Amsterdam’ı ziyaret etmenin en keyifli tarafı, bu şehirde trafik alışkanlığının fazla olmamasıdır.
Otomobiller, eski kent için sorun yaratmaya başladığında, bisiklete öncelik verilmiş.
Ayrıca: şehir küçük. Tramvay, bisiklet, su araçları ve yayalar, motorlu araçlara göre çoğunluktadır.
Bu yüzden, en güzel şehir keşifleri, yaya olarak ya da bisikletle yapılabilir. Zamanınız yoksa, belli başlı yerlere, ulaşımı sağlayan tramvayı kullanabilirsiniz.
Bu arada: değişik ulaşım araçlarını da deneyebilirsiniz. Özellikle: Dam meydanındaki bisiklet taksileri deneyebilirsiniz.
Hollanda Amsterdam Şehir içi ulaşım
BİSİKLET:
Şehirde, sokaklarda: 500 bin üzerinde bisiklet bulunuyormuş. Yani: Amsterdam şehri gezinizde: bisiklet zillerine alışmak ve dikkat etmek zorunda kalacaksınız. Bunun yanında: her ay binlerce bisiklet üretilse bile, yine de bisiklet hırsızlığı çok fazla yaşanıyormuş.
Hollanda Amsterdam Şehir içi ulaşım Bisiklet
Bisiklete binmek, Amsterdam’da, hayatın bir parçasıdır. Araç yollarına paralel bir şekilde uzanan bisiklet yolları sayesinde dilediğiniz her yere kolayca gidilmesi mümkün. 4 saatlik bir sürede: Amsterdam şehir merkezini rahatlıkla dolaşabilirsiniz.
Ancak; en büyük sorun, bisikleti teslim alırken, pasaportu vermek. Aman dikkat; bisiklet ile salına salına gezerken, saatlerin ilerlediğinin farkında olmaz iseniz, bisiklet dükkanına gittiğinizde, kapalı bir dükkan ve olmayan pasaport sorunu ile baş başa kalabilirsiniz.
Monnickendam ve Marken gibi köylerden, kent dışına doğru pedal basan arkadaş guruplarına ya da ailelere sık rastlamak mümkün. Kentten, fazla uzak olmayan “Vondelpark”ta yapılacak bir bisiklet gezisi çok keyifli. Bisiklet turlarına katılabilirsiniz, zamanınıza ve tercihinize bağlı olarak, bisiklet kiralayan bir çok yer var.
Woterloo plein yakınlarındaki Mr. Visser plein’de: MacBike’tan bisiklet kiralayabilirsiniz.
Ayrıca: Station plein’ de Take-a Bike’den de kiralayabilirsiniz. Bisiklete binerek çevreyi gezmek istiyorsanız, Yellow Bike’in kent içinde ya da dışında düzenlediği turlara katılabilirsiniz. Biraz önce söylediğim gibi: kiraladığınız bisiklete sahip olmalısınız.
Çünkü: çalınabilir. Ayrıca: bu işin romantizmine kapılmayın. Bisiklete binmek ciddi bir iştir ve ciddiye alınmalıdır. Bisiklete binerken, tramvaylara, arabalara ve diğer bisikletlilere karşı tetikte olmanız şart.
Amsterdamlılar kask takmazlar ama siz takmayı ihmal etmeyin bence. Ayrıca: kaza sigortası yaptırmanızı da öneririm.
Hollanda Amsterdam Şehir içi ulaşım Tren ve Tramvay
TREN VE TRAMVAY:
Amterdam’da ve çevresinde toplu taşıma olanakları çok iyidir. Kolay anlaşılır bir sistem gündüz saatlerinde ve geceleri çalışır. Gece geç saatlerde seferler azalır. Biletler ortak kullanılır. Otobüs, tramvay ve çok kapsamlı olmayan metro için geçerlidir.
Stripyenkaart:
Bunlar; kentte satılan toplu biletlerdir. Üzerinde: 8’lik, 15’lik ya da 45’lik küçük kutuların bulunduğu şeritler halindeki biletlerde, her kutucuk, yolculuk başına kat edilen bir bölge için kullanılır.
Dolayısıyla, eğer yolculuğunuz boyunca iki bölge geçecekseniz, strippenkarart’ta üçüncü kutuyu damgalatmanız gerekir. (Kent merkezi bölgesi, kentteki belli başlı turistik yerleri kapsar ve kentin banliyölerine kadar ulaşır.)
Bir strippenkaart;
birden fazla kişi için kullanılabilir. Kaç kişiyseniz o kadar kutucuk damgalatmayı unutmayın. Her damga bir tam saatlik seyahat edebileceğiniz anlamına gelir.
Bileti damgalattığınız andan başlayarak bir saat içinde istediğiniz kadar tramvaya ve otobüse binebilirsiniz.
Otobüste ya da tramvayda:
Kondoktör varsa strippenkaart’ı sizin için damgalayacaktır. Strippenkaart: tramvaylarda ve otobüslerde de satılır. Ayrıca: tütüncülerden, gazete bayilerinden ve VVV turizm danışma bürolarından da satın alabilirsiniz.
Bilet alırken, kentin belli başlı yerlerini birbirine bağlayan; Circle-Tram 20’nin broşürüyle birlikte, Tourist Guide to Public Transport in Amsterdam (Amsterdam Toplu Taşıma Turist Rehberi) veriliyor.
Hollanda Amsterdam Şehir içi ulaşım Tramvay
Circle-Tram 20; her 10 dakikada bir; saat yönünde ve saatin tersi yönünde kenti dolaşıyor. Tramvaya binmek eğlenceli olabilecekse de, bir takım tedbirler almanız gerek. Binişteki alt basamakta basınç olduğunda, kapı açık kalıyor.
Yanınızda yaşlılar ya da çocuklar varsa, buna dikkat edin. Tramvay durakları (kaldırım kenarında değil)genellikle yolun ortasında bulunuyor.
Bu sırada, iki taraftan da trafiğin aktığını unutmayın. Karşıdan karşıya geçerken, dikkatli olun, küçük çocukları yanınızdan ayırmayın.
Tramvayda;
Kondoktör varsa, arka kapıdan binmeniz gerekir. Eğer yoksa, aracın üç kapısından da binebilirsiniz. Amsterdamlılar, genellikle cam kenarını boş bırakarak, koridor tarafına oturmayı tercih ederler. Boş koltuğa oturabilmek için, izin istemeniz gerekir.
İnmek istediğiniz durağa gelmeden önce, tramvaya belli aralıklarla yerleştirilmiş olan düğmelere basarak inmek istediğinizi belirtmelisiniz.
Toplu taşım araçlarına binmenin en kullanışlı yollarından biri olan pasolar, pasonun kapsadığı süre boyunca istediğiniz toplu taşıma aracından ücret ödemeden yararlanabilirsiniz.
Gezinizi en iyi şekilde değerlendirebilmek için: VVV’den; müze, kanal gezileri ve toplu taşıma araçlarından ücretsiz ya da indirimli olarak yararlanabileceğiniz, “Amsterdam Pasosu” nu almayı ihmal etmeyin. Hatta, bu pasoyla kentteki bazı restoranlarda indirimli yemek de yiyebilirsiniz.
Strippenkaart’daki kutucukların dolmasından endişe etmenize gerek kalmıyor. Günlük pasolar, kişi başına: 33 Euro. Hatta daha çok günü kapsayan pasolar daha ucuza geliyor. Üç günlük pasolar: 43 Euro. Çocuk pasoları daha ucuz.
Bunun yanı sıra: müzelere, belli bir indirim sağlayan 1,2 ve 3 günlük Amsterdam Pasosundan yararlanabilirsiniz. Biletler: VVV (turizm) bürolarından ve Central Station’un karşısında bulunan GVB bilet gişesinden temin edilebilir. Tercih sizin, ama sanırım seyahat pasosu tercih etmenizde büyük yarar var.
OTOBÜSLER:
Şehirde otobüsler 24 saat çalışıyor. Otobüslere binmek için de: yukarıda bahsettiğim ortak biletler veya Amsterdam pasosu kullanılabiliyor.
ARABA KİRALAMA:
Amsterdam: toplu taşım araçlarıyla donatılmış bir kent. Düzenli bir kent. Daha çok bisiklete binmek için uygundur. Kent merkezinde, park yeri bulmak zor ve otopark ücretleri çok yüksektir.
Genellikle: ana kanal kıyılarında ve sokaklarda, kurallara aykırı park edilmiş ya da park süresini aşan araçlar, kesinlikle polis tarafından kelepçeleniyor.
Kentte kalacaksanız, araba kiralamayı düşünmeyin derim. Ancak, kent dışına çıkmayı planlıyorsanız, araba kiralamak gerekir. Belli başlı uluslar arası araba kiralama şirketlerinden, Amsterdam’da şubesi bulunanlar var.
Ayrıca, eğer havaalanına iner inmez araç kiralamayı düşünüyorsanız, Schiphol havaalanında acentaların şubeleri var. Araç kiralamak için: 21 yaşınızı doldurmuş olmanız gerekiyor.
Ayrıca: en az 12 aylık bir ehliyete sahip olmanız lazım. Araç kiralama sırasında, ulusal ya da uluslar arası ehliyetinizi göstermenizi isteyeceklerdir. Kaza sigortası ekstra ücrete tabidir. Yine de her ihtimale karşın yaptırmanızı öneririm.
Araç kiralama ücretleri: size fikir vermesi açısından; küçük araçlarda günlük, 50 Euro civarında. Fiyatlar, genellikle yüksek sezonlarda artıyor.
Amsterdam; Hollanda’nın başkentidir. Ama hükümeti barındırmaz. Yani idari başkent değildir. İdari başkent: Lahey’dir. Amstel nehrinin Zuider Zee’nin tuzlu sularla buluştuğu yerde kurulmuştur.
Şehri bölen kanallar nedeniyle, şehre “Kuzeyin Venedik” i tanımlaması oldukça uygundur. Dünyada görülebilecek en ilginç kentlerden biridir.
Venedik’ten daha çok kanala, Paris’ten daha çok köprüye sahiptir. Avrupa’nın en güzel şehirlerinden biridir. Dünyanın en ünlü sanatçılarının eserlerinden, esrar tarihi müzesine kadar uzanan, 16-17 ve 18’nci yüzyıldan kalma, 6000 civarında binaya kurulmuş, 50 den fazla müze, bütün kültür meraklılarının susuzluğunu dindirecek kapasitededir.
Hollanda isminin anlamı: “Holl”. Bu kelime, eski Dutch dilinde: “Wooden” (ağaç, orman) anlamına geliyormuş. Yani: “Woodenlands” olarak ülke ismi geçiyor.
Evet; şehir merkezi, küçüktür. Geçmişten kalan mimari mücevherlerin çok azı, günümüze kadar gelmiştir.
TARİH:
Ren nehri boyunca ilerleyerek, burada bir yerleşim yeri kuranlar: eski bir Germen kabilesi olan “Bataviler” di. Daha ilk günlerden bu yana: suyun kontrol edilmesi gerekmişti.
Böylece: baraj kurma çalışmaları ve nehirlerin akışını düzenleme ve taşkınlar başlamış oldu. O günden bu yana da, su her zaman bir sorun olmuştur.
1200 civarında, terp denilen yapay tepeler üzerine, ilk ağaç evler yapıldı. Kasaba: düşman derebeylerine ve deniz sularına karşı düzenlendi. Günümüzde: Dam Meydanı olan Amstel Nehri üzerine, baraj inşa edildi.
Baraj, yalnızca gel-gitleri kontrol etmekle kalmadı, aynı zamanda, deniz aşırı gemilerin, nehir boyunca yüklenmesini engelleyerek ticarete de yön verdi.
1345 yılında, kasabada manevi bir olay meydana geldi. Ölmek üzere olan bir kişiye, komünyon ekmeği verildiğinde, adam bunu yutamadı. Ekmek ateşe atıldığında yanmayınca, bu olay, bir mucize olarak herkesçe duyuldu ve birkaç yıl içinde, Amstelredamme, gözde bir hac yeri haline geldi.
1452 yılında, kentte büyük bir yangın yaşanınca, bina inşaatlarında ahşabın kullanılması yasaklandı ve yerine tuğla kullanılmaya başlandı.
1600-1700 yılları arasında, Hollanda’da altın çağ yaşandı. Doğuyla yapılan ticaret ile zenginleşen Hollanda, Doğu Hindistan Kumpanyası sayesinde, dünyada yayılan bir imparatorluk kuruldu. Amsterdam’da, kanallar inşa edildi. Rembrant gibi ustaların eserleriyle, sanatta büyük ilerlemeler görüldü.
1889 yılında, Merkez İstasyon (Centraal Station) açıldı.
1940 yılında, Almanya, savaşta tarafsız kalan Hollanda’yı işgal ettir.
1986 yılında, “Stopera” kompeksi (Stadhuis ve Opera) tamamlandı.
1999 yılında: Van Gogh Museim’un yenilenme ve genişletilmesi çalışmaları tamamlandı.
Hollanda Amsterdam Genel bilgiler Coğrafi Konumu
COĞRAFİ KONUMU:
Hollanda’nın kuzeyinde bulunan Amsterdam, Amstel nehrinin Zuider Zee’nin tuzlu sularıyla buluştuğu noktaya kurulmuştur. Üzerine yerleşilecek bu kadar az kuru toprakla, burada yaşamaya gelen ilk yerleşimcilerin neden burayı seçtiklerini anlamak pek mümkün değil. Yine de bunun yerinde bir karar olduğu söylenebilir.
Çünkü; Amsterdamlılar, yani “Amsterdammers” kısa sürede nehrin akışını kontrol etmeye ve nehir boyunca ticaret yapmaya başlamışlardır. Devasa Hollanda İmparatorluğunun merkezinde bulunan Amsterdam, tartışmasız bir şekilde, 17’nci yüzyılda, dünyanın en zengin kentlerinden biriydi.
Burada, diğer pek çok ürünle birlikte baharat, rom ve şeker kaşımı ticareti yapılırdı. Çünkü: kent sakinleri, her şeyin en iyisini talep ederlerdi. Bu dönemde “Altın Çağ” ını yaşayan Amsterdam, günümüz kentinin de kalbini oluşturur.
Evet, kent yürüyerek dolaşabileceğiniz kadar küçüktür. Kanalların kenarındaki sokaklar, tur otobüslerinin giremeyeceği kadar dardır. Böylece, görülmesi gereken yerleri hızla geçip gözden kaçırmazsınız.
Burada gerçekle aranıza bir otobüs penceresi girmez. Amsterdam’ı görmek için dışarı adım attığınız anda, yaz güneşinin sıcaklığını hissedebilir, buz gibi bir kış havasında, soluğunuzun buharını görebilirsiniz.
Eğer olur da bir kanal turuna katılırsanız, kendini suyun akışına bırakıp sessizce ilerleyen bir tekneyle, modern dünyadan uzaklaşma olanağı bulabilirsiniz.
Hollanda Amsterdam Genel bilgiler Ne Zaman Gidilmeli
AMSTERDAM’A NE ZAMAN GİDİLMELİ:
Amsterdam’a yağmursuz bir zamanda gitmek isterseniz: Haziran-Ekim ayları arasındaki dönemi tercih etmeniz gerekiyor. Ayrıca: ünlü lale festivalini görmek isterseniz, Nisan-Mayıs ayları arasında gitmeniz gerekiyor.
Eğer: şehre hafta sonu giderseniz: Cuma günleri, pek çok müze, saat: 21.00 e kadar açık. Rahatlıkla gezebilirsiniz. Ayrıca: meydanlarda, açık hava konserlerini de izleyebilirsiniz.
Hollanda’nın iklimi, soğuk ve yağmurlu kışlar ile sıcak ve yağmurlu yazlardan oluşuyor. Yine de yıl boyunca güneşli günlere rastlamak mümkün. Amsterdamlılar ise genellikle, kışın ayazını özlerlermiş.
Böylece: çok sevdikleri kış sporlarını yapabiliyorlarmış. Paten kaymak onlar için büyük bir keyif. Ama; biz ziyaretçiler için, elbette havanın güzel olması en büyük tercih sebebi. Hava sıcaklıkları: özellikle Haziran-Temmuz-Ağustos aylarında artıyor ve yaklaşık 20 derece civarında.
En soğuk aylar ise: Aralık-Ocak-Şubat. Ben bu aylarda, Hollanda’ ya gitmenizi kesinlikle önermiyorum, muhteşem bir soğuk var.
Dışarıda gezmek çok zor. En olumlu aylar: Nisan-Mayıs. Bu aylarda, gerek havanın nispeten ılık olması ve gerekse yağmurların az olması büyük avantaj.
Sonuçta: Hollanda’ya gelirken yaz aylarında bile gelseniz, yanınızda çeşitli türlerden giysiler almanızı öneriyorum. Genellikle kat kat giyinmek en iyi sonucu verir.
Bu şekilde, hava sıcaklığına bağlı olarak vücudunuzun ısısını dengeleyebilirsiniz. Ne zaman giderseniz gidin, yanınızda mutlaka su geçirmez bir yağmurluk ve şemsiye bulundurun.
Kalın bir palto ya da mont, rüzgarın ısıracak denli sert estiği kış mevsimi için ideal. Ilık yaz günlerinde: kısa kollu buluzlar ve tişörtler kullanışlı olabilir.
Rahat ayakkabılar, yılın her zamanı ve her mevsim için zorunlu.
Hollanda Amsterdam Genel bilgiler Turizm
TURİZM:
Amsterdam, dünya üzerinde en çok ziyaret edilen 5’ci yerdir. Yıllık: 4.2 milyon turist ülke dışından, bu şehre gelir. Toplam 350 otel ve 45 bin yatak kapasitesi vardır.
TURİZM DANIŞMA BÜROLARI:
Çok az şehir Amsterdam kadar, turistlere yardımcı olacak donanıma sahiptir. Aslında Hollanda’nın genelinde, kapsamlı bir turizm büroları ağı bulunuyor.
Bir kamu kuruluşu olan Vereniging Voor Vreemdelingen-verkeer (Yabancı Trafiği Kurumu), fey-fey-fey olarak okunan: VVV dir. Ayrıca; Dutch Tourist İnformation Office (Hollanda Turist Danışma Bürosu) da ziyaretçilere yardımcı olur.
VVV ile ilgisi olmayan turizm bürolarına ve otel acentelerine dikkat etmelisiniz. Önerdikleri oteller: pahalı, kalitesiz ve bazen de hoş olmayan bölgelerde olabilirler.
Amsterdam’da 3 ve Hollanda’da 450’ye yakın, VVV bürosu vardır. Görevliler: cuzi bir miktar karşılığında: turistik yerler, eğlence, ulaşım, yürüyüş, tur ve etkinlikler hakkında, ayrıntılı bilgiler verir ve döviz bozup: otel, oyun, gösteri, konser ve geziler için adınıza kayıt yaptırabilirler.
VVV kitapçıkları ve haritaları, müze ve gazete bayilerinde bulunuyor. Yolculuğa çıkmadan önce, bilgi edinmek istiyorsanız, NBT nin (Hollanda Turizm Bürosu) bastırdığı broşür ve haritaları kullanabilirsiniz.
PARA:
Diğer Avrupa Birliği ülkelerinde olduğu gibi, Hollanda’nın para birimi Euro’dur. Yabancı ülkelerin paraları, bankalarda ve döviz bürolarında değiştirilebilir. Bunlar: Central Station, Leidseplain ve diğer alışveriş bölgelerinde yaygındır.
Döviz bürolarının çalışma saatleri, bankalardan daha uzundur. Central Station’da 24 saat açık, bir döviz bürosu var.
Bu işletmelerin camlarında: döviz kurları ve komisyon oranları belirtilmiştir. Belli başlı kredi kartları: otellerde, restoranlarda ve mağazalarda genellikle kabul ediliyor.
Mağazalarda, kredi kartıyla ödemelerde, bir alt sınırlama var. Şunu unutmayın, ki: fiyatları kendi ülke paramıza çevirmek gayet kolay. Doğrudan, iki ile çarpmanız yeter.
DİN:
Hollanda’da: Protestanlık ve Katoliklik başta olmak üzere, Hıristiyanlığın çeşitli mezhepleri yaygındır.
Ancak, son zamanlarda düzenli olarak kiliseye gidenlerin sayısında büyük düşüş yaşanmıştır ve buna bağlı olarak, aralarında Amsterdam’daki belli başlı kiliselerin de bulunduğu pek çok kilisede: artık, ayin düzenlenmemektedir.
Kentte, düzenli olarak ayinlere katılan küçük bir Yahudi topluluğu da varmış. Kent nüfusu barındırdığı çeşitlilik ölçüsünden, farklı din ve tarikatlara inananlar içinde çeşitli olanaklar sunmaktadır.
DİL:
Dünyada, 30 milyon kişinin konuştuğu Flemenkçe, Güney Afrika’daki “Afrikaner” dili ve Belçika’da konuşulan Flamancaya yapısal olarak benzer. Almanca ile ortak yanları vardır ama Flemenkçe’nin grameri daha kolaydır.
Hollandalılar, genellikle çok iyi İngilizce bilirler. Diğer dilleri ise, şöyle böyle konuşabilirler.
GÜVENLİK:
Amsterdam, istatistiki olarak Avrupa’nın en güvenilir şehirlerinden biridir. Ama, yinede yankesicilik ve turistlere yönelik bagajların çalınması gibi suçlar gündeme gelmektedir.
Özellikle, havaalanı transferlerinde, Centraal Station’da ve otelinize giderken; çanta ve valizlerinize sahip olmalısınız. Kalabalık meydanlarda ve özellikle Kırmızı Fener Mahallesinde, eşyalarınıza göz kulak olmalısınız. Gerekli olmayan değerli eşyalarınızı, otelin kasasında bırakabilirsiniz.
Akşam hava karardıktan sonra, iyi aydınlatılmamış, ıssız yerlerden uzak kalmanızda yarar var. Eğer herhangi bir hırsızlık olayı ile karşılaşırsanız, mutlaka hemen polise bildirin.
TUVALETLER:
Kentte bulunan genel tuvaletlerin sayısı sınırlıdır. Mağazalarda ve Manga Plazalardaki tuvaletleri kullanabilirsiniz. Kullanım ücreti, genellikle 50 cent civarındadır. Bar ve kafeler de bu iş için kullanılabilir, ama tuvalete gitmeden önce, bir kahve ya da bira ısmarlamanız beklenir.
BAHŞİŞ:
Bütün bar, restoran ve otel faturalarına, hizmet bedeli dahil ediliyor. Ama yine de servisten memnun olduğunuzun göstergesi olarak, küçük bir miktar bahşiş bırakmak adettendir. Bar ve kafelerde, para üstünü masada bırakmak, alışılmış bir tutumdur. Aşağıdaki miktarlar, isteğinize bağlı olarak değişebilir.
Taksi ücreti: tutarı yuvarlayın. Otelde taşıyıcı: çanta başına, 1 Euro olabilir. Tuvalet görevlisi: 0.5 Euro. Tur rehberi: % 10-15.
Hollanda Amsterdam Genel bilgiler Amsterdamlıların Genel Karakterleri
AMSTERDAMLILARIN GENEL KARAKTERLERİ:
Amsterdam kozmopolit bir şehir olduğu için, Amsterdamlılar, birden fazla dil bilirler ve hem de çabuk kaynaşmayı severler.
Çok çalışkan ve gayretlidirler. Onlar da, en az ziyaretçiler kadar: galerileri ve müzeleri gezmekten keyif alırlar. Zaten, bu nedenle, gösterimler için bilet bulmakta zorlanacaksınız. Hafta sonlarında parklarda piknik yapmaya giderler.
Guruplar halinde kent dışına çıkarak, bisiklete binerler. Restoranlar ve kafeleri doldururlar. İnsanlar, biraya gelmekten zevk alırlar. Ünlü “Kahverengi Barlar” koyu sohbetlerin yapıldığı yerlerdir.
Yazları: meydanlara ya da sokak kenarlarına atılan masalar, etrafı seyrederek bir şeyler içenlerle dolup taşar. Bir masada oturduktan sonra, çok geçmeden, kendinizi bir Amsterdamlı ile sohbet ederken bulabilirsiniz.
Birde gençlerde bir alışkanlık var. “Vuurwerk” adında bir nevi patlayıcı. Atom bombasının küçüğü denebilir. Çok feci ses çıkarıyor. Gençler o patlayınca çok seviniyorlarmış. Aslında bir tür havai fişek.
İLK BAKIŞTA GÖZE ÇARPANLAR:
Kuşkusuz, ilk bakışta, tarihi binalar göze çarpıyor. Sevimli çatıları ve pencereleriyle daracık, uzun binalar, ağaçların dizildiği kanalların kenarında yan yana sıralanmıştır. Binalar: 300 yıldır neredeyse, hiç değişmemiş, demir köprüler ve taş döşenmiş yürüyüş yollarıyla birbirine bağlıdır.
Ki, bu yollarda bir zamanlar: Rembrant gibi sanatçılar ile adını Tasmanya’ya vermiş olan Abel Tasman gibi gezginler yürümüş.
AMSTERDAM SOKAKLARI:
Sokak adları ve numaralarıyla belirtilen resmi adres sistemi: 1795 yılından beri kullanılıyormuş. Ondan önce, ticari binaların amacını ve evlerin yerini bildirmek için çatı taşları ve duvar plakaları kullanılıyormuş.
Adreslerde “Red Fox’dan sonraki üçüncü ev” ya da “yazan el işaretinin bittiği” gibi ibarelere rastlanıyormuş. Bu levhalar, o dönemde olduğu gibi, bugün de eski yerlerinde duruyor. Kanal boyunca dolaşırken, binaların cephelerine dikkatli gözle bakmayı ihmal etmeyin.
Unutmayın ki, şehir yürüyerek dolaşılabilecek kadar küçüktür. Kanalların kenarlarındaki sokaklar: tur otobüslerinin giremeyecekleri kadar dardır. Böylece: görülmesi gereken yerleri hızla geçip, gözden kaçıramazsınız.
Yalnızca: siz de kent sakinleri gibi, yumuşak ve rahat ayakkabılar giymelisiniz. Çünkü: kentin taşlık yollarında dolaşmak yorucu oluyor. Bir de, yağmurlu havalara karşı, ayakkabılarınızın su geçirmeyen bir cins olmasına dikkat edin, yoksa tatil sıkıntılı geçer.
Amsterdam’lılar, kendi sorunlarına, herkesi memnun edecek bir takım çözümler bulmuşlar. Toprakta yerleşilecek yeterince yer kalmayınca, kanallarda ve tekne evlerde yaşamaya başlamışlar. Günümüzde, kentin su yollarında, 2500 den fazla tekne ev bulunuyormuş.
CİNSELLİK VE UYUŞTURUCU:
Yakın geçmişe kadar, büyük ölçüde önem verilen iki konu arasında: cinsellik ve uyuşturucu var. Amsterdamlılar, bu konulara pratik çözümler getirmeye ve iki konuda da, bir orta nokta bulmaya çalışmışlar. Buna karşılık, kent, bir fesat yuvası haline gelmemiş.
Bunun yerine: bazı konuları, kontrol edilebilir bir sınırda tutmaya çalışmışlar. Amsterdam’ı ziyaret ederken, bu tür serbestlikler aklınızda bulunmalı.
Ama yine de durum, sizin ya da sizinle beraber olan kişilerin bir zarar göreceği anlamına gelmiyor.
UYUŞTURUCU-MARİHUANA VE KENTTE KABUL EDİLEN MİKTARLAR:
Amsterdam’da; yetkililer, kentteki belli kahve evlerinde, marihuana tüketilmesine izin vermişlerdir. Bu uygulamayla: uyuşturucu tüketiminde, sözde yumuşak kimyasalların sert maddeler ile bağımlılık yaratan uyuşturuculardan ayrılmasını hedeflemektedirler.
Rastlantı sonucu girdiğiniz bir bar ya da kafede; bu tip bir manzarayla karşılaşmayı ummayın. Smokey Joe’s ya da Bad Man Smokey gibi adlar taşıyan bu tür “ Caffe Shop”ları, dış cephelerindeki renkli yazılardan, hatta buram buram tüten kokularından tanıyabilirsiniz.
Hollanda Amsterdam Genel bilgiler Gezi Planı
GEZİ PLANI:
Kent merkezi, ilk bakışta, hiçbir plana sahip olmayan, minik cadde ve kanallardan oluşmuş bir labirent gibi görünebilir. Aslında: kentin planı, daha çok örümcek ağının hatlarını andırır. Yapının nasıl olduğunu anlarsanız, çok rahat dolaşırsınız.
Ama: sürekli yürüyeceğiniz için, yanınıza mutlaka rahat bir ayakkabı almanız gerekir. Ayrıca: özellikle kanallar bölgesinde, yerlerde kaldırım taşları ve oyuklar bulunduğundan, mutlaka önünüze bakarak yürüyün.
Elinde fotoğraf makinesi ve video kamerası ile çekim yaparak dolaşanlar; büyük olasılıkla, yere düşüyorlar.
Asıl merkez: Dam Meydanıdır. At nalı şeklindedir ve geniş caddelerden ve dar sokaklardan oluşur. Bu bölge: kanallarla kuşatılmıştır. Büyük çemberler oluşturan bu kanallar ağına: “gracht” denir.
Zamanla genişletilen kanallar ağının içten dışa sıralanışı şöyledir:
Kanallar bölgesinde kaybolursanız: kanalların bu dizilişi aklınızda kalsın, yolunuzu bulabilirsiniz. Hatta: baş harflerini unutmasanız yeter: H, K,P (Heren grancht, en içteki kanal)
Küçük caddeler (straats): köprüler ile kanalların üzerinden geçip, merkezden, dışa doğru yayılırlar.
Hollanda Amsterdam Genel bilgiler
Kentte gezinize başlamadan önce: mutlaka bir şehir haritası edinmelisiniz. Rahatlıkla gezebilmeniz için kenti 4 bölüme ayırdım.
Bu bölümleri: Amsterdam’da bulunacağınız bir gün olarak düşündüğümüzde, sanırım bu şehri dört gün de tamamen gezebilirsiniz.
Daha az bir zamanınız varsa veya tercihlerinize göre, gezi planında ayrıntılı olarak belirttiğim yerleri; bir yere yazın ve planı kendiniz de yapabilirsiniz.
Ama şehir merkezinde özellikle: gezmeniz ve görmenizi önereceğim yerler, şunlar:
1. Van Gogh Müzesi.
2. Anne Frank Evi,
3. Rembrant Evi,
4. Rıjk Museum. (Ulusal Sanat Galerisi)
5. Dam Meydanı
6. Jordan,
7. Madam Tussaud Müzesi,
8. Artis Zoo
9. Kanallarda tekne gezintisi.
10. Yel değirmenleri
11. Çiçek pazarı
12. İlginç ve özellikleri olan bir yer olarak, tercih sizin: Wallerjet. Kırmızı Fener Mahallesi (Ziyaretçilerin büyük çoğunluğu, buraya bir den öte, birkaç kez gitmektedirler, ancak elbette çocuklar için pek uygun bir ortam değil, hatırlatırım)
Amsterdam şehrinin yakın çevresinde: gitmenizi önerebileceğim yerler:
1. Volendam
2. Marken
3. Edam,
4. Haarlem ve Keukenhof lale tarlaları.
5. Alkmaar ve peynir pazarı.
Şehir Çekya’nın dördüncü büyük şehridir. Nüfus 163.000 kişidir.
Şehir batı Bohemia’da yer almaktadır. Metropol 125 km karelik bir alanı kapsamaktadır. Şehrin nüfusu 165.000 kişidir.
Tarihi mekanlarla doludur ve yoğun bir kültürel etkinliğe sahiptir. Şehirdeki tüm modern ve tarihi yapıların gizemi, şehrin Çek Cumhuriyeti için ekonomik öneminde gizlidir. Devasa bir bira sanayine sahiptir ki, şehrin ismi bu özel bira cinsinden gelmektedir.
Ayrıca, burada Skoda firması da bulunmaktadır. 1295 yılında II. Wenceslaus tarafından kurulan şehir: kültürel olarak 1468 yılında basılan ilk kitap olan “Trojanys Günlükleri” ile gündeme gelir. Hassite savaşları sırasında, Katolik direnişin merkezidir. 1599-1600 yılları arasında kısa süreliğine başkent olur.
Otuz yıl savaşlarının ardından düşüşe geçen şehir: yine de kişiliğini yansıtan mimari özelliklerinin çoğunu bu dönem öncesinde elde etmiştir. 13. yüzyılda yapılmış olan gotik St Bartholomew katedrali, 102 metre yüksekliğindeki kulesi ile dikkat çeker.
Farklı işler için kullanılan binaların her biri, dönemin en iyi stillerini yansıtmaktadır. Şehirdeki muhteşem sokaklar ızgara planına göre yapılmıştır ve Wenceslaus’un emirleri gereği, şıklıklarını öne çıkarmak için normalden çok daha geniştirler.
Pilsen şehrinin tarihi bütünlüğü yeraltında da devam eder. 13. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar, şehir merkezinin altında, iki-üç kat derinlikte bodrumlar ve tüneller kazılmıştır. Bunlar: savaş, salgın hastalık ve çatışmalardan korunmak isteyen halkın korunaklarıdır.
Şehir 2015 yılı için “Avrupa Kültür Başkenti” seçilmiştir. Buraya gelen ziyaretçi, kesinlikle memnun ayrılmaktadır.
Çekya Pilsen
Şehrin kuruluşu
Şehir: Çek kralı Wenceslas II tarafından: Prag yakınlarındaki iki önemli ticaret yolunun kavşağında, Uhlava-Uslava-Radbuza-Mze nehirlerinin kıyısında 1295 yılında Batı Bohemya’nın idari başkenti olarak kurulmuştur. 14. yüzyılda Prag ve Kutna Hora’nın ardından bölgenin üçüncü büyük şehri olmuştur.
Otuz yıl savaşları sırasında, 26 ayrı bodrum tesisinde bira üretilmeye başlanmıştır. Ancak ürünlerin çoğu içilebilir lezzette değildi ve üretilen biralar çöpe dökülüyordu.
1842 yılında Josefh Groll isimli kurnaz bir girişimci, bira deneyimlerini modern teknolojiyle birleştirmiş ve muhteşem sonuçlar elde etmiştir. “Plzensky Prazdroj” etiketi altında üretilen bu altın renkli bira: günümüzde dünyanın en iyi birası olarak kabul edilmektedir.
İlk Bavyera birası Vilshofen Josef Groll tarafından 19. yüzyılda “Brewery” isimli tesiste üretilmiştir. Yumuşak su, şerbetçioto ve hafif malt kullanılarak yapılan bu bira çok beğenildi ve böylece efsanevi Pilsen birasının üretimine başlandı. Evet günümüzde Çekler bu birayı “sıvı ekmek” olarak nitelendirirler.
Ancak, bu bira üretimi yanında, şehir sanayileşmede de öne çıkmıştır. 1869 yılında Skoda Mühendislik işleri kurulmuş ve silah üreticisi olarak zenginleşmişlerdir. II. Dünya savaşından bu yana: Skoda otomobilleri yanı sıra lokomotif ve endüstriyel makine üretiminde de şehir sanayisi önem kazanmıştır. 1898 yılında Alman Volswagen firması 1 milyar dolarlık yatırım ile Skoda şirketinin çoğunluk payına sahip olmuştur.
1989 yılında eski şehir merkezi, özenle korunması gereken tarihi bir yer olarak ilan edilmiş ve koruma altına alınmıştır. Burada bulunan zengin mimari yapılar arasında: Gotik St Bartholomew katedrali, Rönesans City Hall, başdiyakoz evi ve Fransisken Manastırı ve son zamanlarda yeniden açılan Büyük Sinagog bulunur.
ULAŞIM
Pilsen-Prag şehirleri arasındaki mesafe 90 km dir ve otobüs ile 50 dakikadır. Buraya ulaşmak için Prag Vaclav Havel havaalanını kullanmak gerekiyor. Şehrin çevresindeki diğer bazı merkezlerle olan uzaklıklar: Münih 3 saat, Nuremberk 2 saat, Karlovy Vary 1 saattir.
ALIŞVERİŞ
Şehirde çeşitli alışveriş merkezleri bulunmaktadır. Bunlardan öne çıkanlar şunlardır:
Pilsen Plaza:
Bu alışveriş merkezi şehrin tarihi merkezine yakın ve yürüyerek kolayca ulaşılabilecek yerdedir. Alışveriş merkezinde sinemalar, Fantasy park denilen büyük bir bowling merkezi, arka bölümünde ise çocuklar için bir oyun alanı, mini golf ve oyun ekipmanları bulunmaktadır.
Olympia Pilsen:
Şehrin güneydoğu kenarında, Cernice ilçesindedir. Burada yaklaşık 100 mağaza bulunmaktadır. Bunlar: moda butikleri, kafe, restoranlar, çocuk bakımı, mobilya mağazası ve çocuk oyun alanlarıdır.
Tesco
Rokycanska sokaktaki bu alışveriş merkezinde 50 den fazla dükkan, restoran ve kafe bulunmaktadır. Ana alışveriş merkezine bitişik alışveriş merkezinde elektronik ve spor malzemeleri satışı yapılmaktadır.
Çekya Pilsen Kurtuluş Festivali
KURTULUŞ FESTİVALİ
II. Dünya savaşının ardından, şehir Nazilerin elinden Komutan George S. Patton ve ABD 3. Ordusu tarafından 6 Mayıs 1945 tarihinde kurtarılmıştır.
Her yıl dünyanın çeşitli yerlerinden buraya gelen Amerikan gazileri, savaşın yıkımları anma törenlerine katılmaktadırlar. Bunlar: 1940 atmosferinde, Amerikan üniforması giyerler ve jiplerle caddelerde geçit töreni yaparlar.
Ayrıca: “Krizikovy Sada” askeri kampında, orijinal ekipmanlar, araç ve gereçleri görebilirsiniz. Ayrıca yine o günlerin atmosferini belgeleyen otantik radyo yayınlarını duyabilirsiniz.
Çekya Pilsen Bira
BİRA
İlk pilsen birası 1842 yılında bu şehirde üretildi.
Zamanın diğer biralarından çok farklı olan bu yeni bira türü: altın sarısı rengi, berraklığı ve hafif içimi ile hemen ilgi çekti. Çünkü, o dönemde mevcut biralar: esmer ve içimi ağırdı. Ardından yani 15-20 yıl sonunda Pilsen birası, dünyanın dört bir yanına ihraç edilmeye başlandı. Dünyanın birçok yerinde benzerleri yapılmasına rağmen, Pilsen şehrinde üretilen biranın tadı ve lezzeti çok farklıdır. Çünkü, bu şehirde üretilen biranın en büyük özelliği, Pilsen şehrinin yumuşak içimli suyudur.
Çekya PilsenÇekya Pilsen
GEZİLECEK YERLER
Çekya Pilsen Cumhuriyet MeydanıÇekya Pilsen Cumhuriyet Meydanı
Namesti Republiky-Cumhuriyet Meydanı
Burası tarihi merkezin çekirdeğidir ve aynı zamanda 139 x 193 metrelik ölçüleriyle, Avrupa’nın da en büyük meydanlarından birisidir. Şehrin kalbi burada atar. Çünkü çeşitli kültürel etkinlikler, festivaller burada düzenlenir.
Burada: St Bartholomew katedrali ve aynı zamanda 17. yüzyılda yapılan, 3 modern altın çeşmelerden oluşan veba sütunu bulunmaktadır.
Çekya Pilsen Çeşmeler
Çeşmeler
Bu modern çeşmeler: Ondrej Cisler tarafından tasarlanmıştır. Bunlarda: bir melek, bir tazı ve bir deve: sembolize edilmektedir ve havuzlar siyah Çin granitinden yapılmıştır. Bunların en önemlisi Bronz çeşmedir. Meydanın köşesinde duran Andrew Cisler tarafından tasarlanan modern çeşmede su: siyah Çin graniti ve Pilsen karakteri motifler kullanılarak sembolize edilen yaldızlı gargoylerden düşer. Bunlar yaldızlı 720 gr altın kullanılmış bronz dökümdür.
Katedrala sv. Bartolomeje-St Bartholomew Katedrali
Burası şehrin en önemli mimari dönüm noktasıdır. Yapı: şehrin kuruluşunun hemen ardından 1295 yılında başlanmış ve 16. yüzyıl başlarında tamamlanmıştır.
Gotik 3 nefli yapı: 58 metre uzunlukta, 30 metre genişlikte ve 25 metre yüksekliktedir.
Yapının içindeki “Bebek İsa” ve 134 cm yükseklikteki “Meryem” heykeli ilgi çekmektedir ve buna “Pilsen Madonna”sı heykeli denilmektedir. Bunlar neo-gotik sunağın ortasındadır ve şehrin en değerli hazinesi olarak kabul edilmektedir. Ana sunak üzerine yerleştirilmiş bu gotik heykel 1390 yılı dolayları yapımıdır.
Efsaneye göre: heykel: hiçbir eğitim almamış, bilinmeyen kör bir adam tarafından oyulmuştur. Anlatılanlara göre, bu kör sanatçının rüyasına giren Meryem, ondan kendisi için bu işi yapmasını istemiş ve ona araçlar vermiştir. Çalışmalar tamamlandıktan sonra sanatçı, yaptığı heykeli görmüştür.
Madonna heykelinin bir kopyası da veba sütununun üst kısmında görülür. Yine efsanelerde devam edelim. Eski kayıtlar, Pilsenlilerin Madonnadan sıklıkla yardım ve korunma isteklerini ifade etmektedir. Onlar isteklerinin karşılanması için Madonnaya sayısız hediyelerle teşekkür ettiler.
Özellikle: Pilsenli kuyumcu Johann Ernst Stoc’un 17. yüzyılın ikinci yarısında kalp hastalığının iyileşmesine teşekkür için heykele gümüş takılar takmıştır. Pilsen şehrinde yaşayan Magdalena Svobodova ise kronik baş ağrısından kurtulmak için, onun ölümüne kadar yanık kalan bir gümüş heykelli lamba hediye eder. Çeşitli kişiler tarafından Madonnaya hediye edilen bunlar zamanla bir hazine yaratmış ve buna “Marian hazinesi” ismi verilmiştir.
Bu hazinede: takılar ve hatta giysiler bulunmakta olup bunlar 119 kutuda toplanmıştır. Bunların 19. yüzyıl başında devlet hazinesine teslim edilmesi gerekiyordu ancak teslim edilmemiş ve günümüzde “kayıt hazine” olarak bilinmektedir.
Yapıda ayrıca: nefis vitray pencereleri ve ana sunak üzerindeki anıtsal haç ilgi çeker. Gerçek bir ortaçağ atmosferi için, mihrabın içindeki “Sternberk” şapelini görmelisiniz.
Yapının özellikle kulesi ilgi çekmektedir. 102.26 metre yükseklikteki kule: Çek Cumhuriyetinin en yüksek kilise kulesidir. Çan kulesinin tepesine çıkmak için 301 adımlık merdiven tırmanmak gerekir. Ama mutlaka çıkmalısınız, buradan 70 km uzaklıktaki Sumava bölgesi ve sıra dağların doruklarını görebilirsiniz.
Kilisenin arka bölümünde, dekoratif barok bölümler görülür. Bunların her biri farklı ifadeler sunmaktadır. Yapı 1993 yılında Pilsen piskoposluk koltuğu olmuş, 31 Mayıs 1993 tarihinde Papa Joan Paul II tarafından kutsanmıştır.
Çekya Pilsen Rönesans Town Hall
Renesancni radnice-Rönesans Town Hall
Pilsen Town Hall: Bartholomew katedralinin portalının karşısında: Cumhuriyet meydanının kuzey tarafına hakimdir.
Bu Rönesans tarzı mücevher yapı: 1554-1559 yılları arasında İtalyan usta Giovanni de Statia tarafından inşa edilmiştir. 1907-1912 yılları arasında yapı değiştirilmiş ve mimar Jan Koula planlarına göre dekore edilmiştir. Orijinal Rönesans döneminden kalan güzel tarak tonozlar görülür. Yangın söndürme ekipmanı saklamak için tavanda kanca ve halkalar bulunur. Fuaye bölümünün arkasındaki; arka odada şehrin tarihi merkezinin modelinin de bulunduğu sergi ücretsiz görülebilir. Burayı mutlaka görmenizi öneririm.
Binanın iç bölümü: Çek yöneticileri giysileri ve silahları ile dekore edilmiştir.
Çekya Pilsen İmperial House
Cisarsky dum-İmperial House
Bu imparatorluk evi: Town Hall solundadır.
İmperial House: İmparator Rudolf II için yapılmıştır. Eylül 1599 yılında Prag şehrinde veba salgını patlak verdiğinde, hükümdar Prag şehirden kaçmış ve Pilsen şehrine gelmiştir. Dolayısı ile burası 4 Haziran 1600 yılına kadar imparatorluğun başkenti olarak görev yapmıştır.
Bugün burada birinci katta pencerelerin arkasında Belediye Başkanı’nın ofisi bulunmaktadır.
Zumbera heykeli
Heykel Town Hall binasının sol tarafına bitişik imparatorluk evinin birinci katında cephede yer almaktadır. Meydanın kuzeydoğu köşesindedir. Burada bulunan havuz 17. yüzyıl başında dekore edilmiştir. Heykel: ortaçağ döneminde hukuk sembolize etmektedir. Kişi: okuma-yazma bilmese bile, bir taş sütun üzerinde duran şövalyenin üzerindeki taş rakamlara bakarak hangi şehre geldiğini anlayacaktır.
Çekya Pilsen Veba Sütunu
Morovy Sloup-Veba Sütunu
İmparatorluk evi ve katedral arasında: Cumhuriyet meydanının kuzeybatısındadır. Vebanın önlenmesi için ilk sütun: Londra’da yapılmıştır.
Pilsenliler veba salgınından korunmak için 1680-1681 yılları arasında bu sütunu yapmışlardır. Heykeltıraş Christian Widman, taşçı John Meili ve mason Martin Smith işbirliğinde yapılmıştır.
Ancak başlangıçta veba salgını gerçekten hafif olsa da sonbaharda 1680 yılında veba tüm gücüyle Pilsen şehrini vurmuştur. Kolonun üzerinde gotik bir heykel (Madonna) bulunur. Veba salgınına bir hatırlatma olarak ellerinde “Bebek İsa” yı tutmaktadır. Sütun 8 tane aziz heykeliyle süslenmiştir.
Anıtın doğu tarafından bir mermer plakada yazıt bulunur. Bu yazıtta “1681 yılında Pilsen köyünde vebayı önlemek için inşa edilmiştir. 1890 yılında ve 1931 yılında gönüllülerin katkıları ile restore edilmiştir.”
Veba sütununun bir kopyası St Barthomomew Catedral ana sunağında Pilsen Madonnasının üstündedir. Veba sembolü olarak: çocuk İsa elinde bir kafatası tutmaktadır.
Çekya Pilsen Piskoposluk Binası
Budova biskupstvi-Piskoposluk Binası
Katedral girişinin tam karşısındadır.
Burada ilk yapı 14. yüzyılda yapılmıştır. Germen şövalyeleri üyeleri tarafından inşa edilmiştir. 1322 yılında onlar kasabada burada bir ev satın almışlar ve evin yerine bir yapı inşa etmişler ve 1564 yılına kadar son Pilsen rahibi burada yaşamıştır.
Ardından bina iki değişiklik geçirmiştir. 1507 yılında bir yangın sonrasında bina mimar James Auguston tarafından 1710 yılında yeniden yapılmıştır. 1. katta sıva ile dekore edilmiş odalarda imparator Charles VI ve Papa Innocent portreleri bulunmaktadır. Bina çok sağlam inşa edilmiş ve bugüne kadar korunmuştur. 1993 yılında Pilsen piskoposluk kurulmasından sonra da kapsamlı yenileme çalışmaları yapılmış ve çalışmalar 1996 yılında tamamlanmıştır.
Evet bina şehrin en değerli barok yapılarından birisidir.
Çekya Pilsen Red Heart House
Dum U Cerveneho srdce-Red Heart House
Evin ana girişi: Cumhuriyet meydanında katedralin karşısındadır. Bugünkü Cumhuriyet meydanındaki ev: Mikulas tarafından dekore edilmiştir. Evin yapılış amacı: turnuvalarda şövalyeleri çağırmak ve Rönesans döneminde Belediye Binası önünde karnavallar tertip etmektir.
Burası 1555 yılında düzenlenen bir turnuvayı anmak için yapılmıştır. Prag şehrinde veba patlak verdiğinde, zamanın valisi Pilsen koltuğunu geçici olarak Arşidük Ferdinand’a devretti. Aynı zamanda: aynı yılın Şubat ayında Pazar günü Pilsen meydanında “Arşidük Turnuvası” düzenlendi. 24 Şubat tarihinde düzenlenen bu turnuvaya “St Matthew günü” denilmektedir. Turnuvada: atlı-mızraklı şövalyeler, birbirleriyle rakip oldular.
Onlar düşük ahşap çitlerle birbirlerinden ayrılıyorlardı. Rönesans amacıyla yapılan turnuvalarda, rakipler arasında yaralanmalar nadir değildi ve hatta birçok lord: Pilsen turnuvası sırasında çok kötü dövülmüştür.
Günümüzdeki yapı, bu turnuva alanında, neo-rönesans tarzında 1894 yılında yapılmıştır. Bina cephesinin ortasındaki balkon korkuluğunda bir metalik kırmızı “kalp” dikkat çeker ve yapı bu kalp ile kolaylıkla tanınır. Çek Cumhuriyeti devleti tarafından kültürel anıt olarak koruma altına alınmıştır.
Öte yandan, evin güzel portalı “West Bohemia Lapidary Müzesi”ne nakledilmiştir. Günümüzde yapı Nicholas Ales tarafından dekore edilmiş olup cephesindeki “at sırtında bir şövalye” resmi dikkat çekmektedir. Sahne: Arşidük Ferdinand II onuruna Pilsen şehrinde düzenlenen ve yukarıda anlattığım turnuvayı hatırlatmaktadır.
Çekya Pilsen Büyük SinegogÇekya Pilsen Büyük Sinegog
Velka Synagoga-Büyük Sinagog
Yahudiler 14. yüzyıldan itibaren Pilsen şehrinde yaşamaya başlamışlardır ve şehirde yüzyıllar boyunda 5 sinagog kurulmuştur.
Büyük Sinagog, Magribi-Romanesk tarzda 1892 yılında yapılmıştır ve Budapeşte şehrindekinden sonra Avrupa’nın en büyük ikinci sinagogudur. Dünyada ise üçüncü büyük Sinagogdur. Yapının tasarımı mimar Fleischer tarafından yapılmıştır.
İkiz kuleleri 65 metre yüksekliktedir. Daha önce de sözünü ettiğim gibi, şehir meclis üyeleri, sinagog’un planında St Bartholomew katedralini geçmemesi için bazı kısıntılar yapmışlardır yoksa yapı daha da büyük olacakmış. Hatta kulelerin yüksekliklerinin 20 metre düşürüldüğü söyleniyor.
Sinagog 1939-1945 yılları arasında Nazi işgali döneminde Pilsen şehrindeki zengin Yahudi toplumunun bir kanıtıdır. Savaş sırasında yapı bir depo olarak kullanılmış ve yıkılmaktan kurtulmuştur. Son olarak 1973 yılında açık görülen yapı daha sonra kapatılmış ve komünist egemenlik döneminde bakıma muhtaç ve harap hale gelmiştir. Ancak 1995-1998 yılları arasında restorasyon yapılmış ve 11 Şubat 1998 tarihinde yeniden açılmıştır.
Yapının süslenmesinde kullanılan çiçek motifleri mükemmel güzelliktedir.
Günümüzde nefis akustiği nedeniyle burada sık sık konserler düzenlenmektedir. Çünkü şehirde büyük Yahudi cemaati bulunmamaktadır.
Çekya Pilsen Büyük Tiyatro
Velke Divadlo-Büyük Tiyatro
Smetanovy Sady park içindedir.
Bu art nouveau unsurları ile neo-rönesans tarzında 1897-1902 yılları arasında yapılmıştır. 1981-1985 yılları arasında ise büyük tadilat geçirmiştir.
Şehirdeki iki tiyatro mekanından birisidir.
Çekya Pilsen Pany Marie Manastırı
Frantiskansky klaster kostelem Nanebevzeti Panny Marie Manastırı
Bu manastır: Meryem kilisesinin bir parçasıdır ve günümüzde kültürel anıt olarak koruma altına alınmıştır. Manastır: şehrin güneyinde 1295 yılında kurulmuştur. 1434 yılında manastır duvarının kiliseye bitişik olduğu kayıtları bulunmaktadır. Manastır günümüzde içindeki fresklerle ünlüdür ve dini sanat müzesi olarak ziyaret edilebilmektedir.
Çekya Pilsen Batı Bohemya Müzesi
Zapodoceske muzeum-Museum of West Bohemia-Batı Bohemian Müzesi
Müzenin bulunduğu yapı 1893-1902 yılları arasında neo-rönesans tarzda inşa edilmiştir. İlk olarak “Belediye Müzesi” olarak mimar Josef Skorpil tarafından tasarlanmıştır. Bina Pilsen tarihi merkezinin en ilginç yerlerinden birisidir. Müze ülkenin en iyi korunmuş tarihi cephaneliğidir.
Müzede: silahlara ait önemli koleksiyon bulunmaktadır. Ayrıca: el yazmaları, basılı kitaplar ve diğer bir kısım belgeler bulunmaktadır. El yazmaları, çoğunlukla 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Çek asıllı beş dua kitabıdır. Basılı kitaplar ise, Almanya, Belçika, İtalya da basılmıştır. Özellikle Veleslavin Daniel Adem atölyesinde basılmış iki kitap ilgi çekmektedir.
Müzenin arkeoloji bölümünde: Tunç çağı kostüm, takı ve diğer kişisel nesneleri sergilenmektedir. Müzenin en ilgi çeken yeri ise: ana giriş salonunda bulunan “yay” lambalarıdır. Bunlar Frantisek Krızık tarafından tasarlanmış ve 1881 yılında Paris Dünya Fuarında bu lambalar yani ark lambaları “altın” madalya kazanmıştır.
Çekya Pilsen Theatre Mundi
Theatrum Mundi
Şehir parkının etkileyici atmosferindeki bu büyük ölçekli duvar resmi: 2001 yılında tamamlanmıştır. Çünkü 1980 yılında Krizikovy bahçelerinde üç yıkık ev ve şehir surlarının kalıntıları bulunmaktadır ve bunlar kültürel etkinlikler için ayrılmıştır.
Resim 1918 yılında Pilsen şehrinde doğan Miroslav Hornicek tarafından yapılmıştır ve şehrin kurucusu Kral Wenceslas II ve diğer tarihi bilinen kişiler gösterilmektedir. Ayrıca sembolik olarak: tazı, deve, alay memuru, itfaiyeci ve kadın betimlenmiştir. Burada “Emil Skoda” görülmektedir.
Toplam 200 metre karelik alanı kapsamaktadır. Çek Cumhuriyetinin en büyük duvar resmidir.
Çekya Pilsen Bira FabrikasıÇekya Pilsen Bira FabrikasıÇekya Pilsen Bira Fabrikası
Pilsen Urquell turu-Bira Fabrikası
Dünyada Pilsen birasının stilinin verildiği dünyaca ünlü bu bira gezisine mutlaka katılmalısınız. Çünkü Bohemya bölgesinin bu ikinci şehrinin en büyük özelliği şehir merkezine kısa bir mesafede olan “bira fabrikası” ziyaretedir.
Bu turda, mükemmel bir bira yapımı ile ilgili tüm prosedürü görebilirsiniz. Bira fabrikası girişindeki restoran “Prazdroj” da ziyaret edilebilir. Ayrıca: meydanın kuzeydoğusunda bulunan ve günümüzde “Bira Müzesi” olarak kullanılan antika bir ev de görülür. Bu antika evde “Na Parkanu” isimli bir birahane bulunmaktadır.
Ancak, bu tura katılırsanız, bira dışında, şehrin bu bölgesindeki başarı hikayesine tanık olabilirsiniz. 17. yüzyılda otuz yıl savaşlarında gerileyen şehir: 19. yüzyılda önce Skoda silah endüstrisinin kurulması ve ardından 1842-1859 yılları arasında kurulan bira fabrikaları: şehrin hızla gelişimini ve genişlemesini sağlamıştır.
Kullanılan malzemeler, tarihsel ve güncel birahaneler ve şişeleme tesisi mutlaka ilginizi çekecektir.
Ayrıca, burada gerçek bir muamelede filtre edilmiş, pastörezi “Pilsen Urquell” birası tatma imkanı bulacaksınız.
Evet şehrin bu en çok ziyaret edilen yerini siz de unutmayınız. Özellikle çıkışta hediyelik eşya dükkanını mutlaka ziyaret ediniz. Buradan: her çeşit bira bardağı, tişört, yağmurluk, Victoria Plzen futbol takımı eşantiyonları, formalar, kalemler, anahtarlıklar satın alabilirsiniz.
Çekya Pilsen Bira Müzesi
Bira Müzesi-Brewery Müzesi
Dünyada türünün tek örneği olan burayı ziyaret ederseniz: bu eğlenceli ve eğitici sergide: üretim sırlarını ve yüzyıllar boyunca şerbetçi otu tabanlı bu içkinin farklı türlerini görebilirsiniz. Burada ayrıca: ortaçağ kileri, 19. yüzyıl başı ile 20. yüzyıl arasındaki bir köy pub mekanının içi görülebilir.
Çekya Pilsen Yer altı Tünelleri
Yer altı Tünelleri
Pilsen şehrinin kaldırım taşları altındaki yer altı koridorları, mahzen ve kuyulardan oluşan labirent: 14. yüzyıldan itibaren kurulmuştur. Şehrin yeraltında: gıda, konut, zanaat atölyeleri, malt evleri bulunuyormuş.
Tur sırasında bir ortaçağ şehrinin gündelik hayatına bir bakış açısını izleyebilirsini. Hatta: yarı karanlık yer altı restoranlarında bira deneyebilirsiniz.
Çekya Pilsen Hayvanat Bahçesi
Hayvanat Bahçesi ve Dinopark
Park şehir merkezinin yakınlarındadır. Burada 1300 den fazla hayvan yaşadığı söyleniyor. Hayvanat bahçesi, seralar ve doğal yollar ile maymunlar ve diğer hayvanlar için en uygun yaşam şartları yaratmıştır. Burada Avrupa’nın ikinci büyük ayı muhafaza alanı bulunur. Aynı zamanda bir Japon meditasyon bahçesi ve botanik alanı bulunur.
Dinopark: hayvanat bahçesinin üst kısmında, doğal manzara içinde hareketli dinazor ve tarih öncesi sürüngen modellerinin bulunduğu bir yerdir. Burada ses efektleriyle gerçek bir ortam yaratılmaya çalışılmıştır. Çocuklar için burası çok popüler bir alandır.
Çekya Pilsen Bilim Merkezi
Techmania Bilim Merkezi
Burası şehrin yeni turizm merkezlerinden birisidir ve yenilenmiş bir Skoda fabrikasındadır. 3000 metre karelik alanda fiziksel oyunlar, deneyler, bilimsel haberler ve çocuklar için bir oyuncak koleksiyonu bulunmaktadır. Sergide bulunan lokomotif 1963 yılı yapımıdır ve Pilsen şehrinde üretilen en eski elektrikli lokomotiftir.
Çekya Pilsen Sumava Milli Parkı
Sumava Milli Parkı
Çek-Bavyera sınırındaki bu derin ormanlar, Avrupa kıtasının en büyük ormanlık alanını oluşturacak şekilde geniştir. Asırlık sık ormanlar, kristal berraklığında buzul gölleri, gizemli turba bataklıkları ile yılın her döneminde aktif tatil için ziyaretçilerle dolup taşmaktadır.
Park alanındaki “Certovo” (Şeytan) ve “Cerne” (Siyah) gölleri, Sumava milli parkının sulak alanlarıdır.
Milli parkta çok sayıda tehlikeli hayvanlara ve bitkiler de bulunmaktadır. Özellikle “Boubinsky primaeval” ormanlık alanı: arapsaçı kökleri, kıvrık dalları ve mükemmel yeşilliğiyle vahşi ve dizginlenemez orman alanıdır.
Park: UNESCO tarafından “Biyosfer Rezervi” ilan edilerek koruma altına alınmıştır.