Lübnan’ın güneyinde, Cenub vilayetinin merkezindedir. Beyrut’un 40 km güneyinde, Akdeniz sahilindedir. Sidon, bir burunda kurulmuştu. Fenikece adının anlamı, muhtemelen “balıkçılık” veya “balıkça kasabası” dır.
Kuzey ve güneyinde doğal limanlar vardı.
Kuzeyde bulunan liman: Kıyı açıklarındaki bir ada ve kayalıklarca korunan ana ticari ve askeri limandı.
Güney limanı ise: Göze güzel görünen, kumlu bir koy olmasına rağmen güneybatı rüzgarlarına açık olduğu için kullanımı sınırlıydı.
Güney liman yakınlarında, iskerlet kabuklarından oluşan çok büyük bir yığın bulunması, kayda değer miktarda mor boya üretiminin yapıldığının bir göstergesidir.
ÖNEMİ:
Nuh’un torunu tarafından isimlendirilen ve Yeşu tarafından Büyük Zidon olarak adlandırılan Eski Sidon, belki de dünyanın yaşayan en eski şehridir ve hem Tekvin kitabında hem de Homeros’un şiirlerinde adı geçme onuruna sahiptir.
Evet, Pers dönemindeki en önemli Fenike kenti: Sidon’du.
MÖ 351 yılında Sidonlular isyan etti, böylece Persler Sidon’u kuşattı. Sakinleri şehirlerini ateşe vererek karşılık verdi.Sonuç olarak 40.000 Sidonlu öldü. Şehir daha fazla direnemeyecek kadar zayıftı ve MÖ 332 yılında da Büyük İskender’e kapılarını açtı.
Evet, şehir MÖ 3 bin yılında kurulmuş ve 2. Bin yılda refaha kavuşmuştur.
Yunan şair Homeros eserlerinde ve eski Ahit’te sıkça adı geçen şehir, sırasıyla Asur, Babil, Pers, Büyük İskender, Suriye, Seleukoslar, Mısır’ın Ptolemaios Hanedanı ve Romalılar tarafından yönetilmiştir.
Günümüze kadar oturulduğu için, kentin içinde çok fazla kazı yapılamamıştır. Ancak şehirde tunç çağı öncesinde yerleşim olduğu biliniyor.
Homeros: zanaatkarların cam ve mor boya üretimindeki ustalıklarını ve kadınların nakış sanatındaki hünerlerini övmüştür.
Fenikeli tarihçi Sanchuniathon’a atfedilen bir anlatıya göre, Sidon, Nereus’un oğlu Pontus’un kızıdır. Sesinin tatlılığından yola çıkarak ilk kez orada müzik şarkıları icat ettiği söylenir.
Sidon
SAYDA ŞEHRİNDE GEZİLECEK YERLER:
Sidon deniz kalesi
SİDON DENİZ KALESİ:
Haçlılar tarafından MS 1228 yılında inşa edilmiştir. Bu adanın eskiden bir Fenike tapınağının bulunduğu yer olduğu söylenir.
Sidon limanını savunmak amacıyla yapılan deniz kalesi şehrin en önemli arkeolojik alanlarından biridir.
Ana karaya, 9 kemer üzerinden inşa edilmiş dar ama güçlendirilmiş 80 metre uzunluğunda bir geçitle bağlanır ve daha sonra Araplar tarafından erişim sağlamak için eklenmiştir.
Denizin kabarmasına karşı koruma sağlamak amacıyla, Sidonlular, doğal kayalık resif boyunca duvarlar inşa ettiler.
Ancak Haçlıların tipik mimarisi çoğunlukla dış duvarlarda yatay olarak güçlendirmek için kullanılan Roma sütunlarıyla temsil ediliyordu.
Deniz kalesi öncelikli iki odadan oluşmaktadır ve bu odalardan biri bugün en iyi korunmuş olan Batı kulesidir.
Ne yazık ki Doğu kulesi pek iyi korunamamıştır.
Alt kısmı Haçlılar, üst kısmı ise Memlükler tarafından iki aşamada inşa edilmiştir.
İki kule bir duvarla birbirine bağlanır.
Sundurmanın sağında, kökeni muhtemelen Osmanlıya dayanan küçük, kubbeli bir cami yer almaktadır.
“Mescid-i Kale’t Ül Bahr” olarak bilinen cami, merkezi bir kubbeyle örtülü, basit bir kübik formdadır.
Ancak kubbenin en önemli unsuru, doğru namaz yönünü gösteren konsol kısmıdır.
Son olarak balıkçı limanının ve şehrin eski kısmının muhteşem manzaralarını sunan çatıya bir merdivenle çıkılır.
Evet ne yazık ki deniz kalesi, 1291 yılında şehri Haçlılardan ele geçiren Memlükler tarafından yıkılmış ve 17’nci yüzyılda Prens Fakhreddine tarafından restore edilmiştir.
Su sakin olduğundan, Roma yapılarından çıkarılan pembe granit sütunların sığ deniz tabanındaki kalıntıları açıkça görülebilir.
Ayrıca, kalenin çevresinde bulunan heykeller, sarnıçlar ve denizin altına gömülmüş duvar, sütun ve merdiven yapıları, Eski Fenike şehrinin izlerini taşımaktadır.
Çürümeye rağmen, Sidon’un imajı bugün hala pitoresk deniz kalesiyle ilişkilendiriliyor, çünkü şehrin ana cazibe merkezi olmaya devam ediyor.
Ancak, özellikle ilgi çekici olan şey, Lübnan kıyısına ait olmasıdır.
Oluşumu, fiziksel bağlamının dönüşümünü zorunlu olarak ima etmeyen, aksine stratigrafik bir arkeolojik plandaymış gibi görünen tarihsel bir katmanlaşmayla, üst üste binme arkeolojisinden kaynaklanmaktadır.
Evet, Haçlılar tarafından inşa edilmiş, birçok savaş ve doğal depreme göğüs germiş ve defalarca yeniden inşa edilmiştir.
DEVLET DİNLENME EVİ:
Kalenin yanındaki sahil kenarında bir devlet dinlenme evi var. Lezzetli yiyecekler ve içecekler sunmaktadır. Restore edilmiş bir Orta çağ binasında yer alan dinlenme evi, peyzajlı bir sahil terasında yer almaktadır. İç mekan tonozlu tavanlara ve Orta çağ dekoruna sahiptir. Ayrıca, çeşmeli güzel bir veranda mevcuttur.
ESKİ ÇARŞILAR-PAZARLAR:
Deniz Kalesi ve Kara Kalesi (St Louis kalesi) arasında, güzel yapılarını ve ticari değerlerini koruyan Eski Çarşılar (Pazarlar) uzanır. Yakınlarda bir onarım süreci ve küçük el sanatları dükkanları görülür. Eski çarşıda 14 km uzunluğunda tonozlu sokaklar bulunur.
Çarşıların kenarlarında erkek müşterilerin nargile içip Türk kahvesi içmek için buluştuğu geleneksel bir kahvehane bulunur. Balıkçılar, çarşının girişinde çok uzak olmayan liman yakınlarındaki pazarda en son avlarını satarlar.
EL-ŞAKİRİYYE PAZARI:
1721 yılında Hammoud Ailesi tarafında inşa edilen bu eski binanın iç avlusuna dar ve çatılı bir merdivenle çıkılan Debbaneh Sarayı bulunmaktadır.
Debbaneh ve Saasty Aileleri binayı, 1800 yılında satın almıştır. Eski Eserler Genel Müdürlüğü, 1968 yılından beri binayı tarihi eser ilan etmiştir. Bina, Osmanlı-Arap mimari özelliklerini korumuştur. Bir kabul salonu, geniş bir oturma odası, bir baş oda, bir su kaynağı ve Divan adı verilen odalar bulunur. Memlük etkisi, dekorasyonda kendini gösterir. Üst basamaklar, çiçek ve yıldız şekilleriyle süslenmiş pençeler, renkli ve oymalı sedir dallarıyla süslenmiş çatılar, ahşap cumbalı pencereler ve demir lamine lambalardır. Batı etkisi, 20’nci yüzyılın başlarında eklenen üst kat dükkanlarında açıkça görülmektedir.
AZİZ NİKOLA KATEDRALİ:
Debbaneh Sarayının sağ tarafındadır. 18’nci yüzyıldan kalmadır. Mevcut özellikleri, 1690 yılına dayanır. 1819’da duvarı ikiye bölünmüş ve Katolik kısmı şu an kapalıdır. Piskoposluk girişinde Aziz Paul’un dinlendiği ve geleneğe göre Aziz Petrus ile buluştuğu bir oda vardır.
SABUN MÜZESİ
Mutran caddesine veya Şakriyya Pazarına güneye giden yolda, Audi evi ve Sabun Müzesi bulunur. Üç mimari sanatsal aşamadan oluşur. 1980 yılına kadar faaliyet gösteren ahşap tonozlu Sabun Fabrikası, sabun fabrikasının üzerindeki aile evi (20’nci yüzyıl başları) ve binanın büyük bir kısmı 13’ncü yüzyıla kadar uzanır. 1998’de Audi Vakfı, Sabun Fabrikasını zeytinyağı kullanan geleneksel Sabun endüstrisinin farklı ve çeşitli aşamalarını temsil eden modern bir müzeye dönüştürmeye karar verdi.
HAN EL FRANJ KERVARSARAYI:
Deniz Sarayının sağ tarafındadır. 17’nci yüzyıl başlarında Fahreddin II tarafından inşa edilen birçok han veya otelden biridir. Zemin kattaki odalar, depo ve ahır olarak, ikinci kattaki odalar ise tüccarların yaşam alanı olarak hizmet vermiştir. Sayda’daki Fransız konsolosluğunun ve Fransisken Rahiplerinin ikametgahıydı. Daha sonra Epifani St Josep Covent tarafından işletilen bir kız yetimhanesine dönüştürülmüştü. Bugün yenilenmiş olup odaları Showroom olarak kullanılmaktadır. Yani, el sanatları, hediyelik eşyalar ve sokak yemeklerinin satıldığı hareketli bir pazara ev sahipliği yapmaktadır.
BAB EL-SARAY CAMİİ:
Han El Franj’ın arkasında, el-Saray yakınlarında, şehrin en eski camilerinden olan Bab el-Saray camisi yer alır.
1201 yılında Haçlı Seferleri döneminde, Şeyh Ebu el-Yaman tarafından inşa edilmiştir. Tonozları büyük kemerlerle desteklenen büyük bir kubbeye sahiptir. Minaresi 20 metre yüksekliğindedir. Bab el-Saray avlusunun karşısında, eski bir Sufi zaviyesi olan el-Nahleh Camisi yer alır. Fas mimarisi tarzına göre yapılmış küçük bir minaresi vardır.
EL-KHİA CAMİİ
Güneydedir. Osmanlı dönemindeki İslam mimarisinin prototipidir. 1625 yılında Mahmud Kithuda tarafından yaptırılmıştır. Altı kubbesiyle ünlüdür. Minber beyaz ve mavi mermer taştan yapılmıştır ve dört sütunu geometrik desenlerle süslenmiştir. Avlunun ortasında Kur’an okuyucuları için bir ikametgah olarak kullanılan derviş odalarıyla çevrili bir çeşme vardır.
ŞEYH HAMAMI:
El Kikhia camisinin karşısındadır. 17’nci yüzyılda gezgin Abdel Ghani el Naboulsi tarafından yaptırılmıştır. Güzel küvetleriyle dikkat çeker ve kırmızı levhalarla döşenmiştir.
ULU CAMİ;
Deniz kıyısı boyunca, pazarların batı-güneyinde Ulu Cami bulunur. St Louis Kalesine giden yolda, çarşının güneyindedir. Büyük sütunlarla desteklenen devasa dikdörtgen bir yapıdır. 13’ncü yüzyılda Aziz John adını taşıyan bir hastaneydi. Günümüzde Ortaçağ stiline göre modellenmiştir. Bir fırtınada yıkıldıktan sonra 1820 yılında onarılmıştır. Abdest almak için kullanılan çeşmeyi de içeren kuzey kısmı eski yapı elemanlarının kullanıldığını gösterir. Zamanla etkilenmiş ve hasar görmüştür. 1983, 1986 ve 1989 da yenilenmiş ve prestijli Ağa Han mimarlık ödülünü almıştır. Deniz kıyısından bakıldığında hala heybetli bir yapıdır.
AZİZ LOUİS SARAYI VE MÜREX TEPESİ:
Şehrin güney ucunda bulunur. Büyük olasılıkla 7’nci Haçlı Seferi (1248-1254) sırasında Fransız kralı IX Louis tarafından yaptırılmıştır. Burası onun ikametgahıydı. Sayda’nın eski tepesinde yer alır ve şehre bakmaktadır. 10’ncu yüzyılda el-Muizz tarafından inşa ettirilen bir Fatimi kalesinin kalıntıları üzerine inşa edilmiştir. Saray hala Qalaat el Muizz adını taşımaktadır. Kale veya saray bugün bazı Avrupa özellikleri taşıyan sadece kalıntılardır. Emir Fakhr-ed-Din II, 17’nci yüzyılda bazı restorasyon çalışmaları yapmıştır. İç kısmı yarım daire şeklindedir ve kuleyi içerir. Roma sütunları aşağıda dağılmıştır.
Sarayın güneyinde yapay bir tepe olan Murex Tepesini görebilirsiniz. Yaklaşık 100 metre uzunluğunda ve 50 metre yüksekliğindedir. Fenikeliler döneminde mor boya elde etmek için kullanılan Murex kabuklarının atıklarının birikmesiyle oluşmuştur.
Höyüğün tepesinde bulunan mozaik döşemeler, burada Roma yapılarının inşa edildiğini göstermektedir. Günümüzde höyük modern yapıların yanı sıra bir mezarlıkla kaplıdır. Tepenin alt kısmında kırık mürex kabukları hala görülmektedir, ancak yoğun inşaat çalışmaları nedeniyle giderek halkın erişimine kapanmaktadır.
SİDON ANA NEKROPOLÜ:
Antik kentin sınırlarının ötesinde yer almaktadır. Geç Roma dönemine kadar kullanılmaya devam etmiştir. En önemli alanları şunlardır:
Magharat Abloun nekropolü: 1855 yılında Kral Eşmun’nazar’ın lahdinin bulunduğu yer-Bu lahit günümüzde Paris Louvre Müzesindedir). Evet burası MÖ 5’nci yüzyılın ilk yarısına tarihlenen bir mezarlıktır.
Kayya’nın Kraliyet Nekropolü (Helaieh köyünün üstünde) Burada: İskender, Marzuban ve el Naaihat’ın lahitleri vardır. (Bunlar günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzesindedir.)
3’ncü Alan: Sidon’un güneydoğusundaki Ayn el Helve’dir. (Beyrut Ulusal Müzesinde sergilenen değerli antropoid lahitleri içerir)
Sidon şehrinin güneyinde Dekerman olarak bilinen antik bir mezarlık yer alır. Bu mezarlıkta lahitler, değerli eşyalar, yazıtlar, heykellerin yanı sıra Kalkolitik (MÖ 4000) yapılar ve kil ve saman karışımından yapılmış oval kulübeler bulunmaktadır.
1887 yılında ise, İstanbul Müze Müdürü Osman Hamdi Bey, kraliyet nekropolünü ve Kral Tabnit’in lahdini ve ayrıca 4 mermer lahit (günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzesindedir) ortaya çıkarmıştır.
Bunların en ünlüsü “İskender Lahdi” adı verilendir.
İskender Lahdi
İskender Lahdi:
Bu lahdin üzerinde İskender tasvir edilmiştir, ama çok büyük ihtimalle İskender’in fethinden sonra Sidon kralı olan Abdalonymus’un mezarıdır. Evet lahdin üzerinde savaş ve av sahneleri bulunur.
Sayda Eşkun Tapınağı
EŞMUN TAPINAĞI:
Sayda şehrine ulaşmadan hemen önce, Awali nehri üzerindeki köprünün sağındadır.
Fenike şifa tanrısına adanmıştır. Şifa tanrısı Eşmun, Yunan Tıp Tanrısı Asklepios ile özdeştirilmiştir. MÖ 6 ve 5’nci yüzyıllardaki altın çağında Sayda’nın gözde tanrılarından biriydi.
MÖ 7’nci yüzyılda inşa edilen tapınak, Sidon’un kuzeyinde, Awali Nehri yakınında yer almaktadır.
Sidon şehrinin 2 km kuzeydoğusundadır. MÖ 7’nci yüzyıldan, MS 8’nci yüzyıla kadar yerleşim görmüş olması, yakınlarındaki Sidon şehriyle bütünleşip bir ilişki olduğunu düşündürmektedir.
Kutsal alan, bir zamanlar Eşmun’un Pers tarzı mermer tapınağının tepesinde bulunan anıtsal bir podyumu destekleyen devasa bir kireçtaşı teras duvarıyla sınırlanan bir gezinti yolu ve büyük bir avludan oluşur.
Kutsal alanda, Asklepios Nehrinden (günümüzdeki Awali) ve kutsal YDLL kaynağından su taşıyan kanallarla beslenen bir dizi ritüel abdest alma havuzu bulunmaktadır.
Bu tesisler, Eşmun kültünü karakterize eden tedavi edici ve arındırıcı amaçlarla kullanılmıştır.
Lübnan’ın güney kıyısında, Beyrut şehrinin 83 km güneyindedir. İsrail’in sınırından ise 19 km kuzeyindedir.
MİTOLOJİ:
Şehir: efsanevi Europa’nın kardeşleri Cadmus ve Phoenix ve Kartaca’nın kurucusu Dido’nun (Elisa) doğum yeridir.
Bugün Sur şehri
ÖNEMİ:
Denizlere hükmeden Kadiz ve Kartaca gibi güçlü koloniler kuran büyük Fenike kendiydi ve efsaneye göre “mor boyanın” keşfedildiği yerdi.
MÖ 10’ncu yüzyıl ortalarından, 6’ncı yüzyıl ortalarına kadar, ticaret ve denizcilikte en önemli Fenike Kenti Tyros’tur.
MÖ 5’nci yüzyılda, Halikarnaslı Herodot’un Sur ziyaretinden bu yana, şehrin büyük kısmı, dünyanın en eski metropollerinden biri olarak kabul edilen, zaptedilemez olduğu söylenen bir adada inşa edilmişti.
Geleneğe göre, MÖ 2750 yılında kurulan Sur, boğazı bir setle kapatan Makedonyalı İskender’in saldırısına yenik düştü.
Önce bir Yunan şehri, ardından da günümüzde bir burun olan bir alana bir Roma şehri kuruldu.
Evet, Sur, insanlık tarihinin birçok aşamasıyla doğrudan ilişkilendirilmiştir.
Bunlar arasında: kraliyet ailesi ve soylular için ayrılmış mor pigmentin üretimi, Sur kralı Hiram’ın gönderdiği malzeme ve mimarlar sayesinde Kudüs şehrinde Süleyman Tapınağının inşası ve Batı Akdeniz gibi uzak diyarlarda müreffeh ticaret merkezleri kuran cesur denizcilerin denizleri keşfetmesi ve sonunda Fenike şehrinin önemli deniz ticaretinin neredeyse tekeline almasını sağlaması yer alır.
Tyros’un ilk büyük kralı, I Hiram, MÖ 969-936 yılları arasında hüküm sürmüştür.
Sur
Tarihi Süreç:
Bu alanda, Tunç çağından beri yerleşim olduğu bilinmektedir.
MÖ 8 ve 7’nci yüzyılların büyük bölümünde şehir Asur egemenliğinde kalmıştır.
Kent, MÖ 9 ve 6’ncı yüzyıllar arasında, önemli bir Fenike şehir devleti haline gelmiştir.
Kartaca ve Letis Magna gibi Akdeniz çevresinde prestijli koloniler kurmuşlardır.
Mö 586’dan 573’e kadar süren 13 yıllık kuşatmadan sonra Sur kralı, Babil kralı Nebukadnezar ile barış yaptı, sürgüne gitti ve şehrini sağlam bıraktı.
MÖ 572 yılında Pers egemenliği görülür.
Ardından MÖ 332’DE Büyük İskender şehri ele geçirir.
Daha sonra, Seleukos krallığının bir parçası oldu.
Murex
MÖ 64 yılında Roma egemenliğine girdi ve Roma döneminde tekstil ürünleri ve deniz salyangozu cinsinden elde edilen mor boyasıyla ünlüydü.
Murex denilen deniz canlısının: boyasının ağırlığından daha değerli olduğu ve mor kumaşın zenginliği ve kraliyet sembolü haline geldiği söylenirdi.
MS 2’nci yüzyılda şehirde önemli Hıristiyan topluluğu vardı ve Hıristiyan Bilgin Origen’in MS 254 yılında buraya gömüldüğü söylenir.
Şehir, MS 638-1124 yılları arasında Müslüman yönetimi altında kaldı.
Sonra haçlıların eline geçti ve 13’ncü yüzyıla kadar Kudüs krallığının başlıca şehirlerinden biriydi.
3’ncü Haçlı seferinde ölen Kutsal Roma İmparatoru I. Friedrich, 12’nci yüzyıldan kalma katedrale gömüldü.
Sonraki: Helenistik, Roma, Bizans ve Ortaçağ dönemlerindeki anıtsal kalıntılar, UNESCO tarafından şehrin 1984 yılında Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilmesini sağlamıştır.
EVET ŞİMDİ ŞEHİR HAKKINDA BİLGİLER:
Orijinal olarak kent, kıyının hemen açığında, Levant kıyıları boyunca uzanan kum taşından bir kayalık ve sırt şebekesinin parçası olarak, yan yana duran iki adada yer alıyordu.
Kıyıdan sadece 500-700 metre açıkta, bir adada bulunmaktadır.
Aslında şehir önce tek bir adada kurulmuştu.
Ama, Kral Hiram, tarafından şehir geliştirildi. Aradaki boşluk doldurularak kuzeye uzanan adalardan biri daha şehre eklendi. Kral Hiram’ın oluşturduğu yapay zemin, kendisini oluşturan gevşek molozlardan hala izlenebilmekdedir.
Şehrin ana karada kalan kısmına Palae-Tyrus veya Eski Tyre deniliyordu. Yani, buna bakarak, ana karadaki bölüm, adadaki şehirden daha önce vardı. Bu durum Babil kralı Nebukadnezar’ın Tyre kuşatmasıyla ilgili bölümde de anlaşılmaktadır çünkü bu kuşatmanın ayrıntıları bir ada şehri için uygun değildir.
Şehrin ismi Fenike dilinde “kaya” anlamına gelir. Çünkü yeni şehrin inşa edildiği ada, kıyı şeridinin bu kısmı boyunca uzanan bir kuşağın en büyük kayasıydı. Antik dönem yazarları, adanın yaklaşık 40 dönüm olduğunu tahmin etmiştir. Şehir, anakaraya bakan kısmında yüksekliği yaklaşık 45 metrelik bir surla çevriliydi. Bu surun temelleri, günümüzde de ayırt edilebiliyor ancak doğru şekilde izlenemiyor.
Adanın nüfusu:
Antik dönem yazarlarının tahminlerine göre, adanın nüfusu 22.000 ile 23.000 kişi arasındaydı. Ancak Büyük İskender’in şehri ele geçirdiğindeki ada nüfusu bunun iki katına ulaşıyordu. Yani ada nüfusu muhtemelen 30.000 olarak tahmin ediliyordu. Bu da yüksek bir nüfus yoğunluğuna karşılık geliyordu. Bu kadar yüksek nüfus yoğunluğuna göz önünde bulundurulduğunda, ada kentin çok düzenli bir plana sahip olmadığını ve boş alanların çok değerli olması yüzünden sokakların dar ara sokaklardan ibaret olduğu düşünülür.
Limanlar:
Fenikelilerin uluslararası ticaret ağı, antik yazarlarca (Arrian, Nabasis, Strabon) tarafından sözü edilen iki limana dayanıyordu.
Şehirde 2 büyük liman vardı. Kuzey ve güney limanları, gemilerin birbirinden diğerine geçebilmesi için bir kanal aracılığıyla birbirine bağlıydı.
Sidon Limanı:
Kuzeydedir ve günümüzde kısmen varlığını sürdürmektedir.
Güneybatı rüzgarlarından iki korunaklı, belki de kentin tahkimat sistemiyle çevrili doğal bir limandı.
Liman Fenike şehri Sidon’a açılıyordu ve bu nedenle 19 ve 20’nci yüzyıl araştırmacıları tarafından Sidon Limanı olarak anılmıştır.
Ana Pazar alanı, kuzeydoğuda Sidon limanını yakındır, kraliyet sarayı ise güneyde olabilir.
Günümüzde hala kullanılmaktadır.
Mısır Limanı:
Güneydedir ve çok yakın zaman önce keşfedilmiştir.
Bu liman da Mısır’a doğru açılıyordu ve bu yüzden Mısır limanı olarak anılıyordu. Helenistik dönem ve Roma dönemlerindeki doldurmalarla, eski topoğrafyanın ortadan kalkması nedeniyle, kesin olmayan bir yapay limandır.
Evet, iki liman, birbirine bir kanalla bağlıydı. Ancak, her iki limanın konumu da tartışmalara sebep olmuştur. Şehrin kuzeyinde, MÖ 4-6’ncı yüzyıllardan kalma dalgakıranın denizaltı kazısında, bu dalgakıranın arkasında MÖ 250 ile MS 500 yılları arasında liman tortuları keşfedilmiştir. Yani, bu durum, antik Sur modern limanının altında, sürekli olmasa da zaman içinde tekrar tekrar limanların varlığını göstermektedir.
Güney limanın yeri daha belirsizdir. Bazı araştırmacılar, bu limanı eski adanın güneyinde, kıyıdan uzakta bulunan geniş bir yapı olarak öne sürmüşlerdir. Ancak daha sonraki su altı dalış araştırmaları, eski adanın 150 m uzağında, deniz tabanında su altında kalmış insan yapımı yapılar tespit etmiştir ve bu yapılarda, iki girişi olan bir limanı çevreleyen eski dalgakıran görülmüştür.
USHU BÖLGESİ:
Anakarada’ki Ushu bölgesi, ada merkezine, su, tarım ürünleri, odun ve diğer maddeler sağlardı.
Mezarlıklar da anakarada, yerleşim bölgesinin ötesindeydi.
Bu topoğrafya, Büyük İskender’in MÖ 332’de Tyros kuşatmasıyla değişti.
TAHKİMATLAR:
Fenike ülkesinin ortasındaki tahkimatlar hakkındaki en iyi kanıtlar, Beyrut’tadır.
1975-90 yılları arasında yaşanan Lübnan iç savaşı, ülkeyi alt üst ederken, Beyrut kent merkezi önemli hasarlar gördü.
Savaştan sonraki inşaat çalışmaları sırasında, bu bölgede gerçekleştirilen arkeolojik kazılardan, kentin uzun geçmişi hakkında çok değerli bilgiler elde edildi.
Orta tunç çağından sonrası için, dik rampalı taş duvar, MÖ 8’nci yüzyıla kadar kullanım gördü.
MÖ 7’nci yüzyılda kesme kireçtaşından bir kazamat duvar inşa edildi.
Pers döneminde, dev boyutlarda ve ön cephesi molozlarla kaplı bir duvar daha yapılmıştı.
Pers ve daha sonraki Helenistik dönemlerde başvurulan duvar yapım teknikleri arasında kesme taştan, dik payandalar arasında moloz dolgu ve yine içi moloz doldurulmuş, paralel kesme taştan bloklar sayılabilir.
Arrihionos: Tyros’un kent surları bloklarının ekstra güç sağlamak için, birbirlerine çimentoyla yapıştırıldığını söyler.
Sur kralı Hiram I:
İncil’de Sur kralı olarak bilinen Hiram I (MÖ 969-936) ; Davut ve Süleyman ile ittifak kurdu, Hiram, Kudüs’teki kraliyet sarayının yanı sıra Tapınağın inşası için mimarlar, işçiler, sedir ağacı ve altın sağladı.
Kral I Hiram’ın: kentin 3 ana tanrısı Melkart (kentin efendisi), Astarte ve Baal Şamen’in tapınaklarını tekrar inşa ettirdiği söylenir.
Gelelim Hiram ve Süleyman arasındaki ilişkiye:
Tyroslular zanaatkar Süleyman’ın Kudüs’teki ilk İbrani Tapınağını inşa etmesine, teknoloji, yapım malzemeleri, uzmanlık hizmetleri ve lüks mallar sağlayarak katkıda bulundular.
Bunun karşılığında İsrail, Tyros’a gümüş, tarım ürünleri, Suriye, Mezopotamya ve Arabistan’a doğru ticaret yollarına erişim sağladı.
Hiram ile Süleyman, Kızıl Deniz’e ticari bir sefer planladılar.
Fenike gemileri, her yıl modern Elat yakınlarındaki Etsyongeber’den, Kızıldeniz kıyısındaki Ofir’e (belki günümüzde Sudan veya Somoli olabilir) giderek, altın, gümüş, fildişi ve değerli taşlar getirecekti.
Heredot:
Halikarnas (günümüz Bodrum) şehrinde doğan ünlü tarihçi Herodot (MÖ 484-425 civarı), Pers savaşlarının sonunda, MÖ 450 civarında Sur şehrini ziyaret etmiş ve Tarihler adlı eserinde, oradaki rahiplere göre, şehrin 2300 yıl önce, MÖ 2750 civarında kurulduğunu ve günümüzde Eski Sur olarak bilinen anakara üzerinde, surlarla çevrili bir yer olarak kurulduğunu yazmıştır.
Sur şehri
Şehrin Büyük İskender tarafından ele geçirilmesi:
MÖ 332’de Büyük İskender, şehri ele geçirmek için, ana karadan aldığı molozları kullanarak, bir geçit inşa ettirmiştir.
750 m uzunluğunda ve 60 m genişliğindeki bu geçit, 5.4 m derinliğindeki bir denizin altında bir sığlığın üzerine inşa edilmiştir.
Bu sığlık, adanın etrafındaki dalgaların kırılması için ve adanın rüzgar altı tarafından kum birikmesiyle oluşan bir kum sığlığıdır.
Geçit, kıyı şeridi boyunca kum taşınmasını kesintiye uğratarak, kumun geçit boyunca birikmesine neden olmuş ve bunun sonucunda hızla oluşan kumlu bir kıstak, adayı anakaraya bağlamıştır.
Bu kumlu kıstak, geçidin inşasından sonraki yüzyılda hızla genişledi ve Roma döneminde yüzeyinin büyük bir kısmına anıtsal yapılar inşa edildi.
Sonuçta, geçit, sonraki yüzyıllar içinde Sur adasının doğu kıyılarını tamamen yeniden şekillendirdi ve şehirde köklü dönüşümlere yol açtı.
Antik dönem yazarlarından Arrhionos’a göre “İskender’in kuşatması sırasında 8000 Tyroslu ölmüştü. Tyroslulardan ve yabancı sakinlerden oluşan geriye kalan 30.000 kişi ise köle olarak satılmıştı.”
Evet Büyük İskender 7 aylık kuşatmanın ardından, şehri ele geçirdikten sonra, şehri acımasızca yağmaladı, sakinlerin çoğu ki 10.000 kişi olduğu söylenir ya savaşta öldürüldü ya da köle olarak satıldı (30.000 kişi).
Hızlı bir şekilde sömürgeciler ve kaçan vatandaşlar tarafından şehir yeniden dolduruldu ve daha sonra bağımsızlığını yeniden kazandı.
Sur
Arkeolojik Kazılar;
Bölgedeki ilk arkeolojik araştırmalar, 1860-61 yıllarında Ernest Renan tarafından yapılmıştır.
Büyük çaplı kazılar ise, modern Lübnan arkeolojisinin babası olarak bilinen ve Lübnan’daki Eski Eserler Daire Başkanlığı yapan Emir Maurice Cnehab tarafından 1946 yılında başlamıştır.
Sur
GÜNÜMÜZDE ŞEHİRDEKİ KALINTILAR:
İç savaş döneminde (1975-1991) Sur’un kentsel gelişimi yetkililerin kontrolsüz bir şekilde ilerlemiş ve bunun sonucunda mülkün yakın çevresinde çok sayıda gökdelen inşa edilmiştir. Mülkün bütünlüğü, kentsel yayılma ve yapı spekülasyonları nedeniyle hala tehdit altındadır.
2016 yılında şehirde yaklaşık 200.000 kişi yaşıyordu ve bunların arasında çok sayıda mülteci de vardı. Çünkü şehir Lübnan’daki 12 Filistin mülteci kampından 3 tanesine ev sahipliği yapmaktadır.
Arkeolojik kazılarda Roma, Haçlı, Arap ve Bizans medeniyetlerine ait kalıntılar ortaya çıkarılmış olsa da Fenike dönemine ait kalıntıların çoğu mevcut yerleşim yerinin altında bulunmaktadır.
Gelelim günümüzdeki Modern Sur kasabasında mülk, iki ayrı alandan oluşmaktadır.
Biri: Burundaki kasaba,
Diğeri: Kıtada El Bass Nekropolüdür.
Kasabanın bulunduğu alan, büyük bir kısmı sular altında kalmış, önemli arkeolojik kalıntılar içermektedir.
Sur şehri Elbaas Nekropolü
EL BAAS NEKROPOLÜ:
El-Baas arkeolojik alanı, geniş bir nekropol, üç bölmeli anıtsal bir kemer ve şimdiye kadar keşfedilmiş en büyük Roma hipodromlarından birinden oluşmaktadır. Tüm yapılar MS 2 ile 6’ncı yüzyıllara tarihlenmektedir.
Sur şehri Bizans yolu
Bizans Yolu:
Anıtsal kemerin eteğine kadar 300 metreden fazla bir mesafe boyunca açığa çıkarılmıştır. İyi korunmuş, kireçtaşı levhalarla döşeli olan bu yolun her iki tarafı Nekropol ile sınırlandırılmıştır.
Sur şehri Nekropol
Nekropol:
Roma dönemine ait çok sayıda lahit ve mezardan oluşmaktadır. Bu lahit ve mezarlar, Bizans döneminde de o tarihten sonra birçok kez yeniden kullanılmıştır.
Nekropol, her biri genellikle aynı aileye ait olan çeşitli mezar komplekslerine ayrılmıştır. Her komplekste çeşitli mezar alanları, kolumbaryum olarak bilinen 16 mezar odasını barındıran küçük binalar ve ayrıca tekil mezarlar, mezar odaları ve lahitler bulunur.
Mozaik mezar, MS 6’ncı yüzyıla tarihlenir. Bu yapının zemini Hıristiyan sembollerini temsil ede mozaiklerle kaplıdır.
Sur Nekropolü
3 Katlı Kolumbaryum:
Her biri dört mezar hücresine sahip üç katlı bu kolumbaryum, MS 2’nci yüzyılın ortalarına tarihlenmekte olup, MS 4’ncü yüzyıla kadar kullanılmıştır. Bizans döneminde cepheler, kırmızımsı kahverengi boya ile boyanmış kireç sıva ile kaplanmıştır. Yazıtta şehrin MÖ 126’da bağımsız bir cumhuriyet olarak ilan edilmesiyle başlayan Sur takviminin 280 yılı tarihi yer almaktadır.
Aşil lahdi ön kapak
Aşil’in hayatını konu alan lahit:
MS 2’nci yüzyıla ait, El-Baas nekropolünden, Aşil’in hayatından sahneler yer alan bu lahit, bugün Beyrut Ulusal Müzesindedir. Ön kapak: Aşil, Hektor’un cesedini sürükler ve Priam, Aşil’den oğlunun cesedini kendisine vermesini ister.
Aşil lahdi yan bölüm
Lahdin ön kapağında: Ulyses’in Skyros’ta bulduğu Aşil, Truva savaşında diğer Yunan liderlerine katılmak için zırhını giymiştir.
Sur Hadrian Kemeri
Hadrian Kemeri:
Bizans yolu, MS 2’nci yüzyılda Hadrianus döneminde inşa edilen Anıtsal Kemerin eteğine kadar uzanır. Kapının arkasından geçen yol ise Roma döneminden kalmadır.
Anıtsal kemer, MS 2’nci yüzyılda, büyük olasılıkla MS 130 veya 131’de şehri ziyaret eden Hadrianus zamanında inşa edilmiştir. Kemerin yüksekliği 21 metre olup, her iki tarafında iki yan kapı bulunmaktadır.
Anıtsal kemer kumtaşından inşa edilmiştir ve kısmen beyaz sıvayla kaplanmıştır. Kemerin iki yanındaki iki sütun, lotus yapraklarıyla süslenmiş Korint başlıklarına sahiptir.
Zafer Takı:
Tek bir açıklığa sahip ve 2’nci yüzyıl sonlarına tarihlenen, oldukça sade bir mimariye sahip devasa Zafer Takı, kısmen restore edilmiştir. Bu anıt, bugüne kadar kurtarılan en görünür anıttır.
Sur şehri Sütunlu yol
Roma Yolu:
Şimdiye kadar ortaya çıkarılan ana kentsel unsur, iki limanı birbirine bağlamak için başlangıçta adanın uzunluğu boyunca uzanan, sütunlu bir caddedir. Kısmen kazılmıştır.
Anıtsal Kemerin batısından Roma yolu geçmektedir. Bizans yolunun üst katmanının kaldırılmasıyla ortaya çıkarılmıştır.
Sur şehri Mozaikli yol
Üzerinde hala savaş arabası tekerleklerinin izlerinin görülebildiği büyük kireçtaşı bloklarla döşenmiştir.
Sütunlu yol sütun başlıkları
Her iki tarafında Dor üslumunda bir sütun dizisi bulunur. Çift sütunlar, en azından kısmen geometrik desenlerden oluşan mozaiklerle döşenmiş, yaklaşık 10.5 mtere genişliğinde bir caddeyi çevreliyordu. Daha sonraki bir tarihte, kabaca kesilmiş taş bloklarla onarılmıştır.
Dışbükey bir şekle sahip olan yolun her iki yanında yağmur suyu toplamak için iki küçük kanal bulunmaktadır.
Sur şehri Bizans yaya yolu
Bizans dönemi yaya yolu:
Bizans dönemi döşemeli yaya yolu, Roma yolunun güney tarafındadır. Bu yaya yolu güney kısmındaki çeşitli dükkanlara erişim sağlıyordu. Bu dükkanların kalıntıları su kemerinin altında bulunmuştur.
Hipodrom seyircilerin oturma koltukları
Hipodrom:
Sur hipodromu, dünyanın en iyi korunmuş hipodromlarından birisidir.
MS 2’nci yüzyılda inşa edilmiştir.
Hipodrom seyircilerin oturma koltukları
U şeklinde inşa edilmiş, 480 metreye 160 metre boyutlarında olan hipodrom, yaklaşık 20.000 seyirci kapasitesine sahipti ve antik dünyanın en büyük ikinci hipodromu olarak kabul edilir.
Hipodrom palaestra dikili sütun
Hipodromun spina kaidesi ortasında kırmızı granit dikilitaş bulunmaktadır.
Her dört yılda bir Sur Hipodromunda çeşitli Yunan oyunları ve araba yarışları düzenlenirdi.
Sur şehri Almina Bölgesi
AL MİNA SİTESİ:
Aslen Fenike adası şehri olan bu alanda, sivil binaların, sütunlu yapıların, hamamların, mozaiklerin, sokakların ve dikdörtgen bir arenanın kalıntıları bulunmaktadır.
Mozaikli Yol:
Mozaikli yol ( ya da Grande Allee) olarak adlandırılan yol 170 metreden uzun olup, MS 2 ve 3’ncü yüzyıllara tarihlenen yeşil damarlı mermer ve mozaiklerle döşenmiştir.
Arena:
Basamaklı oturma sıralarına sahip dikdörtgen arena, 2.000 seyirci kapasitesine sahipti. Büyük olasılıkla başka bir kamu binasının tapınağına bağlı bir buluşma ve toplanma yeriydi.
Sur şehri Palaestra
Palaestra:
Granit sütunlu bir yapının içinde yer alan 30 metre genişliğindeki kare bir alandan oluşmaktadır.
Sur şehri Roma hamamları
Roma Hamamları:
Roma Hamamları, MS 2 ve 3’ncü yüzyıllarda inşa edilmiştir.
Roma hamamları simetrik iki bölüme ayrılmıştı. Alt kısım, tüm yapıya önemli bir sağlamlık kazandıran kemerli tonozlardan oluşuyordu. Üst kısım ise, mermer döşemeyle kaplı büyük hipokost tuğlalardan oluşuyordu. Üst üste bindirilmiş bu pişmiş kil diskler arasında dolaşan sıcak hava, ısıyı hamamın farklı bölümlerine dağıtıyordu.
Sur şehri mozaikli kilise
BİZANS BAZİLİKASI ALANI-VENEDİK KATEDRALİ:
Bu yapı 13’ncü yüzyılda Kudüs Krallarının taç giyme törenine ev sahipliği yapmış olan 12’nci yüzyıldan kalma bir katedralin kalıntılarından oluşmaktadır.
Şehir, MS 2’nci yüzyıl gibi erken bir tarihte, bir piskoposluk makamıydı. Origenes, MS 3’ncü yüzyılın ortalarında burada ölmüştür.
Alman imparatoru Friedrich Barbarossa’nın cesedinin burada gömülü olduğu söylenir, ancak kazılar sırasında cesede ulaşılamamıştır.
Sur şehri Kral Hiram Mezarı
KRAL HİRAM’IN MEZARI:
Sur’un yaklaşık 9.6 km güneydoğusunda Hiram’ın mezarı bulunur. Eğer bu mezar ona ait olsaydı, MÖ 10’ncu yüzyıldan kalma olurdu.
Beyrut şehri: farklı uygarlıklar, farklı dinler, eski ve zengin tarihi geçmişi, ilginç mutfağı ile biraz Doğu ve biraz Batı düzeninin etkileri, biraz Arap, biraz Osmanlı, biraz Fransız ve hatta İtalyan kültür ve mimari esintileri, Akdeniz’in muhteşem mavisi ve geri planda kalan karlı beyaz dağları ile; ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir .
Ancak: uzun yıllar, Ortadoğu bölgesinin ekonomik ve kültürel merkezi olan Beyrut şehri: 1970’lerden sonra başlayan toplumsal hareketler ve siyasi karışıklıklar nedeniyle, olumsuz etkilenmiştir.
Bu şehirde: devlet tarafından tanınmış 18 ayrı din ve mezhep bulunmaktadır. Sosyal yapısı bu kadar parçalı bir ülkede, siyasi yapının düzgün olması elbette düşünülemez. Nüfusa göre idari yapının düzenlendiği ülkede: devlet başkanı Maruni, Başbakan Sünni ve Meclis Başkanı Şii olmak zorundadır.
Yine birçok bakanlık: çeşitli din ve mezhepler arasında paylaştırılmıştır. Ancak, elbette ki bu karışık düzen sık sık sorun çıkmasına neden olmakta ve ülkede çatışmalar hiç bitmemektedir.
Evet: Beyrut ilginç bir şehirdir. Sokaklarının temizliği, insanlarının şık giyim tarzları, sokaklarda dolaşan lüks marka arabalar, kadınların güzelliği mutlaka dikkatinizi çekecektir.
Kafelerde otururken, çocuklu kadınlar geldiğinde, mutlaka biraz geride çocuk bakıcısı görülür, çünkü kadın çocukla uğraşmaz.
Çarşaflı Müslüman kadınları ve mini etekli Avrupai bayanları, aynı caddede görebilirsiniz.
Lüks evler ve yapıların birçoğunda ise iç savaştan kalan “mermi” izleri kapatılarak restore edilmemiştir.
Çünkü, bu mermi izleri, o günlerin anısına özenle muhafaza edilmektedir. Bunun yanında, yine şehirde birçok terk edilmiş bina görmek mümkündür.
Lübnan: coğrafi konumu nedeniyle, tarıma elverişli toprakları olan bir yer değildir. Ülkedeki üretim, tüketimin sadece küçük bir bölümünü karşılıyor.
Bunun dışında, Beyrut şehrinin başlıca geçim kaynağı: turizm ve bankacılık sektörüdür.
Ayrıca: Afrika ve Körfez ülkelerindeki ticaretin büyük bölümü, Lübnanlılar tarafından yürütülmektedir.
Bunun yanında: Lübnanlıların, kendi ülkelerindeki çatışmalardan kaçmak için büyük bir dış göç olayını yaşadıkları, hatta Brezilya ülkesinde, Lübnan’dan daha fazla Lübnanlı bulunduğu söyleniyor.
Lübnan ülkesinde üniversite bitiren gençlerin büyük çoğunluğunun, yurt dışına gittikleri veya gitmeyi planladıkları bilinmektedir.
TARİHİ GEÇMİŞİ
Beyrut şehri: 1950-1970 yılları arasında: Ortadoğu yöresinin en güzel şehirlerinden birisi olarak hatırlanır.
Lübnan devletinin: serbest ekonomisi, döviz sistemi, altına dayalı istikrarlı para birimi, banka hesaplarının gizliliğini sağlayan yasaları, banka faizlerinin yüksekliği ve bankacılık sistemi: yöredeki tüm Arap zenginleri buraya çekmiştir.
Ayrıca: şehrin deniz ve hava yolu ile tüm dünyaya açılması ve rahatlıkla ve kısa sürede ulaşılabilir olması: tüm bu özel ve olumlu etkilerini pekiştirmiştir.
Ancak: 1970’lerde başlayan iç karışıklıklar ve Arap-İsrail savaşının ardından, Filistin Kurtuluş Örgütünün karargahını buraya taşıması: Lübnan devleti otoritesinin zayıflamasına ve düzenin olumsuz etkilenmesine neden olmuştur. Bunun sonucunda: Beyrut şehri, tüm özelliklerini yitirmiş ve çekiciliğini kaybetmiştir. Toplumsal ve siyasi olumsuzlukların artması, kargaşa doğurmuş ve Nisan 1975 tarihinde iç savaş çıkmıştır.
İç savaş: özellikle Beyrut şehrinin çok ağır maddi hasarına ve can kayıplarına neden olmuştur. 1991 yılında iç savaş bittiğinde: Beyrut şehri, tam bir harabeye dönüşmüş ve 150 binden fazla Lübnanlı canını kaybetmiştir. Ateşkes yapıldıktan sonra: Refik Hariri diye, zengin bir işadamı ortaya çıkıyor ve 1992 yılında, Lübnan ülkesinde devlet başkanlığı koltuğuna oturuyor. Hariri: öyle imar çalışmaları yaptırıyor ki, şehir yeniden ayağa kalkıyor.
Gerek dünyanın en zengin adamlarından biri olması ve gerekse dini yapısı ve ilişkileri nedeniyle, birçok yabancı yatırımı, ülkeye çekmeyi başarıyor. Ancak: devlet başkanlığını bıraktıktan kısa bir süre sonra, yine favori olduğu 2005 seçimleri öncesinde, 1 ton TNT patlatılarak öldürülüyor.
Evet,
Lübnan tarihinin en önemli dönüm veya kırılma noktasıdır, bu suikast. Suikastin ardından, iç savaştan beri devam etmekte olan Suriye işgali sona eriyor. Halk: tüm dini, sosyal ve kültürel farklılıkları unutup, tek bayrak altında birleşiyorlar ve Hariri suikasti nedeniyle suçladıkları Suriye’ye karşı sivil bir zafer kazanılıyor ve Suriye işgali bitiyor, Suriye ordusu Lübnan’ı terk ediyor. Hatta: bu halk hareketine, Lübnan bayrağında bulunan “Sedir ağacı” nedeniyle “Sedir devrimi” deniliyor.
Bunun ardından, 12 Temmuz 2006 tarihinde başlayan İsrail-Lübnan krizinde de, İsrail uçakları tarafından bombalanan şehir, yine büyük hasara uğramıştır.
İç savaştan önce: Beyrut şehrinde yaşayan Müslüman ve Hıristiyanların nüfusu eşit iken, günümüzde Müslümanlar çoğunluktadır ve halkın büyük bölümü Araplardan oluşmaktadır. Bunların yanında: Filistinli mülteciler, Suriyeliler ve başkaca Arap kökenli göçmenler de, şehrin nüfusunu oluşturmaktadırlar. En büyük ve etkin azınlık ise Hıristiyan Ermenilerdir. Ancak, iç savaş sonrasında, bunların sayısı da hızla azalmıştır.
Evet iç savaş bitmiş olsa da, kasveti hiç eksilmemiş Beyrut şehrinde, günümüzde: şehrin doğusunda Müslümanlar, batısında ise Hıristiyanlar yaşamaktadırlar. Sünni Müslümanlar şehrin kuzeybatısına yerleşmiştir ve burası konaklama için, fiyatlardaki uygunluk açısından tercih edilen bir bölgedir. Şiiler, şehrin güney tarafındadır ve şehrin en varoş bölgeleri buradadır.
Doğuda ve şehrin kalan kısımlarında Hıristiyan yerleşimleri mevcuttur. Gençlerin daha çok takıldığı güzel kafeteryalar ve barlar burada bulunmaktadır.
ULAŞIM-HAVAALANI
Öncelikle şunu belirtmekte yarar var “Lübnan’a giriş için vize” istenilmiyor. Ancak: pasaportunda “İsrail” e giriş-çıkış damgası bulunanlar, ülkeye sokulmuyorlar. Ayrıca: yine bu ülkede iken İsrail bölgesine girer ve pasaportunuza İsrail gümrük damgası vurdurursanız, bu ülkeden, uçağa binerek ayrılma şansınız yok.
İstanbul-Beyrut arasındaki uçak yolculuğu, muhtemelen 1.5 saat sürüyor. Beyrut’ta “Refik Hariri Uluslar arası havaalanı” (BEY) na iniliyor. Alan, şehir merkezinin 9 km. güneyindedir.
Bu arada, uçakta size verilecek ülkeye giriş formlarını yine uçakta doldurun ve inişte bunları pasaport kontrolünde vermeniz gerekiyor. Daha sonra bavulunuzu alıyorsunuz, duty free ve sonra havaalanından çıkıyorsunuz.
Havaalanı ile şehir merkezi arasında resmi otobüs servisi bulunmamaktadır, aramayın.
Havaalanından şehir merkezine ulaşım için bineceğiniz taksiler muhtemelen 10-15 dolar arasında ücret talep edeceklerdir. Bu taksiler ile havaalanı şehir merkezi arasındaki yolculuk yaklaşık 15-20 dakika sürer.
Ancak, söylediğim gibi, taksiciler tutturabildiğine ücret isteyeceklerdir ve hatta 35-40 dolar isteyen bile olacaktır, ama bence siz, şehir merkezine gitmek için taksiye en fazla 15 dolar ödeyebilirsiniz. Bu arada: Beyrut duty free mağazalarının çok ucuz olduğunu söylemem gerekir.
Aslında: ben birçok ülke gezerken, İstanbul duty free mağazalarının birçok ülkedekinden daha ucuz olduğunu görmüştüm, ama Beyrut daha ucuz, ülkeye girerken buradan birçok şey satın alabilirsiniz ki, özellikle içki satın almak isteyenler ülkeye girerken almalıdırlar ki, dönüş için bavullarına yerleştirsinler, malum uçak içine yolcu yanına belli bir miktar dışında içki almak mümkün olmuyor. Sigara derseniz, toplu aldığınızda paketi 1 dolara kadar olabiliyor. Özellikle: parfüm, sigara, içki, kozmetik konusunda dünyanın belki de en ucuz duty free mağazaları burada bulunuyor.
KONAKLAMA
Beyrut şehrinde: konaklamak için iki seçenek var ki bunlar oteller ve hostellerdir.
Hosteller ucuz da olsalar genellikle yer bulunmuyor ve gitmeden önce mutlaka rezervasyon yaptırmanız gerekir. Otellere gelince, şehirdeki 3 yıldız verilen oteller, bizim ülkemizdeki pansiyon ayarındadır. En ucuz kalabileceğiniz yerin geceliği 50 dolardır.
Bu tür pansiyonvari yerlerde ve hostellerde: sıcak su vardır ve tuvaletler nispeten temizdir.
PARA
1 Amerikan doları= 1500 Lübnan lirası ediyor. Bu kur, şehrin her yerinde sabittir. Dolar her yerde geçiyor, ama yanınızda bir miktar Lübnan lirası bulundurmanızda yarar var.
ŞEHİR İÇİ ULAŞIM
Beyrut şehrinde, metro ve tramvay bulunmuyor. Otobüs derseniz: resmen iki toplu taşıma şirketi (OCTF ve LCC) bulunduğu yazılıp çizilmesine rağmen, bu otobüslere binilmesini önermiyorum.
Beyrut’ta şehir içi ulaşımı için kullanabileceğiniz başlıca alternatif taksilerdir. Ancak: taksilerde taksimetre yok. Bu yüzden taksiciler kafalarına göre fiyat verirler, taksiye binmeden önce şoförle gideceğiniz yer ve ücret konusunda mutlaka anlaşmanızı öneririm. Taksi genellikle her yere 10 dolar ücret istiyor ancak pazarlık yapmak gerek. Öte yandan: 3 veya 4 kişi iseniz: 10’ar dolar vererek şehrin birçok yerini aynı taksi ile gezebilirsiniz.
Hatta: iki-üç günden fazla kalacaksanız, taksicilerin şerrinden kurtulmak için mutlaka araba kiralamanız en uygun seçenek olacaktır. Ancak araba kiralarken de dikkat etmek gerekir, çünkü kilometreyi fazla gösterip, kira bedelini yüksek rakamlara bir anda ulaştırıyorlar.
Şehirde: toplu ulaşım diye bir şey yoktur ve herkes kendi arabasını kullanmaktadır. Bunun sonucunda, trafik çekilmez hale geliyor. Ancak, şehir çok büyük olmadığı için, şehri yürüyerek de rahatlıkla gezebilirsiniz.
Öte yandan, şehirdeki turizm potansiyeline olumsuz darbe vurulmaması için, polis ve askerlerin 24 saat güvenlik kontrollerini yapmaları, ziyaretçilerin sabahlara kadar şehrin sokaklarında rahat rahat gezmelerini sağlıyor. Ancak, yine de, yanınızda pasaport bulundurmanızda yarar var, çünkü polis ve askerler bazı yerlerde kimlik kontrolü yapabiliyorlar.
Şehir içi ulaşımı hakkında son bir not, aslında şehir içi ulaşımda bazı minibüsler de kullanılıyor, ama bunlara binmeyin çünkü bunlara genellikle ülkedeki Filistinliler biniyor, yani hoş bir ortam olmuyor.
Araba Kiralama
Beyrut şehrinde, birçok uluslar arası araç kiralama şirketlerinin ofisleri bulunmaktadır. Bu şehirde bir araba kiralamak isterseniz, en az 2 yıllık olan bir uluslar arası sürücü belgeniz olması gerekiyor.
Ancak: yukarı da da söz ettiğim gibi, benzin üzerinden kiralama yapıyorlar ve araç tesliminde birçok sıkıntı yaratıyorlar ki, başınız derde girmesin diye, her dediklerini kabul etmek durumunda kalıyorsunuz. Öte yandan: yollar kötü, bazı yerlerde yol gösteren tabelalar yetersiz, yerel hızlı sürücülerin yarattıkları tehlikeleri de unutmamak gerekir. Bu yüzden: 3 veya 4 kişi iseniz, bence araba kiralamaktan öte, mevcut bir taksi ile anlaşarak, şehirde gayet güzel gezi yapabilirsiniz.
İKLİM
Beyrut şehrinde tipik Akdeniz iklimi görülür. Beyrut şehrini ziyaret etmek için en güzel zaman “Kasım” ayıdır. Türkiye’de havalar soğumaya başlayınca, yazın en güzel zamanları, Kasım ayında Beyrut şehrinde yaşanır. Bunun dışında kışın serin aylarında veya yazın boğucu sıcak aylarında buraya gitmenizi önermem. Bahar’da yağmur yağar.
GÜVENLİK
Hani, yukarıda söz ettim ya, iç savaş bitmesine rağmen, şehrin kasveti gitmemiş diye, gerçekten Beyrut şehrine giderken, televizyondaki haberlerden duyduğum “Türk mühendis, şöför vs. kaçırıldı” haberlerinin etkisinde kalmamak mümkün değildir. Şehirde: güvenliği polis değil, asker sağlıyor. Her köşe başında, bir tank görünce şaşırmamalısınız.
Özellikle: şehir dışındaki gezilecek tarihi ve arkeolojik yerlere giderken: yanınızda mutlaka yörenin insanı bulunmasına özen göstermenizi, güvenliğiniz açısından önemle belirtiyorum. Çünkü: Hizbullah, ülkede çok etkindir ve yeri geldiğinde hükümete dahi kafa tutabilmektedirler. Bunun nedeni ise: ülkede bulunan Filistin Mültecileridir. Lübnan ülkesinde bulunan 16 Filistin mülteci kampında, yaklaşık 400 binden fazla mülteci yaşadığı biliniyor.
Ancak, bu tahmini bir rakam, ne kadar mülteci yaşadığı asla kesin olarak bilinmiyor. Vatanından sürülmüş ve kaybedecek hiçbir şeyi olmayan bu kadar insan, Hizbullah için büyük bir destek olarak varlığını sürdürmektedir. Lübnan ordusu yetersiz kaldığından, ülkenin güney sınırları tamamen Hizbullah tarafından korunmaktadır.
Polis dedim ya, polis gece çevirme yaptığında mutlaka turist olduğunuzu belli edin. Hatta: polise İngilizce herhangi bir yer sorduğunuzda, gayet iyi niyetli olarak size yardımcı oluyor ve gitmek istediğiniz yeri tarif ediyorlar.
ALIŞVERİŞ
Şehirdeki alışveriş merkezleri: Pazar günü kapalıdır. Bunun dışında açık bulunduğu saatler: 09.30-18.30 dur. Ancak, cumartesi günleri saat 14.30 da kapanır.
Şehirde fiyatlar konusunda pek istikrar bulunduğu söylenemez. Kimi yerde bir paket sigara 7 dolar iken kimi yerde aynı paket sigaranın 15 dolardan satıldığı görülür.
Beyrut şehrinde beklediğinizden fazla alışveriş merkezi bulabilirsiniz. “ABC” hem en lüks markaların satıldığı bir yer ve hem de cüzdanınıza uygun seçenekler sunan mağazaların bulunduğu Beyrut şehrinin en popüler alışveriş merkezidir. ABC Alışveriş merkezi: Ashrafiye bölgesindedir.
“Beırut Souk” ise: Amerikan Outlet mağazalarını andıran, açık hava alışveriş merkezidir. Mağaza seçenekleri, ABC ye göre daha kısıtlıdır ve Downtown bölgesindedir. Bunların dışında “Galxy” ve “Beırut Mall” şehrin diğer popüler alışveriş merkezleri arasındadır.
Lübnan Beyrut
NE YENİR-NE İÇİLİR
Beyrut şehrinde, bir kafede bir bira ve biraz çerez almak isterseniz, muhtemelen 50 dolar hesap ödemeniz gerekebilir, bu yüzden girdiğiniz ortamlarda mutlaka menü incelemenizi öneririm.
Çünkü: yemek, bölge ülkelerine nazaran oldukça pahalıdır. Yöresel lezzetler derseniz: damak tadı bizimkine son derece yakındır, hemen her şeyi “zeytinyağı” ile pişiriyorlar ve mükemmel mezelerle masaları donatıyorlar.
Gelelim mekan önerilerine: lokanta olarak Hamra bölgesindeki “El leziz” ve Nemce bölgesindeki “El Beled” önerilebilir. Bunun dışında, pek çok yerde “felafel” denilen bir tür yiyecek satılıyor. Bir de Hamra bölgesinde “Hot dog and beyond” var. Tüm bunların yanında, şehrin en önemli yemek mekanı “le chef” denilen yerdir. Burada: şef denilen adam dükkan ve müşterileriyle çok ilgilidir. Salaşlığın hakim olduğu bir yer, ama yemekleri bize uzak değil.
Bunların yanında: Beyrut şehrinde, tüm sahili gören manzarası bulunan “Hard rock Cafe” ye mutlaka uğrayın ve patates kızartması yanında, yerel bira olan “almaza” denemeyi ihmal etmeyin.
Ancak, hafta içinde burası bomboş. Özellikle Cuma ve cumartesi günü gidin.
Evet, Beyrut şehrinde yerel lezzetleri tatmak isterseniz: Humus, babagannuş, kısır ve tabule denemelisiniz. Bu mezeler, dünyaca ünlü Lübnan mutfağının temelini oluşturmaktadırlar. Öte yandan, şehirde, kebap kültürü de oldukça gelişmiştir. Ama, Lübnan ülkesine gelip te “Falafel” yemeden sakın ayrılmayın. Falafel yemek için özellikle Rue Bliss caddesi üzerindeki büfeleri deneyebilirsiniz.
Beyrut şehrinde yöresel bir şeyler içmek isterseniz, bu kez Lübnan’ın en meşhur birası “Almaza” önerilir. İçimi kolay ve lezzetli olan bu bira ile birlikte “Arak” denilen ve daha sert bir içki türü olan içecek tüketiliyor. Arak: yani Lübnan rakısı: alkol oranı 55 ve şekerli bir tadı var.
İçmek dedim de, Beyrut şehrinde yemekle birlikte “nargile” içme adeti var. Nargileye “sisha” diyorlar. Özellikle kafelerde, kızlı-erkekli guruplar, çoğu yemekle birlikte “sisha” içiyorlar. Yani, yemek sonrasında değil yemekle birlikte içiliyor.
GECE HAYATI
Beyrut şehrinde gece hayatı gündüzden pek farklı değildir, yani oldukça hareketli gece hayatı bulunmaktadır. Çünkü: tarihin her döneminde, Beyrut şehrinde, bir köşede bomba patlaması sesi duyulurken, eğlence-dans da yine olmasa olmazlardanmış. İç savaş olduğu günlerde bile, Beyrutluların söylediklerine göre, gece kulüplerindeki eğlence yine devam ediyormuş.
Günümüzde ise: özellikle “Gemmayze” ve “Rue Gouraud” ve “Rue Monot” bölgelerinde, gece hayatı büyük bir tempo ile sürdürülmektedir. Ancak: Beyrut gece hayatının en güzel mekanının “Music Hall” olduğunu söylemeden geçmemek gerekir. Fiyatlar nispeten pahalı olsa da, buraya uğramadan, Beyrut gece hayatını yaşamak imkansızdır.
Gemmayze bölgesine giderseniz: “Dragon Fly” denemelisiniz. Burası, küçücük bir bar ancak, tüm taksiciler ve Gemayze üzerinde kime sorarsanız, burayı biliyorlar ve tarif ediyorlar. Buraya yolunuz düşerse içki olarak “dudu” deneyebilirsiniz.
Lübnan BeyrutLübnan Beyrut
GEZİLECEK YERLER
Savaş zamanında, şehir doğu-batı olarak ikiye ayrılmış olmasına rağmen, günümüzde bütün ayırımlar ortadan kalkmış durumdadır.
DOWNTOWN
Bu bölge: iç savaş sırasında tamamen tahrip olmuş, ancak Hariri döneminde, tüm binalar ,aslına uygun olarak yeniden inşa edilmiştir.
Bölgede: hükümet binaları, lüks iş ve alışveriş merkezleri, oteller bulunur. Şehrin merkezi olarak kabul edilen “d’Etoille Palace” özellikle akşam saatlerinde hareketlenir.
Downtown’da mağazalara girmeli, saat kulesi meydanında, Pazar günü oynamaya gelen çocukları izlemelisiniz. Evet, burası lüks restoranlar, kafeteryalar ve mağazalarla doludur. Ayrıca, güzel kadınlar, spor arabalar ile oldukça gösterişli bir yer havasındadır. Yani, burası tam bir Avrupa kenti görünümündedir.
Lübnan BeyrutLübnan Beyrut
Al-Omari Camisi
Downtown Rue Weygand bölgesindedir.
Burası: 1153 yılında, haçlı seferlerinde, şövalyeler tarafından St. John yani Vaftizci Yahya adına yaptırılmış bir kilisedir. Ancak: 1291 yılında Memlüklüler, burayı ele geçirince, kilise camiye dönüştürülmüştür.
Önceleri: “Al-Tabwa” camisi olarak bilinen yapının ismi, İkinci Halife Ömer İbn Al-Hattab’ın anısına değiştirilmiştir.
Camiyi ziyaret etmek isterseniz, bayanların yalnızca başını örtmesi yetmiyor, cami görevlisi girişte, ilaveten siyah renkli bir başörtüsü veriyor. Caminin içi çok temiz. Altın bir çelik kafes var, bu Sultan Abdülhamit’in şehre hediyesidir. Caminin içindeki kumtaşı duvarları: muhteşem Memluk ve Osmanlı yazıtları ile dekore edilmiştir. Caminin çevresinde Vaftizci Yahya için yaptırılmış bir türbe bulunmaktadır.
Lübnan BeyrutLübnan Beyrut
Mohammed al-Amin Camisi-Mavi kubbeli cami
Burada: Refik Hariri’nin anıt mezarı bulunmaktadır.
Evet, cami, Beyrut şehrinde “Şehitler Meydanı” bölgesindedir. 2002-2007 yılları arasında inşa edilmiştir. Yapı: çok ihtişamlı ve büyüleyici bir güzelliği sahiptir. 4 tane, ikişer şerefeli minaresi bulunmaktadır. Özellikle: mavi kubbesi, çok uzaklardan bile dikkati çekmektedir.
Sanırım bu mavi kubbe nedeniyle, bu camiyi, Sultanahmet Camisine benzetiyorlar ki, bence böyle bir benzetme tamamen anlamsızdır. Yani kubbesi maviye boyandı diye Sultanahmet Camisine benzetilmesi gerçekten saçmadır.
Yine de, caminin içinde, kubbenin süslemelerinin muhteşem olduğunu söylemek gerekir. Ayrıca: yine caminin içinde büyük kristal bir avize görülüyor.
Lübnan BeyrutLübnan Beyrut
Place des Martyrs
Downtown Rue Bshara El Khoury bölgesindedir.
Burası Şehitler Meydanı olarak da bilinmektedir. Mohammed al-Amin camisinin hemen yanındadır. Meydan: iç savaş sırasında en şiddetli çatışmaların sürdürüldüğü bir yer olarak önem kazanmaktadır.
Meydanda bulunan bronz şehitler anıtı ise: I. Dünya savaşı sırasında, Osmanlılara karşı yapılan mücadeleleri nedeniyle, Lübnan milliyetçilerinin anısına yapılmıştır. (söylediklerine göre, Osmanlılar tarafından asılan Lübnan milliyetçileri için yapılmıştır)
Anıt: 1960 yılında açılmış ve İtalyan heykeltıraş tarafından yapılmıştır.
Anıt üzerinde: iç savaştan kalma mermi ve patlama izleri görülmektedir. Bu izler, daha önce de sözünü ettiğim gibi, tamir ettirilmiyor, çünkü iç savaşın anlamsızlığının gözler önünde durması amaçlanıyor.
Meydanın bir diğer özelliği de; şehirde yapılan tüm protesto gösterilerinin burada yapılıyor olmasıdır. En son olarak: 2005 yılında, Suriye karşıtı “sedir eylemi” burada yapılmıştır.
Bu yüzden, burayı ziyaret etmek isterseniz, her hangi bir siyasi eylem veya toplantı, gösteri bulunmadığına dikkat etmeniz gerekir.
Place Etoile
Buraya “Yıldız Meydanı” deniliyor. Burada, meydanda dolaşan özel güvenlik elemanlarının fotoğraflarını çekmeyin. Zaten: Beyrut şehrinde fotoğraf çekerken, kesinlikle dikkat etmenizde yarar var. Saat kulesinin hemen karşısında, Ortodoks St. George Katedrali görülüyor. Ama buranın en özel yapısı, Lübnan Parlamentosudur.
Saat kulesi: Fransız işgali döneminde, Belediye Başkanı tarafından şehre sunulmuş olup, saatler “Rolex” markadır ve bu yüzden saat kulesi “Rolex saat” olarak bilinir. Saat kulesinin çevresi: Osmanlı mimari izleri taşıyan taş ve mermer yapılarla doludur. Tüm meydan ise, parke taşlarla döşelidir. Meydanın güvercinleri de dikkatinizi çekecektir.
Meydanın çevresindeki daha küçük sokaklarda, trafik korkusu olmadan yürüyerek gezebilirsiniz.
St.George Katedrali
Downtown Rue Emir Bechir bölgesinde, Place d’Etoille’den biraz ileridedir.
Burası da, haçlılar döneminde 1772 yılında inşa edilmiştir. Ancak, burada daha önce, yani 6’ncı yüzyılda, Bizans imparatoru Theodosius II tarafından verilen bir kararname ile yapılan bir kilise bulunuyormuş. Evet, burası Beyrut şehrinin en eski kilisesidir.
Ancak, Lübnan iç savaşı sırasında yapı ağır hasar görmüş ve talan edilmiştir. Yağmalaman sanat eserlerinin bazıları, daha sonra ele geçirilmiştir. Daha sonra, katedral restore edilmiş ve yeniden açılmıştır. Katedralin içi çok güzel, zamanınız varsa gezmenizi öneririm.
Lübnan Beyrut
Holiday İnn Oteli
Şehir merkezindeki bu bina da: delik deşik olmuş olarak görülür. Otel: savaş boyunca keskin nişancıların uğrak yeri olmuş ve bu yüzden defalarca roketlenmiştir.
1975 yılındaki iç savaşın, ilk cephelerinden biri burada açılmış ve oteller savaşı adı altında çatışmalar sürmüştür.
Şehirde, “Holiday İnn” oteli, daha sonraki yıllarda “Dunes” olarak yeniden açılmıştır.
Lübnan Beyrut
SOLİDERE SEMTİ
Burası, Beyrut şehrinin merkez semtidir. Burada bulunan ve görebileceğiniz yerler şunlardır.
Lübnan BeyrutLübnan Beyrut
Büyük Serail (Grand Serail)
Majidiye bölgesindedir.
Lübnan Başbakanı tarafından kullanılan “Hükümet Sarayı”, bir tepenin üzerinde, Lübnan Parlamentosunun birkaç blok ötesindedir.
Burası, 1853 yılında inşa edilmiş ve Osmanlı ordusu için kışla olarak yapılmıştır. Fransız sömürge döneminde ise, bu yapı, Fransız yönetim binası olarak kullanılmıştır. Günümüzde ise, devlet sarayı olarak kullanılıyor.
Yapının mimari özelliklerinden biraz söz etmek istiyorum. Yapının mimari tasarımında: İstanbul-Selimiye kışlası örnek alınmıştır. Uzun cephesi 80 metredir. Doğu cephesinde üç sıra halinde 16 sıra pencere bulunur. 1861 yılında, yapı, Askeri hastaneye dönüştürüldüğünde, binanın anıtsallığı sürdürülmüştür.
Özellikle iç savaş sırasında, Serail, sık sık saldırılara hedef olmuştur. Savaş sonundaki 900 işgünü süren restorasyon ise, 1998 yılında tamamlanmıştır.
Günümüzde: Serail: modern iç ve ileri teknoloji olanaklarıyla donatılmıştır. Orijinal Osmanlı yapısının sadık bir uyarlaması olarak, daha işlevsel bir bina ortaya çıkmıştır. Dış duvarlar tamamen restore edilmiştir.
Üstteki 2 katta: Başbakanlık konutu, ofisi ve personel için ofisler, kabine odası ve bakanların ofisleri bulunur. Zemin katta ise, bir ziyafet salonu, iki resepsiyon alanı, basın odaları ve bir avlu bulunur. Yeraltında ise: otopark, ofisler ve odalar bulunur. Büyük Serail binasında: 430 oda bulunmaktadır.
Gezmek derseniz, bu büyük olasılıkla mümkün olmayacaktır, çünkü: siyasi huzursuzluklar ve Suriye’deki durum nedeniyle, çevredeki yolların birçoğu, şu anda dikenli tellerle kapatılmıştır. Yani, yaklaşmak mümkün olmuyor.
Evet: hükümet sarayının hemen yanında: Osmanlı Abdülhamit saat kulesi ve kalkınma ve imar yüksek kurulunun iki binası bulunmaktadır.
Lübnan Beyrut
Hamidiyyeh Saat Kulesi
Saat kulesi, 1897 yılında, Sultan Abdülhamit’in taç giyme töreni yıldönümü anısına, Müslümanlara namaz vakitlerini göstermesi için yaptırılmıştır.
Dönemin Beyrut Valisi Rashid Bey’in isteği üzerine, Sultan, saatin yaptırılması emrini vermiştir. Saat kulesinin yapımı için ilk taş: 9 Ocak 1897 tarihinde yani Sultan’ın doğum gününde yerleştirilmiştir.
Kule: 25 metre yüksekliktedir. Tamamlandığında Beyrut şehrinin en yüksek yapısı olarak dikkat çekmiştir. Kumtaşı ve kireçtaşı kullanılarak yapılmıştır. Saat kulesinin üçüncü katında, 300 kg. ağırlığında bir çan asılıdır.
ASHRAFİEH VE GEMMAYZE BÖLGESİ
Ashrafieh bölgesi
Burası, Downtown bölgesinin doğusundadır ve Beyrut şehrinin en eski ve cazibeli mahallelerinden birisidir. Burada: çok sayıda restoran, kafe ve gece kulüpleri bulunur. Bu nedenle, turizm içinde önemli bir merkezdir. Ticari mekanlara ek olarak, yine bu mahallede yenilenmiş evler, apartmanlar bulunur ki, şehirde alışveriş ve gezmek için uygun bir yer olarak tercih edilir.
Escalier de Saint Nicolas
Burası: Achrafieh Rue Surscok ve Rue Gouraund arasında bulunan merdivenlerdir, ancak Orta doğunun en uzun merdivenleri olarak bilinirler. Her yıl, yılda iki kez burada açık hava sergisi düzenleniyor ve gerek yerel gerekse uluslar arası el sanatları ürünleri kurulan tezgahlarda satılıyor.
ABC Alışveriş Merkezi
Şehrin en popüler ve büyük alışveriş merkezi, buradadır. Bu alışveriş merkezinde 200 mağaza, 20 restoran, 7 sinema salonu bulunmaktadır. Gün içinde, saat: 10.00-22.00 arasında açıktır.
Monot Caddesi
Burada birçok pub bulunmaktadır. Hatta, burası Beyrut şehrinin barlar sokağı gibi bilinir. Şehir merkezinden çok kısa bir yürüyüş ile buraya ulaşmak mümkündür. Şehrin diğer bölgelerinde yaz aylarında açık hava kulüpleri açıldığından, buranın popülütesi azalmaktadır. Çünkü, buradaki kulüpler, kapalı mekanlardır. Bu bölgede, çoğu yerel ve uluslar arası ölçekte tanınmış DJ’lerin müzik yaptıkları kulüpler bulunmaktadır.
Lübnan Beyrut
Gemmayze Bölgesi
Burası, Beyrut şehrinin Fransız döneminin özelliklerini yansıtan köşesidir. Burada: dar sokaklar, güzel tarih kokan binalar bulunur ki, eski bir semttir. Ancak, yine de burada birçok barlar, kafeler, restoranlar ve salonlar bulunur.
Yani her zaman sokakta iyi bir restoran bulmak mümkündür. Burası, daha elektronik ve bohem havasının hakim olduğu bir bölgedir. Burada, görülecek yerler daha fazladır.
Saifi Mahallesi
Bu mahalle: Fransız evlerinin restore edilmesiyle oluşturulmuş olup, alışveriş meraklıları, burada orijinal şeyler bulup satın alabilirler.
Rue Gouraud
Günümüzde, Beyrut gece hayatının merkezi burasıdır. Bu bölgede, dar sokaklarda araba çalışmıyor, daha doğrusu giremiyor. Fransız döneminin izlerini taşıyan bir bölgedir. Zaten Fransız general Henri Gouraud’un ismine atfen caddenin ismi verilmiştir. Burada, çok sayıda üst düzey restoran ve turizm tesisleri bulunmaktadır.
Achrafiye
Burada, muhteşem güzel evler bulunmaktadır. Burada, ara sokaklarda dolaşabilirsiniz.
Lübnan Beyrut
Hotel Albergo
Burası: şehrin en otantik otelidir. Buranın çatı katında, kahve içerek küçük bir mola verebilirsiniz. Bu mola sırasında, özellikle gün batımında, şehirdeki yapıların çatılarını izleyebilirsiniz.
Rue de Damas
Burası, ilk bakışta önemsiz bir cadde olarak görülse de, aslında iç savaş sırasında “yeşil hat” oluşturmasıyla bilinir. Burada: iç savaş sırasında, Hıristiyanlar ve Müslümanlar, esir değişimi yaparlar ve tüm pazarlıklar bu cadde üzerinde yaşanırmış. Cadde boyunca: birçok kurşunlanmış ve roketlenmiş binayı, sık sık görebileceksiniz.
Lübnan BeyrutLübnan Beyrut
Beyrut Ulusal Müzesi
Beyrut şehri ziyaretinizde, mutlaka görmenizi önereceğim bir yerdir. Müze, pazartesi günleri hariç her gün açık olup, saat: 09.00-17.00 arasında ziyaret edilmektedir. Rue de Damas bölgesindedir.
Müzede sergilenen koleksiyon, II.Dünya savaşından sonra toplanmaya başlamış ve müze 1942 yılında ziyarete açılmıştır.
Müzede, kronolojik olarak sergilenen eserler arasında: Lübnan tarihi ve Lübnan ülkesinin Akdeniz’deki önemi vurgulanıyor.
Müzede: iç savaş sonrası yeniden kurulma belgeseli, her saat başı, ziyaretçilere gösteriliyor. İç savaşın mantıksızlığını anlatan bu belgesel, mutlaka izlenmelidir. Çünkü: 1975 yılındaki iç savaş sırasında, Beyrut Ulusal Müzesi de, özellikle Mısır bölümü ve koleksiyonu, büyük zarar görmüş ve yapılan restorasyonun ardından, 1999 yılında yeniden açılmıştır.
HAMRA BÖLGESİ
Burası: nispeten daha az turistik bir bölge olarak biliniyor. Burada bulunan “Beyrut Amerikan Üniversitesi” kampüsü; şehrin temposundan kaçıp kafa dinlemek isteyenler için idealdir. Burada yürüyüp kahve içmelisiniz.
Hamra bölgesini keşfetmek isterseniz: özellikle Rue Hamra ve Rue Bliss arasında bulunan sokakları gezmelisiniz.
Şehrin gerçek yüzünü burada görebilirsiniz. Burada her şey elinizin altında ve fiyatlar oldukça makuldür. Ancak, burada göreceğiniz birçok markanın ürünleri: genellikle sahtedir yani bunu bilerek alışveriş yapın.
Hamra Caddesi
Hamra caddesi sahil boyunca uzanır, ancak Hamra caddesini bir sokak geçtiğinizde, bu kez, sokak ortasında yaşayan evsizlerle karşılaşırsınız.
Lübnan Beyrut
Corniche
Burası: Akdeniz’in muhteşem manzarası eşliğinde, sahil yürüyüşü yapabileceğiniz bir yerdir. Burayı ziyaret ederseniz, yerel halkı tanıma fırsatı bulabilirsiniz. Birçok yerdeki sokak satıcıları: kahve, baklava gibi yiyecek ve içecekler satıyorlar.
Lübnan Beyrut
Roma Hamamı
Rue Riad El Solh bölgesindedir.
Bir zamanlar Finike, Roma eyaletinin bir parçasıymış. Bu yüzden, Beyrut şehri, son derece iyi korunmuş Roma eserleriyle doludur. Bunlar arasında, 1968 yılında ortaya çıkarılan ve iç savaştan sonra temizlenerek 1997 yılında ziyarete açılan bir Roma hamamı da bulunmaktadır.
Bank Street arkasında bulunan Roma hamamı: günümüze kadar sağlam olarak gelebilmiştir. Burada, çok sayıda boş havuz görülür. Güçlü kireçtaşı sütunlar ve ağır alınlıkların bazıları, yakın geçmişte onarılmıştır.
Lübnan Beyrut
Beyrut Amerikan Üniversitesi-AUB
Hamra Rue Bliss bölgesindedir.
Orta doğunun en saygın üniversitelerinden birisidir ve ormanlık bir alan içinde bulunur. Kampus: Rue Bliss Corniche’dedir ve güzel korunur. Ziyaretçilerin, Rue Bliss bölgesine bakan ana kapıdan kampüs içine girmelerine izin verilir.
Beyrut Amerikan Üniversitesi Müzesi
Şehirdeki iki arkeoloji müzesinden biridir. Bu müze, aynı zamanda Ortadoğu bölgesinin en eski müzesidir. Müzede: taş devrinden, İslam dönemine kadar birçok obje sergilenmektedir. Özellikle: Arap sikkeleri, çanak-çömlekler, Lübnan ve Doğu eserleri, kil tabletler ve birçok özel koleksiyon eserlerini görmek mümkündür.
Kilikya Müzesi
Rue Sawma Jaber ve Rue Akhawain Rahbani bölgsinde bulunan bu müze: Ermeniler tarafından oluşturulmuş ve sözde 1915 soykırımı ile ilgili belgelerin bulunduğu bir müzedir. Gitmeye gerek yok, bu tür politik ve siyasi içerikli yerlere müze bile denilemez.
Rene Moawad Garden
Rue Spears bölgesinde bulunan bu bahçe: Beyrut şehrinin en eski parkıdır ve 1907 yılında kapılarını ziyaretçilere açmıştır. Günümüzde ise, şehir hayatının popüler bir parçasıdır.
Burada, oyun alanları, üç tekerlekli bisiklet kullanılan yollar ve yürüyüş yolları bulunur. Yaz aylarında, özellikle hafta sonlarında aşırı kalabalık olur.
Bunun dışında, huzur ve sessizlik düşünürseniz ve piknik yapmak isterseniz, Beyrutlular gibi, siz de burayı ziyaret edebilirsiniz. Parkın ismi, yerel halk dilinde ”Sanayeh Garden” olarak biliniyor.
Lübnan Beyrut
Pigeon-Pigeon Rocks-Güvercin Kayalıkları
Hamra bölgesini gezdikten sonraki durak “Güvercin Kayaları” olmalıdır. Raouche Corniche bölgesindedir. Güvercin kayaları: Beyrutluların Corniche dedikleri sahil yolundan izlenebiliyor. Yol kenarındaki kafeye oturup, uzaktan şehrin sembolü olmuş bu kayaları izlemek mümkündür.
Burası, şehrin en önemli turistik sembolüdür. Bunlar: denizin ortasında bulunan iki büyük kayadır. Küçük teknelerle, bu kayaların bulunduğu yere turlar düzenleniyor. Kayalardan birinin altından kayıkla veya botlarla geçilebiliyor.
Raouche Semti
Beyrut şehrinin batı sınırında Akdeniz boyunca uzanan bu bölge, şehrin en popüler ve en cazip yerleşim alanıdır ve Güvercin kayaları, sahil açıklarında bulunur.
Corniche
Burası bir gezinti yeridir.
Beyrut şehrinde güneş battıktan sonraki en hareketli yerlerden birisidir. Bu kordon boyunda, birçok kafeler bulunmakta olup, bu kafelere oturup, Beyrutluların yaşam tarzlarını izleyebilirsiniz.
ŞEHİR YAKINLARINDA GEZİLECEK YERLER
Lübnan BeyrutLübnan BeyrutLübnan Beyrut
Jeita Grotto
Burası, Beyrut şehir merkezinin biraz dışındadır ancak dünyanın en önemli birkaç doğa harikasından biridir. Evet, bu mağaralar, Beyrut şehir merkezinin 20 km. kuzeyindedir.
Mağaralar ilk olarak, 1863 yılında, Amerikalı bir misyoner tarafından bulunmuştur.
Rahip Williams Thomson: mağara içinde yaklaşık 50 metre ilerlemiştir.
Avlarınken yer altı nehrine düşen silahını bulmaya çalışırken mağarayı keşfetmiştir.
1873 yılında ise: bir kısım araştırmacı, bu mağaraları araştırmışlar ve 1060 metre ilerlemişlerdir.
Ancak: 1958 yılında turizme açılmıştır. Üst galeri ise, 1969 yılında ziyarete açılmıştır. İç savaşın ardından, Temmuz 1995 tarihinde yeniden ziyarete açılan mağaralarda, fantastik kaya oluşumları, yılda 280.000 ziyaretçiyi buraya çekmektedir. Mağara ve diğer tesislerde ise, 115 civarında yerel halk çalışmaktadır.
Bu sıra dışı mekanların açılışını dünyaya duyurmak için: Lübnanlı sanatçı ve heykeltıraş Ghassan Klink tarafından, Fransız besteci François Bayle ile birlikte bir müzik konseri düzenlenmiştir. Ayrıca, 1969 yılında Alman besteci Carl-Heinrich Stochausen tarafından bir konser düzenlenmiştir.
Dağların altındaki bu alan: iki kireçtaşı mağara, üst galerileri ve 6230 metre uzunluğunda “Dog River” ismi verilen bir yer altı nehrinden oluşmaktadır. Mağaralar: yer altı nehri için bir tünel veya geçiş yoludur.
Mağaraların toplam uzunluğu 9000 metredir ve mağara içinde 8.20 metre uzunluktaki sarkıt, dünyanın en büyük sarkıtı olarak kayıtlara geçmiştir.
Mağarada, tüm bunların yanında, su seviyesinden tavana kadar 108 metre yükseklik ile, büyük bir salon bulunmaktadır. Mağaralar deniz seviyesinden 300 metre yüksektedir.
Lübnan BeyrutLübnan Beyrut
Alt katta:
623 metre uzunluğunda bir yer altı gölü bulunmaktadır. Özellikle kışın yükselen su seviyesi nedeniyle, bazen ziyarete kapatılmaktadır. Su seviyesinin uygun olduğu zamanlarda ise, ufak teknelerle mağara muhtemelen 2 saat içinde gezilebilmektedir.
Buradaki yürüyüş parkuru toplam 7800 metredir ancak 400 metrelik bölüme yürüyerek ulaşılmaktadır.
Üst katta ise:
Mağaranın asıl görkemli kısmı bulunmaktadır. Burası kuru kısımdır ve her zaman ziyarete açıktır. Bu kısımda: uzun dikitler ve sarkıtlar ziyaretçileri büyülemektedir.
Burayı: yürüyerek gezebilirsiniz. 2200 metrelik yürüyüş parkurunda, 750 metrede çok ilginç: taş kolonlar, perdeler ve mantarlar görülüyor.
Bölgede, bunların dışında: ziyaretçilerin zaman geçirmesi için: teleferik, tren, minyatür hayvanat bahçesi, bahçe ve birçok heykelcik bulunuyor.
Ayrıca: geleneksel ve ilginç hediyelerin satıldığı 4 hediyelik eşya mağazası bulunuyor. Son olarak, burayı ziyaret edenler, geleneksel Lübnan yemekleri tatmak isterlerse, bir restoran var, orayı deneyebilirler.
İç savaş sırasında:
Hıristiyanlar, burayı cephanelik olarak kullanmışlardır. Bu çatışmalarda: kurulum, teleferik, otopark, idare binası ve restoranların bulunduğu bölümler tamamen imha edilmiştir. 1995 yılında ise, Refik Hariri tarafından 1 yıl 4 aylık çalışmanın ardından turizme kazandırılmıştır.
Evet, buraya yolunuz düşerse: otoparka aracınızı bıraktıktan sonra: teleferik veya yükseklik korkusu varsa, bir buhar makinesinin küçük bir örneği tarafından çekilen tren ile, mağaraların bulunduğu yere ulaşırsınız.
Üst galeri girişine yakın bir klimalı tiyatro salonunda, birçok dilde, Jeita hakkında bir film gösterimi düzenlenmektedir. Alacağınız giriş bileti: alt ve üst galeriler ve teleferik içindir. Tiyatro ve tren ve otopark çıkışı için bileti yanınızda bulundurmaya devam edin.
Tesiste: çeşitli restoranlar, bir bar ve tuvaletler ve Lübnan el sanatlarının satıldığı hediyelik eşya dükkanları da bulunuyor. Pazartesi tesis kapalı, pazartesi dışında ise saat: 09.00-17.00 arasında açık bulunuyor.
Harissa-Notre Dame du Liban heykeli
Akdeniz’e şehrin tepesinden bakan ve Maruni şapelinde bulunan heykel: muhteşem bir manzaranın bulunduğu yerdedir. Burası: şehir merkezine 20 km. uzaklıktaki Harisa köyündedir. Burası “Katolik” toplulukların odak merkezidir.
Heykel yapımı ilk olarak: 1854 yılında gündeme gelmiştir. Daha sonra, Fransa-Lyon şehrinde: sanatçı Durenne tarafından 8 metre uzunluğunda ve 14 ton ağırlığındaki bronz heykel yapıldı ve beyaz boya ile boyandı. “Meryem” e benzeyen heykel, ardından, büyük bir gemiyle, 1906 yılında Beyrut şehrine getirildi.
Mayıs 1908 tarihinde heykel, 20 metrelik bir kule üzerine yerleştirildi. Burası, Lübnan ülkesinde en çok ziyaret edilen dini yerdir. Çünkü: heykel aynı zamanda “Lübnan Kraliçesi” olarak isimlendirilmektedir. Papa John Paul II: heykeli 10 Mayıs 1997 tarihinde ziyaret etmiştir.
Heykelin bulunduğu şapelin bahçesinde ise, Lübnan bayrağında da bulunan “Sedir ağacı” görülüyor. Heykelin balkonundan, biraz önce sözünü ettiğim muhteşem manzarayı izledikten sonra: teleferiğe binerek “Jounieh” bölgesine inebilirsiniz.
Evet, buraya çıkmak için teleferik kullanılıyor. Teleferik, deniz seviyesinden 520 metre yüksekliğe, yani heykelin bulunduğu tepeye çıkıyor ve 1.5 kilometrelik bu uzaklık, yaklaşık 10 dakikada alınıyor.
Ancak: 4 kişi alabilen teleferik kabinleri, eski ve minicik, aynı zamanda yolculuk yaparken, evlere o kadar yakın geçiyor ki, korkmamak elde değil, geçerken binaya, evlerin balkonlarına çarpacak diye korkuyorsunuz.
Burayı ziyaret ederseniz, Pazar günü gitmemeye dikkat edin, çünkü Pazar günü yukarıdaki kilisede ayin var ve bayağı kalabalık oluyor.
Lübnan BeyrutLübnan Beyrut
Jounieh
Burası, bir sahil yerleşim yeridir. İç savaş sırasında, Beyrut’tan dinlenmeye gelen Hıristiyan militanları: bu yerleşim yerine giderlermiş.
Günümüzde, teleferikle buraya giderken, evlerin çok yakınından geçerek yapılan yolculuk oldukça eğlenceli geçiyor. Özellikle, gün batımı saatlerinde bu teleferik yolculuğunu yaparsanız, muhteşem manzara daha da ilginç hale gelecektir.
Bunun dışında: yerleşim yerinde güzel restoranlar ve mağazalar bulunuyor. Ayrıca: barlar sokağı denilen bir yer var. Zaten Üniversiteler de o mahaldedir. “Casino Du Liban” buraya yalnızca 2 km. uzaklıktadır. Beyrut havaalanı ise, 50 km. uzaklıktadır. Beyrut şehir merkezi ise, buraya 15 km. uzaklıktadır.