Diyarbakır Hani

Diyarbakır Hani

Diyarbakır Hani, Diyarbakır arası uzaklık: 64 km. Hani, Dicle arası uzaklık: 32 km. Hani, Lice arası uzaklık: 26 km.

TARİHİ

Eski ismi “Heni” dir. Zazaların eski yerleşim yeri olan Hani, Zazaca’da Çeşme anlamına gelir. İnanç bakımından da Zerdüştlük, Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyetin izleri görülür. Kuruluş tarihi çok eski olan Hani ilçesiyle ilgili ilk bilgiler MÖ 8’nci yüzyılda başlar. Urartu devleti ve Asurlular arasında önemli çatışmalara sahne olduğu bilinmektedir. Daha sonra Nirbi’lerin yerleşim merkezi olan Hani’nin tarihçesi Diyarbakır’ın tarihçesiyle benzerdir. Hani, 1875 yılında Palu’ya bağlı bir bucak iken, daha sonra Lice’ye bağlanmıştır. Hani’de belediye 1878 yılında kurulmuştur.

Diyarbakır Hani

 

GENEL

Dağlık bir yerleşim yeridir. Denizden yükseklik 1200 metredir. Diyarbakır ilçeleri arasında, Silvan’dan sonra nüfus yoğunluğu en fazla olan ilçedir. İlçe merkezi, Dicle nehrine 18 km uzaklıktadır. Yörede karasal iklim hakimdir ve buna bağlı olarak yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve az yağışlı geçer. Yaz aylarında yağış yoktur, çöl iklimini andıran günler yaşanır. Gündüz sıcaklığı gölgede 40-45 dereceye kadar çıkar. Pamuk, tütün ve sebze üretimi yaygındır. Hani, 1’nci derece deprem bölgesindedir. İlçe: Muş-Van bölgesinde meydana gelen depremlerden etkilenmiş, zarar görmüştür.

 

GEZİLECEK YERLER

Diyarbakır Hani Hatuniye Medresesi

 

HATUNİYE MEDRESESİ

İlçe merkezinde Ulu caminin güneybatısında, mahalle içindedir.

Yörede oturanlar tarafından “Hatuniye” ve “Zeynep Hatun” medresesi adlarıyla bilinir. Kitabesi yoktur, o yüzden hangi tarihte ve kim tarafından yapıldığı net bilinmez. Sancar Şahin validesi Zeynep Hanım tarafından, 13’ncü yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir. Selçuklu mimari tarzı görülür. İki yanında kubbeli mekanların bulunduğu, kapalı avlulu medrese planındadır. Medrese dikdörtgen planlı olup, giriş kapısının karşısında yuvarlak kemerli bir eyvan vardır. Avlunun iki tarafı, kalın payeler üzerine oturtulmuş yuvarlak kemerli bir revakla çevrelenmiştir. Bu revakların arkasında medrese hücreleri bulunur. Bu hücrelerin üzeri kubbelerle örtülmüştür. Yöresel beyaz taştan, muntazam taş işçiliği dikkat çeker. Giriş kapısı sivri kemerlidir. Çevresi geometrik ve bitkisel bir bezeme ile çevrelenmiştir. Sivri kemerin köşelerinde üçgen dolgulara yer verilmiştir. Bunların içerisinde kabartma bitkisel motiflerle dekore edilmiştir.

Diyarbakır Hani Hatuniye Medresesi

 

Günümüz

Yapı 1977 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından temizlenerek bugünkü haliyle ortaya çıkarılmıştır. Genel olarak yapı günümüze oldukça harap bir durumda gelmiştir. Yapının en iyi durumda olan bölümleri güney ve kuzeyidir. Güney kanatta ana eyvanla iki yanındaki hacimlerin duvar yükseklikleri 2.10 ve 4.62 metre arasındadır. Diğer bölümlerinde ise yaklaşık 1.92 ile 4 metre arasında değişmektedir. Yanının en çok tahrip olmuş bölümü, portalin de bulunduğu doğu kanattır. Doğu cephede, eksenin kuzeyindeki portalin sadece iki yan duvarı, 4.40 metre yüksekliğe kadar ayakta kalarak günümüz ulaşmıştır. Portalin iç ve dış kaplamaları tümüyle dökülmüş, giriş eyvanı da büyük ölçüde tahrip olmuştur. 1940 yılında yapının kesme taşlarından bir kısmı sökülerek ilkokul inşaatında kullanılmıştır. Ayrıca, üst yapı, batı kanattaki iki hacim ve kuzeybatıdaki mekan dışında, büyük ölçüde yıkıktır. Kuzeybatı mekanın tonozunda çatlaklar ve göçükler görülür. Avlu zemini de toprak ve molozla dolmuş, yaklaşık yarım metre yükselmiştir. Medrese, güney cephesiyle iç avlunun güney ve kuzeyinde bulunan hacimler dışında, oldukça harap bir durumdadır.

Diyarbakır Hani Hatuniye Medresesi

Sadece: mihrap duvarı, bunun yanındaki iki kubbeli mekan ve eyvan duvarları günümüze ulaşmıştır. Mihrap nişi, dıştan geometrik geçmeli bir bordür, düz bir silme ve üç sıra mukarnaslı bir şeritle kuşatılmıştır. Kemer başlangıcı üstünde iki ayet şeridi, üstte ortada enine dikdörtgen bir pano ve iki yanında silmeli iki sivri kemer bulunur. Ayrıca mihrap nişinde de örgü motifli taş bezemeler dikkat çeker. Bunları geometrik bezemeler ve mukarnaslar tamamlar. Yani, mükemmel bir taş işçiliği ve hat sanatı görülür.

Diyarbakır Hani Ulu Cami

 

ULU CAMİ

İlçe merkezinde Dereli mahallesinde Ayn-ı Kebir su kaynağının kenarındadır.

Kitabesi yoktur, bu yüzden ne zaman ve kim tarafından yapıldığı bilinmez. Muhtemelen: 15’nci yüzyılda yapılan bir Selçuklu eseridir. Üzerindeki yazıttan: 1657 ve 1682 yıllarında onarım yapıldığı anlaşılır. Kızıl kilise olarak da bilinir. Caminin batı cephesinde bulunan taç kapıdan, günümüzde avlu olarak kullanılan bir mekana girilir. Ortada iki dikdörtgen paye, yanlarda duvarlara kemer gözü, avluyu ikiye böler. Kuzeydeki bölmenin üstü açıktır. Güney bölmenin üstü ise düz beton bir çatı ile örtülü olup, silindirik sütunlar üzerine oturan üç kemer gözü ile cepheye açılır. Kırık kemerlerin güneye bakan yüzleri, bir dizi silme ile belirgin bir hale getirilmiştir. Avlunun güneybatı köşesinde ilki batı, ikincisi kuzey duvarına yerleştirilmiş kapılar vardır. Bu kapılar cami hariminin iki ayrı bölümüne açılır. Batıdaki kapıda üç adet yıldız şekilli gülbezek ve bir onarım kitabesi vardır. Yapı, dikdörtgen planlıdır ve iki bölümden meydana gelir. Bu yüzden eğimli bir alanda bulunan güney tarafına dükkanlar eklenmiştir. Caminin girişi batı cephededir. İbadet mekanı, üç neflidir. Caminin önünde mermer sütunlar, yuvarlak kemerlerle birbirine bağlanarak, bir avlu oluşturulmuştur. Avlunun çevresindeki revaklar, içten tonozlu, üsten ise çatı ile örtülmüştür.

Diyarbakır Hani Ulu Cami

Caminin yanında, Diyarbakır yöresine özgü bir minare bulunur. Minare, kesme taştan yapılmıştır, dikdörtgen planlıdır, üzerinde herhangi bir bezeme yoktur. Minarenin bitiminde bir balkon ve bunun üzerinde de şerefe ve yuvarlak petek kısmı vardır. Konik bir külahla da üzeri örtülmüştür. Yakın zaman önce, caminin avlusuna kesme taşlardan yapılmış bir şadırvan eklenmiş ve bahçe düzenlemesi yapılmıştır.

Diyarbakır Hani Ankaris Şifalı Suyu

 

ANKARİS ŞİFALI SUYU

İlçe merkezine 2 km uzaklıkta Veziri mahallesindedir. Cumhuriyet Yatılı İlköğretim Bölge Okulu yanındadır.

Çevresinde herhangi bir tesis yoktur. Kaynağın nereden geldiği bilinmiyor. Ama bu suda yıkanan ve içenlerin, sarılık, karaciğer hastalıklarından kurtulacaklarına inanılıyor. Ayrıca böbrek taşlarının düşürülmesinde etkili olduğu söyleniyor.

Diyarbakır Hani Koki Çayı Mesire Alanı

 

KOKİ ÇAYI MESİRE ALANI

İlçe merkezine 8 km uzaklıktadır.

Burada kaynayan suda, bol miktarda alabalık bulunur. Hani ilçesinin şebeke suyu buradan sağlanır.

Diyarbakır Hani Aynkebir Havuzu

 

AYNKEBİR HAVUZU

Ulucami ve Hatuniye medresesi arasında bulunan büyük bir havuzdur.

MÖ 2000 yılında Huriler tarafından yapıldığı söylenir. Bu su, Hani dağının eteklerinden çıkar ve 9 kemerli bentler vasıtasıyla ilçeye gelir ve havuzu oluşturur. Havuza: 7 gözden su akar. Akan su ile, ilçenin tüm arazileri sulanmaktadır.

ŞEYH CAFER-İ TAYYAR MESCİDİ

Türbe ilçe merkezinde Zirve mahallesinde Cafer-i Tayyar Sokaktadır.  

Mescid, Cafer-i Tayyar türbesinin yanında inşa edildiği için bu ismi almıştır. Kitabesi yoktur, ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmez. Muhtemelen, Diyarbakır’ın 221’nci Osmanlı valisi olan ve kendi ismiyle anılan camiyi de yaptıran Kurt İsmail Paşa tarafından yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Mescid: dikdörtgen olup, üzerinde ahşap bir çatı vardır. Mescidin en ilginç yönü: Diyarbakır yöresine özgü, minare tipinin burada da uygulanmış olmasıdır. Kesme taştan, dikdörtgen minare bir balkonla, şerefede son bulur. Bunun üzerine yuvarlak petek kısmı ve külah yerleştirilmiştir. Mescid günümüzde ibadete açıktır.

Gelelim türbeye

Önce Caferi Tayyar kimdir? Cennete uçarak giden sahabi olduğu için kendisine Caferi Tayyar denilmiştir. Peygamberimizin amcazadesi olur. Tayyar onun lakabıdır. Cafer burada şehit düştüğü için, mescide Caferi Tayyar mescidi denir. Mescidin yanında Şeyh Caferi Tayyar türbesi bulunur. Türbede bulunan zatla ilgili iki rivayet söz konusudur. Bunlardan bir tanesi: türbede Cafer-i Tayyar’ın torunu olan bir zatın yattığı şeklindedir. Diğer rivayet ise, Cafer-i Tayyar’ın bir uzvunun bulunduğu şeklindedir. Türbe bazı söylentilere göre, Emevi eseridir. Bir diğer rivayete göre ise, Kurt İsmail Paşa tarafından yaptırılmıştır. Türbe kesme taştan yapılmıştır, dikdörtgen planlıdır ve üstü çatı ile örtülüdür. Türbenin içinde sanduka ve sandukanın başında da 982 tarihli bir sancak bulunur. Mescit ve türbe, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1982 yılında onarılmıştır.

SEYYİD BEDREDDİN TÜRBESİ

İlçe merkezinde Dereli Mahallesindedir.

Türbede Seyyid Bedreddin ile birlikte ikisi kız, biri erkek üç kardeşin medfün olduğu ifade edilir. Türbe: kareye yakın dikdörtgen planlı olup, üzeri içten tonoz, dıştan da çatı ile örtülüdür. Duvarlar kesme taş ile örülmüştür. Giriş kapısı hafif sivri kemerli olup, içerisi küçük bir pencere ile aydınlatılır. Türbenin içinde ve dışında bir bezeme yoktur. Yapı mimari yönden herhangi bir özellik taşımaz. Türbenin bakımı çevre halkı tarafından yapılmaktadır.

Dicle tanıtımı.

Lice tanıtımı.

Diyarbakır tanıtımı.

 

Diyarbakır Eğil

Diyarbakır Eğil

Diyarbakır Eğil ilçesi, Peygamber ve kral mezarları bulunması nedeniyle inanç ve kültür turizm merkezi olma yolunda hızla ilerliyor. Bence, buraya kesinlikle ziyarete gidin veya buralara yakınlardan geçerseniz yolunuzu değiştirin ve mutlaka buraya gidin, inanın gittiğinize kesinlikle memnun olacaksınız, muhteşem bir doğal güzellik sizi bekliyor. Eğil ilçesinde, huzur ortamının sağlanmasıyla mutlaka gidin ve bu güzellikleri görün. Dini, doğal ve tarihi güzellikler mutlaka görülmelidir.

ULAŞIM

Eğil, Diyarbakır arası uzaklık: 52 km. Eğil, Ergani arası uzaklık: 34 km. Eğil, Maden arası uzaklık: 56 km. Eğil, Elazığ arası uzaklık: 135 km.

Diyarbakır Eğil

 

TARİHİ

İlçe tarihi süreç içinde, Huri, Mitanni, Urartu, Asur, Med, Pers, Roma imparatorluğu ve Büyük Selçuklular gibi birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır.

Ayrıca: Kuran-ı Kerim’de ismi geçen peygamberler Hz Zülkifl ve Hz Elyesa’nın da aralarında bulunduğu 6 nebiyi ağırlaması nedeniyle “Peygamberler Şehri” olarak adlandırılıyor. Diğer nebiler: Nebi Harun-i Asefi, Nebi Hallak, Nebi Harut, Nebi Zünnun, Nebi Hürmüz, Nebi Ömer, Nebi Danyal’dır ve kabirleri yine Eğil’dedir.

İlçe merkezinde bulunan Asur kalesinin adından da anlaşılacağı üzere, Asurlular ötesine ulaşan bir geçmişi vardır.

Eğil, Halife Hz Ömer zamanında Müslümanlar tarafından fetih edilmiştir.

İlçe önceleri bir nahiye olarak 1860 yılında Palu’ya, 1866 yılında ise o zamanki ismiyle Mamureti Laziz Vilayetine (Elazığ) ve daha sonra Diyarbakır vilayetine bağlanmıştır.

1936 yılında ilçe olmuş, 1939 yılında Dicle ilçe olunca Dicle’ye Eğil ismi verilmiştir. Bu karışıklık 11 yıl sürmüş ve 1950 yılında isim değiş tokuşu yapılmıştır. 1957 yılında, Eğil, Dicle’den alınarak merkeze bağlanmıştır. 1987 yılında ise, Eğil ilçesi, Diyarbakır ilinin bir ilçesi olmuştur.

Gelelim yörenin ismine

Eğil’in ismi, Evliya Çelebi Seyahatnamesinde “Gel” biçiminde geçer. Bölgede yaşayanların bir bölümü: bugün hala “Gel” biçiminde, diğer bir bölümü de “Ekle” biçiminde kullanırlar. Şeref Han’ın Şerefname isimli eserinde, Eğil ile ilgili şöyle bir bilgi vardır. “Bu Eğil, eğik bir kemer üzerine kurulmuş, sağlam bir kaledir ve o kadar yüksektir ki, ona bakan herkese korku ve vehim hakim olur.  Halkın ağzında ve dilinde dolaşan söylentiye göre “Allah’ın velilerinden biri oradan geçerken o kemere işaret edip Türkçe olarak “Eğil” demiş, bunu duyan kemer, Allah’ın izniyle eğilmiş ve eğik bir durum olmuştur.” Bugünkü “Eğil” ismi, bu olaydan sonra “Eğil” olarak değiştirilmiştir.

Diyarbakır Eğil Dicle Barajı

 

GENEL

İlçede yapılan Dicle Barajı ve baraj göletiyle ilçe sahil kasabası görünümüne bürünmüştür. Tarihi kalenin eteğindeki baraj suyunda, tekne ve jet-skilerle gezintiler düzenleniyor.

Ama Eğil ilçesinin bu doğal güzellikleri yanında, dini özellikleri de ön plandadır. 2012 yılında Nebi Harun Tepesinde Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından düzenlenen türbe: Türkiye’nin birçok kentinden bölgeye gelen vatandaşlar tarafından ziyaret edilmektedir. Ayrıca, ilçe dışından gelen ziyaretçiler, kültürel gezilere de katılırlar. Eğil ilçesinde yapılan Dicle Barajı ve baraj göleti, ilçeyi bir sahil kasabası görünümüne büründürmüştür. Baraj göletine “Kral Kızı Baraj göleti” ismi verilmiştir.

Diyarbakır Eğil Dicle Barajı

İlçe dışından gelen ziyaretçilerin konaklaması için, Dicle Barajı manzaralı bungalov tipi evler düzenlenmiştir. Kalenin eteğindeki baraj göletinde tekne ve jet-ski gezileri düzenlenmektedir. Huzur ve güven ortamının oluşması nedeniyle, son zamanlarda yöreye yerli ve yabancı turist akımı yaşanmaktadır. İlçeyi ziyaret eden ziyaretçiler, konaklama yapmasalar da, baraj sahilindeki çardak, restoran ve kır kahvelerinde yemek (özellikle balık) yiyip, manzara seyretmenin keyfini yaşıyorlar.

Diyarbakır Eğil Dicle Barajı

 

KRAL KIZI EFSANESİ

“Kral kızı” ismi, bir baraj ve Eğil kalesi için kullanılmaktadır. Coğrafi olarak birbirine bağlı olan bu iki mekanda kullanılan ismin arkasında ilginç bir efsane vardır.

Eğil kalesinin üç tarafı dik yamaçlarla ve Dicle nehriyle çevrilidir. Kalenin bir diğer yamacında ise, tek parçadan oluşan ve oldukça yüksek olan bir kaya bulunur. Bu kaya üzerinde, kabartma olarak görülen bir figür vardır ve buna “Kral kızı” ismi verilir. Bu figürün en büyük özelliği: istenilen anda görülmemesidir. Kabartma figür, sadece güneş 180 derece açı ile üzerine vurduğunda sadece 1 dakika boyunca görülebilir.

Gelelim hikayeye

Bir zamanlar, Eğil kentinde hüküm süren bir kral ve güzelliği dillere destan bir kızı yaşarmış.

Bunu bilen barbar bir komutan: kalabalık ordusuyla birlikte, Kralın güzel kızıyla evlenmek için ordusuyla birlikte Eğil kalesini kuşatır. Uzun süren savaş sonunda, Eğil kralı, halkının daha fazla zarar görmesini istemez ve yenilgiyi kabul eder. Ancak kralın güzel kızı, hem yenilgiyi kabul etmez hem de sevmediği biriyle beraber olmak istemediği için bir plan yapar. Elçi göndererek, barbar komutanla konuşmak istediği haberini gönderir ve bu isteği kabul edilir. Barbar komutan, kral kızı için şatafatlı bir karşılama hazırlar. Kral kızı: ihtişamlı giysi ve takılarıyla gelir, tüm askerler ve barbar komutan, bu güzellik karşısında donakalır. Eğlenceden sonra, barbar komutan, kral kızıyla birlikte olmak için bütün askerlerini gönderir. Kral kızı ise bir isteği olduğunu söyler. “Kız kendisiyle savaşacak ve kendisini yenecek biriyle evlenebileceğini söyler” Bu istek karşısında şaşıran barbar komutan, kral kızının isteğini kabul eder. Kral kızı, ihtişamlı elbiselerini ve takılarını çıkarır, savaşçı elbisesi giyer. Kısa süre sonra, kral kızı, barbar komutanın öldürür ve galip gelir. Bunun üzerine barbar komutanın askerleri, kral kızı karşısında diz çökerler ve hakimiyetini kabul ederler. Kral kızı, bu kez, kanlı elbiseleri ve sal ile Eğin kalesine geri döner ve gizli geçitten yukarı çıkar. Evet, efsane böyle, değişik şekillerde de anlatılıyor.

Diyarbakır Eğil Dicle Barajı

 

Tekne gezisi

Eğil Feribot iskelesinden kalkan teknelerle günübirlik bir taraftan Kralkızı barajına kadar, diğer taraftan Dicle-Hani karayolu köprüsüne, köprünün kuzeyinde Akdağ eteklerine kadar gidip gelmek mümkündür.

Diyarbakır Eğil Dicle Barajı

Bu kısa tur sırasında, kanyonun sağlı sollu yamaçlarında Güneydoğu’da pek de alışık olunmayan bir manzara, yeşil bir bitki örtüsü ve meşe ormanları görülebilir.  

Diyarbakır Eğil Kabirler

 

KABİRLERİ EĞİN’DE OLAN PEYGAMBERLER VE NEBİLER

Hz Elyesa

MÖ 896 yılında Filistin’de doğmuştur. MÖ 866 yılında peygamber olur. MÖ 821 yılında Eğil’de vefat etmiştir. Birçok mucizeler göstermiştir. Bunlar: kullanılmayan suyun kullanılır hale gelmesi, İsrail ve Yahuda krallarının Edom kralına karşı açtıkları savaşta, Edom çölünde su bulması ve insanların kurtarılması, ölülerin diriltilmesi ve cüzzamlı hastaların iyileştirilmesi ve kıtlık döneminin bitirilmesi gibidir.

Hz Musa’nın getirmiş olduğu dinin esaslarını yaymaya çalışmıştır. İlyas Peygamberle bir süre birlikte olmuştur. Balbek hükümdarının zulmünden kaçan İlyas Peygamber, Tevrat’ı gizli gizli öğrenmekte ve kendisi de emirlerinin gereğini yerine getirmekteydi. Hz Elyasa, Peygamber de İsrailoğullarına çok nasihat etmesine rağmen, onlardan çok azı kendisini dinlemiş ve iman etmiştir. İsrailoğullarının zulüm ve baskılarından kaçan Hz Elyasa, Asur diyarlarına doğru gitmiştir. İman etmeyen İsrailoğullarının başına, Asurlular musallat olmuştur.

Eski kabir: Eğil ilçesi Tekke mahallesindeydi. Dicle baraj gölü altında kalmaması için, yetkili mercilerin izin ve yardımlarıyla bir heyet tarafından Tekke mahallesinden alınarak Nebi Harun tepesine nakledilmiştir. Amcasının oğlu ve yardımcısı Hürmüz’ün kabri yerinde bırakılmıştır. Eski kabrin güney kısmındaki Kufi yazı ve muhtelif taşlarda Arapça yazıdan, buranın Hz Elyasa kabri olduğu kanıtlanmıştır.

Hz Zülkifl

Hz Elyesa’nın amcasının oğludur ve her fırsatta Hz.Elyasa’nın yanında olmuştur. İnsanlardan gelen birçok olumsuz tavrı göğüslemesini bilmiştir.

MÖ 846 yılında doğmuştur. Hz Elyasa, vefatı yaklaşınca, Hz Zülkifl’i yerine halife olarak bırakmıştır. Esas ismi “Bişr” olmasına rağmen kendisine Zülkifl (kelime anlamı: kefil olan) lakabı verilmiştir. MÖ 821 yılında 25 yaşında peygamber olmuştur. MÖ 762 yılında Eğil’de vefat etmiştir. Asıl adının: Hazkıya, Hazki, Hezekiel veya Hazekel olduğu söylenir. Hz Zülkifl’in ismi Kuran-ı Kerim’de iki kez geçer. İsrailoğullarına gönderilen diğer bir peygamberdir. Hz Zülkifl, Musa’nın dininin emir ve gereklerini insanlara tebliğ etmiştir. Eski türbesinin başucundaki kitabe taşta “Haza kabril Zülkifl nebi” yani “Bu kabir Zülkifl’indir yazılıdır.” Hz Zülkifl Peygambere ait olan eski türbe ilçenin 3-4 kilometre dışında, Hacıyan mezrasındaydı. Dicle Baraj gölü sularının altında kalmaması için, 1995 yılında Elyasa Peygamberin kabriyle birlikte, yetkililerin izin ve yardımıyla Nebi Harun tepesine nakledilmiştir.

Nebi Harun-Nebi Harun-i Asefi

Türbesi: Eğil’in güneydoğusunda bir tepenin üstündedir. Eğil’e ulaşmadan, sağa dönülen bir yolla buraya ulaşılır. Kabrinin tanıtım yazısında şu ifadeler bulunur. “Bu kabir Berhiya’nın oğlu Harun-i Asefi’nindir. Kendisi Hz Süleyman’ın katibidir.” Yanında bir mezar daha vardır. Bu kabir amcasının oğlu Ruyem’e aittir. Çevresi meşe ağaçlarıyla kaplıdır. Hz Elyasa ve Hz Zülkifl’in kabirleri de yanındaki tepeye nakledilmiştir. Diyarbakır salnamelerinde Nebi Harun-i Asafi, peygamber olarak ifade edilir ve mezarının da Eğil’de olduğu belirtilir. Kimliği ve peygamber olup olmadığı hakkında, kaynaklarda herhangi bir bilgi yoktur. Ancak Nebi Harun-i  Asafinin peygamber olduğuna inanılmaktadır. Ayrıca Eğil’de bulunan bu mezarın Hz Musa’nın yardımcısı olarak İsrailoğullarına gönderilen bir peygamberdir. Vefat ettiğinde 124 yaşında olduğu Kitab-ı Mukaddes’te zikredilmektedir. Vefat ettiği zaman, Hz Musa tarafından Hor dağının tepesine defnedilmiştir. Hz Harun’un defnedildiği Hor dağının nerede olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Fakat Hz Harun’un vefat ettiği dönemde İsrailoğullarının Arz-ı Mevuda girmeleri yasaklanmış olduğundan Hor dağının Arz-ı Mevud dışında olması gerekir. Hor kelimesinin Tevrat’ta Diyarbakır’ı da içine alan bölgenin ilk medeni ahalisi olan Hurriler için kullanıldığı dikkate alınacak olursa Eğil’de bulunan bu mezarın Hz Musa’nın veziri Hz Harun’a ait olabileceği düşünülmektedir.

Nebi Hallak

Türbesi, Eğil ilçesi girişinde sağ tarafta vadinin içinde iki ağaç arasındadır. Türbenin çevresi, taşlarla çevrilidir. Az ilerisinde Nisanoğlu Türbesi vardır.

Nebi Zennun

Türbesi Yenişehir mahallesinin kuzeydoğusunda iki mağaranın alt kısmındadır. Türbedeki yazılı taşlar silik olduğundan okunamamaktadır. MÖ 900-800 yılları arasında yaşamıştır, bazı rivayetlere göre: Hz Yunus olabileceği ifade edilir. Çünkü Hz Yunus’un adı Kuran-ı Kerim’de Zünnun olarak geçmektedir.

 

GEZİLECEK YERLER

Diyarbakır Eğil Hz Elyesa ve Hz Zülkifl Peygamberlerin Kabirleri

 

HZ ELYESA VE HZ ZÜLKİFL PEYGAMBERLERİN KABİRLERİ

Dicle baraj gölü yapılmadan önce, Hz Elyesa ve Hz Zülkifl peygamberlerin kabirleri, Dicle nehri kıyısında bulunuyordu.

Diyarbakır Eğil Hz Elyesa ve Hz Zülkifl Peygamberlerin Kabirleri

Ancak baraj yapıldığında sular altında kalacağı için kabirler, 1995 yılında kalenin karşısındaki Nebi Harun Tepesine taşınarak türbeye yerleştirildiler.

Diyarbakır Eğil Hz Elyesa ve Hz Zülkifl Peygamberlerin Kabirleri

Evet, 2012 yılında Nebi Harun Tepesinde Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından düzenlenen türbe: Türkiye’nin birçok kentinden bölgeye gelen vatandaşlar tarafından ziyaret edilmektedir.

Diyarbakır Eğil Hz Elyesa ve Hz Zülkifl Peygamberlerin Kabirleri

Özellikle, bu peygamberler İsrailoğullarına gönderildiği için, dünya üzerindeki bütün Yahudilerin burayı ziyaret edeceklerine inanılıyor. Bence oldukça güzel bir düzen kurulmuş, her yer temiz, düzenli ve iyi bir yerleşim yapılmıştır.

Diyarbakır Eğil Kalesi

 

EĞİL KALESİ

Kale Dicle nehri kıyısında, dik, yüksek, kayalık bir dağ üzerine inşa edilmiştir.

İlçedeki ilk yerleşim alanıdır. Kalenin doğusunda, eski, çift duvarlı bir kale kalıntıları vardır. Kalenin batısında, Asur krallarından IV. Tiglatpileser’e ya da III. Salmanassar’a ait olduğu düşünülen bir kitabe vardır. Kitabe: Kayaya oyulmuş, çivi yazısı ile yazılmıştır.  Buna dayanarak kalenin Asur döneminde yapıldığı anlaşılmaktadır. Kale: kayalardan oyulmuş ve 177 basamaklı bir gizli merdivenle, Dicle nehrine bağlanır.

O günün silahları göz önüne alındığında, kalenin kolay fethedilebilecek bir türden olmadığı anlaşılır. Kalenin büyüklüğü 3 futbol sahasından da büyüktür. İç kısmı kısmen boş olup zamanında depo ve sığınak olarak kullanılmıştır. Eğilli Yuhanna’nın “Kilise Tarihi” isimli eserinde, Hunlar ile Bizans arasında yapılan savaşlarda, gerek halkın ve gerekse askerlerin Eğil kalesine sığınmış oldukları yazılıdır.

Kalenin üzerinde, irili ufaklı 100 dolayında kuyu kazılmış ve bu kuyulardan çeşitli şekillerde yararlanılmıştır. Kayalar oyularak bugün için bilinen ve görülen 4 tünel kazılarak, kaleden metrelerce uzaklıktaki Deran vadisinde bulunan hamam, Dicle nehri yatağına ve sıkışık anlarda, düşmana görünmeden yer altından kaçarak güvenli yerlere varmak için tüneller açılmıştır. Ancak bu tünellerin içi günümüzde molozlarla doldurulmuştur.

Sur duvarları

Kalenin çevresi: iç içe geçmiş iki sur duvarıyla çevrilidir. İç sur duvarı, günümüzde ayaktadır. Dış sur duvarının büyük kısmı kolaylıkla izlenebilmektedir. 1948 yılında, kalenin ana gövdesinden kopan bir kaya parçası: kalenin kuzey tarafında Dicle nehrine bakan yamaçtaki suru yıkmış ve Dicle nehri yatağına sürüklemiştir.

Diyarbakır Eğil Kalesi

 

Asıl kale bölümü ve Stel

Kalenin üzerine kurulduğu dağın, batı ucunda, asıl kale bölümü vardır. Burası “Harem” diye adlandırılır. Bu kısımda, korunmanın sağlanabilmesi için, ana dağdan kayalar kesilmek suretiyle ayrılmıştır. Kayanın bir bölümü: göze batacak şekilde, caddeye doğru uzanır.

Kayanın ön kısmında, mihrap üzerinde bir Asur kralına ait çivi yazısı ile yazılmış stel vardır.  Steldeki işaretlerde: Asur kralının figürü vardır. Stel üzerindeki yazılar okunamaz ama işaretler belirgindir. Yazı ve stel, ikindiden sonra güneş ışınlarında rahatlıkla görülebilir. Stelde: “Dümdüz tutulmuş bir kılıç (boyundan asılıdır, sol el kılıcın sapına konur, kılıç belden az çıkar), uzun başlık, büyük bir sakal, oyalı gibi duran giyim, önünde bir kitabe, yüzü doğuya dönük, sağ elinde ikizli bir balta bulunduğu görülüyor. Stel ve kitabe, bugüne kadar okunamamıştır. Bu yüzden: stelin hangi Asur kralına ait olduğu tam olarak tespit edilememiştir.

Ancak çeşitli tahminler vardır.

Kale, muhtemelen bir Kalde kralı veya bunlara komşu akraba bir halkın hükümdarı tarafından yaptırılmıştır. (muhtemelen: bölgedeki Supanı-Sophene hükümdarı tarafından)

Stel üzerindeki çivi yazısı “Kaldelilere” mal edilmektedir. Ancak, daha önce bir kral steliyle birlikte yazılmış hiçbir Kalde çivi yazısı bulunmamıştır. Bu yüzden, stelin, Kalde değil Asur krallarından birine ait olma ihtimali yüksektir. Hatta, araştırmacı Marquart: kral stelinin büyük ihtimalle, Dicle nehri kaynağında bulunan III. Salmanassar stelinin aynısı olduğunu belirtmektedir. Ancak, yine de bir olasılık, stelin Asur kralı IV. Tiglatpilser’e ait olduğu da düşünülmektedir. Çünkü Kral Tiglatpilser, fetih ettiği bölgelerde böyle şeyler yaptırmıştır.

Diyarbakır Eğil Asur Kral Mezarları-Kela Kundi

 

ASUR KRAL MEZARLARI-KELA KUNDİ

Kalenin takriben 1500 metre kadar güneyinde, Dicle nehrine inen kuzeydoğu ucunda yani Dicle barajının kıyısındadır.   

Kayıtlara göre bu mezarların: Asur ve Ermeni Surp krallarına ait olduğu bilinmektedir. Mezarlar, kayalar oyularak Mısır Ehramları şeklinde yapılmıştır. İçleri boş oda şeklindedir. Mezarların üzerinde kazılmış bir insan figürü vardır. Altı küp, üstü küp üzerine oturtulmuş bir silindir ve silindirin ucuna yerleştirilmiş bir koni şeklinde yapılmıştır. Mezarların tam karşısında: Dicle nehrinin diğer yakasında, yine kayalara oyulmuş bir piramit mezar bulunur. Bu mezarla ilgili olarak, halk arasında “Eğil’den Mısır’a gelin gitmiş bir Eğil Kralının dul kalmış kızı ve kızın Mısır kralından olma çocuğunun anısına yapıldığı” şeklinde bir inanç vardır. Bu piramidin yanında yine bir insan figürü ve okunması mümkün olmayan çok silik bir kitabe bulunur.

350 yıllarında, Eğil’den Harput ve Dersim’e kadar olan bölge, İranlı Sasani hükümdarı II. Şapur isimli kral tarafından yağmalanmıştır. Eğil kalesine girilerek burada bulunan Ermeni ve Surp krallarının mezarları açılmış ve hazineler ele geçirilmiştir. Asur kral mezarları da büyük ölçüde tahrip edilmiştir. Kral mezarlarından başlayıp, Eğil kalesini Nebi Harun tepesinden ayıran vadi boyunca, kuzeye doğru gidildikçe, çok sayıda insan eliyle kazılmış mağara bulunur. Mağaralar mezar mı yoksa mesken olarak mı kullanılmıştır, herhangi bir bilgi yoktur. Ancak bu mağaralar arasında en dikkat çekeni: halk arasında “Mağara Şakoy” olarak bilinen mağaradır. Bu mağara, birkaç odası bulunan ve muhtemelen 100-150 metre kare büyüklüğündedir. Mağaradaki izler, mağaranın bir zamanlar, bir ibadethane olarak kullanıldığı izlenimi verir. Ancak bu vadi ve vadide sözü edilen mağaraların tamamına yakın kısmı, Dicle barajının su tutması ile baraj gölü altında yani su altında kalmıştır. Kral kaya mezarlarının doğu tabanında bir tünel vardır. Tünel, kısmen dolması nedeniyle kapalıdır. Ancak, tünelin sığınak veya yer altı barınma yerlerine gittiği düşünülmektedir. Kaya mezarlarının kuzey iç kısmında, çizgi şeklinde bir figür bulunur.

Diyarbakır Eğil Kayalardan Yapay Mağaralara

 

KAYALARDAN YAPAY MAĞARALARA

Bölgedeki oyma yani yapay mağaraların çoğu, baraj gölü altında kalan “Deran” denen bölgede bulunur. Bu bölgede sadece su seviyesinden kurtulan mağaralar görülebilir. Deran bölgesindeki mağaralar: kayalara cadde açılarak, caddenin sağ ve soluna yüzlerce mağara kazılarak bir şaheser meydana getirmiştir.

AMİNİ KALESİ

İlçe merkezine 5 km uzaklıkta, Dicle nehrinin iki kolunun birleştiği yerde, yüksekçe bir kaya üzerinde inşa edilmiştir.

Kalenin üç tarafı, yüksek ve aşılması güç kayadır. Bir tarafından tek giriş kapısı vardır. Kaleden Dicle nehrine inen bir yolu bulunur. Bazı Asur-Süryani kaynaklarında, Yamani kalesi, Zişat kalesi olarak da isimlendirilir. Eğilli tarihçi Yuşea, MS 502 yılında bu kalenin İran hükümdarı II. Şapur tarafından alınıp ahalisinin kılıçtan geçirildiğini, kalenin yıktırıldığını ve bir daha burada insan yaşamadığını yazar.

SELMAN KALESİ-CİBEB KALESİ

İlçenin güneyinde, ilçe merkezinden 10 km uzaklıkta, Dicle nehrinin kenarında, nehre hakim bir tepe üzerinde kurulmuştur.

Kitabesi yoktur, bu yüzden kalenin kim tarafından ve ne zaman yapıldığı bilinmez. Kalenin, muhtemelen İranlılar tarafından yapıldığı öne sürülür. Ancak kale, yapı stili bakımından, Eğil kalesiyle benzer özellikler gösterir. Kalenin bir tarafı ana dağdan kayalar kesilmek suretiyle ayrılmıştır. Kale civarında, insan eliyle kazılmış yüzlerce mağara bulunması, kalenin ve çevresindeki yerleşimlerin daha eski dönemlere dayandığını göstermektedir. Kale: Asur-Süryani kaynaklarında “Cebabira” kalesi olarak geçer. Halk arasında bu kale “Cibeb kalesi” olarak isimlendirilir.

KÖŞK-KUÇER HARABELERİ

Burada bulunan eski bir şehre ait kalıntılar: İlçe merkezinde, kalenin batısında “Diyar-e Köşk” diye bilinen bir tepe ve bu tepenin devamında, batıda Diyarbakır-Erzurum kervan yolunun üzerindedir.

Kuçek olarak anılan su kuyusu ve Han’a kadar devam eden, muhtemelen 5 bin dönümlük bir alana yapılmıştır. Harabelerin üstü, zamanla toprakla örtülmüştür. Toprakla dolan bu alanlar, Eğilliler tarafından üzüm bağı olarak düzenlenmiştir. Böylece çoğu kimse harabelerin farkında bile değildir. Ancak bağların sürümü sırasında, bol miktarda çanak-çömlek parçası ve eski şehir harabelerindeki yapıların temelleri ortaya çıkmaktadır. Ancak şehrin kim tarafından ve ne zaman kurulduğu ve ne zaman terk edildiği bilinmiyor. Yerel halk tarafından, bu şehrin bir depremle yok olduğuna inanılır. Harabelere ait su kaynağı, muhtemelen 50-60 yıl önce, kazılarak gün yüzüne çıkarılmıştır. Bu su kaynağına halk arasında “İni Ekoy” veya “Eko’nun çeşmesi” denir.

TACİYAN CAMİSİ (ULU CAMİ)

Eğil kalesinin güneydoğusunda, kalenin en dıştaki suru üzerindeki bir yamaçtadır.

Yapıda bulunan kitabe parçaları, harap durumdadır ve okunamamaktadır. Ancak benzer yapıların Artuklu eseri olduğu düşünülerek, caminin Eğil Beylerinden Pir Bedir tarafından, 1040 yıllarında yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Halk arasında “Taciyan Camii ya da Cami Taciya” olarak bilinir. Cami günümüzde büyük ölçüde harap haldedir. Sebebi: gerek arazinin elverişsiz durumu ve gerekse yakın zamanlarda taşların sökülerek başka yapılarda kullanılmasıdır. Bugün: kuzey ve güney cephelerinde, birer parça duvar ayaktadır. Doğu ve batı kesimleri tamamen yıkılmıştır. Yağmur sularının sürüklediği toprak ve yıkılan duvarların molozları ile caminin kuzeyindeki toprak seviyesi yükselmiştir. Kuzey cephesi, yaklaşık 3 metre yüksekliğe kadar, kesme taşlarla kaplanmıştır. Duvarların üst kesimi, moloz taşlarla örülmüştür. Güney cephesinin tamamı, kırma taşlarla yapılmıştır. Kuzeye açılan taç kapı, tamamen harap durumdadır. Harim kısmının örtüsü tamamen çökmüştür.

TEKKE (MEDRESE)

Tekke (Çarıkören) mahallesinde Dicle nehrinin kenarındaki bir düzlük üzerindedir.

Medresenin yapımı ile ilgili herhangi bir kitabesi yoktur. 16’ncı yüzyılda Eğil Beyleri tarafından yapıldığı düşünülmektedir. Zaten halen Dicle Baraj gölü suları altındadır, sadece su seviyesi düştüğünde, üst kısımları görülür. Aşağıda bilgi mahiyetinde birkaç cümle ile medreseyi anlatacağım. Yapının dış duvarları: düzgün sıralı kırma taşlarla örülmüştür. Köşeler, pencere çerçeveleri, taç kapı ve çevresi, bej renkli düzgün taşlarla kaplanmıştır. Doğu cephesinde bulunan taç kapı, nispeten sağlamdır. Giriş aralığının üst kısmındaki kitabe levhası boştur. Kapıdan, dikdörtgen bir hol ve oradan da taş bir merdivenle çatıya, başka bir kapı ile avluya çıkılır. Avlu, bir kubbe ile örtülüdür. Yapının toplam 7 hücresi vardır.

SU SARNICI

Su sarnıcı, günümüzde “Kur-an Kursu” olarak kullanılan binanın güneyindedir.

Yapı tipi olarak, İstanbul Yerebatın sarnıcının küçültülmüş şeklidir. Sağlam durmaktadır. Eğil’in su ihtiyacı, Eğil’den çok uzaklardaki su kaynaklarından, çanak-çömlek toprağından yapılan borularla getirilerek, sarnıca depolanmış, buradan da başka Kale mahallesindeki hamam, Kale camii ve değişik yerlere yapılan çeşmelere aktarılmıştır. Çanak-çömlek borularının büyük kısmı, temel kazılarında ortaya çıkmaktadır. Belirgin su boruları bugünkü Hükümet konağının kuzeyinde, temel kazı çalışmalarıyla ortaya çıkarılmıştır.

Diyarbakır Eğil Kasım Bey Kümbeti

 

KASIM BEY KÜMBETİ

İlçe merkezine bağlı Şerbetin köyünün 100 metre kadar doğusunda, ufak bir tepenin üstünde iki kümbet vardır. Köy halkının söylediklerine göre, her iki kümbet te “Kasım Bey kümbeti” olarak bilinir.

Altıgen kümbetin, 16’ncı yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir. Kümbetin dıştaki kesme taş kaplamalarının bir kısmı sökülmüş ve köy okulunun inşaatında kullanılmıştır. Ancak kümbetin ayakları arasındaki kırık kemerler ve iç duvar kaplamaları sağlamdır. Gövde yerden 0.75 metre yüksekliğe kadar, koyu gri renkli bazalt taşlar ile, üst kısmı da bazalt  ve bej renkli kesme taşlarla yapılmıştır. Günümüzde kümbet içinde mezar yoktur.

Diğer kümbet

Kümbette kitabe yoktur. Muhtemelen sökülen taşlarla birlikte alınmıştır. Kümbetin muhtemelen 16’ncı yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir.

Sekizgen kümbet, Kasım Bey kümbetinden 4.5 metre uzaklıktadır. Kasım Bey’in yeğeni Murat Bey bin İsa’ya ait olduğu tahmin edilmektedir. Bu kümbet, günümüzde oldukça harap durumdadır. Dıştaki kesme taşların tamamı, iç duvarlarda ise zeminden 2 metre yüksekliğe kadar olan taşlar yerinden sökülmüş ve diğer kümbetten sökülenlerle beraber, köy okulunun inşaatında kullanılmıştır.

ŞERBETİN HANI

Eğil-Diyarbakır karayolunun kenarında Şerbetin köyündedir.

Han: ince uzun bir mekan olan ahır kısmından ibarettir. Üzerine sonradan inşa edilen evde, halen yaşam sürmektedir. Kuzey cephenin bir kısmı kesme taşlarla kaplanmıştır ve bu cephede taç kapı vardır. Taç kapı: kırık kemerli, az derin bir niş şeklindedir. Bu niş içinde, üstte bej renkli taş bloklar üzerine kazınmış 2 satırlık Osmanlıca bir kitabe vardır. Bu kitabede, yapının inşa tarihi sol kenarda Arapça olarak yazılmıştır. Kitabe fazlaca yıpranmış durumdadır. Hanın yapılış tarihi olarak 1561-1562 tarihleri yazılıdır. Taç kapıdan: kuzey-güney yönünde uzanan, beşik tonozla örtülü bir mekana girilir. Bu mekanın güney kesiminde bir kısmı çökmüştür. Dip duvarında, sonradan kapatılmış bir ışık menfezi bulunur. Evet, ilk yapı, bugün görülen ahır kısmından ibaret değildir. Bu durum, kuzey cephesinde izleri görülebilen duvar kalıntısından anlaşılmaktadır. Cephede, taç kapının sağında görülen ekleme çizgisi; ahırın batı duvarının daha eski bir yapıya ait olduğunu, bugün mevcut kısmının daha sonra inşa edildiğini kanıtlamaktadır. Muhtemelen burada daha önce bir han kısmı vardı, sonradan yıkıldı. Bugün ayakta görülen ahır kısmı, yıkılan bu han kalıntılarından yararlanılarak sonradan yapılmıştır.

Evet, han, 1561-1562 yılları arasında, Eğil Beylerinden Murat Bey bin İsa Bey tarafından, amcası Kasım bin Şah Mehmet Bey adına yaptırılmıştır.

ERMENİ-SÜRYANİ KİLİSESİ

İlçe merkezinde, kalenin Harem kısmının hemen altındadır.

Kubbeli ve sütunlu bir yapıdır. Yapının mihrabı üzerindeki kubbe, ses akustiği sağlamak için özel yapılmış seramik borularla donatılmıştır. Yapının defineciler tarafından tahrip edilen, Süryanice yazılmış kitabesi vardır. Bu kitabede: yapının 3’ncü yüzyılda yapıldığı anlaşılmaktadır. Kilisenin kale duvarı tarafında, yüksekçe bir noktada, ağzı duvarla örtülü bir mağaranın içinde: Hıristiyanlar tarafından kutsal kabul edilen beş azizin mezarı vardır. Bu beş azizden biri muhtemelen: Urfa kralı Abgar tarafından öldürülen Diyarbakır’ın III. Epikürsü Aday’ın da burada gömülü olduğu tahmin edilir.  Bu mezarlardan ikisi, ne yazık ki, defineciler tarafından 2007 yılında açılarak tahrip edilmiştir. Kilise binası, 1962 yılında yıktırılmış ve taşları, Gündoğuran mahallesindeki cami binasının yenilenmesinde kullanılmıştır.

Ergani tanıtımı.

Maden tanıtımı.

Elazığ tanıtımı.

Diyarbakır tanıtımı.

 

Diyarbakır Çüngüş

Diyarbakır Çüngüş

Diyarbakır Çüngüş, Diyarbakır arası uzaklık: 112 km. Çüngüş, Çermik arası uzaklık: 24 km. Çüngüş, Gerger arası uzaklık: 148 km. Çüngüş, Adıyaman arası uzaklık: 202 km. Çüngüş, Elazığ arası uzaklık: 155 km. Çüngüş, Ergani arası uzaklık: 57 km.

Diyarbakır Çüngüş

 

TARİHİ

Verimli toprakları olan, dağlık bir bölge bu yüzden uzun yıllar, çeşitli medeniyetler tarafından yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. Çeşitli kaynaklara göre, 1475 yılında ilçede üç mahalle kurulmuş ve bir manastır yapılmıştır.

1596 yılında mahiyetiyle birlikte Çüngüş’e gelen Osmanlı Paşası Kapıkıran Mehmet Ali Paşa, yörenin kalkınması için büyük gayret göstermiş, dağınık Çüngüş yerleşkesine son vererek, yöreye toplu bir şehir görünüşü kazandırmıştır. Yöredeki yerli Ermeni ve Türklerle birleşerek yaptığı çalışmalar sonunda, içme suyu ve ulaşım şebekesi sorunlarını çözmüştür.

Kapıkıran Mehmet Ali Paşa, yöreyi Çün-Guş yani “tutarsız” olarak nitelendirmiş ve yöreye bu isim verilmiştir. İlçenin ismiyle ilgili bir diğer rivayet ise, Çüngüş kelimesinin “Çoban aldatan kuş” (Çınkuş) kelimesinden geldiğidir. Ermeni kayıtlarında da ilçeden “Çınkuş” olarak bahsedilmektedir.

Eski dönemlerde burada çok sayıda Ermeni yaşıyormuş. Bu durum, yöredeki birçok yerleşim biriminin isminin Ermenice oluşudur. Ermeniler ve Türkler uzun yıllar birlikte yaşamışlar ancak zaman içinde birçok isyan çıkaran Ermeniler, daha sonra Lübnan taraflarına göç etmişlerdir. Diğer bir kısım Ermeni ise, Ermenistan’a göç etmiştir ve orada yaşadıkları Nubaraşen şehrinin sokaklarından birisi de günümüzde Çınkuş ismiyle bilinir.

1880 yılında, İlçe Elazığ-Siverek ilçesine bağlı bir bucaktır. 1953 yılında ilçe olmuştur.

Diyarbakır Çüngüş

 

GENEL

İlçe Diyarbakır-Malatya-Elazığ ve Adıyaman illerinin kesişim noktasındadır.

Köklü bir kültürel geçmişe sahiptir. Ancak İpek yolu döneminde oldukça güçlü olan bölge, İpek yolunun devre dışı kalmasıyla önemini kaybetmiştir.

Denizden yüksekliği 1049 metredir.

Batısında Fırat nehri vardır. Çevresi dağlarla çevrilidir. En fazla yüksekliğe Karaoğlan dağlarında ulaşılır.(2200 metre) İlçenin en önemli akarsuyu olan Çüngüş çayı, Çüngüş dağlarından doğar ve Fırat nehrine akar. Fırat nehri üzerinde bulunan Karakaya Barajı, ilçenin en önemli yapısıdır.

Diyarbakır Çüngüş

 

GEZİLECEK YERLER

Diyarbakır Çüngüş Manastır-Sırahayyats Surp Asdvadzadtin

 

MANASTIR-SIRAHAYYATS SURP ASDVADZADTİN

Manastır, ilçe merkezinin 500 metre kadar doğusunda Adiş köyündedir.

Şehir dışında olmasının en önemli özelliği, öğrencilerin din eğitimi aldığı bir yer olmasıdır. Bizans dönemine ait olan tarihi Meryem Ana Manastırıdır. Manastırın Bizans döneminde 6 veya 7’nci yüzyılda inşa edilen ve uzunca bir süre faal olarak çalıştığı, 1915 yılından sonra tahrip olmuştur.

Manastırın önemli merkezini kiliseler oluşturur. 1313 tarihli bir belgede, hangi birimlerden oluştuğu yazılıyor. Bu belgede manastırın onarılması isteniyor. Ayrıca, belgede manastır bünyesinde mezarlık, şaraphane, fırın, hamam, öğrencilerin kaldığı odaların bulunduğu öğreniliyor. Günümüze ulaşın kısmı, manastırın kilise kısmıdır. Diğer kısımların hepsi tahrip olmuş, sadece temelleri günümüze ulaşmıştır. Mimari olarak bakıldığında, genelde düzgün kesme taş ve moloz taş malzeme kullanılmıştır.

Diyarbakır Çüngüş Surp Garabed Ermeni Kilisesi

 

SURP GARABED ERMENİ KİLİSESİ

Kilisenin cephe duvarlarında veya iç mekan duvarlarında kitabe yoktur.

Ermeni kilisesi olduğu bilinmesine rağmen, ne zaman yapıldığı bilinmez. Yöredeki Ermeni yapıları: 15-19’ncu yüzyıllar arasından kalmadır. (Çüngüş Manastırı: 15’nci yüzyıl yapısıdır)

Bishop Mgrditch: 14’ncü yüzyılda, Diyarbakır yöresinde bir dizi manastırda onarım yaptırmıştır. Bu dönemde bölgede bulunan manastırların hepsi “Meryem” e adanmıştır. Her biri aynı ismi taşıyan manastırları ayırt edebilmek için, Mgrdith, her manastıra sıfatlar vermiştir. Çüngüş’de bulunan bu kiliseye “sevgiyle bakan” sıfatı vermiştir.

Üç nefli, beşik tonoz örtülü, pastaforium odaları yapının kuzeydoğu ve güneydoğu dış cephe duvarlarına bitişik olarak yapıldığı görülür. Kilisenin güneybatı ve kuzeybatı cephe duvarlarına bitişik, kilisenin ihtiyacına binaen kiliseyi genişletmek için dikdörtgen planlı küçük odalar eklenmiştir.

Diyarbakır Çüngüş Surp Garabed Ermeni Kilisesi

 

Her iki dini yapının değerlendirilmesi

Surp Asdvadzadtin kilisesi ve Çüngüş Surp Garabed Ermeni kilisesi, aynı mimari özellikleri taşıdığından ve bölgede bulunan diğer yapılarla birebir örtüştüğünden, iki kilisenin de aynı dönemde yapıldığı tahmin edilmektedir. Ancak plan tipolojisi ve duvar dokusu bağlamında, Anadolu’daki diğer Ermeni kiliseleriyle karşılaştırıldığında, daha eski tarihli bir yapının yerine 19’ncu yüzyıl ortalarında yeniden inşa edildiği tahmin edilmektedir. Bu arada, 1841 yılında, Manastır onarılmış, Garabed kilisesi ise yenilenmiştir.

Diyarbakır Çüngüş Kalesi

 

ÇÜNGÜŞ KALESİ

İlçe merkezinde Cami-i Kebir mahallesindedir.

İlçe içinden geçen çayın kenarında yükselen 150 metre yükseklikteki bir kaya üzerine kurulmuştur. Fırat nehrine bakmaktadır.

Diyarbakır Çüngüş Kalesi

Çevre ile bağlantısı eskiden asma köprü tarafından sağlanan bu kalenin günümüzde sadece su sarnıçları kalmıştır. Günümüzde mesire yeri durumundadır.

Diyarbakır Çüngüş Ali Bey Camisi

 

ÇÜNGÜŞ ALİ BEY CAMİSİ

İl merkezinin Kale mahallesindedir.

Kitabesine göre, cami, Yulad Oğlu Ali tarafından, 1681 yılında yaptırılmıştır. Yapıya ait diğer bir kitabe, caminin minaresindedir. Minare kitabesinde, minare camiden 22 yıl sonra 1703 tarihinde Kapıkıran Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1850 yılında bölgede meydana gelen bir deprem sonrasında yıkılan minaresi, daha sonra   yaptırılmıştır.

Cami: enine dikdörtgen planlı ve mihraba paralel üç neften oluşur. Osmanlı dönemi yapısı olan caminin Cumhuriyet döneminde yapılan izleri muhtelif yerlerde görülebilir. Cami, mihraba paralel üç sahınlı bir düzenlemeye sahiptir. Kuzey cephedeki son cemaat mekanıyla 18.40 x 16.10 metrelik bir alanı kaplamaktadır. Caminin üst kısmı, ahşap kirişleme sistemiyle kapatılmış ve üstten kırma saç kaplama ile kapatılmıştır.

Yapının kuzeyinde yamuk planlı küçük bir avlu vardır. Kuzeydoğuda yer alan anıtsal bir kapı ile cami avlusuna girilmektedir. Avlunun kuzey duvarının iç yüzeyine abdest muslukları dış yüzeyine de bir çeşme yerleştirilmiştir. Avlunun batı tarafında son cemaat mekanından bir kapıyla girilen ve depo olarak kullanılan küçük bir oda vardır. Cami düzgün dikdörtgen planlı bir harime sahip olup camiye iki sivri kemerli son cemaat yerinden sonra basık kemerli metal bir kapı ile giriş sağlanmaktadır. Son olarak 1963 yılında caminin iç kısmı yenilenmiştir.

Diyarbakır Çüngüş Tarihi Hamam

 

TARİHİ HAMAM

İlçe içinde bulunan hamam, ilçenin tek hamamıdır. 2004 yılında tescillenerek koruma altına alınmıştır.

Hamam, Çüngüş’ün merkezine, eğimli yaklaşık 250 metre karelik bir alana inşa edilmiştir. Günümüze büyük oranda tahrip olarak gelmiştir. Hamama ulaşım dar sokaklar vasıtasıyla sağlanmakta ve çevresinde haneler bulunmaktadır. Tarihi Çüngüş hamamında kitabe bulunmadığından, yapı hakkında kesin bilgiler yoktur. Kitabenin bulunmaması yanı sıra, bugüne kadar kapsamlı bir araştırma da yapılmamıştır.

Yapının plan ve mimari özelliklerine bakılarak, hamam hakkında tarihlendirme yapılabilir. Hamamın mimari üslubundan yola çıkılarak yapılan araştırmalar, inşa tarihinin 16’nci yüzyılın sonu ile 17’nci yüzyılın başı olduğunu düşündürür. Bazı kaynaklarda ise hamamın Mehmet Ali Paşa ardılları tarafından 17’nci yüzyılda yaptırıldığı bilgisi bulunmaktadır.

Çüngüş hamamı, üç eyvanlı ve köşe hücreli hamamlar gurubuna girer. Oldukça sade tutulan hamam, dışarıdan sağlam içeriden ise harabe bir şekilde günümüze ulaşmıştır. Klasik Osmanlı hamam plan şeması gösteren hamam, Çermik ilçesindeki Saray Hamamının bir tekrarı gibi inşa edilmiştir. Hamama giriş sade bir kapıyla sağlanır. Son dönemlerde girişin önüne, mahremiyet amaçlı odalar yapılarak hamamın girişi değiştirilmiştir.

Girişin batı duvarında günümüze gelemeyen bir çeşme bulunur fakat çeşme de sonraki dönemlerde yok olmuştur. Hamamın soğukluk bölümü alan ve hacim olarak en büyük mekandır. Yıkanılmayan, dinlenilen, beklenilen ve havlu değiştirilen bölümüdür. Hamamın bu bölümü, kare planlı olup pandantiflerle geçişi sağlanan bir kubbe ile örtülüdür. Bu kare mekan, kırık kemerli tromplarla sekizgene dönüştürülmüş ve yarım küre biçimli bir kubbe ile örtülmüş durumdadır. Kubbe dışarıdan sekizgen bir kasnağa oturmaktadır.

Kubbenin ortasında küçük bir aydınlanma feneri bulunur. Bu fener, kubbenin ortasında tek ışık deliği görevini görür. Bu fenerin açılmasının sebebi ışıklandırmayı ve havalandırmayı sağlamaktır. Yapı malzemesi olarak kolay işlenebilen sarı kalker taşının kullanıldığı yapıda herhangi bir süsleme öğesi yoktur. Plandaki etkin mekanların tek tek cepheleri hamamın tüm cephe düzenini bir parçasıdır. Mahalle hamamı niteliğinde olan bu hamam, şehrin merkezinde olan tek hamam olmasına rağmen herhangi bir süsleme unsuru kullanılmamıştır. Yapıda görülen tek süsleme unsuru, sıcaklık kısmının kubbeye geçişinde kullanılan testere dişi çıkıntılarla oluşturulmuş pandantiflerdir.

Diyarbakır Çüngüş Tarihi Köprü

 

TARİHİ KÖPRÜ

Çüngüş çayı üzerindedir.

Köprüde kitabesi yoktur.  Köprünün, Ali Bey camisi ile birlikte Kapıkıran Mehmet Ali Paşa tarafından, 17’nci yüzyılda yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Köprü tek gözlü, sivri kemerli, üstü düz köprüler gurubuna girer. Ana yapım malzemesi olarak, yöreden elde edilen sarı kalker taşı kullanılmıştır. Ayakları ise doğal kayalara oturtulmuştur. Köprünün uzunluğu: 18.72 metredir. Genişliği 5 metre, yüksekliği ise 15.20 metredir. Kemer açıklığı, ayakların kayalara oturduğu uçlardan 10 metredir. Köprü yakın zamanda onarılmıştır. Üst döşeme kilitli parke taşla kaplanmıştır.

HASAN DEDE TÜRBESİ

İlçedeki Kubbe mezarlığındadır. İlçeye giden yolun sağındadır.

Türbede: Fatih Sultan Mehmet zamanında kadılık yapan Hasan Dede’nin mezarı bulunur. Hasan Dede, 15’nci yüzyılda yaşamış bir derviştir. Betonarme olan türbe, 1965 yılında yapılmıştır. Eskiden sıtma hastalığına yakalananlar bu türbeyi ziyaret ediyorlarmış, ancak zamanla sıtma hastalığı azaldığından, türbeyi ziyaret edenler de başka dileklerde bulunmaktadırlar.

HİNDİBABA KÖYÜ

1515 yılında Diyarbakır Yavuz Sultan Selim tarafından fetih edildikten 3 yıl sonra 1518 yılında hazırlanan Tahrir Defterinde, köyün ismi geçer. Yani, köy 1518-1526 yılları arasında kurulmuştur. Kayıtlarda: köyde 5 dervişin bulunduğu ve köyün ziraat yerlerinin az olduğu, bu 5 dervişin 200 baş koyunu olduğu ve vergiden muaf tutulduğu yazılıdır.

Ayrıca, 1566 yılındaki Tahrir Defterinde de Hindibaba köyünden söz edilmiştir. Rivayete göre, Hindibaba köyü, Hindistan’dan göç edip gelen üç kardeş tarafından kurulmuştur. Başka bir rivayete göre ise, köyü kuran kardeşlerden birinin ismi “Hindi” imiş. Ona “Hindi Baba” deniyormuş. Onun adı köye verilmiştir.

SEYYİDLER BELDESİ

Peygamberimizin neslinden gelen Zeynel Abidin Hazretleri, Çaldıran savaşından sonra Şah İsmail’in zülüm ve işkencelerine dayanamayarak 3 oğlu ile birlikte Bağdat’tan Mardin’e göç etmiştir. Mezarı hala Mardin-Nusaybin ilçesinde bulunmaktadır. Oğulları ise, Çermik kazasına gelerek üç bölgeye yerleşirler. Büyük kardeşleri olan Şeyh Caferi Sıddık, 1514 yılında Yukarı Şeyhler köyünde ocak kurarak buraya yerleşmiştir. Köy, ismini bu kişiden almıştır.

Diyarbakır Çüngüş Karakaya Barajı

 

KARAKAYA BARAJI

İlçe topraklarından geçen Fırat nehri üzerinde kurulmuştur. Baraj ilçe merkezine 15 km uzaklıktadır. Türkiye’nin 3’ncü ve Diyarbakır’ın ise en büyük enerji santralidir. DSİ tarafından inşa edilen baraj, 1987 tarihinde faaliyete geçmiştir. Fırat nehri üzerinde, Atatürk Barajından sonra en büyük ikinci barajdır. Evet, burası elbette gidilip gezilip görülecek bir yer değil, ama Çüngüş ilçesi için önemli bir eserdir.

 

Diyarbakır şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.