Antalya Elmalı

Antalya Elmalı


Elmalı denilince, benim aklıma ilk gelen: ilçe merkezinde, Ömer Paşa camisinin hemen yanındaki “Elma anıtı” ve yörenin yaz aylarında aşırı sıcaklarından kaçıp buraya sığınan ve yerleşim yerinin mevcut nüfusunu, üç-dört katına çıkaran nüfus yoğunluğudur.

Evet, burası, rakımın yüksek olması nedeniyle, özellikle yaz aylarında, nispeten serin havası ile ziyaretçi çekiyor. Bunun dışında, bölgenin genelindeki turistik çekicilik, maalesef burada etkin değil. Çünkü: herhangi bir turizm aktivitesi yok.

Sadece, bir kısım turist, bir yerden bir yere giderken, buradan geçiyor. Ama, unutmamak gerekir ki, Elmalı gerçekten, tarihi geçmişi renkli olan bir yer ve özellikle, Elmalı Definesi, bütün dünya tarafından bilinen bir gerçektir.

Antalya Elmalı

ULAŞIM

Elmalı, bağlı bulunduğu il olan Antalya’nın 111 km. batısındadır. Elmalı-Korkuteli arasındaki uzaklık: 50 km. Elmalı-Finike arasındaki uzaklık: 60 km.

Antalya Elmalı Tarih

TARİH

Yörenin tarihi geçmişi incelendiğinde, özellikle, antik dönemde Likya uygarlığının kuzeyinde önemli bir yerleşim yeri olduğu kabul edilmektedir. Bunun dışında: Semahöyük köyü ve Hacımusalar köyü yakınlarındaki höyüklerde yapılan araştırmalarda, Bronz çağında, buralarda yerleşim izleri görülmüştür.

Ancak, tüm bunlara rağmen, yine de, Elmalı yerleşim yerinin, ilk olarak, MS.8’nci yüzyılda gerçekleştiği resmen anlaşılmaktadır. Yıldırım Beyazıt döneminde, yöre, Osmanlı egemenliğine girer. Osmanlı döneminin ilk yıllarında, Teke livasının merkezi ve Teke paşalarının ikametgahı olarak bilinir. Çünkü: Anadolu Selçukluları, burayı ele geçirince, Tekeli Türk boylarını, buraya yerleştirirler.

Ancak, idare merkezi Antalya’ya taşınınca, burası kaza haline gelir. Bu süreçte, yörenin kullanılan isimleri: Kabalı, Amelas, Elmalı.

Evet: Elmalı, antik dönemde, askeri ulaşım yolları dışında kalması nedeniyle fazla gelişmemiş olsa da, yine de kendisine has ekonomik bir etkinlik oluşturmuştur. Özellikle: hayvancılık ürünlerinin satıldığı Pazar, pamuklu bez dokuması ve dericilik, buranın ekonomik gelişimini sağlamıştır.

Tarihi süreç ile ilgili son bir not: 1940 yılında, Elmalı yöresinde büyük bir yangın çıkar ve yerleşim yeri, tamamen yanarak yok olur ve daha sonra yeniden imar edilir.

Antalya Elmalı

GENEL

Elmalı, bağlı bulunduğu Antalya ilinin batısında ve iç kesiminde, dağlık bir alanda bulunmaktadır. Yöre: Batı Torosların kolları ile engebelenmiştir. Yörenin başlıca yükseltileri, 2000 metrenin üzerindeki Susuz ve Kohu dağlarıdır. İlçe merkezinin bulunduğu mahal: adeta bir çanağı andırır, yani çevre tamamen yükseltilerle çevrilidir. Bu yükseltiler yani dağlar, ormanlar ile kaplanmıştır.

Bu ormanlık alanlarda, özellikle: antik dönemde, gemi yapımında kullanılan “Lübnan sediri” yani “Katran ağacı” bulunmaktadır. Bu ağaç aynı zamanda: saray ve mabetlerin yapımında, firavun ve yüksek yöneticilerin tabutlarının yapımında da kullanılmıştır. Reçinelerinden ise, mumyalama işleminde yararlanılmıştır.

Ayrıca, çeşitli yerlerdeki demiryolu yapımında, yine bu ağaç, travers olarak kullanılmıştır.

Bu çanak bölüm içinde ise: birkaç ova bulunmaktadır. İlçe merkezi, 2503 metre yükseklikteki Elmalı dağının güney eteğinde kurulmuştur.

Yörenin denizden yüksekliği: 1196 metredir. Yüzölçümü ise: 1595 km. karedir.
Ekonomi, tarıma dayanmaktadır. Özellikle: meyvecilik ileri düzeydedir. Hayvancılık da yapılır ve buna bağlı olarak, mandra ürünleri ve hem deri üretimi yaygındır.

Antalya Elmalı Sikkeleri

ELMALI DEFİNESİ-SİKKELERİ

MÖ.5. yüzyılda Perslerin Yunanistan’ı işgal etmesinin ardından, Atina Şehir Devletinin önderliğinde Akdeniz çevresindeki şehirlerden oluşan bir birlik kurulmuştur. Atik-Delos Deniz Birliği olarak isimlendirilen bu birliğin bir merkezi ve bir bütçesi vardı. Her ülke kendi bastığı gümüş sikkeden kendi gücü oranında katkıda bulunuyordu.

1984 yılında Elmalı ilçesinde kaçak kazılar sonucu bulunan “yüzyılın definesi Elmalı Sikkeleri” o bölgede bulunan bütün şehir devletlerinin paralarını içeriyordu. Yaklaşık 1900 adet sikkenin binden fazlası ise Likya bölgesindeki şehir devletlerinin parası idi ve içlerinde şimdiye kadar bilinmeyen hanedanların sikkeleri de vardı.

Definenin gömülüş tarihi MÖ 480-460’tır. Karanlığı çok olan bir döneme hatırı sayılır ışık tutmuştur. 

Söz konusu sikkelere: yüzyılın definesi denmesinin en önemli nedeni; Yunanlılar Persleri yendikleri için bir anı parası çıkarmışlardı. Normal olarak o zaman para birimi 1 drahmi, en fazla 4 drahmi iken, anma nedeniyle 10 drahmilik para çıkarılmıştı. (10 drahmilik paranın ismi Dekahdrahmi idi) 

Arkeologlar Jeffry Spier ve Jonathan H. Kagan tarafından MÖ.470-450 yılları arasına tarihlenen ve yeryüzünün en kıymetli antik sikkesi olarak nitelenen bunlar (her birinin 600 bin dolar değeri olduğu söyleniyor) büyük define içinde bulunmaktadır.

Çünkü bu sikkeler çok az basılmıştır ve 1984 yılına kadar dünyada yalnızca 13 tanesinin varlığı biliniyordu. Elmalı definesinde ise bunlardan 14 tane bulunmaktaydı.

Elmalı definesinin bulunmasıyla insanlık tarihinin bilinmeyen önemli bir bölümü aydınlatılmış ve dünyada bilinen Dekahdrahmi sayısı 2 katına çıkmıştır.

Koleksiyonun büyük kısmını: (962 adet) Lykia sikkeleri oluşturur. Geriye kalanların 283’ü Rhodos, 41’i Samos, 12’si Efes/Milet, 165’i Atina, 59’u Bisaltai, 31’i Akanthus, 15’i Abdera, 6’sı Taşoz ve 44’ü Paros’tur.  

Definedeki Lykia sikkelerine genel olarak bakıldığında, değişik tipte yazılı ve yazısız sülale sikkeleri eldekilerin yaklaşık yüzde kırkını, geriye kalan yüzde altmışı ise az sayıda tipi içeren fakat birbiriyle kalıp bağı olan sikkeler oluşturur. Bunların çoğu önceden bilinen veya örnekleri tanınan sikkelerdir. Sikke bağı en kuvvetli lan grup ise Kamirus sikkeleridir. Bunların yaklaşık yüzde ellisi birbirleri ile ön yüz veya arka yüz kalıbı açısından bir zincir oluştururken, diğer yüzde ellisi ise tamamen aynı ön ve arka yüz kalıbından basılmıştır. Genel sonuç olarak: Elmalı Definesi, içinde birkaç örneği olan değişik merkezlere ait sikkeleri barındırmakla birlikte çoğunluğu birkaç büyük merkeze ait çok sayıda ve birbirleriyle bağ olan sikkelerden oluşmaktadır. 

Definede bulunan Orta ve Kuzey Yunanistan, Trakya, Ege Adaları ve Kuzeybatı Anadolu (Lykia) sikkeleri çağdaştırlar. Aynı zamanda bu sikkeler her şehri belli bir oranda temsil eder gibi bir araya getirilerek gömülmüş gözükmektedir. 

Bu nedenle Elmalı Sikkelerinin kısa bir dönemde ve büyük bir amaç için bir araya getirildiği sonucu ortaya çıkmıştır. Bu durumda sikkelerin MÖ 546 yılında başlayan Grek-Pers savaşlarından  sonra Pers hakimiyetine geçen Anadolu ve Grek kentlerinin Atina önderliğinde Pers hegemonyasına karşı kurduğu ve adına Attika-Delos Deniz Birliği denen ittifakın ihtiyaçları için toplanmış olabileceği düşünülmektedir. 

Elmalı Definesinde, Atinalıların Pers’leri bozguna uğrattığı savaşların anısına bastırdığı ve her biri 43 gram ağırlığındaki Dekadrahmiler bulunmaktadır. Bu sikkelerin arka yüzündeki kanatları açık ve cepheden baykuş figürü, Athena’nın klasik ve yüzlerce yıl değişmeden aynı tipte basılmış baykuşlu sikkelerden farklı olarak tasarlanmış ve çok sayıda basılmıştır. Definede 14 adet olduğu belirtilen ancak 6 tanesi yurda dönebilen bu sikkelerin ilavesiyle dünya literatüründe bilinen örnek sayısı 42 olmuştur. 

Elmalı Definesinin bulunması/kaçırılması:

Evet “Yüzyılın Definesi” olarak nitelendirilen bu hazine: 18 Nisan 1984 tarihinde Antalya-Elmalı kara yolunun hemen kuzeyinde, Karaburun tümülüsü ile gökpınar köyü arasında bulunmuştur. Define kaçakçılar tarafından Amerika’ya kaçırılmıştır.

1988 yılında Amerika-Los Angeles şehrinde 10 ve aynı yılın Mayıs ayında İsviçre-Zürih şehrinde 3 ve 1991 yılında yine Zürih şehrinde 3 adet olmak üzere çeşitli müzayedelerde 16 adet Elmalı Sikkesi açık arttırmaya çıkarılmıştır.

Ancak Türk hükümeti avukatları aracılığı ile müdahale ederek satışları durdurmuştur. Ülkemizden kaçırıldığı bilinen sikkeler; Gazeteci Özgen Acar ve Kültür Bakanlığının uzun ve inatçı girişimleri sonucunda herhangi bir bedel ödenmeksizin 1999 yılında başında ülkemize getirilmiştir.

Ancak hazinenin toplamı 1900 sikkeden oluşmasına rağmen, bunlardan yalnızca 1676 tanesi geri getirilebilmiştir. Geriye kalan sikkelerin nerede olduğu bilinmemektedir.

Antalya Elmalı Yeşilyayla Güreşleri

ELMALI YEŞİLYAYLA GÜREŞLERİ

Bu etkinlik tarihçe olarak ülkemizde birinci sırada ancak organizasyon olarak Kırkpınar’dan sonra ikinci sıradadır. Güreş tarihçesi incelendiğinde: 1419 yılında Nuh Çelebi’den gelen taşınmaz mal varlığının, günümüzde Yeşil Cami olarak bilinen yerde bulunan Musalla Çevrik diye anılan mahalledeki arazinin güreş çayırlığı diye vakfiye edildiği belirlenmiştir. Bu nedenle, burada güreş tarihinin çok eski yıllara kadar gittiği düşünülmektedir.

Güreşlerin bir yönü: güreş yapılan yöre halkının maddi ve manevi desteğiyle yine yöre halkına fayda sağlayacak eserlerin yapılmış olmasıdır. Tespitlere göre: Elmalı’da son 30 yıl içinde güreş gelirlerinden: Elmalı Lisesi, Elmalı Devlet Hastanesi, Elmalı Spor Tesisleri ve Elmalı Müzesi için maddi destek sağlanmıştır.

Günümüzde, güreşler başlamadan bir hafta önce sempozyum ve sergiler düzenlenmektedir. Güreş günlerinden birkaç gün öncesi, akşamları sanatçılar davet edilerek yöre halkına konserler tertip edilir.

Evet, Elmalı Yeşil Yayla Güreşleri, her yıl Eylül ayının ilk haftasında yapılmaktadır. 2014 yılında güreşlerin 672. si yapılmıştır.

Antalya Elmalı

NE YENİR/NE İÇİLİR

Elmalı yöresinde, yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz, size önerebileceğim yiyecekler şunlardır: tarhana çorbası, erişte (elde kesme makarna), kırmızı sulu et yemeği ve höşmerim tatlısıdır.

Son olarak, burada, keçi sütünden yapılan “teke dondurması” yemenizi öneririm. Bu dondurma herkesin hoşuna gitmeyebilir, is kokusu hakim, ama buraya özgü bir lezzet olarak arzu edenler tadabilirler.

Antalya Elmalı

KONAKLAMA

Elmalı Öğretmenevi Yenimahalle. Antalya Yolu 242-6183288

Antalya Elmalı

GEZİLECEK YERLER

TARİHİ ELMALI EVLERİ

Elmalı: Elmalı dağı yakınlarında kurulan oldukça eski bir yerleşim yeridir. İlçedeki evler: cumbaları, eski tip pencereleri ve parlak renkleriyle zamanın çok gerilerinden beri hala dimdik ayaktadır ve karakteristik özelliklerinin çoğunu bugüne kadar korumayı başarmıştır.

Bu evler: Elmalı’nın Tahtamescit mahallesinde Aylar Sokaktadır. En az 500 yıllık bu evlerin mimari bir öğesi olan ahşap dokusunda, yörenin zenginliği olan sedir ağaçlarından bol miktarda kullanılmıştır. Süslemelerdeki stilize ağaçları, çiçek motifleri ve altı köşeli yıldızlarıyla da Anadolu kültürünü yansıtan eşsiz örneklerdir.

Elmalı evleri içinde en güzel örnek “Yeşil kapılı” dır. 1600 yılında yapılmış olan bu yapının ahşap işçiliği, insanı şaşırtacak kadar özel bir ustalık eseridir.

ELMALI MÜZESİ

1963-2001 yılları arasında bölgede kazılar yapan Prof.Dr.Macteld J. Mellink: bölgenin kültürel ve tarihi zenginliğine değinmiş, bu eşsiz kültür mirasının yerinde korunması, tanıtılması, halkın bilinçlendirilmesi ve en önemlisi son yıllarda giderek artan eski eser kaçakçılığının önlenmesi için bölgede mutlaka bir müze veya enstitü kurulmasını istemiştir.

Onun bu isteğinin karşılanması için, Turizm Bakanlığı 2000’li yıllarda aldığı bir kararla ilk adımı atmış ve Elmalı caddesi üzerinde, eski hükümet konağı, 2004 yılında müze olarak değerlendirilmek üzere Maliye Bakanlığı tarafından Turizm Bakanlığına tahsis edilmiştir.

Bu Hükümet binası, yapıldığı 1941 yılından 1987 yılına kadar ilçenin Hükümet binası,  daha sonra vergi dairesi ve bir bölümü öğretmenevi görevini yapmış ve mimari yapısıyla özel bir değere haiz bu yapının içinde, müze ihtiyaçlarına uygun biçimde değişiklik yapılmıştır.

Bunun sonucunda: 3 tane zeminde, 8 tane birinci katta olmak üzere, 11 teşhir salonu oluşturulmuştur. Teşhir ve tanzim çalışmaları, Antalya Müzesi müdürlüğüne bağlı olarak 2011 yılında tamamlanmış ve Elmalı Müzesi 13 Haziran 2011 tarihinde ziyarete açılmıştır.

Müzede neler sergilenmektedir

Elmalı Müzesi:2400 metrekarelik bir alanda, ikisi normal, biri bodrum katı olmak üzere 3 katlı bir yapıdır. Yapının güneybatı cephesindeki ana giriş kapısı, orta akstadır. Girişte danışmanın da bulunduğu geniş bir salon, sağ yanda idari mekanlar ve konferans salonu görülür.

Girişe göre: soldaki 3 teşhir salonundan b irinde bulunan 8 vitrinde: Elmalı ovasının Kaolitikten Orta Bronz dönemi sonuna kadar uzanan bir zaman dilimine ait eserler sergilenmektedir. Bağbaşı ve Karataş-Semayük kazılarında elde edilen bu eserler 8 başlık altında toplanmıştır.

Sergileme geç kaolitik döneme ait Bağbaşı eserleri ile başlatılmış ve Karataş-Semayük erken dönem Tunç eserleriyle devam ettirilmiştir. Karataş-Semayük yerleşmesinin yaşam biçimini yansıtan çeşitli aletler, mühürler, ağırşak, takı vb buluntular yine tipolojik ve işlevsel bir düzenleme ile ziyaretçilere sunulmaktadır.

İkinci Salonda: Kalkolitik ve Erken Tunç Dönemine ait mezar ve depolama kapları olarak kullanılmış, pithos ve çömlek gibi büyük boyutlu kapılardan seçilmiş örnekler sergilenmektedir. Bilgi panolarında Anadolu’nun tarih öncesi kültürlerinin karakteristik özellikleri maddeler halinde belirtilmiştir.

Üçüncü Salonda: Karataş-Semayük mezarlık alanında bulunmuş 3 küp mezar özgün konumlarına göre, içlerindeki iskeletler ve ölü hediyeleriyle birlikte çarpıcı bir atmosfer içinde sergilenmektedir.

Bilgi panolarında: Anadolu’daki tarih öncesi ölü gömme adetleriyle Semayük nekropolü hakkında açıklamalar yer alırken, pithoslar üzerindeki bezeme tipleri, motiflerin anlamları ve önemi herkesin anlayabileceği bir anlatımla yansıtılmıştır.

Birinci Katta, girişe göre sol yanda: Anadolu’nun tarih sonrası dönemlerine ait kronolojik bir cetvel vardır.

Sağ yandaki levhada: Elmalı bölgesindeki ilk bilimsel araştırma ve kazıları başlatan, Kızılbey ve Karaburun mezar odalarının restorasyon projelerini yürüten, özellikle 60 yıl üzerinde çalıştığı Anadolu arkeolojisini bilim alemine tanıtan “Türkiye’deki Amerikalı arkeologların duayeni” unvanına sahip değerli bilim adamı Prof. Dr. Machtel J. Mellink’in biyografisi yer almaktadır.

Birinci katın, Sağ yanında bulunan dört salondan birinde: Likya’da rağbet gören yerel tanrılardan atlı ve sopalı koruyucu tanrı Kakasbos, avcılıkla bağlantısı olduğu düşünülen 12 tanrı, Helena ve Dioskur gibi adak stelleriyle bazı yazıtlı taşlara ait örnekler sergilenmektedir.

Küçük eserlerin sergilendiği salonun ilk iki vitrininde: Hacımusalar Höyük kazılarında bulunan Erken Tunç, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait buluntular sunulmaktadır. Devamındaki vitrinde, Hacımusalar-Karaçakır mevkiinde açığa çıkarılan lahit buluntuları ile Karaburun I, II ve Kızılbey Tümülüslerine ait buluntular sergilenmekte ve tanıtılmaktadır.

Sikke Salonunda: Likya şehir sikkeleriyle Roma imparatorluk sikkeleri kronolojik bir düzen içinde sergilenmektedir. Bölgede sikke basan şehirlerle ilgili ayrıntılı bilgiler verilmiştir. Duvar panolarında ise sikke basım tekniği ile ilgili bilgi verilirken sikkenin tarihçesi, fotoğraflarla da desteklenerek, kronolojik bir düzen içinde verilmeye çalışılmıştır.

Birinci katın sol kanadında: orta salonda Elmalı ve Korkuteli bölgelerinde bulunan Roma ve Bizans dönemine ait sütun başlıkları, yazıtlı mezar sütunu, taştan bir idol ve yekpare bir taştan oyularak yapılmış vaftiz teknesi sergilenmektedir.

Arykanda kazılarında gün ışığına çıkarılmış eserlerin sergilendiği salonda ise: Roma ve Bizans dönemine ait ev sunakları, adak stelleri, lahit ve heykel parçaları, pişmiş topraktan günlük kullanım kapları, dokuma malzemeleri, tıbbı aletler, çeşitli takı malzemeleri ve benzeri buluntular teşhir edilmektedir.

Birinci katın sol yanındaki 4 salondan birinde: yüzyılın definesi olarak da anılan, dünyaca ünlü MÖ.5. yüzyıla ait Elmalı Definesinin imitasyonları teşhir edilmektedir. Çarpıcı bir atmosfer içinde sergilenen sikkeler, ziyaretçilerin kolayca anlayabilecekleri şekilde guruplandırılmış, duvarlara yerleştirilen ışıklı bilgi panolarında tek tek, ayrıntılı olarak tanıtılmıştır.

Yine bu panolarda, definenin tarih içindeki önemi vurgulanırken, bulunuşu, kaçırılışı ve topraklarımıza dönüşü ile ilgili öyküye de yer verilmiştir.

Birinci katın her iki yanındaki dip salonların her birinde, kendi orijinal ölçülerinde rekonstrüksiyonu yapılmış olan Karaburun ve Kızılbey mezar odaları, duvarlarının renkli resimleriyle ziyaretçilere sunulmaktadır. Salon girişinde, mezarların bulunuşu, restorasyonu, çalışmaları, tarihleri ve duvar resimleri hakkında geniş açıklamalar bulunan tanıtıcı panolar yer almaktadır.

Yapının bodrum katında: sağda, envanter ve etütlük eserlerin konulduğu farklı ebatlarda dokuz oda vardır.

Müzenin:4000 metrekarelik açık teşhir alanında, Elmalı çevresinde bulunan Helenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait mimari parçalar, lahitler, yazılı mezar taşları, postamentler ve sütunlar sergilenmektedir.

Ayrıca yok olmaya yüz tutan anıtsal arı serenlerinden bir örnek, Yukarı Söğle köyünden alınarak bahçenin kuzeydoğu köşesine kurulmuştur. Bahçede ayrıca restorasyon atölyesi, büyük bir havuz ile her mevsim hizmet verebilecek bir kafeterya bulunmaktadır.

Evet, günümüzde 1305 adet envanterli eseri bulunan Elmalı Müzesi bu yöreden geçenler tarafından mutlaka ziyaret edilmelidir.

Antalya Elmalı Semahöyük-Karataş

SEMAHÖYÜK-KARATAŞ

Karataş-Semayük, Elmalı’nın 10 km güneydoğusundadır. Elmalı-Korkuteli yolunda yaklaşık 10-15 km ileridedir ve günümüzde “Bozhöyük” olarak isimlendirilmektedir. Yöre insanı burayı “Turist Tepesi” diye de bilir.

Hacımusalar Höyük ile birlikte, bölgenin Tunç Çağını çok iyi anlatır. 3-4 m yükseklikte ve 100 m çapındadır ve Büyük Gökpınar köyüne 3 km uzaklıktadır.

Kazılar sonucu, 3 bin yıllara tarihlenen korunaklı duvarlara sahip, megaron tipi yapılardan oluşan küçük bir köy yerleşimi bulunur. 3 x 4 m ve 5 x 9 m arasında değişen ölçülerdeki yapılarda ahşap ve kerpiç kullanılmıştır.

Evler günlük işlerin yapıldığı merkezi bir oda ve çevresindeki birimlerden oluşur. Mezarlıkta ise 500’ü aşkın sayıda küp ve çömlek mezar ortaya çıkarılmıştır.

Mezarlarda, ölü armağanları olarak ikili kaplar, depaslar, maşrapa ve gaga ağızlı testiler bulunmaktadır. Yuvarlak, küresel gövdeli kavanozlar en sevilen tiptir. Kırmızı üstü beyaz bezemeli seramikler, Elmalı bölgesinin tipik örnekleridir.

Üç ayaklı kapların Truva kültürüyle benzerliği dikkat çeker. Tunç ve gümüşten yapılmış, yabani domuz başlı iğneler de metal bulgular içinde en dikkat çekicidir. 

Antalya Elmalı Karaburun Tümülüsü ve Mezar Odası

Antalya Elmalı Karaburun Tümülüsü ve Mezar Odası

 

KARABURUN TÜMÜLÜSÜ VE MEZAR ODASI

Karaburun’da 50 m arayla iki tümülüs mezar bulunmaktadır. Bunlardan 2.Nolu olan mimarisi ve boyamalarıyla önemlidir. Karaburun 2 Tümülüsünün kazılarında ortaya çıkan kesme kireç taşından ve üçgen çatılı mezar odasının tüm duvarları Greko-Pers üslubunda ve friz olarak devamlılık gösteren teknikte duvar resimleriyle bezelidir. 

MÖ 475 yılına tarihlenir.

Kızılbey’deki ana renklerin yanında, burada mor ve yeşil renkte kullanılmıştır. 

Ana sahnede: elinde phalesiyle klineye uzanmış, sakallı Pers giysili Pers satrabı (Valisi) ve ona içki sunanlar ziyaret sahnesinde resmedilmişken, karşısında da ayakta duran bir kadın işlenmiştir. 

Bu sahnenin yanındaki duvarda soylu sanatçı; Yunan hoplitlere karşı savaşmaktadır. Bu savaş belki de, MÖ 494 yılında Perslerin Lykialıların desteğiyle Batı Anadolu’yu, Miletos’u ele geçirdikleri mücadeleyi yansıtıyordu. Bu savaşçılar Milyaslılar olmalıdır. 

Diğer duvarda: mezar odası sahibi soylu yönetici görkemli arabasında atları ve hizmetçileriyle resmi geçitte betimlenmiştir. Mezar odasının taştan klinesi üstüne çeşitli hayvan resimleri boyanmıştır. 

2011 yılında mezarda bulunan 2486 yıllık paha biçilmeyen iki duvar resminin yerinden sökülerek çalındığı anlaşılmış ve halen bulunamamıştır. Antalya Arkeoloji Müzesi görevlileri: Tümülüs’te yaptıkları olağan denetimde mezar odasının kapısının kırılarak duvar resimlerinin önemli bölümünün yerlerinden sökülerek çalındığını saptamışlardır.

Tutkallı bez ve kimyasal maddeler kullanılarak profesyonel bir yöntemle yerinden söküldüğü saptanan duvar resimlerinin akıbeti halen belirsizliğini korumaktadır. Bu yöntem: Gaziantep Zeugma’daki Roma dönemine ait duvar resimleri ve mozaiklerin çıkarılmasında uzmanlarca ve ayrıca KKTC deki Lysi kilisesinin resimleriyle Kanakarya Kilisesinin mozaiklerinin çalınmasında da kaçakçılarca kullanıldığı bilinmektedir.

Bu resimlerde: Karaburun Tümülüs’ünde gömülü Pers Satrabı betimlenmiştir. Taş bloklardan yapılarak sıvanmış ve sıva üzerine yapılmış resimlerde bir Pers valisinin ziyaret sahnesi, tamamen doğal bir ev ortamına benzetilmeye çalışılmış ki ölen kişinin ruhu burada öldükten sonra bir ev ortamında yaşasın diye.

Burası hakkında biraz daha bilgi vermek istiyorum. Persler, Yunanistan’dan püskürtüldükten sonra Atinalı general Kimon: Karya ve Likya’yı dönemin güçlü örgütü Attika-Delos Birliği donanmasıyla, MÖ.466 yılında günümüzdeki Köprüçay denilen Evrimedon nehrinde Persleri yenmiştir.

Bu savaşın yaşandığı yıllarda Elmalı’da ölen Pers valinin mezarının bulunduğu tümülüsüne yakın bir tepede “Pers Sikkeleri” ve karşı tepede ise “Yüzyılın Definesi” denilen Attika-Delos Birliği komutanının savaş kasası kabul edilen ve 1900 gümüş sikkeden oluşan görkemli bir define bulunmuştur.

Pers sikkeleri: Amerika’da çeşitli koleksiyonlara dağılmış, Elmalı Definesi ise geri getirilmiştir. Yörede bulunan ok ve mızrak uçları, burada amansız bir savaşın yaşandığına tanıklık etmektedir.

KIZILBEY MEZARI/TÜMÜLÜSÜ

Elmalı ilçesinin güneybatısında, Yuva köyü yolu üzerindeki Kızılbey Tümülüsü, yığma tepenin altındaki üçgen çatılı dikdörtgen mezar odasından oluşur. Mezar hırsızları tarafından soyulmuştur. Bu yüzden, sadece kireç taşı bloklar ile örülü duvarlar kalmıştır. 

3.70 x 3.10 m ölçülerindeki mezar odası, 2-3 büyük blok taşla örülmüş ve 4 bloktan oluşan kırma çatı ile örtülmüştür. Kapının güney duvarının yanına çekilmesiyle oluşan boşluğa kline yerleştirilmiştir. Mezar odasının duvarlarında siyah, beyaz, kırmızı ve mavi renkler kullanılmıştır. Arkaik resimler nedeniyle, MÖ 525 yılına tarihlenir. Defineciler, nem ve içe akan sular nedeniyle; koruma altına alınıncaya kadar oldukça tahrip olmuş ve tüm sahnelerin eksiksiz tanımlanması zorlanmıştır.

Duvarlarda iki kademeli yapılmış sahneler, mezar sahibi soylunun yaşamından ve inançlarından kesitler sunar. Klinenin arkasındaki batı panoda, mezar sahibinin arabasıyla bu dünyadan ayrılışı ve ziyafet sahnesi işlenmiştir. Sahnedeki figürün muhtemelen Yunanistan’ın soylu rahibi Argoslu Amphiaraos olduğu düşünülür. Savaş arabasına binmiş savaşçı bey, geriye bakmakta, yanındaki sürücü atın gemini tutmaktadır. Arabanın önünde, diz çökmüş, yaşlı adam ve iki kadından oluşan beyin ailesi, elleri dua formunda savaşçıya yönelmiştir. Üstlerinde de kanatlı bir figür uçmaktadır. Bu gurubun sağında da kötü korunmuş bir kline, bir masa ve altında da bir köpek yer alır. Kline de biri uzanmaktadır. 

Batı duvarındaki üst frizde, savaşçılar savaş arabasını getirmekte ve bir kurban sunmaktadır. Yanlarında da bazı seyirciler görülür.

Mezarın kuzey duvarında 5 friz bulunur. Alt frizde: bir teknede yedisi kürekçi olan 14 kişi bulunur. Diğerleri de tekne turu yapan soylulara hizmet edenlerdir. Üstteki frizde: kadın ve erkekler ve en solda da iki at betimlenmiştir. Burada mezar sahibi, maiyeti törensel geçit anında verilmiştir. 3’ncü frizde: bir iz görülmez. 4’ncü frizde: oturan bir yaşlı adam ile önünde savaşçılar, arkasında ise genç figürler bulunur. 5’nci frizde: çok az korunmuş olmakla birlikte arka arkaya dört atın yürüdüğü görülür. 

Doğu duvarında 4 friz görülür. En alttaki: spor (boks) yapan ve ağırlık çalışan gençler, 2’nci frizde: genç bir avcının geyik ve dağ keçilerini avlama sahnesi, 3’ncü frizde: iki avcının yaban domuzu av sahnesi yer alır. 4’ncü friz: alanın sol kesiminde bir şey kalmamıştır. 

Diğer kesimde, beş savaşçı arka arkaya resmedilmiştir. Güney duvarın bir yanında kapı açıklığı vardır. 

Mezarın zemininde de geometrik ve bitkisel bezemeler bulunur. 

Son bir not: Johanna Mellink, “Beni Elmalı’ya gömün” der ve külleri 2006 yılında Kızılbey tümülüsüne serpilir. (Buradaki arkeolojik araştırmaları yürüttüğü için)

Antalya Elmalı Fildişi Çocuklu Kadın Heykeli

FİLDİŞİ ÇOCUKLU KADIN HEYKELİ

Elmalı yöresinde yapılan arkeoloji kazılarında bulunan bu fil dişinden yapılmış, çocuklu kadın heykelinin yapılış dönemi ve yapanlar hakkında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

GİLEVGİ KALESİ

İlçe merkezine bağlı, Çobanisa köyündedir. Kale yapısı: kara yolunun hemen kıyısında, üç bölümlü tepenin güney kısmındadır. Surlarla çevrili yerleşim yerine, kuzeydoğu bölümündeki bir kapıdan girilmektedir. Batı bölümde, dörtgen kulelerle desteklenen sur kalıntıları görülmektedir.

KESİK MİNARE

İlçe merkezinde, çarşı meydanında, Ömer Paşa camisinin karşısındadır.
Tek bir minare olarak görülmektedir ve mimari özellikler açısından, Selçuklu dönemi yapısıdır.

ÖMER PAŞA CAMİSİ VE TÜRBESİ

Ömer Paşa: Manavgat’lıdır ve kapı ağalığından çavuşbaşılığa kadar yükselmiş ve daha sonra beylerbeyi olmuştur. 1603-1604 yılları arasında Diyarbekir valiliği yapmış, 1623 yılında Trablusgarp beylerbeyliğine atanmış, ardından Batum, Trabzon, Karaman ve Maraş beylerbeyliği yapmıştır.

Evliya Çelebi 1671 yılında uğradığı Elmalı kasabasını oldukça geniş şekilde anlatırken camiyi Ketenci Ömerpaşa camisi diye anar ve göz alıcı iç süslemesini kısaca tarif ettikten sonra mimarisinden bahsederken onu İstanbul Eyüp Sultan’daki Zal Mahmut Paşa camisine benzetmiştir.

Elmalı ilçesinin ortasında bulunan bu cami: Osmanlı mimarisi gereği tek kubbeli türün en geliştirilmiş bir örneğidir ve Mimar Sinan ekolünün bir şaheseridir. Caminin giriş kapısı üzerindeki kitabeden anlaşıldığına göre: Cami: 1610 yılında Kitapçı namıyla bilinen “Ömer ağa” tarafından yaptırılmıştır.

Cami: içinde bulunduğu yer meyilli bir arazi üzerinde olduğundan, heybetli bir görünüme sahiptir. Cami tamamen kesme taştan yapılmıştır. Giriş cephesinde üstü kubbelerle örtülü, ortadaki diğerlerinden daha yüksek kubbeli olan klasik başlıklı mermer sütunların taşıdığı revaka sahip bir son cemaat yeri vardır.

Taç kapı yay şeklinde olup büyük sivri kemerli ve üstünde 6 satır halinde kitabe bulunmaktadır. Pencereleri içeriden ve dışarıdan süsleyen alınlıkların üzerinde, her birinde değişik ayetler yazılı olan çiniler, İznik çini fırınlarının eseridir. Bunlardan birinin alt köşesinde “el-fakir Resmi Mustafa” imzası görülmekte olup yazıların hattatlarının ne kadar sanatkar oldukları anlaşılmaktadır.

Yazıların, çinileri süsleyen motiflerle beraber oluşu da hattat ve çinicinin tek kişi olma ihtimalini güçlendirmektedir. Diğer bir husus ta: her pencere için ayrı ayrı olarak hazırlanan bu çok sayıdaki panonun o dönemde İznik’ten nasıl bir yol takip edilerek buraya kadar bozulmadan taşınmış olmasıdır.

İznik çinilerinin bu örneklerinin, o dönemde Anadolu’nun uzak bu köşesine getirilmiş olması, Ömer Paşa’nın yaptırdığı bu hayrata ne kadar büyük bir emek verildiğinin en büyük kanıtıdır.

Caminin içi ve kubbesi zengin kalem işi nakışlarla kaplıdır. Evliya Çelebinin övdüğü minarenin kürsü kısmı: 5 köşeli olup, her bir cephe birer kaş kemerli pano halinde bölünmüştür. Çokgen gövdeli minarenin şerefe kısmı zengin biçimde işlenmiş mukarnaslara oturmaktadır.

Şerefe korkuluğu mermerden oymadır. Tepesinde kurşun kaplı ahşap bir külah bulunur. Caminin kubbesindeki kurşun kaplamalar 2004 yılında, minare alemindeki kurşun kaplamalar ise 2009 yılında yeniden yaptırılmıştır.

ÖMER PAŞA MEDRESESİ

İlçe merkezindeki caminin hemen karşısındaki medrese: 1602 yılında, cami ile birlikte, Ömer Paşa tarafından yaptırılmıştır. Yapı: 24 kubbeli ve 12 revaklıdır ve kesme taştan, dövme demirle yapılmıştır.

ABDAL MUSA TÜRBESİ/TEKKESİ:

İlçe merkezine bağlı, Tekke köyündedir.

Abdal Musa, Bektaşi geleneğinin en ünlü erenlerindendir. Hacı Bektaş’ın dolaylı olarak müridi olan Babai-Abdal dervişlerindendir. 14’ncü yüzyılda Batı Anadolu’da büyük ün kazanmıştır. Bursa’nın fethinden sonra Finike’ye gelip yerleşmiştir. Kargusuz Aptal ile Abdal Musa’nın buluşma yeri de Turunçovada’ki Kafi Baba Tekkesi olmuştur.

Kafi Baba Türbesi: Güney duvarında niş barındıran dikdörtgen planı ve orta yere konulmuş ölü sandukasıyla sanki bir Roma anıt-mezarıdır. Tanrısal mekan içine yerleştirmiş kıymetli ölünün cesedi, tanrıya diğer insanlardan daha yakın olduğunu gösterip, aracı rolünü vurgulamaktadır. Yapı içinde: Kafi Baba Mezarı, dış yanında Hasan Dede mezarı ve yaklaşık 10 metre güneyinde daha aşağı seviyedeki diğer dervişlerin mezarları vardır. Antik Çağ Lykia’sında olduğu gibi burada da mezarlık, sanki ait olduğu topluluğun sosyal sınıflarını-statülerini belgelemektedir. 

Sonrasında Kaygusuz Abdal Mısır’a gitmiştir. Elmalı Tekkesinin kurulmasıyla da Abdal Musa öğretisi Teke yaylası aracılığı ile tüm bölgeye taşınmıştır. 

Evet, Elmalı Abdal Musa Tekkesinin kuruluşu ile bir belge bulunmamasına karşın 13’ncü yüzyılda kurulduğu düşünülür. 1874 ve 1910 yıllarında kısmi onarım görmüş, en son 1968 yılında Vakıflar tarafından kapsamlı onarımdan geçirilmiştir. 

Elmalı Zaviyesi: Evliya Çelebinin anlatımına göre:” Yamaçta, Abdal Musa Vakfı’na ait 100 ev vardır. Burada yaşayanlar tekkenin yiyecek içeceğinden sorumludur. Köyün güneyinde büyük bir bağ ortasında, Abdal Musa’nın gömülü olduğu, altın alemli, sivri bir kubbe ile örtülü bir türbe bulunmaktadır. Türbenin çevresindeki bahçenin dışında misafirhane, mutfaklar, mescitler ve köşkler vardır. Türbenin 150 metre batısında, Abdal Musa’nın aşçısı Budala Sultan’ın türbesi bulunmaktadır. Gelip geçenlere nimetleri boldur. Başı, ayağı çıplak 300’den fazla derviş gece-gündüz ibadetle meşguldür. Söğüt, çınar ve kavak ağaçları altında fukaralar dinlenir. İçene sağlık veren bir su kaynağı, yanında da namazgah vardır. Binden fazla sığır, binden fazla koyun, 700 kısrak ve 7 değirmen vardır. Anadolu halkının inandığı bu sultanın birçok kerameti görülmüştür. Türbenin önünde, sonradan yapılmış bir ziyaretçi mekanı bulunur. Kırklar Makamı da, nefes almadan dolaşanların cennete gideceğine inanılan ritüel alanıdır. Türbenin içinde Abdal Musa, annesi ve babasının mezarları yer alır. 

İçinde olduğu söylenen kutsal emanetler hakkında Hacı Bektaş Veli’nin dervişlerine şöyle anlattığı söylenir. “Beni ararsanız Abdal Musa’da bulun, dört emaneti de ona teslim edin”

Bahsedilen emanetler şunlardır: Kara Sancak, Mermer Çırak, Biat Değneği ve Hüccat. Bunlardan Hz Fatma’ya armağan kandil ile Hz Hüseyin’in şimşir değneği hala türbededir. 

Antalya Elmalı Yedi Çınar

YEDİ ÇINAR

Çınar denilince, Elmalı yöresinde, 7 Çınar akla gelir. Ketencizade Ömer Paşa: Balkanlarda bir savaş kazandığında elde ettiği ganimetler ile, Elmalı’da bir cami ve külliye yaptırdığı bilinmektedir. Yine söylenenlere göre, dikilen bu çınarlar da, yine Balkanlardan getirilmiştir.

Yörede, çeşitli yerlerde bulunduğu ve bir kısmının kesilerek yok edildiği söylenen çınarlardan birini görmek isterseniz: Ketencizade Ömer Paşa camisinin önündekini görebilirsiniz. Buradaki çınar ağacı, yıllara ve olaylara meydan okuyarak, halen ayakta durmaktadır.

BEY HAMAMI

İlçe merkezinde, Ömer Paşa camisinin hemen batısındadır.
Yapının, klasik dönemde yapıldığı düşünülmektedir ki, Ünlü gezgin Evliya Çelebi, yazılarında, bu hamamdan söz etmiştir. Hamamın yapılışı olarak: 16-17’nci yüzyıllar düşünülmektedir.

ÇATALÇEŞME

İlçe merkezinde, çarşı içinde, kesik minarenin hemen arkasındadır. Selçuklu dönemi yapısıdır. Çeşmenin üzerindeki kitabede, 1284 tarihi ve üç satırlık bir yazı görülmektedir.

 

AKARASSOS:

Elmalı ovası, Toros yaylası Tekeli yarımadasının tam ortasında, 1300 m denizden yüksekte, tüm zamanların en önemli geçit noktalarından biridir. Alüvyal ovadan geçit veren akarsu vadileri, Elmalı’yı Myra, Lymra ve Antiphellos ile buluşturur. Böylelikle hem yaya yollarında kavşak olur hem de yayla ve sahil bağlantısını sağlar. 

Ortalama 1200 m yüksekliğinin verdiği iklimiyle, sahil Lykia’nın her dönemde yaz sıcaklarından kaçış bölgelerinden biri olmuştur. Kuzey Lykia olarak da anılır. Bey dağlarından doğan ve ovayı baştan sona geçen Akçay (Aedesa) tarımsal bereketin ana kaynağıdır. Ovada bulunan Karagöz ve Avlan gölü de kurutulmadan önce ova halkına balıkçılık imkanı sunmaktaydı. 

 Elmalı’nın Gökpınar köyünde, köylülerin açtığı kuyudan Neolitik bulgular çıkmıştır. Bu seramikler, koyu kahverengi ve bezemesizdir. Bulgular, Elmalı’da Kalkolitik dönemin 4’ncü bin yıl sonunda bittiği ve ardından Tunç Çağının başladığını gösterir.

Elmalı çevresinde, Kızılca, İslamlar, Armutlu gibi kaya mezarları Lykia geleneğinde kayalara oyulmuştur. Ayrı bir özellik göstermez. Kuzey Lykia kaya mezarları geleneği diye ayrı bir gelenek bu bölgede söz konusu değildir. 

Nisa, Khoma ve Podalia sikkelerinin, Lykia sikkelerinden farklılıkları ve yerel isimlerinin Kabalis ve Psidia’ya özgü olması, Elmalı’nın Lykia’dan ayrılıklarını göstermez. 

MÖ 333-334 yıllarında Büyük İskender’in bölgeden geçişi anlatımında Arrianus bölgeyi “Lykia’ya bağlı Frig yerleşim bölgesi” olarak tanımlar. Bayındır Tümülüsleri ve bulguları bu anlatımı doğrular. 

Roma İmparatorluğu döneminde, Elmalı yaylasındaki kentlerin tamamı Lykia Birliği üyesidir. Birlik yöneticiliği dahil pek çok önemli memuriyet almışlardır. 

Elmalı ve Korkuteli bölgesinde, sahilde bilinen Tlos, Myra, rykanda veya Lymra gibi herhangi bir kent görülmediği gibi, bir iki kaya mezarı dışında geleneksel Lykia kaya mezar nekropolü ne rastlanmaz.

Zaten, Karaburun, Kızılbey, Bayındır Tümülüsleri gibi bir örnek de sahil Lykia’sında yoktur. 

 

KHOMA-HACIMUSALAR HÖYÜK-BEYLER:

Elmalı-Finike karayolu üzerinde, Antalya’ya 132 km uzaklıkta, Beyler köyü sınırları içindedir. Karagöl ovasındadır. Yayla yollarının kesiştiği önemli bir kavşaktır. 

2000 yılı kazılarında bulunan Aurelius Diogenikastos’u onurlandırma yazıtı; Khoma adlı bir kilise töreninden bahsedilir. Dolayısıyla Piskoposluk merkezi Khoma’nın bu yerleşim olduğundan kuşku kalmamıştır. 

Lykia ile ilk önemli bağlantısı, 24 km güneydoğusunda Arykanda iledir. 

Plinius’un andığı Aedesa çayı buradan geçmektedir.

Geç Neolotik Dönemden Bizans’a hatta çevresiyle birlikte bakıldığında günümüze kadar kesintisiz yerleşim görmüştür. 

Roma döneminde adı Khoma’dır. Bugünkü ismi “Beyler” dir. Denizden yükseklik 13 m dir. Bizans döneminden kalma 2 kilise kalıntısı bulunur. Höyükten taşınmış daha geç dönem kalıntıları bugün Beyler köyü yapıları arasında görülmektedir. 

 

BAYINDIR -TERPONELLA TÜMÜLÜSLERİ:

Bayındır köyü, Elmalı’ya 6 km uzaklıktadır.

Bayındır’ın en yakınındaki yerleşim Terponella olarak bilinir. Yerleşimde zayıf ve dağınık kalıntılar vardır. En yakınındaki sınır yazıtına bakılırsa da Terponella alanı dışında kalmaktadır. Asıl sorun, Bayındır Tümülüsü ile eş zamanlı bir kalıntının Terponella da bilinmeyişidir. 

Elmalı bölgesi, Lykia sahillerinde çok rastlanmayan ve Klasik Lykia geleneğinde yaygınlaşan tümülüs mezarlarının en önemli örneklerini barındırır. Bu kez ölü gelenekleri, mimarisinden gömmeye, insan eliyle yükseltilmiş tepeler altında iz verir. 

Tümülüsler, Gökpınar köyünden sonra ulaşılan Bayındır köyü çevresi ve Söğle-Göçmen yolunun batısından, Çağıltemeller’de yoğunlaşır. Bir mezar odası üzerine yığılmış tepeden oluşan ana hatlarıyla ortak tümülüs geleneğine uymakla birlikte, kendine özgü yanlara da sahiptirler. Odaları oluşturan ahşap konstrüksiyon çürümüş, sadece buluntular kalmıştır. 

Bölge, Lykia ve Lydia bölgelerinin mimari gelenekleri etkisi altında kalmakla birlikte özellikle Phry kültürü etkisinde de kalmıştır. 

MÖ 8-7’nci yüzyıllarda Phry ağırlıklı Bayındır Tümülüslerinin mimarisine ve bulgularına yansımıştır.  

 

MÜGREN (GÖLOVA) MEZARI:

Elmalı’nın 12 km uzağında Gölova (Müğren) mevkiindedir. Tepeden küçük Milyas ovasına bakmaktadır. 

Semayük’ün 5 km kuzeyinde bir tepe üzerinde monolit bloklarla örülen bir mezar odası bulunur. 

Mezar odası: 3.90 x 3.30 m ölçülerindeki mezar odasının her duvarı tek bir bloktan, birbirine kenetlenmiş toplam 8 bloktan oluşur ve üst örtüsü ahşap kırma çatı biçimindedir. 

İyi işçilikli duvarların ve çatının tüm iç yüzeylerinin zamanında tamamen mimari karakterlerle boyalı ve bezeli olduğu boyala kalıntılarından anlaşılmaktadır. Bu boyamaların bazıları, Bizans şapeli olarak kullanıldığı dönemden kalmadır. Boyama dışında kazıma çizimleri de vardır. Bunlardan biri Bizans döneminden kalma haçtır. 

Duvardaki küçük pencere de Bizans döneminde açılmıştır. 

Kazıma çizimleri içinde, arka duvardaki tekne çizimi dikkat çeker. Yelkensiz benzerleri Kızılbey boyamalarında da vardır. Mezar odası duvarlarına kazınmış Besmele ve Kelime-i Tevhid ve Kuran-ı Kerim’den diğer ayetler, İslam döneminde kullanım izleri verir.

Mezar odasının dış yan yüzündeki çıkıntı ve girinti paneller enteresandır. Eğer olası bir geç dönem ekiyle ilgili değilse, çatı bloklarının kaymasını önleyecek payandaların tutturulduğu yerler olmalıdır. 

Bugünkü haliyle bir tümülüsten çok uzak, tıpkı Hoyran Mezarı gibi bağımsız bir mezar odası resmi çizmektedir. Ayrıca duvarların dış yüzeylerinin iyi işçiliği de bir tümülüs odası için gereksiz görülür. İç boyamaların ahşap işçilik taklidi olması nedeniyle Kızılbey ve Karaburun boyama geleneğinden farklılaştığını ve yakın örneklerinin Lykia tümülüslerinde olduğu anlaşılır. Yapım tekniği ve blok kullanımı ise Kızılbey ve benzeri örneklerdeki gibidir. 

 

KIZILCA:

Elmalı çevresinin önemli kalıntılarından biridir. Klasik dönemde bölgenin kültürel dokusunu anlatır. 

Elmalı Gömbe yolunun 3 km içerisinde köyün yaslandığı sarp kayalık tepededir. Yerleşimden pek bir şey kalmamışsa da kayalık yüzünde açılmış kaya mezarları yeterli izi verir. 

Büyük boyutlu ve  daha aşağıdaki mezar, ahşap yapı taklidi konstrüksiyonu ile Lykia’nın klasik mezar geleneğidir. Mezarın alt kesiminde, iki bölümden oluşan Likçe yazıt bulunur. 

“Bu mezarı,Meyere’nin oğlu Masauxeti, Perikle’nin komutası altındayken yaptı. Kim bu mezara bir zarar verirse cezalandırılacaktır ve soyu lanetlenecektir.”

Yazıtın 8’nci satırında geçen Perikle adı, bölgenin Klasik dönemde Lykia sınırları içinde olduğunu ve eğer yazıt Lykia Kralı Perikle’den bahsediyorsa, Lymra ile de özel bir bağı olduğunu gösterir. 

Değilse de aynı geleneğe uyup adını Perikle koymuş bir dağ beyinin.

Daha yukarıda ikinci kaya mezarı aynı geleneğin daha yalın bir başka örneğidir. 

 

İSLAMLAR:

Kızılca’nın güneyinde, ana yoldan 7 km içeridedir. Aytaşı diye bilinen kalıntılar, İslam köyünün 2 km kuzeybatısındadır. 

Akropolün güneydoğusundaki kayalık tepede bir kaya mezarı ve yarım kalmış bir lahit teknesi, yerleşimin akropolle kalmayıp çevreye yayıldığını gösterir. 

Burası belki de aynı zamanda taş ocağı olarak işletilmiştir. 

Akropolün en çarpıcı görüntüsü, köylülerin “Aytaşı” dedikleri 120 cm çapındaki kalkan kabartmasıdır. Hiçbir yapı ile bağlantısı olmaksızın kayalığın yüzüne işlenmiştir. Pisidia da yoğunlukla izlenen kalkan kabartmaları, dağlık Lykia ya da geçmiştir. Ve belli ki artık ölü askerleri simgelemeyi de çoktan aşmıştır. Üstlerinde de stel dikmek için açılmış zıvana delikleri bulunur.

Akropolün yukarı kayalıklarında bulanan iki kaya mezarı, mimari ve kabartmalarıyla dikkat çeker. İki katlı ahşap yapı taklidi cepheye sahip mezarın içinde de ahşap ölü yerlerinin düzenlendiğine ilişkin izler bulunur. Mezarların 50 m yakınındaki küçük tepede de önemli bir anıt mezardan kalıntı vardır. 

Polygonal duvarla temenos-teras üzerinde nitelikli bir mezar yapısı olduğu anlaşılır. Bir zamanlar; Elmalı İslamlar, sahil İslamları kurup yaylaya da çıkan Patara çevresinde kışlayan ata vatanıdır. Klasik dönem İslamları ise, kalkanların yerelliği dışında tam anlamıyla Lykia yerleşimi görüntüsü sergiler. 

 

ARMUTLU:

İslamlar’ın güneyindedir. 

6 tane kaya mezarının dördü ahşap yapı cepheli Lykia geleneğindedir. Diğer ikisi ise, bu geleneğin uzağında yalın bir giriş ve odadan oluşur. Mezarlar arasında 3 kült nişi, özellikle Lykia geleneğindeki mezarların arasında bulunmakla dikkati çeker. Bu tür döşemler Lykia’da yaygınca bilinir. Yerleşimde mezar dışında çok şey kalmamıştır. 

Ancak köy içinde evlerin aralarında izlenebilen erken duvar kalıntıları Armutlu’da hatırı sayılır bir yerleşim varlığını haber verir. Höyükler, tümülüsler ve yerleşim kalıntıları açıkça göstermektedir ki, Elmalı ovası Neolitikten günümüze kadar kesintilerle de olsa yoğun yerleşim görmüştür. 

 

KOMBA-GÖMBE

Gömbe bir z amanlar Komba antik yerleşimiydi. Bugüne dek özünü koruyan adı, sadece Piskoposluk listelerinde anılır. 

Bir kent yönetim meclisine sahip olduğu bilinir. Komba’da bulunan 12 tanrı adak levhaları, kenti diğerlerinden ayırır. Komba’dan başlayıp Üçağız’a inen bölgede, Roma döneminde yaygın olduğu bilinen bu levhaların en yoğun bulunduğu yer bu çevredir. Sanki 12 tanrının kült merkezidir. 

Üstlerindeki yazıtlar ve kabartmalar, levhaların işlevinde kuşku bırakmaz. Yazıtlar, Artemis’e, 12 tanrıya ve onların babasına ya da 12 tanrıya biçimindedir. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Antalya şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

 

Patara-Pttara-Patar-Gelemiş

Patara


Patara: 2020 yılında ülkemizde “Turizm Destinasyonu” seçilmiştir. 

Bu doğa cenneti güzellikteki yere yani Patara ya ulaşım biraz problemli. Şöyle ki: elbette buraya geleceğiniz yer, ulaşım planı çizmek açısından önemli. Antalya yöresinden gelinecek ise: kıyı yolu takip edilebilir. Yani: Antalya-Kemer-Finike-Kaş üzerinden.

Bu yolun uzunluğu: yaklaşık 220 km. Ama: bu uzunluğu düşünüp, en kötü 3 saatte giderim demek mümkün değil. Çünkü: kıyı yolu, bazen viraj, bazen bir kenarı uçurum, bazen iniş, bazen çıkış, yani aslında yolcular için muhteşem doğa güzelliğini izlemek açısından çok güzel, ama sürücü açısından zor bir yol.

Antalya ve yöresinden buraya ulaşmanın diğer bir alternatifi ise: iç yolu kullanmak. Yani: Antalya-Korkuteli-Söğüt-Fethiye üzerinden buraya ulaşım. Bu yolda: 220 km. civarında, ama kıyı yoluna nispeten daha rahat bir yolculuk sağlıyor.

Patara: Kaş merkeze 45 km ve Kalkan merkeze ise 16 km uzaklıktadır.

Patara Kumsalı

GİRİŞ

Kentin ismi, ilk kez Hitit kralı IV Tuthaliya’nın hiyerogliflerinde “Patar” diye okunur. Likçe’de şehrin ismi “Pttara” dır. Şehir, Bronz çağından beri vardır. Klasik dönemde, bölgenin limanı olarak büyümenin ilk temelleri atılır. Şehir denizciliğin ve limanlarının her şeye egemen olmaya başladığı, Helenistik dönemde hızla gelişmeye başlar.  

Evet Patara, Tanrı Apollon’un önbilimcilik/kehanet merkezlerinden biridir. Tanrının, yılın soğuk yarısını Patara’da, sıcak yarısını ise Delos’ta geçirdiğine inanılırdı. Son araştırmalarda: kentte bir Apollon Tapınağının ilk izleri “Kaynak Tapınağı” olarak anılan yapıda çıkmaya başlamıştır. Patara’da bir Apollon Tapınağı olması mutlaka beklenir. Yeni bulunan Geç Helenistik yazıtta, tapınağa adanan pek çok armağandan söz edilir. Epigraflar, bu yazıtın Apollon Tapınağına ait olması gerektiği düşünürler.

Şehir Lykia denizlerinin önemli uğrak yerlerinden, bölgenin ticaret merkezlerinden biridir. Lykia Birliği süresince yönetim kentidir. Romalı Livius “çaput gentis” (soyun başı) diye anar. Ancak: Ksanthos, Tlos, Myra, Pınara, Limyra gibi şehirleri varken, sadece Patara şehrine soyun başı denmesi oldukça anlamlıdır. Bu soyun yayıldığı bölgenin karşılığını bilmek güçtür. 

 

Patara Sahili

GENEL

Patara; Antalya ilinin Kaş ilçesine bağlı Kalkan ve Demre arasında Ovagelmiş köyü sınırlarındadır.

Şehir ve liman, yaklaşık 3 km uzunluğundaki vadinin girişindedir.

Antalya-Muğla sınırını çizen, Eşen Çayının doğusunda bulunuyor.

Eşen Çayı dedim de, evet, bu çay, binlerce yıldır, buranın kaderini etkilemiş.

Kumsalı ikiye bölerek, denize dökülüyor.

Patara Kumsalı

Kumsalın 1’nci Bölümü

Kuzey-batı kesimi. Dağ eteğinden başlayan bu bölüm, Özlen Adası önüne kadar uzanıyor.

Uzunluk, yaklaşık; 6 km.

Genişlik ise: 40-50 m. arasında değişiyor.

Son derece düz ve alçak yükseltili bir kumsal.

Bu bölümün arkasında ise: hareketli kumullar dikkati çekiyor.

Burada: kumsal o kadar geniş ve büyük ki; bir zamanlar, Yeşilçam filmcileri tarafından “Çöl Sahneleri” burada çekilmiş.

Patara Kumsalı

Kumsalın 2’nci Bölümü

Kumsalın ikinci bölümü: güney-doğu yönünde uzanıyor. Uzunluğu: 6-7 km. kadar. Kumsalın bu bölümünde: genişliğin 20 metrelik kısmı, ıslak alan. Bu alanın genişliği, sürekli değişiyor. Bu alanın gerisinde ise: genişliği 500-600 metreyi bulan, hareketli kumul tepelerinin bulunduğu bölüm var.

Hafif meyille yükselen bir arazi var. Deniz sahilinden esen rüzgarlar: kumu, ovaya doğru ilerletiyor. Ancak: bu kumların içerilere hareketini önlemek için; Antalya Orman Bölge Müdürlüğü tarafından, 1986 yılından bu yana, bu bölgede, ağaçlandırma çalışmaları sürdürülüyor.

Çünkü: hiç bitmeyen rüzgar, bir yere yığdığı kumu, ertesi gün dağıtıp, başka yerlerde tepecikler oluştururmuş.

Bunu önlemek için; yeşil bir kuşak oluşturulmuş. Okaliptus ve Kıbrıs akasyaları dikilmiş.

Kumuldaki bu dikim, o kadar yoğun olmuş ki; yapılan iş erozyon kontrolün den çıkıp, orman oluşturmaya dönüşmüş.

Ama; elbette bu sonuçta, kumulun topraklaşmasını yaratmıştır.

Yeni dikilen ağaçlar, ortama yabancı olduklarından, son derece hassas olan kumul-su dengesi bozulmuş.

Ortamın doğal bitki toplulukları ise, bundan zarar görüyorlarmış. Neyse, bunları uzun uzun anlatmak niye?

Çünkü; burada yanlış politikalar uygulanıyor, umarım ileri de, bu güzel cenneti farklı şekilde görmeyiz.

Tedbir alırken, dengeleri bozmamaya çalışmak gerek.

Bence: halen çoğu yerde uygulandığı üzere, yer yer kamış perdeler, bu kumul hareketlerini önleyebilir.

Bir cümle ile bu konuyu bitireceğim. Bu bölgede; binlerce yıl önce, öyle muhteşem ormanlar varmış ki, bu ormanlarda bulunan Ladin ağaçları; Arap akıncılarının buralara kadar gelip saldırmalarına neden olmuş.

Gelemiş Köyü

Evet, burada, halen bir yerleşim yeri var. Gelemiş Köyü, burada. Kumsala: yalnızca 1.5 km. uzaklıkta.

Evet: burada, Gelemiş Köyü var dedim, ama aynı mekanda kurulu, yıllarca burada muhteşem bir medeniyetin tüm güzelliklerini yaşamış antik bir kent de var. Ayrıca: yine muhteşem bir deniz ve kumsal.

Tüm bunların yanında: kaplumbağaları da unutmayalım. Burası: aynı zamanda caretta carettaların üreme bölgesi. Bu özelliği: sizleri nasıl etkiler? Akşam saatleri ile, sabah saatleri arasında, plaja ve denize girmek yasak.

Tüm bu doğal güzelliklerin korunması amacıyla: Patara, 1990 yılında, Çevre Bakanlığı tarafından “Doğal Çevre Koruma Bölgesi” ilan edilmiş.

Patara Tarihi Süreç

TARİHİ SÜREÇ

Tarihi süreç incelendiğinde: Patara’nın en büyük özelliği: Zeus ile Letoon’un çocuğu olan, Tanrı Apollon’un doğduğu yer olmasıdır. Ayrıca: Saint Nicholas yani Noel Baba’da Patara şehrinde doğmuştur. Apollon, bir Anadolu tanrısıdır. 

Homeros, İlyada Destanında; ondan, Işıklı anlamına gelen “Pholbos” ve “Ün salmış okçu, Lykia’lı Apollon” diye söz eder. Bu nedenle: Anadolu’lu Tanrı, kardeşi Artemis ile birlikte, bir Anadolu kenti olan Troya’ya daima yardım etmişlerdir.

Lykia; antik çağlarda, ışık ülkesi anlamında kullanılmış ve onun baş tanrısı Apollon da, ışık soylu olarak algılanmıştır. Bu nedenle: şehirde, günümüze kadar henüz bulunamayan, Büyük Apollon Tapınağı’nın ve kehanet merkezinin, Patara’da bulunduğuna inanılıyor.

Buradaki şehri: Su perisi “Lykia” ile tanrı Apollon’un oğlu “Patarus” un kurduğuna inanılıyor. Ne zaman? MÖ.8’nci yüzyıldadır. Bu tarihe ait, değişik belgeler bulunmuştur. En önemli belge ise: Hitit belgeleridir. 

Hitit kaynaklarında, kente: “Patar” ismi verilerek, bilgiler aktarılmıştır. Şehrin ismi Likya dilinde ise “Pttara” olarak geçer. Arap kaynaklarında ise Patara “Batara” olarak isimlendirilir.

Evet, Patara Likya uygarlığının başkenti ve aynı zamanda en önemli şehirlerindendir. Özellikle Likya yöresinde oy hakkına sahip olan 6 şehirden biri olması nedeniyle önemlidir. Likya birliği toplantıları, burada bulunan Meclis Binasında yapılıyordu.

Patara’da günümüzde ayakta kalarak gelen kalıntıların birçoğu Roma dönemine aittir. Büyük İskender ve Roma İmparatorları Hadrian ve karısı, şehre çok önem verirler.

Son yıllarda yapılan kazılarda: Ören yerinde “Likya Birliği Meclis Binası” ve “Dünyanın en eski Deniz Feneri” ortaya çıkarılmıştır. Meclis Binası: dünya üzerinde bilinen ilk Parlamento olması nedeniyle şehrin önemini arttırmaktadır.

Erken Hıristiyanlık döneminde, şehir Piskoposluk merkezidir.

Patara Limanı

Patara, aslında bir liman kentiymiş. Patara Limanı: Hububat deposu ve sevki açısından oldukça önemliydi. Doğu Akdeniz’de bulunan üç önemli Hububat Depolarından biri olan “Granarium” burada bulunuyordu.

Liman: 400 metre genişlikte ve 1600 metre uzunluktaydı. Ancak: Patara Limanı, zaman içinde Xanthos (günümüzdeki ismiyle Eşen) çayı tarafından getirilen alüvyonlarla dolunca, günümüzdeki görüntüsü almıştır.

Öte yandan, sadece alüvyonlar değil, rüzgarlar da kumsalı taşımış ve liman dolmuş, kent de kumların altında kalmıştır. Limanın dolmaya başlaması ve teknelerin yanaşmakta güçlük çekince, ticaret zayıflar, bataklık oluşur, sivrisinekler artar, sıtma çoğalır ve bölgedeki diğer tüm antik kentlerin kaderi, burada da gündeme gelir. 

Patara giderek önemini kaybetmeye başlar.

Öte yandan, bu kumlar, aynı zamanda şehirdeki birçok yapının sağlam olarak günümüze ulaşmasını sağlamıştır. Çünkü kumlar altındaki yapılar yüzyıllar boyunca sağlam kalmış ve arkeolojik çalışmalarla bu kumlar temizlenerek, şehrin kalıntıları ortaya çıkarılmış ve çıkarılmaya devam edilmektedir.

Son bir not: Patara Limanını hakkında önemli bir husus: Hz İsa’nın havarilerinden Aziz Paulos, Luke ile birlikte Roma’ya doğru yola çıkmak için Patara Limanından gemiye binerler. Patara’da kaldıktan sonra yolun devam etmesi, Patara’ya “İncil” de adı geçen kentlerden biri olma özelliğini kazandırmıştır.

Bu bölümde: Havari Paulos’un arkadaşı Luke ile 3’ncü seyahatleri sonunda, Miletos’tan Kudüs’e dönerken Patara’da kaldıkları ve buradan muhtemelen daha büyük bir gemiye binerek seyahatlerine devam ettikleri anlatılmaktadır.

KONAKLAMA

Konaklama için birçok seçenek bulunuyor. Tesislerin büyük çoğunluğu: pansiyon ve apartlardan oluşmuştur.

Yani: konaklama için herhangi bir sıkıntı yoktur. Yalnızca: konaklama tesisleri, plaj alanının dışında. Tesis seçerken: plaja mümkün olduğunca yakın olanı seçmeniz, konaklama tesisini seçiminizde etken olabilir.

Patara Kaplumbağalar

KAPLUMBAĞALAR

Bir zamanlar çakalların yemek listesinde olan caretta carettaların nesli tehlikeye girince, Dünya Doğayı Koruma Birliğinin yayınladığı listede yer almaya başlamış Patara. Akdeniz sahilinde, Dalyan’dan sonra, caretta carettaların ikinci önemli üreme alanı olan Patara sahilleri, nesli tükenmekte olan yeşil kaplumbağaların da, ender görüldüğü yerlerden biri.

Bu nedenle: kaplumbağaların ürküp kaçmamaları için, akşam saatlerinden sabah saatlerine kadar, plaj bölgesine ve denize girmek yasaktır.

Patara Gezilecek Yerler

GEZİLECEK YERLER

Günümüzde Patara kentinde görülebilecek antik kalıntıların büyük çoğunluğu, hala kumların altındadır.

Ancak son yıllarda yapılan arkeolojik çalışmalarda, kent, üzerini örten kumlardan arındırılmaya başlanmıştır. Eski liman, günümüzde sulak alan durumunda yani ortada yoktur.

Kent, gerçekten büyük bir alana kurulmuştur. Merkezi oluşturan geniş alan, sık bitki örtüsü, bataklık ve kum altındadır. Bu doğal doku, kentsel dokuyu gizliyor. Ama yine de görünen kalıntılar ile, kent, tam bir Romalı görünüm sergilemektedir.

Aracınızı otoparkta bıraktıktan sonra, biraz yürümek gerekiyor. Özellikle yaz sezonunda burayı ziyaret ederseniz, gezinize mutlaka şapka ve yanınızda su ile çıkmalısınız. Aşırı bir sıcak olduğunu unutmayınız.

Evet, kaldırım taşlı yürüme yolunda hediyelik eşya satan yerler vardır. Ayrıca bu yolun sonunda kafe tarzı yiyecek ve içecek yerleri, tuvalet, duş alma yerleri bulunuyor. Şezlong ve şemsiye kiralayabiliyorsunuz. Ama yanınızda portatif sandalye ve şemsiye varsa onları kullanmakta serbesttir.

Ören yerine giden yolun, limana bakan yamaçlarında anıt mezarlar bulunuyor.

Bu mezarlar, Likya tipi Roma dönemi mezar anıtlarıdır.

Yoldan geldiğinizde, ilk olarak kemerli ve bütün olarak korunmuş bir giriş kapısı sizi karşılar. Bu: Roma dönemi Zafer Takıdır.

Patara üç gözlü zafer takı

ROMA ÜÇ GÖZLÜ ZAFER TAKI (METİUS MODESTUS)

Tepecik’in doğu yamacındaki üç kemerli tak bir nekropol ile biter. Roma kentine girilir.

MS 100’de Eyalet Valisi Mettius Modestus tarafından yaptırılmıştır. 

Kapının her iki yanında ve kemerler arasında yazıtlar vardır. 

Kuzey yüzündeki yazıtta Zafer Takının: “Lykia halkının metropolisi Patara vatandaşları tarafından yaptırılmıştır.” yazar.

Ayrıca burada üstlerinde geçmişte büstler bulunan altı konsol görülür. Büstler: Lykia’nın MS 100 yılındaki valisi olan Mettius Modestus ve onun aile üyelerine aittir. 

Kente geçit veren tak, aynı zamanda 20 km uzaklıktaki İslamlar köyünden su taşıyan aquaduktun (Delikli kemer) un son ayağıdır.

Hemen batı bitişiğinde, dividiculum bulunur. 

Bu ana maksemden, kente ve öncelikle liman hamamına su dağıtılıyordu. 

Kuzey-güney yönünde, tak ile başlayıp tiyatroya kadar giden portikolu ana cadde ve buna bağlanan pek çok sokakta, örülmüş bir ulaşım ağı vardı. 

 

Ana Cadde:

İç limandan başlayıp, bouleuterion yanındaki Merkez Agoraya uzanan kesimde, 100 m lik kısmı kazılmış ana cadde 12.60 m genişliktedir. 

Bölgenin en geniş ve görkemli sütunlu caddelerinden biridir. İki yanı portikolu ve tek batı yanı dükkan-işlik sıralı caddenin altında, kanalizasyon sistemi vardır. 

Bouleuterion’a gelmeden önce, kent merkezinde ana cadde üstünde anıtsal kemerli bir tak eklenmiştir. Bouleuterion ile ana caddenin güney bitimi arasında bir Stoa uzanır. Ana cadde birçok yanal sokak bağlantılarıyla, kent ulaşım ağını örer. Düzlük ve yamaç bağlantılarının da iyi kurulduğu gelişkin bir Roma şehirciliği söz konusudur. 

Patara üç gözlü zafer takı

Evet: bu kapının, batı kısmına doğru ilerliyorsunuz. Bir alçak tepe göreceksiniz. Bu tepede: klasik döneme ait, yüksek kaliteli attika seramikleri bulunmuş.

Patara Seramik Fırınları

SERAMİK FIRINLARI

Tapınak ile kaya mezarları arasından, sahile kadar inen asfalt yolun hemen doğu kenarında. Burada: beş adet fırın bulunmuş. Bunların kapsadığı alan: 21 x 12 metre ebatlarındadır. Kazı çalışmaları sonucu: bu alanın, MS.3 ile 6’ncı yüzyıllar arasında, faal olduğu sanılıyor.

Ocak ve fırın ağızlarının tabanı: tuğla plakalar ile döşenmiştir. Kentte; bu büyük ölçüde bir seramik üretim kompleksinin çıkarılmış olması: hem Patara ve hem de Lykia bölgesi için önemlidir.

Çünkü: Lykia bölgesinde devam eden kazı çalışmalarında, henüz, seramik üretimine dair herhangi bir tesis bulunamamıştır.

Bu alanda: yani: Zafer Takı’nın üzerinde bulunduğu tepede: aynı zamanda, uzun zamandır kayıp olan: Apollon Tapınağının bulunduğu sanılıyor.

Çünkü: burada yapılan kazılarda, büyük bir Apollon başı ele geçirilmiş. Ama daha önce de söylediğim gibi; henüz bu alanda da tam olarak kazı çalışmaları yapılmış değil.

Tepenin güney eteklerinde: bir yapı var. Kemerli bir çatının birbirine bağladığı, iki odadan oluşuyor. Bu yapı: arkeologlar tarafından, değişik şekillerde yorumlanmış. Hamam veya tersane olabileceği değerlendirilmiş, ancak kesin bir kanıt yok. Çünkü: oldukça kötü bir durumda.

Tepeye doğru ilerlediğinizde: muhteşem bir yapı olan Bizans Bazilikası ve kutsal alanları göreceksiniz. Batı’daki tapınak yapısı: daha da etkileyici. Ancak; yabani bitki örtüsü sarmış durumda.

KORİNT TAPINAĞI

Antik kentte, bugüne dek bulunabilmiş tek tapınak olması açısından ilginçtir. Muhteşem taşlardan yapılmıştır. MS.2’nci yüzyıla tarihleniyor. Kapısı: 6.10 metre yüksekliğinde, tek bir odası var. Duvar sıvaları üzerinde: çok zengin mimari süslemeler var.

Temizlendiğinde; ortaya daha güzel bir görüntünün çıkacağı kesin. 13 x 11 metre ebatlarındaki bu tapınağın, kime ait olduğu hakkında bilgi yok.

Evet; Bazilikanın güneyinde (Tepecik’in güney topuğunda) , daha iyi korunmuş olan: hamam yapısı var. ( Hamam yapısı: Zafer Takının hemen yanındaki Roma Lahdinin batısında kalıyor. )

Patara Liman Hurmalık Hamamı

HAMAMLAR

Patara şehrinde en çok ayakta kalmış yapıların başında hamamlar gelir. Bunlar: MS 1’nci yüzyıl ile MS 4’ncü yüzyıl arasına tarihlenir. Liman Hamamı, Merkez Hamamı, Vespasianus Hamamı, kentin merkezinde farklı yerlerde konumlanmıştır. Bunlardan tarihi en belli olan en güneydekidir. Lykia ölçeğinde büyük boyutlu sayılabilecek dört ayrı hamam olması, kentin büyüklüğü ve özellikle denizden ve karadan aldığı dış turizmle ilgilidir. Lykia’nın Myra ile birlikte en önemli iki ana limanından biri olan Patara’da MS 1’nci yüzyılda en erken Roma hamamlarından birinin olması zaten beklenirdi. Roma’nın en karakteristik ve popüler alışkanlığı artık Lykia sahillerine yayılmaya başlamıştır. Küçük hamam dışında, Patara hamamları geleneksel Lykia hamamları tipinde ve Anadolu’ya özgü hamam-gymnasium modelindedir.

LİMAN-HURMALIK HAMAMI

Diğer hamamlara nazaran, Limana en yakın hamam olması nedeniyle, Liman Hamamı olarak isimlendirilmiştir. Tamamen kazılmış, ortaya çıkarılmıştır. 

Önünde yüzlerce yıllık hurma ağaçları bulunması nedeniyle “Hurmalık Hamamı” olarak da isimlendirilir. Limana yapılması sebebi, Romalılar şehirlerin hemen girişine, şehre gelenlerin yıkanıp temizlenmesi için hamamlar yapmışlardır.

Hamamda bulunan yazıtta yazılı olduğuna göre: “Hamam, yüzme havuzları ve ek dekorasyonları ile birlikte, İmparator Vespasianus (MS.69-79) tarafından, bu amaç için ayrılmış kaynak ve Lykia Birliği tarafından bağışlanmış para kullanılarak inşa ettirilmiş”. Bizans döneminde de kullanılmıştır.

Etkileyici mimarisi var. Kentin en alımlı yapılarından biridir. Yan yana dizili, dikdörtgen, 5 mekandan oluşuyor.

Bu mekanlar: birbirlerine kapılar ile birleşiyor. Doğu uçtaki iki küçük odada: fırın bulunuyormuş. Tabanı iri taşlar ve mozaiklerle süslüdür.

Duvarlardaki çok sayıda delik; mermer ve bronz kaplamaları tutturmakta kullanılmıştır.

İçinde bir yüzme havuzu da bulunan, doğudaki eklenti, çökmüş durumdadır. Hamamın güneyinde: tuğla örgülü ve tonoz örtülü dükkanlar var. Hamam yapısı: yanındaki devasa bitkiler nedeniyle: Hurmalık Hamamı olarak da isimlendiriliyor.

VESPASİANUS HAMAMI:

“İmparator Caesar Flavius Vespasianus bu hamamı, temelinden itibaren içindeki bezemeler ve havuzlarıyla birlikte Sextus Marcius Princus aracılığı ile yaptırdı” yazıtındaki anı kazıntısı, hamamın Nero döneminde yapıldığı ve depremden sonra Vespasianus tarafından onartıldığını gösterir. Burası Patara Hamamlarının en büyüğü (38 x 27 m) ve en erkenidir. 

 

 

YOL KLAVUZU-PATARA YOL ANITI-STADİASMUS PATARENSİS

Hamamın 100 metre ilerisindedir. İç Liman, insanların denizden kente adım attığı yer olarak, Miliarium Lyciae’nin (Patara Yol Klavuz Anıtının) dikilmesi için en uygun yerdi. Günümüzde anıtın kazısı devam etmektedir. 8 yazılı bloğun eksikliği yanında, oturduğu podyum da henüz bilinmemektedir. 

Evet: şimdi Patara Yol Kavuz Anıtı:

Roma Lykia’sının en önemli yazıtlarından biridir. Yüzyılın en önemli buluntuları arasında sayılan bu anıt, 10 blok taş katından oluşan ve kaidesi ile birlikte 6.04 metreyi bulan, 2.35 x 1.60 metre ölçülerinde dikdörtgen bir gövdeye ve en üstte muhtemelen altı imparator Claudius yontusuna sahiptir.

Claudius’un askeri operasyonlar amacıyla Lykia’ya gönderdiği Vali Veranius tarafından MS 46 yılında inşa ettirilmiştir. 

Anıt ve yazıtları işlevsel olarak üç amaca hizmet etmektedir.

Ön yüzdeki ithaf yazıtı dikkate alındığında, bu monumental heykel kaidesinin İmparator Claudius onuruna dikilmiş bir anıt olarak kabul etmek gerekir.

Yazıtta: kendilerini Roma dostu ve İmparator sever müteffikler olarak tanımlayan Lykia’nın yeni sahipleri, kurtarıcı olarak gördükleri imparator karşısında tam bir teslimiyetçi üslup kullanmaktadırlar.

Bu ifade tarzı, hiç kuşku yok ki bir zamanlar kaidenin üzerinde süvari olarak betimlenmiş olan heybetli imparator heykeliyle iletişim içindeydi.

Anıtın önünde duran bir kimse, gözle gördüğü ve yazıtla algıladığı ön yüzdeki bu kompozisyonu sadece ve sadece emperyal bir iradenin hakimiyet talebi olarak anlamak zorundaydı. 

Sol yan düzdeki 1-8 satırlar dikkate alındığında:  anıtı Claudius’un talimatıyla askeri vali Quintus Veranius tarafından eyalet çapında gerçekleştirilen bir yol inşaat yazıtı olarak değerlendirmek mümkündür. 

Hemen bunun altında başlayan ve sağ yan yüzdeki devam eden liste ise eyaletin tamamını kapsayan resmi bir itinerar (yollar) envanteridir. Yani, bir ititeraria (seyahat rehberi) ya da bazı çevrelerce kullanıldığı gibi bir “Yol Klavuz Anıtı” kesinlikle değildir.

Genel bir değerlendirme yapılacak olursa: Stadiasmus Anıtı emperyal bir iradenin sonucunda askeri işgal amacıyla ülke çapında yapılan yolların resmi envanteri olup, pratik amaca hizmet etmeyen, emperyal bir eylemin demonstasyonu ve yerli ahaliye bu yolla verilen tehditkar bir mesajdır. 

Yani, hem imparatoru onurlandıran bir yol inşaatları anıtı hem de güzergahları ve üzerindeki yerleşimleri sırasıyla vererek ve aralarındaki mesafe bilgilerini sunarak dönemin yolcularına rehberlik te yapmaktaydı. 

Anıtta: Patara’dan 3 yöne (Batı, Kuzey ve Doğu) ilerleyen ve bu ana güzergahlara bağlanan tali yollardan oluşan Lykia yol ağı, kent sırasıyla anlatılmaktadır.

Üç yazılı yüzün iki uzun yanında, 65 güzergah yer alan 52 antik kent sırasıyla ve aralarındaki mesafeler stadia bazında Eski Yunanca ile yazılmıştır.

Örneğin: Limyra’dan Korydalla’ya 56 stadia ya da Balboura’dan Kibyra’ya 126 stadiadır. 

Yazıtlarda yol sırasıyla anılan “Trmmili” ise, Lykialıların kendilerine “Trmmili”  derken nereden bahsettiklerini anlamayı sağlar. Trmmili: günümüze adı değişmeden gelen Dirmil. Bu anıt-belge sayesinde bugüne dek adı bilinmeyen ya da yanlış bilinen kentlerin isimleri bulunmuş/doğrulanmıştır. 

Lykia yol ağı çoğunlukla öğrenilmiştir. Kaunos’tan Attaleia’ya kadar, Teke yarımadasını içine alan en kuzeyden Kibryra ile sonlanan bir alandaki, şimdiki 53 yerleşim, bağlantısındaki güzergahları ile tüm Lykia eyaletini kapsamaktadır. 

 

Evet, Hamamın güney duvarını takip ederek ilerleyen bir cadde göreceksiniz.

Patara Sütunlu Cadde

SÜTUNLU CADDE (HADRİAN GRANARİUMU) 

Bu cadde: kentin omurgasını oluşturuyor.

Kuzeybatıdaki Limanı, güneydeki Devlet Agorasına bağlıyor.

Ancak, günümüzde, bataklık suyu içinde kalmış olması nedeniyle, yalnızca 100 metrelik bölümü açılabilmiştir.

Genişliği: 12.60 metredir.

Anadolu’nun en geniş ve iyi korunmuş caddelerindendir.

Doğu kenarına: 1.50 metre genişliğinde, bir yaya kaldırımı döşenmiştir.

Caddede: araba tekerlek izleri yoktur.

Altından ise, kanalizasyon geçiyor. Cadde üzerinde, bu kanalizasyon sistemi ile bağlantı için: atık su ağızları yapılmıştır.

Her iyi yanı: sütunlarla sınırlandırılmıştır.

Bunların oluşturduğu, üzeri örtülü bölümün arkasında dükkanlar bulunuyor. (Hamamın güneyindeki dükkanlar)

Burada: hamama yakın yerde: dikkatinizi çekebilecek bir çukur var.

Ortaya yakın yerde, döşemeler sökülerek açılmıştır.

Çapı: 3.50 metre derinliği ise 1.50 metredir.

Bu çukurun: hamamı süsleyen heykelleri ve iç duvarları kaplayan mermer levhaları; Hıristiyanlık döneminde kirece dönüştürmek için yapıldığı söyleniyor.

Onca muhteşem sanat eseri, bu çukurda yakılarak kirece dönüştürülmüş.

Tepenin yamacında: kuzeydoğu eteğinde: Tiyatro var.

Patara Tiyatro

TİYATRO

Kent merkezinin güney ucundaki Kurşunlutepe’nin rüzgara karşı korunaklı kuzey yamacındadır. Oldukça görkemli bir görüntüsü vardır. Kent merkezine gelenler, uzaktan görkemli tiyatroyu görebiliyorlardı.

Anadolu’nun en büyük tiyatroları arasında sayılmaktadır, üzerindeki kumlar nedeniyle gayet iyi bir şekilde korunarak günümüze ulaşan tiyatro, kumların temizlenmesiyle ortaya çıkarılmıştır.

Tiyatro büyük olasılıkla MÖ 2’nci yüzyılda veya en geç MÖ 1’nci yüzyılda yapılmıştır.

Polyparkhen yazıtından anlaşıldığı üzere: İmparator Tiberius döneminde onarım görmüştür.

Villus Titlanus ile eşzamanlı olarak Cladius Plavianus Eudenus isimli Patara vatandaşı da tiyatronun Caveasına üst bölümü ekletmiş, köşe destek kuleleri ile tapınak taptırmıştır.

Erken Doğu Roma döneminde, oturma sıraları ve orkestra arasına ikinci kez kullanılmış devşirme malzemeden bir duvar örülmüştür. Böylece ortadaki alanda gladyatör ve vahşi hayvan döğüşleri yapılmıştır.

Patara Tiyatro

Mimarisi

Tiyatronun özünü oluşturan ve yarım daireyi biraz aşan 80 metre  çapındaki kollon (oturma yuvarlağı), her iki ucunda da kulo gibi görünen güçlü duvarlarla desteklenmiştir.

Cavea Bölümü

Tiyatro yaklaşık 6000 kişinin oturabileceği Caeva, bir diazoma (açık koridor) ile ikiye ayrılmıştır.

Bi diazoma’da sıralanan koltuklarda, kentin ileri gelenleri oturuyorlardı.

Tiyatro, üst bölümde 14, alt bölümde 23 ve bir tanesi de tasarlanmış olarak 38 oturma sırası vardır.

Cavea, altta 9 merdivenle, 8 dilime ayrılmıştır. Bu dilimler, üstte kendi içlerinde bir kez daha bölünürler. Üst bölümde, ayrıca doğu ve batı yanlarda merdivenle ulaşılan, tonoz örtülü koridorlar vardır.

Seyircilerin güneşten korunması için bezden gölgelikler kullanılmıştır.

Oturma sıralarının en üstünde, orta aks bölümünde bir tapınak vardır. Bir tanrıya veya İmparator kültüne adanan bu tapınak, Patara Tiyatrosundaki önemli mimari uygulamalardan biridir.

Sahne Binası

Sahne binasının uzunluğu 41.50 metre ve genişliği 6.50 metredir. Bağımsız ve alttan bir hyposksion olmak üzere 2 katlı tasarlanmıştır. Sahne binasının, oturma yerlerinden bağımsız olarak düzenlenmesi ilgi çeker.

Alt katta. sahneye açılan 5 kapı ve pencereler bulunur. Üst katta, yine kemerli pencereler vardır.

Sahne binasının dış doğu dar cephesi duvarı üzerinde bulunan anıtsal yazıtta: “Patara vatandaşlarından biri olan Villi Procula’nın, babasının inşa ettirdiği Proskene Binası, heykelleri ve mermer kaplamaları ile kendi inşa ettirdiği sahne binasını, MS 147 yılında, Patara şehrine, İmparator Antonius’a ve şehrin tanrılarına adamıştır” yazar.

Yani: Sahne binası yapımına, Villus Titlanus başlamış, ancak MS 126 yılında ölünce, kızı Villa Procula devam ettirmiş ve MS 147 yılında tamamlatmıştır.

İç duvarın cephesini bezeyen görkemli mimari yapılanmanın önünde, oyunların sergilendiği bir sahne vardır.

Sahne binası ile oturma yeri arasında kalan yuvarlak alana giriş: hem yanlardan hem de sahne binasının  dış yüzü ortasından açılmış özel bir kapıdan sağlanır. Girişlerde tonoz örtü yoktur.

Doğu girişinde, duvara kazınan bir yazıtta “İmparator Tiberius döneminde (MS 14-37) Tiyatroda, Tanrı Apollon’un rahibi olan Polyperkhon tarafından yaptırılan bir onarımdan söz edilmektedir. Yani bu durumda, tiyatronun ilk yapım tarihinin daha da eskilere dayandığından söz etmek mümkündür.

Kuzeye dönük ve cephe, hareketli mimarisi ve başta sütunlar olmak üzere diğer süsleyici unsurları ile tiyatro mimarisinde çok az görülen bir uygulamadır.

Tiyatro: 1884 yılında büyük bir depreme maruz kalır.

SU SARNIÇLARI:

Kent, Cladius dönemine kadar su ihtiyacını sarnıçlarla sağladı. Ancak yapı ölçeklerinin büyümesi ve yapı tiplerinin gelişmesiyle yeni kaynaklara ihtiyaç doğdu. İmparator Claudius döneminde, İslamlar köyünden 17 km uzaktan içme suyu getirildi. 

 

DELİKLİ KEMER

Bu yapı: çapı ve derinliği : 9 metre olan, dairesel formlu bir kuyudur.

Kuyunun tam ortasında: taştan yapılmış bir ayak yükseliyor. Bu ayak: zeminden itibaren 1.8 metre yükseklikte. Özenle kesilmiş, kare taş bloklardan oluşuyor. Her bir sırada: 3 blok var. En alttaki 9 sıra, çok iyi korunarak günümüze kadar ulaşmış.

Kayadan kesilerek yapılmış, dik merdivenler ile aşağıya iniliyor.

Evet, bu kuyunun işleviyle ilgili olarak değişik görüşler ortaya atılmış. En mantıklı görüş: kuyunun bir sarnıç olduğu yönünde. Ayağın amacı: yaz sıcağına karşı, çatı örtüsünü taşıyıcı bir eleman olması.

Bu tür bir sarnıç: erken dönemde, Patara için çok büyük önem taşıyordu. Çünkü: şehir, neredeyse tamamen, akan sudan yoksundu. Ancak, çok sonraları, şehir, su kemerleriyle beslenebilmişti. Çok sonraları ise, bu sistem eskiyince, sarnıca ekler yapılarak bir kez daha hizmete sokulmuştur.

Evet, Tepeden iniyoruz. Tiyatronun kuzey karşısında; yine muhteşem bir yapı var.

Patara Meclis Binası

 

Patara Meclis Binası

MECLİS (BLOULEUTERION) BİNASI

Anadolu’da bilinen en eski yönetim binasıdır. Likya birliği: yapısı ve Anayasası ile, batı yönetimlerine örnek gösterilmektedir. Bu özelliği ile, dünyada tektir. Birlik Anayasası: antik dünyanın en mükemmelidir.

Kazı çalışmaları sonucu: yapının, dikdörtgen bir temel üzerinde yükseldiği ve batı yönünden, bir doğal kaya ile sınırlandırıldığı anlaşılmıştır. Kapasite: 1400 kişiliktir. Ana girişler: kuzey ve güney yönlerindedir.

Üst oturma guruplarına rahatlıkla ulaşılması için: ana girişlerin hemen yanında, merdiven çıkışları bulunmaktadır. Yapının tam merkezinde: mermer döşeli, küçük bir orkestra ve onun hemen önünde sahne binası konumlandırılmıştır.
Bu binanın: Lykia Meclis binası olarak; MS.4’ncü yüzyıla kadar hizmet verdiği tespit edilmiştir.

1988 yılında başlayan kazılarda ortaya çıkarılan bu görkemli yapının; meclis binası olabileceği düşünülmüştür. 1996 yılındaki kazılarda ise; ortaya çıkarılan yapı ve önündeki stoada ele geçirilen çok sayıdaki yazılı kaide; bu görüşü doğrulamıştır.

Meclis Binasının iç kısmı; 2001-2006 yılları arasındaki kazılarda, tamamen temizlenmiştir.

Evet: Tepedeki gezimiz bitti. Liman ağzına iniyoruz. Liman ağzının batı tarafında: ilginç bir yapı göreceksiniz.

Patara Deniz Feneri

 

Patara Deniz Feneri

LİMAN FENERİ

Binlerce kamyon dolusu kumun altından gün ışığına çıkarılan deniz feneri, deprem sonucu yıkıldığı şekilde ele geçmiştir. Kumlar altında kalmış olması, iyi korunmuş halde kalmasını sağlamıştır. 

Dünyanın en eski deniz feneridir. “Pharos” olarak da isimlendirilmektedir. Dünyanın en eski deniz feneri, Mısır’daki İskenderiye Feneridir, ancak bu fenerden günümüze tek bir yapı taşı bile kalmamıştır.

Akdeniz’de ayakta kalarak günümüze ulaşan tek deniz feneri ise, İspanya Lacarunya kentindedir. Ancak bu fener de 19’ncu yüzyılda yeniden inşa edilmiştir, yani günümüzdeki şekli orijinal değildir.

Patara deniz feneri ise, yapı taşlarının tamamı günümüze ulaşmıştır.

Oldukça iyi korunmuş durumda yazıtıyla ortaya çıkarılan fener, 20 x 20 m karelik bir platform üzerinde iç içe geçmiş iki yuvarlak gövdenin, 8.50 m yükseltilmesiyle oluşur. İçinden döner merdiven yükselir. 

Dış yuvarlağın limana bakan cephede bulunan yazıtta “İmparator Neron’un MS 64-65 yıllarında bu feneri denizcilerin selameti için yaptırdığı” anlatılır. Yazıt taş oyguya yerleştirilmiş altın kaplama bronz harflerle yazılmıştır. 

Ancak yazıtından çok az blok ele geçmiştir. Şöyle ki, ele geçen blokların her biri sadece birkaç harf taşımaktadır.

Fakat korunmuş tek sözcük “İnşa edildi” kısmıdır. Harflerin oyuklarında bulunan delikler, bunların bronz çubuklarla doldurulduğunun göstergesidir.

İmparator Neron, yaklaşık 2000 yıl önce, Patara şehrine iki deniz feneri yaptırmıştır.

Ancak bu fenerler, bir Tsunami sonucu yıkılmıştır. Günümüzde burada görülen tek fener kalıntıları onarılmayı beklemektedir.

Evet fener günümüzde kıyıdan ortalama 500 metre uzaklıktadır.

Fener ilk yapıldığında yani 1834 yılındaki depremde yıkılmadan önce, dikdörtgen şeklinde ve basamaklı bir kaide görüntüsündeymiş. Ancak bu gün basamaklar üzerinde yükselen dairesel bir yapısı vardır. 

Bu fener binası, muhtemelen limanın girişinde, uzun zaman önce kumlar altında kalmış olan bir mendirek üzerinde bulunmakta idi.

Liman bölgesindeki gezimize devam ediyoruz. Kuzeye gidiyoruz ve burada bir yapı var.

HADRİANUS (GRANARİUM) AMBARI

Patara şehrinin en büyük anıtıdır. Patara’nın büyüme nedeni olan limanın ve ticaretin simgesi gibidir. Limanın batı yakasında, denizden sonra ilk girintide yer alır. Çevresinde bir liman agorası beklenir ancak bu tür bir kalıntı yoktur. Sadece kuzeyinde uzanan Stadium bulunmaktadır.

Evet:Cephesi üzerindeki yazıttan:”Hadrianus Ambarı” olduğu öğreniliyor. Anadolu’nun buğdayının özellikle Roma’ya sevk edilmesinde kullanılmış. Doğu Akdeniz’de, bu amaçla yapılmış, 3 ambardan biri.

Çatısı dışındaki bölüm, günümüze kadar gelebilmiş. Burada da, yabani otlar, büyük engel oluşturuyor. Yapı: 60 metre uzunluğunda ve 19 metre genişliğinde. Eşit büyüklükte, 8 oda var. Bu odalar: orijinalde, kemerli ve kapılar aracılığı ile, birbirlerine bağlanıyorlar.

Binanın cephesinde: her bir odaya açılan: 8 kapı bulunuyor. Her kapının üzerinde ve üst kata denk gelecek şekilde bir pencere bulunuyor. Ön cepheden görünüş iki katlı gibi ise de, aslında iç kısım yalnızca bir tek kat halindedir.

Evet, ambarın yanında, bir zamanlar gayet gösterişli olduğu belli olan, bir mezar kalıntısı var. İri ve gösterişli taşlarla yapılmış. Tapınak formunda, Liman tarafındaki basamaklardan çıkılıyor. Ön cephesinde: 4 sütun var.

Duvarlarından biri, günümüze kadar ayakta kalabilmiş. Dış yüzey: yarım sütunlarla süslü. Ayrıca: işlemeli, panellere sahip. Kemerli çatının bir kısmı ayakta kalabilmiş. Kapılardan ise, yalnızca biri, yarısına kadar ayakta kalarak, günümüze ulaşmış.

Bu civarda başka mezar yapıları da var. Bunların bazıları, kavisli kapağı olan lahitler. Köye kadar olan yolda; çeşitli büyüklükteki birçok mezar anıtlarını görmek mümkün.

Patara Plajı

PATARA PLAJI

Antik kalıntıların hemen güneyinden başlar.

Forbes Dergisinin “Dünyanın en iyi 25 Plajı” listesi içinde; evet, Patara da var. İngiliz Sunday Times Gazetesi, Tatil Ekinde, 100 den fazla tur operatörlerine “Gezegendeki en iyi plaj hangisi” sorusu yöneltildiğinde, oyların yarısından fazlasını alan, yine Patara Plajı olmuş. Evet: Patara, açık ara fark ile birinci olmuş.

Kalıntıların hemen güneyinde bulunan kumsal: 16 km uzunluktadır. Dünyanın en uzun 11’nci sahilidir. Kumsalın; bu boyutlarda büyük olması; günümüzde, naturist ve nudistlerin, rahatlıkla, çıplak olarak “yüzüp güneşlenebildikleri “ bir sahil olarak, burayı seçmelerine neden oluyor.

Patara Plajı

En dar yeri 280 metre ve en geniş yeri ise 1500 metredir.

Bu ölçülere göre, Türkiye’nin en uzun kumsalıdır.

Kumsal: Caretta Caretta kaplumbağalarının yumurtlama alanıdır. Bu yüzden Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Akşam saatlerinde plaja girmek yasaktır.

Plaja girmek ücretlidir.

Patara antik kentinin içinden geçip plaja ulaşılmaktadır. Sahilde şezlong ve şemsiye isterseniz ilave ücret ödemeniz gerekir. Plaj her gün saat: 08.00-20.00 arasında insanlar ve saat 20.00-08.00 arasında ise deniz kaplumbağaları tarafından kullanılmaktadır.

Patara Plajı

Deniz özellikleri

Deniz sığdır. Ancak deniz oldukça fazla dalgalıdır, sığ olduğundan dalgalar kıyıyı oldukça fazla etkimemektedir. Dalgalar kum kaldırıyor. Bu yüzden deniz çok kumludur. Dalgaların boyu çoğu zaman 1 metreyi buluyor.

Dalgalar denize girenlere soluk aldırmıyor, metrelerce, insan boyunu geçmeyen deniz, yine de insanı aşan dalgalar yaratıyor olması, deniz severleri her yıl Patara sahillerine taşıyor.

Evet; deniz sığ. Deniz içinde, metrelerce ilerleyin, derinliğin dizlerinizi geçmediğini göreceksiniz. Deniz içi de kum. Ancak: söylediğim gibi, sürekli olarak denizden esen bir rüzgar var. Ayrıca: sürekli bir dalga var.

Yani: denizin içine oturup, bu dalgalarla oynaşmak, gerçekten büyük keyif veriyor. Küçük çocuklu aileler için, denizin sığ olması avantaj ama söyledim ya, deniz dalgalı. Bu dalgalar, bazen rahatsız edici olabiliyor.

Denizde hiç durmayan rüzgar nedeniyle, bölge özellikle rüzgar sörfü için de çok tercih edilmektedir.

Patara Plajı

Kumsalın özellikleri

Kumsal oldukça geniştir ve ince kumludur. Aynı zamanda: Caretta Caretta deniz kaplumbağalarının Türkiye’deki önemli üreme alanlarından birisidir. Bu yüzden, burada kuma şemsiye saplanmaz.

PATARA CAMEL CAMPİNG

Gelemiş Köyündedir.

İşletme önce bar olarak kurulmuş, daha sonra barın karşısındaki alan düzenlenerek kamp alanı haline getirilmiştir. Çam ağaçlarının içinde kuruludur. Kamp alanında: bungalov evler, barberü ve ahşap sedirler bulunur.

Ayrıca: ortak kullanıma yönelik tuvaletler ve duşlar vardır. Karavanlar için de uygundur. Kamp alanında konaklarken elektrik ihtiyacınızı sadece Camel Bar denen yerden karşılayabilirsiniz. Kamp alanında, mutfak da yoktur.

SONUÇ

Evet; Patara’da sizleri neler bekliyor? Patara’da neler görebilirsiniz? Güzel bir kumsal, güzel bir deniz arıyorum. Sığ, hemen derinleşmeyen bir deniz arıyorum. Rüzgar sörfü yapılabilecek bir deniz arıyorum. Sessiz, sakin ve kalabalık olmayan bir kumsal ve deniz?

Patara’da muhteşem bir plaj, kumsal ve deniz var. Özellikle: denizin tadına doymak mümkün değil. Muhteşem büyük kumsal: insan kalabalığı yaratmaması nedeniyle, sakin ve sessiz. Bunun dışında: tarihe ve antik kalıntılara merakınız varsa, burası tam size göre. Antik çağlarda, burada, çok büyük bir medeniyet kurulmuş.

Tarihin derinliklerinde gezmek ve o büyük medeniyetin izlerine ulaşmak, o insanlarla aynı toprağa basmak, aynı havayı solumak, aynı mekanları, günümüze kadar gelebilmiş hali ile yaşamak istiyorsanız, işte size tam uygun bir yer Patara.

Mutlaka gidin.

Ama, burada eğlence hayatı yok. Ayrıca: tarihi mekanları gezmek için, Temmuz ve Ağustos gibi aşırı sıcak ayları tercih ederseniz, terlememek elde değil.

Özellikle: gezinizde, yanınızda mutlaka su bulundurun. Çünkü: antik dönemde, binlerce yıl susuzluk sıkıntısı yaşanan bu bölgede, halen tek damla su bulmak mümkün değil.

Uçsuz-bucaksız kumsallardan, sığ denize girip, dalgaların keyfini yaşayabilirsiniz. Tarihi mekanlar arasında dolaşıp, yüzyıllar öncesi yaratılan muhteşem uygarlığın izlerini sürebilirsiniz.

Patara güzel bir yer, şimdiden iyi tatiller.

Kalkan gezi yazıları.

Kekova gezi yazıları.

Kaş gezi yazıları.

Demre gezi yazıları.

 

Antalya Korkuteli

Antalya Korkuteli

Antalya şehir çıkışında, varyanttan hemen çıktığınızda veya varyanta girmeden önce, sağa ayrılan yol. Bu yol üzerinden: Denizli-İzmir yöresine ve Fethiye civarına gidebiliyorsunuz.

Korkuteli’ne birçok kez uğradım. Geniş bir alana yapılmış ilçe. Özellikle: buradaki et restoranlarını öneririm. Yolculuğunuz sırasında mutlaka kısa bir mola verip, et restoranlarında, muhteşem lezzetli bir şeyler yemelisiniz.

Antalya Korkuteli

ULAŞIM

Korkuteli-Antalya arası uzaklık: 70 km. Bu yol, yaklaşık 45 dakikada alınır. Özellikle: kış aylarında, karlı ve yoğun sisli yollar, her an karşınıza çıkabilir.

Antalya Korkuteli

TARİH

Evliya Çelebinin yazılarına göre: burada, antik dönemde “İstanoz” isimli bir şehir varmış. Bu şehir: “Pisidyalılar” tarafından kurulmuş. Günümüzde, Korkuteli ilçe merkezinde, Alaattin Kışla Mahallesinde, İsidya şehrinin kalıntılarına rastlanılmaktadır.

Pisidyalılar: Hititlilere bağlı, ama kendi içişlerinde bağımsız bir devlet kurmuşlar. Bu  dönemde: İsidya şehri adına, sikke bastırılmış. Hatta: Büyük İskender’in, doğu seferi sırasında, Pisidyalılar, onun ordusunun saldırılarına karşı, kahramanca karşı koymuşlar.

Özellikle: Termesuslular, boyun eğmemiş ve tüm bunlar, bölgede yaşayan insanların cesaretlerinin en büyük göstergesi olarak tarih sayfalarına işlenmiş. Uzun uğraşılar sonucu, Termesus şehrini alamayan Büyük İskender, söylenenlere göre, şöyle der ve bölgeden ayrılır: “ Bir kartal yuvası ile uğraşamam”. Ancak, İskender’in kuşatmayı kaldırarak bölgeden ayrılması sırasında, bütün zeytinlikleri ateşe verdirdiği de biliniyor.

Günümüzde: Kozağacı ve Büyükköy yaylalarındaki tarihi kalıntılar, İsidya uygarlığından günümüze ulaşan kalıntılardır. Ayrıca: Termessos antik kenti kalıntıları da, o döneme ait izler taşır.

Takip eden tarihi süreçte, bölgede Romalılar egemen olurlar.

1207 yılında ise, yörede Selçuklular görülür. İlçedeki Alaaddin mahallesinin isminin, Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’tan alındığı bilinmektedir.

Korkuteli yöresinin tarihi çok eskilere gitmiyor. Şöyle ki: Korkuteli ilçesinin, Hamitoğulları ve Teke Beylikleri dönemlerinde bulunduğu biliniyor. 1321 yılında, Korkuteli, Hamitoğulları Beyliği tarafından fethedilir.

1423 yılında ise: Osmanlı Sultanı II. Murat tarafından, yöre, Osmanlıların hakimiyeti altına girer. 1402-1423 yılları arasında ise, yörede kurulan Teke Beyliğinin başkenti olmuştur.

Antalya Korkuteli

GENEL

İlçe merkezinin deniz seviyesinden yüksekliği: 1020 metredir Yani, muhteşem bir yükseltide bulunuyor. Bunun doğal sonucu olarak: hemen çok yakınında bulunan Antalya’nın sıcak ve nemli havası, burada yok.

İklim olarak düşünülürse, zaten ilçe topraklarının küçük bir kısmında, Akdeniz iklimi ve büyük bir kısmında ise, göller bölgesinin kara ikliminin hüküm sürdüğü görülür. Soğuk hava göller bölgesinden, sıcak hava ise Akdeniz bölgesinden gelir.

Doğal yapı olarak: Bey dağlarının eteklerinde kurulmuştur. Buralarda: genellikle çamlık, fundalık ve ormanlarla kaplıdır. Düz alanlar ise, tarım arazisi olarak kullanılır.

Evet, Korkuteli, Türkiye’de, kameralı  takip sisteminin ilk kez denendiği ve suç oranının en düşük olduğu yerleşim yerlerinden biridir.

NE YENİR

Mevsim uygunsa, keçi sütünden yapılmış dondurma yemelisiniz. Bunun dışında: ilçede, tahinli piyaz yemelisiniz. Bir de, şiş. Yani: et ürünleri.

Antalya Korkuteli

GEZİLECEK YERLER

KEŞİŞ EVİ

Romalılardan kalmadır. Taş oymadan yapılmış olup, Alaaddin  semtinde, cirim boğazı civarındadır.

ESKİ ROMA MABEDİ

Günümüzdeki yerinde: Hamitoğullarından kalma, taş medrese bulunuyor. Ama, bu medresenin giriş kapısının sağ tarafındaki taş duvarında: Roma yazısı ile yazılmış bir kitabede “Olimpiyat yarışmalarına” ait hatıralar var. Burada yazıldığına göre: çekişmeli geçen bir yarışma, berabere kalmış”

SULTAN ALAADDİN CAMİSİ

İlçe merkezinde, Alaaddin Kışla semtindedir. Bölgenin en erken Türk-İslam mimarisini temsil eden önemli bir örnektir. İlk yapımıyla ilgili herhangi bir belge bulunmamakla birlikte Selçuklular sonrası ortaya çıkan yeni arayışın gotik örneklerinden biri olarak, 14’ncü yüzyılın 3’ncü çeyreğine tarihlenmektedir. Muhtemelen Karamanoğlu I. Alaaddin Ali Bey tarafından yaptırılmıştır. Minaresi: Murat Paşa tarafından 1571 yılında eklenmiştir. 20’nci yüzyılın başında kalan kısımları kullanılarak yeniden inşa edilmiştir. Orijinalde ahşap sütunlarla taşınan düz damlı bir mimariye sahiptir. Planlama ve taç kapısı özellikle Selçuklu karakterindedir.

SU TÜNELİ

Alaaddin Kışla semtinin sulanmasında büyük yarar sağlamış tünel; kışla semtinin batısında bir yer altı tüneli iken, günümüzde Korkuteli Barajı altında kalmıştır.

GÜLLÜK DAĞI MİLLİ PARKI

Burası: bitki örtüsü ile bölgenin botanik özelliklerin en yoğun olduğu yerdir. Ayrıca: pek çok hayvanı barındırmaktadır. Bu durumu ile, tam bir doğal ve açık hayvanat bahçesi görünümündedir.

Antalya Korkuteli

TERMESSOS, GÜLLÜK  DAĞI MİLLİ PARKI

Korkuteli-Antalya kara yolu üzerindedir. Kara yolundan saptıktan sonra, antik kente ulaşmak için 9 km. daha gitmek gerekiyor.

Türkiye’nin en iyi korunmuş antik şehirlerindendir. Ayrıca, Antalya yöresindeki en ilginç antik şehir olarak da gündeme gelir.

Burası: Toros dağlarından, Güllük dağı yamaçlarındadır. Anadolu’nun yerli ırkı olan: Luvilerin soyundan gelen: Solimler tarafından kurulmuştur.

Antalya Korkuteli

Çünkü: Homeros’un “İlyada” isimli eserinde: Solimlerden, Termessos halkı diye söz edilmektedir.

Şehir: aşağı şehir, şehir merkezi ve mezarlık olarak, 3 bölümden oluşmaktadır.

Termessos ile ilgili, ilk yazılı kayıtlar: Büyük İskender döneminde başlar. Eski tarihçilerden Arrianos: şehrin, bulunduğu konum itibarıyla, kuşatanlar tarafından ele geçirilmesinin imkansız olduğu düşünülerek, küçük bir birlik tarafından bile savunulabileceğini yazar.

Hatta: Büyük İskender: Pamphylia bölgesinden, Frigya bölgesine geçerken (bu yol Termessos kentinin bulunduğu yerden geçmektedir): çok daha kısa ve kolay geçitler veren, bu bölgeyi kullanmayıp: büyük çaba ve zaman harcamak zorunda kalmıştır.

Çünkü: Termessos şehrini kuşattığında, burayı teslim alamayacağını anlamış ve bunun üzerine, kuzeye doğru yürümüş ve öfkesini: Sagalassos şehrinden çıkarmıştır.

MS.319 yılında, İskender öldükten sonra: General Antigonos; kendini, Küçük Asyanın hükümdarı ilan eder. Rakibi Alcetas ile savaşmak için hazırlanır. Ancak, general Antigonos’un üstün ordusuna karşı savaşamayan Alcetas ve arkadaşları, Termessos şehrine sığınırlar. Termesoslular, onlara yardım sözü verirler.

Bu sırada: General Antigonos’un ordusu, Termessos şehrinin önüne gelir ve şehirlilerden, Alcetas’ın kendilerine teslim edilmesini ister. Termessos şehrinin yaşlıları, bir kişi yüzünden şehrin yok edilmesini engellemek adına, Alcetas’ın teslimini isterler. Ancak, şehrin gençleri, Alcetas’a söz verildiğini ve bu yüzden kendisinin teslim edilmeyeceğini söylerler.

Ancak: Termesoslu gençler şehri terk ederler ve bunun üzerine, teslim edileceğini anlayan Alcetas, kendisini öldürür. Alcetas’ın ölüsü, Termessos yaşlıları tarafından, general Antigonos’a  teslim edilir ve generalin ordusu Termessos şehrinin önünden ayrılır. Termessos şehrinin gençleri, Alcetas’ın cesedini alırlar, törenle gömerler ve onuruna bir anıt dikerler.

Antalya Korkuteli

Termessos: bir liman şehri değildi, ancak toprakları Antalya körfezi boyunca uzanıyordu. Şehir, denize olan bu bağlantısından dolayı, Ptolemyler tarafından ele geçirilmiştir. Ama, diğer yandan, daha 40 yıl öncesine kadar, İskender’in en güçlü olduğu dönemlerde, ona direnen şehrin, Mısır egemenliğini kabul etmesi, ilginç ve şaşırtıcıdır.

Likia bölgesinin Araxa şehrinde bulunan bir yazıtta: Termessos hakkında önemli bilgiler bulunmaktadır. Bu yazıta göre: MÖ.200 yıllarında: Termessos şehri, bilinmeyen bir nedenle, Likya şehirler birliğiyle savaşa girer. MÖ.199 yılında ise, komşusu İsinda şehri ile de savaşmaya başlar.

Bu dönemlerde Termesoslular, eski düşmanları Selgelilerle daha iyi mücadele edibilmek için, Pergamun kralı II.Attalos ile dostluk ilişkileri kurarlar. Pergamon kralı II. Attalos’da, bu dostluğun anısına, Termessos şehrine, 2 katlı bir stao inşa ettirir

Antalya Korkuteli

Roma imparatorluğu döneminde: şehrin, bağımsızlığını koruduğu anlaşılmaktadır. Çünkü: şehir, Romanın müttefikidir. Bu nedenle, MÖ.71 yılında, Roma Senatosu tarafından, şehrin bağımsızlığı kabul edilir.

Bu durum: yörede bulunan sikkelerde görülür. Bu sikkelere yani madeni paralara “Autonomous” yani “Özerk” adı verilmektedir.

Termessos halkının katkılarıyla: MÖ.2’nci yüzyılda yapılan “Kral Caddesi”: yükselen şehir duvarlarının yanından geçer ve düz bir yol şeklinde, şehir merkezine kadar uzanır. Şehir kapısının doğusundaki duvarlarda ise: zarlar ile, kehanet içeren oldukça ilginç yazıtlar bulunur.

Çünkü: Roma imparatorluğunda, tarih boyunca: bu tür büyüler, sihirler ve batıl inançlar yaygındır. Büyük olasılıkla, Termesoslularda, geleceği tahmin etmeye oldukça meraklıydılar.

Bu tür yazıtlar: genellikle, 4-5 satır uzunluğundadır ve zarlarla belirlenen sayılar içerir, kehanet için, tanrının adı istenir ve kehanetin içeriği,  tanrının öğütleri içinde verilir.

Resmi binaların bulunduğu Termessos şehri: iç duvarların biraz ilerisindeki düz arazide bulunur. Bu yapılardan en dikkati çekeni: özel mimari özelliklere sahip olan: Agoradır. Açık hava Pazar yeri olan bu yapı: zemini taş bloklar üzerinde yükselir ve kuzeybatısında, 5 büyük sarnıç bulunur.

Ayrıca: stoalarla çevrilmiştir. İki katlı stoada bulunan bir yazıta göre: “Stoa, Pergamun kralı II. Attalos tarafından, dostluklarının kanıtı olarak hediye edilmiştir” yazar. Pergamon kralı II. Attalos: MÖ.150-138 yılları arasında yaşadığına göre, bu Stoa yapısı da aynı dönemlerde yapılmış olsa gerek.

Kuzeydoğudaki Stoa yapısı ise: muhtemelen kral Attalos’un Stoası taklit edilerek, Osbaras isimli bir zengin kentli tarafından yaptırılmıştır. İki katlı stoanın içerisi: tonozlu odalarla çevrilmiş avludan oluşuyor. Stoanın dışı ise, nişlerle ve Dor nizamında süslemelerle dekore edilmiştir.

Agoranın kuzeydoğusundaki kalıntıların ise: Gymnasyum olduğu düşünülüyor. Ancak: burada bulunan sık ağaçlıklardan, bunu tam olarak belirlemek mümkün olmamış.

Agoranın doğusunda, tiyatro bulunuyor. Tiyatro: Pamphylia ovası üzerinde, manzaraya hakim bir noktadadır. Bu konumu nedeniyle de, Termessos ovasının en göz alıcı yapısı olarak öne çıkmaktadır. Tiyatronun planı Helenistik dönemi yansıtır. Yarım daire oturma alanı: diazoma ile ikiye ayrılır.

Diazomanın üzerinde 8 ve aşağısında 16 oturma sırası var. Yaklaşık: 4000-5000 seyirci kapasitesine sahiptir. Tiyatronun geniş kemerli giriş yolu: cavea ile Agorayı bağlamaktadır.

Sahne binası: MS.2’nci yüzyıl özelliklerini yansıtıyor. Bunun arkasında: uzun ve dar bir oda bulunuyor. Burası: muhteşem süslenmiş 5 kapı ile, oyunun sahnelendiği podyuma bağlanıyor. Sahnenin hemen altında ise: vahşi hayvanların, dövüşe çıkarılmadan önce tutuldukları, 5 küçük oda var.

Tiyatronun, yaklaşık 100 metre ötesinde, Odeon var. Küçük bir tiyatroyu andıran bu yapı; MÖ.1’nci yüzyılda yapılmış. Odeon yapısının: çatı seviyesine kadar olan duvarları gayet iyi korunmuş. Duvarlarında: en iyi kalite, yontma taş duvarcılığı sergileniyor.

Alt kat sade olmasına rağmen, üst kat: Dor düzeninde süslenmiş ve kare şeklinde kesilmiş, taş bloklardan yapılmış. Gün ışığının doğu ve batı duvarlarındaki 11 pencereden giriyor olması, yapıldığında, yapının üstünde çatısının bulunduğunu ortaya koyuyor. 25 metre uzunluğundaki bu çatının, binanın üzerinde nasıl durduğunu anlamak mümkün değil.

Ayrıca: bu yapının içi, günümüzde toprak ve moloz dolu ve bu nedenle, oturma düzeni ve oturma kapasitesi hakkında bilgi edinmek mümkün değil. Ancak, muhtemelen 600-700 kişi oturma kapasitesinin bulunduğu tahmin ediliyor. Molozların arasından çıkarılan renkli mermer parçaları: iç duvarların mozaiklerle süslü olabileceğinin kanıtıdır.

Termessos şehrinde, değişik büyüklükte ve çeşitlilikte, 6 tapınak var. Bunlardan 4 tanesi, Odeon yapısının yanında, kutsal olduğu tahmin edilen alandadır.

Bu tapınaklardan ilki: Odeon’un hemen arkasındadır. Bu tapınağın: şehrin asıl tanrısı Zeus Solymeus’a ait olduğu sanılmaktadır. Görkemli bir duvar işçiliği görülüyor. Ancak: günümüze, tapınağın 5 metre yüksekliğindeki duvarından başka bir şey kalmamıştır.

İkinci tapınak: Odeon yapısının güneybatı köşesindedir. MS.2’nci yüzyıl sonlarında yapıldığı tahmin ediliyor. Bu tapınağın cellasının duvarlarının boyutları: 5.50 x 5.50 metredir.

Tapınağın günümüze ulaşan girişinde bulunan bir yazıta göre: bu tapınak “Artemis” e ithaf edilmiştir. Tapınak içinde bulunan kült heykel, Aurelia Armasta isimli bir kadın ve kocası tarafından, kendi gelirleriyle yaptırılmıştır. Girişin hemen yanında yazılı bir zemin üzerinde, bu kadının amcasının heykeli var.

Bu tapınağın, yani Artemis tapınağının doğusunda: Dor tarzı bir tapınak kalıntıları var. Bu tapınak: boyutlarına göre değerlendirilirse, Termessos şehrinin en büyük tapınağıdır. Rölyeflerden ve yazıtlardan, bu tapınağında, Artemis’e ithaf edildiği anlaşılıyor.

Biraz daha ileride, doğu yönünde: kesilmiş taşlardan yapılmış bir teras üzerinde, küçük bir tapınak izleri daha var. Tapınak, yüksek bir podyum üzerinde yükseliyor. Ancak, herhangi bir tanrıya ithaf edildiğine dair bir bilgi yok. Girişi: sağdan olan tapınağın, bir yarı tanrı veya kahramana ithaf edildiği düşünülüyor. Yapım tarihi olarak ise, MS.3’ncü yüzyıl düşünülüyor.

Evet, bu geniş merkezi alanda bulunan tüm resmi ve kült yapılar arasında: en ilginç olanı, Roma dönemi ev formundadır. Bunun, 6 metre yüksekliğe ulaşan Dor düzenindeki kapı aralığının üzerinde bir yazıt var. Bu yazıtın üzerinde: evin sahibinden, şehrin kurucusu olarak övgüyle söz ediliyor.

Ancak, bu evin, Termessos şehrini kuran bir kişiye ait olduğu düşünülmüyor. Büyük olasılıkla, bu tür evler, şehirde yaşayan soylu kişilere veya zenginlere ait olurdu. Ev: ana giriş, ikinci bir kapıya kadar giden salon, bu ikinci kapı da, merkezi bir avluya açılıyor.

Yağmur sularını tutmak için, avlunun ortasında, havuz var. Atrium: bu tür evlerin, günlük faaliyetlerinde önemli yer tutmaktadır. Aynı zamanda, konuk kabul odası olarak da kullanılırdı. Bu yüzden, gösterişli bir şekilde süslenirdi. Evin diğer odaları ise: düzenli bir şekilde, bu Atrium bölümünün çevresinde bulunur.

Evet, bu evden çıkıyoruz. Geniş dükkanların sıralandığı bir cadde, şehir boyunca, kuzey-güney istikametinde uzanıyor. Sütunlar arasındaki boşluklarda: genellikle, çoğu güreşçilere ait olan başarılı sporcuların heykelleri doldurulmuştur. Bu heykellerin yazılı kaideleri, hala ayaktadır. Bu yazıları okuyarak, caddenin eski ihtişamını göz önüne getirebilirsiniz.

Şehrin: güneyi, batısı ve kuzeyinde, kayaya oyulmuş ve mezar taşları bulunan geniş mezarlar var. Bunlardan bir tanesinin: daha önce, yukarıda sözünü ettiğim gibi, Alcetas’a ait olduğu düşünülüyor.

Ancak, maalesef hazine avcıları tarafından, bu mezar soyulmuş ve bu yüzden net bir şey söylemek mümkün değil.  Bu mezarın içinde, arka bölümde, sütunların arasında, bir çeşit kafes oyulmuş ve bunun yukarısında muhtemelen süslenmiş bir friz var.

Mezarın kalan kısmı: muhtemelen MÖ.4’ncü yüzyılda yapıldığı düşünülen bir friz ile (ata binen savaşçı) süslenmiş. Genç Termesosluların, General Alcetas’ın ölümünden ne kadar etkilendikleri ve onun için görkemli bir mezar yaptıkları biliniyor. Tarihçi Diodoros: General Alcetas’ın, Antigonos ile at üzerinde savaştığını yazar. Bu nedenle: ata binen savaşçı frizi, buranın Alcetas’a ait olduğu tezini güçlendiriyor.

Evet, yüzyıllardır, şehrin güneybatısında, sık ağaçların altında saklanan lahitler: insanı, tarihin derinliklerine götürür. Ölüler: kıyafetleri, mücevherleri ve diğer aksesuarları ile birlikte, bu lahitlere konurmuş. Yoksulların bedenleri ise: lahitlerde yakılırmış.

Yapım tarihi, MS.2’nci yüzyıla kadar uzanan bu lahitler: yüksek kaideler üzerinde duruyor. Ayrıca: lahitlerin açılmasını engellemek ve mezar soyguncularını korkutmak için, lahitler üzerine, tanrının öfkesini çağıran yazıtlar konurmuş.

Bu yazıtlar, aynı zamanda, kurallara uymayanların çarptırılacakları para cezalarını da belirtirmiş. 300 ile 100.000 denari arasında değişen bu para cezaları, genellikle Zeus Solymeus adına, şehir hazinesine ödenirmiş.

Evet, gelelim sonuca. Günümüze değin, Termessos antik kentinde, herhangi bir resmi kazı çalışması yapılmamıştır.

Antalya Korkuteli

Günümüzde burada görebileceğiniz kalıntılar şunlar: şehir surları, kuleler, kral yolu, Hadrian kapısı, gymnasium, agora, tiyatro, odeon, zengin süslemeli mezarlar, şehrin suyunu sağlayan sarnıçlar ve drenaj sistemi. Bu kalıntılar, çok iyi korunarak günümüze kadar ulaşabilmiştir.

Ancak: kalıntılar sık makilik ve ormanlık alanda dağılmış durumda bulunuyor. Bu nedenle, neyin nerde olduğunu anlamak güç. Park alanında, yani girişte, şehrin genel planı var. Bu planı iyice incelemenizi ve ona göre antik kalıntılarda gezmenizi öneririm.

Zaten aşağıdan baktığınızda, ilk dikkati çeken yapı: Hadrian Tapınağı. Romalı gezgin imparator olarak lakap takılan ve bilinen bu imparator: buraya da uğramış. Kalıntıların bulunduğu alandaki patikada gezerken, kral yolu ve su sarnıcının yanından geçeceksiniz.

Bu patika yolu izlerseniz: tepedeki Agora bölgesine çıkıyorsunuz. Hemen doğuda, Gymnasion var.  Agoranın batı yanından yürümeye devam ettiğinizde ise, Attalos Stoası var. Bu yapı: Bergama kralı II. Attalos tarafından yatırılmış. Agoranın doğu kıyısında ise: Osbaras isimli bir kentli yurttaşın hediye ettiği bir stoa var.

Agoranın güney kıyısında ise, duvarları 10 metre civarında yükseklikte olan, boulevterion bulunuyor. Bu yapı: pencereler ile aydınlanıyor. Toplamda 25 metreye varan genişliği, büyük olasılıkla o dönemde, ahşap bir çatı ile kapatılıyor olsa gerek.

Bu yanının güneyinde ve uçuruma bakan bölümde: Antoninler döneminde, Dor düzeninde yapılmış bir yapı var. Bu yapının bir tapınak olduğu ve kentin baş tanrıçası Artemis’e adandığı biliniyor. Çünkü: bu konuda bir yazıt var. Artemis tapınağının hemen yanındaki küçük tapınak ise, Roma döneminde inşa edilmiş. Boulevterion yapısının, batısındaki yapı ise: Zeus tapınağı.

Tepedeki kalıntıların sonuncusu: uçurumun hemen yanında inşa edilmiş olan tiyatro. Tiyatronun seyirci kapasitesinin: 4200 kişi olduğu tahmin ediliyor. Yarım daire şeklindeki oturma yerleri ve uçurum manzarası ile, yeryüzünde bilinen en ilginç arka planı olan tiyatro olarak öne çıkıyor.

Termessos şehri: çok sayıda tapınak ve çok geniş mezarlık alanlarına sahiptir. Mezarların çeşitliliği ve bezemeleri oldukça zengindir. Bunlardan, özellikle yukarıda hikayesini anlattığım Alcetas’ın mezarı (MÖ.319 yılına ait) ve diğer bazıları, şehrin tarihine ışık tutmaları açısından önem kazanmaktadır.

Anıtsal mezarların yanında: çok sayıda, savaşçılıklarını betimleyen, kalkan motifli lahit, mezarlık alanda oldukça geniş yer kaplıyor. Antalya Müzesini gezenler, belki hatırlayabilir veya gezmeyenler Müzeye gittiklerinde özellikle dikkat ederlerse: Müzenin lahitler salonundaki en ilginç lahit: “Köpek lahidi” dir. Termessos kentinde yaşayan Stefanos adlı köpeğe, sahibesi tarafından yazılmış şiirsel kitabe: benzersiz olmasıyla önem kazanmaktadır.

Antalya Korkuteli

KARAİN MAĞARASI

Karain Mağarası, Milli Park girişinin hemen karşısındaki sapaktan devam ettiğinizde, yaklaşık 11 km. sonra karşınıza çıkıyor. Yağca köyü sınırları içindedir.

Aracınızı, köy evini andıran “Karain Müzesi” gişesinin önüne park edip, küçük Müzeyi gezin ve daha sonra tepeye tırmanmaya başlayabilirsiniz. Ancak, dar ve dik merdivenler, sıcak ile birlikte çekilmez hale gelebiliyor.

Her ne kadar bütün gücünüzü bu tarih öncesi oluşumu görmeye konsantre etmiş olsanız da, bu tırmanma esnasında, bazen merdiven filan da kalmadığını ve tamamen taşlık ve daracık bir rampadan ilerlemek zorunda kaldığınızı göreceksiniz. Tepeye tırmandığınızda ise, geriye baktığınızda, yemyeşil tarlalar ve uzaktaki kenti görmek mümkün.

Tepeye tırmanmayı başardığınızda, tellerle çevrili bir alanı aşıyorsunuz ve ağaçların altından geçerken göreceğiniz kara kara kayalar: mağaranın girişini belirtiyor. Girişte, devasa büyüklükte, iskeleler kurulu. Çünkü, günümüzde, burada resmi kazı çalışmaları sürdürülüyor.

Antalya Korkuteli

Katran dağının doğuya doğru alçalan yamaçları üzerinde bulunan çok sayıda mağaralardan en önemlisidir.

Burada; 1946 yılından bu yana araştırmalar yapılmakta olup, Türkiye’nin içinde insan yaşamış en büyük mağarası olarak öne çıkmaktadır. Mağara: denizden 430 metre ve önündeki ovadan ise, 130 metre yüksekliktedir.

Mağara: bir ilkçağ yerleşmesidir. Katran dağının, Akdeniz’e bakan yamacındadır. Girişi dar ve geçitlerle birbirine bağlanan üç boşluktan oluşmaktadır. Girişteki boşluk: yaşam, ikinci boşluk: mezar alanı ve üçüncü boşluk ise: geçişinin dar olması nedeniyle sığınak ve mezarlık olarak kullanılmıştır.

İkinci ve üçüncü boşluklarda: sarkıt ve dikitler görülmektedir. Mağara içinde, derinliklere doğru ilerlemek mümkün. Değişik aydınlatma araçlarıyla aydınlatılan mağara içindeki yolculuğunuzda, biraz de serin hava nedeniyle, ürkmemek elde değil.

Evet: Karain mağarasının: 1 milyon yıl yaşında olduğu tahmin ediliyor. Paleolitik ve demir çağında kullanılan mağara, takip eden tarihi süreçte, Helen ve Roma dönemlerinde ise, dinsel bir merkez olarak kullanılmıştır. Çünkü: mağaranın alnı ve dış duvarları üzerinde, Grekçe kitabe ve nişler bulunmaktadır.

Bu kadar uzun bir zaman dilimi, burada insanların yaşamış olmasının en büyük nedeni: mağaranın konumu, iç yapısı ve özellikle çevre koşullarının çok elverişli olmasıdır. Çünkü: bölgede, zengin su kaynakları, yenilebilir yabani sebze, meyve, tahıl, kök gibi bitki örtüsü, çeşitli av hayvanlarını içeren zengin bir fauna bulunmaktadır.

Antalya Korkuteli

Mağarada yapılan araştırmalarda bulunanların bir kısmı: hemen mağaranı yakınlarındaki küçük bir müzede sergilenmektedir.

Antalya Korkuteli

ARİASSOS

Antalya’nın kuzeybatısında bulunan: Taurus dağındaki, dar ve taşlık bir vadide kurulmuştur. Yani: Çubuk belinin batısında, Akkoç köyüne 1 km. uzaklıktadır. Buranın, Antalya il merkezine uzaklığı: 45 km. dir.

Antik şehrin: MÖ.3000’lerde, kuzeyden gelen İskitler içindeki Etrüsk boyları tarafından kurulduğu sanılıyor. Konumu itibarıyla, Antalya ovasını, Anadolu platosuna bağlayan bir yol üzerinde bulunması nedeniyle: geçiş ücreti ve haraç alarak yaşadığı tahmin edilmektedir. Bunun dışında: kentte, antik dönemde: bağcılık, şarapçılık ve zeytin yağı üretimi yapılmıştır.

Antalya Korkuteli

Ariassos şehrinde bulunan bir madeni para: MÖ.1.yüzyılda basılmıştır. Bu paranın bir yüzünde: Zeus başı ve diğer yüzünde ise, kambur bir boğa görülür.

Ünlü coğrafya yazarı Strabon: bazı kaynaklarda: Areassos ve Ariassos olarak isimlendirilen bu kentin, asıl adının: Aarossas olduğundan söz eder.

Kent: geç Roma döneminde, bir deprem sonucu yıkılmış ve terk edilmiştir.

Antik şehre giderseniz görebilecekleriniz şunlar: Helenistik döneme ait, birkaç yıkık duvar ve bunun dışında, Roma ve Bizans dönemlerine ait yoğun kalıntılar. Kalıntıların çoğunun yıkık olması, biraz önce söylediğim deprem olasılığını güçlendirmektedir.

En iyi korunmuş yapı: şehir kapısıdır. Bu kapı: ortada bulunmakta olup, kemeri daha yüksek ve geniştir. 3 kemerli, zafer takı şeklindedir. Kemerler: taş kaideler üzerinde yükseliyor. Şehre: bu kapıdan giriliyor ve sütunlu caddeden geçiliyor.

Bu caddeye: Bizans döneminde, ne için yapıldığı bilinmeyen birçok yapı dikilmiş ve caddenin dokusu tamamen bozulmuş. Bu yapılar: günümüzde sadece birer taş yığını gibi duruyor. Bu yüzden, diğer ana binaların özellikleri belirlenememiştir.

Antalya şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.