İtalya Venedik Genel

venedik.maskeler.1
İtalya Venedik Genel

İtalya Venedik Genel: Kendinizi, bu şehirde kesinlikle bir rüya aleminde yaşıyor sanacaksınız.

Çünkü: gerçekten mimari ve yerleşim açısından: geçmişi bütünüyle yaşayan ve yaşatan bir şehir.

Bunun yanında: pahalı, turist o kadar çok ki, artık turistik reklamları kesmişler, turizmin şehri öldürdüğünü düşünüyorlar, bir anlamda da, doğa ve iklim şartları zaten pek fazla uzun olmayan bir süre sonra bu şehri ortadan kaldırabilir, bu yüzden, mutlaka gidin ve görün.

Doyumsuz bir güzellik, mutlaka gidin ve bu güzelliği yaşayın.

Yalnız: gerek aşırı yüksek fiyatlar ve gerekse bol bulunan yankesicilere dikkat.

Kaldığınız yerin mutlaka kartını alın, kaybolmak çok kolay, harita ile uğraşmayın, çünkü harita sizin kaybolmanızı önlemiyor, şehir karışık.

ULAŞIM

İtalya Venedik Genel: Bu şehirde: araç kullanmak yasak. Hatta: bisiklet kullanmak bile yasak. Ulaşım yalnızca: kanallar üzerinde hareket eden, su araçları ile yapılıyor.

HAVAALANI

İtalya Venedik Genel: Venedik’e tarifeli bir seferle uçuyorsanız: Venice Marco Polo Havaalanına inersiniz. Marco Polo Havaalanı: şehir merkezine, yaklaşık 13 km. ve 25 dakika uzaklıktadır. Hava alanından; yarım saatte bir kalkan otobüsler ( 5 numaralı otobüs) şehre ulaşmanın en kolay ve ucuz yoludur.

Ayrıca: tren veya taksi de kullanabilirsiniz. Bazı charter seferi yapan şirketler ve ucuz fiyatlı şirketler: Treviso havaalanını kullanırlar. Treviso, Venedik’in 30 km. kuzeyindedir. Venedik’e gitmeden önce, seyahat şirketinizle görüşüp, hangi havaalanına inileceğini sormanızda yarar var.

 

BELEDİYE OTOBÜSLERİ

Bunlar “ACTV” olarak işaretlenirler. Yazın: yarım saatte bir ve kışın ise, saatte bir havaalanından kalkıp: Piazzale Roma’ya kadar giderler. Havaalanı otobüsleri: “ATVO” hemen hemen aynı tarifeyle işler. İkisi de, pahalı değildir.

ACTV daha ucuzdur, ancak bagajınız varsa, biraz zorlanabilirsiniz. Piazzale Roma’ya varmak, yaklaşık 30 dakika sürer. Biletinizi varış terminalindeki ATVO bürosundan satın alabilirsiniz.

İtalya Venedik Genel Tekneler

TEKNELER

Cooperativa San Marco motorları, bütün yıl boyunca havaalanı ile Venedik merkezi arasında sefer yapıyor. Fiyat: 40 Euro’dur ve vaporetto bağlantılı ATVO seferlerinin iki katıdır. Gene de pahalı sayılmaz. Eğer vaporetto kalabalık ve bagajınız çoksa ekstra ücret ödemeye değer.

Havaalanı binasının hemen önünden: 04.45’ten gece yarısına kadar, saatte bir motor kalkar. Ticari kanal taksileri (matoscafi) çok pahalıdır.

Bitişik olarak inşa edilmiş olan Ponte Della Ferrova demiryolu köprüsü ve Ponte Della Liberta karayolu köprüsü: anakaradan, Venedik’e bağlantı sağlar.

Eğer, şehre otomobil ile geldiyseniz: arabanızı: Pıazalle Roma Meydanındaki otoparka bırakmak zorundasınız. Otobüsle geldiyseniz de aynı meydanda inip, otelinize, Büyük Kanal üzerinden ulaşabilirsiniz.

Demiryolu ile Venedik’e geldiyseniz: Pıazzale Roma’nın karşı kıyısında bulunan istasyonda inip, yolunuza yine Büyük Kanal üzerinden devam edebilirsiniz.

1801-1846 yılları arasında inşa edilen demiryolu köprüsü: 3601 metre iken, 1931-1932 yılları arasında yapılan onarımlar ile, uzunluğu: 4070 metreye çıkarılmıştır.

Büyük Kanal’a ulaşımınızı, önce bir bilet alarak “Vaporetto”larla (1.Nolu) sağlayabilirsiniz. Ayrıca: aceleniz varsa, “motoscafi”leri tercih edebilirsiniz. Motoscafiler, küçük kanallarda da ulaşımı sağlar.

Gondollar; daha çok çevre gezileri için tercih edilir.

Gondollara binmeden önce, güzergah, fiyat, süre konusunda gondolcu ile anlaşma yapmalısınız. Şehirde ise, yürüyerek dolaşmak çok kolay ve Venedik’i tanımanın en iyi yoludur.

Evet, şehir içinde, ulaşım konusunda mümkün olduğunca yürümeye çalışın.

Hem ara sokakların tadına varmak hem de vaporetto fiyatlarının el yakması bunun için yeterli sebeplerdir. Tabii, yorucu bir günün ardından, San Marco Meydanından, tren garına kadar yürümek, haritada göründüğü kadar kolay değil.

Motorlar için ve 72 saatlik abonman kartlar mevcut. Bu kartlar: aldığınız andan itibaren, bahsedilen saate kadar tüm motorlarda geçerli. (Havaalanı motoru hariç)

Bu kartın fiyatı 10 Euro. Bununla: sürekli olarak her motora ücretsiz binebiliyorsunuz.

 

KONAKLAMA:

Venedik’te: Lido Bölgesinde konaklamak mümkün. Burada göreceğiniz 4 yıldızlı oteller inanın bizim ülkemizdeki

2 yıldızlı otellere eşdeğer personel ve işletmeciliğe sahip. Kahvaltıda: genellikle: bal ve bol bol domuz jambon bulacaksınız. Üstelik: çay niyetine verdikleri de, berbat. Yani: sakın beklentileriniz çok olmasın.

Eski Venedik merkezinde ise, oteller çok pahalı imiş. Buradaki tüm binalarda, hala yaşam devam ediyor. Yaşayanlar da, evlerin aile içinde, kuşaktan kuşağa geçmesiyle sahip olmuşlar. Yoksa, bu evlere, binalara para yetmeyeceği, metre karesinin 1 milyon Euro olduğu söyleniyor.

Dolayısı ile, eskiden kont, dük ve soylu olarak yaşayanların torunları buralarda şimdi oturuyorlar. Aslında: çok bunaltıcı bir atmosfer var.

Muhteşem nem bir yandan. Üstelik: yazın kanalların kokusu rezalet. Dolayısı ile merkezde kalmamak bir kayıp değil gibi.

Şehir çok pahalı. Eğer gece konaklayacaksanız, yarım saat uzaklıktaki: Trivignano’da yarı fiyatına kalınması tavsiye edilir.

 

 

NEREDE YENİR

San Marco çevresinde: hiçbir Venediklinin denemeyi bile düşünemeyeceği kadar pahalı turist restoranları dolu. Şehrin en pahalı ve gözde restoranları: Dorsoduro, San Polo, Santa Croce bölgelerinde ve San Marco’nun karşı yakasında bulunur.

Kabaca ristorante kelimesi yüksek kalite ve pahalı bir servis demektir.

Trattoria; küçük ve sıcak aile işletmelerini, osteria ise basit bir atmosferde sunulan sade yiyecekleri ifade eder.

Ama her sınıf, kendi içinde çeşitlilik gösterebilir. O yüzden, en doğrusu: mönüye ve fiyatlara göre karar vermenizdir. Fiyatlar, kalitenin göstergesi değildir. Pahalı bir restoran, güzel yemekler sunabilir ama daha çok mekan için para ödemiş olursunuz.

San Marco civarındaki restoranların çoğunda, sabit bir ücret karşılığında, sınırlı bir listeden üç veya dört çeşit yiyecek seçebileceğiniz mönü turistico sunulur.

A la carte fiyatları ile kıyasladığınızda, daha ucuz bir seçenek olarak görünse de, turistik mönüde porsiyonlar çok küçüktür ve yemek seçenekleri sınırlıdır.

Eğer bütçeniz kısıtlı ise, en iyisi pizzanın yanı sıra geleneksel balık ve et yemeklerinin de sunulduğu bir pizzeria bulmanızdır.

İtalyan restoranları: yemek mönülerini ve fiyatlarını cama asmak ya da kapı önünde sergilemek zorundadırlar. Bu da, içeriye girmeden önce, fikir sahibi olmanızı sağlar.

Kanunen bütün restoran ve barlar: KDV’nin de dahil olduğunu gösteren yazar kasa fişi vermek zorundadırlar. Restoranların büyük bir bölümü: % 10 veya % 15 servis ücreti alır.

Bu yüzden: bahşiş vermenize gerek kalmaz. Ancak emin değilseniz yine de sorun.

Öğün saatleri: öğlenden 14.30 veya 15.00’e kadar ve akşam 19.30’dan 22.00’ye kadardır.

NE YENİR

Venedikliler, güne piccola colazione ile başlarlar. Bu genellikle: bir kahve ve yanında hamur işi veya kuruvasandan oluşur.

Bu tip bir kahvaltı için: en iyi yer, bir caffedir. Herhangi bir barda, masaya oturarak yiyeceğiniz şeylerin fiyatının, barda ayakta durarak yemekten iki kat daha fazla olacağını unutmayın.

Kahvaltınızı bir otelde yapıyorsanız, İngiliz ya da Amerikan tarzı açık büfeler bulabilirsiniz. Öğlenleri atıştırmak için: yanınıza alıp götürebileceğiniz sıcak ve soğuk yiyecekler sunan, ayaküstü barları tercih edin.

Uzun yemekler için, öğle ve akşam yemeklerinde, genellikle dört çeşit yemek seçeneği vardır.

APERATİFLER

Tranttoriaların zeytinyağı ile süsleyip sundukları vejateryan aperatifler: balıklı ya da etli aperatifler denemeye değerdir. Yerel aperatifler arasında en popüler olanlar şunlardır: vejateryanlar için: carciofi (enginar), sarde in saor (kuşüzümü ve kuru üzümle birlikte terbiye edilmiş sardalye ve soğan); üzerine limon ve zeytinyağı gezdirilmiş jumbo karides, ahtapot, midye ve kalamardan oluşan frutti di mare (karışık deniz ürünleri), bazen makarnanın yanında ikram edilerek primi piatti adını alan, ama genellikle beyaz şarap sosuyla sunulan vongole veya caparozzoli veya cozze (midye).

Etli aperatifler arasında: mayonezle servis edilen ince dilimlenmiş biftek (carpaccio), incirle (fichi) birlikte çok lezzetli olan prosciutto crudo con melone (kavunlu jambon), affetteri veya baharatlı salsicce (şarküteri ve salam tarzı sucuk) bulunur.

GİRİŞ YEMEĞİ:

Primo piatto makarna, risotto veya çorbadır. Kuzeye doğru, makarnanın yerini pirinç alır ve risotto Venedik’in klasik yemeği olarak görülür.

Pirinç, genellikle taze sebze veya deniz ürünleriyle pişirilir. Venedik’in en meşhur makarna yemeği: bigoli in salsa’dır.

Bu yemek: hamsi veya sardalya sosunda pişirilen eriştedir. Bunun yanında: zuppa di pesce denilen balık çorbası da güzeldir.

ANA YEMEK

En popüler et yemeği: fegato alla venezianadır. Yani: soğanlı dana ciğeri. Salatalarda ise, ana malzeme olarak: rucola (roka) ve radicchio (hindiba) kullanılır.

TATLILAR

Tatlı seçenekleri oldukça azdır. Gelato (dondurma) ile çikolata, kahve, krema veya tatlı mascarpone peyniri ve kaynakla yapılan tiramisu en bilinenlerdir. Bir kadeh tatlı şarap yanında tatlı bisküvi veya bademli kek ikram edilir. Bu bir Venedik geleneği.

Evet, sonuç olarak, bu deniz kentinde, doğal olarak önerilecek en iyi yemek balık olacaktır. Ama fiyatlar da, özellikle turistlerin yoğun olduğu meydanlarda (St. Marco civarında) bulunan lokantalarda, turistiktir.

Ancak, ara sokaklardaki restoranlarda daha ucuz yerler bulmak mümkündür. Balığınızı sipariş vermeden önce, sizin için hazırlanacak balığı görmenizde fayda var. Hesabı ödemeden önce de, mutlaka kontrol edin.

Grand Kanal kenarında oturup, bol zeytinyağlı pizza margarita yiyebilirsiniz.

Venedik’te yemek ne çok özel ne de ucuz. Ana yemekler: 7 Euro’dan başlıyor. Pizza: bir kişi için biraz büyükçe gelebilir. Ama salata alacaksanız, menüdeki ya da vitrindeki resimlere aldanmayın. 7.5 Euro ödediğiniz: marul, domates ve mozarella için gelen mamul: 7 parça mozarella peyniri, 7-8 dilim domates ve 3 küçük marul yaprağı

oluyor. O yüzden, verdiğiniz siparişin ne büyüklükte geleceğini sormanızda yarar var.

Ülkemizde de tanınan: tiramisu isimli tatlı, Venedik’e özgü bir tatlı. Ama; bunu burada yiyip yememek konusunda size bir şey söylemek istemiyorum, çünkü: sanırım biz tadına baktığımızda, asıl yerini mi bulamadık bilmiyorum, pek hoş değildi tat.

 

İÇECEKLER

Birçok restoranda, ev yapımı açık şarap bulabilirsiniz. Bunlar: çeyrek, yarım veya 1 litrelik sürahilerde servis edilir ve seçkin şaraplar kadar iyidir. Şehrin kafelerinde en çok içilen iki içki: Veneto dışında nadir bulunabilen ve köpüklü bir beyaz şarap olan prosecco ve campari, şarap ile maden suyunun karışımından yapılan karışımdır. 

Campari ve Punt e Mes gibi serinleticiler: soda ve limonla sunulur. Bira sevenler: Nastro Azzuro içebilirler. Bu bira: Kuzey Avrupa biraları kadar sert değildir ve buzul servis edilir.

Alkolsüz içecekler ise: köpüklü sıcak çikolata ve buzlu çay. Venedik’in musluk suyu içilebilir. Şehrin çeşitli yerlerindeki çeşmelerden çekinmeden su içebilirsiniz. Musluk suyunun içilemez olduğu yerlerde, yazı bulunur.

İtalya Venedik Genel

GENEL

Venedik genel; Venedik’in diğer adı da: Serrennissima (huzurlu)’dur. Bunun sebebi: tüm sosyal ve politik yaşamın kanunlarla belirlenmiş olmasıdır. Adalet: en önemsenen kuraldır. Örneğin: hakimler, hiçbir kulübe, partiye ve benzeri kuruluşa üye olamaz, hatta yakınlık bile kuramazlar. Venedik: bir şehir devleti iken, sembolü: kılıç ve kanunların yer aldığı bir kitaptır.

Kanunların, bu kadar önemsenmesinin sebebi: kentin, Ortaçağ sonlarında başlayan ve tamamen ticaret üzerine kurulu olan yaşamıdır. Kent: güvenli bir liman olarak kurulmuştur. Özellikle: Doğu’dan gelen mallar (kumaş, değerli taş ve madenler, halılar, baharatlar vs.) buradan; burjuva ve aristokrat ailelere dağıtılmıştır.

Dolayısı ile, uluslar arası ticaretin yapıldığı bir şehir devletinin kanunlarının çok sıkı uygulanıyor alması, tüccarların bu güvenli ortamı tercih etmesini sağlamıştır.

Venedik: Adriyatik’in mücevheridir. Bu bölgede: kesintisiz 1100 yıl boyunca, bağımsız bir imparatorluk ve cumhuriyet olarak, idari yapısıyla günümüze kadar gelmiş ve bu özellikleri nedeniyle, araştırmacıların ilgisini çekmiştir.

9’ncu yüzyılda, çoğu Avrupa şehri, surların arkasına gizlenirken, Venedik, kendi lagununun korumasından çıkmış ve dünyaya açılmayı başarmıştır. Doğu ile batının bu sentezi: ne tamamıyla Avrupalı ve ne de tamamıyla İtalyan olabilmiştir. Kentin dört bir yanında: Bizans izleri ve egzotik Asya etkisi görülür.

Belli bir uzaklıktan bakıldığında, şehir:

Adriyatik Denizinin üzerinde yüzüyormuş gibi görünen, zarif ve gösterişli evleriyle, bir masal diyarını andırır. Şehrin dar sokaklarında (cali) yürüyüp, kanalları boyunca dolaşmaya başladığınızda, asırlar boyu sanatçıları ve gezginleri kendisine hayran bırakan zarif ve egzotik, bir o kadar da romantik mimariden gözünüzü alamazsınız.

Dünya üzerindeki büyük şehirler, otoyolları ve yüksek bina bloklarını bir yara izi gibi taşırken, Venedik, modernite tarafından lekelenmeden, bundan 300 yıl önceki parlak devirlerindeki halini, günümüze kadar taşımış ve hala korumaktadır.

AZİZ MARCOS:

Aziz Marcos’un naşı, MS.829 yılında, Venedik’e getirildiğinde: Dükler Sarayının yanına, bir şapel inşa edildi. Bu ilk: San Marco Bazilikası idi. Azizin simgesi: kanatlı aslan, şehrin sembolü oldu.

MARCO POLO:

Venedik’in en ünlü vatandaşı: Marco Polo. 13’ncü yüzyılda: Avrupa’nın gözlerini, egzotik Asya gizemine çevirmişti.

Zamanımızın bazı bilim adamları: hikayesinin gerçekçiliği konusunda şüpheler dile getirse de; Marco Polo:20 yıl süresince, Moğol İmparatoru Kubilay Han’a hizmet etmişti. Ayrıca: Çin’de özgürce gezmesine izin verilen ilk Batılıdır.

Çin’den döndüğünde: efsaneye göre, hikayelerine kimse inanmamış, kıyafetinin dikiş yerlerine sakladığı mücevherleri ortaya çıkarınca, haklı olduğu anlaşılmıştı.

MÜZELERE GİRİŞ:

Müzelere giriş için tek tek para vermek yerine: “Musei Civici Veneziani” müzelerinden herhangi birinden, “Museum Pass” alın. Çünkü: her müzenin girişi 3-5 euro iken, bu kartı kullanarak, 13 müzeye, 10 Euro karşılığında girebiliyorsunuz.

KUMARHANE:

Venedik’in resmi kumarhanesi, bahar ve yaz aylarında Lido’da açılır ve yılın geri kalan bölümlerinde, Büyük Kanal’daki Palazzo Vendramin Calergi’ye taşınır.

Sabahın ilk ışıklarına kadar: rulet, bakara ve 21 oynamak mümkün. Kumar oynanan odalara giriş yapabilmek için pasaportunuzu yanınızda bulundurmanız şart. Erkeklerin ceket giymesi ve kravat takması şarttır.

DÜNYANIN EN ÇOK İNTİHAR EDİLEN YERİ ;

Evet: bunun sebebini, şehri görünce hemen anlıyorsunuz. Ömrünüzde göreceğiniz en hüzünlü, en tekinsiz atmosfere sahip yer. Güzel olmasına güzel de, geçmişte çok görkemli olan, şimdiyse, çoktan ölmüş ve ağır ağır yürüyen bir güzelliğin kalıntısı. İnsana: gerçek dışı bir his veriyor, masallardan çıkmış gibi.

Her köşesi: son derece estetik, koca bir açık hava müzesi ve inanılmayacak kadar çok görülecek şeyi var. Ama: nemli. Çürümüşlüğün hakim olduğu, tuhaf, tekinsiz bir yer aynı zamanda. Normal yaşam da göremiyorsunuz.

Şehir, yalnızca turistler için ayakta gibi. Onlar da günden güne, kemirip kirletiyorlar şehri. Sakın yalnız başınıza gitmeyin, şehir, iki katı hüzün veriyor insana o zaman.

 

COĞRAFYA:

İtalya Venedik Genel: Venedik, Kuzey İtalya’nın doğusunda ve Adriyatik Denizinin kuzey batı ucunda bulunuyor. Karaya: 4 km. uzunluğunda: kara ve demiryolu köprüsü ile bağlanıyor. Şehir: 50 km. uzunluğunda, bir hilal şeklindeki lagünde bulunan takımada gurubu üzerinde uzanıyor.

Büyük Venedik: deniz seviyesinin 1 metre üzerindeki, 118 adacıkta kurulmuş. Binaları; sıkışmış kil tabakasına çakılan, milyonlarca karaçam kazığı ile desteklenmiştir.

Kent: 170 kanal ve yaklaşık 600’den fazla köprü ile, bir labirenti andırır. Kanallar: lagünü çevreleyen kumluk bölgelerden (lido) geçerek, iç taraflara ilerleyen üç derin suyolundan gelen Adriyatik denizi sularıyla dolar.

 

ADRİYATİK DENİZİ

Deniz her zaman Venedik’in varlığı ile birlikte anılır. Çamurlu, sığ lagün gibi denizin kendisi de, şehrin bir parçası olarak kabul edilir.

Deniz seviyesinin yükselmesiyle; yer altı su seviyesinin düşmesi sonucunda oluşan çökme yüzünden, Venedik, her kış giderek daha çok su baskınına maruz kalmaktadır.

Uzmanlar: önlem alınmadığı takdirde, Venedik’in 22’nci yüzyılda, sular altında kalacağı uyarısında bulunmaktadırlar.

Ne var ki, kent sakinleri; Venedik’in, varlığını borçlu olduğu lagünün, ekolojik dengesinin bozulacağı gerekçesiyle, Londra’daki Thimes Nehri’nde olduğu gibi, su bentleri yapılması projesine karşı gelmektedirler.

 

ŞEHİRLE ANLAŞMAK

Venedik’in ziyaretçileri: şehrin özel koşullarına hazırlıklı olmalıdırlar. Şehir hakkını vererek gezebilmek için; sokakların zorluğuna katlanmak (trafik gürültüsünden uzak yürümek keyifli olsa da) ve kanallar üzerindeki pek çok köprüyü tırmanmak gerekir.

Burası: aşırı yükle gezilebilecek bir yer değildir. Bagajlarınızı, kalabalık sokaklardan ve köprülerden geçirerek otelinize taşımak zorunda kalabilirsiniz.

Yürümekten yorgun düştüğünüzde: vaporetto’ya (deniz otobüsü) binebilirsiniz. Ana vaporetto güzergahları: Büyük Kanal üzerinde sefer yapar.

Fakat: bu sistemle; Venedik lagününün en uzak köşelerine kadar gidebilirsiniz. Lido Sahilleri ve rengarenk boyalı evleri bulunan: Barano Adasından, duvardan duvara cam ürünlerinin sergilendiği ve cam üretim alanlarının bulunduğu: Murano Adasına ve Torcello Adasındaki tuz ovalarının üzerinde kurulu sevimli katedrale kadar.

 

TURİZM

Venedik’te her yıl, yaklaşık 12 milyon turist, en az bir gününü geçiriyormuş. Bu güne kadar tespit edilen, bir günlük turist rakamı: 150.000 dir.

Turist sayısının bu kadar çok olması ve her şeyin deniz yolu ile taşınması nedeniyle, buradaki fiyatlar, İtalya’ya nazaran yüzde 10 daha pahalıdır. Venedik’te turizm: hem en önemli gelir kaynağı ve hem de en büyük düşman olarak görülüyor. Bu yeni bir şey değil. “Venedik’te Ölüm” romanında, Thomas Mann, şehri “yarı peri masalı, yarı turist tuzağı” diye tarif etmektedir.

Venedik’te turiste doygunluk artık yüzlerinden okunuyor. Nitelik, turizm reklamları da yapmıyorlar artık. Turizm ile birlikte: sanayi ve tarım geliri de yüksekmiş. Gerçekten de, her yer yemyeşil ve ekili. Çok verimli bir toprağı var. Mussolini burada, toprakların büyük bir kısmını bataklıkları kurutarak verimli tarlalar haline getirmiş. Hala, bu olaydan Mussolini’nin yaptığı en iyi şeyler diye anlatıyorlarmış.

Turistler, kendilerini kazıklanmış hissederler. Benzerleriyle karşılaştırıldığında, otel fiyatları burada hayli yüksektir. Vaporettolarda ve Piazza San Marco çevresindeki restoranlarda; Venediklilerin ödediklerinden daha fazla hesap ödeyeceksiniz. Yiyecek ve içeceklere, hayli şişirilmiş fiyatlar ödemek zorunda kalacaksınız.

Bu: yalnızca turistlerin sıkıntısı değil. Yazın şehir o kadar kalabalık oluyor ki; Piazza San Morco civarındaki dar sokaklarda yürümek imkansız hale geliyor. Tek yönlü yaya trafiği, bir zorunluluk haline geliyor.

Venedikliler: turist akını karşısında: o kadar mağdur olmuşlar ki: şehrin alt yapısı yetersiz kalınca: ziyaretçilerin şehre girişine günlük kota uygulamak veya otel rezervasyonu olmayan ziyaretçilerin girişinden ücret alınması gibi kenti korumaya yönelik önlemler tartışılmaya başlanmış.

 

KALABALIKTAN UZAK DURMAK

Ek masraflar ve harcayabileceğiniz çaba, bu göz alıcı hazinenin keşfi için ödeyeceğiniz küçük bir bedeldir. Eğer: San Marco Meydanının dışına çıkarsanız, sakin ve büyüleyici civar semtlerde; Venediklilerin Venedik’ini bulabilirsiniz.  İlgi çekici dükkanlar, uygun fiyatlı güzel restoranlar, kafeler ve şarap barları var.

Ama, elbette dünyanın en güzel meydanı olan San Marco’nun muhteşem Bazilikası ve görkemli Palazzo Ducale’nin (Dükler Sarayı) güzelliği tartışılmaz. Sezonun en yoğun olduğu dönemlerde bile: günün erken ya da geç saatlerinde, izdihamla karşılaşmadan buraları gezebilirsiniz.

 

VENEDİKLİLER

Venedik şehri: en parlak dönemlerinde: 200.000 nüfusa sahipti. Cumhuriyetin sonlarında: 90.000’e düşen bu rakam, halen 65.000 civarındadır. Yaşlı nüfusun yoğunlukta olduğu Venedik, artık anakarada bulunan “Mestre” adı verilen yeni şehre doğru kaymaktadır.

Bu göç: şehirde kiralık evlerin çok az ve satın alınamayacak kadar pahalı olmasından kaynaklanır. Venedikte’ki binaların restorasyon masrafları: ana karada bulunan: Mestre Banliyösündeki evlerin değerinden, neredeyse iki katı daha fazladır. Özellikle: genç kuşak Venedikliler, Mestre’de oturup; Venedik’e çalışmaya gelip gitmektedirler.

Venedikliler, ziyaretçilere karşı misafirperverdirler. Şehirlerinin kıymeti konusunda da duyarlıdırlar. Hem İtalyanca ve hem de Venedik diyalektiyle yazılmış tabelalar yüzünden; kanal ve bölge isimleri konusunda karışıklık yaşamak mümkündür.

Bu yüzden: Venedik’te kaybolabilirsiniz. Adres soracak olursanız: “Kısa yolu mu, güzel yolu mu tercih edersiniz?” karşılığını alabilirsiniz. Ama, aslında: Venedik’te, güzel olmayan bir yola rastlamak da mümkün değildir.

İKLİM

Venedik’te, ısı sonbahar ve ilkbahar aylarında 15 derece civarındadır. Kış mevsimi ise oldukça soğuk geçer. Venedik’te yaz mevsimi çok sıcak değildir. Kasım ve Mart ayları arasında, seller ve Adriyatik’ten esen rüzgarlar nedeniyle: Venedik serin ve nemli olur. Mayıs ayında, Adriyatik’ten esen kuvvetli rüzgarlar (bora) sırasında, deniz seviyesi yarım metre kadar yükselir.

Yani: St. Marco Meydanına gondol ile girmeniz mümkündür. Bu iklim hareketi, önemli ölçüde erozyona sebep olduğu gibi binalara da zarar verir. Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında hava boğucu olabilir. Rahat bir uyku uyuyabilmek için, yılın bu aylarında klima şarttır.

Evet, bu güzel şehre: özellikle, Şubat ayında gidilmeli. Çünkü: Şubat ayında, karnaval düzenleniyor. İlk başta: karşınıza çıkan, maskeli gençlerden korkabilirsiniz. Ama, caddeye doğru yürüdüğünüzde, herkesin maskeli olduğunu göreceksiniz.

Hemen bir koşu gidin ve maske alın ve sizde eğlenceye ortak olun. Çünkü, maskeli gezdiğinizde, hiçbir yabancılık çekmesiniz. Zaten, amaç da budur. Sınıf ve ırk ayrımını kaldırmak. Ama, inanın çok eğlenirsiniz. Bunun dışında: Eylül ayında film festivali var.

Venedik’te Mayıs ayı, Türkiye’ye göre daha sıcak olur diye bekleyebilirsiniz. Ancak: yanınızda mutlaka kalın üst giysileri bulunması şart.

Bu arada: kıyafet çok önemli. Özellikle: yağmur yağdığında su geçirmeyen bir ayakkabınız olması şart. Çünkü: bol yağmur yağan bir yer. Ayrıca: sakın iklime aldanmayın, yanınızda mutlaka biraz kalınca üst giysileri götürün. 

 

VENEDİKLİ SANATÇILAR

Jacopo Bellini: (1400-1470);

Bellini ve oğulları Giovanni ve Gentile, 15’nci yüzyılda Serenissima’da yeni bir dönem başlatmışlardır. Venedik’in Yüksek Rönesansı, genç yaşta ölmesine rağmen, Accademia’da sergilenen “Fırtına” adlı eserinde büyük dehası görülen Giorgione ile başlamıştır.

Vittore Carpaccio: (1445-1526);

Ardında şehri detaylı şekilde betimlediği resimler ve Azize Ursula’nın hayatına dair anlaşılmadık bir dizi anlatımcı resim bırakmıştır.

Tiziano: (1490-1576);

Döneminin en büyük ressamı kabul edilir. Resimleri: Avrupa’nın büyük müzelerinde sergilenmesine rağmen, Venedik’te çok az eseri bulunur.

İlk başyapıtlarından biri olan “Meryem’in Göğe Çıkışı”, Frari kilisesindeki altarın üzerindedir.

Jacopo Tintoretto (1518-1594):

Sessiz ve dindar olan bu sanatçı, Venedik’in dışına bir kez çıkmıştır. Birçok çalışması:Venedik’te kalmıştır. Scuola di San Rocco ve mensup olduğu Madonna dell’Orto Kilisesindeki resimleri dehasını yansıtır.

Paolo Veronese (1528-1588):

Resimleriyle süslenmiş bir kilise vardır. San Sebastiano. Birçok çalışması, Accademia’dadır.

Antonio Canaletto: (1697-1768);

Venedik konulu resimleriyle ünlüdür. İngiliz sanat hamisi Josef Smith’in eserlerini, yurt dışına satması nedeniyle, Venedik’te sadece 3 resmi kalmıştır.

Giovanni Battista Tiepolo (1696-1770);

Venedik’in en iyi dekoratif ressamlarından biridir. Scuola Grande dei Camini’nin üst salon tavanını; 9 muhteşem resim ile bezemiştir.

 

VENEDİK ASLANLARI

Barışçı, oyunca ya da savaşçı olsun, aslan motifi Venedik’te birçok resim, heykel ve resimli el yazmasında hakim unsurdur.

San Marco ve Castello bölgelerinde daha yoğun olmak üzere aslanlar, birçok binayı, köprüyü ve balkonu süsler. Oturan aslan, devletin azametini, yürüyen aslan ise Venedik’in sömürgeleri üzerindeki hakimiyetini temsil eder.

Aziz Marcos Aslanı; barışın simgesidir ve savaş zamanlarında defteri kapalı bir şekilde tasvir edilir. (Örneğin: Arsenal’in giriş kapısındaki takta). Az sayıda aslan ise, pençesinde kılıç taşır.

Napolyon’un kuvvetleri: aslanların bu sembolik değerleri nedeniyle birçoğunu tahrip etmişlerdir. Bu nedenle: Dükler Sarayının Gotik Kapısındaki gibi bazı aslanlar: röpradüksiyondur.

venedik.alışveriş.vitrin.1
Venedik alışveriş

ALIŞVERİŞ

Venedik, hediyelik eşya almak için en uygun şehirlerden biri. San Marco Meydanına ulaşan ara sokaklar: cam eşya ve maske satan rengarenk dükkanlarla dolu. Murano ve Brano’da, dünyanın en kaliteli camlarının yapıldığı bir gerçek. Ancak: seramik maskeleri de es geçmeyin. Oralara kadar gitmişken, bir maske alın ve salonunuzun duvarına asın.

Venedik’te tatmin edici bir alışverişin sırrı: gerçek hazinelerin saklı olduğu dükkanlar ile, turist tuzaklarını birbirinden ayırmaktır.

Pahalı mağazalar (mücevher, cam işi, deri vb.) Piazza San Marco ve çevresindeki sokaklarda yoğunlaşıyor. Bu bölge, aynı zamanda yapışkan satıcıların turistlere pahalı hediyelikler satmaya çalıştığı dükkanlarla doludur.

Turist yoğunluğundan uzak alışveriş için: Ca’ d’Oro’nun arkasında, tren istasyonundan çıkan Strada Nuova boyunca uzanan mağazalara bakmanızı öneririm.

Giudecca’da, Zathare arkasındaki Dorsudora’da ve Frezzeria’da zanaatkarların atölyelerinden pazarlıkla alışveriş yapabilirsiniz. Moda dünyasına göz atmak için, kaliteli butikleriyle ünlü Mercerie alışveriş merkezine gidebilirsiniz. John Evelyn 1645 yılında burası için: “Dünyanın en nefis caddesi” demiştir.

CAM ÜRÜNLERİ:

Venedik cam ürünleri kaliteli ve son derece pahalıdır. Bir o kadar da kırılgandır. Dikkatli olun. Murano’daki atölyelerdeki fiyatlar, Venedik’teki dükkanlara göre, daha pahalıdır. Ancak, ücretsiz tanıtım gösterileri ve adaya taşıma hizmeti sunarlar. Nakliye gerektiren hediyelikler seçerseniz, kırılgan olanları tercih etmeyin. Ayrıca, nakliye ücretini ve sigorta bedelini mutlaka sorun.

DANTEL İŞLERİ:

Geleneksel usullerle dokunan girift dantel işlerini görmek için en güzel yer: Burano’daki küçük müzedir. Gerçek danteller muhteşemdir, ancak fiyatları yüksektir. Daha az kaliteli ve makine işleri, yerel el yapımı dantellerin yerine geçmiştir. Burano’yu ziyaret etmeye zamanınız yoksa, San Marco civarında, modern röprodüksiyonları ve geleneksel modellerin taklitlerini bulabilirsiniz.

EBRULU KAĞIT ÜRÜNLER:

İtalya Venedik Genel: Venedik, legotaria olarak bilinen, ebrulu kağıtları ve ciltciliğiyle de ünlüdür. Bu kağıtlarla ciltlenmiş kitaplar çok popülerdir. Ayrıca evrak sahteciliğine karşı bir önlem olarak, çeşitli dökümanların arka planı olarak da kullanılmıştır. Günümüzde daha çok resim albümü, defter, kutlama kartları yapımında kullanılmaktadır.

VERGİLER:

İtalya Venedik Genel: Yüzde 19’lara kadar çıkabilen katma değer vergisi fiyatlara dahildir. Avrupa Birliği dışındaki ülkelerden gelenler: tek bir alışverişte 180 Euro ve daha fazlasını ödedikleri takdirde, katma değer vergisini geri alabiliyorlar.

Bu nedenle, yaptığınız tüm alışverişlerde fatura isteyin ve Avrupa Birliği ülkelerine başka gezi yapacaksanız, son ülkeye kadar bu faturaları saklayın. Turistlere vergisiz satış teklif eden dükkanlara bakın. Çünkü genellikle vergiyi fiyattan düşerler.

 

MASKELER

İtalya Venedik Genel: Maskelerin çıkış noktası veba hastalığı olmuş. 1348 yılında yaşanan veba salgını, nüfusun neredeyse yarısının ölmesine neden olmuş. İşte o dönemlerdeki giyim tarzı da bu salgından etkilenmiş.

İnsanların birçoğu hastalıklı görüntülerini ve yara-berelerini gizlemek için pelerinler, uzun eldivenler ve maskelerle, hiçbir yerlerini göstermeyecek şekilde giyinmeye başlamışlar. İşte hüzünlü bir ifadeye sahip olan maskeler, bu veba salgını dönemini sembolize ediyormuş.

Bundan yaklaşık 200 yıl sonra ise Venedik Cumhuriyetinin en şaşalı ve sefaya düşkün dönemlerinde de maske kullanımı yeniden yaygınlaşmış.

Ancak, bu kez amaç farklı. Bu sefahat dönemi, devleti çöküntüye götürürken, bu gidişi tersine çevirecek hiçbir şey yapılmadığı gibi, kumarhaneler, genelevler ve insanların bolca zaman ve para harcadıkları, bu tür merkezler, gayet iyi iş yapıyorlarmış.

Genel gidişat bu kadar kötüyken, aynı safahatı sürdürmek yüz gerektireceğinden; yine maskeler devreye girmiş. Yani, bu kez, insanların zevk-ü sefa merkezlerine gittiklerini gizlemek için. Pis pis sırıtanlar, mutlu maskeler, bu sefa dönemini simgeliyormuş.

 

GONDOL

İtalya Venedik Genel: Gondol kelimesi, muhtemelen “Cymbulo (küçük kayık)” kelimesinden gelmektedir. Bu küçük. Asimetrik, alt kısmı düzce olan kayık, bir kişi tarafından, o da ayakta olarak kullanılır. Gondolculuk: babadan oğula geçen bir meslektir.

Genellikle: boyu 4 veya 5 metre, genişliği ise 1 metre civarındadır. İlk gondollar: 13’ncü yüzyıl sonlarında ortaya çıkmıştır. Ama; kimin fikridir bilinmez.

1562 yılında çıkan yasa ile, tüm gondolların siyah renge boyanması zorunlu hale getirilmiştir.

Veba gelip te ölümler başladığında, cesetleri gondollarla taşımışlar ve o günden beri, matemin rengi olan siyaha boyanmış tüm gondollar.

Evet: San Marco Meydanının bittiği yerde, Belediyenin işlettiği gondollar var. Normalde: bu gondolların 45 dakikalık turu, 120 Euro ve 6 kişi biniyor.

Tanıdığınız veya tanımadığınız kişilerle, bu gondollara kişi başı 20 Euro vererek binebilirsiniz. Ayrıca: gondolcular, şarkı da söylüyorlar. Yani: tam bir romantizm yaşanıyor.

 

EĞLENCE HAYATI

İtalya Venedik Genel; Kültürel etkinlik arayan ziyaretçiler: Venedik’te hayal kırıklığı yaşamazlar. Yıl boyunca, kentte klasik müzik konserleri, operalar, tiyatrolar, sergiler ve festivaller eksik olmaz.

Venedik’te yaş ortalaması 45 olduğu için gece kulüpleri ve barlar daha azdır. Gecenin geç saatlerinde eğlence hayatı piyano barlarında, San Marco civarındaki tarihi kafelerde ve şık otel barlarında yoğunlaşır. Bacari denilen Venedik’e özgü geleneksel barlar, özellikle görülmeye değerdir.

 

KARNAVAL VE FESTİVALLER

İtalya Venedik Genel: Venedik’in daha çok maskeleri ile ünlü bir karnavalı var. Bu aslında: dini bir kutlama imiş. Şubat ayında: “Karem” yani büyük perhiz öncesi (paskalyadan 40 gün önce): pazar, pazartesi, salı (perhiz öncesi üç etli gün) eğlenceler düzenleniyor. Eğlenceler: Çarşamba günü doruğa ulaşarak sonlanıyor.

Katolik dünyasında: önem verilen bu kutlamalar, karnaval geleneğinin devamıdır.

Venedik karnavalı ile özdeşmiş olan siyah pelerinler, üç boynuzlu şapkalar, beyaz masklar ve diğer kıyafetler; 18’nci yüzyılda ortaya çıkan cammedia dell’arte’ye dayanır. Cumhuriyetin sürüklediği yıkılış döneminin son yüzyılında, karnaval altı aya uzatılmıştı.

Venedikliler, Aralık’tan Haziran’a kadar, bu kostümleri giyerlerdi. Tanınmayı imkansız kılan kıyafetler sayesinde halk ile aristokratlar karışıyor, evliler rahatlıkla aşk maceraları peşinden koşuyor ve her türden hafif suç, rahatlıkla işleniyordu.

Bu dönemde: günlük yaşam kuralları kalkar, eğlence hat safhaya çıkar. Bu karnavallarda sosyal statülere bağlı kalmamak ve sınıf farklarını ortadan kaldırmak için maske takma geleneği, Venedik’te hala sürüyor.

Ayrıca: tarihi kıyafetler giyiyorlar, dükler, düşesler gibi oluyorlar. Kutlama her yerde yapılıyor ama, yalnızca Venedik’te maske takılıyormuş. Sokak tiyatrocuları: utandıklarından maske ile dolaşırlarmış.

Ancak, işler o kadar çığırından çıkmıştı ki, sonunda Karnaval yasaklandı. 1979 yılından itibaren Şubat/Mart aylarında tekrar kutlanmaya başlanan Karnaval, artık daha kontrollüdür. Sokak partileri, maskeli balolar, gösteriler ve Avrupa’nın her yerinden buraya akın eden turistlerle şehir canlılık kazanır.

Bu tip bir çekim merkezi olmasının dışında, iki yılda bir çağdaş sanatçıların bir araya geldiği “bienal” ile, bir de film festivali var.

 

VENEDİK TEHLİKEDE

1966 yılında yaşanan sel felaketinin ardından; şehirde bulunan sanat eserlerinin ve yapıların restorasyonu amacıyla yerel ve uluslar arası organizasyonlar kurulur.

O tarihlerde: Porto Marghera sanayi kompleksinin, lagün sularından milyonlarca varil su çekmesi nedeniyle; şehir batma tehlikesi geçirir. Bu problem çözülür, ancak şehirde giderek büyüyen diğer sorunlar günümüzde hala çözüm beklemektedir.

Kış aylarında oluşan: acqua alta (su yükselmesi): tehlikenin belirtilerinden yalnızca biridir.

MOSES (Musa) sistemi su taşkın duvarları inşa edilmeye başlanmış. 2011 yılında bitirilmesi planlanan sistem; çevresel etkilerinin göz ardı edildiği kısa dönemli bir çözüm olarak düşünülüyor.

Yani: özetle ve sonuç olarak; en kısa zamanda Venedik şehrini görün, yoksa gelecekte Venedik kalmayacak galiba.

 

Hollanda Lahey

Hollanda Lahey

Lahey: Hollanda’nın en güzel şehirlerinden birisidir. Nüfus bakımından ise, Hollanda’nın Amsterdam ve Rotterdam şehirlerinden sonra üçüncü büyük şehridir. Ancak: Hollanda Anayasasına göre, Hollanda ülkesinin başkenti Lahey değil, resmen Amsterdam şehridir.

NATO’nun Cenevre ve New York gibi önemli şehirlerinden sayılır. Çünkü, buranın uluslar arası bir şehir olma misyonu bulunmaktadır. 2011 rakamlarına göre, şehirde 500 bin kişi yaşamaktadır.

Şehrin üçte biri yeşil alandır. Her yıl, 20 milyondan fazla kişi şehri ziyaret etmektedirler. Ancak: eğer bu şehri ziyaret edecekseniz: büyük katılımlı toplantılar esnasında burada bulunmayın.

Özellikle: yaklaşık 5000-6000 kişilik katılımın olduğu ve her yıl Ocak ayının son haftasında düzenlenen konferans sırasında, buraya kesinlikle gidilmemelidir.

Şehirde 45 tane müze bulunmaktadır. Ama bu kadar müze içinde, özellikle görmenizi önereceklerim hakkında, aşağıda ayrıntılı bilgiler vereceğim.

Şehir. Hollanda’nın güneyinde, Hollanda krallının başkentidir. Kraliçe her yıl Eylül ayının 3. Salı günü: altından yapılmış at arabasına binerek, Hükümet binasına gelir ve halkı selamlar ve gelecek yılla ilgili değişiklikleri ve bilgileri okumaktadır. Bunun dışında: şehir, hükümet merkezidir.

Burada:; Hollanda Parlamentosu, Bakanlıklar, elçilikler, diplomatik misyonlar, Hollanda Yüksek Mahkemesi ve Hollanda Devlet Konseyi ve organları bulunmaktadır. Tüm bunların dışında: şehirde, birçok uluslararası kuruluş da bulunmaktadır ki, bunlar arasında bulunanlar:

Birleşmiş Milletler kurumunun ek ofisleri, Uluslar arası Adalet Divanı, Uluslar arası Ceza Mahkemesi gibi.

ULAŞIM

İstanbul’dan buraya ulaşmak için: uçakla Amsterdam şehrine inmeniz ve oradan trene binmeniz gerekiyor. Uçuş süresi yaklaşık 3.5 saattir. Amsterdam Schiphol havaalanından çıkıp tren istasyonuna geçin ve Lahey’e ulaşmak için her 15 dakikada bir kalkan trene binin. Ücret 8.30 Eurodur ve yaklaşık yarım saatlik bir tren yolculuğundan sonra Lahey şehrine varıyorsunuz.

Amsterdam Lahey arasındaki uzaklık, 55 km. dir. Lahey ile Rotterdam şehirleri arasındaki uzaklık ise, yine trenle 25 dakika sürmektedir. Tren istasyonu, şehir merkezinin biraz dışındadır ve tren istasyonunun bulunduğu bölge: Müslümanların ve Türklerin çoğunlukla yaşadıkları mahalleler arasındadır.

Trenden indikten sonra yürüyerek şehir merkezine ilerlerken: bunları göreceksiniz ve hatta “Çayda-çıra” restoranı ismini görünce iyice şaşıracaksınız, ama bu şehirde gerçekten Türk çok ve bunların çoğunluğu Elazığlıdır.

İNSANLAR

Şehirde, çok sayıda Türk bulunmaktadır ve bunların çoğu: Elazığlılardan oluşmaktadırlar. Bunun dışında, bu şehirde kamu makamları ile herhangi bir sebeple muhatap olduğunuzda insanların çok saygılı olduklarını göreceksiniz.

Ancak: şehirdeki yaşamda, Türkçe konuştuğunuzda veya Türk olduğunuz anlaşıldığında, pek güler yüzlü hareket etmiyorlar ve yanınızdan uzaklaşıyorlar.

 

TOPLU TAŞIMA

Şehirde mükemmel bir toplu taşıma sistemi bulunmaktadır. 30 otobüs ve tramvaylar: gerek şehir içinde ve gerekse şehir yakınlarında hızlı ve güvenli ulaşımı sağlamaktadırlar.

Plastik OV-chipcard satın alırsanız, Hollanda genelinde tramvay ve otobüslere rahatlıkla binebilirsiniz. Bu kartınız yoksa, bilet için nakit ödeme yapabilirsiniz. Trende bir binişlik ücret 3 Eurodur.

Ama biraz önce söylediğim gibi, karta para yükletmek daha karlıdır, 4 günlük bir karta 10 Euro yüklettiğinizde, birçok ihtiyacınız karşılanıyor. Ancak, şehir merkezini keşfetmek istiyorsanız, bence yürümelisiniz.

Öte yandan, bu şehirde trafik için 1100 km. yol varken, bisiklet yolu olarak 400 km. lik yol yapılmıştır. Yani, her an bir politikacının veya ünlünün bisikletle veya tramvayla ayakta işine gittiğini görmem mümkündür.

Ancak, bu şehirde siz yine de bir bisiklet satın alma veya kiralama durumuna girerseniz, mutlaka kilit de bulundurun, çünkü bisiklet hırsızlığı yoğunmuş. Ülke, zaten Çin’den sonra, dünya üzerinde en çok bisiklet bulunan yer olarak biliniyor.

İKLİM

Şehirde, ılıman okyanus iklimi hakimdir ve buna bağlı olarak yazları sıcak, kışları ılık geçer. Ama, burada Hollanda’nın diğer şehirlerinde olduğu gibi, hava akşam saat 22.00 de kararıyor ki, bu bizim açımızdan ilginçtir.

Ancak: Hollandalıların büyük çoğunluğu, akşam saat 18.00 den sonra sokağa pek çıkmıyorlar, çünkü sabah erken kalkınca, akşam saat 22.00 de havanın kararmasına vücut pek alışamıyor.

Bu şehri ziyaret ederseniz, diğer bir önerim: yanınızda mutlaka bir şemsiye veya soğuk durumlarına karşı kalın giysi bulundurmanızdır özellikle bir anda başlayan yağmurla sık sık muhatap olacaksınız.

DİL

Hollanda’da resmen “Flemenkçe” kullanılmasına rağmen, özellikle bu şehirde, uluslar arası özellik nedeniyle, sokakta gördüğünüz her kişi “İngilizce” bilmekte ve konuşmaktadır.

YEMEK

Hollandalılar, hava her ne kadar saat 22.00 de kararsa da, bunlar akşam yemeklerini saat 18.30 gibi yiyorlar. Ancak, burada yerel lezzetlerden tatmak isterseniz, bir şey söylemek mümkün değildir.

Çünkü: kendi yemekleri felaket ve özellikle Akdeniz kültürüyle hiç bağdaşmıyor.

Yine de, göçmen yemek kültürlerini kullanıyorlar ve şehirde Meksika, Endonezya, Türk, Yunan, Tai restoranları yoğun ilgi çekiyor. Uzak Doğu türü acılı yemekleri sevenler için Endonezya mutfağını öneririm.

Bu tür restoranlarda, muhtemelen 14-15 Euro ödeyerek, doyurucu bir yemek yiyebilirsiniz. Hollanda mutfağında, ana malzeme olarak, genellikle “patates” kullanılıyor.

Hollanda ülkesinin birçok yerinde dönerci görmek mümkün ama Lahey şehir merkezinde “Simit Sarayı” göreceksiniz.

Ülkemizden tanıdığımız lezzetleri mutlaka denemelisiniz. Bunun dışında, şehir merkezinde “Vapiano” denilen yerde, lezzetli İtalyan usulü makarnalar yiyebilirsiniz.

ALIŞVERİŞ

Şehir, Avrupa’nın birçok yerinden farklı olarak “Pazar” günleri açık mağaza ve dükkanlarıyla bilinmektedir. Bu şehirden: yöresel olarak mutlaka alın diyebileceğim herhangi bir şey yok.

Yalnızca, şehir yakınlarında Delphi denen yerdeki porselenler çok güzel, ancak çok pahalıdırlar. Bu şehirde her türlü markanın, her türlü zincir mağazası ve ürünleri bulunmasına rağmen, söylediğim gibi, fiyatların yüksek olması, alışveriş yapma şansını düşürüyor.

Çünkü gördüğünüz her etiketi, ülkemiz şartları değerlendirildiğinde, 3 TL. yakın Euro ile birlikte düşünmek gerekiyor ve bunun sonucunda fiyatlar yüksek oluyor.

Yoksa Hollanda ülkesinin klasik hediyelik eşyaları: lale figürleri, yel değirmeni figürleri ve Hollanda da ayaklara giyilen tahta takunyaların minyatürleri satın alınabilir.

GEZİLECEK YERLER

PALEİS NOORDEİNDE-LAHEY KRALİYET SARAYI

Sarayın: 1533 yılında, William Goudt tarafından, malikane olarak kullanılan büyük bir ev olarak yapıldığı bilinmektedir. Bu döneme ait mahzenler: halen sarayın bodrumunda görülebilmektedir.

1566-1591 yılları arasındaki dönemde ise, yapının sahibi bir başkasıdır. 1595 yılında ise burası Hollanda devleti tarafından satın alınır ve 1609 yılına kadar olan dönemde: evde: Prens William, Louise de Coligny ve oğlu Frederick Henry kalmışlardır.

Bu dönemde, ev genişletilir ve çevredeki bir kısım arazi satın alınır. 1645 yılına gelindiğinde ise, sarayın yapımına daha doğrusu mevcut evin genişletilmesine başlanır.

1792 yılında: Veliaht Prens Willem oğlu: sarayda yaşamaya başlar.

1795 yılında Fransızlar ülkeyi işgal edince, kraliyet ailesi burayı bırakır ve İngiltere’ye kaçarlar. 1813 yılında ise: Veliaht Prens Willem: İngiltere’den döner ve egemen prens ilan edilir.

Kral William I; 1817-1840 yılları arasında burada yaşar.

Ancak, halefi Kral William II: sarayı kullanmaz. 1876 yılında: saray bahçesinde, Kraliyet Stabies binası yapımına başlanır.

1895 yılında: Kraliçe Regent Emma: sarayın bahçesinde Royal Archives oluşturulması talimatını verir.

Mayıs 1948 tarihinde, sarayın merkez kısmı, yangında tahrip olur. 1952-1976 yılları arasındaki dönemde: Sosyal Bilimler Enstitüsü: sarayın kuzey kanadında bulunur.

1984 yılında ise, Kraliçe Beatrix döneminde, sarayda yoğun bir restorasyon ve onarım çalışmaları yapılmıştır. Evet: saray Hollanda kraliyet ailesinin hayatında önemli olayların odak noktası olmuştur.

Günümüzde ise, burası kralın çalışma sarayı olarak kullanılmaktadır. Kral, hükümet ve devletin diğer birimleri, burada bir araya gelirler.

Bu yüzden: saray kişisel ziyaretlere açık değildir. Sınırlı alanlara, rehberli ziyaretler düzenlenmektedir. Sarayın içinde: kraliyet ahırları bulunmaktadır.

Hollanda Lahey Paleistuin Parkı

PALEİSTUİN PARKI

Prinsessewal bölgesindedir. Haftanın her günü, gün doğumundan gün batımına kadar açıktır.

Noordeinde Sarayının hemen arkasındadır. Bu yüzden Saray Bahçesi olarak da bilinir. Park alanı, 1609 yılında Noordeinde Sarayının bahçesi olarak inşa edilmiştir.

Ancak günümüzde şehir parkı olarak kullanılmaktadır. Burada: çiçek tarhları, çeşmeler, çalılar ve göletler bulunmaktadır.

Her gün, Lahey halkı bu sessiz arazide toplanırlar. Burada piknik yapılabilmektedir.

HUİS TEN BOSCH

Lahey şehrindeki bu saray: 1981 yılında yapılmıştır ve Prenses Beatrix’in konutu olarak kullanılmaktadır.

HET LOO SARAYI

Burası: Kral William III, emriyle 1685 yılında yapılmıştır. Kraliyet ailesinin genç kuşaklarından bazıları, sarayın kilisesinde vaftiz edilmişlerdir.

Kraliçe Beatrix, 1998 yılında, 60.yaş gününü burada kutlamıştır. 1971 yılında, buranın müze olarak kullanılmasına karar verilmiştir. Yılda 400 bin kişi tarafından ziyaret edilen müzede: kraliyet ailesinin üyelerinin, sarayda nasıl yaşadıkları betimlenmektedir.

Sarayın bir kanadında: yerli ve yabancı nişanlar, ödüller sergilenmektedir. Evet: müzenin daimi sergileri dışında, düzenli olarak değişen geçici sergiler de bulunuyor.

Burayı ziyaret etmek isterseniz: Salı-Pazar günleri arasında, saat: 10.00-17.00 arasında ziyaret edilmektedir.

DAM MEYDANI-KRALİYET SARAYI

Lahey şehir merkezinde bulunan saray: halka açıktır. Burada: genç sanatçıların boyama eserleri sergilenmektedir. Burayı ziyaret edebilirsiniz.

LAHEY BARIŞ SARAYI-PEACE PLACE

Burası: dünya barışının peşinde idealleri üzerine inşa edilmiştir. Saray, dünyada ülkelerin kolektif işbirliğiyle inşa edilmiş ve 1913 yılında tamamlandığında: dünya barışı için bir sembol olmuştur.

Sarayın dışında, kapısı önünde sembolik olarak ezeli Dünya Barışı için, 2002 yılından bu yana yanan bir ateş bulunmaktadır.

Günümüzde burada: Uluslar arası Adalet Divanı, Daimi Tahkim Mahkemesi, Kütüphane, Uluslar arası Hukuk Akademisi bulunmaktadır.

Bir rehberli tura katılırsanız, yapının her türlü detayını keşfedebilirsiniz.

LAHEY PAZAR

Herman Coster Caddesi üzerinde: Transvaal ve Schilderswijk mahalleleri arasında bulunan Lahey pazarı: Avrupa’nın en büyük açık hava pazarıdır ve “Lahey Mart” olarak bilinir.

Hollandalılar: pahalı ve tane tane meyve-sebze almaktan bıkmışlar ve bu pazarı kurmuşlardır.

Pazarda: genellikle Türk pazarcılar yanında, Hollandalı, Faslı, Surinamlı pazarcılar da bulunmaktadır.

Burası: her Pazartesi, Çarşamba, Cuma ve Cumartesi günü açıktır. Bir Pazar günü, burası yaklaşık 25 bin kişi tarafından ziyaret edilmektedir.

Açık alanda, 500 tezgahta, egzotik meyveler, çiçekler, giysiler, bilgisayar ürünleri, tatlılar, ayakkabı, kumaş, balık ve daha ne isterseniz bulabilirsiniz.

Ayrıca: taze meyveler, meyve suları ve gıda maddeleri bulup satın alabilirsiniz.

LAHEY SOKAKLARI

Şehir merkezinde, küçük evlerle çevrili avlular-sokaklar bulunuyor. Şehirde, bu tür 115 avlu bulunduğu söyleniyor. Şehirde, bu avluları görmek için yürüyüşe çıkabilirsiniz ve birçok gizli sokak ve şehrin bahçelerine hayran kalacaksınız.

Çoğu Lahey avluları: 19. yüzyılda inşa edilmiştir ve 1920 yılında, şehirde 700’den fazla avlu bulunduğu söyleniyor.

Ancak: kötü bakım ve daha büyük konutların yapımı nedeniyle, bu avluların bazıları yıkılmış ve günümüze yalnızca 115 tanesi kalmıştır.

En güzel avlular: Lahey Mahkemesi Van Wouw, Nieuwkoop Mahkemesi bölgesindedir. Avluları gezmek için, yerel turizm ofisinden, bunlara ait bir şehir haritası edinebilirsiniz.

Lahey Şehri Kanalları

LAHEY ŞEHRİ KANALLARI

Lahey şehri, bir zamanlar, şehrin iç bölgelerinde bulunan yerel pazarlara mallarını boşaltmak için tekneyle gelen insanlarla doluydu.

Ancak bu kanalların bir nehir olmaması nedeniyle, zamanla atıklar kanalların dibini doldurdu ve dayanılmaz bir koku başladı.

Bunun üzerine, kanalların birçoğu 1640-1910 yılları arasında doldurularak kapatıldı. Günümüzde sadece Ooievaart kanalı bulunmaktadır.

Lahey Şehri Kanallarında tekne gezisi Ooieveart

OOİEVAART

Tekne Bierkade 18B denen yerden hareket etmektedir.

Hague bölgesinde bir tekne turu yapabilirsiniz. Bu tur sırasında, Lahey şehri benzersiz bir bakışla görülür. Tekne turu 90 dakika sürmektedir ve bu yolculuk sırasında: Mauritskade ve Hooikade boyunca görkemli evler, Saray bahçeleri ve Malieveld görülebilir.

MADURODAM

Giriş ücreti 15 Eurodur. Şehir merkezine 3 km. uzaklıktadır. Bu minyatür şehirde: ünlü yapıların 1/25 boyutlarındaki modelleri yapılmış ve bu modellerle: kanal evler, çiçek alanları, peynir marketleri, yel değirmenleri, barış sarayı, Works deltası görülebiliyor.

İstanbul’da Miniatürk’ü görenler varsa, sanırım orayı, buradan esinlenerek yaptılar.

Çünkü: Hollandalılar, burayı bizden 60 yıl önce yapmışlardır. Buranın, Avrupa’nın en küçük şehri olduğunu söylüyorlar ve zaten bu yüzden buranın bir valisi olduğu söyleniyor.

Her yıl Ocak ayında, Hollandalı küçük öğrencilerden birisi, buranın valisi olarak seçiliyormuş. Hatta: bu görevi ilk üstlenenin, günümüzdeki Hollanda kraliçesi olan Beatrix olduğu söyleniyor ki, kendisi 14 yaşında iken bu görevi yürütmüştür.

Burada: minyatür binalar ile, Hollanda tarihine ait hikayeler anlatılıyor. Ayrıca, yine burada interaktif uygulamalar bulunuyor. Schiphol havaalanından havalanan bir uçak, Rotterdam limanında gemilere yüklenen kaplar gibi.

TİKİBAD

Burası bir lunapark havuzudur ve tropikal bir cennet gibidir. Buradaki su kaydırakları: Benelüks alanındaki en büyük kapalı su kaydırağı alanıdır.

10 su kaydırağı: 4-150 metre arasındaki uzunluktadır. Hızlı şeritte, saatte 70 km. hızla kaymak mümkündür.

Yaz aylarında açılan, açık yüzme havuzu, çocuk havuzu ve güneşlenme alanları bulunmaktadır. 12 yaşın altındaki çocukları, mutlaka bir yetişkin nezaretinde sokuyorlar ve tüm çocukların kolluk giymesini şart koşuyorlar.

Hatta, bazı kaydıraklarda: boy ve ağırlık şartları bulunuyor ki, bence gerekli emniyet tedbirleri alınmış ve gayet iyi uygulanıyor.

SCHEVENİNGEN

 

SCHEVENİNGEN

Şehir merkezinde, tramvay ile sadece 20 dakika uzaklıktadır.

Burası hakkında ayrıntılı bilgi vermeden önce şunu söylemek isterim. Buranın isminin telaffuzu zor olduğundan: Hollanda mahkemelerinde kişinin Hollandalı olup olmadığını sorgulamak için, buranın ismini söyletiyorlarmış ve hatta: II. Dünya savaşında, Alman casuslar buranın ismini doğru telaffuz edemediklerinde Hollandalılar tarafından öldürülmüşlerdir.

Burası, kuşkusuz Hollanda’nın en popüler tatil beldesidir. Her yıl çevreden buraya 10 milyon turist gelir.

Ülkenin zenginlerinin ve hatta kraliçenin yazlığı da buradadır. Evet: Hollanda ülkesinin tek plajıdır. Plaj, güneşlenme ve su sporları meraklıları için idealdir. Ancak: burada deniz her daim soğuktur, dalgalıdır, Temmuz ayından önce burada denize girmek imkansızdır ve aynı zamanda kirlidir.

Zaten denizin rengi alenen kahverengidir. Ama: beyaz tenli Hollandalılar, burada deniz kıyısında güneşlenmeye çalışırlar ve hiç düşünmeden, bu soğuk ve kirli denize girerler. Öte yandan: kum sahil alanı çok büyüktür.

Bu kumsallık alanda: martıların bolluğu da dikkat çekiyor. Bu kumsallık alanda, kumların üzerinde yürürken bile soğuk ayaklarınızı etkileyecektir.

SCHEVENİNGEN

 Evet, burası yazın Hollandalıların akınına uğrar.

Kışın ise, o kadar soğuktur ki, insana yüz felci geçirecek derecede soğuktur. Ama yine de insanlar bu soğuk havalarda, buraya giderler ve kafelerde denizin dalgalarını izleyerek sıcak kahvelerini içerler.

Sahilde uzun bir kumsal, gezinti yeri, iskele ve deniz feneri vardır. Uzun kumsallar, her mevsim hem genç hem de yaşlı binlerce kişiyi ağırlar. Sahil kasabasının önemli özelliklerinden birisi de bulvardan Kuzey Denizine açılan devasa iskeledir.

SCHEVENİNGEN Pier

Scheveningen Pier

CNN tarafından dünyanın en iyi 9 iskelesinden birisi seçilmiştir. İskele: yaklaşık 400 metre uzunlukta ve 45 metre yüksekliktedir. Pier: 2015 yılında tamamen yenilenmiştir.

Günümüzde burada çeşitli mağazalar, restoran ve barlar bulunur. Ayrıca: iskelede bulunan gözlem kulesine çıkarsanız, deniz, plaj ve Scheveningen kasabasının güzel manzarasını izleyebilirsiniz.

SCHEVENİNGEN Dönme Dolap

Dönme Dolap

Sahilde 50 metre yüksekliğe kadar çıkan bir dönme dolap vardır.

SCHEVENİNGEN Sea Life

Sea Life

Özellikle çocuklar tarafından sevilip tercih edilen bir yerdir. Burada su altı dünyasının büyüleyici güzelliklerine şahit olacaksınız.

Merkezde: 45 akvaryumda, 150 farklı balık türü bulunmaktadır. Akvaryumlarda bulunan bazı deniz canlıları şunlardır: denizatı, pirana, vatoz, köpek balığı.

Su altı tüneli: 180 bin litre tropikal deniz suyu ile doludur. Tünelde, köpek balıkları, başınızın birkaç santim uzağından geçerler.

Çocuklar, kaya havuzunda deniz yıldızı ve yengeçlere dokunabilirler. Büyük deniz kaplumbağaları ile tanışabilirler.

SCHEVENİNGEN Kurhaus Hotel

Kurhaus Hotel

Scheveningen bölgesindeki en güzel binadır. Bu 5 yıldızlı otel, 1885 yılında yapılmıştır.

The Hague Beach Stadium

İskelenin yanındaki bulvarın sonundadır. Her yıl Mayıs ayı ortasında kurulur ve Eylül ayı ortasında kaldırılır. Burada: plaj voleybolu, plaj futbolu, plaj tenisi, plaj hokeyi ve plaj hentbolu müsabakaları yapılır.

Stadyum, yaklaşık 2 bin seyirci kapasitelidir ve tüm müsabakalara giriş ücretsizdir. Stadyum çevresinde güzel restoranlar vardır.

SCHEVENİNGEN Beelden aan Zee

Beelden aan Zee-Scilptures by the Sea

1826 yılında Kral William tarafından yaptırılmıştır. Çevresi: plaj ve kum tepeleriyle çevrili eski bir köşkün etrafına inşa ettirilmiştir. Burada: kumsaldaki ünlü Hollandalı mimar Wim Quist’in eseri olan “Kraliyet Ailesinin Bronz Anıtı” nı mutlaka görmenizi öneririm.

Müzede, kalıcı koleksiyon dışında, düzenli olarak geçici sergiler de yapılmaktadır.

 

Bunker Müzesi

Burası, 1943 yılından kalma bir Alman sığınağıdır ve içinde, II. Dünya Savaşından kalma nesneler sergilenmektedir.

KİJKDUİN

Burası, Lahey şehrinin sahil beldesidir. Plaj: çoğu plaj severler tarafından tercih edilmektedir. Aileler için uygundur. Ayrıca: yine burada haftanın yedi günü alışveriş yapabilirsiniz.

Hediyelik eşyalar, ev mobilyaları, kasap, pastane, peynir satılan yerler bulunuyor.

Ayrıca: moda ve takı butikleri, ayakkabı ve giyim mağazaları da görebilirsiniz. Tüm bunların yanında: sahil kordonu üzerinde bulunan restoranlarda, gün batımını izlerken yemek yiyebilirsiniz.

Bu restoranlarda: Fransız, Meksika, İtalyan, Hollanda mutfağının değişik tatlarını bulmak mümkündür.

MALİEVELD

Burası, şehir merkezinde, merkez istasyonunun büyük bir çim alanıdır. Burada: yıl boyunca partiler, fuarlar ve konserler düzenlenmektedir.

Ayrıca: yine şehirdeki büyük protesto gösterileri de burada düzenleniyor.

Mayıs ayında: “Hint Festivali” düzenleniyor ve bu sırada: dans, pastırma ve pirinç kekini tadabilirsiniz. Temmuz ayında, ulusal ve uluslar arası sanatçıların katılımı ile, müzik festivali düzenleniyor.

Eylül ayında ise, fuar düzenleniyor. Circus Renz isimli sirk ise: Avrupa’nın en iyi sirklerinden birisidir ve her yıl Ekim ayında burada düzenlenmektedir.

OMNİVERSE

Burası: muhteşem dev ekranı olan bir sinemadır. Burası: Avrupa’nın ilk, IMAX kubbe tiyatrosudur ve Benelüx bölgesinde tektir. Sinemada: filimler, 500 kez büyütülmüş ve bir yuvarlak kubbe ekrana yansıtılmaktadır.

Projeksiyon lambası: 15 bin wat güce sahiptir ve ayrıca gelişmiş bir ses sistemi bulunmaktadır. Evet, burayı ziyaret etmek isterseniz, her saat başında yeni bir filmin başladığını bilmelisiniz.

Bu filmler: Grand Canyon üzerinde gerçek bir rafting gezintisi, Everest’in zirvesine bir sefer, macera ve bilim merkezi olan belgesellerdir. Haftanın her günü açıktır.

HAGUE SAHİL STADYUMU-BEACH

Her yıl, bahar aylarında, Mayıs ortasından Eylül ortasına kadar, Lahey Sahil Stadyumu: Scheveningen sahilinde yeniden inşa edilmektedir. 2000 seyirci kapasitelidir.

Burada: plaj voleybolu, plaj futbolu, plaj tenisi, plaj hokeyi ve plaj hentbol yarışmaları düzenlenmektedir.

OOİEVAART

Şehir kanallarından Ooievaart’da tekne gezintisi yapılmaktadır. 1.5 saat süren bu gezintide: saray bahçesinden, Malieveld üzerinde görkemli evler dahil, birçok yer görülebilmektedir.

Aslında şehirde birçok kanal var ama bu kanalların çoğu: dayanılmaz koku yayıyorlarmış ve yalnızca bu kanal üzerinde tekne yolculuğu yapılabiliyor.

MUSEON

Burası: Lahey şehrinde, popüler bir bilim müzesidir. Müze: teorikte test etmek ve pratikte ise daha hızlı öğrenmek fikrine dayanmaktadır. Burada: dünyada yaşamın nasıl ortaya çıktığını keşfedebilirsiniz.

Müzenin bölümleri: toprak, ilk insan, dinozorlar, enerji, Romalılar, su fosilleri, Dünya Savaşı, Kuzey kutbu, barış ve adalet.

PANORAMA MESDAG

Burası: Avrupa’nın en büyük ve yuvarlak panorama resmidir. 4 ayda tamamlanmıştır. Uzunluğu 120 metre ve yüksekliği 14 metredir. Hendrik Willem, eşi ve bazı arkadaşları tarafından boyanmıştır. Dünyanın en güzel manzaralarından birisi olarak bilinir.

Ressam: bir tepeden gördüklerini, 360 derece bir tuvale yansıtmıştır. Manzarada: eski yıllara gidiyorsunuz. Plaj aktivite ile hareketlidir, balıkçı tekneleri sahildedir ve bir askeri tatbikat gerçekleşmektedir, insanlar güneş ve suyun tadını çıkarıyorlar.

Hatta, sahilde “Mesdags” lı bir kadın resmi görülmektedir. Evet bu müzeyi gezmek isterseniz, Türkçe rehberlik hizmeti veriliyor.

GEM

Museon’un hemen yanındaki burada: her yıl, 7 sergi düzenleniyor. Resim, heykel, çizim, film ve fotoğraf dalındaki bu sergilerde: Hollandalı ve uluslar arası çağdaş sanat sanatçılarının eserleri sergileniyor. Bu müzenin restoranı da çok meşhurdur, burada bir öğle yemeği molası vermelisiniz.

ESCHER SARAYI-MÜZESİ

Maurits Cornelis Escher: 1898-1972 yılları arasında yaşamış bir grafik sanatçısıdır. Yaşadığı dönemde: optik illüzyon çizimleri konusunda gerçek bir usta olarak biliniyor. Escher’in eserlerine ait kalıcı bir sergi: Lahey şehir merkezinde, kraliyet ailesinin bu eski sarayında düzenleniyor.

Müzeye giriş ücreti 9 Eurodur.

Evet, burada Escher’in eserlerini canlı canlı görebilirsiniz. Özellikle, üç boyutlu gibi görülen grafik dizaynlar muhteşemdir. Escher’in dizaynlarının kapakları süslediği defterleri satın alabilirsiniz.

LAHEY TARİH MÜZESİ

Müze: şehrin tarihi, insanları ve hükümet hakkında ziyaretçilere bilgi vermek amacıyla tanzim edilmiştir. Burada: portreler, gümüş ve cam objeler, kraliyet evi hatıraları, yerel tarih ve kültürel özelliklere ait objeler sergileniyor. Kalıcı sergi yanında: geçici sergiler, etkinlikler ve faaliyetler de düzenleniyor.

MÜZE MEERMANNO

Meermanno Malieveld karşısındaki müze: her hafta Salı ve Pazar günleri saat: 12.00-17.00 arasında açıktır. Burası bir kitap müzesidir. Yazılı ve basılı kitabın hikayesi: burada ayrıntılı olarak açıklanmıştır.

Burada: eski baskıları, el yazmalarını, kitap kapakları ve İncilleri görebilirsiniz. Müzenin koleksiyonu, 1850 yılından bu yana olan eserleri kapsamaktadır.

Koleksiyon 1783-1848 yılları arasında yaşamış Westreenen van Tillant tarafından toplanmaya başlanarak ortaya çıkmıştır. Kendisi: kitaplardan antik objelere, aile portreleri ve seyahatlerinde hediyelik eşyaları toplayarak, ateşli bir koleksiyoncu olarak tanınmaktadır.

Bu koleksiyonu müzeye bağışladığında, müze koleksiyonu genişletti ve daha sonra ziyarete açık sergilemeye başladı. Müzenin binası ise: görkemli bir konaktır ve burada çekilmiş perdeler ve geniş dolaplar arasında kitabın tarihini keşfedebilirsiniz.

LOUWMAN MÜZESİ

Pazartesi hariç, haftanın her günü açık olan burada: dünyadaki otomobillerin en önemli özel koleksiyonu sergileniyor. Müzede sergilenen birkaç yüz arabayı izlerken, arabanın tarihi yolculuğunu keşfedebilirsiniz.

Evet burada: Formula 1 ve hibrit otomobillerden, en antika ve klasik otomobillere kadar birçok çeşit görebilirsiniz.

Müzenin isminin verildiği Louwman ailesi: 1934 yılından sonra, araba toplama ile meşgul olmuşlardır. Müze ise, 2010 yılında ziyarete açılmıştır. Burada: ilk araçlar, at arabaları, 1900’lerin sonrasındaki ekonomik otomobiller, ilk yarış arabaları, lüks arabalar sergileniyor.

Bunlar arasında: Elvis Presley’in arabası, James Bond arabası gibi arabalar da bulunuyor.

COURTYARD-BİNNENHOF

Lahey Binnenhof bölgesinde bulunan bu yer: 13 yüzyıldan bu yana, yüzyıllar boyunca Hollanda’nın siyaset merkezi olmuştur. Bir zamanlar saray olarak kullanılan bu bina, günümüzde bütün siyasi ve anayasal meseleler, burada tartışılırmış.

Hatta: eskiden kralların taç giyme veya devretme törenleri de burada yapılırmış.

Binalar: zengin tarihiyle dikkat çekiyor. Hollanda mimarisinin en güzel örneklerinden olan burayı gezmek mümkündür. Rehberli turlara katılırsanız, önce Hollanda Parlamento tarihi ve Parlamento binaları hakkında bir video izletiyorlar ve tur başlıyor.

Ancak: belli zamanlarda, siyasi toplantılar olduğunda tüm odaları görmek mümkün olmuyor.

MAURİTSHUİS

Şehrin merkezinde kolayca ulaşılabilen bir yerdedir. Küçük bir müzedir, 1 saatte gezilebilir.

Evet: burası, şehir merkezinde, bir gölün (Hofvjver) yanındadır. Müze gezisinden sonra, gölün çevresinde, ağaçların altında yürümek, büyük keyif veriyor.

Müze binası başlangıçta 17’nci yüzyılda, üst düzey konuklar için bir rezidans ve otel olarak inşa edilmiştir. Ziyaretinizde özellikle müze binasının dış cephesinin güzelliğini görünüz.

Bina, günümüzde iyi bir müzeye ev sahipliği yapmaktadır. 2014 yılında müzeye fazladan bir bina eklenmiş ve eserlerin sergilendiği alanlar arttırılmıştır.

Bu yeni yapılan bina ile eski bina arasındaki ulaşım, bir yeraltı geçidinden  sağlanmaktadır.

Amsterdam’dakiler de dahil olmak üzere, Hollanda’nın en iyisi olduğu söylenen müzede: 17. ve 18. yüzyılda, eski ustaların sanat eserlerinden oluşan büyük bir koleksiyon bulunmaktadır. Bu koleksiyonda, çeşitli sanatçıların yaklaşık 800 parça eseri bulunuyor.

Bu olağanüstü eserler nedeniyle müzeye “Mücevher Kutusu” lakabı verilmiştir.

Müzenin en çarpıcı eseri: Johannes Vereer’in “İnci küpeli kız” tablosudur. Bu tablo: Hollanda ülkesinde “Mona Lisa” kadar ünlüdür. 17’nci yüzyılda yaşamış o kızın tam karşınızda ve bakışlarının da üzerinizde olduğunu hissedeceksiniz.

Bunun dışında, müzede, yine ünlü sanatçıların eserleri var.

Bunlar arasında benim ilgimi çekenler: Rebbrant’ın: Anatomi dersi ve otoportre’dir.

Müze de bir de müze hediyelik eşya dükkanı ve kafeterya bulunmaktadır.

ULUSLAR ARASI ADALET DİVANI

Birleşmiş Milletlerin yargı organı olan bu binayı: yalnızca fotoğraflamakla yetiniyoruz. Birleşmiş Milletlerin bu organında 15 yargıç görev yapıyormuş ve bu yargıçların kendi ülkelerinden buraya hatıra bir şeyler getiriliyormuş.

Söylenenlere göre: Türkiye için, Kastamonu’dan kükürt taşı getirilmiştir. Hatta: söylenenlere göre, binanın içinde bir de hukuk okulu bulunuyormuş. Binanın içinde gezi mümkün değildir.

PRİSON GATE MUSEUM

1428-1828 yılları arasında cezaevi olarak kullanılan burada, cezaevinin kapısı görülebiliyor. Burada: Hollanda’nın ceza hukuku hakkında bilgi edinebilirsiniz.

Bir Pazar günü zamanınız varsa, burayı ziyaret edebilirsiniz ve çok dar merdivenlerde gezerek, değişik bir atmosferi keşfedebilirsiniz.

KRALİYET SARAYI-NOORDEİNDE

Şehir merkezinde Noordeinde bölgesinde bulunan burası, 1609 yılında bu yana kraliyet ailesinin bir sarayı olarak kullanılmaktadır. Günümüzde ise, Kraliçe Beatrix’in çalışmaları için kullanılıyormuş. Saray kapısında “Özgür Kalacağım” yazıyor.

Ancak: saray halka açık değildir, yalnızca burayı ziyaret edenler uzaktan fotoğraf çekmekle yetiniyorlar. Ayrıca: sarayın bahçesinde, ziyaretçilere açık küçük bir park alanı bulunuyor.

Burayı ziyaret ederseniz, saray bahçesinin huzur ortamını yaşayabilirsiniz. Bu park alanında, Kraliyet Ahırlarında, ayrıca atlar ve kraliyet ailesinin arabaları standını bulabilirsiniz.

HODEL DES İNDES

Burası: Hollanda’nın en ünlü otellerinden birisidir. Görkemli otel: 1858 yılında, mimar Arend Roodenburg tarafından tasarlanmış ve Baron van Briemen için konut olarak inşa edilmiştir. 1900 yılında yapıda radikal değişiklikler yapıldı.

Dikkate değer ahşap ve ipek duvar kaplamaları ve Van Brienen’in adının baş harflerinin bulunan anıtsal şömine rafı ve salonlar ilgi çekmektedir. Evet, 92 odalı şehrin en lüks oteli, kusursuz hizmet verilmesiyle bu onuru hak ediyor.

MEYDAN

Şehir merkezinde, Plein’e bitişik bu meydan: kafe ve restoranlar ile doludur. Meydandaki ilk binalar: 17. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmeye başlanmış ve meydan büyük şehir evleriyle çevrilmiştir.

Ancak, 19. yüzyıla gelinceye kadar meydanda birçok değişiklik yapıldığı görülüyor. Koloniler yönetiminde ve özellikle Hollanda’nın Doğu Hint Adalarına ait birçok bakanlık: 19. yüzyılın ikinci yarısında burada inşa edilmiştir.

Meydanın merkezinde göreceğiniz anıt, 1813 yılında yapılmıştır. Kaide üzerinde, yaklaşık 10 metre yükseklikteki anıt “bağımsızlık sembolü” dür. İlk Hollanda kralı olan I. William, bu anıt huzurunda Anayasaya bağlılık yemini etmiştir.

Evet, günümüzde, meydanın çevresinde Adalet Bakanlığının güzel binasını görebilirsiniz. Bina neo-rönesans döneminde inşa edilmiştir. Meydanın tüm batı tarafı ile lüks kulüpler, Yeni Edebiyat Derneği görülmektedir.

Yaz aylarında, meydandaki kafe ve restoranlar çok dolu oluyor ve meydanda büyük hareketlilik yaşanıyor.

PASSAGE

Passage: şehir merkezinde, 115 yıllık muhteşem bir kapalı alışveriş caddesidir. Yani: Hollanda’nın en eski alışveriş merkezi olarak bilinmektedir. Yapının kanatları, 1882 yılında neo-Rönesans tarzında inşa edilmiştir. 1928 yılında, son kanat ana yapıya ilave edilmiştir.

2007 yılında ise, kapsamlı bir restorasyon çalışması yapılmıştır. Bu çalışmada: cepheler orijinal haline getirilmiş, mermer zemin restore edilmiştir. Evet, burada cam kubbe altında: üç kapalı alışveriş caddesi bulunuyor.

Burada özellikle; hediyelik eşyalar, tasarım ürünleri, kahve, çay ve yemek pişirme gereçleri bulup satın alabilirsiniz.

HOLLANDA CASİNO SCHEVENİNGEN

Yapı: 1994-1995 yılları arasında, mimar Pi de Brujin tarafından tasarlanarak yapılmıştır. Giriş, şeffaflık veren büyük bir pencere gibi vurgulanmıştır. Cephenin görüntüsü ilgi çekicidir. Yoldan geçen saydam şeritlerden binanın iç atmosferi görülebilmektedir. Özellikle akşamları, ışıklandırma ile binanın cephesi çok ilginç görülüyor.

SPUİPLEİN

Burası: Lahey şehrinin yeni merkezindeki ilk yapılardan birisidir, yani 1987 yılında yapılmıştır. Burada: Hollanda Dans Tiyatrosu ve Halk Kütüphanesi bulunmaktadır, yani bir kültürel merkez olarak işlev görür. Buranın hemen yanında bir kilise bulunuyor.

Kilise: 17. yüzyıldan kalma, ilk Hollanda Protestan kilisesi olarak önem kazanıyor. Yapılış tarihi olarak: 1649-1656 yılları arası belirtiliyor.

DELPH

Burası,  şehir merkezine 6 km. uzaklıktadır. Lahey ile Rotterdam şehirleri arasındadır. Lahey şehrinin zenginleri: bu kasabadaki malikanelerinde oturuyorlar. Buranın 1100 yılında kurulduğu söyleniyor.

Ancak, günümüzden 300 yıl önce: Johannes Vermeer’in tuvaline yansıyan şehrin şirin görüntüsü, günümüzde de sürüyor. Şehrin en önemli özelliklerinden birisi: ürünlerini su yolu ile taşıyabilmek için Rotterdam şehrine kadar, 20 km. lik kanal inşa etmişlerdir.

“Delf Mavisi” denilen bir renkleri var ve bizdeki “Turkuaz” renk gibi “İznik çinisi” rengi gibidir. Ancak: bundan yapılan ürünlerin müthiş pahalı olduğunu gördüğünüzde şaşıracaksınız. Delf Mavisi (Delfs Blauw) porselenleri, satın almasanız da mutlaka görülmesi gereken güzellikler olarak önem kazanıyor.

Öte yandan, İstanbul-Topkapı Müzesinde de: Harem Dairesinde Hünkar Mahfilinde, bunların örneklerini görmek mümkündür. Çin porselenlerin kopyalarıyla başlayıp, kendi üsluplarını geliştirmişlerdir. Evet, burada nereler gezilmeli görülmelidir.

NİEUWE KERK-YENİ KİLİSE

Bu Protestan kilisesi, şehrin ana meydanındadır. Hollanda kraliyet ailesinin fertlerinin mezarları burada bulunmaktadır. En son olarak 2004 yılında Prens Bernhard buraya gömülmüştür. İlk olarak ise, 1584 yılında Prens William burada gömülmüştür.

Kilise 1656 yılında yapılmıştır. Lahey şehri merkezindeki en eski anıtlardan birisidir. 1900 yılı civarında, çevresindeki kanallar dolana kadar bir ada da duruyordu. Kilisenin dini işlevi 1970’li yıllarda bitti. Daha sonra iş ve kültürel etkinlikler ve konserlerin düzenlendiği bir yer haline dönüştürüldü.

Yapı: mimari özellikleri nedeniyle UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesine” dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Hatta dünyanın korunması gereken ilk 100 eseri listesindedir.

Aynı listede, ülkemizde Ankara şehrinde Justinyen Tapınağı da bulunmaktadır. Ancak bir farklı, Justinyen tapınağı 2000 yıllıktır.

Evet, günümüzde yapı; 108.75 metrelik kulesiyle de ilgi çekiyor ve bu kuleye çıkıp çevrenin manzarasını izlemek mümkündür.

Kule: Hollanda’nın en yüksek ikinci kulesidir. Günümüzde Lahey Filarmoni Orkestrası burada konserler vermektedir. Kilisede düzenlenen etkinliklerin biletleri ise, hemen karşısındaki Dr Anton Philips Hall’de satılmaktadır.

ESKİ KİLİSE

Eski kilise, 1246 yılında inşa edilmiştir. Yakın geçmişte restore edilen kilise içinde, 1548 yılı yapımı oymalı minber ve 27 vitray penceresi ilgi çekmektedir. Hollandalı deniz kahramanları Piet Hein ve Maerten Tromp: burada gömülüdürler.

Hollanda Rotterdam

Hollanda Rotterdam

Şehir: Hollanda’nın güneybatısında bulunur. Amsterdam şehrinden sonra nüfus olarak Hollanda’nın ikinci büyük şehridir. Ama, yüzölçümü olarak Amsterdam’dan büyüktür. 2011 yılı sayımlarına göre, şehrin nüfusu: 610 bin kişidir.

Burası: Avrupa’nın en büyük limanlarından birisidir. Liman bölgesinin uzunluğu 37 km. dir. Buranın limanı, Singapur’dan sonra dünyanın en büyük ikinci limanıdır. Hollanda ülkesinde, deniz seviyesinin altındaki şehirlerin isimleri “dam” kelimesi ile bitmektedir. Yani: burası da deniz seviyesinin altındadır.

Bu yüzden: denizden, setlerle korunmaktadır. Hatta: Hollanda Devleti: suya karşı yaptığı bu mücadele için, bütün ailelerden fert başına vergi alıyormuş. Ancak: küresel ısınma bu şekilde devam ederse, gelecekte Hollanda diye bir ülkenin kalmayacağı gerçeği de bir kenarda duruyor.

Ayrıca: şehir lüks alışveriş yerleri, moda ve sanatçılara uygun yapısı ve gece eğlence yaşamı ile dikkat çeker.

Şehir: Avrupa’daki pek çok şehre göre nispeten ucuzdur. Hatta: Amsterdam şehrinden bile ucuz olduğu söylenebilir. Öte yandan; memur ve öğrenci şehridir, yeteri kadar gelişmiş, ancak tenhadır.

Yani: bu yeşil şehrin her yeri hiçbir zaman tam anlamıyla kalabalık olmaz. Şehir merkezi olarak, Amsterdam ile kıyaslandığında: şehir merkezinin daha geniş olduğu ancak yine de birkaç saat içinde tamamen gezilebilecek boyutta olduğu ortadadır.

Amsterdam şehrinin onda biri olmasına rağmen, Amsterdam şehri kadar ilgi ve turist çeker. Yine de, Amsterdam eğlence şehri iken, burası çalışma ve iş şehri, emekli şehri olarak bilinir.

Ayrıca: II. Dünya savaşı sonrası eserlerin hakim olduğu ilginç mimari ilgi çeker. II. Dünya savaşında, Almanlar şehri bombalayarak dümdüz etmişler ve savaşın ardından şehir değişik mimari stiller kullanılarak yeniden inşa edilmiştir.

Ama sonuçta: uçuk kaçık, manasız ve hatta muhteşem güzellikte mimari yapılar ortaya çıkmıştır.

Bisiklet denilen ce, malum Hollanda ülkesinde muhteşem bir bisiklet yoğunluğu var.

Ama: yürüyüş yaparken pat diye önünüze birden bisiklet çıkabiliyor. Bundan kurtulmak için kırmızı ile ayrılmış bisiklet yollarına dikkat etmenizi öneririm.

Ayrıca: eğer bisiklet kiralayacaksanız, mutlaka kilit tertibatını da almalısınız, çünkü muhteşem bisiklet hırsızlığı var. Bisikletlerin park edildiği yerde o kadar çok bisiklet oluyor ki, çoğu kez size ait olan bisikleti bile bulmakta zorluk çekebiliyorsunuz.

Evet, şehirde bisiklet kiralamak isterseniz: hemen tren istasyonunun yanında, günlük 8 Euro ödeyerek bisiklet kiralayabilirsiniz, ancak 100 euro nakit depozito istenildiğini de unutmanız gerekir.

TARİHİ

Küçük bir balıkçı kasabası olarak kurulan şehir 1250 yılında kurulmuş ve ismini “rotte” isimli küçük bir nehirden almaktadır. 1300’lü yılların ortalarına gelindiğinde ise, şehir liman ile birlikte büyümeye ve gelişmeye başlamıştır.

17. yüzyılda, 20.000 kişi nüfus barındıran şehir, bu hızlı gelişimin ardından, 19. yüzyıl başında 100 000 kişilik nüfusa ulaşır.

1870 yılına gelindiğinde: şehri ikiye bölen “Mass nehri” üzerinden, Almanya’ya bir su yolu açılır ve bunun sonucunda: nehir üzerinden ticaret bağlantısı kurulur.

Tüm bunlar yani gelişme sürerken: Alman güçleri tarafından işgal edilmeye çalışılan Hollanda’nın bir gün içinde ele geçirilmesi düşünülürken, ortaya çıkan direniş nedeniyle, direnişin kırılması ve silah bırakılmasını sağlamak amacıyla: şehir, 14 Mayıs 1940 tarihinde, Almanlar tarafından bombalanır.

2 saatlik bombalama sonucunda, şehirde 1000 kişi ölür ve 80 bin kişi evsiz kalır. 24 bin ev ve birçok yapı tamamen yok olur.

Savaşın ardından, 1945 yılında şehir yenilenmeye başlanır. 1960 yılına gelindiğinde, dünyanın en büyük limanının burada bulunması nedeniyle, şehrin nüfusu da hızla artar. 1968 yılında ilk metro yapılır.

ULAŞIM

Amsterdam “Schiphol Airport” havaalanı: Rotterdam şehrinden 65 km. uzaklıktadır. Havaalanından her 15 dakikada bir Rotterdam şehrine tren kalkar. Amsterdam-Rotterdam arasındaki bu tren yolculuğu: gidiş-dönüş 15 Euro ücret ödeyerek yapılabilir.

Sonuç olarak: Rotterdam şehrine uçakla ulaşım mümkün değildir. İstanbul-Amsterdam arasındaki uçuş süresi ise, 3.5 saattir.

İKLİM

Rotterdam: her ne kadar yazın güzel olsa da, kışın bu şehirde gezmek pek mümkün olmaz. Soğuk ve rüzgar o kadar etkilidir ki: yüzünüz donar.

Bu şehri ziyaret etmek için: tercih etmeniz gereken tarihler: Nisan-Mayıs-Haziran-Eylül aylarıdır. Genel olarak: yazlar ılık ve nemli, kışlar ise soğuk geçer.

İNSANLAR

Şehirde, Amsterdam şehrine nazaran daha çok göçmen ve işçi sınıfı bulunmaktadır. Nüfusun % 50’si yabancıdır. Hollanda ülkesinde, Türk nüfusun en yoğun yaşadığı bölgedir. Türkler, şehirde doğuda “Zuid” denilen bölgede yaşarlar.

Bunun dışındaki göçmenlerin yoğunluğu: Kuzey Afrikalı ve Polonyalı insanlardır. Şehrin 600 bin kişilik nüfusu için ayrıntılı istatistik rakamlarına bakılınca: 320 bin Hollandalı, 52 bin Surinamlı, 45 bin Türk, 36 bin Faslı, 19 bin Hollanda Antileri vatandaşı ve 66 bin diğer gelişmemiş ülkeden gelen göçmenlerden oluşmaktadır.

Söylenenlere göre, şehirde 170’den fazla milletten insan yaşamaktadır ve bunlar şehre etnik zenginlik vermektedirler.

DİL

Ülkede resmi dil “Flemenkçe” olmasına rağmen, sokaktaki herkes İngilizce bilir ve konuşur. Zaten, cadde ve sokaklarda görebileceğiniz birçok kişi üniversite öğrencisidir.

ALIŞVERİŞ

Rotterdam şehrinde: haftanın yedi günü açık olan herkes için bir şeyler bulunan mağazalar, dükkanlar bulmak mümkündür.

Şehrin en önemli hediyelik eşya tarzı: şehrin futbol takımı olan “Feyenoord” üzerine kurulmuştur ve bu futbol takımının armasını taşıyan birçok hediyelik eşya bulup satın alabilirsiniz.

Şehirdeki belli başlı alışveriş merkezleri şunlardır:

Primark:
Tren veya metro ile “Alexander” denen yere gidiyorsunuz ve istasyondan çıktığınızda, Alexandrium alışveriş merkezini görebilirsiniz. Oraya girip “Primark” denen alışveriş merkezini görebilirsiniz.

Beurstraverse:
Bu caddede ağırlıklı olarak ünlü markaların, büyük zincir mağazalarını bulabilirsiniz. Caddede: havuzlar var ve gayet güzel bir yer olarak önem kazanıyor.

New Market& Pannekoessraat:
Burada: stil ve özel tasarım mağazaları bulunuyor.

Witte de:
Burada: birçok galeri, kafe ve moda tutkunları için moda mağazaları bulunuyor. Bu sokakta, ayrıca: sanatsal ve kültürel etkinlikler de görülüyor.

Think:
Son trentleri tespit etmek istiyorsanız, burayı ziyaret etmeniz gerekiyor. Burada: ilginç tipler için birçok konsept mağaza ve markalar bulunuyor.

Oldebarnevelstraat ve Kruiskade Of:
Bu küçük mahalle: Rotterdam şehrinin moda bölgesi olarak biliniyor.

Plaza Rotterdam:
Şehrin kalbindeki bu alışveriş merkezinde sayısız mağazalar ve kafeler bulunuyor.

Venedik Pasajı-Stokvis Su 12:
Venedik atmosferini tadabileceğiniz bu bölgede: moda butikleri ve ayakkabı satan birçok pasaj bulabilirsiniz.

Arı Kovanı-Coolsingel 105:
Burada: moda, kozmetik, aksesuar ve yaşamın diğer alanlarında kullanılacak ürünlerin satıldığı birçok mağaza bulabilirsiniz.

Alexandrium-Kısa Poolsterstraat:
Burada, 140’dan fazla mağaza bulunuyor. Pahalı takılar, hediyelik eşyalar, takım elbiseler ve tüm bunları satın alabileceğiniz küçük ve seçkin mağazalar bulabilirsiniz.

La Bourse-Borsa Traverse 186:
Yağmurlu ve soğuk bir günde: burayı ziyaret edebilirsiniz ve burada: çeşitli mağazalar, pasajlar bulunuyor.

Zuidplein 420:
Şehrin güneyinde bulunan bu alanda, 150’den fazla mağaza ve restoran bulunuyor. Burası, Hollanda’nın en büyük alışveriş merkezlerinin başında gelmektedir.

NE YENİR

Şehri ziyaret ettiğinizde, burada her köşe başında satılan patates kızartması tadabilirsiniz. Bunun yanında: Hollanda peyniri ve Wafel bulunur. Şehrin birçok yerinde: taze deniz ürünleri satılan küçük lokantalar da bulabilirsiniz.

Şehrin birçok yerinde: Hollanda’ya özgü bütün halinde bekletilmiş çiğ balık tezgahları görebilirsiniz. Bu çiğ balıklar, bütün halinde hop diye yutuluyor.

Ayrıca: şehir tam bir göçmen şehri olduğundan, birçok kültüre ait restoranları ve yemek kültürünü de bulabilirsiniz ki, özellikle “döner” ve “dönerciler” bu şehirde oldukça yaygındır.

Yemek için birkaç yer önermek gerekirse

Z&m Delicatessen olabilir. Burası: içinde yemek okulu bulunan bir mekandır. Şehre gelen gezginler, buraya mutlaka uğramaktadırlar. Serviste sunulan ürünler, tamamen doğal olmasıyla tanınıyor. Mekanın zengin şarap menüsü de ilgi çekiyor.

Parkheuvel: Burası: dev pencerelerinden “Maas Nehri” nin manzarasının izlenebildiği bir yer olarak önem kazanıyor. Manzara yanında, mekan ilk Hollandalı aşçı olan Helder’in yarattığı zengin menü ile de tanınıyor.

GECE HAYATI

Şehirde, gece hayatı, eğlenmek isteyenlere birçok seçenek sunabilmektedir. Yine de gece hayatı çok kısıtlı denebilir.

Popüler gece kulüpleri arasında en öne çıkanı: “Off-Corso” dur. Eski bir sinemada bulunan bu mekan: tekno müzik alanında üst düzeydedir.

Burası, zaten Avrupa’nın en büyük diskolarından birisi olarak bilinir. Buranın değişik gecelerde yaptığı değişik organizasyonlar ilgi çekmektedir.

Latin müziği tercih ederseniz, bu kez “La Luna” ve “El Cantinero” düşünülebilir. Dediğim gibi, tekno müzik burada bir tutkudur.

Coffeshoplar: ya Türkler ya da zenciler tarafından işletiliyor. Zaten: müşterileri de bu yöndedir.

Evet: barlarda eğlenmeyi düşünürseniz: “Beurs” arka sokaklarında yan yana sıralanmış barları düşünebilirsiniz.

Perşembe akşamları “students night” yani “öğrenci gecesi” dir ve birçok yere giriş ücreti ödemeden girmek şansı bulabilirsiniz.

Hatta: bir şişe birayı 1 Euro gibi düşük bir ücretle içebilirsiniz. Söylediğim gibi, özellikle Erasmus için buraya gidecek öğrenciler: zamanla şehirdeki öğrenci akşamı uygulaması yapan barları öğrenebilirler ve buralarda ucuz rakamlarla eğlenebilirler.

Kumar meraklıları: Hollanda Casino’yu düşünebilirler.

“Cafe de Witte”: Lonely Planet tarafından “Dünyanın en iyi barı” olarak seçilmiştir.
Son olarak: şehirde “Red Light” bölgesi varmı diye düşünenler için, hayır yoktur.

Rotterdam şehrinde belirli bir kırmızı ışık bölgesi yok, ancak çeşitli kulüpler ve özel evler (privehuizen) bulunmaktadır.

Eski Tippelzone, Keilewag: 2005 yılında kapatılmıştır.

UYUŞTURUCU

Hollanda’nın diğer şehirlerinde olduğu gibi, burada da: hafif esrar kullanımı serbesttir. Coffe shoplar da; ucuz ve esrarlı sigaralar bulmak mümkündür.

Ancak, bu mekanlar, Amsterdam şehrinde olduğu gibi, şehir merkezinde değil, şehir dışında konuşlanmıştır.

Çünkü: Rotterdam şehrine gelenler, buralara pek rağbet etmiyorlar, çünkü şehir dışındaki bu mekanları bulmakta zorlanıyorlar.

Bu mekanlar, genellikle Rotterdamlılar tarafından kullanılıyor ve gençlerden 70 yaşındaki yaşlılara kadar bu mekanlarda, uyuşturucu kullananları görmek mümkündür.

Buralarda, mekan önlerinde, özellikle akşam saatlerinde, ağır uyuşturucu satanların da bulunduğunu unutmamak gerekir.

ÜNİVERSİTELER

Şehirde: en büyüğü “Erasmus Üniversitesi” olmak üzere, üç dört tane üniversite bulunmaktadır.

Hollanda Rotterdam Gezilecek Yerler

GEZİLECEK YERLER

CUBE HOUSES-KÜP-ZAR EVLER

Kütüphaneden dümdüz devam edince, Overblaak caddesi üzerinde bulunan “küp evler” in bulunduğu yere gelebilirsiniz. Blaak Metro İstasyonunun hemen yanındadırlar.

Bunlar: dünyanın en garip 50 binası içinde değerlendirilmektedir. Bu evler: 80’lerin başlarında Piet Blom tarafından: şehrin çatısında yaşamak konseptiyle, 45 derece açılı olarak dizayn edilerek inşa edilmiştir.

Mimar Blom; büyük bir şehir içinde bir köy geliştirmek istemiştir ve çeşitli farklı fonksiyonları bulunan bu yapıları yapmıştır.

Dışarıdan çok ilginç olsa da, içine girildiğinde yaşamanın zor olduğunu düşündüren mimari stildir. Çünkü: 100 metre karelik her ev: garip yapısı nedeniyle, bu kadar bir yaşam alanı sunmaz, her yeri köşeli ve üçgen olması nedeniyle hayli eğlenceli görülse de, dediğim gibi, yaşayanlar için pek cazip değildir.

Evlerde: bir kısım ev üniversite binası olarak, bir kısmı ise ailelerin yaşaması için kullanılıyor. Öte yandan: Hollandalılar için bu evlerde yaşamak prestij olarak değerlendiriliyormuş.

Küp evlere giriş ücreti 10 Euro’dur. Kubus (Museum House) denilen ev: küp şeklindeki evlerin alışılmadık ve tam donanımlı bir gösteri evi olarak kullanılmaktadır. İçi: ziyaretçilere, o eğimli duvarlar ile bir küp evde yaşamın nasıl mümkün olduğunu göstermek için düzenlenmiştir.

BOİJMANS VAN BEUNİNGEN MÜZESİ

Burada: 140 binden fazla eser bulunan geniş bir koleksiyon bulunmaktadır. Bu koleksiyon içinde: antik ve modern sanat eserleri ve tasarımlar bulunmaktadır.

Ancak, bu müzede en ilgi çeken eserler: Rembrandt, Van Gogh, Magritte, Dali, Kokoschka, Leonardo da Vinci, Cornell ve Rubens’e aittir.

Özellikle: Oskar Kokoschka ve Van Eyck gibi sanatçıların eserleri ilgi çekiyor. Ayrıca: Rembrant’ın 1655 yılı yapımı “Kürsüde Titus”, Claude Monet’in 1882 yılı yapımı “Varengeville ile douaniers Hut”, Salvador Dali’nin 1938 yılı yapımı “Afrika İzlenimleri”.

Çizimler ve resimlerden oluşan koleksiyon: dünyanın en önemli koleksiyonlarından birisi olarak kabul edilmektedir.Evet, yıllık 300 bin ziyaretçi çeken müzeyi sizin de gezmenizi öneririm.

Hollanda Rotterdam KUNSTHAL ROTTERDAM MÜZESİ

Hollanda Rotterdam KUNSTHAL ROTTERDAM MÜZESİ

KUNSTHAL ROTTERDAM MÜZESİ

Şehirde, görmenizi önereceğim en önemli müzedir.

Burada, her yıl 25 yeni sergi düzenlenmektedir. Müze binası: diğer birçok müze binası gibi, başlı başına bir mimari şahaserdir. Mimar Rem Koolhaas tarafından tasarlanan bina: 3300 metre karelik bir alanı kapsamaktadır.

Bina, başlı başına bir sanat eseridir. Müzenin koleksiyonunda ise: eski ve modern sanat eserleri bulunmaktadır.

ERASMUS KÖPRÜSÜ

Köprü: mimar Ben van Erkel tarafından tasarlanmış ve 1996 yılında Hollanda Kraliçesi Beatrix tarafından açılmıştır.

Köprü: “Kop van zuid” bölgesini, merkeze bağlar ama öte yandan, şehrin ilk köprüsü değildir. Ama şehrin sembollerinden biri olmuştur. Şehirde satılan birçok hediyelik eşya üzerinde, köprünün resmi bulunmaktadır. Yani bir anlamda, şehrin logosu haline gelmiştir.

Adını: 1465-1525 yılları arasında yaşamış, Rönesans ile birlikte ortaya çıkan “Hümanizm” akımının öncülerinden yazar Erasmus’tan almaktadır. Erasmus: Rotterdam’lılar için çok önemlidir ve bu yüzden şehirdeki birçok yere (köprü, hastane, üniversite gibi) onun adını vermişlerdir.

Tek direkli olması nedeniyle, Rotterdam’lıların buraya “Swan” yani “Kuğu” dediği köprünün toplam uzunluğu 802 metredir.

Yani, dünyanın en uzun asma köprüsüdür. Aynı zamanda Hollanda’nın en uzun köprüsüdür.

Çelikten yapılmış göz alıcı ve asimetrik Pilon (direk) yüksekliği ise: 139 metredir.

Çelik köprü: güverte kısa tarafına pilon tarafına 8 ve uzun tarafına bağlı 43 kablo ile dengelenmiştir.

Köprü üzerinde: iki kaldırım, iki bisiklet yolu, iki araç yolu ve tramvay rayları bulunmaktadır. Köprü güvertesinin altında ise: bir dükkan (hediyelik eşyalar satılmaktadır), bir restoran, bir bar ve Erasmus otoparkı bulunmaktadır.

Köprünün güney ucunda: gemilerin geçmesine izin vermek için 89 metre uzunluğunda baskül köprü bulunmaktadır. Bu baskül köprü: dünyada türünün en büyük panelini içermektedir.

Köprüyü geçtiğinizde ise: II. Dünya Savaşında: Alman bombardımanından kurtulan üç binadan biri olan ve üzerinde saat bulunan iki yeşil kulesiyle göze batan New York oteli görülmektedir.
Özellikle: akşam saatlerinde bu köprü, bir başka güzel oluyor.

Evet: Erasmus köprüsünü arkanıza alarak, mutlaka fotoğraf çektirmelisiniz, çünkü şehre gelenler için bu bir gelenektir. Köprünün bir diğer özel tarafı: köprüye doğru yürürken yerlere dikkatli bakınız. Çünkü: birçok ünlü şahsın ayak ve el izleri: betona gömülmüş olarak görülebilir.

Köprüde: bazı Hollywood filmleri, Red Bul Air Yarışları, dans etkinlikleri ve 2010 yılı Tour de France yarışlarının başlangıcı düzenlenmiştir. Rotterdam maratonu da buradan başlar.
Evet, özellikle bu köprüyü bisikletle geçmenizi öneririm.

HOTEL NEW YORK

Burası: 1880 yılından itibaren Amerika-Hollanda Deniz Yollarının merkez ofisi olarak inşa edilmiştir. En büyük özelliği, 1940 yılındaki Alman bombardımanında, bölgede sağlam kalabilen üç binadan biri olmasıdır.

Üzerinde saat bulunan iki yeşil kulesi göze çarpar. Bölgedeki diğer gökdelen tarzı modern binaların arasında, tezat yaratan ilginç bir görünümü vardır.

5 Mayıs 1993 yılında ise orijinal dekoru kullanılarak 4 yıldızlı ve 72 odalı, 7 konferans suitli otele dönüştürülmüş ve tür ve Rotterdam şehrinin simgesi olarak değerlendirilir.

Otelin restoranı 350 kişi kapasitelidir. Ayrıca: Maas bölgesine bakan bir teras bulunmaktadır.

Evet: Amerika’dan gelen gemiler buranın yakınındaki limana yanaşırlarmış ve yeni dünyaya, yeni hayallerle gidecek insanlar yolculuklarına buradan başlarlarmış.

Evet, muhteşem bir liman ve şehir manzarasına sahip otelde konaklamasanız bile; otelin restoranı, barı, terası ve kitapçısını gezebilirsiniz.

Hatta: barında bir bira içebilir, restoranında deniz ürünlerinden oluşan bir menüyü, uygun fiyata tadabilirsiniz.

Bunların dışında: otelle, nehrin kuzey kıyısındaki eski liman arasında hareket eden hızlı deniz taksileri ve nostaljik ahşap teknelerle güzel bir gezi yapabilirsiniz.

Otelin hemen yakınlarında, ucu delikli beton anıt ise: denizlerde hayatını kaybeden Hollandalı denizcilerin onuruna yapılmıştır.

KRALİNGSE PLAS

Burası; Kralingen bölgesindeki 100 hektarlık bir alanı kaplayan göldür.
Göl çevresinde, su sporları dernekleri bulunuyor.

Bu göl çevresindeki minik kafelerde gayet güzel zaman geçirebilirsiniz. Bunlara giderseniz, mutlaka “taze nane” çayı içmelisiniz. Fas ülkesinde meşhur olan bu çayı, burada da gayet güzel yapıyorlar.

Göl çevresindeki alanda, gayet güzel yürüyüş te yapabilirsiniz. Amsterdamlıların bir çoğu: hava güzel olduğunda burada yoğunlaşıyorlar. Son bir not: Hollanda Pop Festivali burada yapılıyor.

MARİTİME MUSEUM ROTTERDAM

Dünyanın en büyük limanı bulunan şehirde, küçük bir denizcilik müzesi bulunuyor. Ama, bu müze, dünyanın en iyi deniz müzelerinden birisidir. Müze: 1874 yılında kurulmuştur ve Erasmus köprüsüne 5 dakikalık yürüyüş mesafesindedir.

Pazar günleri hariç, müze her gün saat: 10.00-17.00 arasında ziyaret edilebilmektedir. Giriş ücreti, yetişkinler için 7.5 Euro, çocuklar için 4 Eurodur.

Müzede: denizcilikle ilgili yüzlerce obje sergileniyor. Daimi koleksiyonda bulunanlar: büyük ölçüde sadece bağış ve özel kişiler, şirketler ve fonlardan mali destek sağlanarak elde edilmiştir. Bu objeler vasıtasıyla: ziyaretçiler, bugünü ve geleceği ve geçmişin denizcilik dünyasını anlayabilmektedirler.

Hatta: Rotterdam limanının tarihi hakkında bir film izlemek mümkündür. 1868 yılı yapımı bir donanma gemisi ise, özellikle çocuklar için eğlenceli bir eğitim programı sunuyor.
Evet: denizcilik müzesi, tüm ailecek gezebileceğiniz bir yerdir.

MAASTOREN

Kop van Zuid semtinde bulunan Maas kuleleri: 2006-2010 yılları arasında yapılmıştır ve şehrin en yüksek binasıdır ve şehrin silüetini etkiler. Ama, burası aynı zamanda Hollanda ve Benelüks ülkelerinin de en yüksek binasıdır.

Binanın yüksekliği 161.2 metredir ve diğer bina yaklaşık 100 metre daha düşüktür. Cephe alüminyumdur ve çatı cam kaplıdır. Binanın cephesi: değişik hava koşullarında, gri metalik farklı renkler alır.

Binanın hücre kule çatısı, ilaveten 25 metrelik bir yükseklik daha kazandırır. 44 katlıdır ve bu katlarda, ofisler, evler ve bir otopark bulunmaktadır. Otopark 633 araç kapasitelidir ve 2. ile 10. katlar arasındadır. Bodrum katında da 2 kat otopark olarak ayrılmıştır. Binanın en büyük özelliklerinden birisi de nehir suyu ile ısıtılıp soğutulmasıdır.

EUROMAST

Burası, Rotterdam şehrinin simge kulelerindendir. Paris şehrindeki Eiffel kulesi, Brüksel şehrindeki Atomium ve burada, Euromast. Otel: Hotel New Yort tarafından işletilmektedir.

Yapı: 1958-1960 yılları arasında: Dünya Bahçecilik Sergisi nedeniyle, Mimar Maaskant Floriade tarafından tasarlanmıştır. Evet, kulenin yüksekliği: 101 metredir.

Kulenin iç çapı: 9 metre ve duvar kalınlığı 30 cm. dir. Kulenin 96. metresinde bir restoran ve gözcü gözlem platformu bulunmaktadır.

Kule: 2010 yılında anıt eser olarak koruma altına alınmıştır.

Kulede: yüksek hızlı asansörler var, bunlara binerek kulenin seyir terasına çıkabilirsiniz ve buradan: Lahey ve hatta Antwert şehirlerini bile görebilirsiniz. Ayrıca, kulenin tepesinde muhteşem bir manzara eşliğinde yemek de yiyebilirsiniz.

Evet, şehri ziyaret edenlerin mutlaka bu kuleye çıkmalarını öneriyorum. Kuleye çıkış ücreti 2.5 Euro’dur.

Öte yandan: otelin tepesinde bulunan “Heaven” ve “Star” isimli süit daireler: eski yılların romantizmini yaşatmaktadır. Son bir not: heyecan arayanlar için: 100 metre yüksekliğindeki bu kuleye, asansörle çıkıp, bir ip yardımı ile tamamen bağımsız olarak aşağıya inebilirsiniz.

Evet, bu inişin süper heyecanlı olduğunu söylememe sanırım gerek kalmıyor. Saatte: 100 km. hızla, 15 saniyede, çapraz aşağıya uzanan kablolar yardımı ile aşağıya inebiliyorsunuz.

ROTTERDAM CİTY HALL

Rotterdam Belediye Binası: şehirdeki birkaç eski binadan bir tanesidir. Bina: 1914-1920 yılları arasında inşa edilmiştir.

Binanın temeli, 15 Temmuz 1915 tarihinde, Kraliçe Wilhelmina Stadhuisplein tarafından atılmıştır. Ancak: 1940 yılında, II. Dünya savaşında, olağanüstü büyük bir bombalamayı atlatmış, sağlam kalabilmiştir.

Yapı: ortasında ana giriş ile bir avlu çevresinde inşa edilmiş, simetrik bir tasarıma sahiptir. Avlu, küçük bir park gibidir ve yapının ortasındadır, buraya caddeden geçilebilmektedir.

Binanın çevresinde yürüyüş yaparsanız: çeşitli özel heykelleri görebilirsiniz. Özellikle: ana girişin iki yanındaki heykeller ilgi çekmektedir. Ana giriş kapısının üzerinde: “Şehirler Bakiresi” ve bunun üzerinde yaldızlı bronz bir heykel görülür.

Bu “Barış Meleği” heykelidir.

Evet, bu tarihi belediye binası, rehberli turlarla gezilebilmektedir. Binanın bulunduğu meydan: yani Belediye Meydanı, özellikle akşam saatlerinde popüler bir eğlence alanına dönmektedir.

SS ROTTERDAM

Bu: şimdiye kadar Hollanda ülkesinde toprak üzerinde inşa edilmiş en büyük yolcu gemisidir. Gemi: 1958-2000 yılları arasında faaliyetini sürdürmüştür. Rotterdam ve Amerika-New York arasında göçmen taşıma ve dünyada kruvaziyer yolcu taşıma için Holland-America Line (HAL) adına 40 yıl kullanılmıştır.

İlk olarak ise, 13 Eylül 1958 tarihinde, bir törenle, Kraliçe Juliana tarafından denize indirilmiş ve 1959 yaz aylarında ilk seferine çıkmıştır.

Rotterdam’da inşa edilen gemide, en iyi Hollandalı ustalar görev yapmıştır. 1969 yılında ise, gemi: Karaipler ve Alaska yolculukları için, bazı zengin Amerikalılar tarafından kullanılmış, hatta dünya turları düzenlenmiştir.

Gemi: 1997 yılında SS Rotterdam Premier Cruise tarafından satın alınmıştır. Ancak, bu şirketin ani bir finansal çöküşünün ardından, gemi: bir süre boşta kalmış ve daha sonra: onun Rotterdam limanına dönmesi ve bir turistik otel ve restoran olarak hizmet vermesine karar verilmiştir.

Bir revizyon projesi sonucu, gemi 2008 yılında Rotterdam limanına döner ve günümüzde bir müze gemi olarak ziyaret edilebilmektedir.

Gemiyi gezmek isterseniz: rehberli bir tura katılabilir ve nehir üzerinde bulunan gemide: kent silüetini izleyebilirsiniz.

Tur: her gün saat: 10.00-17.00 arasında yapılıyor ve yarım saat sürüyor. Ücretsiz olan bu ziyaretinizde; gemi içindeki eşsiz oteli ve restoranı görebilirsiniz. Ayrıca: makine odaları, yolcu güverteleri, kaptan odası ve kontrol köprüsü de görülebilir.

Hediyelik eşyaların satıldığı dükkandan ise, hatıra olarak bir şeyler bulup satın alabilirsiniz.

Hollanda Rotterdam ROTTERDAM ZOO

Hollanda Rotterdam ROTTERDAM ZOO

ROTTERDAM ZOO

Burası, her yıl, yaklaşık 1.5 milyon kişi tarafından ziyaret edilmektedir ve bu nedenle, Hollanda’nın en popüler turistik yerlerinden birisidir.

Giriş ücreti; 3-12 yaş arası çocuklar için 16.5 Euro, 12 yaş ve üstü için 21 Eurodur. Her gün saat: 09.00-17.00 arasında açıktır.

Hayvanat bahçesinde: sayısız hayvan bulunmaktadır. Bunlar: bir goril adası, bir timsah nehri, bir yarasa mağarası, filler tropikal bir bahçede görülebilmektedirler. Kutup ayıları, hayvanat bahçesinin en etkileyici canlılarıdır.

Hayvanat bahçesinde, su dünyasında yaşayan canlılara ait bir bölüm de bulunuyor. Burada: köpekbalıkları, kaplumbağalar, deniz su samuru ve penguenler gibi deniz canlıları da bulunuyor. Bunlar: 22 metre uzunluğundaki bir tünelde izlenebiliyorlar.

SPİDO HARBOUR TOURS ROTTERDAM

Özel dizaynlı ve ultramodern bu tekneler ile: limanda tur yapılıyor. Turlar, yaklaşık 75 dakika sürüyor ve tekneler: Erasmus köprüsü dibinden hareket ediyor. Bir de 2.5 saat süren uzun tur bulunuyor. Bu uzun tura katılırsanız: uluslar arası liman aksiyonlarını, boru katmanlarını, gemi inşa ve gemi tamir şirketlerini de görebilirsiniz.

Tur sırasında: yoğun liman trafiği ve bazı büyük gemileri görebilirsiniz. Ayrıca, yine şehrin birçok özel mimari yapısını uzaktan görme şansınız olacaktır.

Evet, dünyanın en büyük limanlarından birisi olan Rotterdam limanını gezmek isterseniz bu tura katılabilirsiniz.

Rotterdam Merkez istasyonuna 5 dakikalık yürüme mesafesindedir. Özel araç ile giderseniz hemen yakınında otopark bulunuyor.

Burası: Avrupa’nın kapalı alandaki en büyük minyatür noktalarından birisidir. Her şey hareket halinde gibi görülür. Burada: 27 binden fazla sakini: gündüzün uyanıyor ve bölge hareketleniyor. Akşam olduğunda ise: ( gündüz ile akşam arasında 24 dakika vardır) karanlıkta parıldayan ışıklar, geceyi aydınlatıyor.

DELFSHAVEN

Burası şehir merkezinde birçok tarihi bina bulunan, küçük bir liman alanıdır. Burası da, II. Dünya savaşındaki bombalamadan tesadüfen sağlam kurtulmuştur. Mahalle: restoranları, kafeleri, galerileri ve mimari anıtları ile mutlaka gezilmesi gereken bir yer olarak önem kazanmaktadır.

Burada görebilecekleriniz: 18. yüzyıl bir savaş gemisi kopyası olan “Delf” görülebilir. Limana bakan bir un değirmeni olan ”Distilleerketel” ilgi çekmektedir.
Evet: II. Dünya savaşında bombalanmadan önce, Rotterdam şehrinin nasıl olduğunu merak ediyorsanız, burayı mutlaka ziyaret etmelisiniz.

VAN NELLE DESİGN FACTORY

Van Nelle isimli bu fabrika: 1931-1990 yılları arasında faaliyetini sürdürmüştür ve burada: kahve, çay ve tütün işlenmiş, üretilmiştir.

Zaten, 1931 yılında, bu fabrika kapılarını açtığında, dönemin en yenilikçi ve modern fabrikalarından birisi olarak dikkati çekmiştir. Bunun yanında: fabrikanın tasarımı da ilgi çekmektedir. Tasarımda ağırlıklı olarak cam ve çelik kullanılmıştır.

Işık, hava ve uzay kavramları: mimarlar Brinkman ve Van der Vlught tarafından tasarlanmıştır. 1998 yılından bu yana: fabrika, ofisleri, mekanları ve birçok etkinlik evleriyle ziyarete açıktır ve rehberli turlara katılarak burayı gezmek mümkündür.

Öte yandan, burası Hollanda Devleti tarafından “Ulusal Korunan Anıt” olarak koruma altına alınmıştır.

WİLLİAMS BRUG- KÖPRÜ

Maas nehri üzerinde, toplam açıklığı 318 metre olan köprü: parlak kırmızı renktedir ve Rotterdam şehrinin kuzey ve güney kısımlarını birbirine bağlamaktadır.

Köprü: 1878 yılında ilk kez yapılmış olmasına rağmen, 1981 yılında tamamen yenilenmiş ve bugünkü görünümünü kazanmıştır.

Köprü: mimar William A. Tarafından tasarlanmıştır. II. Dünya savaşındaki Alman bombardımanından kurtulan nadir yapılardan birisidir. Söylenenlere göre: bir zamanlar bu köprüde bir asansör tertibatı varmış.

Köprü üzerinden geçecek tren köprüye geldiğinde: bir asansör mekanizması ile vagonlar yukarıya çıkarılıyormuş ve yukarıdaki raylar üzerinden köprüyü geçiyorlarmış.

Ancak, bir an, asansör mekanizması kilitlenmiş ve tren vagonları kilitlenen asansör mekanizması üzerinden, nehre uçmuş ve birçok kişi ölmüş, bunun üzerine Hollandalılar, köprüden tren geçişini yasaklamışlar ve tren günümüzde, köprünün altında, nehrin altından açılan bir tünelden geçiyormuş.

ST LAURENS KİLİSESİ

II. Dünya savaşındaki bombalamanın ardından, bombalamadan etkilenmeden ayakta kalarak günümüze ulaşan tek kilisedir. Kilise: 1449-1525 yılları arasında yapılmış, ortaçağdan kalma bir yapıdır. Fakat: 1969 yılında, yeniden inşa edilmiştir.

Kilise günümüzde hala aktif kilise olarak kullanılmaktadır. Ayrıca: büyük kutlamalar ve büyük toplantılar da burada düzenlenir. 2010 yılından sonra ise, burada Rotterdam tarihi ve kilise üzerine, kalıcı bir sergi bulunmaktadır.

Kilisenin önündeki “Blaak” meydanı ise, uzunca ve bomboş bir alan olarak dikkat çekiyor, ancak hafta sonlarında burada ikinci el yani bit pazarı kuruluyor.