Yazının hemen başında, birkaç kelime ile Korsika derseniz: şunlar söylenebilir “muhteşem bir doğa ve tabiat”, “özellikle adanın güneyinde, muhteşem bir deniz ve kumsal”, ulaşımın zor olması nedeniyle bakir kalmış yani bozulmamış, yıpranmamış bu adayı ziyaret etmenizi öneririm, güzel tatil köyleri var.
Korsika: Fransa’nın güneydoğusunda bir adadır. Akdeniz’de: Sicilya, Kıbrıs ve Sardinya’dan sonra dördüncü büyük adadır.
Adada, 1000 km. kıyı şeridi ve 200 civarında plaj bulunmaktadır. 2706 metre rakımlı “Monte Cinto” tepesi, adanın en yüksek noktasıdır ve ayrıca, adada rakımı 2000 metrenin üzerinde 20 tepe bulunmaktadır.
Ada: güzel bir sahil şeridine ve iç kısımlarda sık ormanlık tepelere sahiptir ki, bu ormanlık kısımlarda, yaban hayatı sürmektedir. Doğa severler, bu ormanlık tepelerde yürüyüşler yapabilirler. Her yerden yeşil çıkıyor, tam bir cennet görünümü var.
Bu yürüyüş sırasında, yeşillikler arasına gizlenmiş, büyük konak türü yapılar göreceksiniz, ama bunların birçoğu boş ve bakımsızdır.
Çünkü: bir zamanlar, burada yaşayanlar arasında büyük kan davaları varmış ve bu yüzden, bu konakların, yapıların birçoğu geçmişte terk edilmiş ve öylece kaderine bırakılmıştır.
Burada yaşayanlar için onur ve haysiyet her şeyin önünde gelmektedir. Bu yüzden, biraz önce sözünü ettiğim kan davası sonucu ölenler için, yastaki kadınlar, yıllarca “siyah” giyinirler.
Ada üzerinde bulunan 315.000 kişilik nüfus yoğunluğu: 2 şehir üzerinde toplanmıştır. Bu şehirler ise, 5 ilçeden oluşur. Zaten: adaya gitmeden önce, kuzeyde mi, yoksa güneyde mi kalacağınıza karar vermeniz gerekir.
Çünkü: adanın doğal şartları nedeniyle ulaşım çok zor ve sıkıntılıdır ki, kuzey ile güney arasındaki ulaşım, en az 3 saat sürmektedir. Bu yüzden: buraya günübirlik gidip dönmeyi düşünenleri, büyük bir yorgunluk beklemektedir.
Fransa Korsika
Evet, biz adanın idari durumunu incelemeye devam edelim.
1. Corse-du-Sud (adanın güneyindedir)
a. Ajaccio
b. Sartene
c. Bonifacio
d. La Maddelena
2. Haute-Corse (adanın yukarısındadır)
a. Bastia
b. Calvi
c. Corte
d. Bigugia
e. L’İle-Rousse
Adanın en iyi tatil kasabaları ise: batı ve güney sahillerinde, sahil şeridindedir. Buralara gidebilmek için: limanı kullanabilirsiniz. Ana karada: Nice, Toulon ve Marsilya şehirlerinden buraya feribot seferleri bulunuyor. Ancak, bu feribot seferlerinin 3-4 saat sürdüğünü ve feribotların rahatsız ve sıkıcı olduğunu bilmeniz gerekir.
Ayrıca: ülkemizden doğrudan buraya gitmeyi düşünürseniz, İstanbul-Milano uçak yolculuğu ve sonrasında, Milano’dan, “Corsica Ferries” ile bir saatlik feribot yolculuğu ve sonrasında, adanın “Bastia” bölgesine varırsınız ve oradan da adanın istediğiniz yerine ulaşmak mümkündür.
Evet, adaya ulaşım kolay değil ve zaten adayı bakir kılan en büyük etken, bu ulaşım zorluğudur. Adaya ulaşmak için: İstanbul-Marsilya aktarmalı ve Marsilya-Calvi aktarmalı uçuş kullanmak isterseniz, bu uçuş, İstanbul-Marsilya 3.5 saat ve Marsilya-Calvi arasında ise, 45 dakika sürmektedir. Buna, Marsilya şehrindeki 1 saatlik aktarma bekleme süresini eklemelisiniz.
Adanın iklimine gelince: yazları sıcak ve kurudur.
Hatta, kış aylarında bile, kıyı düzeyinde hafif Akdeniz iklimi etkisi görülür. Dağlar elbette biraz soğuktur. Adayı ziyaret etmenin en uygun zamanı, yaz dönemidir.
Özellikle adanın güneyindeki sahiller muhteşem güzeldir. İç kesimler, doğa severler için, güneydeki sahiller ve kumsallar ise, deniz sevenler içindir. Bu adada, her sabah “kruvasan” yiyeceksiniz, öğlen ve akşam ise, harika şarapları tadacaksınız ve dönüşte, inanın bir cennet gibi güzel bir yerden ayrıldığınızı düşüneceksiniz.
Son bir not: Korsika adasında, UNESCO tarafından “Dünya Mirası Listesine” dahil edilerek koruma altına alınmış, “Scandola Doğal Rezervi” denilen ve adanın en yüksek dağlarını içeren ve yalnızca tekne ile ulaşılabilen bir yer bulunuyor.
Fransa KorsikaFransa KorsikaFransa KorsikaFransa Korsika
CORSE-DU-SUD-Adanın güneyi
Fransa KorsikaFransa Korsika
AJACCİO
Günümüzde, yaklaşık 50.000 nüfus barındıran ve adanın hemen başında bulunan burası: 1492 yılında, Cenevizliler tarafından kurulduğundan bu yana, Korsika adasının yönetim merkezi yani başkenti olmuştur. Ajaccio körfezinde, dağlarla çevrili, yeşil ve mavinin kucaklaştığı bir yer olarak önem kazanır. Bu yüzden: iklim, kış aylarında bile ılık kalır.
Ancak: buraya ulaştığınızda göreceğiniz gibi, çarpık şehirleşme, betonlaşma egemen olmuştur. Kumsalın hemen dibinden yükselen tepelere, birçok beton bina yapılmış göreceksiniz. Deniz kıyısında ise, bir nebze de olsa sanayileşme belirtileri, birkaç depo bulunuyor.
Şehrin limanı: ünlü şarkıcı “Tino Rossi” nin adını taşıyor. Ancak: günümüzde, geçmişte olduğu gibi romantik müziklerin yerini, hızlı ve hareketli pop müzikleri almıştır.
Burası, aynı zamanda Napolyon’un doğum yeridir. Aynı zamanda, Korsika kasabaları içinde, en hareketli olanıdır. Buranın kalabalık sokakları ve palmiyelerin gölgelediği caddelerinde yürüyün. Kalenin surlarına çıkıp, limandaki tekneleri izleyin.
Bu arada: şehir merkezinin 8 km. doğusunda “Aeroport d’Ajaccio-Compo dell’Oro” havaalanı bulunuyor. (Air France buraya uçuşlar yapıyor)
Eski şehrin dar sokaklarında yürürken, Ajaccio merkezinde, 16’ncı yüzyıldan kalma kalenin (halka açık değil, askeri kullanım alanıdır) batı ve kuzey yanında “Ajaccio Exploring” denilen bölge bulunur. Burada: dar sokaklar boyunca yürürken, pastoral boyalı evler göreceksiniz.
Ayrıca: yine burada, birçok market, kafe ve süpermarket bulunuyor.
Şehrin bu eski bölümünde (Old Town) görebileceğiniz veya görmenizi önereceğim yerler şunlardır:
a. Maison Bonaparte
b. Katedral
c. Rue Cardinal Fesch
d. Sahile yakın yerde Marcehal Foch
Maison Bonaparte
Rue-Saint-Charles bölgesindedir. Şehrin Cenevizlilerden kalma dar sokaklarında yürürken; Napolyon’un evini gösteren tabelaları göreceksiniz. Napolyon Bonaparte: tarih bilgisi olanlar tarafından yakından tanınır.
Çünkü: Moskova yenilgisine kadar olan süreçte, Avrupa düzeyinde birçok yeri ele geçirmiş, birçok savaş kazanmış ve peşinden sürüklediği Fransız halkı ile Cumhuriyetçi fikirleri, Avrupa’nın birçok yerine yaymıştır.
Tüm bunları yaptıktan sonra ise, sürgünde, yine bir adada ama bu kez çok uzaklarda; okyanus ötesinde “Saint-Helene” isimli bir adada yapayalnız ölmüştür. Kemikleri daha sonra, Paris’e getirilerek, şehrin ortasında yapılan bir mezara gömülmüş ve bir anıt dikilmiştir.
Evet, bu ünlü asker ve siyaset adamı: Napolyon, burada doğmuş ve yaşamının ilk 9 yılını burada geçirmiştir. Ev: kasabanın eski mahallelerinden birisindedir ve merkezdeki konaklara, yapılara oranla daha küçüktür. 17’nci yüzyılda bir tüccar evi olarak, 2 katlı yapılmıştır.
Bonapart ailesi: 1769 yılından, yani Napolyon’un doğumundan sonra, ikinci kata çıkmıştır. Zaten, ada da, bundan bir yıl önce, Fransız egemenliğine girmiştir.
Öte yandan yine söylenenlere göre: Bonapart ailesinin kökeninin Cenevizlilere kadar uzandığı, kasabanın kurulması ile buraya gelerek yerleştikleri, babasının avukat olduğu, 1764 yılında annesi Letezia ile evlendikleri ve bu evlilikten 8 çocuklarının olduğu bellidir ve bunlar, evin duvarlarındaki panolarda ziyaretçilere açıklanmaktadır.
Korsika’nın Fransız Devrimi sonrasında Fransızlar tarafından ele geçirilmesinin ardından, Bonapart ailesi, adana sürgün edilir ve bu arada Napolyon da Ajaccio kasabasındaki askeri okula gider.
Ancak: Bonapart ailesi, 1796 yılında, sürgünden dönerek, yeniden adaya yerleşirler. Napolyon ise, biraz önce söylediğim gibi, 9 yaşında ayrıldığı bu eve; aradan uzun yıllar geçtikten sonra, Mısır seferi dönüşünde birkaç günlüğüne uğrayabilir.
Ada ziyaretçileri, bu evi mutlaka ziyaret ediyorlar.
Evde yapılan rehberli turda: 1769 yılında; Meryem’in “Göğe yükseliş” gününde, yani 15 Ağustos gününde, Napolyon’un annesi Letiza’nın, ilk doğum sancılarıyla birlikte, kiliseden, nasıl acilen çıkarıldığı anlatılır. Küçük Napolyon: birinci kattaki kanepe de dünyaya gelmiştir.
Günümüzde burada görülen kanepe, elbette orijinal değildir, orijinali “Fransız Devrimi” sırasında çalınmıştır ve akıbeti meçhuldür. Bu arada: 1799 yılında Mısır seferi dönüşü, imparatorun uyuduğu yatak, mobilyalar hala duruyor.
Biraz önce söylediğim gibi, duvarlardaki panolarda, gerek Bonapart ailesi ve gerekse Napolyon hakkında, ayrıntılı bilgiler var.
Ajaccio kasabasında ise: yine Napolyon ile ilgili bir anıt var. “Jardins de Casone” isimli bu anıt: kendisinin ünlü zaferlerinden birinin adını taşıyor ve kasabanın Austerlitz meydanındadır.
Bu anıtta: imparatorluğun simgesi bir kartal ile Napolyon’un ünlü şapkası ve çizmeleriyle gösteren bir heykeli var. Mermer kaidede ise: “Fransızların İmparatoru, 1804-1815” yazısı kazınmıştır.
Fransa Korsika
Cathedrale Notre Dame de la Assomption
Katedral yapısının içindeki en önemli ve görülmesini önereceğim obje bir tablodur. “Din zaferi” olarak isimlendirilen bu tablo “Delacroix” e aittir.
Bu katedralde: Napolyon Bonapart vaftiz edilmiştir. Buna ait, mermer bir yazı görülüyor.
Fesch Müzesi
Şehir merkezinin 200 metre kuzeyinde bulunan bu müze, başlangıçta Napolyon’un amcası tarafından toplanan, İtalyan Rönesans resimlerinden ibaret, güzel bir koleksiyona sahiptir.
Fransa Korsika
İles Sanguinaires
Şehir merkezinden bu takımadaların bulunduğu yere, tekne ile 15 dakikalık bir yolculuk yapmak gerekmektedir. Burada “Parata” burnu denilen yerdeki Ceneviz gözetleme kulesi ilgi çekmektedir. Kule: 1608 yılı yapımıdır. Takımadaların, güney sonuna doğrudur.
Fransa KorsikaFransa Korsika
Filitosa
Sollacaro de Taravo vadisinin, 17 km. kuzeyindedir. Burada bulunan site, 1946 yılında keşfedilmiş ve kazılan zeytinlik ve ormanlık tepelerle çevrili bölgede, bazı heykellere ulaşılmıştır.
Bu heykellerin: prehistorik döneme ait, insan temsilleri olarak oyulmuş sert granit heykeller olduğu görülmüştür. Heykellerin: bölgeyi işgal etmek üzere gelenleri savuşturmak için yapıldıkları düşünülmektedir.
Evet: buranın yaklaşık 7000 yıl önce işgal edildiği ve sitenin ise 3000 yıl önce kurulduğu düşünülmektedir.
Fransa KorsikaFransa Korsika
Cargese
Porto merkezinin, en güney ucundaki kıyıda, 20 km. uzaklıkta küçük bir kasabadır.
Burada bir “Rum köyü” bulunuyor. Çünkü: 1676 yılında, Yunanistan’dan kaçan 600 Yunanlı, buraya gelerek yerleşmişlerdir.
Evet: Cargese: mavi bir koya bakan, kayalık bir çıkıntı üzerinde, kıyısında bir marina bulunan, beyaz badanalı evlerin bulunduğu çekici bir kasabadır. Kasabada, güzel restoranlar bulunur.
Kasabanın kaliteli plajları vardır. Bunlar: hemen kuzeyde bulunan “Plage de Peru” dur ve en iyisi burasıdır. Ayrıca: “Monachi” ve “Stagnoli” isimli plajlarda, tercih edilebilir.
Şehrin merkezinde görülebilecek yer olarak, kiliseler bulunuyor ve bunların kuleleri, şehrin silüetini etkiliyorlar. Bu kiliseler: biri Roma kilisesi ve diğeri Yunan kilisesidir. Yunun kilisesi, 1676 yılında buraya getirilen çeşitli simgeleriyle ilgi çekmektedir.
Fransa Korsika
Propriano
Valinco körfezinin kuzey-batı başında bir sahil kasabasıdır. Kasabadaki binaların çoğunluğu 19’ncu yüzyılda inşa edilmiştir. Erken dönemde ise, burada Romalılar ve Yunanlılar tarafından yerleşim görülür. Ayrıca: 18’nci yüzyılda, bölge, korsanlar tarafından sık taciz edilmiştir.
Kasabanın en heybetli anıtı: kasaba merkezinde bulunan “Notre-Dame de la Misericorde” kilisesidir. Ayrıca: limanda, güzel tekneler ve mütevazi balıkçı tekneleri görebilirsiniz. Yine kasaba merkezinde, geleneksel evlerde yerleşik lüks mağazalar, kafeler ve barlar bulunur.
Corsica Doğal Parkı
1972 yılında kurulan Korsika Tabiat parkı, adanın 3500 km. karelik bir bölümünü kapsamaktadır. Yani, adanın toplam yüzölçümünün % 40’lık bölümü bu doğal park alanı içindedir. Park alanı içinde, yaban hayatı korunmaktadır. Park alanında: ormanlar, göller, dağlar, boğazlar bulunur.
Park alanına giderseniz, görebilecekleriniz şunlardır: altın kartallar, sakallı akbabalar, geyik, yabanı kediler, flora ve faunanın birçok türü. Ancak, burada adada bulunan nadir habitat parçası koruma altına alınmıştır. Park: adadaki en yüksek dağ zirvelerinden bazılarını ve doğal güzellikleri içerir.
Yazının üst kısımlarında belirttiğim gibi, UNESCO tarafından koruma altına alınan “Scandola Nature Reserve (Doğal parkın batı kısmı) “ bölgesine ulaşabilmek için, tek yol, tekne gezisidir.
SARTANE
Şehirde: korsanlık, gangasterlik ve eşkiyalık olarak uzun ve etkili bir geçmiş söz konusudur. Günümüzde ise, huzurun hakim olduğu söylenmektedir.
Öte yandan, şehrin esas zenginliğini, ünlü “Sartene Şarapları” oluşturmaktadır. Evet, burayı ziyaret ederseniz, ilk görecekleriniz yüksek binaların üzerinde durduğu dik ve kayalık bir tepedir. Şehir meydanının hemen kenarında, karakteristik Korsika belltower Sainte Marie kilisesi bulunur. Her Paskalya döneminde, tövbekarlar özel giysileriyle, uzun bir geçit alayı oluştururlar.
Fransa KorsikaFransa Korsika
BONİFACİO
Bu kasaba: yüksek kayalıklar üzerine kurulmuştur. Şehrin ortaçağ dönemini yansıtan eski şehir kısmı: beyaz kireçtaşından, yarımadanın üzerinde, uçurumların üstünde, muhteşem bir ortamda, Arnavut kaldırımlı sokaklar boyunca uzanan evlerden oluşmaktadır ve Korsika adasının en eski şehridir.
Bu kasabaya gitmek isterseniz: Sdragonato mağarasının sularından geçerek, kayalıklara çapraz biçimde oyulmuş merdivenlerden çıkabilirsiniz. Bu merdivenler: 15’nci yüzyılda: kasabayı kuşatmak amacıyla İspanya kralının askerleri tarafından da kullanılmıştır. Evet, kaleyi görmek isterseniz, bacaklarınızın güçlü olması gerekiyor.
Evet, kasaba: oldukça seçkin bir İtalyan yaşam tarzı yansıtmaktadır, çünkü Sardinya adasının yalnızca 12 km. güney ucundadır. Bu yüzden, limandan Sardinya adasını ziyaret etmek için, kıyı boyunca tekne gezileri düzenlenir.
Kasabada: zarif bir iskele çevresinde yerleşik, palmiye ağaçları, pahalı restoranlar görülür.
Fransa KorsikaFransa KorsikaFransa Korsika
PORTO VECCHİO
Burada: kırmızı kayalıklar üzerinde, muhteşem manzarası ile, tarihsel bir alan olan, 16’ncı yüzyıl yapımı gözetleme kulesi ilgi çekmektedir. Kasaba: yaklaşık 50 yıldır burada bulunmaktadır.
Özellikle yaz aylarında yoğun turist akımı, yolları ve şehir merkezini aşırı kalabalık hale getirir.
Burada bulunan “Palombaggia” plajları, muhteşem güzelliktedir.
Bu kasaba bünyesinde: çok sayıda lüks tatil köyü bulunmaktadır. Çevresinde ise, çok sayıda hoş kokulu okaliptüs ormanı bulunur. Buraya yolunuz düşerse, mutlaka tekne gezisi yapmanızı öneririm.
Tatil köyleri arasında en öne çıkanı:
Cala Rossa
Burası ince kumlu plajı ile dikkati çeker.
Bavella
Bu dağ geçidinde , güzel piknik alanları bulunur.
Fransa KorsikaFransa KorsikaFransa Korsika
HAUTE-CORSE-Adanın kuzeyi
Fransa KorsikaFransa KorsikaFransa Korsika
BASTİA
Adanın kuzeydoğusunda bulunan bir ticari liman ve yoğun bir sanayi şehridir. Şehir: Fransa’da, bir “Sanat ve Tarih Şehri” olarak bilinmektedir.
Veya adanın iç kısımlarındaki nehirlerde, kano gezintileri yapabilirsiniz. Dağlarda piknik ve yürüyüş veya balık avcılığı da mümkündür.
Şehirde gezebileceğiniz yerler şunlardır: eski şehir, kale ve eski liman.
Eski şehir bölümünde: dar cadde ve sokaklarda, 18’nci yüzyıldan kalan, antik kepenkli pencereleri olan binalar görülür. Limanda ise, pahalı yatlar ve tekneler demirlemiş görülebilir.
Bastia Limanı: feribot ile İtalya ve Fransa’dan (Nice şehri) gelenlerin bağlantı noktasıdır. Eski liman bölgesinde, birçok bar ve restoran bulunur.
Fransa KorsikaFransa KorsikaFransa Korsika
CALVİ
Burası: sevimli ve tarih kokan bir yerdir. Geleneksel Korsikalı kültürünün merkezidir.
Ayrıca: beyaz kumlu cennet plajları ve muhteşem doğası ilgi çeker. Calvi plajları, birçok ziyaretçi için cazibe merkezidir.
Plaj, beyaz kum ve körfezin uzunluğu boyunca, yaklaşık 6 km. uzanır. Deniz sığdır. Plaj bölgesinde: cankurtaranlar, piknik alanları ve snack bar bulunur. Ayrıca: rüzgar sörfü, su kayağı, ski, yamaç paraşütü yapılabilir.
Şehirde görülecek yerler olarak şunlar bulunur:
Kale
Kale: şehrin ana parçası ve en önemli tarihsel anıtıdır. Yapı: şehri saldırılara karşı korumak için, 15’nci yüzyılda yapılmıştır. Kalenin kuleleri, deniz üzerinde yükselerek Calvi’nin en yüksek noktaları olarak yerleşirler.
Kalenin eski şehir içinde, çok sayıda tünel ve uzun ve dolambaçlı merdivenler, evler arasına sıkışmış dar geçitler bulunur.
Kalenin diğer ilgi çeken bir yönü: Christopher Colombus’un doğduğu söylenen evin, burada bulunmasıdır. Orijinal evin, 1794 tarihinde Amiral Nelson askerleri tarafından tahrip edildiği söylenir.
Günümüzde, burada bir Colomb heykeli bulunuyor. Korsika Etnografya Müzesi de: kalede bulunmaktadır. Adanın tarihi ve kültürüne ışık tutan müze, gezilebilmektedir. Hemen yanında, bir de askeri müze bulunuyor.
Notre-Dame De La Serra Şapeli
Keyifli bir yürüyüş ile, bu kilisenin bulunduğu tepeye çıkabilirsiniz.
Fransa Korsika
CORTE
Adanın kalbinde küçük bir kasabadır. Dağlar, vadiler ve Tabiat parkını keşfetmek için harika bir konumdadır.
Yürüyüş yapmak isteyenlerin burayı ziyaret etmesi gerekir. Burası, adanın merkez dağlık bölgesindedir. Corte ve Val Restonica Milli Parkları ve bunlardan farklı olarak, ünlü “GR20” ismi verilen, trek yani dağ yürüyüşü parkuru buradadır.
Fransa KorsikaFransa Korsika
ALERİA
Corte şehrinin güney-doğusunda, “Etang de Diane” denilen bir doğal giriş üzerindedir. Yapılan arkeolojik kazılar sonucunda, bu sitede, yaklaşık 8000 yıldır yerleşim bulunduğu anlaşılmıştır.
MÖ.565 yılında, Fenikeliler ve Persler, burada teorik topluluklar kurmuşlardır. Takip eden süreçte ise bölge Romalılar tarafından işgal edilmiştir. Roma imparatorluğu dağıldıktan sonra ise, şehir terk edilmiş ve harabeye dönmüştür.
Buraya giderseniz görebileceklerinizin başında: Roma kenti kalıntıları, villa ve Nekropol kalıntılarıdır. Ayrıca: 16’ncı yüzyılın sonlarında Cenevizliler tarafından inşa edilmiş bir kale var. Kale içinde, günümüzde bir müze bulunuyor. Müzede: büstler, heykeller, para ve seramikler sergileniyor.
Fransa Korsika
Castigniccia
Aleria şehir merkezinin, yaklaşık 30 km. kuzeyindedir. Burada, dünyanın en büyük kestane ormanı bulunur. Bu kestane ağaçlarının, gıda gereksinimini karşılamak için, ortaçağ döneminde dikildiği söylenmektedir. Evet, bu köy, adanın en seyrek nüfuslu yeridir.
Fransa KorsikaFransa Korsika
SAİNT FLORENT
Burası, kuzey Korsika kıyısında küçük bir kasabadır. Popüler bir turizm merkezidir. Çünkü: dağlar, burada Akdeniz’de doğal bir koy oluşturmuştur ve iklim ve yakındaki plajlar, turizmin gelişmesine neden olmuştur.
Kasaba: 15’nci yüzyılda inşa edilen kalenin çevresinde genişlemeye başlamıştır.
Şehrin diğer ilgi çeken yapısı “Nebbio The Cathedral of Saint Florent” tarihsel anıtıdır. Burası, küçük bir kireçtaşı yapıdır.
Şehir, ilk olarak, 12’nci yüzyılda, şu an bulunduğu yere yakın Roma şehir sitesinde inşa edilmiştir.
Fransa KorsikaFransa Korsika
L’İLE-ROUSSE
Calvi şehrinin kuzeyinde, 20 km. uzaklıktadır.
Denize girmeyi düşünenlerin burayı tercih etmesi gerekir. Burada, muhteşem ve turkuaz deniz var. Ayrıca: kasaba merkezindeki güzel lokantalar yoğun tercih edilmektedir.
Evet, bu kasabanın isminin kelime anlamı kırmızı adadır. 1758 yılında, Pasquale Paoli tarafından kurulmuştur. Ancak, MÖ.1000 yılından bu yana, burada yerleşim bulunduğu tespit edilmiştir.
Şehirde, limanın açılması ile, turizm önemli bir etkinlik haline gelmiştir. Güneyde güzel bir plaja sahiptir ki, günümüzde, bu kasaba, pek çok ziyaretçi çeken bir duruma gelmiştir. Kasabanın sokakları: pahalı butikler ve restoranlar ile kaplanmıştır.
Şehir içindeki binalar ve yapılar, 18’nci yüzyıl sonu ve 19’ncu yüzyıl başına aittir. Şehir merkezinde: bağımsız Korsika’nın kurucusu Pasquale Paoli’nin bir büstü görülür.
Kasım 2022 başlarında, Avrupa Komisyonu, Sevilla şehrini, Akıllı Turizmin Avrupa Başkenti olarak seçmiştir.
Şehir Endülüs bölgesinin başkentidir.
İspanya’nın 4’ncü büyük şehridir.
Aslan bir Roma şehri olarak kurulan ve günümüzde 1987 yılında seçilmiş, üç UNESCO Dünya Kültür Mirası alanına ev sahipliği yapan Sevilla, antik cazibelerle dolup taşmaktadır.
En temsili anıtlar arasında, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilenler:
1-Katedral.
2-Alcazar.
3-Archivo de Indias ve Torre del Oro.
Evet; Sevilla şehrinin merkezinde, 4 mahalle bulunmaktadır. Bunlar:
1. Santa Cruz,
2. La Macarena,
3. El Arenal
4. Parque de Maria Luisa.
Şehrin tarihi merkezine/bölümüne “Barrio” ismi verilir. Eski şehir merkezini çevreleyen duvarların dışında, daha düzenli bir planlamaya dayanan konut ve sanayi alanlarının bulunduğu bölge vardır.
Şehirde eğer fazla zamanınız yoksa: öncelikle “Santa Cruz” ve “El Arenal” bölgelerini gezmenizi öneririm.
Ancak, şehirde kalış süreniz fazla ise, bu kez, şehir merkezinin kuzeyindeki “La Macarena” mahallesini, nehrin batısında ve karşı kıyısında bulunan “Triana” ve “Isla de la Cartuja” bölümündeki eski fuar alanını ve yine aynı bölgedeki ağaçlıklı bir park olan “Parque de Maria Luisa” bölgesini görmenizi önerebilirim.
Eğer yürümeyi düşünmez iseniz, bu söylediğim yerlere giden tur otobüslerinden yararlanabilirsiniz.
İspanya Sevilla Gezilecek yerler
1. SANTA CRUZ MAHALLESİ
Burası: şehrin tarihi merkezindedir ve bir Yahudi Mahallesidir. Kristof Kolomb, bu eski mahallede bir süre yaşamıştır. Şehrin en sembolik semtlerinden biridir. Dar, dolambaçlı sokaklar var.
Kastilya Kralı III Leon tarafından, 1483 yılında Yahudiler buradan sürgün edilince, mahalle terk edilmiştir. 20’nci yüzyılın başlarında, Belediye mimarı Juan Talavera tarafından mahalle yeniden modellenmiştir.
Mahallede, geçmişe dönük olarak 1575 yılı yapımı Santa Teresa de Jesus tarafından kurulan “Las Terassas Manastırı” ilgi çeker.
Evet, Santa Curuz mahallesi, aynı zamanda en hareketli ve tarihi yoğunluğu en fazla olan bölümüdür. Genel olarak: Katedralin çevresindeki bölümdür.
Mahallede “Calle Mateos Gagos” bölgesinde gezinize başlayabilirsiniz. “Plaza del Triunfo” meydanının kuzey köşesine kadar ilerlediğinizde, bu bölümdeki karmaşık sokaklar ve caddeler ilginizi çekecektir.
Buralarda, aynı zamanda, şehrin en iyi otelleri, restoranları ve barları bulunur. Bu mekanlar: tüm zamanlarda, gerek şehirliler ve gerekse ziyaretçiler/turistler tarafından doldurulur.
Eski kent merkezindeki en önemli mimari eserlerin başında gelenler: Real Alcazar ve Santa Maria Katedralidir.
Bu bölüme genel olarak “Barrio Santa Cruz” da denilmektedir.
İspanya Sevilla Gezilecek yerler
REAL ALCAZAR-KRALİYET ALCAAZAR
Hemen, katedralin yanında bulunan “Real Alcazar” Magrip döneminden, şehirde, günümüze kalan en güzel eserdir. Şehrin en büyük yükseltisidir.
Avrupa’nın en eski, aktif kraliyet sarayıdır.
Daha önce, 4’ncü yüzyılda Roma döneminde: kraliyet konaklama yeri olarak kullanılan yapı: 10’ncu yüzyıla gelindiğinde Cordoba halifeliğinin kalesi olarak kullanılmıştır.
1181 yılında ise, Muvahhidler tarafından yapıda büyük değişiklikler yapılır ve kale olarak kullanılmak üzere genişletilir.
Ama: yapının tam olarak tamamlanması, 1364 yılında yani Hıristiyanlar döneminde olur. Sevilla şehrinin yeniden fethi sonrasında ise: Kral I. Petro ( kayıtlarda, Zalim Petro olarak geçmektedir) tarafından başlatılan programa bağlı olarak, yapı, iyice genişletilir ve konut olarak kullanılmaya başlanır.
Takip eden dönemde ise, Kraliçe İsabel II. Döneminde yapı yeniden genişletilir.
Bu nedenle: yapıda, gerek Magrip ve gerekse gotik mimari tarz görülebilmektedir.
Sayısız odası, abartılı mimarisi, birçok avlusu, göletleri ve keşfedilmeyi bekleyen lüks bahçeleri bulunmaktadır. Yani: bir anlamda, bu odalarda, Kristof Kolomb, Amerika yolculuğunu planlamıştır.
Duvara işlemeli “kraliyet silah panosu” nu görebilirsiniz. Yapının içi: özel yaşam için düzenlenen iki avludan oluşmaktadır. (Bakireler ve Bebekler Avluları)
Özellikle: yaz sıcaklarında, yapı, serin bir sığınak gibidir.
Günümüzde, İspanya kralları ve kraliyetin diğer üyeleri, Sevilla şehrini ziyaret ettiklerinde, geceyi burada, ayrılmış alanda geçirirler.
Giriş ücretlidir. Yetişkinler: 8.5 Euro, 25 yaş altındaki öğrenciler: 2 Euro’dur. Üst saray katını görmek isterseniz: 20 Euro ödemeniz gerekir. Çocuklar ücretsizdir.
Yapı: Her yıl, 1 Ocak, 6 Ocak, 25 Aralık tarihlerinde kapalıdır.
Evet, gelelim, Real Alcazar içinde özellikle gezmenizi ve görmenizi önereceğim bölümlere:
Palacio
Yapı bölümünün üst katları: günümüzde İspanya monarşisi yani krallık ailesi tarafından kullanılmaktadır. Kral Carlos’un halen burada, çalışma ofisleri bulunmaktadır.
Kızı da, 1996 yılında burada evlenmiştir. Üst kata çıkmak için: Roelas ve Madroza isimli sanatçıların tabloları ile dekore edilmiş bir merdiven kullanılır.
Üst kattaki odalarda: farklı mobilyalar ve halılar görülmektedir. Ancak, biraz önce söylediğim gibi, üst katı gezmek isterseniz, ilave bir ücret ödemeniz gerekiyor.
Palacionun merkezinde: Patio de las Doncellas (Bakireler Avlusu) bölgesinde: “Palacio de Petro I” bölümü bulunur.
Bu kral: zalim kral olarak anılmaktadır. Sanırım bu zalimliği “engizisyon” ile bağlantılı olsa gerek.
Bakireler Avlusu: üst katta, çeşitli dönemlerde yapılan özel salonlara açılır. Avluda: Granada bölgesinden gelen sanatkarların, elleriyle şekil vererek işledikleri ince detaylı alçı kaplamaları görebilirsiniz.
Ama, unutmamanız gerekir ki, bu mükemmel simetrinin oluşturulması için yıllarca uğraşılmıştır.
Evet, hemen yan tarafta: Patio de las Munecas (Bebeklerin Avlusu) bulunuyor. Buranın duvarları: sırlı çinilerle süslenmiştir. Kemerlerin birinde bulunan, iki küçük yüz nedeniyle, buraya “Bebeklerin Avlusu” ismi verilmiştir.
Bebeklerin avlusu: Alcazar’ın en görkemli bölümü olan “Salon de Embajadores” yani “Büyükelçiler Salonu” na açılır.
Salon de Embajadores (Büyükelçiler Salonu); 15’nci yüzyıldan kalmadır. Burada, özellikle birbirine geçen, yaldızlı ahşap parçalardan oluşan kubbeli tavan göz kamaştırıcıdır. Çinilerle süslenmiştir. Unutmamak gerekir ki, bu görüntü, betimleme sanatının kesinlikle yasak olduğu bir kültüre (İslam kültürüne) ait bir tasarı başyapıtıdır.
“Patio de la Monteria”,burası geniş ve açık bir avludur. Saray halkı: av seferlerinden önce, burada toplanırmış. Buradan “Palacio de Petro I” bölümüne giriş kapısı bulunuyor. Bu avluda: ayrıca çok katlı ve balkonlu cephedeki, ritmik desenlere dikkatinizi çekerim.
“Salones de Carlos V”
13’ncü yüzyılda yapılan orijinal saray yapısı içinde, uzun yıllar süren yeniden şekillendirme çalışmaları içinde, 16’ncı yüzyılda, bu bölüm ortaya çıkmıştır. Günümüzde: tonozlu muhteşem bir tavanın altında, burada, tarihi halılardan oluşan bir koleksiyon sergilenmektedir.
“Puerta del Leon” Alcazar’ın girişidir. Burası: orijinal Muvahhid surları arasındaki “Patio del Leon” bölgesine açılır. Burası: Kral Petro’nun hemen yanda bulunan “Sala de la Justica” da verdiği yargı kararlarını uyguladığı yer olarak bilinir.
“Sala de la Justica” nın hemen çıkışında: Muvahhid tasarımlarına sahip, 12’nci yüzyıl yapısı olan, “Patio del Yeso” isimli, kemerli bir küçük su bahçesi bulunuyor.
“Jardines del Alcazar”: Girişin ücretli olduğu bu bahçe bölümü: ilk olarak 12’nci yüzyılda yapılmıştır. Ancak, günümüzdeki görünümüne, 16’ncı yüzyılda ulaşmıştır. Sevilla şehrinin en sakin alanı olarak değerlendirilir.
Burada: büyük palmiyeler ve çam ağaçları, birbirlerine simetrik olarak yerleştirilmiş ve aralarına yine tarihi özellikleri olan çeşmeler konulmuştur.
Evet, Alcazar bahçelerinde, sabahtan akşama kadar hiçbir şey yapmadan oturabilirsiniz. Zaten bu yüzden, günümüzde, buralar ressamların merkezi konumuna dönüşmüştür.
JARDİNES DE MURİLLO – PARK
Alcazar duvarlarını çevreleyen ve Santa Cruz mahallesine giden yol üzerinde: Plaza Santa Cruz yakınlarındadır.
Buranın isminin kaynağı: ressam Bartolome Murillo’dur. 1618-1682 yılları arasında yaşayan ressam Murillo’nun eski evi: günümüzde müze olarak kullanılmaktadır ve parka yani halk bahçelerine bakmaktadır.
Park alanında: seramik çalışmaları yapılan yerler ve bol bol çiçek bulunuyor. Ayrıca: Kolomb anısına dikilmiş bir anıt da görebilirsiniz.
CALLEJON DEL AGUA
Burası, Alcazar bahçe duvarlarının hemen yanında “Barrio” bölgesinin merkezine giden dar bir sokaktır. Bu dar sokakta yürüyüş yapmanızı öneririm.
İspanya Sevilla Gezilecek yerlerİspanya Sevilla Gezilecek yerler
CATEDRAL DE SANTA MARİA DE LA SEDE
Evet, gezi meraklıları bilirler, şehrin kutsanması için, o şehirde mutlaka bir katedral bulunması ve Papa tarafından kutsanması gerekmektedir. Burası da, Sevilla şehrinin katedralidir.
Sevilla şehrinin zenginliğine güç katan katedrali mutlaka görmelisiniz.
1147 yılında, şehre ulaşan Muvahhid işgalciler: nehir kıyısında, bir cami ve minaresi olarak bir kule inşa ederler.
1428 yılında: yani aradan 281 yıl geçtikten sonra, Hıristiyanlar şehri ele geçirince: mevcut cami bir Hıristiyan kilisesine ve minare de, çan kulesine dönüştürülür. Ancak, bu dönüştürme ve yeniden yapım çalışmaları, yaklaşık 100 yıl sürer. Mimari tarz olarak: geç gotik mimari tarzı kullanılır.
Ancak, yapı tamamlandığında ortaya çıkan yeni katedral, dünya üzerinde o anda, en büyük gotik kilise olarak tarihe geçer. Ayrıca, Hıristiyan dünyasının en büyük mihrabı buradadır. Burada: küçük bir ayrıntıdan söz etmek istiyorum.
Bu yapı yapılana kadar, Hıristiyan dünyasının en büyük dini yapısı olarak İstanbul-Ayasofya geçmektedir ve Ayasofya, yaklaşık 1000 yıl sürdürdüğü en büyük dini yapı olma özelliğini, bu yapı tamamlandığında yitirir.
Günümüzde, en büyüklük sıralamasında, Sevilla Katedrali, üçüncü sırada gelmektedir. Ön sıralarda: Roma-Vatikan ve Londra Saint Paul katedralle gelmektedir.
Kapladığı alan bakımından ise, bütün gotik mimari tarzdaki kiliseler arasında, Guiness Rekorlar kitabına girmiş olarak dünyanın en Hıristiyan dini yapısıdır.
İç mekan:
Murillo, Zurbaran ve daha başka çeşitli ressamların tabloları ile süslenmiştir. Orta nef bölümü: 11.520 metre karedir. Yerden yükseklik ise: 37 metredir. Tavandaki gotik süslemelerin rahat görülebilmesi için yerlere ayna koymuşlar.
Capilla Mayor-Büyük Şapel
Biraz önce söz ettim gibi: Hıristiyan dünyasının en büyük mihrabı buradadır. Capilla Mayor isimli bu kilisede, İsa’nın yaşamından 45 sahnenin sunulduğu altar panosu bulunmaktadır ki, bu dünyanın en büyük mihrap panosu olarak önem kazanmaktadır. Panodaki güzellikler: Pierre Dancart isimli bir sanatçı tarafından yapılmıştır.
Kraliyet Şapeli
Kral San Fernando, Afonso ve Pedro I; Kastilya Leona kraliyetinin diğer üyeleriyle birlikte burada gömülüdür. Şapelde ayrıca, Sevilla şehrinin koruyucu azizi Virgen de Los Reyes’in bir görüntüsü vardır.
İspanya Sevilla Gezilecek yerler
Kolomb’un Mezarı
Burada, 1890 yılında, Küba’dan getirilip yerleştirilen Kolomb’un mezarının bulunduğu küçük bir şapel görülmektedir. Şapel içinde: Kolomb’un tabutu ve üzerinde: Castilla-Leon-Aragon-Navarra kraliyet hanelerini simgeleyen 4 oyma figür görülmektedir.
İspanya Sevilla Gezilecek yerler
Sacristia Mayor
Burada, ünlü ressam Murillonun resimlerinden oluşan bir koleksiyon sergileniyor. Ayrıca, bir kısım dini eser de bulunuyor.
Museo Catedralicio-Katedral Müzesi
Katedral içinde, müze olarak kullanılan yerde: altın işlemeli resimler, kutsal emanetler, mücevherler ve dini kıyafetlerin sergilendiği değerli bir koleksiyon görebilirsiniz.
Hazine Odası: Güney Amerika altınlarıyla yapılmış hazineler bulunur.
LA GİRALDA KULESİ
Muvahhidler döneminde inşa edilen caminin minaresi olarak yapılan kule, Hıristiyanların bölgeyi ele geçirmelerinin ardından kiliseye çevrilen cami yapısının çan kulesi olarak dönüştürülmüştür.
1147 yılında, camiyle birlikte yapılan kule: takip eden 400 yıllık süreçte, dörtten fazla büyük tasarım değişikliğine uğrar. İlk yapıldığında, Fas Marrekeş şehrindeki “Koutobia Camisi” nin minaresinin görüntüsünde ve benzerliğindedir. Halife Ebu Yakup Yusuf tarafından yaptırılmıştır.
Günümüzdeki görünümü ise, 1568 yılında: Rönesans mimari tarzında ortaya çıkar. Minare: dikdörtgen planlıdır. Magrip motifleriyle süslenmiş, sarı tuğlalar ve taş plakalarla kaplıdır.
1365 yılındaki depremde, kuleyi taçlandıran eski orijinal bakır küre kaybolur. Yerine, basit bir yapı yapılır. Daha sonra 16’ncı yüzyılda Rönesans çanlarının ince gövdesi eklenir. Ayrıca, inancı temsil eden heykel şeklinde bir taç yapılır. Heykel 1568 yılında yerleştirilir.
Tepesinde, üzerinde rüzgar gülü işlevi gören ve Avrupa Rönesansı’nın en büyük bronz heykeli olan “Giraldillo” nun durduğu, kavanoz adı verilen bir top vardır.
1928 yılında Katedral ve Giralda kulesi, ulusal anıt olarak ilan edilmiştir. 1987 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Son tasarım değişikliğinde, kule içten, iki atlı muhafızın, çanların bulunduğu yere kadar çıkabileceği şekilde dizayn edilmiştir.
Yani gerek atlar ve gerekse muhafızların çan kulesine çıkabilmeleri için, hafif eğim sağlamak üzere, bir dizi geniş ve hafif basamaklı, döne döne çan kulesine çıkan merdivenler yapılmıştır. (spiral düzen merdiven yoktur)
Ayrıca, kulenin tepesinde, yerküre üzerine ata biner gibi görünen “Ga Giralda” rüzgar gülü bulunur.
Günümüzde: Magribi temeller üzerinde yerleştirilen kulede: çanlar çalıyor. .
Çan kulesine çıkmanızı öneriyorum. Çünkü: buradan muhteşem bir şehir manzarası izleyebilirsiniz.
Hatta, geniş basamaklı merdivenlerle çıkarken yorulduğunuzda, pencerelerden, yine şehrin güzel manzaralarını izlemek mümkündür.
Her katta: geniş pencereler var, içerisi aydınlık ve çıkış gayet rahattır.
Giriş ücreti: yetişkinlere: 8 Euro, öğrencilere 2 Euro’dur.
Kuleden indiğinizde, portakal ağaçlarıyla dolu bir bahçe göreceksiniz.
CASA LONJA-HİNT ARŞİVLERİ BİNASI
Katedralin bitişiğinde bulunan bu yapı: 1599 yılında tamamlanmıştır. Günümüzde: Batı-Hint Adaları” arşivi olarak kullanılmaktadır.
Bu arşiv: Yeni Dünyadaki İspanya sömürge imparatorluğunun tarihi ve yönetimiyle ilgili, çok sayıda: kitap, plan, yazma ve milyonlarca belgeyi barındırmaktadır.
Amerika’nın keşfi ve yapılan tüm seferlerin kayıtlarının tutulduğu, harita örnekleri de burada sergileniyor.
Arşiv tarafından tutulan belgeler, 9 kilometreden fazla uzunluktaki raflarda saklanıyor. Ağırlık olarak, kolonilerin yönetiminden sorumlu kuruluşlardan gelen 43.175 dosya vardır. Burası, 1987 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.
Katedralden çıktıktan sonra: hemen yakınlardaki “gezinti at arabaları” ile çevre gezisi yapabilirsiniz. Ama, tamamen yolları ve çevreyi kokutan bu tür uygulamaları, kendi ülkemizde, birçok yerden tanıyorum. Yine de, bu at arabaları ile küçük bir gezi yapmak isterseniz: çevredeki park ve diğer ilgi çekici yerlere gidebilirsiniz.
İspanya Sevilla Gezilecek yerler
ARCHİVO DE İNDİA-GENERAL ARCHİVE OF THE İNDİES
“Plaza del Triunfo” nun hemen altındadır. Giriş ücretsizdir.
Burası: İspanyol Amerika’sının bir ticaret merkezi olarak kullanılmıştır.
1785 yılından sonra ise, İspanya’nın Amerika kıtasını keşfine ait, milyonlarca belgenin depolandığı bir yer olarak kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde de aynı işlevi sürdürmektedir ve yalnızca bilim adamlarının erişebildiği 100 milyon civarında belge bulunduğu söylenmektedir. Hatta, yine burada: Kolomb’un günlüğünün bile bulunduğu söylenmektedir.
İspanya Sevilla Gezilecek yerler
HOSPİTAL DE LOS VENERABLES-PLAZA DE LOS VENERABLES
Bu yapı: geçmiş dönemde: Fundacion tarafından restore edilerek: yaşlı ve hastalıklı emekli rahipler için bir huzurevi olarak kullanılmıştır. Günümüzde ise, sergiler için kullanılmaktadır.
Yapının içinde, bir de barok mimari tarzda kilise bulunuyor.
Evet: 17’nci yüzyıldan kalan ve Endülüs mimarisinin özelliklerini barındıran, bu muhteşem yapıyı görmeyi ihmal etmeyin. Özellikle, içerideki şaşalı barok şapel yapısını görmeyi unutmayın.
Buraya girmek isterseniz, ücret ödemeniz gerekir ki, yetişkin giriş ücreti: 4.75 Euro’dur.
İspanya Sevilla Gezilecek yerler
PALACİO DE LA CONDESA DE LEBRİJA
Calle Cuna ile Campana arasındadır.
Lebrija kontesi Dona Regla Manjon Mergelina: arkeoloji, sanat ve tarih tutkusuyla bilinmektedir.
Tutkulu bir koleksiyoncu ve gezgin olan Kontes: 16’ncı yüzyıldan kalma, aile yadigarı evini, bu merakı nedeniyle, her türlü antika eşya ile doldurmuştur.
Arkeolojiyi seven Kontesin muhteşem koleksiyonunda: genel olarak: “Pan” ve “Zeus” gibi tanrıları gösteren anekdotlar, İtalica arkeolojik kenti kalıntıları bulunmaktadır.
Yani, bir anlamda: özel koleksiyon yani bir aile sarayıdır. Yapı: 19’ncu yüzyılda “Condesa de Lebrija” tarafından yeniden tasarlanmış ve günümüzdeki durumuna ulaşmıştır.
Evet, sonuçta ise, günümüzde, burada muhteşem bir koleksiyon sergilenmektedir. Üst katta ise: birkaç yıl öncesine kadar, yani ölümünden önce, kontesin burada yaşadığı bölümler bulunmaktadır.
Bu yani üst katta: bazı eşyalar yanında, Arap temalı odalar, kütüphane ve bir yemek odası bulunuyor. Burada, ayrıca: Van Dyck ve Murillo tarafından yapılan birkaç tablo bulunuyor. Ana veranda katta ise; en önemli eserler bulunuyor.
Evet, günümüzde, burası, Avrupa’da, en iyi döşeli ev-saray olarak kabul edilmiştir. Pratik zemin bölümünde, roman mozaikleri bulunmaktadır. Ayrıca: korkuluk, vazo, amfora, sütunlar ve heykel koleksiyonu ilgi çekmektedir.
Sergilenen eserlerin ve özellikle muhteşem mozaiklerin büyük bölümü: şehir yakınlarındaki ünlü Roma antik kenti “İtalica” harabelerinden getirilmiştir.
Diğer eserler arasında öne çıkanlar ise: Magribi eserleri, bir rahibe manastırından ele geçirilen fayanslar ve Rönesans dönemine ait bir duvar süsüdür.
Sonuç olarak son derece iyi korunmuş süs eşyaları, porselen ve cam koleksiyon eserleri, 16’ncı Louis dönemine ait mobilyalar ve paha biçilmez sanat eserleriyle dolu olan bu mekanı mutlaka ziyaret etmenizi öneririm.
İspanya Sevilla Gezilecek yerler
2. LA MACARENA MAHALLESİ
Şehir merkezinin kuzeyine doğru yürürseniz, La Macarena mahallesine ulaşabilirsiniz.
BASİLİCA DE LA MACARENA
Bu kilise yapısı: şehrin Arap dönemi surlarının kalıntılarının hemen yanındadır. Kilise: Sevillalılar’ın çok saygı duyduğu “Virgin de la Macarena” heykelini barındırmaktadır.
Heykelin özellikleri şunlardır: 17’nci yüzyıldan kalan bu heykelde, Bakire Meryem: gözleri yaşlı, oğlu için gözyaşı döküyor.
Ancak: kendisinden şafaat dileyen birçok Hıristiyan, ellerinde adaklarla gelerek, kendisinden yani bu heykelden dertlerine şifa bulmasını istiyorlar.
Elbette, şehrin “Paskalya Kutlamaları” sırasında, heykel, kalabalık bir topluluk tarafından, törensel şekilde taşınarak katedrale götürülüp getirilmektedir.
3. EL ARENAL MAHALLESİ
Burası: tarihi şehir bölgesi olan “Barrio” daki en eski kısımlardan birisidir. Tam yeri: “Avenida de la Constitucion” ve “Rio Guadalquvir” arasındadır.
Buranın en büyük özelliği: uzun yıllar, Sevilla şehrinin limanı ve İspanya’nın dünyanın geri kalanı ile olan deniz ticaretinin merkezi konumunda olmasıdır.
Hatta: bu alanın denizcilikte önemi: Magribiler’in, günümüzde katedral olarak kullanılan alana yaptıkları cami ve yine günümüzde “La Giralda” olarak isimlendirilen kuleyi yaptıkları döneme; yani, 12’nci yüzyıla kadar uzanmaktadır.
Ancak, 16’ncı yüzyıla gelindiğinde, nehir alüvyonlar ile dolmaya başlamış, 17’nci yüzyılda gemiler Sevilla şehrine ulaşamamaya başlamışlardır. Bunun üzerine bölgenin önemi bitmiştir. Ancak, gerek Kolomb ve gerekse Macellan, tam buradan yeni keşiflerde bulunmak üzere denize açılmışlardır.
HOSPİTAL DE LA CARİDAD
Günümüzde, yaşlıların ve düşkünlerin bakımının üstlenildiği bu bölümün kurucusu: Manara isimli bir şahıstır.
Miguel de Manara denilen bu şahıs: öte yandan, 17’nci yüzyılda yaşamış, bir zamanların kadın avcısı efsanevi karakter, kötü şöhretli, gönül çelen “Don Juan” olarak da bilinmektedir. Ancak, Sevillalılar’ın büyük çoğunluğu, buna inanmamakta ve Manara’nın hayırsever biri olduğunu öne sürmektedirler.
Hastanenin küçük kilisesinde, ünlü sanatçılardan Murillo, Leal ve başkaca birkaç yöresel sanatçının tablolarından oluşan küçük ama heyecan verici bir koleksiyon bulunuyor.
İspanya Sevilla Gezilecek yerler
MUSEO DE BELLAS ARTES-MUSEUM OF FİNA ARTS OF SEVİLLA-SEVİLLA GÜZEL SANATLAR MÜZESİ
El Arenal bölgesinin kuzey ucundadır. Yani, nispeten şehir merkezinden uzakta, “Plaza del Museo” meydanındadır.
Madrid şehrindeki “Prado” müzesinden sonra, İspanya ülkesinin en önemli ikinci güzel sanatlar müzesidir.
Müze: rahibe manastırı olarak yapılan eski manastır binasındadır.
Son durumu: 1612 yılında “Juan de Oviedo” tarafından tasarlanarak ortaya çıkan binada: üç avlu ve bunun çevresinde inşa edilmiş 15 kadar sergi odası bulunmaktadır.
Tavan ise, barok tarzıdır. Binanın dekorasyonunda: çiçekler, ağaçlar ve Sevilla çinileri kullanılmıştır.
15’nci yüzyılda ise, bir sanat ekolu olan “Sevilla Okuluna” ev sahipliği yapmıştır. Bu yüzden: Sevilla Okulu sanatçıları olan: Bartolome Esteban, Murillo, Juan de Vales Leal ve Francisco de Zurbaran çalışmaları ve İtalyan heykeltıraş Torregiani’nin eserlerinden oluşan güzel bir koleksiyon bulunmaktadır. Yani: bir anlamda, İspanyol resim ve heykel müzesi de denilebilir.
Sıcak havalarda, müze binası, serinliğiyle harika bir seçenektir. Bu müzeyi mutlaka görmenizi öneririm.
İspanya Sevilla Gezilecek yerler
PLAZA DE TOROS DE LA REAL MAESTRANZA DE CABALLERİA DE SEVİLLA-CATEDRAL DEL TOREO
Nehir kıyısından, 200-300 metrelik bir yürüyüş ile ulaşılmaktadır.
Burası: Sevilla şehrinin “boğa güreşi” arenasıdır ve 1761-1881 yılları arasında inşa edilmiştir.
Ancak: bir arena olarak, dünyanın en eskisi ve ünlüsüdür.
Mimari olarak: bir daireden çok, 30 köşeli bir poligon tarzındadır. Ön cephesi: beyaz ve sarı renklidir.
Bu cephe: barok mimari tarzı yansıtır. Ana girişin hemen yanında “Petro Roldan” tarafından yapılan orijinal bir manastır bulunmaktadır. Matadorlar, mücadeleye girmeden önce, burayı ziyaret ederlermiş. Bir de revir var.
Bu revirde: Matadorların acil tedavileri yapılıyormuş. Giriş kapısı ise: 16’ncı yüzyıldan kalma, demir kapılıdır ve “Puerta del Principe” kapısı diye bilinir. Olağanüstü bir performansı sonrasında, torero (boğa güreşçisi) seyircinin omuzlarında, bu kapıdan geçer.
Seyirci kapasitesi: 12.500 kişidir. Ancak, bu boyutuna rağmen akustiği mükemmeldir. Oturduğunuz yerden, her şeyi duyabilirsiniz. Boğanın, süratle yokuş aşağıya inmesini önlemek için, arenanın zeminine hafif bir eğim verilmiştir. Bu durum, boğa güreşçisine bir avantaj vermek için düşünülmüş ve yapılmıştır.
Burada: bir boğa güreşi izleyebilirsiniz. Ancak, olay, genellikle bir boğa öldürmek ile sonlanıyor. Bunun doğal sonucu olarak: İspanya ülkesindeki genç nesil, bu etkinlikten nefret etmektedirler. Ama özellikle Sevilla yöresinde bu etkinlik olağanüstü popülerdir. Yani: burası, bir boğa ile yaşanan elektrikli atmosferi yaşamak için mükemmel bir yerdir.
Museo Taurino-Boğa Güreşi Müzesi
Arena içinde: birde müze bulunuyor. 18’nci yüzyıldan kalma müzede: boğa güreşi tarihindeki çeşitli izleri taşıyan eserler sergileniyor. Bunlar arasında: kostümler, afişler, bir boğa başı bulunuyor. Ayrıca:”Juan Belmonte” ve “Joselito El Gallo” gibi bazı ünlü Sevillalı toreros (boğa güreşçisi) ların resimleri bulunuyor. Burada, ayrıca geçici sergiler de düzenleniyor. Müzede “Picasso” tarafından boyandığı söylenen bir de “boğa burnu” var.
Evet, her ne kadar yapı büyük olmasa da, biraz önce söylediğim gibi, İspanya ülkesinin en cazip doğa arenası olarak kabul edilmektedir. Bunların yanında, küçük bir not: Bizet ünlü “Carmen” operetini burada ölümsüzleştirmiştir.
Arena ve müzesine giriş ücreti 5 Euro’dur. Gezi yaklaşık 30 dakika sürmektedir. Rehberli bu gezide: arenanın özel mülkiyet olduğundan, 14 yaşındaki matadora, yaşamasına izin verilen katil boğaya kadar pek çok bilgiyi bir çırpıda öğrenebilirsiniz.
Giriş öncesinde, elbette, buraya has kitap-kartpostal ve posterlerin satıldığı hediyelik eşya dükkanı var.
İspanya Sevilla Gezilecek yerler
RİO GUADALQUİVİR-TEKNE TURLARI
Evet, şehir içindeki geziniz yanında, tekne turlarına katılarak nehirden şehri izlemenizi öneririm. Özellikle, akşam saatlerinde muhteşem güzel görüntüler ortaya çıkıyor.
Çünkü: nehirden bakınca şehrin farklı yüzünü görebilirsiniz. Her gün saat: 11.00 ile 23.00 arasında sürdürülen ve her 30 dakikada kalkan tekneler, 1 saatlik tur yapıyorlar.
Tekne turuna katılmak isterseniz: “Torro del Oro” yanındaki; “Alcalde Marques de Conradero” bölgesindeki büyük iskeleye gitmeniz gerekir.
İspanya Sevilla Gezilecek yerler
TORRO DEL ORO-ALTIN KULE
Guadalquivar nehri kıyısındadır.
Real Maestranza arenasının yanında, İslam döneminde gözetleme için yapılmıştır. Guadalquivar nehrindeki nakliye kontrol ediliyormuş.
Düşman gemilerinin nehirde yelken açmasını önlemek için, devasa kuleden diğer tarafa su altından ağır bir zincir uzanıyormuş. Diğer bağlantı noktası, o zamandan beri yıkıktır veya kaybolmuştur. Muhtemelen 1755 Lizbon depremi sırasında çökmüştür.
Kule: 1220-1221 yılları arasında Sevilla şehrinin Almohad Valisi Abul Ula emriyle yapılmıştır.
15’nci yüzyılda ise, Amerika kolonilerinden getirilen hazinelerin depolanmasında kullanılmıştır.
Nehirden yansıyan altın parıltısına atfen, Arapça adı “Bury al-dahab” dır.
2005 yılındaki restorasyon çalışmasında, bu parlaklığın kireç harcı ve preslenmiş saman karışımından kaynaklandığı tespit edilmiştir.
Kulenin isminin “Altın Kule” olmasının bir başka sebebi ise, bir zamanlar kulenin üst kısmının altın kaplı olduğu söylentisidir.
Ayrıca, bir zamanlar Amerika kıtasındaki kolonilerden getirilen tonlarca altın burada muhafaza ediliyormuş. Gemiler nehir yoluyla Sevillaya girdiklerinde yüklerini yani altınları burada boşaltıyorlarmış. Orta kısmı depo olmasının yanı sıra, aynı zamanda hapishane olarak da bir dönem kullanılmıştır.
Mimari özellikleri:
Kule, tuğladan yapılmıştır. Yükseklik 36 metredir. 3 ayrı gövdeden/kısımdan oluşur. Birinci gövde: 12 metredir. Almohad Valisi Abu-l Ula emriyle, 1220-1221 yılları arasında yapılmıştır.
İkinci gövde: 14’ncü yüzyılda, Pedro I Cruel tarafından yaptırılmıştır.
Kule, 1755 Lizbon depreminde ağır hasar görmüştür ve aynı dönemde, Monte Real Markisi, atlı arabaların yolunu genişletmek ve Triana köprüsüne erişimi düzenlemek için, kulenin yıkılmasını önerir. Ancak Sevilla halkı, bu öneriye itiraz eder ve araya giren Krala başvurur ve yıkımdan vazgeçilir.
1760 yılında, kulenin alt katında onarım yapılır. Bu onarımda, kule moloz ve harç kullanılarak güçlendirilir. Duvarın çevresindeki patikadan, yeni bir giriş oluşturulur. Aynı yıl, üst silindirik gövde (üçüncü gövde) inşa edilir. Böylece kulenin görünümü değişir.
Günümüzde burada en üst katta “Denizcilik Müzesi” bulunuyor. Burada antik denizcilik aletleri, ölçekli modeller ve deniz haritaları sergileniyor.
ÜNİVERSİDAD DE SEVİLLA- TÜTÜN FABRİKASI
Günümüzde Üniversite olarak kullanılan burası: aynı zamanda eski bir tütün fabrikasıdır. 1728-1771 yılları arasında; Sebastian der Bocht tarafından barok ve rokoko mimari tarzlarında yaptırılmıştır. Sigara fabrikası iken, Avrupa’nın en büyük sigara fabrikası olarak önem kazanmıştır. Ama aynı zamanda, İspanya’nın en büyük endüstriyel binası olmuştur.
Fabrikanın mimarisi ve çevreleyen bahçenin tasarımı: yüksek bir zevk ürünüdür. Ana girişin üzerinde: üçgen cephe “La Fama” nın bir heykeliyle biter. Kilise ve cezaevi, ana binayı tamamlamaktadır. İç mekanda: etkileyici merdivenler, çeşmeler ve Patios bulunmaktadır.
Hatta: Proper Merima isimli yazarın hayali kahramanı olan “Carmen” in, burada tütün sardığı söylenir. Bizet: bu hikayeyi alıp, dünyanın en ünlü operasını yani “Carmen operası” nı ortaya çıkarmıştır.
Evet, burası: 1953 yılından sonra, Sevilla Üniversitesinin bir parçası olarak kullanılmaya başlanmıştır. Kuruluşu 1502 yılına kadar iner Sevilla Üniversitesinde, günümüzde ise, ülkemizden de “Erasmus” programı çerçevesinde, birçok öğrenci burada eğitim görmüş veya görmektedir.
İspanya Sevilla Gezilecek yerler
TRİANO BÖLGESİ
El Arenal bölgesinden, nehrin karşı tarafındaki “Barrio Triano” bölgesine geçmelisiniz. Triana bölgesi: efsanevi Flamenko’nun doğuş yeridir. Burada, ayrıca birçok çini (azujelo) atölyesi bulunmaktadır. Yani: çömlek sanayinin merkezi, burasıdır.
Bu bölgede gezilecek yerler şunlardır:
Puanta de Isabel II
Nehrin üzerindeki toplam 9 köprüden birisidir. 1852 yılında demirden yapılmıştır. Bir zamanlar, şehrin tüm ticari faaliyetlerinin sağlandığı nehir, günümüzde ticari trafikten çok, gezi tekneleri ve yatlar için önem kazanmaktadır.
Capillita del Carmen
Burası bir şapeldir. 1926 yılında yapılmıştır. Puenta de Isabel köprüsünün, Triana tarafındadır. Burada, özellikle görmenizi önereceğim yer: azulejo yani çini kaplı kapıdır. Yapının hemen karşısında ise, bir kule var. El Faro de Triana olarak isimlendirilen bu kule: sarı rengiyle dikkati çekiyor ve terasına çıkarsanız, muhteşem bir nehir manzarası görebilirsiniz.
Calle San Jorge
Burası çömlekçiler mahallesidir. Bölgedeki en ünlü çömlek atölyesi “Ceramica Santa Ana” dır. Evet, burası da şehirde önem kazanan yerlerden birisidir. Çünkü: çömlekçilik, Triana bölgesinde, yani burada: 1314 yılından bu yana devam eden bir uğraşıdır.
Romalılar, burada içini şarap ve yağ ile doldurdukları anforalar yaparlarmış. Magribiler döneminde ise, burada, mavi-beyaz ve yeşil renkli seramik karolar üretilmiş ve yapılarda kullanılmıştır.
Evet, Calle San Jorge bitiminde, sola dönerek “Calle Campos” istikametinde yürüdüğünüzde, daha çok seramik atölyesinin bulunduğu bölümleri göreceksiniz. Daha sonra ise, Triana bölgesinin en işlek caddesi olan “Calle de San Jacinto” ya ulaşabilirsiniz.
Calle Rodrigo de Triana
Burası, tipik bir Triana sokağıdır. İsminin anlamı ise: 1492 yılında, Kolomb’un ilk yolculuğunda, Yeni Dünya’yı ilk gören denizcinin ismine atfen “Rodrigo” dur.
İglesia de Santa Ana
Burası bir kilisedir ve 13’ncü yüzyılda inşa edilmiştir. Sevilla şehrindeki en önemli cemaat kilisesi olarak önem kazanmaktadır.
Calle Betis
Burası: Triana bölgesinin en güzel kısmıdır. Buradaki uzun bir şerit halindeki bar ve restoranlarda: Sevilla Flamenko müziği çalar. Bu mekanların büyük bölümü, masalarının bir kısmını nehir kenarına yerleştirirler.
Burada bir mola verirseniz, nehrin karşı kıyısındaki “Boğa Güreşi Arenası” nı ve “Torro del Oro” kulesini görebilirsiniz. Ayrıca, nehir üzerinde gidip-gelen kano ve tekneler de güzel bir görüntü oluşturuyor.
İspanya Sevilla Gezilecek yerler
4. PARQUE MARİA LAİSA
Burada, bir park alanı bulunuyor. Park alanı: Montpellier Düşesi Maria Laisa Fernando de Borbon tarafından: 1893 yılında şehre bağışlanmıştır.
Şehrin en büyük parkıdır. 400 bin metre karelik bir alanı kapsamaktadır. Ağaçlıklı caddeleri ile otobana kadar uzanır.
Parkın ilk yapılışı: 1929 yılında: “Latin Amerika” diğer adıyla “İber-Amerika” fuarı dönemindedir. Daha önceki dönemde ise, burada “San Telmo Sarayı” için yapılmış romantik bir bahçe bulunmaktaymış.
Aslında, 1929 yılında dünya üzerinde büyük ekonomik kriz etkin iken, burada bu fuarın düzenlenmesi büyük başarıdır. Bu fuardan günümüze geriye kalan ise, olağanüstü mimari yapı koleksiyonudur. Evet, bu bölümdeki iki yapı: günümüzde halen “Arkeoloji Müzesi” ve “Halk Sanatları Müzesi” olarak kullanılmaktadır.
Günümüzde, burada çekici anıtlar ve müzeler bulunuyor. Caddelerinde ise çeşmeler ve heykeller var ve bunlar parkı bir açık hava müzesine dönüştürmüştür. Park alanı içindeki en önemli çeşmeler şunlardır: aslanlı çeşme, kurbağalı çeşme. En önemli havuz ise: Lotus ve Ördek havuzlarıdır.
Parka giriş ücretsizdir.
İspanya Sevilla Gezilecek yerler
PLAZA DE ESPANA
Ünlü seyahat portallarından biri olan “Jetcost” tarafından tüm Avrupa’nın en cezbedici meydanlarından birisi olarak seçilmiştir.
Yarım daire biçimli bir bina ile çevrili, büyük anıtsal bir açık alandır.
İspanya’nın eski kolonileriyle kucaklaşmasını simgeler, nehre doğru bakan bölüm, Amerika’ya doğru izlenecek yolu gösterir.
Meydan, 1929 yılında İbero-Amerikan sergisi için, mimar Anibal Gonzales tarafından yapılmıştır.
Kendisi meydan bittikten birkaç gün sonra ölür.
İspanya’nın Amerika’ya olan saygısını simgeler.
Bina inşa edilirken, İber-Amerikan Fuarından sonra, Sevilla Üniversitesine ev sahipliği yapması planlanmıştır. Ancak, sonunda Endülüs’teki Hükümet Delegasyonu ve Guadalquivar Konfederasyonu gibi çeşitli resmi kurumlar arasında dağıtılır.
Meydanın çapı 170 metredir. Toplam 50 bin metre karelik bir alana sahiptir ve bu onu İspanya’nın en etkileyici meydanı yapar.
515 metre uzunluğunda, 200 metre çapında bir kanala sahiptir. Kanal, 1928 yılında tamamlanmıştır. Meydanın tüm çevresi boyunca, kanalda tekneyle gezilebiliyor.
Kanalda, 4 antik İspanyol krallığını temsilen 4 köprü bulunur.
Serginin açılış töreni, Kral XII Afonso tarafından yapılmıştır.
Kral, mimar Anibal Gonzales’in başyapıtını görünce çok şaşırmıştır. İlk gördüğünde “Beyler bunun güzel olduğunu biliyordum ama o kadar da değil” dediği söylenir.
Vicente Traver Havuzu:
Kompleksin ortasındadır. 1927 yılında mimar Anibal Gonzales’in halefi olan Vicente Traver tarafından yapılmıştır. Havuz, merkez bina ön cephesinde, Haliç’e bakan revak kemerinde, Castilla ve Leon köprülerinin arasındadır. Yerleşik bir kral ceketine benzer, kollar bir kartal tarafından desteklenmiştir. Bu çift başlı kartal, sularını bir bardağa döker.
Bankolar:
Plazayı çevreleyen duvarlarda farklı karo işçilikleri bulunur.
Bunlar, İspanya’nın birer bölgesini temsil eder.
48 İspanyol eyaleti, karo şeklinde temsil edilmektedir.
Bu 48 bandoda, İspanyol tarihinin ünlü karakterlerini temsil eden 48 tane de büst bulunur.
Ancak, 48 yerine 50 banko olması gerekirdi. Ama plaza yapıldığında, Kanarya adalarının sadece bir ili vardı. 1927 yılına kadar, Grand Canaria ve Tenerife olarak bölünmemişti. Öte yandan, Sevilla şehri, meydandaki dört duvar resminde temsil edilmektedir. Yani, diğer vilayetlerle birlikte temsil edilmiyor.
Navarra ili: şehirlerin alfabetik dağılımında görülmez. Çünkü 1929 İber-Amerikan sergisi bittiğinde, Navarralı IV Garcia’nın ölümü, çok şiddetli olduğu için karosu kaldırılmıştır. Kralın çocukları onun yerine almıştır.
Ciudad Real Eyaleti Bankosu:
Motif olarak “El Kişot” seçilmiştir. Bu motif, Cervantes’in herhangi bir özel sahnesini temsil etmese de, ön planda, bize iki ana karakteri “Don Kişot” ve “Sancho Panza” yı gösterir. Arkalarında, ufukta değirmenlerin olduğu net bir “La Mancha” manzarası görülür. Bu hem kitap resimlerinde hem de gravürlerde ve o dönem Sevilla seramiklerinde çok popülerdir.
İspanya Sevilla Gezilecek yerler
ARKEOLOJİ MÜZESİ
Müzenin bulunduğu yapı: 1929 yılında, Latin Amerika Fuarın bir parçası olarak: Anibal Gonzales tarafından tasarlanmış ve Neo-Rönesans mimari tarzında inşa edilmiştir. “Plaza de America” meydanındadır.
İspanya ülkesinde kendi türünde, en iyi müzelerden biri olarak kabul edilir.
Odak: Romalılar üzerine, ama daha eski bölümlere kadar uzanmaktadır. Romalılar ile birlikte: Fenikeliler, Yunanlılar ve Kartacalılar’a ait eserler sergilenmektedir.
Müzenin ana galerileri ve üst katı: İtalica ve yakınlarındaki antik kentten kurtarılan heykel ve parçaları ile Roma dönemine ait buluntulara ayrılmıştır.
Bunlar arasında göze batanlar: heykeller ve yerel doğumlu Roma imparatorları olan Trajan ve Hadrian’ı gösteren, 3’ncü yüzyıl mozaiğidir. Takip eden bölümlerde ise: Magribi İspanya’sına ait kalıntılar sergilenmektedir. Vizigot dönemine ait eserlerin sergilendiği bölüm de görülmeye değerdir.
Ayrıca: kolonizasyon bölümünde bulunan “Tartessian” hazinesini mutlaka görmenizi öneririm. Bu hazine: 1958 yılında yapılan bir temel kazısında: işçiler tarafından bulunmuştur. Hazine içinde: 6’ncı yüzyıldan kalma: bir kolye, bilezik ve altın-mücevher ve taş orjinli, 20 parça bulunmuştur.
Buluntuların tasarımları “Orient” özellik göstermekte olduğundan, bunları kullanan insanlar, yani Endülüs sakinleri hakkında bilgi vermeleri açısından önem kazanmaktadır.
İspanya Sevilla Gezilecek yerler
ŞEHİRDE GEZİLECE DİĞER YERLER
ISLA DE LA CARTUJA
Burası, şehirdeki fuar alanıdır. Cartuja adasında kurulmuştur.
1992 yılında, burada “Expo-92” fuarı kurulmuş ve yine aynı yılın Nisan-Ekim ayları arasındaki 8 aylık dönemde: fuar 36 milyon kişi tarafından ziyaret edilmiştir.
Evet, bu fuar: düzenlendiği dönemde, Sevilla şehrini modern bir şehir haline getirecek yatırımları çekmesi açısından önem kazanmaktadır.
Ancak, fuar sonrasında, fuar alanının nasıl değerlendirileceği konusunda büyük çelişkiler yaşanmış ve hatta günümüzde bile, bu fuar alanı, şehrin ziyaretçileri tarafından sık ve mutlaka ziyaret edilen bir yer değildir.
Çünkü: fuar alanı, düzenlendiği dönemi takiben kendi kaderine terk edilmiş ve günümüzde, nehrin karşısında, çoğu binanın boş ve yıkık-dökük görüldüğü, otların bürüdüğü bir yer haline gelmiştir.
Yine de, şehirde yeterli zamanınız varsa, Expo’dan kalanları görmek için burayı ziyaret edebilirsiniz. Bu alanda: görebileceğiniz diğer yerler: çeşitli alışveriş alanları, müzeler, Omnimax sinema kompleksi, Isla Magıca ve Monasterio de Santa Maria de las Cuevas’dır.
Omnimax Cinema
Burası, bir sinema kompleksidir. Sevilla şehrindeki bu alan, 2000 yılında bir film seti oldu. Plaza de Espana ve Star Wars filmleri burada çekildi. Ayrıca: Arabistanlı Lawrance, Star Wars Episode II, The Dictatör gibi filmlere de sahne olmuştur.
Isla Magıca
Burası: şehirdeki bir eğlence parkıdır. Yani bir lunapark denilebilir. Burada büyük bir “roller coaster” bulunmaktadır.
Expo-92 gölünün çevresindeki alana: Puente de la Barquere köprüsünü geçince, kısa bir yürüyüş ile ulaşılır. Burada, birçok eğlence aracı bulunuyor, özellikle çocuklar için ilgi çekecektir.
Monasterio de Santa Maia de las Cuevas
Expo-92 fuar alanında bulunan bu bina: 19’ncu yüzyılda bir manastır olarak inşa edilmiştir. Ancak, daha sonraki dönemde, bir girişimci tarafından çömlek fabrikasına dönüştürülmüştür.
1992 yılında ise: Expo Fuarı sırasında, bölgedeki en eski bina olarak ziyaretçilerin ilgisini çekmiş ve günümüzde ise bir modern sanat galerisi olarak kullanılmaktadır.
Burayı ziyaret ederseniz: Kolomb’un oğlu Hernando tarafından dikildiği söylenen “Ombu” ağacını, muhteşem güzel çini dekorasyonu ve kilisenin arkasındaki avluyu görmelisiniz.
PATİO DE NARANJOS
Burası: kiliseye dönüştürülmüş eski bir camidir. Magrip mimarlığının güzel örneklerinden birisidir. Ayrıca: yine bu kilisenin önünde, iki duvarlı, portakal ağaçlarıyla dolu avlu bulunmaktadır ki, cami olduğu dönemde insanların burada abdest aldıkları söylenir.
İGLESİA DE SAN MARCOS
14’ncü yüzyıldan kalmadır. Özellikle: La Giralda benzeri kulesi ilgi çekmektedir.
Ancak: 1936 yılında büyük bir yangında, iç dekorasyonu yanmıştır.
Kilisenin arka tarafındaki plaza, 1490 yılında kurulan “Convento de Santa İsabel” bulunmaktadır. Burası: 19’ncu yüzyılda, kadın cezaevi olarak kullanılmıştır.
Evet, bu kilise: son olarak, 1609 yılı tarihlidir. Plaza de Santa İsabel üzerine bakan barok portal üzerinde: Andres de Ocampo tarafından yapılan bir heykel kabartma görülmektedir.
İGLESİA DE SANTA CATALİNA
Bir eski cami üzerinde kurulmuştur. 14’ncü yüzyıldan kalmadır. Buranın da, La Giralda örnek alınarak yapılmış bir kulesi bulunmaktadır.
Girişinde: at nalı kemer bulunmaktadır. Sağda: “Capilla de la Exaltacion” bulunmakta olup, burası yaklaşık 1400 yıllarına tarihlenen dekoratif bir tavana sahiptir.
İGLESİA DE SAN PEDRO
14’ncü yüzyıldan kalmadır. Ancak, daha sonra çeşitli eklemeler yapılmıştır. Sağ bölümde: 1379 yılından kalma, Mudejar tavanlı güzel bir şapel bulunmaktadır.
Ayrıca, 17’nci yüzyılda Sevillalı ressam Zurbaran tarafından yapılmış birkaç resim bulunmaktadır.
İGLESİA DE SAGRARİO
Burası: 17’nci yüzyılda inşa edilmiş küçük bir kilisedir. Ama, daha önce burada bulunan bir caminin üzerine inşa edilmiş olmasıyla önem kazanmaktadır. Yapı, günümüzde kilise olarak kullanılmaya devam edilmektedir.
Kilisenin hemen yanında: simetrik olarak dikilmiş portakal ağaçları bulunan güzel bir bahçe bulunuyor. Söylenenlere göre: yapı cami olarak kullanılırken, Müslümanlar bu bahçe bölümünde abdest alıyorlarmış.
CALLE DE LAS SİERPES
Burası, Sevilla şehrinin en büyük alışveriş bölgesidir. Belediye binası önündeki meydanı geçince, buraya ulaşabilirsiniz.
CONVENTO DE SANTA PAULA
Sevilla şehrinde birçok kapalı dini kompleks bulunmaktadır. Ama, bunlardan yalnızca birkaç tanesine erişmek mümkündür. Bu kilise de, onlardan birisidir.
1475 yılında kurulmuş olan manastır: günümüzde de, 40 rahibeye ev sahipliği yapmaktadır. Manastırda: dini resimler ve eserler dolu iki galeri bulunuyor. Rahibeler ise, manastır üzerindeki pencerelerde görülebiliyorlar.
Burayı ziyaret ederseniz, rahibeler tarafından yapılan ve satılan marmelat ve reçellerin bulunduğu, çıkışa yakın odaya mutlaka uğramalısınız.
CASA DE PİLATOS
16’ncı yüzyılda, Tarifa Markizi tarafından yaptırılmış bir evdir. Yapılış amacı: Markizin, Avrupa ve kutsal topraklara yaptığı seyahatlerde topladığı sanat eserlerinin depolanmasıdır.
Sonraki dönemlerde, Markizin ardılları, bu geleneği devam ettirmişler ve günümüzde yapı: gerek mimari güzelliği ve gerekse içinde bulundurduğu sanat eserleriyle önem kazanmıştır. Şehrin en iyilerinden birisidir.
Evet, burayı ziyaret etmek isterseniz, ücret ödemeniz gerekiyor.
MUSEO DEL BAİLE FLAMENCO
Burası: 18’nci yüzyıldan kalma bir binada düzenlenmiş, Flamenko danslarının bütün türlerinin tanıtıldığı bir müzedir. Ayrıca: burada, Flamenko danslarından oluşan programlarda düzenlenmektedir.
EL CENTRO
Plaze de Toros bölgesinden kuzeye doğru yürürseniz buraya ulaşırsınız. Burada: gerçekten kaliteli eşyaları ucuza bulmanız mümkündür. Burada alışveriş için zaman ayırmanızı öneririm.
İspanya Sevilla Gezilecek yerler
ŞEHİR YAKIN ÇEVRESİNDE GEZİLECEK YERLER
İspanya Sevilla Gezilecek yerler
İTALİCA
Burada, bir Roma kenti kalıntıları görebilirsiniz.
Kalıntıların bulunduğu yer olan Santiponce: şehir merkezine 10 dakika uzaklıktadır. Yani, şehir merkezinin kuzeybatısında, 8 km. uzaklıktadır.
Kent: “Scipio” tarafından kurulmuştur. Ama Roma İmparatorluğuna: Troia ve Hadrian isimli iki imparator vermiştir. Evet, bu iki imparator, bu şehirde doğmuştur.
Kalıntılar arasında: eski merkezde bulunan bir amfi tiyatro ve bunu çevreleyen modern bir park bulunuyor. Amfi tiyatro: 25 bin seyirci kapasitelidir. Roma imparatorluğunun en büyük tiyatrolarından biri olduğu söylenir.
Sevilla Arkeoloji Müzesi: İtalica’dan götürülen mozaikler, heykel ve diğer kalıntılarla doludur.
CARMONA
Burası, Sevilla şehir merkezinin alternatif konaklama alanıdır. Çünkü: Sevilla şehrinin yakınındadır ve mimari zenginliğiyle orantılı olarak, çok sayıda güzel oteli barındırmaktadır.
Burada, Sevilla şehir merkezine düzenli otobüs seferleri düzenlenmekte ve bu otobüsler ile, şehir merkezine 40 dakikada ulaşılmaktadır.
Kasabanın ortaçağdan kalma kalabalık caddelerinin merkezinde, sevimli “Plaza de San Francisco” bulunmaktadır. Aynı zamanda, çok eski bir yerleşim yeridir. Çünkü: Hıristiyanlık öncesinde, İber döneminden bu yana, burada yerleşim bulunmaktadır.
Yeniden fetih döneminden sonra ise, kalenin de mimarı olan Kral I. Petro’nun yazlık mekanı haline gelmiştir. Bunun yanında, Roma mimarisine ait izler de görülür. Kasaba müzesi ilginizi çekebilir.
MUSEO DE LA CİUDAD
Kasaba müzesi: 18’nci yüzyıldan kalma bir malikanedir. Burada: kasaba tarihinin başlıca dönemlerini yansıtan eserlerden oluşan bir koleksiyon sergilenmektedir. Bunlar: tarih öncesinde, İberliler dönemi, Roma dönemi, Magribiler dönemi ve Hıristiyanlar dönemi olarak düzenlenmiştir.
NECROPOLİS ROMANA
Burası bir Roma dönemi mezarlığıdır. 1868 yılında bulunan mezar alanı: kazılmış ve aile mezarları, kemik saklama yerleri, yerel bir hükümdarın kızına ait villa tipi bir mezar gibi kalıntılar bulunmuştur. 30 dakika uzaklıktaki bu alana da rehberli turlar düzenlenmektedir.
ECİJA
Burası, İspanya ülkesinin en sıcak kasabası olarak bilinir ve önem kazanır. Çünkü: “La Sarten” yani “kızartma tavası” olarak bilinen bölgenin tam ortasındadır. Eski kent merkezinde, çeşitli malikaneler bulunmaktadır. Ayrıca: 15 ve 16’ncı yüzyıllardan kalma kiliseler vardır. Ancak, bu kiliseler ve kuleler, günümüzde bakımsız ve harap halleriyle dikkat çekmektedirler.
OSUNA
Bu kasaba, Sevilla şehrinin doğusunda, küçük bir tepeye inşa edilmiştir. Burada, Rönesans dönemi malikaneleri ve etkileyici dini binalar bulunmaktadır. Burada, beş yıldızlı bir otel bulunuyor.
Evet, burası turistlerin çoğunun ilk uğrak yeridir. Burada: San Marco Bazilikası dikkat çekiyor. Kente gelen günübirlik turistlerin, neredeyse tek gördükleri yer. Buraya kaldığınız yerden: vaporette denilen küçük gemiler ile ulaşmanız mümkün.
Bizde; Venedik kent gezimize, buradan başlayacağız. Yani: önce San Marco Meydanı ve yakın çevresini gezeceğiz. Burası: avuç içi kadar bir yer. Yürüyerek rahatlıkla gezebileceksiniz. San Marco Meydanı ve Meydanın çevresi. Bugünkü gezi planımız burası.
İtalya Venedik San Marco Piazza San Marco
PİAZZA SAN MARCO (SAN MARKO MEYDANI)
Evet: Venedik’in ana meydanı. Yani: Venedik’in merkezidir. Tüm önemli ofisler burada ve 19’ncu yüzyıldan bu yana “başpiskoposluk” da burada bulunuyor. Ayrıca: Venedik Festivalleri burada düzenleniyor.
Buraya: bol miktarda güvercin var. Yani: St. Marco meydanına varır varmaz, sizi bir güvercin ordusu karşılayacak. Turist gurupları geldiğinde, bu güvercinlere yem atıyorlar ve güvercinler bu yemlere üşüşünce, ortaya değişik görüntüler çıkıyor.
Söylendiğine göre: Venedik’e ilk güvercinler: Kıbrıslı tüccarlar tarafından, Venedik Dükü’nün karısına hediye edilmek üzere getirilmiş. Bu tarihten sonra da, giderek çoğalarak bu meydanın bir parçası olmuşlar.
Belki dikkatinizi çekecektir, buradaki güvercinler asla uçmuyorlar, yürüyerek dolaşıyorlar. Avrupa’da güvercinlerin yürüyerek dolaştıkları tek yer.
Meydanın uzunluğu: 175 metre ve genişliği ise 82 metredir. Meydanın geçmişi: 9’ncu yüzyıla dayanmaktadır. O zamanlar meydan, düklerin aldıkları kararları açıkladıkları: Markus Kilisesinin önündeki küçük bir alandı. Yani, aslında içinde kanallar geçen bir kilise bahçesiymiş. Ancak: 12 ve 13’ncü yüzyıllarda yapılan değişiklikler sonrası: şehrin dini ve siyasi merkezi haline gelmiş.
Meydanda:
Venedik Cumhuriyetinin gücünün zirvesindeyken, görülmeye değer taklar kurulurmuş. Bunlardan: bir tanesi, “Gentile Bellini”nin “Accademia”da sergilenen ünlü resmine de konu olmuş.
Orayı ziyaret ettiğinizde, özellikle bu muhteşem resmi mutlaka görmelisiniz. Cenevizlilere veya Osmanlılara karşı zafer kazanmış komutanlar: savaştan döndüklerinde, Bazilikanın önünde, onların şerefine törenler düzenlenir ve ziyaretler verilirmiş.
Seyyar satıcılar, o zamanda, bugünkü gibi: şekerleme ve yiyecek satarlarmış. Arkadların altındaki şık dükkanlar: asırlardır Venediklileri ve yabancıları, kendine çekmektedir.
Bütün tantanasına, itiş kakışına rağmen Meydan: günümüzde de bir uygarlık merkezi olmayı sürdürmektedir. Napoleon’un, Piazza San Marco için: “Avrupa’nın Salonu” dediği söylenir. Dünyada: bu kadar zarif orantılara sahip, üç tarafı revaklı, muhteşem heykellerle çevrelenmiş ( bu heykellerin çoğu: 16 ve 17’nci yüzyıllardan kalmadır), trafiğe tamamen kapalı başka bir meydan yok.
Evet:
Meydan, aslında: trapezoid (yamuk) şeklindedir. Düzensiz döşenmiş, meydanı zemini, Bazilikaya doğru hafif eğimlidir. Meydana: 250 yıldan daha uzun süre önce döşenen trakit (volkanik kaya) taşlar, en eskisi 13’ncü yüzyıla ait olan beş-altı kat döşemenin üstünde bulunuyor.
Girişte: iki granit sütun var. Bunlar: 1125 yılında, Doğu’dan çalınıp kaçırılarak getirilmiş ve 1172 yılında, buraya yerleştirilmiş. Bunların buraya dikilmesinde mimar: Rialto Köprüsünün de ilk mimarı olan Niccola Starantonia’dır.
O zamandan, günümüze kadar, yerlerinden hiç oynatılmamışlar. Burada: üçüncü bir sütün daha varmış, ama o sütun geçmişte sulara gömülmüş ve yerine yenisi konmamış.
İtalya Venedik San Marco ve Castello
Sütunlardan birinin üstünde: Venedik’in koruyucu azizi: Aziz Theodoros bulunuyor. St.Theodora; yeni kurulmuş Doğu Roma İmparatorluğuna bağlı bir kraliçedir. Yalnız: bu eski, daha sonra Aziz Marcos’un naaşı çalınarak buraya getirilince, kendin koruyucu azizi Aziz Marcos olmuş.
Dikkat ediyor musunuz; çalınma kelimesini ne kadar çok kullanmak zorunda kalıyorum. Yalnız: burada unutulmaması gereken bir husus daha var, Osmanlı Padişahları, bir dönem, “ taş parçaları” olarak tabir ettikleri birçok antik kalıntıyı, bizzat Avrupalılara hediye etmişler. Bunu da unutmamak gerek.
Evet: gezimize devam ediyoruz.
Diğer sütunların üzerinde: şehirde bulunan pek çok taş aslanın, en tuhaf görünüşlüsü olan, dört ayaklı melez bir “khimaira” (Yunan mitolojisinde; aslan başı) bulunuyor. Bu aslanı, en net görebileceğiniz yer ise: Dükler Sarayının Balkonudur. Aslında: bu aslanın, orijinal hali bilinmiyormuş. Ama: Doğu kökenli ve 2200 yıllık olduğu tahmin ediliyormuş.
İtalya Venedik Piazza San Marco Günümüzde
Günümüzde:
Turist kalabalıklarıyla dolup taşan sütunların arasındaki alan: 15’nci yüzyıldan 18’nci yüzyılın ortalarına kadar: suçluların idam edildiği bir meydan olarak kullanılmış. Suçlular işkence görüp, sal üzerinde yakılır ve sonra ise ata bağlanarak, sokaklarda sürüklenip, daha sonra bu sütunların arasında ölüme terk edilirmiş.
Ne medeniyet ama? Ayrıca buraya dair anlatılan bazı hikayeler var. Bunlardan bir tanesi: bir fırıncının oğlu olan Pietro Faziol (Il Pietro)’dur.
Bir asili öldürdüğü için ölüm cezasına çarptırılır. Cezanın infazından sonra, Pietro Faziol’un suçsuz olduğu anlaşılınca, anısına iki adet gaz lambası yakılmıştır.
Diğer hikaye ise: Carmagnola Kontudur. O’da hainlikle suçlanmış, suçsuzluğu ise daha sonra yani cezalandırıldıktan sonra anlaşılmıştır.
İtalya Venedik San Marco ve Castello Campanile di san Marco
CAMPANİLE Dİ SAN MARCO (Çan Kulesi)
İtalya Venedik San Marco ve Castello Campanile di san Marco
Hemen meydanın köşesinde bulunuyor. Venedik’e gidip de bu kuleye çıkmadan, Venedik’i tepeden görmeden sakın şehri terk etmeyin. Evet, burası: Venedik’in en yüksek yapısıdır. San Marko Çan Kulesi. Her gün açıktır.
Asansöre binerek, 100 metre boyundaki bu yapıya çıkın ve Piazza ile şehrin nefes kesen manzarasını izleyin. Bazilikanın egzotik kubbeleri, Büyük Kanalın ağzındaki Dorsoduro’nun kama biçimli burnu ve adadaki San Giorgio Maggiore Kilisesinin muhteşem manzarası, ayaklarınızın altında uzanacak.
Aynı zamanda: tarihi şehrin pişmiş topraktan yapılmış çatı kiremitlerini de göreceksiniz.
Evet: bu kule, zamanında: deniz feneri, atış kulesi ve çan kulesi olarak kullanılmış. Ünlü Alman Goethe: günümüzden 200 yıl önce, denizi ilk kez görmek üzere buraya geldiğinde de, manzara, bugünkü manzaranın aynısı idi.
Hatta: söylenenlere göre: 400 yıl önce; Galileo’nun yeni teleskopunu göstermek üzere, dükü buraya çıkardığında dahi manzara aynıymış. Ancak: burada baktığınızda, yine de, tek bir kanal bile göremeyeceksiniz.
İtalya Venedik San Marco ve Castello
Şehrin, en iyi bilinen sembolü olan kulenin orijinali: günümüzde ayakta değil. Orijinal kule: 14 Temmuz 1902 tarihinde: Piazza’nın üzerine yıkılmış. Ancak: kule, o zamanlar, o kadar çok sallanıyormuş ki, herkes yıkılacağının farkında imiş.
Venedik’te, tarih boyunca pek çok çan kulesi yıkılmış. Bu yüzden: çan kulelerinin çevresine yaklaşmak yasak hale getirilmiş.
Alınan önlemler sayesinde, kule yıkılınca, kimse zarar görmemiş. Kulenin yıkılış anı görüntülenememiş olsa da: şehirde, bu anı gösteren sahte kartpostallar satılıyor, dikkatinizi çekecektir.
İtalya Venedik San Marco ve Castello Şehir Konseyi
Şehir konseyi
Vakit kaybetmeden çan kulesini “olduğu yere olduğu şekilde” yeniden inşa etmeye karar verir. Orijinal kulenin yapılışından tam 1000 yıl sonra; 25 Nisan 1912 tarihinde, daha hafif bir forma sahip olan yeni kule, dünyanın pek çok yerinden Venedik hayranlarının bu projeye sağladığı maddi kaynaklar sayesinde: yeniden, törenle açılmış.
Venedik’te ki pek çok kule gibi: bu kulede, yana yatmaya başlamış.
İtalya Venedik San Marco ve Castello Torre Dell’Orologio
TORRE DELL’OROLOGİO (Saat Kulesi)
Meydanın köşesinde bulunuyor. Çan kulesinin hemen karşısındadır. Çan ve saat kuleleri, karşılıklı köşelerdedir.
Biraz önce söz ettiğim Campanile: Piazza’nın tek çan kulesi değil. Torre Dell’Orologio: bir saat kulesidir. Muhteşem bir “Zodyak” saati var. Arap ve Romen rakamları ile, saati gösteriyor. Ve de, evet, bu saat: tam 500 yıldır çalışıyormuş.
Ocak ayında kutlanan: Epifanya ve Mayıs ayında kutlanan İsa’nın Göğe Çıkışı haftası boyunca, üç Müneccim Kral figürü ile borazan çalan bir melek; her saat başında ortaya çıkarak, yaldızlı Madonna’yı selamladıktan sonra: törensel bir şekilde, onun çevresinde dönerek gözden kaybolurlar.
Saat kulesinin üzerinde bulunan: 2 bronz insan (Mağribi) figürü, ellerindeki büyük çekici: çan’a vurur. Efsaneye göre: bu figürleri okşamak, kişilere yıl boyunca cinsel güç verirmiş. Ayrıca: Venedikliler, 19’ncu yüzyılda, bu çekiçlerden birinin, bir ustaya vurarak kulenin tepesinden fırlattığına inanıyorlar.
Kim bilir, belki de bu heykeller; söylentinin doğruluğunu sınamak isteyen binlerce ziyaretçinin sergilediği küstah davranışın öcünü almışlardır.
PROCURATİE VECCHİE VE PROCURATİE NUOVE
PROCURATİE VECCHİE
Saat kulesinin hemen yanındadır. Meydanın bir yanı boyunca uzanıyor. Burası: bir konuttur. Sestierelerin idaresinden sorumlu resmi görevliler olan: San Marco Vekilleri için, 16’ncı yüzyılda inşa edilmiş.
Buranın altında: Venedik’in en ünlü iki kafesinden biri var. Bir tanesi: Caffe Quadri.
İtalya Venedik San Marco ve Castello Caffe Quadri
CAFFE QUADRİ
19’ncu yüzyılda: Avusturya işgali sırasında, Avusturyalıların uğrak yeri olan bir kafe.
SAN GEMİNİAMO KİLİSESİ
Eskiden, Meydanın, Bazilikasının karşısına düşen, en uzak köşede bulunurdu. Napoleon; 1807 yılında; meydanın iki yanını birbirine bağlayan “Ala Napoleonica “ (Napolyonun kanadı) olarak bilinen kanala, yer açılması için, kiliseyi yıktırmış.
Kanadın ön cephesinde: Roma İmparatorlarının heykelleri var. Napolyon’un heykeli için düşünülmüş olan merkez niş: günümüzde, nedense boş bırakılmış.
PROCURATİE NUOVE
Procurative Vecchie’nin karşısındadır. Yani: meydanın öbür yanı boyunca uzanıyor. Çan kulesinin yanında.
Bu konutlar: 1582 ve 1640 yılları arasında inşa edilmişler. Napolyon tarafından, kraliyet sarayı olarak kullanılmışlar. Günümüzde: bu binanın büyük bölümü ile yakınındaki: Ala Napoleonica: Mouse Correr’e tahsis edilmiş.
Procuratie Nuove’nin alt katında: meydanın, “Cafe Quadri”ye bakan tarafında: “Piazza”nın diğer ünlü kafesi olan: “Florian” bulunuyor
FLORİAN CAFE
1720 yılında açılmış. 19’ncu yüzyılın ortalarından kalma, etkileyici bir iç mekana sahip. Dünyada, aralıksız işleyen, en eski kafe olduğu söyleniyor. Meydanın ve İtalya’nın en eski kahvehanesi olan burası; pek çok yazar, şair ve müzisyenin buluşma yeriydi.
Goothe, Thomas Mann, Marcel Proust, Hemingway ve Twain gibi pek çok ünlü kişi, kahve içmeye buraya gelirlermiş. Hatta: Richard Wagmer, Guiseppe Verdi ile karşılaşmamak için, meydanın diğer yanındaki “Cafe Lavena”na gidermiş.
İtalya Venedik San Marco ve Castello Piazzetta Dei Leoncini
PİAZZETTA DEİ LEONCİNİ (Piazzetta Meydanı)
Bazilikaya yüzünüzü dönün, sağ yanınızda kalıyor. Çan kulesinin arkasında, Dükler Sarayının önünde kalan meydan.
Heykeller ve sütunlar: günümüzdeki Lübnan bölgesinden, o yıllarda çalınarak getirilmiş. Sütunlar arasındaki boşluk: kamu infazları (idam) için kullanılmış. Heykeller ise: iki küçük mermer aslan heykelinin ve bunların arkasında kalan meydan; Piazzetta Dei Leoncini.
İtalya Venedik San Marco ve Castello Piazzetta Dei Leoncini
Bazilikanın; Piazzetti’ye bakan yanında:Venedik Cumhuriyetinin, 1848-1849 yılları arasında hüküm süren lideri Daniele Manin’in mezarı var.
Manin: Avusturya işgaline son verilmesinin ardından; ailesiyle birlikte onurlandırılmış. Venedik tarihinde, hiçbir düke, bu kadar görkemli bir yer ayrılmamış olması dikkat çekici.
İtalya Venedik San Marco ve Castello Basilica Di San Marco
BASİLİCA Dİ SAN MARCO (San Marco Bazilikası)
Meydanın ön bölümünde, Dükler Sarayının hemen yanında, saat kulesinin bitişiğinde. Muhteşem görünümü olan bir sanat eseri yapı. Cumhuriyetin devlet kilisesidir.
Evet, burası Doğu ile Batının muhteşem bir sentezi. Aziz Marcos Bazilikası. Her gün açıktır. Ancak: diğer Venedik Kiliselerine olduğu gibi, buraya da, kısa şortla girilmesine izin verilmiyorlar. Omuzlar ve sırtın örtülü olmasını istiyorlar.
Diz hizasında şort giymek serbest. Evet, buraya girmeyi düşünürseniz ki, mutlaka girin, kıyafetiniz uygun olmalı. Kıyafet yanında: yanınızda çanta bulunmasına da izin vermiyorlar. Çantalarınızı: Calle San Basso’da bulunan “Ateneo San Basso”ya bırakabilirsiniz. Burası: zarif bir kutsal mabettir.
Evet: gezimize devam ediyoruz. Bazilika hakkında bilgi vermek istiyorum. Zemini: eğimli ve düzensizdir. İç mekanda ve dış cephede kullanılan tarzların bileşimi, birbirinden tamamen farklı boyutlara sahip, beş alçak kubbesi var. Bu kubbelerin her biri, diğerinden farklıdır. Yapının: 500 sütunu ve bir mücevheri andıran zarafeti gerçekten göz alıcı.
Evet, bu kilisenin yapım hikayesi ne geçelim.
828 yılında, Mısır’ın İskenderiye kentinden, Venedikli iki tüccarın getirdiği: İsa’nın 12 havarisinden biri olan St.Marco’ya ait naaş (vücut parçaları): kente bir onur kazandırır. Naaş: efsaneye göre, Müslüman gümrük görevlilerinin dokunmamak için sıkı kontrol etmedikleri, domuz eti sevkiyatı sırasında, domuz etlerinin arasına saklanarak, Venedik’e getirilir.
Naaş: önce, St.Thedora Kilisesinde muhafaza edilir. Dük Giustiniano Partecipazio; Venedik’e ve St.Marco’ya yakışır bir kilise yapılmasına karar verirse de, onun bu isteği kardeşi Giovanni Partecipazio tarafından projelendirilir ve 832 yılında binanın inşaatı, 883 yılında ise dekorasyonu tamamlanır.
Ancak: 976 yılında çıkan bir ayaklanmada, Dükler Sarayı yanar ve alevler bitişiğindeki kiliseye de oldukça zarar verir. Kilisenin restorasyonu ise, 1000 yılına doğru Pitro Orseola tarafından yapılır. Daha sonra Dük Domenico Contarini, mevcut kilisenin güzel olmadığına karar verir ve yıktırır. 1063 yılında, yetenekli öğrencilere bir proje yaptırır ve yapılan bu projeyi hayata geçirtir.
Kilise: 1073 yılında tamamlanır. Yapı; plan olarak Bizans mimarisinde, bir dönem sıkça uygulanan Yunan Haçı (yani artı işareti şeklinde) planındadır. Dört eşit kolun, her biri bir koridor ve kolların kesişiminde oluşmuş bir orta açıklık; planın esasını oluşturur. Her kol ve orta açıklık, birer kubbe ile örtülüdür.
Kubbeler: pandantifler yardımıyla ayaklara ve sütunlara otururlar. Yapının içinde: kubbe içleri, pandantifler, kemer ve tonozlar, dışta ise ön cephede yer alan kemer alınlıkları mozaikler tekniği ile resimlenmiştir.
Resimlerde: İncil’de yer alan özellikle Hz. İsa’nın hayatı ve mucizeleri ile, St. Marco’nun hayatıyla ilgili konular işlenmiştir. Ayrıca: dekoratif amaçlı olarak bitki motifleri de, özellikle kemerlerde görülür. St. Marco Kilisesi: Bizans Mimarisine öykülenerek planlanmış olmasına rağmen, her dönemde getirilen birçok parça ile Gotik, İslam ve Rönesans üsluplarının özelliklerini de taşır.
1204 yılında, Osmanlı’ya karşı güç oluşturmak üzere İstanbul’a gelen haçlı ordusu, şehri yağmalar.
İtalya Venedik San Marco ve Castello Basilica Di San Marco
Bizans devletinin, bir dönem yıkılmasına da sebep olurlar. Bu orduyu oluşturanlardan bir gurubu da Venediklilerdir. Yağmaladıkları sayısız eser arasında: bronz 4 at heykeli ve Doğu Roma ve Batı Roma İmparatorluklarının birliklerini sembolize eden “Tetrark” adlı; 4 figürden oluşan heykeller en bilinenleridir.
Bugün: St. Marco kilisesinin cephesinde bulunan bu heykellerden “Tetrark” heykelinin kırık bölümü, yakın zamanda kazılarda İstanbul’da ortaya çıkarılmış ve Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
Oysa Venedik’te, bu heykelin ve daha birçoğunun nereden geldiği belli değil veya Suriye kökenli olduğu söylenir. Hem 4 at heykelinin ve hem de Tetrark heykelinin orjinalleri: St.Marco Kilisesi Müzesindedir.
Burası zamanla: düklerin taç giyme törenlerinin yapıldığı bir kutsal yer haline gelmiş. San Marco’nun: bir kılıçla silahlandırılmış kanatlı aslanı şehrin amblemi oldu. Basit bir sembol: sivil erdemleri, gücü ve cesareti temsil ediyordu.
Günümüzde gördüğünüz, bu Bazilika ise: 1063-1094 yılları arasında inşa edilmiş. Naaş; şimdi beyaz bir mermer mezarda bulunuyor.
İtalya Venedik San Marco ve Castello Basilica Di San Marco
Bunu takip eden;
300 yıl süresince: yapının dış cephesi, mermer kaplamalar ve süslemeler ile bezenmiş. Süslemeler olağanüstü derecede bol ve harikuladedir.
Bazilika: Yunan haçı şeklinde inşa edilmiş, soğan şeklindeki kubbesi, haçın kolları üzerine inşa edilen, farklı yükseklikteki küçük kubbeler tarafından desteklenmektedir. Zengin süslemeler: bazilikaya “altın kilise” unvanını kazandırmıştır.
Kilise yapısı: çok büyüktür. Yapıyı: beş büyük kemerli, beş devasa kubbe desteklemektedir. Ancak, bütün bu mimari özelliklerin yanında sıra dışı olarak; altın parıltılı mozaikler görülüyor. Her açıdan ışık yansıtan, bu görkemli efekti elde etmek için: bütün küçük kareler farklı yönlere bakıyor. Evet, bazilikanın üzerinde:8000 metre kare kaplama bulunuyor.
İtalya Venedik San Marco ve Castello Basilica Di San Marco
Yurt dışına yapılan seferlerden dönüldüğü zaman: elde edilen hazineler (altın, gümüş, cam ve diğer kıymetli malzeme parçaları) , San Marco’da, sanat eserlerine dönüştürülmüş, bu nedenle: duvarlar mermer ve değerli heykellerle, kalın bir tabaka ile kaplanmıştır.
Ön cephe: rengarenk mermer ve heykellerle donatılmış, beş adet büyük giriş kapısı ile delinmiştir. Bazilikanın: 12’nci yüzyıl taş döşemeleri oldukça süslüdür.
NARTEKS
Burası: katedralin girişindeki küçük sundurmadır. Kiliseyi gezmeye: buradan başlayın. Burada: muhteşem mozaikler sergileniyor. Sergilenen bu mozaikler: W.B. Yeats’ın şiirinde: “Tanrı’nın Kutsal Ateşi” olarak tarif edilmiş.
Bunlar bir araya getirildiği takdirde, 1 dönümlük bir alanı kaplayacakları söyleniyor. 13’ncü yüzyıldan kalma bu mozaikler de: Yaradılış, Nuh’un Efsanesi, Tufan gibi, Eski Ahit’ten sahneler betimlenmiş.
Yalnız bu mozaikleri: gün içinde belli saatlerde görmeniz mümkün. Bu saatleri, takip etmelisiniz. Çünkü: bunları görmeniz için, katedralin aydınlatılması gerekiyor. Bu da: günün belli saatlerinde yapılmakta. (ben gördüğümde: 11.30-12.30 arasında idi)
MUSOE MARCİANO
Evet, ana girişin hemen sağındaki orta giriş kapısı üzerinde; merdivenlerden yukarı çıktığınızda; burada bir müze var. Museo Marciano. Müze: Bazilika ile aynı saatlerde ziyarete açık.
Müzede, mutlaka görmenizi önereceğim eserler: ahşap San Marco Aslanı ve Pala d’Oro altar panosu (pano ile ilgili ayrıntılı bilgi aşağıda)
İtalya Venedik San Marco ve Castello Basilica Di San Marco atları
SAN MARCO’NUN (QUADRİGA ATLARI) ATLARI
Burada sergilenen en büyük hazine ise; Cavalli di San Marco. Yani: San Marko’nun atları. MÖ.200 yılları civarında: Roma’da veya antik Yunanistan’da dökülmüş olan, bronz şaheserler: günümüze kadar kalmış. Yan yana dört at. Çok yer gezmişler, çok el değiştirmişler. Buyurun; atların elden ele gezintisine.
Bu dört atın: bir zamanlar: Roma’daki Traianus Kemeri’ni süslediğine inanılıyor. Heykel: daha sonra, İstanbul Hipodromuna dikilmiş. 1204 yılında ise, savaş ganimeti olarak: Dük Dandolo tarafından Venedik’e getirilmiş.
Yalnız: dikkat edin, birbirlerinden çalıyorlar, çünkü: Haçlı ordusunun, İstanbul’u yağmalaması sırasında çalınmış. Atlar: Venedik’e getirildiğinde, bir süre: Venedik Arsenali’ni (tersane) korumuşlar. Daha sonra: katedralin önüne yerleştirilmişler ve ünlü kanatlı aslan figürü gibi, uzun zaman şehrin simgesi olmuşlar.
İtalya Venedik San Marco ve Castello Basilica Di San Marco Atları
Takip eden tarihi süreçte: 1797 yılında; atlar Napolyon tarafından Paris’e götürülmüş ve 13 yıl boyunca; Louvre Müzesinin yanındaki: Place du Carrousel’i süslemiş.
Daha sonra ise, Venedik şehrini kontrol altına alan Avusturyalılar tarafından, yeniden Venedik’e geri getirilmiş.
Atlar
I. Dünya Savaşında, İtalyan hükümeti tarafından Roma’ya götürülmeden önce: San Marco’da kalmışlar. II. Dünya Savaşında ise, tekrar yer değiştirmişler ve yakınlardaki bir kırsal alana konulmuşlar. Savaştan sonra ise, yine Bazilikaya getirilen atların; orijinali, hava kirliliğinin yarattığı korozyondan korunmak için; iç mekana taşınmış.
Bazilikanın içinde göreceğiniz, açık havada duran atlar: orijinal değil, kopya. Venedikliler, atların bir daha yer değiştirmesine izin vermeyeceklerine yemin etmişler.
Müzede: katedralin üst bölümünü çevreleyen galerinin muhteşem bir manzarası var. Ancak: bu bölüm, ziyaretçilere açık değil.
HAZİNELİK
Bazilikanın sağ kanadında, vaftizhanenin yanında: Tesoro di San Morca (hazinelik) bulunuyor. Burada: 4’ncü Haçlı Seferinde: İstanbul’dan yağmalanan şahaserler sergileniyor.
ALTAR
Hemen, Hazineliğin yakınında: 7 ve 8’nci yüzyıllara ait: İsa ve Meryem’in hayatlarından kesitlerin betimlendiği, kaymaktaşından, dört sütun üzerine yerleştirilmiş: Altar Magiore (yüksek altar) bulunuyor.
Burada: aydınlatılmış bir kafesin içinde: Aziz Markos’un, Mısır’dan çalınarak Venedik’e getirilen naşının kalıntılarının bulunduğu lahit var.
PALA D’ORO ALTAR PANOSU
Altar’ın hemen arkasında bulunuyor. Bu: Hıristiyanlık aleminin en değerli hazinelerinden biri. İncil’den, birçok sahnenin yer aldığı, altın ve mücevherlerle donatılmış: Pala d’Oro, yani Altın Pano. 12’nci yüzyılda: işlenmeye başlamış olan pano, zamanla dükler tarafından zenginleştirilerek ve daha da güzelleştirilerek, 14’ncü yüzyılın ortalarında, günümüzdeki görünümünü almış.
Muhteşem işlemelerle bezeli altın çatkısı; Venedik’in kraliyet mücevherlerine eşdeğer cevheri üzerinde taşıyor. Bunlar: 1300 inci, 400 lal taşı, 300 safir, 300 zümrüt, 90 ametist, 75 kırmızı yakut, 15 yakut, 4 topaz ve daha yüzlerce değerli taş.
Evet: bu muhteşem panoyu görmek için, uygun zaman seçmeniz gerek. Çünkü: yanı çok çok kalabalık oluyor. Kalabalıkta gezmek istemiyorsanız; sabah erkenden veya günlük tur gurupları dağıldıktan sonra, yani öğleden sonra, geç saatlerde, buraya gidin.
PALAZZO DUCALE (DÜKLER SARAYI)
PALAZZO DUCALE (DÜKLER SARAYI)
Meydanın ön bölümünde, Bazilikanın hemen yanında, çan kulesinin bitişiğindedir. Burası, yani dükler sarayı: 900 yıl boyunca, Venedik İmparatorluğunun merkezi olmuş. Burada: çok büyük ve güzel odalar var. Ayrıca: buranın dekorasyonu: Tintoretto, Veronese gibi Venedikli ve diğer ünlü sanatçılar tarafından yapılmış.
Tarihi süreç içinde: burası: konsey ve mahkeme salonu, hapishane ve pek çok dükün ikameti olarak kullanılmış. Bazilika ile Kanal arasında kalıyor. Kanal yönünde.
Saray: 9’ncu yüzyılda: Bizans tarzında bir şato olarak inşa edilmiş. Yaklaşık: 500 yıl sonra, yapının büyük bölümü; Gotik tarzda yeniden inşa edilmiş. Cephesi: açık şeftali ve beyaz renklerde bezemelerle süslenmiş.
Evet: bu tuğla yapı: azametli ve büyüleyici bir görünüme sahiptir. Hatta: üç yangın geçirmiş ve bu yangınların verdiği ağır hasarlar nedeniyle; yüzyıllar içinde, neredeyse yeniden inşa edilmiş.
Sarayın: 15’nci yüzyıldan kalma ana kapısı: Porta della Carta (Kağıt Kapısı): geç dönem Gotik tarzda inşa edilmiş bir şaheserdir. Kapının: bu ismi (kağıt) almasının nedeni; dükün emirlerinin buraya asılması ve katiplerin, yakında bir yerde bulunmalarıdır.
Sol tarafa baktığınızda: kahverengi Tetrarchia figürlerini göreceksiniz. Bunlar: dört mağribi olarak da biliniyor. Figürlerin: Roma İmparatoru Diocletianus ve yanındaki yöneticileri olduğu sanılıyor. Ama; diğer yandan bunların: arkadaki duvardan girerek, Bazilika’nın hazinesini soymaya çalışan, dört Sarazen hırsızı temsil ettiği de söylenmekte.
Evet: gezimize devam ediyoruz.
Avluda: etkileyici tören merdivenleri var. Bu tören merdivenleri: Venedik’in deniz ve kara gücünü temsil eden, büyük Neptün ve Mars heykelleri buraya yerleştirildikten sonra: Scala dei Giganti adını almış. Yani: altın merdivendir. Merdiven: muhteşem altın sıva tonuz süslü ve adını bunlara borçludur. Eskiden: yalnızca hakimler ve önemli insanlar tarafından kullanılıyormuş.
Buradaki heykeller: Sansovino’nun eseri. Altın merdivenler ise: 16’ncı yüzyılda, Jacopo Sansovino tarafından yapılmış.
İÇ MEKAN
Düklerin özel odaları: sarayın diğer bölümlerinden ayrılıyor. Bu özel odalar: günümüzde, geçici sergilere ev sahipliği yapıyor. Odalarda; mobilya yok, ancak: hoş dekorasyonlar var. Tabanlar, dev şömineler ve resimler ilgi çekici.
SARAYDA GEZİ TURLARI
Evet: Sarayda gezi turları güzergahı şöyle. Önce: devlet işlerinin yürütüldüğü, zarif dekorasyonlara sahip odaların bulunduğu: Anti-Collegio geziliyor.
ANTİ-COLLEGİO
Sarayın bu bölümü: düklerin, resim koleksiyonlarına ev sahipliği yapıyor. Buraya girerken: çevrenizdeki duvarlarda: Tintoretto’ya ait; Venedik’in tüm zamanlar ve koşullar altında üstünlüğünü betimleyen dört alegori bulunuyor.
Eserde: dört mevsim ve pagan tanrıları betimlenmiş. Dünyanın en büyük yağlı boya tablosu olan ve Tintoretto tarafından yapılan “Paradiso” burada. Sanatçının en sevdiği resim olan, bir tavan çalışması “Loyalty”; erdem gösteren bir köpek kabartması şeklinde.
Pencerelerin karşısındaki duvarda: sağ tarafta: Jacobo Bassano’nun “Kenan’a Dönen Yakup” adlı eseri var. Sol taraftaki eser ise: Veronese’nin başyapıtı olan “Europa’nın Kaçırılışı”dır.
Buradan: düklerin, elçileri kabul ettiği bölüme yürüyün.
SALA DEL COLLEGİO
Yan tarafta: Venedik yönetim konseyinin, kararlarını aldığı: Sala del Senato var. Venedik yönetim konseyi: dük, danışman, yargıçlar ve senatörlerden oluşuyor.
Bir sonraki salon karşınıza çıkıyor.
SALA DEL COUSİGLİO DEİ DEİCİ
Venedik’te “On’lar Konseyi” denen bir oluşum vardı. Bunlar: devlet güvenliğiyle ilgili konularda toplanan, yüksek zümrelerden kişilerin oluşturduğu, yetki sahibi bir topluluktu. Gizli polis gibi yapılanmasıyla ünlüydü.
Yan salonda: On’lar Konseyine ihbarda bulunmak isteyen vatandaşların kullandığı: aslan ağzı biçimindeki, mektup kutusunu görebilirsiniz. Bu salonun köşesindeki kapıdan: hapishaneye iniliyor.
Evet; buradan inmeyip, koridorda yürümeye devam ettiğinizde: gezi/tur: Sarayın tehditkar atmosferi, nadide ve son derece estetik ölüm makinelerinin sergilendiği görkemli silah deposuyla tamamlanıyor.
Sonuç olarak: Saraydaki salonların en görkemlisi: Venedik Cumhuriyetinin ilk yıllarında, vatandaşların, dükü seçmek ve ülke kararlarını tartışmak üzere toplandıkları: Sala del Maggior Consiglio’dur. Yani: Büyük Konsey Salonudur.
Başta bu amaçla yapılan bu salondaki toplantılara, ileriki dönemlerde: yalnızca asiller katılmış. Salon: 1700 kişi alabilecek büyüklüktedir. 16’ncı yüzyılın ortalarında, salonda toplananların sayısı; 2500’ü buluyormuş.
Salonun duvarının tamamını:
Timoretto’nun 70’li yaşlarında, oğlunun da yardımıyla; “Dante”nin başyapıtından esinlenerek resmettiği “Cennet” kaplıyor. Yaklaşık; 350 insan figürünün yer aldığı; 7 x 22 metre boyutlarındaki eser; eski ustalara ait, en büyük yağlıboya çalışmasıdır. Bu tablo: dünyanın en büyük yağlı boya tablosudur.
Salonun tavanında ise: huzurlu ve güven dolu bir Venedik resmedilmiş. Resmin adı: Venedik’in Taçlandırılmasıdır. Tavanın altındaki firizde: bir kısmı sanatçıların hayal gücü ile yapılmış, 76 dükün portresi sıralanmıştır.
14’ncü yüzyılda, dük olarak görev yapmış olan: Marino Faliero’nun bulunmaması dikkat çekiyor. Kendisine ayrılan yer, siyah çerçeve ile kapatılmıştır. Bu durum, bir açıklamada: 1355 yılında, ülkesine ihanet ettiği için, başı kesilerek idam edildiği ifade edilmektedir.
PİAZZETTA SAN MARCO SALONU
Evet: Piazza San Marco, biraz önce sözünü ettiğim salon Venedik’in en büyük salonu, ama Piazzetta San Morco ise bu salonun antresidir.
AHLAR KÖPRÜSÜ (Ponte dei Sospiri)
AHLAR KÖPRÜSÜ (Ponte dei Sospiri)
Dükler Sarayı’nın dar geçitleri boyunca yürüyün ve efsanevi “Ahlar Köprüsü”ne ulaşın. Dükler Sarayının hemen arkasındaki kanal üstünde.
1603 yılında yapılan köprü: Lord Byron’un satırlarında şöyle anlatılıyor: “ Venedik’te Ahlar köprüsünde duruyorum. Bir tarafımda: bir saray, diğer tarafımda ise bir hapishane. “
Bu: Barok taş köprüde: iki paralel geçit var. Muhtemelen: On’lar Konseyine giden mahkumların: sorguya çekilen diğer mahkumlarla karşılaşmamaları için iki tane yapılmış.
Köprünün adı: acı gerçeklikten öte, romantik bir kurgudan üretilmiş gibi görünüyor. Buradan: yalnızca, adi suçlular geçermiş.
Mahkumların tutuldukları karanlık ve küçük hücreleri görebilirsiniz. Ama: tüyler ürpertici işkence aletlerini görmeyi beklemeyin. Bir de şunu unutmayın, bu zindanlar, Ortaçağın standartlarına göre, daha medeni imiş. Eh artık gerisini düşünün.
Köprünün öte yanı: hapishane.
Deniz manzaralı, kocaman hapishanenin hikayesi ise şöyle. Buradaki mahkumların deniz manzaralı odalarda kalmalarının nedeni: idam cezasına çarptırılmış olmaları. Yani, kendilerine son bir iyilik yapılmış oluyor ve hapishaneye atıldıkları günden bir sonraki Pazar gününe kadar, o odalarda kalıyorlarmış.
Böylelikle, dünyanın güzelliklerini görerek geçirdikleri hapis günleri sırasında, işledikleri suçtan iyice pişman olup, ruhları affedilmiş bir şekilde idam ediliyorlarmış.
İdam günü: Pazar günüdür. İdamlar ise: Napolyon’un “Avrupa’nın Salonu” olarak adlandırdığı, muhteşem San Marco Meydanında gerçekleştiriliyormuş.
Hapishane ve Dükler Sarayı arasındaki bu minicik köprü (Son nefes köprüsü) ve mahkumlar buradan geçirilerek, darağacına götürülüyorlarmış. Meydandaki iki sütunun arasına darağacı kuruluyormuş.
Bu sütunların birinin üzerinde: bir ayağı denizde, bir ayağı ise karada olan bir kanatlı aslan heykeli var. Diğer sütun üzerinde: denizde ve karada hayatını sürdürebilen timsah ve yanında duran St. Teodora heykelleri bulunuyor.
Bu heykeller: Venedik Cumhuriyeti olarak, hem denizlere hem de karalara hakimiz mesajını veriyor. Halk meydanda toplanıyor. İdamlar gerçekleştikten sonra ise kafalar kesiliyor ve Dükler Sarayının iki sütununa asılıyormuş.
En soldaki iki sütunun renginin kırmızı olmasının nedeni budur. Kafalar bir sonraki pazar gününe kadar, ibret-i alem olsun diye, orada kalıyormuş.
ULUSAL KÜTÜPHANE BİNASI (Biblioteca Nazionale Marciana ve Giardinetti Reali);
Dükler Sarayının karşısında bulunuyor. 16’ncı yüzyıldan kalma. Kendi: kafesi ve orkestrası var. Azametli bir bina. Mimarı: Jacopo Sansovino. Bu nedenle: Sansovino Kütüphanesi olarak da isimlendiriliyor.
Evet: burada, sundurmasında iki dev heykel var. Buraya girip, bu dev heykelleri görebilirsiniz. Ayrıca: Arkeoloji Müzesi (Museo Archeologico) de bu yapıda bulunuyor.
ARKEOLOJİ MÜZESİ (Museo Archeologico)
Burada: klasik Yunan ve Roma dönemi heykelleri sergileniyor. Her gün açıktır. Kombine bilet aldığınız takdirde: bu müzeyi ve Museo Correr’i birlikte gezebilirsiniz.
Müzenin ana koleksiyonu: 1523 yılında, Kardinal Grimani tarafından, buradaki Venedikli sanatçılara, armağan olarak bırakılan “Eski Yunan ve Roma” heykelleridir. Müzede: Roma dönemine ait büstler, madalyalar, paralar, kamayöler ve aralarında 5’nci yüzyıldan kalma Eski Yunan Tanrıçası “Persephone”nin de bulunduğu, orijinal Yunan portreleriyle Roma kopyaları yer almaktadır.
SANAT TARİHİ MÜZESİ (MuseoCorrer)
Venedik tarihinin, hemen hemen her dönemine ait sanat eserlerine ev sahipliği yapıyor. Müzede: Jacapo Bellini ile oğulları Giovanni ve Gentile’ye ait; bir oda dolusu resmin de bulunduğu: 14-16’ncı yüzyıllar arasındaki dönemden kalma, Venedik resim sanatı örnekleri var. Vittirio Carpaccio’nun “Kortezanlar” olarak da bilinen “Venedik’li İki Kadın” adlı eseri burada bulunuyor.
Burada sergilenenler arasında: Cenova’nın heykelleri, eski yerkürelerin bulunduğu denizcilikle ilgili bölümler ve 15’nci yüzyılda Venedikli kortezanların giydiği cambaz sırığına benzer, inanılmaz ayakkabılar gibi günlük eşyalar var. Correr’in koleksiyonları arasında: 19’ncu yüzyıl Venedik sanat tarihinin gözler önüne serildiği “Museo del Risorgimento”da bulunuyor.
SU KENARI
Dünyada, San Marco’dan itibaren, hafifçe kıvrılan ve Castello sestieresine (mahalle) giren, Venedik’in muhteşem “rivası” (rıhtımı) kadar görkemli bir diğer su kenarı yoktur.
Riva delgi Schiavoni
İlk bölüm: burasıdır. Diğer adı: Slav rıhtımı olarak geçer. Dükler Sarayından başlar. Adını: bir zamanlar, Doğu’dan getirdikleri mallarla yüklü teknelerini buraya demirleyen Dalmaçyalı (Slav) tüccarlardan almıştır.
Eskisi kadar egzotik olmasa da, hala hediyelik eşya tezgahları, dondurmacılar ve yiyecek tezgahlarıyla dolu bir ticaret merkezidir. Tekneler: buraya demirler, San Zaccaria İskelesindeki “vaporetto (deniz otobüsü)” ve gondollar, turistleri bekler.
Dükler sarayından sonra: görebileceğiniz yer (rıhtımı arkanıza aldığınızda): Ahlar köprüsüdür.
Biraz ileride: bugün, ünlü “Daniel Hotel”e ev sahipliği yapan: kırmızı renkli “Palazzo Dandolo” var. Proust: burada kaldığında, “Venedik’e geldiğimde rüyalarımın inanılmaz bir şekilde gerçekleştiğini gördüm” demiştir.
Hotel Danieli; 1883 yılında: George Sand ile Alfred de Musei’nin hüzünlü aşklarına da sahne olmuştur.
Onun da ilerisinde: “La Pieta” kilisesi var.
La Pietra Kilisesi
Kiliseyi önemli kılan: Antonio Vivaldi’nin; 1705 yılından 1740 yılına kadar, orkestra şefi olarak pek çok eserini, burada yazmış olmasıdır. Ayrıca: kilisenin tavanı: Gaimbattista Tiepolo tarafından resmedilmiştir.
Vivaldi’nin kilisesi olarak da bilinen kilise, muhteşem akustiğinin yanı sıra, Vivaldi’nin de önermiş olması nedeniyle şehrin önde gelen klasik müzik konser salonlarından biri olarak hizmet vermektedir.
Ünlü bestecinin orkestrası tarafından bir süre kullanılmış olan enstrümanlar, kilisenin yan odalarından birinde sergileniyor.
Evet, geziye devam ediyoruz. Kral II. Vittorio Emanuelle’nin heykelini geçtikten sonra: kalabalığın yavaş yavaş azalmaya başladığını göreceksiniz. Dükler Sarayından kısa bir mesafe uzaklıkta bulunan “Arsenale” vaporetto durağına vardığınızda, kalabalık dağılmış olur. (Sezonun en kalabalık zamanında bile)
Arsenale
Burası, bir zamanlar dünyanın en büyük tersanesiymiş. Napolyon: 18’nci yüzyıl sonlarındaki işgalinden 700 yıl önce, Cumhuriyetin kadırga ve kalyonları, burada yapılırdı. Her ne kadar, içinden geçen iki feribot olmasına rağmen, halka kapalıdır.
Dante; burayı ziyaret etmiş ve sıcaktan yorgunluk nedir bilmeden çalışan işçilerin görüntüsünden esinlenerek “Cehennem”i yazmıştır. “Sanayi evi” anlamına gelen, Arapça bir kelimeden üretilmiş olan ve artık neredeyse bütün dünyada kullanılan “Arsenale” sözcüğü, ilk kez Venedikliler tarafından kullanılmıştır. Tersane, ayrıca, montaj hattının kullanıldığı ilk yer olmuştur.
Tersanenin en gurur verici eseri: 1574 yılında Fransa Kralı III. Henri’nin ziyareti sırasında yapılmıştır. Kral: Dükler Sarayında, onuruna düzenlenen resmi ziyareti sona erdirip Arsenale’ye gelene kadar geçen sürede, tam donanımlı bir kadırga inşa edilmiştir.
Artık o baş döndürücü günleri hatırlatacak pek bir şey kalmamıştır. Napolyon’un 1797 yılında yıktırılmasını istediği Arsenale, Avusturyalılarca yeniden inşa edilmiş olmasına rağmen, 1917 yılında kapatılmıştır.
Günümüzde, donanma tarafından kullanılmaktadır ve ziyaretçiler, yalnızca 15’nci yüzyıldan kalma, etkileyici giriş kemerini görebilmektedirler. Kemer: beyaz aslanlar tarafından korunur. Aslanların hepsi antik Yunan kalıntılarından çalınmıştır ve nehir tarafındaki iki aslanın, MÖ.6’ncı yüzyıla ait olduğu tahmin edilmektedir.
Museo Storico Navale
Çağın ruhuna tanık olabileceğiniz en yakın yer: “Museo Storico Navale”dir. Yani: Donanma Tarihi Müzesidir. Müzede: sergilenen birçok saltanat kayığı ve savaş gemileri arasında, turistlerin en çok ilgisini çeken, ana bina içinde sergilenen ve zamanında dük tarafından kullanılmış olan yaldızlı saltanata kayığı “bucintoro”dur.
Arsenale girişinin yakınında bulunan “Donanma Hangarları”ndaki atmosferik ek binaları, mutlaka görün.
ÇEVREDE GEZİLECEK DİĞER YERLER
San Zaccaria
16’ncı yüzyıldan kalma, muhteşem bir kilise. San Marco Meydanına yürüyerek yakın mesafede. Son uykusuna burada yattığına inanılan: Zekeriya’nın (Vaftizci Yahya’nın babası) mezarı, kilisenin içinde, sağ koridorda bulunuyor.
Gotik-Rönesans tarzındaki yapıt; Giovanni Bellini’nin ünlü “Madonna ve Azizler” adlı eseriyle süslenmiş ki, bu eseri mutlaka görmelisiniz.
Burada, ayrıca: göz alıcı altar panoların yanı sıra; şehrin, en ilginç yerlerinden biri olan, 8’nci yüzyıldan kalma bir kripta (gizli mezar) var. Birkaç dükün mezarının bulunduğu alan ise; sular altında kalmış.
Santo Stefano ve Santa Maria Formosa
Bu kiliseler: bölgenin en işlek iki meydanındadır. Gotik Santo Stefano: Tittorento’nun resimleri gibi süslemelere sahiptir. Piazza San Marco’dan kuzeybatıya doğru olan Canpo Santa Maria Formosa Meydanı ve 15’nci yüzyıl tarihli kilise; Palma il Vecchio’nun yaptığı ilgi çekici altar panosu ile dikkati çekiyor.
Scuola di San Giorgio delgi Schiavoni
San Zaccaria’nın çevresinde bulunuyor. Büyüleyici detaylara sahiptir. Belli bir koruyucu azizin sancağı altındaki; 5 Venedik “scuolesi”nden (zanaatkar loncası) biri olan bu yapı; Dalmaçyalı tüccarların lonca binası olarak; 1451 tarihinde inşa edilmiştir.
Doğu ticaretiyle zenginleşen Slavlar (Schiavoni): 16’ncı yüzyıl başlarında: salonun dekorasyonu için “Vittorio Carpaccio’yu görevlendirmişler. Sanatçının: 1502 ve 1508 yılları arasında tamamladığı: dokuz resim, zemin kat şapelinin duvarlarını süslüyor.
Resimlerde: Dalmaçyalıların koruyucu azizleri: Hironymus, Tryphone ve George’un hayatlarından, sahneler betimlenmiş. Carpaccio’nun kanlı bir sahneyi betimleyen başyapıtı: “Aziz George” ve “Ejderha” özellikle görülmeye değer yapıtlar.