İsrail Kudüs Tarih

İsrail Kudüs Tarih

 

Şehir, tarihi süreç içinde, 2 kez yok edildi ve 23 kez ise işgal edildi.
Şehirdeki ilk yerleşimcilerin: MÖ.4000 yılında burada bulundukları tahmin edilmektedir. Şehrin ismi ilk kez: Mısır-El Arma bölgesinde bulunan bir çivi yazılı “Akatca” tablette görülmektedir.

İbraniler döneminde, şehrin ismi “Jebus” olarak kullanılmıştır. Şehir, çöl kıyısında, bir pınarla sulanan ve doğal yapısı nedeniyle savunmaya çok elverişlidir. İlk kez: kral Davut tarafından, MÖ.1000 yılında, bölge ele geçirilince, burada “Yebusiler” yaşamaktadırlar.

Ancak: şehir, kral Davut tarafından bölgede yaşayan 12 İsrail kabilesi için başkent olarak seçilmiştir. MÖ.970-930 yılları arasındaki dönemde ise, Davut’un oğlu kral Süleyman, şehirde hakimiyet kurar.

MÖ.960 yılında, şehirde, ilk tapınak ( günümüzde “Büyük Tapınak” olarak bilinen) kurulur. Ölümünün ardından ise: İsrail ve Yahuda, ayrı krallıklara dönüşür ve Yahuda krallığının başkenti “Kudüs” olur.

MÖ.720-700 yılları arasındaki dönemde: bölgenin kuzeyinde, Asurlular büyük bir güç haline gelirler ve bu bölgede bulunan İsrail kabilelerinin büyük bölümü, Yahuda krallığının içlerine doğru göçerler ve başkent Kudüs’ün nüfusu hızla artar.

Ancak yine aynı dönende, İsrail’in “On kabile” si kaybolur ve tarih sahnesinden silinir. Günümüzde, “DNA” testleriyle, bu kayıt 10 Yahudi kabilesi üyeleri aranmaktadır.

MÖ.586 yılına gelindiğinde, Babil kralı Nebukadnezar: Kudüs şehrindeki: kutsal Ahit sandığının içinde bulunduğu Süleyman Tapınağını yıkar, hazineleri yağmalar ve bölgedeki Yahudileri “Babil” şehrine sürgüne gönderir. Bu sürgün olayı: Yahudilerin ulusal kimlik kazanmasındaki ilk adım olarak önem kazanır.

MÖ.538 yılında ise, Babil topraklarını ele geçiren, Pers imparatoru Büyük Kiros; bölgedeki Yahudileri serbest bırakır ve Kudüs şehrinde, ikinci bir tapınak inşa etmelerine izin verir. Tapınak, MÖ.516 yılında tamamlanır.

MÖ.332 yılında: Büyük İskender, birçok yeri olduğu gibi, Kudüs şehrini de hakimiyeti altına alır. MÖ.332 yılında ölümünün ardından ise, General Ptolemaios, şehri, kendi Mısır krallığı topraklarına katar. MÖ.198-165 yılları arasında ise, Suriyeli Selevkoslar: şehri ele geçirirler.

MÖ.167-140 yılları arasında: Yahudiler, bölgeyi işgal eden Selevkoslara karşı isyan ederler ve MÖ.164 yılında, şehirdeki tapınak yeniden kutsanır. MÖ.140-62 yılları arasında ise: şehirde, Hasmoniler olarak isimlendirilen kral ve rahiplerin hüküm sürdüğü görülür.

 

Roma dönemi:

Ancak: bunlar, kendi aralarındaki bir anlaşmazlığı çözmek için, MÖ.62 yılında, Romalı Pompeius’u şehre davet ederler, Pompeius bu fırsatı kaçırmaz ve şehri işgal eder.

MÖ.40-3 yılları arasında: şehir, Roma’ya tabi bir yerel hükümdar olan Büyük Herodes’in denetimindeydi. Kral: MÖ.10 yılında, büyük tapınağı restore ettirir ve genişlettirir.

MÖ.3 ve MS.30 yılları arasında ise, şehir tarihinde yine önemli bir olay: Nasıralı İsa’nın yaşamı gündeme gelir.

66-73’de Romalılara karşı bir Yahudi ayaklanması, Titus tarafından bastırılmıştır. Roma askeri güçleri, şehri ve Herodes tarafından inşa ettirilen ikinci tapınak yani büyük tapınağı yıkarlar. Bölgede yaşayan Yahudilerden sağ kalanların büyük kısmı, sürgün edilir.

Bu olaydan Roma’daki Titus Takının rölyef heykellerinde bahsedilmiştir.

Bunun ardından, 132-135’de Hadrianus döneminde Yahudiler Bar Kohba önderliğinde ikinci bir ayaklanmaya giderler ve Roma bu ayaklanmayı da sert bir şekilde bastırır.

Bu sefer kentin adı Aelia Capitoline olarak değiştirilir ve bir cardo ve decumanus ile kesişim noktalarında bir forum ile tekrar yapılır.

Yahudilerin şehre girişi yasaklanır.

MS.313 yılına gelindiğinde: Roma imparatoru Konstantinus, Hıristiyanlığı kabul edince, şehir, takip eden 300 yıllık süreçte, Bizans’ın bir parçası olarak; Hıristiyanlar tarafından bir haç yeri olarak ziyaret edilir.

Çünkü: yine bu dönemin başında, Aziz Helena: Kudüs şehrine gider ve Hz. İsa’nın gerildiği çarmıhın parçalarını bulur. MS.335 yılında: İsa’nın çarmıha gerilişi, defni ve dirilişini simgeleyen “Kutsal Kabir Kilisesi” açılır.

MS.638 yılında: şehir Müslümanlar tarafından ele geçirilir. Halife Ömer: fazla bir direnişle karşılaşmadan, Bizanslılardan şehri teslim alır.

Ancak, Yahudi ve Hıristiyanların, şehirde yaşamalarına izin verir. MS.691 yılında “Kubbet-ül Sahra” ve MS.715 yılında “Mescid-i Aksa” açılır.

15 Temmuz 1099 tarihinde, şehir, haçlıların eline geçer. Bu dönemde şehirdeki Müslüman ve Yahudi nüfusu tamamen olmasa da büyük ölçüde yok edilir. “Kubbet-ül Sahra”; kiliseye dönüştürülür. “Mescid-i Aksa” ise haçlı şövalyelerin karargahı haline gelir.

“Davud” kulesinde savunma yapan, şehirdeki son Müslümanlardan vali İftiharüddevle ve adamları: canlı kalmaları şartı ile burayı haçlılara teslim ederler, bunun dışında, şehirde hiç Müslüman kalmamıştır ve hepsi haçlılar tarafından öldürülmüştür.

Hatta: şehirde yaşayan Yahudilerden, Sinegog’a sığınanlar, yine haçlılar tarafından canlı canlı yakılarak yok edilmişlerdir.

1187 yılında, şehir “Selahattin Eyyübi” tarafından, haçlılardan teslim alınır. Şehirde, Hıristiyanların ve Yahudilerin yaşamasına da izin verilir.

1260 yılında: Mısırlı Müslüman hanedanı Memlüklüler: şehri, yeni binalarla yeniden inşa ederler.

1516 yılında: Filistin ve Kudüs şehri yöresi: 400 yıl sürecek Osmanlı hakimiyeti altına girer. Yavuz Sultan Selim, şehri ve bölgeyi ele geçirir.

1538 yılında: Kanuni Sultan Süleyman tarafından, şehri çevreleyen surlar ve kapılar yaptırılmıştır.

Günümüzde, bu surlar: Eski Şehri: dört parçaya bölmekte ve bu parçalarda: Ermeniler, Hıristiyanlar, Yahudiler ve Müslümanlar, ayrı ayrı bölgelerde yaşamaktadırlar. Ayrıca: yine Kanuni tarafından “Kubbet-ül Sahra” ve “Harem-i Şerif” yenilenir.

1885 yılında: Yahudi düşmanlığının sonunun gelmeyeceğini düşünen “Theodore Herzl”: Yahudi devleti kurmak amacıyla, Siyonizmi, dinden, siyasi boyuta taşımıştır.

1897 yılında, ilk Siyonist kongre: İsviçre-Basel şehrinde toplanır ve Filistin bölgesinde toprak satın almak üzere, bir BANKA kurulur.

Hatta: Herzl: Osmanlı Sultanı II. Abdülhamit’ten: Filistin bölgesinde toprak istemiş, karşılığında ise Osmanlının borçlarını ödemeyi teklif etmiştir.

Ama: Sultan II Abdülhamit: “Kanla alınan topraklar, ancak kanla verilir” diyerek, tarihe muhteşem bir not düşmüştür.

1917 yılına gelindiğinde: I. Dünya savaşı sırasında, İngiliz birlikleri, Kudüs şehrini Osmanlılardan alırlar. 1922 yılında, Milletler Cemiyeti, Filistin bölgesinin yönetimini, bölgedeki İngiliz idaresine bırakır.

Ama, İngilizler, savaş öncesinde, Kudüs şehri ve bölgedeki kutsal toprakları, Yahudilere verme sözü vermiştir.

Yahudiler ise, buna karşılık, görevlerini yerine getirirler ve hatta Çanakkale savaşlarına, 800 kişilik bir Yahudi ulaştırma askeri gücü gönderirler. Ayrıca, yine Yahudi ajanlar, Ortadoğu bölgesinde ajanlık faaliyetleri sürdürmüşlerdir.

Tüm bu hareketlenmeler: 1917 yılında imzalanan “Balfour” deklerasyonu ile imza altına alınmıştır. Ancak: takip eden süreçte, özellikle Kudüs şehrinde, Yahudi “Haganah” gibi örgütler, gerek Araplara ve gerekse İngilizlere karşı direniş gösterirler.

Hatta: yine aynı yıl, Kudüs şehrinde, İngilizler tarafından karargah olarak kullanılan King David Otelinin dinamitlenmesi eyleminin: tarihte ilk modern terör eylemi olduğuna inanılmaktadır.

1947 yılında: Birleşmiş Milletler Cemiyeti: Filistin bölgesinde, ayrı ayrı Yahudi ve Arap devletleri kurulmasına karar verir. Kudüs şehrini ise, Birleşmiş Milletler gözetiminde, tarafsız bir bölge olarak kabul eder.

1948 yılında, İsrail, bağımsızlığını ilan eder. Bunun üzerine, bölgedeki Arap güçleri, saldırıya geçerler ve savaş, 1949 yılında yapılan ateşkes ile biter ve Batı Kudüs İsrail’e, eski şehir ise Ürdün’e verilir.

Bu savaş sırasında, Filistin’deki “Der Yasin” köyünde, büyük bir katliam yaşanır ve 90 kadar Arap, İsrail güçleri tarafından öldürülür ve köy, haritadan silinir.

1967 yılına gelindiğinde, İsrail “6 gün savaşları” sonunda, Kudüs şehrindeki, eski şehir bölümünü de ele geçirir. İsrail toprakları, bölgede iki katına çıkmıştır. Ağlama duvarının kontrolü, İsrail’e geçmiştir.

Takip eden süreçte, yine bölgede ilginç gelişmeler yaşanır. Bir çok Yahudi organizasyonu: Kudüs şehri ve çevresindeki Müslümanların evlerini ve arazilerini, çok büyük paralar ödeyerek satın almaya çalışırlar ve Kudüs şehrinin tamamen Yahudi toprağı olması amaçlanır.

Buna karşılık, bazı Filistin güçleri de anti propaganda yapmalarına rağmen, tam olarak başarılı olamamışlar ve Kudüs şehrindeki birçok Müslüman Arap arazi ve evleri, Yahudiler tarafından büyük paralar ödeyerek satın alınmıştır.

Hatta: bu satın alınan yerler arasında, Yunan Ortodoks kilisesine ait İmperial Otel’de bulunmaktadır.

1981 yılına gelindiğinde ise, eski Kudüs şehri: 1981 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Şehrin modern yani yeni bölgesi ise: eski şehir sınırlarını aşarak büyümüştür.

Mardin Yeşilli

Mardin Yeşilli

Yeşilli-Mardin arası uzaklık: 12 km. Yeşilli-Diyarbakır arası uzaklık: 102 km. Yeşilli-Şanlıurfa arası uzaklık: 197 km. Yeşilli-Batman arası uzaklık: 138 km.

GENEL:

İlçe, yeşil bir vadinin içinde mesire yerleriyle ünlüdür. Bahçe kültürü son derece gelişmiş olan ilçede yeşillikler içinde kasırlara rastlamak mümkündür.

Eski adı “Rışmıl” dır. Yeşil örtünün bol olmasından dolayı “Yeşilli” adı verilmiştir. 

İlçe yemyeşil bir vadi içinde, mesire yerleriyle öne çıkar.

Bahçe kültürü son derece gelişmiştir. Yeşilli denince akla kiraz gelir, çünkü burada oldukça bol kiraz bulunur. 

 

ULUSLARARASI KÜLTÜR SANAT VE KİRAZ FESTİVALİ:

Yeşilli Kaymakamlığı ve Belediye tarafından düzenlenen ve 3 gün süren festival açılış töreni ile başlar. Daha sonra kortej yürüyüşü yapılır. Evet festival her yıl geleneksel olarak yapılmaktadır. 

 

Mardin Yeşilli

GEZİLECEK YERLER

Yeşilli Mor Yakup ve Mor Kuryakos Kilisesi

 

MOR YAKUP VE MOR KURYAKOS KİLİSESİ

İlçe merkezine bağlı Bülbül köyündedir. Köy: il merkezine 10 km ve ilçe merkezine 5 km uzaklıktadır.

Köy: bağlar ve sulak bahçelerle çevrilidir.

Köyün bir diğer özelliği ise El-Nıhman kalesinin eteklerinde kurulu olmasıdır.

Kalenin sarp kayalıklarında 4 ve 5’nci yüzyıldan kalma, rahiplerin inzivaya çekildikleri kayadan oyulmuş mabetlerin olduğu söylenir.

Bunların bir kısmı, bir tek kişinin kalabileceği tarzda küçük yerlerdir.

Eskiden beri Süryani yerleşim alanı olan köyde, 1998 yılında 10 Süryani aile bulunmakta, köyde 5 kilise vardır. Bu kiliselerin yapılış tarihleri kesin olarak bilinmemektedir.

Mor Yakup Kilisesinin kapısında, Süryanice bir yazıtta MS 1856 yılında inşa edildiği yazmaktadır.

Yeşilli Bahçebaşı Mağaraları

BAHÇEBAŞI MAĞARALARI:

Yeşilli ilçesi Bahçebaşı Mahallesinde bulunan iki adet mağara önemli bilgiler vermektedir. 

Bu mağaralar: Kızıltepe-Nusaybin ovasından başlayıp kuzeye doğru açılan, yaklaşık 11 km uzunluğundaki derin bir vadinin en kuzey sınırında bulunmaktadır. 

Yaklaşık 1100 metre yükseklikte bulunan mağaraların ortasında bulunan vadi, güneye doğru daha geniş bir form kazanır ve yaklaşık 550 metre yükseklikte bulunan Kızıltepe-Nusaybin ovasında son bulur. 

Mağaraların bulunduğu alan, tamamen kireç taşı kayalıklarla çevrilidir. Söz konusu mağaraların yer aldığı bu noktada bölge için hala önemli olan bir kaynak suyu bulunmaktadır. 

Bahçebaşı 1 Mağarası: söz konusu vadinin doğu yamacındadır.

Bahçebaşı 2 Mağarası: Vadinin batı yamacında ve 1 Numaralı mağaranın hemen karşısındadır. 

Şimdi her iki mağara hakkında da kısa bilgiler vereceğim.

1 Numaralı Mağara:

Mahallenin yaklaşık 3 km kuzeydoğusundadır. Tavanının önemli bir bölümü çökmüştür. Mağaranın girişi güneybatıya bakar. Yüksekliği yer yer 3-4 metre arasındadır. Mağara yaklaşık 10 metre genişliğinde ve 7-8 metre derinliktedir. Mağara tabanında yer yer kireç taşı ana kaya görülür. Mağara ve terası, günümüzde hayvan barınağı olarak kullanılıyor. Ayrıca teras bölümünde üzüm bağları da bulunuyor. Teras bölümündeki bu bağlık alanda, toprağın da karıştırılmasına bağlı olarak, çok sayıda çakmak taşı ve obsidiyen parça bulunmuştur. 

 

2 Numaralı Mağara:

Mahallenin yaklaşık 1 km batısındadır. Tabanında yer yer ana kaya görülür. Mağara girişi doğuya bakar. Yüksekliği yer yer 2-2.5 metre arasında değişir. Mağaranın genişliği 10 metre ve derinliği 9 metredir. Günümüzde hayvan barınağı olarak kullanılmaktadır. Teras bölümünde çok sayıda çakmak taşı ve obsidiyen alet bulunmuştur. 

 

 

 

Mardin

 Mardin Nusaybin gezi yazımı okumak için Nusaybin

Tunceli Mazgirt

Tunceli Mazgirt

Mazgirt, Tunceli arasındaki uzaklık: 67 km.

TARİHİ

Yörede yaşayanlar tarafından ilçenin ismi “Mezingirt” olarak kullanılır. MÖ 9’ncu yüzyılda bölgede Urartular hakimiyet kurarlar. Urartu dilinde “Gert” kelimesi “Şehir” demektir. “Mezingirt” kelimesinin anlamı ise “Büyük Şehir” demektir.

1473 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından, yöre Osmanlı topraklarına katılır. 1520 yılında Mazgirt, Sancak olur. Kanuni Sultan Süleyman’ın fermanı ile, Muhammed Bey, Mazgirt Sancak beyliğine atanır. Bir yıl bölgeyi yönettikten sonra vefat eder.

GENEL

Yerleşim yeri, Munzur dağlarının uzantısı olan Kert dağları üzerinde, Mazgirt kalesi eteklerinde kurulmuştur. Yörenin toprakları: güneyden kuzeye doğru yükselir. Rakımı ortalama 1400 metredir. İlçenin güneyindeki topraklar ise, baraj gölü kıyısında olması nedeniyle tarıma elverişlidir.

GEZİLECEK YERLER

Tunceli Mazgirt Kalesi

MAZGİRT KALESİ

İlçe merkezinin kuzeyinde, hakim bir tepe üstündedir. Tepe üzerindeki kale, kireçtaşı bloğundan oluşan bir düzlüktedir. Kale, bu düzlüğün ortasında, bir kaya bloğuna dayanan ve 5/ metre kadar yüksekliği sahip üst kale ile biter.

Kale duvarlarında bulunan yazıta göre: MÖ 8’nci yüzyılda Urartu kralı II Rusas tarafından yaptırılmıştır. Kaleye girmek için, bir mağara yolu kullanılır. Mağaranın önünde 40 basamaklı bir merdiven bulunur.

Bu mağara günümüzde “Dilek Mağarası” olarak kullanılır. Bu mağara, dilek amacıyla ziyaretçiler tarafından içine atılan taşlarla doludur. Halk arasındaki inanışa göre, bir taş mağara atılmadan önce dilek tutulur ve taş mağarada kalırsa dileğin gerçekleşeceğine inanılır.

Günümüzde kale surlarının büyük kısmı yıkılmış olmasına rağmen, bir kısmı hala ayaktadır. Kalede: oyma taşlardan yapılmış evler, sulama kanalları, havuz, tüneller ve yel değirmenleri kalıntıları bulunmaktadır. Kalenin üst kısmında ise, Urartular dönemine ait bazı yapılar, orijinal olarak günümüze kadar ulaşmıştır. Surlarla çevrili kalenin üst kısmında: köşk şeklinde bir yapı ve yel değirmeni görülür.

BAĞIN KAPLICALARI

Saklı cennet olarak lanse edilen burası, İlçe merkezine bağlı 65 km uzaklıktaki Dedebağ köyünde Peri suyu kenarındadır. Burada Peri suyu önemli çünkü, seyir terasında oturduğunuzda Peri suyuna inen ceylanları görebilirsiniz. Ayrıca yine Peri suyunda sazan balığı tutulabiliyor.

Tek kaynaktan çıkan kaplıca suyunun sıcaklığı 35 derecedir. Su: kalsiyum sülfatlı, sodyum sülfatlı ve klorür bikarbonatlıdır. Banyo uygulamaları şeklinde yararlanılır. Kaplıcada 4 tane yüzme havuzu bulunuyor. İki tane havuz bay ve bayan olmak üzere kapalıdır.

Peri suyu kenarında yetişkin ve çocuk havuzları bulunuyor. Bu havuzlarda, şifalı doğal kükürtlü sular vardır. Suların iyi geldiği söylenen hastalıklar şunlardır: romatizmal hastalıklar, kırık ve çıkık sekelleri, kadın hastalıklarıdır.

Kaplıca bölgesinde oldukça güzel tek katlı bir konaklama tesisi bulunuyor. Tesis 30 yatak kapasitelidir. Ayrıca bir lokanta ve çay bahçesi vardır.

Son bir not, Bağın kaplıcaları her ne kadar Tunceli Mazgirt ilçesine bağlı olsa da Elazığ Karakoçan ilçesinden buraya ulaşım mümkündür.

BAĞIN KALESİ

İlçe merkezine bağlı Dedebağ köyünün yakınlarında Peri suyunun kenarında bulunan bu kalenin, Urartu döneminde Kral Menuas tarafından yaptırıldığı düşünülmektedir. Yüksekçe bir tepede bulunan kale, aşağıdan yukarıya bakıldığında küçük bir duvar izlenimi vermektedir.

Kale, Mazgirt ilçesinden 20 ve Elazığ Karakoçan ilçesinden ise 12 km uzaklıktadır. Kaleye uzunca bir tırmanıştan sonra çıkılmaktadır. Kaleye ait kitabe, günümüzde Elazığ Harput Müzesinde sergilenmektedir.

Kalenin giriş kapısı, Peri suyuna bakan yamaçtadır. Kaleye merdivenle çıkılıyor. Kalenin içinde kayalara oyularak yapılmış büyük bir oda vardır. Ancak bu oda ve diğer birçok yer günümüzde toprak dolmuş durumdadır. Ayrıca yine kale içinde çok sayıda kaya oyuğu şeklinde gıda mahzeni ve tünel merdiven vardır.

Bu merdivenler, yer yer yok olduğundan, işlevleri tam olarak anlaşılmamıştır. Ancak kale üzerinden, kalenin yamacında bulunduğu nehre kadar indiği tahmin edilmektedir. Günümüzde kalenin surları büyük ölçüde tahrip olmuştur.

Çünkü kalenin surlarının taşları, köylüler tarafından alınarak kale dibinde yapılan evlerin yapımında kullanılmıştır. Define avcıları kalenin birçok noktasını kazarak tahrip etmişlerdir.

 

KALEKÖY-KARAKALE

İlçenin 5 km batısında bulunan kale, adını aldığı köyün 500 m kuzeydoğusunda, kabaca oval planlı, 45-50 m yüksekliğinde kayalık üzerine kuruludur. 

Kalenin giriş kapısı üzerindeki kitabesi vardır. Kitabesine göre, Kale MÖ 9’ncu yüzyılda yapılmıştır. 

Kalenin üzerinde bulunduğu kayalığın kuzey ve batı kısmı dik bir uçurumla sonlanır. Kayalığın güney kısmı ise önünde yer alan vadiye doğru kademeli şekilde alçalır. 

Kalenin kayalığın güney kısmında yaklaşık 0.75 hektarlık bir alanı kapladığı anlaşılır. 

Deniz seviyesinden 1645 m yükseklikte bulunan Kaleköy’ün çevresinde daha çok fiziki olarak engebeli, kayalık ve verimsiz bir arazi bulunur. 

Erken dönem çalışmalarında kalede bulunan çivi yazılı yazıt ve çok odalı kaya mezarı tanımlanır. 

1888 yılında yayınlanan bir eserde, kalede bulunan yazıt, kaya mezarı ve basamaklı tünelden söz edilir. Sonrasında Alman araştırmacı Lehmann kaleye uğrar ve burada bulunan yazıtın bir fotoğrafını çeker. Kaleköy kaya mezarının planını yayınlar ve mezar hakkında detaylı bilgi verir. 

Kaleköy’ün daha çok insan faktörüyle tahrip edildiği anlaşılmaktadır. Çünkü toprak altında kaldığı anlaşılan kısa bir sur kalıntısı haricinde kaleye ait mimari birimlere veya savunma sistemine ait olabilecek kalıntılar görülmez.

Kaleden günümüze ulaşanlar:

Kaya işçiliğinin ürünü mimari kalıntılar ve ana kaya üzerinde bulunan bazı temel izleridir. 

Bunlar sur temel yatakları, mekanlara ait olduğu anlaşılan ana kaya üzerindeki temel izleri, kaya mezarı, yazıt, basamaklı tünel, harçsız duvarlar, açık hava tapınağı, sarnıç ve kaya nişleridir. 

 

Kaya mezarı:

Kaleköy’de Urartu dönemine tarihlenen iki odalı kaya mezarı kalenin güney kısmında bulunur. 

Kaya mezarının girişine 3 basamaklı bir merdivenle ulaşılır. Günümüzde merdivenin bazı kısımlarının tahrip olduğu görülür. 

Mezar girişinin bulunduğu kaya bloğunun ön kısmı tıraşlanarak düz bir ön yüzey elde edilmiştir. Bu kısımda ana kapı geriye doğru çekilerek, üstü tonozlu kısmen kapalı bir giriş alanı yapılmıştır.

Kaya mezarının giriş kısmında, ana kapının bulunduğu kuzey duvarından batı duvarına kadar uzayan, II Rusa dönemine tarihlenen Urartuca yazıt bulunmaktadır. 

Yazıtın önemli bir kısmı tahrip olduğundan okunamaz durumdadır. Ama yazıtın içeriği hakkında genel kanı, II Rusa dönemine ait bir kült yazıtı olduğudur. Tam olarak okunamasa da yazıtta bazı aşiret guruplarından bahsedildiği anlaşılır. 

Kaya mezarının ana kapısı dikdörtgen planlı olup 1.20 x 1.50 ş 0.82 m ölçülerindedir. 

Ana kapının eşik kısmının giriş ve çıkışında birer basamak vardır.

Mezarın ilk odası 3.64 x 5.87 m ölçülerinde kabaca dikdörtgen plana sahiptir. Yaklaşık 2.50 m yüksekliğindeki odanın kuzey duvarında büyük bir niş bulunmaktadır. Nişin tabanı dibe doğru derinleştirilmiştir. 

Odanın tavanı düz şekilde biçimlendirilmiştir. Tavanın giriş kısmından başlayarak 3.20 m ye kadar olan kısmı 20 cm daha yüksektir. Bu alanın çevresinde tek sıra halinde fisto bezemeli korniş bulunur. 

Mezarın ikinci odasına, ilk odanın doğu duvarına açılmış dikdörtgen bir kapıyla geçilir. Kapının kenarlarında tek sıra halinde bir silme bulunur. Silmenin üç tarafı tavandaki kornişin benzeri fisto tipi bezemeyle süslenmiştir. 

Kabaca kare planlı olan oda 3.40 x 3.66 m ölçülerindedir. Odanın yüksekliği birinci odadan 15 cm daha alçaktır. Odanın kuzey duvarında ilk odadaki nişe benzeyen dikdörtgen bir niş bulunur. Ayrıca odanın güney duvarıyla batı duvarının kesiştiği yerde küçük bir niş vardır. Daha sade yapıldığı anlaşılan odanın duvarlarında ilk odada görülen korniş gibi bezemeler bulunmaz.

Literatürde tek odalı kaya mezarı olarak adlandırılan yer, kayalığın güney kısmındadır. Girişine günümüzde bir kısmının tahrip olduğu görülen 7 basamakla ulaşılır. Mekanın önünde bulunan alanın zemini tıraşlanarak düzeltilmiştir. Böylece bir nevi düz bir platform oluşturulmuştur. Üst kısmı kemerli şekilde biçimlendirilen mekanın kapısı 1.45 x 0.90 m ölçülerindedir. Kapının açıldığı oda 2.70 x 3.30 m ölçülerindedir. Mekanın tam ortasında en az 3.20 m derinliğinde bir çukur bulunur. Bu mekanın işlevi tam olarak anlaşılamaz. İlk bakışta tek odalı bir mezar gibi görünmesine rağmen çukurun mekanın tam ortasında bulunması bu iddiayı şüpheli kılmaktadır. 

Basamaklı Tünel:

Kaya mekanının yaklaşık 5 m alt kısmında basamaklı tünel bulunur. Tünel yaklaşık 20 m devam ettikten sonra içi toprak dolu olduğundan takip edilemez. Tünel girişinden yaklaşık 1 m sonra yukarı doğru açılmış bir açıklık dikkat çeker. Benzer şekildeki açıklıklar Harput Kalesi tünellerinde de görülür. Muhtemelen açıklık sayesinde üst kısımda toplanan sular, tünelin içine akıtılmıştır. 

 

Açık hava tapınağı:

Kalenin üzerinde bulunduğu kayalığın batısında açık hava tapınağı olarak adlandırılan alan bulunur. Burada ana kaya üzerinde 7 x 6.30 m ölçülerinde bir alan, yaklaşık 4 m derinliğinde olacak şekilde düzenlenmiştir. Duvar şeklinde kalan kısmı ise 2 adet üçgen biçimli niş yapılmıştır. 

 

SONUÇ:

Kaleköy’de bulunan iki odalı kaya mezarı, harçsız şekilde inşa edilmiş duvarlar, sur temel izleri ve kaya nişleri Urartu dönemine tarihlenir.

Basamaklı kaya tüneli ve ortasında kuyu bulunan kaya mekanı ise, Urartu sonrasında kalede yerleşim olduğuna işaret eder.

Kaleköy, Van kalesi dışında kaya mezarı üzerinde yazıt bulunan tek yerdir. 

Kaya mezarı üzerinde II Rusa dönemine tarihlenen yazıt bulunması, kaya mezarı yapma geleneğinin Urartu’nun kuruluşundan en az II Rusa dönemine kadar sürdüğünün bir kanıtıdır. 

Kale, 2001 yılında birinci derece Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. 

 

GÖKTEPE HÖYÜĞÜ

Tunceli-Elazığ kara yolu üzerinde Gökçetepe Köyünün yaklaşık 500 metre güneyindedir.

Nehrin yol açtığı tahribatla birlikte, muhtemelen 300 x 250 met boyutlarında, 15 metre yüksekliktedir. Yani, büyükçe bir höyüktür. Höyükte, kaçak kazıların yarattığı yoğun tahribat nedeniyle mevcut kesitlerden anlaşıldığına göre, höyük zamanında yoğun bir iskana sahiptir.

Yüzeyden toplanan boyalı seramik parçaları, iyi pişirilmiş ince cidarlı amorf seramikler, meyvelik olarak tanımlanan iç bükey seramik parçaları ve obsidyenler, Tunç çağına, kaba yapılı, dışa taştın dudaklı, az pişmiş, yoğun katkılı olan seramik parçaları ise Demir çağı ve sonrasına aittir. Höyüğe toprak bir yolla ulaşılmaktadır. Höyükte, günümüze kadar herhangi bir araştırma yapılmadığından, ayrıntılı bilgi yoktur.

ELTİ HATUN CAMİİ

İlçe merkezindedir.

Caminin kitabesi, taç kapısı üzerindedir. Ancak bu kitabe günümüzde okunamayacak şekilde tahrip olmuştur. Ancak kitabede okunduğu kadarı ile, cami 1252 yılında, Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan’ın kız kardeşi Elti Hatun adına yaptırılmıştır.

Caminin kuzey cephesine bitişik derin bir niş içindeki çeşme üzerinde de bir kitabe bulunmaktadır. Camide, son cemaat yerinin kuzey duvarında bulunan çeşmenin üstündeki yazıda “Elti Hatun adına, 1252 yılında yaptırıldığı” yazılıdır.  

Evet caminin tümü, kesme taştan yapılmıştır. Girişi doğu cephesindendir. Caminin yanında, taş kaide üstünde yuvarlak gövdeli ve tek şerefeli minare bulunmaktadır. Caminin içinde ise: Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın annesi ve küçük kardeşi Elti Hatun’un türbesi vardır.

ELTİ HATUN TÜRBESİ

İlçe merkezinde caminin içinde bulunan ve 14’ncü yüzyıla ait bu türbe, Ermeni bir mimar tarafından yapılmıştır. Türbenin içinde 3 tane mezar vardır. Bunlardan ikisi büyük, bir tanesi küçüktür. Mezarlardan bir tanesi Elti Hatuna, diğeri Uzun Hasan’ın annesine ve küçük olanı ise Uzun Hasan’ın yeğenine aittir.

Evet türbe ile ilgili yörede anlatılan bir efsane var. Efsane şöyledir.” Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın kız kardeşi Elti Hatun, hastalanır. Artık öleceği düşünülen kadın, kardeşi Uzun Hasan’a “Ben yılandan çok korkarım.

Eğer ölürsem tabutumu yere gömme. Bana bir kümbet yapıp taburumu orada astır.” Der. Hükümdar Uzun Hasan, kız kardeşi öldükten sonra isteğini yerine getirip Elti Hatun Türbesini yaptırır ve içerisine uzunca bir zincir asarak kardeşinin tabutunu havada kalacak şekilde bu zincire asar.

Evet efsane böyle, ancak devamı da var. “Ertesi günü kız kardeşinin mezarını ziyaret eden Uzun Hasan, kapıyı açar açmaz tabuta sarılı büyük bir yılan görür ve irkilerek geri kaçar. “Mukadderata boyun eğmek lazımdır.” Diyerek havada asılı duran tabutu zincirden indirtir ve toprağa defnettirir.” Evet efsane bu kadar.

Türbe günümüzde yöre halkı tarafından ziyaret ediliyor, burada mumlar yakılıyor, dilekler dileniyor. Bu arada, efsanede geçen zincir, hala kümbetin tavanında, aşağı ucunda dört halkası ile asılı sarkık durmaktadır. Mezar da zincirin tam altında, kümbetin ortasındadır. Türbe, sekizgen şeklinde yapılmıştır.  

Tunceli Pülümür hakkındaki gezi yazım için  Pülümür