopotamya’dan ithal edilmiş egzotik eşyalar bulunmuştur. Yani bu krallar, Fırat manzarasına karşı oldukça lüks ve entelektüel bir hayat sürüyordu.

 

ANTİK YOLLAR VE MEYDANLAR:

Karkamış, Türkiye de Hitit döneminden kalma antik döşeme taş yollarda yürünebilecek nadir yollardan biridir.

İç kent ve Dış Kent: Savunma duvarları ve kapı girişleri var.

Tapınak Kalıntıları: Fırat nehri manzarasına karşı yükselen dini yapıların temelleri görülebilir.

Hilani Tepi Evler: Dönemin karakteristik sivil mimari örneklerini görebilirsiniz.

 

Süreç Yolu-Tören Yolu:

Bu yol, antik çağda dini bayramlarda ve kraliyet törenlerinde, tanrı heykellerinin ve orduların geçtiği ana güzergahtı. Yolun her iki yanında, bazalt taşlar üzerine işlenmiş muazzam kabartmalar (ortostatlar) bulunur. Bu kabartmalar genellikle koyu renkli bazalt ve açık renkli kireçtaşının ardışık kullanılmasıyla oluşturulmuş, görsel bir ritim yakalanmıştır.

Yolun duvarlarında: mızraklı askerler, kalkan taşıyan savaşçılar ve tanrılara sunu yapan rahipler gibi figürler çok net bir şekilde görülmektedir.

Antik dönemde şehre gelen elçiler veya misafirler, bu yoldan geçerek kralın ve ordusunun gücüne tanıklık ederlerdi.

Bu yolun büyük kısmı Kral Katuwa döneminde bugünkü ihtişamına kavuşmuştur.

Bugün arkeoparkı ziyaret ettiğinizde, binlerce yıl önce Hitit krallarının ve askerlerinin yürüdüğü orijinal taş döşemeler üzerinde yürüyebilirsiniz.

Yolun sonunda, Fırtına Tanrısı Tarhunza nın tapınağı ve saray girişi vardır.

Bu rota, antik kentin kalbine giden en etkili yoldur.

 

FIRTINA TANRISI TARHUNZA TAPINAĞI:

Antik kentin en yüksek noktalarından birinde, saray kompleksiyle bağlantılı bir konumdadır. Hititlerin baş tanrısı olan Tarhunza ya adanmıştır. Tapınağın girişinde devasa bazalt taşlar ve dini ritüelleri betimleyen kabartmalar vardır.

Özellikle kurban sunma sahneleri ve rahiplerin tasvirler bu alanda çokça görülür.

Kalıntılarda tapınağın iç bölümleri, sunak yerleri ve tanrı heykelinin muhtemelen yerleştirildiği kutsal oda (Cella) temelleri seçilebilmektedir.

Tapınak alanı, Fırat Nehrine hakim bir konumda olduğu için hem stratejik hem de ruhani bir atmosfere sahiptir.

 

KALINTILARDA GEZİ:

1911-1914 yıllarında İngilizler tarafından yapılan kazılarda bulunan, ancak eksik olan bazı Hitit kabartmalarının parçaları, 2011 yılında yapılan Türk-İtalyan kazılarında bulunmuştur.

Karkamış Antik Kenti, sınır hattında olduğu ve kazı çalışmaları devam ettiği için zaman zaman güvenlik gerekçesiyle kısıtlamalara tabi tutulmaktadır.

Ancak genel olarak Arkeopark ziyarete açıktır. Ancak burayı ziyaret etmek isterseniz, gitmeden önce mutlaka Karkamış Kaymakamlığından ziyarete açık olup olmadığını öğreniniz.

 

 

 

Gaziantep tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazıma ulaşmak için.

 

 

Gaziantep İslahiye

islahiye.genel.1
Gaziantep İslahiye


Nurdağı-Hassa arasındadır. Adana-Gaziantep kara yolu üzerinde, Nurdağı’nın bulunduğu yerde: yaklaşık 15 km. güneye dönerek ilerlemek gerekiyor.
İslahiye-Gaziantep arası uzaklık: 90 km. İslahiye-Kahramanmaraş arası uzaklık: 70 km. İslahiye-Osmaniye arası uzaklık: 70 km., İslahiye-Kilis arası uzaklık: 85 km. İslahiye-Hatay arası uzaklık: 107 km.

islahiye.genel.2
Gaziantep İslahiye

GENEL

İslahiye: Hatay-Kahramanmaraş fay hattı üzerindedir ve birinci derece deprem kuşağı üzerinde bulunmaktadır. İlçenin deniz seviyesinden yüksekliği: 518 metredir.

Yaz sıcaklıklarının arttığı dönemlerde: Nur dağları üzerinde bulunan: Huzur, Karagöz ve Koçağız yaylaları: dinlenme yerleridir. Bu yaylalardan, özellikle: Huzur Yaylası, yaklaşık 1800 metre yüksekliktedir. Çoğu zaman, yazın da yağış alır. Bu nedenle: fındık, ıhlamur gibi nemcil ağaçlar görülür. Önemli bir yayla turizmi potansiyeline sahiptir.

İlçe, yayla turizmi yönünden zengin olup, Turizm Bakanlığınca onanmış olan yaylaların başında: Amanosların uzantısı olan: Huzurlu ve Karagöz yaylaları gelmektedir.

Yine: Amanos Dağları üzerinde, eski Gaziantep-Adana karayolu üzerindeki Alman pınarı, Türkbahçe ve Hanağzı köylerinin batısında; Gözlen Geç Yaylası, Çerçili, Kabaklar Köylerinin batısında ve yine Amanos Dağlarındaki: Meydan Yaylası, Koçağız köyünde bulunan tortusuz ve kaliteli fenk suyunun kaynağı ve çevresi var. Özellikle yaz aylarında yaylalar çevre il ve ilçelerden gelenlerce dolup taşmaktadır.

TARİHİ

İslahiye, tarihin eski devirlerinden bu yana birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Çünkü: Suriye-Anadolu geçiş güzergahı üzerinde bulunmaktadır. Yapılan kazılar sonucu: Hititlere ait Sakça gözü ve Zincirlide bulunan eserler; buranın merkezi şehirlerden olduğunu göstermektedir.

Hititler zamanında: heykel ve abide atölyelerinin kalıntıları, günümüzdeki Yesemek Köyü yakınlarında bulunmaktaydı.

Ayrıca: İlçenin muhtelif yerlerinde;60’dan fazla höyük ile bu höyüklerde Hititlere ait eşya kalıntıları bulunmuştur. Roma imparatorluğu döneminde: İslahiye geçidini elinde tutmak için, Romalıların bu bölgede birçok şehir kurdukları görülür. Bizans dönemi şehirlerinden, Cıncıklı harabelerindeki mozaikler, günümüze kadar gelmiştir.

Bu şehir içinde: demir ve maden curuflarının bulunması, çevrede maden sanayinin de gelişmiş olduğunu gösterir.

İslam orduları: Hatay’ı ele geçirince, İslahiye, uzun süre, Bizans ve İslam orduları arasında sınır bölgesi olarak kalır. Güvenliği sağlamak için birçok kale kurulur. 750 yılından itibaren, bölgede Abbasilerin egemenliği görülür. Avasim adıyla bilinen sınır bölgesi oluşturulur.

Yavuz Sultan Selim, Mısır seferine çıktığı zaman, Mısırlılarla ilk teması, İslahiye yakınlarındaki Güvercin Geçidi ve Şahmaran denilen bölgede olmuştur. Mercidabık Savaşından sonra ise, İslahiye, Osmanlı toprakları içine katılır.

Birinci Dünya Savaşı sonunda, İslahiye, Fransızlar tarafından işgal edilir. Ancak; İslahiyelilerin yaptıkları kurtuluş mücadelesi sonucu, ağır yenilgi alan Fransızlar, 13 Kasım 1920 tarihinde, bölgeyi terk etmek zorunda kalırlar.

GEZİLECEK YERLER

yesemek.1
Gaziantep İslahiye Yesemek

YESEMEK

İslahiye ilçesinin güneydoğusundaki yamacın üzerindedir. Açık hava müzesidir. Bu yamaç: Karatepe Sırtı adı ile tanınır. Kurt Dağının güney uzantısını teşkil eder.

Açık hava müzenin İslahiye ilçesine uzaklığı; 23 km. ve Gaziantep’e uzaklığı ise, 113 km. olup, yolu asfalttır.

Evet: arazi; menekşemsi gri renkte, dolarit diye de tanımlanan bazalt taşlardan oluşmaktadır. Bazalt taşlar: gayet sert ve çok ince gözenekli olup, son derece kalitelidir.

Yesemek: ilk defa, 1890 yılında, Zincirli’de kazı yapan, Felix Von Luschan tarafından bulunur. Buradaki sistemli araştırma ve kazı çalışmaları ise; 1958-1961 yılları arasında yapılır ve 200’e yakın heykel taslağı çıkarılır.

Geçtiğimiz yıllarda yapılan kazı çalışmalarında ise; 300 adet yontu ve heykel taslağına ulaşılmış ve bu alan, gerekli düzenlemeler yapılarak, Açık Hava Müzesi haline getirilmiştir.

Yapılan araştırmalarda: atölyenin, bölgenin Hitit hakimiyetine girdiği, İmparator Suppiluma I. zamanında, yani MÖ.1375-1335 yılları arasında işletmeye açıldığı anlaşılmıştır. Bu dönemde atölyede: bölgenin yerli halkı, Hurlar çalıştırılmıştır. Hitit İmparatorluğu yıkılmaya yüz tutunca: bölgede kurulan krallıklardan biri olan Sam’al krallığı, MÖ.9’ncu yüzyılda, Yesemek’in de içinde bulunduğu bu bölgede egemenlik kurmuştur.

yesemek.2
Gaziantep İslahiye Yesemek

 

Böylece: atölye, yeniden faaliyete geçmiştir. Bu devrede yapılan heykellerde: bölgenin siyasi durumu nedeniyle, Asur, Hitit ve Suriye unsurları görülür. Daha sonra, bu bölgeye gelen Aramiler de heykellerde kendi izlerini bırakırlar. Birçok devletin çeşitli izlerini taşıyan bölge, sanatsal açıdan daha önemli bir konuma gelir.

Sam’al krallığı; MÖ.8 nci yüzyılın sonunda, Asurlular tarafından yıkılınca, bölge Asur egemenliğine girer. Bu dönemden sonra: taş ocağı heykel atölyesi işlerliğini kaybeder ve çalışan halk, buraya terk eder. İşte, o zamandan sonra, 1890 yılına kadar, Yesemek susar ve bekler.

Yaklaşık: 100 bin metre kare alanı kaplayan Yesemek Taş Ocağı ve Heykel Atölyesinin: nasıl işletildiği, bu çalışmalarda hangi teknik ve malzemelerin kullanıldığı, yerinde örnekleri ile adım adım görebilirsiniz. Taş bloklar çıkartılmadan önce, bazalt sivrilerinin yüzeyleri: balyoz, çekiç ve taşçı kalemi ile düzeltilir.

Bu aşamadan sonra; taşın kenarı, daha sonra da orta kısımları düzeltilir. Kesilmek istenen blokun; kenarına oyuklar açılır ve bu oyuklara kuru ağaç sıkıştırılır. Kuru ağaçlar ıslatılınca genişler ve oluşan basınçla çatlaklar meydana gelir. (Ben bu yöntemin, Mısırlılar tarafından da kullanıldığını okumuştum. Mısırlılar; taş ocaklarından, çok büyük kireçtaşı bloklarını, bu yöntemler ile çıkarıyorlarmış.)

yesemek.3
Gaziantep İslahiye Yesemek

 

Evet, devam ediyorum. Bu çatlaklar, balyoz kamalarla genişletiliyor ve kaya ana kütleden ayrılıyormuş. Taş ocağında hazırlanmış bu blok: dağın yanındaki heykel atölyesine getiriliyor ve burada şekiller, şablonlar ile bloklar üzerine çiziliyormuş. İlk aşamada: bu şeklin konturları, kabaca belirlenmekte, daha sonra bazı detaylar işlenerek yer yer perdahlanmaktadır.

Üçüncü aşama olarak: detayların daha özenli işlendiği ve daha ince perdahlanarak düzeltildiği görülür. Eserin en son rötuşlarının ise, kullanıldığı mimari yapı içinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Bütün evrelere ait yontu taslaklarını, günümüzde Açık Hava Müzesinde yerinde görebileceksiniz.

Yesemek Açık Hava Müzesinde; 300’ün üzerinde yontu taslağı var. Bunlar: sfenksler, aslanlar, dağ tanrıları, savaş arabaları, karışık yaratıklar ve çeşitli mimari parçalardan oluşan zengin bir koleksiyon.

Sonuç olarak: büyük bir organizasyon ile işletildiği anlaşılan Yesemek Taş Ocağı ve Heykel Atölyesi: taşların ocaktan kesilmesi, yontu taslaklarının hazırlanması ve tamamlanmasına kadar ki evrelerin, teker teker ve örnekleriyle görülebileceği; dünyada eşi benzeri olmayan bir heykel okulu niteliğinde.

O dönemde, bu büyüklükte bir sahayı kaplayan atölyeye ve atölyede meslek icra eden heykeltıraş sayısına; günümüzde meydana gelen teknolojik ve sanatsal gelişmeye rağmen, ulaşmak mümkün olmamıştır. Bu da, o dönemde burada yaşayan insan topluluklarının sanata verdiği önemin büyüklüğünü göstermektedir.

1989-1990-1991 yılları arasında toprak altından çıkarılan heykeller ile, 300’ün üzerinde yontu ve heykel taslağına ulaşılmış olur. Sfenksler, kapı aslanları, oturan aslanlar, kanatlı aslanlar, Amanos Dağlarını temsil eden Dağ Tanrısı kabartmaları, savaş sahnesi kabartmaları ve mimari parçalar, kendi doğal ortamlarında sergilenmektedir.

Sergilenen eserlerin: yüzde yüze yakınını, kapı aslanları oluşturmaktadır. Aslan heykelleri: özellikle sur kapılarına, karşılıklı ikişer tane konuluyordu. Kükreyen ve hırlayan bu aslan betimlerinin, kenti koruyucu ve düşmanlarını korkutucu güçleri olduğuna inanılıyordu. Bu heykellerin; kentlerin hakimlerinin güç sembolleri gibi kullanıldığı da düşünülebilir.

Evet: 2’nci sırada: 29 örnekle Dağ Tanrısı (külahlı ve kolları göğüs üzerine kavuşturulmuş, bir adedi üçlü, diğerleri ikili) figürleri var. Dağ tanrıları: Huri-Mitanni kökenli tanrılar olarak, Hitit Tanrılar ailesindendir. Hitit imparatorluk dönemi dağ tanrılarının; Orta Anadolu’daki kimi dağların adlarını taşıdıkları bilinmektedir.

yesemek.4
Gaziantep İslahiye Yesemek

Yesemek’te: dağ tanrılarının çok sayıda, ortostat üzerinde betimlenmesi, bölge Huri-Mitanni ülkesi içinde olduğu için çok doğaldır. Hitit imparatorluk dönemindeki uygulamalara paralel olarak, buradaki tanrıların da, önemli dağların (örneğin: Amanos dağlarının) tanrıları olarak, bu dağların adlarını taşıdıkları düşünülmektedir. Dağ tanrılarından üç yada dört tanesin de, Güneş Kursu bulunmaktadır.

Yesemek’de bulunan diğer ilginç bazı taslarlar şunlar

Ayı-İnsan karışımı bir yaratık: Bu eserde: kollarını göğüs önünde kavuşturmuş, yüzü cepheden betimlenmiş bir figür; sola doğru yürür durumda gösterilmiş. Dizlere dek inen bir eteklik giymiş olan figürün gövdesi, insan olmakla birlikte, yüksek kabartma yapılmış olan ve kısmen kırılmış olan yüzün, ayı ya da aslan başı olma olasılığı büyüktür.

Sfenks heykelleri: Sfenks, genellikle insan başlı, aslan gövdeli olarak betimlenen, karışık bir yaratıktır. Efsanevi bir hayvan olup: kökeni eski Mısır’a dayanır. Mısır’da, Sfenksin, aslan postuna bürünmüş firavunu betimlediği düşünülmektedir. Erkek başlı, aslan gövdeli Sfenks: zihinsel ve fizyolojik gücün simgesel birleşimidir. Bu yüzyıldan sonra da, özellikle dişi sfenksler yapılmaya başlanmıştır.

Sfenks; Anadolu sanatını da etkilemiştir. Hitit sanatında; Gaziantep’teki Zincirli ve Sakçagözü, Çorum’daki Alacahöyük, Boğazköy’de kent kapılarının her iki yanında Sfenks heykelleri var. Sfenks heykelleri de, kentlerin sur kapılarında, kapı koruyucusu aslanlar gibi kullanılmıştır.

Bir Savaş Arabası Sahnesi: Kabartmalı bir kaide ile bir sütun altlığı ve çeşitli mimari parçalardan oluşan zengin bir koleksiyondur. Savaş sahnesi kabartması: iki yassı parça üzerinde, büyük olasılıkla bir savaş sahnesi işlenmiştir. Aslında, üç ayrı levha üzerinde betimlenmiş olan sahnenin son parçası kayıptır.

Bir atın çektiği, iki tekerlekli bir savaş arabası ile atın altında, yere düşmüş ve olasılıkla ölmüş bir düşman askerini betimlemektedir. Atın önünde, üç adet hayvan figürü de işlenmiştir. Arabalı savaş sahnesinin bulunamayan sol üst parçasında, arabanın üst bölümü ile arabayı kullanan savaşçıların betimi bulunuyor olmalıydı.

zincirli.1
Gaziantep İslahiye Zincirli (Samalı)

ZİNCİRLİ (SAMAL)

İlçenin, 10 km. doğusunda, Fevzipaşa Bucağına bağlı, Zincirli köyündedir. Burada: eski ismi Samal olan bir krallık kenti ve kalesi bulunmaktadır.

Sam’al kenti: Hitit imparatorluğunun, MÖ.12’nci yüzyıl başlarında yıkılmasından sonra kurulan Geç Hitit krallarından birinin merkezi konumunda olmuştur. Ancak: MÖ.920 yılında, Aramiler’in egemenliği altına girmiştir. Daha sonra ise, MÖ.743 yılında, Asurlular görülür.

Zincirli’de yapılan kazılarda: Samal kentinin sarayları, önemli yapıların yer aldığı akropolisi ve dış surları ortaya çıkarılmıştır. Kentin: ilk kez, MÖ.1300 yıllarında surlarla çevrildiği anlaşılmıştır. Kent alanının merkezinde bulunan yükselti üzerinde; iki yeni saray daha yapılmış ve kentin çevresinde yer alan çember biçimindeki sur; MÖ. 7’nci yüzyılda ikinci bir duvarla takviye edilmiştir.

Kazı çalışmalarında: birçok heykelin yanı sıra, özellikle, kabartmalarla süslü, çok sayıda stel ve ortostat bulunmuştur. Bu eserler: M.9-7’nci yüzyıllar arasındaki Geç Hitit sanatının en güzel örneklerini oluşturmaktadır. Bu kabartmalarda: saray ve din çevreleri üzerine, zengin bilgiler veren çeşitli sahneler canlandırılmıştır.

Masa başında oturan bir kadın, tahtında oturan kral Barrakab ile bir yazıcı, bir savaş arabasına binmiş savaşçılar, elinde mızrakla bir kalkan tutan Savaş Tanrısı, savaşçıların ve çalgıcıların yer aldığı bir geçit töreni, bir ziyafet sahnesi, bir atlı, bir boğa, düşsel hayvanlar, karma yaratıklar.

tilmen höyük.1
Gaziantep İslahiye Tilmen Höyük

TİLMEN HÖYÜK

İlçenin, 5 km. doğusundadır. Karasu çayı kıyısındadır. İlçeden, Yesemek’e giden yolun, yaklaşık 10 km. den sonra, sola doğru, 1 km. lik asfalt bir yoldan ulaşılıyor.

İslahiye ve çevresinde, sayıları 50’yi geçen höyüklerin en büyüklerindendir. Yüksekliği: 21 metredir.

Höyükte yapılan arkeolojik kazılar sonucunda: üzerinde kalın bir moloz tabakası altında bulunan anıtsal yapılar ortaya çıkarılmıştır. Bunlar arasındaki büyük bir yapı: saraya benzetilmektedir.

Ayrıca: buranın tarihinin, MÖ.4000 yılında başladığı ve MÖ.3 bin yılının son döneminde, büyük bir şehir olduğu ortaya çıkarılmıştır. Yani: Tilmen; Halep krallığının yasal krallarından birinin beyliği idi. Zamanında: Anadolu bölgesinin, Hattuşaş’dan sonraki en görkemli şehirlerinden birisi olmuştur.

Höyüğün kuzeydoğusunda: 8 metre yüksekliğinde, 17 basamaklı ve rampayla çıkılan yuvarlak kuleler var. Şehir: iç ve dış kalelerden oluşmuş. Yani: iki surla, koruma altına alınmış. Kalenin surları: büyük ve düzgün kesme taşlardan yapılmış. İnanılmaz büyüklükte ve tonlarca ağırlıktaki taşlarla yükselen surlar; kentin görkemini gözler önüne sermeye yetiyor.

Surlar: birbirine yaslanan masif bloklardan yapılmış. Kentin; asıl giriş kapısı doğuda ve iki yanı kapı aslanlarıyla korunmuş. Bu kapının dışında, biri kuzeybatıda, öteki güneybatıda bulunan iki ufak giriş daha var.

tilmen höyük.2
Gaziantep İslahiye Tilmen Höyük

 

Yapılan kazılar sonucunda, höyükte çok sayıda: araç, gereç, çanak, çömlek, takılar, mühürler, ziynet ve süs eşyaları çıkarılmış. Saray duvarı onarılmış. Ziyaretçilerin: en kestirme yollardan, sur içindeki anıtsal merdivene ve tepedeki saraya giden yollara ulaşması sağlanmış. Höyüğün doğu yamacındaki surun, iri taşlarla örülen bir bölümünü kapatan ağaçlar budanmış, sur rahat görülebilecek bir hale getirilmiş.

Sarayın içindeki yıkıntı; tümüyle kaldırılmış, yapı, büyük ölçüde eski haline getirilmiş. Ayrıca, muhtemel kral ailesinin özel konutu olarak hizmet veren büyük yapı, Tapınak ve Saray mutfaklarının yıkılan duvarları, orijinal taşları yükseltilerek onarılmış.

CINCIKLI ESERLERİ

Boğaziçi Beldesinde, Roma imparatorluğu döneminden kalan eserler olup, burada çeşitli boylarda: cam, seramik ve renkli taşlarla işlenmiş figürler bulunmaktadır. Ancak; burası halen Kültür Bakanlığınca, SİT alanı olarak belirlenmediği için, arkeolojik kazılar yapılmamıştır.

Nurdağı tanıtımı.

Hassa tanıtımı.

Gaziantep tanıtımı.

Kahramanmaraş tanıtımı.

İslahiye tanıtımı.