Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları

Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk Sakarya Savaşında

 

Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları: Ankara’dan hareket ettiğinizde, yaklaşık 90 dakika bile olmadan, Polatlı ilçesine varılıyor ve bu şirin-büyük ilçemizin hemen merkezinde: çok uzaklardan bile görülebilen, Sakarya Şehitler Anıtı bulunuyor.

Binlerce yıl önce: Anadolu’nun tam merkezinde; Frigyalılar tarafından kurulan başkent Gordion; günümüzde, Polatlı’nın ilçe sınırları dahilinde kalıyor. Ama: çok eski tarihlerde yaşanan bu büyük uygarlık yanında, bu topraklar: yakın geçmişte, bugün büyük bir onur ve gururla sahiplendiğimiz ve yaşadığımız: Türkiye Cumhuriyeti ülkemizin de, düşman işgalinden kurtarılmasında dönüm noktası olmuş bir yer.

Evet: Kurtuluş Savaşımızın, en büyük mücadelelerinden olan: Sakarya Savaşı, bu topraklar üzerinde yaşanmış. Binlerce şehit kanı ile ıslanmış ve büyük mücadeleler sonucu düşmana önce dur denilmiş ve daha sonra ise, yapılan saldırılar ile, kaçmasına neden olunmuş topraklar.

Tüm bunların anısını yaşatmak ve gelecek nesillere, bunları hatırlatmak için; Polatlı’da: görülmesi gereken: 3 yer var. Bunlar: Alagöz Karargah Müzesi, Malıköy Demir yolu İstasyonu ve Sakarya Şehitleri Anıtı.

Ancak, öncelikle Sakarya Meydan Muharebesi hakkında sizlere kısa bilgi vermek istiyorum.

SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ

Sakarya Meydan Muharebesi, 23 Ağustos ile 13 Eylül 1921 tarihleri arasında Polatlı ve Haymana ilçelerinin sınırları içinde kalan Sakarya nehrinin doğu yakasında, 100 km uzunluğundaki bir cephe üzerinde yapılmıştır.

Kurtuluş savaşının dönüm noktasıdır. Savaş, Yunan ordusunun Sakarya nehri mevzilerine yönelik ileri harekatıyla başlar. Sakarya nehrinin doğusuna geçerek buradaki Türk mevzilerine taarruzu ve güneyden kuşatma teşebbüsü ile devam eder.

Savaşın ilk günlerinde, kötü gidişat üzerine, Mustafa Kemal Paşa: “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaş kanı ile ıslanmadıkça terk olunamaz” sözleri bu topraklarda hayat bulmuştur.

Bu emri izleyen günlerde, savunma hattımız yer yer kırılsa da, bazı kısımlar geri çekilerek, hemen yeniden mevzilenirler. Bu başarılı taktik ile, Yunan ordusu durdurulur ve savaş kazanılır.

Sakarya Meydan Muharebesi, 1683 yılında Viyana kapılarında başlayarak Anadolu’ya kadar uzanan 238 yıllık geri çekilmenin sonucudur. Sakarya Meydan Muharebesindeki kayıplarımız: 1389 Subay ve 32,265 erdir.

Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Malıköy Demir yolu İstasyonu

MALIKÖY DEMİR YOLU İSTASYONU

Demir yolu istasyonu: Mustafa Kemal’in karargah olarak kullandığı: Alagöz’e 10 km. uzaklıktadır. Sakarya Savaşlarında: ordumuzun: iaşesiz ve cephanesiz kalmaması için: savaşın yapıldığı bu bölgelerin çok uzaklarından, geri bölgelerden: buralara gerek yiyecek ve gerekse cephane ikmali yapılması gerekiyordu. Bu ikmalin en önemli noktası olarak ise: Malıköy Demiryolu istasyonu kullanılmıştır.

Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Malıköy Demir yolu İstasyonu

Yani: burası: Sakarya çatışmalarında: mühimmat deposu, lojistik ikmal sağlayan indirme ve bindirme istasyonu, hayvan reviri ve istasyon yakınlarındaki alan ise: hava üssü olarak kullanılmıştır.

Ordunun ihtiyacı olan her şey: Ankara’dan Malıköy Demir yolu istasyonuna gönderiliyordu. Demir yolu olmasaydı: her gün, yüzlerce ton yem, yiyecek ve cephanenin: Ankara’dan, 90 km. uzaktaki cephaneliğe taşınması için, çok daha büyük imkanlar ve emekler gerekecekti. Bu nedenle: buranın önemi büyüktür.

Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Malıköy Demir yolu İstasyonu

Polatlı istasyonu: düşmanın top ateşi altında bulunduğu için; savaş bölgesine malzeme getiren trenler; bayağı geride durmak zorunda kalıyorlardı. Trenler, burada yüklerini boşaltıyorlar ve son çatışmalarda sayıları çok artan yaralı askerlerimizi, Ankara’ya geri götürmek için bekliyordu.

Evet, burada, bir nokta komutanlığı tesis edilmiş ve yaralı-hasta askerlerimiz, buradan büyük şehirlerdeki hastanelere trenle sevk ediliyordu. Ayrıca: hasta ve yaralıların yararlanması için, burada bir çay evi kurulmuştu. Daha doğrusu: Kızılay tarafından, yaralı ve hasta askerler için Eskişehir’de açılan çay evi, Sakarya Savaşında, buraya taşınmıştır.

Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Malıköy Demir yolu İstasyonu

Ancak: çatışmaların sürdürüldüğü, güney kanattan: Malıköy tren istasyonuna ulaşmak için, yaklaşık 50 km. yürümek gerekiyordu. Yaralı bir askerin, bu mesafeyi alması, muhtemelen 3-4 gün alıyordu. Yaralı askerlerimizin, bu yürüyüşü, görenlerin yüreğini parçalıyordu. Ama: Malıköy demir yolu istasyonuna ulaşmak: hayatta kalmanın başlıca unsurdu.

Burada bulunduğunuzda: savaş sırasında, Ağustos ayı sıcaklarında, burada, yüzlerce-binlerce yaralı ve hasta askeri, kan-ter kokusunu, bunlara hizmet vermek üzere koşuşturan doktor-hemşire gibi sağlık personelinin çabalarını düşünmelisiniz.

Gerçekten: Malıköy tren istasyonu: Sakarya çatışmalarında; son savunma hattımızın hemen gerisinde, tüm gücün kullanıldığı bir destek noktası olarak öne çıkmış ve kurtuluş mücadelesinde büyük öneme sahip bir yerdir.

Bunların dışında: Malıköy’ün diğer bir özelliği de öne çıkıyor. Malıköy: konumu nedeniyle, cephe gerisinde bulunduğundan: cephedeki birliklerin ihtiyacı olan yiyecek ve mühimmat da: burada depolanıyordu.

Ayrıca: Sakarya Savaşlarında, Türk ordusu tarafından, 2 keşif uçağı ile oluşturulan, hava gücü de, burada konumlanmıştı. Burada görevli bir gurup havacı, yaptıkları keşif uçuşları ile topladıkları bilgileri: Alagöz’deki cephe komutanlığı karargahına ulaştırıyorlardı.

1 Haziran 2008 tarihinde, burada bir müze açıldı. Bahçesinde: savaş döneminden kalan tarihi trenler ve uçaklar sergileniyor. Güzel bir müze, ziyaret ederken, duygulu anlar yaşayacaksınız.

Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Alagöz Karargah Müzesi

ALAGÖZ KARARGAH MÜZESİ

Kurtuluş savaşında, Türk ordusu, Sakarya hattına çekilirken, Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk: karargahı ile birlikte, 1921 yılında, buradaki, bu çiftlik evine yerleşmiştir. Çiftlik evi: köy halkından, Türkoğlu Ali Ağa’ya aitti.

Sakarya savaşının bitiminde: bina, sahipleri olan Ali Türkoğlu ve oğulları tarafından, 1965 yılına kadar kullanılmıştır.

Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Alagöz Karargah Müzesi

1965 yılında: varisleri tarafından, Milli Eğitim Bakanlığına devredilmiştir. 1967 yılında: Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğüne bağlı olan Anıtkabir Müze Müdürlüğüne devredilmiş ve restorasyonu yapılarak, müze haline getirilmiştir.

10 Kasım 1968 tarihinde, zamanın Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından; sadece, üst katı tanzim edilerek ziyarete açılmış, alt kat odaları ise, 1983 yılında yapılan yeni bir düzenleme ile ziyaretçilerin hizmetine açılmıştır.

Üst kattaki sofa ve bazı odaların tavanlarında: ahşap oyma bezemeler var. Yapının giriş cephesindeki dikmeler üzerindeki üç alınlıkta, ahşaptan kanatlarını açmış tavus kuşu betimlemesi bulunuyor. Yapının alt ve üst kat planı kare biçimindedir.

Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Alagöz Karargah Müzesi

Evet, Büyük önder Atatürk: bu 2 katlı çiftlik evinden savaşı yönetmiş ve 23 Ağustos tarihinden 9 Eylül 1921 tarihine kadar, burada yaşamıştır. Bütün planlar burada hazırlanmış, tarihi kararlar burada verilmiş.

Bugün 45 hane ve 290 nüfusu bulunan köy, o zamanlar, yalnızca birkaç binadan ibaret, küçük bir çiftlik imiş.

Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Alagöz Karargah Müzesi

Bugün, 2 katlı binada, gezilebilecek bölümler şöyledir: Giysi odası, Kitaplık odası, Hatıra Eşya odası, Zabitan yemek odası, Mutfak, Muhabere odası, Başkumandanlık odası, Kurmay Heyeti odası, Dinlenme odası, Yaverler odası, Atatürk’ün yatak odası, Atatürk’ün yemek odası ve Hizmet eri odası. Yani: toplamda, 12 oda bulunuyor.

Alt katta: giysi odası olarak tanzim edilen birinci odada: Kurtuluş savaşında giyilen üniformalar sergileniyor. Sağdan ikinci oda: kitaplık ve hatıra eşya odası. Burada: Atatürk’ün, Gençliğe Hitabı ile, Atatürk hakkında yazılmış kitaplar bulunuyor.

Giriş kapısının karşısına gelen “Silah Vitrini”nde, İstanbul Askeri Müze ile Polatlı Topçu Okulundan temin edilen: tabanca, tüfek, kasatura, kılıç ve el bombaları sergileniyor. Steyr ve Spanday marka, 2 makineli tüfek de vitrinin iki yanında bulunuyor. Solda, dipteki oda “Zabitan Yemek Odası” olarak hazırlanmış.

Zamanında, mutfak olarak kullanılan solda, ortadaki oda, yine “Mutfak” olarak düzenlenmiştir. Girişin solundaki oda:  “Muhabere odası”. Bu odada: çeşitli haberleşme araçları var.

Alt katta: hol duvarlarında, Sakarya Savaşını gösteren fotoğraflar sergileniyor.

Üst katta: sağdan ilk oda “Başkomutanlık Odası”. Atatürk’ün şapkalı bir gaz lambası ışığı altında; 22 gün 22 gece, savaş planlarını, arkadaşlarıyla birlikte hazırladığı bu oda: onun aziz hatırasını canlandıracak şekilde düzenlenmiştir. Sağdan ikinci oda: “Kurmay Heyeti Odası” olarak tanzim edilmiştir.

Bu odanın hemen yanında “Dinlenme Odası” bulunuyor. Atatürk’ün, çalışmalardan yorulduğunda, dinlenmek için kullandığı bir yer. Sol dipteki oda: “Yaverler Odası” olarak düzenlenmiştir. Sol ortadaki oda Atatürk’ün Yatak odasıdır. Bu odada: Atatürk’ün kullanmış olduğu eşyalardan bazıları bulunuyor.

Karyola örtüsü, yastıklar, pijama, tabanda serili olan seccade ile halı: Atatürk’ün eşyaları arasındadır. Bu odanın yanında: “Atatürk’ün Yemek Odası” var. Sundurmanın üzerindeki, küçük mekan ise; Atatürk’ün hizmet erine tahsis edilmişti. Üst kattaki hol duvarlarında: Sakarya Savaşını gösteren, krokiler bulunuyor.

Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Sakarya Şehitler Anıtı
Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Sakarya Şehitler Anıtı
Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Sakarya Şehitler Anıtı

 

SAKARYA ŞEHİTLER ANITI

Evet, anıt hakkında gördüklerimi yazmadan önce, girişte belirtmek istediğim bir husus var. Anıtın kapısında, demir parmaklıklı bir kapı bulunuyor. Ancak, bu kapı, saat: 09.00’da açılıyor, aslında resmen açılıyor demeliyim, çünkü biz gurup olarak saat 08.45’de orada idik ve kapının görevlisi yoktu, kapıyı kendimiz açtık ve araçla içeriye girdik.

Yani, herhangi bir koruma önlemi yok. Umarım ilgili ve yetkililer gerekli önlemleri alır, bu demir kapının saat: 07.00’de açık bulundurulması sağlanır. Yoksa gelenler kapıda beklemek zorunda kalırlar.

Evet: Polatlı ilçesi içinden, tabelaları takip ederek anıta ulaşmak oldukça kolaydır. Yaklaşık 10 dakikalık bir yolculuktan sonra, demir parmaklıklı bir kapıya ulaşılıyor.

Kapıdan girilince, hemen solda “Sakarya Merkez Şehitliği” var, yola devam ettiğinizde ise, biraz sonra merdivenlerin başladığı yer bulunuyor, eğer burayı görmez yola devam ederseniz, merdivenlerin bittiği, yukarı bölüme ulaşırsınız ki, orada araç park yeri de var, yani aslında merdivenleri yürüyerek çıkmak isterseniz, araç sizi bıraktıktan sonra yukarıda çıkış yerinin sonunda bekleyebiliyor.

Tercih sizin, bence merdivenleri çıkarak yukarı ulaşın, çünkü olayın özelliği bu merdivenleri yürüyerek çıkmak, yukarıdan aşağıya inmek değil.

Sakarya Merkez Şehitliği

Sakarya şehitleri için anıt dikme çalışmaları, çok önceki yıllarda yani 1930’larda başlar. Bu anıt şehitlik, 2 yılda tamamlanır. Bugün, Sakarya şehitliği ve şehitlik içindeki 140 mezar ile anıt, bu bölgede yapılan ilk çalışmadır.

Evet: anıt, “Şehitler Kaşı Tepede” bulunuyor.

Heykeltıraş Haluk Tezonar tarafından yapılmıştır. Anıtın temeli, Sakarya Zaferinin 50’nci yıl dönümüne rastlayan 13 Eylül 1971 tarihinde atılmıştır. Cumhuriyetin 50’ncı yılına denk gelen 28 Ekim 1973 tarihinde ziyarete açılmıştır.

Anıt 3 bölümden oluşuyor

Bunlar

1-Anıt gövdesi.

2-Heykeller.

3-Müze.

1-Anıt Gövdesi

Anıt gövdesi: tepenin 915 metre rakımında yani yükseklikte başlıyor. Başlangıçtan itibaren daralarak, 420 basamaklı merdiven boyunca ilerler ve 970 metre rakımda/yükseklikte biter.

Yolun yani merdivenlerin her iki yanında 42 sütun var. Bunlar, savaşın üstün düşman kuvvetlerine karşı kazanıldığını ifade eder. Sütunların 42 tane olması ise, Sakarya Savaşının 21 gün, 21 gece geçtiğinin ifadesidir. Alt bölümlerde, sütunların arası geniş, yukarı çıkıldıkça sütunların arası daralır.

Aynı zamanda, yukarı çıkıldıkça, sütunların boyları uzar. Yani, merdivenlerden yukarı çıkıldıkça: nihai zafere ulaşıldığının ifadesi olarak, sütunların boyları da yüksek tutulmuştur. En üstteki sütunun uzunluğu, en alttaki sütunun uzunluğunun 10 katıdır.

420 basamaklı merdivenlerden yukarı çıkıldıkça yaklaşık 55 metre yüksekliğe çıkılmış oluyor. Aynı zamanda merdivenlerin meyli azalır ve kenarlardaki sütunlar büyür, yüksekliği artar, araları daralır.

Bu durum: Mustafa Kemal Paşa’nın, Anadolu’da yarattığı yeni kuvveti ve bu kuvvetin sonunda, karanlık ufkun aydınlanmaya başladığını ifade eder. Sıcak yaz günlerinde, merdivenleri dinlenerek çıkmalısınız, ayrıca yaşlı ziyaretçilerin bu merdivenleri çıkması sorun olabiliyor. Çünkü merdivenler özellikle başlangıçta oldukça dik, ilerledikçe merdiven çıkışları daha rahat oluyor.

Sakarya Savaşına katılan kahraman Mehmetciklerimiz

Yapının bu şekli ile ifade edilmek istenen şu: Osmanlı İmparatorluğu, I. Dünya savaşından yenilerek çıkar. Yani: gerek silahlı güçlerin ve gerekse milletin hali:  sonu ne olacağı belli olmayan bir süreçtedir.

Merdivenlerden yukarı çıkıldıkça:  merdivenlerin meyli azalır ve kenardaki sütunlar büyür, araları daralır. Bu durum: bizlere, Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün; Anadolu’da yarattığı yeni kuvveti ve bu kuvvetin sonucunda karanlık ufkun aydınlanmaya başladığını ifade ediyor.

Evet, anıtta: merdiven basamaklarının toplamı, 420. Bu basamaklar: yükseldikçe, daralıyor. Yani: günler geçtikçe, sonuca, zafere ulaşılıyor.

Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Sakarya Şehitler Anıtı
Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Sakarya Şehitler Anıtı

 

2-Heykeller

Bronz heykel gurubunun çevresinde 6 Türk bayrağı var. Bunlar Sakarya savaşına katılan gurup yani Kolordu seviyesindeki birlikleri temsil ediyor. Her bir bayrak direğinin altındaki yazıtta, birliğin adı, ast birlikleri ile komutanlarının ismi yazılıdır.

Anıtta, 3 bronz heykel kompozisyonu vardır. Bu kompozisyonlarda: kadın, asker ve genç erkek görülür. Genel anlamı: zamanla olgunlaşan milli şuur ve gittikçe yükselen milli güç temsil edilir.

Asker yani Mehmetçik: Milletin vatan ve özgürlük aşkını, silahlı gücün temel  direği olduğunu simgeler. Tüfeğin dipçiği, düşmana öldürücü darbenin vurulduğu ve milletin bağımsızlığına, özgürlüğüne ve toprağına göz koyanlara karşı hıncını temsil eder.

Mermi taşıyan kadın: Kurtuluş savaşında, Mehmetçik’in yanında bulunan, asil ve vefalı Türk kadınını temsil eder.

Bomba atan genç erkek çocuk: Sakarya’da  bütün milletin seferber ve ordusuna yardımcı olduğunu ifade eder.

Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Sakarya Şehitler Anıtı Müzesi
Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Sakarya Şehitler Anıtı Müzesi
Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Sakarya Şehitler Anıtı Müzesi

 

Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Sakarya Şehitler Anıtı Müzesi
Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Sakarya Şehitler Anıtı Müzesi
Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Sakarya Şehitler Anıtı Müzesi

 

3-Müze

Anıtın bulunduğu alanda, bir de giriş ücretsiz müze var. En uzun sütunun altındadır. Müze 2 kısımdan oluşuyor. 1971 yılında yapılmıştır. Müzeye mutlaka girin, hemen girişte sağ yanda gayet temiz bir tuvalet de bulunuyor. Müzenin girişinde ziyaretçi defteri var, duygularınızı oraya aktarabilirsiniz.

Orta Kısım

Ulu önder Atatürk, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak ve Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü’nün büstleri ve Sakarya Meydan Savaşına imzasını atan: Alay’dan, Kolordu’ya kadar olan birliklere komuta etmiş komutanların isimlerinin yazılı bulunduğu bir sütun var.

İkinci Kısım

Türk milletinin, kesin zaferiyle sonuçlanan İstiklal Savaşının her safhasını, ayrı ayrı yansıtan, 12 rölyef (kabartma resim) var.

1.Rölyef: I. Dünya Savaşı sonunda, çeşitli cephelerde, birçok evladını kaybetmiş, ordusu silahtan tecrit edilmiş, her bakımdan yalnız bırakılmış bir milletin: ızdırap ve hüzün dolu yaşantısını ve bir mucizeyi bekleyişi ifade ediliyor.

2-3.Rölyef: Sevr Antlaşmasına dayanarak, Anadolu’nun çeşitli bölgelerini işgal eden düşmanın, savunmasız kişilere karşı yaptıkları, işkence ve insanlık dışı davranışlar ifade ediliyor.

4.Rölyef: Anadolu’da: Ulu önder Atatürk’ün başlattığı mücadeleyi ve mücadele edecek milletin, milli davaya inanışını ifade ediyor.

5.Rölyef: Nizami kuvvetler teşkil edilene kadar Anadolu’nun her karış toprağını kanla sulayarak savunun ve işgal kuvvetlerine beklemediği bir dersi veren milli güçlerin mücadelesi ifade ediliyor.

6.Rölyef: “Ya İstiklal Ya Ölüm” parolası ile bilinçlendirilmiş ve davaya inanmış bir milletin, her şeyi ile, milli mücadeleye katılışı ifade ediliyor.

7.Rölyef: Başkomutan Atatürk’ün, sevk ve idaresinde, birlik ve beraberliğin kurulması ve komuta heyetinin teşkil edilmesi ifade ediliyor.

8,9 ve 10 Rölyef: Yokluklara ve bütün olumsuzluklara rağmen, yeniden teşkil edilen Türk ordusunun, Yunan ordusu ile yaptığı mücadeleyi ve yapılan çatışmaların sonucunda, Türk tarihine hediye edilen “Sakarya Destanı” ifade ediliyor.

11.Rölyef: Hayal peşinde koşan bir ordu için, yalnızca ızdırap getiren bir mücadele sonunda, düşman esir ve yaralıların tahliyesi ifade ediliyor.

12.Rölyef: Savaşın bitişi ve Anadolu’da düşman temizlendikten sonra:  bu zafere ismini yazan kahraman gazilerimiz, sevdiklerine kavuşurlar. İşte, bu rölyef: o heyecanlı günleri yansıtıyor.

Ankara Polatlı Duatepe tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Ankara Polatlı Kartaltepe Mehmetçik Anıtı tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Ankara Polatlı Gordion tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Konya Sille

Konya Sille

Sille, Konya’nın Selçuklu ilçesinde, derin ve dar bir vadinin iki yakasında kurulmuştur.

Konya merkezden sadece 8 km uzaklıktadır. Aracınız ile dar bir yolda ilerlerken, dağların arasında unutulmuş bir yere gidiyormuşsunuz hissi veriyor.

Arkeolojik verilere göre, bölgede yerleşimin tarihi Neolitik Çağa kadar gider.

Deniz seviyesinden yaklaşık 1115 m yüksekliktedir.

 

Tarihi:

Burada yapılan araştırmalarda MÖ 8-7 yüzyıl Frig uygarlıklarına ait kalıntılar bulunmuştur.

Antik dönemde “Sylata” ya da “Sylla” olarak isimlendirilen Sille’nin Roma döneminde iskan gördüğü, şehir içinde bulunan antik mimariye ait taş eserlerden anlaşılmaktadır.

Sille, Frigyalılardan bugüne kadar yerleşim görmüş ve Bizans döneminden itibaren de Konya’nın önemli bir yerleşim yeri ve Erken Hıristiyanlık döneminin ilk merkezlerinden, İstanbul-Kudüs arasındaki hac yolunun önemli bir durak noktası olmuştur.

Sille’nin önemi 1071 yılından sonra Selçukluların Konya’yı ele geçirip başkent yapmalarıyla artmıştır.

Sille Cumhuriyet öncesinde gelişmiş, 18 bin nüfusa sahip bir kenttir.

Nüfusun çoğunluğu Rum idi.

1923 yılından sonra yapılan nüfus değişim politikası çerçevesinde Sille’deki Hıristiyan halk Yunanistan’a göç etmiştir.

Sille Aya Elana Kilisesi

Aya Elena Kilisesi:

327 yılında Bizans İmparatoru Constantin’in annesi Helena, hac için Kudüs’e giderken Konya’ya uğramış ve buradaki ilk Hıristiyanlık çağına ait oyma mabetleri görmüştür.

Bunların en göze batanı “Ak Manastır” (Hagios St Chariton)

Bu manastır, dünyada kurulmuş ilk manastırlar arasındadır. Geniş ve mağara gibi kayaya oyulmuştur. 6-7 şapeli ve birçok hücresi vardır. Bu manastırda bulunan Mikael Hommenos ve Makaeles oğlu Abaramhan’a ait mezar taşları, Konya Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

İnananların zorlu koşullara rağmen din ve ibadet için verdikleri mücadeleden etkilenen Helena, Hıristiyanlara Sille’de bir mabet yaptırır.

Aya Elena Kilisesinin yapılış tarihi 327 Roma, yani Ayasofya’dan 200 yıl önce, tarihte kilise olarak yapılmış ilk bina olma özelliği taşımaktadır.

Kilise, düzgün kesme Sille taşından yapılmıştır. Avlusunda kayalara oyulmuş odalar vardır. Kilisenin kuzeye açılan kapısından, dış nartekse giriliyor. Burada, kadınlar mahfeline çıkan, iki yönlü taş merdivenler bulunuyor.

Kilisenin ana kubbesi, dört fil ayağı üzerine oturtulmuştur. Kilisenin içinde ahşaptan alçı süslü vaaz kürsüsü ve apsisle ana mekanı ayıran alçılı kafes, tam bir sanat harikasıdır. Mutlaka görün.

Kubbe geçişlerinde ve taşıyıcı ayaklarda Hz İsa, Meryem Ana ve Havarilere ait freskler vardır.

Kilisenin iç kapısının üstünde, Yunan harfleriyle yazılmış bir tamir kitabesi vardır.

Bu kitabe, 1833 tarihlidir. Bu kitabenin üzerinde kilisenin dördüncü tamirinin, Sultan Mecit döneminde yapıldığı yazılıdır.

 

Diğer Tarihi Yapılar:

Sille’de Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait camiler, hamamlar, çeşmeler, köprüler gibi Türk-İslam eserleri de vardır.

Sille Çay Camii

Çay Camisi:

Sille Deresinin güneyindedir ve bu yüzden “Çay Camii” adıyla anılmıştır.

Sille’nin en eski çarşı merkezinde bulunurken, çarşının kapanıp boşalması sonucu bir mahalle camisi konumuna düşmüştür.

Kesin yapım tarihi bilinmemektedir. 1976 yılında Silleli Halil İbrahim Sayar öncülüğünde büyük bir onarım görmüştür.

Çarşının boşaltılıp yerlerine evlerin yapılmasıyla bir mahalle camisine dönüşmüştür.

Tarihi mahallede 19 yüzyılda inşa edilen Sille Çay Camisinin mihrap, minber ve kürsüsünde zengin ahşap işçiliğinin en güzel örnekleri yer alır.

Sille Halil Ağa Hamamı

Halil Ağa Hamamı:

Sille’nin Konya girişinde, Sille Deresinin kuzey kıyısında yer alan Ak Hamam, 1884 yılında Hacı Ali Ağa tarafından onarılmış ve o zamandan beri Konya’nın en önemli tarihi hamamlarından biri olmuştur.

Yapı moloz taş ve tuğladan yığma olarak inşa edilmiştir. Çifte hamam olarak düzenlenen yapının erkekler girişi üzerindeki kitabeden 1884 tarihinde Hacı Ali Ağa tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Soyunmalık, soğukluk ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelen yapı, zamanla metruk hal almış ve 2005 yılında restore edilerek 2006 yılında hizmete açılmıştır.

Hamamın cephelerinde Sille’nin geleneksel dokusunda bulunan çizgili derzler bulunmaktadır. Ayrıca hamamın kubbelerinin üzeri küçük Sille taşlarıyla kaplanmıştır.

Hamam, günümüzde Sille sakinleri ve ziyaretçilerin kültür buluşma noktası haline gelmiştir. Sergiler, söyleşiler ve sanatsal etkinlikler düzenlenmektedir.

Buradaki sergileri gezerken, geleneksel Sille çömlekçiliği ve halıcılık örneklerini de yakından görebilirsiniz. Yani, burası günümüzde hamam olarak faaliyet göstermiyor.

Sille Konağı

Sille Konağı

Sille Hükümet Caddesi üzerindedir. 353 yıllık bir Rum evidir. İki katlı bu taş yapı, bir kilise papazının eviymiş. Restore edildikten sonra 2003 yılında restoran olarak faaliyete geçen bu mekanda, yöresel ızgaralar, bamya çorbası, etli sarma, su böreği, ekmek salması ve tava çeşitleri yiyebilirsiniz.

Sille Halıcılık

Kültür ve El Sanatları:

Sille çömlekçilik sanatı, halı ve kilimcilik, mumculuğu ile halk sanatları açısından zengin bir mekandır.

Sille’de dokunan özel desenleri, kompozisyonları ve kullanılan kök boyaları ile dikkat çeken halı çeşidi oldukça değerlidir. Sille Beş Göbek halıları en değerli halılar olarak kabul edilir.

Ankara Çamlıdere

 

Ankara Çamlıdere

Dört bir yanı ormanlarla kaplı ve ortasından küçük bir dere geçen şirin bir ilçemizdir.

Özellikle, günübirlik piknik yapmak isteyenler tarafından yoğun olarak tercih edilmektedir.

Ayrıca, her yıl Temmuz ayında burada “Yağlı Güreş Şenlikleri” yapılıyor.

Çam ormanları çok güzeldir ve hatta Kızılcahamam ormanlarından daha güzel olduğu söylenir.

ULAŞIM

İlçenin Ankara şehir merkezine uzaklığı: 105 km. dir. E-5 kara yolu ile otoban arasında kalıyor.

E-5 kara yoluna 10 km. ve otobana 17 km. uzaklıktadır. Çamlıdere-Kızılcahamam arasındaki uzaklık: 26 km. Çamlıdere-Gerede arasındaki uzaklık: 54 km. dir.

Ankara’dan minibüs ile buraya giderken, yol kıyısında, çeşmelerde su içen geyikleri görebilirsiniz.

Hatta, bu geyikler, zaman zaman ilçe merkezine kadar inmekte ve susuzluk-açlıklarını gidermektedirler.

Yani, burada tabiat ile iç içe değil, tamamen tabiatın içindesiniz.

Ankara Çamlıdere

TARİH

Günümüzdeki Çamlıdere yerleşim yeri, Bizans dönemi öncesinde yerleşim yeri olarak kullanılıyor iken, Bizans dönemi sonrasında kullanılmamaya başlanmış ve terk edilmiştir ve bu durum, Osmanlı dönemine kadar devam eder.

Hatta, Osmanlı döneminde, yöre hakkında tutulan kayıtlarda, burası hakkında “Issız” tabiri kullanılır.

Sonuç olarak, Selçuklular ve Osmanlı döneminde, yöre, ıssız kalır.

Ancak, Osmanlı döneminde, gazi-dervişler, Anadolu’nun ıssız kalan yörelerine yerleşmeye başlarlar.

Kurdukları küçük yerleşimler zamanla çevredeki insanların artması ile yoğunlaşır ve böylece yeni iskan sahaları ortaya çıkar.

Özellikle, Çamlıdere yöresine: Semerkant şehrinden göçerek buraya gelen Şeyh Ali ailesi yerleşir.

Yazılı kaynaklarda, 1463 yılında, Şeyh Ali ve ailesinin bu yöreye yerleştikleri görülmektedir.

Aynı dönemde, yöredeki yerleşimin adı “Kuz Viran Köyü” olarak geçer.

Zamanla, Kuz Viran Köyüne yerleşenlerin sayısı artar. Köyde, cami yaptırılır, vakıf kurulur. 1907 yılına gelindiğinde ise, Köy, Şorba nahiyesi olarak bilinir.

1928 yılında, Yabanabad kazası Şorba nahiyesine, birçok köyün bağlı olduğu, yazılı kaynaklarda görülür.

1930 yılına gelindiğinde ise, Yabanabad kazasının ismi “Kızılcahamam” olarak değiştirilir. Şeyhler yani Şorba da, bu arada, bucak yapılır.

1935 yılına gelindiğinde ise, yörenin ismi “Çamlıdere” olarak değiştirilir. 1953 yılında ilçe merkezi olur.

Ankara Çamlıdere

GENEL

İç Anadolu bölgesinin kuzeyindedir. Deniz seviyesinden yüksekliği: 1175 metredir.

Çamlıdere; ormanları ve doğal güzellikleriyle tanınır ve öne çıkar. Buna bağlı olarak ormanlık ve engebeli arazi: yerleşim için çok uygun şartlar yaratmaz.

Bunun sonucu olarak, ilçe çevresinde birçok viran ve terk edilmiş köylere rastlamak mümkündür.

Yöredeki orman varlığı, bölgenin yüzde 66’sını kaplar.

Tabii göl ve akarsu bulunmamaktadır. Ancak, Ankara ilinin içme suyunu karşılamak üzere: Çamlıdere-Bayındır Barajı inşa edilmiştir.

Ankara şehrinin içme ve kullanma suyunun: yüzde 70’lik bölümü, buradan karşılanmaktadır.

Yörenin iklimi, Karadeniz ve İç Anadolu bölgesinin karasal ikliminin bir karışımıdır.

Buna bağlı olarak yazları kurak ve serin, kışlar ise kar ve yağmur yağışlıdır. Kışın Ankara’ya yağmur yağarken, burada yarım metre kar olur, Ankara’ya kar yağarken ise, buraya kurtlar indiği görülmüştür.

Yöre insanının ekonomik etkinlikleri sınırlıdır. Gerek tarımsal alanların yetersizliği ve gerekse ana yol güzergahlarının ilçeden geçmemesi, buranın ekonomik yönden gerekli kalkınmayı sağlamasını engellemiş ve buna bağlı olarak yöre insanı, ilçe dışına göçmüş ve göçmeye devam etmektedir.

İlçe insanı, Ankara ile çok sıkı bağlantılar içindedir.

Hatta, Ankara insanlarının birçoğunun burada, orman içi yayla evi yaptırdığı görülmektedir.

İlçede, her yıl, geleneksel olarak Temmuz ayı içinde “Şeyh Semerkandi Anma Günü” düzenlenmektedir.

Bu törenlerde: yağlı güreşler, Sinsin oyunları, Sünnet şöleni, müzik konserleri düzenlenmektedir.

Çamlıdere yöresinde ayrıca “Çamlıdere Aluç Dağı Festivali” düzenlenmektedir.

 

ŞEYH ALİ SEMERKANDİ

1320 yılında İsfahan şehrinde doğmuş ve dini yönden üst düzey bilgi sahibi olmuştur. Hatta: Medine şehrinde, Peygamberimizin türbesinde, 7 yıl türbedarlık yaptığı söylenir.

Daha sonra, Alanya yöresine gittiği söylenir. Takiben ise, Osmanlı devletinin kuruluş yıllarında, Çamlıdere yöresinde yaşadığı bilinir.

Yine, bu dönemlerde, Bursa yöresinde büyük bir çekirge istilası görülür. Her türlü önleme rağmen, bu çekirge istilası engellenemeyince, Ali Semerkandi den yardım istenir.

Semerkandi, dağdan aldığı bir miktar suyu, Bursa şehrine gönderir ve bu su, çekirge istilası olan yerlere serpildiğinde, çekirgelerin yok olduğu görülür.

Çünkü, suyun döküldüğü yerlere, sığırcık kuşları toplanır ve bu kuşlar, çekirgeleri yok ederler.

Bunun üzerine, Osmanlı padişahı, Semerkandi yi, Bursa’ya davet eder ve bir isteği olup olmadığını sorar. Bunun üzerine Semerkandi, Çamlıdere yöresi insanının çok fakir olduğunu ve askere gönderilmemesini, yöreden vergi alınmamasını ister. Bunun üzerine, Kurtuluş Savaşına kadar yöre insanı askere alınmaz.

Çekirge istilasını önleyen su ise “Çekirge suyu” olarak anılır ve halen: bu su, Çamlıdere ilçesinin kuzeyinde, Gerede ilçesinin doğusunda, Eski Pazar ilçesinin güneyindedir.

Ali Semerkandi, 1457 yılında ölür ve türbesi, Çamlıdere mezarlığının ortasındadır. Yakın geçmişte, buraya bir cami yapılmıştır.

Ankara Çamlıdere Cibilli dede

CİBİLLİ DEDE

Bir zamanlar, Çamlıdere yöresinde yaşadığı söylenen “Cibilli Dede” isimli bu şahıs, dünyanın ilk çevrecisi olarak bilinmektedir.

Bu nedenle, kendisinin heykeli, İlçe girişinde sağ tarafta dikilmiştir.

Heykelin hemen yanında geyik heykelleri var.

Çünkü: Cibilli Dede’nin, yanında devamlı tuz ve su ile dolaştığı ve geyikleri beslediği söylenmektedir.

Kendisinin 1800’lü yıllarda yaşamış ve mezarı Çamlıdere yaylasından, Kös yaylasına giderken yol üzerindedir.

Yukarıda da söz ettiğim gibi: ormanda yaşayan geyikler ve diğer hayvanlara: tuz, su ve yiyecek veren, bir doğa gönüllüsüdür.

Zaten ilçe girişinde Cibilli Dede heykelinin sonrasında geyik heykelleri ve sonrasında ilçe girişine kadar tahtadan/ahşaptan yapılmış çeşitli heykeller göreceksiniz.

Çamlıdere yöresel lezzetler

NE YENİR-NE SATIN ALINIR

Çamlıdere’de en meşhur yemekler: Kuzu kapama, Ankara tava, oğlak kebabı ve Semerkant Çamlıdere köftesidir.

Ayrıca: ilçede organik arıcılık ve bal üretimi de yaygındır. Bal ve bal ürünleri satın alabilirsiniz.

Çamlıdere

GEZİLECEK YERLER

Çamlıdere Mantar City Göleti

MANTAR CİTY GÖLETİ

Göletin ismi Mantar City Göletidir. Bu ismin verilmesinin sebebi: belli mevsimlerde ormanda mantar toplanmaktadır. Mantar ile yapılan yemekler, Çamlıdere kültüründe belli ve önemli bir yer tutar.

Çamlıdere Mantar City Göleti

DSİ ve Ankara Büyükşehir Belediyesi işbirliğiyle yapılmıştır. Gölet: 160 dönümlük arazi üzerine yapılmıştır.

Çamlıdere Oyun ve Oyuncak Müzesi

OYUN VE OYUNCAK MÜZESİ

Şeyh Ali Semerkandi Külliyesinin karşısındadır.

Müzede: oyuncaklar sergileniyor. Burayı ziyaret ederseniz, her yaş gurubundaki çocukların bir zamanlar oynadıkları, severek sahip oldukları oyuncakları görebilirsiniz.

Bu oyuncaklar, bir tren katarının içinde düzenlenen sergilere yerleştirilmiş, tren katarının sürücüsü ve bir de düdük çalan tren görevlisi heykelleri de bulunuyor.

El yapımı ahşap oyuncaklar yanında: tel ve demirden yapılmış oyuncaklar da sergileniyor. Ayrıca: buranın bahçesinde bir eski dönemlere ait uçak (adı Vecihi) ve bir ahşaptan yapılmış araba (06 CAN 06) sergileniyor.

Bu arada, müzede sergilenen yüzlerce oyuncağın, Belediye Başkanı tarafından uzun yıllar toplanan oyuncaklardan oluştuğu nu da söylemek gerek. Bence burayı mutlaka gezin, anılarınız canlanacaktır.

Çamlıdere Doğa ve Hayvan Müzesi

DOĞA VE HAYVAN MÜZESİ

Müze, Türkiye’de ilk ve tek müzedir.

Müzede: Çamlıdere yöresinde yaşayan veya hayvanat bahçelerinde, doğal nedenlerle ölen hayvanlar mumyalanarak sergileniyor.

Müzede: yaklaşık 100 farklı çeşit hayvan bulunuyor. Ayrıca, özel ses sistemi kullanılarak ses efektleri duyulmaktadır.

Çamlıdere Şeyh Semerkandi Müzesi

ŞEYH SEMERKANDİ MÜZESİ VE KÜLLİYESİ

Şeyh Ali Semerkandi’nin 15’nci yüzyılda, ilçeye geldiği dönemde Çamlıdere’den görüntüler izleniyor. Müze tanıtımında böyle yazılı ancak, müzeyi gezdikten sonra bu konudaki fikriniz değişecektir.

Çünkü: bence müzede sergilenen temalar, daha yeni, yani sonuçta 15’nci yüzyılda olan değil daha yeni olan temaların işlendiğini düşünüyorum.

Yöre insanının çeşitli görüntüleri bal mumu heykellerle canlandırılmıştır. Bunlar: esnaf, yoğurtçu, sokak satıcısı, sokak berberi, marangoz gibidir. Müze ortasında kır kahvesi tasvir edilmiştir.

Ziyaretçiler; burada tam ortada düzenlenen bölümde, müzede bulunan çay ocağında demlenen çayları içebiliyorlar.

Ayrıca bir de hatıra fotoğrafı çektirmek için özel bölüm düzenlenmiş. Bence buraya da girin, ilginç bir düzenleme yapılmış.

Çamlıdere Tarım Müzesi

TARIM MÜZESİ

İlçede tarımsal geçmişi yansıtan bir müze olarak hizmet veriyor. Eski usul tarım aletleri gibi öğeler sergileniyor. Bunlar; eski kara sabanlar kağnılar, el değirmenleri, körükler, düven tahtaları ve tırmık gibi o dönemde kullanılan tarım aletleridir.

 

 

Çamlıdere Terazi Müzesi

TERAZİ MÜZESİ

Burada teraziler ve Ahiliğin yaşam düzeni sergilenmektedir. Roma ve Osmanlı dönemi ve ardından Cumhuriyet dönemi terazileri sergileniyor. Müze adaletin simgesi olarak terazi ye dikkat çekiyor. Örneğin müzenin tanıtımında şöyle deniliyor. “Yerler ve gökler Adalet sayesinde ayakta durur diyen Şeyh Ali Semerkandi Hz’nin adalete ve ahiliğe verdiği önemi yaşatan terazi müzesi”

Koleksiyonda: tartı ve teraziyle ilgili yurt içi ve yurt dışından birçok örnek bulunmaktadır. En eski parçası Selçuklu dönemine tarihlenen el terazisi olan tarzı ve teraziyle ilgili yüzlerce örnek var.

 

Çamlıdere Şeyh Semerkandi Türbesi

ŞEYH ALİ SEMERKANDİ TÜRBESİ

İlçe merkezindeki bu türbede: Hz. Muhammed’in manevi evladı Ömer-ül Faruk’un dördüncü soyundan gelen Şeyh Ali Semerkandi’nin naaşı bulunmaktadır.

Türbeye ulaşmak için, mezarlıklar içinden geçen bir yolu geçmek (yaklaşık 200 metre kadar) gerekiyor. Bu mezarlıklar arasında ilerledikten sonra önce: sol yanda bir zamanlar Şeyh Ali Semerkandi’nin öğrencilerine altında ders anlattığı ağaç bulunuyor. Sonra türbenin hemen önünde bir cami var.

Caminin hemen arkasında ise, büyük bir türbe var, hemen merkezde Şeyh Ali Semerkandi sandukası ve yanlarda ise, yine birçok sanduka var. Bakımlı ve temiz bir türbe.

Çamlıdere Aluçdağı Tabiat Parkı

ALUÇDAĞI TABİAT PARKI

Ankara’dan hareket ettikten sonra Kızılcahamam ilçesini geçiyorsunuz ve yaklaşık 8 km. sonra, Aluçdağı Tabiat Parkına varıyorsunuz.

Eğer Çamlıdere ilçesi merkezine uğrarsanız, buradan geçerek, ilçe merkezinden geçerek de buraya ulaşmak mümkündür, yol yönlendirme okları var.

Buranın deniz seviyesinden yüksekliği: 1450 metredir. Günübirlik ziyaretçiler için piknik masaları var. Yukarıda sözünü ettiğim “Fosil ormanı” da, bu tabiat parkı içinde bulunuyor.

Çamlıdere Fosil Ormanı

FOSİL ORMANI

Aluçdağı Tabiat Parkı içindedir.

Bir profesör, yakın geçmişte, bir rastlantı sonucu burayı bulmuştur.

Bu alanda: dünyada sayısı çok az olan, taşlaşmış: çam, meşe ve ardıç ağaçlarından oluşan bir alan var. Bu alandaki ağaçlar fosilleşmiş ve günümüzden, yaklaşık 23 milyon yıl öncesinden kalmadır. Dünya üzerinde, 4 fosil ormanından birisidir.

Evet, buradaki fosil ormanı, tam anlamı ile, dünyada az bulunur bir örnektir. Ancak, bunun tanıtımı ve geleceğe yönelik olarak çeşitli koruma önlemlerinin alınması gerektiği de bir gerçektir. Buralara yolunuz düşerse, bu fosil ormanını mutlaka görmenizi öneririm.

Çünkü: özellikle “Pelitçik-Yahşihan” köyünde, silisleşerek taşlaşmış ağaçlar var ve siz, 10 ile 18 milyon yıllık bir zaman diliminde oluşan bu taşlaşmış ağaçlara dokunabiliyorsunuz.

Hatta, ağaç fosilleri o kadar güzel korunarak günümüze ulaşmıştır ki, ağaç gövdelerini canlıymış gibi görebiliyorsunuz.

Evet, burası tespit edilmeden önce, özellikle çevre köyler tarafından, bilinçsiz bir şekilde bozulmuş ve buradaki hazine değerindeki taşlar, inşaatlarda kullanılmıştır. Yani, mutlaka görün.

Çamlıdere Fosil Taşları

Fosil Taşları

Fosil ormanından çıkarılan fosil taşlar: Çamlıdere’de işlenir, içlerindeki akik ortaya çıkarılır. Yani, oldukça güzel, akik takılar üretilmektedir.

Bu akik taşları: takı tasarımı yanında spa, fizik tedavi ve kaplıca tedavilerinde de kullanılmaktadır.

Çamlıdere Çamkoru Mesire Yeri

ÇAMKORU TABİAT PARKI

Ulaşım:

Çamkoru mesire yerine Ankara üzerinden gitmek isteyenler: otoban değil, E-5 karayolunu takiben, önce Kızılcahamam ve sonrasında Çamkoru Mesire yerine ulaşabilirsiniz.

Yani, yolda Çamlıdere ilçesi tabelasını görüp geçeceksiniz ve yaklaşık 4 km sonra Tabiat Parkına ulaşılıyor.

Burada hassas bir husus var.

Tabiat parkının tam ortasında, asfalt bir yol geçiyor.

Bu yolun sağ tarafı: Tabiat parkının göl olan bölümü ve bu bölüm daha açık yani yoğun ormanlık alan değil.

Buraya giriş ücretsiz, sadece araç girişine izin verilmiyor, araçlar kapı önünde, biraz önce sözünü ettiğim asfalt yolun kenarlarına koyuluyor.

Evet, Tabiat Parkının Ankara merkeze uzaklığı yaklaşık 120 km ve yolun durumuna göre yaklaşık 1 saat 15 dakika sürüyor. Çamlıdere ilçesi girişi ile park arasındaki 4 km lik yol biraz sıkıntılı, kasisler var.

Burası, uzun yıllar Hacettepe Üniversitesi tarafından kullanılmış ve yakın bir zaman önce, Ankara Büyükşehir Belediyesine devredilmiş.

2008 yılında Türkiye’nin 23’ncü Tabiat Parkı olarak ilan edilmiştir.

Tabiat parkının denizden yüksekliği 1360 ile 1515 metre arasında değişmektedir. Bölgede Karadeniz iklimi hakimdir. Yarı kurak bir iklim görülür.

Aracı park giriş kapısına bıraktıktan sonra, yaklaşık 750 metre yürüyerek alanın ortasındaki gölete ulaşılıyor.

Çamkoru Gölet

Gölet

Hacettepe göleti deniyor. Gölette yeşil sazan ve kadife balığı bulunuyor. Göl kenarında, Hacettepe Üniversitesi Çamlıdere Göl Tesisleri bulunuyor.

Sonuç olarak: Parkın bu bölümüne giriş ücretsiz, insanlar buraya kendi imkanlarıyla piknik yapmaya geliyorlar. Yani, piknik yapmak için düzen yok. Yanınızda şezlong ve piknik malzemesi olması gerekiyor. Elbette mangal yakmak kesinlikle yasak.

 

TABİAT PARKININ KARŞI BÖLÜMÜ

Daha önce belirttiğim gibi aradan geçen asfalt bir yol var. Bu yolun hemen sol yanı, yani Park alanının kapısının tam karşısındaki bölüm daha çok tesislerin bulunduğu, düzenli piknik alanlarının bulunduğu bir yer.

Burası Sarı ve karaçam ormanlarıyla kaplı bir mesire alanı.

İçeride yeterli sayıda piknik masası, tuvalet, çeşme ve kışın soba ile ısınma ihtiyacını desteklemek için bir şömineli, iki adet ahşap barınak, otopark, tırmanma duvarı, çocuk oyun parkı, yürüyüş parkurları, çadırlı kamp alanları, karavan parkı bulunuyor.

Buraya giriş ücretli. 2025 yılı için araç giriş ücreti, 165 TL.

Burada günübirlik piknik alanı özel işletmeye devredilmiştir.

Giriş bölümündeki görevli bilet keserek içeri girmeye izin veriyor, içeride otoparka aracınızı bıraktıktan sonra piknik masalarında piknik yapabilirsiniz. Yerde ateş yakmak yasak, sadece ateş yakmaya izin verilen yerlerde mangal yakmak mümkündür.

Ayrıca: çocuklar için oyun yerleri, park alanları vardır. Tuvalet ve küçük bir market de bulunuyor.

Burası, özellikle “kampçılar” tarafından yoğun olarak tercih edilir. Özellikle, izci toplulukları tarafından tercih edilmektedir.

 

Çamlıdere Çamkoru

Ayrıca, ilkbahar sonunda, yaz başlangıcında, insanlar mantar toplamaya giderler. Kuzu göbeği mantarı ve dağ çileği çok ünlüdür.

Mesire yeri içinde, “Kızılay Kamp Alanı” bulunuyor.

Bu kampın: yaklaşık 50 yıldır burada konuşlu olduğu söyleniyor.

Çamkoru Kızılay Gençlik Kampı-İnönü Köşkü

 

Kızılay Gençlik Kampı

Mesire yerinde: Kızılay kamp alanı vardır. İsmi “Çamlıdere Çamkoru Gençlik Kampı” dır. Ayrıca: Milli Eğitim Bakanlığı İzcilik Tesisi vardır.

Tesis, uzun yıllar harap halde kaldıktan sonra tadilat yapılarak ayağa kaldırılmıştır.

Kamplar 7 günlük devreler halinde gerçekleşmektedir. Kamp bungalov barakalardan oluşmakta olup, 6 kişilik barakalarda konaklama sağlanır.

Çamkoru İnönü Köşkü

İnönü Köşkü

Atatürk’ün vasiyeti üzerine, 1938 yılında İsmet İnönü tarafından II Dünya savaşı sıralarında tedbir amaçlı olarak alternatif bir meclis binası karargah olarak yaptırılmıştır. Ancak alt ve üst salondan oluşan bu yapı, etrafı sık ormanlar olmasından kaynaklı uzun ağaçlar altındadır ve helikopterle görünmeyecek  şekilde tasarlanmıştır.

Savaşa girmeyen Türkiye, II Dünya savaşının sonrasında bina Orman Bakanlığına verilmiştir.

Önce İşçi Eğitim Kampı olmuş, sonrasında Sanatoryum Hastanesi olarak düşünülmüş, fakat doğa şartları buna izin vermemiştir. 1970’li yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı izcilik eğitim tesisi olarak hizmete giren bu bina, 2012 yılında Spor Bakanlığı bünyesinde her yıl Gençlik Kamplarına ev sahipliği yapmaktadır.

Yani, izci toplulukları tarafından burası yoğun tercih edilmektedir.

Çamkoru Çadırlı Kamp Alanı

Çadırlı kamp ve karavan:

Park alanında; çadır kurulabilir, karavan için alt yapı bulunmaktadır. Elektrik ve güvenlik hizmeti bulunmaktadır.

Park görevlileri, kamp kurmak isteyenlere uygun yerleri gösteriyorlar. Kamp yapanlar genellikle tuvaletlerin üst kısmında kamp yaparlar.

Çünkü burada: oyun parkı, voleybol sahası, masa ve çeşmeler bulunmaktadır.

Piknikçilerden uzak bir alana kurulan çadırların çevresinde, ateş yakmak için ayrılmış bölümlerde ateş yakabilirsiniz.

Çamkoru Restoran

Restoran/Kır bahçesi:

50 kişilik kapalı ve 80 kişilik açık alanda hizmet verebilen ve tuvaleti bulunan, şömineli, kaloriferli binada, uygu sistemli plazma televizyon bulunmaktadır. Restoranda gurupların isteğine bağlı ve yöresel lezzetlere göz önünde bulundurularak özel menüler oluşturulmaktadır.

 

Trekking:

Ayı deresi denen yerde yürüyüş yapılabilir. Burada 3 tane trekking rotası vardır. Ancak yolun yarısı dağ ve orman yolu, diğer yarısı ise yayla yoludur.

Yolun uzunluğu 6-7 kilometre civarındadır, yürüyüş yaklaşık 4 saat sürer.

Çamkoru Gölet

 

Geyik Üretim Alanı:

Hemen yanında, Geyik üretim alanı vardır. Ama son aldığım bilgiye göre, artık faaliyet göstermiyormuş.

Çamlıdere Benli Yaylası

BENLİ YAYLASI

İlçe merkezine 40 km uzaklıktadır.

Benli yaylası, uzun yıllar önce “Gerede” ilçesine aitmiş. Ancak, buraya yakın yerlerdeki 5 köy halkı, burayı kendi yaylaları olarak kullandıklarını söyleyip, Gerede idaresinden ayrılmışlar ve Çamkoru bölgesine bağlanmış.

Ancak, bu ayrılık o kadar kolay olmamış, önceleri küçük çatışmalar çıkmış ve zamanla çatışmalar büyümüş ve hatta: Çukurören köyü halkından “Benli Hüseyin” isimli birisi, Geredeliler tarafından vurularak öldürülmüş. Bu ölüm olayı üzerine, Geredeliler olayı büyütmek istememişler ve bölgeyi terk etmişler.

Evet, günümüzde, burası yakın çevredeki birkaç köyün ortak yaylası olarak kullanılıyor ve oldukça geniş bir yer.

Çamlıdere Benli Yaylası

2 bin metre yüksekliğe sahip Mahya Tepesinin eteklerindedir. Bitki örtüsü çeşitliliği, sulak alanları ve akarsuların oluşturduğu menderesleriyle, küçük ve büyükbaş hayvan sürülerine zengin besin kaynağı sağlıyor.

Hatta: 3 x 5 km lik ölçülere sahip olduğu söyleniyor. Yaylanın güneyinde, 2055 metre yükseklikteki “Mahya Tepesi” var.

Mahya tepesine gittiğinizde, muhteşem bir çevre manzarası görebilirsiniz.