Ankara Beypazarı

Ankara Beypazarı

 

Beypazarı; Ankara’nın batısındadır. Atatürk Orman Çiftliği kavşağından; 98 km. sonra Beypazarı’na ulaşabilirsiniz.  Öncelikle: Ankara-Beypazarı arasındaki yol güzel ve rahattır. Bir zamanlar, bu güzel yolun yapım çalışmaları sırasında Beypazarı’na gitmek tam bir rezillikti.

Ankara’dan İstanbul yönünü takip ederek çıktığınızda, bir süre sonra sağa yani Sincan-Ayaş yönüne dönmeniz gerekiyor. Sonra uzunca süre düz ilerleyeceksiniz ve Ayaş-Beypazarı tabelalarını takip ederek, Beypazarı’na yaklaşık 1.5 saatlik yolculuğun ardından ulaşabilirsiniz.

OTOPARK

Beypazarı merkezine girişte hemen sağ yanda bir otopark var, daha doğrusu bir sokağı otopark olarak ayırmışlar, oldukça büyük, saat farkı yok, ücretli, buraya aracınızı rahatlıkla park edebilirsiniz.

YOLCULUK

Ankara-Beypazarı yolu üzerinde: Ayaş ilçesini geçtikten hemen sonra domates tarlaları başlıyor. Mevsiminde (Ağustos-Eylül gibi) bu yoldan geçerseniz: domatesleri tarladan kendiniz toplayıp, tarlanın yanı başındaki sahibine tarttırıp parasını verebilirsiniz. Mevsim dışında: yine bu yol üzerinde: kilden yapılmış testi ve benzeri objelerin satıldığı yerler var.

Ancak özellikle dönüş yolunda hemen Ayaş merkezini geçtikten sonra sağ yanda bolca dükkan var, bunlarda yöresel ve organik olarak söylenen ancak pek inanmadığım birçok ürün satılıyor. Bunları ziyaret edip hoşunuza giden bir şeyler satın alabilirsiniz.

2
Ankara Beypazarı Havuç Anıtı

GENEL

Beypazarı denilince, ilk akla gelenler; Türk kültürünün güzelliğini, zevkini ve inceliğini yansıtan sıcak insanları ve 350 yıllık tarihi ahşap evleri, konakları, el sanatları, saray tarzı mutfağı ve havucudur.

Evet: burası, Türkiye’nin havuç ihtiyacının yüzde 60’ını karşılayan bir yerdir. Tam bir havuç deposudur. Bunu: burayı gezerken hissedeceksiniz. Bol miktarda, havuç suyu satan satıcılar göreceksiniz. Mutlaka tadın. Gerçekten, buranın havucunun tadı gayet güzeldir.

Havuç yanında; burada, görsel anlamda, gözünüze çarpacak olan: ahşap yapılar var. Bunlar: halen içinde insanların yaşıyor olması nedeniyle özellik arz ediyor. Eski yerleşimin en güzel örneklerini yansıtan bu yapıları gezmek, görmek ilginizi çekebilir.

Bunların yanında: Beypazarı’nda çok miktarda, yöreye has el işçiliği, küçük ürünler ve gümüş işlemeciliği göreceksiniz.

TARİH

Anadolu’nun tarihi seyrine bakıldığında, Beypazarı’nda: ilk çağda Hitit, Frig, Galad ve takiben Roma, Bizans ve daha sonra da Anadolu Selçuklu ve Osmanlı egemenlikleri görülür.

Roma döneminde, İstanbul-Ankara-Bağdat geçit yolu üzerinde, önemli bir durak olan ilçenin ilk adı: “Lagania” olup “kaya doruğu” anlamına gelir. Bu adı, sanırım, İnözü Vadisinin, iki yanındaki kaya bloklarından almaktadır.

MS. 6’ncı yüzyıla kadar, Lagania ismi kullanılır. Bizanslılar, MS.491 ile 518 yılları arasında, burayı piskoposluk merkezi haline getirirler. Bizans imparatoru Anastasios, İlçeyi ziyaret ettiğinde, İlçenin ismi “Anastasıopolis (Anastaiosun kenti) olarak değiştirilir.

Selçuklu döneminde Beypazarı; İstanbul-Bağdat yolu üzerinde, önemini devam ettirir. Osmanlılardan Orhan Bey’in Ankara’yı alması ile Beypazarı da Osmanlı egemenliğine girer ve Bursa Sancağına bağlanır.

İlçe, Osmanlı döneminde, toprak rejimi ve askeri sistemin bel kemiğini oluşturan, tımarlı sipahi merkezlerinden biri olur. Yöre; buradaki sipahi beyinin ve ticari, ekonomik hayatın yoğunluğuna istinaden “BEĞ BAZARI” ismi ile anılmaya başlanır.

1868 yılında ise, siyasi yönetimdeki yer değişikliği nedeniyle, Ankara’ya bağlı bir kaza konumuna getirilir.

4
Ankara Beypazarı

NE SATIN ALINIR

Beypazarı’nda: özellikle: Demirciler Çarşısı ve Alaattin Sokakta gezerken: küçük tezgahlar üzerinde ve ahşap dükkanlarda bol miktarda satıcı göreceksiniz.

Bunlar: yiyecek maddeleri (ev makarnası, tarhana, ceviz içi, havuç suyu, buraya özgü incecik sarılmış zeytinyağlı yaprak dolma, kara dut suyu, üzüm pekmezi, çeşitli baharatlar, ıhlamur, yine buraya özgü ana maddesi havuç olan cezerye ve benzeri tatlı çeşitleri-havuç lokumu, cevizli sucuk ) satıyorlar.

Bunun dışında: küçük hediyelik eşyalar ve de özellikle: merakınız varsa, gümüş orijinli birçok çeşit takı alabilirsiniz. Bunun yanında: burada, çeşitli ve orijinal, doğal halindeki taşları bulabilirsiniz.

Evet en önemlisi, buraya özgü, “Beypazarı Kurusu” isimli, özellikle çay yanında aperatif olarak yenilen yiyecekten almayı sakın ama sakın unutmayın.

Türkiye’de, yalnızca Beypazarı’nda, taş fırınlarda üretilen ve tazeliğini bir yıl boyunca koruyan, çay saatlerinin vazgeçilmez lezzeti, Beypazarı kurusunu mutlaka satın alın.

Ancak: özellikle Alaattin sokakta gezerken, size bunları tattıracaklardır, fırından yeni çıkmış ve sıcak olmalarına rağmen, bence özellikle “tereyağlı” olanını tercih edin.

NE YENİR-NE İÇİLİR

Beypazarı’nda: hani denir ya, mutlaka tadın anlamında: incecik sarılmış, zeytinyağlı yaprak sarma dolmayı tadın. Özellikle: Alaattin Sokakta bulunan tarihi konaklardan birinde yemek molası verebilirsiniz.

Çünkü: buranın yemeklerinin lezzeti muhteşemdir. Yemekte: el yapımı tarhana çorbası, taş fırında pişirilen ve özel kaplarda ikram edilen etli güveç, biraz önce söylediğim gibi ince parmak kalınlığında, damarsız ve ince kara üzüm yaprağına sarılmış, etli dolmayı tercih edin.

Yemek üstüne ise, yöresel tatlı höşmerim yemedin ayrılmayın. Gerçekten, Beypazarı’nın bu yemek çeşitleri, saray mutfağı tarzında ve tescillenmiştir.

Bu arada: yine buraya has bir lezzet, ev yapımı baklava, zaten bolca göreceksiniz, lezzeti muhteşem, bence ev yapımı baklavayı da denemelisiniz. (Son bir not: yemek sipariş etmeden önce menü de fiyatları mutlaka görün, yemekten sonra aşırı yüksek bir fiyatla karşılaşmamak istiyorsanız.)

1
Ankara Beypazarı

GEZİ PROGRAMI

Evet, ulaşımda anlattığım gibi, Beypazarı girişinde, büyük bir bulvar ile karşılaşacaksınız. Bu bulvar üzerinden ilerleyin ve bir süre sonra, sağa dönen bir sapakta, “İnözü Vadisi” tabelasını göreceksiniz. Buradan, dönün ve vadiye girin.

İNÖZÜ VADİSİ

Doğal bitki örtüsü ve kültürel kalıntıları ile oldukça zengin bir görünüme sahiptir. Burası: eski Beypazarı yerleşimidir. Yani: burada, eski, ahşap yapıları, evleri, konakları görmek mümkün. Vadinin her iki tarafında, üzerine çıkılması zor kayalıklar var. Bunların içinde ise birçok mağara olduğu görülüyor. Bu mağaralar, eski çağlarda yapılmış ve uzun süre mesken olarak kullanılmış.

Ayrıca, vadi, Türkiye’nin 184 önemli kuş alanından biri. 100’ün üzerinde kuş çeşidi ve 60’ın üzerinde kelebek türü, vadi üzerinde, bir arada yaşıyormuş.

Yazın muhteşem güzel. İnözü vadisinde: semaverle çay içebileceğiniz bir çok yer var, bunlarda mutlaka bir çay molası vermelisiniz. Bir not daha: İnözü vadisinde, traiking yani yürüyüş turları yapılıyor.

İnözü vadisinden çıktıktan sonra; geri dönün, şehir merkezindeki bulvara girin. Bu bulvar üzerinde, ilerlemeye devam edin, bir süre sonra: “Hıdırlık Tepesi” tabelasını görün ve sağ yana dönün.

Bu ara yollar üzerinde, yine aynı tabelaları takip ederek, yüksek ve güzel bir yere çıkacaksınız. Yol bazı yerlerde dar ve biraz eğimli ama pek sıkıntı yaratmıyor, mutlaka çıkın.

HIDIRLIK TEPESİ

Ulaşım için biraz emek sarf etmek gerek ama mutlaka uğrayın. Özel aracınızı park etmek için sıkıntı yok, gayet büyük bir park yeri var. Aracınızı bıraktıktan sonra: tepe üzerinde yerleştirilmiş, tahta piknik masalarına oturabilir ve Beypazarı’nı, tepeden, kuş bakışı izleyebilirsiniz. Sol yanınızda, biraz önce girdiğiniz İnözü Vadisini ve eski yapıları ve sağ yanınızda ise Yeni Beypazarını; modern yapıları görebilirsiniz. Hava ve esinti harika.

Birkaç, küçük hediyelik eşya ve doğal gıda ürünleri satan satıcılar var. Ama: işin ilginç yanı, çay bahçesi bulunduğunu gösteren tabelaya rağmen, profesyonel hizmet sunulan bir çay bahçesi yok. Bu kötü. Sanırım Belediyenin buna el atması gerek.

Yani: daha düzenli bir oturma alanı ve içecek servisinin yapıldığı bir alan oluşturulabilirmiş. Gittiğinizde, tahta piknik masalarına oturuyorsunuz, servis adı altında, ne istediğinizi soran herhangi bir kişi veya kişiler yok. Gidip kendiniz, parasını verip, bir şeyler satın alabiliyorsunuz.

Neyse, burası, daha önce de söylediğim gibi: Beypazarı ve çevresinin tepeden görülebildiği bir yer. Çıkmanızı öneriyorum. Ancak: lütfen dikkat, çıkarken, iki-üç tabela görüyorsunuz, ancak inerken, şehir merkezi veya hani bu yola saptığınız bulvarı bulabileceğiniz herhangi bir tabela yok.

Tesadüfi olarak aşağıya iniyorsunuz, kaybolma ihtimali ne kadar yüksek ise, tam şehir merkezine ulaşma imkanınız da o ölçüde yüksek. İlgililer, okursanız, Lütfen, buradan iniş için, şehir merkezini gösterir, birkaç tabela koyalım.

Bir şekilde: tesadüfi veya sorarak, Demirciler Çarşısı ve Alaattin Sokakların bulunduğu bölgeye gelmelisiniz. Burada: bir şekilde, özel aracınızı, yol kenarlarına, boş bulduğunuz bir yere park ederek, yürümelisiniz. Tabii yol kenarında yoğunluktan boş yer bulamayacaksınız, yukarıda sözünü ettiğim otopark sıkıntısı başlayacak.

(Son bir not: son gittiğimde Hıdırlık Tepesi kapalıydı. Sanırım burada yeni bir düzenleme yapılıyor, açıldığında gördüklerimi yine burada sizlerle paylaşacağım.)

DEMİRCİLER ÇARŞISI SOKAK

Burada: sokağın her iki yanındaki dükkanlarda: yöresel el işi hediyelik eşyalar satılıyor. Gümüş işlemeleri satılan dükkanlar var. Sokakta ilerlerken, sol yanınızda, Belediyenin hemen altında, gümüş el işlemesi objeler satan dükkanlar var.

Merakı olanlar ve alışveriş yapmak isteyenler; burayı mutlaka ziyaret etmelidir. Ancak unutmamak gerekir ki Beypazarı günümüzde tamamen turizm şehri olmuş, fiyatlar uçuk, yani ucuz bir şeyler bulup satın alabilirim diye düşünmeyin.

BOĞAZKESEN TÜRBESİ

Kumsüren Mahallesi, Kumsüren Sokakta, bir kaya dibinde, yüksekçe bir yerdedir. Kare planlı türbe, halen kubbeli yapı olmakla birlikte, aslında üstünün dıştan piramidal bir külahla örtülü olduğu kabul edilir.

Türbenin yapımında, içte ve dışta kubbe kasnağına kadar kesme taş ve moloz taş, içte kubbe kasnağından itibaren tuğla kullanılmıştır. Kuzey ve güneyi kapalı olan türbenin kapısı doğu cephede, tek penceresi ise batı cephededir. Türbenin içi sıva kaplıdır.

Yapının güneyindeki mihrabın iki yanında, birer sütunce olup, üstü mukarnasla süslenmiştir. Mihrap nişinin içinde: üstü istiridye şeklindeki küçücük bir niş daha vardır. Tuğladan yapılmış, sekiz büyük trompla, sekiz dilimli tuğla kubbeye geçilmektedir.

İç duvarlarda, sıva üzerine renkli üçgen motifler görülür. Kapı ve iki penceresinin sonradan doldurulduğu anlaşılmaktadır. Türbede bulunan iki mezarın kimlere ait olduğu bilinmez.

Ancak, birisinin Emir Şahmer Paşa isimli birine ait olduğu ileri sürülür. Yapım kitabesi olmayan türbeyi, kullanılan malzeme, yapım tekniği ve mimari üslubuna bakarak, 13-14’ncü yüzyıllar arasına tarihlemek mümkündür. Yakın zamana kadar harap durumda olan türbe, 1995 yılında, yerel idare tarafından projesine uyulmadan, kötü bir şekilde onarılmıştır.

5
Ankara Beypazarı Sultan Alaaddin Camii-Camii Kebir
6
Ankara Beypazarı Sultan Alaaddin Camii-Camii Kebir

SULTAN ALAADDİN CAMİİ-CAMİİ KEBİR

İstiklal Mahallesi, Alaattin Sokağın sonunda bulunan cami: dikdörtgen planlı, çatılı bir yapıdır. Düzgün kesme taşlarla yapılan caminin üstü, çatı ile örtülmüştür. Son cemaat yeri yoktur. Dikdörtgen planlı, çatısı saçla örtülmüş olan Alaattin Cami’nin beden duvarları, ara ara tamir görmüş olmasına rağmen, kısmen orijinal şeklini korumuştur. Bilhassa, doğu duvarı, ilk haliyle günümüze ulaşmıştır.

Beden duvarlarının alt kısımları, kesme taşla yapılmış olmasına karşın, üstleri tuğla hatıllı bir örgüye sahiptir. Alttaki sivri kemerli pencerelerin üstünde, sivri kemerli ve alçı şebekeli ikinci sıra pencereleri hizasına kadar devam eden tuğla hatıllı duvarlarda, kesme taşların arası, dikey düzende tuğlalar konulmak suretiyle kasetlenmiştir.

İkinci sıra pencereler üzerinde duvarlar, kenarları pahlı bir silme ile sona ermektedir. Güneyde, küçük bir çıkıntı teşkil eden mihrabın üzerine kapatılmış yuvarlak bir pencere bulunmaktadır. Kuzeybatı köşede yer alan minarenin kaidesi, kesme taştır. Minarenin gövdesi tuğla, şerefesi taştandır.

Batı cephesinde, altta parmaklıklı ve yuvarlak kemerli dört pencere, üstte yuvarlak kemerli beş pencere bulunur. Kuzeybatı köşesinde, minarenin yanındaki kapıdan, yapıya girilir. Kuzey cephede, altlı-üstlü beş pencere görülür.

Kare planlı yapı, içten, kıbleye dikey dört sahne ayrılmıştır. İkinci sırada: üç sütun, diğer sıralarda dörder sütun bulunur. Üstü, ortasında boyalı ve geometrik motiflerle süslü bir göbek bulunan ahşap tavanla örtülüdür.

Güneyinde, üstü boyanmış mukarnaslı alçıdan mihrap ve basit ahşap minber vardır. Kapının kuzeyindeki merdivenlerden yapının üç  tarafını (batı,  doğu, kuzey) boydan boya geçen üst galeriye çıkılır.

Dıştan, çatının üstü kiremitli çatı ile örtülüdür. Yapının kuzeybatı köşesindeki minarenin kaidesi taştan, gövdesi tuğladandır. Alaattin Caminin beden duvarları, çeşitli zamanlarda, oldukça büyük tamirler görmüş olmalıdır. Kesme taştan yapılmış duvar örgüsünde tuğla hatıllar, sivri kemerli nişler içindeki pencerelerin taş ve tuğla örgüleri dikkat çekmektedir.

Caminin beden duvarları üzerindeki, birinci sıra pencere nişlerinin kemerlerinde üç tuğla ve bir  taş kullanılmış olup, niş içindeki pencerelerin alınlıkları, tuğla desenli olarak doldurulmuştur. Kıble yönde küçük bir çıkıntı teşkil eden mihrabın üzerinde de yuvarlak bir pencere vardır.

Evvelce, üç nefli ve ahşap destekli olduğu söylenen caminin 1300 yılındaki yangında yandığı, bundan sonra tahta  tavanlı olarak yeniden yapıldığı bilinmektedir. Sultan Alaattin Caminin mimari şekli, 15 ve 16’ncı yüzyıllara ait olduğunu göstermektedir. Muhtemelen, daha önce, burada bulunan eski caminin harap olmasından sonra, yerine bu cami yapılmış olmalarıdır.

Caminin hemen önünde, bu caminin yapıldığı dönemde buraya dikildiği söylenen büyükçe bir çınar ağacı vardır. Osmanlılar, fetih ettikleri yerlere çınar ağacı dikerlerdi, sanırım bu da aynı alışkanlık sonucu buraya dikilmiştir, bunun yanında, yüzyıllardır bu ağacın nelere tanıklık ettiğini düşünmek ayrı bir duygudur. Ayrıca ağacın gövdesinde büyük bir yarık olmasına rağmen halen canlılığını devam ettirmesi ilginçtir.

BEYPAZARI GÜMÜŞLERİ

Beypazarı’nda gümüş işlemeciliğinin önemli bir yeri var. Beypazarı’nın en önemli simgelerinden biri: Telkari Gümüş İşlemeciliği. Gümüşcüler: ulusal ve uluslar arası etkinliklere ve çeşitli kurslara katılarak, Beypazarı gümüşlerinin tanıtımlarını ve pazarlamasını yapıyorlar. Gümüşler, başta Suudi Arabistan olmak üzere, birçok ülkeye ihraç edilmiş ve edilmekte. Burada, birbirinden ilginç ve güzel el işleri bulabilirsiniz.

3
Ankara Beypazarı Alaattin Sokak

ALAATTİN SOKAK

Demirciler çarşısı sokak bitiminde başlıyor. Uzunca bir sokak. İlçenin en gözde mekanıdır. Burası Beypazarı’nın bir anlamda merkezi, en çok gezilen yeri, en kalabalık yeri, en gözde yeridir. Merkezde: havuç heykellerini gördüğünüzde, hemen bu sokağın başı vardır, sokağa oradan girebilirsiniz. Parke taşlı sokakta yürümek için, lastik tabanlı ayakkabı giymiş olmanız sizi rahat ettirecektir.

Restorasyonu tamamlanmış ve hizmete açılmış tarihi konaklar burada. Bu konakları, diğer yerlerde bulunan konaklardan ayıran en büyük özellik ise, daha önce de hatırlattığım gibi, bu konaklardaki yaşamın, tıpkı eskiden olduğu gibi, günümüzde de sürüyor olması. Toplam sayı 350 civarında.

Osmanlı mimarisi özelliklerini taşıyan bu evlerin içinden çok azı, bugün işletme olarak kullanılıyor. Diğerlerinin tümü, mesken olarak kullanılıyor. Bu evlerden müze olarak belirlenen iki tanesi, Kültür Evi ve Yaşayan Müze olarak kullanılıyor ve onlarda bu sokakta.  Giriş ücretlidir.

Evet, sokaktan devam ettiğinizde: sokağın iki yanındaki dükkanlarda: yine bir kısım gümüş işlemesi satanlar, yöreye özgü çeşitli doğal taşlar, havuç orijinli tatlı çeşitleri, havuç suyu, kara dut suyu, pekmezler, havuç ve diğer bazı gıdalardan yapılan şekerleme ve lokumlar, yemek pişirme kapları, Beypazarı hediyelikleri küçük ev objeleri, buzdolabı magnetleri, Beypazarı kurusu satılan fırınlar, baklava satılan tatlıcılar, bayanlar için kolyeler, şallar ve hatta Hint kınası yapanlar ve daha birçok ilginizi çekebilecek şeyler göreceksiniz. Ancak: tüm bu satış yerlerindeki satıcılar: asla sizi rahatsız edici şekilde bir davranışta (bağırma, kolunuzdan çekiştirme gibi) bulunmuyorlar.

Bu sokakta bulunan “Kültür Evi”: 1996 yılından bu yana, Beypazarı Tarih ve Kültür Evi olarak kullanılan bir konak. Beypazarı kültürünü yansıtan, kıymetli madenlerin, antika eşyaların ve Beypazarı tarihine ışık tutan tarihi belgelerin sergilendiği bir yerdir.

Sokağın içinde yer yer ve sokağın sonunda yoğun olarak restoranlar ve kafeler bulunuyor. Hatta, bunların birçoğu tarihi yapıların içindedir. Bu restoranlarda: yukarıda sözünü ettiğim yiyecekleri tadabilirsiniz. Basit bir atıştırmalık olarak gözleme, yaprak sarma dolma ve baklava düşünülebilir.

SONUÇ

Evet: Beypazarı bundan ibaret. Burada: yolda geçecek süreler dışında: İnözü Vadisi ve Hıdırlık Tepesi için: birer saat ve çarşının gezilmesi için, yine bir saat ve yemek için yine bir saat olmak üzere: muhtemelen: en az: 5 saat ve daha fazlası süre kalabilirsiniz.

Ankara Beynam Atatürk Ormanı

Ankara Beynam Atatürk Ormanı

Ankara Beynam Atatürk Ormanı: Ankara’da sakin, sessiz ve yemyeşil bir ortam düşlüyorsanız, işte tam size göre bir yer, inanın Beynam da kuşlar bile ötmüyor, yani o derece sessiz bir yer, ama unutmayın, aşağıda ayrıntılı olarak yazdığım gibi, yol berbat.

ULAŞIM

Ankara-Mogan (Göllbaşı)-Konya kara yolunu takip ediyorsunuz, 20 km. sonra Gölbaşı ilçesi geçilecek. Gölbaşı çıkışından, 10 km. sonra, sola, Bala-Kırşehir yönüne ayrılacaksınız. Bu ayırımdan sonra ise, 7.5 km. daha gidince, Beynam köyüne ulaşırsınız. Köyün hemen bitiminde; sağa, stabilize bir yol ayrılıyor. Ayırımda; “Beynam Atatürk Ormanı ” tabelasını görünce dönüyorsunuz ve 2.5 km. lık tırmanıştan sonra, orman girişine ulaşıyorsunuz.

Ana yoldan ayrıldıktan sonra: bu 2.5 km. lik yol, berbat. Hem asfalt bozulmuş, hem dar (özellikle: bazı bölümlerde, karşılıklı iki aracın bile geçmesi imkansız) ve hem de yer yer iniş-çıkışlı. Yani: kesinlikle, burada, çok dikkatli araç kullanmanız gerekiyor. Özellikle: gün sonunda, burada, büyük olasılıkla alkol aldıktan sonra, aşağıya inen araçların, yukarı çıkanlara büyük tehlike yarattıkları kesin.

Tabii: bir de işin yağışlı dönem, kış boyutu var. Yani: sakin bir havada, bu kadar kötü olan yolu, yağışlı ve kış şartlarında düşünmek bile istemiyorum. Sanırım: insanların buraya gitmesi istenilmiyor. Zaten: yukarıda, özellikle yaz sezonunda, sürekli olarak Orman İşletmesine ait, yangın söndürme arazözü dolaşıyor.

Ankara’ya olan toplam uzaklık: 40 km.

TARİHİ SÜREÇ

Burada bulunan ağaçların büyük bölümü: Roma döneminde, buradaki roma hamamında ve I. Dünya Savaşı sırasında ise, trenlerin odun ihtiyacının karşılanması için kullanılmış. Ayrıca; 1402 yılındaki Ankara Savaşından önce, Timur, yanlarında bulunan filleri, bu orman içinde saklamış.

Fatih Sultan Mehmet’in, Karamanoğlu Beyliğine son vermesinden sonra, Karaman Beyliğinin kurucularından bir bölümü, bugün Beynam olarak bilinen bölgeye gelir ve yerleşirler.

Ankara Beynam Atatürk Ormanı

BEYNAM KÖYÜ

Beynam köyüne girerseniz; tarihi bir evle karşılaşırsınız. Köye girişte, hemen solda, bir tabela ile gösterilen “Atatürk Evi” var. Burası: Atatürk evi. Atatürk; milli mücadele yıllarında, burada, bir gece konaklamış.

Sonraki yıllarda, aynı ev; Kültür Bakanlığı tarafından sahibinden satın alınmış. Zamanla restore edilen ev, günümüzde ziyarete açık. Bir zamanlar; evin içinde bulunduğu söylenen; sedir ve Atatürk’e ait el yazması notlar ise, kayıp.

Yazıların; Atatürk tarafından, kaldığı gece, kendisi tarafından yazıldığı söylense de, bugün kayıp. Evde; Atatürk’e ait bir süveter var.

Buranın; Atatürk için başkaca bir anlamı daha varmış. Beynam yakınlarındaki Bala ve birkaç ilçe birleştirilerek bir milletvekili ile temsili söz konusu olduğunda, Atatürk, milletvekili olarak, mazbatasını buradan almış. Evet, köy böyle, köye vardığınızda, mutlaka höşmerim tatlısı deneyin, tadı muhteşem.

BEYNAM ATATÜRK ORMANI

En son tırmanılan yolu çıktıktan sonra, bir kapı daha doğrusu, bir bilet gişesi ile karşılaşacaksınız. Hemen karşısında ise, muhteşem bir manzara. Orman alanına giriş ücretli. Ücreti ödedikten sonra, içeride aracınızı bırakabileceğiniz otopark var. Sonrası ise, orman alanında size kalmış.

Çamlarla bezeli güzel bir yer. Ama, bu çamlar: hani ünlü Moğol imparatoru Timur’un fillerini sakladığı, saklayabileceği kadar büyük çam ağaçları değil. Öyle, çok büyük, muhteşem büyük çam ağaçları yok. Her yan çam ağacı ama, bunlar öyle pek yaşlı çamlar değiller.

Evet, burada: Piknik yapabilirsiniz. Zaten: belki inanmayacaksınız ama, her ağacın altında, bir sürü piknik artığı kirlilik ile karşılaşacaksınız. Naylon poşetler, sıvı kapları, inanamazsınız, her yan berbat kirli. Sanki: buraya muhteşem bir kalabalık gelmiş ve bütün çöplerini geride bırakarak, ayrılıp gitmiş.

Bilmiyorum, hani Beynam Ormanları derken, sanırım büyük bir ormanlık alan bekliyorsunuz, ama hayır, gittiğinizde göreceksiniz ki: gerçekten, o çam ağaçlarının altında: çam kokusunu hissederek oturmak, kuş sesi bile olmayan ortamda (evet, ilginçtir, ortam öyle sessiz ki, kuş sesi bile yok) , o sessizliği yaşamak (ama bir yandan da diyorum ki, özellikle hafta sonu, çevrenizde piknikçiler varsa ki büyük olasılıkla olacak, bu sessizliği yaşama şansınız da yok), yaz sezonunun en sıcak günlerinde, buradaki o güzel esintiyi hissederek serinlemek. İşte, olayın güzel yanları bu. Olumsuz yanları ise: kötü yol, kirlilik.

Evet, Orman içi alanı, özel bir firma tarafından işletiliyor. Yaz aylarında, hafta sonlarında; yakın çevreden 2-3 bin kişinin geldiği söyleniyor, gerçekten tüm uzaklığına ve yolun son bölümünün rezaletine rağmen, bayağı kalabalık oluyor.

Buradaki çam ağaçlarının gövde şekilleri aynı derecede orijinal Her ağaç gövdesinde, farklı bir ilginçlik gözlemek mümkün. Ne gibi? Ağaç gövdesi, garip şekiller almış, altık neye benzediğini bulmak, sizin hayal gücünüze bağlı. Çeşmeler, ahşap masalar, yüksek kapasiteli bir restoran, otopark, çocuk parkı gibi üniteler var.

Evet; sıcak bir yaz günü serinlemek veya değişik bir ortamda bulunmak istediğinizde, birazcık da, uzun yolu göze alarak, Beynam Atatürk Ormanına gidebilirsiniz. Güzel bir ortam. Ama: biraz önce de söylediğim gibi: kötü yol, kirlilik insanı ürkütüyor.

Tercih sizin. Bu arada: hafta içi, piknik alanı kapalı. Yani: hafta içi gitmeye kalkarsanız, her ne kadar kapıdaki bilet gişesinin bulunduğu bölümde, “Kapalı” yazısını görebilirsiniz.

Aslında: bu yazıyı, bir güzellik yapıp, ana yoldan sapılan kötü yolun hemen başlangıcında, bir afiş şeklinde de yazmışlar. Yani: kapalı olduğunu, yukarı gidince öğrenmiyorsunuz, hemen aşağıdaki sapak yolun başlangıcında, bir afiş “Piknik Yeri Kapalıdır” şeklinde.

Yine de, inat edip yukarı çıkarsanız, piknik yerinin kapalı olmadığını görüp, gayri resmi olarak girebilirsiniz.

Ama: Orman görevlileri, kesinlikle sizi gördüklerinde, piknik yerinin kapalı olduğunu söyleyip, çıkmanız yönünde uyarılarını da yapıyorlar. Siz en iyisi, buraya gitmek istiyorsanız: kesinlikle, hafta sonu ve yaz günü yani yağışsız bir gün gitmeyi tercih edin.

Bu arada: özel aracınızın altı, yere yakın bir tip ise, yine son sapaktan sonraki 2.5 km. yolu, bu araç ile gitmenizin zor olduğu konusunda, aracınızın altının yere kesinlikle birçok kez çarpacağı konusunda sizi uyarmak istiyorum. Tercih sizin.

Ankara Ayaş

Ankara Ayaş

Belediyenin simgesi “dut” yani, bu yöremizin dutları lezzetli ve bu lezzetin ünü, ülke çapında yayılmıştır.

Ayrıca: tarihi ipek yolu üzerinde bulunması, Ayaş’ın, tarih boyunca önemini korumasına neden olmuştur. Başlangıç için son bir not: Oğuz Türklerinin Bozok kolu: Ankara yakınlarında “Ayaş” ve Mersin-Erdemli ilçesi yakınlarında yine “Ayaş” denilen yerleşim yerlerini kurmuşlardır.

“Ayaş” kelimesinin Türkçede anlamı yoktur. Kaşgarlı Mahmut’un “Divan-ı Lügat-ı Türk” ünde anılan “Ayaş” sözcüğünden (köle adı imiş) bozma olduğunu sanmıyorum. Kökenini ve anlamını güvenle saptamak mümkün olmamıştır. Ermenice’de ve Rumca’da da “Ayaş”a benzer sözcük yoktur.

Ermenice’de “Ayz” (ziyaret), Ayaş’a dönebilecek bir sözcüğe biraz benzemektedir. Belki Luwi/Pelasgos dilinde “Toprak Ana” yı kastettiği düşünülen “Aia” dan türetilmiş “Aissa” yani “Aia-assa” yani “Aia kenti” adının bozulmuş şekli olabilir.

Buradaki ilçe merkezinin ilk çağlardaki isimlerinden birinin “Prasmon” olabileceği sanılmaktadır. Prasmon hakkında şu bilgiler vardır.

Erken Bizans döneminde, İstanbul-Ankara yolu üzerinde, Ankara’nın 20-25 km öncesinde varlığı bilinen bir köy veya kasabadır.

Ramsay’ın Galatia haritasına bakıldığında, şimdiki Ayaş’ın yerinde olduğu görülür. İsminin Helen dilinde bir anlamı yoktur.

Ayaş içmelerinin ünü düşünülünce, Prasmon isminin Abrasmawana’dan bozma olabileceği düşünülüyor. Abr-as-u-ma-wana, Gürsu köyü, halkının ülkesi demektir.

Ayaş, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır.

İpek yolunun durağı olan Ayaş, bir Türkmen oymağı adı olduğunun bilinmesiyle birlikte Öztürkçe kökenli “Parlak, aydınlık gece” anlamına da geliyor.

Evliya Çelebi, Ayaş’dan şöyle söz eder: ” ……. bir  de baktık ki Ayaş’ın tarihi taaa Hititlere kadar uzanıyor. Bu arkeologların bulabildiği ya da onlardan önce bu yörede yaşayan Hattiler?

İşte o bilinmiyor. Biz Ayaş’ın tarihinin Anadolu’da imparatorluk denebilecek ilk devlet yapısını kuran Hititlilerle başladığı öğrenildi. Frig, Roma ve Bizans devletleri izlendi.

Şehre “Parlak, aydınlık gece” anlamına gelen bugünkü ismini verenler de Anadolu’ya Orta Asya’dan göçen atalarımızdır. Malazgirt savaşında, Bizans ordusu yenilip Anadolu, doğudan gelen Türk boylarına açıldığında, bu yöreye de Oğuzların Ayaş oymağı yerleşmiş, olmuş yörenin ismi “Ayaş”

Evet, Ayaş, Ankara’nın çok uzağında değil, özellikle Ankara yakınlarındaki en büyük turistik yerlerden olan Beypazarı yolu üzerinde bulunması büyük avantajdır. Beypazarı’na giderken, Ayaş’a uğramayı ihmal etmeyin, özellikle kaplıcalarını mutlaka denemenizi, 3 günlük bir kaplıca turizmi yapmanızı öneririm.

Ankara Ayaş

ULAŞIM

Ayaş-Ankara arasındaki uzaklık: 58 km. dir. Ankara Büyükşehir Belediyesi sınırları içine dahil edilen Ayaş ilçesine ulaşmak için: Ankara merkezinden, özel otobüsler kullanılmaktadır. İlçe çıkışında, yüksek bir yerde bulunan “Ayaş Beli” özellikle kışın sürücüler için tehlike yaratmaktadır. Ayaş-Beypazarı arası uzaklık, 43 km. dir. Ayaş-Polatlı arasındaki uzaklık: 64 km. dir.

Ankara Ayaş

TARİHİ

Ayaş yöresinde, ilk yerleşimcilerin “Hititler” olduğu bilinmektedir. Hititler, MÖ. 2000 yıllarında, yörede yerleşmişlerdir. Daha sonraki dönemlerde ise, bu kez: Frig ve Helenistik dönem görülmektedir. Çünkü, bu dönemlere ait: çanak-çömlek seramik parçaları ve çivi yazılı tabletler görülmektedir. Özellikle: Roma hamamı kalıntısı, bölgenin tarihi zenginliğini yansıtmaktadır.

Ankara Ayaş

GENEL

Ayaş: bir vadi içindedir ve bu nedenle: yayla bakımından zengin bir doğaya sahiptir. Yörenin denizden yüksekliği: 910 metredir.

Asartepe barajı ve Kirazdibi göleti: güzel manzarası ve çevresinin yeşilliğiyle önem kazanmaktadır. Özellikle, ilçe merkezine 1-2 km uzaklıktaki Kirazdibi göleti çevresi: Ayaş şenlikleri sırasında Pazar kurulmasıyla önem kazanır.

Yöre insanının ekonomik etkinliklerinin başında: besi ve süt hayvancılığı gelmektedir. Bunun yanında, yörede, 2000 yılından bu yana organik tarım yapılmaktadır. Buna bağlı olarak, iklimin elverdiği tüm sebze ve meyveler yetiştirilmektedir. Ama, özellikle “Ankaralı” okurlar bilirler, Ankara yöresinde “Ayaş domatesi” lezzetiyle ön plana çıkmakta ve tercih edilmektedir.

Yazının en başında söz ettiğim “dut” da, burada önemlidir. Domates gibi, yörede yetişen dut da yoğun tercih edilmektedir. İlçe, ipek yolu üzerinde bulunduğu için, o dönemlerde Çin’den gelen kervanlar yolu ile, yöreye dut fidanı getirilmiş ve dut, Ayaş yöresinde istediği suyu, havayı bulunca, yörenin her yerinde dut bitmeye başlamıştır.

Burada üretilen kiraz da, standartlar dışı lezzet ve güzelliktedir ve büyük bölümü yurt dışına ihraç edilmektedir. Başkent Ankara’nın dut ve kiraz ihtiyacının büyük bölümü buradan karşılanmaktadır.

Ayaş’ın en önemli özelliklerinden birisi de: “Ankara” şehrine ismini veren “Ankara keçisi” yani Tiftik keçisinin, burada yapılmasıdır. Tiftik keçisi ticaretinin, buradan başladığı kabul edilmektedir. Bu keçinin yününden elde edilen parlak elyaf; dokumacılıkta kullanılmakta ve parlak soft elde edilmektedir. Bu parlak soft ile yapılan ürünler, incelik ve renk çeşitliliği bakımından, birçok yöre ve hatta ülke tarafından tercih edilmektedir.

Ayaş’ın diğer bir özelliği de: termal yer altı kaynak sularıdır. Tarihi geçmişte, milyonlarca yıl önce dağların yükselmesi sırasında, arazinin yer altına doğru çatlaması sonucunda, bölgede çok sayıda termal su kaynağı oluşmuştur.

Hatta: Selçuklular zamanında, bu termal yani şifalı su kaynakları tespit edilmiş ve kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde de, özellikle fizik tedavi aşamasındaki rahatsızlıklarda, Ayaş kaplıcaları yoğun olarak tercih edilmekte ve kullanılmaktadır.

Vadi tabanında, çarşının çevresinde görülen Ayaş evleri: mimari özellikleri bakımından, geleneksel Türk evlerine benzemektedir. Bu evler: genellikle 2 katlı ve yarı ahşap olarak yapılmış, zemin katında kiler ve ahır ve büyük evlerde ise hizmetkar odası bulunmaktadır.

Üst katlar ise esas yaşama alanı olarak değerlendirilir ve burada iki veya üç oda ile birlikte, mutfak, tuvalet, banyo bulunmaktadır. Ayrıca: ahşap kafesli pencereler görülür. Bunun yanında, Ayaş içinde, günümüzde faal veya faal olmayan 15 çeşme bulunuyor.

Bunların çoğu sokaklarda, bir kısmı ise bahçe duvarlarına bitişik olarak yapılmıştır. Özellikle: Emine Hatun çeşmesi ve kitabesi ilgi çekmektedir.

Evet, Ayaş hakkındaki genel söylemleri bitirmeden önce: yörede bulunan ölü yatırımlar yani “Ayaş Tüneli” ve Cezaevinden sadece bir-iki kelime söz etmek gerekebilir. “F Tipi Cezaevi” inşaatı yarım kalmış ve yakın geçmişte, buraya “Mülteci Kampı” yapılması düşünülmüştür, duyduğuma göre, bu fikir de iptal edilmiştir. Ayaş tüneli de, günümü de çürümeye terk edilmiştir.

Ankara Ayaş dut

DUT VE DUT FESTİVALİ

Ayaş yöresinde, her yılın Haziran ayı sonlarında, Dut Festivali yapılmaktadır. Bu festival, yöre ve yakın çevre insanının yoğun ilgisini çekmektedir.

Birkaç kelime ile dut: dut: kansızlığa iyi gelir ve vücuda kuvvet verir. Ateş düşürür, karaciğeri güçlendirir, mide ve bağırsakların çalışmasını düzenler. Hazmı kolaylaştırır, aç karna yenildiğinde kabızlığı önler ve hatta ishal yapar.

YEŞİL KARADERE BAĞLARI

İlçe merkezine çok yakın olan, küçük bir derenin kıyısındaki bu bölge: inanılmaz doğası ile insanların ilgisini çekmekte ve günübirlik piknikçiler tarafından yoğun olarak tercih edilmektedir.

NE SATIN ALINIR

Ayaş yöresinde, tiftik keçisi üretimi ve tiftik dokumacılığı, Kurtuluş savaşından sonra gerilemiş olmasına rağmen son zamanlarda yine yoğunlaşmıştır. Buna bağlı olarak: ev ve el sanatları gelişme göstermektedir. Buraya yolunuz düşerse: tiftik dokumasından üretilen: çorap, halı ve el dokuması ürünleri bulup satın alabilirsiniz.

Ayaş pazarı: Cuma günleri kuruluyor.

Ankara Ayaş

NE YENİR-NE İÇİLİR

Ayaş yöresine yolunuz düşer ve yerel lezzetlerden tatmak isterseniz: Ayaş kapaması, Ayaş güveci, Ayaş sarması, dut dibi siyer, gözleme ve bazlama tadabilirsiniz.
Bunun dışında, daha önce de söz ettiğim gibi: zamanında giderseniz, burada özellikle dut ve kiraz tatmalısınız.

Elbette domates, zaten buraya giderken sağlı-sollu tarlalar göreceksiniz ve tarlalarda ilanlar göreceksiniz. Bu ilanlar “Kendin topla” diyor, yani tarlaya giriyorsunuz, tarla sahibi size naylon poşet veriyor, domates, fasulye, biber vs topluyorsunuz, tarla sahibi tartıyor ve parasını ödeyip satın alıyorsunuz.

Ankara Ayaş

GEZİLECEK YERLER

Ankara Ayaş Yöresel Ürünler Pazarı

AYAŞ YÖRESEL ÜRÜNLER PAZARI

Ankara-Beypazarı kara yolu üzerindedir. Özellikle: Ankara yakınlarındaki turistik önemi büyük olan Beypazarı’na gidenlerin mutlaka kısa bir mola verdikleri ve alışveriş yaptıkları yer olarak önem kazanmaktadır. Ancak, şunu belirtmek isterim, buraya birkaç kere uğradım, birçok alışveriş yaptım, maalesef ürünlerden gerek fiyat ve gerekse tazelik ve orijinallik açısından hoşnut kalmadım, tercih sizin.

Ankara Ayaş Bünyamin Ayaşi Camisi

BÜNYAMİN AYAŞİ CAMİSİ

Yapılış tarihi ve yaptıran bilinmemektedir, ancak 16’cı yüzyılın başında yapıldığı düşünülmektedir. Bünyamin Ayaşi: Bayramiye tarikatı şeyhlerindendir. Kendisi hakkında anlatılan bir efsane var. “Bünyamin Ayaşi; yapılan bir iftira sonucu Kütahya kalesine hapsedilir. Aynı dönemde, Kanuni Sultan Süleyman tarafından, Rodos adası kuşatılmış, ancak bir türlü alınamamıştır. Bu sırada, Bünyamin Ayaşi’nin durumu, Sultan’a bildirilir ve bunun üzerine Sultan, kendisini hapisten kurtarır ve aynı sırada, Rodos adası düşer ve Osmanlılar tarafından ele geçirilir.
Evet, cami: ölümünden sonra, Bünyamin Ayaşi için yaptırılmıştır. Yapı: dikdörtgen planlıdır. Doğu yönündeki bir kapıdan girilir. Batı bölümünde, yüksek bir kaide üzerinde minare var. Kuzeydoğu bölümünde ise, Şeyh Bünyamin’in türbesi görülüyor.

KİLİK CAMİSİ

İlçe merkezinde, Hacı Veli mahallesindedir. Kitabesine göre, 1560 yılında Veli Bin Hızır tarafından yaptırılmıştır. Yapı: dikdörtgen planlıdır. Orijinali toprak damlı olmasına rağmen, günümüzde üstü kırma çatı ile örtülmüştür. Kuzeydoğu bölümündeki ahşap minare: 20’nci yüzyıl başında yapılmıştır.

SİNANLI KÖYÜ ULU CAMİSİ

İlçe merkezinin 5 km. kuzeyinde, Sinanlı köyündedir ve 1547 yılında Sinan Bin Hacı Osman tarafından yaptırılmıştır. Yapı: dikdörtgen planlıdır. Duvarları oldukça yüksektir ve çatısı, kırma çatı ile örtülüdür. Ancak, ilk yapıldığında, çatının toprak olduğu anlaşılmıştır. Caminin mihrabı, yapıldıktan sonra onarım görmüş ve orijinalliğini yitirmiştir.

Ankara Ayaş Karakaya Kaplıcası

KARAKAYA KAPLICASI

Ankara-Ayaş kara yolu üzerindedir. Ankara’ya olan uzaklığı: 58 km. dir. Ayaş’ın “Kırkevler” mevkiinde bulunur. Çifte hamam olarak yapılan bu kaplıcanın suyu şifalıdır.

Kaplıca suyunun sıcaklık derecesi: 31 derecedir. Selçuklu döneminden kalma tarihi hamamın: 4 özel banyo bölümü ve 2 havuzu bulunmaktadır. Burada bulunan çeşmelerden akan kaplıca suyu: içmece olarak kullanılabilir.

Karakaya kaplıcasının üstü: 3 kubbe ile örtülmüştür. Kaba yontu  taşı ile, kagir olarak inşa edilmiş bir yapıdır. Önde erkekler kısmı, arkada kadınlar kısmı bulunur.

Hamamın erkekler kısmının dikdörtgen planlı soyunmalığı, beşik tonozla örtülmüştür. Buradan, yine beşik tonozlu bir koridorla içi sekizgen bir havuzla kaplı, kubbeli sıcaklık kısmına geçilir.

Kadınlar kısmı da aynı plan tipindedir. İki sekizgen havuz, iki soyunmalık ve dinlenme yeri ve üzeri üç kubbe ile örtülüdür. Erkekler kısmının, sol köşesinde bir çeşme bulunur. Selçuklu döneminde yapılmış olan kaplıca, romatizma gibi ağrılı hastalıklar için banyo ve içme olarak kullanılmaktadır.

1957 yılında yapılan onarım çalışmaları sırasında, yapının mimari karakteri korunmaya çalışılmıştır. Kaplıcanın hemen yanında: Selçuklu dönemine ait Kırkevler denilen bir yer var.

Buranın, çok sayıda oda bulunması nedeniyle, bu isimle anıldığı düşünülmektedir. Kesme taşlardan yapılan ve yer yer tuğla kullanılan Kırkevlerin sağlam kalan kısmında, günümüzde bir kısım insan yaşamaktadır.

PAŞA HAMAMI

Belediye Meydanı, Karakaya caddesi üzerinde, İğdeli Sokak, 1 Numarada: Ulu Caminin doğusunda yer alan hamam, kaba yontu taşla kagir olarak yapılmıştır.

Hamama: Cumhuriyet Meydanı arkasındaki sokaktan girilir. Sağda “L” biçiminde dizilmiş soyunma odalarının bulunduğu, dikdörtgen planlı bir mekana geçilir. Soldaki bir kapıyla, kubbeli bir ılıklık mekanına, oradan da yine kubbeli ve sekizgen planlı sıcaklığa geçilir.

Sekizgen dikey ekseninde, beşik tonozlu, dikdörtgen planlı birer kurnalı nişlerle diyagonal eksenlerin uçlarında, ikişer kurnalı kubbeli mekanlar bulunur. Orta mekan, sekizgen göbek taşı ile  zenginleştirilmiştir.

Selçuklu döneminde yapılan hamam, günümüzde Ayaş Belediyesi tarafından sergi salonu olarak kullanılmaktadır.

AYAŞ İÇMESİ VE KAPLICASI

İlçe merkezine 23 km ve Ankara’ya 83 km. uzaklıktadır. Ayaş-Beypazarı kara yolundan 3 km. içeride, Ilıca tabanındadır.

1892 yılında hizmete sokulmuştur.

Kaplıcalarda bulunan termal sular: 52 derece sıcaklıktadır ve içinde çok sayıda mineral bulunmaktadır. En önemlisi: Sağlık Bakanlığı tarafından, gerek içilmesi ve gerekse kaplıca olarak kullanılması yönünde “ruhsat” verilmesidir. Bakanlık tarafından ruhsat verilen ilk ve tek termal kaynaktır.

En önemli özelliği: suların sıcak olmasıdır. Bu sıcaklık özelliği; kaplıca sularında az rastlanan özelliklerdendir.
Fizik tedavide kullanılan yani yıkanılan su: renksiz, kokusuz ve berraktır. Bu tedavinin iyi geldiği söylenen rahatsızlıklar: cilt hastalıkları, ortopedik, nörolojik hastalıklar, kemik hastalıkları, felç ve romatizmal hastalıklar.

Kaplıca suları içmece olarak kullanıldığında ki, sıcak olması nedeniyle, rahatlıkla içilmektedir, şu hastalıklara iyi geldiği söylenmektedir: karaciğer, mide, bağırsak sistemi, safra kesesi rahatsızlıkları.

Kaplıca bölgesinde konaklama sorarsanız: Burada: Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon A.Ş. isimli bir tesis faaliyetini sürdürmektedir. Bu tesisin: 800 yatak kapasitesi, kapalı yüzme havuzu, Türk hamamı, saunası, kondisyon salonu ve 80 kişi kapasiteli toplantı salonu bulunmaktadır. Telefonla ulaşmak için: 312-4442927 ve 312-7183101.

BAŞKENT ÜNİVERSİTESİ FİZİK TEDAVİ VE REHABİLİTASYON MERKEZİ

İlçe merkezinde, Karakaya Otopark caddesindedir.
Buradaki kaplıca tesisi, Belediye tarafından yapılmış ve daha sonra Başkent Üniversitesi tarafından kiralanarak hizmete sokulmuştur.

Tesiste: 90 yatak bulunmaktadır ve ayrıca, sürekli olarak sağlık ekibi de bulunur. Tesiste bulunanlar: havuz, lokanta, fizik tedavi birimleri, spor ve kondisyon salonlarıdır.

ASARCIK HÖYÜK

Ilıca köyündedir. İlçe merkezine 9.5 km. uzaklıktadır. Güdül-Ankara karayolu, köyün batısından geçmektedir.

Burada, Roma ve Bizans dönemlerine ait paralar ve Eşe deresi bölgesinde bir “aslan başı” bulunmuştur. Yine, aynı yörede bulunan “Asarcık Höyük”; bir bazalt temel üzerindedir ve kuzey yönü: Ilıca deresine inen dik bir yamaçtan oluşmaktadır.

Ilıca suyu, Kızılcabayır dağından doğmakta ve höyüğün hemen kuzeyinden geçmektedir ve antik dönemde bu suyu kullanmak üzere, höyüğün burada oluşturulduğu düşünülmektedir.

Buranın, antik dönemde bir kale olduğu değerlendirilmektedir. Ancak resmi arkeolojik kazılar yapılmamıştır.

GALAT KALESİ

İlçe merkezine bağlı ve 41 km uzaklıktaki Gökçebağ köyünün, 100 metre kadar doğusunda, Ankara şehrinin ilk kurucusu ve yerleşimcileri olan Galatlara ait olduğu sanılan bir kaleye ait yıkıntılar bulunmaktadır.

TEKKE KÖYÜ HÖYÜĞÜ

İlçe merkezine bağlı ve 26 km. uzaklıktaki Tekke köyünde: antik döneme ait olduğu düşünülen yerleşim yerinde bulunanlar: taş bir el baltası ve çok sayıda seramik parçası.

Ayrıca: yine bu höyük çevresinde, benzerlerine Frig başkenti Gordion şehrinde rastlanılan: hayvan şeklindeki içki kapları, Hitit bardağı, öğütme taşları, zarif bir testi bulunmuştur.

ÇINGILLI MAĞARALARI

Bunlar, Türkeli Boğazı mevkiinde, Ankara çayına, yüksek ve dik bir yamaçtan bakmaktadırlar. Bu mağaraların bir zamanlar insanlar tarafından ikametgah olarak kullanıldığına dair emareler görülmektedir.

Özellikle mağaralardan birinde bulunan tuğla havuz ve bir diğerinde bulunan Ankara çayı ile ilgili olduğu sanılan kuyu ilgi çekmektedir.