Roma Colosseo (Kolezyum)

Roma Colosseo (Kolezyum)

Evet, Roma şehri denilince, tarih severler, tarih meraklıları öncelikle “Kolezyum” derler ve buranın ihtişamını, güzelliğini görmeden, dünya üzerindeki Roma medeniyetinin ulaştığı seviyeyi anlamanın mümkün olmayacağına inanırlar.

Evet, dünyadaki ilk stadyum örneği yapı karşınızda.

Antik Yunan tiyatrolarının birçoğu, bir yanını mevcut bir tepeye veya yamaca verirken, burası tamamen düz bir zemine inşa edilmiş olması nedeniyle de önem kazanmaktadır.

1990 yılında Kolezyum, Roma’nın tüm tarihi merkezi, İtalya’daki Vatikan’ın sınır dışı bölgeleri ve surların dışındaki Aziz Paul Bazilikası ile birlikte UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine alındı.

7 Temmuz 2007 tarihinde Lizbon’da, tüm kıtalardan 100 milyon kişinin katıldığı evrensel bir ankette Kolezyum, modern dünyanın 7 harikasından biri olarak seçildi. Diğerleri: Çin seddi, Ürdün Petra, Brezilya Rio de Janeiro’daki Kurtarıcı İsa Heykeli, Peru’daki Machu Picchu İnka Harabeleri, Meksika’daki Chichen Itza Maya Piramidi ve Hindistan’daki Taç Mahal.

Evet bu satırları okuduğunda ülkemizden niye bir yer yok diye düşünmüşsünüzdür. Haklısınız sanırım bu ankete katılımda, ülkemizden gerekli ilgi görmemiş olsa gerek. Yoksa elbette ülkemizde de bu sıralamaya girebilecek bir çok anıt eser var.

Kolezyum

Roma şehrinde en ünlü amfitiyatro, Flavius imparatorları döneminde yapılmıştır.

İnşaat Vespasianus tarafından başlatılmış, 79’da adanmış, Titus tarafından bitirilmiş ve 80’de yeniden adanmıştır. İnşaat aşaması 8 yıldır.

Resmi adıyla Flavianus Amfitiyatrosu olarak bilinen yapı, geç imparatorluk dönemleri boyunca duran dev “Sol” (güneş) heykelinden dolayı, MS 1000’den itibaren Colleseum adıyla anılmaya başlanmıştır. İmparator Neron, öldürüldükten sonra uyun bir güneş tacı eklenerek, güneş tanrısını tasvir edecek şekilde yeniden düzenlendi. Heykel, Hadrianus döneminde Venüs ve Roma Tapınağına yer açmak için orijinal yerinden taşındı. Devasa heykelin kaidesinin bulunduğu yer, taşınmanın ardından modern bir tüf kaide ile işaretlendi.

Amfitiyatro veya çifte tiyatro, İtalya’da ve imparatorluğun orta ve batı kesimlerinde yaygın olan, ama doğu yarısında nadiren rastlanan bir mimari türüdür.

Geniş bir oval şekilde olan Colleseum, Neron’un Domus Aurea’sının yapay gölünün bulunduğu yere inşa edildi.

Ölçüleri: arena: 86 x 54 metre, bina geneli: 188 x 156 metreydi.

Böylece Flaviuslar, kent merkezinin bir kısmını halka geri kazandırmış oldular.

Yapı, gladyatör dövüşleri ve avlanma da dahil vahşi hayvanların bulunduğu gösteriler için kullanıldı.

Son gladyatör dövüşü, 404 yılında yapıldı, ama venatiolar yani gösteriler altıncı yüzyılın ortalarına kadar devam etti.

Binanın yıkımı 9’ncu yüzyılda, kazı ve restorasyonu ise 19’ncu yüzyılda başladı.

 

MİMARİ ÖZELLİKLERİ:

Colleseum, betondan inşa edildi. İnşaatta, Roma’nın sayısız savaşında esir aldığı 100 binden fazla kölenin kullanıldığı tahmin ediliyor. (özellikle esir alınan Yahudi köleler çalıştırılmıştır.)

Bazı yerleri tuğlayla,  dış cephesi Tivoli yakınlarından çıkan yüksek kalite travertenle kaplanmıştı. Bu traverten taşı beyazdı ve güneşte parıldar ve gören herkeste hayranlık uyandırırdı.

Farklı taş ve çimento türlerine ek olarak, büyük blokların birbirine bağlanması için yaklaşık 300 ton demir kelepçe kullanılmıştır. Bu kelepçeler, Kolezyum’un bakımsız kalması ve binanın duvarlarında bugün bile fark edilen büyük çukurlar bırakmasıyla sonraki yüzyıllarda toplanmıştır.

Oturma yerleri mermer kaplıydı.

Dış cephe, dört katlıydı.

İlk üç katta: Romalılara özgü bir dekoratif bileşimle, kemerler arasında onların devamı olan sütunlar vardı.

Alt katın sütunları Toskana, ikinci katın sütunları İon, Üçüncü katın sütunları ise Korent düzenindeydi.

En üst kat, kesintisiz bir duvar ile bunun üzerindeki Korent pilasterlerinden oluşuyordu.

Birer atlayarak pencereler açılmıştı.

Dış cephenin toplam yüksekliği: 48.5 metreydi. (Başlangıçta 52 metreydi)

Çevresi 527 metredir.

İkinci ve üçüncü katlardaki kemerlerin, heykellerle doldurulması amaçlanmıştı.

Bu heykeller, sikkelerde gösterilmesine rağmen hiç var olmamış olabilir.

Çünkü heykel kaidelerine rastlanmamıştır.

 

KAPILAR

Yapının yaklaşık 60 kapısı bulunuyordu. Acil durumlarda ise, kapı sayısı 120 oluyordu. Bunun sebebi, içerideki insanların 10 dakika gibi kısa bir sürede yapıya terk etmelerini sağlamaktı.

İmparatorun özel bir erişim tüneli vardı, böylece kalabalıktan kaçınarak binaya güvenli bir şekilde girip çıkabiliyordu.

CAVEA:

Cavea adı verilen oturma yerleri yaklaşık 45.000 kişi alabiliyordu.

Oturma yerleri traverten taşından yapılmıştı ve her koltuk yaklaşık 40 cm genişliğindeydi. Varlıklı katılımcılar, koltuklarına yerleştirmek için yanlarında minder getirirlerdi.

Beş dairesel geçidin üzerine yerleştirilmiş olan oturma yerleri, farklı eğimlerle yükseliyordu.

En dıştaki iki geçit tonozluydu ve üstlerinde başka tonozlar taşıyorlardı.

Oturma yerlerine merdivenlerle çıkılıyordu.

Seyircilerin ayrılmış olan koltukları için üzerinde vamitorium (giriş geçidi), gradus (sıra) ve locus (yer) numaraları bulunan bilet veya fişleri vardı.

Bazı yerler, arenanın tepesine iliştirilmiş tentelerle güneşten korunuyordu.

Muhtemelen devriye gezen silahlı muhafızlar için dar bir yol ile bir çit vardı.

İmparatorun locası güneyde, magistratusların locasının tam karşısındaydı.

Her ikisine de ayrı tören girişlerinden girilirdi.

ARENA ZEMİNİ:

Arena, birinci kat oturma yerlerine kadar uzanan 3 metrelik bir duvarla çevriliydi. Bu duvar, binanın geri kalanının yoğun beyaz rengiyle güçlü bir kontrast oluşturarak, arena zemininde yaşananları yansıtacak şekilde kırmızı ve siyah taş bloklardan yapılmıştı.

Arena zemini tahtaydı. Ahşap panellerden yapılan zemin üzerine yakınlardaki Monte Mario tepesinden alınan kum tabakası serpilmişti.

Bu zeminin altında, üç dairesel geçitle çevrili dört paralel sıra hücre bulunurdu ve bu alan su giderleriyle donatılmıştı.

Zeminde dekor öğelerini tanıtmak ve çıkarmak ve özel efektler yaratmak için kullanılan çok sayıda tuzak kapı vardı.

Bir uçtaki makineler, vahşi hayvanları yukarı arenaya çıkarırdı.

 

Yapının taşları

Taşların itme gücü ve yumurta akı ile birbirlerine sabitlenmiştir. Ayrıca: her iki taş kütlesi arasında “U” şeklindeki demir parçası, kurşun eritilip  dökülmek suretiyle sabitlenmiştir.

Zamanla büyük bir deprem geçiren yapının, güney duvarı günümüzde yıkıktır ve bu duvarın taşları, şehirdeki diğer yapılarda bolca kullanılmıştır.

Roma Colosseo (Kolezyum)
Roma Colosseo (Kolezyum)
Roma Colosseo (Kolezyum)
Roma Colosseo (Kolezyum)

Yapıdaki etkinliklerde, ilk yıllarda: esirler vahşi hayvanlara atılarak parçalatılıyor iken, Hıristiyanlığın kabulü ile, bu uygulamaya son verilmiş ve burada gladyatör dövüşleri yapılmaya başlanmıştır.

Öte yandan, Hıristiyanlığın ilk yıllarında, Roma imparatorları: ülke ve şehirdeki kargaşalıkları engellemek ve insanları daha kolay kontrol altına alabilmek için, böyle büyük bir yapı yaptırmıştır.

Gladyatör  dövüşleri

İlk olarak esirler arasından  seçilen iri-yarı ve güçlü kişiler, gladyatör okullarında eğitilirler ve ülkenin çeşitli yerlerindeki arenalarda dövüştürülürlermiş.

Bir dönem: esir olmayanlar içinden de gladyatör çıktığı görülmüş, çünkü bu dövüşler, halk arasında büyük rağbet görmüştür.

Ülkenin çeşitli yerlerinde dövüştürülen gladyatörler için, Roma-Kolezyum bir mabet, ulaşılacak en büyük dövüş mekanı olarak hep önem kazanmıştır.

Kolezyum kullanıldığı 300 yıl boyunca, kanlı gösterilerde 400 binden fazla insan öldüğüne inanılıyor.

Evet

Dışarıdan görüldüğünde bu muhteşem yapıya hayran kalmamak elde değil. Eğer içeriye girmek isterseniz, uzun kuyrukları yani sırayı beklemek zorundasınız ki, içeriye girerseniz, vahşi hayvanlar ve esir gladyatörlerin yer altında tutuldukları hücreleri, sıraları ve alanı görebiliyorsunuz. Burayı her yıl yaklaşık 6 milyon kişinin ziyaret ettiği söyleniyor.

Arenanın zemini: tahta ve kumla kaplı imiş. Bodrumda, biraz önce sözünü ettiğim gibi holler görülüyor.

Yapının dışında ise, o kalabalık içinde, Roma askeri kıyafeti giymiş kişilerle hatıra fotoğrafı çektirebiliyorsunuz.

Elbette: esmer tenli kuzey Afrikalı göçmenler, ellerindeki hediyelik eşyaları satmak için, her türlü gayreti gösteriyorlar.

Fas Turizm Alışveriş Ne Satın Alınır?

Fas da turizm, alışveriş, ne satın alınır

Fas Turizm, Alışveriş, Ne Satın alınır:

Fas’ta; büyük sanayi yatırımları yok. Ayrıca; enerji kaynakları, yani kömür, doğal gaz, petrol de yok. Fas’ın başlıca geçim kaynağı: turizm.

Ülkeye, yılda yaklaşık 7 milyon turist giriyor. Ama, bu yedi milyon turistten elde ettikleri turizm geliri, bizim ülkemize giren 20 milyon turistten elde ettiğimiz turizm gelirinden fazla.

Yani: Faslı, turizmin zengin yönü ile ilgileniyor. Ülkeye, para harcayan turistin girmesini istiyor ve bu şekilde düzen kurulmuş.

Özellikle; Fransız turist bol.

Sonra: İspanyollar. Türklerin pek yoğunluğu yok. Çünkü: uzaklık ve tur fiyatlarının yüksek olması ve beklentilere cevap verilememesi dezavantaj.

Bu ülkede bulunan, eski şehir yani “Medinalar” bizim ülkemizdeki kapalı çarşı benzeri düzenler. Yani; buralar, bir Fransız, bir İspanyol için orijinal ve ilginç olabiliyor ama bizim için, yani Türkler için çok büyük özelliği olan mekanlar değil. Sonuç olarak; 4.5 saatlik uçuş süresi de, bu ülkeye, Türkiye’den olan talebin yükselmesini engelliyor.

Fas da Turizm

Faslı, turizmde üçüncü boyuta geçmiş, yani: turist rahat değil, fiyatlar rahat değil. Asla; pazarlık yapmadan bir malı satın almayın. Dini açıdan; ülkede, faiz haram, ama pazarlık helal.

Fas da Alışveriş

Bir malın fiyatını sorduğunuzda; satıcı fiyatı verir. Bakar; ilgi göstermediniz, sizin fiyatınızın ne olduğunu ısrarla sorar. Kesinlikle; verdiği fiyatın, dörtte birini teklif edin. Kabul etmez gibi görünse de, siz kapıya veya çıkışa yöneldiğinizde, büyük olasılıkla, arkanızdan koşup, malı sizin istediğiniz fiyattan satmayı kabul ettiğini söyleyecektir.

Tek sorun: asla, satın almayacağınız malın pazarlığını yapmayın. Yani; bir malın fiyatı için pazarlık yaptığınızda, eyer satıcı, sizin verdiğiniz fiyatı kabul eder ise, o malı almak zorunda gibisiniz.

Yani; bir anlamda, almalısınız.

Almadığınızda, çok bozuluyorlar. Bu nedenle; pazarlık yaptığınızda, verdiğiniz fiyatı satıcının kabul etmesi halinde, malı almayı düşünerek, pazarlığınızı yapın. Bir olasılık ta, verdiğiniz fiyatın satıcı tarafından kabul edilmemesi ve hani demiştim ya, çıkarken kapıdan arkanızdan koşuşturmaması.

Bu durumda, yani kesin olarak almayı kafaya koyduğunuz bir mal için; satıcıya, onun söylediği fiyatın yarısını teklif edin, inanın kesin olarak o malı alırsınız.

Merrakech ve diğer şehirlerde, satıcılar nispeten uyumlu.

Ama; özellikle Casablanca şehrinde, gerek insanlar ve gerekse satıcılar, biraz fevri yani streslidir.

Bunun sebebinin bu şehre dışarıdan gelen göçmenler olduğu söyleniyor. Yani; Casablanca dışında, kıran kırana pazarlık yapabilirsiniz, ancak Casablancada alışverişte lütfen dikkat.

Örneğin; Merrakech şehrinde, bir yağlı boya resmin fiyatını sordunuz.

Satıcı 650 dirhem dedi. Siz, 150 dirhem teklif edin. Satıcı önce surat buruşturup kabul etmez görünür, tam siz ayrılıp giderken, arkanızdan resmi getirir yani 150 dinarı kabul eder. Bu  sefer siz kabul etmezseniz, adam feci şekilde bozuluyor. Bunu göze almanız lazım, yani pazarlık yaparken ağzınızdan çıkacak rakamı ödemeye hazır olun, çünkü büyük ihtimalle o rakamı kabul edecektir.

Medinalar

Bunun dışında: eski şehir yani Medinalardaki dükkanlarda ve özellikle Merrakech şehrindeki, felaket meydanında; satıcılar sıkıntılı.  Kolunuzdan tutup çekiştiren, önünüzü kesip bir sürü saçma-sapan ve anlamadığınız sözler söyleyen insanların bulunduğu bir ortam. Aslında bu görüntüler, bizlere pek yabancı gelmiyor gibi, belki bu görüntüleri bir yerlerden hatırlamamız mümkün olacak ama yaşamayınca, bu kadar kötü olduğu hiç aklıma gelmemişti gerçekten. Gerçekten sıkıntı veriyor ve içinizden diyorsunuz ki: ” yedi milyon turist ” nasıl olur? Özellikle de, zengin turist? Anlamak mümkün değil. Ama sanırım onlar için, bu tutum ilginç geliyor, yine de yanınızda bir bayan varken, bu tür tutumları hiç hoş olmuyor. Doğal olarak içinizi bir ürküntü kaplıyor.

Ayrıca; yemek yemeye gittiğinizde, önünüze konulan tarife ile, yerli halka sunulan tarifenin farklı olduğunu göreceksiniz.

Hesabı istediğinizde, hesap yapılan tarife ile, size sunulan tarifenin farklı olduğunu göreceksiniz ve tüm bunlara şaşıracaksınız.

Kısa bir gezinti düşünüp, faytona bindiğinizde, sürücünün, faytonu bir sokak arasında durdurup, sizi indirdiğini, kolunuzdan tutup bir dükkana soktuğunu, dükkanda her ne kadar istemediğinizi söyleseniz de, bir halı-kilim şovuna muhatap kalacağınızı, şov sonucu satın almadığınız takdirde geride bir sürü asık suratlı insan bırakarak kaçar gibi mekandan ayrılmak zorunda kaldığınızda
şaşıracaksınız.

Yemek yemek için, bir restorana oturduğunuzda,

birden fazla kişi iseniz ve yalnızca bir veya birkaç kişinin yemek yeme durumu söz konusu olduğunda, restoranda sizlere servis yapılmadığını görüp yine şaşıracaksınız. Yani, 4 kişi bir restorana oturdunuz, 3 kişi yemek istedi, hayırrrr, servis yapmıyorlar.

Faslı satıcı, işi o kadar ileri götürmüş ki; yanınıza yaklaştığında, ilk sorduğu soru: ” hangi ülkedensin?” çünkü mensup olduğun ülkeye göre, birkaç kelime söyleyip, gönlünüzü fetih edebileceğini düşünüyor.

Örneğin: Türk dediğinizde,

hemen ” Tarkan, Şıkıdım, Hasan Şaş, Galatasaray ” muhabbetleri başlıyor. Bu arada; kolunuzdan çekiştirmeyi de ihmal etmediğini hatırlatmalıyım. Bu sırada, büyük olasılıkla, diğer yanınızdan da, başka bir satıcı veya dilenci, kolunuzu çekiştiriyor.

Fas turizm, alışveriş ne satın alınır

Türklere bakış açıları

Yani; hani derler ya, Faslının Türklere bakış açısı nedir? Bence, Müslüman bir halk olmamızdan dolayı, Faslının düşünsel yapısında, ayrı bir yerimiz olduğunu sanmıyorum veya öyle bir duygu hissetmedim. Faslı her ülke vatandaşına eşit yaklaşıyor, onun için sanırım önemli olan alışveriş yapmak, para kazanmak. Sanırım bu yazdıklarımı hayal bile edemiyorsunuz, ama yaşanan gerçek bunlar. Gittim, gördüm ve bunları yazıyorum. Umarım; siz gittiğinizde, eyer gitmeyi düşünürseniz ve giderseniz, bu tür şeylerle karşılaşmazsınız, ama kesinlikle, bu söylediğim mümkün değil, karşılaşmamanız imkansız.

En iyisi hazırlıklı olmak.

Çok ülke gezdim ve birçoğunda karşılaşmadığım bir durumdan söz etmeden geçmek istemiyorum. Şöyle ki, şehirde gezerken bir ara kaybolduk, hani derler ya, Fas’ın dar sokaklarına dalın ve kaybolun. Bende kayboldum ve çıkış yolunu sorduğum bir çocuk, bana yolu tarif edebileceğini söyledi, takıldım peşine, o önde ben arkada, bir süre gittik, yaklaşık 5 dakika, istediğim yere vardığımda, teşekkür etmeyi düşündüm, çocuk para istedi.

Para; bu ülkede baş faktör olmuş.

Şaşırmamak elde değil. Yol gösteren, yol tarif eden insanın para istemesi, belki inanamayacaksınız ama giderseniz, karşılaştığınızda hak vereceksiniz. Dikkat, az para verirseniz, verdiğiniz paranın kabul edilmeme riski de var, unutmayın.

Hani, diyebilirsiniz ” paramı verilir, ben vermem”. Hayır, yabancı bir ülke, yabancı dil, yani konuşarak anlaşacak durum yok, çevrede polis, devlet gücü gibi bir unsurda yok, hadi bu şartlar altında vermeyin, sanırım başınıza ne gelebileceğini hayal bile etmek olanaksız. Ama sıkıntı olacağı kesin.

Hafta sonu her yer kapalı.

Hafta içinde ise; dükkanlar, saat: 10.00 gibi açılıp, öğle arası dışında, saat: 18.30 gibi kapanıyor. Cuma namazı saatlerinde ve sonrasında; dükkanlar yine uzunca süre kapalı. Çünkü; cuma namazı sonunda, mutlaka evlerine gidip geleneksel kuskus yemek ve sonra bir süre uyku, Faslının geleneği. Bu saatlerde, yani cuma namaz saatlerinde, restoranlar bile kapanıyor, yemek düzeninizi buna göre ayarlamanızda yarar var.

Fas turizm alışveriş ne satın alınır

Neler satın alınır

Alışveriş sokaklarda yaşanıyor. Küçük el işi atölyeleri ve küçük dükkanlar göreceksiniz. Fas’a ait: orijinal ve satın alabileceğiniz objeler şunlar olabilir: ağaç/ahşap işlemeli objeler, rengarenk Fas terlikleri, porselenler. Ancak; porselenlerin el işlemesi olduğu söylenmesine rağmen, birçok şehir ve dükkanda, hep aynı model ve cins porselenleri gördüğünüzde, bunların el işlemesinden ziyade, fabrikasyon olduğunu düşünmemek elde değil. Yine de: irili ufaklı birçok porselen obje mutlaka beğeninizi kazanacaktır, satın alabilirsiniz. Ahşap işlemeli objeler ise; yöreye özgü: minik ve çok çeşitli kutular, özellikle develerin işlendiği çeşitli hayvan çeşitleri, büyük boyutlu ve pahalı vazolar, sehpalar alınabilir.

Berberi kültürünü yansıtan; halı-kilimler satın alınabilir.

Deriden yapılmış objelerde çok bulunuyor. Bunlar; el işçiliği ürünü; çeşitli çantalar, cüzdanlar, kemerler vs. Yün örgü; rengarenk takkeler satın alınabilir. Bunların fiyatını sorduğunuzda, 20 dirhem duyacak, ama sonuçta bunları 10 dirheme satın alabileceksiniz.

Bazı internet sitelerinde yazıldığı üzere; kumaş, hayır ben hiç görmedim.

Bunun dışında; tekstil ürünleri çok fazla, özellikle: çok çeşitli cins ve renklerde şallar var. Ama; şunu düşünmeden geçmemek gerek. Burada satılanların çoğunu, aynı fiyata, bizim ülkemizde de bulmak mümkün. Bu düşünce söylenince, Fas ve Fas ta yaşayanlar, tamam bizim ülkemizde de var, ama buradakiler farklı diye bir yorum yapıyorlar. Örneğin; bir baharatçıdan, dere otu alın deniliyor, peki, bizim ülkemizde de dere otu var denildiğinde ise, buradakinin farklı olduğu söyleniyor. Yani; bizim ülkemizdeki dere otu, ikinci sınıf dereotu mu ki, buradaki farklı. Sonuçta; zaten alışılmış bir lezzet, tat var. Yani; dünyanın bu ucundan, dere otu alıp ta, ülkeme getirmem. Buradaki alışverişlerde; önemli olan, ülkemizde bulunmayan bir objeyi bulup satın almak veya ülkemizde de bulunabilen bir objenin burada daha ucuz bir fiyata bulunması sonucu satın alınabilir özelliği ortaya çıkar.

Fas da alışveriş, dükkanlar
Bu tür yaklaşımlara uygun objeler mutlaka göreceksiniz,

ama inanın, fiyatını sorduğunuzda, fiyatının çok da uygun olmadığını duyacak ve şaşıracaksınız. Yine de; alışveriş, turizmin gereği, hiç bir şey almasanız da, yakınlarınız, arkadaşlarınız hediyelik birkaç parça düşünür, sizin de buna istinaden düşünmeniz gerekir ise; ufak tefek mutlaka alabilecek birkaç şey bulacaksınız. Özellikle: ahşap, porselen, deri hediyelik objeler bulabileceksiniz. Fiyatlara gelince, nispeten uygun, ama Türkiye’de bulabileceğiniz objelerin fiyatları, bizim ülkemizdekinden daha uygun değil. Baharatçıda, bir kilo incir için 8 TL. vermeniz gerek, bizim ülkemizde de, incirin kilogram fiyatı buna yakın. Peki fark ne? Yani; buradaki incir güzel ve lezzetli de, bizim ülkemizdeki ve özellikle Aydın civarından satın alabileceğiniz incir, lezzetli ve güzel değil mi?

Buna yazarken, bir kısım anlayışı kıt okuyucu, Fas ülkesine incir almaya mı gittin gibi yorumlar bırakmışlar.

Değerli okurlar, elbette “incir” yalnızca bir örnek, nasıl bir örnek, Fas ülkesindeki fiyatlarla, kendi ülkemizde ki fiyatları karşılaştırmanız için bir örnek.

Yine de, Fas ülkesinde güzel birkaç gün geçirdim, gerek Fas ve gerekse Faslılara sevgim ve saygım elbette sonsuz. Yoksa yazdığım olumsuz yorumlar, tamamen tarafsız, keşke yetkilileri okusa da önlem alsalar. Yani, ben yazmamış olsam, Merrakesh şehrinde cehennem meydanında, satıcılar veya dilenciler rahatsızlık verici bir ısrarla kolunuzdan tutup çekiştirmeyecekler mi, bunlar ben yazınca mı insanlar rencide oluyor? Hayır, bunlar gerçek, gittiğinizde göreceksiniz, yaşayacaksınız. Ama dedim ya, Fas insanına, saygımız sonsuz.