Acemhöyük

 

Acemhöyük: Aksaray Yeşilova’da Hasandağı eteklerinde, Aksaray il merkezine yaklaşık 18 km uzaklıktadır. Tuz gölünün güneyindedir.

Melendiz dağından kaynayan Melendiz deresi (Uluırmak) eskiden tepenin yanından geçerek Tuz gölüne dökülürdü. Günümüzde sulama amacıyla kullanıldığı için göle ulaşmadan önce ovada kaybolmaktadır.

Yeşilova Beldesine giden dolmuşlar veya özel araçlarla ulaşılabilir.

 

HÖYÜK-SAYISAL ÖZELLİKLERİ: 

Höyüğün boyutları 700 x 600 m dir. Bu ölçek, Acemhöyük’un Anadolu’nun en büyük höyüklerinden biri olduğunu gösterir.

Höyüğün ortası düz, kenarlara yakın kısımlarında yükseklikleri birbirinden farklı, 4 tepe görülür. Bunlardan en büyüğü: güney kısımdadır. Buraya köylüler, yakılmış büyük bir binanın sarı renkli kerpiç enkazından dolayı, Sarıkaya adını vermişlerdir. Bu Sarıkaya denen yerin, ova seviyesinden yüksekliği 20 m dir.

 

YEŞİLOVA KÖYÜ:

Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran seferinden sonra (1514) Azerbaycan/İran’ın Hoy şehrinden gelen 3 göçebe aile, bugünkü höyüğün güney eteklerine ve aşağı şehre yayılmış olan Türk kasabasını yani Yeşilova’yı kurmuşlardır.

Yeşilova köyünün evlerinin bir kısmı, höyüğün güney kısmını kaplamıştır. Yani, höyüğün üstünde: bugünkü köyün bir kısmının kurulduğu “Aşağı Şehir” de vardır.

Aşağı şehrin büyük bir bölümü, günümüzde Yeşilova Kasabası sakinleri tarafından iskan edilmiştir. Ayrıca, höyüğün merkezi kısmının kuzeyinde, modern bir mezarlık vardır. Buna rağmen, tepenin büyük bir kısmı işgal edilmemiş olduğundan, araştırılmaya müsait geniş sahalar vardır.

 

ÖNEMİ;

Kent, yani Acemhöyük, Suriye, Klikya, Batı Anadolu ve Orta Anadolu’nun farklı bölümlerini bağlayan güzergahların kesişim noktasında bulunmaktadır.

Üretim:

Acemhöyük, Anadolu’nun 4000 yıl önceki en önemli ticaret ve maden üretim merkezlerinden biridir.

Purusanda Krallığı:

Tarihi kaynaklarda adı sık geçen ve dönemin süper gücü sayılan Purusanda krallığının merkezi olduğu kabul edilir.

Ancak: birçok bilim insanı, ticaret yollarının üzerindeki stratejik konumu nedeniyle bu tanımlamayı desteklerken, alternatif aday yerleşim yerleri de mevcuttur.

Evet, Purusanda: Asur metinlerinde, stratejik yolları ve gümüş kaynaklarını kontrol eden güçlü bir siyasi yapı olarak adlandırılır.

Acemhöyük, gerçekten Purusanda ise: bu durum onun sadece yerel yerleşim hayatında değil, erken Anadolu jeopolitiğinde de önemli bir siyasi rol oynadığını, bir krallık veya bölgesel başkent gibi işlev gördüğünü gösterir.

Buna göre, Acemhöyük, daha geniş bir antik Yakın Doğu siyasi tarihine dahil ediliyor ve burada Mezopotamya medeniyetleriyle Anadolu kültürleri arasında bir köprü olarak görülmektedir.

Acemhöyük

Mimari:

Höyükte bulunan Sarıkaya ve Hatipler Sarayı, dönemin mimari dehasını yansıtır.

Sarıkaya Sarayının 50’den fazla odası ve mermer kaideli ahşap sütunları gün ışığına çıkarılmıştır.

 

TARİHİ:

Yerleşim, MÖ 3 bin yıldan modern zamanlara kadar uzanan, uzun bir zaman aralığında farklı yerleşim katmanlarının üst üste gelmesiyle yükselmiştir.

Kent en parlak dönemini, MÖ 2000-1750 yılları arasında yaşamıştır.

 

Mimari:

II Kat Yapıları:

Höyük, II mimarlık katı zamanında, yoğun bir iskana sahne olmuştur.

 

Büyük yangın:

Şehir, MÖ 18’nci yüzyılda, sebebi hala tam olarak bilinmeyen, devasa bir yangınla yok olmuştur. Bu yangın, arkeologlar için bir şans olmuş, yangın sayesinde birçok eşya olduğu gibi korunarak günümüze ulaşmıştır.

 

III Kat Yapıları:

III katta da, höyüğün ve aşağı şehrin her tarafı iskan edilmiştir.

II kattaki yapılar, yangın felaketinden sonra, eski enkazı temizlemeye dahi çalışmadan, acele olarak sadece kerpiç ve ağaçla III kat yapıları inşa edilmiştir.

Yani, evler yangın felaketinden sonra, II yapı katının enkaz örtüsü zerine hemen kurulmuş, hatta eski yapıların temel ve duvarlarıyla bazen odaları yeniden kullanılmıştır.

Bu III kat yapılarında, çok acele ve itinasız bir şekilde inşa edilmiş olan binalarda, taş temele, hemen hemen hiç denilecek kadar az rastlanmıştır.

Çok kere, yere ufki olarak uzatılan, kalın direkler, kerpiç duvarlara temel vazifesi görmüştür.

Bu duvarların hiçbirinde, ağaç dikmelere rastlanmamıştır.

Acemhöyük

EVLER:

Evler küçüktür. Odalar dikdörtgen veya kare planlıdır. Oda içinde köşeler, her zaman birer dik açı meydana getirmemiştir. Bu küçük, müstakil evlerden bazıları tek odalıdır. Bu katta, 2-3 odadan fazla odalı evlere, henüz rastlanmamıştır.

 

SARIKAYA SARAYI:

III yapı kalıntısının en önemli binasıdır. Büyük Kral, höyüğün güney kısmında bulunan bu sarayda oturuyordu. Sarayın idari işlevi ön plana çıkmıştır.

 

Sarayın mimarisi:

3600 metre karelik bir alana oturan, 2 katlı, günümüze kalmış alt katında 50 odası bulunan bu saray, çağının Anadolu’daki en iyi korunmuş ve en zengin buluntulara sahip yapısıdır.

Büyük binanın batı kısmı: daha sonraki inşaat ve bilhassa köylüler tarafından, taş ve toprak alınmak maksadıyla, tahrip edilmiştir.

Bununla beraber, korunan kısımları, binanın büyüklüğü hakkında bilgi verir.

Bugüne kadar, 10’dan fazla iyi korunmuş odası açığa çıkarılmıştır. Resmi bir bina olduğundan şüphe edilmeyen bu yapının, korunan kerpiç duvarları, bazı kısımlarda 3.80 m yüksekliğe kadar çıkmaktadır.

 

Odaların mimarisi:

Oda boyları: muhtelif olan yapının inşa tarzı da dikkat çekicidir.

Genişliği çoğu yerde 4 m olan, bir sıra iri, düz satıhlı kalker taşı temeller üzerine, sıkı bir şekilde kalın kalaslar yerleştirilmiştir.

1.5 – 2 m genişliğindeki kerpiç duvarlar, bu kalasların üzerine basmaktadır.

Binanın yapımında kullanılan sedir, ardıç, karaçam ve meşe gibi ağaçlar binanın yapım tarihini öğrenmenin yanı sıra bundan yaklaşık 4000 yıl önceki çevrenin bitki örtüsü hakkında fikir edinilmesini sağlıyor.

Kerpiçler iri olup, ortalama 40x31x14 ve 33x33x11 cm ölçülerindedir.

Duvarlardaki sıvanın kalınlığı, 3 cm dir.

Odalar içten badanalıdır. Kerpiç duvarlarda: kalın ağaç dikmelerinin geniş boşlukları görülür.

Kerpiç duvara temel vazifesi de gören bu tek sıra taş dizileri: duvarın iki tarafında kerpiç örgünün ve ağaç kalaslarının altından, odaların içinde ve duvar diplerinde, 1 – 1.5 m genişliğinde, düzenli örgüler halinde durmaktadır.

Üstleri, toprakla sıvalı olan bu kısımlar, odaların tabanı vazifesini görür. Odaların bazılarının tabanları, tamamen taş döşelidir. Odalardan bazılarında kapılar yoktur. Kapısız odalara, üst kattan asma-ağaç merdivenle inilmiş olmalıdır. Odaların çoğu, depo karakterindedir.

Çok şiddetli bir yangına maruz kalan binanın kerpiçleri, tuğlalaşmış, kalın kalasların şiddetli alevleriyle her şey cüruf haline gelmiştir.

Yanmış, kömürleşmiş, yıkılmış, çökmüş kerpiç, kiriş enkazı ve küçük eşyanın bir kısmı, odaların içini doldurmuştur.

Enkaz arasında, üst katın çöken taban izlerini de görmek mümkündür. Yani, binanın iki katlı olduğu kesindir. Meydana çıkarılan odalar, ikinci kata ait olmalıdır. Odaların bazıları yangından önce boşaltılmış, bazıları da içindeki eşyalarla birlikte yanmıştır.

 

Saraydaki buluntular:

Sarayda bulunan ve dönemin zenginliğini yansıtan eserler içinde bakır külçeler, altın süs eşyaları, fil ve su aygırı dişinden yapılmış eşyalar, obsidiyen ve kaya kristalinden yapılmış kaplar dikkat çekiyor.

Ayrıca çoğunluğu sarayın 3 odasında depolanmış kil topaklar/bullalar, Acemhöyük’ün siyasi ve ekonomik ilişkilerinin olduğu bölge ve kişileri de tanımaya yardımcı oluyor.

Bunların bir kısmının Asur, Mari, Kargamış gibi Mezopotamya, Suriye ve Güneydoğu Anadolu’nun çağdaş yöneticilerine ait olduğu biliniyor.

 

HATİPLER SARAYI:

Sarıkaya Sarayına benzeyen ikinci anıtsal yapıdır. Höyüğün kuzeybatısındaki yükselti üzerindedir. Yerleşimin anıtsal yapılarının en eskisidir. Depo özelliğine sahiptir.

Zemin katında, en az 72 odası bulunduğu anlaşılan saray, muhtemelen Sarıkaya Sarayını sona erdiren yangın felaketinde tahrip olmuştur.

 

ANITSAL BİNA:

Sarıkaya ve Hatipler Sarayı arasında ortaya çıkarılmıştır. Bu yapının, büyük yangın sonucunda yandığı ve aynı felakete maruz kalan Saraylar ile  birlikte terk edildiği belirlenmiştir.

 

Etiket:

İdari Hizmet Binası olarak kabul edilen bu yapıda, 2012 kazı sezonunda gerçekleştirilen çalışmalar neticesinde, Acemhöyük’te bulunan çivi yazılı tabletlere bir yenisi daha eklenmiştir.

Aynı zamanda, bu önemli buluntu, Hizmet binasında ele geçen ilk yazılı belge olma özelliğine sahiptir.

Etiket olarak adlandırılan bu eser: 3×1.8×1.1 cm ebatlarında olup, üçgen muska biçiminde, ip delikli, gri renkte ve pişmiş topraktandır.

Ön yüzünde 3 satırlık Eski Asurca bir kitabe vardır.

Son satırın devamı olan “na ve as” işaretlerinin bu satıra sığmaması sebebiyle, arka yüze yazıldığı görülmektedir.

Etiket üzerinde herhangi bir mühür baskısı mevcut değildir.

 

SUR YAPISI:

Erken Tunç çağı surudur.

Yaklaşık 60 m lik bölümü açığa çıkarılan sur, höyüğün topoğrafik yapısına uygun biçimde, doğu-batı yönünde hafif bir kavisle uzanmaktadır.

6 m genişliğinde olan surun hemen kuzeyinde yürütülen çalışmalarda, sura bağlanan odalar açığa çıkarılmıştır.

Odaların kerpiç duvarlarının genişlikleri 30-50 cm arasında değişir. Bu odalardan ele geçen buluntular, bunların daha çok konut nitelikli yapılar olduklarına işaret etmiştir.

Sura bağlı mekanlarda görülen yıkıntılar, yoğun küllü dolgu ve surlar bağlantılı kontekslerde ele geçen yaklaşık 1500 adet kil sapan tanesi: XI tabakanın bir saldırı neticesinde tahrip edilmiş olduğuna işaret eder.

Acemhöyük

TİCARET:

Kuzey Iraklı Asurlu tüccarlar, günümüzden 4 bin yıl önce, Anadolu’da uluslararası pazarlar kurdular.

Asurlu tüccarlar, Anadolu’ya lüks kumaşlar ve kalay getiriyor, Anadolu’dan ise Asur’a gümüş götürüyorlardı.

Çivi yazılı tabletlere göre, Asurlu tüccarlar arasında Puruşhattum gümüşü oldukça ünlüydü.

Pek çok tüccar elde ettiği tüm kazancını, iyi kaliteli Puruşhattum gümüşüne çevirerek Asur’a dönüyordu.

Bu uluslararası ticaret sayesinde giderek zenginleşen Puruşhattum Kralları, yaldızlı fildişi mobilyalarda oturur, kristal ya da obsidiyenden (volkanik cam) yapma vazolar kullanıyor, ithal Mezopotamya kumaşından elbise giyiyorlardı.

Acemhöyük’ün Asur ticaret kolonileri çağındaki ilişkileri ve zenginliği, Saraylardaki buluntulardan anlaşılmaktadır.

 

MADEN ÜRETİM MERKEZİ:

Acemhöyük, 4 bin yıl önesinde Anadolu’nun en gözde maden üretim merkeziydi.

Sarıkaya Sarayı ve onunla çağdaş konutlarda ele geçmiş gümüş ve bakır külçeler, gerektiğinde para yerine kullanılmak ve bazı alaşımlarla madeni eserlerin üretilmesi için depolanmıştır.

Altın, gümüş, tunç, bakır ve kurşun gibi çeşitli metallerden yapılmış süs eşyaları, silahlar, tanrı/tanrıça figürinleri, kentte ele geçen madeni eserlerin çeşitliliğini gösterir.

Acemhöyük

KAZILAR:

Erken Tunç Çağı araştırmalarının yoğunlaştığı alan, Sarıkaya Sarayının üzerinde bulunduğu yükseltinin güney yamacındadır.

Bu alanda Asur ticaret kolonileri çağı öncesine giden, arkeolojik tabakaların varlığı, kazının ilk yıllarından itibaren bilinmektedir.

Ancak söz konusu alanda; köy evlerinin bulunması nedeniyle, herhangi bir çalışmanın yürütülmesi mümkün olmamıştır.

Köy evlerinin zaman içinde taşınmasıyla, bu alanda 1975 yılından itibaren arkeolojik çalışmalar başlamıştır.

Aşağı şehrin farklı noktalarında yapılan sondajlar; yerleşimin Asur ticaret kolonileri ağı döneminde (MÖ 2000-1700) höyüğü çevrelediği ve höyükten çok daha geniş bir alana yapıldığını göstermiştir.

Evet günümüzde kazılar devam etmektedir. Özellikle höyüğün “Aşağı Şehir” kısmında yerleşim dokusunda kazılar sürdürülmektedir.

Kazılarda: anıtsal saray yapıları, geniş surlar ve düzenli yerleşim alanları da dahil olmak üzere büyük mimari komplekslerin kalıntıları ortaya çıkarılmıştır.

Acemhöyük

BULUNTULAR:

 

Anadolu’nun en eski yazılı belgesi:

Bu ağırlığın üzerinde, çivi yazılı bazı işaretler vardır. Buluntunun ağırlığı 10.4 gr dır.

Kaya kristalinden yapılmış olan ağırlık, erken Tunç Çağına ait bir yapının içinde bulunmuştur.

Evet bu ağırlık, karbon ölçümlerine göre MÖ 2250 yılına tarihleniyor.

Dolayısıyla bu tabakada açığa çıkarılan bu kristal ağırlık, gerek Anadolu’nun ve gerekse tüm Avrupa’nın bilinen en eski yazılı belgesi durumundadır.

Ağırlık üzerindeki işaretlerin yeterince okunaklı yazılmış olmaması, yazıtın çözümünü zorlaştırıyor.

 

4 Tekerlekli Araba:

Tunçtan yapılmış eşyalar arasında en ilginç olanı, el arabası büyüklüğünde dört tekerlekli bir arabadır.

Bunun dini törenlerde kullanılmış olması muhtemeldir.

 

Bullalar (mühürlü kil topaklar) ve damga mühürleri :

Eski Ortadoğulu tüccarlar, gönderecekleri paketin üzerine bir parça yaş çamur yapıştırıyor ve bu çamura kendi isimlerinin yazılı olduğu mührü basıyorlardı.

Büyük kısmı Sarıkaya Sarayının üç odasında depolanmış olan bullalar Acemhöyük’ün politik ve ticari ilişkilerinin olduğu bölge ve kişileri tanıtır.

Mühür baskılarında adı geçenler, Kuzey Irak’taki Asur Kralı I Şamşi Adad, Suriyeli bir prenses olan Nagihamun ve Karkamış Kralı Aplahanda’ya ait örnekler vardır.

Adı geçen tüm bu kişiler, 4 bin yıl önce dünya ticaretini yürüten süper güçlerdi.

Ünlü Babil kralı Jahdunlim’in kızı Dugedu’nun ve Kargamış Kralı Aplahanda’nın mühürlerine ait baskılar, Kaniş Kralı Varşama’ya mektup göndermiş olan Mama Kralı Anumhirbi’nin adının varlığı, Sarayın MÖ 18’nci yüzyılın ilk yarısında, zamanın ünlü saraylarıyla sıkı ilişkiler içinde olduğunu gösterir.

Saraylar bu vesikalardan daha önce inşa edilmiş ve onlardan çok sonra büyük felakete uğramış olabilir.

Sayıları 1500’ü bulan bullalar, Eski Asur, Eski Suriye, Eski Babal, Anadolu ve Hitit üslubundaki mühür baskılarıyla, MÖ 2 bin yılı sanatı için zengin bir kaynaktır.

 

Taş Mühürler:

Damga mühürleri taştan ve tunçtandır. Bu baskılar bir anlamda günümüzün kargo etiketleri görevini görüyordu. Tunç mühürler küçük tutamaklı, dört köşe kaidelidir.

Mühür deseni, haçın açılarını dolduran üçgenlerden ibarettir. Dikdörtgen prizma şeklindeki taş mührün, dört köşeli iki yüzü de süslüdür. Bir yüzünde dörde bölünmüş birer kare ve köşelere kadar uzanan haçın köşelerdeki boşluklarında 8 üçgen, dört karenin içinde de kabartma birer kare vardır. Diğer yüzün dar kenarlarında da birer üçgen, geniş kenarlarında birer kavisle bölünen sahaya 2 tane çivi işareti eklenmiştir.

 

 

Fildişi Eserler:

Sarıkaya Sarayın eşyaları arasında Hitit sanatının müstesna örneklerini oluşturan Fildişi eserler bulunmuştur.

Heykelcikler ve kabartmalı plakalardan oluşan bu mobilya parçaları, sfenksler, boğa adamlar, aslan, maymun, sığır, kaz gibi hayvan tasvirleri, bitki ve geometrik desenlerle bezelidir.

Bir kısmının üzerinde hala korunmuş olan izlerden, vaktiyle altın safihalarla kaplanmış oldukları anlaşılmaktadır.

Fildişi eserler, yangının şiddetinden kireçlenmiş, bir kısmı gri, bir kısmı pembemsi kırmızı bir renk almıştır. Yangın tesirinden kurtulan bir tabak parçasında, içine sürülmüş olan turuncuya bakan kırmızı renkli boya iyi korunmuştur. Diğer parçalarda da aynı boyanın izleri bellidir. Eserlerin bazıları şekillerini kaybetmiş, ince levhalar kıvrılarak eğilmiştir.

 

Aslan Gövdesi:

Arka bacakları üstünde oturan rengi grileşmiş aslanın gövdesi iyi işlenmiştir. Bu heykelcikte, detaylara yer verilmemiş, daha kabarık olarak işlenen gövde, bacaklara iki kabartma kavisle birleştirilmiştir. Yukarı kaldırılmış kuyruğu sırtına yapışıktır. Ön bacakları aşağıya düz olarak inmektedir. Pençeleri kırıktır. Başındaki dört köşeli geçme deliği, aslan heykelciğinin bir mobilyaya ait olduğunu belirtmektedir.

 

Diğerleri:

Özel bir evde ele geçirilmiş olan Suriye Anadolu üslubundaki kabartmalarla bezeli bir fildişi kutu, Ön Asya fildişi eserleri arasında önemli bir yere sahiptir. Evet yine fildişi bir kuş kanadı parçası, bugün Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir.

 

Diğer buluntular:

Madeni silahlar; kılıçlar, baltalar ve mızrak uçlarından oluşmuştur. Dört köşeli ve somun biçimindeki bakır külçeler, Anadolu’nun en önemli koleksiyonunu teşkil ederler.

Oyun tahtaları, tabii cam (Obsidiyen), dağ kristali ve diğer taşlardan yapılmış vazolar sarayın diğer lüks eşyalarını oluşturur.

Açık ve koyu mavi boncukların altın iplikle işlendiği kumaş parçaları, devrin en önemli ticari malını teşkil eden elbise ve dokumaların bize kadar yaşamış nadir örneklerindendir.

 

BURAYI ZİYARET EDERSENİZ, NELER GÖRÜLEBİLİR.

Höyük alanı açık bir ören yeridir ve şu an girişler ücretsizdir.

Buradan çıkarılan eserler Aksaray Müzesinde sergileniyor.

 

 

NEW YORK METROPOLİTAN MÜZESİNDE BULUNAN KOLEKSİYON

1932-1937 yılları arasında, George D. Pratt ve eşi tarafından Metropolitan Müzesine fildişi eserlerden oluşan bir koleksiyon bağışlanmıştır.

Fildişi eserleri, Bay George Pratt ve eşi muhtemelen fasılalarla Metropolitan Müzesine hediye etmişlerdi.

Koleksiyonda, tam ve parça halinde olmak üzere 35’ten fazla eser bulunmaktaydı.

Bunlar: mobilyalara ait insan, sfenks hayvan heykelciği ve hayvan kabartmalarından, kabartmalı oyma levhalardan ve süslü tabakalardan ibarettir.

Fakat bir kısmı, üstünde kırmızı boya ve altın kalıntıları muhafaza etmiştir.

Evet müzedeki bu eserler, 1993 yılından bu yana, dikkat çekmekteydi.

Ancak bulunduğu yer belli olmayan koleksiyon, ait olduğu kavim ve tarihi de şüpheliydi.

Koleksiyonu meydana getiren eserleri: Suriyeli, Fenikeli, Anadolulu (Hitit) olduğu düşünülüyor ve genel olarak MÖ 2 bin yılın sonlarına veya 1 nci bin yıl başlarına tarihlendiriliyordu.

Acemhöyük kazıları, bu koleksiyonun menşeini ve devrini aydınlatmıştır.

Pratt koleksiyonunun Acemhöyük menşeli olduğunu ispat eden en önemli ayrıntılar, onunla birlikte ve aynı menşeden olarak satın alınmış bullelerdir.

18 tane bullelerde, 8 damga mühür baskısı vardır.

Bu mühür baskılarından 7 tanesini taşıyan bullelere, Acemhöyük’te yanmış binanın tahrip sahasında ve fildişlerinin bulunduğu alanda rastlanmıştır.

Ayrıca: müzedeki şahinin geçme kanatları, şekilleri ve yanmadan oluşan pembemsi renkleri bakımından, Acemhöyük’te yanmış binada bulunan kanat parçasının aynıdır.

Bağışlanan koleksiyonda: 4 Sfenks, 3 aslan bacağı, 1 şahin ve 2 uzanmış ceylan bulunmaktadır.

Bunlar, antik dünyadan lüks bir sandalye veya tahtın en eski ve en eksiksiz kanıtlarıdır. Diğer parçaların muhtemelen, daha küçük dekoratif objelere ait olduğu düşünülmektedir. Bu parçalar, aslen Acemhöyük’ten getirilmiş, yağmalanmış ve sonunda antik eserler pazarında satılmıştır.

 

Evet bu eserler hakkında şimdi ayrıntılı bilgi.

 

ŞAHİN HEYKELİ:

Bu parça muhtemelen, Orta Anadolu’daki Acemhöyük’te bir saray kalıntısında bulunan, beş oyma fildişi levhadan oluşan bir guruba aittir.

Başlangıçta: kanatlarını açmış ve pençeleriyle antilopları yakalamış bir şahin kompozisyonu oluşturuyorlardı.

Orta levha: kuşun başını ve gövdesini oluştur. Göğüs şişkinliğini stilize etmiş göçmen şahin yanak işaretlerini ve kakma gözbebekleri için delikler bulunan büyük gözleri; (şimdi kayıptır) göstermek için ince bir şekilde oyulmuştur.

Gözlerde ve gagada, yaldız izleri bulunur.

Levha: yüzeyde demir oksitlerin bulunduğu, kırmızımsı alanlar ve nesnenin muhtemelen sarayın yıkımı sırasında, önemli ölçüde ısıya maruz kaldığını gösteren, gri tonla renk değiştirmiştir.

Başın üst kısmında, başka bir mobilya parçası takılmak için bir delik ve alt kısmında muhtemelen eksik bacaklara takılmak için iki delik bulunmaktadır.

Göğsün yanlarındaki zıvanalar, büyük kanatlardan sadece biri Metropolitan Müzesi koleksiyonunda günümüze ulaşmıştır. (Diğer kanat Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesindedir.)

Bu yırtıcı kuş imgesi, Mısır tanrısı Horus’un şahin olarak tasvir edildiğini hatırlatmaktadır.

Burada: ilahi bir sembolden avcıya, pençelerinden avını tutan bir varlığa dönüştürülmüştür.

Bu belki de, Yakın Doğu geleneğinde İmdugut kuşu olarak bilinen, aslan başlı kartalın bazen pençelerinde geyik tutarken tasvir edilmesinden kaynaklanmaktadır.

 

 

HATHOR TARZI BUKLELİ DİŞİ SFENKS;

Yaklaşık MÖ 18 Yüzyıla aittir.

Bu figür: çoğunlukla mobilya unsurlarından oluşan ve muhtemelen Orta Anadolu’daki Acemhöyük’te bir saray kalıntısında bulunan, oyma fildişi eserler gurubuna aittir.

Fildişi eserlerin çoğu: bu levhada temsil edilen, insan başı ve aslan gövdesini bibrleştiren, kanatlı veya kanatsız fantastik bir yaratık olan Sfenks gibi, Mısır kaynaklarından ödünç alınmış ve dönüştürülmüş simgeleri tasvir etmektedir.

Levhanın alt kısmı kırılmıştır. Yaratığın aslan benzeri arka bacağı ve kuyruğunun bazı kısımları hala korunmuştur.

Sfenksin, Mısır tanrıçası Hathor’unkine benzer uzun, kıvrık saçları vardır.

Alnının üzerinden geçen bir şerit takar ve bunun üzerinde üç kısa bukle daha yükselir.

Bir tutam saç, büyük bir kulağın arkasına sıkıştırılmıştır.

Kakma için oyulmuş (şimdi kayıt) göz ve burun delikleri belirgindir.

Ağız ve çenesi ise küçüktür.

Genel gri renk, nesnenin muhtemelen sarayın yıkımı sırasında, önemli ölçüde ısıya maruz kaldığını göstermektedir.

Aynı guruba ait, sola bakan bir Sfenksi tasvir eden, neredeyse aynı bir plaket de Metropoliten Müze koleksiyonunda bulunmaktadır.

 

GEYİK:

Bu parça muhtemelen Orta Anadolu’daki Acemhöyük’te bir saray kalıntısında bulunan, 5 oyma fildişi levhadan oluşan guruba aittir.

Başlangıçta: kanatlarını açmış ve pençeleriyle antilopları yakalamış bir şahin kompozisyonundan oluşuyordu.

Orta levha: kuşun başını ve gövdesini oluşturur. Göğüs şişkinliği, stilize edilmiş göçmen şahin yanak işaretlerini ve kakma gözbebekleri için delikler bulunan, büyük gözleri (şimdi kayıptır) göstermek için ince bir şekilde oyulmuştur.

Gözlerde ve gagada, yaldız izleri mevcuttur.

Levha: yüzeyde demir oksitlerin bulunduğu kırmızımsı alanlar ve nesnenin muhtemel sarayın yıkımı sırasında, önemli ölçüde ısıya maruz kaldığını gösteren, gri bir tonla renk değiştirmiştir.

Yüzey taramaları, daha yoğun kırmızı alanlarda, gümüş izlerini ortaya çıkarmıştır.

Ancak bunun artık korunmamış bir metal kaplamadan mı, yoksa gömülme sırasında gümüş bir nesnenin yakınlığından mı kaynaklandığı bilinmiyor,

Başın üst kısmında: başka bir mobilya parçasına takılmak için bir delik ve alt kısmında muhtemelen eksik bacaklara takılmak için iki delik vardır.

Göğsün yanlarındaki zıvanalar, büyük kanatlardan sadece biri Metropolitan Müzesi koleksiyonunda günümüze ulaşmıştır.

Güçlü pençelerle tutulan antilopları tasvir eden iki küçük plaka, bu tür bir topluluğa ait olmalıydı.

Her plakanın altında, iki delik olmasına rağmen, bunları kuşun gövdesine takmak için görünür bir yöntem yoktur.

Daha büyük antilopun yüzeyi siyah lekelerle renk değiştirmiş, açık pembe renkteyken, daha küçük olanı, yanmadan dolayı kararmış bir yüzeye sahip kırmızı renktedir.

Bu şahine uygun oranda, sadece bir plaka bulunduğundan, antiloplar muhtemelen iki farklı ancak benzer kompozisyonlara aittir.

Bu yırtıcı kuş imgesi, Mısır tanrısı Horus’un şahin olarak tasvirlerini hatırlatmaktadır.

Burada, ilahi bir sembolden avcıya, pençelerinde acını tutan bir varlığa dönüştürülmüştür.

Bu belki de Yakın Doğu geleneğinde, İmdugut kuşu olarak bilinen, aslan başlı kartalın bazen pençelerindeki geyik tutarken tasvir edilmesinden kaynaklanmaktadır.

 

OYMA SU KUŞLARI:

Başlangıçta kanatlarını açmış ve pençeleriyle antilopları yakalamış bir şahin kompozisyonundan oluşuyordu.

Orta levha: kuşun başını ve gövdesini oluşturur ve göğüs şişkinliği, stilize edilmiş göçmen şahin, yanak işaretlerini ve kakma gözbebekleri için delikler bulunan büyük gözleri (şimdi kayıptır) için ince bir şekilde oyulmuştur.

Gözlerde ve gagada yaldız izleri vardır.

Levha: yüzeyde demir oksitlerin bulunduğu kırmızımsı alanlar ve nesnenin muhtemelen sarayın yıkımı sırasında önemli ölçüde ısıya maruz kaldığını gösteren gri bir tonla renk değiştirmiştir.

Yüzeyin taramaları, daha yoğun kırmızı alanlarda gümüş izleri ortaya çıkardı, ancak bunun artık korunmamış bir metal kaplamadan mı yoksa gömülme sırasında gümüş bir nesnenin yakınlığından mı kaynaklandığı bilinmez.

Başın üst kısmında, başka bir mobilya parçasına takılmak için delik ve alt kısmında muhtemelen eksik bacaklara takılmak için iki delik vardır.

Göğsün yanlarındaki zıvanalar, büyük kanatlardan uzanan çıkıntıları tutuyordu.

Orijinal kanatlardan sadece biri Metropolitan Müzesindeki koleksiyonda bulunmaktadır.

Güçlü pençelerle tutulan antilopları tasvir eden iki küçük plaka, bu tür bir topluluğa ait olmalıydı.

Her plakanın altında iki delik olmasına rağmen, bunları kuşun gövdesine takmak için görünür bir yöntem yoktur.

Daha büyük antilopun yüzeyi siyah lekelerle renk değiştirmiş, açık pembe renkteyken, daha küçük olanı yanmadan dolayı kabarmış bir yüzeye sahip kırmızı renktedir.

Bu şahine uygun oranda sadece bir plaka bulunduğundan, antiloplar muhtemelen iki farklı ancak benzer kompozisyonlara aitti.

Bu yırtıcı kuş imgesi, Mısır tanrısı Horus’un şahin olarak tasvirlerini hatırlatmaktadır.

Burada, ilahi bir sembolden avcıya, pençelerinde avını tutan bir varlığa dönüştürülmüştür.

Bu belki de Yakındoğu geleneğinde İmdugut kuşu olarak bilinen aslan başlı kartalın bazen pençelerinde geyik tutarken tasvir edilmesinden kaynaklanmaktadır.

 

 

HATHOR TARZI BUKLELERE SAHİP BULLA:

MÖ 1900 civarında, Kuzey Metopotamya’daki Asur şehrinden tüccarlar, aralarında Acemhöyük’ün de bulunduğu, birçok Orta Anadolu şehrinde karumlar veya “tüccar kolonileri” kurdular.

Asurlu tüccarlar bu şehirlerin sınırlı bir bölgesinde yaşıyor, güneydoğudan gelen tekstil ve kalay ürünlerini, gümüşle takas ediyorlardı.

Ancak yerel kralların yönetimi altında faaliyet gösteriyorlardı.

Beyazdan gri-maviye ve pembemsi turuncuya kadar değişen renklerdeki bu eserler, yangın ve toprak koşulları nedeniyle, deforme olmuş ve renkleri değişmişti.

Bu küçük dişi sfenks, Mısırlılardan ödünç alınmış bir formdur.

Büyük badem şeklindeki gözleri ve spiral saçları nihayetinde Mısır tanrıçası Hathor’dan türemiştir.

 

 

DİZ ÇÖKMÜŞ ERKEK FİGÜRÜ:

Bu parça, çoğunlukla mobilya unsurlarından oluşan ve muhtemelen Acemhöyük te bulunan bir saray kalıntısında bulunan, oyma fildişi eserler gurubuna girer.

Üç boyutlu olarak oyulmuş olan parça, başı olmayan, diz çökmüş bir figürü gösteri.

Belinde kemerle bağlanmış, uzun bir etek giymektedir ve kemerde yaldız izleri bulunmaktadır.

Çıplak göğsü ve kolları yumuşak bir şekilde modellenmiş olup, göbek deliği, kemerin hemen üzerinde belirgindir.

Arkadan ve yandan bakıldığında, ayakları eteğinden çıkmaktadır.

Figürün düz tabanında bağlantı delikleri bulunmaktadır ve muhtemelen bir mobilya parçasını süslemiştir.

Bu parçanın pembe lekelenmesi, yüzeyde demir oksitlerin bulunduğunu göstermektedir.

Ancak bunu kasıtlı bir dekoratif işlem mi olduğu bilinmemektedir.

 

İNSAN KAFASI:

Bu parça, çoğunlukla mobilya unsurlarından oluşan ve muhtemelen Acemhöyük’te bir saray kalıntısında bulunan oyma fildişi eserler gurubuna aittir.

Üç boyutlu olarak oyulmuş olan parça, kısa ama gür saçlı, sakalsız bir insan başını gösterir.

Kaşlar, büyük ve açık gözlerin üzerinde ortada birleşir, göz bebekleri, başka bir malzemeden yapılmış kakmaları yerleştirmek için delinmiştir.

Ancak bu kakmalar, artık mevcut değildir.

Burun belirgin, ağız ise küçük ve sıkı dudaklıdır.

Başın üst kısmı düzleştirilmiş ve muhtemelen başka bir unsura bağlanmak için dikey bir delik açılmıştır.

Bu pancarın pembe lekelenmesi, yüzeyde demir oksitlerin bulunduğunu göstermektedir.

Ancak bunun kasıtlı mı olduğu bilinmemektedir.

 

OYMA GRİFON:

Bu parça çoğunlukla mobilya unsurlarından oluşan Orta Anadolu’daki Acemhöyük’te bir saray kalıntısında bulunan, oyma fildişi eserler gurubuna aittir.

Küçük, düz fildişi parçasına, aslan gövdesi ile yırtıcı kuşun kanatları ve başını birleştiren mitolojik bir yaratık olan grifon un zarif bir tasarımı işlenmiştir.

Küçük kanca gagası ve yüzündeki işaretler, bu grifonun bir şahin başına sahip olduğunu gösterir.

İnce aslan benzeri gövdesi, ön bacakları uzatılmış ve kanatları tamamen açılmış halde oturmaktadır.

Bu da yaratığın harekete geçmeye hazır olduğu izlenimi vermektedir.

Boynundan aşağı sarkan spiral bir kıvrım ve açılmış kanatlara sahip bu tip grifonlar, Girit’deki Knossos Sarayındaki ünlü Minos duvar resminde olduğu gibi, kraliyet tahtının iki yanında grifonları gösteren daha sonraki dönem Ege sanatının karakteristik özelliklerindendir.

Bu obje, bu tip grifonun bilinen en eski tasviridir ve motifin Bronz Çağı Anadolu’suyla temaslardan sonra Minoslu zanaatkarlar tarafından yapıldığı düşünülür.

 

MAYMUN FİGÜRLÜ MOBİLYA PARÇASI:

Bu parça, çoğunlukla mobilya unsurlarından oluşan ve muhtemelen Acemhöyük’te bir saray kalıntısında bulunan, oyma fildişi eserler gurubuna aittir.

Acemhöyük’ten çıkan fildişi eserlerin çoğu gibi, bu obje de Mısır kaynaklarından ödünç alınmış ve dönüştürülmüş imgeler içermektedir.

Bu küçük, düz fildişi parçasındaki ince işlenmiş görüntü, karakteristik yanak çıkıntıları ve vücut şekliyle Afrika guenon maymunu olarak tanımlanabilir.

Çömelmiş ve bir kavanoz tutan maymun, boncuklu bir kolye takmaktadır.

Tüyleri iki farklı dokuyla gösterilmiştir.

Bacaklarında ve vücudunda benekli bir kürk ve sırtında çizgili bir sırt.

Maymunlar eski Mısırlılar tarafından çok seviliyordu ve Mısır sanatındaki tasvirleri, onları hem yaramaz evcil hayvanlar hem de skarabe ve muskalar üzerinde tasvir edildiklerinde ahiretteki doğurganlık ve büyülü cinsel güçlerin sembolü olarak göstermektedir.

 

58 DELİKLİ OYUN.

Bu parça, çoğunlukla mobilya unsurlarından oluşan ve muhtemelen Acemhöyük’te bir saray kalıntısında bulunan, oyma fildişi eserler gurubuna aittir.

Aslen günümüzde 58 delikli oyun olarak bilinen eski bir oyunun oyun tahtasının bir parçasıdır.

Oyun, modern cribbage oyununda olduğu gibi, her oyuncunun parkurunu oluşturan deliklere yerleştirilen çiviler şeklinde oyun parçalarıyla iki oyunca arasında bir yarış olarak oynanıyordu.

Ancak iki oyun arasında bir ilişki yoktur.

58 delik oyununa ait en eski oyun tahtaları Mısır’dan geldiği için, örneğin hayvan başlı çivileri hala üzerinde bulunan Teb’den bir örnek, oyunun kendisinin de orada ortaya çıkmış olabileceğini düşündürmektedir.

Mısır ve Yakın Doğu’dan bu türden kırktan fazla tahta örneği bilinmektedir.

Bunlara Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde bulunan ve Mısır Mavisi ve Altın adı verilen mavi camsı (cam benzeri) malzemeden yapılmış oyun bir örnek olabilir.

Aksaray Sarıyahşi

Aksaray Sarıyahşi

Sarıyahşi, Aksaray arası uzaklık: 92 km. Aksaray ilinin, en uzak ilçesidir. Sarıyahşi, Kırşehir arası uzaklık: 40 km. Sarıyahşi, Şereflikoçhisar arası uzaklık: 32 km. Sarıyahşi, Kırıkkale arası uzaklık: 128 km.

TARİHİ

Bölge: tarihi süreç içinde, birçok uygarlıkların etkisi ve yönetimi altında kalmıştır.

Bölgeye ilk gelenler, halkın Aşağı Cami olarak bildiği, Selçuklu camisinin etrafındaki yerlere yerleşirler.

Sarıyahşi, 1957 yılında Ankara-Şereflikoçhisar ilçesine bağlı bir kasaba, 1989 yılında ilçe olur ve Aksaray iline bağlanır. Ama uzun süre Ankara’ya bağlı olarak kalmıştır. 

Aksaray Sarıyahşi

GENEL

İlçe ismini, Yahşi Han’dan almıştır. Yahşi Han, yaralı olarak askerleriyle birlikte Sarıyahşi’yi geçerken vefat eder ve o tarihe kadar Sarı olarak bilinen yöre, Sarıyahşi olarak tanınmaya başlar.

Yahşi “güzel” anlamındadır. Sarıyahşi ise “Sarı güzel” demektir. İlçe halkının büyük bölümü yurt dışında yaşamaktadır. 

İlçe İç Anadolu bölgesindedir. Hirfanlı baraj gölünün kıyısındadır. Kızılırmak’ın güneyinde kalır. Rakımı 870 metredir.

Son olarak, Sarıyahşi halkının büyük bölümü, yurt dışında çalışmakta ve yaz aylarında buraya gelmektedirler. 

Aksaray Sarıyahşi Granit Mermer

GRANİT MERMER

İlçeye bağlı Yaylak ve Sipahiler köylerinden Türkiye’nin en güzel granit taşı çıkarılır.

Dünyanın hemen hemen her yerine ihracat yapılıyor.

Yaylak köyünde: yer döşemesi ve dış cephe kaplamasında kullanılmak üzere özel şirketler tarafından granit taşı çıkarılmaktadır. 

Aksaray Sarıyahşi

GEZİLECEK YERLER

Sarıyahşi İçmece Köyü

İÇMECE KÖYÜ

İlçe merkezi ve Bekdik köyü arasındadır.

Bedik jeotermal alanı, Aksaray il merkezinin yaklaşık olarak 110 km kuzeybatısındadır. Bu alanda 2014 yılına 4 işletme bir adet kuyu açmıştır. Beşinci işletme kuyusunun açılmasına devam edilmektedir. Jeotermal su, serada ısıtma amaçlı olarak kullanılmaktadır. Sarıyahşi’de iki adet sera bulunmaktadır ve toplam sera alanı 77 dekardır. 

Yani, bunları yazdıktan sonra, çıkan suyun şifalı olduğu hakkında bir şeyler söylemem anlamsız olacak çünkü çıkan su serada ısıtma amaçlı kullanılıyormuş yani şifa özelliği unutulmuştur. 

Son bir not: Sarıyahşi’de jeotermal kaynaklar şehir ısıtmasında da kullanılmaktaymış. İlçede toplam 952 konut jeotermal kaynaklarla ısıtılıyormuş. 

 

arıyahşi Boğazköy Göleti

BOĞAZKÖY GÖLETİ

Gölet, Boğazköy köyüne 2.3 km uzaklıktadır. Göletin yukarısında bulunan küçük çam ormanında kamp yapılabilir.

Ayrıca gölette balık tutma imkanı da var.

Sarıyahşi Hirfanlı Baraj gölü kıyısı

HİRFANLI BARAJ GÖLÜ KIYISI

Hirfanlı Barajı, Kızılırmak nehri üzerinde inşa edilmiştir. Türkiye’nin en büyük barajlarından biridir. 

Göl kıyısında, Belediyeye ait bir sosyal tesis ve parklar ve mesire alanları bulunmaktadır.

Gölde tekne gezintisi yapılıyor. Ayrıca Hirfanlı barajında balık tutulabiliyor.

Sarıyahşi Belediyesi Tur Teknesi-KocaReis-68

KOCAREİS-68 TUR TEKNESİ:

Sarıyahşi Belediyesi tarafından Hirfanlı Barajında kullanılmak üzere tur teknesi satın alınmış ve hizmete sokulmuştur.

Sarıyahşi Tur Teknesi

3 katlı tur teknesi: 24 metre uzunluğunda ve 5 metre genişliğindedir. 54 yolcu kapasitelidir. 

 

AĞBAYIR MAĞARASI;

İlçe merkezi ve Bedik arasında ve Sarıyahşi Kızılırmak tarafına bakan tepede bulunmaktadır.

Bedik köyüne 4 km uzaklıktadır. Ağbayır mevkiindedir. Köyden çıkışta sağ kol üzerinde engebeli bir arazidedir. 

Altında ekilebilir tarım arazileri olan ve iki doğal girişi bulunan, içinde çok sayıda yaşam mekanı barındıran doğal bir mağaradır. 

Yeraltı yaşam sığınağı olarak da düşünülmektedir. 

Evet, mağarada bugüne kadar herhangi bir bilimsel araştırma yapılmamıştır. Yörede yaşayan insanlar tarafından mağaranın 300 göz olduğu, birkaç gözden sonra ışık yanmadığından ilerleyen olmadığı söylenmektedir. Bazılarına göre ise, burası harpte sığınak olarak kullanılmıştır. Hatta, burada çok değerli altın, gümüş gibi değerli hazinelerin veya tarihi eserlerin saklı olduğu da söylenir. Sonuç olarak, biraz önce sözünü ettiğim gibi herhangi bir araştırma yapılmadığından, bunların hepsi sadece söylentiden ibarettir.

 

TOKLU MAĞARASI:

İlçe merkezine bağlı Yenitorunobası Köyünün Toklu Kalesi mevkiindedir. 1410 metre yükseklikte bulunan mağara, giriş ağzı küçük bir delik şeklindedir. Bu delikten 45 derecelik bir eğimle aşağıya inen mağara, 50-60 metre sonra bir gölle son bulur. Mağaranın tavanındaki keski izlerinden buranın insan eliyle genişletilmiş doğal bir kaya çatlağı olduğu anlaşılır. Mağaranın tabanında görülen seramik parçaları, eski bir yerleşimin varlığını kanıtlar niteliktedir. 

 

 

Aksaray Gülağaç

Aksaray

Aksaray

Burada: üç gün kaldım. İlk aklımda kalanlar: şehir merkezinde güzel bir restoranda yenilen güzel bir yemek, sonra anayol üzerindeki birçok insanımız tarafından bilinen otobüs mola yerleri ( Ağaçlı Tesisleri ) ve modern bir şehir ve tüm bunların yanında: şehir yakınlarında, göl kıyısındaki piknik yeri ve elbette: Ihlara vadisi.

Aksaray

ULAŞIM

Şehir: E-90 kara yolu üzerindedir. Şehre her giriş noktasında “Welcomme to 68 Aksaray” yazmaktadır.

Aksaray-Niğde arasındaki uzaklık; 121 km. Aksaray-Ankara arasındaki uzaklık: 225 km. Aksaray-İstanbul arasındaki uzaklık: 674 km. Aksaray-Nevşehir arasındaki uzaklık: 75 km. Aksaray-Konya arasındaki uzaklık: 148 km. Aksaray-İzmir arasındaki uzaklık: 688 km. Aksaray-Antalya arasındaki uzaklık: 465 km.

Aksaray ilinin, yakın yerleşim yerlerine olan uzaklıkları ise şöyledir: Aksaray-Ihlara arasındaki uzaklık: 45 km. Aksaray-Sultanhanı arasındaki uzaklık: 40 km. Aksaray-Helvadere arasındaki uzaklık: 28 km. Aksaray-Selime arasındaki uzaklık: 28 km. Aksaray-Akhisar arasındaki uzaklık: 11 km. dir.

Aksaray

TARİHİ

Aksaray ve çevresindeki ilk yerleşimcilerin, Neolitik çağda ortaya çıktıkları bilinmektedir. Bölgede bulunan “Acemhöyük” kazılarında: Asurlu tüccarların bölgeye gelerek ticaret yaptığına dair buluntular ele geçirilmiştir. Acemhöyük’ün en parlak dönemleri ise, MÖ.2000 yıllarında yaşanır. Hitit medeniyetinde “kurşaura”, Roma döneminde “Archelais garsaura” olarak geçer. MS.6.yüzyılda ele geçen bir sikkede “aqsara” ismiyle anılır. Yani, bugünkü şehir isminin, Türklerin egemenliğinden önce de, yörede kullanıldığı sanılıyor.

Aksaray: 1142 yılında, Selçuklular tarafından ele geçirilir. 1470 yıllarında ise, Osmanlılar bölgede görülür. Bu ara dönemde ise: İlhanlılar, Danışmentler ve Karamanoğlu Beyliği var. 1470 yılında, İshak Paşa, bölgeyi ele geçirir ve Osmanlı hakimiyetine sokar. Bunun üzerine, İstanbul’un Türkleşmesi için, Aksaray halkının büyük bölümü: İstanbul’a nakledilirler. İstanbul’daki: Aksaray, Laleli, Kurtuluş ve Ortaköy semtlerinin, bu sırada Aksaraylılar tarafından kurulduğu söylenmektedir.

1920 yılına gelindiğinde, Aksaray’ın il olduğu görülür. 1933 yılında ise, vilayet statüsü biter ve Niğde iline bağlı bir ilçe olur. 1989 yılında ise, yine il olur.

Bu arada: şehre “Aksaray” isminin verilmesinin nedeni hakkında: “Bir zamanlar, Selçuklu Sultanının çok sevdiği kızı  hastalanır. Ülkenin tüm hekimleri, saraya çağırılır  ama kızın hastalığı anlaşılamaz. Kız “ah saray” diye inlemektedir. O sırada, saraya, derviş kılığında bir adam gelir. Sultandan izin alır ve hasta kızı görür, konuşturur.

Sevda kelimeleri geldikçe, kızın nabzının hızla arttığını hisseder. Bunun üzerine, kızın sevdalı olduğunu anlar. Kız: saraydan kurtulup sevdiğine kavuşamayacağını düşündükçe, “Ah Saray” diye inlemektedir. Derviş, kızın babası Sultan’ın huzuruna çıkar ve durumu anlatır. Bunun üzerine, Sultan, kızının sevdalısı genci bulur, saraya getirttirir ve bunları evlendirir. Böylece: genç kızın “Ah Saray” iniltileri “ Aksaray” a dönüşür.

Aksaray

GENEL

Coğrafi bölge olarak, İç Anadolu’nun, Kızılırmak kesimindedir. Bölgede: Hasandağı, Melendiz ve Ekecik gibi, volkanik dağların oluşturduğu platolar yoğunluktadır. Batıda ise, Konya ovasının bir bölümü, Aksaray sınırları içine girer.

İl merkezinin, denizden yüksekliği: 980 metredir.

Bitki örtüsü: yarı kurakçıl bitkiler şeklinde gelişmiştir. İklim durumu ise: yazları sıcak ve kurak, kışları ise, yağışlı bir iklim bölgede hakimdir.

Yörede, düzenlenen etkinlikler şunlardır: Temmuz ayı içinde: Ihlara Kültür ve Turizm Festivali, Eylül ayı başında: Yunus Emre Anma Günleri, Temmuz ayının sonlarında: Saratlı Kültür ve Sanat Etkinlikleri Festivali  düzenlenmektedir.

Aksaray ilinin en büyük özelliklerinden birisi: burada yaşayan insanların büyük bölümünün, bir zamanlar yurt dışına gitmiş olmalarıdır. Özellikle: İngiltere. Evet, burada yaşayanların ailesinden, en az iki kişi, yurt dışındadır. Yani, halkının % 70’i Avrupa görmüştür.

Yazın, bu gurbetçilerin şehre gelmesiyle, şehirde kışın yaşayan nüfus birden artar. Kışın: akşam saat: 07.00 gibi boşalan sokaklar, yazın akşam saat: 02-03.00’e kadar kalabalıktır.

Şehirde, 1980’li yıllarda kurulmuş olan “Mercedes Benz” fabrikası, kamyon üretimiyle, öne çıkmaktadır. Bu kamyon fabrikasının şehirde kurulmuş olması, şehrin öne çıkmasını sağlamıştır.

AĞAÇLI TESİSLERİ

Burası, Kapadokya’ya açılan bir kapı konumundadır. Ihlara vadisine 35 km. uzaklıktadır. Tesislerde: Türk mutfağı, fast-food bölümü ve alışveriş için bir çarşı bulunuyor. Ayrıca: burada 92 oda ve 225 kişi kapasiteli bir de toplantı salonu bulunan konaklama tesisi var. İlginç ve güzel bir yer. Buradan söz etmemin nedeni: ülkemizde yaşayan birçok insanın, mutlaka bir şekilde buraya uğramış olmasıdır. Ben birkaç kez uğradım, güzel, temiz bir tesis.

Aksaray Tuz Gölü

TUZ GÖLÜ

Türkiye’nin en büyük ikinci gölüdür. Koçhisar gölü olarak da bilinir.

Uzunluğu: 400 km. dir. Göl çevresi: bataklıklarla çevrilidir. Bataklık dışında kalan araziler ise, çoraklaşmıştır. Gölün en derin yeri: 1 metredir ki çoğu yerde 0.5 metre bile değildir. Yani, büyüklüğüne karşı, ülkemizin en sığ göllerinden biridir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: 899 metredir.

Ülkemizin en az yağış alan yöresinde bulunduğu için, akarsu bakımından çok fakirdir. Aşırı buharlaşma nedeniyle de, gölün tamamına yakın kısmı, yazın kurur. Kuruyan bu bölgelerde: 30 cm. kadar ulaşan, tuz tabakası oluşuyor. Dolayısıyla, ülkemizin tuz ihtiyacının büyük bölümü (% 64 lük bölümü) buradan karşılanmaktadır.

Göl: aynı zamanda, kuş varlığı bakımından, ülkemizin en zengin göllerinden biridir. Kışın, birçok kuş için, kışlama alanıdır. İlkbaharda, göl içinde oluşan adalar ve bataklıklarda, birçok kuş türü kuluçka yapmaktadırlar. Özellikle: flamingo türü kuşların, en önemli kuluçka alanıdır. Gölün orta kesimlerinde, 5-6 bin yuvadan oluşan, dev kuluçka kolonileri bulunmaktadır.

Tuz gölü

Kıyısından geçerken, mutlaka küçük bir mola verin. Hatta, ayakkabılarınızı çıkarıp, tuz gölünün kıyısında, küçük bir gezinti yapın. Hatta, göl kıyısında, uzun bir yürüyüşe bile çıkabilirsiniz. Burada ilginç bir konudan daha söz etmek istiyorum. Göl kıyısındaki köylerde: kavun ve karpuz tarlaları göreceksiniz.

Tuz yoğunluğunun bu kadar fazla olduğu göl kıyısında yetiştirilen: bu kavun ve karpuzları tadarsanız, ne kadar tatlı olduklarını görüp şaşıracaksınız. Ayrıca: göl kıyısındaki bu köylerde: pek çok çömlekçi bulunuyor ve buralardaki ustalar: su kavanozları üretiyorlar ki, bunları, dünyanın başka herhangi bir yerinde bulmak mümkün değil.

Evet, Tuz gölü: yapılan araştırmalara göre, 1915 yılından bu yana % 85 oranında küçülmüştür. Bu şekilde küçülme devam ederse, 2015 yılında, göl tamamen yok olacaktır.

 

HASAN DAĞI

Aksaray il merkezine, 28 km. ve Ihlara’ya 15 km. uzaklıktadır.

Orta Anadolu bölgesinin, en yüksek ikinci dağıdır. Yüksekliği: 3268 metredir. 1750 metrelik yüksekliğe kadar, meşe ormanlarıyla kaplıdır. Anadolu’da, silüeti en güzel  dağ olarak bilinir. Ulaşım ise, rahattır. Çünkü: E-90 karayolunun hemen kenarında bulunmaktadır.

Turizm Bakanlığı tarafından, Turizm merkezi olarak ilan edilen Hasan Dağında, dağcılık ve yürüyüş yapmak mümkün. Zirvede bulunan Helvadere köyüne, 2 km. uzaklığında bulunan dağ evinden, muhtemelen 9 saatlik bir yürüyüş ile çıkabilirsiniz. Burada: muhteşem güzellikteki göleti görebilir, dağdan çıkan kaynak suyundan içebilirsiniz. Bu arada, Helvadere köyünde, antik Nora şehrini görebilirsiniz.

AKSARAY ÜNİVERSİTESİ

2006 yılında açılmıştır. Üniversite bünyesinde: 4 fakülte, 2 yüksekokul, 5 meslek yüksek okulu bulunmaktadır. Bu eğitim kurumlarında: 6930 öğrenci bulunmaktadır. Akademik kadrolarda ise: 434 öğretim elemanı görev yapmaktadır.

NE YENİR. NE İÇİLİR

Aksaray yöresinde: yerel tatlardan denemek isterseniz: bamya çorbası ve un-su ve kaymaktan yapılan çiğleme yiyebilirsiniz. Ayrıca: çılbır (kırılmış yumurta, sarımsaklı yoğurt ve su içinde haşlanıyor), mıhlama ve Aksaray tava yiyebilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Aksaray Taşpınar yöresinden: halı satın alabilirsiniz.

Aksaray

GEZİLECEK YERLER

Aksaray Kültür Evi

AKSARAY KÜLTÜR EVİ

Şehirde, ilginç bir yapı var. Kısaca bilgi vereceğim, ilginizi çekerse, ziyaret edebilirsiniz. Burası: 1930 yılında yapılan, Vali konağı. Tamamı kesme taştan yapılmış, 2 katlı ve 5 odalı, 2 salonlu. Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılmış, ender güzellikteki yapılardan biri.

Son yıllarda, yeni Vali konağı yapılınca, burası, valilik tarafından terk edilmiş. 2007 yılında ise, Aksaray kültürünü, geleneklerini, göreneklerini, yaşam tarzını, sosyal hayatını yansıtan, bir müze haline getirilmiş. Ama, geleneksel müzecilik anlayışı dışına çıkılarak, her odada, ayrı bir kültür yansıtılmış ve bu durum heykellerle desteklenmiştir. Kültürevinde, yaklaşık 31 heykel bulunuyor. Kullanılan eşyaların tümü ise, vatandaşlardan hibe olarak alınmış.

Aksaray Müzesi-Zinciriye Medresesi

AKSARAY MÜZESİ- ZİNCİRİYE MEDRESESİ

İl merkezinde, Zincirli Mahallesindedir. Karamanoğlu Yahşi Bey tarafından, 1336-1338 yılları arasında yaptırılmıştır.

Anadolu’nun ilk üniversitelerindendir. Somuncu Baba, Yusuf Hakiki Baba, Ak Şemseddin gibi, büyük İslam alimleri, burada dersler vermişlerdir.

Plan olarak: kesme taş ve tuğla kullanılarak inşa edilmiş, dört eyvanlı, üzeri kubbe ile örtülü, 8 bölmeli ve üstü açık avluludur. Ortadaki büyük revağın, tam ortasında, medresenin su ihtiyacının karşılandığı büyük bir kuyu bulunmaktadır. Bu kuyuda bulunan zincirden dolayı, buraya “Zinciriye Medresesi” ismi verilmiştir.

Giriş: doğu bölümündeki taç kapıdandır. Bu kapı: basık kemerlidir. Yapı: 15.yüzyıl ortalarında yapılmış ve 20.yüzyıl başlarına kadar, medrese olarak işlevini sürdürmüştür. 1940 yılından sonra ise, 1955 yılına kadar cezaevi olarak kullanılmıştır. Çakırcalı Mehmet Efe: bu cezaevinde yatmış ve tünel kazarak firar etmiştir. Bu tarihi bina, bir süre sonra terk edilmiştir.

1969 yılından sonra ise, müze olarak faaliyete geçmiştir. Müzede: 1997 yılı sonu itibarıyla: satın alma, bağış ve Aksaray ili sınırları içinde yapılan arkeolojik kazılar sonucu elde edilmiş, toplam: 6134 eser bulunmaktadır. Bunlardan: 2022 tanesi arkeolojik eserdir.

Müze

Birbiriyle, koridorlarla bağlanan 4 teşhir salonundan oluşuyor. Bu salonlar: Etnografya, Arkeoloji, Mumyalar ve Üzerinden çıkan eserlerin sergilendiği salonlardır. Bahçede ise, küpler sergileniyor.

Müzede: Güvercinkaya yerleşkesinden getirilen 24 parça eser bulunmaktadır. Kalkolitik dönemden kalma bu eserler arasında: obsidyen’den kesici aletler, çanak-çömlek, sürtme ve öğütme taşları, kemikten bız ve süs eşyaları, pişmiş topraktan hayvan ve insan figürleri bulunmaktadır.

Acemhöyük kazısında ise, ortaya çıkarılan 819 eser, yine müzede sergileniyor. Bunlar: pişmiş topraktan riton, testi, kapaklı vazo, ağırşak, damga, mühür ve bullaları, kemikten alet, mühür ve aplikleri, taştan el baltası, fayanstan ve pişmiş topraktan hayvan figürleri, kaya kristalinden objeler var. Ayrıca: altın ve gümüz küçük buluntular ile bronz iğneler müzede müzede sergilenmektedir.

Evet, bunların dışında, Müzede: Darphane (Melik Mahmut Gazi Hangahı) kazısında bulunan: 11 Selçuklu dönemi eseri ve başkaca, yörede bulunan arkeolojik eserler sergileniyor.

ETNOĞRAFYA SALONU

Aksaray çevresinden toparlanmış: etek, bindallı, cepken ve kaftan gibi giyim eşyaları, süs eşyaları, halılar, çorap, para kesesi, kılıç ve silahlardan oluşan, 584 eser sergileniyor.

Sikke Bölümünde: Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait: altın, gümüş, bronz ve bakır madenlerinden yapılmış,. Toplam 3528 sikke sergileniyor.

Aksaray Müzesi

Evet, müze gezisinde

Mutlaka görmenizi önereceğim obje: Aşıklı Höyükte bulunun ve dünyanın en eski kafatası ameliyat izlerini taşıyan, genç bir kadına ait kafatasıdır. Ayrıca: müzede, Mumyalar Bölümünde bulunan mumyalar: 10. ve 13.yüzyıllardan kalma, Çanlı Kilisenin içinden ve çevresinden çıkarılmışlardır. Bunların içinde : çocuk ve yetişkin mumyaları yanında bir de kedi mumyası bulunuyor.

Mumyaların üzerinden çıkarılanların sergilendiği bölümde ise: mumyalarla birlikte bulunan: cam bilezik, boncuk, metal yüzük, kolye, giysi, kefen parçaları, tarak,  patik ve fes gibi kişisel eşyalar ve elle yazılmış İncil ve çeşitli yazma eserler de görülebilir.

Aksaray Ulu Cami

ULU CAMİ

Şehir merkezinde, yığma bir tepe üzerinde: 1408-1409 yılları arasında, Kılıçaslan’ın oğlu Rükneddin Mesut tarafından yaptırılmıştır. Sultan Mesut’tan sonra hükümdar olan oğlu II. Kılıçaslan, babası tarafından yaptırılan camiyi genişlettirmiş, abanoz ağacından yapılan muhteşem minberine, babasının adı yanına kendi adını da yazdırmıştır. Özellikle, bu minber: yazının, sedef kakmacılığının, ince ağaç işçiliğinin ve süslemenin her çeşit inceliğinin bir arada kullanıldığı bir sanat eseridir. Bu minber: Hoca Anüştekin tarafından, Sultan I. Mesut zamanında yapılmıştır.

Minaresi: 1925 yılında yapılmıştır.

KIZIL (EĞRİ) MİNARE

Şehir merkezindedir. 1221 yılında; Selçuklular döneminde; Sultan I. Gıyasettin Keyhüsrev tarafından yaptırılmıştır.

Kırmızı tuğladan yapılmış olduğu için, Kızıl Minare olarak da isimlendirilmektedir. Yanında göreceğiniz cami, sonradan yapılmıştır.

Minare: dört köşe bir kaide üzerindedir. Silindirik gövdeli, ince bir silme ile, iki kısma bölünmüştür. Alt kısım: zikzak, üst kısım ise: mavi ve yeşil, çini mozaiklerle süslenmiştir. Ancak, bu tarih hazinesi yapı: yıkılma tehlikesine karşı, çelik halatlarla bağlanmış. Çünkü: yer çekimine meydan okurcasına yaptırılan bu Selçuklu eseri: ekseninden 27 derece eğiktir. Yüksekliği ise: 35-36 metre civarındadır.

Minare, yıkılma tehlikesine karşı: 1973 yılında, çelik halatlarla bağlanmıştır.

Aksaray Somuncu Baba Türbesi

SOMUNCU BABA TÜRBESİ

Şehir merkezinde, II. Kılıçaslan Tepesi eteğinde, Ervah mezarlığı içindedir. Bu açık türbe, Şeyh Hamid-i Veli’ye aittir. Türbe: 1412 yılında yapılmıştır. Yapıdan günümüze ulaşan, 2 tane mezar taşı vakfiyesi bulunmaktadır.

Türbenin girişinde ise bir yazı var: “ Ne kahrı düşman elinden, ne lütfu tanıdıktan bil. İşlerini Hakka havale et, onları Allah’tan bil”

Somuncu Baba: Hacı Bayram-ı Veli’yi: Aksaray’a çağırtır ve geldiğinde, ona “vefat zamanının geldiğini” söyler. Hacı Bayram-ı Veli: 18 yıl, burada, Şeyhinin hizmetinde bulunarak eğitim alır. Daha sonra, Fatih Sultan Mehmet’in hocalığını yapar.

YEŞİLOVA (ACEM HÖYÜK) 

 Acemhöyük hakkındaki ayrıntılı yazımı, yine bu sitede bulabilirsiniz. 

 

ÖRESİN HAN (TEPESİ DELİK HAN)

Aksaray-Nevşehir karayolu üzerinde ve il merkezine 21 km. uzaklıktadır. Anadolu’da sadece iki örneği bulunmakta olan bu yapı: hükümdarlara misafirhane, sığınak, borsa, ticaret işlerinin görüşüldüğü bir merkez olarak öne çıkmaktadır.

Dikdörtgen bir plana sahiptir. Duvarları: yığma olarak inşa edilmiştir. Kesme taş ile kaplıdır. Taç kapısı ve ön cephesi yıkık, kitabesi yoktur. Bu yüzden: 1264-1283 yılları arasında yapıldığı düşünülmektedir.

Buranın, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restorasyonu yapılmış ve bir ihale ile, restoran olarak kullanılmak üzere özel sektöre kiraya verilmiştir. Kervansaray restoran adıyla, burada hizmet veren bir işletme var.

ALAYHAN

Aksaray-Nevşehir-Kayseri karayolu üzerinde, 22’nci km.de, Alayhan köyünün, 3 km. doğusundadır. Kapı üzerinde bulunan “çift gövdeli ve tek başlı aslan figürü” mutlaka görülmelidir.

Han yapısı: sağ ve solda, yedişer bölümden oluşmaktadır. Ancak: bütün kubbeler, tonozlar ve hanın üzerinde bulunan gözetleme kulesi yıkılmıştır. Ayakta kalan kısımlardan anlaşıldığına göre: yapı girişten itibaren, 6 sıra halinde, 24 ayaktan oluşmaktadır.

Moloz taşlarla, yığma olarak inşa edilmiştir. Düzgün kesme taşla kaplanmıştır. Taç kapı, sadedir. Mimari ve süsleme şekillerinden, yapının: 12.yüzyıl sonları veya 13.yüzyıl başlarında yapıldığı sanılmaktadır.

Evet, günümüzde tam ortasından karayolu geçirilmiş ve han, tam bir harabe durumundadır.

Aksaray Aşıklı Höyük

AŞIKLI HÖYÜK

İl merkezinin 25 km. güneyinde, Kızılkaya köyündedir. Ihlara vadisinin, 4.5 km. kuzeydoğusundadır. Orta büyüklükte bir höyüktür.

Höyük: tarıma elverişli bir ova yanında ve Melendiz ırmağının kenarında kurulmuştur. Doğal oluşum sonucu, çevrede çok sayıda “doğal cam-volkanik cam” denilen “obsidiyen” yatakları var.

Bu höyükte yaşayan insanlar: binlerce yıl önce, alet ve silahlarını yapmak için, bu obsidiyen kaynakları kullanmışlar, bu hammaddeyi, çevredeki diğer yerleşim insanlarına satarak ve değiş-tokuş yaparak ticaretin başlamasına neden olmuşlardır. Çünkü: Kıbrıs, Suriye, Irak ve Filistin bölgelerinde, obsidiyen aletler bulunmuştur.

Burada: 1989 yılından bu yana arkeolojik kazılar yapılıyor. Çünkü: Mamasın Baraj gölünün su seviyesi yükseldiğinde, Aşıklı Höyüğün, kısmen batı ve kuzey yamaçları, su altında kalacaktır.

Burada: Anadolu’daki ilk köy yerleşimi, yani günümüzden on bin yıl öncesine ait köy yerleşimi bulunmuş olup, bu özelliği ile ön plana çıkmaktadır. Burada bulunan kültürün benzeri: henüz bulunamamıştır. Burada: 10.000 yıllık, damından girilen neolitik bir ev tipi kullanıldığı anlaşılmıştır.

Aşıklı insanları: günümüzden binlerce yıl önce, ölülerini, konutlarının altına açtıkları çukurlara gömmüşlerdir. Aşıklı’da yaşayan insanlar, ilk kez, burada: buğday, arpa ve mercimek tarımı yapmışlardır. Ancak, yoğun olarak avcılık ile uğraşmışlardır. O dönemlerde, Melendiz vadisinde bulunan: yabani koyun, domuz, keçi, sığır, geyik, tavşan ve kuş gibi hayvanları, yoğun olarak avlamışlardır.

Aksaray Ihlara Bölgesi

IHLARA BÖLGESİ 

Ihlara vadisi bölgesi, Aksaray şehir merkezine 45 km. uzaklıktadır. Yol: düz ve asfalttır.

Öncelikle, Ihlara vadisinin nasıl oluştuğu hakkında kısa bilgi vermek istiyorum: Vadiye yakın Hasan dağı yükseltisi oluştuğunda, havzalar oldukça alçakta kalmıştır. Daha sonra, Hasan dağı, volkan püskürttüğünde, tektonik hareketler sonucu, çevre yüzeyinde büyük bir volkan tabakası oluşur. Bu volkan tabakası: rüzgar, erozyon ve  diğer doğal etkenler sonucu aşınır ve Selime ile Yaprakhisar bölgelerindeki, değişik görünüm ve renklerdeki “Peri bacaları” ortaya çıkar. Ihlara Vadisi boyunca ilerleyen “Melendiz Çayı” da, kanyon vadisinin tabanını oyarak, büyük bir derinlik kazandırır. Yer yer; 100 ve hatta 120 metrelere kadar ulaşan bu derinlik; vadiye farklı bir görüntü veriyor.

Aksaray Ihlara Bölgesi

Evet: Ihlara vadisi içinde, 5000 yerleşim yeri ve 105 kilise bulunmaktadır. Bugün görülebilen 14 kilise mevcuttur. Bunlardan, 10 kadarı, canlılığını ve renk uyumunu korumaktadır.

Bölgenin eski adı: “Peristremma”dır. Bu kadar yoğun kilise yapılaşmasının nedeni hakkında; aşağıda yine kısa kısa bilgiler vereceğim.

Aksaray Ihlara Bölgesi

Bölge

Hıristiyanlığın ilk yıllarında, önemli bir dini merkez olmuştur. Kayserili Basilus ve Nazianzoslu Gregorius gibi mezhep kurucuları, 4.yüzyılda, burada yetişmişlerdir. Bu şahıslar: Mısır ve Suriye sisteminden ayrı bir manastır hayatı geliştirmişler ve böylece: Yunan ve Slav sistemleri ortaya çıkmıştır.

Gregorius’un yetiştiği kayalık bölge: Manastır ruhuna uygun, kayalara oyulan kiliseler şeklinde yoğunlaştı. Ihlara vadisinde, kayalara oyulmuş bu freskli kiliseler: günümüze kadar korunarak gelmiş ve dünyada eşine rastlanmayan bir tarihi hazine olarak ziyaret edilmektedir.

Aksaray Ihlara Bölgesi

Hıristiyanlığın ilk yıllarından itibaren, kayalara oyularak oluşturulan bu kiliseler: 14 km. uzunluğunda, Ihlara’dan Selimiye’ye kadar devam eden “Ihlara Vadisi” nin içindedirler.

Burada bulunan kiliselerden, sadece 2 tanesinin yapılış tarihleri belirlenebilmiştir. Bunlar: Direkli Kilise (976-1025) ve Saint Georges Kilisesi (1283-1295) dir. Özellikle: Saint Georges kilisesi: yapıldığı dönemin sanatsal özelliklerini taşımaktadır. Hatta, bir Selçuklu Sultanının elbisesini gösteren resim bulunması: buranın yani kilisenin, Türk hükümdarının himaye ve yardımları ile yapıldığının kanıtıdır.

10.yüzyılda, Bizanslılar: Toroslar ve Kilikya bölgelerinde, yeniden hakim olmaya başlayınca: Ihlara bölgesinde, yeni yeni kiliseler de yapılır. Özellikle: Bahaeddin Samanlığı, Sümbüllü ve Direkli Kiliselerin resimleri, bu dönemde işlenmiştir. 11.yüzyılda inşa edilen kiliseler ise: Ala kilise, Akhisar’daki Çanlı kilise ve Karagedik kilisesidir. Eski kiliselere, bu dönemde, yani 11.yüzyılda, yeni resimlerin ilave edildiği de görülmektedir.

11.yüzyılda, Selçuklular bölgeye gelince, kilise kültürü son bulur. Fakat, bölgedeki dini hayat devam eder. Bölgedeki dini kilise hayatı, ancak, mübadele sonrasında, 1924 yılında tamamen biter.

Vadi içinde: Melendiz çayı akıyor.

Aksaray Ihlara Bölgesi

Ihlara bölgesine geldiğinizde

özel aracınız ile geldiyseniz, aracınızı bırakabileceğiniz otopark var, burada aracınızı bırakın ve müze gişesinden, giriş biletinizi alın. Vadiyi gezmek için size ayrılan zaman: 08.30 ile 19.30 arasındadır. Önce: seyir terasından çevreyi inceleyin ve sonra kanyonun içine inin. Birçok basamaklı merdiveni inip, Melendiz çayının kıyısına geldiğinizde, patika yol kıyısındaki  tabelalar, hangi kiliseye gitmek istiyorsanız, sizi yönlendiriyor.

Burada gezebileceğiniz birçok kilise: patika ve kayalar üzerinde olduğundan, rahat kıyafet ve özellikle ayaklarınızda spor/lastik tabanlı ayakkabı bulunması çok önemli. Ayrıca: gerek merdivenler ve gerekse kilise yapılarına inip-çıkarken mutlaka terleyeceksiniz, buna göre tedbirli olmanızda yarar var. Vadinin tamamını yürüyerek dolaşmanız, yaklaşık 5 saat sürmektedir.

Aksaray Ihlara Vadisi Gezi Planı

IHLARA VADİSİ GEZİSİ PLANI

Gezerken bir ipucu: Ihlara köyünden itibaren, Melendiz ırmağının sol tarafını takip ederek ilerleyin. Belisırma köyünden itibaren ise, ırmağın sağ tarafını izleyin. Vadinin çıkışında: Yaprakhisar köyüne ulaşın, köyde çok sayıda Bizans Manastırı görebilirsiniz. Yaprakhisar köyünün devamında ise, Peri bacalarıyla çevrili, Selime var.

Aksaray Eğritaş Kilisesi

EĞRİTAŞ KİLİSESİ

9.yüzyılda yapılmıştır. Vadinin en eski yapılarındandır. Çok büyük bir tapınak şeklinde inşa edilmiştir. Batı yönündeki bir bölümü, yıkılarak yok olmuştur. 2 katlı olarak yapılan yapıda, ana yapının altında cenaze törenlerinin yapıldığı bölüm ve bu bölüme açılan mezar odaları bulunmaktadır. Bu odalarda mezarları görebiliyorsunuz. Ancak, 2 katlı olarak yapılmış olsa da, iki katı birbirinden ayıran ahşap zemin, sonradan çökmüştür.

Doğu duvarındaki bir kitabeden: kilisenin “Meryem” e ithaf edildiği anlaşılmıştır.

Bunun dışında, yapıda bulunan fireskolarda işlenen konular: iki melek arasında oturan İsa, iki melek ve 6 piskopos arasındaki Meryem, Hz. Yusuf’un rüyası, Mısır’a kaçış, vaftiz, Kudüs’e giriş. Bunlar, oldukça yıpranmış olmalarına rağmen, boyalarının çok renkli ve canlı oluşları dikkat çekiyor.

Aksaray Kokar Kilise

KOKAR KİLİSE

10.yüzyılda yapılmıştır. Haç planlı ve tek katlıdır. Yapıya giriş: yıkılmış olan apsisinden sağlanmaktadır. Tek katlıdır ve kayanın içine, uzunlamasına oyulmuştur. Sonradan, kaya içine oyulan, 2 cenaze salonu ile, kilise, batıya doğru uzatılmıştır. Bu bölümde, zeminde mezarlıklar görülmektedir.

Freskolarında işlenen konular oldukça zengindir. Bunlar: son yemek, çarmıha gerilme, Mesih’in defnedilişi, göğe çekilme, havarilerin görevleri. Bu resimlerde: gri ton hakimdir. İyi korunmuş olan kubbenin tam ortasında, İsa’yı sembolize eden büyük bir haç motifi bulunmaktadır. Çevresinde ise, havariler bulunmaktadır.

Kilisede, 2 mezar odası var. Bu odalardaki süslemeler, kırmızı boya ile yapılmış ilk örnekler olarak öne çıkıyorlar.

PÜRENLİ SEKİ KİLİSESİ

Ağaçlı kilisesi ile aynı istikamettedir. Ihlaraya doğru, yaklaşık 300 metre uzaklıktadır. Irmak seviyesinden ise, 30 metre yukarıdadır. Çevresinde yetişen “püren” isimli ot nedeniyle, yöre halkı tarafından, bu isim verilmiştir.

10.yüzyılda yapılmıştır. Kayaya oyulmuş 4 bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünden sonra, büyük salona ve buradan da, diğer salonlara geçilmektedir. Salonlardan biri, cenaze tören salonu olarak da kullanılmıştır ve bu salonun zemininde, mezarlar bulunmaktadır.

Zeminde: mezarlar var. Fireskolarda: Peygamberlerin kehaneti, Meryem ve piskoposlar, müjde, ziyaret, çobanların tapınması, İsa’nın çocukluğu ve İncil’den çeşitli sahneler işlenmiştir.

DANİEL KİLİSESİ- AĞAÇALTI KİLİSESİ

Vadi içinde, vadiye giriş merdivenlerinin güney kısmındadır. Kiliseye: yıkık olan ana apsisten girilebilmektedir.

Burası, son dönem Roma ve Sasani etkisindedir. Yani, buradaki resimler, daha yoğun doğu havası taşımaktadır. Danyal Peygamberi: aslanlar arasında gösteren ve oldukça tahrip olmuş fresklere dayanılarak: Daniel kilisesi olarak da isimlendirilmektedir.

Aziz tasvirleri: Kapadokya ve Bizans tipinden çok ayrıdır. Kilisenin planı gereği: 5. veya 6.yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir. Haç planlıdır. Kubbeli bir yapıya sahiptir. Büyük kubbede, iyi korunmuş durumda çeşitli dini tasvirler var.

Diğer bölümlerdeki freskolarda: vahiy, ziyaret ve  doğum, Mısır’a kaçış, Hz. İsa’nın vaftizi ve Hz. Meryem’in ölümü işlenmiştir. Kubbedeki freskolarda ise, göğe çekilme sahnesi işlenmiştir. Kilisenin içinde, Batı kolunda: geometrik ve bitkisel süslemeler ile yukarıda sözünü ettiğim, Danyal Peygamberi, aslanlar arasında gösteren bir sahne var.

Ayrıca: bu kilisede “Göklerin Dürülüşü Sahnesi” betimlenen bir fresk var. Bu resimde: ortadaki İsa, baş aşağı görülmektedir. Bu sahne: İsa’nın Yüceleştirilmesi yani Apoheosis olarak adlandırılıyor. Tanım olarak: madalyonun içindeki bir İsa figürünün, melekler tarafından, göğe yükseltilmesi anlatılıyor.

Aksaray Sümbüllü Kilise

SÜMBÜLLÜ KİLİSE

Vadinin sol tarafındadır. Yapıya bu isim, çevresinde yetişen sümbül çiçeklerinden dolayı, yöre halkı tarafından verilmiştir. Irmak seviyesinden, 20 metre yüksektedir.

10.yüzyılda yapılmıştır. Mekanlar: kaya kütlesine, 2 kat halinde oyulmuştur. Dış yüzü düzeltilerek, dekoratif bir görünüm kazandırılmıştır. Giriş kapısı: doğal etkenler ile doldurulmuş olan kiliseye, günümüzde, dar bir pencereden girilebilmektedir. Orta kubbe, oldukça tahrip olmuştur.

Bu yapıdaki freskolarda işlenen konular: Mikail ile Cebrail arasında Meryem, İsa ve fırında 3 İbrani genci ile azizlerin tasvirleri. Ancak: bu aziz tasvirleri: Kapadokya ve Bizans tiplerinden farklıdır. Göreme ve diğer kiliselerde rastlanmayan özellikler ve ifadeler vardır. Bütün resimlerde, İncil sahnelerinin sembolik bir üslupla gösterildiği dikkat çekmektedir.

YILANLI KİLİSE

9.yüzyılda yapılmıştır. Kilisenin ana girişi yıkılmıştır. Günümüzde, kiliseye yıkılın giriş koridorunun sonundaki bir bölümden girilmektedir. Bu kilise: gerek planı ve gerekse fresklerinin konusu bakımından, vadideki diğer kiliselerden farklılık gösterir.

Yapının: kuzeyinde ve güneyinde: dar haç kolları var. Tavanı: kabartma bir haçla bezenmiş.

Yapıdaki fireskolarda işlenen figürler: çarmıhta İsa, Kudüs’e giriş, Mısırlı Meryem’in gömülmesi, ziyaret. Bu fresklerde: İncil’de yer alan konular yanında, diğer kiliselerdekinden farklı olarak, öteki dünya ile ilgili konulara yer verilmiştir.

Kuzey duvarındaki şapelin içinde: keşiş mezarları var.

Batı duvarında: yılanların saldırısına uğramış, 4, çıplak ve günahkar kadınla ilgili sahneler nedeniyle, kiliseye “yılanlı kilise” adı verilmiştir. Sekiz yılanın saldırısına uğrayan birinci kadına ait kitabe tahrip olduğundan suçu anlaşılmamaktadır. Yılanlar: ikinci kadını, çocuğunu emzirmediği için göğsünden, üçüncü kadını yalan söylediği için ağzından, dördüncü kadını, itaat etmediği ve söz dinlemediği için, kulaklarından ısırmaktadırlar. Aynı duvar üzerinde bulunan “Son Yargı” sahnesi de dikkat çekicidir. Burada: 24 din görevlisi ve Sivaslı yani Sebaste’li 40 şehidin portreleri bulunmaktadır.

Bu sahneler  değerlendirildiğinde,

Buranın “Kadınlar Manastırı” olduğu sanılıyor. Kilisedeki son akşam yemeği sahnesinde Şeytanın da yer alması, ressamın doğruluğu kabul edilmeyen İncillerin etkisinde kalmasına bağlanıyor. Yani, bir anlamda, ressamlar Şeytana uymuşlardır.

Kilisede, bir de “Müjde” sahnesi var. Burada: din adamı kıyafetli bir baş melek görülüyor. Ancak, müjde sahnesi olabilmesi için: karşısında, kompozisyonu tamamlayacak bir “Meryem” figürü bulunması gerekiyor. Çünkü: ülkemizdeki kilise yapılarında, müjde sahnelerinde “Melek ve Meryem” hep aynı kare içinde görülmektedir. Ancak, böyle iki figürün, karşılıklı olabileceği kompozisyonlar, sadece “Sicilya” adası kiliselerinde görülüyor.

Aksaray Yaprakhisar Bölgesi

YAPRAKHİSAR BÖLGESİ

Güzelyurt ilçesine bağlı olan Yaprakhisar köyü: Ihlara vadisinin bitimindedir. Sarp kayalıklar üzerinde kurulmuştur. Burada: mağaralar, mabetler ve barınaklar bulunmaktadır.

Aksaray Yaprakhisar Köprüsü

YAPRAKHİSAR KÖPRÜSÜ

Yaprakhisar köyündedir. Üç gözlü ve kemerli olarak, kesme taştan yapılmıştır. Melendiz çayı üzerindedir. Köprünün kitabesi bulunmadığından: kim tarafından ve ne zaman yapıldığı belli değildir. Günümüzde, kullanılmaktadır.

KALE YAPISI

Burada, bir yamaçta, 200 metre kadar yükselen, eski dönemlerden kalma mağaraların bulunduğu bir yapı var. Yapının: doğu ve kuzeydoğusu, 100-150 metre yüksekliktedir. Dik kayalar: ırmak vadisiyle çevrilmiştir. Batı bölümü, yine dik kayalarla çevrilidir. Burada: en üstte, o dönem insanlar kayayı burgu ile delerek, içine tırhazlı sığınaklar yapmışlardır. Bu bölümde: yörenin kaya içine oyularak yapılan en büyük mağarası bulunmaktadır.

Bu mağaranın mazgal delikleri de var. İnsanlar: kayaya oyulmuş küçük basamaklara ayaklarını koyup, elleriyle tırmanarak çıkıyorlarmış. Bir savaş veya tehlike anında ise, yapının kapısı, tırhaz taşı konularak kapatılıyormuş. Ayrıca, mazgallardan atılan taşlarla, düşmanlarını uzaklaştırıyorlarmış. Bu yapı içinde: birbirine geçen 12 oda ve geniş bir salon var. Büyük salonda, bir kuyu var. Bu kuyudan su çekildiği, ip ve halat yerlerinin kuyu ağzındaki izlerinden anlaşılıyor.

Aksaray Koyunağul Kilisesi

KOYUNAĞUL KİLİSE

Köyün karşısındaki vadinin, doğu yakasındadır. Köyden vadiye doğru giren yol üzerindeki köprünün solundadır.

11.yüzyılda yapılmıştır.

GÜVERCİNLİK (DAVULLU) KİLİSE

Köyün karşısındaki vadinin, doğu yakasındadır. Köyden vadiye doğru giren yol üzerindeki köprünün sağındadır. Bunların dışında: Yaprakhisar bölgesinde görebileceğiniz kiliseler şunlardır:

ÇOHUM KİLİSE

9 ve 11.yüzyılda yapılmıştır.

YAZILI KİLİSE

1024 yılında yapılmıştır.

ALAYGEDİĞİ KİLİSE

1023.yılında yapılmıştır.

PANAGA KİLİSESİ

10.yüzyılda yapılmıştır.

Aksaray Selime Bölgesi

SELİME BÖLGESİ

Burası, il merkezine, 28 km. uzaklıktadır. Ihlara vadisinin bitiminde kurulu bir kasabadır. Burası: düz masa şeklindeki devasa bir tepenin eteğinde kurulmuştur.

Burada: kayadan oyma kiliseler bulunmaktadır. En önemlileri ise: Selima Katedrali olarak bilinen yapıdır. Bu yapı: kayalara oyulmuş, yüksekçe bir yerde bulunmaktadır. Ayrıca, burada: 13.yüzyıldan kalma mimari görünümüyle öne çıkan: Selime Sultan Türbesi, görülmeye değerdir.

SELİMA KATEDRALİ

Kayalara oyulmuş, yüksek bir yerdedir. Buraya: 365 basamaklı bir merdivenden çıkılıyor.

Yapı içinde, iki sıra halinde sütunlar var. Bu sütunlar, katedral yapısını, üç bölüme ayırmıştır. Üç nefli bazilika tipi kilise yapısı, bu planı nedeniyle, bölgede tektir. Yapı içindeki fresklerde: İsa’nın göğe çıkışı, müjde, doğum, üç müneccimin tapınması, çocukların öldürülmesi, Mısırdan kaçış, Elizabeth’in takip edilmesi, vaftiz, Meryem’in ilk yedi adımı, Meryem’in Mabede Takdimi, Koimesis, Piskopos tasvirleri.

Kapadokya bölgesindeki en büyük dini kuruluş olarak önem kazanıyor.

KALE KİLİSESİ

10.yüzyılda yapılmıştır.

DOĞANYUVASI KİLİSESİ

10.yüzyılda yapılmıştır.

SELİME HATUN TÜRBESİ

13.yüzyıldan, Selçuklu döneminden kalmadır. Görülmeye değerdir, mutlaka görün.