İtalya Venedik Gezi Planı

büyük kanal.çok güzel bir resim.1
İtalya Venedik Gezi Planı

İtalya Venedik Gezi Planı; 

Venedik en kalabalık sezonunda bile: palazzoları, kanalları ve lagünleriyle, hayal dünyasından size bir şeyler sunar. Kışın su baskınlarında, Karnaval zamanı yapılan muzipliklerde ya da yazın, turistler kalabalıklar halinde geldiklerinde, Venedik rüyası, tam bir kabusa dönüşebilir.

Böyle anlarda: soluk alacak zaman bulamasınız. Ancak: bir zamanlar: ünlü Casanova’nın sık uğradığı bir kafeye veya 400 yıl önceki halinden farksız, sessiz bir sokağa rastlayabilirsiniz. Venedik’te en büyük ödül; otomobillerin yokluğu. Şehirde: trafik keşmekeşinden uzak, egzos dumanı solumadan dolaşmak, gerçekten az bulunur bir keyif.

Büyük kanaldan uzakta: kemerli bir köprüde duvarları yalayan suların sesini ya da uzaktan beliren bir gondolun hışırtısını duyacaksınız. Bunlar harincinde: herhangi bir gürültü duyamassınız.

Venedik’i görmeyi: sakın bir güne sığdırmayı düşünmeyin ve planlamayın, Avare avare dolaşmaya ve şehrin gizli köşelerini keşfetmeye zamanınız yoksa; yalnızca Piazza San Marco’dan (San Markro Meydanı): biraz daha fazlasını görebilir ve Venedik’in kendisine özgü cazibesini anlayamazsınız.

Yönünüzü tayin ederken: Büyük Kanal’ı referans alın. Bu şekilde: şehri bölerek gezmelisiniz.
1. Güneydoğu (San Marco ve Castello)
2. Güneybatı (Dorsoduro)
3. Kuzeydoğu (Cannaregio)
4. Kuzeybatı (San Polo ve Santa Croce)
5. Büyük Kanal.
6. Adalar

Şehri gezmenizi kolaylaştırmak için: işlek caddelerdeki binaların duvarlarında: Rialto, Piazza Roma, Piazza San Marco, Accademia, ACTV (vaporetto) ve traghetto (feribot) iskelesi gibi: turistlerin özellikle ilgisini çeken yerler, tabelalarla gösterilmiş.

GÜNEYDOĞU (SAN MARCO VE CASTELLO)


Burada gezilecek yerler


1. Piazza San Marco (San Marco Meydanı),
2. Campanile di San Marco (Çan Kulesi),
3. Torre Dell’Orologio (Saat Kulesi),
4. Procuratie Vecchie ve Procuratie Nuove binaları (buralardaki: Caffe Quadri, San Geminiamo Kilisesi, Filorian Cafe),
5. Piazzetta Dei Leoncini (Piazzetta Meydanı),
6. Basilica di San Marco (San Marco Bazilikası),
7. Musoe Marciano (Quadriga Atları, Pala D’oro Altar Panaso),
8. Palazzo Ducale (Dükler Sarayı),
9. Ponte dei Sospiri (Ahlar Köprüsü),
10. Biblioteca Nazionale Marciana ve Giardinetti Reali (Ulusal Kütüphane Binası), Arkeoloji Müzesi, Sanat Tarihi Müzesi.

Çevrede Gezilecek yerler


1. San Zaccaria,
2. Santo Stefano
3. Santa Maria Formosa,
4. Scuola di San Giorgio delgi Schiavoni.

 

GÜNEYBATI (Dorsoduro)

San Marco’dan başlayarak, Büyük Kanal’ın her iki cephesini de kapsayan bölgedir.
Doğu kıyısı: Punta della Doganı.
Batı kıyısı: Rio Nuovo-Rio Forcari.


Doğu Bölgesi


Sessiz bir bölge. Pek çok restoran ve mağaza var. 3 önemli sanat koleksiyonu var. Üniversite bu bölgede.
1. Academia.
a. Galleria dell’Accademia (Accademia galerisi)
2. Palazzo Venier dei Leoni.
a. Collezione Peggy Guggenhaim.

3. La Salute (Santa Marie dele Salute) kilisesi.
4. Dogana di Mare(Gümrük Binası)
5. Zattere(kayıkhane)
6. Squero di San Trovaso(tekne tamir edilen yer)
7. Üniversite bölgesi.
a. San Barnaba Kilisesi.
b. Campo Santa Margherita Meydanı.
c. Santa Margherita kilisesi.
d. Chiesa dei Carmini kilisesi.

 

KUZEYDOĞU (Canneregio)

1. Ghetto (Yahudi Gettosu)
2. Campo di Ghetto. (Rehinci Pazarı)
3. Museo Ebraico (Yahudi Müzesi)

 

KUZEYBATI (San Polo ve Santa Croce)

Büyük Kanal’ın: sol yakasının kuzey yarısı.
1. Frai
a. Santa Maria Gloriosa dei Frai kilisesi.
2. Scuola Grande di San Rocco (resim sergisi)
3. Casa di Carlo Goldoni(ev)
4. Rialto pazarları.
5. Ponte di Railto (Rialto köprüsü)
6. Campo San Polo.(meydanı)
a. San Polo Kilisesi.

venedik.kanal.gondol.1
İtalya Venedik Gezi Planı Büyük Kanal

BÜYÜK KANAL

1. Fondaco dei Turchi’ye doğru olan yakada gezinti.
a. Palazzo Vendramin-Calergi.

Kanalın sağ yakasında:
b. Fondaco dei Turchi (Türk Hanı) Venedik Doğa Tarihi Müzesi.
c. Ca’Pesaro. (Modern Sanatlar Müzesi.)
d. Museo d’Arte Oriental (Doğu Sanatları Müzesi)
e. Ca’ d’Oro (Altın ev)

2. Rialto Civarında gezinti.
a. Ca’ da Mosto evi.
b. Ponte di Rialto köprüsü.
c. Loredan ve Farsetti Plazzoları. (Belediye Sarayı)
d. Bernardo Plazzo.
e. Balbi Plazzo
f. Ca’Forcari Plazzo
g. Giustinian Plazzo
h. Ca’ Rezzonico. (Museo del Settecento) Venedik Müzesi.

3. Ponte dell’Accademia’ya doğru gezinti.
a. Palazzo Grassi. (Kültür Merkezi)
b. Ponte dell’Accademia (Accademia köprüsü)
c. Palazzo Cavalli Franchetti.
d. Plazzi Barbaro

4. Ca’ Dario’ya doğru gezinti.
a. Plaza Barbarigo.
b. Plaza Venier dei Leoni.
c. Ca’ Dario plaza.

 
ADALAR

1. San Giorgio Maggiore adası.
a. Palladio kilisesi.

2. San Michele adası. (mezarlık)
3. Murano adası.
Cam üretim atölyeleri ve fabrikaları.
Museo del Vetro (Cam Müzesi)
Museo Vetrario Moderno (Modern ve Çağdaş Cam Müzesi)
Campo San Donato: Santi Maria e Donato kilisesi.

4. Burano adası.
a. Piazza Gallupi: Scuola dei Merletti (Dantel okulu)
b. San Martino kilisesi.

5. San Francesco del Deserto adası.
Manastır.

6. Torcello:
a. Santa Maria dell’Assunta Katedrali.
b. Ponte del Diavolo köprüsü.
c. Museo dell’Estuario (Haliç Müzesi)
d. Santa Forca kilisesi.

7. Lido:
a. Santa Maria Elisabetta kilisesi.
b. Hotel des Bains.

venedik.kanallar.gondollor.1
İtalya Venedik Gezi Planı

Evet: bu liste içinden, gezmek istediklerinizi seçerek, kendinize uygun bir gezi planı hazırlayabilirsiniz. Venedik: elinizde harita olsa bile, rahatlıkla kaybolabileceğiniz bir şehir. Bunu unutmamak gerek.

Çünkü: pek düzenli bir şehir değil. Yapmanız gereken tek şey: gittiğimiz her bölgede, özellikle uzaktan görülebilen bazı yapıları, nirengi noktası olarak belirlemek ve ona göre dolaşmak veya hiç olmadı: gideceğiniz yeri sormak ve özellikle yanınızda mutlaka otel yani kaldığınız yerin kartvizitini bulundurmayı sakın ihmal etmeyin.

Son bir uyarı: bol yürümeniz gerekecek rahat ayakkabılar alın ama aldığınız ayakkabı sakın su geçirmesin, çünkü bu şehirde bol yağmur yağıyor ve yağmur yağdığında ayakkabılarınızın su geçirmiyor olması çok önemli.

Venedik şehri genel özellikleriyle ilgili yazım için.

 

Macaristan Estergon kalesi ve çevresi

Macaristan Estergon kalesi ve çevresi

Başkent Budapeşte şehrine 46 km uzaklıktadır. Otobüsle yaklaşık 45-50 dakikada ulaşılıyor. Trenle de ulaşım mümkündür. Yazının hemen en başında şunu belirtmekte yarar var, burayı gezmeyi düşündüğünüzde, hani karşınıza muhteşem bir kale yapısı çıkmasını beklemeyin.

10-13’ncü yüzyıllar arasında, Macaristan kralları burada ikamet ediyorlardı ve 13’ncü yüzyılda Buda şehrine taşındılar. 1526 yılında Mohaç savaşının ardından, Estergon 1 aylık kuşatmanın ardından, 1543 yılında, Sultan Süleyman idaresindeki Osmanlı güçleri, burayı ele geçirdiler.

Ardından, burası Budin Beylerbeyliğine ait bir sancak merkezi olmuş ve başına Yahya Paşazade Mehmet getirilmiştir. 1664 yılında Evliye Çelebi: Ordu ile birlikte Macaristan seferine gittiğinde, Estergon kalesini uzun uzun anlatır.

Bu anlattıklarında benim de ilgimi çeken bölüm: 2 Macar birbirlerine beddua etmek isterse “Estergonlu belasına uğrayasın” derlermiş. Kalenin suyu: Tuna nehrinden, at koşulu dolaplarla gelir ve sarnıçlara doldurulurmuş.

Yine Evliye Çelebi tarafından, kalede 200 tane bir ve iki katlı ev bulunduğu yazılıdır. Ama bahçe bulunmamaktadır. Kalenin büyük dış kapısının önünde, asma demir zincirleri olan bir köprü vardır.

Bu köprü, her gece bekçiler tarafından kaldırılır ve kapıya siper edilirmiş. Evet, Evliya Çelebi, kale hakkında daha birçok bilgi vermiş, ancak ben okuru bunaltmamak adına, ayrıntıya girmiyorum.

1593 yılına gelindiğinde, kalenin içindeki Sokullazade Lala Mehmet Paşa komutasındaki 5000 Türk muhafız, Alman, Leh, Çek ve İtalyanlardan oluşan 80.000 kişilik haçlı ordusu tarafından kuşatılır.

Macaristan Estergon kalesi ve çevresi:

Yardım alma ihtimali olmamasına rağmen, kalede bulunanlar, kaleyi düşmana teslim etmeyi kabul etmezler. Ancak günler geçtikçe kalede susuzluk ve kıtlık baş gösterir ve yapacak fazla bir şey kalmaz.

Son olarak, yeniçeri askerlerinin ayaklanması üzerine, teslim olmaktan başka çare bulunmadığı kabul edilir ve teslim olunur. Esirler Tuna nehrindeki gemilere bindirilerek Visegrad şehrine götürülürler.

Estergon kalesinin elden çıkması ve orada verilen şehitler, bütün milletimizi yürekten yaralar ve nesilden nesle gelen ünlü “Estergon Türküsü” söylenir. Burada hassas husus: olaya bizzat tanıklık eden Osmanlı tarihçesi İbrahim Peçevi tarafından savunmanın destanlaştırılmasıdır.

1605 yılında, Estergon kalesi, yine Türkler tarafından kuşatılır ve 1 aylık kuşatmanın ardından ele geçirilir. Burada ilginç olan husus, bir önceki sefer kaleyi teslim etmek zorunda kalan Sokulluzade Lala Mehmet Paşa, bu kere Sadrazam olarak ordunun başındadır ve kaleyi ele geçirmiştir.

Takip eden süreçte, 78 yıl daha Osmanlı hudut boylarını savunan mücahitler tarafından kullanılan kale, 1863 yılında yine elimizden alınır ve “Estergon Türküsü” tüm ülkede, keder ve hüzünle birlikte, insanların hafızalarına işlenir. Kalenin bulunduğu yer, günümüzde Macarların en büyük dini merkezi konumundadır.

Macaristan Estergon kalesi

Macaristan Estergon kalesi ve çevresi:

Tuna nehri kıyısında, hemen karşı kıyıda Slovakya ülkesi toprakları bulunuyor. Burada, 2 ülkeyi Maria Valeria Köprüsü birbirinden ayırıyor. Köprü II. Dünya savaşında, Naziler tarafından 1945 yılında yıkılmış ve 2001 yılında yeniden inşa edilmiştir.

Macaristan Estergon kalesi

Burayı ziyaret ettiğinizde, önce bu köprüden karşıya yani Slovakya topraklarına geçin ve buradan, Estergon kalesinin tam karşıdan muhteşem manzarasını izledikten sonra, aynı yoldan geri dönerek Estergon kalesine çıkmanızı öneriyorum.

Zaten burayı ziyaret ettiğinizde, eminim ki, Tuna üzerinden göreceğiniz manzaraya bayılacaksınız ki, fotoğraflardan bunu görebilirsiniz.

 

Esztergon Kalesi

Estergon kalesi: tam Tuna nehrinin bir “S” çizdiği yerde bulunuyor, yani konumu stratejik, bir zamanlar Tuna nehri üzerinden geçen bütün gemiler, tam bu dönemeç noktasındaki Estergon kalesini tutanlara, vergi ödüyorlarmış ve kalenin değeri bu yüzden çok fazla imiş.

Günümüzde, kaleden pek bir şey kalmamış görünüyor. Sadece, Bazilikanın aşağısına bakılınca, tepenin kenarında eski duvarlar ve burç kalıntıları görülebiliyor.

Osmanlı döneminde inşa edilmiş saray ve kalenin bir bölümünün kalıntıları, 1930’lu yıllara kadar tamamen toprak altında kalmış ve halen arkeolojik çalışmalar sürdürülüyor. Hatta: Bazilikanın hemen altında bir minare göreceksiniz.

Burası eski bir cami kalıntısı, duyduğuma göre, burası bir özel şirket tarafından alınmış ve restorasyon çalışması yapılıyormuş. Zaten burada Osmanlının ardından gelen Avusturyalılar öyle bir yıkım yapmışlar ki, Estergon tamamen yıkılıp tüm Osmanlı izleri yok edilmiş ve yeniden yapılmış, Osmanlıdan günümüze sadece bir yıkık cami ve hamam kalmıştır.

Bazilikanın bahçesinde dolaştığınızda, bir kuyu göreceksiniz. Bu kuyudan, kaleye Tuna nehrinden su temin ediliyormuş.

Ayrıca, yine kalenin bir metalden yapılmış maketi görülüyor. Bazilikanın yeşil büyük kapının bulunduğu yerdeki kale duvarları yok edilmiş, çünkü bazilikanın kapısının çok uzaklardan görülmesi istenmiş.

Ayrıca Macar Kralı St Stephen’in taç giymesinin anısına yapılmış bir heykel görülüyor. Bu heykelde, krala tacı, Papa tarafından takılıyor ve kutsanıyor.

Kale hakkında son bir not: hemen kalenin girişinde bir Macar flüt çalıyor. Türk olduğunuzu söylediğinizde veya öğrendiğinde: flütle, Türk ezgilerini muhteşem icra ediyor, inanamayacaksınız, her şehre göre çalabildiği parçalar var, hatta 10’ncu yıl marşı, İstiklal Marşı. Dinledikten sonra elbette birkaç bozukluk atmak adet olmuş.

Macaristan Estergon Bazilikası

Macaristan Estergon Bazilikası

Macaristan Estergon Bazilikası

 

Esztergon Basilica

Giriş ücretsizdir. Macaristan ülkesinin en büyük kilisesidir. Avrupa’nın ise 3’ncü büyük kilisesidir. İlk Macar kralı Stephan, MS 1000 yılında buradaki katedralde taç giymiştir.

Aynı zamanda Macar Klasizm mimari stilinin en güzel anıtsal örneğidir. Yapı 1822-1870 yılları arasındaki dönemde inşa edilmiştir. Elbette daha önce burada ilk yapı, kilise, sonra cami, sonra yine kilise var, bu son kilise yıkılarak günümüzdeki muhteşem yapı yapılıyor.

Bir önceki kiliseden tek kalan, Bazilikaya girdikten sonra, hemen ileride sağ bölümdeki bir alanda, bu alanda hemen kapının solunda, gerek II. Viyana kuşatmasında ordusu ile gelerek şehri kurtaran Polonya kralının resmi var.

Bu kral, aynı zamanda bu Bazilikanın yapımına da büyük para yardımında bulunmuştur. Bu küçük bölümde, içeri girdiğinizde, sağ bölümde duvardaki bölüm, eski kiliseden alınarak buraya aktarılmıştır.

Bu kalıntılar, yani Güney kanattaki Bakocz Şapeli, ortaçağdan günümüze gelen bu kalıntıyı barındırıyor. 1600 yılından kalma bu kalıntı, duvara monte edilmiş ve orijinal yani bir önceki kiliseden kalmadır. Burası Macar Rönesans’ının en önemli kalıntısıdır.

Macaristan Estergon Bazilikası

Dikkatle bakın ve biz yani Türklere ne gözle baktıklarını ve duygularını düşünün. Bu duvar kabartmasındaki meleklerin gözleri oyulmuş, çünkü Müslümanlar bu şekildeki suretler önünde namaz kılmayı günah kabul ederek, bunların gözlerini oyuyorlarmış. Görüntü maalesef kötü.

Gelelim yapıya, kubbe 71 metre yüksekliktedir. Kubbenin bir özelliği de, burayı yapan İtalyan mimarlar, bu tür yapılarda kubbenin dışarıdan ve uzaktan daha haşmetli görülmesi için, kubbenin üstüne, dışarıdan bir ek kubbe yapıyorlarmış, burada da aynı teknik kullanılmış.

Hemen girişteki sütunların yüksekliği 22 metredir. Hemen üstte en sağda gördüğünüz ve bazilikanın duvarındaki büyük tablo, iki kısımdan oluşuyor. Aslında tek parça olarak görünmesine rağmen, üstteki ve alttaki bölümlerin renk farklılığını hissedeceksiniz, çünkü üst ve alt bölümler 2 farklı ressam tarafından, farklı zamanlarda yapılmıştır.

Bazilikanın ücret karşılığı girilen bir de “Hazine” bölümü bulunuyor. Burada ben girmedim ama koleksiyonda, 9’ncu yüzyıldan kalma bir elmas ve gotik tarzın en güzel örneklerinden bir suki kadehi bulunduğu söyleniyor. Ayrıca, yine ortaçağ döneminden kalma tekstil örnekleri varmış.

 

SZENTENDRE

Tuna nehrinin kıyısındaki bu küçük yerleşim yeri, Pilis Tepesinin eteklerine kurulmuştur. Budapeşte şehrine çok yakın olması nedeniyle, çok sayıda ziyaretçi çekmektedir.

Osmanlı işgalinden kaçan Sırplar, bu şehre yerleşmiş ve şehirde Akdeniz karakteri korunmuştur.

Arnavut kaldırımlı dolambaçlı sokaklarda yürürken, 18’nci yüzyıl Barok mimari yapı örneklerini görebilirsiniz.

Şehrin hemen ortasında, diğer birçok yerde olduğu gibi “Veba Anıtı” bulunuyor. Anıt 1763 yılında yapılmıştır.

Arnavut kaldırımlı sokaklarda, Tuna nehri kıyısında nehir manzarasını izleyerek gezinebilirsiniz. Ancak buranın en büyük özelliği: tabiat güzelliği yanında, alışveriş olanaklarıdır. Burada: Tuna nehri kıyısına paralel bir iç cadde, tamamen alışveriş mekanlarıyla doludur.

Buralarda: Budapeşte şehir merkezinden daha uygun fiyatlı birçok hediyelik eşya bulup satın alabilirsiniz. Benim önerim: bu caddede, birbirine 400 metre mesafede 2 Türk alışveriş mağazası bulunuyor.

Bunlar zaten kapılarına astıkları Türk bayrakları ile kendilerini tanıtıyorlar. Ama maalesef aralarında rekabet var, yani birinden ucuz diye ki, gerçekten diğer dükkanlara bakarak ucuz bir şey satın aldığınızda ve öbür dükkana gittiğinizde, satıcı, sizin önceki dükkandan alışveriş yaptığınızı bilerek, yani almayacağınızı düşünerek, fiyatı iyice aşağıya çekiyor.

Bu yüzden, bence, hoşunuza giden ve satın almak istediğiniz ürünlerin her iki dükkandan da fiyatlarını alıp, sonra satın alma faslına geçmenizdir.

Ayrıca, bu Türk dükkanlarından biri, yani caddenin sonundaki dükkanda, sıcak Türk çayı içebilir, tuvaleti ücretsiz kullanabilir, aldıklarınızı, gezinizin sonunda teslim almak üzere emanet bırakabilirsiniz.

Peki ne satın alınır? Buranın bir tür kırmızı toz biberi meşhur, (Paprika Haz) bu kırmızı biberler acılı ve acısız olarak, küçük şişelerde satılıyor. Acı biber meraklıları düşünebilir. Ayrıca: yine burada, buraya has içki türleri var.

Tokaji denen şarap cinsi, ünlü ama esas buraya has ve sert bir içki türü var. Palinka denen (bir tür Brendi) ve içinde, içkinin yapıldığı meyvenin bir parçası bulunuyor ve gözle görülüyor, ama bunun çok sert olduğunu duydum.

Başkaca: yine hoşa gidebilecek yüzlerce hediyelik çeşidi ve magnetler var. Ama söylediğim gibi, hediyelik bir şeyler satın almayı düşünenler, burayı ziyaret edeceklerse, alışverişi buraya bıraksınlar çünkü fiyatlar gerçekten uygun.

Bunun  dışına: burada şehir meydanında hemen sağda bulunan dondurmacıdan dondurma almanızı, özellikle taze naneli dondurma almanızı öneririm, değişik bir tat, denemelisiniz.

Bunların dışında, burada yapabileceğiz fazlaca bir şey yok, Tuna nehrinin kıyısında banklar var, oturup nehri izleyebilirsiniz.

Macaristan Visegrad

VİSEGRAD

Szendtenre şehrinden sonra, yine Tuna nehri kıyısındaki bu yerleşim yerine gidebilirsiniz. Tur şirketleri, Estergon turunda, aslında 3 yer satıyorlar ama buraya uğramıyorlar, çünkü bir önceki Szendtenre şehri, daha çok ilgi çekiyor ve insanlar orada alışveriş için daha uzun zaman istiyorlar. Visegrad ise, tepede kalıyor yani ana yoldan uzak ve tarihi kalıntılarıyla dikkat çeken bir yer.

Tuna nehri kıyısında, kayalık tepelerde konumlandırılmış ve bir zamanlar stratejik konumuyla önem kazanmış bir yerdir. Özellikle Romalılar döneminde, burada büyük bir kale inşa edilmiştir. Bu ilk kale, 1241-1242 yıllarındaki Moğol saldırıları sırasında imha edilmiştir. 1235-1270 yılları arasında ise, Macar Kralı Bela IV. Tarafından burada yeniden kale inşa edilmiştir.

Günümüzde, burada kale ve 1320 yılında yapılan kral sarayı kalıntıları gezilebiliyor. Özellikle, 1458-1490 yılları arasında Kral Matthias tarafından yeniden yapılan muhteşem Rönesans sarayı ilgi çekiyor. Bunun hemen ortasındaki Herkül heykeli bulunan havuzu mutlaka görün.

Macaristan Budapeşte Peşte bölümü

Slovakya Genel

Slovakya Genel

Slovakya ile bilgiler vermeden önce, ilk olarak söylemek istediğim şu: bazı kaynaklara göre: Avrupa’nın coğrafi merkez noktası bu ülkede Kremnicke Bane köyünde bulunan “St John the Baptist” kilisesindedir. (Nasreddin hoca örneği: aksini ispat etmek mümkün mü? ) Evet: bu kilisenin yakınlarındaki bir kaya üzerinde, bu konuda bilgi veren bir tablo/pano bulunuyor.

Slovakya: bütün Avrupa’da en ucuz ülkelerden birisidir. Ülkenin denize kıyısı yoktur. Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya ve Ukrayna ile çevrilmiştir. Ülkenin üç tepe üzerine kurulduğu kabul edilir ki, bayraklarında bu üç tepe ve üstündeki haç görülür.

Alp dağlarının zirvelerine çıkmak, doğanın içinde yürümek, eski bir köy kafesinde kısa molalar vermek, dinlenmek. Orta kısımlar ve kuzeyde dağlar, güneyde ise alçak düzlükler görülür. En yüksek yeri “Gerlachovsky Stit” denilen yerdir ve burada yükseklik 2655 metredir.

Karpatlar, ülkenin yarısını kaplamaktadır. Ayrıca: Slovakya, Avrupa’da Avusturya’dan sonra en fazla ormanlık alanın bulunduğu ülkedir ve ülkenin % 40’lık bölümü ormanlarla kaplıdır.

Ülkenin en önemli nehirleri: başta Tuna olmak üzere, Vah ve Hron nehirleridir.

Ülkenin başkenti Bratislava’dır. Diğer önemli şehirleri: Kosice ve Trencin’dir.

Ülke nüfusu: 5.400.000 kişidir.

Giriş kısmı için son bir not: “paraşüt” icat eden kişinin bir Slovak olduğunu biliyor muydunuz? Evet, paraşüt 1870 yılında doğan Slovak Stefan Baniç tarafından, 1914 yılında Amerika’daki çalışmaları sırasında bulunmuştur.

Kendisi, 1914 yılında Amerika’da yüksek bir binadan atlayarak, patent komitesine buluşunu kabul ettirmiştir. Ardından: I. Dünya savaşı sırasında, paraşüt, Amerikan ordusunda kullanılmıştır.

Son bir not: Slovakya, dünyanın en yaşanılır ülkelerinde ilk sıralarda yer alırken, buna tam tezat olarak dünyanın en fazla yolsuzluk yapılan ülkeleri sıralamasında da ilk sıralarda yer almaktadır.

TARİH

Slav kabileleri: bu topraklara MS.5’nci yüzyılda gelmişler ve 8’nci yüzyılda, burada kurulan Nitra Prensliği: komşusu Moravya ile birlikte “Moravya İmparatorluğu” nu kurmuşlardır.

Takip eden 800 yıllık bölümde ise: Slovakya toprakları, Macaristan krallığının bir parçası olarak, Macarların egemenliği altında kalmıştır. Bu dönemde, Çek toprakları da Almanlar tarafından işgal edilmiştir.

1526 yılına gelindiğinde: Kanuni Sultan Süleyman komutasındaki Osmanlı ordusu: Mohaç savaşını kazanarak Budapeşte’yi ele geçirir ve bunun üzerine, Macaristan’ın büyük bölümü Osmanlı egemenliğine girer.

Macarların geri kalan bölümü ise: Habsburgların himayesine girerek Slovakya topraklarında yaşamaya başlarlar. Bu dönemde: Bratislava, bu bölgenin başkenti konumuna girmiştir.

1683-1699 yılları arasında, Osmanlılar bölgeden çekilince: Slovakya’nın önemi azalır, ancak yine de Slovakya: 20’nci yüzyıla kadar, Macaristan’ın bir parçası olarak Avusturya İmparatorluğu içinde kalır.

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu: I. Dünya savaşının ardından yıkılınca: 1918 yılında: Çekler ve Slovaklar birleşip “Çekoslovakya” yı kurdular. 1948 yılından sonra ise: ülke Demir Perdenin bir parçası haline geldi.

41 yıllık bu süreç sırasında: 5 Ocak 1968 tarihinde iktidara gelen Alexander Dubcek: siyasi bir liberalleşme dönemi başlattı, ancak kısa süre sonra: Prag baharı denilen bu dönem: SSCB ve Varşova Paktı ülkelerinin askeri birliklerinin ülkeyi işgal etmesiyle sona erdi.

1989 yılına gelindiğinde: bu kez “Kadife Devrim” yapıldı ve 41 yıllık komünist rejim bitti ve 1992 yılında her iki ülkenin Parlamentoları, ayrılma kararı aldılar.

1 Ocak 1993 tarihinde Çekoslovakya: Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olarak ikiye ayrıldı. Ardından gelen süreçte: ekonomi alt üst oldu ve kötü yöneticiler de buna katılınca; her iki ülkede de insanlar zor günler yaşadılar.

1998 yılında, Slovakya’da Mikulas Dzurinda, Başbakan olunca: ekonomik ve sosyal reformlar başladı ve Slovakya, önce NATO’ya ve sonra 2004 yılında da Avrupa Birliğine katıldı. Bu ayrılma konusunda bir iki cümle söylemek istiyorum.

Aslında: Çekler; ayrılmaya pek taraftar değillermiş, ama Slovaklar illa ayrılalım demişler ve Çekler Prag şehrini kapmışlar ve Slovaklara: üçün biri kalmış. Yine de her fırsatta: Çekler tarafından küçük görülmelerinin ezilmişliğiyle: konuşurlar ve efelenirler, ama her seferinde de Çeklerin hezimetine uğrarlar.

PARA BİRİMİ

Ülkede; 2009 yılından itibaren “Euro” kullanılmaktadır.

DİN

Slovakların büyük kısmı: Katolik’tir. Nüfusun % 62’si Katolik, % 5.9 Protestan ve kalan bölümü Ortodoks’tur.

Slovakya Genel

İKLİM

Ülkenin iklimi ılımandır. Karasal iklim hakimdir ve buna bağlı olarak yazları nispeten ılık ve kışlar soğuk geçer. Aslında, ülkede bölgeden bölgeye iklim farklılıkları görülür. En soğuk ay: Ocak ayı ve en soğuk yer: Tatras’tır. Yaz sıcaklıkları 21 derece ortalamasındadır ve dağlarda, kar 130 gün kalır.

Slovakya Genel

İNSAN

Ülkenin insan profilinin: % 86’lık bölümünü Slovaklar ve % 11’lik bölümünü Macarlar oluşturmaktadır. İnsanlar yardımsever ve sıcakkanlıdır. Ülke insanının en büyük özelliği “buz hokeyi” ne karşı duydukları aşırı sevgi ve ilgidir. Futbol da çok sevilmektedir. Ülkenin kızları da güzellikleriyle biliniyor.

 

DİL

Slovakya ülkesinde insanlar: “Slovakça” konuşurlar. Bunun dışında, ülkede en bilinen yabancı dil “Çekce”dir. Özellikle genç nüfusun büyük bölümü, ana dili dışında, ikinci bir yabancı dil bilmektedirler. Ama yine de bu ülkede İngilizce bilen nüfus çok azdır. Özellikle: polis birimlerinde İngilizce bilen polis mümkün değildir.

Slovakya Genel

NE SATIN ALINIR

Bu ülkeyi ziyaret ederseniz: almanızı önereceğim objelerin başında: seramik, kristal cam, oyma ahşap objeler ve yerel giysili bebekler gelmektedir. “crpaks” isimli ahşap sürahi: özellikle yabancı ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir. Hatta: UNESCO tarafından da koruma altına alınmış kültür varlığı olan “fujaras” isimli bir tür enstrüman da tercih edilebilir.

“Valaskas” süslü bir çeşit halk baltasıdır. Yalnız şunu belirtmek isterim: ben Bratislava şehrinde kaldığım 1 günlük sürede, bunların hiçbirini göremedim. Yani, bunların Slovakya’ya has hediyelik eşyalar olduğu söyleniyor ama sık karşılaşılan objeler değiller, tercih sizin merakınız varsa, arayıp bulabilirsiniz.

Alışveriş mekanları: saat 09.00-18.00 arasında açık bulunmaktadır. Cumartesi günleri ise, mekanlar saat 12.00 de kapanırlar.

Slovakya Genel Yemekleri

NE YENİR

Geleneksel Slovak mutfağında: özellikle domuz eti ve kümes hayvanları yani tavuk, ördek, kaz ve hindi eti kullanılır. Bunun dışında: un, patates, lahana ve süt ürünleri de yaygındır.
Slovakya’nın geleneksel yemeği “bryndzove halusky” dir ve patates hamuru ile yapılır.

Bryndza: koyun sütü ile yapılmış bir tuzlu peynir çeşididir. Bu, Avrupa Birliği içinde yalnızca Slovakya’da üretilir ve pastorize koyun sütünden yapılır.

 

TATİL-BAYRAM GÜNLERİ

1 Ocak Cumhuriyetin kuruluşu.
1 Mayıs İşçi Bayramı
8 Mayıs Faşizm üzerine zafer günü
5 Temmuz Aziz Kiril ve Methodius günü
29 Ağustos Slovak ulusal ayaklanması yıldönümü
1 Eylül Slovak cumhuriyeti Anayasası günü
15 Eylül Lady acılar günü/Kutsal Meryem Ana günü
1 Kasım Azizler günü
17 Kasım Özgürlük ve Demokrasi günü için mücadele
24 Aralık Noel ertesi
25 Aralık Noel günü
26 Aralık Aziz Stephen günü

Slovakya Genel

Slovakya Genel

TURİZM

Evet, bu ülkeye her yıl 500 bin civarında turist geldiği söyleniyor. Komünist yönetim döneminin üzerinden uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen, ülkede hala ve özellikle poliste rüşvet alınıp verildiği söyleniyor.

Yazının baş bölümünde belirttiğim gibi, yolsuzluk ta öne çıkıyorlar. Slovakya’da turizm denilince ilk akla gelenler: mağaralar, Ortaçağ kaleleri ve kaplıcalar ve kayak tesisleridir.

Özellikle: Bratislava şehri ve “Tatras” mevkii ziyaret edilmektedir.

Sonuç olarak: Slovakya şöyle söylenebilir: Çeklerle ayrıldıklarında, turizm açısından para basan “Prag” şehrini Çeklere kaptırmış ve ancak yol üzerinde bir mola istasyonu olabilecek “Bratislava” bunlara kalmıştır.

Bratislava şehrinde de birçok tarihi ve turistik yapı bulunmasına rağmen, hemen dibindeki Viyana şehrinde, Avusturyalılar kadar bu turistik objelerin ve tesislerin satışını yapamamaları ile tanınırlar.

Siz, bu bölgede gezerken, hani bir ülke veya bir başkent daha göreyim diyerek: Slovakya’nın başkenti Bratislava şehrine geçiyorsunuz, ama inanın tam bir hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz.

Yani, burayı ziyaret ederken, çok şey beklememek gerekir. Bratislava şehri haricinde bir yeri görmedim.