Meksika Mexico City Tarihi Merkez

Meksika Mexico City Tarihi Merkez

1980 yılında Meksika hükümeti: 16. ve 19. yüzyıl mimarisinin örnekleri bulunan binaların bulunduğu 15 kilometre karelik alanı, Tarihi kent merkezi olarak ilan ederek koruma altına almıştır.

Önemli binaların bir kısmı, son yıllarda restore edilmiştir. Tarihi kent merkezine, 1987 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası statüsü verilmiştir.

Çünkü: şehir eski Aztek başkenti olan Tenochtitlan isimli şehir kalıntıları üzerine, İspanyollar tarafından 16. yüzyılda kurulmuştur.

Bu kalıntılardan tespit edilenler: 5 Aztek tapınağı, 1 katedral (Amerika kıtasındaki en büyük katedraldir) ve Palacio de las Bellas gibi bazı 19. ve 20. yüzyıl kamu binalarıdır.

Meksika Mexico City Tarihi Merkez
Meksika Mexico City Tarihi Merkez

Aztekler: Meksika vadisinde, Texcoco gölünde küçük bir adada kendi imparatorluklarının başkentini kurmuşlardır. Tenochtitlan isimli bu şehir: Aztek imparatorluğunun başkentiyken: kuleleri, kaleleri ve pırıl pırıl kanalları ile tam bir ada şehirdi.

Ancak İspanyollar buraya geldiklerinde, Tenochtitlan ada şehrini ve onu çevreleyen gölü tahliye ettiler. Onlar: eski şehir kalıntıları üzerine, bir Avrupa modeli şehir yani “saraylar şehri” yaptılar.

Katedral ve Güzel Sanatlar Sarayı: sömürge döneminin yani 19. yüzyılın en önemli mimari eserleridir. Templo Mayar yani Ana Tapınak olarak bilinen anıtsal kompleks ise, soyu tükenmiş bir medeniyetin olağanüstü kültürüne tanıklık yapmaktadır.

Evet şehrin bu bölümünde bulunanlar şunlardır:

Meksika Mexico City Tarihi Merkez Zocalo
Meksika Mexico City Tarihi Merkez Zocalo

 

ZOCALO-PLAZA DE LA CONSTİTUCİON

“Zocalo” Mexico City şehri kalbinde bulunan büyük bir meydandır. Meydanın resmi adı “Plaza de la Constitucion” olmasına rağmen, yaygın olarak “Zocalo” denmektedir. “Zocalo” kaide veya stant anlamına gelmektedir. 1800’lü yıllarda Meksika bağımsızlık anısına meydanın merkezine bir anıt konulmuştur. Günümüzde Meksika’da birçok kasaba meydanına bu yüzden “Zocalo” denilmektedir.

1813 yılında 830×500 feet ölçüleriyle dünyanın en büyük meydanlarından biri olarak ilan edilmiştir. 100.000 kişi alabilmektedir. (Dünyanın en büyük meydanı Moskova-Kızıl Meydan)

Mexico City şehri Aztek başkenti Tenochtitlan üstüne inşa edilmiştir. Zocalo güneydoğu köşesinde bulunan yerde İspanyollar şehri ele geçirince Hernan Cortes ve Aztek İmparatoru Moktezuma 1519 yılında bir araya gelmişlerdir.

Ardından: Hernan Cortes: İspanyol geleneklerine göre burada bir kasaba planı kurmuş ve şehrin kalbindeki bu meydan: sömürge güçlerini temsil eden binalarla çevrilmiştir. Yani, erken sömürge dönemlerinde, meydan çeşitli amaçlara hizmet vermiştir.

Özellikle boğa güreşi arenası ve bir Pazar olarak kullanılmıştır. Günümüzde ise burası festivaller, geçit törenleri ve gösteriler için kullanılmaktadır. Her sabah, meydandaki direğe büyük bir bayrak çekilmektedir.

Majestik Otel çatı terasından meydanın görünümü muhteşemdir. Meydanda büyük bir Meksika bayrağı dikkat çekmektedir.

Zocalo Meydanında bulunan siteler şunlardır

Meksika Mexico City Tarihi Merkez Ulusal Saray
Meksika Mexico City Tarihi Merkez Ulusal Saray

 

Ulusal Saray-National Palace-Palacio Nacional

Saray: Zocalo meydanının doğu tarafında uzanmaktadır.
Cephe uzunluğu 200 metredir. Yapı kırmızımsı taştan yapılmıştır. Burası Cumhurbaşkanı resmi ofisi ve çeşitli hükümet ofislerine ev sahipliği yapmaktadır. Saray Mexico City şehrinin en önemli yapılarından birisidir.

Başlangıçta burada İspanyol fatih Cortes tarafından sömürge döneminde yaptırılan bir yapı bulunuyormuş. Ancak; şehrin bu en eski ve en önemli yapısı: 1692 yılındaki ayaklanma sırasında tahrip olmuştur. Yapı: 1920’lerde yenilenmiştir.

Büyük merkez kapı: Meksikalı ceket ve silah ile örtülmüştür.

Yukarıda 15 Eylül 1810 tarihinde Dolores Miguel Hidalgo tarafından kullanılan “Özgürlük Çanı” askıda durmaktadır.

Her yıl: saat 23.00’de; Meksika bağımsızlığını kutlamak için, gece yarısı Meksika devlet başkanı tarafından Ulusal Sarayın merkez balkonundaki bu çan çalınır ve başkan “Viva Mexico” diye bağırır. Zocalo meydanında toplanan kalabalık bunun üzerine “Viva” diye bağırarak cevap verirler.

Evet: ulusal sarayın çok sayıdaki odasının bir kısmı ziyarete açıktır. Girişte büyük bir avlu bulunur. Avlunun en önemli özelliği: duvar ressamı Diego Rivera tarafından merdiven ve birinci katta yapılan fresktir.

Bu fresk, toplamda 450 metrekarelik alanı kapsar ve 1926-1645 yılları arasında boyanmıştır. Bu fresk: yerli zamanlarından devrim zamanına kadar olan Meksika tarihini göstermektedir. Tarihsel olaylar ve onların başlıca aktörleri, kapsamlı şekilde Rivera tarafından tasvir edilmiştir.

Bir zamanlar, kuzeydeki, iç avlunun kapalı bölümü: Benito Juarez tarafından kullanılmıştır ve günümüzde bu odalar müze olarak düzenlenmiş ve ziyarete açıktır. Onun 1857 Anayasasını hazırladığı büyük salonlar ve odalardaki mobilyalar ve bazı özel eşyalar burada sergilenmektedir.

Bir diğer odada ise 1917 Anayasası sergilenmektedir.
Ulusal Saray içinde bulunan “Biblioteca Miguel Lerdo de Tejada” ülkenin en büyük ve en önemli kütüphanelerinden birisidir.

Meksika Mexico City Tarihi Merkez Metropolitan Katedrali
Meksika Mexico City Tarihi Merkez Metropolitan Katedrali
Meksika Mexico City Tarihi Merkez Metropolitan Katedrali

 

Metropolitan Katedrali-Cathedral Metropolitana

Ulusal Sarayın doğusunda, Zocalo meydanının kuzey tarafındadır. Burası: batı yarımkürede en eski ve en büyük kiliselerden birisidir. Bir zamanlar eski Aztec tapınağı: hemen güney-batı kısımda bulunmaktadır. Orijinal binanın yapımına 1525 yılında başlanmıştır.

Ancak daha sonra orijinal bina kısmen yıkılmış ve kısmen yeniden inşa edilmiştir. Dini yapı; 1563 yılında mimarlar Claudio de Arciniega, Juan Gomez de Mora ve Alonso Perez de Castaneda tarafından tasarlanmıştır.

Gri kumtaşından yapılan bina: 250 yıl içinde genişletilmiş ve binanın inşaatında çeşitli karışık stiller kullanılmıştır. Ancak yine de uyum hakimdir. Dış bölüm: ağırlıklı olarak Barok izlenim yaratmasına rağmen, kuleler neo-klasik stili sembolize etmektedir. Çan kuleleri 1793 yılında tamamlanmıştır. Guadalupe olarak bilinen çanlardan biri 5.5 ton ağırlığındadır.

Sonuç olarak, katedralin inşaatı ve dekorasyonu yaklaşık 300 yıl sürmüştür.

Gelelim katedralin içine: katedral bir ana nef ile iki tarafında iki yan koridordan oluşmaktadır. Uzunluk 118 metre ve genişlik 54 metredir. Yükseklik 55 metredir. Yanlarda 14 yan sunak bulunur. Dışı gibi yapının içi de sömürge dönemlerinin farklı mimari stillerini yansıtmaktadır.

Son bir not: Mexico City şehrindeki birçok bina gibi, bu yapı da yavaş yavaş toprağa batmaktadır. Bunun nedeni: şehrin yumuşak kil toprak altı ve katedralin önemli ağırlığıdır. 1990’larda başlatılan restorasyon çalışmalarında: batma tamamen durdurulmuş olamasa da kuleler düzeltilmiş ve katedral tamamen eşit batar şekilde düzenlenmiştir.

 

Nacional Monte de Piedad

Katedralin batı tarafındaki bina, sömürge döneminde birçok kez değişmiştir. Ama ilk olarak 1775 yılında Pedro Tomero de Terreros tarafından kurulmuştur.

 

Templo Mayor

Katedralin arkasında, Calles Arjantin ve Guatemala köşesindedir. Birkaç yıl önce keşfedilmiştir. Burada “Tenochtitlan” şehrinin tapınağının bulunduğu biliniyor.

1978 yılında Şubat ayında metro inşaatı sırasında bulunan bu taş obje: ay tanrıçası Coyolxauhqui’nin bir kabartma ve oyma heykelidir. Çapı 3.25 metredir ve ağırlığı 8.5 tondur. Bu anıt günümüzde Templo Mayor müzesinde sergilenmektedir.

Mexico city şehri, daha önce de belirttiğim gibi Azteklerin başkenti Tenochtitlan şehrinin üzerine kurulmuştur.

Bu buluntunun ardından kazılar devam ettirilmiştir. Çünkü o zamana kadar “Tenochtitlan” şehrinin ana piramidi: Zocalo altında gömülü kalmıştır. Son kazıların ardından: burada Aztek İmparatorluğunun dini ve siyasi merkezinin bulunduğu anlaşılmıştır.

Bu tapınak piramidi: kutsal bölgenin egemen yani hakim yapısı olmuştur. Piramidin güney bölümünde savaş tanrısı Huitzlipochtli ve kuzey bölümünde yağmur tanrısı Tlaloc kutsal alanları vardı. Bu durum: Azteklerde: savaş, ölüm, yaşam ve suyun ne derece önemli olduğunu temsil etmesi açısından önemlidir.

Kazılar devam ettiğinde yeni kalıntılar ortaya çıkarılmıştır. Duvarların yüksekliği: burada Aztekler öncesinde de eski tapınaklar bulunduğunu ifade etmektedir. 1428 yılında Aneahuac vadinin kontrolünü sağlamadan önce, muhtemelen burada bir tapınak dikilmiş olmalıydı. Farklı yapı katları arasında toprakta: kurban ve adakların kafatasları bulunmuştur.

Ancak burada bulunan nesnelerin çoğu Aztek kökenliydi. Yani, ilginçtir ki, diğer yerli halklara ait herhangi bir nesne bulunmamıştır. Muhtemelen bu yeni piramidin tamamlanmasından önce, burada bulunan sunular, Aztekler tarafından imha edilmiştir.

 

Museo del Templo Mayor

Burada sayısız buluntu ele geçirilince, kazı alanı yakınlarında yeni müze kurulmasına karar verildi. Daha önce “Antropoloji National Musemu” müzesini tasarlamış olan Pedro Ramirez Vazquez tarafından planlar hazırlandı ve yeni müze 12 Ekim 1987 tarihinde Kolomb’un Amerika’yı keşfetmesinin yıldönümünde açıldı.

Müzenin ön bölümü: kazı sitesinin görünmesini sağlayacak şekilde tamamen camlı yapılmıştır. Merkezi bir avlu çevresindeki 4 katlı bina: 1700 metre karelik bir alanı kapsamaktadır.

Burada 8 sergi salonu, oditoryum ve bir kütüphane vardır. Sergiler çoğunlukla camın arkasında çok açık standlarda görüntülenir. Farklı Aztek elyazmalarından sağlanan bilgiler: sadece İspanyolca yazılıdır.

 

Kurban Taşı

En etkileyici sergi “Kurbanlık Taş” tır. Bunda: Ay tanrıçası Coyolxauhqui’nin bir kabartma oyması bulunmaktadır. Bu baş: kollar ve bacaklar kopmuş, çıplak bir kadın formunu göstermektedir.

Efsaneye göre: Tula civarında Coatepec Serpents Tepesinde Savaş Tanrısı Huitzilopochli tarafından 400 insan kurban edilmiş ve tanrı öldürülenlerin kalbini yemiştir.

Müze ziyaretçileri: yukarıda tavandan bir delikten veya ana pencere önünde, düz uzandığı zemin katta: iki şekilde bu kurban taşını görebilirler. Taş: Huitzilopochtli tapınağının üstünde durmaktadır.

Esirler, piramidin yukarısında duran rahipler tarafından öldürülür ve kalpleri yerinden sökülür ve Coyolxauhqui taşına (kurbanlık taş) üzerine konur, cesetleri aşağıya atılırmış.

 

Güney Kanadı

Müze: piramit üzerinde bulunan iki tapınağı belirlemek için güney ve kuzey kanadı adı altında iki bölüme ayrılmıştır.

Güney kanat: Savaş tanrısı Huitzilopochli için ayrılmıştır. Burada 4 oda bulunmaktadır. Birinci oda: Aztek’lerin göçünü gösterir. İkinci oda: savaş ve tanrıları yatıştırmak için kurban odasıdır. Üçüncü oda: Aztek paralı sistemi ve ticaretle ilgilidir.

Dördüncü oda: sitede keşfedilen en büyük odadır. Piramidin üstüne çıkan merdiven: kartal kanatlı “kanatlı savaşçı” taş heykelleriyle çevrilidir. Yangın tanrısı Xiuhtecutli heykeli burada dikkati çekmektedir.

 

Kuzey Kanadı

Burada 4 oda bulunmaktadır. Burası yağmur tanrısı “Tlaloc”a adanmıştır. Birinci odada: timsah, kartal, puma, jaguar ve köpekbalıkları gibi kurban hayvanlarının iskeletleri görülür. Başka bir odada: doğum ve evrenin kendi vizyonuyla birlikte Aztek yaşam ve din kültürü çeşitli yönleriyle canlandırılmaktadır.

Son oda: İspanyolların gelişi ve Azteklerin ölümü üzerine yoğunlaşarak, fetihler ile ilgilidir.

 

Tzompantli

Museo del Templo Mayor girişinde bulunan bu duvar orijinal sitenin kuzey bölümünün bir parçasıdır ve avlunun ortasında durmaktadır. Duvar: Tenochtitlan Tapınağının İspanyol fatihler gelmeden önce neye benzediğini göstermektedir.

 

Kuzey Zocalo siteleri

Meksika Mexico City Tarihi Merkez Santo Domingo

 

SANTO DOMİNGO-PLAZA DE SANTO DOMİNGO

Dominikliler buraya manastır inşa etmeden önce, Aztek imparatoru Cuauhtemoc Sarayı bulunuyormuş.

Evet, bu meydan: sömürge döneminde şehrin entelektüel merkezi olmuştur. Günümüzde ise, burada: Portal de los Evangelistas denilen bölge ilgi çekmektedir ki, bunlar eski moda daktilolar ile yazılar yazmaktadırlar. Dominik kilise eğlenceleri meydanda popülerdir.

Yıllar önce, burası daktilo yazan profesyonel yazarlarla doluymuş ve hala birkaç küçük matbaada çoğaltmalar yapılmaktadır. Uzun yıllar, biraz önce de söylediğim gibi profesyonel yazarlar tarafından işgal edilmiştir.

Örneğin: bir “aşk mektubu” yazdırmak isteyenler, ücreti karşılığında bunlara yazdırıyorlarmış. Ücreti karşılığında en iyi ve en romantik aşk mektubu, burada elektronik daktilo ile yazılıyormuş.

Evet: bu meydanda bulunanlar bir Dominik kilise ve bir heykeldir.

 

Kilise

Bu manastır: İspanyolların 1526 yılında buraya gelmelerinden kısa bir süre sonra kurulmuştur. Daha sonra yine burada yeni bir kilise kurulmuş ve bu yeni kilise 1590 yılında kutsanmıştır. Şehrin en eski kiliselerinden birisidir.

Kilise ve Santo Domingo manastırı: birkaç orijinal binadan oluşmaktadır. Mevcut kilisenin yani günümüzde görülen son kilisenin 1737 yılında tamamlandığı söyleniyor. Yapıda iki sütun arasında: St Augustine ve St Francis heykelleri ile iki büyük niş bulunuyor.

Özellikle: bir taş kabartma dikkat çekmektedir ki, bunda “St Peter; Aziz Dominic önünde diz çökmüş vaziyette cennet anahtarlarını almaktadır” Kilisenin içinde göze çarpan özellikler: barok kabartmalar ve neoklasik stildeki mihrap bölümüdür.

 

Memorial Josefa Ortiz de Dominguez heykeli

Bu kişi, Belediye Başkanının eşidir ve kendisi Miguel Hidalgo liderliğindeki bağımsızlık gurubuna yapılacak saldırıyı 1810 yılında gizlice haber vererek popüler bir bağımsızlık kahramanı olmuştur.

 

CENTRO CULTURAL DE ESPANA

Burası: 1990’lı yılların başına kadar Katedralin arkasında yıkık bir konak iken, hükümet tarafından burası İspanyol hükümetine devredilmiştir. Bu arazide: İspanyol fatih Cortes tarafından yaptırılan bir bina bulunuyordu.

Ancak mevcut bina 18. yüzyılda inşa edilmiştir.

Restorasyon çalışmalarının sonucunda 2002 yılında burası: İspanya Kralı ve Meksika Cumhurbaşkanı tarafından törenle hizmete açılmıştır. 2012 yılında ise tamamen yenilenmiştir.

Burada: İspanyol ve Meksikalı sanatçıların çalışmalarını içeren sergiler düzenlenmektedir. Ayrıca: yapının üst katında bir kafe ve alt katında bir hediyelik eşya dükkanı bulunmaktadır. Eğer, sanat sergilerine merakınız varsa, burayı gezebilirsiniz.

 

ANTİGUA ESCUELA DE ECONOMİA

Yapı: 1938-1954 yılları arasında İktisat okulu olarak kullanılmıştır.
Bina 1983-1988 yılları arasında Meksika İktisat Fakültesi Mezunları Derneği tarafından satın alınmıştır.

 

Güney Zocalo

Meksika Mexico City Tarihi Merkez Saint Augustine Tapınağı
Saint Augustine Tapınağı

Manastır, cephesi üzerindeki bir madalyonda yazılı kitabesine göre 1699 yılında tamamlanmış ve 1722 yılında kutsanmıştır. Bu tapınak şehrin en geniş kilisesidir. Yapımına başlandığında, depremden zarar görmesini önlemek için kubbe ve çan kulelerinden yoksun kalmıştır.

Yapının iç zerafeti, cephe ve mihrabın ince ayrıntıları ilgi çekmektedir. 1860 yılında bina boşaltılmış ve “Oaxa Bilim ve Sanatlar Enstitüsü” tarafından kullanılmaya başlanmıştır. Ancak 1893 yılında yeniden dini yapı olarak kullanılmaya başlanmıştır.

 

Tlaxcoaque ve Conception Chapel

Tarihi merkezdeki bu kilise 17. yüzyılda yapılmıştır. Kilise ve plaza: geri kalan bölgeden izole edilmiş ve geniş sokakların yapımı nedeniyle çevresindeki 20. yüzyıl binalarından ayrılmıştır. Kilise kumtaşından yapılmıştır.

Günümüzde kilisenin bulunduğu bu bölge, şehirde suç oranının en yüksek olduğu yerlerden birisidir. Hatta, bu meydanda bulunan kilise bile 2001 yılında üç kez soyulmuş ve eski ahşap kapılar ve San Caralampio heykeli dahil birçok dini eser kaybolmuştur.

Meksika Mexico City Tarihi Merkez San Bernardo Kilisesi
San Bernardo Kilisesi

Kilise ve eski manastır kompleksi eski bir Aztek tapınağı üzerine 16. yüzyılda sömürge döneminde inşa edilmiştir. Kilisenin içinde özellikle 16. yüzyıldan kalma nadir mihrap ilgi çekmektedir.

Batı Zocalo Siteleri

 

Palacio de Iturbide

Calle Madero adresindedir.
Yapı: 1780 yılında, Cordoba ailesi için inşa edilmiştir. Ama daha önce burada Don Gonzalo Juarez de Cordoba ve San Mateo de Valparaiso’ya ait konutlar bulunuyordu.

Mariana de Berrio: o dönemde bir yerel yöneticiyle evlenmiştir ve annesi onun için bu sarayı yaptırmıştır. Yani, kızı için bir düğün hediyesidir. Palermo şehrindeki bir kraliyet sarayının kopyası olarak yapılmıştır.

Sarayın ismi “Augustin de Iturbide” olarak kullanılmıştır. Çünkü: İspanya’dan bağımsızlığın kazanılmasının ardından Meksika imparatoru Augustin I; burada yaşamış ve taç giymiştir. Sarayın balkonunda, Meksika’nın ilk imparatoru Mayıs 1822 tarihinde Cumhuriyeti ilan etmiştir.

1821-1823 yılları arasında burada yaşamıştır. 19. yüzyılda bina “Madencilik Koleji” olarak kullanılmıştır. Daha sonra ise, 100 yıl boyunca otel olmuştur. 1965 yılında bina, Meksika Ulusal Bankasına satılmıştır.

1972 yılında ise “Kültür Vakfı” olarak kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde burada yetişkinler ve çocuklar için geçici sanat sergileri düzenleniyor, ayrıca çeşitli sanat atölyeleri bulunuyor. Burası ziyaret edilebiliyor.

Meksika Mexico City Tarihi Merkez Latin Amerika Kulesi

Latin Amerika Kulesi-Torre Latinoamericana

Kule Pazar-Pazartesi günleri arasında saat 09.00-20.00 arasında açıktır. Giriş ücreti yetişkinler için 60 peso, çocuklar için 50 pesodur.

Şehrin gökdelenlerinden birisidir. Kule inşa edildiği 1956 yılında şehrin en yüksek binası olmuştur. 1972 yılında “Hotel Mexico” yapılınca 207 metre yükseklik ile burayı geçmiştir. Bu kulenin yüksekliği 138 metredir. İlaveten 44 metrelik anten bulunur.

Kule yapılırken birçok teknoloji kullanılmış ve birçok rekor kırılmıştır. Bu bina şehir sakinleri için bir gurur kaynağı olmuştur. Aynı zamanda güçlü depremlere direnmesiyle tanınır. 1957 ve 1985 depremlerinde bina herhangi bir hasar görmemiştir.

Günümüzde biraz önce de söylediğim gibi şehrin en yüksek binası olmasa da: şehir sakinleri arasında popüler bir konumdadır. Şehrin en önemli kentsel simgelerinden birisidir.

Evet: kulenin inşaatına 1949 yılında başlanmış ve 7 yıl sonra, yukarıda da belirttiğim gibi 1956 yılında 30 Nisan günü açılmıştır. Yapıda 3 bodrum ve 44 kat bulunmaktadır.

Cam ve alüminyum cepheli yapının 43. katında radyo ve televizyon sinyallerinin nakledildiği bir anten bulunmaktadır. Yapının son üç katında ise, şehrin mükemmel manzarası izlenebilen seyir terasları bulunmaktadır. 42.ve 43. katlarda camlı seyir terasları vardır.

38.katta: “Çağlar boyunca kent ve kulesi” isimli daimi bir fotoğraf sergisi bulunur. Burada kulenin yapım aşamaları gösterilmektedir. Ayrıca binanın temel kazısı sırasında bulunan tarihsel kent fotoğrafları ve arkeolojik parçalar da burada sergilenmektedir.

37.katta: hediyelik eşya dükkanı, 41. katta restoran, 43.katta geçici sergiler vardır. 44. katta açık ve bol rüzgarlı bir teras bulunmaktadır.

 

Museo Nacional de Arte-Munal

İtalyan mimar Silvio Katıda tarafından tasarlanan bu neoklasik bina: Ulusal Sanat Müzesinin 800 parçalık koleksiyonunun sergilenmesinde kullanılmaktadır. Bu çalışmalar 1810-1950 yılları arasında yapılmıştır. Meksika sanatının başyapıtlarını görmek isteyenler burayı ziyaret etmelidirler.

Müzede bu sanat eserleri yanında, büyük merdiven ve tavan freskleri de ilgi çekmektedir.
Müze: 1982 yılında kurulmuş ve 2000 yılında yenileme ve teknoloji yükseltme çalışmaları sonucunda yeniden kapılarını ziyaretçilere açmıştır.

Günümüzde müzenin önündeki plaza’da bulunan “El Cabillito” olarak bilinen “Carlos IV” ünlü heykeli çok popülerdir. Meydandaki bu heykel, 1979 yılında mimar ve heykeltıraş Manuel Tosa tarafından yapılmış ve buraya yerleştirilmiştir.

 

Plaza Tolsa-El Cabillito:

Manuel Tolsa isimli sanatçı, 1791 yılında Meksika’ya gelen ünlü bir İspanyol heykeltıraş ve mimardır. 1757-1816 yılları arasında yaşamıştır. Bu sanatçı özellikle: “Palacio de Mineria” isimli sokağın tasarımı, Büyükşehir katedrali tasarımı ve Charles IV bronz heykelinin yapımı ile tanınır.

Bu heykel: “El Caballito” olarak bilinen “küçük atlı” bir heykeldir. Başlangıçta “Zocalo” meydanına yerleştirilmiş ancak Meksika bağımsızlığını kazanınca, ülkenin ilk cumhurbaşkanı Guadallupe Victoria tarafından oradan çıkarılmıştır.

1979 yılında Plaza Tolso meydanına yani buraya yerleştirilmiştir. Yani, heykel buraya gelmeden önce farklı yerlerde ikamet etmiştir.

Heykelin arkasındaki etkileyici bina: 1911 yılında tamamlanmış ve 1982 yılından bu yana Meksika sanatına ait geniş bir resim koleksiyonu barındırmaktadır. (Museum Nacional de Arte buradadır)

Meksika Mexico City Tarihi Merkez Meksika Posta Sarayı

Meksika Posta Sarayı-Postal Palace of Mexico City-Palacio de Correos de Mexico

Burası başlangıçtan itibaren postane merkezi olarak planlandı ve buna uygun olarak estetik ve teknolojiye sahip olarak 19. yüzyılda yapıldı. Yapı İtalyan mimar Adamo Boari ve Meksikalı mühendis Gonzalo Garita tarafından tasarlandı.

Özellikle Meksika’daki ilk asansörlerin burada kullanılması, buraya ayrı bir hava kattı. 1902-1907 yılları arasında sürdürülen inşaat faaliyetleri: tamamlandığında özellikle binanın iç unsurlarının güzelliği ortaya çıktı. Merkezi merdiven, tavan altın tonozları ve ince ayrıntılar iç güzelliği yansıtırken, dış cephede gotik unsurlar ve beyaz taş kullanıldı.

Yapı 4 Mayıs 1987 tarihinde ulusal sanat anıtı ilan edilerek koruma altına alındı. 4. katında “Deniz Tarih Müzesi” yerleştirildi. Cumartesi sabahları, burada oda müziği konserleri düzenleniyor, zamanı ve merakı olanlar gidebilirler.

 

Osmanlı Saati

Osmanlı saati olarak bilinen saat kulesi:1910 yılında tarihi merkezde Venustiano Carranza ve Bolivar sokaklarının kesiştiği yerde yapılmıştır. Çinilerle bezenmiş saat kulesinin üstündeki plakada, İsyanyolca “Osmanlı Cemaatinden Meksika’ya-Eylül 1910” yazmaktadır.

Saat kulesi, Meksika’nın bağımsızlığının 100. yılı anısına, Meksika’ya göç eden çoğu Osmanlı vatandaşı Lübnan ve Arap kökenli kişiler tarafından hediye edilmiştir. Kulenin açılışı 22 Eylül 1910 tarihinde dönemin Meksika Cumhurbaşkanı ve Osmanlı vatandaşı Antonio Letayf tarafından açılmıştır.

 

Casa de Azulejos-Fayans evi

Madero caddesi ve Mayo de Calle arasındaki bu yapı 18. yüzyılda yapılmış bir şehir sarayıdır. Erken Meksika mimarisinin en güzel örneklerinden birisidir. Eve “talavera” denir.

Bunun en ilgi çeken yanı: güzel binanın mavi ve beyaz çinilerle kaplı olmasıdır. 1737 yılında Kont Orizaba Countess: evin tadilatı sırasında fayans yerleştirilmesini istediler. Fayansların Çin’de üretildiği ve daha sonra Meksika’ya sevk edildiği belirtilmektedir.

Cephede demir balkonlar ile birlikte göz kamaştırıcı tasarım, burayı ülkedeki en iyi barok yapılardan birisi haline getirmiştir.

1881 yılında yapı: bir özel erkek kulübü ve Jokey kulübü olarak görev yaptı. 1917 yılında ise yapının içine Sanborn isimli bir restoran ve mağazalar zincirinin şubesi açıldı.
Evet: yapının içinde bir restoran bulunmaktadır.

Restoran ortalama fiyatları ve iyi gıdalarıyla ünlüdür. Yapının iç duvarları: Jean Palcologue tarafından boyanmıştır. Mağribi varenda, anıtsal merdiven ve boyalı duvarlar görülmeye değerdir. Yapı 9 Şubat 1931 tarihinde ulusal anıt ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

 

The Mexican Military’s Museum of Drugs-Meksika Ordu Müzesi

Müze ilk olarak 1985 yılında açılmış ve defalarca genişletilmiştir. Batı yarımkürede, dünyanın en kötü uyuşturucu ile ilgili şiddet konulu başlıca müzesidir.

Meksikalı karteller: Kolombiyalı yetiştiricilerin yetiştirdiği “kokain” trafiğini kontrol etmektedirler. Ülkedeki yaklaşık 500.000 kişinin bu uyuşturucu trafiğinde doğrudan rol aldıkları beyan edilmektedir.

Müze: memurlar için uyuşturucu kaçakçılarının yakalanmasında bir eğitim aracı olarak kullanılmaktadır. İlk odada: dünyanın en güçlü suç örgütleri ve Meksika’da uyuşturucu kültürü betimlenmektedir. Ayrıca kaçakçıların uyuşturucu taşınmasında kullandıkları teknoloji ve uydu haberleşmesi anlatılmaktadır.

Özellikle kokain ile doldurulmuş bir ceset dikkat çekmektedir.

Evet, Meksika gerçekten büyük uyuşturucu potansiyeline sahip ve hükümet, bunlarla savaşmak için büyük çaba sarf ediyormuş ve bu müze bunun izahının yapıldığı yermiş. Müzenin amacının: “uyuşturucu ticaretiyle mücadelede en etkili yolu daha iyi anlamak” denilmektedir.

Meksika Mexico City Tarihi Merkez Üç Kültür Meydanı

 

Üç Kültür Meydanı-Plaza de las Tres Culturas-Plaza Santiago de Tlatelolco

Aztek, İspanyol ve modern yapıların bulunduğu bu meydan 1964 yılında oluşturulmuştur.
1473 yılına kadar Kolomb öncesi dönemde; Tenochtitlan şehri döneminde, bu meydan Tlatelolco şehrin ana meydanı olarak kullanılmıştır.

Söylenenlere göre, Aztek döneminde bu meydan her gün 60.000 kişi tarafından ziyaret edilen bölgenin en önemli pazarı yani ticaret alanı olmuştur. 1521 yılında İspanyollar tarafından Tenochtitlan şehri kuşatıldığında, bu meydan Aztekler tarafından son umutsuz standa sahne olmuştur.

Bu olay bir tablet anıt vasıtasıyla hatırlanır. Bu tablette şunlar yazılıdır “13 Ağustos 1521 tarihinde kahraman Cuauhtemoc tarafından savunulan şehir sonunda Hernan Cortes’in eline düşer, ancak bu ne bir zafer ne bir yenilgidir, bu bugünkü Meksika’nın melezlerden doğumudur”
Mario Pani tarafından tasarlanan meydan: üç farklı dönemlere ait binaların büyüleyici birlikteliğine hakimdir ve 1964 yılında tamamlanmıştır.

Meydanda: Aztek piramitleri ve tapınakları, bir İspanyol kilisesi ve modern bir kule blokları görülür. 1968 yılında polis, bu meydanda gösteri için toplanan kalabalığa ateş açmış ve yaklaşık 250 kişi ölmüştür. 1985 ve 1986 yıllarında depremde evsiz kalanlar için meydanda büyük bir çadır kurulmuştur.

Aztek piramitlerinin birinde, Aztek takvimine ait bazı işaretler görülen ince kabartmalar ilgi çekmektedir.

 

Camara de Senodores

Bunlar şehirde “ambulantes” olarak da bilinen sokak satıcılarıdır ve bunların geçmişi, İspanyol öncesi dönemlere kadar uzanır. 2007 yılında Meksika hükümeti bu sokak satıcıları ile mücadele etmeyi denedi ama başarılı olamadılar çünkü bu yasadışı kişilerin sayıları binlerce idi.

1003 yılında şehirde 200 bin civarında sokak satıcısı bulunduğu öğrenilmiştir. 1993 yılında tarihi şehir merkezinde sokak satıcılarının sayısının azaltılması için büyük mücadeleler verilmiştir.

Ancak yine de zamanla seyyar satıcıların sayısı büyümeye devam etmiştir. Son olarak 2007 yılı sonlarında, tarihi şehir merkezindeki birçok sokak satıcısı temizlenmiştir. Evet, tarihi şehir merkezinde 2013 yılında yaklaşık 25.000 sokak satıcısı bulunduğu söyleniyor yani tarihi şehir merkezini gezerken çok sayıda sokak satıcısı göreceksiniz.

Meksika Mexico City Tarihi Merkez Museo del Estenquillo
Meksika Mexico City Tarihi Merkez Museo del Estenquillo

 

Museo del Estanquillo in Mexico City

Müze: Meksika halkı için, eğlenceli olma umuduyla inşa edilmiştir. Onun kurucusu Carlos Monsivais’tir.

Müzede: film, müzik, heykel ve popüler sergiler bulunmaktadır. Ama aslında Meksikalılar müzede bulunan günlük objelerin çoğunu, popüler kültürlerinin bir nesnesi olarak tanımaktadırlar.

Müzede sergilenen 12.000 civarında nesne: Carlos Monsivais tarafından üç yıl boyunca toplanmış olup bunlar arasında bulunanlar: modeller, albümler, takvimler, müzik puanları, reklam ve ders kitapları, kayıtlar, minyatürler ve fotoğraflardır.
Müzenin üst katında: geniş ve rahat bir teras bulunmaktadır. Buradaki kafede mola verebilirsiniz.

Meksika Mexico City Tarihi Merkez San Felibe Neri Temple

San Felibe Neri-Temple of San Felipe Neri “La Profesa”

Bu Katolik kilisesi 16. yüzyılda Cizvitler tarafından kurulmuştur. Yapı 17. ve 18. yüzyıllarda barok tarzında dekore edilmiştir. Kilisede önemli bir tarihi sanat koleksiyonu olduğu söyleniyor.

Doğu Zocalo Siteleri

Meksika Mexico City Tarihi Merkez Museo de la Secreteria

Museo de la Secretaria de Hacienda Credito Publico-SHCP

1547 yılında, ilk İspanyol piskopos Fray Juan de Zumarraga: ikametgah için burayı seçti ve yapılan yapı, koloni boyunca, mütevazi ve orijinal yapısını korudu. Aslında: burada Aztek kültürünün savaşçı yer altı ve koruyucu tanrısının tapınağı yani piramidi bulunuyordu.

Saray, bugünkü görünümüne 18. yüzyılda ulaştı. Özellikle sütunları, taş oyma havuzları ve iki güzel avlusu popülerdir. Üst katta bir balkon görülmektedir.

Yapı 1994 yılında müze olarak açıldı. Burada iki sergi salonu bulunmaktadır. Müzede: aylık programlar ile müzik, tiyatro, dans, konferans, kitap sunumu, sergiler ve sanat atölyeleri etkinlikleri düzenlenmektedir.

 

La Santisima Church

La Santisima Trinidad kilisesinin olağanüstü cephesindeki Holy Trinity temsili resmi altındaki, kıvırcık bitki motifleri ve 12 havari dekorasyonu ilgi çekmektedir. Bu ilginç cephe 1755-1789 yılları arasında inşa edilmiştir ve şehir içindeki en iyilerin başındadır.

Yapımında Sagrario Metropolitano mimarı Lorenzo Rodriguez görev yapmıştır. Yapının diğer bir özelliği de papalık taçı şeklindeki çan kulesidir.

 

Jose Luis Cuevas Müzesi-Museo Jose Luis Cuevas

Cuevas 1934 yılında Mexico City şehrinde doğdu. Kendisi sayısız dergi ve kitapları resimlemesiyle tanınmaktadır. 1953 yılında Meksika duvar resimlerini kınayan makalesi yayınlandı. Çünkü sanatsal özgürlüğü savunuyordu.

Evet bu ünlü Meksikalı ressam: dünyanın çeşitli ülkelerindeki müze ve galerilerde kişisel sergiler açtı ve birçok ödül kazandı.

Müze: şehrin tarihi merkezinde bulunan Santa Ines manastırında 1992 yılında açıldı. Müzenin ilk müdürü, ölümüne kadar ilk eşi olan Bertha idi. 2000-2005 yılları arasında müzenin yönetimini ikinci karısı Beatriz del Carmen aldı.

Müzenin koleksiyonunda genellikle Latin Amerikalı sanatçılara ait 2000 civarında eser bulunmaktadır. Ana parçalardan biri ve en popüler obje: orta avluda bulunan “La Giganta” heykelidir. Bu bronz heykel 8 ton ağırlıktadır.

Kadın-erkek ikiliğini temsil eden yani çift cinsiyetli heykel, Charles Baudelaire’nin bir şiirden esinlenilerek 1991 yılında yapılmıştır. Müzenin “Erotik Oda” bölümünde, sanatçının gerçek ve kendi çizimleri bulunur.

 

House of the First Print Shop in the Americas

Burası Amerika’nın yani yeni dünyanın ilk matbaasıdır. Juan Pablos: 1539 yılında bu matbaada 35 kitap baskısına nezaret etmiş ve 1560 yılında burada Amerika’nın ilk katabı basılmıştır.
Matbaanın bulunduğu yapı: Templo Mayor kutsal alanının dış kenarında 1524 yılında Geronimo de Aguilar tarafından inşa edilmiştir.

1539 yılında Avrupa’dan getirilen ilk matbaa burada kuruldu. İlk olarak kilise ile ilgili belgeler yayınlanmaya başladı. Bu belgelerden birisi başpiskopos tarafından bizzat yazılmış “Meksika Dilde Kısa ve En kısa Hıristiyan Doktrini” başlıklı belgedir.

1847 yılında ABD askerleri, binayı işgal ettiklerinde içinde bulunan arşivleri de yok ettiler. Ardından bina 1989 yılına kadar siviller arasında birçok kez el değiştirdi. 1989 yılında ise UAM isimli kağıt ve baskı hizmetleri yapan bir kuruluş evi satın aldı ve restore etti.

Yapılan restorasyon çalışmalarında zemin yüzeyinde, 82 cm boyunda bir Aztek baş şeklindeki taş keşfedildi.

Günümüzde yapı konferanslar ve kurslar, çeşitli sergiler ve UAM için sürekli eğitim merkezi olarak hizmet vermektedir. 2008 yılında Meksika Kitap Müzesi, burada açılmıştır.

Cathedral Nuestra Senora de Balvanera ve San Charbey Sanctuary

Kilise ilk olarak 1573 yılında kurulmuştur. Daha sonra 1668 yılında bir manastır olmuştur. Ancak: rahibeler Reform Yasalarına karşı çıkınca, manastır ve kilise yıkılmış, diğer binalar boşaltılmıştır. Ana sunak 19. yüzyıldaki siyasi mücadeleler sırasında tahrip edilmiştir. Daha sonra yenilenen kilise: Meksika’da barok tarzdaki manastırların ortak özelliklerini gösterir. Çan kulesi karo kaplıdır.

Meksika Mexico City Tarihi Merkez Palacio de la Autonomia

Palacio de la Autonomia de UNAM

Yeni İspanyol darphanesinin ilk temsilcisi olan Luis Rivera: başlangıçta burada bir çiftlik evi inşa ettirdi, ardından burası Santa Teresa Manastırı ve ardından 19. yüzyılda Ulusal Öğretmenler birliği binası olarak yeniden inşa edildi.

1910-1924 yılları arasında burası Meksika Ulusal Üniversitesi Rektörlüğü olarak kullanılmıştır. 1929-2004 yılları arasında ise burası üniversitenin bağımsızlık sarayı olarak kullanılmıştır.

 

Sagrario Metropolitano

Bu kilise katedralden bağımsızdır ve meydanın doğu bölümündedir. Yapı 1768 yılında Lorenzo Rodriguez tarafından tasarlanmıştır. Cephede geometrik süslemeler hakimdir. Yüksek sunak, 1829 yılında bir yerli öğrenci Manuel Tolsa tarafından yapılmıştır.

Ancak iç kısım 18. yüzyılda yangın ve deprem sonucunda tahrip olmuştur. Son bir not: yapı toprakaltındaki göl yerleşkesi sonucu olarak bir taraftan batmaktadır.

Peru Machu Picchu

Peru Machu Picchu

Cusco şehrinin 120 km kuzeybatısında bulunan Machu Picchu: Vilcanota nehri vadisine bakan, yeşil ve yüce dağlarla çevrili, dik bir yamaca sarılmış konumu ile dünyanın en önemli arkeolojik cevherlerinden birisidir. Cuzco bölgesinin en heyecanlı yeri burasıdır.

Ancak oldukça uzak ve erişilmez durumda olması nedeniyle uzun bir süre gözlerden uzak kalmıştır.

Peru Machu Picchu

 

Buraya ulaşmanın temel yolu: Aguas Calientes bölgesinin dik, dar ve zigzaglı toprak yollarında otobüs ulaşımıdır. Düzenli otobüs seferleri yaklaşık 20 dakikalık bir yolculuk için gün boyu çalışır. Ancak buraya giriş sorunludur.

Kesinlikle önceden internet ortamında bilet almanız gerekir. Çünkü günlük girişler 2 gurup halinde 200 kişi ile yani toplamda 400 kişi ile sınırlandırılmıştır.

Öte yandan, bu kayıp şehire 42 kilometrelik İnka yolunu yürüyerek ulaşmak ta mümkündür. Ancak bunun için, buraya 4 günlük zaman ayırmanız gerekir.

Cuzco’dan buraya karayolu ile ulaşmak için, 3.5 saatlik bir otobüs yolculuğu yapmak gerekiyor. Tren düşünürseniz, Cusco şehri ile Aguas Calientes kasabası arasında 112 km demiryolu hattı bulunur ve tren yolculuğu 4 saat sürer.

Aguas Calientes kasabasına ulaştıktan sonra: otobüsle 20 dakikalık bir tırmanışın ardından, İnka imparatorluğunun bu en güzel şehrine ulaşılıyor. Buranın tadını çıkarmak için kalabalık turist guruplarının akın ettiği Temmuz-Ağustos aylarından kaçınılmalıdır.

Ayrıca Kasım-Nisan ayları arasındaki dönemde yağmur sezonuna da dikkat etmenizi öneririm.

Zaten: Machu Picchu’nun manzarasını ilk gördüğünüzde hayretten büyüleneceksiniz. Bu şehrin, o dönemin şartlarında 2400 metre yükseklikteki dağın tepesine nasıl kurulduğunu anlamak gerçekten çok zor.

Şehri üç yandan sarmalayan “Urubamba” nehrinin yarattığı puslu ortamda, Huayna Picchu dağı ile tropikal ormanı arkasına almış Machu Picchu şehrinin görkemine kayıtsız kalmak mümkün değil.

Yapının en etkileyici özelliği: mükemmel su kanalları ve su kaynakları sisteminin, herhangi bir harç kullanılmadan taş duvarların oyularak yapılmış olmasıdır.

1983 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Evet: şehir işlenmemiş doğal malzemeler kullanılarak inşa edilmiştir ve mimari açıdan dünyanın en muhteşem yerleşimlerinden birisi olarak kabul edilir. Kurulduğu bölgeye o kadar uyumludur ki, taraçalar, kocaman duvarlar ve taşlar, doğanın bir uzantısı gibidir.

Bugün burada soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan birçok hayvan cinsi de yaşamaktadır. En gözdeleri ise “And ayısı” olarak bilinen gözlüklü ayı cinsidir.

Machu Picchu, aynı zamanda 420 kuş türünün yuvasıdır. Bu kuş türlerinin bazıları, sürekli olarak aynı kalan iklim yüzünden dünyada yalnızca burada yaşamaktadırlar.

“Machu Picchu” kelime anlamı “Eski Zirve” demektir.

Evet günümüzde, Güney Amerika’nın en çok ziyaret edilen yerlerinden biri olan Machu Picchu: korunması için çevreciler tarafından yoğun etkinlikler düzenlenmektedir.

Örneğin: buraya çıkmaya alternatif olarak önerilen “Aguas Calientes” kasabasından buraya doğrudan ulaşımı sağlayacak telesiyej projesi hayata geçirilmeden çevrecilerin tepkisiyle iptal edilmiştir.

Çünkü: projenin kutsal şehrin çevresiyle bütünlüğü ve uyumuna zarar vereceği ve ayrıca mevcut otantik halinin bozulacağı ileri sürülmüştür. Ayrıca, başta da söz ettiğim gibi, günlük ziyaretçi sayısı 400 kişi ile sınırlandırılmıştır.

Peru Machu Picchu

TARİHÇESİ

Peru İspanyollar tarafından ele geçirildikten sonra, isyancı İnka lideri Manco Capac II: gizlice gece Cusco şehrinden çıkmış ve kuzeybatıda bulunan Ollantaytambo’nun ilerisinde, Vilcabamba adında ormanın derinliklerindeki buraya yerleşmiştir.

Burası takip eden 36 yıllık süreçte, İnkaların İspanyollara saldırılarında üs olarak kullanılmıştır. 1572 yılında: İspanyollar İnkaların bu önemli direniş noktalarını yıkıp yok etmişler ve direniş kırılmıştır. Onlar Villcabamba kasabasına saldırmışlar ve isyancı lider yakalanmış ve Plaze de Armas meydanında asılarak idam edilmiştir.

Ardından İnka tahtına onun varisi ve üvey kardeşi Tupac Amor getirilmiştir. Tahtın diğer varisleri ise, idam edilerek yok edilmişlerdir.

Evet gelelim şehrin kuruluşu hakkında söylenenlere: İnka kralı Pachacutec tarafından, şehrin 1450 yıllarında kurulmuş olduğu düşünülüyor ama ne amaçla kurulduğu hakkında bilgi bulunmuyor. Panchacutec, 1438 yılında büyük İnka genişlemesinin başlangıç döneminin imparatorudur.

Anlatılan birçok söylentiden en akla yatkın olanı: buranın bir dini merkez olarak kurulduğudur. Çünkü arkeolojik kazılarda İnka dini ritüellerinde kullanılan parçalar bulunmuş ve buradaki taş işçiliği İnkaların diğer dini merkezlerindekilere benzemektedir.

Bir başka söylentiye göre ise, kralın burayı tamamen kendisi ve yakınları için yaptırmış olmasıdır. Çünkü burada bulunan yaklaşık 150 evin: kalabalık şehirlerin gürültüsünden ve yoğunluğundan kaçmak için kralın yanı sıra kraliyet ailesi ve elit kesim tarafından da kullanıldığı düşünülmektedir.

Bu tezi savunanların temel dayanakları: Machu Pacchu’da en fazla 750 kişinin yaşayabileceği ortam olması, evlerin normal evlerden daha lüks sayılabilecek şekilde yapılması ve ayrıca hizmetliler için daha basit yaşam yerlerinin ayrılmış olmasıdır.

Şehrin ilk sakinleri: doğal ve su kaynakları ile taraçalı tarım sayesinde kendilerine yetecek bir yerleşim oluşturmuşlardır. Aşağıdan bakıldığında görülemeyen, savunulması kolay bu yerleşim yerindeki yaşam, maalesef 100 yıldan fazla sürmemiştir.

İspanyollar gelmeden önce yöreye virüsler ulaşmış ve bunlara karşı bağışıklıkları olmayan yerliler başta çiçek olmak üzere bu hastalıklardan ölmüşlerdir.

Cuzco şehrinin 1533 yılında düşmesinden 40 yıl kadar sonra şehir tamamen terk edilmiştir. Ardından: geçen zamanda, bazı İspanyol tarihçilerin haritaları haricinde tüm dünya şehri unutmuştur.

Şehrin niye terk edildiğine gelince: çeşitli varsayımlar bulunmaktadır. İnkalar: şehri müttefikleri ve İspanyollardan gizlemek için gizli tutmuşlar ve İspanyol fatihler gelmeden önce burayı terk ederek unutturmuşlar ve şehir belleklerden silinmiştir.

Bir diğer varsayım: Pachacutec’in ölümünün ardından şehir terk edilmiş, kraliyet ailesi için başka bir yer merkez yapılmıştır. Veya şehrin su kaynaklarının kuruduğu ve bunun üzerine şehrin terk edildiği düşünülmektedir.

1909 yılında Yale Üniversitesinde felsefe ve tarih doktorası yapan Hiram Bingham: Simon Bolivar’ı izlerken, Peru’yu ziyaret eder ve şehirlerin anlatılan hikayelerine hayran olur. Ardından Yale Üniversitesi tarafından desteklenen 7 kişilik bir heyetle, 1911 yılında yeniden Peru’ya gelir.

Temmuz 1911 tarihinde Cusco şehrinden ayrılırlar ve Urubamba vadisinde, orman yönünde ilerlerler. Bu arada: Bingham birçok İspanyol yazarının: kayıp şehirler, İnka kalıntıları ve muhtemel hazineler hakkındaki yazılarını okumaktadır.

Ardından gurup: Patallacta adılı büyük bir İnka yerleşimini keşfederler. Bu harabe Cusichaca ve Vilcanota nehri kavşağındadır. Gurup: Vilcanota nehri vadisinde, bugünkü köyün birkaç kilometre ilerisinde kamp kurarlar.

Şans eseri: onlar yerel kişi Melchor Artega ile konuşurken, nehrin diğer tarafında yüksek tepelerde bazı kalıntılar bulunduğunu öğrenirler. Ertesi günü, Artega isimli bu yerli ile birlikte dağın dik yamacına tırmanmaya başlarlar ve kayıp şehre ulaşırlar.

Bingham: 3 yıllık süreçte bitki kalıntılarını temizlettirdi. Bu süre zarfında: çok sayıda seramik, taş eserler ve kemikler bulundu ve bunlar Amerika’ya götürüldü.

1948 yılında kalıntıların bulunduğu yere kadar ulaşan bir demiryolu yapımı tamamlandı. 1981 yılında Machu Picchu çevresi tarihsel alan ilan edilerek koruma altına alındı.

Peru Machu Picchu

GEZİLECEK YERLER

 

Manuel Chavez Balon Site Museum

Temmuz 2005 tarihinde açılan bu müze: Machu Picchu için arkeolojik bir Sit müzesidir. Machu Picchu’nun bulunduğu dağın dibinde yer almaktadır. Aguas Calientes denen yere, yürüyerek 25 dakika uzaklıktadır.

Nispeten küçük bu müze: sunum açısından son derece gelişmiştir ve büyük bilgiler sağlar. Çünkü müze: Machu Picchu bölgesinde yapılan keşifler, kazı ve tarih üzerine yoğunlaşmıştır.
Ziyaretçiler müzeye girdiklerinde öncelikle: Machu Picchu hakkında kısa bir video gösterisiyle karşılaşırlar.

Ardından ekranlarda: Henry Bingham fotoğrafları, Machu Picchu inşaatı ve İnkaların yaşamları konusunda tarihi fotoğraflar görülür. Müze dışında ise, nehir boyunca uzanan botanik bahçesi bulunur. Burada kısa parkurda etiketlenen bazı bitkiler görmek mümkündür.

Peru Machu Picchu

 

Kalıntılarda Gezinti

Şehir “U” şeklindedir. Kuzey bölümünde tapınakları içeren büyük dini bölüm güney de ise teraslar üzerinde evler ve atölyeler vardır.

Bilet standına giden düz yolu takip ederseniz: “Tarım alanları” olan birinci bölüme ulaşırsınız. Burası geniş bir taraça şeklindedir. Buradan Macha Picchu’nun ana bölümüne girilir. Burada şehir 2 bölüme ayrılır. Bu iki alan arasında belirgin olarak düşük bir otsu alan bulunur.

Sol alan

Kraliyet ve Kutsal Alanın bulunduğu bölgedir. Buradaki binalar: tören amaçlıdır ve soylular ile asillere tahsis edilmiştir. Sağa yönelen bölümdeki küçük binalar ise dini yapılardır. Papazlar burada yaşamışlardır. Şehrin genel nüfusu da burada yaşamıştır.

Bu bölümdeki “Kutsal Alan” bölgenin en muhteşem yeridir. Burada: tapınaklar ve ritüel taşları, tam olarak arkeolojik hazinelerdir. Bu bölgedeki: İntihuatana taşı, Üç pencereli tapınak ve Ana tapınak: Güneş Tanrısı “İnti” ye adanmıştır.

Peru Machu Picchu Güneş Tapınağı
Peru Machu Picchu Güneş Tapınağı

 

Güneş Tapınağı

Buradaki “Güneş Tapınağı Torreon” Cuzco şehrinde bulunan aynı isimdeki tapınağa benzer biçimde, eliptik bir formda; yarım daire şeklinde ve katı kayaya, 10.5 metre çapında, doğal eğrilerle uyumlu şekillendirilen granit bir blok üzerine inşa edilmiştir.

Her köşede iki trapez pencere bulunur. Kuzey tarafında heykel kapı dikkat çeker. Tapınağın batı bölümünde, tören kapısının yanında prizma şeklindeki alternatif bir dikdörtgen varenda da “Intıwatana” taşı bulunmaktadır.

Bu taş: birkaç terasla oluşturulmuş bir tepenin üzerinde yer almaktadır. Buraya ulaşmak için 78 basamaklı bir merdiven çıkmanız gerekiyor. Merdivenin sonunda: bir üst platforma ulaşılıyor. Burada: iyi durumdaki heykeller bulunan duvarlar ve granit kayanın bulunduğu bir üst platform görülmektedir.

Orta kesimde: 36 cm yüksekliğinde ve güneydoğu-kuzeybatı yönünde bir dikdörtgen prizma bulunur. Onun dört köşesinde: dört merkezi nokta vardır.

Intiwatana taşının: güneş ışığı ve gölgeyi kullanarak (gündönümü ve ekinoks dönemlerinde) ölçülen ve aynı zamanda sunak olarak hizmet verilen özel işlevi vardır.

“İntihuatana” İnka dilinde “güneşi bağlamak” demektir. İnkalar: astronomik gözlemlerde kullandıkları bu taşın: her yıl 21 Mart ve 21 Eylül tarihlerinde ekinoks dönemlerinde, güneşin hareketini durdurduğuna inanırlarmış.

Bu tarihlerde, güneş tam öğle zamanında, taşın bulunduğu sütunun üzerine gelir ve o anda hiç gölge oluşmazmış ve bu durum, İnkalar tarafından güneşin hareket etmemesi ve taşa bağlanması anlamına geliyormuş.

Bu taşlar: İnka imparatorluk topraklarında yaygın olarak kullanılıyormuş. Çünkü inanışlarına göre: insanlar alınlarını bu taşa dokundurarak ruhani dünyaya açılabiliyorlarmış.

Bu yüzden, taşların İnkalar için bu önemini bilen İspanyollar: ele geçirdikleri yerlerde, bu taşları imha etmişler. İnkalar: her güneşe bağlanma taşı kırıldığında, o tapınağın tanrılarının orayı terk ettiğini düşünürlermiş.

İspanyollar: Machu Picchu şehrini bulup talan edemediklerinden, bu şehirdeki “İntihuatana” taşı halen yerinde durmaktadır.

Kutsal Rock Gurubu

Bu kutsal kayanın dört tarafı odalarla çevrilidir ve onun tabanında 7 cm yükseklikte ve 3 cm genişlikte bir kaya heykeli bulunmaktadır. Kaidesi ise 30 cm. yüksekliktedir. Heykel kedigilleri andırmaktadır. Başka bir açıdan bakıldığında ise Machupicchu yakınlarındaki bir dağın profili görülmektedir. Bu üç taraftaki odaların: ritüeller için kullanıldığı düşünülmektedir.

Peru Machu Picchu Üç Pencere Tapınağı

Üç Pencere Tapınağı

Batı bölümünde ana meydanda bulunan büyük bir dikdörtgen zemindir. Yapı adını üç penceresinden almaktadır. Burası ana tapınak ile birlikte Machu Picchu’nun en etkileyici mimarisine sahiptir. Çatıya kadar uzanan merkez kolonda: büyük seren üzerinde cilalı kalıplar ve düzgün parçalar görülür.

Ana Tapınak

Ana tapınak, kutsal meydanın kuzeyinde, üç pencereli tapınağın hemen yanındadır. Ana tapınak 3 duvarlı, 11 metre uzunluğunda ve 8 metre genişliğindedir.

Kapılar

Kapılar aynı yamuk şekline sahip olmasına rağmen, doku-boyut ve mimari tarzlarda farklılıklar gösterirler. Bazılarında sadece bir seren ve kapı yüzü vardır, ama bazılarında iki seren bulunur. Mazı kapılar basit yapılmış iken, bazıları daha güvenli hale getirmek için bağ kirişleri, servis taş yüzükler, merkezi gövdeler ve diğer mekanizmalar gibi güvenlik mekanizmalarına sahiptirler.

Çeşmeler

Güneş Tapınağı ve Kraliyet Sarayı arasındaki karmaşık güney bölümde: Machupicchu sakinleri için hayati öneme sahip su kaynakları bulunmaktadır. İlk üç su çeşmesi gayet güzel heykellendirilmiştir.

Bu alandaki mimari yapılar: temelde biçimlendirilmiş ve yan duvarları süslemelerle güzelleştirilmiştir. Bu çeşmeler yer altı suyu ile beslenmişler ve ekinleri sulamak için kullanılan bir kanal yolu ile buraya su taşınmıştır.

Mezarlık

Güneş tapınağının muazzam taş bloğu üstünde son derece ustaca dekore edilmiş ve döşenmiş, daha sonra mezar olarak kullanılacak bir alt kısım, büyük çatlak vardır. Kapıda: tanrıça Mother Earth sembolü tasvir edilen bir oyma görülür. Mezarın içinde ise: mumyaların yerleştirildiği nişler, monolotik sütunlar ve diğer aksesuarlar bulunmaktadır.

Meydanlar

Burada farklı düzeyde 4 ana meydan bulunmaktadır. Ana meydan, tüm İnka şehirlerinde olduğu gibi dini ve sosyal fonksiyonlar için yapılmış ve diğerlerinden daha büyüktür. Dördüncü meydan: MÖ.1000 yılı Chavin kültürüne benzer erişim yolları ve teraslarla çevrilidir.

Sağ alan

Burası: depolar ve hizmetlilerin kaldığı, diğer bölgeye nazaran daha basit yapıların olduğu bölümdür.

Huayna Picchu ve Ay Tapınağı

Yerel rehberlere göre: dağın üst yüksek kısmında: Machu Picchu kalıntılarının sonunda; Waynapıcchu denen yerde: rahip ve yerel bakirelerin ikametgahı bulunmaktadır. Her sabah gün doğumundan önce, bunlar yeni günü burada karşılamışlardır. Burada ayrıca: Ay Tapınağı bulunmaktadır.

Buraya dik ve yorucu bir yokuştan tırmanılarak ulaşılır ve yürüyüş yaklaşık 1-2 saat arasında sürer. Son 20 metrelik bölümde, ip merdiven bulunmaktadır ve bunun üzerinden geçilir. Buraya ulaştığınızda: aşağıda mükemmel bir manzara göreceksiniz.

Teraslamalar, dağın üst kısmına kadar uzanır. Ay Tapınağı: zirvede bulunmaktadır. Tapınak aslında İnka taş işçiliğinin örneği olan doğal bir mağaradır. Mağara: ilkel taş işçiliği içerir.

Buraya inen çok dik yol üzerinde, bir ahşap merdiven bulunur. Ay Tapınağını ziyaret etmek isterseniz, 1 saat daha zaman ayırmanız gerekir.

Evet: genelde Machu Picchu’nun tüm alanlarında özgürce dolaşmak mümkündür.

Ama dar bir merdiven veya geçit: bazen biraz korkutucu olabilir.

Ayrıca: sinek sürüleri de ziyaretçileri ısırarak yoğun şekilde rahatsız etmektedir.

Brezilya Rio de Janeiro

Brezilya Rio de Janeiro

Rio de Janeiro şehrinde, daha önce sözünü ettiğim mahalleler dışında gezilecek belli-başlı ve aşırı ilgi çeken yerler hakkında aşağıda ayrıntılı bilgiler vereceğim. Sizler gerek şehirdeki zamanınız ve gerekse ilginizi çeken yerleri seçerek, kendinize bir gezi planı yapabilir ve bu muhteşem şehri en güzel ve tam şekilde gezebilirsiniz.

Brezilya Rio de Janeiro

 

LEBLON

Burası şehrin en lüks mahallelerinden birisidir ve tamamen sahil üzerindedir. Şehirde metrekaresi en pahalı bölgedir. Komşu mahalle Ipanema, ikinci sıradadır.

Yerel televizyon ve film yıldızları bu mahallenin restoran ve plajlarında görülebilirler.

Mahalle: dinlenmek ve güzel insanları seyretmek, butikler ve kitapçıları gezmek ve açık hava kafelerinde zaman geçirmek için idealdir. Şehirdeki en iyi restoranlar buradadır.

 

Leblon Alışveriş

Afranio de Melo Franco caddesindedir ve şehrin en iyi alışveriş merkezlerinden birisidir.

 

LEBLON BÖLGESİNDE GEZİLECEK YERLER

Brezilya Rio de Janeiro Casa de Sucos Bibi

Casa de Sucos Bibi

Bu markanın şehirdeki ilk şubesi, Leblon mahallesinde açılmıştır. Günümüzde 5 mağazası bulunmaktadır ve şehrin tüm Güney bölgesine yayılmıştır. Burası: tek gerçek taze meyvelerle içecek hazırlamaktadır. Menüde: meyve suları ve lezzetli atıştırmalık yaklaşık 50 farklı türden sandviç bulunmaktadır. Özellikle erik ve portakal suyu karışımını denemeniz önerilir. Yani karışık meyvelerin tuhaf kombinasyonları ilgi çekmektedir.

Brezilya Rio de Janeiro Leblon Plaj

 

Leblon Plaj

Burası: Ipanema veya Copacabana plajlarından daha mükemmel sörf yapılabilecek yerdir. Hemen batısındaki Ipenema plajı dururken buranın ünlenmesinin en büyük nedeni: yüksek sınıf tarafından kullanılan oteller, gurme restoranlar, sofistike barlar, alışveriş merkezleri ve lüks butiklerin bulunmasıdır.

Yani: Ipenema plajına nazaran daha lüks sınıfa hitap etmektedir.

Çünkü mahalle üst sınıf konumludur ve plaj ziyaretçileri bu yüzden genellikle üst sınıftır. Plajdaki kalabalık, Ipanema’dan daha sessizdir. Burada genellikle küçük çocuklu veya bebekli aileler görülür. Zaten plaj alanında çocuklar için çok büyük bir kapalı oyun alanı vardır. “Baixo Baby” denilen bu alan sayesinde büyükler plajın keyfini çıkarırlar. Burada birçok oyuncak bulunmaktadır.

 

Rua Dias Ferreira

Burası plaj bölgesinin kapalı eğlence mekanıdır. Burada: yerel sanatçılar ve yazarlar görülebilir. Livraria Argumento denilen kitapçıda, İngilizce kitaplar satılır. Ayrıca: “Afranio de Melo” denilen alışveriş merkezinde 200 mağaza, 4 sinema ve lagün bölgesinin muhteşem manzarası görülen hoş bir fast-food bölümü bulunur.

Brezilya Rio de Janeiro QUİNTA DA BOA VİSTA

 

QUİNTA DA BOA VİSTA

Brezilya imparatorları tarafından 19. yüzyılda kullanılan saray sitesidir. “Sao Cristovao Sarayı” olarak isimlendirilen bu yapı neoklasik tarzdadır. Bu sarayın bulunduğu yerdeki bahçedeki bu saray; I. Brezilya Cumhuriyeti zamanında 1889 yılında kurulmuş ve Brezilya imparatorluk ailesine ev sahipliği yapmıştır.

Günümüzde ise şehirdeki önemli bir halk parkıdır.

İsminin kelime anlamı “Güzel görünümlü park” demektir. Park alanında “Rio Hayvanat Bahçesi” bulunmaktadır.

Park: tamamen çim ve yüz yıllık ağaçlarla kaplı, İngiliz tarzındadır. Park alanına eğer yan kapılardan girmek isterseniz: ağaç kaplı Sapucaias caddesinden yürürsünüz ve bu yürüyüş esnasında imparatorluk bahçeleri, göller, mağaralar ve romantik yollar ilgi çekmektedir. Parkın ortasındaki gölün ortasında “Apollon Tapınağı” adı verilen küçük Greko-Romen tarzı bir yapı bulunmaktadır.

Parkta ayrıca: Çin tarzı pagoda çardak ve bir göl pergola ve göle bağlanan bir pitoresk köprü bulunur. Gölde kuğu şeklinde pedallı tekne kiralamak mümkündür.

Parkın açık alanlarında yaz aylarında popüler konserler düzenlenmektedir.

Parkın kuzey kenarında ise, bir zamanlar sarayın şapeli olarak kullanılan ve günümüzde ise restoran olarak kullanılan bir yer bulunur. Buraya yolunuz düşerse bir tür Brezilya lezzeti olan “Bahian balık güveç” yemenizi öneririm.

 

Rio Hayvanat Bahçesi

Burada 2000’den fazla hayvan bulunmaktadır. Hayvanat bahçesi 1945 yılında açılmıştır ve Brezilya’nın en eski hayvanat bahçesidir. Burada özellikle kuş ve maymunlar ilgi çekmektedir. Hayvanat bahçesi ana girişinde “Coade Taş” olarak adlandırılan bir tür “kil” anıt bulunur ve buraya İngiliz tarzı döküm kapıdan girilir. Bu kapı özel ilgi çekmektedir.

Hayvanat bahçesinde: filler ve zürafalar yanında, özellikle mavi papağan gibi Amazona özel yaratıklar ilgi çekmektedir.

 

Ulusal Müze

Müze: 1808 yılında buraya sürgün gönderilen Portekiz Kralı John tarafından kurulmuş ve 1891 yılında buradaki eski imparatorluk sarayına nakledilmiştir.

Müzenin en büyük koleksiyonu Brezilya imparatoru Petro II döneminde oluşturulmuştur. Müzenin koleksiyonunda: tarihi, etnolojik ve arkeolojik kalıntılar sergilenmektedir.
Ziyaretçiler: taht odası, büyükelçiler odası ve İmparatoriçe Teresa Christina odası gibi orijinal boyalı ve sıva dekorasyonlu odalar ilgi çekmektedir. Bu odalar orijinal parçaları dışında boş bulunmaktadır.

Neoklasik tarzdaki sarayın önündeki bahçe: geometrik çizgilerle çevrilidir ve tuğla sarayın uzantısıdır. Müzenin en ilgi çeken objesi: şimdiye kadar Brezilya’da bulunan en büyük meteor (5.4 tonluk) burada sergilenmektedir. Ayrıca Latin Amerika’da ortaya çıkan ve 11.000 yıllık olduğu tahmin edilen insan iskeleti “Luzia” görülebilmektedir.

Brezilya Rio de Janeiro

TİJUCA SEMTİNDE GEZİLECEK YERLER

Brezilya Rio de Janeiro MARACANA STADYUMU

 

MARACANA STADYUMU

Stadyum: Rio şehir merkezinin yaklaşık 5 km doğusundadır. Copacabana ve Ipanema plaj alanlarının ise 12 km kuzeyindedir. Yani stadyuma: metro ve tren ile rahatlıkla ulaşılabilir.
Dünyanın en büyük stadyumlarından birisidir. Burası şehirde bir milli müze olarak kabul edilir.
Stadyum 1950 yılında FIFA Dünya Kupası öncesinde açılmıştır. İnşaatın yapımına 1947 yılında 7 Brezilyalı mühendis tarafından başlanmıştır.

İlk taş 2 Ağustos 1948 tarihinde yerleştirilmiştir. İnşaatta günlük olarak 1500 ve bazen 2000 işçi çalışmıştır. İlk maç 16 Haziran 1950 tarihinde oynanmasına rağmen, inşaat o tarihte bitirilememişti, basın standı ve tuvaletler yoktu ve ancak tam olarak 1965 yılında bitirilmiştir.

Şehirde gezerken veya eğlenirken birçok Brezilyalının üzerinde ünlü Brezilyalı futbolcuların isimleri yazılı formaları görebilirsiniz. Özellikle plajlarda futbol oynayan çocuk ve gençlerin hareketlerin muhteşemliği mutlaka ilginizi çekecektir. Çünkü: plajda futbol oynamak, Brezilyalı futbolcuların bacak kaslarının gelişmesinde olumlu etki yaratıyormuş.

Stadyumda 2014 Dünya Futbol Şampiyonası maçları düzenlenmiş ve ayrıca 2016 Olimpiyat oyunları da açılış töreni dahil olmak üzere burada yapılacaktır.

Stadyum inşaatına 1948 yılında başlanmış ve ilk maç: 1950 yılında oynanmıştır. 1950 yılında burada düzenlenen Dünya Futbol Şampiyonasında; Brezilya’nın Uruguay Milli Futbol Takımına 2-1 kaybetmesi, Brezilyalıların hafızalarında acı bir anı olarak canlanmaktadır. Bu maç yaklaşık 180.000 kişi tarafından izlenmiştir. Ancak daha sonra güvenlik nedeniyle stadyumun kapasitesi 78.000 kişiye düşürülmüştür.

Bu dünya kupasından sonra stadyum futbol kulüpleri maçları için kullanılmıştır. Aynı zamanda yerel futbol kupası finallerine de ev sahipliği yapmaktadır. Stadyum 2000 yılında seyirci kapasitesinin 103.000 çıkarılması için restore edilmiştir. 2007 yılında ise seyirci kapasitesi 82.238 kişilik oturma sırası şeklinde yenilenmiştir.

Sonuç olarak ise, stadyumun seyirci kapasitesinin 120.000 kişiye çıkarılması planlanmaktadır. Bu çalışmalarda stadyumun orijinal cephesine dokunulmamış, bir yağmur suyu toplama sistemi ile komple yeni bir çatı yapılmıştır.

Evet: günümüzde şehri ziyaret ederseniz, burada bir futbol maçı izlemeyi düşünün. Veya bir tura katılarak stadyumu gezin, soyunma odalarını görün. Stadyumun iç bölümündeki duvarlarda: Brezilya’nın kazandığı dünya kupası fotoğrafları görülüyor. Zaten futbolcuların sahaya çıkarken kullandıkları koridorlara, tirübünde bulunan seyircilerin sesi verilmiş ve yürürken tüyleriniz ürperiyor.
Günümüzde burada futbol maçları ve bir dizi konserler düzenleniyor.

Brezilya Rio de Janeiro PARQUE NACİONAL DA TİJUCA

 

PARQUE NACİONAL DA TİJUCA

Park alanı Rio şehir merkezinin güneyindedir.
Tijuca milli parkı: şehirde tamamen korumalı bir park alanıdır. Park alanı 33 kilometre karelik alanı kapsamaktadır. Bu miktar, Rio şehrinin % 3.5’luk kısmına denk gelmektedir. Yani yaklaşık 6 milyon nüfuslu bir şehirde, metropol merkezinde yeşil bir alandır.

En yüksek yeri, deniz seviyesinden 1022 metre yüksekliktedir. Park iklimi: kışın kuru dönemde bol yağmur şeklindedir ve 500 metre yüksekliğe kadar olan bölümde tropikal iklim görülür. Bu rakımın üstünde ise sıcak iklim tipi görülür.

Park 6 Temmuz 1961 tarihinde düzenlenmiştir ve yılda 2 milyon ziyaretçi tarafından ziyaret edilmektedir. Yani, Brezilya’nın en çok ziyaret edilen milli parkıdır. Parkın ismi 1967 yılında “Tijuca Milli Parkı” olarak değiştirilmiştir. 2004 tarihinde parkın sınırları 39.51 kilometre karelik alana genişletilmiştir.

17. ve 18. yüzyıllar boyunca: park alanı, ciddi çevre sorunlarına muhatap olmuştur. Kereste çıkarmak ve özellikle kahve üretimi için alanda tahribatlar yapılmıştır. Ancak 1861 yılında Brezilya imparatoru Petro II: doğal bitki örtüsünün korunması için girişimde bulunmuştur. Özellikle: endemik nadir veya tehlike altındaki türler için koruma önlemleri aldırmıştır.

Öte yandan: parkta sunulan sayısız çevre hizmeti yanında, su kaynaklarının korunması da şehrin anahtarıdır. Erezyon kontrolü, sellerin önlenmesi, ısı değişiklikleri, yerel iklim düzenlemeleri, hava ve gürültü kirliliğinin azaltılması ve yerel doğal peyzaj estetiğinin sürdürülmesi park alanındaki diğer resmi düzenlemelerdir.

Park alanı: 4 bölüme ayrılmıştır. Bunlar

1.Tijuca orman.
2.Carioca,
3.Pedra Bonita/Pedra da Gavea
4.Siyah/Covanca

Evet: park alanı, doğal miras olarak kabul edilip, 400 yıl boyunca sürdürülen insan işgali sonucunda, günümüzde korunması gereken önemli bir koleksiyon olarak tarihi ve kültürel mirası oluşturmaktadır. Park alanında 1619 bitki türü bulunmaktadır ve bunlardan yaklaşık 433 tanesi tehlike altındadır. Ayrıca: park alanında sayısız böcek, örümcekler ve diğer bir kısım hayvanlar bulunur. Toplamda tehlike altında bulunan 16 amfibi, kuş ve memeli 328 tür hayvan bulunmaktadır.

Yollar boyunca: park alanı içinde: yollar, mağaralar ve şelaleler ile: spor ve doğa tutkunları için önemli bir rekreasyon alanı olmuştur. Ilımlı yürüyüşler ile, Pedra Bonita (693 metre), Pico Parrot (987 metre) ve Tijuca Peak (1021 metre) yüksekliklere çıkarak çevrenin muhteşem manzarasını izlemek mümkündür.

Biyoçeşitlilik “Chico Mendes Enstitüsü” tarafından yönetilmektedir.

 

Manguinhos Mahallesi 

Şehrin kuzey bölgesinde bulunan burası şehirde bir gecekondu mahallesidir. Mahallede şiddet yüksek düzeydedir. 2010 yılı nüfus sayımına göre 535 bin metre karelik bu alanda, yaklaşık 35.000 kişilik bir nüfus yaşamaktadır.
Mahallenin en iyi bilinen simgesi “Mağribi Pavilion” dur.

 

Daniel Little Beach-Aziz Daniel Kilisesi

Bölgenin önemli turistik bir kilisesidir ve mimar Oscar Niemeyer tarafından tasarlanan kilise 2 Aralık 1960 tarihinde açılmıştır.

Evet fazla ayrıntıya girmeye gerek yok, burası Rio şehrinin en tehlikeli mahallelerinden birisidir ve bırakın turistleri, şehrin yerlileri bile buraya girememektedir ve bu yüzden daha fazla ayrıntıya girmiyorum, sadece bilgi mahiyetindedir.

Brezilya Rio de Janeiro BARRA DA TİJUCA

 

BARRA DA TİJUCA

Şehrin güneybatı kısmındadır.
Burası yaklaşık 30 yıl önce geliştirilen, Rio şehrinin genç mahallelerinden birisidir. Bu mahalle “Barra Alışveriş Merkezi” ve 17 km uzunluğundaki kumsalı ile ilgi çeker. Özellikle zengin ve varlıklı aileler için birçok lüks devremülk ve büyük ofis kompleksleri bulunmaktadır. Mahallede Amerikan yaşam tarzı görülmektedir. Yani ülkeye yeni bir yaşam tarzı tanıtmıştır. Burada özellikle: sörf, uçurtma sörfü ve vücut sörfü sporları popülerdir.

Barra da Tijuca: başlangıçta tarıma elverişsiz ve büyük bir plaj alanı olduğundan 20. yüzyıla kadar izole kalmıştır. 1900 yılında “Bölgesel Tarım Şirketi” bu araziyi satın almış ve onu geliştirmeye başlamıştır. Bölge altyapısı üzerinde durularak, istikrarlı büyüme sağlanmıştır. Lagoa-Barra karayolu, gelişimi daha da hızlandırmıştır. Barra’ya bağlı “Galeao Uluslar arası Havaalanı” kentleşmeyi tamamlamıştır.

Buranın plajları: şehrin sakinleri için çok popülerdir.

2007 Pan Amerikan Oyunlarında: Pan-Amerikan köyü burada kurulmuştur. Oyunlardaki bazı spor yarışmaları: Miecimo da Silva Spor Merkezinde bulunan Algodao Gymnasium ve Campo Grande İtalo del Cima Stadyum’unda düzenlenmiştir.

Brezilya Rio de Janeiro Barra Alışveriş Merkezi

 

Barra Alışveriş Merkezi

Burada 700 mağaza ve birçok restoran bulunmaktadır. New York City Center Alışveriş merkezine benzer. Ülkenin en büyük alışveriş merkezidir. Bu mağazalarda: şık butik moda ürünleri, takı, iç çamaşırı ve C&A gibi yüksek moda ürünleri satılır. Efsanevi bikini dükkanı “Bumbum” şubesi de buradadır.

Brezilya Rio de Janeiro Plajlar

 

Plajlar

Buranın plajları, şehrin batı bölgesinin en çekici plajlarıdır. Barra’nın plaj hatları 17 kilometreye kadar uzanır. Beyaz kumlu plajlar ve kaba yani dalgalı sular: gençler ve sporcular için çekicidir. Özellikle doğal ve bakir güzellikleriyle dikkat çeken “Grumari” ve “Prainha” plajları: erişimi zor olsa da sorun edilmez. Özellikle “Joatinga” plajı şehrin en güzel plajlarından birisidir. Ama yalnızca araba ile ulaşılabilir.

Brezilya Rio de Janeiro CORCOVADO DAĞI

 

CORCOVADO DAĞI

Corcovado dağı: başlangıçta Portekizli yerleşimciler tarafından “Temptation Pinnacle” olarak tanınıp bilinirken, daha sonra kambur şeklini ifade etmek için “Corcovado” ismi verilmiştir.
Carcovado dağına: teleferik, otobüs veya taksi ile ulaşmak mümkündür.

En iyi yol: bir taksi kiralamak ve etkileyici manzaranın tadını çıkara çıkara dağa çıkmaktadır. Hatta sürücü ile anlaşın ve zaman zaman durarak manzarayı izleyin. Çünkü yol boyunca gözlem güverteleri bulunmaktadır.

Eğer trenle çıkmayı düşünürseniz “Cosme Velho” caddesinden hareket eden trene binebilir ve buraya ulaşabilirsiniz. Tren: Tijuca ulusal parkı içinde muhteşem manzaralar içinden ilerliyor. Tren elektrikli olduğundan orman alanında herhangi bir kirlenmeye neden olmamaktadır. Bilet ücretlerinin bir kısmının

Ormanı korumakla görevli “Brezilya Çevre Enstitüsü”ne gittiği söyleniyor.

Yol boyunca çok keyifli, büyük ağaçların, tropik meyvelerin ve mini durakların içinden geçiliyor. Tren hattı: Brezilya imparatoru Dom Petro II tarafından 1884 yılında açılmıştır. Amaç: Brezilya’nın bağımsızlığının ardından, zirveye bir yol açılmasıdır.

Brezilya Rio de Janeiro

İlk açıldığında buhar motoru ile çalışıyormuş ve İsa heykelinden önce yapıldığı biliniyor. Çünkü tren aynı zamanda anıtın parçalarının tepeye taşınmasında da kullanılmıştır. Günümüzde tren 3824 metre uzunluğundaki demiryolu hattında, inşaat mühendisliğinin bir mucizesi olarak hareket etmektedir. 1979 yılında İsviçre’den ithal edilen daha güvenli ve daha modern trenlerle yenileme yapılmıştır.
Trenle buraya ulaşım için ödemeniz gereken ücret yetişkinler için 50 dolar, 6-12 yaş arası çocuklar için 25 dolardır. Ücret gidiş-dönüş tren yolculuğu için geçerlidir. 5 yaşına kadar olan çocuklar ücretsizdir. 345 yolcu kapasiteli trenler: her 30 dakikada bir hareket etmektedirler. Seyahat süresi yaklaşık 20 dakikadır.

Ancak bir çok ziyaretçi buraya çıkmak için teleferik tercih etmektedirler. Bu teleferiğe binmek için “Tijuca Orman” heykelinin yanındaki istasyona ulaşmanız gerekir. Teleferikle dağa çıkmayı düşünürseniz, bu kere “Tijuca Ormanı” gibi Rio şehrinin yine çarpıcı manzaralarından birini izleme şansı bulursunuz.

Tijuca ormanı; dünyanın en büyük kentsel ormanıdır. Onun ağaçlandırılması temelde kahve üretimi için gelişigüzel dikilen ağaçlarla 19. yüzyılda başlamıştır. 3200 hektarlık alanı kapsamaktadır.

Teleferikle çıkmayı düşünürseniz, bölmenin sağ tarafına oturmanızı öneririm. Teleferik her yarım saatte bir olmak üzere saat: 08.30-18.30 arasında çalışıyor. Buraya çıkmak için en ince husus: çıkmadan önce tepede bulut ve sis olup olmadığını öğrenmenizdir. Yani, tepeye mutlaka açık bir günde çıkmalısınız. Eğer tepede maymunları beslemek isterseniz yanınıza “muz” almayı unutmayın.

Bu dağda: İsa heykelini yakından görmek dışında, mükemmel bir Rio şehri manzarası ile karşılaşacaksınız. 710 metre rakımlı dağda “İsa heykeli” ve Brezilya’nın hamisi Saint Lady onuruna yapılan bir şapel bulunmaktadır. Şapel: 8 metre kaideli ve 30 metre yüksekliktedir. Dağ üzerinde bulunan İsa heykeli ise: 1145 kg ağırlığında ve 40 metre yüksekliktedir.

Brezilya Rio de Janeiro Christ Redentor İsa Heykeli

 

Christ Redentor-İsa Heykeli

Evet burası dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilir. “Christ Redentor” isminin kelime anlamı “günahtan kurtaran İsa” demektir.

Devasa İsa heykelinin bulunduğu Corvovado tepesine çıkabilmek için önce otobüse, sonra küçük bir trene biniliyor. Ama bir saat beklemek gerekiyor. Çünkü feci kuyruk oluyor.

Brezilya’da Hıristiyanlığın sembolü ve Rio’nun ikonu olan heykelin yüksekliği 30 metre, kaidesinin yüksekliği ise 8 metre uzunluğunda ve açılmış kollarının genişliği 30 metre genişliğindedir. Bu ölçü ile dünyanın en geniş heykeli denilmektedir. Heykelin toplam yüksekliği 39.6 metredir.

Heykelin başı 3.70 metre uzunluğunda, ağırlığı ise 3.5 tondur. Heykelin tümünün ağırlığı ise 1145 tondur. Üstü zarar görmesin diye özel bir madde ile kaplanmıştır.

Heykel: Fransız asıllı Polonyalı sanatçı Paul Landowski tarafından 5 yıllık bir çalışma sonucunda tamamlanmış ve ilk temel taşı 1922 yılında yerleştirilmiş ve heykel 12 Ekim 1931 tarihinde açılmıştır. Aslında heykelin yapılması için bir yarışma yapılmış ve Landowski bu yarışmayı kazanmıştır. Öte yandan: heykelin tasarımı 1921 yılında Carlos Oswaldo isimli bir Brezilyalı tarafından çizilmiştir. Çizimde “haç taşıyan İsa” düşünülmüştür. Ancak tasarım daha sonra değiştirilmiştir.

Baş ve kollar Fransa’da özel olarak yapılıp Brezilya’ya getirilmiştir.

Heykel 2007 tarihinde UNESCO tarafından “Dünyanın 7 harikasından biri olarak seçilmiştir. 2003 yılında heykele yeni aydınlatma sistemi yerleştirilmiş, en yüksek noktasına yürüyen merdivenler ve panoramik asansörlerle mekanik erişim hattı kurulmuştur. Öte yandan merdivenle ulaşım için 222 basamaklı bir merdiveni tırmanmak gerekir.

Uzun yıllar Portekiz sömürgesi olan Brezilya’da, özgürlüğün 100. yılı kutlamaları anısına yapılmıştır. Aslında aynı tarihte Brezilya Kralı Petro: buraya dikilmek üzere kendi heykelini yaptıracakmış, ama “beni bir süre sonra unuturlar, bunu asla unutmazlar” diyerek İsa’nın heykelinin yapılmasına karar vermiştir.

Sırtı şehrin fakir bölgelerine dönüktür. Brezilyalılar bunu şöyle yorumlarlar “İsa kollarını zenginlere açarken, fakirlere sırtını döner”. Kollarını açmasının anlamı olarak “insanları kucaklaması” demekmiş. Aynı zamanda bu durum “Brezilya insanının sevecenliğini” de ifade ediyormuş. Heykelin hemen arkasında bir kilise bulunuyor.

Kalabalık yüzünden rahat fotoğraf çekmek mümkün olmuyor. Çünkü heykel yılda 2 milyon kişi tarafından ziyaret ediliyor.

Corcovado tepesi şehre o kadar hakim ki, heykeli bir yana bırakın sadece manzarası için bile buraya çıkmaya değer. Ancak buraya çıkmadan önce hava durumunu mutlaka takip etmeniz gerekir ki, bazen öyle bir sis olur ki, bırakın şehri izlemeyi, heykelin başını bile göremeyeceğiniz hava durumu söz konusu olabiliyor.

Brezilya Rio de Janeiro Sugar Loaf Dağı

 

Sugar Loaf Dağı

Deniz seviyesinden 396 metre yüksekliktedir. Burası Rio şehrinin en yüksek tepesidir. Buraya bu ismin verilmesinin nedeni: “Portekiz için sevkiyata hazırlanan rafine edilmemiş koni biçimli şeker kamışı bloklarına” benzemesidir ve ismini 17. yüzyılda almıştır.

“Morro da Urca” dağı ise “balina” benzerliği nedeniyle bu ismi almıştır. Heybetli bir koni şeklinde yükselen dağ muhtemelen 600 milyon yıl boyunca atmosferik basınç ve sıcaklık ile kalıplaşmış, granit taş bloğudur ve yamaçlarında çok az bitki örtüsü bulunmaktadır.

Teleferiğin hizmete girdiği 1912 yılından bu yana dağ 37 milyon kişi tarafından ziyaret edilmiştir ve her yıl 1 milyon kişi tarafından ziyaret edilmeye devam edilmektedir.

Brezilya Rio de Janeiro Teleferik

 

Teleferik

Buraya teleferikle nefes kesen bir yolculukla gidiliyor. Teleferiğe binmek için “Praia Vermelha” plajına gitmek ve oradaki istasyondan bilet alarak binmek gerekir.

Teleferik, her 20 dakikada bir hareket ediyor ve saat: 08.00-21.00 arasında çalışıyor. İstasyonda: birkaç hediyelik eşya satan dükkan bulunuyor. Teleferik ücretleri, yetişkinler için 53 dolar, 6-12 yaş arası çocuklar için 26 dolar ve 6 yaş altı çocuklar için ücretsizdir. Ancak bu teleferik bilet istasyonunda bir süre sıra beklemeniz gerektiğini unutmayın.

Teleferiğin hızı, saatte 21-31 km. arasında değişir. Her araç 65 yolcu kapasitelidir. Brezilyalı mühendis Augusto Ferreira Ramos (22 Ağustos 1860 Brezilya doğumludur) tarafından tasarlanan ve 1912 yılında tamamlanan teleferik sisteminin kabloları en son olarak 2002 yılında değiştirilmiştir.

Elektronik sistem ise 2009 yılında yenilenmiştir. Sistemde en son restorasyon 2008 yılında: yeni bir havalandırma sistemi, renkli ve parlamayı önleyici camlar ile yapılmıştır. Her ne kadar yolculuk biraz korkutucu olsa da, Sugarloaf teleferik sisteminin dünyanın en güvenilir teleferik sistemlerinden biri olduğu söyleniyor.

Teleferik yolculuğu 3’er dakika süren iki aşamalı olmaktadır.

Birinci aşama: 220 metre rakımlı “Morro da Urca” yani “Urca Hill” ve Praia Vermelha bölgesine gider. Gezinin bu bölümü yaklaşık 1 km. dir. Yolculuğun bu bölümünde: Copacabana, İsa heykeli, Niteroi köprüsü ve Guanabara körfezi seyrediliyor. Ayrıca farklı yüksekliklerde değişik ve kalın bitki örtüsü görülebiliyor.

Burada: sahilin güzel manzarası izlenir ve açık bir bar, restoran ve amfi tiyatro bulunmaktadır. Burada güzel doğa yürüyüşleri yapılabilir. Bu yürüyüşlerde: tropik bitki örtüsü, kuşlar ve zaman zaman maymunlar görülür. Burası özellikle hafta sonlarında akşam saatlerinde popüler yaz konserleri ile ünlüdür. Bu konserler bazen sabaha kadar devam eder.

İkinci aşama: büyük bir teleferik her 30 dakikada bir kalkar ve Morro da Urca’nın ardından Sugarloaf dağının 528 metrelik zirvesine çıkılır. Burada ana istasyon “Avenida Pasteur” bulunuyor.
Eğer teleferik istemesseniz, buraya ulaşım için otobüs veya taksi kullanabilirsiniz.

Brezilya Rio de Janeiro

Zirvedeki istasyona vardığınızda: Brezilyalıların “Cidade Maravilhosa” yani “Harikulade Şehir” dedikleri Rio ayaklarınızın altındadır. Burada bir de fast-food dükkanı bulunuyor.

Buradan: Rio şehri Guanabara körfezi ve Niteroi ve Atlantik okyanusunun mavi sularının muhteşem manzarasını izlemek mümkündür. Burayı ziyaret etmek için en iyi zaman güneş batışı esnasındadır. Alternatif olarak tepenin çevresindeki izleri takip ederek bir yürüyüş yapabilirsiniz.

Ama biraz önce de belirttiğim gibi özellikle güneş batışını mutlaka izleyin. Aslında eğer kalabalıktan kaçmak isterseniz, burayı ya sabahın erken saatlerinde ya da öğleden sonra ziyaret etmelisiniz.