Polonya Krakow

Polonya Krakow

 

Şehir: Lehistan İmparatorluğuna, 700 yıl boyunca “Krakow Voyvodası” na başkentlik yapmasıyla önem kazanmaktadır.

Polonya’nın eski krallarının burada yaşamış olmaları: şehre ayrı bir anlam kazandırmaktadır. Polonya ülkesinde: bu şehir, başkent Varşova’dan daha gözdedir.

Çünkü: bu şehirde gerek kültür ve gerekse eğlence ve tüm bunların yanında uygun fiyatlar dikkati çekiyor.

Şehrin diğer bir öne çıkan yönü: Papa II Jean Paul’ün: rahip olarak vaazını verdiği Wawel katedrali ve daha sonra buradan Papa seçilmesidir. Katedral, yaklaşık 900 yıldır ayakta durmaktadır.

Şehir: tarihi süreç içinde, devamlı olarak ülkenin kültür ve sanat kenti olarak öne çıkmıştır. Bu yüzden: 2000 yılında “Avrupa Kültür Başkenti” olarak seçilmiştir.

Bunun yanında, şehirde UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmış yerler şunlardır:

1. Old Town
2. Wielliczka Salt Mine.
3. Kalwaria Sanctuary
4. Auschwitz
5. Ahşap mimari dini yapıları

Krakow; Prag şehrine yakın olması nedeniyle, burayı ziyaret edenler tarafından da uğranılan bir yer olarak değerlendiriliyor.

Şehir nüfusu 800 bin kişidir. Deniz seviyesinden 219 metre yüksektedir. Vistula nehrinin her iki kıyısında yayılır.

Evet, bu şehre vardığınızda büyük olasılıkla pek yabancılık çekmeyeceksiniz, çünkü bu şehirde çok sayıda, Erasmus nedeniyle eğitime gelen Türk öğrenci bulunuyor.

Polonya Krakow

TARİH

Arkeolojik kalıntılar, Wawel Tepesinde, Taş Devrinde iskan olduğuna ait kanıtlar ortaya koymuştur. Krakus ve Wanda Höyükleri: Vistulans ve Slav kabileleri tarafından, muhtemelen 7’nci yüzyılda iskan edilmiştir.

Gelelim, tarihi ayrıntılara:

Krakow şehri ile ilgili yazılı kaynaklardaki ilk referans: Cordovalı tüccar İbrahim ben Yakup tarafından, 965 yılındaki kayıtlarda görülmektedir. Kendisi, şehir hakkında bilgi verirken: ticaret yollarının kesiştiği, ormanlarla çevrili zengin bir kasabadan söz etmektedir.

990-999 yılları arasında yani 10’ncu yüzyılda ise: Boleslav Brave Mieszko döneminde, şehrin kurulduğu belirtilmektedir.

O zamanlar: Wawel tepesinde bir kale ve çevresinde toprak bir duvar bulunduğu anlaşılmıştır. 10 ve 11’nci yüzyıllarda: ilk tuğla yapılar yani katedral ve bazilikaların (St.Feliks ve Adaukt kiliseleri) inşa edildiği görülür.

1000 yılında, şehirde bir piskoposluk kurulur. 1150 yılında ise: üniversitenin kuruluşundan önce, şehirde bir katedral okulu kurulur ki Polonya’nın en iyi eğitim kurumu olarak bilinir.

1142 yılında, Bishop Robert tarafından Romanesk kilise inşa edilir. 1241 yılında Tatar istilası sırasında tahrip olan binalar, Gotik tarzda yeniden inşa edilir. 13’ncü yüzyılda: şehir duvarları, kuleler ve müstahkem şehir kapıları: yeni bir sus sistemiyle sağlamlaştırılır. Bu sistem, takip eden dönemde yavaş yavaş büyütülür ve yüzyıllar boyunca modernleştirilir.

20 Ocak 1320 tarihinde, ilk taç giyme töreni yapılır ve devamında yüzyıllar boyunca törenler sürdürülür. Katedral, aynı zamanda kraliyet mezar sitesi olarak kullanılır. Bu dönemde: şehir yakınlarında Krakow ile bağlantılı iki yeni şehir (Kazimierz ve Kleparz) kurulur. Fransisken ve Dominik kiliseler inşa edilir.

1368 yılında: Polonya ülkesini 200 yıl boyunca yönetecek Litvanyalı Grandük hanedanı başlar. Krakow şehri: Polonya topraklarında bulunmasına rağmen: Litvanya-Rusya arasında yayılan monarşinin başkenti olur. Almanya ve İtalya başta olmak üzere, dünyanın birçok yerinden ünlü hümanistler, sanatsal ve kültürel yaşamı desteklemek üzere, şehre gelirler. Bu dönemde yapılan Wawel kalesi Zygmuntowska paşeli, Rönesans mimarisinin en güzel eserlerinden biri olarak önem kazanır.

1683 yılında: Viyana kuşatmasına katılan askerler tarafından, şehir kuşatılır. 17’nci yüzyılın ortasında “veba” şehir nüfusunu etkiler ve muhtemel ölü sayısı 20 bin üzerindedir. Daha sonra ise, İsveç ordusu: Kazimierz ve Kleparz gibi şehrin varoş yerleşim yerlerini yok eder. Bu dönemde: şehir küçük ölçekli ticaret ve zanaat şehri haline gelmiştir.

1702 yılında, şehir yine İsveç ordusu tarafından ele geçirilir ve talan edilir. Wawel kalesi yıkılır. Prusya ve Rus askerleri de, bu istilaya katılır ve şehir tamamen imha edilir. 1772 yılında bu kez Avusturya ordusunun istilası görülür. 1794 yılında ise şehirde isyan çıkar ve şehre “serbest şehir” statüsü verilir.

Bundan sonra ise, şehir hızla gelişir. Surlar yeniden kurulur ve yeni ilçe: şehrin eteklerinde gelişir.

1918 yılında Rusya’ya karşı bağımsızlık savaşı kazanılınca, sanayi hızla gelişmeye başlar. II. Dünya savaşında ise, şehrin tarihi eserleri yok edilmez, ancak şehir başka yönlerden perişan edilir. 1939 yılında: Jagiellonian Üniversitesi Profesör ve kentin entelektüel seçkinleri tutuklanır ve toplama kampına gönderilirler. Savaş sırasında, Krakow ayrıcalıklı konumunu kaybeder.
Ardından gelen komünist yönetim ise: işçi sınıfının egemenliğine dayalı bir yönetim tarzı oluştururlar.

Polonya Krakow

ULAŞIM

Uluslar arası Krakow Havaalanı: yolcu büyüklüğü ve sayısı bakımından, Polonya ülkesinin ikinci büyük havaalanıdır ve “Krakow-Balice” olarak isimlendirilir.

Ancak: buraya ulaşmak için İstanbul-Varşova arasındaki 2.30 saatlik bir havayolu yolculuğu ve ardından, Varşova-Krakow arasında 45 dakikalık bir havayolu yolculuğu yapmak gerekiyor.

Havaalanı ile şehir merkezi arasındaki ulaşım için otobüs kullanırsanız: yolculuk yaklaşık 20 dakika sürer. Tren düşünürseniz: ana tren istasyonundan her yarım saatte bir hareket eden trenler, T1 terminaline 200 metre yakınlarında bir durakta durur ve durak ile terminaller arasında ücretsiz otobüs seferleri yapılmaktadır.

Polonya Krakow

İKLİM

Krakow: ılıman bir iklime sahiptir. Diğer bir deyişle: Atlantik üzerindeki hava sistemleri nedeniyle, nispeten yazın soğuk, kışın ise nemli hava kütleleri, bölgede egemendir.

Bu şehrin her güzelliğinin yanında, maalesef kötü bir havası var. Ekim ayı sonunda, ciddi kar yağışı ve muhteşem soğukları başlar. Bunun dışında kalan zamanda da, güneşi gökyüzünde pek nadir görebilirsiniz. İnanmak mümkün olmasa da, her gün yağmur yağmaktadır veya yağabilmektedir.

Evet, bu şehirde sıcaklık kışın bazen eksi 20 derecelere kadar düşmektedir. Yaz aylarında ise, genellikle 30 dereceyi aşmaktadır. Noel dönemi, şehir genellikle tamamen karlarla kaplıdır. Temmuz ayı, en sıcak dönemdir. Nisan ve Mayıs aylarında, hoş kokulu çiçekler, şehrin havasını değiştirir.

 

PARA

Polonya Avrupa Birliğine girmesine rağmen, halen Euro kullanıma sokulmamıştır. Bu yüzden ülkede eski para birimi yan “zloty” kullanılıyor. Ancak, bazı işyerlerinde, hipermarketlerde de, Euro ödenmesi kabul edilmektedir.
1 Euro = 4.2 zloty.
1 ABD doları= 3.2 zloty.
Para değişimleri: “kantor” adı verilen küçük döviz bürolarında yapılmaktadır.

 

DİL

Ülkede yerel lisan olan “lehçe” konuşuluyor. Zor bir dil. Özellikle genç nüfusun büyük bölümü İngilizce biliyor.

Polonya Krakow

ŞEHİR İÇİ ULAŞIM

Şehirde güzel işleyen bir trafik vardır. Genellikle, medeni ülkelerde olduğu üzere, burada da sürücüler gayet kibar şekilde yayalara yol veriyorlar. Öte yandan, şehirdeki toplu ulaşım araçlarına sakın biletsiz binmeyin çünkü biletsiz yakalandığınızda 250 Euro ceza kesiyorlar ve bu cezayı ödemeden asla bırakmıyorlar.

Evet: faytonların ve bisikletlerin çok olduğu şehir.

Otobüs

Belediye Taşımacılık hizmetleri tarafından çalıştırılırken ve bir yolculuk için bilet ücreti: 2.80 zlt. dir. Aynı bilet otobüs ve tramvaylarda geçerlidir. Otobüs biletleri: yerel büfeler, otobüs duraklarındaki bilet makineleri ve ana tren istasyonlarındaki kabinlerden satın alınabilir.

Taksi

Şehirdeki taksilerde belli bir standart olmadığını düşünüyor. Çünkü: aynı mesafelerde, farklı taksilerde, farklı ücretler ödemek zorunda kalınıyor ki, aynı mesafeye aynı ücret ödenmesi gerekirken bu durum ilgimi çekti.

Ama: zaten sokak veya caddeden bindiğiniz taksilerin birçoğunun da korsan olduğu söyleniyor. Bu yüzden: taksi kullanımı için en iyi yol “telefonla” taksi çağırmak imiş ki bunların fiyatları standartmış.

Polonya Krakow GECE HAYATI-EĞLENCE

GECE HAYATI-EĞLENCE

Şehirde: hareketli bir gece hayatı için mutlaka “old town” bölgesine gitmelisiniz. Burada, sudan ucuz içkiler içerek, bar ve kulüpleri gezerek sabahlara kadar eğlenmeniz mümkündür.
Bu kulüpler arasında gitmeniz için önereceklerim: shakers, rewolucja, frantic, goraczka olacaktır. Özellikle “clup frantic” mutlaka gitmeniz gereken bir yer olarak öne çıkıyor.
Evet, şehirdeki birkaç gece kulübünden söz etmek istiyorum.

Tabu

Old Town Florianska bölgesinde, şehir merkezindeki en büyük gece kulübüdür. Burada: profesyonel dansçıların gösterileri ilgi çekiyor. Burası bir anlamda “Strip Club” de denilebilir. Güzel bir yer, eğlence düşünenler gitmelidirler.

Gold Club

Old Town Jagiellonska bölgesindedir. Burada da: seksi dansçılar ilgi çekiyor.

 

NE YENİR

Polonya ülkesinin en meşhur yerel lezzetlerinden sayılan “zapiekanka” yı, burada mutlaka tatmalısınız. Bunun şehirde en iyi yapıldığı yer ise “kazimierz” bölgesidir.
Yine yerel lezzetlerden “pierogi” denilen bir tür mantı denemelisiniz. Bunu özellikle öneriyorum, sakın unutmayın.

Güzel bir kahvaltı için “old town” meydanında bulunan cafeteryaları tercih edebilirsiniz. (Özellikle no7 öneririm) Burada yapacağınız kahvaltıda “cottage cheese” demelisiniz.

Polonya Krakow

TURİZM

Yaklaşık 7 milyon turist, her yıl, şehri ziyaret etmektedirler.
Şehirde: Wawel tepesi: imparatorluk sarayını barındırır ve yerleşim tepenin çevresinde gelişmiştir.

Kazimierz denilen bölge ise: şehrin merkezindedir ve Pazar meydanı çevresinde de yerleşim yaygındır. Bu yüzden: Ortaçağ mimarisinin seçkin örnekleri: şehirdeki bu dört alanda, yani görülmektedir.

13’ncü yüzyılda: şehirde Avrupa’nın en büyük Pazar meydanı, çok sayıda tarihi evler, saraylar ve kiliseler de bulunuyordu. Şehrin en büyüleyici tarihi bölümü ise: güney bölümdeki: Jagellonian Üniversitesi ve Polonya krallarının gömüldüğü Gotik katedral, 14’ncu yüzyıl surlarının kalıntıları ve Kazimierz bölgesidir.

Polonya Krakow MİKOLAJ KOPERNİK

MİKOLAJ KOPERNİK

Nicolas Copernicus (Mikolaj Kopernik): astronom, matematikçi, ekonomist, avukat, hekim, astrolog ve stratejist olarak bilinir ve tanınır. Aynı zamanda, Katolik bir din adamıdır. Kendisi başka şehirde doğmuş olmasına rağmen, 1491-1495 yılları arasında Krakov Akademisinde okumuştur.

Daha sonra, İtalya’ya gitmiş ve doktorasını tamamladıktan sonra, yeniden Polonya’ya dönmüştür. Bu çalışmalarında: güneş sisteminin güneş merkezli modelini geliştirmiştir.

Evet, ünlü astronomun evi: şehir merkezindedir. Ayrıca: Jagiellonian Üniversitesi bahçesinde de bir anıtı bulunmaktadır.

Polonya Krakow
Polonya Krakow
Polonya Krakow
Polonya Krakow
Polonya Krakow

 

GEZİLECEK YERLER

Polonya Krakow OLD TOWN BÖLÜMÜ

OLD TOWN BÖLÜMÜ

Şehrin bu bölümü: UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi” ne dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Eski şehir meydanı

Şehrin en gözde ve hareketli yeri burasıdır. Kocaman bir meydan bulunan bölgede, sokak sanatçıları çeşit çeşit gösteriler yapıyorlar. Bunlar: koro ve pandomim gösterileri, kukla şovları olarak öne çıkıyor. Yani: tek başına şarkı söyleyen, bir şeyler çalandan öte, bunlar daha organize olmuş topluluklardır.

Evet, 14’ncü yüzyılda, şehirde 42 sokak bulunduğu biliniyor. Yazılı belgelerde adı geçen en eski sokaklar: Grodzka, Wisina, Florianska, Bracka ve Slawkowskadır. 19’ncu yüzyılın başlarında bu sokak isimleri, şehir sakinleri tarafından değiştirilmiştir.

Polonya Krakow

All Saints-Azizler Meydanı

Bu meydan: Fransisken kilisesi ve Grodzka caddesi arasındaki bölümü kapsamaktadır. 1257 yılında, komşu Dominikanski Meydanı ile birlikte, şehrin ticari faaliyetlerinin yürütüldüğü bir yer olarak önem kazanmaktadır.

Burada: 13’ncü yüzyıldan kalan bir kilise vardı, bu kilise yıkılınca meydan 19’ncu yüzyılda bugünkü şeklini almıştır. Son zamanlarda: meydana yapılan bölge kilisesi, bu yıkılan kilisenin bir modeli gibi durmaktadır.

Meydanın biraz ilerisinde: Wielopolski Sarayı bulunmakta olup, burası 1864 yılından bu yana, Belediye merkezi olarak kullanılmaktadır. Yine meydanda görülen: konferans ve sergi merkezi “Wyspianski Pavilion”: Ingarden tarafından tasarlanmış ve 2007 yılında yapılmıştır.

Belediye ofisinin: ana girişinin önündeki yeşil alanda duran heykel: Belediye Başkanı Mikolaj Zyblikiewicz’e aittir ve 19’ncu yüzyılda yapılmıştır. Heykel: 1887 yılında buraya yerleştirilmiştir. Ancak, 1953 yılında kaldırılmış ve 1985 yılında yeniden konulmuştur.

Polonya Krakow Gözetleme Kulesi-Barbican

Gözetleme Kulesi-Barbican

Şehir surları içindeki bu kapı: yaklaşık 500 yıllık olup, ortaçağ döneminin askeri mühendislik başarısı olarak görülmektedir.

Şehri saran surların içinde bulunan Gotik mimari stildeki “Barbican” 15’nci yüzyılın sonlarında: artan Tatar tehdidinden korku nedeniyle inşa edilmiştir. 1498-1499 yıllarında: Kral John Albert tarafından yapımı emredilmiştir.

Avrupa’nın en güzel Gotik eserlerinden biri olan kule: taş ve tuğla kullanılarak yapılmıştır. Kulenin iç çapı: yaklaşık 25 metre olup, tuğladan yapılmış duvarlar 3 metre kalınlığındadır.

130 tane mazgal bulunur. Tepe mazgalında: saldırganların üzerine kaynar zift ve su dökmek için açıklıklar bulunmaktadır.

İletişim: sivri kemerli ve su dolu hendek üzerinde, bir asma köprü ile giriş kapısına ulaşılarak sağlanmaktadır. Bu hendek: 25 metre genişliğinde ve yaklaşık 4 metre derinliğindedir. Böylece: saldırganlar için önemli bir engel olarak kullanılmıştır.

Zaten, bu özellikleri nedeniyle, yüzyıllar boyunca Barbican çok sayıda saldırıya rağmen, asla doğrudan ele geçirilememiştir. 1768 yılında, şehir Rus birlikleri tarafından kuşatıldığında: tuhafiyesi Marcin Oracewicz: tüfeği ile bir atışta, Rus birliklerinin komutanı Genaral Panin’i öldürmüştür. Bu olayın anısına, Barbican’ın duvarında bir plaket asılıdır.

Evet: Barbican’ın en önemli görevlerinden biri: şehir cephaneliği ile sur hattı arasındaki bölümün korunmasıdır.

1817 yılına gelindiğinde: yapılan surlar yıkılırken, Barbican’da yıkılmak istenilmiştir. Ancak: Senatör Feliks Radwanski’nin yoğun çabaları sonucu: Barbican ile birlikte St.Florian kapısı ve 3 kule daha yıkılmaktan kurtulmuştur.

Evet günümüzde, gerek Barbican ve gerekse St. Florian kapısı: sur kalıntılarıyla birlikte, tarihi Avrupa savunma yapılarının güzel bir örneği olarak gösterilmektedir.

Son bir not: günümüzde, ayakta kalan 3 tane Barbican bulunmaktadır. Bunlar: Carcassonne (Fransa), Görltz (Almanya) ve Krakow şehrindekidir.

 

Carpenter Kuleleri

Şehir surları üzerinde bulunan bu üç kule: yaklaşık 1300 yılında kireçtaşından inşa edilmiştir ve 15’nci yüzyılda altıgen üst kısım ilave edilmiştir. Şehrin cephaneliği, binanın arkasında gizlenmiştir.

Polonya Krakow şehir surları

1241 yılına kadar Avrupa’da bilinmeyen Tatarlar, aynı yıl işgalci olarak bölgede hüküm sürmeye başlamışlar ve şiddetli ordularını, güney Polonya’ya yaymaya başlamışlardır.

Bu saldırılar sırasında: toprak bent ve ahşap parmaklıklarla çevrili Krakow şehri, kendini savunmayı becerememiştir.

Şehirdeki: Wawel ve St Andrews kiliseleri, taştan yapıldıkları için şehir halkı tarafından barınak olarak kullanılmıştır.

Ancak: Tatar akınları devam edince: şehirde surların yapımı zorunla hale gelmiştir. Şehir surları, 1298 yılında Krakow Prensi Leszik Siyah tarafından yapılmaya başlanmış ve 15’nci yüzyıl sonlarına kadar sürdürülmüştür.

Sonunda: şehirde, iki sıra sur ortaya çıkmıştır. Bunlar: Altemurale diye bilinen dış surlar ve iç duvardır. Dış surlar: yaklaşık 2.5 metre yüksekliğe ulaşmıştır. Taş ve tuğladan oluşan iç sur duvarları ise, 7 metre yüksekliğe kadar ulaşmıştır.

Tüm sistem ise, 6-8 metre genişliğinde, geniş bir hendek ile çevrilmiştir. Savunmanın son aşamasında ise, dayanıklı koridor, Barbican binası ile duvarlara bağlanmıştır.

Duvarlı şehrin 7 giriş kapısı bulunmaktadır. Bu kapıların çoğu: bulundukları sokaklardan isimlerini almışlardır. En eski kapı: Dominik Sisters manastırının duvarındaki “Na Grodku” kapısıdır.

Kapıların açılması ve kapanması için: St Mary kulesinin tepesindeki gözcü tarafından, boru ile verilen sinyaller kullanılmıştır. Kapılar kapanmadan şehre ulaşamayanlar, şehir duvarlarının dışında konaklamak zorunda kalırlarmış.

Evet: zamanla savunma ihtiyaçlarına cevap vermek üzere, kule sayısı arttırılmış ve son olarak 47 kule yapılmıştır. Bu savunma duvarları: 17’nci yüzyıldaki İsveç işgaline dayanmamıştır.

Çünkü: duvarlar, geçen süre zarfında modernize edilmemiştir. Yıkık duvarlar: şehir toplumunun yoksul bölümü tarafından ev yapımında kullanılmıştır.

19’ncu yüzyıla gelindiğinde ise: 1810-1818 yılları arasında, şehir yetkilileri, şehrin modernleşmesi ve güzelleşmesi için surları ve kuleleri yıkma kararı alırlar.

Ancak, yukarıda da söz ettiğim gibi, Senatör Feliks’in olağanüstü gayretleri sonucu: St Florian kapısı, Barbican ve 3 kule yıkılmaktan kurtulur.

Günümüzde: St Florian kapısı ve bitişik üç kule dahil olmak üzere, bu ortaçağ surlarından yalnızca 200 metre kalmıştır.

 

RYNEK GLOWNY CENTRAL SQUARE

Eski şehrin tarihi bölgesinde: 13’ncü yüzyıldan kalma ızgara düzenli sokakların arasında kalan bu meydan: Krakow ana Pazar yeri olarak şehrin merkezini oluşturmaktadır.

10 dönümlük meydan: tüm Avrupa’nın ortaçağ şehirleri içindeki en büyük meydandır ve aynı zamanda, dünyanın en güzel plazalarından birisi olarak kabul edilmektedir.
Evet, bu tarihi meydanda bulunanlar şunlardır:

Polonya Krakow
Polonya Krakow
Polonya Krakow

 

Cloth Hall

1257 yılında, burada inşa edilen bina, kısa sürede taştan yapılmıştır. Ancak, günümüzde, bu yapının izleri, yalnızca mahzenlerinde görünmektedir. Ana meydanın merkezinde: 14’ncü yüzyılın ikinci yarısında: sağlam bir salon inşa edilmiştir.

Burada: şehre gelen tüccarlar, yalnızca kendi mallarını satmak için bulunuyorlardı ve bu imtiyaz, Kral Casimir tarafından kendilerine verilmişti.

Salonun içi: tezgahlarla doluydu. Bir bölümde kumaş, bir bölümde ise ayakkabıcılar ve deri tabakhaneleri bulunuyordu ve hemen hemen her şey burada takas ediliyordu. Ancak, bu zengin tezgahlar, 1555 yılındaki büyük yangında yanarak yok oldular.

1559 yılında, yeniden bir bina yapıldı ve Rönesans mimari tarzında yapılan binaya “Cloth Hall” ismi verildi. Gotik salon ikiye bölündü ve üst kat: malların ticareti, alt kat ise üretim için ayrıldı.
1875-1879 yılları arasında: bina büyük revizyonlar geçirdi. Tasarımcı Tomasz Prylinski tarafından: buraya zarif mağazalar ve kafeler eklendi. 1883 yılında üst katta: bir resim galerisi ve Polonya Ulusal Müzesi açıldı.

Burayı gezerken: binanın orta kesiminde bulunan pasajda, bir zincir üzerinde büyük bir demir bıçağın asılı olduğunu göreceksiniz. Bu bıçak: hırsızları korkutmak için asılmıştır, söylenenlere göre hırsızlık yapanların, bu bıçakla kulakları kesilirmiş.

Bu bıçağın bir hikayesi daha var. Yukarıda sözünü ettiğim bir efsane vardı, St Mary kuleleri, hatırlayanlar olabilir, bu kuleleri iki kardeş yapmış, biri kısa biri uzun olunca, kısa kuleyi yapan büyük kardeş, diğer kardeşi bir bıçakla öldürmüş, en sonunda kendisi de aynı bıçakla intihar etmiştir, işte bu bıçak, söylenenlere göre o bıçak imiş.

Sonuç olarak: burasının dünyanın en eski alışveriş merkezi olduğu söyleniyor. Hatta yukarıda sözünü ettiğim tezgahların uzunluğunun 108 metre, genişliğinin 8 metre olduğu da belirtiliyor. Günümüzde: zemin kat ve üzerindeki katta bulunan tezgahlarda ve dükkanlarda, birçok hediyelik eşya satılmaktadır. Üst katta ise: 1880 yılında kurulan Krakow Ulusal Müzesinde: 19’ncu yüzyıl Polonya sanatının eşsiz örnekleri sergilenmektedir.

Polonya Krakow
Polonya Krakow

Fransisken Kilisesi

Yapı, 13’ncü yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmiştir. Yapımını sağlayan Prens Boleslaus: öldüğünde gömülmek için bir kilise yapılmasını emretmiş, burası yapılmış ve 1279 yılında öldüğünde buraya gömülmüştür. 15’nci yüzyıla gelindiğinde ise, kilise genişletilmiştir.

1655 yılındaki İsveç işgalinde yanan kilise: daha sonra tamamen yeniden inşa edilmiştir. 1850 yılındaki büyük yangında, bu yeni yapılan kilise de yanmıştır. 1912 yılında, kilise yenilenerek hizmete açılmıştır. Kilisenin batı cephesindeki pencereye özellikle ilginizi çekerim.

Polonya Krakow
Polonya Krakow
Polonya Krakow

St Florian Kapısı

Kapının ismi, yakınındaki kiliseden gelmektedir. Burası, savunma duvarları üzerinde bulunan 7 ana giriş kapısından birisidir. Onun diğer adı “Zafer kapısı” yani Porta Gloriaedir. Çünkü: krallar muzaffer zaferlerden sonra bu kapıyı kullanarak şehre girerlermiş.

Ayrıca: diplomatlar ve ünlü şahsiyetler şehri ziyaretinde, bu kapının yanında törenle karşılanırlarmış. Kraliyet taç giyme törenleri ve cenaze alaylarında da bu kapı kullanılmaktadır.

Evet, kapı yaklaşık 1300 yıllarında inşa edilmiştir. 15’nci yüzyılda ise taş konsollarla desteklenmiştir. Kapı: 34.5 metre yüksekliğiyle şehir manzarasına güzel bir özellik katmaktadır.

Polonya Krakow
Polonya Krakow
Polonya Krakow

 

St Mary Magdalene Meydanı

İşte şehrin ilginç yerlerinden birisi daha. Burada: Wawel Tepesi ve Dominikianski Meydanı arasında uzanan bölümde, ilkel ve ahşap binalar olan Ortaçağ kentsel yerleşim bulunuyordu. Burada: esnaf, küçük tüccarlar ve muhtemelen şehrin Prensi: zaman zaman bir araya geliyorlardı.

Evet, bu dinamik yerleşim zamanla yıkılmış ve 1241 yılındaki ilk Tatar baskınında tamamen yakılarak yok edilmiştir. İnsanlar: bu saldırılarda ve baskınlarda, St Andrew ve Sturdly kiliselerine sığınmışlardır. 1325 yılında burada bulunduğu öğrenilen St Mary Magdalene kilisesi ise, 1811 yılında yıkılmıştır.

St.Mary Magdalene meydanının, bugünkü meydanın merkezinde bulunduğu düşünülüyor.

Polonya Krakow St Mary Kilisesi
Polonya Krakow St Mary Kilisesi
Polonya Krakow St Mary Kilisesi

 

St Mary Kilisesi

Bölgenin en önemli tarihi yapılarından birisi olan kiliseye giriş ücretlidir ve 10 pln ödemek gerekir. Ayrıca: saat 11.30-18.00 arasında kiliseye girilebilmektedir.
Gelelim kilise hakkında bilgiler vermeye:

Bu kilise hakkındaki yazılı kaynaklarda ilk bilgi, 1222 yılında geçmektedir. Ancak, yapı Tatar akınları sırasında tahrip edildi ve daha sonra yapılan ikinci kilise, 14’ncü yüzyılın sonuna kadar son şeklini aldı. 1423-1446 yılları arasında yapı, 6 şapelle zenginleştirildi. Yaldızlı taç, 1666 yılında eklendi. Takip eden süreçte, kilise, şehrin ana kilisesi olarak, zengin ailelerden sürekli bağış aldı.

Kilisede, iki kule bulunmaktadır, ancak bunların yükseklikleri farklıdır. Ancak, kulelerin bu farklı yüksekliklerini, yani neden farklı yükseklikte olduklarını açıklayıcı herhangi bir mimari plan söz konusu değildir. Ancak, bu konuda anlatılan bir efsaneden söz etmek istiyorum.

“Kral Boleshaus: saltanatı sırasında, burada bulunan kiliseye iki kule eklemek istedi ve bu amaçla: iki kardeş görevlendirildi. Kuleler bittiğinde: daha yaşlı olan kardeş, kendi yaptığı kulenin diğerinden kısa olduğunu fark etti ve kıskançlık nedeniyle, diğer kardeşini öldürdü.

Bunun üzerine inşaat durdu. Ancak: bir takım gizli güçlerin: öldürülen kardeş adına, onun yarım bıraktığı kuleyi tamamladıkları söylenir. Efsanenin devamında: kardeşini öldüren katil kardeş; pişmanlık duyar ve kilisenin takdis edileceği gün, kardeşini öldürmek için kullandığı bıçakla, kendini öldürür ve kulenin üstünden aşağıya düşerek ölür.

Kilisenin en önemli yanlarından birisi de:

81 metre yüksekliğindeki kulesinden, boru ile yapılan çağrılardır. Yani, şehirde, çevresindeki dört mahalleye, yaklaşık 600 yılı aşkın bir süredir, buradan boru ile melodiler çalınmaktadır.

Sinyal:

Görevli bekçiler tarafından önceleri itfaiye için yani yangınları belirlemek için kullanılırken, ayrıca zamanı belirleme ve düşman saldırılarını ikaz etme gibi amaçlarla da kullanılmıştır. Yaklaşan Tatar ordularını görünce, görevli bekçi boru çalarak sinyal veriyormuş.

Burada anlatılan bir efsaneden söz etmek istiyorum. Bir Tatar saldırısı sırasında, saldırıyı şehir halkına bildirmek üzere kulede görevli bekçi, boru çalmaya başlar, ancak bunu fark eden bir Tatar okçu tarafından, ok ile vurularak öldürülür ve boru çağrısı yarım kalır.

Bunun anısına: günümüzde de boru ile işaret verilirken, melodi tam ortada kesilir. Özellikle, şehir surlarındaki kapıların açılıp kapanması da, bu kuleden boru ile verilen sinyalle çevreye bildirilirmiş ki, surlardaki kapılar kapandıktan sonra dışarıda kalanlar, geceyi surların dışında konaklayarak geçirmek zorunda kalırlarmış.

Kilisenin diğer alt yani daha kısa olan kulesinde ise: 1438 yılı yapımı bir dökme çan bulunmaktadır. Yine efsanelere göre, bu çan: diktatör Stanislav Golek’in oğlu Mazowsze tarafından, herhangi bir yardım almadan kuleye çıkarılmıştır.

Gelelim günümüze: özellikle şunu bilmeniz gerekir ki, 2013 yılı boyunca, kulede restorasyon nedeniyle ziyaret yasaklanmış bulunuyor. Bu restorasyon olmadığında ise, uzun kuleyi ziyaret etmek mümkündür. Buraya tırmanmak için 239 basamak merdiven çıkmanız gerekir ki, bu da yaklaşık 2.5 dakika sürmektedir.

Polonya Krakow
Polonya Krakow
Polonya Krakow

St Michael ve St Joseph Kilisesi ve Manastırı-Arkeoloji Müzesi

Buraya giriş ücreti, 7 pln. Dir.

1610-1636 yılları arasında, rahipler burada, bu kilise ve manastırı inşa ettiler. 1797 yılında, Avusturya hükümeti: kalın duvarları, dar koridorları ve küçük pencereleri ve tek tek hücreleri olan burayı, hapishane haline getirdi.

Bunun üzerine, rahipler, yakınlarda bulunan Czerna manastırına taşındılar. St Michael: Habsburg monarşisinin en sıkı dönemlerinde ve ardından Polonya döneminde de ve aynı zamanda II. Dünya savaşından sonra da, Avusturya zamanlarında olduğu gibi siyasi mahkumlar için hapishane olarak kullanılmaya ve devam edildi.

Manastır binası, 1958-1966 yılları arasında Arkeoloji Müzesinin ihtiyaçlarına uygun olarak restore edilmiştir. Müzenin koleksiyonunda, yaklaşık 500 bin obje bulunduğu söyleniyor.

Bunlar: Palaelitik dönemden, günümüze kadar olan süreci kapsamaktadırlar. Müze aynı zamanda: Akdeniz Havzası (Mısır) ve Güney Amerika (Peru) medeniyetlerine ait bir sanat galerisine de ev sahipliği yapmaktadır.

Müze aynı zamanda: Akdeniz Havzası (mısır) ve Güney Amerika (peru) medeniyetlerine ait bir sanat sergisine de ev sahipliği yapmaktadır.

Polonya Krakow Town Hall Tower
Polonya Krakow Town Hall Tower

 

Town Hall Tower

Kule: Krakow Town Hall binasının günümüze kadar gelebilen tek kalıntısıdır. Ortaçağ döneminden, 19’ncu yüzyıla kadar, Town Hall: Belediye yetkililerinin merkezi olarak kullanılmıştır.

Yapı: gerek savunma amaçlı ve gerekse hizmet, zarafet ve güç sembolü olarak: bir kule ve 2 katlı taş yapı olarak, 1300 yılı civarında inşa edilmiştir.

Daha sonraki tarihi süreçte ise, belediye binası ve kule, tekrar tekrar yeniden inşa edilmiştir. 18’nci yüzyıla gelindiğinde ise, yapılan küçük ve geçici onarımlar nedeniyle: yapının gittikçe bozulduğu görüldü. Yeniden yapılması mümkün olmasına rağmen, 1817-1820 yılları arasında, bina terk edildi ve yalnızca kule, hatıra olarak bırakıldı.

Gelelim kule hakkında bilgiler

Krakow şehir merkezinde, 70 metre yükseklikteki bu kule: 55 santimetre yana eğiktir. Bu eğikliğin nedeni ise, 1703 yılındaki güçlü bir rüzgar olduğu söyleniyor.

Kare bir temel üzerinde yükselen kulenin duvarları, dikey çizgiler şeklindeki taşlarla dekore edilmiş, kireçtaşı ve tuğlalarla örülmüştür. Tepesinde barok tarzı bir taç bulunur. Ortaçağ Polonya’sının en zengin kulelerinden birisi olarak bilinir.

Evet, bu büyük gotik kule: 13’ncü yüzyılın sonlarında, taş ve tuğladan inşa edilmiştir. 1524 yılında ise, kuleye saat takılmıştır. Takip eden süreçte, çeşitli yangınlardan olumsuz etkilenen kule: 150 yıllık süreçte iyice zayıflamış ve batı duvarı, 1680 yılında üçüncü kata kadar ulaşan bir destekle kuvvetlendirilmiştir.

1685 yılına gelindiğinde ise, kulenin 6.5 metre yükseltildiği görülür. Günümüzde görülen barok çatı ise, 1686 yılında yapılmıştır.

Kulenin altındaki geniş kiler bölümü: bir zamanlar zindan ve işkence odası olarak kullanılıyor iken, günümüzde popüler bir birahanedir. Kulenin derin yer altı bölümlerinde, ayrıca bir kafe ve tiyatro bulunuyor. Zemin katta, ayrıca 1444 yılından kalma, taş ustalarının kullandıkları zanaat işaretleri ve aletlerinden oluşan bir koleksiyon sergilenmektedir.

Kuleye tırmanmak isterseniz: dar ve dik merdivenleri kullanmanız gerekir. Kulenin üstünde, şehrin gayet güzel panaromik bir manzarasını izleyebilirsiniz. Ayrıca: yine kulenin üstünde; Belediyeye ait “Krakow Tarihi Müzesi” bulunuyor.

Polonya Krakow Meryem Bazilikası
Polonya Krakow Meryem Bazilikası

Meryem Bazilikası

Burada: dünyanın en güzel kilisesi olarak kabul edilen “Azize Meryem Kilisesi” bulunuyor. Yapı: farklı kuleleri ve Hejnal melodisiyle ünlenmiştir. 13’ncü yüzyıldan bu yana, Krakow şehrinin başlıca tapınağıdır.

Dünyanın en büyük Gotik heykel sanatı eserleri burada görülmektedir. Bu heykeller: 1440-1533 yılları arasında, Veit Stoss ve Witt Stwosz tarafından yapılmıştır.

42 metre yükseklikte ve 36 metre çapındaki Veit Stoss isimli eser: biraz önce de sözünü ettiğim gibi, dünyanın en büyük gotik heykelidir. Eser: çeşitli renkler ve altın renkli varaklarla süslenmiş, 200 inci limewood heykelden oluşmaktadır.

Orta kesimde: büyük ve canlı aziz heykelleri, havariler arasında Meryem ana gösterilmektedir. Kanatlar; kutsal aile hayatından sahnelerle kaplıdır.

Polonya Krakow WAWEL
Polonya Krakow WAWEL
Polonya Krakow WAWEL

 

WAWEL BÖLÜMÜ

 

Polonya Krakow Wawel Tepesi ve Kalesi
Polonya Krakow Wawel Tepesi ve Kalesi
Polonya Krakow Wawel Tepesi ve Kalesi

 

Wawel Tepesi ve Kalesi

Dik ve kalker tepe: Vistual nehri seviyesinden 25 metre yüksektedir. Eskiden nehir, bataklıklar ile çevriliymiş ve burası için iyi savunma koşulları yaratıyormuş. Arkeolojik araştırmalara göre, tepede ilk insan varlığının, geçmişe dönük olarak 100 bin yıl öncesi yaşadığı anlaşılmıştır.

9’ncu yüzyılda ise: burası, burada kurulan bir aşiret devletinin ana merkezi olmuştur. MS.990 yılında, Wawel bölgedeki gücün ana merkezi haline gelmiştir.

10 ve 11’nci yüzyıllarda ise: burada bir dizi Romanesk yapılar ortaya çıkmaya başlamıştır. Ancak, bu yapılarda, yapı malzemesi olarak ahşap yerine, taş kayalar oldukça beceriksiz bir şekilde kullanılmıştır.

Daha sonraki süreçte, burada bir kale kurulmaya başlanır. Başlangıçta pek de etkileyici olmayan kale, 11 ve 12’nci yüzyıllarda, Polonya hükümdarlarının burada yerleşmeleri sonucunda, güney ve doğu yönünde uzatılarak daha etkileyici hale getirilmiştir.

Özellikle 14’ncü yüzyılda, Kral Diersek döneminde, kale büyük ölçüde genişletilmiştir. 1499 yılında kalede büyük bir yangın görülür. Yenileme çalışmaları, 1504 yılında başlar. Yenileme sırasında, İtalyan ve Macar stilleri kullanılır. Eserlerin çoğu İtalyan mimarlar tarafından yapılır.

Ancak, mimar Bartolommeo, bilinmeyen bir nedenle bir suikastçı tarafından öldürülünce, 1537 yılında yapı savunma rolü üstlenmesine rağmen aynı zamanda bir etkileyici konut yani saraya dönüştürülür.

1655-1657 yılları arasındaki İsveç işgali sırasında, kalenin hemen hemen her şeyi talan edilir. Sonraki Avusturya döneminde, kale askeri kışla haline getirilir.

1905 yılında ise, büyük bir ıslah çalışması yapılır ve yavaş yavaş eski ihtişamına kavuşur. 1918 yılında Polonya bağımsızlığını kazanınca, ıslah çalışmalarına hız verilir ve işgalciler tarafından buradan taşınan objeler, buraya geri döner.

Bunlar arasında: Polonya krallarının Coronation kılıcı, Flaman duvar halıları sayılabilir.

Gelelim günümüze: günümüzde kalede çeşitli sergiler düzenlenmektedir. Wawel kalesi: Polonya’nın en büyük müzelerinden birisidir.

Kalenin/Sarayın gezilebilen bölümler ise
Devlet/Kraliyet Odaları

1502-1540 yılları arasında inşa edilen eski kale, Kral Sigismund döneminde, Rönesans tarzı bir saraya dönüştürülmüştür. 2 katlı saray bölümü, günümüzde müze olarak ziyaret edilmektedir. Müzede görülebilecek orijinal karakterli ve orijinal mobilyalı odalar, kalenin doğu kanadında bulunmaktadır.

Polonya Krakow Devlet/Kraliyet Odaları

Birinci kattaki odalar:

Bunlar, özel kraliyet dairesi olarak kullanılmıştır. Özellikle, merdivenin sağındaki oda dikkat çekmektedir. Güzelce boyanmış ahşap tavanını ve bunların altındaki duvarlarda bulunan, Lehçe frizleri mutlaka görmelisiniz.

Bu bölümün köşesindeki oda: Kral Sigismund’un yatak odasıdır ve kral son nefesini bu odada vermiştir. Daha sonra, burada kralın oğlu Sigismund Augustus barınmıştır.

Merdivenin diğer tarafında yer alan odalar ise: II. Dünya savaşında Polonya Cumhuriyeti Başkanı Ignacy Moscicki tarafından kullanılmıştır.

Hatta, II Dünya Savaşında, Nazi vali Hans Frank da burada kalmıştır. Bu odaların en ilgi çekeni: tek bir sütun üzerinde bulunan “Alchemia” bölümüdür.

Atölye olarak kullanılan burada, kral Sigismund III Vasa, simyacı Sedziwoj ile gizemli deneyler yapmış ve metalden altın üretmeye çalışmışlardır.

Polonya Krakow Devlet/Kraliyet Odaları

İkinci kattaki odalar:

Burada büyük salonlar bulunmaktadır ve bu salonlarda heyetler ağırlanmıştır. Burada mutlaka görmenizi önereceğim ilginç bir yer var. Bu katın güneydoğu köşesindeki bir oda, “kabul salonu” ve “elçiler salonu” olarak isimlendirilmektedir.

Burada: tavan kirişleri boyunca, 1540 yılından kalma 194 tane olduğu kabul edilen kafa frizleri bulunmaktaymış ve bunlardan yalnızca 30 tanesi günümüze ulaşmıştır.

Bu frizler: 1540 yılında Sebastian Tauerbach isimli bir sanatçı tarafından, odanın tavanına ahşap oyma olarak yapılmıştır. İnsan kafası şeklindeki bu oymaların: hayatın her kesiminden gelen 194 erkek ve kadın olduğu ve yüzyıllar boyunca Polonya kralına yukarıdan bakarak kendisini denetledikleri söylenir.

Evet, burası Avrupa’nın en güzel Rönesans tavanıdır.
Kalenin kuzey kanadındaki odalar, 1595 yılındaki yangında yanmış ve daha sonra Barok tarzda yeniden yapılmıştır.

Burada, kuşlar odası ilgi çekmektedir. Bu odada: tüm odayı çevreleyen boyalı kuş frizleri ilgi çekmektedir.

Kuzey kanadın ucunda bulunan en büyük oda ise, Senatörler odası olarak isimlendirilir. Burada, büyük toplantılar, resepsiyonlar ve kutlamalar yapılırmış. 1518 yılında, Sigismund Bona Sforza’nın: kraliyet düğünü burada yapılmıştır.

Günümüzde, buranın halıları ünlüdür. 350 tane halı, 1550-1560 yılları arasında özel sipariş olarak Flanders atölyelerinde yapılmıştır. Özellikle, İncil’den sahneler bulunan halılar ilgi çekmektedirler. Duvar halılarında, ayrıca: manzara ve hayvan sahneleri, Adem ve Havva, Nuh hikayesi, Babil kulesi dönemi betimlenmektedir.

 

Taç Hazine ve cephanelik

Burada: kraliyet nişanları, elbiseler ve değerli başkaca objeler, bir araya toplanmıştır. Evet, bu hazinede bulunan değerli taşların bir kısmı, İsveç işgali sırasında çalınmış, bir kısmı ise 1673 yılında Polonya Parlamentosu tarafından ekonomik bunalım sırasında satılmıştır.

18’nci yüzyıl boyunca, hazine uğradığı zararlara rağmen, günümüzde, 120 parçadan oluşmaktadır. 1795 yılında ise, Prusyalılar tarafından, hazine çalınmıştır.

Ancak: 1921 yılında Sovyet Rusya ile yapılan anlaşma ile, hazinenin bir kısmı geriye alınmıştır. 1930 yılına kadar tamamlanan koleksiyon, bu tarihte halkın ziyaretine açılmıştır.

Günümüzde, hazinenin en ilgi çeken parçası: Piast hanedanına ait, 13’ncü yüzyıldan kalma bir kılıçtır. Çentikli kılıç, özellikle taç giyme törenlerinde kullanılırmış.

Son olarak birkaç cümlede cephanelikten bahsetmek gerekir. Caphenelik: kiler olarak kullanılan üç odadan oluşmaktadır. Bu odaların biri Gotik, ikisi ise Rönesans mimari stilindedir. Burada, Polonya’nın en büyük zırh, kalkan ve kask ve silah koleksiyonu sergilenmektedir.

Polonya Krakow Wawel Katedrali
Polonya Krakow Wawel Katedrali

 

Wawel Katedrali

Bu muhteşem kilise, Polonya’nın en etkileyici dini yapısıdır. Polonyalı krallar ve onların aile üyeleri katedralde gömülüdürler. Öte yandan: bu katedral: Leh hükümdarlarının taç giydikleri yer olarak bilinir. Wawel Kraliyet Sarayına yakındır.

Evet: MS.1000 yılında, burası bir piskoposluk olunca, Wawel tepesi üzerinde, katedral kilisenin yapımına başlanır. Onun başlatıcısı ve kurucusu, büyük olasılıkla Kral Cesur Boleslaus.

Ancak, yapılan arkeolojik çalışmalara rağmen, ilk katedral hakkında çok az bilgi ve alt bölümde yalnızca sunak masası bulunabilmiştir.

Çünkü, kilisenin, 1038 yılında, Bohemian Duke Bretislaus’un burayı işgalinde tahrip edildiği düşünülmektedir.

Ardından: 11 ve 12’nci yüzyıllarda dikilen kilise: 1305 yılında, bir kaza sonucu çıkan yangın sonucunda tahrip olmuştur. Bu yangın sonucunda, kalıntılar yine kullanılmış ve on yıllık süreçte, burada ayinler yapılmıştır.

1320 yılına gelindiğinde ise, kral Ladislaus’un taç giyme töreninde, buraya yeni bir kilise-katedral yapılmasına karar verilmiştir. Çalışmalar 40 yıl sürer ve yeni kilise, Kral Ladislaus’un oğlu döneminde, yani 1364 yılında tamamlanır.

Polonya Krakow Sigismund Şapeli
Sigismund Şapeli

Buranın altın kaplamalı kubbesi: Rönesans sanatı ve mimarisinin en güzel örneklerinin başında gelmektedir. Burası: 1519-1533 yılları arasında: Kral Sigismund Ben tarafından, kendisi ve ailesinin gömüleceği bir kilise olarak inşa ettirilmiştir.

Taş duvarlar ve kubbenin her santimi: mükemmel heykeller, ince çiçek ve yaratık süslemeleri ve mitolojik sahnelerle bezelidir.

1530-1532 yılları arasında, Nürnberg atölyesinde Hans Vischer isimli sanatkar tarafından yapılan bronz giriş ızgarası: tam bir sanat harikası olarak ilgi çekmektedir.

Polonya Krakow Kraliyet Mezarları

 

Kraliyet Mezarları

Burası, Polonya ülkesinde kendi türünde tek mezarlıktır. 1533 yılına kadar, hükümdarların organları, lahit mezarlarda ya da kilisenin zemini altında bulunduruluyormuş.

Kraliyet ikametgahı, Varşova şehrine gidene kadar, burada son gömülü kral 1733 yılında ölen kral Augusto’dur.

Toplamda, buradaki mezarlıkta: 15 Polonya kralı ve 12 kraliçe gömülüdür. Ülkenin en büyük savaş kahramanları da, buraya gömülerek ödüllendirilmişlerdir.

Polonya Krakow Dev Sigismund Bell-Çanı

 

Dev Sigismund Bell-Çanı

2.5 metre çapında, 2 metre yüksekliğinde ve 11 ton ağırlığındaki “Zygmunt” çanı: şehirdeki en ağır çandır. 1520 yılında, Krakow’da döküm olarak yapılmış ve Krakow, Polonya’nın başkenti iken, Sigismund tarafından Wawel katedraline bağışlanmıştır.

Evet: boyutu ve ağırlığı düşünüldüğünde, bu çan, dünyanın en büyük çanları arasında yer alır. Çanın üstü: St Stanislav ve St Sigismund kabartmaları ve Polonya ve Litvanya kolları ile dekore edilmiştir. Çan: 1521 yılında, 14’ncü yüzyıldan kalma kulenin tepesine asılmıştır.

Çan: şehrin birçok uzak bölümünden de duyulabilmektedir, ancak her Noel, Yılbaşı ve Paskalya Pazarında, 10 adam gücü ile çalınabilmektedir.

Evet: günümüzde, ziyaretçiler katedralin çan kulesi girişinde bilet alarak kulenin merdivenlerini tırmanarak kuleye çıkıyorlar ve çanın yanına ulaşıyorlar.

Özellikle, çanın 660 kiloluk tokmağına dokunmak, bir gelenek olarak kabul ediliyor. Ayrıca: yine çan kulesinden şehrin muhteşem güzel manzarasını izleyebilirsiniz.

Son bir not: bu çan ile ilgili bir efsaneden söz etmek istiyorum. Bu çan: krallar ve çanların çanı olarak bilinir ve zaten Polonya’nın en büyük çanıdır. Söylenenlere göre, çan kulede asılı olduğu sürece: Krakow, hiçbir kötü kaderi yaşamayacaktır.

Çanın “kalp” olarak isimlendirilen tokmağı: bugüne kadar 3 kez kırılmıştır. Bunlar: 1860 yılında, 1939 yılında ve 2000 yılı Noel arifesinde.

Kalp yani çan tokmağının kırılması: efsaneye göre Polonya için kötü bir alamettir. Ama: yukarıda da belirttiğim gibi, bu tokmağa dokunmak, insanlara şans getirir diye de inanış vardır. Tokmak: deri kayışı ile birlikte 365 kg ağırlıktadır.

Polonya Krakow Dragon Den
Dragon Den

Efsaneye göre: Wawel tepesinin altındaki mağaralarda, 270 metre uzunluğa ve 10 metre yüksekliğe erişen koridorlar bulunmaktadır. Buralarda: Wawel Dragon’un yaşadığına inanılırmış.

Canavarın yaşadığına inanılan bu ine: eski bir Avusturya su kuyusundan aşağıya doğru merdiven yapılmış ve 1918 yılında ziyarete açılmıştır. Buradaki turistik rota uzunluğu yaklaşık 81 metredir ve bu yolculukta, son derece farklı karstik oluşumlardan meydana gelmiş, üç kaya oda görülür.

Girişin hemen yanında ise, 1972 yılında, Bronislaw Chromy tarafından yapılan “Wawel Dragon” heykeli görülmektedir.

Gelelim ejderha ile ilgili anlatılanlara:

Söylenenlere göre: Kral Krak tarafından, tepenin altında bir ejderha bulunduğu söylenerek şehir halkı tehdit edilirmiş. Bu ejderha, birçok şövalye tarafından öldürülememiş ve sonunda, şehirdeki genç bir ayakkabıcı olan Dratewka tarafından ejderha yenilmiştir.

Polonya Krakow Kazimierz
Polonya Krakow Kazimierz
Polonya Krakow Kazimierz
Polonya Krakow Kazimierz

 

KAZİMİERZ BÖLÜMÜ

 

Kazimierz Tarihi

1335 yılında: Kral Casimir, Mağdeburg kanunu nedeniyle, Kazimierz şartını imzaladı ve böylece, bu bölge, ekonomik ve stratejik öneme sahip oldu.

Aslında, Kazimierz bölgesi: Vistula nehrinin bataklıkları yakınında, pek de hoş olmayan bir arazide bulunmaktaydı. İlk olarak, 11’nci yüzyılda, Romenesk kubbeli küçük bir kilisenin çevresinde kurulan yerleşim hakkındaki ilk yazılı kaynaklar, 1198 yılında geçmektedir.

1495 yılına gelindiğinde ise, şehirdeki Yahudi cemaati hızla büyümeye başladı ve Yahudiler, ticaret, el sanatları ve bankacılık sektörlerinde şehirde önemli yerlere geldiler. Onlar, şehirde: ayrı bir din, gelenek ve kültür oluşturdular.

Özellikle: Bohemya ve Moravya bölgelerinden gelen Yahudi göçmenler: bölgenin iyice genişlemesine neden oldu. Böylece: burada büyük evler ve Sinagoglar inşa edildi.

Ancak, II. Dünya savaşında, Nazilerin toplu katliamlarına uğrayan Yahudiler: 1939 yılında burada 58 bin kişi olarak yaşıyorken, savaş sonunda yalnızca 3 bin Yahudi, burada hayatta kalmayı başarmıştır.

Günümüzde, burası: insanlarla sohbet edebileceğiniz, yiyip-içebileceğiniz bir yer olarak öne çıkıyor. Ayrıca: burada otantik eşyalar da bulabilirsiniz. Çünkü: II. Dünya Savaşı ve Nazilere ait birçok ilginç eşyalar satan tezgahlar bulunuyor.

Polonya Krakow Eski Sinagog-Tarih Müzesi
Polonya Krakow Eski Sinagog-Tarih Müzesi

 

Eski Sinagog-Tarih Müzesi

Bu müze: bir zamanlar şehirde yaşamış Yahudilerin tarih ve kültür merkezi olarak kurulmuştur. Müze: Polonya’da korunmuş en eski Sinagog içindedir.

Bu Sinagog: 15’nci yüzyılda inşa edilmiştir. Mimar Worms Regensburg: Prag şehrinde bulunan Gotik koridorlu Sinagogu örnek alarak burayı yapmıştır. 1570 yılında ise: Matteo Gucci tarafından yeniden inşa edilmiştir.

16’ncı yüzyılın ikinci yarısında ve 17’nci yüzyılın başlarında: antre, kadınlar için dua odaları ve Yahudi Komün Konseyi eve eklenerek, mevcut Sinagog genişletilmiştir.

1904 yılında, I. Dünya savaşını izleyen yıllarda ise: Zygmunt Hendel tarafından restore edilmiştir. 1941 yılında, Naziler tarafından Krakow gettosu oluşturulurken: sinegog bu kez: bir depolama alanı ve ofis olarak kullanılmıştır.

Ancak: 1944 yılında, yapının çatısı çökmüştür.

Evet: sinegog, uzun yıllar: Yahudi cemaatinin dini ve idari merkezi olmuştur.
1956-1959 yılları arasında: sinegog; Müze olarak hazırlanmak üzere yeniden inşa edilmiştir. Müzede: Judaica koleksiyonu Profesör Stanislaw Fischer tarafından toplanmış olup, 1958 yılında açılan koleksiyonda: Yahudi ritüel sanat objeleri bulunmaktadır.

Daha sonra ise: yine toplama ve satın alma yoluyla Yahudi Sosyal ve Kültür Derneği tarafından elde edilen objeler ve eserler de müzede sergilenmeye başlamıştır. Bu arada: İsrail Devleti ve özel bağışçılar tarafından da, çok sayıda obje müzeye bağışlanmıştır.

Günümüzde, müzeyi ziyaret ederseniz görebilecekleriniz şunlardır: portreler, resimler, fotoğraflar, Yahudi çeyrek ikonografi ile ilgili fotoğraflar, resimler, baskılar. Ayrıca: sikke koleksiyonu da bulunuyor.

Judaica koleksiyonunun en değerli öğeleri ise: Krakow Yahudi Tarihi ve Kültürü isimli kalıcı bir sergide görülmektedir. Burada: ritüeller ve yıllık törenler, özel ve aile yaşamına ait objeler, 3 ana tematik guruplar halinde ziyaretçilere sunulmaktadır.

Müzenin birinci katındaki 2 oda: portre ve Kazimieri Yahudi ilçesinden görüntülerin sunulduğu bir yerdir.

Müzede düzenlenen geçici sergilerde ise: 1939 yılından önce, Polonya’da yaşayan Yahudilerin çeşitli yönlerini anlatan objeler sergilenmektedir.

Polonya Krakow
Polonya Krakow
Polonya Krakow

 

ŞEHİRDE GEZİLECEK DİĞER YERLER

Polonya Krakow OSCAR SCHİNDER FABRİKASI
Polonya Krakow OSCAR SCHİNDER FABRİKASI
Polonya Krakow OSCAR SCHİNDER FABRİKASI
Polonya Krakow OSCAR SCHİNDER FABRİKASI

 

OSCAR SCHİNDER FABRİKASI

Oskar Schindler’in Fabrikası: günümüzde savaş deneyimlerine adanmış, modern bir müze haline getirilmiştir. Çünkü: şehir, II. Dünya savaşı sırasında, 5 yıl süreyle Nazi işgali altında kalmıştır. Zablocie bölgesinde Lipowa denilen yerdedir.

Evet: Schindler: Eylül 1939 tarihinde şehir Almanlar tarafından işgal edildiğinde: Nazi partisinin bir üyesi ve Alman istihbaratının bir ajanı olarak görev yapıyordu ama aynı zamanda, 1937 yılında Yahudi bir gurup işadamı tarafından kurulmuş olan fabrikayı da yönetiyordu.

Yani, fabrikanın sermayesi: iki Yahudi işadamı tarafından kendisine sağlanmıştı. Fabrikada: Alman ordusu için tencere ve çeşitli metal kaplar üretiliyordu. Savaş döneminde ise, fabrika: bomba ve top mermisi için kovan üretmeye başladı.

Kendisi: Nazi işgali sırasında: Yahudi gettosu üyelerini, Polonyalı personel ile değiştirerek, onların Nazilerden uzak tuttu. 1943 yılında, Almanlar, gettoda geride kalan Yahudileri tasfiye ettiler. Kızıl Ordunun, II. Dünya savaşı sonunda şehre gelmesiyle: fabrika boşaltıldı ve 1200 Yahudi esir, Mayıs 1945 tarihinde Sovyetler tarafından serbest bırakıldı.

Bu 1200 Yahudi’nin: Alman-Nazi katliamından kurtuluşu: 1993 yılında Steven Spielberg tarafından “Schindler’in Listesi” ismiyle beyaz perdeye aktarılınca: Schindler’in fabrikası da ölümsüzleşmiş oldu.

Haziran 2010 tarihinde, Schindler’in fabrikası: Krakow Tarihi Müzesinin bir kolu olarak ziyarete açılmıştır. Günümüzde, burada 3 bölüm halinde, kalıcı sergilerde 1939-1945 yılları arasında, Krakow halkının durumunu yansıtan filmler, konferanslar, toplantılar ve çeşitli kültürel ve eğitici etkinlikler düzenlenmektedir.

Polonya Krakow KRAKOW HİPOLİT HOUSE

KRAKOW HİPOLİT HOUSE

Plac Mariacki bölgesindedir.
Burası: 1540 yılında yapılmıştır ve adını 17’nci yüzyıldaki sahiplerinden almaktadır. Yapıya dar bir merdivenle çıkılıyor. 3 katlıdır ve üst katlarda merkezi bir giriş salonu bulunuyor.

Evet: Krakow bölgesinin geleneksel evlerini görmek isterseniz, burayı ziyaret etmeniz gerekir. Özellikle: birinci kattaki sıva dekorasyonu: 17’nci yüzyılda Baldassare Fontana tarafından yapılmıştır ve halen korunmaktadır, görmelisiniz.

Bunun dışında, günümüzde müze olarak değerlendirilen evde: çeşitli dönemlere ait antik saatler, dekoratif sanat objeleri ve günlük kullanılan mobilyalar görülüyor.

Saatler arasında: bir Nünberg saati ilgi çekiyor. Ayrıca: 19’ncu yüzyıl başlarında, Patek isimli bir İsviçre firması tarafından yapılan saatler de önem kazanıyor.

 

KATEDRAL MÜZESİ

Zamek Wawel bölgesindedir.

Papa II John Paul: Krakowludur. Bu yüzden, bu müzedeki daimi sergide: Krakow Başpiskoposu olduğu dönemde kullandığı: bir cüppe, bir biretta ve ayakkabı ve diğer kişisel eşyaları sergilenmektedir.

Ayrıca: yine burada kraliyet pelerinleri, göz alıcı kıyafetler, kadehler gibi objeler de sergileniyor.

 

GALİCJA JEWİSH MUSEUM

UL.Dajwor bölgesindedir.

Müze: yenilenmiş bir Yahudi fabrikasında bulunur ve 2004 yılında ziyarete açılmıştır. Müze: Chirs Schwarz tarafından kurulmuştur.

Bu büyük bina içinde: büyük bir sergi alanı ve 40 kişilik koltuk bulunan kafe olabilecek bir alan bulunmaktadır. Burada: Yahudi yaşamı ve kültürünü yansıtan: edebiyat kitaplarının satıldı bir de kitapçı bulunuyor. Evet: Yahudi kültürü ve Polonya Galiçya uygarlığına ait yayınlar, fotoğraflar, resimler ve objeler görmek isterseniz, burayı ziyaret edebilirsiniz.

Polonya Krakow CZARTORYSKİCH MÜZESİ

CZARTORYSKİCH MÜZESİ

Bu müzenin en büyük özelliği, bu müzede bulunan bir yağlı boya tablodan gelmektedir.

Leonardo da Vinci tarafından, sadece 3 kadın portresi yapılmıştır. Bunlar arasında en güzeli ise, bu müzede sergilenmektedir.

Resimde, sanatçının patronunun metresi, hoş ve genç bir güzel olan Cecilia Gallerani gösterilmektedir. Tablonun, 1482-1485 yılları arasında yapıldığı tahmin ediliyor. Yani, Paris şehrinde bulunan ünlü Mona Lisa resminden yaklaşık 20 yıl önce yapılmıştır.

Bu çarpıcı resmin genişliği: 54.8 cm, yüksekliği 40.3 cm dir. Bu portre: İtalya’da Prens Adam Jerzy Czartorysi tarafından satın alınmış ve 1800 yılında Czartoryskis aile koleksiyonuna dahil edilmiştir.

Polonya Krakow WİELİCZKA SALT MİNE-TUZ MADENİ MÜZESİ

WİELİCZKA SALT MİNE-TUZ MADENİ MÜZESİ

Burası: dünyanın tek Tuz Madeni Müzesidir ve UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Bu nedenle: Polonya ülkesinin en önemli turistik yerlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Milyonlarca ziyaretçi: oyma kristal tuz ve zengin süslemelerden oluşan heykellerin bulunduğu, labirent pasajlarda, yer altı dünyasında dev mağaralar, yer altı gölleri ve şapelleri keşfetmek için gezerler.

Evet: bu müzeyi gezmek için, yerin 135 metre altına inmek gerekiyor. Bu derinliğe indiğinizde: her yerin tuz ve ahşaptan oluştuğu, ilginç bir müze gezebileceksiniz. Ayrıca: yine yerin 100 metre altında, bir yer altı gölünü göreceksiniz. Madenin en derin yeri 325 metredir.

Maden bölgesinde: yaklaşık toplam 300 km. yürüyüş alanı ve 3000’den fazla galeri bulunmaktadır. Ancak: turistler tarafından gezilmesine izin verilen alan: 64 ile 135 metre derinlikteki 24 galeri ve 2 km. lik yürüyüş alanıdır.

Bu gezide: yerin 90 metre altında: maden işçileri tarafından yapılan “Azize Kinga Şapeli” ve tuzdan yapılmış muhteşem heykeller ve tuz üzerine işlenmiş, muhteşem kabartmalar görebilirsiniz.
Burayı ziyaret ettiğinizde, hatıra olarak “tuz” almanızı öneririm.

Polonya Krakow KALWARİA ZEBRZYDOWSKA CALVARY SANCTUARY
Polonya Krakow KALWARİA ZEBRZYDOWSKA CALVARY SANCTUARY

 

KALWARİA ZEBRZYDOWSKA CALVARY SANCTUARY

Polonya’nın ilk Calvary kutsal yapısı: Karpatların 33 km .güneybatısında bir kasabada 1600 yılında kurulmuştur. Çünkü: aynı dönemde, Kudüs, Müslümanlar tarafından ele geçirilmiş ve kullanılamaz hale gelmiştir.

Burada: merkez kilisesi ve çeşitli büyüklükteki 42 kilise ve şapel oluşturulur. Bu yapılar: 527 metre yükseklikteki Zar yağının yamaçlarında, ağaçlıklar arasında dağınık binalar şeklinde, büyük bir dini kompleks oluşturacak şekilde düzenlenmiştir.

Böylece: bu kompleks: Avrupalı hacıların uğrak yeri haline gelmiş ve yüzyıllar boyunca milyonlarca hacı tarafından ziyaret edilmiştir.

Hacılar, buraya büyük guruplar halinde gelirler ve kutsal Cuma şenlikleri düzenlerler. Özellikle, 15 Ağustos gününde, burada büyük kalabalıklar oluyor.

Ayrıca, yine buradaki Kalwaria Zebrzydowska kasabasında: 1500 esnaf, şık mobilyalar üretmektedirler. Her yıl Temmuz ayında, burada mobilya fuarı düzenlenmektedir.

Polonya Krakow Ahşap Mimari Güzellikleri
Polonya Krakow Ahşap Mimari Güzellikleri
Polonya Krakow Ahşap Mimari Güzellikleri

 

KRAKOW AHŞAP MİMARİ GÜZELLİKLERİ

Krakow şehrinin Malopolska denilen bölgesinde: yüzlerce asırlık ahşap kiliseler, fabrikalar, endüstriyel tesisler, köylü evleri, misafirhaneler bulunmaktadır. Ancak, 2003 yılından bu yana: bunlardan, özellikle 4 tanesi, UNESCO tarafından koruma altına alınmıştır. Bunlar:
1. Sekowa
2. Binarowa
3. Lipnica Murowana
4. Debno Podhalanskie

Ayrıca: şehrin sınırları için de de, özellikle Salwator mahallesinde, Blogoslawionej Bronislawy sokakta, 1690 yılı yapımı, St Margaret Şapeli, ahşap mimarinin öne çıkan eserlerinden birisi olarak ilgi çekmektedir.

Unesco’nun Dünya Mirası Listesinde, Malopolska ahşap mimarisi eserleri:

St Leonar Kilisesi

Şehir merkezinin yaklaşık 50 km. güneydoğusundaki Lipnica Murowana köyündedir. Tahta kiremitli çıkıntılı çatısı bulunan, tek nefli kilisenin 15’nci yüzyılın sonlarından kaldığı düşünülmektedir.

İç kısım çoğunlukla Barok tarzda dekore edilmiştir. Tavan resimleri, 15’nci yüzyıla tarihlenir. Evet, bu geleneksel kilisenin daha önce burada bulunan, dört yüzlü bir pagan tapınağı yerine inşa edildiği bilinmektedir.

St Archangel Michael Kilisesi

Şehir merkezinin 90 km. güneyinde, Debno Podhalanski köyündedir. Karaçam ve köknardan inşa edilen çatı, kiremitle kaplıdır ve yapının 15’nci yüzyıldan kaldığı bilinmektedir.

Yapının içinde, 16’nci yüzyıldan kalmış güzel duvar resimleri görülmektedir. Bu resimler arasında, özellikle haç ve çarmıha germe sahneleri ilgi çekmektedir.

St Archangel Michael Kilisesi

Şehrin 115 km. güneydoğusunda Biemarowa köyündedir. Yapının 1500 yılında inşa edildiği bilinmektedir. Kulesi, 1596 yılında eklenmiştir. Kilise, 16 ve 17’nci yüzyıllardan kalma, değerli ve zengin mobilyalar barındırmaktadır.

SS Philip ve Jacob Kilisesi

Şehir merkezinin 155 km .güneydoğusunda Sekowa köyündedir. Kilisenin ana gövdesi karaçamdır ve 1520 yılında inşa edilmiştir. Kısa bir kule, bir çan kulesi 18’nci yüzyılda eklenmiştir.

Kilisenin tavan ve duvarları, zona ile kaplıdır. Kilisenin içindeki heykeller ise 16’ncı yüzyılın sonlarında, Rönesans sanatını temsil etmektedir.

Krakow

Krakow, Auscwitz

Varşova

Estonya Tallin

Estonya Tallin

Estonya Tallin; Kuzey’de, hemen Finlandiya’nın altında, Finlandiya körfezinin güney kesiminde. Rusya’da, St. Petersburg gezisi yapanlar için; yakın ve mutlaka uğranılabilecek bir yer. Bunun dışında; Avrupa’nın kuzeyinde bir gezi yapmak istediğinizde; mutlaka görmenizi önereceğim bir yer.

Şehir: Riga’ya 300 km. uzaklıktadır. Bu mesafe: otobüsle, 4.5 saat sürüyor. Estonya-Letonya arasındaki sınır kapısı: devre dışı bırakılmış. Seyyar pasaport polisi, otobüsleri durdurup pasaport kontrolü yapıyor. Eğer bu yolculuğu araba ile yapacaksanız, pasaport kontrolüne takılmanız, tamamen bir şansızlık. Ancak: elbette, vizeniz varsa, böyle sorunları yaşamayacaksınız.

Finlandiya’nın başkenti Helsinki’den, rahatlıkla Talin şehrine geçebilirsiniz. Burası ile Helsinki arasındaki uzaklık: 1 saat. Finlilerle, akrabalıkları var. Finlandiya’ya göre ucuz olduğu için, buraya gelen turistlerin yarısı Finli.

Estonya Tallin Vize

VİZE

Estonya, 21 Aralık 2007 tarihinden itibaren: Schengen vizesi uygulamasına geçmiştir. AB üyesi vatandaşların, ülkeye girişi serbest. Diğer ülke vatandaşlarının, yani bizlerin buraya girebilmesi için Shengen vizesi alınması gerekiyor.

Estonya Tallin Havaalanı

HAVAALANI

Modern Lennart Meri Tallin Havaalanı: şehir merkezine 4 km. uzaklıktadır. Havaalanında, otobüs durağı, salonun çıkış önündedir. Ayrıca: taksi istasyonu da var. Şehir merkezine, taksi ile ulaşmanın bedeli, yaklaşık 120 kuron.

Estonya Tallin Genel

GENEL

Mısır’da, ilk piramitler inşa edilirken bile, Baltık Denizinin kıyılarında yaşayan Estonyalı’lar, Avrupa’daki en eski topluluklardan biriydi. 13.yüzyıldan sonra, ülke: Almanlar, Danimarkalılar, İsveçliler, Polonyalılar ve Ruslar tarafından işgal edilip yönetilmiştir ve hepsi, arkalarında güzel şeyler de bırakmışlardır.

Estonya: 16 Ekim 1988 tarihinde, bağımsızlık mücadelesini kazanıyor ve 1994 yılında, Rus askerleri ülkeyi terk ediyorlar. Sovyetlerden ilk ayrılan: Baltık ülkesidir.

Bağımsızlık ilan edildiğinde, 300 bin kişi, şehir meydanında toplanıp şarkılarla kutlama yaptıklarından: bağımsızlık olayı “şarkı devrimi” olarak isimlendirilmiş.

Özellikle, Mart 1988 yılında düzenlenen ve 300 bin kişinin katıldığı festivalde söylenen “Vatanım, Aşkımdır” sözlerinin sık sık tekrarlandığı bir halk şarkısı: ülkenin ulusal marşı olarak seçilmiş.

Estonyalılar: şarkı söylemeye, yaza girerken başlıyorlar ve hava sıcaklığı eksi 30 dereceye ulaşana kadar devam ediyorlar. Havalar soğuk olduğunda ise; evlerinde, şömine karşısına oturup, domuz eti ve balık yiyerek, bira ve şarap içiyorlar.

Geleneksel içecekleri olan likörün adını bile “Vana Talin- yani eski Talin” koymuşlar. Koyu renkli ve oldukça sert olan bu likör: Tallin’e  doğudan gelen gemilerin getirdiği baharatlar, vanilya ve limon yapı ile yapılıyormuş. İçimi de ilginç, bir kere de içmek gerekiyor.

Bunu içerken: yanında çikolata almak da gerekiyor. Bunun yanında: bu ülkenin insanının diğer bir alışkanlığı daha var. Bolca kahve tüketiyorlar. Geleneksel bir içecek haline gelmiş. Kahvenin yanında mutlaka tatlı yemeyi tercih ediyorlar.

13 Ağustos 1989 tarihinde, bu bölgede bulunan üç ülke (Letonya, Litvanya ve Estonya) vatandaşlarından, 2 milyon kişi: karayolunda, el ele tutuşarak, yaklaşık 600 km. lik bir zincir oluşturmuşlar.

Estonya

1.5 milyonluk bir ülke. Eski Sovyetler Birliğinin: siber teknoloji üssü olarak öne çıkmış. Günümüzde: bu özelliğinin meyvelerini topluyorlar. Kype ve Kaza Estonya kökenli internet araçları, burada üretiliyor. Ruslardan nefret, bu ülkede de var. Ancak: yine de, nüfusun % 30’u etnik Rus. Bunun sonucunda; ülkede yaşayan herkes : ”Rusça” biliyor.

2004 yılında, Estonya: NATO ve AB ne tam üye oluyor. 9 kulesi olan, surlarla çevrili bir şehir. Tam bir Ortaçağ kenti havası var.

Adını ilk kez: 2003 yılında, Eurovision şarkı yarışmasında duyurdu. Bu yarışmanın yapıldığı konser binası: midye şeklinde ve burada yer yıl, geleneksel halk şarkıları yarışması düzenleniyor.

Estonya Tallin Para Birimi

PARA BİRİMİ

Burada: para birimi olarak, “Estonya kronu” geçerli. 1 Euro, yaklaşık 15 Estonya kronu ediyor. Bizim paramıza dönüştürürseniz: 1 TL, yaklaşık: 1.5 krom yapıyor.

Burası: gerçekten ucuz bir ülke. Özellikle: çevredeki ülkelerden, buraya alışverişe, günübirlik gelenler çok.

İKLİM

İklim oldukça soğuktur. Kışın az yağışlı, yazın ise ılık geçer. Sonbahar yağmurludur. İlkbahar, yine serindir. Buranın özellikle iklim durumu değerlendirildiğinde: en büyük özellik, kış aylarında, gündüzlerin 3 saate kadar düşmesi, geri kalan gece yani karanlık.

Bunun sonucunda, çok doğal olarak, buraya gitme zamanınızı çok iyi ayarlamanız gerekiyor. Çünkü: böyle anlarda, sokaklar loş bir ışığa bürünüyor ve bu büyülü görüntüler ortaya çıkıyor.

DİL

Tallin şehrinde: Estonya resmi dili olan “Estonca” konuşulur. Bunun dışında: halk, “Fince, İngilizce, Rusça ve Almanca “ da konuşmayı biliyor.

Estonya Tallin Şehir içi Ulaşım

ŞEHİR İÇİNDE ULAŞIM

Şehir içindeki ulaşım sisteminde: otobüs, tramvay ve tramvay-otobüs kullanılıyor. Bilet ücretleri: otobüste veya sokaktaki büfelerden alacağınız biletlerle gerçekleştiriliyor. Otobüse binince bilet almaya kalkarsanız, 25 kuron, ama büfelerden bilet satın alırsanız: 15 kuron ödemek durumunda kalacaksınız. Büfelerden, paketi 100 kuron olan, 10luk biletlerden de satın alabilirsiniz.

Aslında şehirde otobüs var ama birçok yere, yürüyerek gitmek mümkün.

Estonya Tallin Ne Satın Alınır

NE SATIN ALINIR

Tallin şehrinden: özellikle satın almanız gereken tek şey: Kehribar. Renk renk kolyeler var. Bu şehirde: o kadar orijinal şeyler göreceksiniz ki, inanamayacaksınız. Kumaş, deri, cam ve tahta el işlerini görünce; Talin’lilerin estetik duygularına hayran kalacaksınız.

NÜFUS

Nüfusun: üçte biri: Sovyetler Birliği döneminde, buraya yerleşmiş olan: Rus, Beyaz Rus ve Azeri kökenli azınlıklardan oluşuyor. Ülkenin dili: Estonca.

Estonya Tallin Eğlence Hayatı

EĞLENCE HAYATI

Şehirde: bolca festival düzenleniyor. Özellikle: geleneksel olarak düzenlenen: dans ve şarkı festivali var. Bu festival: çevre ülkelerinin katılımı ile yapılıyor. Özellikle: Finlandiyalılar, bu festivale yoğun olarak katılıyorlar.

Her beş yılda yapılan bu festival, gerçekten güzel görüntüler yaratıyor, bu ülkeye gideceğiniz dönemde, böyle bir şansınız olursa, inanın şehri gayet güzel yaşayabilirsiniz.

Temmuz ayında düzenlenen bu festivalin diğer bir özelliği de: dünyanın en büyük ve en çok katılımlı festivallerinin başında gelmesi. Dans ve şarkı festivali.

Estonya Tallin Gezi Planı

GEZİ PLANI

Şehir: Kuzey Avrupa’nın en iyi korunmuş eski kenti. Bu yönü ile: Prag ve Riga şehirleri ile, yarış halinde sayılabilir. Buraya, özellikle: emekli Amerikalılar geliyormuş. Kent: Baltıkların göz bebeği. İlgi büyük. Turizmciler bu ilgiden çok mutlular.

Başkent Talin şehrini: gezmeye başlamak için, öncelikle Belediye Meydanını seçelim.

Estonya Tallin

Başkent Tallin şehri: 1997 yılında, UNESCO koruması altında. Şehir: 1219 yılında; Kuzey Estonya’yı ele geçiren Vikingler tarafından, kireç taşlarının yükseldiği, bu noktada kurulmuş. Ancak: 1703 yılında, Rusların, yakın bölgede St. Petersburg şehrini kurması ile, burası önemini kaybetmiş.

Efsaneye göre: kentin yakınlarındaki Larissa gölü: kente son çivi çakıldığında taşacak ve Tallin şehri sular altında kalacak. Evet, şehrin nereye kadar büyüyeceği bilinmiyor ama gelin biz bu şehrin sokaklarında; halihazır durumu ile gezimize çıkalım.  Talin şehrinin, ilk önemli inşa süreci: Hansa birliğine katılması ile başlamış.

Hansa birliği: kuzeyin önemli liman kentlerinin kurulduğu ticari bir ittifaktır. Tallin şehri: bu önemli ittifaka, 12. yüzyılın sonlarında katılmış.

Ama: Ortaçağ’ın, Hansa birliği kentleri arasında, en iyi korunarak, günümüze ulaşmış bir kent. 1997 yılında, biraz önce de söylediğim gibi: UNESCO Dünya Mirası listesine alınarak, korumaya alınmış.

Taş kaldırımlarda, meydanlarda yürüyebilirsiniz. Özellikle: meydanlardaki kafeler için zaman ayırın.

Belediye meydanı: tarih boyunca, hep ticaretin kalbinin attığı yer olarak öne çıkmış. Şehrin bu ana meydanında, yapacak çok şey yok. Ama, insanları gözlemlemek için iyi bir yer. Hem de güzel bir park var. Parkta oturup Estonyalıları izleyebilirsiniz.

Meydanın hemen yanında: Belediye Sarayı var.

Estonya Tallin Belediye Sarayı

BELEDİYE SARAYI

Burası: tam 600 yıllık bir bina. Şehirdeki en eski bina. Kulesine bakıp, kilise diye düşünmeyin. Avrupa’nın en eski Belediye binalarından biridir. Bu binanın içinde, dünyanın en yüksek tavanlı (77 metre) tuvalet varmış. İlginç bir yer, görmelisiniz.

ECZANE

Eski şehirde, herkesin gördüğü bir eczane var. Avrupa’nın en eski eczanesi. 1421 yılından bu yana, tarihi kayıtlarda bulunuyor. Eskiden: kertenkele gözü, kedi ciğeri ve birtakım otlarla yapılan tedaviler; artık yerini, modern ilaçlara bırakmış. Eczanenin hemen yanında, bir de müze var.

MÜZE

Eski zamanlardan bu yana, eczacılığın gelişimini burada görmeniz mümkün. Cam vitrinlerde, eski ilaçlar ve kullanılan aletler ve cihazlar sergileniyor. Ahşap bir bina.

Evet, eski şehrin sokaklarında gezmeye devam ediyoruz. Sokaklarda, karşımıza bol miktarda bademci (badem satıcısı) çıkıyor. Ama, bu bizim bildiğimiz badem değil. Bunlar: 60 çeşit baharat ve 4 farklı çeşit şekerden hazırlanan bir sosla hazırlanarak satılıyor.

Özellikle: tarçın ve zencefille kavrulmuş olması, bu tatları öne çıkarıyor. Gerçekten çok lezzetli. Siz satın almadan önce, tatmanız için, hemen size ikramda bulunuyorlar. 100 gr. lık bir paket: 2 Euro. Mutlaka tadın, çok lezzetli. Yerel giysiler giymiş, gençler tarafından satılıyor.

Tallin şehri:  Avrupa’nın ortaçağ özelliklerini koruyan en güzel kentlerinden biri. Kentin tarihi yapılarını bulunduran bölümü: iki kısımdan oluşuyor. Bunlar: Aşağı kent ve Yukarı kent.

Estonya Tallin Eski Kent

ESKİ KENT

Burası, tam bir masal şehri. Kuleler ve surlarla çevrili, kırmızı kiremitli ve sivri çatılı, taş yapılı evlerden oluşan, taş kaldırımlı bir kent.

Bu bölgede: özellikle dikkatinizi çekmek istediğim bir husus var. Şehrin sokak ve caddelerinde, sarı renkli değişik bir tabela göreceksiniz. Bu tabela: “Kap-kaç” tabelası. Yani: bu bölümde, kap-kaç yani hırsızlığa karşı, mutlaka dikkatli olmanız gerekiyor.

Büyük bir kısmı surlarla çevrili. Buraya: görkemli bir kapıdan giriliyor. Bu kapıdan girilince, şehrin en hareketli meydanlarından birine ulaşıyorsunuz. El sanatları ve turistik eşyalar satan dükkanlar ile, kafe ve restoranlar bol. Taş kaldırımlarda, yürüyerek, buraları gezebiliyorsunuz.

Estonya Tallin Eski Kent

Eski kent

kendi içinde, 2 bölümden oluşuyor. Alt şehir ve Yukarı şehir. Bu iki kısmı birbirine bağlayan, iki sokak var. Bunların isimleri: Kısa bacak sokağı ve Uzun bacak sokağı.

Kısa bacak ve Uzun bacak sokakları yüzünden, Tallin ile ilişkili bir espri yaratılmış. Bu şehir, bu iki isim yüzünden, aksak şehir olarak anılıyor.

Peki, Tallin bu ismi nasıl almış? Merak edenler için: kente bu isim, Danimarkalılar vermiş. Danimarkalılar tarihi süreç içinde, kente hakim olunca: Tallin ismini vermişler. Tallin kelimesi, Danimarka kenti anlamına geliyor.

Estonya Tallin

Bu güzel şehrin önemini: 1154 yılında, Arap coğrafyacı El İdrisi fark etmiş. Araştırmaları arasına: “ küçük, ama kalesi ve surlarıyla önemli bir kente benziyor “ diye not düşmüş. El İdrisi: bu dönemde, kenti, haritasına yerleştirmiş, ancak kent, resmen kurulmak için, bir asır daha beklemek zorunda kalmış.

Sıcak yaz günlerinde, bu eski şehri gezerken: diyelim ki susadınız. Bakkal veya market aramak için uğraşmayın. Yanınızda bisikletli su satıcıları olabiliyor. Kızlar: bisikletlerinin önünde, su ve içecek satıyorlar. Bisikletin önünde, soğutucuları var.

Estonya Tallin Yeni Kent

YENİ KENT

Üst şehir: aslında, aşağı şehirden daha eski olmasına rağmen, tarih boyunca pek çok yangından zarar görmüş. Ama, daha sonra yeniden inşa edilmiş. Yapılarda: Barok etkisi görülüyor. Bu bölgenin en önemli binaları: Pompei Şatosu. Şu anda: burası, Parlamento binası olarak hizmet veriyor.

PARLAMENTO BİNASI

Pembe boyalı, güzel bir bina. Bu binanın hemen önünde, bir katedral var.

Estonya Tallin Alexander Nevsky Rus Katedrali

ALEXANDER NEVSKY RUS KATEDRALİ

Gösterişli bir yapı. 1894 yılında yapılmış. Rus Çarı; Tallin şehrine damgasını vurmak için, bu yapıya yüklenmiş. Kilisenin tepesindeki haçların altında: hilaller göreceksiniz. Bu hilaller: Rusların, Osmanlılara karşı kazandıkları zaferleri simgeliyormuş.

Estonya Tallin Toompea Binası

TOOMPEA BİNASI

Belediye Meydanından, yukarıya hükümet meydanına doğru çıkabilirsiniz. Hükümet meydanı (Toompea) şehrin en yüksek noktasıdır. Burası: şehirde, merkezi otoritenin kurulduğu ilk yerdir. Önceleri, piskoposun yönetiminde kalan Tallin şehri, daha sonraları soylular tarafından yönetilmeye başlanmıştır. Günümüzde ise: Estonya Meclisi, buraya bulunuyor.

Buradan: göl manzarası mükemmel görülüyor. Binanın bulunduğu tepenin üzerinde, bir de şehir manzarasını görebileceğiniz harika bir teras var. Duvardan aşağıya bakınca, kenti bütün görkemi ve ihtişamı ile görebiliyorsunuz.

Farklı yönlerdeki platformlardan: tüm kenti görebilirsiniz. Çarlık ve Rus dönemlerine ait: fabrikalar, sanayi bölgeleri, 1970-80’li yıllara ait toplu konut alanları, kuzeye ve güneye doğru ise, bahçe içinde evler, ikişer katlı, 4-5 daireli ahşap evler var. Bütün bunlar: yeşillik ve ormanlık alan içinde uzanıyor.

Sokak satıcıları var. Unutulmaz Tallin hatırası satın almak isterseniz: bu sokak satıcılarında satılan “bozuk paralar” var. Bozuk paraları, kendiniz yapıyorsunuz. Elinize büyük bir çekiç veriyorlar, bozuk paranızı kendiniz yapıyorsunuz. Üzerine: Tallin şehrine ait bir arma basılıyor, ama elbette, biraz kuvvet gerekiyor.

Toompea bölgesi

Kiliseler, şık butikler ve büyükelçiliklerle dolu. Burada gezerken, biraz önce söylediğim bozuk para dışında; buraya has ve dünyada en çok burada bulabileceğiniz bir şey daha var, bunu satın alabilirsiniz: Kehribar taşı.

Evet, gezimize devam ediyoruz. Pikk Jalg (Uzun bacak) sokağına gelin. Buradan: aşağıya inin. Çok eski zamanlarda, buradan atlı arabalar geçiyormuş. Kısa bacak sokağını ise, yalnızca yayalar kullanıyormuş. Sokakta: sanatçılar, yaptıkları resimleri satıyorlar.

Yol boyunca, ressamlar göreceksiniz, beğendiğiniz bir resim satın alabilirsiniz. Ayrıca: St. Olaf kiliseni var, buranın kulesi bayağı yüksek, yaklaşık 124 metre. Bu kuleye çıkabilirsiniz.

Estonya Tallin Çevre Gezileri

ÇEVRE GEZİLERİ

ESTONYA AÇIK HAVA MÜZESİ

Estonya kültürünü daha yakından tanımak istiyorsanız: gitmeniz gereken yerlerin başında: Al Mare Rocca geliyor. Burası: şehir merkezinden yaklaşık 20 dakika uzaklıkta, 80 hektarlık bir arazi üzerine kurulu, küçük bir köy. Evlerin tamamı orijinal, Estonya’nın dört bir yanından getirilerek, buraya yerleştirilmişler.

Yemyeşil bir yer. Ekim alanlarının eklenmesiyle, bir zamanların balıkçı köyü, günümüzün turistik bir yöresi haline gelmiş. Evlerin yapılış biçimleri: yalnızca kıyı bölgeleri ve iç bölge evleri olarak değil, kıyıdan kıyıya, adadan adaya ciddi farklılıklar gösteriyor.

Evlerin içi: orijinal objeler kullanılarak, yaşam şekilleri canlandırılmış. Evet, burası yalnız turistler için değil, aynı zamanda Estonyalılar için de, hafta sonlarını geçirmek için güzel bir yer. Özel düğünler de yapılıyor. Burayı ziyaret ederseniz; el sanatları satın alabilirsiniz.

ŞEHİRDE SON DURAK: Kraliyet Sarayı.

Saray çevresinde, büyük bir duvar var. Sarayı: 1871 yılında, Rus Çarı I. Petro: eşi, I. Katerina onuruna yaptırmış. Havuzları çok güzel. Yapı: Kuzey Avrupa’daki barok mimarinin en iyi örneklerinden biri. İtalyan mimar Nikola tarafından yapılmış.

1921 yılında müzeye dönüştürülmüş. Çevresindeki park ise: dünyanın dört bir yanından, turistlerin akınına uğruyor. Park: 100 hektar üzerine kurulmuş.

Parkta: kuğu gölü, yemyeşil ağaçlar ve çiçeklerle süslü bahçeler var. Sanki cennetten bir köşe gibi. Özellikle: kuğu gölündeki, kuğuları izlemek, mutlaka size keyifli zaman geçirecektir.

İspanya Granada

İspanya Granada

İspanya Granada: Şehrin diğer ismi “Gırnata” ve “Grenada” dır.

Granada şehrinin İspanyolca da anlamı “Nar” demektir. Buranın coğrafi konumunu anlatmadan önce, turistik konumundan söz etmek istiyorum: Granada, 25 dakika uzaklıktaki Sierra Nevada dağında kayak yapılabilen, 30 dakika uzaklıktaki “Costa Tropical” adlı plaj bölgesinde denize girilebilen bir yer olarak önem kazanmaktadır.

Sonra ise, şehir merkezindeki tarihi özellikleri dikkat çeker.

Evet: İspanya ülkesinde, Andalucia özerk topluluğunun başkentidir. Ülkenin en büyük 13’ncü şehridir.

Şehir: Sierra Nevada dağlarının eteklerinde, üç nehrin birleştiği noktada kurulmuştur. Şehrin güneydoğu tarafında uzanan büyük düzlük alan: Granada ovasıdır (Vega ovası). O vadinin sonunda görülen dağlar ise “Granada Sultanlığı”nın topraklarının bittiği yer olduğu için: şehre saldıran Katolik güçleri, hep o taraftan gelmişlerdir.

Vega ovası: Genil ırmağı ve Vega ırmağı tarafından bolca sulandığı için, verimli tarımsal topraklara sahiptir.

Yüksek Dağlarla (Sierre Nevada) çevrili olması nedeniyle, rüzgardan korunan, ılıman bir iklime sahip olan bölge, bu özellikleri nedeniyle antik dönemden bu yana çeşitli toplulukların yerleşim yeri olmuştur.

Evet, şehir merkezinin deniz seviyesinden yükseklik: 738 metredir.

Şehir Akdeniz sahiline yalnızca 1 saat uzaklıktadır.

İspanya Granada; Bu şehre yolunuz düşer veya yakınlarından geçerseniz, bilmelisiniz ki: Magribi döneminden kalan “El Hamra Sarayı” kompleksi mutlaka gezmeniz gereken bir yer.

Muhteşem bir mimari güzellik, bir zamanlar bu güzelliği yaratan insanların gerek sabrı ve gerekse sanat anlayışının bu denli yüksek olmasını, bu denli büyük olmasını anlamak mümkün değil, ben anlayamadım, bu kadar ince bir sanat işçiliği nasıl yapılır, nasıl yaratılır, bu ne zevktir, bu ne kadar güzel bakış açısıdır, inanın gözlerinize inanamayacağınız güzelliklerle karşılaşacaksınız.

Yazının hemen başında şunu hatırlatmak istiyorum. Burada ve İspanya’nın diğer birçok yerinde, camilerin gerek yerine doğrudan ve gerekse yıkılarak katedral-kilise gibi yapıların yapılmasını tenkit etmemenizi öneririm, çünkü unutmamak gerekir ki, yıkıldığını veya yerine katedral-kilise yapıldığını düşündüğünüz o cami de, daha önce orada bulunan bir kilise-manastır veya tapınak üzerine yapılmıştır. Yani, tarih bir anlamda süreçtir ve bu süreç içinde yaşananlar, bugün olarak değil, o süreç içindeki durumu ile değerlendirilmelidir.

Yani, bir zamanlar burada yaşayan Romalar bir tapınak yapmışlar, pagan oldukları için taşlara-putlara tapmışlar. Hıristiyanlık gelmiş, Vizigotlar aynı Roma tapınağının üzerine kilise-manastır inşa etmişler, Müslümanlar gelmiş, aynı kilise-manastır üzerine cami yapmışlar, sonra yine Hıristiyanlar gelmiş, aynı cami üzerine, kilise-manastır yapmışlar.

Evet: Granada denilince, geniş bir alana yayılı bulunan “El Hamra” akla geliyor. Ama yine de, şehirde bunun dışında da birçok tarihi yapı var ve bunlar birbirlerine yürüyüş mesafesindedir. Sonuç olarak, Granada, yürüyüş sevenler için idealdir.

Şehir

İspanya Granada;  şehrinin üçte biri büyüklüktedir. Ancak, kültürel değerler açısından, Sevilla şehri ile aynı düzeyde olduğu söylenebilir.

Ancak: merkezin genel görünümünde, ağırlıklı olarak modern binalar görülmesine rağmen, kraliyet döneminden kalma pek çok kilise de göze çarpmaktadır. Ama, Müslümanlar döneminden kalma eserlerin bir elin parmaklarını geçmediğini görmek, burada 400 yıl hüküm süren Müslümanlar açısından ne yazık ki kötü bir durumdur.

Giriş için son bir not: Granada şehrini gezmek için tur şirketlerini tercih ederseniz, bunlar panoramik şehir turu adı altında “El Hamra” bölgesini dışarıdan göstermektedirler. Buraya girmek isterseniz, 65 Euro ödeyerek ilave ekstra tur satın almanızı isterler.

Unutmayın sayın okurlarım, bulunduğunuz yerin El Hamra’ya uzaklığını bilemem ama, bu ödeyeceğiniz 65 Euro içinde, yalnızca El Hamra ya girmek için ödemeniz gereken rakam: 13 Euro. Rehberlik mi, buyurun, bu yazının bir çıktısını alın, kendi rehberiniz kendiniz olun. Evet, Granada şehri hakkındaki gezip gördüklerimi anlatmaya ve yorumlara devam ediyorum.

 

İspanya Granada

ULAŞIM

İspanya Granada: Granada şehrine en yakın havaalanı “Federico Garcia Lorca Havaalanı” dır. Havaalanı, Granada şehir merkezinin 17 km. güneyindedir. Granadalı ünlü şairin ismi verilmiştir.

Bu havaalanı: Madrid, Barcelona, Palma ve Girona şehirleriyle bağlantı sunar. Başka bir seçenek olarak, Granada şehrinin 130 km. uzağında bulunan “Malaga” Costa del Sol uluslar arası havaalanı olabilir. Havaalanı ile şehir merkezi arasındaki ulaşım da taksi kullanırsanız muhtemelen 28-30 Euro veya otobüs kullanırsanız 3 Euro ödemeniz gerekir. Yolculuk muhtemelen 50 dakika sürer.

Granada şehrine trenle ulaşmak isterseniz: şehrin tarihi merkezinin bir ucunda bulunan tren istasyonundan: Madrid ve Barselona şehirlerine ulaşan AVE hızlı trenlerini tercih edebilirsiniz. Ayrıca: Granada ile Almeria-Sevilla-Algeciras-Linares arasında bölgesel demiryolu hatları bulunmaktadır.

NE YENİR

İspanya Granada:  del Sol bölgesi yakın olduğundan, Granada bölgesinde geleneksel mutfağın derin Magribi kökleriyle, egzotik bir dokunuş hissedilir. Yöreye has yemeklerde, genellikle sebze ve deniz ürünleri ağırlıklıdır.

Katedral ve çevresindeki alanlarda: yüksek kaliteli restoranlar bulunur. Özellikle “Plaza del Campillo” bölgesinde bunları görebilirsiniz. En tipik yemeklerin bazıları: fasulye , migas ( bu bir tür et ve biber ile kızartılmış ekmek kırıntılarıdır), gazpacho, sacromonte tarzı omlet veya trevelez jambon, kuşkonmaz veya tropikal meyve gibi ürünlerdir. Ancak, jambon ve et ürünlerinde genellikle domuz eti kullanıldığını unutmamak gerekir.

Son bir not, bu şehirde manastırlarda güzel tatlılar yapılıyor. Örneğin: San Anton, Zafra, Las Tomamas ve La Encarnacion gibi manastırlarda.

Eğer manastırlarda rahibeler tarafından yapılan ürünlerden satın almak isterseniz: bunların en ünlüleri olan “Glorias ve Tocinillos” denemelisiniz.

Son olarak bu şehre yolunuz düşerse: bir kafeye girin ve “sıcak çikolata” ve “churros” yemelisiniz.

EĞLENCE-GECE HAYATI

Şehrin en ünlü tapas barları: “Calle Navas” bölgesindedir. Barların hepsi gayet güzeldir. Ancak, önerim: en kalabalık barları tercih edip, girmek ve mutlaka birer “caria” denemektir.

Özellikle: Eylül ayından sonraki dönemde, yani Üniversite açıldığında, şehirde, haftanın her günü farklı bir yerde, parti yapılıyor. Şehirdeki öne çıkan kulüplerden bazıları: Granada 10, El Caborio, Vogue, Sugar Pop.

Mae West, şehrin en büyük kulüplerindendir. Bu iki katlı mekana, giriş için kıyafet zorunluluğu oluyor, spor ayakkabı ile girilmiyor. Mae West ve Vogue oldukça kalabalıktır.

NE SATIN ALINIR

İspanya Granada: Granada şehrinde: seramik, gümüş ve kakma ahşap hediyelikler satın alabilirsiniz. Alışveriş merkezleri ve sokak pazarları, şehir sokaklarında her zaman bulunabilmektedir. Gümüş olarak: Alcaiceria ve hazırlanmış rakamlar, moda ayakkabı ve parfüm de satın almak mümkündür.

Alışveriş merkezleri: her gün saat 10.00 ile 22.00 arasında açıktır. Yerel dükkanlar ise: 10.00-13.30 arasında ve 17.00-20.30 arasında açıktır.

Kredi kartı ile ödeme yapmak isterseniz, pasaportunuzu görmek isteyebilirler. Avrupa Birliği dışındakiler yani bizler için, 90.15 Euro üzerindeki alımlarda, katma değer vergisi iadesi söz konusudur.

ŞEHİR İÇİ ULAŞIMI

Granada şehrinde: taksiler ve ek olarak otobüsler bulabilirsiniz. Şehir içi otobüsler: Granada çevresinde gezmek için en iyi yoldur. Genellikle: 06.00-23.00 saatleri arasında çalışırlar. Cuma, Cumartesi ve resmi tatil günlerinde, gece yarısından sonra saat 06.00 ya kadar çalıştırılan gece servisleri bulunur.

Taksiler, her hangi bir zamanda ve her yerde bulunabilirler. Taksilerde, şehrin arması, bir yeşil hat ve yan tarafta beyaz kendi plaka numarası yazılıdır. Taksiler genellikle şehir merkezindeki taksi duraklarında bulunurlar.

Otobüsler için tek yönlü otobüs bileti almak isterseniz. 1.20 Euro ödemeniz gerekir. Gece otobüs için 1.30 Euro ödenir. Çoklu biniş için , 2 Euro depozit ödeyerek otobüs kartı satın alabilirsiniz. Bunlar: 5 binişlik 5 Euro, 10 binişlik 10 Euro ve 20 binişlik 20 Euro’dur. Bunlarla, 45 dakika içinde, otobüs hatları arasında ücretsiz geçişler yapabilirsiniz. Bu otobüs kartlarını, otobüs sürücülerinden satın alabilirsiniz.

İKLİM

Şehir oldukça ılıman bir iklime sahiptir. Buna bağlı olarak yazları sıcak ve kışları hafif yağışlı ve kısa soğuklar görülür. Nem bulunmadığından yaz sıcakları aşırı rahatsız etmez. Kasım-Nisan arasındaki kış döneminde ise, bir ceket veya sıcak tutacak giysiler kullanmanız gerekir. Yağmur sonbahar ve erken kış aylarında görülür. Kar çok nadirdir.

ERASMUS-LA MADRASA VE GRANADA ÜNİVERSİTESİ

Granada Üniversitesi: şehir içinde, altı kampüste eğitim faaliyetlerini sürdürmektedirler. Öğrenci topluluğu, yaklaşık 80 bin civarındadır.

Burada: dikkatinizi çekmek istediğim bir nokta var. Eski İslam Üniversitesi olan “La Madrasa” bölümünü de görmenizi önerim, çünkü özellikle “ön cephesi” gerçekten görülmeye değerdir. Üniversite, günümüzde modern bir binanın devamıdır. La Madrasa ile ilgili ayrıntılı bilgiyi, aşağıda bulabilirsiniz.

Bu arada: Granada şehrinin Avrupa’nın “Erasmus” başkenti olduğunu da belirtmek isterim. Yani, burayı ziyaretinizde, sokaklarda-caddelerde, rahatlıkla Türk öğrenciler ile karşılaşabilirsiniz. Ancak, yaz döneminde sokaklar boş iken, Eylül ayından sonra, şehirde yaklaşık 80 bin öğrenci görülmektedir.

İspanya Granada

TARİHÇE

MÖ.8’nci yüzyıl civarında, bölgede: Fenike, Yunan, Pön, Roma ve Vizigotların egemenlik kurdukları görülür. 711 yılında ise: Emeviler, bölgeyi ele geçirince: günümüzdeki şehir merkezinin 20 km. kuzeyinde “İlliberis” isimli yerde, Yahudi halkının “Garnata” olarak isimlendirdiği yerde ilk yerleşim kuruldu.

Günümüz Granada şehri ise, 11’nci yüzyılda kuruldu. Bu tarihte, iç savaş sonunda, Kuzey Afrikalı Ziri İbn Manad, kendisi için bağımsız bir krallık kurdu.

1238 yılına gelindiğinde, Nasrids hanedanı, Granada Emirliğini teslim aldı. 1350 yılında, ünlü gezgin ve tarihçi İbn-i Batuta: yaptığı gezide, Granada hakkında şunları yazar: “Kastilya krallığı ile çatışmalar içinde bulunulan karmaşık dönemde, şehir, kendi içinde güçlü ve kendine yeterli bir krallık olarak dikkati çekmektedir” Tabii burada hassas olan şu: Sevilla şehri Hıristiyanlar tarafından ele geçirildikten 200 yıl sonra Granada Hıristiyanların eline geçmiştir.

Hıristiyanlar, şehri işgal ettikten sonra, şehrin ova tarafına yani “La Plataforma” denilen engebesiz kısmına kendileri yerleşirler. Müslümanlar ise, resmi kontrolün daha kolay oluşu nedeniyle, “Albacin” ve “Alhamra” tepelerinde yaşamaya zorlanırlar.

Bu yüzden: özellikle “Albacin” yöresindeki evlerin, eski mimari tarzları koruduğu gözlenir. 2 veya 3 katlı, teraslı veya beyaz çatılı evler, dar sokaklar, yaz sıcağını gölgeleyen palmiye ağaçları ve üç renk (beyaz, yeşil, kiremit rengi) hakimdir. Evlerin içinde ise, küçük bir avlu bulunur.

2 Ocak 1492 yılında Hıristiyanlar, Sultan Muhammed XII şehirden sürgün ederler ve şehri ele geçirirler.

Aslında: yapılan “Elhamra Kararnamesi”nde: şehrin Müslüman sakinlerinin rahatsız edilmeden günlük yaşamlarına izin verilmesi söz konusudur. Yani: 47 maddelik anlaşma metninde: İslam inancı, cami, medrese ve kadılık gibi kurumların korunması ve İslam hukukunun uygulanması konusunda teminat verilir.

Bunun yanında: inanç özürlüğü ve ana dil/Arap dilini kullanma hakkını da garanti ederler. Çünkü: daha önce Hıristiyan güçlerinin eline geçen Toledo ve Zaragoza gibi şehirlerde: Müslümanlara kötü davranılmakla birlikte, inançlarını koruma izni verilmiştir.

Müdeccen olarak adlandırılan bu Müslümanlara, camileri, medreseleriyle birlikte cemaat halinde varlıklarını sürdürme hakkı tanınmıştır. Hatta onlar: “El Acemiyye” yani “Aljamiado” adı verilen, Arap alfabesiyle İspanyol dilinde bir “edebiyat” akımı geliştirmişlerdir.

Evet, biz yine Granada bölgesine gelelim. Granada Müslümanları, direnişleri çöktükten sonra Müdeccenler gibi muameleye tabii tutulacaklarını düşündüler.

Ancak, 1493 yılına gelindiğinde, Kardinal Francisco Jimenez de Cisneros: Hıristiyan olmayanların din değiştirmesi için baskılar başlatır. Müslüman ve Yahudiler için zorla vaftiz törenleri yapılır ve anlaşmanın koşulları ihlal edilir.

Bazı soylular da dahil, bir avuç Müslüman, Katolikliği seçer. Buna karşılık, Granada’nın büyük Müslüman kitleleri, yerlerinde kalıp inançlarını korumak için direnmeye karar verirler.

Böylece, özellikle “Alpujarras” kenti yöresinde Müslüman isyanı başlar.

1500 yılında, İbrahim Ümeyye liderliğinde, isyan bütün Alpujarras dağlarına yayılır. Ancak, isyan gaddarlıkla bastırılır ve isyana katılanlar yok edilir.

1501 yılında ise, Kastilyalılar, El Hamra kararnamesi anlaşmasının iptal edildiğini ve Granada şehrindeki Müslümanların ya din değiştirmesini ya da göç etmelerini ortaya koyan eylemlere girişirler. Bütün Müslümanlar zorla vaftiz edilmeye başlanırlar.

Önceki tahribattan geri kalan bütün camiler, 1501 yılında kiliseye çevrilir. Yayınlanan bir kraliyet kararnamesiyle; bütün Arapça kitapların yakılması emredilir.

Bunun üzerine, şehir ve kasabalardaki büyük meydanlarda toplanıp yığılan Arapça kitaplar, anlatılmaz bir barbarlıkla yakılarak yok edilirler. Daha sonra Arapça yasaklanır, Arapça konuşanlara ölüm cezası getirilir.

Bunun üzerine, Müslüman kesimin büyük çoğunluğu Kuzey Afrika’ya göç eder. Yahudi nüfusun çoğunluğu ise, Yahudi asıllı Katolik olurlar.

16’ncı yüzyıla gelindiğinde: şehir tamamen Katolik ve Kastilya karakterini alır. Camiler, Hıristiyan kiliselerine dönüştürülür veya yıkılırlar. Böylece: katedral ve kraliyet mahkemeleri gibi yeni yapılar, şehrin görünüşünü değiştirmeye başlar. Hatta: şehir içindeki Yahudi Mahallesi, yeni Katolik ve Kastilya kurumları ve yol yapımı için yıkılır.

İspanya Granada

GEZİLECEK YERLER

Granada şehri, yukarıda da belirttiğim gibi, büyük bölümü yürüyerek gezilebilecek durumdadır. Özellikle: tarihi şehir merkezi yani “El Hamra” bölgesini yürüyerek gezebilirsiniz. Aslında: zaten şehir merkezinde, gezilebilecek yerler, 3 konumda toplanmıştır.

Şehir dışında da gezilebilecek yerler hakkında, yazının en sonunda kısa bilgiler vereceğim, buradaki mevcut zamanınıza göre sizler kendinize bir gezi planı oluşturabilirsiniz.

Ancak, elbette ki, bu şehre gelmenin en başlıca amacı “El Hamra”. El Hamra için muhtemelen 5-6 saat zaman ayırmanız şart ki, bu güzellikleri tada tada gezebileceksiniz.

Evet; şehirde görülmeye değer yerler, biraz önce de söylediğim gibi üç yerde yoğunlaşıyor.
1. El Hamra Tepesi
2. Albaicin Tepesi
3. Katedralin çevresindeki şehir merkezi.

İspanya Granada Elhamra

EL HAMRA TEPESİ

El Hamra: Sierra Nevada eteklerinde, şehrin güneydoğu sınırında küçük bir platodadır.
İsmini: Arapçadaki “Al Qual’a al-Hamra” dan almaktadır. Anlamı kızıl hisardır. Yani: ismini: en eski yapı olan “Alcazaba” yani “Hisar” bölümünün “kırmızı renkli” duvarlarından almaktadır.

Burası: 1984 yılında, UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi”ne dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Çünkü: İspanya’nın en çok ziyaret edilen yapısıdır. Magribi şairler: çevrelerindeki ormanlık alanda saklanan binaların rengini sembolize etmek için şu cümleyi kullanırlar “zümrüt içinde bir inci”

İspanya Granada Elhamra
El Hamra’nın Hikayesi

Elhamra, 1238 yılında, Endülüs bölgesinin son Müslüman devleti olan Granada Emirliğinin kurucusu ve ilk Nasrid Emiri Muhammed I (İbn el-Ahmar) tarafından yapılmaya başlanır.

Hanedanın kurucusu Muhammed el-Ahmar, eski kalenin restorasyonuna başlar, burayı yeni bir konut ve kale olarak inşa ettirir. Bu sırada, kendisi başlangıçta Albacin tepesindeki Ziridlerin eski kalesinde ikamet etti.

İbn il-Ahmar döneminden günümüze kalan tek unsur, bazı sur duvarları ve özellikle de kompleksin batı ucundaki Alcazaba’dır.

Çünkü yeni bir saray inşa edecek vakti yoktu ve muhtemelen başlangıçta Alcazaba kulelerinden birinde yaşamış olabilir. Daha sonra mevcut sarayın bulunduğu yerde mütevazi bir eve  taşındı.

Çalışmaları halefi oğlu II Muhammed tarafından tamamlandı.

1302-1309 yılları arasında, III Muhammed döneminde, Elhamra’nın ana binası yanı sıra, bugün bir kısmı ayakta olan Partal Sarayını ve bugün mevcut Santa Maria de la Alhamra kilisesinin bulunduğu yerdeki Ulu cami inşa edildi.

Partal Sarayı, kompleksin kuzey duvarı boyunca inşa edilmiş en eski saraydır ve aşağıdaki şehrin muhteşem bir manzarasına hakimdir. Aynı zamanda bugün ayakta kalan en eski Nasrid Sarayıdır.

Yusuf I ;1333-1354 yılları arasında Büyükelçiler Salonunu ile mevcut Mexsuar çevresindeki diğer yerleri ve Comeros Sarayını yaptırdı. Ayrıca Elhamra’nın ana kapısı olan Puerta de la Justica’yı ve kuzey duvarları boyunca, zengin bir şekilde dekore edilmiş odalara sahip, birkaç küçük kuleden biri olan Torre de la Cautiva’yı inşa ettirdi.

V Muhammed döneminde (1354-1391), Comeros Sarayının doğusunda, daha önce bahçelerle dolu bir alanda, Aslanlar Sarayını inşa ettirdi. Ayrıca Mexuar’ı yeniden şekillendirdi. Patio del Cuarto Dorado’da süslü Comeros Cephesini yarattı.

V Muhammed’den sonra Elhamra’da nispeten daha az inşaat işi gerçekleşti.

Nasrid döneminde, Elhamra, aşağıdaki Granada şehrinin geri kalanından ayrı bir müstakil şehir oldu. Elhamra’da bir Cuma camisi, hamamlar, yollar, esnaf atölyeleri, bir tabakhane ve özel bir su temin sistemi vardı. Bir kraliyet şehri ve kalesi olarak Albacin mahallesi manzarasına hakim kuzey kenarı boyunca, en az 6 büyük saray bulunuyordu.

En iyi ve en iyi korunmuş olanlar: Mexuar, Comares Sarayı, Partal Sarayı ve Aslanlar Sarayıdır. 15’nci yüzyıl: birkaç önemli inşaat projesi dışında, herhangi bir etkinliğe sahip olmadı. Muhtemelen Nasrid hanedanının düşüş ve kargaşa içinde olduğu bir dönemdi.

KATOLİK HÜKÜMDARLAR DÖNEMİ

Ocak 1492 tarihinde, Katolik hükümdarlar Ferdinand ve İsabella tarafından Granada şehri fethedildi. Daha doğrusu 6 aylık bir kuşatmanın ardından, şehir teslim oldu ve Elhamra anlaşması yapıldı. Anlaşmaya göre, şehirde Hıristiyan ve Müslümanlar birlikte yaşayacaklardı. Nasrid hanedanında, Muhammed XII vardı.

Fetihten sonra Elhamra bir kraliyet sarayı ve İspanyol kraliyetinin mülkü oldu. Başlangıçta burada ikamet ettiler. Mayıs 1492 tarihine kadar birkaç ay Granada şehrinde kaldılar. Hatta, ünlü kaşif Kristof Colomb, keşif gezisi için kraliyet onayını burada Büyükelçiler Salonunda aldı ve 17 Nisan tarihinde Amerika seferine çıktı.

Yeni hükümdarlar, Elhamra Saray kompleksine eklemeler ve değişiklikler yapmaya başladılar. II Tendilla Kontu Lopez de Mendoza, Nasrid Sultanı Muhammet XII’den Elhamra anahtarlarını teslim aldığında, Elhamra’nın ilk İspanyol valisi oldu.

Nasrid Sarayı Palacio del Partal Alto (Partal Sarayı) aile konutu olarak Tendilla ailesine verildi.

Müslümanlar ve şehri fetheden Hıristiyanlar arasında yapılan, birlikte yaşamayı kabul eden Elhamra anlaşması bir süre sonra bozuldu ve ardından 2 Ocak 1492 tarihinde, Sultan Muhammed XII ve şehirdeki tüm Müslümanlar Hıristiyanlar tarafından sürgün edildiler. Müslüman kesimin büyük çoğunluğu Kuzey Afrika’ya göç ettiler.

Kral V Charles (1516-1556) ve eşi Portekizli Isabella, 1526 yılında Elhamra’yı ziyaret ettiler ve burayı kendi kullanımları için kraliyet konutuna dönüştürmeye karar verdiler. 1528-1537 yılları arasında Nasrid saraylarının bazı kısımları, kraliyet dairesi olarak hizmet verecek şekilde yeniden değiştirildi ve düzenlendi. Sarayın yolunu açmak için Comeros Sarayının bir bölümü yıkıldı.

Charles V Sarayı olarak bilinen saray (Palacio del Partal Alto) dönemin Rönesans tarzında tasarlandı ve 1527 yılında başlayan inşaat, 1637 yılında bitmeden yarım bırakıldı. Daha sonra 1730’lu yılların ardından, Elhamra bölgesi tamamen boşaltıldı ve yalnızlığa terk edildi, ıssız bir hale geldi.

Aradan boş yüzyıllar geçer.

1810-1812 yılları arasında Granada, Napolyon ordusu tarafından işgal edilir, Fransız birlikleri müstahkem bir mevki olarak Elhamra’yı işgal ettiler ve anıta önemli ölçüde zarar verdiler. Şehri boşaltırken, daha sonra tekrar kale olarak kullanılmasını önlemek için, tüm kompleksi dinamitle patlatmaya çalıştılar ve 8 kuleyi havaya uçurdular.

1821 yılındaki bir deprem de komplekse büyük hasar verdi. 19’ncu yüzyılda Avrupalı bilginler ve gezginler, Elhamra’yı tesadüfen keşfettiler. Sarayda restorasyon çalışmaları başladı ve şehir yeniden yaşanır hale getirildi.

Burada günümüzde: 3 gurup anıt bulunmaktadır. Bunlar:

1. Alcazaba
2. Casas Reales (Palacios’da buradadır)
3. Generalife bahçeleri.

İspanya Granada Elhamra

EL HAMRA BÖLGESİNE ULAŞIM VE GİRİŞ

El Hamra bölgesine: özel aracınız veya otobüsler ile ulaşmak mümkündür. Ormanlık “Cuesta de Gomerez” denilen bölgeyi geçerek buraya ulaşabilirsiniz. El Hamra girişinde, geniş bir otopark bulunmaktadır.

El Hamra’yı gezmek için 5-6 saat arasında zaman ayırmanız gerekir.

Giriş ücretlidir. Biletlerin % 70’ni internetten, % 30’nu ise kapıdan satıyorlar. İspanya ve hatta Granada şehrine gidiş tarihiniz belli ise, biletinizi önceden internet üzerinden kredi kartı ile satın alabilirsiniz. İşte internet adresi: http://granadainfo.com/ticketsalhambra.html. Biletinizi internetten aldı iseniz, gişeden rezervasyon çıktınızı göstererek biletinizi kestirebiliyorsunuz.

Bilet almak için bir süre kuyrukta beklemeniz gerekecektir. Eğer bu kuyrukta beklemek istemiyorsanız ki, bence beklemeyin, El Hamra biletinizi önceden almanızı öneririm. Şehirdeki bankamatiklerden, kredi kartı ile bileti satın alıp bastırabiliyorsunuz.

Zaten, normal bir zamanda, kuyruk beklemeye razıyım deyip gitseniz bile, günlük sınırlı sayıda bilet satılıyor. Böyle bir düşünceniz varsa sabah saat: 06.00 gibi gitmenizi öneririm ki, inanın bu saatte bile, sizden önce gelmiş kişileri görebilirsiniz.

Gişeler saat: 08.00 de açılıyor. Bu kuyruklara giren günlük ziyaretçi sayısı 1000-2000 arasında değişiyor, ama içerideki alan küçük olduğu için sınırlı sayıda ziyaretçi sokuyorlar.

Son bir uyarı:

İnternetten bilet alamadı iseniz: normal bilet gişesinin hemen yanında kredi kartı ile bilet satılan ayrı bir gişe var, orayı mutlaka deneyin. “La Alhamra” yazısının bulunduğu tabeladan başınızı sağa çevirin ve kredi kart gişesini görün.

Buraya giriş için, 2 tip bilet bulunuyor. “Jardine” bileti satın alırsanız, yalnızca “bahçe” bölümünü gezebilirsiniz. “Generalife” bileti alırsanız: bahçeler de dahil, tüm sarayı gezebiliyorsunuz.

Ayrıca, bilet için 2 zaman dilimi var. Bunlar: 08.30-1400 ve 14.00-18.00 arasıdır. Ayrıca: biletin sağ alt köşesine bakınız. Çünkü: burada bir saat yazılıdır ve siz bu saati kaçırırsanız, yani bir iki dakikalık bir gecikme durumunda bile: sarayın en güzel yerlerinden biri olan “Nazaries Nasri Sarayı” bölümüne giremezsiniz. Yani, yazılı saatte: Palacios Nazaries bölgesine girmeniz gerekiyor.

Bu uygulamanın amacı: sözünü ettiğim yerin, küçük olması, yürüyüş-gezi yollarının çok dar olmasıdır ve burada aşırı kalabalıkların toplanmasına ve izdiham oluşmasına izin vermemek adına, böyle bir uygulama yapıyorlar.

EVET GEZİMİZE BAŞLAYALIM.

Elhamra sarayı giriş biletini aldıktan sonra, uzunca bir yürüyüş yapmak gerekiyor. Surlar boyunca yapılan bu yürüyüşte önce yokuş yukarı çıkıyoruz, sonra surların içindeki bir boşluktan içeri giriyoruz.

Surlar boyunca ilk dikkati çeken, çeşitli kuleler, kare planlı kuleler Müslümanlar tarafından ve yuvarlak kuleler ise Hıristiyanlar tarafından sonradan yapılmıştır. Surların yapımında ise Elhamra harcı kullanılmıştır. Çünkü o dönemde malum çimento yoktu.

İlk karşımıza çıkan yer Alcazaba yani kale bölümü.

İspanya Granada Alcazaba

ALCAZABA (HİSAR-KALE) 

Burası, El Hamra’nın en eski parçasıdır ve 10’ncu yüzyıldan kalmadır. Biraz önce söz ettiğim gibi, kalenin ilk yapılmış bölümünden günümüze kalan parçası yalnızca buradadır. Çünkü, asıl hisarın büyük bölümü yıkılmıştır.

Hisar: şehre hakim bir tepe üzerindedir. 13 ve 14’ncü yüzyılda: kale ve saray bölümü: Nasrid sultanlarının, elit memurların ve aristokratların yaşadığı bir ikametgah bölgesi olarak yeniden düzenlenerek kullanılmıştır.

Buraya ulaşmak için: öncelikle Endülüs parkı ve ardından “Puerta de las Granadas” yani “Nar kapısı” kullanılıyor. 15’nci yüzyıldan kalma bu kapı üzerindeki Zafer takına dikkat etmenizi öneririm. Evet buradan sonra dik bir yokuştan ilerlediğinizde, El Hamra’nın ana girişine ulaşıyorsunuz. Burada, 1554 yılında dikilmiş bir çeşme var.

 Bu bölümde iki kule dikkat çeker:

İspanya Granada Elhamra Torre del Homenaje-Saygı Kulesi

Torre del Homenaje-Saygı Kulesi

Burası kompleksin kalesi ve askeri komuta yeridir. En yüksek kuledir. Yükseklik 26 metredir. Külliye inşa edilirken, İbn-ül Ahmar, Elhamra içinde muhtemelen burada yaşamıştır.

İspanya Granada Elhamra Torre de la Vela

Torre de la Vela

Batıdadır. Bir gözetleme kulesi olarak yapılmıştır. Yükseklik 25 metredir. Bir dönem de caminin minaresi olarak kullanılmıştır. Ayrıca bu kuleye bir çan eklenmiştir. Bu çan sulama sisteminin Granada Veva’yı suladığı veya tarım alanlarının sulandığı saatler öncesinde çalınıyordu.

Böylece sulama zamanı geldiğinde ve kanallara su verildiğinde, çan çalıyor ve yöredeki tarım işçileri, çalışanları bölgelerindeki tarla, bitki ve bahçeleri suluyorlardı.

2 Ocak 1492 tarihinde Ferdinand ve İsabel, Granada şehrini fethedince bayraklarını ilk olarak buraya dikmişlerdir. 18’nci yüzyılda, kuleye daha büyük bir çan eklenmiş ve sonradan yapılan katedralin çan kulesi olarak kullanılmaya başlanmıştır.

1843 yılında, kule, Granada şehrinin armasına girmiştir.

1881 yılında kuleye yıldırım çarpmış ve zarar görmüş, daha  sonra onarılmıştır.

İspanya Granada Elhamra El Banuelo

El Banuelo

Bu “Arap banyoları”: 11’nci yüzyılda yapılmıştır. Burası: El Hamra bölgesinin en güzel kısımları öncesinde karşınıza gelecektir. Bunların tonozlu iç mekanları, yıldız şeklinde tavan pencereleriyle aydınlatılmaktadır.

İspanya Granada Elhamra Planı
İspanya Granada Elhamra SANTA MARİA KİLİSESİ VE ELHAMRA CAMİİ

SANTA MARİA KİLİSESİ VE ELHAMRA CAMİİ

V Charles sarayının hemen doğusundadır.

Burası eski ulu cami. Elhamra ulu camisidir. Caminin bulunduğu yerde, günümüzde Santa Maria de la Alhamra kilisesi var. Hiristiyan fethinden sonra cami yıkılıp yerine bu kilise yapılmıştır.

Mimari olarak biraz Hıristiyan biraz İslami yapıdır. Kilise, 1581-1618 yılları arasında yapılmıştır. Alttaki zemin caminin zemini camiye ait başka bir şey kalmamıştır.

Cami döneminden kalma bir süslü bronz kandil, günümüzde Madrid müzesindedir. Üzerindeki yazıtta, caminin Muhammed III döneminde 1305 yılında yapıldığı yazılıdır.

İspanya Granada Elhamra V CHARLES SARAYI

V CHARLES SARAYI

Burası kıskançlık sarayıdır. Elhamra’nın ortasındaki bu sarayı Charles V yaptırmış.

Hatta büyükbabası ve büyükannesi yani Katolik hükümdarların, İslam’a karşı kazandıkları zaferin bir simgesi olarak yaptırdığı söyleniyor.

Buraya gelince Elhamra dan daha güzel bir yapı kurmayı ister.

Kral Carlos V, Portekizli İsabel ile evlendikten sonra kendi sarayını inşa ettirmeye başlar.

İnşaatın başlama tarihi 1527. Sarayın mimari tarzı, çağdaş Rönesans. Yani, Magribi mimarisi içinde oldukça sırıtan bir yapıdır.

Mimar Pedro Machua, Mikel Angelonun yanında çalışmış bir mimardır. Neyse, mimar Machua, 1550 yılında ölünce oğlu mimar Luis, sarayın cephelerini ve iç avlusunun inşasını bitirir.

1568 yılında ise Morisko yani bölgede oturan Müslümanların isyanı başlayınca sarayın inşası durur.

Zaten Charles V, burayı daha sonra, bir daha gelip görememiştir. Daha sonra farklı farklı amaçlarla kullanılmıştır. Bir dönem boğa güreşleri yapılmıştır.

Bir dönem Endülüs yönetim merkezi olmuştur. 1628 yılında, Kral Philip IV, burayı ziyaret ettiğinde inşaat hala bitmemiştir ve yapı, çatısız olarak yarım bırakılmıştır.

Son olarak 1923 yılında tamamlanır. Yapı günümüzde Magribi ve İspanyol eserlerinden oluşan güzel bir koleksiyonun sergilendiği Elhamra Müzesi olarak kullanılıyor.

İspanya Granada Elhamra V CHARLES SARAYI Dış cepheler
Dış cepheleri:

Cephenin diğer süsleme detaylarında, aslan ve kartal başları gibi temalar var. Halkalar: sadece dekoratif amaçlıdır.

İspanya Granada Elhamra V CHARLES SARAYI Bahçe bölümü
Bahçe bölümü:

Daire şeklindedir. Yanlarda sütunlar var. Bu sütunlardan alttakiler dor tarzı, üsttekiler ise iyon tarzıdır.

Yukarıda da belirttiğim gibi, burası bir zamanlar boğa güreşi arenası olarak kullanılmıştır. Günümüzde ise, muhteşem güzel akustiği sayesinde burada konserler düzenleniyor.

Royal Bölgesi-Nasrid Sarayları Kompleksi

İspanya Granada Elhamra PARTAL SARAYI VE BAHÇELERİ

PARTAL SARAYI VE BAHÇELERİ

Charles V Sarayının hemen arkasında, Partal Sarayı ve bahçeleri var. Burası Elhamra’da günümüze ulaşan en eski saraydır. Nasrid Hükümdarı Muhammet III tarafından yaptırılmıştır. Güney revakta büyük bir havuz var.

YÜRÜMEYE DEVAM EDİYORUZ. SARAY BİNALARINA GİRECEĞİMİZ VE BİLETİMİZİ İLK GÖSTERECEĞİMİZ YER

Unutmayın, girişte bilet ile birlikte pasaport istiyorlar. Biletin üstünde yazılı saate de dikkat etmek gerekiyor. Biletinizin üstünde saat: 16.00 yazılı ise, saat tam 16.00’da içeri alıyorlar.

Bilet kontrolundan girdikten sonra ilk yer:

ALCABA YANİ KALE-HİSAR BÖLGESİ

İspanya Granada Elhamra Mexuar Palacios
Mexuar Palacios

Saray kompleksinin en batı bölümüdür.

“Strapwork Mexuar” yüzeyleri dekore etmek için kullanılır. Bu dekorasyon tarzında: tavan ve zemin: beyaz ve ahşaptır ve sıvalı duvarlar ile keskin bir tezat bulunur.

Buranın orijinal olarak nasıl inşa edildiğini bilmek zor, çünkü bugüne kadar birçok kere restorasyon yapılmıştır.

Özellikle 1590 yılında barut deposunun patlaması sonucu oluşan büyük hasarın ardından, burası çok değiştirilerek yeniden düzenlenmiştir.

Evet, burası ilk olarak Nasrid Sultanı I İsmail döneminde yapılmaya başlanmıştır. Sarayın hazine, idari bölümleri ve genellikle kamusal işlevleri burada yürütülüyordu.

İspanya Granada Elhamra Mexuar Palacios

 

Buranın düzeni: birbirini takip eden iki avlu var ve sonra bir ana salon bulunuyor. Bu ana salon: DİVAN SALONU olarak biliniyor. Sultan burada oturur, vezirlerini dinler ve adaleti yönetirmiş. 1356 yılında, Sultan bu divan odasının hemen yanındaki avluda, halkından merhamet ve lütuf taleplerini dinlermiş.

Hatta bu işlemin her Perşembe günü saat: 12.00’de yapıldığı ve Sultanın dilekçe sahipleriyle birebir görüştüğü söylenir.

Orijinal salonun duvarlarında, İbn-ül Cetip yazıtları var. Bunlarda yazılı olanlar: hem Kurandan ayetler hem de Sultana övgülerdir. Alçı frizde şu yazı yer alır “Sahip olduğun her şey Allah’tandır” Salonun arka tarafında, Sultanın konsey ile toplantılar yapmak ve seyirci toplamak için kullandığı bir oda var.

Sultan sarayda yokken, yan salonda tüccarları bir yargıç karşılıyordu. Kapının üzerinde duvardaki çinilerden birinde “Girin, korkmayın, adalet isteyin, çünkü bulacaksınız” yazmaktadır.

Ayrıca buranın muhteşem bir ahşap ve renkli camdan yapılmış kubbesi varmış. Ama Hıristiyanlar şehri fethedince, burayı şapele dönüştürmüşler ve bir koro inşa etmişler, kubbe de yok olmuş.

Hatta şehir fethedilince, Katolik hükümdarlar Ferdinand ve İsabel, burayı bir süre yatak odası olarak da kullanmıştır.

Burada, altından yapılmış bir arma var. Habsburg hanedan arması.

Sonradan buraya ikinci bir kat eklenmiş. Muhtemelen şapele dönüştürülünce eklendiği düşünülüyor.

İspanya Granada Elhamra COMEROS SARAYI

COMEROS SARAYI

Bu sarayın inşasına 13’ncü yüzyılda Sultan I İsmail tarafından başlanmış, sonra Sultan I Yusuf ve Sultan V Muhammed tarafından tamamlanmıştır.

Burası, Sultanların ve devletin resmi sarayıdır. Taht odası burada, misafirler ve ileri gelenler burada kabul edilirmiş. Saray, üç yöne bakan pencerelerle, sarayın duvarlarından çıkıntı yapar.

Saray boyunca, duvarlarda geometrik desenli, çok renkli çiniler (azulejos) ve sıra dışı şiirsel Arapça yazıtlar var. Bu yazıtlarda: Kur andan alıntılar ve Allaha övgüler bulunur. Yazıtlar: fildişi renkli alçı sıva ile kaplıdır.

 

Comeros Cephesi

Bu iç cephe, Mexuar Sarayının doğu ucundadır. Muhammet V tarafından yaptırılmıştır. Saraya erişim sağlayan cephenin iki simetrik kapısı vardır. Biri aslında içeriye erişim sağlar, diğeri sağlamaz.

Çünkü işgalcileri aldatmaya yöneliktir. Sultan, saraya gelenlerin gözlerinin kamaşmasını istemiş ve bu nedenle cephede dönemin en önemli malzemeleri olan mermer, ahşap ve seramik kullanmıştır.

Loz Arrayenes’in avlusunda Magribi Endülüs mimarisinin klasik örneği olan, su ve bitki örtüsüyle çevrelenmiş iç içe bakan bir binadır.

Evet, bu cephe muhtemelen bazı törensel işlevler için kullanılmıştır. Ortadaki bölümde “Ayetel Kürsü” var. Yan duvarlarda boş yerlerin de daha önce dolu olduğu düşünülüyor. Çünkü bir kısmı hala duruyor.

Evet cephede, kapıdan saray bölümüne giriyoruz.

 

PATİO DE OS ARRAYANES AVLUSU

Bu avlu sarayın merkezindedir. Burası Elçiler Salonunun hazırlık yeridir. Cennet bahçelerinden gelen elçiler burada oturtuluyordu.

Avlunun uzunluğu 36.5 metre, genişliği 23.5 metredir. Avlunun ortasındaki geniş bir yansıtma havuzu var. Havuz verandayı ikiye böler ve suyunu iki çeşmeden alır. Göletin her iki ucunda birer tane var.

Havuzun uzunluğu 34 metre, genişliği 7.10 metredir. Bu havuzun iki kenarındaki çitlerde mersin çalıları var. Avlunun iki yanındaki odalar, kısa kenarlarında isi iki süslü revak var.

Bu revaklar, oyma işi eşkenar dörtgenler ile süslenmiş, yedi yarım daireli kemerli ve Tanrıyı yücelten yazıtlarla süslenmiş, kübik başlıklı sütunlara dayanır.

Merkezi kemer, diğer altı kemerden daha büyüktür. Arkalarında başka salonlara ve odalara açılıyor.

Bu revakta bulunan odalar, Charles V Sarayını inşa etmek için kısmen yıkılmıştır. Bu kaybolan odaların varlıklarına dair bazı işaretler var. Yan bölümler, kadınların ikametgahıdır. Pencereler içeri bakar, çünkü buradan sonrası Haremdir.

Buradan binaya giriyoruz.

Burası Comares Kulesidir.

Kule 45 metre yüksekliktedir. Sultan Yusuf tarafından yaptırılmıştır. Kule bir yandan Granada halkına iyi korundukları konusunda güvence verecek, diğer yandan Comeros sarayında büyükelçileri ve ziyaretçileri büyüleyecektir.

İspanya Granada Elhamra COMEROS SARAYI Elçiler Salonu

Kulenin içinde, sarayın kalbinde: Elçiler Salonu var.

Duvar süslemelerinin önü camla kapatılmıştır. Salonun asıl amacı etkilemekmiş. Mimarlar, hem çok pahalı hem de nispeten basit malzemelerin bir karışımını kullanarak, gözler için bir şölen yaratmışlardır. Basit, sıva, duvarın her santimini süslemek için oyulmuştur.

İspanya Granada Elhamra COMEROS SARAYI Elçiler Salonu

Gelelim salonun özelliklerine:

Salon kare şeklindedir. Kenarları 12 metredir. Kubbenin yüksekliği 23 metredir. Bugün kubbenin üstünde sonradan eklenen Katolik hükümdarların arması var. Burası Sultanların taht ve kabul odasıydı.

İspanya Granada Elhamra COMEROS SARAYI Elçiler salonu duvarları
Duvarlar:

Salonun duvarları 2.5 metre genişliktedir. Her bir duvar, üç küçük odaya açılan, üçer kemerle ve üstteki ikiz balkon ve pencerelere sahiptir. Duvarlarda geniş çini ve alçı süslemeler var. Duvarlarda yerden 1.2 metre yüksekliğe kadar fayans döşelidir.

Bu fayanslarda, aralıklarla yerleştirilen değişik renkte ve yuvarlak desenler hakimdir. Daha sonra çiçek ve yapraklar, iç içe oval madalyonlar var.

Fayanslardan sonra, üst bölümleri zengin alçı alçı işleri kaplıyor. Duvarlardaki sıva işlerinde: geometrik ve tekrarlanan şekilleri ve şiirleriyle Kurandan ayetler iç içe geçirdi. “Yalnızca Allah Galiptir” sözleri Elhamra’da 9000 kez tekrarlanır.

Yine salonun duvarlarındaki yazıtlardan birinde “Az söz söyle, huzur içinde gideceksin” yazılıdır. Bu Sultanın huzuruna çıkmak isteyenler için bir talimat olmalıdır.

Ancak o kadar hassas yazılmıştır ki, şekiller ve yazı arasındaki farkı anlamak için sık sık yakından bakmak gerekir. İslam’da insanları ve canlıların resimlerinin tasvir edilmesi kabul edilmediğinden, herhangi bir insan veya hayvan şekli yoktur.

İspanya Granada Elhamra COMEROS SARAYI Elçiler Salonu Tavan-Kubbe
Tavan-Kubbe:

Elçiler Salonunda görülen en pahalı malzemelerden bazıları: Sedir ağacı ve lapis lazulidir. Sedir ağacı: 8000 küçük sedir ağacı parçasının, zarif bir mozaik oluşturduğu salonun kubbe tavanına hakimdir.

Mozaik, yıldızların dağıldığı bir gece gökyüzünü hatırlatır. Sultan, İslam’ın yedi göğünü temsil etmeyi amaçlamıştır.

Lapis Lazuli: bugün Afganistan’da bulunan topraklardan ithal edilmiştir.

Fiyatı altına eşittir. Değerli bir kayadır. Çünkü öğütülerek boyama için pigment olarak kullanılan yoğun mavi bir toz haline getiriliyordu.

Günümüzde, Sultan Yusuf’un sarayındaki tavan sıvalarında canlı mavi lapis lazuli boyası görülmektedir.

Sonuç olarak: Sultan Yusuf, kendisi için inşa ettirdiği siyasi konum sayesinde, Granada’ya hakim olmayı başardı ve hükümdarlığı sırasında kimse Elhamra’ya saldırmaya cesaret edemedi.

Taht Odası:

Göksel ve dünyevi gücün buluştuğu bir yer olarak tasarlanmıştır.

İç kısmı, geniş kubbeli bir tavanla biter. Bu kafesli tavan, muhteşem güzelliktedir. Bu tavan, İslam sanatının bir şaheseridir.

Tavanda, çapraz düğümlere benzer motifler kullanılmıştır. Magribi inanışına göre, bu durum gökyüzünün yedi katını temsil eder. Birbirine bağlı, 8017 ahşap sedef kakması parçasından yapılmıştır.

Ahşap yapı, cennetin bir temsilidir. Dindarın ruhu, yedi kat göğün üstesinden gelmelidir. Tavanın köşeleri, cennet ağaçlarının köklerini temsil eder.

Yani ışık doğru şekilde içeriye gelince, güneşin doğuşuna ve batışına göre tavan pırıl pırıl parlıyordu. Sultan Yusuf, devlet işlerini bu göğün altında yürütüyordu. Burada Sultan evrenin ortasında gibi  düşünülmüştü.

Sultanın tahtı bu büyük resepsiyon odasında, salonun arka tarafında, girintili çift kemerli bir pencerenin önünde, girişin tam karşısında sultanın tahtı vardı. Sultan Muhammed 12, 1492 yılında şehrin teslim görüşmelerini burada yapmıştır.

Pencereler:

Salonda dokuz tane pencere vardır. Bunlar her cepheye üç pencere olacak şekilde yerleştirilmiştir.

Evet, Elçiler Salonundan çıkıyoruz.
İspanya Granada Elhamra Aslanlar Sarayı

ASLANLAR SARAYI

Burası Nasrid saraylarının merkezindedir. İslam mimarisinin en ünlü saraylarından birisidir. 14’ncü yüzyılda Sultan Muhammed V tarafından yaptırılmıştır.

ASLANLAR AVLUSU

Elhamra’nın en ünlü yeridir. Çünkü İslam sanatında canlı yaratıkların temsilleri, tipik olarak görülmediğinden bu çeşme alışılmadık bir durumdur.

İspanya Granada Elhamra Aslanlar Sarayı Avlu
Evet avlu:

Burada karşımıza bir avlu çıkıyor. Avlu zemini dikdörtgen planlıdır ve mermerdir. Avlu: İslami cennet fikrinde geçen dört nehri simgeleyen, akan su kanalları ile dörde ayrılmıştır. Avlunun merkezinde “Aslanlar Çeşmesi” vardır.

Avlunun çevresinde ise dört salon vardır. Avlunun doğu tarafında iki iki tane süslü köşk vardır. Avluda 124 tane beyaz mermer sütun var.

Bu sütunlar üzerinde, çok sayıda halka, kübik başlık ve büyük abaküsle desteklenen, yazıtlar ve stilize bitkisel formlar var.

Bu mermer sütun sıraları, palmiye ağaçlarına benzer.

Çünkü karmaşık bir modelle düzenlenmiştir. Bu mermer sütunlar, İslam mimarisinin dekoratif bir tekniği olan Mocasabe kemerlerini destekliyor.

Bu kemerlerin üstünde, Sultan eşlerinin yaşadığı odalar var.

İspanya Granada Elhamra Aslanlar Sarayı Aslanlar Çeşmesi

ASLANLAR ÇEŞMESİ

Avlunun merkezindedir. Çeşme, hepsi beyaz mermerden oyulmuş, 12 stilize aslan heykeliyle çevrilidir. Ancak aslanların hiçbiri, birbirine benzemiyor. Burada ortada bulunan aslan çeşmesi, bir vahanın çevresinde kurulmuş çadırları andırıyor.

Çeşme gücü ve egemenliği sembolize eder. Her saat, bir aslanın ağzından su akıyor. Ortadaki büyük leğen, yani kurna, bu 12 aslanın üzerinde duruyor.

Çeşmenin kurnası boyunca, İbn Zemrek tarafından yazılmış bir şiir kazınmıştır. Şiirde, bu pınarın güzelliğini ve aslanların gücü övülüyor. Ayrıca, hidrolik sistemlerin nasıl çalıştığı da anlatılıyor.

Salonlar:

Avlunun çevresinde dört tane salon var.

İspanya Granada Elhamra Aslanlar Sarayı Abencerrajes Salonu
Abencerrajes Salonu

İki kız kardeş salonunun önündedir.

Elhamra’da kullanılan en etkileyici dekoratif öğelerden biri buradadır. Oda kare şeklindedir. Kubbeli ve kafesli pencereler vardır. Sütunlar, kemer formunda yapıyı destekliyor. Çatı: mavi, kahverengi, kırmızı ve altın renginde dekore edilmiştir.

İspanya Granada Elhamra Aslanlar Sarayı Abencerrajes Salonu Kubbe
Kubbe:

Tüm Elhamra bölgesinin en etkileyici tavanıdır. Kubbe, göksel cenneti simgeleyen sekiz köşeli bir yıldız şeklinde, 16 kenarlı fener kubbedir. Bir söylentiye göre, bu tavanda görülen sıva desenleri, Pisagor’un dik üçgen özellikleriyle ilgili ünlü teorisinin temelini oluşturmuştur.

Bu salon ismini bir efsaneden alır. Nasrid hanedanının 20’nci Sultanı Sa’d ve kardeşi Muhammed 12: Granada soylularından soyadları Abencerraje olan önde gelen soylu bir ailenin artan siyasi gücünden endişe duyarlar.

Sultana, Abencerrajeslerin kendisine karşı komplo kurduğu söylenir.

Sultan, Abencerraje ailesinin önde gelen soylularını bir ziyafete davet eder. Ziyafet sırasında, 38 tane Abencerraje şövalyesini, beyaz mermer zemin üzerine, omuz omuza diz çöktürür ve hepsini kılıçla kafalarını kestirerek idam ettirir.

O zamandan beri, odanın lanetlendiğine ve öldürülen Abencerrajelerin seslerinin ve çığlıklarının duyulduğu söylenir. Bu hikaye sadece bir efsane olmasına rağmen, buraya gelen ziyaretçileri büyülemektedir.

Efsane, salonun ortasındaki mermer havuzda üzerindeki kırmızımsı kahverengi lekelerin, öldürülen 38 Abencerrane’nin kan izleri olduğu öne sürülerek devam ettirilir.

İspanya Granada Elhamra Aslanlar Sarayı Krallar Salonu
KRALLAR SALONU

Merkezi kubbede bulunan ve daha sonra açıklanacak olan bir tablodan dolayı krallar salonu olarak anılmaktadır.

Bu salona, Aslanlı avludan girilir. Tablolar, elips biçimli üç ahşap kubbe üzerindedir ve üzeri deriyle kaplanmıştır.

Ortadaki resim: Nasrid hanedanının ilk on kralını temsil eder. (Gaspçılar I İsmail ve kızıl olan Muhammed IV hariç)

İspanya Granada Elhamra Aslanlar Sarayı Krallar Salonu

Yan tonozlarda şövalyelik sahneleri (özellikle av sahneleri) ve romantik sahneler var. Resimlerde önemli figürler minderlere oturmuş, hararetli bir tartışmaya katılıyorlar. Önlerinde halılar serili, kılıçlar kemerlerinden güvenli bir şekilde sarkıyor.

Bir resimde: bir Nasrid Sultanı ve diğer ileri gelenler, birlikte oturup tartışırken görülüyor. Diğer iki resim, spor, av ve saray hayatından sahneler içerir.

Figüratif tasvir, İslam sanatında oldukça sıra dışıdır. Ancak Nasriler, tüccardı. Genue, Pisi ve Venedik’ten gelen tüccarlarla yakın bağları vardı. Mesele sadece mal satmak değildi. Kültür alışverişi de yapılıyordu. Resimler, İtalyan veya Fransız sanatçılara ısmarlanmış olmalıdır.

Krallarla ilgili tablolar, elde edilen ipuçlarına göre Muhammet VII (1395-1410) yıllarına aittir.

İspanya Granada Elhamra Aslanlar Sarayı İki Kız Kardeş Salonu
İKİ KIZ KARDEŞ SALONU

Kaldırımın bir parçasını oluşturan odanın ortasındaki iki büyük mermer blok nedeniyle buraya bu isim verilmiştir. Arapça ismi: Büyük kubbe salonudur. 14’ncü yüzyılda Sultan Muhammed V emriyle yapılmıştır.

Kare şeklindedir. Döşemesi mermerdir. Fiskiyeli küçük bir havuz ve suyu aslanlar avlusuna taşıyan küçük bir kanal vardır.

Nasrid Sultanlarının kabul odası olarak kullanılmıştır. Boabdil’in (Muhammed 12’ye İspanyollar tarafından verilen isim) annesi Muley Hacen tarafından reddedilince, çocuklarıyla birlikte burada yaşamıştır.

Odanın zengin dekorasyonu, Nasrid zanaatkarlarının beceri ve zevkini gösteren grift geometrik ve kaligrafik desenleri içerir.

Duvarlar:

Salonun duvarları, aralarında klasik Nasrid ottosu “Yalnızca Tanrı Galiptir” ve örneğin bir çift kapalı el gibi farklı temalar üzerine, son derece ince sıvalarla kaplıdır.

 

Kubbesi:

Salonun kubbesi çok güzeldir. Bal peteğini hatırlatır. Gökyüzünü simgeleyen lacivert zemin üzerine, altın yaldızla süslenmiş büyüleyici bir kubbe vardır. Merkezi zirveden, pencerelerin hemen üzerinde 16 minyatür kubbe açılır.

Gün boyunca güneş hareket ederken, odanın pencerelerinden giren ışık, odanın dekorasyonunda büyülü ve değişik bir etki yaratır.

İslam sanatının en dikkat çekici mukarnas kubbelerinden biridir. Mukarnas, tepede görülen oyuklar demektir.

Mukarnas pozisyonu, 5000 prizmatik parçadan oluşur. İbn Zemrek: bu kubbe hakkında bir şiir yazmıştır ve bazı ayetleri metalik yanardöner bir çini süpergelik üzerine yazılmıştır.

 

DARAXA BAHÇESİ

Portakal ağaçları bahçesi ve mermerler bahçesi olarak adlandırılır. 1526-1538 yılları arasında İmparator odaları ile aynı zamanda, kale ve surlar arasında zaten var olan bahçede inşa edilmiştir.

Veranda, güneyde Daraxa’nın Mirador’u ve iki kız kardeş salonu, kuzeyde İmparatorun odaları ve İmparator tarafından inşa edilen galeriler tarafından sınırlanır.

Bahçede: selvi, akasya, portakal ağaçları ve büyük merkezi mermer çeşmeyi çevreleyen kutu çalılar var.

Çeşmenin bordürü, Aslanlar avlusunun çeşmesi gibi bir şiirle süslenmiş ve 1626 yılında Yaldızlı Oda avlusundaki büyük kurna ile yapılmıştır.

CENNET BAHÇELERİNE DOĞRU GİDİYORUZ

Torre de Los Picos-Zirveler Kulesi

Adını üst kattaki konsollar şeklinde bazı çıkıntılı unsurlara borçludur. 13’ncü yüzyıl sonu veya 14’ncü yüzyıl başına tarihlenir.

Generalife ile iletişim kuran, kale girişlerinden birini savunmak için yapılmıştır. Bu giriş: Puerta del Arrabal’dır. Kulenin içi üç bölümden oluşur.

İspanya Granada Elhamra TORRE DE LA CAUTIVA
TORRE DE LA CAUTIVA

Diğer ismi Tutsak kadın kulesidir. Efsaneye göre: İsabel de Solis, Sultanın karısı olmadan ve adını Soraya olarak değiştirmeden önce burada tutsak tutulmuştur. 14’ncü yüzyılda küçük bir saray konutuna dönüştürülen kulelerden biridir.

Kulenin içindeki Arapça yazıtlar, kuleden kule sarayı veya mesken olarak kullanılan askeri kule anlamında “kulahurra” olarak söz eder. Sultan I Yusuf (1333-1354) hükümdarlığı döneminde yapılmıştır.

İç kısmı, diğer kulelere göre en zengin şekilde dekore edilmiştir. Evet kule kapalı olduğu için içine girmek mümkün değil.

 

CENNET BAHÇELERİ

Hem Elhamra sarayına hem de Generalife kısmına su, bugün de büyük kısmı ayakta olan Acekuia del Sultan denen sistem tarafından sağlanmaktaydı.

Su, Elhamra’ya yaklaşık 6.1 km doğusunda, Sierre Nevada eteklerindeki Darro nehrinden gelir. Mevcut iki kanal da yüzey boyunca ilerliyor. Ancak bazı kısımlar, ana kayaya oyulmuş tünellerden geçiyor.

İspanya Granada Elhamra PALACİO DE GENERALİFE

PALACİO DE GENERALİFE

Elhamra’nın doğusunda duvarlar dışındadır. İsminin Arapça anlamı “Mimarın Bahçesi” dir. Yapımına, ilk olarak Muhammed II döneminde (1302-1309) başlanmış ve daha sonraki Nasrid hükümdarları tarafından tamamlanmıştır.

İspanya Granada Elhamra PALACİO DE GENERALİFE

 

1313-1324 yılları arasında Ebu Velid İsmail döneminde yeniden dekore edilmiştir. Burası Müslüman hükümdarların, sarayın resmi yaşamından kaçmak için kullandıkları bir alandır.

Dikdörtgen bir bahçe var. Bahçeler, su kanallarıyla bir labirent haline getirilmiştir. 20’nci yüzyılın son bölümünde, bahçenin bir bölümü, oditoryum inşa etmek için tahrip edilmiştir.

Bunun üzerine UNESCO 1984 yılında burayı Dünya Kültür Mirası Listesine dahil ederek koruma altına almıştır.

Evet, Sultan Muhammet V, burada iken kendisine bir isyan patlak vermiştir. Saray: şehrin ve Darro nehrinin tam bir manzarasına hakimdir. Comeros Sarayından önce yapılmıştır.

İspanya Granada Elhamra

SONUÇ:

Efsaneye göre, Nasrid hanedanının 22’nci son Padişahı Boabdil olarak da bilinen Muhammet 12, maiyetiyle birlikte şehirden ayrılırken, dağ geçidinde geriye, kaybettiği şeyin güzelliğine baktı ve ağladı. İspanyollar, buraya “Ağlayan Arap” diye bir anıt dikmişler.

 

 

İspanya Granada Elhamra Albacin Tepesi

 

ALBAİCİN TEPESİ

Hemen başta bir şey söylemek istiyorum. Burası gerçekten yokuşlu bir yer ve buraya çıkmayı düşünüyorsanız, yanınızda mutlaka spor ayakkabınız olmalıdır.

Burası İspanya kültür mirası listesinde ve koruma altındadır.

Şehrin içinden geçen Darro nehrinin kuzey tarafında, bir tepe üzerinde yerleşiktir.

Granada şehrinin ilk yerleşimcileri olan Vizigotlar ve Romalılar, Vega ovasının topraklarını gören ve bölgeye hakim bir tepe üstüne kurulu olan “Albaicin” tepesine yerleşmişlerdir.

Müslüman ordularının öncüleri de, kısa sürede buraya ulaşarak, aynı tepeyi merkez edinmişler ve zamanla tepenin çevresi surlarla/duvarlarla çevrilmiştir.

8-10’ncu yüzyıllar arasında, Albacin bölgesi, çoğunluğu Yahudi olan küçük bir yerleşim yeri olarak biliniyordu. 11’nci yüzyılda ise buraya Kuzey Afrikalı Berberi bir toplum olan Ziridler yerleştiler.

1009 yılında Cordoba Halifeliği çökünce, Zirid Lideri Zawi ben Ziri, kendisi için burada bağımsız bir krallık olan Granada Taifa’yı kurdu. Böylece, kasaba kısa bir süre de olsa, Endülüs’ün en önemli şehirlerinden biri haline geldi.

Şehrin ve konutların ihtiyacı olan su, yeraltı sarnıçları ve borulardan oluşan bir sistemle sağlandı. Günümüzde hala mahallede bilinen 20 su sarnıcı bulunmaktadır. Zirid kralının sarayı da, en büyük su sarnıcının yakınındadır.

13’ncü yüzyılda: I Muhammed, İber yarımadasında hüküm süren ve en uzun Müslüman hanedanı kurdu. Nasriler, Granada Emirliğini yönetiyordu.

Ancak I Muhammed, şehre yerleştiğinde kraliyet sarayını Albacini tepesindeki eski Zirid kalesinden daha güneydeki Sabika tepesine taşıdı ve günümüzdeki Elhamra sarayının inşasına başladı.

Ancak, yine de halkın yaşadığı Albaicin bölgesindeki surlar, düşman saldırılarına karşı sürekli onarım görmüş ve sağlam tutulmuştur.

Hatta, ikinci bir sıra sur bile yapılmıştır. Çünkü: düşünülünce, El Hamra bölgesinin girişinin, Albaicin semtinden olduğu da bu tür ek güvenlik önlemlerinin alınması için önem kazanmıştır.

Evet: El Hamra’nın hemen karşısındaki bu tepe:

Endülüs bölgesindeki en iyi korunmuş “Magribi Mahallesi” olarak dikkati çeker. Ancak arkeolojik bulgular, buranın antik dönemlerden bu yana, iskan edildiğini göstermektedir.

Burası gerçekten bayağı dik yokuşlu bir yer. Labirent benzeri sokakları, çiçekli beyaz badanalı evleri ile görüntü güzel. Amaç: tepenin en yüksek yerinde bulunan “Mirador San Nicolas” bölümüne ulaşmaktır.

Evet, gelelim, bölge hakkında kısa bilgiler vermeye:

1013 yılında Zirid hanedanı döneminde, bölge, savunma duvarları ile çevrilmiştir. Müslüman döneminde ise, bu mahalle, halifelik karşı isyanların merkezi olmuştur. Çünkü o dönemde, burada: sanayiciler, esnaflar ve aristokratlar otururlarmış.

Kastilya ve Aragon tarafından yeni fetih edilen yerlerdeki Müslüman mültecilerin buraya gelmesiyle, küçük şehirde yoğun bir nüfus artışı olur.  Granada şehri genişler ve Albaicin çevresinde yeni mahalleler oluşur.

1365-1367 yılları arasında Albaicin’de Maristan (hastane) ve Ulu Cami yapılır.

1492 yılında Granada İspanyol hükümdarlar Ferdinand ve Isabella’nın kontrolü altına girince, başlangıçta bölgedeki Müslümanlara teslimiyet şartlarına uygun olarak yaşama imkanı verildi. Ancak bu haklar, kısa bir süre sonra kaldırıldı.

1499 yılında Albaicinde yerleşik Müslüman nüfus, zorla Hıristiyan yapılmak istendi, buna karşı gelen Moriskolar isyan edince, 1568 yılında Morisko isyanı bahane edilerek, Müslümanlar şehirden topluca sürüldüler ve mahallenin çoğu terk edildi.

Morisko mülkleri, geri kalan Hıristiyan sakinler tarafından alındı.

Evet Hıristiyanların bölgeyi ele geçirmelerinin ardından, bölge önemini kaybetmiştir. Hıristiyanların bölgeyi ele geçirmesinin ardından, bu bölgede ibadet edilen cami ve mescitlerin tamamı yıkılmış veya kiliseye çevrilmiştir.

Sırf bu şekilde, bu bölgede 17-18 kilise bulunmaktadır. Bu camilerin bazılarının minareleri korunarak çan kulesine çevrilmiştir.

Hatta: bu kader, yalnızca dini yapılar için değil bazı evler için de geçerli olmuştur.
Sultan Ebu Hasan Ali, boşandığı eşi Ayşe için, Albaicin bölgesinde bir köşk yaptırır.

“Dar al-Horra” isimli bu köşk de, Hıristiyanların bölgeyi ele geçirmelerinin ardından yıkılır ve bahçesine, Kraliçe İsabel’in isteği üzerine “Convento de Santa İsabel de Catolica” isimli bir manastır yaptırılır ve köşkün önemli bir kısmı da, bu inşaat sırasında yıktırılır.

1994 yılında, UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi” ne dahil edilerek koruma altına alınan değerler şunlardır: Ziri duvarları, Alcazaba Cadima, Nasrid Duvarları, Alcazaba kuleleri, El Salvador (eski ana kilise-cami), San Cristobal, San Miguel Alto ve Real Chancilleria.

Günümüzde burayı gezerseniz, 13-15’ncı yüzyıllar arasında Nasrid dönemine kadar uzanan Ortaçağ sokak planı ilgi çeker. Ayrıca mahallede korunarak günümüze ulaşmış en eski ve önemli evler Nasrid döneminden kalan Casa de Zafra ve Dar al-Horra’dır.

Casa de Zafra: 14-15’nci yüzyıllarda inşa edilmiş ve adını Ferdinand ve Isabella’nın sekreteri Hernando de Zafra’dan almıştır. Dar al-Horra: 15’nci yüzyılda inşa edilmiştir.

Her iki evde de, geniş dikdörtgen avlular bulunur. Evlerin ana odaları, avlunun kuzey ve güney tarafında revaklar arasındadır. Kuzey odaları daha büyüktür ve kuzey rüzgarlarından ve öğle güneşinden yararlanılır.

Burayı gezmek için 1-2 saat arasında zaman ayırmanız gerekir.

Buradaki caddelerin çoğu: dar ve basamaklıdır. Burası, turistler tarafından yoğun olarak ziyaret edilmektedir. Yani, büyük kalabalıklarla karşılaşacaksınız.

Plaza Nueva

Tepe için bölgedeki yürüyüşümüze buradan başlıyoruz.
Bu meydanın en güzel yapısı: 1530 yılında tamamlanan “Real Chancilleria” yani “Kraliyet Yargıtayı” dır. Diego de Siloe tarafından tasarlanmıştır.

Placeta de San Miguel Bajo

Yargıtay binasının solundaki “Carcel Alta” caddesine giriyoruz. Tepeden sola dönüp, sağa yönelince: Arnavut kaldırımlı “Plaza Sa Gregorio” meydanına çıkarsınız.

Sola dönerek meydandan çıkın ve “Calle San Jose” isimli dik yokuşu tırmanın. Önünüzde: 10’ncu yüzyıldan kalma “San Jose” minaresi görülecektir.

Minarenin bulunduğu yerde bir de kilise var. “İglesia de San Jose” isimli kilise: Granada şehrinin en eski kiliselerinden birisidir ve eski bir Magribi camisi üzerine yapılmıştır. Caminin minaresi, kilisenin çan kulesine dönüştürülmüştür.

Bunun altından: mahalledeki klasik bir Magribi evi olan ve yüksek duvarlar arkasına gizlenmiş “Carmen San Luis” in kapı aralığından geçerek yokuşu tırmanmaya devam edin.

Sonra, bembeyaz bir kilisenin bulunduğu “Placeta de San Miguel Bajo” ya ulaşırsınız. Meydanın köşesinde, 13’ncü yüzyıldan kalma “Magribi sarnıcı” nı görün.

San Nicolas Viewpoint-Mirador de San Nicolas

Burası bir gözlem yeridir.

Evet, 16-17’nci yüzyıldan kalma manastırı geçiyoruz. Sonraki ulaşılacak hedef: “San Nicolas” kilise kulesine doğru “Santa İsabel la Real” yolunu takip etmeniz gerekiyor.

Yolu, yokuş aşağıya inmeye başladığınız yerden, sola ve sonra sağa dönerek “Mirador de San Nicolas” olarak bilinen “Darro Vadisi” nin karşısındaki muhteşem El Hamra manzarasının seyredildiği bu meydana varırsınız.

Buradan El Hamra ve dağların muhteşem manzarasının yanı sıra, Granada şehri ve Rio Darro kanyonunun mükemmel manzarasını görebilirsiniz. Yalnız burası çok kalabalık, çünkü insanlar özellikle gün batımını seyretmek için buraya geliyorlar ve çevrede bolca yankesici bulunduğu söyleniyor.

Evet, aşağıya inerken, yine muhteşem El Hamra manzarasını görebileceksiniz.

İspanya Granada Elhamra Albacin Tepesi Rio Dara

Rio Dara

Meydanın hemen aşağısından, az basamaklı ve dik “Cuesta de las Cabras” yolunu takip edin ve meydanı terk edin.

Yolda: solunuza, Granada camisinin önünden geçin ve sağda keskin bir virajla karşılaşacaksınız. “Placeta del Comino” dan geçerek aşağı inmeye devam edin.

Solunuzda: 15’nci yüzyıldan kalma “Carmen de Aben Humeya” yı göreceksiniz.
Bu yol: 14’ncü yüzyıla ait bir sarnıcın adını taşıyan bir meydana “Placeta del Aljibe de Trillo” ya çıkan merdivenlere dönüşüyor.

Meydanın sonunda, sola dönün ve “Azacayuela de San Perdo” ya çıkın, birkaç basamak merdivenden inin ve keskin bir köşeyi dönün.

Bir sonraki kesişim noktasından sağa dönüp, yokuş boyunca “Plaza Escuelas” a kadar devam edin. Burada: “İglesia de San Juan de los Reyes” var.

Karşıya geçip “Calle Zafra” ya girmelisiniz. Bu düz yolu takip ederseniz: “Casa de Castril” deki “Museo Arqueologico y Etnologico” nun yanında ve kilisenin karşısında yer alan “Darro” nun yanında ilerleyen yola çıkın.

Nehir Boyunca yol

Albaicin tepesi ile El Hamra arasında “Darro” nehri geçmektedir.

Sağa dönün ve sonra görünmez rahibelerin döner tablalarda pasta sattığı: 16’ncı yüzyıldan kalma “Convento de Santa Catalina de Zafra” nın açık kapısından girin.

Soldaki nehir üzerinde: Magribi dönemine ait, asılı duran bir yarım kemer göreceksiniz. Kısa bir süre sonra: 11’nci yüzyıl Arap banyoları “El Banelo” yu geçin ve başlangıç noktanız olan “Plaza Nueva” karşınıza çıkacaktır.

Ancak, burada dikkatinizi çekmek istediğim bir nokta var. Darro nehri kıyısında “El Banuelo” olarak adlandırılan yerde, bir “hamam” var. Hıristiyanlar, şehre girdikten sonra şehirdeki bütün hamamları yıktırırlar.

Çünkü: zorla Hıristiyanlaştırdıkları Müslümanların, gusül abdesti almalarını önlemek istemektedirler. Ancak, burası özel mülkler yani evler arasında kaldığı için gözden kaçmış, buraya dokunmamışlardır.

Mezquita Mayor de Granada

Evet bölgedeki son görebileceğiniz yapı, yine bir cami, ama yakın geçmişte yapılan bir camidir. Tepede bulunuyor. Yani, gözetleme yerinin yakınında, Mirador de San Nicolas kilisesinin kuzeyindedir.
Burası: Hıristiyanların bölgeyi ele geçirmelerinin ardından, İslam’ın İspanya’da sürülmesinden sonra, 2003 yılında Müslümanlar için inşa edilen bir camidir. Camiye her an girilebilmektedir, mimari tarzı oldukça mütevazidir.

İspanya Granada Sacromonte Tepesi

Sacromonte Tepesi

Albaicin tepesinin kuzeydoğu yönündeki bu tepe: “gitanos” yani “Çingene” tepesi olarak tanınır ve bilinir. Valparaiso tepesindedir.

15’nci yüzyılda büyük bir Roman gurubu ve Gitanos olarak isimlendirilen İspanyol çingeneleri, buraya yerleştiler ve burada kayadan yontulmuş mağara evlerde yaşayan Çingeneler, günümüzde artık beyaz badanalı, küçük evlerde yaşıyorlar.

Bölge gündüzleri oldukça ıssızdır. Hava karardığında, müzik ve dans ile ziyaretçileri Granada şehrinin tepelerine çeker. Yamaçlardaki badanalı mağaraların içinde bulunan mekanlarda, etkileyici flamenko gösterileri yapılır.

Sacromonte’nin en renkli simalarından biri, 19’ncu yüzyılın ikinci yarısında yaşamış olan Chorrojumo Mariano Fernandez Santiago’dur.

Kendini “Çingene Kralı” ilan eder. Elhamra çevresinde, turistlere eşlik eder ve onları şanlı geçmişinin hikayeleriyle eğlendirerek geçimini sağlardı.

İspanya Granada Çingeneler-Flamenko Dansı

Çingeneler: yöreye özgü Flamenko dansı ve müziğinin en iyi örneklerini sunmaları açısından önem kazanıyorlar.

Burada yapılan Flamenko dansı, Gitanos denen İspanyol çingeneleri, tipik İspanyol dansı ve müziği olan Flamenko ile uzun süredir devam eden bir geleneğe sahiptir.

Yaşadıkları zorluk ve dezavantajlar karşısında, meydan okuyan, duydu ile dolu bir dans yapıyorlar. Burada çeşitli mekanlar var.

Örneğin: benim de gittiğim “La Cueva De La Rocio” denen bir mağara gösteri mekanı. Bu mekan, Sacromonte’nin ilk çingene mağaralarından biridir.

1950’li yılların başında kurulmuştur. Halen Flamenko dünyasının en önemli isimlerinden olan Maya ailesi tarafından yönetiliyor.

Son yıllarda, birçok siyaset ve sanat dünyası ünlüsü burayı ziyaret etmiştir. Burada yaptıkları dansın ismi “Zambra” dır. Gitanos, geleneksel İspanyol Flamenkosunu, Arap oryantal dansıyla karıştırmıştır.

Çünkü, dansın kökenleri, daha önceki Magribi danslarına dayanır. Zambra, Sacromonte’nin çingene düğünlerinin törensel anlarını temsil eder. Eskiden bu oyun, çıplak ayakla, belden bağlanan gömlekler ve kloş eteklerle oynanırdı.

16’ncı yüzyılda, Engizisyon tarafından bu tür dans yasaklandı. Çünkü uygunsuz bir dans olarak görüldü. Buna rağmen geleneği yaşatarak, Sacromonte mağaralarında gizlice yapmaya devam ettiler. La Zambra, günümüzde parti, şenlik ve kutlamayla eş anlamlıdır.

Katılımcılar, mağaranın kenarında sıralar halinde düzenlenmiş uzun kuyruklu sandalyelere oturdukları için, çok karakteristik bir gösteri türüdür.

Katılımcılardan sadece birkaç santimetre uzakta, Zambra’ya katılan herkesin ön plana katılması sağlanır. Çingene Zambrası, en eski ve saf Flamenko danslarından biridir. Gösteri yaklaşık 45 dakika sürüyor.

Evet, turistlerin odağı olmuş bu gösteriyi bence mutlaka izleyin.

KATEDRAL VE ÇEVRESİNDEKİ ŞEHİR MERKEZİ

Katedral

Granada şehir katedrali: şehir merkezindeki “Gırnata ulu camisi” yani “Cami el-kebir” Kraliçe İsabel’in emriyle yıkılarak onun yerine yapılmıştır. İnşaat 16’ncı yüzyılda başlamış ve 181 yıllık bir sürecin ardından, 18’nci yüzyılda tamamlanmıştır.

Mimar: Dieo de Siloe’dir. Aslında, önce 1504-1521 yılları arasında kullanılan kraliyet kilisesi (Capilla Real) ve sonrada büyük şehir katedrali (Capilla Mayor) yapılmıştır. Katedralin yapımına: 1523 yılında başlanmıştır.

İnşaat 1704 yılında tamamlandığından, arada geçen sürede, ibadet yeri olarak: katedralin güneydoğusundaki “El Sagrario” kilisesi kullanılmıştır.

Mimari olarak: Toledo şehrindeki katedral yapısının planı esas alınmıştır. Büyüklüğüne rağmen, iç mekanları mütevazidir. Tavanı: 27 metre yüksekliktedir. Bu yüzden aydınlık ve havadardır. Kulelerinin yüksekliği ise 81 metredir. İç mekan büyüklüğü: 115 x 67 metredir. Kubbesinin yüksekliği: 45 metredir.

Yapının çeşitli şapellerinde: “Alonso Cano” tarafından yapılan heykeller ve “El Greco” tarafından yapılan “Aziz Francis” (şehrin azizidir) tablosu görülmeye değerdir.

Katedralin içinde bir mezarlık bulunuyor.

İspanya Granada Capilla Real-Royal Chapel

Capilla Real-Royal Chapel

Burası: 13 Eylül 1504 tarihinde, kraliyet kararnamesiyle, kraliyet mezar yeri olarak seçilmiştir. Bunun üzerine: Granada kraliyet bireyleri, kraliyet şapeli içinde gömülmeye başlanmışlardır.

Günümüzde burada mezarı bulunan kraliyet fertleri: İsabel ve Fernando ve kızları Juana ve kocası Felibe. Ancak, İsabel ve Fernando’nun mezarları daha önce başka yerde iken, sonradan buraya nakledilmişlerdir.

Nakledilme aşaması öncesinde ise, mezarlarının tahrip edildiği görülmüştür, yani buradaki kalıntıların, İsabel ve Fernando’ya ait olup olmadığı kesin değildir.
Bu şapel içinde, ayrıca: kraliyet ailesine ait: taç, kılıç, asa, sancak, ayna, çanak-çömlek gibi bazı eşyalar da sergileniyor.

Evet, katedralden çıktıktan sonra, çevredeki tarihi ve özelliği olan yerleri gezmeye başlıyoruz.

Madrasa

Katedralin doğu kısmındadır. 2 katlı ve sıra sıra balkonlu ince uzun bir binadır. Burası: Müslümanlar zamanında kullanılmış bir medresedir. 14’ncü yüzyılda, Sultan Yusuf I tarafından yaptırılmıştır.

Şehrin Hıristiyanlar tarafından ele geçirilmesinin ardından, bina: bir süre “Casa de Cabildos” yani “Şehir kulübü” olarak kullanılmış ve daha sonra ise kuşatma sırasında kahramanlık gösteren, 25 şövalyenin hizmetine tahsis edilmiştir.

18’nci yüzyıla gelindiğinde ise, binanın dış görünümü tamamen değiştirilerek, barok desenlerle süslenmiştir. Ancak, binanın içinde halen Endülüs tarzı sütun ve kemerler, ahşap işlemeli tavanlar, kapı kemerlerinde “besmele” ve “ayet” hatları görülebilmektedir.

Medresenin mescit kısmı ise, süslemelerinin güzelliği ve dekor zenginliğiyle dikkat çekmektedir.

Alcaiseria

Katedralin hemen yanındaki küçük binalar, Müslümanlar zamanından kalma çarşının dükkanlarıdır. Bu çarşının özel giriş kapısı bulunmaktadır. Çarşı: dar sokakları, küçük dükkanları ile klasik şark usulü bir çarşı görümündedir.

Çarşının ismi: Romalılar zamanından kalmadır. Roma imparatoru yani “Kayzer” Justinian: Arap tüccarlara, ülkesindeki pazarlarda ipek satma izni verdiği zaman, bu tür pazarlara da “El-Kayzerriyye” yani “Kayzerin Makamı” ismi verilmiştir. Bu isim zaman içinde İspanyolcaya çevrilirken “Alcaiseria” olarak gelmiştir.

Evet, bu pazarın büyük kısmı, 19’ncu yüzyıldaki bir yangında yanarak yok olmuş ve onarım sırasında pazarın dış görünümünde bir kısım değişiklikler yapılmıştır.

Corral de Carbon

Burası eski bir Arap kervansarayı iken, Hıristiyan askerleri tarafından tiyatroya çevrilmiş ve kullanılmıştır.

Yani, bir anlamda, İspanya ülkesinde yıkılmadan günümüze ulaşan tek kervansaray yapısıdır. Burada: özellikle Kuzey Afrika’dan buraya mal satmaya veya almaya gelen tüccarların kaldıkları sanılmaktadır.

Biraz önce söylediğim gibi, sonradan burası tiyatro olarak kullanılmıştır. 16 ve 17’nci yüzyılda: tiyatro olarak kullanılan yapı, günümüzde “Turizm Enformasyon” binası olarak kullanılmakta, avlusunda yaz gecelerinde Flamenko gösterileri yapılmaktadır.

Plaza Bib-Rambla

Burası: Granada şehrinin merkezidir. Bu sevimli meydanda: birçok bar ve restoran bulunmaktadır. Katedralden sonra buraya ulaşım kolaydır yani katedrale yakındır.

Plaza Nueva

Burası: geniş bir meydandır. Meydanda, dikkati çeken yapılar, 16’ncı yüzyılda yapılmış “Real Chancilleria” ve “İglesia de Santa” dır.

Plaza Nueva ve hemen yakınlarındaki “Albacin” çevresinde, yine son derece uygun restoranlar ve barlar bulunmaktadır. Ayrıca: yine bu bölgede, şehirdeki üniversiteli öğrenci kalabalıklarını görebilirsiniz.

Mueso Parque de las Ciencias de Granada- Granada Science Park Müzesi

Avenida de la Ciencia bölgesindedir

Giriş ücretlidir. Büyükler 6.5 Euro, öğrenciler 5.5 Euro’dur.

Müzede: 70 bin metrekarelik alanda: atalet, yer çekimi ve Arşimed prensipleri gibi çevresel olayların anlaşılabilmesi için interaktif özellikler sergilenmektedir.

7 daimi sergi salonu ve birkaç geçici sergilerin düzenlendiği alanların toplamı, 5 bin metrekaredir.

Bunun dışında: kütüphaneler, sinemalar, oditoryum, planetarium, kültür galerisi gibi bölümler bulunmaktadır. Aynı zamanda, 27 bin metre karelik bölümde, bir de astronomi bahçesi vardır.

Burayı ziyaret ederseniz özellikle “Endülüs bölümünü” gezmenizi öneririm. Çünkü: Endülüs düşünürlerinin, bilim adamlarının eserlerini görebilirsiniz. Tabii başka bölümler de var. Örneğin: medikal bölümü var. Antartika bölümü var. Eğlenceli bir ortam sizi bekliyor, mutlaka ziyaret edin.

İspanya Granada

ŞEHİR YAKINLARINDA GEZİLECEK YERLER

LAS ALPUJARRAS

1492 yılında, Granada Hıristiyanların eline geçince, Magribi sultan XII. Muhammed’e burası, derebeylik olarak verilmiştir. Sultan, düşen krallına son kez bakmak için durduğu yer olarak söylenen, Granada’nın güneyindeki geçit “Puerto del Suspiro del Moro” anlam olarak “Magribinin iç çektiği kapı” olarak bilinmektedir. Ancak, Sultan, bundan bir yıl sonra, Kuzey Afrika’ya sürgün olarak gönderilmiştir.

Alpujarras bölgesinde: Magribi kader mahkumlarının çıkardığı son bir ayaklanmanın ardından, bunlar da, ülkeden kovulmuş ya da din değiştirmeye zorlanmışlardır. Her köyde, yalnızca iki Magribi aile, tarım sisteminin korunması için tutulmuştur.

Onun dışında, tüm bölge, Kuzey İspanya’dan gelen Hıristiyanlar tarafından mesken olarak kullanılmıştır.

Evet: Alpujarras bölgesinin en büyük özelliği: Kuzey Afrika’nın Berberi binalarını yansıtan temel mimarisidir. Evler, taştandır ve uzun, şapkalı bacası olan üstü çakıl, altı beton, düz çatılara sahiptirler.

Köyler, aralarından geçen düzensiz, dar, basamaklı ve konik caddelerle, birbirlerine bağlanan bu tarzda evlerin oluşturduğu karmaşık kümelerdir.

Günümüzde, burası sakinliğiyle, özellikle Kuzey Avrupalılar tarafından iskan amacıyla kullanılmaktadır. Böylece, bölgedeki dağ köyleri, Endülüs bölgesinin diğer birçok yerinde olduğu gibi terk edilmekten kurtulmuştur.

Yeni gelenlerin en ünlüleri, genellikle “Orgiva” kasabası ve çevresinde yerleşmektedirler.

Granada şehir merkezinden, Alpujarras’ın dağ köylerine otobüs seferleri bulunmaktadır. Hatta, burada bir dizi konforlu otel de bulmak mümkündür. Biraz önce söylediğim gibi, huzurlu ve temiz hava almak isteyenler, burayı tercih ediyorlar ve yerleşiyorlar.

MONTEFRİO

Şehir merkezine 52 km. uzaklıktadır.
Dik bir yokuşta yer alan ve zeytin ağaçlarıyla çevrelenmiş bu kasabanın ilginç 2 kilisesi bulunmaktadır. Bunlardan “Iglesia de la Encarnacion” mükemmel dairesel konumu ile dikkat çeker.

Diğer kilise ise “İğlesia de la Villa” dır. Bu ikinci kilise içinde bir de müze bulunuyor. “Centro de İnterpretacion la Centinela” müzesi içinde, Magribiler ile Hıristiyanların çatışmalarını araştıran eserler bulunmaktadır.

ALHAMA DE GRANADA

Bu kasaba, bir boğazın ağzındadır. Ancak, buraya ulaşmak için şehir merkezinden uzak bir yolculuk yapmanız gerekir.

Kasabanın hemen altındaki otel ilgi çekmektedir. Bu otelde: 12’nci yüzyıldan kalma, Magribi banyoları kullanılmaktadır.