Denizli Acıpayam

Denizli Acıpayam

 

Acıpayam denilince, benim aklıma: Antalya-Denizli kara yolu üzerindeki şirin bir ilçe geliyor. Bu nedenle, ben şahsen buradan defalarca geçtim ve yaz aylarında, yol kenarında satılan kavunlardan tattım. Sizler de, turistik özellikleri pek fazla olmayan bu şirin yöremizden geçerken, mutlaka kavun tatmalısınız. Bunun dışında, yörenin turizm aktiviteleri yok. Yine de, zamanınız olursa, yazır camisini ve keloğlan mağarasını mutlaka gezmenizi ve görmenizi öneririm.

ULAŞIM

Denizli-Antalya-Fethiye karayolu ilçe merkezinden geçmektedir. Özellikle, yaz aylarında bu yol üzerinde yoğun trafik akımı olmaktadır.

Acıpayam’ın, bağlı bulunduğu il merkezi olan Denizli’ye uzaklığı: 55 kilometredir. Acıpayam-Bucak/Burdur arasındaki uzaklık: 182 km. Acıpayam-Yeşilova/Burdur arasındaki uzaklık: 45 km. Acıpayam-Burdur arasındaki uzaklık: 182 km. Acıpayam-Serinhisar arasındaki uzaklık: 18 km. Acıpayam-Çal arasındaki uzaklık: 103 km. Acıpayam-Çardak arasındaki uzaklık: 95 km.

TARİHİ

Bölgenin tarih  sahnesinde bilinen ilk adı: İndos. Burada: tarihi süreç içinde yerleşimciler, sırasıyla: Hititler ,İonlar, Akalar, Frigler, Lidyalılar, Persler, Helenler, Romalılar ve Bizanslılar.

1071 yılındaki Malazgirt zaferinden sonra ise, Anadoluya giren göçmen Türk boylarından: Avşar oymağına bağlı Karaağaç Baba yönetimindeki iki kol, bölgeye yerleşirler. Takip eden dönemde: Germiyanoğulları Beyliği, Acıpayam ovasını ele geçirmek için, uzun süre çaba göstermişlerdir.

Ancak, bölge hakkındaki en büyük ilginç olay: 1381 yılında gündeme gelir. Bu tarihte: Germiyanoğlu Süleyman Şah: kızı Devlet Hatun’u, Osmanlı hükümdarı Murat Hüdavendigar’ın oğlu ile evlendirince, çeyiz olarak, Hamit ovasını yani Acıpayam ovasını, Osmanlılara verir.

Sultan Beyazıt, Timur’a yenilince, bölge yeniden Germiyanoğullarının hakimiyetine girer. Ancak, bölge halkı, Germiyanoğullarını istemez ve Hamitoğullarına bağlanmak isterler ve bu yüzden isyan ederler. Bunun üzerine, buraya “Asi Karaağaç” ismi verilir. Ancak, bu karşı koyma mücadelesi, günümüze kadar gelen “Avşar Beyleri” türküsü ile ifade bulur.

1429 yılına gelindiğinde, burada, yeniden Osmanlılar egemenliği ele geçirirler. Bölge İsparta sancağına bağlanır. Ancak, İsparta sancağında iki Karaağaç isimli ilçe olunca, bunlardan birine “Şarkikaraağaç” ve diğerine “Garbikaraağaç” ismi verilir. Böylece, Acıpayam bölgesi, Asi isminden kurtulmuş olur ve bir süre sonra, Burdur sancağına bağlanır.

Garbikaraağaç, 1870 yılına gelindiğinde ilçe statüsü kazanır. 1888 yılında Denizli sancağına bağlanır ve takip eden dönemde, yörenin ismi “Acıpayam” olarak  değiştirilir. Acıpayam isminin verilmesinin sebebi ise: bölgedeki badem ağaçlarının çok oluşu ve badem ağaçlarının da acı oluşu düşünülmektedir. Zaten, bölgede bademe, “payam” ismi verilmektedir.

GENEL

Acıpayam ilçesi, Ege bölgesinin güneydoğusundadır. Denizden yükseklik: 950 metre civarındadır.

Bölgede: yarı Akdeniz ve yarı Karasal iklim hakimdir ve buna bağlı olarak kışlar soğuk ve yağışlı, yazlar ise sıcak geçmektedir.

İlçede: özellikle Denizli yöresindeki tekstil sektörüne ve kıyılardaki turizm sektörüne yönelik yoğun göç yaşanmaktadır. Çalışan nüfusun: % 64’lük bölümü tarım kesiminde ve % 12’lik bölümü ise, sanayi sektöründe çalışmaktadır.

Ekonomik etkinlikler değerlendirildiğinde: tarımın etkin olduğu görülmektedir.  Tarımsal ürünlerin başında ise, hububat gelmektedir. Ayrıca: kavun ve haşhaş ekimi de yapılmaktadır. Bir de “anason” üretimi yaygındır. Yeşilova beldesinde, ayakkabıcılar yoğunlaşmaktadırlar.

NE YENİR NE İÇİLİR

Acıpayam yöresine yolunuz düşer ve mahalli lezzetlerden tatmak isterseniz: tuzlama ve un helvası önerebilirim. Ayrıca, kuru patlıcan dolması da lezzet açısından ön planda. Bunun yanında: buranın kavun u meşhur, mevsimine denk gelirseniz, mutlaka tadına bakın.

NE SATIN ALINIR

Burada, el sanatları olarak bir şey yok, ama özellikle yazın buradan geçerken, yol kenarında bulunan kavunlardan mutlaka satın alın, çünkü lezzetleri muhteşem güzel.

KONAKLAMA

Öğretmenevi                          Belediye işhanı.Kat.4.                       258-5183097

GEZİLECEK YERLER

ACIPAYAM ÇARŞI CAMİİ

İlçe merkezindeki bu caminin en büyük özelliği, Ege bölgesinin tek dört minareli camisi olmasıdır. Caminin yapımında, Acıpayam yöresindeki halkın büyük desteği olmuştur. İlçenin sembolü halindeki bu dört minareli caminin minareleri, 20 km. uzaklıktaki, Serinhisar ilçesinden görülebiliyormuş.

KELOĞLAN-DODURGALAR MAĞARASI

İlçe merkezine, 18 km. uzaklıkta:  Dodurgalar beldesindedir. Antalya-Denizli kara yoluna, 5 km uzaklıktadır. Mağara, 1990 yılından sonra, MTA tarafından araştırmalar yapılarak, turizme kazandırılmıştır.

Daha önceki dönemlerde ise, sadece yörede yaşayan çobanlar tarafından bilinmektedir. Bilinmemenin verdiği doğallık sonucu, mağara yıpranmamış olarak günümüze ulaşmıştır. Mağaranın ziyarete açılma tarihi ise, 2003 yılıdır. İsminin “Keloğlan mağarası” olmasının anlamı ise, mağaranın, Karadağ’ın Keloğlanlar yakasındaki bir yamaçta bulunmasından gelmektedir.

Mağara içinde, girişe göre en  derin yer – 5 metre ve en yüksek yer ise, + 6 metredir. Mağaranın uzunluğu ise, 145 metredir. Mağaranın denizden yüksekliği yani rakımı ise, 1110 metredir. Milyonlarca yıllık bir süreçte, su damlacıklarının oluşturduğu bu doğa harikasını mutlaka görmelisiniz. Mağara, astım hastaları tarafından da tercih edilmektedir. Ayrıca, hemen girişte, bir yarasa kolonisi barınmaktadır.

Mağaranın içinde: iç yürüme yolu ve aydınlatma var. Ayrıca, ulaşımda da problem yoktur. Yani, aracınız ile, mağaranın yakınına kadar gidebilirsiniz.

Son olarak, yörede, bu mağara ile ilgili anlatılan bir efsane var. Ondan söz etmek istiyorum. Söylenenlere göre: Dodurgalar beldesinde, halen varlığını sürdüren “Keloğlanlar sülalesinden” nefes darlığı çeken, astım hastası ve saçları olmayan bir genç olan Ümmet: çobanlık yapmaktadır.

Ümmet, bir kızı sever, ancak kel olduğu için, sevdiği kıza bir türlü açılamaz ve çektiği sıkıntılar nedeniyle köyü terk eder. Bir süre bu mağarada yaşar. Ancak, yine bir süre sonra saçları çıkmaya başlar. Bunun üzerine, köye döner ve sevdiği kızla evlenir ve mağaraya “Keloğlan mağarası” adı verilir.

YAZIR CAMİ

İlçe merkezine bağlı, 25 km. uzaklıktaki Yazır beldesindedir.

Kitabesine göre: Hacı Ömer Efendi adında bir kişi tarafından, 1801 yılında yaptırılmıştır. Geniş bir avlu içinde, kare planlıdır. Çatısı düz toprak dam iken, 1968 yılında yapılan onarım da, kiremit ile örtülmüştür.

Yapının en büyük özelliği: 13. yüzyıl, Selçuklu ağaç direkli camilerini anımsatmasıdır. Süsleme bakımından oldukça zengindir. Duvarlar: üç sıra panolar halinde resimlerle süslenmiştir. Bu resimlerde, özellikle: cami, bitki ve ağaç motifleri kullanılmıştır. Caminin tavanı da, çıtalarla küçük karelere ayrılmış ve bu kareler, bitki motifleriyle süslenmiştir. Bu resimlerin, 18. yüzyılda yani caminin yapıldığı  dönemde, batılılaşma yaklaşımı ile yapıldığı düşünülmektedir.

Denizli Sarayköy hakkındaki gezi yazım için Sarayköy

Denizli Çal

Denizli Çal

İlçe, en erken dönemlerden itibaren, leziz şarapları ile ün salmıştır. Hatta, Çalkarası olarak adlandırılan ve dünya çapında tanınan üzüm türüne adını vermiştir. Denizli-Çal arasında karayolunda ilerlerken, bir süre sonra, sağ yanda, bir cami minaresi göreceksiniz.

Ancak, ortada cami yok, yalnızca minare var. Bu ilgimi çekmişti. Bu minare: daha sonra öğrendiğime göre: Şapcılar köyünde “kırık minare” olarak anılıyor.

Burası: aynı zamanda, eski “kayı pazarı” imiş. Daha ayrıntılı bilgi, aşağıda vereceğim.

Bunun dışında, Çal denilince, tamamen yeşilliklerin içinde bir yer olarak hatırlıyorum. Bir de, buranın bir kasabası vardı, Bekilli (Şimdi ilçe olmuş, bu yüzden “Bekilli” başlığı altında, ayrı bir yazıda buradan söz edeceğim ), özellikle şarap üretimiyle öne çıkan bir yer.

Denizli Bekilli hakkındaki yazımı okumak için Denizli Bekilli

Bu kasabaya gittiğimde, iki katlı bir ev büyüklüğünde bir imalathane vardı.

Önünde, bir taşıyıcı kamyon bulunan bu imalathane de, içeri girdiğimizde, buranın sahibiyle tanışma imkanı oldu. Evet, sahibi ile tanıştık ve aynı anda, buranın meşhur şaraplarından ikram edildi. Daha sonra ise, bu şarapların hikayesi.

Sahibinin anlattıklarına göre, özellikle yörede vişne yetiştirilmesine öncülük etmiş, daha sonra vişne şarapları üretilmeye başlanmış. Bu bayağı ünlü bir marka, meyve şarapları üretiyorlar, küçücük bir yer, ama bu markanın şaraplarını birçok ilde bulmak mümkün.

Denizli Çal

ULAŞIM

İlçe, il merkezi olan Denizli il merkezine; 64 km. uzaklıktadır. Çal-Bekilli arasındaki uzaklık: 19 km. Çal-Güney arasındaki uzaklık; 36 km.

Denizli Çal

TARİH

İlçenin, antik dönemdeki adı “Mosyna” dır. Türkler, bölgeye gelene kadar, yöre, bu isimle anılmıştır. Çal adı ise, Çağatay lehçesine göre “yüksek yer” veya “yayla” anlamına gelmektedir. Bu isim, elbette, ilçenin  doğal yapısı nedeniyle buraya verilmiştir.

Çal’ın, bugün bulunduğu yerdeki yerleşimin eski adı ise “Demirciköy”. Çünkü, bu bölgeye yerleşenlerin büyük çoğunluğu, demircilikle uğraşırlarmış.

Çal yöresi: Anadolu Selçukluları döneminde, Türklerin egemenliğine girer. Selçukluların kayı boyundan gelen Türkler, Çardak üzerinden günümüzde Boğaziçi denilen bölgeye gelir ve yerleşirler. Yöre: Sultan II. Murat döneminde, Osmanlı topraklarına katılır ve 1886 yılında, bir kaza haline gelir.

İlçe, Kurtuluş savaşı öncesinde Yunan işgaline uğramaz. Çal Müftüsü Ahmet İzzet Efendi’ye, Kurtuluş Savaşında yaptığı hizmetlerden dolayı “İstiklal Madalyası” verilir.

Denizli Çal

GENEL

İlçe, Denizli’nin doğusundaki Çekelez Dağının doğu eteklerinde kurulmuştur. Dağın batı eteklerinde ise, Pamukkale bulunmaktadır.

İlçenin rakımı, yani denizden yüksekliği: 800 metredir. Çal yakınlarından, Büyük Menderes nehri geçmektedir. Nehirde, kısmi olarak balık yetiştiriciliği yapılmaktadır. İklim değerlendirildiğinde ise: kışları soğuk ve uzun süreli, yazları ise serin ve kurak geçer.

İlçe halkı, geçimini: tarımdan sağlamaktadır. İlçede yetiştirilen ürünlerin başında: şaraplık üzüm var. Bu üzümlerden, “Çalkarası” olarak bilinen tür, dünyaca meşhur. Bu çalkarası üzümlerden, ev şarapları yapılıyor.

İlçede bir şahsın heykeli var. Ama bu şahıs, elbette ilçenin isminin duyulmasında büyük emeği geçen biri. Ünlü ressam: İbrahim Çallı.

Pamukkale Üniversitesinin, “Bağcılık ve Organik Tarım” üzerine eğitim veren, iki yıllık yüksek okulu da, ilçede bulunuyor.

Son olarak: Çal insanının genellikle çalışkanlığı ve zekasıyla tanındığını söylemeliyim. Bir  de: Çallı ve yılanı aynı çuvala koymuşlar, biraz sonra, yılan “beni bu çuvaldan çıkarın” diye yalvarmış.

GEZİLECEK YERLER

Denizli Çal Kayıpazarı camii kırık minare

KAYIPAZARI CAMİİ KIRIK MİNARE

Yukarıda kısaca söz ettiğim gibi, Şapçılar köyü, Pazaraltı mevkiinde bulunuyor. Çal-Bekilli kara yolunun 6.km.dedir.

Kayı Pazarı camisi minaresi, 1997 yılında koruma altına alınmış. Minare, temelde kare planlı, silindirik gövdeye kadar moloz taş örgülü, silindirik gövde ise, tuğladan inşa edilmiştir. Şerefeye geçiş, kirpi saçak örgü sistemiyle sağlanmıştır.

Tuğla örgülü petek kısmının üzerinde, külahı yok. Minarenin gövdesinde: kaide üzerindeki bileziğin bulunduğu yerde, enine büyük bir çatlak sonucu, gövdenin aksanından kayması nedeniyle: 2005 yılında Denizli Valiliği tarafından yeniden örülmüştür.

2005 yılında verilen kazı izni sonucu yapılan kazılarda: caminin temellerine rastlanmamış. Ancak, kazı buluntularında, caminin çatısının alaturka kiremit örtülü olduğu anlaşılmış. Yapılan incelemede ise: caminin, pazarın Çal ilçe merkezine taşınması nedeniyle yıkıldığı anlaşılmıştır.

Caminin hemen yanından geçen, Çal-Bekili kara yolunun inşasında ise, buradaki cami ve diğer yapıların taşları kullanılmış. Pazarda: bu camiden başka: yerli Rumların işlettiği bir han, fırın, kahvehane ve dükkanlar bulunuyormuş.

Denizli Çal Sakızcılar Şelalesi-Ağlayan kaya

SAKIZCILAR (AĞLAYAN KAYA) ŞELALESİ

Sakızcılar köyündedir. İlçe merkezine uzaklığı: 22 kilometredir. Şelale, aynı zamanda; suların kayaların üzerinden yere düşmesi nedeniyle “Ağlayan kaya” olarak da biliniyor. 30 metre yükseklikten dökülüyor.

Şelalenin döküldüğü yerde ise, alabalık besleniyor. İlçe halkı tarafından “Hocanın yeri” olarak da bilinen mesirelik, özellikle yaz günlerinde yoğun talep görüyor, zamanınız varsa sizde gitmelisiniz.

Denizli Çal Çakırlar köyü mağarası

ÇAKIRLAR KÖYÜ MAĞARASI

Çakırlar köyü, bodrum mevkiindedir. 1’nci Derece doğal Sit alanı olarak tescil edilerek, koruma altına alınmıştır. Mağara, birbirine bağlı, iki galeriden oluşmaktadır.

Yaprak şeklinde, sarkıt-dikitler bulunuyor. Maradan traverten alımları sırasında giriş kapanmış, mağaraya giriş, ancak sürünerek yapılabiliyor yani zor bir mağara. Amatör gezginler için pek uygun değil.

Denizli Çal Dionisopolis antik kenti

DİONİSOPOLİS ANTİK KENTİ

İlçenin 8 km. kuzeybatısındadır. Ortaköy kasabası yakınlarındadır. Suriye krallığı döneminde kurulmuş olup, daha sonra Bergama krallığı egemenliği altına girmiştir. Tiyatro: dünyada, ilk kez burada oynanmıştır. Bu nedenle, büyük önem taşımaktadır.

Denizli Çal Apollon Nairbenos tapınağı

APOLLON LAİRBENOS (APELLON LERMENOS) TAPINAĞI 

Bahadınlar köyüne 4 km. uzaklıkta, Menderes vadisine hakim, Asartepe olarak isimlendirilen, küçük bir tepe üzerindedir. Bahadınlar köyü ile tapınak arasındaki, yaklaşık 4 km. lik yolun, malzemeli bakımı yapılarak, stabilize hale getirilmesine çalışılıyor.

Buranın diğer benzeri tapınaklardan ayrı, özel bir durumu var. Burada: “katagraphe” ismi verilen ve bazı insanların: mülklerini “tanrıya tahsis etme” anlamını taşıyan yazıtlar var. Ayrıca: sadece Batı Anadolu’da görülen ve daha sonraları Hıristiyanlar tarafından da benimsenen: itiraf (kefaret) geleneğini kanıtlayan yazıtlar bulunmuş.

Şöyle ki: buraya gelen kişiler: kendi istekleri ya da tanrının emri uyarınca: çocukları, evlatlıkları ya da kölelerini; birer “kutsal personel” olarak, tanrı Apollon’un hizmetine tahsis ettiklerini gösteren ve katagraphe adı verilen yazıtları adamak için buraya gelmektedirler.

Ayrıca: kişiler, işledikleri bir günahı itiraf etmek (günah çıkartmak) ve bunu kefaretini ödemek için adak yazıtı sunmak üzere, buraya gelirlermiş.

Bu iki özellik: diğer kutsal alanlarda görülmüyor. Diğer kutsal alanlar: insanların olağan ibadetlerini (kurban kesmek, ilahiler söylemek, tanrılardan yardım ve şifa dilemek, tanrılara şükranlarını sunmak gibi) yaptıkları yerlerdir.

Özellikle, günah çıkartmak, daha sonra Hıristiyanlarca da kabul görmüş, dini bir alışkanlık.

Biraz önce söylediğim gibi: “insan bağışlama şeklindeki bu ibadet türü”, başka bir yerde görülmemektedir. Tanrıya adanan kişi “köle” ise; bu durum köleye özgürlük verildiğini de ortaya koymaktadır.

Fakat, bu özgürlük şarta bağlı idi. Yani, kölenin, adandığı tanrının tapınağında, belli zamanlarda hizmet etme zorunluluğu vardı.

Denizli Çal

Kutsal alanda: sunaklar ve steller üzerindeki yazıtların çokluğu: burada, stel satıcılarının ve taşçı ustalarının yoğunluğunu da ifade etmektedir. Kutsal alan ve çevresindeki buluntuların büyük bölümü: köle ve özgür vatandaşların tanrıya ithaf edilmesini belirten, katagraphe yazıtlarıdır.

Ayrıca, aslında birer adak yazıtı olan, günah çıkartma (kefaret) ya da itiraf (confessio) yazıtları da bulunmuştur. İtiraf yazılarında, kişiler işledikleri bir suçun günahını itiraf ettikten sonra, tanrıya adaklar sunmuşlardır.

Günah çıkartma yazıtları: bu adakları sunan kişilerin, samimi itiraflarını barındırmaları ve bulundukları yörenin sosyal ve kültürel yaşamı hakkında önemli bilgiler vermektedirler. Bu yazıtlardan anlaşıldığına göre, Roma İmparatorluğu döneminde, bölgede, dinin günlük yaşam üzerinde yoğun bir etkisi bulunmaktadır.

Öyle ki, bu tür yazıtlarda, tanrıların, tapınağın arazisinde bulunan yerleşimlerin sahipleri olduğunu belirten ifadeler bile bulunmaktadır. Yani, dinsel bir iktidarın varlığından söz etmek mümkün.

Evet, burası bir Anadolu tanrısı olan “Apollon Lairbenos” adına adanmış bir kutsal alan. Büyük olasılıkla, MS.2.yüzyılda, İmparator Hadrianus döneminde inşa edildiği düşünülüyor.

Kutsal alanın en batısında, Menderes vadisine hakim bir noktada, tanrının tapınağı yerleştirilmiş. Tapınak: ana kayayı kullanan, yüksek bir podyum üzerinde, ön cephesinde dört sütun bulunan plan tipinde ve korinth düzenindedir.

Apollon Lairbenos isimli tanrı: bu tapınak alanındaki tasvirlerde: bir elinde buğday başağı, meşe dalı ya da sunu kasesi, diğer elinde ise çifte balta taşır vaziyette betimlenir. Bazen de omzunda çevresini bir yılanın sarıldığı, çifte balta taşıyan süvari biçiminde betimlenmiştir.

Denizli Çal Hançalar köprüsü

HANÇALAR KÖPRÜSÜ

Hançalar kasabası yakınlarında, Büyük Menderes nehri üzerindedir. Ne zaman yapıldığı bilinmiyor. Ancak: 1886-1934 yıllarında, köprü tamir görmüş ve bu durum, üzerinde bulunan kitabelerde yazılmıştır.

Çal-Bekili kara yolu buradan geçiyor. Osmanlılar döneminde yapılan köprü, o dönemde, Kayı Pazarına giden yolun üzerinde bulunması nedeniyle, yöreden geçen kervanlar tarafından yoğun olarak kullanılırmış.

Köprü: üç kemerlidir. Orta kemer, yan kemerlerden yüksek ve geniştir. Bu nedenle, Roma dönemi köprülerinin özelliklerini taşımaktadır.

Denizli Çal Bayırlan köprüsü

BAYIRLAN KÖPRÜSÜ

Roma döneminden kalma, tek kemerli bir köprüdür. Bayıralan köyü girişindedir. Köprü: Baklan ovasından, Çürüksu vadisine geçişi sağlayan yol güzergahında bulunmasıyla önem kazanmaktadır.

Denizli Sarayköy gezi yazım için  Sarayköy

Denizli Sarayköy

Denizli Sarayköy

 

Sarayköy denilince aklımda kalan tek özellik Kaplıcalardır. Buralara yolunuz düşerse mutlaka İn Hamamı Kaplıcalarına gidin, özellikçe çamur kürünü deneyin.

 

ULAŞIM

Sarayköy, Denizli arası uzaklık 23 kilometredir. Sarayköy, Aydın arası uzaklık 106 km. Sarayköy, İzmir arası uzaklık 204 km. Sarayköy, Afyonkarahisar arası uzaklık 241 km. Sarayköy, Manisa arası uzaklık: 186 km.

 

TARİHİ

İlçe merkezinin bulunduğu geniş ova, bataklık ve kısmen göl halinde idi ve “Sarıgöl” ismiyle biliniyordu. Zamanla, kuzeyde Buldan yolu üzerinde “Bayramyeri” denen bir adacık oluştu. Bu adacık üzerine “Sarıbey” adında bir aşiret reisi yerleşti.

Aşiret, Oğuz Türklerinden olup, geçimlerini hayvancılıkla sağlayan, sık sık yer değiştiren ve kendilerine Yörük denen bir topluluktur. Sarayköy ismini, bu yöreye ilk yerleşen “Sarıbey” isimli aşiret reisimden almıştır. Bu isim zaman içinde: Sarıgöl ve Sarayköy olarak değişmiştir.

Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde buranın ismini “Ezineyi Abat” ve “Ezineyi Lazkiye” diye yazmıştır.

1520 yıllarında, Kanuni Sultan Süleyman zamanında, Saraya mensup ve kendini seyyah olarak tanıtan bir görevli, Acısu köyünde misafir kalır. Ertesi günü yola çıktığında ilçenin eski “Pazaryeri” olarak bilinen yerinde, birkaç kadının mallarını satmak üzere toplandıklarını görür.

Bunun üzerine, Saraya mensup görevli bir ferman hazırlatarak tepe üzerine bir kazık çaktırır. Bu kazık üzerine, yazılı ferman bağlatır ve oradan ayrılır. Altın sarısı ve parlak renkli yazılı bu kağıdı görenler burada haftanın “Cumartesi” günleri Pazar kurulmasının yazılı olduğunu görürler. Bu ferman üzerine, o yıllardan bu yana her Cumartesi günü, ilçede Pazar kurulur. Bu Pazar zamanla tanınır, ünlenir ve hatta Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde bile yazılır.

Evet gelelim ilçenin tarihi geçmişine: 1763 yılına kadar burası bir köydür. Aynı tarihte Aydın iline bağlı bir bucak olur. 1867 yılında Denizli’nin kaza olmasıyla, Denizli iline bağlı bir nahiye olur. 1882 yılında ise Denizli sancak olunca, Sarayköy, Denizli Sancağına bağlı bir kaza olur.

Her yıl 24 Mayıs günü “Milli Mücadeleye Katılış” günü şenlikleri yapılır.

 

Denizli Sarayköy

GENEL

İlçe Aydın dağları ve Menteşe dağları arasında akan Büyük Menderes nehri nedeniyle, aynı ismi alan ovada yerleşmiştir. Bazı köyler ise çevredeki dağ eteklerindedir. İlçe merkezinin kuzeyinden Büyük Menderes nehri geçer. Nehrin suladığı Sarayköy ovası, sulu tarımın yapıldığı verimli bir arazidir.

Özellikle: erik, kayısı ve şeftali üretimi yoğundur. Ayrıca seracılık yoğundur. Yörede Akdeniz iklimi hakimdir. Buna bağlı olarak yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise çok soğuk ve yağışlı geçer. Yöre insanının en büyük ekonomik etkinliği, dokumacılıktır.

Eski zamanlardan bu yana Babadağ ve köylerinde yürütülen dokumacılık, son yıllarda Sarayköy’ün çevre köylerine de girmiştir. Burada genellikle fason ham bez üretimi yapılmak, desen baskılar yapılarak çarşaf ve nevresim halinde piyasaya sürülmektedir. Bölgede yurt dışına ihraç yapılan iki fabrika bulunmaktadır.

 

Denizli Sarayköy Deve güreşleri

DEVE GÜREŞLERİ

Her yıl Ocak-Şubat aylarında geleneksel deve güreşleri yapılarak kış turizminin yaygınlaştırılması amaçlanmaktadır. 

 

Denizli Sarayköy

GEZİLECEK YERLER

 

Denizli Sarayköy Ahmetli Köprüsü

AHMETLİ KÖPRÜSÜ

İlçe merkezine bağlı Ahmetli Mahallesinde, Büyük Menderes nehri üzerindedir. Bölgedeki en eski köprülerden birisidir. Roma dönemi mimari özelliklerini yansıtır. Dört kemerli olan köprünün uzunluğu 55 metre, genişliği 4.75 metredir. Kemer açıklıkları ise 5.50 metredir.

Köprü yuvarlak kemerli olup tamamen traverten malzemeden yapılmıştır. Kuzey tarafındaki iki kemer, 1’nci Dünya Savaşı sırasında Batı Anadolu’yu işgal eden Yunanlıların Denizli’ye geçişini engellemek amacıyla, Türk kuvvetleri tarafından yıkılmıştır.

Yıkılan kemerler, Cumhuriyet döneminde orijinal ayaklarının üzerinde betonarme tabliyelerle onarılmıştır. Yakın zamana kadar kullanılan köprü, hemen yanına yeni bir köprü yapılmasından dolayı kullanım dışı kalmıştır.

 

Denizli Sarayköy Tren İstasyonu

SARAYKÖY TREN İSTASYONU

İlçe merkezinde bulunan istasyon, 1896 yılında İngiliz Oriental Railway Company tarafından İzmir-Aydın ve Şubeleri Demiryolu Hattı kapsamında yapılmıştır. Alanda idari bina ile ahşap ambar binası bulunur. İdari bina, dikdörtgen planlı, tek katlı, taş örgülü ve kırma çatılıdır.

Ön ve arka cephesinin bir kısmını kaplayan ahşap sundurması batı cephesinden dolanarak U şeklini almıştır. Sundurma ahşap direkler üzerine oturtulmuştur. Yapının kapı ve pencereleri dikdörtgen formlu ve ahşaptır.

Düz sövelerle çevrelenmiş olan kapı ve pencerelerin üzerine tuğladan basık kemerler yapılmıştır. Cephelerinin köşeleri şaşırtmalı şekilde döşenmiş kesme taşlarla hareketlendirilmiştir. İstasyon günümüzde kullanılmıyor.

 

SULTAN SARI BABA TÜRBESİ

 İlçe merkezine bağlı Tekke Mahallesindedir. 18 veya 19’ncu yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir. Türbe, Anadolu’nun Türkleşmesi sırasında Horasan’dan geldiği söylenen din büyüğü Sarı Baba’ya aittir. Türbe yapısı, orijinalinde birbirine bitişik iki sekizgen planlı odadan meydana gelmektedir.

Ancak bilinmeyen bir tarihte yapılan tadilatla giriş kısmı değiştirilmiştir. Duvarları karkas tekniği üzerine taş malzeme ve harçla yapılmıştır. Yapının çatısı kiremitle kaplıdır. Çatı saçağı kademeli yapısıyla dikkat çekmektedir. Türbenin giriş kısmı üç ahşap sütun üzerine oturtulmuş 2 adet Bursa kemerine benzer kemere sahiptir.

Giriş kapısı oldukça alçak bir noktada olup ahşaptır. Giriş kapısının iki yanında birer adet yekpare taş söve vardır. Kapının üzeri kilitli taşlardan yapılmış basık kemerle çevrilidir. Sanduka odasına, türbedar odasının içinde bulunan oldukça alçak bir kapıdan girilir. Sanduka odasının tavanı, ortasında iç içe yerleştirilmiş yıldız motifleri bulunan işlenmiş ahşap plakayla süslenmiştir.

Her yıl çok sayıda kişinin ziyaret ettiği Sultan Sarı Baba Türbesi, 2012 yılında aslına uygun olarak restore edilmiştir.

 

TEKKE CAMİSİ

İlçe merkezine bağlı Tekke mahallesindedir. 1900 yılında yapılan cami, Osmanlı dönemi mimari özelliklerini yansıtmaktadır. Caminin bahçesinde Sultan Sarı Baba Türbesi bulunur. Bahçenin bitişiğindeki parselde ise caminin haziresi vardır. Hazirede 1873 ile 1874 ve 1911-1912 yılları arasında mezar taşları bulunmaktadır.

Kare planlı olan caminin duvarları yığma moloz taş olarak inşa edilmiştir. Son cemaat yerinin üst örtüsü, beş adet ahşap sütun üzerine oturtulmuştur. Bu üst örtüde 4 adet Bursa kemerine benzer kemer yer almaktadır. Son cemaat yerinde, üst örtüyü yarıp geçen oldukça yaşlı bir ardıç ağacı vardır. Harime giriş son cemaat yerinin ortasında bulunan dikdörtgen formlu ahşap kapıdan sağlanmaktadır.

Harim kısmının zemini ve tavanı tamamen ahşaptır. Camini mihrabı iki kademeli bir nişten meydana gelmektedir. Mihrap duvarının her iki yanında birer ahşap pencere vardır. Mihrap duvarının sol köşesinde ahşap kürsü bulunur. Mihrap ile duvardaki sağ pencere arasında ahşap minber bulunur. Caminin batı duvarında da iki adet pencere mevcuttur.

Pencereleri dikdörtgen formlu ve ahşaptır. Doğu duvarının tam ortasında bulunan kare formlu küçük pencere açıklığı dikkat çekmektedir. Son cemaat yerinin harim duvarındaki kapının solunda bir pencere daha vardır.

2012 yılında Sultan Sarı Baba Türbesi ile birlikte aslına uygun olarak restore edilen Tekke camisi, günümüzde ziyarete ve ibadete açıktır.

Denizli Sarayköy İn hamamı kaplıcaları

İN HAMAMI ILICALARI

 

Denizli-Aydın karayolu üzerinde, Sarayköy ve Buharkent’e 10 km uzaklıkta, Kızıldere Mahallesine 5 km uzaklıktadır.

Tekke hamamı mevkiinde bulunan kaplıcalar halk arasında “Kokar Hamamı” diye de biliniyor. Termal su, yüzeye yakın bir yerden 90 derece sıcaklıkta çıkıyor ve 38-40 derecede termal tedavilerde kullanılıyor. Öte yandan açılan kuyulardan ve sondajlardan çıkarılan suyun sıcaklığı 140 dereceye kadar çıkıyor ve kaplıca haricinde bu su seraların ısıtılmasında kullanılıyor.

İzmir Bölge Hıfzısıhha Enstitüsü Müdürlüğü tarafından 2004 yılında yapılan analiz sonuçlarına göre, kaplıcada çıkan sodyum bikarbonatlı, sülfatlı kükürtlü, florürlü ve termomineralli suyun kimyasal özellikleri ortaya konulmuştur. Buna göre: Kaplıca: banyo uygulamaları şeklinde değerlendirildiğinde, romatizmal hastalıklardan romatoid, artrit, ankilozon başta olmak üzere kronik dönemlerde kronik bel ağrısı, eklem hastalıkları ve yumuşak doku rahatsızlıklarında etkilidir.

Denizli Sarayköy İn hamamı kaplıcaları

Kaplıca çamur kürleri şeklinde de kullanılır. Bu çamura: turba çamur deniliyor. Çamur organik ve inorganik bileşenlere sahip ve binlerce yılda oluşmuştur. Suda çözülebilen kremsi yapısı sayesinde deriden kolay çıkabilen turba çamur, biomineraller, vitaminler ve diğer pek çok organik madde içeriyor.

Çamur kürleri, özellikle cilt hastalıklarında oldukça yoğun kullanılıyor. Ayrıca mantar, kaşıntı, uyuz, sedef gibi hastalıklarda hızlı ve etkin sonuçlar verdiği söyleniyor. Hatta, bölgeden çıkarılan sudan: kremler, şampuanlar ve sabunlar üretiliyor.

Sonuç olarak, burada iki tane termal otel bulunuyor. Bu tesisler oldukça lükstür.

 Denizli Bekilli gezi yazısı hakkında  Bekilli